f
large_stringlengths
53
71
o
int64
491
1.77B
s
int64
473
4.21M
rs
int64
191
3.03M
u
large_stringlengths
15
2.65k
c
large_stringclasses
10 values
ts
timestamp[ms]date
2012-05-01 03:39:53
2023-10-05 03:34:10
collection
large_stringclasses
19 values
lang
large listlengths
3
3
prob
large listlengths
3
3
text
large_stringlengths
501
15k
seg_langs
large listlengths
1
427
robotstxt
large_stringclasses
1 value
id
large_stringlengths
32
32
filter
large_stringclasses
1 value
pii
large listlengths
0
97
doc_scores
large listlengths
9
9
./CC-MAIN-20141024030046-00188-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
533,177,717
5,842
16,506
http://www.evimizindoktoru.com/dollenme-nasil-gerceklesir.html
text/html
2014-10-24T21:16:34
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Döllenme için bir erkek (sperm) bir de dişi (yumurta) hücresine ihtiyaç vardır. Ergenlik çağına ulaşması ile birlikte erkeğin testislerinde her gün milyonlarca sperm üretilir. Genç kızın karın boşluğunda, döl yatağının üst yanlarında iki adet yumurtalık yer alır. Yumurtalıklar birer tüple döl yatağına bağlanmıştır. Milyonlarca sperm üretimine karşılık yumurtalıklarda ayda bir sefer bir tane (nadiren iki tane) yumurta hücresi üretilir. Olgunlaşan yumurta hücresi ay halinin ortalarında (yaklaşık 14. gün) tüplerden birinin içine bırakılır. Yumurta hücresi tüpte birkaç gün spermle buluşmak (döllenmek) için bekler. Bu süre içinde cinsel birleşme olmazsa yumurta hücresi eriyip kaybolur. Rahim boynuna bırakılan milyonlarca sperm, tüpte hazır bekleyen yumurta hücresi ile buluşmak için uzun ve yorucu bir yarışa girerler. En güçlü ve sağlıklı sperm yumurta hücresine ulaşarak döllenmeyi gerçekleştirir. Yumurta hücresi spermi içine alır almaz, geç kalan spermlerin girişine izin vermemek için dış zarında hızlı bir kimyasal değişim gerçekleşir. Döllenmiş yumurta (zigot), tüpün içinde rahme doğru ilerlerken 2-4-8-16…. şeklinde bölünerek çoğalır. Üç-dört günlük bir yolculuktan sonra rahme ulaşır. Rahim iç zarı zigotun tutunup beslenmesi için kan damarlarıyla zenginleşmiş hazır beklemektedir. Rahim iç duvarına tutunan zigot, bölünmeye devam ederek olgunlaşır. Döllenmenin 9. ve 10. gününde yuvalanma (tutunma) işlemi tamamlanır. Bu aşamadaki canlıya embriyo adı verilir. İkinci aydan sonra embriyo fetüs adını alır ve doğuma kadar gelişmesini sürdürür. Embriyonun rahim iç duvarına yapıştığı yerde, kan ve besin ihtiyacını sağlayacak olan plasenta (eş) adı verilen bir yapı oluşur. Cenin, plasentaya göbek kordonu vasıtasıyla bağlanmıştır. Plasentada besin ve oksijen alışverişi anne kanı ile bebek kanı birbirine karışmadan gerçekleşir. Bebek, anneden temiz kan alırken, anneye içinde artıkların bulunduğu kirli kanı verir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
be132b382ab602880cf28ff292ee9fe3
keep
[]
[ 8.800000190734863, 10, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 2, 10 ]
./CC-MAIN-20140909051713-00300-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
221,536,120
7,425
20,100
http://genetik.nedir.com/
text/html
2014-09-01T20:57:48
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Genetik nedir? Canlıların özelliklerini ve kalıtsal karekterlerini inceleyen, bu karekterlerin nesillere geçişini belli kalıtım kanunlarına bağlayan, genin yapı ve görevlerini araştıran veraset ilmi. Kalıtım bilimi olarak da bilinir. Biyolojinin bir şubesidir Genetik, 20. asrın başlarında gelişmiş, yeni sayılabilecek bir bilim dalıdır. Bununla beraber, genetiğin konusunu meydana getiren çoğu olaylar ve bunlar hakkındaki düşüncelerin tarihi bir hayli eskidir. Genetik çalışmaları çok eski tarihlerde başlamış, tarih boyunca çeşitli fikirlerle zaman zaman ilerleme ve duraklamalar göstermiştir. Son asırda ise genetik daha evvelki zamanlarla kıyaslanamayacak bir ilerleme ve gelişme göstermiştir. Canlı organizmanın ne şekilde ortaya çıktığı uzun zaman tartışma konusu olmuştur. Her canlı bir canlıdan doğar fikrine varılmadan önce, Avrupa’da algler, kurtlar, salyangozlar vs. gibi ilkel organizmaların, kokuşmakta olan organik maddelerden birdenbire ve kendi kendine meydana geldiklerine, yani kendiliğinden oluş (abiyogenez) fikrine inanılmaktaydı. Grek bilgini Aristoteles de bu fikrin savunucularındandı. Aristo’ya göre, canlılar iki yoldan meydana gelmektedir. Bir kısmı cansız maddelerden türemektedir. Bu görüşe abiyogenez denilmektedir. Canlıların bir kısmı da, kendileri gibi canlı ana-babadan meydana gelmektedir. Bu görüşe de biyogenez denmektedir. Ona göre; "Yüksek organizmalarda ana ve babanın döle verdiği pay eşit değildir. Ana, döle sadece madde verir, baba ise can verir; yani, kalıtımda esas rol babanındır." Aristo gibi döl üzerinde babanın rolünün büyük olduğuna inananlara spermist, ananın rolünün büyüklüğüne inananlara ise ovist denmekteydi. Bu iki akım arasındaki mücadele, mikroskobun gelişmesi, sperm ve yumurtaların hücre yapısının incelenmesi ile son bulmuştur. Bitki ve hayvanların aynı temel yapıya sahip olan ve hücre adı verilen odacıklardan meydana geldiği 17. yüzyılda, mikroskopla anlaşılmıştır. Hücre hakkında yapılan ilk gözlemlerden sonra, 1840’ta Schleiden bitkilerin, Schwann da hayvanların hücrelerden müteşekkil olduğunu belirtmişler ve halen geçerliliğini koruyan "hücre teorisini" kurmuşlardır. 1827’de bitki hücresinin bölünerek iki hücre meydana getirdiği mikroskopta görülünce, hiçbir hücrenin, kendiliğinden bir cansızdan meydana gelmeyeceği ortaya çıktı. O halde hücre, çoğalma özelliğine ve bir döle sahiptir. Yani, hücre bir üreme ünitesidir ve aynı zamanda canlı organizmanın temelidir. 1831’de Robert Brown tarafından bitki hücrelerinde çekirdeğin görülmesi, 1854’te kurbağalarda, 1855’te muhtelif su yosunlarında spermanın yumurtayı döllemesi izlenmiştir. Böylece döllenmede vücut hücrelerinin değil, gametlerinin (cinsiyet hücrelerinin) birleştikleri kesin olarak anlaşıldı. 1840’ta Hofmeister tarafından kromozomların ilk defa görülmesi, hücre bölünmesi (mitoz) sırasında kromozomların birbirine eşit iki yarımdan hangisine gittiğinin anlaşılmasına yardımcı olmuştur. 1887’de Weismann, gametler meydana gelirken kromozom sayısının yarıya indiğini, sonra döllenmeyle kromozom sayısına erişildiğini, eşeyli üremenin sonraki döllerde farklı şekilde fertler meydana getirdiğini açıkladı. Aynı yazar, kalıtsal maddeye idioplazm, kromozomlara idant, kromozomları meydana getiren parçalara da id (gen) adını verdi. Weismann’ın kalıtım maddesinin kromozomlarla dölden döle geçtiğini kabul eden bu teorisine "kromozom teorisi" denir. İnsanlar çok eski devirlerden beri kendilerine faydalı hayvan ve bitkileri yetiştirmiş ve çoğaltmışlardır. Fakat onların eşeyi ve dölde eşey belirmesi hakkında (cinsiyet ortaya çıkması hakkında) çoğu batıl olan yanlış ve eksik düşünceler asırlarca devam etmiştir. Hayvanlarda iki eşey, yani iki ayrı cinsin mevcudiyeti biliniyordu. Bitkilerde ise bu durumun farkına varılması, Avrupa’da 17. asrın sonunda oldu. Asur, Babilliler ve Araplar zamanında hurma ağaçlarının ayrı eşeylerinin olduğu bilindiğinden, bol ürün almak için dişi ağaçların çiçekleri erkek ağaçlardan alınan çiçek tozlarıyla muamele ediliyordu. O zaman bilindiği anlaşılan bu usul, hurmalardan başka bitkilere tatbik edilmedi ve Asya’dan Avrupa’ya geçemedi. Avrupa’da bitkilerde ayrı eşeyliliğin ve eşeyli üremenin yeniden keşfi 17. yüzyıl sonunda olmuştur. Bitki türleri arasında tozlaşma ile tür melezleri elde edilebilmiştir. 1866’da Çekoslovakya’da Gregor Mendel’in bezelye cinsleri arasında yaptığı çaprazlamalar ve elde ettiği sonuçlar, genetiğin temelini meydana getirmektedir. 1900’de De Vries, Correns ve Tschermak’ın kendi çalışmaları Mendel’in buluşlarını doğruladığından, elde edilen sonuçları Mendel Kanunları adı altında toplamışlardır. Mendel Kanunları’nın yeniden keşfi sebebiyle batıda 1900 yılı kalıtım ilminin doğum yılı, Mendel de genetiğin babası olarak kabul edilmiştir. Bateson 1906’da bu genç ilim dalına genetik adını vermiştir. Genetik, ana-babalarla oğul döller arasındaki benzerlikleri ve farkları bir veya daha fazla döller boyunca inceler. Döller arasındaki benzerlik ve farklılıkların meydana gelmesinde kalıtım ve çevrenin karşılıklı olan tesirlerini aydınlatmaya çalışır. Genetik ilminin çeşitli kolları vardır. Her biri günümüzde ayrı bir ihtisas dalı haline gelmiş olan bu dallar arasında "Mendel Genetiği", "popülasyon Genetiği", Sitogenetik başta gelenlerdir. Ayrıca son yıllardaki genetik çalışmaları, "Genetik Mühendislik" adı verilen çığır açacak yeni bir bilim dalını doğurmuştur. (Bkz. Genetik Mühendislik) Sözlükte "genetik" ne demek? 1. Bitki, hayvan ve insanlarda kalıtım olaylarını inceleyen dirimbilim dalı, kalıtımbilim. Genetik kelimesinin ingilizcesi [Genetik (die) ] n. genetics, science of heredity (Biology) adj. genetic n. genetics Köken: Almanca İlgili olabilecek başlıklar Genet nedir? Genetik endüstrisi nedir? Genetik mühendisliği nedir?
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "taq_Latn", "knc_Latn", "taq_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
2b4fe43a9aebe9c6d1f8af4362c3905a
keep
[]
[ 9, 9.899999618530273, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 8, 6.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20141024030046-00290-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.6.gz
426,698,345
18,623
103,212
http://www.bilgicik.com/yazi/kuvvet-konu-anlatimi/
text/html
2014-10-24T21:20:24
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0.00009999999747378752, 0 ]
Kuvvet Konu Anlatımı Kuvvet bir cismin şeklini veya hareketini değiştirebilen etkinin adıdır. Birimi Newton’dur. Vektörel bir niceliktir. F ile gösterilir. Bir cismin hareketinde yön, doğrultu ve büyüklüğü üzerinde değişme meydana getirilebilir. Aynı şekilde cismin şeklini değiştirebilir ve bir nokta etrafında döndürebilir.Kuvvet dinamometre denilen düzenekler yardımıyla ölçülür. Ağırlık da bir kuvvet türüdür, cisme yerin uyguladığı kütle çekim kuvvetini ifade eder. Not:Kuvvet vektörel bir nicelik olduğundan vektörler için geçerli olan bütün kurallar kuvvet vektörü için de geçerlidir. Bileşke kuvvet özellikleri, toplama ve çıkarma kuralları, bileşenlerine ait özellikler kuvvet için de aynen geçerlidir. Bileşke Kuvvet İki veya daha fazla kuvvetin etkisini tek başına yapabilen kuvvettir. (Bileşke vektör kavramıyla benzerliğine dikkat edin.) Cismin hareket doğrultusu (daha önceden oluşan bir hız yok ise) daima bileşke kuvvet yönündedir. Bileşke kuvvet eğer; aynı yönlü kuvvetlerin toplamı söz konusu ise bunların büyüklükleri toplamına eşittir. Eğer zıt yönlü paralel kuvvetler söz konusuysa skaler farkları bileşke kuvvetin büyüklüğünü verir. NOT: Fizik sorularında çok kullanılan özel üçgen türleri şunlardır: 3, 4, 5 üçgeni 37°,53°,90° açılarında bir dik üçgendir. Açıların büyüklüğü karşılarındaki kenarın uzunluğu arasındaki ilişkiye dikkat edilmesi gerekir. Uyarı:Birbirini 90° ye tamamlayan iki açının Sinüs ve Cosinüs değerleri birbirine eşittir. a+Q=90° => Sina=CosQ veya Cosa=SinQ alınabilir. Not:Kuvetleri toplarken; uç uca ekleme, paralel kenar, dik bileşenlere ayırma yöntemi kullanılabilir. Burada önemli olan sorunun kısa süre içinde ve doğru çözümünün yapılmasıdır. Sorusuna göre değişiklik göstermesine rağmen çoklu kuvvet vektörlerinin toplamında çokgen (uç uca ekleme) metodu daha kullanışlıdır.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "bem_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "bam_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
f73c907c5abbf2d5034519584411e848
keep
[]
[ 7.900000095367432, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005730-00308-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
133,969,444
21,307
78,122
http://haber.rotahaber.com/Evrim_sihirbazligi_371784.html
text/html
2014-10-23T04:29:29
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
EVRİM SİHİRBAZLIĞI: BİLİMSEL DELİLİ OLMAYAN BİR TEORİYİ BİLİMİN KENDİSİ GİBİ GÖSTERMEK Türkçe sözlüğe göre, Bilim: 1 . Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim. 2 . Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. Görüldüğü gibi bilim deneysel yöntemlere ve ‘gerçekliğe dayanarak’ yasalar çıkarmaya çalışır. Ancak günümüzde evrim teorisi, bilimin bu tanımından tamamen sapmış olarak sihirbazlık gösterileriyle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Diğer bir deyişle, olmayan bir görünüşü çeşitli hilelerle insanlara güya gerçek gibi algılatmaya çalışan bir illüzyon çalışmasıyla sürdürülmektedir. Doğa ve canlılar konusunda sadece amatör bir bilgiye sahip olan ve hiçbir zaman gerçek bir biyoloji eğitimi almamış olan Darwin, bu alanda ilk sihirbazdı. Darwin 1859 yılında hiçbir bilimsel bulgu ya da deneye dayanmayan varsayımlarından oluşan Türlerin Kökeni kitabını yayınladı. Bu kitaba göre, evrim teorisi canlıların yaratılmış oldukları gerçeğini reddediyor ve doğal süreçlerin ve rastlantısal etkilerin ürünü olduklarını savunuyordu. Bu teoriye göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdi.Darwin, teorisini ortaya atarken kendisini destekleyen bilimsel bulguların ileriki yıllarda bulunacağını umuyordu. Ne var ki ilerleyen yıllar evrim teorisinin hiçbir iddiasını doğrulamadı. Aksine evrimin bir açmaz olduğunu ve gelişen 21. yüzyıl bilimi ile, canlılığın başlangıcının tek açıklamasının Yaratılış olduğunu ortaya koydu. Ancak teorilerini bilimsel deliller ve deneysel bulgularla destekleyemeyen evrimciler çareyi, evrim teorisi ile ilgili izahları, canlılar hakkındaki bilimsel açıklamaların arasına karıştırmakta buldular. Bilimsel herhangi bir yazıya baktığınızda ilk birkaç paragrafta canlılar hakkında doğru bilgilere ulaşmanız mümkündür. Ancak ilerleyen satırlarda, birden makalenin bütünlüğü ile hiçbir bağlantısı olmayan mantıkdışı açıklamalara rastlarsınız. İşte aralara serpiştirilmiş bu hayal ürünü açıklamalar Darwinistlerin evrim teorisini bir şekilde kabul ettirebilme çırpınışlarıdır. Darwinistler bilimsel bazı kavramları anlamlarından saptırarak sanki evrim teorisi ile ilişkili gibi gösterirler. Ve bunu insanlara o kadar yoğun olarak işlerler ki örneğin adaptasyon, varyasyon, doğal seleksiyon, mutasyon gibi kavramları duyan kişiler doğrudan doğruya evrimden bahsediliyor zannederler ve evrimi bilimin vazgeçilmez bir parçası gibi görme yanılgısına düşerler. Oysa bu kavramlar canlıların hayatında yer almakla birlikte, bunların evrim teorisi ile hiçbir ilgileri yoktur. Tek tek ele alacak olursak: Adaptasyon; bir canlının, bulunduğu çevrenin değişen koşullarında daha iyi yaşamasını ve üremesini sağlayan özelliğidir. Aynı türe ait iki canlı, büyüklük, renk, karakter gibi farklı özellikleri doğrultusunda ya bulundukları çevreye daha iyi adapte olurlar ve daha uzun yaşama ve daha çok üreme imkanına sahip olurlar ya da değişen şartlara dayanamaz ve yaşamlarını kaybederler. Bu, doğal seleksiyon olarak bilinir. Ancak evrim teorisi, adaptasyon kavramına sözde yeni bir anlam getirerek içinde bulunduğu koşullara adaptasyon sağlayan canlıların zaman içinde tür değiştirdiklerini iddia eder. Ancak evrimcilerin, "Çevre koşullarındaki değişiklik, canlıların evrimleşerek tür değiştirmesine neden olur" şeklinde özetledikleri bu iddiası geçerli değildir. Bir tür, "genetik potansiyeli" kendisine imkan sağladığı ölçüde bulunduğu ortamdaki değişikliklere uyum sağlar yani adapte olur. Eğer "genetik potansiyeli" bu değişikliklere uyum sağlamasına imkan vermiyorsa, o zaman bu tür, değişen koşullara adapte olamaz ve yok olur. Ancak hiçbir zaman koşullara adapte olarak başka bir türe dönüşmez. Her zaman aynı türün bir bireyi olarak kalır. Yani bir ceylan hızlı koşabildiği sürece varlığını sürdürür ancak hiçbir zaman daha hızlı koşabilen bir çitaya dönüşmez. Varyasyon da evrim teorisi ile bağlantılı bir kavram gibi gösterilmesine rağmen hiçbir şekilde bir türün başka bir türe dönüşmesine yol açmaz. Varyasyon, "çeşitlenme" anlamına gelen genetik bir olaydır. Bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler. Ancak bu genetik bilgi her insanda varyasyon potansiyeli sayesinde farklı şekilde kullanılabilir. Örneğin insanların kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimi zencidir, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır. Ancak varyasyon asla evrime delil oluşturmaz, çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı şekillerde ortaya çıkmasıdır. Ve genetik bilgiye asla yeni bir özellik kazandırmaz. Varyasyon her zaman genetik bilginin sınırları içinde olur. Orkidelerin 20 bin çeşidi vardır. Varyasyon potansiyeli sayesinde hepsi aynı genetik bilgiye sahip olmasına rağmen 20 bin farklı orkide ile karşılaşırız. Ancak hiçbir zaman orkideler bir meşe ağacına dönüşmez. Yani varyasyonlar genetik bilgi izin verdiği sürece gerçekleşir. "Genetik değişmezlik" (genetik homoestatis) ilkesi, bir canlı türünü değiştirmek için yapılan tüm eşleştirme (farklı varyasyon oluşturma) çabalarının sonuçsuz kaldığını, canlı türleri arasında aşılmaz duvarlar olduğunu ortaya koyar. Yani farklı inek varyasyonlarını çiftleştiren hayvan yetiştiricilerinin, sonunda inekleri Darwin'in iddia ettiği gibi başka bir türe dönüştürmeleri kesinlikle mümkün değildir. Darwin Retried: An Appeal to Reason (Darwin Yeniden Sorgulandı: Akla Başvuru) adlı kitabıyla Darwinizmin geçersizliğini ortaya koyan Norman Macbeth bu konuda şunları yazar: “Sorun, canlıların gerçekten de sınırsız bir biçimde varyasyon gösterip göstermedikleridir... Türler her zaman için sabittirler. Yetiştiricilerin yetiştirdikleri değişik bitki ve hayvan cinslerinin belirli bir noktadan ileri gitmediğini, hatta hep orijinal formlarına geri döndüğünü biliriz...” Sonuç olarak, varyasyonlar bir türün genetik sınırları içinde bazı sınırlı değişikliklere yol açarlar. Yeryüzünde değişik ırkta insanların olması veya anne-baba ve çocuklar arasındaki farklılıklar varyasyonlarla açıklanabilir. Ancak hiçbir şekilde genetik bilgiye yeni bir parçanın eklenmesi söz konusu değildir. Doğal seleksiyon doğada var olan yaşam mücadelesi neticesinde güçlü olanların hayatta kalması anlamına gelir. Örneğin yırtıcı hayvanların saldırdığı bir geyik sürüsü içinde, doğal olarak hızlı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır. Bir süre sonra bu geyik sürüsü sadece hızlı koşabilen geyiklerden oluşacaktır. Ancak geyikler hiçbir zaman bir başka canlı türüne dönüşmez. Geyiklerin genetik bilgisine herhangi bir bilgi eklenmez ve bir tür değişimi gerçekleşmez. Geyikler ne kadar elemeye (seleksiyona) uğrarlarsa uğrasınlar geyik olarak yaşamaya devam ederler. Bu örnek tüm türler için geçerlidir. Doğal seleksiyon sadece çevre şartlarına uymayan zayıf, güçsüz canlıların ayıklanmasına vesile olur; asla yeni bir genetik bilgi veya yeni organlar, yani yeni canlı türleri ortaya çıkarmaz. Yani doğal seleksiyon vasıtasıyla canlılar evrimleşmez. Darwin Türlerin Kökeni kitabının 127. sayfasında bu gerçeği, "Faydalı değişiklikler oluşmadığı sürece doğal seleksiyon hiçbir şey yapamaz" diyerek kabul etmiştir. Evrimci C. Loring Brace, American Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinde, doğal seleksiyonu, türleri oluşturan bir mekanizma olarak göremeyeceğimizi ve Darwinizm'in bilimsel bulgular tarafından reddedildiğini şöyle açıklar: “American Scientist okuyucuları, biyolojinin büyük bir kısmının ve paleontolojinin tamamının Darwin'in organik evrim hakkındaki görüşlerini reddettiğini fark etmiyor olabilirler. Adaptasyon ise pratikte kesinlikle geçerli görülmüyor.” Mutasyonlar; canlıların genetik bilgisini taşıyan DNA molekülünde, radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen kopmalar ve yer değiştirmelerdir. Mutasyonlar DNA'nın alfabesini oluşturan nükleotidleri tahrip eder ya da yerlerini değiştirirler. Mutasyonların %99’u zararlıdır. Hücrenin tamir edemeyeceği boyutlarda hasar ve değişikliklere neden olurlar. %1’i de etkisizdir. Dolayısıyla evrimcilerin iddia ettikleri gibi, mutasyonlar, bir türün başka bir türe dönüşmesine sebep olacak olumlu değişiklikleri asla meydana getiremezler. Mutasyonların sebep olacağı değişiklikler ancak Hiroşima, Nagazaki veya Çernobil'deki insanların maruz kaldıkları sakatlıklar ve ölümlerdir. Çünkü DNA çok kompleks bir düzene sahip olağanüstü bir moleküldür. DNA üzerinde meydana gelecek herhangi rastgele bir etkinin ancak zarar verdiğini Amerikalı genetikçi B. G. Ranganathan şöyle açıklar: “Mutasyonlar küçük, rastgele ve zararlıdırlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu dört özellik, mutasyonların evrimsel bir gelişme meydana getiremeyeceğini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleşmiş bir organizmada meydana gelebilecek rastlantısal bir değişim, ya etkisiz olacaktır ya da zararlı. Bir kol saatinde meydana gelecek rastgele bir değişim kol saatini geliştirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacaktır. Bir deprem bir şehri geliştirmez, ona yıkım getirir.” (B. G. Ranganathan, Origins?, The Banner Of Truth Trust) Nitekim bugüne kadar gözlemlenmiş hiçbir yararlı mutasyon örneği yoktur. İnsanlar üzerinde gözlemlenen tüm mutasyonlar da zararlıdır. Mutasyonların neden evrimci iddiayı destekleyemeyeceklerini üç ana maddede özetlemek mümkündür: 1) Mutasyonlar her zaman zararlıdır. 2) Mutasyon sonucunda DNA'ya yeni bilgi eklenmez. 3) Mutasyonun bir sonraki nesle aktarılabilmesi için mutlaka üreme hücrelerinde meydana gelmesi gerekir. Vücudun herhangi bir hücresinde veya organında meydana gelen değişim bir sonraki nesle aktarılmaz. Örneğin bir insanın gözü, radyasyon ve benzeri etkilerle mutasyona uğrayıp orijinal formundan farklılaşabilir ama bu, kendisinden sonraki nesillere geçmeyecektir. Yukarıda anlattığım tüm bilgiler bilimin bize gösterdiği gerçeklerdir. İşte evrim sihirbazları bu gerçekleri anlatırken, satır aralarına, “İşte tüm bu etkenler canlıların evrimleşmesine sebep olmuştur” gibi bilimsel hiçbir değeri olmayan eklemeler yaparak insanları bu illüzyona ikna etmeye çalışırlar. Ancak herkes de bilir ki illüzyon, gerçeğin çarpıtılarak beynin aldatılması esasına dayanır. İşte Darwinizmin 150 yıldan fazla bir süredir yaptığı tam da budur. İnsanları, hiçbir bilimsel delile dayanmayan evrim teorisinin bilimin kendisi olduğuna inandırmak. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyıl, bu illüzyonun sona erip insanların gerçekleri görmeye başladığı, zihinlerdeki pusun kalktığı yüzyıldır. Darwinist hipnoz sona ermiştir. Allah’ın izniyle önümüzdeki yıllarda bu teori, sadece tarih kitaplarında “İnsanlık tarihinin en büyük aldatmacası” nitelendirmesi ile yerini alacaktır. Didem ÜRER / Rotahaber http://twitter.com/Didem_Urer http://didemurer.blogspot.com/ http://www.facebook.com/didemurerr
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
e8a018efa9106b21f4def537c8c88a8e
keep
[]
[ 8.5, 10, 9.399999618530273, 10, 10, 10, 10, 10, 0 ]
./CC-MAIN-20140901014519-00437-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
1,159,594,964
17,206
62,025
http://www.kisa-ozet.org/ataturk-subay-olarak-nerelerde-gorev-yapmistir/
text/html
2014-09-01T13:42:54
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9983999729156494, 0.0015999999595806003, 0 ]
Atatürk subay olarak nerelerde görev yapmıştır Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, (Türkiye (resmi adı Türkiye Cumhuriyeti) Güneybatı Asya ile küçük bir bölümü Avrupa kıtasında yer alan ülke Türkiye doğuda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahcivan) ve İran ile; güneyde Irak ve Suriye; ve batıda Ege Denizi, Yunanistan ve Bulgaristan ile komşudur 20 Mayıs 20 Mayıs Gregorian Takvimine göre yılın 140 günüdür Sonraki sene için 225 (Artık yıllarda 226) gün var 1881 1881 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler - Selanik Yunanistan’ın ikinci büyük şehridir Selanik’in nüfusu 800764 yakındır ve coğrafî koordinatları 40°38′kuzey enlemi ve 22°58′doğu boylamındadır Önemli turistik ziyaret yerleri Beyaz Kule ve Arkeoloji Müzesi’dir 10 Kasım 10 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 314 günüdür Sonraki sene için 51 (Artık yıllarda 52) gün var 1938 İstanbul) tarihleri arasında yaşamış ulusal önder 1881 yılında İstanbul, Marmara Bölgesi’nde il ve Türkiye’nin en büyük kenti Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34 sırada yer alır Türkiye’nin kültür ve finans merkezidir İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde Türkiye’nin kuzeybatısında kurulmuştur Selanik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu Babası Selanik Yunanistan’ın ikinci büyük şehridir Selanik’in nüfusu 800764 yakındır ve coğrafî koordinatları 40°38′kuzey enlemi ve 22°58′doğu boylamındadır Önemli turistik ziyaret yerleri Beyaz Kule ve Arkeoloji Müzesi’dir Ali Rıza Efendi, annesi Ali Rıza Efendi 1841 yılında Selanik’te doğdu Söke’den Selanik’e yerleşmiş Türkmenlerden “Kırmızı Hafız” lakaplı Ahmet Efendi’nin oğludur İlkokulu Abdi Hafız Mahalle Mektebinde okudu Selanik’te Evkaf İdaresinde katiplik, sonrada Zübeyde Hanım’dır Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi 14-Zübeyde Hanım (1857, Selanik- Langaza – 14 Ocak 1923, İzmir), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün annesidir Aslen Konya-Karamanlı’dir 15 yüzyıllarda 15 yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler Konya ve Konya Yüzölçümü bakımından Türkiye nin en büyük ili Konya, büyük kısmı İç Anadolu bölgesinde, küçük bir kısmı Akdeniz bölgesinde olup; Orta Anadolu Yaylası üzerinde Ankara, Niğde, Aksaray, İçel, Antalya, Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Karaman ile çevrilidir 36°22′ ve 39°08′ kuzey paralelleri ile 31°14′ ve 34°05′ doğu meridyenleri arasında yer alır Aydın’dan Aydın Ege bölgesinde “Efeler Diyarı” olarak tanınan ve dünyanın en iyi incirinin yetiştiği il Ege denizi, Muğla, Denizli, Manisa ve İzmir ile çevrilidir Türkiye’nin en dağlık illerinden biridir 37°30′ ve 38°03′ kuzey enlemleri ile 27°00′ ve 28°57′ doğu boylamları arasında yer alır Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Makedonya Cumhuriyeti Balkan Yarımadasında yer alan bir devlet Güneyinde Yunanistan, doğusunda Bulgaristan, batısında Arnavutluk, kuzeyinde ise Sırbistan-Karadağ’ın yer alır Başkenti Üsküp olan ülkenin Yüzölçümü 25713 km2, nüfusu 4760000, resmi dili Makedonca ve para birimi Makedonya Dinarı’dır 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1871 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler 1956 yılına değin yaşadı Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti Bu sırada babasını kaybetti (1956 1888) Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu Kısa bir süre sonra 1888 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi Bu okulda 1893 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, Matematik, sayma, ölçme, cisimlerin şekillerini tanımlama gibi temel işlemlerden ortaya çıkan ve yapı, düzen ve ilişkileri inceleyen bilim dalı Mantıksal irdeleme ve nicel hesaplamaları konu alan matematik, idealleştirme ve soyutlamalara dayanır İstanbul’da İstanbul, Marmara Bölgesi’nde il ve Türkiye’nin en büyük kenti Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34 sırada yer alır Türkiye’nin kültür ve finans merkezidir İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde Türkiye’nin kuzeybatısında kurulmuştur Harp Okulunda öğrenime başladı Harp Okulu askeri lise öğrencilerinin eğitimi bittiğinde gittikleri, sivil öğrencilerin özel sınavlarla az sayıda alındıkları, mezun olunduğunda teğmen rütbesi ile subay olunan üniversite seviyesinde olan okuldur 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu, Harp Akademisi’ne devam etti 11 Ocak 11 Ocak Gregorian takvimine göre yılın 11 günüdür Sonraki sene için 354 gün var (Artık yıllarda 355) 1905′te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı 1905- 1907 yılları arasında Şam’da 5 Ordu emrinde görev yaptı 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu Manastır’a III Ordu’ya atandı Şam Suriye’nin başşehri veya “Dımaşk” şehrinin merkez olarak kabul edildiği Suriye bölgesine verilen ad Bu bölgenin merkezi olan Dımaşk şehrine “Şam” da denilmektedir Şehir merkezi Suriye’nin güneybatı kesiminde yer almaktadır Akdeniz’e uzaklığı 96 km, denizden yüksekliği ise 685 metredir Şam şehrinin kuzeyinde Kasiyun Dağı, batısında Cebelü’ş-Şarki ve Lübnan Dağları vardır Doğu ve güney tarafları ise çevredeki ovalara açılmaktadır El-Gûte Vahasının ortasında yer alan şehre, ortasın 19 Nisan 19 Nisan Gregorian Takvimine göre yılın 109 günüdür Sonraki sene için 256 gün var (Artık yıllarda 257) 1909′da İstanbul’a giren İstanbul, Marmara Bölgesi’nde il ve Türkiye’nin en büyük kenti Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34 sırada yer alır Türkiye’nin kültür ve finans merkezidir İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde Türkiye’nin kuzeybatısında kurulmuştur Hareket Ordusu’nda Kurmaybaşkanı olarak görev aldı Hareket Ordusu ittihatçıların, 1909 yılında, 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmak için, Selanik’ten Mahmut Şevket Paşa komutasında ve Mustafa Kemal’in kurmay başkanlığında İstanbul’a gönderdikleri ordudur 1910 yılında Fransa’ya gönderildi Picardie Manevraları’na katıldı Fransa Cumhuriyeti (Fransızca:République Française) ya da kısaca Fransa, Belçika, Lüksemburg, Almanya, İsviçre, İtalya, Monako, Andorra ve İspanya ile komşu olan, Batı Avrupa’da ülke Avrupa Birliği’nin kurucu üyesidir 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı 22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi Ekim 1912′de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı Mustafa Kemal 19 Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi 1914 yılında başlayan I Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’deki kahramanlık destanında 19 Tümeni komuta etti 18 Mart 1915′te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19 Tümen Conkbayırı’nda durdurdu (bkz Çanakkele Savaşı) Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi İngilizler 6- 7 Ağustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9- 10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II Anafartalar zaferleri takip etti Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı 1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu Bu seyehatten sonra hastalandı Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu 15 Ağustos 1918′de Halep’e 7 Ordu Komutanı olarak döndü Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı topraklarını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9 Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a gönderildi 22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle (bkz Amasya Genelgesi) “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı 27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı 23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuva-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış ( 20 Eylül 1920), Kars ( 30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün ( 7 Kasım 1920) kurtarılışı Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları ( 1919- 1921) I İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı 23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı 1 Kasım 1922′de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı 13 Ekim 1923′te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu - /atatürk subay olarak ilk nereye atanmıştır
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
4e7e6aebfae9bbec9f3c5f9d875fc951
keep
[]
[ 6.5, 9.800000190734863, 10, 9.699999809265137, 8.5, 8.699999809265137, 10, 10, 0 ]
./CC-MAIN-20140914011216-00272-ip-10-234-18-248.ec2.internal.warc.gz
706,168,759
10,151
59,211
http://www.odevarsiv.com/ara/newton-un-hareket-kanunlar-soru/Tum-Dosyalar
text/html
2014-09-22T10:12:26
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994999766349792, 0.0005000000237487257, 0.00009999999747378752 ]
"newton un hareket kanunlar soru" İLE İLGİLİ WORD DOSYALARI: Dosya Türü: DOC Hareket halindeki bir cismin ivmesinin ... Newton un ikinci kanununu F ma ... iş ortamındaki kişilerle ilgili bilgi almak için soru sorar sorulan ... Dosya Türü: DOC Kimyada temel kanunlar Eşdeğer gram mol ... doğrusal hareket newton un hareket kanunları düzlemsel hareket iş ve enerji implus ve ... soru sormak bilgi ... Başlık: DİCLE ÜNİVERSİTESİ Dosya Türü: DOC 5.Newton un hareket kanunlarına ilişkin bilgileri gerektiren kavramsal soruları ... 6 Soru çözme Deneylerin pekiştirilmesi ve ... temel kanunlar ... Başlık: T Dosya Türü: DOC ... kimyada temel kanunlar ... bir kuvvetin momenti doğrusal hareket newton un ikinci kanunu düzlemsel hareket iş ve ... öğretimde soru ... Dosya Türü: DOC ... Newton un hareket yasalarını öğrenme ve günlük hayattaki uygulamalarını açıklama ... soru cevap benzetin ... Çevre ile ilgili kanunlar. Başlık: balikesir.edu.tr Dosya Türü: DOC ... Newton un hareket yasalarını öğrenme ve günlük hayattaki uygulamalarını açıklayabilir ... soru cevap benzetin ... Çevre ile ilgili kanunlar. Dosya Türü: DOC ... bir kuvvetin momenti doğrusal hareket newton un ikinci kanunu düzlemsel hareket iş ve enerji ... kimyada temel kanunlar ... öğretimde soru ... Başlık: ÖZET Dosya Türü: DOC Bu tür şeyler bize doğada genel geçer kanunlar olduğunu ve doğanın ... Newton un Beşiği. Pencereden ... Hareket Kinetik . Aynı şekilde Newton un ... Başlık: portal.firat.edu.tr Dosya Türü: DOC Vektörler denge bir kuvvetin momenti doğrusal hareket newton un ikinci kanunu ... kimyada temel kanunlar eşdeğergram ... öğretimde soru ... "newton un hareket kanunlar soru" ile İlgili daha fazla Word Dosyası sonucu görmek için tıklayın. "newton un hareket kanunlar soru" İLE İLGİLİ PDF DOSYALARI: Dosya Türü: PDF Newton un Birinci Hareket Kanunu Newton un hareket kanunlar n anlama ve uygulayabilme Anlat m Örnekleme Problem çözme ... Soru-Cevap Problem Çözme 2 2 a. Dosya Türü: PDF Bu soru öğrencilerin işaretledikleri seçeneği hangi bilgiye dayanarak ... B. Newton un Hareket Kanunlar ... Newton un Hareket Kanunlar Dosya Türü: PDF Newton un Hareket Kanunlar Atwood Aleti ... soru cevap grup çalışmaları gösterip yaptırma sunum mikro-öğretim bireysel çalışma. Başlık: 9-14 namık kemal pak Dosya Türü: PDF ... örne in hareket kanunlar ya ... çok yo un biçimde ya amlar m za gir-mesiyle elektriksel süreçler konusunda ... likle kanunlar konusunda ... Dosya Türü: PDF Ve üç boyutta hareket ve soru çözümleri Newton un hareket yasaları Newton un hareket ... AC de Temel konseptler ve kanunlar Fazör Dosya Türü: PDF Bölüm sonlarında konularla ilgili çok sayıda örnek soru ... Hareket Yerdeğiştirme H ... Newton un Haraket Kanunlar ... Dosya Türü: PDF ... kuvvet denge Newton un 1. Kanunu ... hız ivme bağıntıları ortalama hız. Newton un 2. Kanunu uygulamalı düzlemsel hareket ... ve soru yapıları ... Dosya Türü: PDF Hafta Temel Kanunlar Kütlenin Korunumu Newton un İkinci Kanunu ... Hafta Reynolds transport teoremi yardımıyla hareket denklemlerinin ... soru sormak ... Dosya Türü: PDF Vektör Hesaplamalarının Uygulamaları.Bir Boyutta Hareket ve Kinematik Denklemleri Sabit İvmeli Hareket Serbest ... Newton un Hareket Kanunları ve "newton un hareket kanunlar soru" ile İlgili daha fazla PDF sonuç görmek için tıklayın. "newton un hareket kanunlar soru" İLE İLGİLİ PPT SUNUM DOSYALARI: Başlık: PowerPoint Sunusu Dosya Türü: PPT Newton un Hareket Kanunlar ... Temel Soru Kanunlar Niçin Vardır Dinamiğin kanunlarını kim bulmuştur Cisim üzerine etkiyen kuvvet ... Dosya Türü: PPT Newton un hareket kanunlari ... hareket yasasi sorulari soru 1- yanit 1- soru 2- yanit 2- soru 3- yanit 3- soru 4- yanit 4- soru 5 ... bu kanunlar 1 ... Başlık: Slayt 1 Dosya Türü: PPT Newton un hareket kanunlarını günlük hayatta hangi alanlarda kullandığımızı bilmek ve ... sorusu mantıklı bir soru değildir. Çünkü çuvalın ... Dosya Türü: PPT NEWTON UN HAREKET YASALARI ... Bu kanunlar 1 Eylemsizlik ... KANUNU Slayt 19 Slayt 20 Slayt 21 Slayt 22 Slayt 23 ÖRNEK SORU Slayt 25 Slayt 26 ... Başlık: Ch. 24 Interactions of Life Dosya Türü: PPT ... bgunes gazi.edu.tr Kavram Yanılgısı-Eylemsizlik Newton un 1. Hareket Kanunu Diğer Kanunlar Hangisiyle ilgili ... bgunes gazi.edu.tr Örnek Soru ... Başlık: MSM 205 Statics Dosya Türü: PPT Gmint131 mekanİk ve statİk dr. nihat atmaca 2013 Başlık: Slide 1 Dosya Türü: PPT Bİlİm yÖnetİmİ konferans 44 araŞtirma metodolojİsİ deneysel ve teorİk teknİkler fİzİksel ve bİyolojİk bİlİmlerden Örnekler frederick betz Dosya Türü: PPT Bohr un güneş sistemi ile atomun yapısı arasındaki benzerliği rüyada keşfetmesi buna örnektir. ... birimi Newton N ... SORU Moleküller arası ... Dosya Türü: PPT Von Gericke 1661 yılında basınç yardımı ile havası boşaltılmış bir silindirin içine doğru bir pistonun hareket etmesi ... Newton un parçacık ... Soru ... "newton un hareket kanunlar soru" ile İlgili daha fazla PPT Sunum sonucu görmek için tıklayın. Son Aramalar Populer Aramalar Öneriler - Arama yaparken "5. sınıf" gibi aramalardan kaçınınız ödevin içeriğini ve konusunu aratınız.
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "kab_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "sna_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "grn_Latn", "crh_Lat...
allowed
6fa999032a9e298d0e1638e65928bada
keep
[]
[ 5.900000095367432, 9.600000381469727, 10, 7.800000190734863, 10, 9.899999618530273, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074101-00173-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.3.gz
56,538,905
21,512
130,086
http://cografya.bilecik.edu.tr/IcerikDetay.aspx?No=12
text/html
2015-02-27T21:06:08
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9980000257492065, 0.0020000000949949026, 0 ]
Kartoğrafya ve Çizim Sınıfı Laboratuvarımız coğrafya araştırmaları ve eğitimi çerçevesinde basılmış, sayısal haritaların çizimi ve yeniden üretilmesi amacıyla oluşturulmuştur. Öğrencilerimizin faydalanması amacıyla çeşitli çizim masaları ve aşağıda belirtilen harita koleksiyonu bulunmaktadır. Çeşitli Uygulamalı Derslerinin de Sürdürüldüğü Çizim Sınıfı 1 : 25.000 Elektronik Ort. Akt. Haritalar Tüm Türkiye Kabartma Haritalar - 1 : 100.000 ölçekli Uludağ ve Çevresi (Bursa H 22) - 1 : 100.000 ölçekli Burdur Gölü ve Çevresi (Isparta M 24) - 1 : 100.000 ölçekli Karacadağ ve Yakın Çevresi (Diyarbakır M 43) - 1 : 100.000 ölçekli Elmalı Polyesi ve Yakın Çevresi (Fethiye O 23) - 1 : 100.000 ölçekli Acıgöl ve Yakın Çevresi (Denizli M 23) - 1 : 100.000 ölçekli Nemrut Dağı ile Nazik Gölü ve Yakın Çevresi (Van K 48) - 1 : 250.000 ölçekli Erciyes Dağı ve Yakın Çevresi (Kayseri) - 1 : 1.000.000 ölçekli Türkiye Fiziki Haritası - 1 : 1.850.000 ölçekli Türkiye Fiziki Haritası - 1 : 1.000.000 ölçekli Türkiye ve Çevre Ülkeler Fiziki Haritası - 1 : 3.000.000 ölçekli Türkiye ve Çevre Ülkeler Fiziki Haritası - 1 : 4.250.000 ölçekli Türkiye ve Çevre Ülkeler Fiziki Haritası Farklı Ölçeklerde Tematik Duvar Haritaları - Dünya Siyasi Haritası - Dünya Fiziki Haritası - Avrupa Siyasi Haritası - Avrupa Fiziki Haritası - Afrika Siyasi Haritası - Afrika Fiziki Haritası - Asya Siyasi Haritası - Asya Fiziki Haritası - Kuzey Amerika Siyasi Haritası - Kuzey Amerika Fiziki Haritası - Güney Amerika Siyasi Haritası - Güney Amerika Fiziki Haritası - Türk Dünyası Haritası - Türkiye Siyasi Haritası - Türkiye Fiziki Haritası - Türkiye Ekonomik Coğrafyası Haritası - Türkiye Mülki ve İdari Bölümleri Haritası - Türkiye Madenler ve Sanayi Haritası - Türkiye Coğrafi Bölgeler Haritası - Ege Bölgesi Haritası - Akdeniz Bölgesi Haritası - Karadeniz Bölgesi Haritası - Marmara Bölgesi Haritası - Doğu Anadolu Bölgesi Haritası - İç Anadolu Bölgesi Haritası - Güney Doğu Anadolu Bölgesi Haritası - Azerbaycan Cumhuriyeti Fiziki Haritası - Türkiye Toprak Kuşakları Haritası - Türkiye Jeomorfoloji Haritası - Avrasya Türk Cumhuriyetleri Haritası - Ortadoğu Fiziki Haritası - Türkiye Diri Fay Haritası - Türkiye Heyelan Yoğunluk Haritası - Türkiye Mülki İddari Bölümleri Haritası - Türkiye Afete Uğramış Yerleşim Birimleri Haritası - Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası - Türkiye Maden ve Mineral Kaynakları Haritası - Türkiye Aşınım Haritası Tarihi Haritalar Koleksiyonu Koleksiyondaki örneklerden Anadolu ve Kıbrıs’ın çeşitli dönemlerine ait 24 harita idari bina koridorlarında sergilenmektedir. Tarihi Haritalar Koleksiyonundan Bir Görüntü Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Veri Analizi Laboratuvarı Laboratuvarımız, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) içerikli çağdaş araştırma ve uygulamaları gerçekleştirmek ve Coğrafya Bölümü öğrencilerinin mesleki birikimlerini kamu kurumlarında da değerlendirerek istihdam sağlayabilme imkânlarını artırmak amacıyla oluşturulmuştur. Laboratuarımızda 55 öğrencinin faydalanabileceği bilgisayar donanımı ve çeşitli CBS yazılımları yer almaktadır. 55 öğrenci kullanımına göre düzenlenmiş Coğrafi Bilgi Sistemleri Laboratuvarı Seminer Salonu ve Bölüm Kitaplığı Seminer salonu 80 öğrenci kapasiteli olup, son sistem donanıma sahip akıllı tahta ve kamera ile online ders işlenme olanağına sahiptir. Fakülte Seminer Salonu – Akıllı Sınıf Bölüm kitaplığımızda, beşeri ve fiziki coğrafyanın farklı alanlarında araştırma yapmak isteyen akademisyen ve öğrencilere çeşitli istatistiksel veriler, kitaplar (500 adet), dergiler (124 adet), haritalar, pdf formatında 3000'e yakın yabancı dilde kitap, binlerce makale ve tezler temin edebilme amacıyla oluşturulmuştur. Merkez kütüphanedeki kaynaklar dışında çok sayıda yayını bulabilme olanağına erişilmektedir. Bölüm kitaplığı idari bina 8 nolu salondadır. Coğrafya Bölümü Kitaplığı Teknik Malzeme Listesi Bölümde; derslerin arazide yapılan uygulamalarında, öğrenciler için düzenlenen bilimsel araştırma ve uygulama gezilerinde ve bölüm elemanlarının arazi araştırmalarıyla büro çalışmalarında kullanmaları amacıyla pek çok teknik donanım vardır. Bunların başlıcaları şunlardır. Fotoğraf Makinesi (FujiFilm Finepix HS10, 24-720 mm 30X optik zoom) 2 Adet GPS (Garmın Dakota 20) 2 Adet Barometre (Altitude) 2 Adet A0 Tarayıcı (1 Adet) A4 (Film, Fotoğraf, Belge) Tarayıcı (1 Adet) Digital Termometre 2 Adet Çubuk Termometre (Solab, -20 °C den 50 °C ye kadar) 3 Adet Daldırma Tipi Termometre (Achem, -50 °C den 300 °C ye kadar) 1 Adet Digital PH Metre (The Phep Family) 2 Adet Atmosfer Veri Merkezi (Cep tipi-Silva Adc Pro) 2 Adet Jeolog Çekici (Estwing-Sediman tipi E324-PC) 2 Adet Jeolog Çekici (Estwing-Maden tipi E322-P) 2 Adet Aynalı Pusula (Silva Expedition 15 ) 2 Adet Petrograf Lupu (10X, 20X çeşitli markalar) Çelik Metre (Richter-50 m.) 1 Adet El Telsizi (Aselsan-5 Km) 4 Adet Lazermetre (Leica Disto A5) 1 Adet Planimetre (Placom) 1 Adet Öğrenci Çalışma ve Seminer Salonu Petrografi Laboratuvarı ve Sergi Dolapları Petrografi laboratuvarında, zengin bir tortul, magmatik/volkanik ve başkalaşım kayaçlarının yanı sıra, mineral ve fosil koleksiyonu vardır. Öğrencilerimiz burada daha önce derste incelemiş oldukları örnekleri görerek bilgilerini pekiştirmektedirler. Böylelikle arazi çalışmaları esnasında litoloji tanıma kolaylığı elde edilmektedir. Koleksiyonda yer alan farklı ülkeler ile ülkemizin çeşitli yerlerinden derlenen taş, mineral, kristal, bitki ve canlılara ait seçkin örnekler fakülte idari binası ile derslik binaları içerisinde toplam 16 camekânda sergilenmektedir. Taş, fosil, maden ve canlı örneklerinin büyük bölümü ile bazı mineral-kristaller, Prof. Dr. Harun Tunçel ve Doç. Dr. Nurfeddin Kahraman, Yrd. Doç. Dr. Süheyla Yerel ve Muhsin Özmen tarafından bağışlanmıştır. Kristal ve mineral örneklerinin bir bölümü ise Recep İbrahim Kara tarafından bağışlanmıştır. Bunların dışında ayrıca öğrencilerin arazi çalışmalarında topladıkları örnekler ile yaşadıkları illerden getirdikleri çeşitli örnekler de sergilenmektedir. Tortul Kayaç Örnekleri Magmatik ve Volkanik Kayaç Camekânları Başkalaşım Kayaç Örnekleri Fosil Örneklerinin Sergilendiği Camekânlardan Bir Tanesi Mineral-Kristal ve Maden Örneği Camekânlarından Biri Bor ve Bor Ürünleri Sergisi Bor; çeşitli metal veya ametal elementlerle yaptığı bileşiklerin gösterdiği farklı özellikler, endüstride birçok bor bileşiğinin kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Bor, bileşiklerinde metal dışı bileşikler gibi davranır, ancak, farklı olarak saf bor, karbon gibi elektrik iletkenidir. Kristalize bor görünüm ve optik özellikleri açısından elmasa benzer ve neredeyse elmas kadar serttir. Bor; fiberglass, cam, emaye ve kaplama sanayinde, sabun ve deterjan sanayinde, ateşe dayanıklı malzeme yapımı, metalurjik uygulamalar, tekstil, fotoğrafçılık, boya, borik asit üretimi, elektrik ve tıp sanayii, tekstil cam elyafı, borun alaşımları, metalurjik flux, izole cam elyafı, borun silikat camları, antiseptikler, nükleer yakıt teknolojisi, yangına dirençli malzemeler, naylon, gübre, katalistler, dezenfekte ediciler, yapıştırıcılar, refrakter, çimento korozyon önleyiciler, ilaç ve kozmetik, elektronik rafinasyon, bitki öldürücüler, böcek öldürücüler, deri renklendirici (kahverengi) olarak kullanılmaktadır. Arazi Uygulamaları Coğrafya derslerinin bir bölümü konusuyla ilişkili olarak ya tümüyle arazide yapılmaktadır ya da ilgili konular yeri geldikçe arazide işlenmektedir. Coğrafya Bölümü öğrencileri, arazide ders yaparlarken Öğrencilerimiz jeomorfoloji gözlemleri için araziye giderlerken Öğrencilerimiz temel jeoloji dersi uygulamasında, bir fay yamacı parçası önünde açıklamaları dinliyorlar
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "hau_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_La...
allowed
e9fa177075dfc986c0c5d7bb2a9a8ce5
keep
[]
[ 7.199999809265137, 9.600000381469727, 10, 9.300000190734863, 10, 9.399999618530273, 10, 6, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00286-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.4.gz
346,846,612
12,027
46,905
http://www.bilgiustam.com/periyodik-cetvel-nedir-nasil-kullanilir/
text/html
2015-03-02T23:07:42
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9993000030517578, 0.0006000000284984708, 0.00009999999747378752 ]
Periyodik Cetvel Nedir? Nasıl Kullanılır? (Peryodik Tablo) Resmin Üzerine Tıklayarak Detaylı Büyük Şeklini Görebilirsiniz Periyotlar Periyodik sistemin bugün kullanılan uzun Periyotlu biçiminde, doğal olarak bulunmuş ya da yapay yolla elde edilmiş olan 107 element artan atom numaralarına göre yedi yatay periyotta sıralanır ; lantandan (atom numarası 57) lütesyuma (71) kadar uzanan lantanitler dizisi ile aktinyumdan (89) lavrensiyuma (103) aktinitler dizisi bu periyotların altında ayrıca sıralanır. Periyotların uzunlukları farklıdır. İlk periyot hidrojen periyodudur. Ve burada hidrojen (1) ile helyum (21) yer alır. Bunun ardından her birinde 8 element bulunan iki kısa periyot uzanır. Birinci kısa periyotta lityumdan (3) neona (10) kadar olan elementler, ikinci kısa periyotta ise sodyumdan (11) argona (18) kadar olan elementler yer alır. Bunları, her birinde 18 elementin bulunduğu iki uzun periyot izler. Birinci uzun periyotta potasyumdan (19) kriptona (36), ikinci uzun periyotta rubidyumdan (37) ksenona (54) kadar olan elementler bulunur. Sezyumdan (55) radona (86) kadar uzanan 32 elementlik çok uzun altıncı periyot, lantanitlerin ayrı tutulmasıyla 18 sütunda toplanmıştır ve özellikleri birinci ve ikinci uzun periyottaki elementlerinkine çok benzeyen elementler bu elementlerin altında yer alır. 32 elementlik en son uzun periyot tamamlanmamıştır. Bu periyot ikinci en uzun periyottur ve atom numarası 118 olan elementlerle tamamlanacaktır. Gruplar Helyum, neon, argon, kripton, ksenon ve radondan oluşan altı soy gaz, tümüyle dolu altı periyodun sonunda yer alır ve bunlar periyodik sistemin 0 grubunu oluştururlar. Lityumdan flüora ve sodyumdan klora kadar uzanan ikinci ve üçüncü periyottaki yedişer element ise sırasıyla I., II., III., IV., V., VI., VII. grupları oluştururlar. Dördüncü periyotta yer alan, potasyumdan broma kadar sıralanan 17 elementin özellikleri farklıdır. Bunların periyodik sistemde 17 alt grup oluşturdukları düşünülebilir, ama bu elementler geleneksel olarak 15 alt grupta toplanırlar ve demir, kobalt, nikel ve bundan sonraki periyotta benzer özellikte olan elementler tek bir grupta, VIII. Grupta yer alırlar. Potasyumdan (19) manganeze (25) kadar olan elementler sırasıyla Ia, IIa, IIIa, IVa, Va, VIa, VIIa alt gruplarında, bakırdan (29) broma (35) kadar olan elementler de Ib, IIb, IIIb, IVb, Vb, VIb, VIIb, alt gruplarında toplanırlar. I. grup alkali metaller grubudur; lityum ve sodyumun yanı sıra potasyumdan fransiyuma kadar inen metalleri kapsayan bu grup, farklı özelliklere sahip Ib grubu metallerini içermez. Aynı biçimde, berilyumdan radyuma kadar inen elementleri kapsayan II. grup toprak alkali metallerdir ve IIb grubundaki elementleri kapsamaz. III. grubu oluşturan bor grubu elementlerinin özellikleri, IIIa grubunun mu yoksa IIIb grubunun mu, bu grupta yer alacağı sorusuna kesin bir yanıt getirmez, ama çoğunlukla IIIa grubu elementleri bor grubu olarak düşünülür. IV. grubu karbon grubu elementleri oluşturur ; bu grup silisyum, kalay, kurşun, gibi elementleri kapsar. Azot grubu elementleri V. grupta toplanmışlardır. VI. grup oksijen grubu elementlerinden, VII. grup ise halojenlerden oluşur. Hidrojen elementi bazı tablolarda Ia grubunda gösterilmekle birlikte kimyasal özellikleri alkali metallere ya da halojenlere çok benzemez ve elementler arasında benzersiz özelliklere sahip tek elementtir. Bu nedenle hiç bir grubun kapsamında değildir. Uzun periyotların (4., 5. Ve 6. periyotlar) orta bölümünde yer alan IIIb, IVb, Vb, VIIb, Ib gruplarındaki ve VIII. gruptaki 56 elemente geçiş elementleri denir. Bir Periyotta Soldan Sağa Doğru Gidildikçe; - Atom no, kütle no, proton sayısı, atom kütlesi, nötron sayısı, elektron sayısı, değerlik elektron sayısı artar. - Atom çapı küçülür. - İyonlaşma enerjisi artar. - Elektron ilgisi ve elektronegatifliği artar. (8A hariç) - Elementlerin metal özelliği azalır, ametal özelliği artar. (8A hariç) - Elementlerin oksitlerinin ve hidroksitlerinin baz özelliği azalır, asitlik özellik artar. (8A hariç) - Elementlerin indirgen özelliği azalır, yükseltgen özelliği artar. (8A hariç) Bir Grupta Yukarıdan Aşağıya Doğru İnildikçe; - Proton sayısı, nötron sayısı, elektron sayısı, çekirdek yükü, Atom no, Kütle no artar. - Atom çapı büyür. - Değerlik elektron sayısı değişmez. - İyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi ve elektronegatiflik azalır. - Elementlerin metal özelliği artar, ametal özelliği azalır. - Elementlerin, oksitlerin ve hidroksitlerin baz özelliği artar, asit özelliği azalır. - Elementlerin indirgen özelliği artar, yükseltgen özelliği azalır.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "uzn_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
cb4c0491a89863557e0f8374f5a23c59
keep
[]
[ 7.599999904632568, 9.600000381469727, 10, 8.800000190734863, 10, 9.800000190734863, 10, 3, 8.600000381469727 ]
./CC-MAIN-20150226074102-00050-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.25.gz
520,711,698
20,008
58,067
http://www.havzaeymir.com/mustafa-kemal-ataturkun-hayati.html
text/html
2015-03-01T00:31:30
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Atatürk: Türk ve dünya tarihinin yetiştirdiği büyük insanlardan biri, Türk milletini, tarihi boyunca uğradığı en büyük felâketten kurtaran önder, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı. Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik’te doğdu. O yıllarda Selanik, Osmanlı imparatorluğunun büyük ve sayılı şehirlerinden biriydi. Babası Ali Rıza Efendi orta halli bir kimseydi; Selanik gümrüğünde memurdu. Sonraları bu memurluktan ayrılmış, kereste ticaretiyle uğraşmaya başlamıştı. Küçük Mustafa ilkokulun birinci sınıfındayken babasız kaldı. Bu ölümden sonra Mustafa’yı büyütmek, okutmak, yetiştirmek görevi annesi Zübeyde Hanım’a düşmüş; bu büyük Türk anası, çocuğunun büyük adam oluşunu görmek mutluluğuna ulaşmış, cumhuriyetin ilân edildiği 1923 yılında İzmir’de ölmüştür. Atatürk’ün ilk ve asıl adı Mustafa’dır. Kemal adını, askerî ortaokulda öğrenci bulunduğu sırada, onun zekâsını, çalışkanlığını, tutum ve davranışlarını çok beğenen Mustafa adlı öğretmeni eklemiş, böylece adı Mustafa Kemal olmuştur. Kemal «olgunluk, duygu ve düşüncede yetişmişlik» anlamına gelir. Mustafa Kemal, 1934 yılına kadar bu adla anılmış; o yıl çıkan soyadı kanunu gereğince herkes bir soyadı alırken, Türk mille ti ona «Bütün Türklerin Babası» anlamına gelen Atatürk soyadını vermiştir. Atatürk bu tarihten sonra çoğunlukla sadece bu soyadı ile anılmıştır. Mustafa Kemal, daha çok küçük yaşlarında iken bile zekâsı ve aklı, ağırbaşlılığı, seçkin tutumu ile geleceğin büyük adamı olacağı izlenimini veriyordu. Makbule (Atadan) adlı bir de kız kardeşi vardı. Anneleri Zübeyde Hanım, çocuklarının mahalle mektebine gitmesini istiyor; babaları Ali Rıza Efendi ise onların, o sırada yeni yeni gelişen ilkokulda okumalarını savunuyordu. Bu konu anne-baba arasında tartışmalara yol açmış, sonunda şöyle çözümlenmişti: Mustafa Kemal mahalle mektebine ilk başlayanlara yapılan ilahilerle, önce bu okula yazılmış, böylece Zübeyde Hanım’ın isteği yerine getirilmiş; ama kısa bir süre sonra oradan alınarak asıl öğrenimine başlayacağı ilkokula verilmişti. Bu ilkokulun adı Şemsi Efendi Mektebi idi. Atatürk’ün Hayatı ATATÜRK’ÜN OKUL YILLARI Mustafa Kemal, çok sevdiği Şemsi Efendi Mektebi’nde fazla okuyamadı. Bu okul paralıydı; o yıl babası ölünce sıkıntılı duruma düşen aile, Zübeyde Hanım’ın çiftlikte çalışan ağabeyinin yanına gitmek zorunda kaldı. Küçük Mustafa, bu köy ve çiftlik hayatından hoşlanıyordu ama, okuma isteği buralarda mutlu olmasını engelliyordu. Annesi, oğlunun bu isteğini sezince onu tekrar Selânik’e gönderip rüştiyeye (orta dereceli okul) yazdırdı. Yaşı çok küçük olduğu halde Mustafa Kemal, askerliğe karşı büyük bir sevgi ve ilgi duyuyordu. Büyüyünce subay olmak istiyordu. Bunun en kestirme yolu da askerî bir okula geçmekti. Annesine açıldı. Zübeyde Hanım, oğlunun asker olmasını pek istemiyordu, ama onun ısrarları karşısında razı oldu. Askerî okula giriş için sınav şarttı. Mustafa Kemal bu sınavı üstün dereceyle kazandı, okula girdi. Hareketli, çok çalışkan, düzenli bir öğrenciydi. Arkadaşlarının gelişigüzel oynadıkları her oyuna katılmaz, bunlardan ancak beğendiklerine katılırdı. Bir defasında bahçede «birdirbir» oynama kararı verilmiş, ama o: «Ne? Eğileyim de herkes benim sırtıma basarak mı atlasın? Böyle sevimsiz oyun olmaz!» diyerek oyunu bırakmıştı. İmlâsı düzgün, yazısı güzeldi. Bütün derslerde başarılı olmakla birlikte Türkçeye, edebiyata, yabancı dile, özellikle matematiğe karşı ayrı bir sevgisi vardı. Onu çok beğenen, seven matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey, bir gün öğrencisini karşısına almış: «Gel bakalım şöyle Mustafa; demişti. Benim adım da Mustafa, seninki de… Bu böyle olmayacak. İkimizin adları arasında bir fark olsun istiyorum. Bundan sonra sana Mustafa Kemal diyelim; ne dersin?..» Ve o günden sonra Mustafa’nın adı Mustafa Kemal oldu. ATATÜRK’ÜN ÜLKÜSÜ Mustafa Kemal, 14 yaşında Selanik Askerî Rüştiyesini birincilikle bitirdi. O yıllarda yine yurt sınırları içinde bulunan Manastır Askerî İdadisi ’ne (Askerî Lise) yazıldı. Yaz tatillerinde Selanik’teki Fransız okuluna devam ediyor, Fransızcasını ilerletiyordu. 1899 yılında askerî idadiyi de çok parlak bir şekilde bitirip İstanbul’daki Harp Okulu’na girdi. Onun Harp Okulu’nda okuduğu yıllar, padişah II. Abdülhamit’in baskısını artırdığı dönemdi. Yurdumuz kötü ve karanlık günler yaşıyordu. Bu durumu çok iyi gören, yurdun geleceğinin ne olduğunu düşünenlerden biri de genç Mustafa Kemal’di. 1902′de Erkân-ı Harbi ye’ye (Harp Akademisi’ne) girdi. Bu öğrenim döneminin sürdüğü üç yıl sonunda, kurmay yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı. Ancak, Abdülhamit yönetimine karşı çıktığı, bazı gizli toplantılara katıldığı saray tarafından öğrenilmişti. Bu yüzden sorguya çekildi. Sonunda, Şam’a gönderildi. ATATÜRK KURMAY SUBAY Atatürk, Şam’da ve Suriye’nin çeşitli bölgelerinde görev gezileri yaparken yurt gerçeklerini daha yakından tanıyıp inceledi. Bunun sonucu olarak birkaç yakın arkadaşıyla birlikte 1906 yılında Şam’da gizli bir dernek kurdu. Bu dernek Vatan ve Hürriyet adını taşıyordu; amacı yurdu baskılı yönetimden kurtarmak, özgürlüğe ve ilerlemeye kavuşturmaktı. Bu dernek kısa zamanda gelişti. Atatürk derneğin Rumeli kolunu açmak için gizlice Selânik’e gitti. 1907 yılında kolağası oldu. Selanik’teki III. Ordu’ya atandı. Burada Vatan ve Hürriyet Derneği İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmıştı. Atatürk bu dernekte önemli bir rol oynadı. Tarihimizde 32 Mart Olayı diye anılan hareketi bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a gelen Hareket Ordusu’nda görev aldı. Mustafa Kemal, isyan bastırıldıktan sonra Selânik’e dönmüştü. Bir süre sonra İtalyanlar, Trablus-garp eyaletimize asker çıkarınca, 1911 yılında Mısır yoluyla Trablusgarp’a koştu. Düşmana karşı çarpışan bir avuç kahramanın başına geçti. Başarılı savaşlar yaptı. Binbaşı oldu. 1912 Balkan Savaşı başlayınca Trablusgarp’tan ayrılmak zorunda kaldı. Önemli işler görmek imkânını bulamadan bu savaş yenilgiyle sonuçlanmıştı. Önce Gelibolu boğaz kuvvetleri kurmay şubesi müdürlüğüne atanan Atatürk, kısa bir süre sonra Sofya ataşe militerliğine atandı. Atatürk 1915 yılının başına kadar bu görevde kaldı. Bu arada Birinci Dünya Savaşı da başlamıştı. ATATÜRK ÇANAKKALE’DE Birinci Dünya Savaşı başlayınca Atatürk, yurdun bu bunalımlı günlerinde geri hizmette kalmayı uygun bulmadı; cephelerde görev istedi. İş başındakiler onun ateşli tutumundan çekmiyorlardı. Onu yeni kurulacak bir tümene komutan yaptılar. O sırada yarbay olan Atatürk hemen işe koyuldu; tümenini kısa zamanda yoktan var etti. Çanakkale’ye çıkarma yapmak için uğraşan düşmanların karşısına dikildi. 19. Tümen adını taşıyan bu kuvvetle Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarında üstün başarılar gösterdi. Arıburnu’na çıkmış olan düşman askerlerini orada tuttu. Anafartalar’da destan niteliğinde kahramanlıklar yarattı. Düşmanın Çanakkale boğazını geçmesine, İstanbul’u alıp Rusya’nın yardımına koşmasına engel oldu. Bu büyük başarıdan sonra albaylığa yükseltildi. Bütün yurtta adı ilk defa yaygınlaştı; «Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal diye anıldı. Bu savaşlarda bir düşman misketi tam kalbinin üstüne rastladı. Cebindeki saat parçalandı. Büyük kahraman bu sayede yaralanmakla kalarak belki de ölümden kurtuldu. Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’de ATATÜRK GENERAL Mustafa Kemal, Çanakkale’den sonra daha birçok cephelere gönderildi. Kafkas cephesinde, Siirt, Bitlis, Muş, Diyarbakır bölgelerinde Ruslarla çarpıştı. Diyarbakır’da tuğgeneralliğe yükseldi. 2. Ordu komutan vekili oldu. 1917 yılında Arabistan’daki Hicaz kuvvetleri komutanlığına gönderildi. Buradan 7. Ordu komutanlığına atandı. Osmanlı veliahdı Vahdettin Efendi’nin Almanya’ya yaptığı resmî geziye katıldı. Bu gezide büyük rütbeli Alman subaylarının dikkat ve hayranlıklarını topladı. Ancak geziden üzgün döndü. Durumu gizlemek istemelerine rağmen, Almanların savaşı kaybetmek üzere olduğunu sezmişti. Mustafa Kemal 1918 sonunda Yıldırım Orduları grubu komutanlığı ile tekrar Suriye’ye gönderildi. Artık savaş kaybedilmişti. Ama o, Türk ordusunun en az zararla Suriye’den Anadolu’ya çekilmesini sağladı. Artık büyük asker için Suriye’de yapacağı bir şey kalmamıştı. İstanbul’a döndü. İstanbul’da kaldığı bu birkaç aylık süre içinde yurdu kurtarmak için kafasında tasarılar hazırlamaya koyuldu. Yurdumuz yer yer işgal edilmişti. Bu sırada tek çarenin Anadolu’ya geçmek, milletin koynuna atılarak Sivas’ta yurt savunmasının ve düşmanı yurttan çıkarmanın gerekli hazırlıklarını tasarladıktan, yurdun dört bucağına bu işler için gerekli emirleri verdikten sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920 tarihinde yurdun dört bucağından gelen temsilcilerle Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı. Kurtuluş Savaşı’na girmenin kaçınılmaz olduğunu anladı. Kendisinin Doğu Anadolu bölgesindeki 3. Ordu müfettişliğine (komutanlığına) atanmasını sağladı. MUTLU GÜN: 19 MAYIS Atatürk 16 Mayıs’ta «Bandırma» adlı bir vapurla İstanbul’dan ayrıldı. Bir gün önce Yunanlılar İzmir’e asker çıkarmışlardı. 3 günlük çetin bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a ayak bastı. Bu sırada çeşitli yerlerde yurdun bölünüp düşmanlara verilmesini önlemek amacıyla dernekler kurulmaya başlanmıştı. Atatürk, Samsun’a çıktıktan sonra bu dernekleri kendine bağlanmaya çağırdı. Bu arada hâlâ yer yer iş başında olan ve ellerinde az çok kuvvet bulunan komutanlara da emirler verdi. Onun inandırıcı gür sesi kısa zamanda çok olumlu yankılar uyandırmaya başlamıştı. Düşmanlar saraya, Osmanlı hükümetine baskı yapmaya, Atatürk’ü geri çağırması için zorlamaya koyuldular. Padişahla hükümet, kendisini geri çağırdı; gelmezse işine son verileceğini bildirdi. Ama o, milleti için çalışacağını, dönmeyeceğini, gerekirse askerlikten ayrılacağını bildirdi. Uzun, çetin çabalar sonunda 23 Temmuz’da Erzurum’da, 4 Eylül’de de Sivas ‘ta birer kongre topladı. Bu kongrelerde, vatanın dört bucağından gelen temsilcilere kurtuluşun düşmanlara sığınmak ve yalvarmakla değil, ancak milletçe kendine güvenmek ve silâha sarılmakla mümkün olacağını anlattı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin temellerini attı. Bütün bu çabalarına İstanbul hükümeti ve Damat Ferid Paşa engel olmak istiyor, kendisini ortadan kaldırma yollarını arıyorlardı. Ama bunu başaramadılar. Mustafa Kemal, Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta yurt savunmasının ve düşmanı yurttan çıkarmanın gerekli hazırlıklarını tasarladıktan, yurdun dört bucağına bu işler için gerekli emirleri verdikten sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920 tarihinde yurdun dört bucağından gelen temsilcilerle Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı. KURTULUŞ SAVAŞI 23 Nisan 1920′de açılan Büyük Millet Meclisi başkanlığına Atatürk getirildi. Meclis 20 Ocak 1921 tarihinde bir de anayasa kabul etti. Yunanlılar, İzmir’e çıktıktan sonra yurt içinde ilerlemeye başlamışlardı. Çünkü henüz karşılarında kurulu, düzenli bir Türk ordusu yoktu. İstanbul hükümeti 10 Ağustos 1920′de Sevr barış antlaşmasını kabul etmişti. Bu antlaşma, son yurt parçası olan Anadolu’yu da düşmanlara bölüştürüyordu. Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti bir yandan bu antlaşmayı asla kabul etmeyeceğini ilân ederken, öte yandan da yurt içinde ilerleyen düşmana karşı düzenli kuvvetler kurmaya çalışıyordu. Yunanlılara karşı ilk büyük başarı 10 Ocak ve 1 Nisan 1921 tarihlerinde Birinci ve İkinci İnönü zaferleriyle kazanıldı. Bu arada Londra’da toplanan konferansa İstanbul delegeleriyle birlikte Ankara delegeleri de çağrılmıştı. İnönü savaşlarında yenilen Yunan kuvvetleri 1921 yılı ağustosunda Sakarya’da yeniden büyük bir saldırıya geçmişti. Atatürk, Meclis tarafından geniş yetkilerle Başkomutan seçildi. Cepheye gidip savaşı büyük bir ustalıkla yönetti. Geceli gündüzlü tam 22 gün süren Sakarya Meydan Savaşı, düşmanın yenilgisiyle sonuçlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu büyük yararlığından ve kahramanlığından ötürü Mustafa Kemal’e Gazi unvanını ve mareşallik rütbesini verdi. Atatürk, Sakarya savaşından sonra kesin sonucu alma, düşmanı tam bir bozguna uğratıp yurdu temizleme hazırlıklarına koyuldu. Çok ince ve derin hesaplarla düzenlenen bu hazırlık bir yılda tamamlandı. Bu arada küçük çatışmalar da oluyordu. Sonunda hazırlıklar tamamlandı. Atatürk, bir gece gizlice Ankara’dan ayrılıp Konya ve Akşehir üzerinden Afyon cephesine gitti. 26 Ağustos 1922′de, tarihimizde Başkomutanlık Meydan Savaşı diye anılan büyük savaş başladı, 30 Ağustosta Dumlupınar’da tam bir bozguna uğrayan Yunanlılar, İzmir’e doğru kaçmaya başladılar. 9 Eylül’de İzmir ve onu izleyen haftalar içinde de bütün yurt toprakları, Anadolu ve Trakya, düşmanlardan temizlendi. Bunu Mudanya konferansı, padişahlığın kaldırılması izledi. Son padişah VI. Mehmet (Vahdettin) bir İngiliz zırhlısına binerek İstanbul’dan kaçtı. Lozan konferanslarından, barışın sağlanmasından sonra 29 Ekim1923”te Cumhuriyet ilân edildi. Atatürk cumhurbaşkanı seçildi, Artık Kurtuluş Savaşı’nın çarpışma dönemi bitmiş, yurdun ve milletin ekonomik, kültürel yönlerden kalkınması, çağdaş uygarlığa ayak uydurması dönemine sıra gelmişti. Atatürk cumhuriyetin ilânından sonra devrimleri yaptı. Daha sonra Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayacak çalışmaları başarıyla yürüttü. Hatay için olan çalışmaları sırasında hastalandı. Hastalığına aldırmadan çalışmaya devam etti. Bunun üzerine hastalığı ağırlaştı ve 1938 yılı 10 Kasım sabahı saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayında dünyaya gözlerini yumdu.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "uzn_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
e8a4b6481b4333778bae3f728bc47bd1
keep
[]
[ 9.399999618530273, 10, 10, 9.600000381469727, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 8.5 ]
./CC-MAIN-20141017005723-00375-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.5.gz
1,210,189,202
10,537
35,887
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/selimiye_camii
text/html
2014-10-21T05:24:51
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9988999962806702, 0.0010999999940395355, 0 ]
Selimiye Camii Selimiye Camii (Edirne) II. Selim'in emri üzerine Mimar Sinan tarafından Kıbrıs'ın fethiyle elde edilen ganimetlerle eski sarayın baltacılar koğuşunun bulunduğu yerde yapılmıştır. 1568 - 1574 yıllarında tamamlanan Selimiye Camii Osmanlı-Türk mimarisinin en büyük eseridir. 1913 tarihli bir Osmanlı posta pulunda Selimiye Camii Selimiye Camii Selimiye Camii Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği camii Osmanlı-Türk sanatının en önemli eserlerinden biridir. (Edirne) Sultan II. Selim 'in emri üzerine Sultan İkinci Selim (1524 - 1574) 28 Mayıs 1524'de İstanbul'da doğdu. Babası Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan'dır. Hürrem Sultan Slav kökenlidir. Mimar Sinan ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. tarafından Mimar Sinan 1489 - 1588 yılları arasında yaşamış olan dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi'nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) pa Kıbrıs ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'ın fethiyle elde edilen ganimetlerle eski sarayın baltacılar koğuşunun bulunduğu yerde yapılmıştır. Sicilya ve Sardunya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs; Toroslar'ın çevrelediği Çukurova bölgesi ile Amanoslar'ın kuşattığı bugünkü Hatay bölgesi arasında bir ada olması dolayısıyla bu kara parçaları ile bir bütünlük arz eder. Aynı zamanda Hatay ile Anadolu kıyılarının teşkil ettiği İskenderun Körfezi'ne hakim bir noktada bulunduğundan bu toprakları kontrol eder durumdadır. 1568 ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. - 1568 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler 1574 ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. yıllarında tamamlanan Selimiye Camii Osmanlı-Türk mimarisinin en büyük eseridir. Üçer şerefeli dört minaresi vardır. Her minarenin yüksekliği 70,89 m.'dir. Kubbesi 31,28 m. çapında olan Selimiye Camii'nin Harim tarafındaki minarelerin şerefelerine ayrı ayrı yollardan çıkılabilmektedir. Osmanlı hükümdarı II. Selim tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Selimiye Camii, zamanın başkenti olan Edirne'de, şehrin en yüksek noktasında Yıldırım Beyazıt'ın yaptırdığı Baltacılar Koğuşunun kalıntıları üzerine yapılmıştır. Yapımına 1574 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler 1569 ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'da başlanmış ve 1569 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler 1575 ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'de tamamlanmıştır. Osmanlı-Türk sanatının en muhteşem eseridir. Mimar Sinan, Selimiye için "ustalığımın eseri" demiştir. Açık havalarda 1575 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler Rodop Dağları ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'ndan ve Uzunköprü'nün Süleymaniye Köyü'nden görülebilmektedir. Selimiye'de daha önceki hiç bir camide, Rodop Dağları (Bulgarca Poдoпи, Yunanca Poδόπn), kısaca Rodoplar, Güneydoğu Avrupa'da Balkan Yarımadası'nda bulunan sıra dağlardır. Dağların uzandığı arazinin %83'ü Bulgaristan'ın güney sınırları içerisinde; kalan %17'si Yunanistan sınırları içerisindedir. 2.191 metrelik tepe noktasıyla Bulgaristan'ın yedinci büyük dağıdır. Ayasofya ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. ve Bizans eserinde ve antik çağ mabetlerinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe, 8 filayağına dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, filayaklarına kemerlerle bağlıdır. Kubbenin çapı 31,28 metre, yüksekliği de 15,86 metredir. Bu şekilde örttüğü iç mekana verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekanın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler. Selimiye Camii Selimiye'nin herbiri 70,89 metre yüksekliğinde, kalem gibi incecik 4 minaresi vardır. Minareler üçer şerefelidir. İki minaresinde şerefelerin üçüne giden yol ayrıdır. Bu minarelerden aynı anda üç şerefeye de birbirini görmeden üç kişi çıkabilir. Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin oymaları ise kabarıktır. Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösteren bir görünüş güzelliği sağlar. Diğer camilerde ise minareler açığa yapılmış ve yapı genişlemiştir. Selimiye Selimiye'nin mermer, çini ve hat işçilikleri de önemlidir. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki hünkar mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliktedir. Çinilerin bir kısmı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Rus generali Mihail Skobelev tarafından sökülerek Moskova'ya götürülmüştür. Caminin mimarisinde olduğu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki Hünkar mahfili, 12 mermer sütunlu ve 2 metre yüksekliktedir. Çinilerin bir kısmı 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında, Rus generali Skobelef tarafından sökülerek Moskova'ya götürülmüştür. Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise Sıbyan Mektebi, Darül Kurra, Darül Hadis, medrese, imaret bulunmaktadır. Sıbyan Mektebi günümüzde Çocuk Kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya, 916 yıl boyunca kilise, 481 yıl da cami olarak hem Hıristiyanlığın, hem de Müslümanlığın hizmetinde bulundu. İlk yapıldığında Büyük Kilise (Megale Ekklesia) denilen bu muhteşem yapıt, Kutsal Bilgelik’e (Sofia) adandığından Ayia Sofia olarak tanınır, Fetih’ten sonra ise Ayasofya olarak anılmaya başlanır. ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. - İç avlu - Selimiye Camii - Minber - Kubbesinin iç görünüşü - Kubbesinin dış görünüşü - 1913 tarihli bir Osmanlı posta pulunda Selimiye Camii
[ "kin_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "kin_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
f772e59f3ef68d135ee3fb9d448ec8fe
keep
[]
[ 5.800000190734863, 9.899999618530273, 10, 9.100000381469727, 10, 9.5, 7.400000095367432, 8, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025818-00216-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
1,007,275,851
16,441
59,132
http://www.portfolyo.com/2009/01/vatanbilgisayarcom-maalesef-yenilendi/
text/html
2014-10-30T14:26:05
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00019999999494757503, 0 ]
Galiba şu günlerde oturup sadece yenilenen web sitelerini konuşsak oturup herkes ağlar. Daha iyisi istekleriyle kalkışılan işlere keşke dokunmasalardı diyoruz. Bu yazımda yenilenen bir web sitesini irdeleyerek “bir web sitesi niçin yenilenir” sorusunu tartışmaya çalışacağım. Malumunuz, Vatan Bilgisayar, web site adresi www.vatanbilgisayar.com olan fakat firma ismi Vatan Computer diye yazılan (bkz: Google ), kampanyalarıyla mağazalarını tıklım tıklım doldurarak pazarda herkesi zor duruma düşüren büyük ve rekabetçi bir elektronik mağaza. Kısa bir girişle tanımını yaptığımız bu elektronik hiperstoru maalesef web sitesini yenilemiş. Bu yeniliği 2009′un ilk saatlerinde farkederek twitter üzerinden duyurmuştum. Herşey neden Flash? Sitede heryerin neden flash yapıldığını merak ediyorum ve bunu merak edenler için Facebook’da açılacak bir grupta toplumsal patlama yaşanacağı kanaatindeyim. Bir alışveriş sitesi düşünün ki, beğendiğiniz ürünün resmini kaydedemiyorsunuz. - Tüm ürün resimleri ve menüler flash. Buna ne gerek var, iphone ile sitenizi dolaşmak mümkün değil. - Menü ve ana sayfa orta alanda kullanılan ürün resimleri, flash kullanılması ve boyutlandırma sorunları nedeniyle piksel piksel bir görünümdeler. Bu da kötü görünmelerine sebep oluyor. - Yine ana sayfadaki ürün karoseli ürün tanıtımı için iyi bir araç değil, kullanımı zor. - Ana sayfa (Quad Core Q6700 4 çekirdek işlemcili bir pc ile) minimum %15 işlemci ve 150.000K ram kullanıyor. Kullanıcılar ne derece performanslı bir bilgisayara sahip olmalılar ki sitede rahat rahat dolaşabilsinler? Herşeyin flash olduğu bir alışveriş sitesi dünyada yok, bunu nasıl başardınız? (Full flex uygulamalardan haberimiz elbette var ve performans sorunları yok. Bu sitelerden bahsetmiyoruz.) - Ürün detaylarında “stok bilgisi al” butonu var ve çalışmıyor. Ne işe yarıyor? - Sol menüdeki Kampanyalar tıklandığında ana sayfaya geliyoruz?!??!! - Kullanıcı adı ve şifreye rasgele birşeyler yazıp hata sayfasına düşüyorum ki ne gibi ilginçlikler olabilir görebileyim. Şifre hatırlatma alanındaki e-posta alanını tıkladığımda uyarı baloncuğu hemen açılıveriyor: “This control is invalid!”. Neticede “copy-paste master” kavramı günümüz webmasterları arasında çok yaygın. den yazıyoruz, sabır çekiyoruz Hangi zihniyet “ara” butonunu sol tarafa koyar? Arama kutusunu denemeye başlayalım: - de yazıp entera bastığımızda, arama kutusunda bir uyarı görünür gibi oluyor ve sayfa yenileniveriyor. - de yazıp soldaki harika mercek tıklandığında 3 karakterden az kelime giremezsiniz uyarısı çıkıyor (ki uyarıyı çok dikkatli bakarsanız yakalayabilirsiniz) ama sayfa tekrar yenileniyor. - den yazarak uyarıyı görmeden arama yapmak istiyoruz ve entera baıyoruz. Bu defa ne görelim? Arama kutusunun hemen üstündeki “kullanıcı adı” bölümü bize uyarı veriyor: Kullanıcı adı girmelisiniz ! - den yazıyoruz, sabır çekiyoruz ve bu defa mercek ikonuna tıklıyoruz. Uyarı yok, hata yok. Ama sonuçta yok. Sayfa yenileniyor. - deneme yazıyoruz, süreci tekrar ediyoruz, sonuç sayfası yok. - toshiba, casper, güç kaynağı yazıyoruz, süreci tekrar ediyoruz ve sayfa yenileniyor. Kısaca, arama çalışmıyor! Bir ürünü satın almak için uygun olmanız gereken koşullar Sitenin en altında sadece Türkiye’deki bir elektronik satış sitesinde görülebilir cinsten bir uyarı var: “Bu sayfa en iyi 1024 x 768 ekran çözünürlüğü ve internet explorer 7.0 ile görüntülenebilmektedir.” Düşünsenize, İstinye Fark!? alışveriş merkezine girmek üzeresiniz, güvenlik sizi uyarıyor. Mağazalar en iyi gözlüksüz müşteriler içindir. Lens kullananlara da tavsiye etmiyoruz. Milyon dolar yatırımlar, milyon dolarlık pazarlar, ticaret, para, ekonomi vs… Bu cümle sahibi olduğunuz milyon dolarlık firmanın web sitesinin altında yazıyor. Ne oldu? Küçülüyor musunuz? Aaa evet gözümün önünde birden ufacık kaldınız… Vee… Evet, zihniyetiniz de siz de yok oldunuz… Server Error in ‘/’ Application Server Error in Application denilince akla gelen ilk elektronik mağaza benim için Vatan Bilgisayar olmuştur. Örnek hata görmek için: http://www.vatanbilgisayar.com/products.aspx?L1=PC_&L2=PC_POR&Br=Hepsi Notes: The current error page you are seeing can be replaced by a custom error page by modifying the “defaultRedirect” attribute of the application’s configuration tag to point to a custom error page URL. Sitede gezinirken olur olmadık yerlerde karşınıza çıkan bu sayfalar basit şekillerde engellenir ve site ziyaretçisine gösterilmezler. Kullanıcı yine bir hata sayfasına yönlendirilir ve “Üzgünüz, şu anda görüntülemek istediğiniz sayfada bir hata oluştu” mesajı ziyaretçiye verilir ve sistem programcılara hata loglarını mail atar. Ziyaretçiye bu uyarılar gösterilmez. İkinci sırada ise hepsiburada.com geliyordu. Fakat son zamanlarda bu tür hata mesajlarıyla karşılaşmıyorum. Rasgele birşeyleri alacakmış gibi sepetime ekliyorum. Sipariş sayfası açılıyor ve ödeme bölümünde tablo başlıklarında Açıklama kelimesi başında bir Q harfi unutulmuş. Neyse ufak tefek hatalar olabilir, bir de yazıcı sayfasını göreyim derseniz, çıkan kağıdın en üstündeki şu hata kodu sipariş formunuza ayrı bir güzellik katacaktır: System.IndexOutOfRangeException: Cannot find table 0. at System.Data.DataTableCollection.get_Item(Int32 index) at shoppingCartSum.FillOzellik(Int32 IID, Repeater rptOzellik)System.IndexOutOfRangeException: Cannot find table 0. at System.Data.DataTableCollection.get_Item(Int32 index) at shoppingCartSum.FillOzellik(Int32 IID, Repeater rptOzellik)System.IndexOutOfRangeException: Cannot find table 0. at System.Data.DataTableCollection.get_Item(Int32 index) at shoppingCartSum.FillOzellik(Int32 IID, Repeater rptOzellik) Yenilenen web sitelerinin amacı nedir? Önceki yazımda İş Bankası’nın web sitesini yenilemesiyle karşılaştığımız şeyleri özetlemeye çalışmıştım. İşin temelinde ne var? Yani bir firma web sitesini neden yenilemek ister? Biraz bunu sorgulamak istiyorum. Önce amaçlardan başlayalım ve ticari amaçları sıralamaya çalışalım. Kurumsal kimliğini güçlendirmek, imaj tazelemek, marka bilinirliğini arttırmak, firma içerisindeki gelişmeleri web sitesine de yansıtmak gibi “egoist” veya “kar güdümlü” olarak görebileceğimiz amaçlar olabilir ki geneli böyledir. Şimdi de hayalini kurduğumuz ve rüyalarımızı süsleyecek amaçları sıralamayı deneyelim. Düşünün ki bir firma web sitesini yenileme çalışmalarına başlamadan önce bırakın çalışma başlatmayı, bunun kararını vermeden önce araştırmalara başlasın. Bu araştırmalarda varolan sitenin istatistikleri incelesin, kullanıcı profilleri oluştursun, ziyaret sıklıklarından tutun, kullanılan tarayıcı, işletim sistemi, ekran çözünürlüğü ve daha saymakla bitmez istatistik bilgilerini analiz etsin. Genel müşteri kitlesiyle bu analiz sonuçlarını değerlendirerek adım atmaya başlasın. Hedef kitle gözetilerek, kullanıcı deneyimleri sindirilmiş ve sonucunda kullanıcı dostu dediğimiz bir görünüme ve işlevselliğe kavuşmuş bir web sitesi üretmek acaba hangi firmanın amacı olacak? Havale yapmak için kırk takla attığımız, bir ürün fiyatındaki net indirimi anlayabilmek için bilgisayarımızda hesap makinesi açarak hesaplama yaptığımız, arama yaparak çabucak ulaşmak istediğimiz bilgi için neredeyse tüm site sayfalarını gezmek zorunda kaldığımız şu günlerde, kullanıcı deneyimleri bu gibi durumlardan oluşuyor. Firmalar niçin web sitelerini yenilediklerini düşünmeli ve amaçları gerçekleştirecek ajanslara doğru aktarabilmeliler. Ajansın görevi daha kritik ve bu amaçları tüm teknik ve bilgi donanımıyla sentezleyerek doğru çalışmayı yapabilmelidir. Bir ajansın web sitesini yenilemek için neler yapması gerektiğini de ben burada saymayayım. Siz milyar dolarları yöneten firmalar ve bu firmalara onbinlerce dolara iş yapan ajanslar, kullanıcı odaklı web siteleri istemekte biz minik kullanıcılar haksız mıyız?
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
99e518692ae748a831318de17c74f624
keep
[]
[ 8.5, 9.100000381469727, 9.899999618530273, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 7, 9.899999618530273 ]
./CC-MAIN-20141017005725-00150-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
878,963,203
7,986
32,874
http://www.mavirize.com/amonyak-amonyak-nedir-amonyak-nerelerde-kullanilir.html
text/html
2014-10-21T23:56:22
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9993000030517578, 0.000699999975040555, 0 ]
Amonyak Nedir (Amonyak Kullanım Alanları) AMONYAK, azotun hidrojenle oluşturduğu bir bileşik. Adını Mısır tanrısı Ammon’dan alır. NH3 formüllü, keskin kokulu, renksiz bir gazdır. Sulu çözeltisi de aynı adla anılır. 1774′de İngiliz Priestley tarafından bulundu. Bileşimini ise 1785′de Bertholler açıkladı. 33°C’de kaynar, 78°C’de ergir. Yoğunluğu 0.60′dır. Yüksek basınç altında kolayca sıvılaşır. Sıvı amonyak soğutucu ve iyi bir eritken olarak kullanılır. Suda kolay çözünür. Odyometrede elektrik akımıyla ayrıştırılarak bileşimi saptanır. Bazik karakterde bir bileşiktir. Oksijende yanarak su hubarı ve N2 gazı veririr. Haber yöntemiyle NH3 elde edilirken, gerekli H2 su gazından N2 de sıvı havadan elde edilir. Sanayide en önemli üretimi yine elementlerinden sentez yoluyladır. Haber-Bosch yöntemi ile ( N2+ 3H2 2NH3) organik maddelerin azotlu bileşikleri bazı mayalarla NH3 verir. Taş kömürü damı-tılırken, havagazınm temizlenmesi sırasmda sulu kısımda NH3 oluşur. Sanayide önemli oranda amonyak, nitrik asit, nitrat ve nitrit durumuna getirilmektedir. Ayrıca Rolvay yöntemiyle soda (sodyum karbonat ) elde etmek için yararlanılmaktadır. Bugün amonyak en çok pekrolden elde edilen hidrojenle, hava azotundan elde edilir. Amonyaktan gübre sanayiinde ve patlayıcı madde yapımında yararlanılır. Doğal olarak toprakta mikroorganizmaların etkisiyle gerçekleşen nitratlaşma olayı NaN03 (sodyum nitrat) ve KNO3 (potasyum nitrat) gibi tabi gübreler oluşturur. Amonyum klörür (NH4 Gl) ya da nisadır, kuru pillerde ve lehim işlerinde kullanılır. Amonyak çözeltisi kumaş lekelerini çıkarmada, gümüş eşya parlatılması ve temizlenmesinde, tıpta böcek sokmalarına karşı yarayı dezenfekte edici o-larak kullanılır. Sıvı amonyak soğutma tesislerinde kullanılır. “Amonyak Nedir (Amonyak Kullanım Alanları)” için 4 cevap - teşekür ediyoru bilgi verdiğiniz için - amonyak kokain kaynatmakta kullanılır toz kokaini taş (crack= kokaine çecirir… - bu nasıl site - teşşekkür ederim çok iyi bilgiler var
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn" ]
allowed
39866dd553b26c12186ee962ee543861
keep
[]
[ 7.599999904632568, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 9.699999809265137, 10, 4, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005725-00203-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.3.gz
684,834,453
6,185
24,700
http://www.ebilge.com/displayque.php?qid=272419&soru=Mikroskopun_bolumleri_nelerdir
text/html
2014-10-21T23:56:59
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0 ]
Soruyu soran: Misafir | Tarih: 2008-09-09 | Okunma sayısı: 4504 Tweet Mikroskpun bölümleri; Oküler: Mikroskopa gözünüzü yaklaştırıp baktığınız yerdir. Gövde kolu: Oküler ve objektifleri tutan parçadır. Hareketli revolver: Objektifleri hareket ettirip ygn objektifi kullanmamıza olanak sağlar. Objektifler: Oküler gibi mercek ihtiva eden bir parça. Büyütme bunlar sayesinde olur. Nesne tablası: İncelenecek cisim bu tabla üstüne konulur. İris diyafram: Aydınlatmanın geçtiği yerdir. Aydınlatma: Gerekli ışığı sağlayan kaynaktır. Kaba ayar düğmesi: Görüntüyü ayarlamakta kullanılır. İnce ayar düğmesi: Daha hassas ayarlar için kullanılır. Alt kaide: Mikroskopu ayakta tutan parçadır. 3 Güneş olmasaydı hangi enerji kaynakları olmazdı? 726 defa okundu 5 Ben 8 sınıf öğrencisiyim assubay olmak istiyorum hangi sınavlara girmem gerekiyor? 510 defa okundu 9 İpekböcekçiliği en çok hangi ilde yapılmaktadır? 1457 defa okundu 15 Tuzlu su ile sekerli suyun arasindaki farklar nelerdir? 532 defa okundu 16 Gemilerin su üzerinde batmamalarının sebebi nedir? 384 defa okundu 19 Rumeli hisarındaki burçlar ne amaçla yapılmıştır? Rumeli hisarı ve anadolu... 635 defa okundu
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "ewe_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "mos_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
a68c629bd0e1076e0897efdfc3cec68d
keep
[]
[ 6, 8.899999618530273, 10, 9.399999618530273, 10, 9, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00192-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
768,421,167
14,261
48,979
http://www.soyle.org/edebi-eserler/32427-nutuk-kitap-ozeti.html
text/html
2015-03-05T06:29:26
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9987999796867371, 0.0010000000474974513, 0.00019999999494757503 ]
KITABIN ÖZETI : Nutuk yeni Türkiye devletinin yazilan ilk tarihidir. Yazari Mustafa Kemal Atatürk'tür. Yaptigi tarihi gelecekteki Türk insanina tanitabilmek amaciyla bu kitabi kaleme almistir. Nutuk: Atatürk tarafindan kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasinda Ankara da toplanan Ikinci Kongresinde okunmustur. Konusma otuz alti buçuk saat sürmüstür. Nutuk 1919'dan baslayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alinmistir. 1. Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi Nutukta yeni Türkiye Devletinin kurulusu anlatilmaktadir. Yeni Türk devletinin kurulmasindaki maksat da su sekilde açiklanmistir: Türk ulusunun onurlu ve serefli bir ulus olarak yasamasidir. Bu da tam bagimsiz olmakla saglanabilir. "Ne kadar zengin olursa olsun, bagimsizliktan yoksun bir ulus uygar insanlik karsisinda usak durumunda kalmaktan ileriye gidemez." demistir ve Mustafa Kemal Atatürk su sözleri söylemistir "Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yasamaktansa yok olsun daha iyidir." Diyerek kurtulus isteyenlerin parolasinin "Ya bagimsizlik ya ölüm oldugunu" söylemistir. Burada devlet kurmanin zorluklari görülmektedir. Atatürk Samsun'a çiktigi anda ülkenin genel durumu; Osmanli Devletinin içinde bulundugu topluluk savasta yenilmis Osmanli Ordusu zedelenmis, kosullari agir bir ateskes imzalanmis, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savasa sürükleyenler yurttan kaçmis, padisah ve halife soysuzlasmis, kendini ve tahtini koruyacak alçakça önlemler arastirmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahlari ve cephanesi alinmis ve alinmakta, yurdun dört bir yanindaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harciyorlardi. Bu sekilde açikladiktan sonra ulus egemenligine dayanan kayitsiz sartsiz yeni bir devleti kurmak için izledigi politikayi, karsilastigi güçlükleri bunalimlari ve çatismalari anlatmaktadir. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altinda yasayan uluslara kurtulus yolunu gösteren bir yapit özelligi tasimaktadir. 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi: Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açilmis ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamlarin ulusun basvuracagi en yüce katin Meclis olacagini halkina bildirmis ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk'ün açik ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açiklamalari ve konusmalarindan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Baskani seçmistir. 3. Cumhuriyet Dönemi : Atatürk Ismet Pasa ile birlikte bir yasa tasarisi hazirladi. Bu tasaridaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanin devlet biçimini saptar maddelerini degistirerek birinci maddenin sonuna "Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir" cümlesini ekleyerek maddeyi degistirmistir ve yapilan Meclis toplantisinda Anayasanin Degistirilmesi ile ilgili maddenin görüsülmesi kabul edildi. Toplanti sonunda yasa birçok milletvekilinin "Yasasin Cumhuriyet" söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmis oldu. Daha sonra Cumhurbaskanligi seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantiya katilan yüz elli sekiz kisinin tümünün oylarini alarak Cumhurbaskani seçildi. Nutuk sömürge uluslarin bagimsizliklarini kazanmaya yardimci olacak bir program niteligindedir. Bu eser okundugunda Türk kurtulus savasinin bir askeri savas oldugu kadar bir düsünce savasi da oldugu görülmektedir. Nutuk, Mustafa Kemal Atatürkün halkina verdigi bir hesap pusulasidir. Çünkü ulusal kurtulus savasi boyunca o halkiyla birlikte olmustu ve halkina Hayat demek savas ve çarpisma demektir. Hayatta basari yüzde yüz savasta, basari kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanir. Insanlarin ugrastigi tüm sorunlar, karsilastigi tüm tehlikeler, elde ettigi basarilar toplumca yapilan genel savasin dalgalari içinde dogar. Sözlerini söylemis ve halkindan can istemis, halk seve seve vermis, mal istemis, halk seve seve vermistir. Bunlar nerede, nasil, niçin, harcanmis ? Nutuk halkin kafasindaki bu sorulara da açiklik getirmistir. Türk halkindan alinan canin ve malin ülkenin isgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bagimsiz, çagdas bir devlet ve toplum olarak yasamasi için harcandigini belgeleriyle açiklamaktadir. Atatürk bu eserinde, ulusal varligi sona ermis sayilan büyük bir ulusun bagimsizligini nasil kazandigini, bilim ve teknigin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çagdas bir devleti nasil kurdugunu anlatmaya çalismis ve Türk gençligine biraktigi kutsal armagani su sözlerle noktalamistir. Bu uzun ve ayrintili sözlerim tarihe mal olmus bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarinki çocuklarimiz için dikkat ve uyaniklik saglayabilecek kimi noktalari belirtmis isem kendimi mutlu sayacagim" demis. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasil kuruldugunu merak eden tüm insanlarimizin okumasi gereken bir basucu eseridir. Bundan dolayi siyasi yasantimizda oldugu kadar, devlet felsefesinde de kullandigimiz en bas eserdir.
[ "azj_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
c1f655499ad24ee311a05a26ef8f7532
keep
[]
[ 9.399999618530273, 10, 10, 10, 10, 10, 10, 6, 7.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00261-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.23.gz
654,161,792
8,450
38,783
http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/219483-mustafa-kemal-ataturk-hangi-cephelerde-savasmistir-6.html
text/html
2015-03-03T08:55:28
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Soru-Cevap > Mustafa Kemal Atatürk hangi cephelerde savaşmıştır? Misafir19:59, 12 Ekim 2010 arkadaşlar atatürkün askerliklerini nerelerde yapmıştır bunu bi yaza bilirmisiniz teşekkür ederim. Daisy-BT15:28, 18 Ekim 2010 Atatürk'ün görev yaptığı cephe ve savaşlar: Mustafa Kemal Atatürk'ün savaştığı cepheler: - 29 Eylül 1911 Trablusgarp Savaşı - 6 Mart 1911 Derne Komutanlığı - 24 Kasım 1912 1. Balkan Savaşı - Haziran 1913 İkinci Balkan Savaşı - 20 Ocak 1915 1. Dünya Savaşı; 3.Kolordu emrinde Tekfurdağ'da kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı. - 25 Nisan 1915 Çanakkale Savaşı - 15 Mart 1916 tarihinde 3. Ordu'yu desteklemesi için emrindeki 16. Kolordu ile birlikte Diyarbakır'a gönderildi. (Kafkas cephesi) - 5 Temmuz 1917 Yıldırım Orduları Grubu emrindeki 7.Ordu Komutanlığı. - 15 Ağustos 1918 7.Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi. - 1919-1923 Kurtuluş Savaşı Bazı kaynaklarda Atatürk’ün 1. Dünya savaşı’nda hangi cephelerde savaştığı konusunda bazı gereksiz tartışmalar yapılmaktadır.Yapılan bu gereksiz tartışmaların esas sebeplerinden birisi cephelerin isimlerinin yanlış zikredilmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle Kafkas cephesi ile Doğu cephesinin 1. Dünya savaşı’nda aynı anlama geldiğinin yeterince bilinmemesi, Suriye Filisitin cephesinin Sina-Filistin cephesi olarak yine aynı anlama geldiğinin bilinmemesi ve Hicaz-Yemen cephesinin bazı kaynaklarda güneydeki tek cephe olarak alınması ve Suriye-Filistin cephesinin devamı olduğunun bilinmemesi mevcut yanlışlıklardan en önemlilerindendir.Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün etkin ve aktif olarak 1. Dünya savaşı’nda görev yaptığı cepheleri 3 başlıkta incelemekteyiz.Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: ÇANAKKALE SAVAŞLARI İngiliz ve Fransızların müttefikleri olan Rusya'ya boğazlar yoluyla yardım etmek istemeleri sebebiyle açılan Çanakkale Savaşları Türk Ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 250.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. KAFKASYA CEPHESİ (DOĞU CEPHESİ) Öncelikle Enver Paşa’nın Rusya’ya taarruzu ile başlayan Kafkas harekatı iklim koşullarının elverişsiz olması sebebiyle Osmanlı Devleti’nin başarısızlığıyla sonuçlanmış ve Rusya bazı bölgeleri Doğu Anadolu’da ele geçirmiştir.Kaybettiğimiz asker sayısının 60- 65 bin civarında olduğu kesin olarak bilinmektedir.Tüm bunlara rağmen bazı çevrelerin 90 bin Türk askerini burada şehit göstermesi tamamen hayal ürünüdür. Özellikle Çanakkale savaşlarında Osmanlı Devleti’nin başarılı olması ve Rusya’nın savaştan çekilmesi üzerine Atatürk’ün girişimleriyle doğuda Muş ve Bitlis Ruslardan geri alınmıştır.(1916)Şunu unutmamak gerekir ki Çanakkale savaşlarından sonra Atatürk Kafkas cephesine atanmıştır.Hatta doğuda 2. Ordu komutanlığı görevlerinde de bulunmuştur. SURİYE-FİLİSTİN CEPHESİ (SİNA-FİLİSTİN CEPHESİ) İngilizlerin Suriye-Filistin bölgesindeki işgali bölgede bulunan 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından durdurulmak istenmiştir.Ancak sınırlı sayıdaki askeri mevcut, özellikle Alman komutan General Liman von Sanders’in Atatürk ile anlaşamaması, ayrıca Liman Von Sanders’in stratejik hataları ve Arapların İngilizlerle işbirliği yapması bu cephede Osmanlı Devleti’nin başarısız olmasına yol açmıştır. Misafir21:22, 18 Ekim 2010 atatürkün askerlik aniları Misafir18:23, 19 Ekim 2010 tmm da peki en önce hangisinde savaştı arkadaşlar bilen varmı??? Misafir21:35, 19 Ekim 2010 atatürk galiçyada savaşmışmıdır Daisy-BT21:40, 19 Ekim 2010 Atatürk'ün görev yaptığı cephe ve savaşlar: - 29 Eylül 1911 Trablusgarp Savaşı - 6 Mart 1911 Derne Komutanlığı - 24 Kasım 1912 1. Balkan Savaşı - Haziran 1913 İkinci Balkan Savaşı - 20 Ocak 1915 1. Dünya Savaşı; 3.Kolordu emrinde Tekfurdağ'da kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı. - 25 Nisan 1915 Çanakkale Savaşı - 15 Mart 1916 tarihinde 3. Ordu'yu desteklemesi için emrindeki 16. Kolordu ile birlikte Diyarbakır'a gönderildi. (Kafkas cephesi) - 5 Temmuz 1917 Yıldırım Orduları Grubu emrindeki 7.Ordu Komutanlığı. - 15 Ağustos 1918 7.Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi. - 1919-1923 Kurtuluş Savaşı Misafir17:42, 21 Ekim 2010 cephelerle ilgili daha fazla bılgi yokmu Daisy-BT23:27, 21 Ekim 2010 . Misafir15:20, 27 Ekim 2010 mustafa kemal atatürkün görev yaptıgı cepeler Misafir19:15, 27 Ekim 2010 bunların sırası yokmu alt alta Hızlı Cevap Benzer Konular
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "lus_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
1602389bcb6758b8b2a7dfa9f150ee7a
keep
[]
[ 5.300000190734863, 9.699999809265137, 10, 9.199999809265137, 10, 8, 7.699999809265137, 4, 6.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20141030025824-00059-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.3.gz
362,521,723
20,870
125,892
http://www.blogcu.com/etiket/kpss+%C3%A7%C4%B1km%C4%B1%C5%9F+sorular
text/html
2014-11-01T09:08:23
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9990000128746033, 0.0010000000474974513, 0 ]
2006 kpss 1 eğitim bilimleri 2006 kpss 1 genel yetenek kültür 2007 kpss 1 eğitim bilimleri 2007 kpss 1 genel yetenek kültür 2008 kpss 1 eğitim bilimleri 2008 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 eğitim bilimleri ...kaynak : cepkpss.blogcu.com... 2006 kpss 1 eğitim bilimleri 2006 kpss 1 genel yetenek kültür 2007 kpss 1 eğitim bilimleri 2007 kpss 1 genel yetenek kültür 2008 kpss 1 eğitim bilimleri 2008 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 eğitim bilimleri ...kaynak : cepkpss.blogcu.com... 2006 kpss 1 eğitim bilimleri 2006 kpss 1 genel yetenek kültür 2007 kpss 1 eğitim bilimleri 2007 kpss 1 genel yetenek kültür 2008 kpss 1 eğitim bilimleri 2008 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 genel yetenek kültür 2009 kpss 1 eğitim bilimleri ... osmanlı devleti dağılma dönemi kpss’de çıkmış sorular 2001 kpss 1: osmanlı devleti’nde tanzimat fermanı’nın ilanı ıslahat fermanı’nın ilanı 31 mart olayının bastırılması gelişmelerinden hangileri, mevcut anayasal düzene karşı olanlara bir tepkidir ? cevap: 31 mart olayı ıı. meşrutiyet’e karşı istanbul’da çıkan isyandır. 2:fatih sultan mehmet’ten sonra hangi padişah halka, osmanlı devletinin vatandaşları arasında din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyeceği teminatını vermiştir ? cevap: ıı.mahmut 2003 kpss 1:osmanlı devleti’nde aşağıdaki kesimlerden hangileri ı.meşrutiyetin ilan edilmesi için çalışmışlardır? a... osmanlı devleti dağılma dönemi kpss’de çıkmış sorular 2001 kpss 1: osmanlı devleti’nde tanzimat fermanı’nın ilanı ıslahat fermanı’nın ilanı 31 mart olayının bastırılması gelişmelerinden hangileri, mevcut anayasal düzene karşı olanlara bir tepkidir ? cevap: 31 mart olayı ıı. meşrutiyet’e karşı istanbul’da çıkan isyandır. 2:fatih sultan mehmet’ten sonra hangi padişah halka, osmanlı devletinin vatandaşları arasında din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyeceği teminatını vermiştir ? cevap: ıı.mahmut 2003 kpss 1:osmanlı devleti’nde aşağıdaki kesimlerden hangileri ı.meşrutiyetin ilan edilmesi için çalışmışlardır? a... islamiyetten önce türk tarihi hakkında bilmeniz gereken her şey bu videoda var islam öncesi türk tarihi video islamiyetten önceki türk tarihi konusunda kpss de çıkmış sorular ve cevapları konu1: islamiyet öncesi türk tarihi kpss tarih çıkmış sorular 2001kpss: uyguların aşağıdaki sanat alanlarının hangilerinde etkinlik göstermeleri onların yerleşik hayata geçtiklerine bir kanıttır ? ı: duvar resmi ıı: dokuma ııı: mimari cevap: duvar resmi ve mimari 2002 kpss: orta asya türk devletlerinde sosyal hayatı d&uu... 2011 kpss ortaöğretim soruları ve yanıtları genel yetenek testi soruları - pdf dosya indir genel yetenek testi cevap anahtarı - pdf dosya indir genel kültür testi soruları - pdf dosya indir genel kültür testi cevap anahtarı - pdf dosya indir 2) 2011 kpss önlisans soruları ve yanıtları genel yetenek testi soruları - pdf dosya indir genel yetenek testi cevap anahtarı - pdf dosya indir genel kültür testi soruları - pdf dosya indir genel kültür testi cevap anahtarı - pdf dosya indir &... 1. saatteki hızları 60 km ve 40 km olan iki araç aynı anda a ve b kentlerinden birbirlerine doğru hareket ediyorlar. bu iki araç 3 saat sonra karşılaştıklarına göre a ve b kentleri arası kaç km’dir? a) 200 b) 250 ... sitemizde su anda 180 adet kpss ders video'su ve 32 adet çıkmış kpss sorusu bulunmaktadır 2010 yılında yapılan kpss soruları ve cevapları iç. sınavonlıne.net sizlere çok sayıda örnek kpss sınav soruları ve kpss deneme sınavları sunmaktadır. kpss soru bankası, geçmiş yıllarda çıkmış kpss soruları kpss soruları , kpss de çıkmış sorular ,indir,2010,2009,2008,2007,2006,2005,2004, 2003,2002,2001 kpss soruları , kpss de çıkmış sorular ve cevapları. kpss soruları geçmiş yıllarda çıkmış kpss soruları çözümlü kpss puan hesaplama kpss soruları kpss konu anlatımları pratik kpss bedava dersler ücretsiz kpss matematik, geometri, öss, oks, kpss , ales, sbs puan hesabı, universite sınavlarına hazırlık ve çok daha fazlası ., çıkmış kpss sinavi soru ve ce... 2010 kpss soruları.. 2010 kpss kopya skandalı.. yine kopya... not: eğitim - matematik - coğrafya - türkçe eklenecektir.. takip edin... hatırladığınız ve burada olmayan mat-coğ-eğitim- türkçe sorularını aşağıdaki yorum ekleme bölümünden ekleyiniz.. saygılar 2010 kpss tarih soru ve cevapları soru: kitab-ı bahriye’nin yazarı ve haritalarıyla ünlü denizci kimdir? cevap: piri reis soru: sivas kongresi ve erzurum kongresi’nin ortak olmayan maddeleri nelerdir? cevap: temsil heyetinin sadece doğu bölgeleri tarafından seçilmesi ve doğuyu temsil etmesi. soru: misak-ı milli’ye g&... önceki yıllarda kpss çıkmış sorular videosu izle indirkpss önlisans arkakapak kpss önlisans genel yetenek cevap anahtarı kpss-önlisans 2008 genel yetenek testi 2008 kpss önlisans genel kültür cevap anahtarı 2008 kpss önlisans genel kültür testi kpss 2008 ortaöğretim kpss-önlisans 2008 ortaöğretim ön kapak kpss-önlisans 2008 ortaöğretim genel yetenek cevap anahtarı kpss-önlisans 2008 ortaöğretim genel yetenek testi kpss-önlisans 2008 ortaöğretim genel kültür cevap anahtarı kpss-önlisans 2008 ortaöğretim genel kültür testi kpss-önlisans 2008 ortaöğretim arka kapak kpss-önlisans 2008 ortaöğretim son kapakönceki yıllarda kpss çıkmış sorular youtube videosu... kpss konu testleri – kpss çıkmış sorular – kpss sınav soruları- kpss cevapları- sınav soruları kpss konu testleri coğrafya konu testi matematik konu testi genel yetenek konu testi dosya şifresi : www.perims.net kpss ders notları için tıklayınız. kpss konu testleri – kpss çıkmış sorular – kpss sınav soruları- kpss cevapları- sınav soruları kpss konu testleri coğrafya konu testi matematik konu testi genel yetenek konu testi ... kpsstumsorular.rar... içerikte eğitim bilimleri, genel yetenek, genel kültür soruları mevcut umarım kpss ye çalışan arkadaşların işine yarar...http://rapidshare.com/files/31201335/kpss_sorulari.rar... kpss 2006 genel yetenek soruları kpss 2006 genel kültür soruları genel yetenek cevap anahtarı kpss genel kültür cevap anahtarı etiketler; kpss çıkmış sorular, kpss sınavları, kpssde çıkmış sorular, kpss sınavlarında çıkan sorular, kpss soruları, 2006 kpss, 2008 kpss, kpss çıkan sorular, kpss deneme, kpss genel yetenek, genel kültür, sınav,online, çıkmış sorular, önceki sınavlar, geçmiş yıllardaki sorular,kpss geçmiş sınavlar,kpss geçmiş yıllar, kpss de çıkan sorular, kpss sınavları,önceki kpss sorular ...
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "quy_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
e1c778818d05bc1ea6ad702936c39b50
keep
[]
[ 6.099999904632568, 10, 9.600000381469727, 9, 10, 8.399999618530273, 8.600000381469727, 9, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025823-00061-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
786,875,184
17,499
58,744
http://www.webilgi.com/biyoloji/132-nukleotit-asitler.html
text/html
2014-11-01T03:14:33
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9993000030517578, 0.000699999975040555, 0 ]
Nükleotit Nükleotit, bir fosfat, bir pentoz ve bir azotlu organik bazın bir araya gelmesiyle oluşan, nükleik asitlerin monomerleri. Azotlu organik bir baz, beş karbonlu şeker ve bir tane fosforik asit bulundurur. Azotlu organik bazlar pürinler ve pirimidinlerden oluşur. Pürinler; adenin, guanin, pirimidinler; sitozin, timin ve urasildir. Beş karbonlu şekerler (pentoz), riboz ve deaksiriboz'dur.Riboz RNA'nın _ deoksiriboz ise DNA'nın yapısına katılır.Riboz karon atomunun hidroksil atomuyla birleşmiş halidir.Deoksiriboz ise aynı karbon atomuna hidrojen bağlanmıştır.Bu yüzdende ribozda deoksiribozdan bir molekül oksijen atamu fazladır. NÜKLEİK ASİT BİLEŞENLERİ Nükleik asitlerin altbirimleri (yapıtaşları) nükleotitlerdir. Herbir altbirim;azotlu bir baz, 5 karbonlu bir (pentoz) şeker ve fosfat grubundan oluşur.Bazlar, iki halkalı purin ve tek halkalı pirimidin olmak üzere iki gruba ayrılır.Adenin (A) ve guanin(G), purin baz olarak hem DNA hem de RNA’nın yapısında yeralır.Sitozin (C) hem DNA hem de RNA’da, timin (T) ise yalnızca DNA’da bulunan pirimidin bazlardır.RNA’da timinin yerini diğer bir pirimidin-urasil(U) almıştır.Molekül olarak timin ve urasil,timinin 5.pozisyonunda (C5) metil grubu (CH3) içermesiyle farklılık gösterir . Purin (A,G) bazlarının N9’dan ve pirimidin (C,T ve U) bazlarının N1’den pentoz şekerin N1 pozisyonuna B-N glikozid bağ ile bağlanmasından nükleozidler oluşur.Nükleik asitlerin DNA (deoksiribonükleik asit) ve RNA (ribonükleik asit) olarak adlandırılması, nükleozidin yapısındaki şekerin 2’ pozisyonunda OH grubunun varlığı (bu durumda riboz) veya yokluğundan (deoksiriboz) kaynaklanır.Şekerde (C2’ pozisyonunda) OH’ın olmaması nedeniyle DNA’daki nükleozidler deoksiadenozin,deoksiguanozin,deoksisitidin ve deoksitimidin olarak,RNA’dakiler ise adenozin,guanozin,sitidin ve uridin olarak adlandırılır.Ancak bir RNA olan tRNA’nın yapısında timin bulunur.Bu farklılık ribotimidin olarak belirtilir. Nükleotitler,nükleozidlerin fosfat esterleridir.Nükleik asitlerdeki herbir nükleotit birimi, biri C5’-OH,diğeri C3’-OH gruplarıyla esterleşmiş fosfat grupları içerir.Deoksiribonükleotitler DNA’nın, ribonükleotitler RNA’nın yapıtaşlarıdır.Nükleozid yapısında yeralan şekerler birden fazla OH grubu içerdiğinden deoksiribonükleotitler 3’ ve 5’, ribonükleotitler ise 2’,3’ ve 5’ fosfat esterleri oluşturabilir.Bu kimyasal özelliğe uygun olarak adenozin 5’ fosfat, 5’-ribonükleotit (adenilik asit ya da kısaca AMP) olarak tanımlanırken, deoksisitidin 3’-fosfat ise, 3’-deoksi(ribo)nükleotit (sitidilik asit veya kısaca dCMP) olarak tanımlanabilir. Eğer nükleotidin şeker birimi üzerinde iki tane fosfat mono esteri varsa nükleozid bifosfat (örneğin, guanozin 3’-5’ bifosfat), pirofosforik asitin nükleozid mono esteri (pirofosfat bağ veya fosfoanhidrit bağ) şeklinde bulunuyorsa nükleozid difosfat (örneğin ADP) denilir.Tripolifosforik asit nükleozid esterleri şeklinde uzatılırsa nükleozid trifosfatlar (örneğin ATP) olarak isimlendirilir.Bir tek fosfat grubu hem C3’-OH hem de C5’-OH grubuyla esterleşerek halkasal nükleotit oluşur (3’-5’ halkasal nükleotit,kısaca cAMP ya da cGMP gibi). b. NÜKLEOTİT POLİMERİZASYONU VE DNA’NIN BİRİNCİL YAPISI Bir nükleotit 5’- pozisyonundaki fosfatı ile diğer bir nükleotidin 3’-OH grubu arasında fosfodiester bağ oluşturarak birleşirse dinükleotit oluşur.Bu ikili yapının serbest 3’-OH ucuna birkaç nükleotit eklenerek oligonükleotitler, daha fazla sayıda nükleotit eklenerek polinükleotit zincirler oluşturulur.Bir polinükleotit zincir 5’ uçta fosfat, 3’ uçta OH ile sonlanarak DNA ve RNA’nın primer (birincil) yapısını belirler.DNA ve RNA’nın omurgasını şeker ve fosfatlar, genetik bilgi içeriğini ise özgün tip ve sayıdaki bazlar oluşturur . c.WATSON-CRICK BAZ EŞLEŞMESİ VE DNA’NIN İKİNCİL YAPISI Moleküler biyoloji biliminin temeli 1953’de James Watson ve Francis Crick tarafından ilk kez DNA’nın üç boyutlu yapısının bir model olarak açıklanmasıyla atılmıştır: DNA dışta şeker-fosfat omurgası,içte bazların yeraldığı çift sarmal iki polinükleotit zincirden oluşan bir moleküldür.Polinükleotid zincirler biri 3’-5’,diğeri 5’-3’ yönde antiparaleldir ve zincirler hidrojen bağlar ile birarada tutulurlar.Bir polinükleotit zincirin özgün nükleotit dizilimi diğerinin benzeri değil,tamamlayıcısıdır.Bu nedenle herbir zincir kalıp olarak diğerinin özgün nükleotit diziliminin de belirleyicisidir.Bu özellik, nükleik asitlerin kalıtım molekülü olarak kopyasının çıkmasını ve aktarılmasını, genetik bilginin RNA’ya ve proteine dönüştürülmesini sağlar. Watson-Crick baz eşleşmesi olarak da tanımlanan bu purin-pirimidin ya da tersi baz eşleşmeleri DNA’nın ikincil yapısını oluşturur.İki polinükleotit zincir A ile T arasında iki, G ile C arasında üç hidrojen bağı oluşturarak birarada tutulur .Hidrojen bağ oluşumu az da olsa enerji salınmasına neden olur.Böylece baz eşleşmesiyle sağlanan küçük enerjiler ve ek olarak hidrofobik etkileşimler, çift sarmalın termodinamik kararlılığını sağlar.Bu nedenle polinükleotitlerin baz bileşimi veya dizilim özelliği serbest enerji değişimini bu da sarmalın kararlılığını etkiler. Fizyolojik koşullarda genellikle DNA’daki bir baz çifti diğerine yaklaşık 3.4 angström (A ) ve eksene yaklaşık 36o’lik bir açı yaparak –fosfodiester bağ ile birleşirler.Böylece DNA’da her 10 baz-çiftini içeren kısım yaklaşık 360o dönerek 34 Ao fiziksel uzunlukta bir sarmal oluşturur.Sarmal genellikle sağa dönümlüdür.DNA’da herbir baz çiftinin sarmalın dış yüzeyine yönelik kısımlarında,özgün hidrojen bağ verici veya alıcı gruplardan ve hidrofobik ceplerden oluşan büyük ve küçük oluk şeklinde yapılar bulunur.Bu yapılar ve özgün nükleotit dizilimi,tüm çift sarmal DNA’nın - baştan sona geometrik yapısını ve buradan işlevini etkileyebilir.Örneğin, DNA’nın içinde bulunduğu fizyolojik koşullar değiştiğinde DNA’ya bağlanan düzenleyici proteinlerin bağlanma özelliği de değişerek bu bölgelerde gen etkinliğinin değişmesine neden olurlar d.RİBONÜKLEİK ASİTLER (RNA) Birincil yapıları DNA’ya benzer.5’-3’ şeker fosfat bağlantılı doğrusal dizilmiş nükleotitlerden (A,G,C ve U) oluşur.Ancak DNA’dan, şeker-fosfat omurgasında deoksiriboz yerine riboz,nükleotitlerde timin yerine urasilin yeralmasıyla farklılaşır.Tüm RNA’lar RNA polimeraz enzimiyle DNA’nın kalıp sarmalının belirli bir bölgesinden kopya çıkartılarak sentezlenirler.Birincil yapıları –ribozdaki OH nedeniyle daha az dayanıklıdır.Ancak Watson-Crick baz eşleşimiyle kendi üzerine katlanarak çift sarmal ve saç tokası görünümlü, eşleşmemiş kısımlarda ise tek sarmallı ilmik şeklinde ikincil yapılara dönüşebilirler.Örneğin,tRNA’nın ikincil yapısı bu şekilde oluşur. İkincil yapılar da kendi üzerinde katlanarak ya da diğer moleküllerle üç boyutlu yapılara dönüşmek üzere katlanırlar. RNA moleküllerinin işlevleri DNA’ya göre daha çok yönlü ve daha karmaşıktır. Örneğin,bazı RNA molekülleri; a-proteinlerin amino asit birimlerinin şifrelerini taşıyarak genetik bilgi akışına aracılık ederler (mRNA) b- Protein sentezi için platform organeli olan ribozomların yapısına katılırlar (rRNA) c-mRNA’daki şifreyi (kodonları) okuyarak taşıdığı amino asitleri buna uygun şekilde dizilmesini sağlayan adaptör moleküllerdir (tRNA). d- Ribonükleoprotein kompleksleri ya da küçük RNA molekülleri şeklinde düzenleyici molekül olarak iş görürler. Bunlara ek olarak,kodlayıcı özelliği olmayan ve bir başka RNA’ya komplementer (tamamlayıcı ya da antisens RNA olarak da adlandırılan) kısa RNA molekülleri de vardır.Bunlar RNA:RNA eşleşmeleri yaparak hedef RNA’nın normal işlevini baskılayan bir repressör olarak da iş görürler.Ayrıca sarmallardan biri RNA diğeri DNA olan RNANA dubleksleri şeklinde çift sarmallar da oluşabilmektedir.Bunlar; 1.RNA polimerazın DNA’dan kopya çıkartması (transkripsiyon) sırasında, 2.DNA sentezi öncesi Okazaki parçacıkları şeklinde kısa RNA primer (başlangıç) dizilerinin oluşumu sırasında, 3.Revers transkriptaz enziminin viral RNA’dan DNA sentezlemesi sırasında ortaya çıkmaktadır.Bu tip melez sarmallar in vitro koşullarda da oluşturulmuş ve ısıya bağlı denatürasyonlara karşı (DNANA eşleşleşmelerine göre) daha dayanaklı oldukları gösterilmiştir. mRNA mRNA’lar DNA’daki genetik bilgiyi protein sentez organeli olan ribozomlara aktaran aracı moleküllerdir. Uzunlukları taşıdığı genetik bilgiye göre ve kodlayıcı olmayan (intron) bölgelerine göre değişken olabilir.Prokaryotlarda daha kısa ömürlüdürler ve toplam hücre ağırlığının çok az bir kısmını oluştururlar.Ökaryotik mRNA’lar daha dayanıklıdır.Saatlere varan ömürleri vardır ve toplam hücre ağırlığının %3 kadarını oluştururlar.Prokaryotik hücrelerde DNA, sitoplazmada serbest olarak bulunduğundan (çekirdek zarı bulunmadığından) mRNA sentezi devam ederken mRNA 5’ uçtan ribozoma bağlanır ve aynı anda protein sentezi yapılabilir.Ökaryotik hücrelerde ise tüm RNA’lar çekirdekte sentezlenir Protein sentez öncesi bazı değişiklikler geçirerek olgunlaşır ve daha sonra sitoplazmaya aktarılırlar. Aktif bir genden binlerce RNA kopyası oluşturulabilir.Herbir mRNA molekülü de binlerce polipeptide dönüştürüldüğünden küçük bir DNA bölgesinde bulunan genetik bilgi,böylece özgün bir proteinin milyonlarca kopyasının sentezini sağlayabilir.Örneğin,ipek böceğinin herbir ipek salgı hücresi tarafından ipeğin yapısında bulunan fibroin protein geninden 10 000 kadar mRNA kopyası çıkartılır.Herbir fibroin mRNA’sından 100 000 fibroin protein molekülü sentezlendiğinden 4 günlük sürede yaklaşık bir milyar fibroin proteini oluşturulur. Genetik kod kurallarına ökaryotik mRNA’sı,proteinin amino asit dizilimine uygun bir nükleotit dizilimi ya da ekson (kodlayıcı bölge) içermesine karşın gen, daha uzun nükleotit bileşimi içermektedir.Kodlayıcı olmayan nükleotit dizileri (intronlar) ilk oluşturulan mRNA’da yer alırken, daha sonraki işleme sırasında kesilerek çıkartıldıklarından olgun mRNA’da bulunmazlar. tRNA (transfer RNA) Proteinlerin yapısında bulunan amino asitleri ribozomlara taşıyan ve mRNA’daki üçlü şifreyi (kodonları) tanıyan adaptör moleküllerdir.Ökaryotik hücrelerin çoğunda 60-70 farklı tRNA bulunurken,prokaryotik hücrelerde, örneğin E.coli’de 20 farklı amino için ~40 kadar farklı tRNA iş görmektedir.Tüm tRNA’ların 3’OH (akseptör) ucunda CCA evrensel ortak nükleotit dizisi bulunur.Ancak CCA nükleotidleri tRNA genleri tarafından kodlanmaz.Transkripsiyon sonrası tRNA nükleotidil transferaz enzimiyle tRNA’ya eklenir.Amino asitler,herbir amino asite özgün olan amino açil tRNA sentetaz enzimiyle CCA’nın adenozin biriminin riboz şekerine ester bağıyla kovalent olarak bağlanır.tRNA’nın diğer önemli bir bölgesi antikodon ucudur.Bu bölge,mRNA (üçlü) kodonlarıyla baz eşleşmesi yaparak şifrenin tanınmasını sağlar. Birincil yapıdaki tRNA, nonkovalent etkileşimlerle yonca yaprağını andıran ikincil yapıya dönüştürülür.tRNA’nın işlevi için kendi üzerine katlanarak hidrojen bağlarla oluşturduğu “L” harfi şeklindeki karakteristik üçüncül yapıya geçmesi gereklidir.tRNA molekülleri arasındaki büyüklük farklılıkları,”D”(dihidroksi uridin) kolu ve ”değişken “ kollardaki nükleotid farklılıklarından kaynaklanır.tRNA’lar normal bazlara ek olarak değişime uğramış bazlar da içerir.Örneğin ribotimidin (T,5-metiluridin) ve pseudouridin (U,uridinin C5’ –C2’glikozid bağla bağlanmış bir izomeridir),tüm tRNA’larda “TUC” kolunda yer lan değişik bazlardandır.TRNA antikodonu ile mRNA kodonlarının eşleşmesi A-U,G-C standart baz eşleşmesidir.Ancak “Wobble”baz eşleşmesi olarak da tanımlanan G ile U’nun ve inozin (I) bazı ile kodonun 3.pozisyonundaki C,U ya da A ile eşleşmesi de oluşabilmektedir.Metionin ve triptofan dışında diğer amino asitlerin herbiri birden fazla tRNA tarafından (isoaccepting tRNA) protein sentezine sokulabilmektedir rRNA (ribozomal RNA) Hücrelerde en fazla bulunan RNA’dır.rRNA’lar özgün tip ve sayıda ribozomal proteinlerle (r-protein) birleşerek ribozomları oluştururlar.Ribozomlar,hem prokaryotik hem de ökaryotik hücrelerin protein sentez organelleridir.E.coli’de 20000 kadar ribozom,hücre kuru ağırlığının %25 kadarını oluşturur.Hızla büyüyen bir memeli hücresi ise ~10 milyon ribozom içerebilir.Tüm hücrelerdeki ribozom sayısı,hücrenin protein sentez aktivitesine göre değişebilir. Ribozomlar biri diğerinin yaklaşık iki katı olan iki alt birimden oluşur.Alt birimler ve içerdiği rRNA tipleri,ultrasantrifüj çökme sabit sayıları (S) ile tanımlanır.Bir bütün prokaryotik ribozomu 70S,ökaryotik ribozomu ise 80S büyüklüğe sahiptir.Prokaryotik ribozomun küçük altbirimi 30S büyüklükte ve 16S rRNA ve 21 proteinden oluşur.Büyük altbirim ise 50S büyüklüktedir;23S ve 5S rRNA’dan ve 34 ribozomal proteinden oluşur.Ribozomlar herbir rRNAdan ve proteinden birer kopya içerir (Sadece 50S altbirimde bir proteinin 4 kopyası bulunur).Ökaryotik ribozomların küçük alt birimi 40S büyüklüktedir ve 18S rRNA’dan ve yaklaşık 30 ribozomal proteinden oluşurken,büyük altbirim 60S büyüklükte ve 5S,5.8S ve 28S rRNA ve yaklaşık 45 ribozomal proteinden oluşmaktadır. Ribozomların önemli bir özelliği, birbirlerinden ayrılmış da olsa ribozomal proteinlerin ve rRNA’ların uygun (in vitro) koşullarda yeniden işlevsel yapıya sahip olabilmeleridir.Ribozomlar protein sentezi için yalnızca esnek bir platform değil, protein-protein ya da protein-rRNA etkileşimleriyle kataliz olaylarına da karışan aktif yapılardır.Örneğin büyük ribozomal altbirim,peptidil transferaz reaksiyonuyla peptid bağ oluşumunu katalizlerken, RNAaz uygulanmasıyla peptid bağın oluşmamış olması bu reaksiyonun RNA katalizli bir reaksiyon olduğu hipotezini desteklemektedir.Ayrıca bakteri 23S rRNA’sının tRNA molekülünün 3’CCA ucuyla etkileşerek peptidil transferaz aktivitesinde doğrudan rol oynadığı da gösterilmiştir.RNA’ların kendilerini replike eden,parçalayan makromoleküller (ribozimler) olduğu da göz önüne alınırsa bu moleküllerin protein sentez reaksiyonlarını katalizlediğinin gösterilmesi hücrelerin evrimsel gelişmesinin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Küçük RNA molekülleri ve spliceosome: Ökaryotik hücrelerde transkripsiyonla ilk oluşturulan pre-mRNA’lar,hem ökaryotik hem prokaryotik pre-tRNA ve pre-rRNA molekülleri başlangıçta daha büyük ve işlevsizdirler.Bu RNA’lar kendileri tarafından (otokatalitik) ya da enzimatik olarak değişikliğe uğratılırlar ve işlev kazanırlar.Spliceosome’lar, RNA kopyalarının özgün bölgelerden tanınıp kesilmesinde rolü olan küçük RNAmoleküllerinden ve proteinden oluşan (ribonükleoprotein) yapılardır. Bu yapıların RNA bileşenleri 50-200 nükleotid uzunlukta olup bazılarının (U1,U2 ,U4 ,U5 ve U6) işlevleri bilinmektedir.
[ "tur_Latn" ]
allowed
1861d0b045d1d9e2b2da5ee7c496d3f7
keep
[]
[ 8.5, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 10, 10, 1, 10 ]
./CC-MAIN-20140901014524-00321-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
1,237,721,565
26,707
134,687
http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/222877-emniyet-kemeri-ve-kovalent-baglar-konulu-bir-kompozisyon-yazar-misiniz.html
text/html
2014-09-03T02:24:25
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
ATOMUN EMNİYET KEMERİ: ZAYIF NÜKLEER KUVVET Şu an yeryüzündeki düzeni sağlayan en önemli etkenlerden biri de atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atom bu dengesini çekirdeğindeki protonlarla nötronlar arasında var olan"zayıf nükleer kuvvet" sayesinde elde eder. Bu kuvvet özellikle içinde fazla nötron ve proton bulunduran çekirdeklerin dengesini sağlamada önemli bir rol oynar. Bu dengeyi sağlarken gerekirse bir nötron protona dönüşebilir. Bu işlem sonucunda çekirdekteki proton sayısı değiştiği için artık atom da değişmiş farklı bir atom olmuştur. Burada sonuç çok önemlidir. Bir atom parçalanmadan başka bir atoma dönüşmüş ve varlığını korumaya devam etmiştir. İşte bu şekilde de canlılar kontrolsüz bir şekilde çevreye dağılıp insanlara zarar verecek parçacıklardan gelebilecek tehlikelere karşı adeta bir emniyet kemeri gibi korunmuş olur. 3. ELEKTRONLARI YÖRÜNGEDE TUTAN KUVVET: ELEKTROMANYETİK KUVVET Bu kuvvetin keşfedilmesi fizik dünyasında bir çığır açtı. Her cismin kendi yapısal özelliğine göre bir "elektrik yükü" taşıdığı ve bu elektrik yükleri arasında bir kuvvet olduğu öğrenilmiş oldu. Bu kuvvet zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini aynı yüklü parçacıkların da birbirlerini itmelerini sağlar. Bu sayede bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonlarla çevresindeki yörüngelerde dolaşan elektronların birbirlerini çekmelerini sağlar. İşte bu şekilde atomu oluşturacak iki ana unsur olan "çekirdek" ve "elektronlar" bir araya gelme fırsatı bulurlar. Bu kuvvetin şiddetindeki en ufak bir farklılık elektronların çekirdek etrafından dağılmasına ya da çekirdeğe yapışmasına neden olur. Her iki durumda da atomun dolayısıyla madde evreninin oluşması imkansız hale gelir. Oysa bu kuvvet ilk ortaya çıktığı andan itibaren sahip olduğu değer sayesinde çekirdekteki protonlar elektronları atomun oluşması için gereken en uygun şiddette çeker. 4. EVRENİ YÖRÜNGELERDE TUTAN KUVVET: YERÇEKİMİ KUVVETİ Bu kuvvet algılayabildiğimiz tek kuvvet olmasına rağmen aynı zamanda da hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz kuvvettir. Yerçekimi olarak bildiğimiz bu kuvvetin gerçek adı "kütle çekim kuvveti"dir. Şiddeti diğer kuvvetlere göre en düşük kuvvet olmasına rağmen çok büyük kütlelerin birbirini çekmelerini sağlar. Evrendeki galaksilerin yıldızların birbirlerinin yörüngelerinde kalmalarının nedeni bu kuvvettir. Dünyanın ve diğer gezegenlerin Güneş'in etrafında belirli bir yörüngede kalabilmelerinin nedeni de yine yerçekimi kuvvetidir. Bizler bu kuvvet sayesinde yeryüzünde yürüyebiliriz. Bu kuvvetin değerlerinde bir azalma olursa yıldızlar yerinden kayar dünya yörüngesinden kopar bizler dünya üzerinden uzay boşluğuna dağılırız. En ufak bir artma olursa da yıldızlar birbirine çarpar dünya güneşe yapışır ve bizler de yer kabuğunun içine gireriz. Tüm bunlar çok uzak ihtimaller olarak görülebilir ama bu kuvvetin şu an sahip olduğu şiddetinin dışına çok kısa bir süre dahi çıkması bu sonlarla karşılaşmak için yeterlidir. Yerçekiminin olmadığı bir ortamda ancak özel düzenekler kullanılarak belli bir süre kalınabilir. Çünkü canlılar ancak yerçekiminin var olduğu bir sistemde hayatını devam ettirebilir. Bu konuda araştırma yapan bütün bilim adamları bahsettiğimiz temel kuvvetlerin büyük bir özenle tespit edilmiş olmasının evrenin varlığı için vazgeçilmez olduğunu kabul etmektedir. Ünlü moleküler biyolog Michael Denton Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor) adlı kitabında bu gerçeği şöyle vurgular: Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi şu anki Güneşimiz'den bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı. Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom oluşamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet elektromanyetik kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı o zaman daevrendeki tek kararlı element çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak yıldızlar ve galaksiler oluşsalar bile şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere tamı tamına sahip olmasalar hiçbir yıldız süpernova gezegen ve atom olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı. Ünlü fizikçi Paul Davies ise evrendeki fizik yasalarının bu tespit edilmiş ölçüleri karşısındaki hayranlığını şöyle ifade eder:Ve insan kozmolojiyi araştırdıkça inanılmazlık giderek daha belirgin hale gelir. Evrenin başlangıcı hakkındaki son bulgular genişlemekte olan evrenin hayranlık uyandırıcı bir hassasiyetle düzenlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.12 Tüm evrende yerçekimi gibi temel kuvvetlerin üzerine kurulmuş üstün bir tasarım ve kusursuz bir düzen hüküm sürmektedir. Bu düzenin Sahibi elbette her şeyi kusursuzca yoktan var eden Allah'tır. Çağdaş fizik ve astronominin en önde gelen kurucusu ve "yaşamış en büyük bilim adamı" sayılan Isaac Newton (1642-1727) bu gerçeği şu şekilde ifade eder: "Güneş sisteminin gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebilir. Bu varlık her şeyi yönetir yalnızca dünyanın ruhunu değil her şeyi O Allah'tır." Tüm evrende bu temel kuvvetlerin üzerine kurulmuş üstün bir tasarım ve kusursuz bir düzen hüküm sürmektedir. Bu düzenin Sahibi elbette her şeyi kusursuzca yoktan var eden Allah'tır. En küçük kuvvetle yıldızları yörüngelerinde tutan en şiddetli kuvvetle küçücükatomun çekirdeğini kaynaştıran Alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Bütün kuvvetler O'nun koyduğu "ölçü"lere göre hareket eder kaynak
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
38f664ece38ce29b757d365c596e0581
keep
[]
[ 8.300000190734863, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 10, 10, 4, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021355-00440-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.2.gz
282,998,336
21,577
127,181
http://www.blogcu.com/etiket/polimerin+hayat%C4%B1m%C4%B1zdaki+yeri
text/html
2014-08-30T22:28:08
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0 ]
polimerler çoksayıda molekülün kimyasal bağlarla düzenli bir sekilde bağlanarak oluşturdukları yüksek molekül ağırlıklı bileşiklerdir. “poli” latince bir sözcük olup çok sayıda anlamına gelir. polimerler “monomer” denilen birimlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. buna basit bir örnek olarak “polistren” verilebilir. polistren birçok stren monomerinin monomerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. yukarıda görüldüğü gibi stren monomerinin polimerizasyonu ile bu monomeri çok sayıda içeren polistren elde edilmektedir. organik kimyacılar ondokuzuncu yüzyılın ortalarında bazı denemelerinde rastlantısal olarak yüksek molekül ağırlıklı madd... polimerler çoksayıda molekülün kimyasal bağlarla düzenli bir sekilde bağlanarak oluşturdukları yüksek molekül ağırlıklı bileşiklerdir. “poli” latince bir sözcük olup çok sayıda anlamına gelir. polimerler “monomer” denilen birimlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. buna basit bir örnek olarak “polistren” verilebilir. polistren birçok stren monomerinin monomerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. yukarıda görüldüğü gibi stren monomerinin polimerizasyonu ile bu monomeri çok sayıda içeren polistren elde edilmektedir. organik kimyacılar ondokuzuncu yüzyılın ortalarında bazı denemelerinde rastlantısal olarak yüksek molekül ağırlıklı madd... mikroküreler giriş mikroküreler içlerindeki etken maddenin moleküler düzeyde ya da makroskopik partiküller halinde disperse edildiği, birkaç um’den mm boyutlarına kadar değişen çap dağılımına sahip, katı, küresel, partiküller şeklindeki kontrollü salınımı sağlayan ilaç taşıyıcı sistemlerdir. burada “kontrollü salım” deyimi; 1- etken maddenin salınım hızının 2- etken maddenin vücuttaki biyolojik dağılımının kontrol edilmesini ifade etmektedir. dolayısıyla mikroküreler, hem oral hem prenteral yolla sürekli etki elde edilmesi, i.m., i.p., s.c., perkütan, intra-artiküler, oftalmik veya nazal yolla bölgesel kontrollü etken madde salımı, ... polimerlerde moleküler ağırlık ıı bir polimerin molekül ağırlığı, sentezi ve kullanımı açısından büyük önem taşır. bunun sebebi polimerin molekül ağırlığı ile mekanik özellikleri arasında doğrudan bir ilişki olmasıdır. genelde, bir polimerin mekanik dayanıklılığı, molekül ağırlığı arttıkça artar (tabiki de belli bir limit noktasına kadar . dolayısıyla sağlam malzeme yapımı için yüksek molekül ağırlıklı polimerler gereklidir. dayanıklılık dışında diğer başka özellikler de molekül ağırlığına bağlıdır. aslında değişik polimer özellikleri değişik molekül ağırlıklarında optimum değerlerine ulaşırlar. mesela film ya da tabaka yapımında kullanılacak polimerin molekül ağırlığı ile boru yapımında kullan... <!-- /* font definitions */ @font-face {font-family:"cambria math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:1; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face {font-family:calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* style definitions */ p.msonormal, li.msonormal, div.msonormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"calibri","sans-serif"; mso-f... <!-- /* font definitions */ @font-face {font-family:"cambria math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:1; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face {font-family:calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* style definitions */ p.msonormal, li.msonormal, div.msonormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"calibri","sans-serif"; m... polimerler; çoksayıda molekülün kimyasal bağlarla düzenli bir sekilde bağlanarak oluşturdukları yüksek molekül ağırlıklı bileşiklerdir. “poli” latince bir sözcük olup çok sayıda anlamına gelir. polimerler “monomer” denilen birimlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. buna basit bir örnek olarak “polistren” verilebilir. polistren birçok stren monomerinin monomerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. yukarıda görüldüğü gibi stren monomerinin polimerizasyonu ile bu monomeri çok sayıda içeren polistren elde edilmektedir. organik kimyacılar ondokuzuncu yüzyılın ortalarında bazı denemelerinde rastlantısal olarak yüksek molekül ağırlıklı maddeler sentezlediler. bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren polimer konusundaki araştırmalar gelişmiş ve yeni polimer... yapay elyafların kullanım alanları dünya elyaf üretiminde yapay elyafların payı giderek yükseliyor. 1998 yılı dünya elyaf üretimi bir önceki yıla oranla 2.840 bin ton artarak 47.8 milyon tona yükseldi. yapay elyafların payı ise % 53'ten %58'e yükseldi. dünyadaki yapay elyaf üretimi 1998 yılında %1 artarak 27.8 milyon tona ulaştı. selülozik yapılı yapay elyaf üretimi %3 azalarak 2.8 milyon ton olarak gerçekleşirken, sentetik yapay elyaf üretimi %1 artarak 25 milyon ton olarak gerçekleşti. dünya çapında yapay elyaf üretiminin bölgesel dağılımı büyük bir değişiklik gösterdi: asya ve özellikle uzakdoğu'nun dünya üretiminden %65... odtü'den yeni bir buluş daha cep telefonu ve televizyon gibi elektronik cihazların ekranlarını plastik yaptılar..20.11.2007 13:07 odtü’lü araştırmacılar cep telefonu, tv, elektronik gazete gibi görüntü cihazlarının ekranlarını plastik malzemeyle ucuza üretilmesini olanaklı kılan yeni bir malzeme geliştirdi. yeşil renk oluşturulamadığı için bugüne kadar kullanılamayan plastik malzemeler, odtü’deki "devrim" niteliği taşıyan son gelişmeyle kullanılabilir hale geldi. yeni teknoloji, bina ve taşıtlarda ısı ve ışık yalıtımında kullanılan "akıllı camların" literatürdeki eksikliklerini de tamamlarken, maliyetleri de düşürecek yenilikler getiriyor. çalışma bilim dünyasının önemli referans dergileri arasındaki ... odtü, mutfak ortamında ’sentetik elmas’ı buldu odtü’lü bilim adamları üretimi son derece pahalı olan sentetik elması, bir evin mutfağında birkaç pil ve tuz ile üretebilecek bir yöntem geliştirdi. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve tüm dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. odtü’lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle ürettiler. odtü buluşu ile ilgili ... odtü’lü bilim adamları üretimi son derece pahalı olan sentetik elması, bir evin mutfağında birkaç pil ve tuz ile üretebilecek bir yöntem geliştirdi. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve tüm dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. odtü’lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle ürettiler. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. elmas yapımı için 6 voltluk bir batarya, sofra tuzu, ... odtü’lü bilim adamları üretimi son derece pahalı olan sentetik elması, bir evin mutfağında birkaç pil ve tuz ile üretebilecek bir yöntem geliştirdi. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve tüm dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. odtü’lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle ürettiler. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. elmas yapımı için 6 voltluk bir batarya, sofra tuzu, bir miktar su, kloroform, uygun bir çözücü ve 2 adet çelik çubuğun bir araya gelmesi yeterli oluyor. yeni teknikle üretilen e... odtü'lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle üretti. odtü'de elektrokimyasal yöntemle poli adı verilen özel polimerin sentezinden üretilen elmas otomotiv ve tıpta kullanılabilecek. sert uçlu kesiciler de üretilebilecek. kimya bölümü öğretim üyesi prof. dr. levent toppare, yard. doç. dr. michael pitcher ve yusuf nur'dan oluşan odtü'lü grup, doğada bilinen en sert ve dayanıklı maddelerden biri olan yapay elmas teknolojisine yeni bir açılım getirmeyi başardı. elmasın analiz çalışmaları tamamlandığında, tıp, otomotiv, beyaz eşya gibi pek çok sanayi dalında kullanılması bekleniyor. prof. dr. toppare'nin verdiği bilgiye göre, sana... odtü’lü bilim adamları üretimi son derece pahalı olan sentetik elması, bir evin mutfağında birkaç pil ve tuz ile üretebilecek bir yöntem geliştirdi. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve tüm dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. odtü’lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle ürettiler. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. elmas yapımı için 6 voltluk bir batarya, sofra tuzu, bir miktar su, kloroform, uygun bir çözücü ve 2 adet çelik çubuğun bir ara... odtü’lü bilim adamları üretimi son derece pahalı olan sentetik elması, bir evin mutfağında birkaç pil ve tuz ile üretebilecek bir yöntem geliştirdi. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve tüm dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. odtü’lü araştırmacılar, dünyada yüksek bir maliyetle elde edilebilen sanayi elmasını, bir evin mutfağında bile üretilebilecek kadar kolay ve ucuz bir yöntemle ürettiler. odtü buluşu ile ilgili abd’de patent koruması aldı ve dünyada geçerli olacak uluslararası patentin alınması için de işlemlere başladı. elmas yapımı için 6 voltluk bir batarya, sofra tuzu, bir miktar su, kloroform, uygun bir çözücü ve 2 adet çelik çubuğun bir araya gelmesi yeterli oluyor. yeni tekn...
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
f501060dd4259be98c4ea02d40006446
keep
[]
[ 6.900000095367432, 8.899999618530273, 10, 8.699999809265137, 10, 9.600000381469727, 9.300000190734863, 10, 5.5 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00068-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.15.gz
249,742,556
16,939
61,090
http://tr.wikipedia.org/wiki/Triboloji
text/html
2015-03-04T13:08:23
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
Triboloji Triboloji (İngilizce; tribology), sürtünme, aşınma ve yağlama konularını inceleyen bilim ve teknoloji dalıdır. Triboloji sözcüğü eski Yunan dilindeki tpιBo (tribo) "sürtünme" ile λόYoς (logos) "prensip veya mantık" kelimelerinden türetilmiştir. Konu başlıkları - 1 Tarihçe - 2 Triboloji alanındaki araştırmalar - 3 Dış bağlantılar - 4 Kaynakça Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir] Tekerleğin icadından önce ağır yükleri silindirik kalaslar üzerinde kaydırarak bir yerden bir yere taşıyan insanlık, bu kalasları ıslatarak sürtünmenin ve aşınmanın önüne geçme konusunda ilk adımları atmıştır. Tekerleğin MÖ 3000'li yıllarda Sümerler tarafından keşfiyle beraber insanlık dönel elemanların yataklama ve bu yataklardaki aşınma problemleriyle tanışmış ve bunlara hal çareleri aramaya koyulmuştur. Ortaçağda İtalyan mimar ve mühendis Leonardo da Vinci (1452-1519), Fransız fizikçiler Amontons (1663-1705) ve Coulomb (1736-1806), mekanik ile ilgili çalışmalarda bulunmuşlardır. Coulomb sürtünme konusunda bugün de geçerliliğini koruyan sürtünme kanunu'nu ortaya koymuştur. Sıvı sürtünmesi konusunda Newton (1643-1727), Poiseuille (1799-1869), Hagen (1797-1884), Stokes (1819-1903), Reynolds (1842-1912) araştırmalar yapmışlar ve bugünkü Triboloji biliminin temelini atmışlardır. Alman makine mühendisi Richard Stribeck (1861-1950), kaymalı yataklar üzerinde yaptığı deneylerde sürtünmeye etki edebilecek bütün değerleri sabit tutmuş, devir sayısını ve buna bağlı olarak çevresel hızı değiştirerek bugün Stribeck eğrisi olarak bilinen eğriyi elde etmiştir. Son yıllarda Türk mühendis Ali Erdemir'in çalışmaları dünyada yankı uyandırmaktadır. Erdemir, R&D ödülünü daha önce 1991 yılında, borik asidin motor ve makinelerde sürtünme ve aşınma özelliğini bularak, 1998 yılında ise geliştirdiği atom karbon bir film kaplama ile sürtünme katsayısını sıfıra indirerek kazanmıştı. Son olarak nanoteknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşu ile R&D ödülünü 2003 yılında 3. kez kazandı. Triboloji alanındaki araştırmalar[değiştir | kaynağı değiştir] Triboloji araştırmaları ve eğitimi üniversitelerin makine mühendisliği ve metalürji bölümlerinde yapılır. Ayrıca birçok sanayi kuruluşları ve araştırma enstitüleri bu konuda kurmuş oldukları (AR-GE) laboratuvarları ile bu konuda incelemeler yapmaktadırlar. Triboloji alanındaki araştırmalar başlıca üç gruba ayrılır. Bu araştırmalarda genellikle malzemelerin sürtünme katsayısının ve aşınma oranlarının belirlenmesi, sürtünmeyi ve aşınmayı etkileyen doğal mekanizmaların bulunması (atmosfer, yük miktarı, hız, vb.), sürtünmeyi ve aşınmayı azaltacak malzemelerin veya endüstriyel yağlarının bulunması gibi konuları içerir. Bazı durumlarda sürtünmenin azaltılması değil çoğaltılması da gerekebilir. Örneğin fren ve debriyaj malzemelerinin sürtünme katsayılarının yüksek olması tercih edilir. Sürtünme[değiştir | kaynağı değiştir] Sürtünme teknikte, birbiriyle temasta olan ve birbirine göre izafi hareket yapan ya da yapma eğiliminde olan iki cismin harekete karşı gösterdikleri direnç olarak tarif edilir. İki cisim arasındaki izafi hareketi meydana getirmek isteyen kuvvete karşı, cisimlerin temas yüzeyleri arasında hareketi engelleyen ve sürtünme kuvveti olarak tanımlanan bir karşı kuvvet oluşur. Sürtünme kinematik olarak, kayma, yuvarlanma ve kayma ve yuvarlanma şeklinde olur. Birbirlerine temas eden yüzeyler arasında izafi hareket yoksa statik sürtünmeden söz edilir. İzafi hareket iki cisim yüzeyleri arasında mevcutsa bu durumdaki sürtünmeye dinamik veya kinetik sürtünme denir. Sürtünme kuvveti sabit değildir ve sürtünme katsayısına bağlıdır ve bu katsayının değişimiyle beraber değişir. Sürtünme katsayısı statik sürtünme durumunda en büyük değerini alır. Dolayısıyla sürtünme kuvveti de izafi hareketin başlangıcından hemen önce en büyük değerini almış olur. İzafi hareket yapan cisimlerin söz konusu yüzeyleri arasına yağlayıcı bir madde konulup konulmaması açısında sürtünme, kuru sürtünme, sıvı sürtünme ve bu iki sürtünme türü arasında kalan yarı sıvı sürtünme olmak üzere üç durumda incelenir. Aşınma[değiştir | kaynağı değiştir] Aşınma, birbirine temas eden ve birbirlerine göre izafi hareket yapan sürtünme halindeki cisimlerin yüzeylerinde sürtünme etkisiyle oluşan ve istenilmeyen malzeme kaybıdır. Bunun sonucu olarak makine elemanları giderek aşınır ve fonksiyonlarını sıhhatli olarak yerine getiremez hale gelir. Belli başlı aşınma türleri; adhezyon aşınması (yapışma), abrazyon aşınması, yorulma (pitting)'dır. Korozyon kimyasal ve elektrokimyasal bir aşınma türüdür ve Triboloji biliminin konusu değildir ve burada ele alınmayacaktır. Adhezyon (yapışma) aşınması[değiştir | kaynağı değiştir] Birbirine temas eden cisimlerin gerçek temas yüzeyleri aslında çok çok küçük olduğundan çok küçük yüklerde dahi yüksek basınç altındadırlar. Bu durumda malzemeler plastik deformasyona uğrayarak birbirine gerçek temas yüzeylerinden mikro kaynak ile bağlanırlar. Bu sırada iki cisim arasında devam eden izafi hareket sonucu kaynak bağı kopar ve sonuçta cismin birinden malzeme eksilmesi oluşur. Abrazyon aşınması[değiştir | kaynağı değiştir] Abrazyon aşınması, birbirine göre izafi hareket yapan iki cisim arasına çevre etkisiyle yabancı sert parçacıkların girmesi ve bu parçacıkların yumuşak yüzeye gömülerek sert yüzeyden sanki eğelercesine veya zımparalarcasına malzeme kaldırmasıyla kendini gösteren bir aşınma türüdür. Sert parçacıklar gömüldükleri yüzeyde de tahribat yaparlar ve yüzeyi hareket yönünde çizerler. Yorulma (pitting) aşınması[değiştir | kaynağı değiştir] Yorulma (pitting), dişli çarklar, rulmanlı yataklar, kam mekanizmaları gibi birbirleriyle sürekli temas halindeki yüzeylerde sıkça görülen bir aşınma türüdür. Bu tür makine elemanlarında temas alanları küçük olduğundan temas yüzeylerinde Hertz basınçları meydana gelir. Bu basınçlar sonucu yüzeyin hemen altında kayma gerilmelerine sebebiyet verir. Kayma gerilmelerinin maksimum olduğu noktada plastik deformasyon meydana gelir. Bu deformasyon zamanla yüzeye ilerleyerek yüzeyde çukurcuklar meydana getirir. Bu olaya yorulma aşınması denir. Kavitasyon aşınması[değiştir | kaynağı değiştir] Kavitasyon veya çukurlaşma, akım makinelerinin fanlarında görülebilen bir sıvı erozyonu türüdür. Kavitasyon buharlaşma basıncının altına düşen basınçlarda akışkan içinde lokal buharlaşmaların vuku bulması, daha sonra bu gaz boşluklarının çevresindeki sıvıyla hızlıca doldurulması ve bu sırada büyük bir basınç dalgası oluşur. Bu basınç dalgası çevresindeki metale oldukça büyük zararlar verir ve kısa zamanda kavitasyon sebebiyle fan kullanılamaz hale gelir. Yağlama[değiştir | kaynağı değiştir] Sürtünmeyi azaltmak, aşınmayı kısmen ya da tamamen önlemek ve sıcaklığın yükselmemesini temin etmek gayeleriyle birbirlerine temas eden makine elemanları arasında yağlayıcılar kullanılırlar. Yağlayıcılar katı, sıvı, yarı katı (gresler) ve gaz yağlayıcılar olmak üzere dört gruba ayrılırlar. Yağlayıcılar[değiştir | kaynağı değiştir] Yağlayıcı maddelerden beklenen özellikler kuru ve sıvı sürtünme hallerinde farklıdır. Sıvı sürtünme halinde yağlayıcıların viskozitesi (akışkanlık) önem kazanırken, yarı sıvı sürtünme halinde yağlayıcıların ıslatma kabiliyeti ve buna bağlı olarak kimyasal bileşimi ön plana geçer. Bu sebeple sıvı sürtünme halinde sıvı ve nadiren gaz yağlayıcılar kullanılırken, yarı sıvı sürtünme halinde katı ve katkılı sıvı yağlayıcılar kullanılmaktadır. Adhezyon, abrazyon ve korozyon aşınmalarının önlenmesinde yağlayıcıların önemi çok büyüktür. Katı yağlayıcılar[değiştir | kaynağı değiştir] Yarı sıvı sürtünmesi halinde aşınmayı ve enerji kaybını önlemek için sürtünen yüzeylere kuvvetli olarak yapışan bir yağlayıcı tabaka oluşturmak gerekir. Bunu en iyi katı yağlayıcılar yapabilmektedir. Katı yağlayıcılar tek başlarına veya sıvı yağlatıcıların içinde katkı maddesi olarak kullanılırlar. En çok kullanılan katı yağlayıcılar grafit ve molibden disülfittir. Bunların dışında asbest, çeşitli plastikler, mika ve talk da yağlayıcı olarak kullanılmaktadır. Sıvı yağlayıcılar[değiştir | kaynağı değiştir] Özellikle kaymalı yataklar gibi sıcaklık yükselmesinin, mahsurlu olduğu ve sürtünme dolayısıyla oluşan ısının çabucak uzaklaştırılmasının gerektiği yerlerde yağlayıcı olarak sıvı yağlayıcılar kullanılır. Sıvı yağlayıcılar organik, madeni ve sentetik yağlar olmak üzere üçe ayrılır. Organik yağlar genelde gıda olarak tüketildiklerinden ve kısa ömürlü olduklarından pek kullanılmazlar. Sentetik yağlarsa iyi yağlama özelliği göstermelerine rağmen çok pahalıdırlar. Bu sebeplerden ve yağlama performanslarından dolayı madeni yağlar yağlayıcı olarak en çok kullanılan yağlardır. Madeni yağlar genelde ham petrolden distilasyon (damıtma) yöntemiyle elde edilen hidrokarbon bileşikleridir. Gresler[değiştir | kaynağı değiştir] Gresler içinde katılaştırıcı katkı maddelerinin bulunduğu sıvı yağlardan oluşmuş yarı katı yağlayıcılardır. Katılaştırıcı madde olarak genellikle alüminyum, baryum, kalsiyum, lityum, sodyum gibi madeni sabunlarla, bentonit ve mika gibi organik esaslı sabun olmayan maddeler kullanılır. Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir] Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir] - Soydan, Y. ve Ulukan L.; Temel TRİBOLOJİ "Sürtünme Aşınma Yağlama Bilimi ve Teknolojisi" - Tagem Kopisan Yayınevi, ISBN 978-605-428-403-0 - Akkurt, Mustafa; Makina Elemanları - Cilt 3, Birsen Yayınevi, ISBN 975-511-179-4 - Babalık, Fatih C.; Makine Elemanları ve Konstrüksiyon Örnekleri - Cilt 2, Vipaş, ISBN 975-564-109-2 - Okday, Şefik; Makina Elemanları - Cilt 2, Matbaa Teknisyenleri Basımevi - Askeland, Donald R.; Malzeme Bilimi ve Mühendislik Malzemeleri - Cilt 2, Nobel Yayın Dağıtım, ISBN 975-591-106-5 - Spotts, M.Franklin; Design of Machine Elements, Prentice-Hall, 1978 - Issler, L.; Hasar Bilgisi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, 1976
[ "cjk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
27bc36f57273dd86a5ea910fb853d627
keep
[]
[ 8.300000190734863, 9.699999809265137, 10, 9.699999809265137, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074110-00077-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
93,149,885
11,278
38,824
http://fmanager2008.blogcu.com/bosaltimda-gorevli-yapi-ve-organlar/6503321
text/html
2015-03-06T20:00:11
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
rehberlik haber planlar yazililar indirelim pes fm cm fifa odev konu anlatimi 4.Sınıf 5.Sınıf 6.Sınıf 7.Sınıf 8.Sınıf sosyal kulupler tutanaklar kpss matematik4 matematik5 matematik6 matematik7 matematik8 Spor Günlük Eğitim 2014 TEOG sınavı soru ve cevapları açıklandı 2013-2014 İlkokul-Ortaokul-Lise 2.Dönem 1.Yazılı Soruları-İndir 2013-2014 İlkokul,Ortaokul,Lise 2.Dönem Şök Toplantı Tutanakları Pro Evolution Soccer 2013 Demo Download İndir Pes 2013 Türkçe Spiker İndir Download Pes 2013 Spor Toto Süper Lig Yaması indir Pes 2013 indir - Full indir - tek link Football Manager 2013 Türkçe yama indir Football Manager 2013 - Full - Oyun indir - Download - Yükle Fifa 2013 Full İndir-Download Boşaltımda görevli yapı ve organlar Böbrekler, akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak atık maddeleri vücudumuzdan uzaklaştıran organlardır. Bu organlar atık maddeleri idrar, solunum, terleme ve dışkı yoluyla atar. Eğer bu atık maddeler vücudumuzdan uzaklaştırılmadıkları takdirde zehirleyici olabilir. Bunun sonucu olarak vücudumuz görevlerini yerine getiremez. Deri Vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar. Akciğerler Kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar. Karaciğer Proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli bir maddeyi, daha az zararlı olan üreye dönüştürür. Kalın bağırsak Su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar. Böbrekler Kan içindeki zararlı atıkları ve üreyi süzerek idrar şeklinde vücuttan uzaklaştırır. Boşaltım Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar Besin içeriklerinin hücrelerimiz tarafından kullanılması sonucunda atık maddeleroluşur. Oluşan bu atık maddeler hücrelerimizden kanımıza geçer. Atık maddelerle kirlenmiş kanın vücudumuza zarar vermemesi için bir an önce temizlenmesi gerekir. Bu atık maddeler vücudumuzdan boşaltım yoluyla uzaklaştırılır. Tıpkı fabrikaların zehirli atıkları temizleyerek uzaklaştıran arıtma tesisleri gibi vücudumuzdan atık maddeleri uzaklaştıran ve boşaltım sistemi adı verilen bir sistem vardır. Boşaltım sistemimiz; böbrekler, üreter, idrar kesesi ve üretradan oluşur. Böbrekler boşaltım sistemimizin önemli organlarından biridir. Böbreklerin Boşaltım Sistemi İçin Önemi Böbrekler: Bel omurlarımızın iki yanında yer alan organlarımızdır. Böbreğin şekli fasulyeye benzer. Yaklaşık uzunluğu 10 cm’dir. Böbreklerimizin görevi, vücudumuzun çeşitli faaliyetleri sonucu oluşan atık maddeleri kanımızdan süzerek uzaklaştırmaktır. Kanımızda atık maddelerin yanı sıra karbonhidratların, yağların ve proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan küçük moleküller ile vitamin ve su gibi yararlı maddeler de bulunur. Öyleyse, böbreklerimizin kanımızı süzerken kanımızın içindeki yararlı maddeleri koruyup atık maddeleri uzaklaştırması gerekir. Peki böbrekler kanımızı süzerek nasıl temizler? Kanımız, böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Her bir böbrekte, yaklaşık bir milyon nefron bulunur. Nefronlar boşaltım maddelerini kandan süzer ve idrar oluşumunu sağlar, böylece kanımızı temizler. Peki, böbreklerimiz idrarı nasıl oluşturduğunu biliyor musunuz? Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu? Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla” hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır Hastalara böbrek nakli nasıl yapılıyor? Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir. Önemli NOT:Kanımız böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Böbreklerimizin kanımızı süzerek atıkları idrar şeklinde uzaklaştırır.
[ "tuk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "uzn_Latn", "mlt_Latn", "tpi_Latn", "fao_Latn", "yue_Hant", "grn_Latn", "kmr_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tuk_Latn", "zsm_Latn", "taq_Latn", "taq_Latn", "taq_Latn", "taq_Lat...
allowed
aab9a9d1e938302f489467d148e42cd4
keep
[]
[ 7.800000190734863, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 4, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005723-00055-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.4.gz
8,862,866
32,159
164,176
http://akseres23.blogcu.com/6-sinif-fen-ve-teknoloji-1-unite-konu-anlatmi/9692354
text/html
2014-10-21T03:44:25
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
ÜNİTE 1:CANLILARDA ÜREME BÜYÜME VE GELİŞME Hücrenin Yapısı ve Görevleri A- CANLILIK HÜCREYLE BAŞLAR : 1- Canlıların Ortak Özellikleri : Çevremizdeki varlıklar canlı ve cansız varlıklar olarak iki grupta toplanırlar. Cansız varlıklar katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerden oluşur. Canlı varlıklar insanlar, hayvanlar ve bitkilerden oluşur. Canlı varlıkların tamamında görülen özelliklere canlıların ortak özellikleri denir. Bütün canlılarda görülmeyen özellikler ise ortak değildir. (Fotosentez yapma, yer değiştirme, iskelete sahip olma…). Canlıların Ortak Özellikleri Şunlardır ; 1- Hücrelerden oluşma. 2- Beslenme. 3- Büyüme ve gelişme. 4- Hareket etme. 5- Solunum yapma. 6- Boşaltım yapma. 7- Çoğalma yani üreme. 8- İrkilme yani tepki verme. 2- Hücrenin Yapısı ve Görevleri : Bir canlıyı oluşturan en küçük yapı birimine hücre denir. (Bir canlının canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimine hücre denir). Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Her canlıyı oluşturan hücrelerin sayısı ve büyüklüğü aynı değildir. Canlıyı oluşturan hücrelerin görevlerine göre şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. (Bilinen en küçük hücre, bakteridir. En büyük hücre deve kuşu yumurtasının sarısı, en uzun hücre de yaklaşık 1 m uzunluğunda olan sinir hücreleri örnek olarak verilebilir). Hücre gözle görülemeyip mikroskopla incelenir. Mikroskopla canlıları ilk inceleyen bilim adamı Lövenhuk’ tur. (16.yy da terzilik yaparken büyüteçte kumaşları incelerken mikroskobu bulmuştur). Lövenhuk incelediği göl suyunda tek hücreli canlıları görmüştür. Hücre ilk defa 1665 yılında İngiliz bilim adamı Robert Hook tarafından bulunmuştur. Robert Hook şişe mantarını incelerken gördüğü boş odacıklara (bal peteği şeklinde) hücre adını vermiştir. a) Hücre Sayısına Göre Canlı Çeşitleri : Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Bu nedenle canlılar hücre sayısına göre tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta toplanırlar. 1- Tek Hücreli Canlılar : Tek bir hücreden oluşan canlılara tek hücreli canlılar denir. Bakteriler, amip, mantarlar, öglena, terliksi hayvan (paramesyum) ve mavi – yeşil algler tek hücreli canlılardır. 2- Çok Hücreli Canlılar : Çok sayıda hücreden oluşan canlılara çok hücreli canlılar denir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler çok hücreli canlılardır. Çok hücreli canlılarda dokular bulunur). b) Hücre Çeşitleri : Hücreler gelişmişlik düzeyine göre prokaryot (ilkel) hücreler ve ökaryot (gelişmiş) hücreler olmak üzere ikiye ayrılır. 1- Prokaryot (İlkel) Hücreler : En basit yapılı hücrelerdir. Prokaryot hücrelerde çekirdek zarla çevrilmemiştir ve kalıtsal madde (DNA) sitoplazma içinde dağınık haldedir. Prokaryot hücrelerde hücre zarı, sitoplâzma ve zarsız organel olan ribozom bulunur. Ribozom dışında organelleri bulunmaz. Bakterilerin ve mavi – yeşil alglerin (su yosunlarının) hücreleri prokaryot hücredir. 2- Ökaryot (Gelişmiş) Hücreler : Çekirdeği ve organelleri zarla çevrilmiş olan hücrelere ökaryot (gelişmiş) hücreler denir. Ökaryot hücreler hücre zarı, sitoplâzma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşurlar. Bazı tek hücreli canlıların, mantarların, bitkilerin, insanların ve hayvanların (çok hücreli canlılar) hücreleri ökaryot hücredir. c) Hücrenin Görevleri : Canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için yaptığı beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, sindirim, üreme, büyüme, gelişme, gibi faaliyetlere yaşamsal faaliyetler denir. Canlılarda gerçekleşen yaşamsal faaliyetlerin tamamı hücre tarafından yapılır. Yani hücrenin görevi, yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirmektir. d) Hücrenin Yapısı : Hücre dıştan içe doğru hücre zarı, sitoplâzma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşur. Hücre ve Organeller HÜCRE VARLIK: Duyu organlarımızla algılayabildiğimiz her şeye varlık denir. CANLI VARLIK CANSIZ VARLIK 1- Tek Hücreliler(Ör: bakteri) Ör: madde 2- Çok Hücreliler(Ör: bitki- hayvan ve insan) Canlıların, canlılık özelliği gösteren en küçük parçasına hücre denir. Hücreler yaşayan organizmaların yapısal ve fonksiyonel en küçük birimidir. Hücreler gelişmişlik düzeyine göre ikiye ayrılır: 1-Prokaryot Hücreler: Bu hücrelerin zarlı organelleri ve belirgin bir zarla çevrili çekirdeği yoktur. Yalnızca hücre zarı, sitoplazma ve zarsız organel olan ribozom taşırlar. Kalıtım maddeleri (DNA) sitoplazmada bulunur. Örneğin bakteri, mavi- yeşil alg prokaryot hücrelidir. 2- Ökaryot Hücreler: Bu tip hücrelerin zarla çevrili çekirdeği, zarla çevrili organelleri, hücre zarı ve sitoplazması vardır. Örneğin protistler, mantarlar, hayvanlar, bitkiler ökaryot hücrelidir. Ökaryot bir hücre dıştan içe doğru üç kısımdan oluşur: I- Hücre zarı II- Sitoplazma III- Çekirdek I-HÜCRE ZARI: Hücrenin en dışında yer alan ve hücreye şekil veren kısımdır. Hem bitkisel, hem hayvansal hücrelerde bulunur. Çift katlı, ince bir zar olan hücre zarı üzerinde madde alış verişini sağlayan delikler (porlar ) vardır. Hücre zarı canlı, saydam, esnek, seçici ve geçirgendir. Zarın kimyasal yapısını, yağlar, karbonhidratlar ve proteinler oluşturur. Zarın yapısı hakkında iki model geliştirilmiştir: 1- Sandviç (birim zar ) modeli 2- Akıcı mozaik modeli. Sandviç modeli zarın yapısını açıklar ancak madde alış verişini açıklayamadığı için kabul görmemiştir. Akıcı mozaik modeline göre hücre zarı iki sıra yağ molekülü arasında serbest olarak bulunan protein ve glikoproteinlerden oluşur. Madde alış verişi zar yüzeyindeki porlarla sağlanır. Hücre zarından geçebilen maddeler: Küçük moleküller ( glikoz, aminoasit, su, madensel tuzlar), yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri, nötr moleküller (oksijen ve karbondioksit )’tir. Hücre zarının görevleri: 1- Hücreyi dış etkenlerden korumak 2- Hücreye şekil vermek 3- Madde alış verişini kontrol etmektir. Hücre Çeperi: Bitkisel hücrelerde hücre zarının dışında bulunur. Selüloz adı verilen ölü bir maddeden yapılmıştır. Hücre duvarının selülozdan yapılmış olması, hücrenin madde alış verişini engellemez. Çünkü hücre duvarında da porlar vardır. Hücre çeperi cansız, kalın dayanıklı, esnek olmayan, tam geçirgen ve selüloz yapıdadır. II- SİTOPLAZMA: Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran, renksiz, yarı saydam, yumurta akı kıvamında (kolloid) bir sıvıdır. Sitoplazma canlıdır ve hücrenin bütün hayatsal faaliyetleri burada oluşur. Büyük bir çoğunluğu sudan oluşan sitoplazmada, sudan başka, organik, inorganik maddeler, organeller, madensel tuzlar, hormonlar ve vitaminler de bulunur. Organik Madde: Sadece canlıların yapısında bulunan yağlar, karbonhidratlar ve proteinler bu grubu oluşturur. İnorganik Madde: hem canlıların, hem de cansızların yapısında bulunabilen su ve madensel tuzlar bu grubu oluşturur. Organeller: Sitoplazmanın içinde yapıları ve görevleri birbirinden farklı küçük parçacıklar vardır. Bunlara organel denir. ORGANELLER ZARSIZ ORGANELLER * ribozom *sentrozom TEK KAT ZARLI ORGANELLER * endoplazmik redikulum * golgi cisimciği * lizozom * koful ÇİFT KAT ZARLI ORGANELLER * plastitler * mitokondri 1- Ribozom: Protein sentezinin yapıldığı yerdir. Endoplazmik redikulumun çekirdek zarının üzerinde olabildiği gibi sitoplazma içinde serbest de olabilir. Aminoasit ve RNA bulundurur. Virüs hariç tüm canlılarda ribozom bulunur. 2- Sentrozom: Yalnızca hayvan hücresinde bulunur. Sentriol denilen birbirine dik iki silindirik yapıdan oluşur. Görevi, hücre bölünmesi sırasında iğ ipliklerini oluşturmaktır. 3- Endoplazmik Redikulum: Hücre zarı ile çekirdek arasında bulunur ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlar. Kıvrımlı bir yapısı olup, kanallar sistemidir. Hücre içi taşıma ve depolama sistemi olarak görev görür. İki çeşittir; ribozom taşıyanlar (granüllü e.r), ribozom taşımayanlar (granülsüz e.r). Granüllü endoplazmik redikulum, ribozom sayesinde protein sentezine yardımcı olur. Granülsüz endoplazmik redikulum ise yağ sentezine yardımcı olur. 4- Golgi Cisimciği: Yapı olarak endoplazmik redikuluma benzer. Endoplazmik redikulumun kıvrılıp, üst üste yassı kesecikler oluşturmasıyla meydana gelir. Başlıca görevleri şunlardır: Salgı maddelerinin üretilmesini sağlar.( vücudumuzun tükürük, ter, süt bezlerinde çok bulunur.) Depo görevi görür. ( hücrede yağ ve protein sentezi arttığında şişerek, hacmi büyür.) Lizozom ve koful oluşumunda etkilidir. Sindirim enzimi üretir. Yağların sentezinden, hücre zarının yapım ve onarımından sorumludur. Sperm ve alyuvar hücrelerinde golgi bulunmaz. 5-Lizozom: Yalnızca hayvansal hücrelerde bulunur. Bitki hücrelerinde benzeri yapılar vardır. Burada sindirim enzimleri bulunur. Görevi hücre içi sindirimidir. Hücre yaşlandığı zaman patlar ve hücrenin kendi kendini sindirmesini sağlar (intihar kesecikleri). Bu olaya otoliz denir. Ayrıca hücreye giren yabancı proteinleri ve protein yapısındaki maddeleri parçalarlar. Karaciğer, dalak ve akyuvarlarda çok sayıda bulunur. 6-Koful: Daha çok bitki hücrelerinde görülür. Bitki hücrelerinde az sayıda ve büyük, hayvan hücrelerinde çok sayıda ve küçüktür. Bulunduğu hücrenin çeşidine göre depolama, sindirim, boşaltım gibi görevler üstlenir. Madde taşımacılığında etkilidir. Tek hücrelilerde besin ve boşaltım kofulları gibi çeşitleri vardır. 7- Plastitler: Sadece bitki hücrelerinde bulunur. Hücre ile gelişerek, bulundukları ortama göre, farklı renk pigment taneciklerini oluştururlar ve renklere göre farklı görevler üstlenirler. Plastitler ışık etkisiyle birbirlerine dönüşebilirler. Pigmentleri ve görevleri farklı plastitler üç çeşittir: a) Kloroplast: Yeşil renk pigmenti olan klorofil taşırlar. Bitkilerin yapraklarında, ham meyve ve sebzelerinde, genç dallarında, otsu gövdelerinde bulunur. Kloroplastlar fotosentez olayını gerçekleştirir. Fotosentez sonucu besin ve oksijen üretilir. b)Kromoplast: Sarı, kırmızı ve turuncu renk pigmentlerini taşırlar. Böylece bitki ve meyvelere renk verirler, vitamin üretip depolarlar. Kloroplastın değişimi ile oluşurlar. c)Lökoplast: Renksiz plastitlerdir. Işık aldığında yeşil renkli kloroplastlara dönüşebilirler. Bitkinin tohumlarında, kök ve toprak altı gövdesi gibi depo organlarında bulunur. Lökoplastlarda protein, yağ ve nişasta gibi besinler depolanır. III- ÇEKİRDEK: Hücrenin bölünme ve büyüme faaliyetlerini yöneten kısımdır. Ökaryot hücrelerde bulunur. Genellikle hücrelerde tek çekirdek bulunur. Görevleri; hücreyi yönetmek, kalıtım bilgisini taşımak ve hücre bölünmesini sağlamaktır. İNSANLARDA ÜREME BÜYÜME VE GELİŞME Kavram1: büyüme nedir? Canlıda hücre sayısının ve boyutlarının artmasıdır.hayvanlarda sınırlı bitkilerde ise meristem doku sayesinde sınırsızdır. Kavram2:gelişme nedir? Büyüme ile bazı yeteneklerin kazanılmasıdır. Örn: tohumun çimlenmesi büyüme,bitkinin fotosentez yeteneği kazanması gelişmedir. Kavram3:üreme nedir? Canlıların kendilerine benzer fertler oluşturmasıdır. Üremenin amacı: Neslin devamını sağlar Kalıtsal özelliklerin yavrulara aktarılmasını sağlar. Uyarı: üreme canlının yaşamasını sürdürmek için gerekli değildir. Erkek üreme hücresi Spermin Özellikleri Özellikleri: Küçüktür Sitoplazması az Kamçılı ve hareketlidir Testislerde üretilir. Dişi üreme hücresi: yumurta ve özellikleri Yumurtalıkta üretilir Oval şeklindedir. Hareketsizdir Büyük ve bol sitoplazmalıdır. Sperm ve yumurtanın farkları: Erkek üreme organları ve görevleri: Testisler:ergenlikle birlikte testesteron hormonu salgılar.bu hormonla spermler üretilir.testisler kese içinde ve vücudu dışında bulunur.spermler yüksek sıcakta yaşayamaz. Bezler :kovpır,seminifer ve prostat bezlerinden oluşur.yaptığı salgılar spermin hareketini kolaylaştırır. Penis:spermlerin dişi bireye bırakılmasını sağlar. Dişi üreme organları ve görevleri: Yumurta kanalı:dişi üreme hücresi olan yumurtayı döl yatağına taşır.döllenme burada gerçekleşir. Döl yatağı(rahim) :embriyonun gelişme ortamıdır Yumurtalık:yumurta üretir.iki adet yumurtalık vardır. Vajina:spermlerin alınmasını sağlar. Kavram4: Embriyo :Canlı taslağıdır Döllenme nedir? Sperm ve yumurtanın birleşmesi olayıdır.Döllenmiş yumurta hücresine zigot denir. İnsanlarda üreme basamakları: Üreme hücreleri oluşumu Döllenme Gelişme
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "fao_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
bae1bc269af884dc74ac9f910dc7cd9c
keep
[]
[ 7.900000095367432, 9.899999618530273, 10, 9.199999809265137, 10, 10, 10, 7, 0 ]
./CC-MAIN-20141017150106-00378-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.3.gz
391,157,762
15,077
55,080
http://www.kisa-ozet.org/ataturkun-askerlik-anilari/
text/html
2014-10-23T14:26:04
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0.00009999999747378752, 0 ]
Atatürkün Askerlik Anıları SÜNGÜLERİN PARLADIĞI YERDE Yunan Başkomutanı Trikopis, tutsak alınarak M. Kemal’in yanına getirilir. M.Kemal hal hatır sorduktan sonra : “Eğer, sonuna kadar görevinizi yaptığınıza inanıyorsanız vicdanınız rahat olsun” diyerek nasıl tutsak olduğunu öğrenmek ister. durumu özetleyen Trikopis : “Sonunda öyle oldu ki tüfeklerin bile işlemediği bir duruma düşürüldük.O zaman karşımızda süngüler parıldamaya başladı.Arkamız, önümüz, her yerimiz süngü… Böylece iş bitmişti…” Dedikten sonra sorar: “Peki, siz savaşı nereden yönetiyordunuz ?” M.Kemal, dalgın,düşünceli yanıtlar : “İşte tam o süngülerin parladığı yerde,askerlerin yanındaydım.” Samsun’a Çıkarken Bir Asker O, Samsun’a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O’na sordu: - Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun? Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar’daki Komutanını çelik yay gibi selamladı. - Söyle niçin ağlıyorsun? İç Anadolu’nun yanık yürekli çocuğu içini çekti: - Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er’in omzuna elini koydu: - Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle! Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu. ATANIN ANAFARTALAR’DAN BİR ANISI Atatürk Anafartalar’da düşmanı şaşkına çevirirken gerektikçe hasmının durumundan bilgi edinmek için “bir dil yakalayın!” der, Mehmetçikler de ne yapıp yapıp karşı taraftan bir asker yakalar getirirlermiş. Bir gün getirilen dilden gerekli bilgiler alındıktan sonra ata sormuş: - Peki, sen yeni Zelandalısın madem, Türklerden ne kötülük gördün ki vuruşmak için kalkmış ta oralardan buraya gelmişsin? Yeni Zelandalının bunu sırf spor için yaptığını ve kendisinin sportmen olduğunu öğüngen bir tavırla söylemesi üzerine Ata: - İyi ama, sportmenliğin ne işe yaradı? Baksana, bir erimizin önüne düşmüş kuzu kuzu buraya getirilmişsin! Deyince tutsak şu karşılıkta bulunmuş: - Sizin eriniz spor kurallarını çok kaba bir şekilde çiğneyince ben ne yapabilirdim? Sportmen olmayan hasımlarla karşılaşacağımı bilseydim hiç gelmezdim! Meğer Mehmetçik, Zelandalıyı en can alacak yerinden yakalayarak sıkıp bayıltmış, avını ayılıncaya dek sırtında taşımış, sonra da elini çekmeden Türk siperlerine değin sürmüş. Ata bu öyküyü anlatır. Zelandalının sportmenlik anlayışına, Mehmetçiğin de kullandığı pratik (!) usule gülerdi. SARIŞIN YARBAY Atatürk, kendisini ilk görenlerin üzerinde son derece olumlu etkiler yapan bir insandı. Çanakkale muhabereleri sırasındaydı. O güne kadar hiç karşılaşmadığım bu yarbay tabancası belinde, dürbünü göğsünde avurtları çökük sarışın sarı bıyıkları hafifçe yukarıya doğru bükük, incecik belli ve orta boylu bir zattı. Atından atlayınca bana bir şey sormadan ve söylemeden sağ eliyle dürbününü aldı ve ufku taramaya başladı. Eldivenli olan sol elinde gümüş kabzalı bir kırbaç vardı. Bir tarafta düşmanın yaklaşan donanmasını gözetlerken sol elindeki kırbacı ile hafif hafif getrlerine vuruyordu. Getrleri ile ayakkabılarının ve mahmuzlarının temizliği bilhassa dikkatimi çekti. Dürbünü bir ara gözlerinden çekti. Kendimi takdim etmek fırsatını buldum. Gözlerine baktım. O güne kadar tesadüf etmediğim bir tesir altında kaldım. O gözlerde şimşekler çakıyordu sanki… Bir iki defa daha düşman donanmasına baktı ve söylediği tek cümle şu oldu; - Bu günkü geliş başka geliştir. Seri bir hareketle elimi sıktı. Çabuk bir hareketle atına bindi. Dört nala uzaklaştı. - Bu zat kimdi? diye arkasından baka kaldım. Sonra bu tok sözlü, insanı her hareketiyle tesir altında bırakan yarbayın Mustafa Kemal olduğunu arkadaşlarımdan öğrendim. Said Arif Terzioğlu, İnsancıl Atatürk Sakarya Meydan Muharebesi Düşman ordusu 23 Ağustos 1921’de ciddi olarak cephemize temas ve saldırıya başladı. Bir çok kanlı ve bunalımlı safhalar, dalgalanmalar oldu. Düşman ordusunun üstün grupları, savunma çizgimizin bir çok parçalarını kırdılar. Bu ilerleyen düşman birliklerinin karşısına kuvvetlerimizi yetiştirdik. Meydan muharebesi 100 kilometrelik cephe üzerinde geçiyordu. Sol kanadımız Ankara’nın elli kilometre güneyine kadar çekilmişti. Ordumuzun cephesi, batıya iken güneye döndü. Arkası Ankara’ya iken kuzeye verildi. Cephenin yönü değiştirilmiş oldu. Bunda hiç sakınca görmedik. Savunma çizgimiz bölüm bölüm kırılıyordu. Fakat hemen arkasından, kırılan her bölüm en yakın bir mesafede yeniden kuruluyordu. Savunma çizgisine çok ümit bağlamak onun kırılması ile, ordunun büyüklüğüyle orantılı uzun mesafe geriye çekilmek nazariyesini kırmak için memleket savunmasını başka bir biçimde ifade ve bu ifademde ısrar ve şiddet göstermeyi yararlı ve etkili buldum. Dedim ki: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler ona bağlı olamaz. Bulunduğu yerde sonuna kadar kalmak ve direnmek zorundadır.” İşte ordumuzun her ferdi bu sistem içinde, her adımda en yüksek fedakarlığını göstermek suretiyle düşmanın üstün kuvvetlerini yok ederek yıpratarak sonunda onu, saldırısını sürdürme yetenek ve gücünden yoksun bir hale getirdi. Muharebe durumunun bu safhasını hisseder etmez hemen özellikle sağ kanadımızla Sakarya Nehri doğusunda, düşman ordusunun sol kanadına ve ardından cephenin önemli bölümlerinde karşı saldırıya geçtik. Yunan ordusu yenildi ve geri çekilmek zorunda kaldı. 13 Eylül 1921 günü Sakarya Nehri’nin doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı. Bu suretle 23 Ağustos gününden 13 Eylül gününe kadar, bu günler de dahil olmak üzere, yirmi iki gün, yirmi iki gece aralıksız devam eden Sakarya Melhama-i Kübrası (Büyük Meydan Muharebesi) yeni Türk devletinin tarihine, cihan tarihinde pek az olan büyük bir meydan muharebesini kaydetti. Gazi Mustafa Kemal - /atatürkün askerlik anıları/atatürkün askerlik anılatprı/atatürk askerlik anıları ve resimleri/atatürkün askerlik anıları kısa/Atatürkün askerlik anıları ve resimleri
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
eb224ab0cd84377407b230c026133d0d
keep
[]
[ 7.699999809265137, 9.399999618530273, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 5, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005728-00124-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.1.gz
780,869,891
10,413
30,442
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/nikel
text/html
2014-10-22T23:56:22
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9990000128746033, 0.0008999999845400453, 0.00009999999747378752 ]
Nikel Nikel çok eski çağlardan beri bilinen ve bugün de çok kullanılan, gümüş renginde, kimyâda “Ni” sembolüyle gösterilen metal. Nikel, mîlattan önceki medeniyetlerde alaşım hâlinde kullanılmıştır. 1751 yılına kadar nikelin saf metal olarak elde edildiği bilinmiyor. Bu târihte A.F. Cronstedt, nikeli saf olarak nikkolit (NiAs) ihtivâ eden cevherden elde etti. Nikel Peletleri Nikel hakkında ansiklopedik bilgi Nikel çok eski çağlardan beri bilinen ve bugün de çok kullanılan, gümüş renginde, kimyâda “Ni” sembolüyle gösterilen metal. Nikel, mîlattan önceki medeniyetlerde alaşım hâlinde kullanılmıştır. 1751 yılına kadar nikelin saf metal olarak elde edildiği bilinmiyor. Bu târihte A.F. Cronstedt, nikeli saf olarak nikkolit (NiAs) ihtivâ eden cevherden elde etti. Bulunuşu: Çokluk bakımından yer kabuğunun yirmi dördüncü elementidir. Yerkabuğunu meydana getiren maddeler içinde % 0,016 kadardır. Nikelin en önemli kaynağı, kükürt ihtivâ eden cevherlerdir. Başlıca mineralleri pentlandit (Fe, Ni)9S8, millerit (NiS), nikolit, (NiAs), maşarıt (Ni11As8), gersdorfit (NiAsS), garnierit, vermukülitler, polidimit, violarit (Ni, Fe)3S4, ve ulmanit (NiSbS) dir. Bâzı meteor taşlarında demirle alaşım hâlinde bulunmaktadır. Özellikleri: Nikelin atom numarası 28’dir. Periyodik cetvelde VIII B grubunda bulunur. Elektron dizilişi, 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 3d8 4s2 şeklindedir. 4s2 seviyesindeki iki elektron, en yüksek enerjiye sâhip olup, bu elektronlar verildiğinde; kararlı olan (2+) değerlikli iyon meydana gelir. Bu reaksiyon için elektrot potansiyeli +0,231 V dur. Kobalttan pasif, kalaydan aktiftir. Adi şartlarda kuvvetli asitlerle reaksiyona girer. Bu reaksiyonda tuz ve hidrojen meydana gelir. Nikelin tuzları çok hafif asidiktir. Sulu seyreltik nikel oksit çözeltisinin pH si. 6,7’dir. Nikelin yoğunluğu 8,9 g/cm3, erime noktası 1455°C, kaynama noktası 2900°C’, özgül (spesifik) ısısı 118°C’da 0.1095 cal/gC° erime gizli ısısı 73,8 cal/g dir. Atom ağırlığı 58,71 dir. Atom ağırlıkları 58 (% 67,76), 60 (% 26,16), 61 (% 1,25), 62 (% 3,66) ve 64 (% 1,16) olan izotopları vardır. Kübik yüzey merkezli kristal yapıya sâhip olduğu için soğukta şekillendirilebilir. Nikel, demirden sıkı olup, oldukça serttir. Soğuk işlemle, sertlik ve mukâvemette artış sağlanır. Atmosferik etkiyle yüzeyinde bir oksit tabakası meydana gelir ve bu film hâlindeki oksit tabakası, oksitlenmenin ilerlemesini önler. Normal olarak nikel birçok asidin, tuzların, alkalinin, yaş ve kuru gazların çürütücü, aşındırıcı etkisine karşı dayanıklıdır. Asitlerin nikele etkisi yılda 0,5 mm kadardır. Nikel, manyetik özelliğe sâhiptir ve bu özelliğini 360°C’ye kadar korur. Nikel, ilâve edildiği metal veya alaşımının özelliklerini ıslah eder. Bu yüzden 3000 kadar alaşımın bünyesine girer. Elde edilişi: Nikel, 1850 yılında 80 ton elde edilebilirken, 1971’li yıllarda 660.000 ton üretime ulaşılmıştır. En çok üretim yapan memleketler, Kanada, Küba, Fransa, Brezilya, Hindistan, Finlandiya, Norveç veRusya’dır. Nikel iki şekilde elde edilir. a) Sülfür filizlerinden elde edilmesi: Kırılıp ufaltılan filizler, yüzdürme işlemiyle nikelce zengin hâle getirilir. Diferansiyel flotasyon ile bir bakır bir de nikel konsantratı elde edilir. Nikel konsantratında nikel miktarı % 70-80’e çıkar. Bundan sonra kavrularak ortamdan kükürt uzaklaştırılır. Eritici ilâve edilerek eritilir. Yabancı maddeler curufa geçer. Bu sırada bakır ihtivâ eden nikel, demir matı teşekkül eder. Mat yeniden bessemerlenerek demir ve kükürdün büyük bir kısmı giderilir. Çeşitli işlemlerden geçirilip zenginleştirilen ve nikel oksit hâlinde elde edilen madde indirgenerek, metal (mâden) hâlinde elde edilir. Sonra bu mâden, elektrolitik veya mond metodu ile saflaştırılır. b) Silikatli filizlerinden elde edilmesi: Silikat filizleri kurutulup kalsiyumsulfat ve kireçtaşı ile karıştırılarak briket hâline getirilir. Bu briketlerin kok ile eritilmesinden % 30-45 nikel ihtivâ eden nikel sülfür matı teşekkül eder. Matın bessemerlenmesiyle % 77 nikel ihtivâ eden nikel sülfür elde edilir ki bu da kavrularak oksit hâline dönüştürülür. Oksit de kok ile indirgenir. Bileşikleri: Nikel, bileşikleri daha çok (2+) değerliklidir. İstisnai olarak 1+, 3+ ve 4+ değerlikli olabilir. Nikel klorür (NiCl2), en çok hekza hidrat hâlinde bulunur. 140°C’nin üstünde susuz hâl alır ki bu da sarı hekzagonal kristaller hâlindedir. Nikel metaliyle HCl’in reaksiyonundan elde edilir. Nikel yerine, nikel oksit, hidroksid veya karbonat da kullanılabilir. Bu tuz en çok galvanoplastide ve katalizör nikel elde edilmesinde kullanılır. Nikel bromür (NiBr2) en çok trihidrat hâlinde bulunur. 200°C’de susuz hâle geçer. Nikel nitrat Ni (NiO3)2 ticârette zümrüt yeşili renginde olan hekza hidrat hâlinde bulunur. Nikel oksit (NiO) tabiatta az miktarda bunsenit minerali hâlinde bulunur. Nikel oksit, nikel hidroksidin, bazik karbonatların, nitratın ve diğer tuzların havada ısıtılması ile elde edilir. Alaşımların yapılmasında, seramik sanayiinde renk verici olarak kullanılır. Nikel hidroksit Ni (OH)2 nikel tuzu çözeltilerinin alkali hidroksitle muâmele edilmesinden elde edilir. Nikel sülfat (NiSO4), ticârette hekza hidrat hâlinde satılır. Nikelin sülfat asidiyle muâmelesinden elde edilir. Galvanoplastide kullanılan en ucuz nikel tuzudur. Ticârî önemi bulunan bir nikel bileşiği de nikel tetra karbonildir, Ni(CO)4. Bu bileşik bilhassa asetilen ve alkollerden akrilatların sentezinde karbonmonoksit taşıyıcısı olarak faydalanılır. Nikel tetrakorbonil renksiz ve uçucu bir sıvıdır. Toz hâlindeki metalik nikelin CO ile tepkimeye girmesiyle teşekkül eder. Alaşımları: Nikel alaşımları muayyen metalleri bir arada asidik veya bazik bir açık fırında veya endüksiyon fırınında ısıtmak sûretiyle elde edilir. Bâzı alaşımları soğukta mukavim süreli ve tok olarak kullanılırken, bâzı nikel alaşımları da 1150°C’ye kadar sıcaklıklarda ve yüksek mukavemet uygulamalarında kullanılmaktadır. Alaşımlarının çoğu yüksek sıcaklıkta, endüstride bulunan korozyon ortamlarında yüksek dayanıklılık gösterir. Nikel-Bakır alaşımları: Nikel ve bakır birbiri ile her oranda karışır. Üçte iki nikel, üçte bir bakır ihtivâ eden alaşıma Monel denir ki, en önemli Ni-Cu alaşımdır. Bu alaşımın, yüksek mukâvemeti, korozyona karşı çok iyi dayanıklılığı, çok iyi işlenebilme kâbiliyeti vardır. Bu yüzden bu alaşım, yağ rafinasyonunda, kimyevî madde üreten fabrikaların âlet ve teçhizatlarında, pompalarda, vanalarda ve mîmârîde kullanılır. Monel’e alüminyum ve titan katılarak özellikleri daha da iyileştirilir. Nikel-Krom alaşımları: % 60-80 nikel % 13-20 krom ihtivâ eden alaşımlar yüksek sıcaklık uygulamalarında kullanılır. Bu alaşımlar 1150°C’ye kadar sıcaklıklarda korozyona dayanıklıdır. Bu alaşımlarda az miktarda demir de bulunmaktadır. Diğer % 80 nikel % 20 krom ihtivâ eden alaşıma İnkonel denir ve elektrik direnç teli olarak kullanılır. İnkonel alkalilere, organik bileşiklere, amonyak karbondioksit gibi gazlara dayanıklıdır. Hastelloy D alaşımı % 85 Ni, % 10 Si ve % 3 Cu ihtivâ eder ve bu alaşım sülfat asidine dayanıklıdır. Kromel (% 90 Ni, % 10 Cr) ve Alumel (% 94 Ni, % 3 Mn, % 2 Al; % 1 Si) alaşımlar termokuplarda 1200°C’ye kadar kullanılır. Para alaşımları, genel olarak bakır ve nikel ihtivâ ederler. Nikel gümüşleri, gümüş gibi beyaz olup bakır, nikel ve çinko ihtivâ ederler. Gümüş yoktur. Alaşıma beyazlığı nikel ve çinko verir. Bu alaşımın 200 çeşidi vardır. En çok kullanılanı, % 65 Cu, % 18 Ni ve % 17 Zn ihtivâ eder. Genleşme katsayısı en düşük nikel alaşımı Invar olup, % 64 demir % 36 nikel ihtivâ eder. Elinvar (% 34 Ni, % 4,5 Cr ve % 2 W ve kalanı demir) saat yayı imalinde kullanılır. Kullanılışı: Nikel saf olarak kullanıldığı gibi, en çok alaşım hâlinde kullanılır. Saf nikel bilhassa kaplamacılıkta kullanılır. Kaplamanın yapılması için, önce kaplanacak madde bakır sonra nikelle kaplanır. Bu işleme nikelaj ismi verilir. Nikel, akümülatör yapımında da kullanılır. Alaşımlar içinde sanâyide en çok kullanılanı, paslanmaz çeliktir. Bu çeliklerde nikel oranı, çeliğin kullanma yerine bağlı olarak değişir. % 74-77 altın, % 17 nikel ve % 6-9 çinkodan yapılmış alaşım platine benzer. Bu yüzden platin yerine kullanılır. % 46 nikelli demir alaşımına platinit denir. Platinitin uzama katsayısı cam ile aynıdır. Bu yüzden platinit cama yapıştırılır. Alpaka(yeni gümüş) alaşımı bakır, nikel ve çinkodan meydana gelmiştir. Alman gümüşü olarak da bilinir. Atom numarası: 28 Simge: Ni Kütle numarası: 58.71 Kaynama Noktası (C): 2730 Erime Noktası (C): 1453 Yoğunluk: 8.9 Buharlaşma Isısı: 91 Kaynaşma (Füzyon) Isısı: 4.21 Elektriksel iletkenlik: .145 Isıl iletkenlik: .22 Özgül Isı Kapasitesi: .105 Demirin bazı niteliklerini taşıyan beyaz, parlak maden. - 2005'de Nikel Üretimi - Nikel Peletleri
[ "bjn_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "fij_Latn", "crh_Lat...
allowed
4883f238790e51db94fa7361ba6d3b2c
keep
[]
[ 7.900000095367432, 10, 10, 8.899999618530273, 10, 9.199999809265137, 10, 10, 7 ]
./CC-MAIN-20141017005727-00062-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.4.gz
710,495,672
8,137
22,008
http://www.filozof.net/Turkce/yakin-tarih/7978-sakarya-meydan-muharebesi-savasi-tarihi-askeri-siyasi-sonuclari.html
text/html
2014-10-22T15:20:05
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
Anasayfa Sakarya Meydan Muharebesi - Savaşı Tarihi, Askeri, Siyasi Sonuçları Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos-13 Eylül 1921 arasında Türklerle Yunanlılar arasında yapılan meydan muharebesi. Türk Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası sayılan bu savaş en çetin ve en tehlikeli çarpışmalarından biri olduğu gibi sonucu açısından da büyük ferahlık yaratan, aynı zamanda kesin sonucun ilk işaretini veren muharebelerinden biridir. Türk tarafı gerek Meclis ve hükümet olarak, gerek cephedeki kuvvetler olarak en uzun bunalımı bu savaş sırasında yaşamış, aynı şekilde Yunan tarafı da hem en büyük kayıpları bu savaşta vermiş, hem de bu savaşın sonunda ümitsizliğe kapılmıştır. Yunanlıların Hazırlıkları Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nden sonra Türk ordusu Sakarya nehrinin doğusuna çekilirken Yunan genelkurmayı âdeta zafer şenlikleri içindeydi ve son darbeyi indirmenin hazırlıklarını sürdürüyordu. Hedef Ankara olarak tespit edilmişti. Gerekirse daha ilerilere de gidilecekti. Başkomutan Papulas zaferden emindi. Yalnız genelkurmay ikinci başkanı albay Sarıyanis ile başkomutanlık kurmay başkanı albay Pallis bazı noktalarda tereddüt ediyorlardı. Türk Cephesi Buna karşılık TBMM'de huzursuzluk ve kötümserlik son haddine varmıştı. Cepheye giden heyetlerin getirdiği haberler kötümserliği daha da derinleştiriyordu. Meclis'in ve hükümetin Kayseri'ye taşınması kararlaşmış gibiydi ve halk arasında da göç başlamıştı. Meclis'te bazı üyeler mırıltı halinde, bazıları da açıktan açığa Mustafa Kemal'i bu durumdan sorumlu tutuyor, cepheye gitmesini istiyorlardı. Büyük Hazırlık Tartışmalar Ağustos başlarına kadar sürdü. Bu arada Başkomutanlık kanun teklifi Meclis'e getirilmiş ve bu sefer de Mustafa Kemal'in istediği yetkiler ortalığı karıştırmış, bununla birlikte kanun kabul edilmişti. Mustafa Kemal başkomutanlığı üzerine aldıktan sonra hazırlıklara hız verildi. Çıkarılan "Tekalif-i Milliye" emirleriyle halk yiyecek, giyecek, taşıt aracı, hayvan, silâh ve cephane gibi her türlü varlığıyle ordunun güçlendirilmesi için katkıda bulunmağa çağrılıyor, hattâ her aileden bir asker için iç çamaşırı, bir çift çorap ve bir çift çarık isteniyordu. Bu arada asker kaçaklarına ve Tekalif-i Milliye gereklerini yerine getirmekten kaçınacaklara karşı Ankara, Konya, Eskişehir, Samsun ve Kastamonu'da İstiklâl Mahkemeleri kurulmuştu. Başkomutan Mustafa Kemal, Garp Cephesi komutanı İsmet Paşa ve genelkurmay vekili Fevzi (Çakmak) Paşa bir yandan savaşın maddi hazırlıklarını yürütürken bir yandan da düşman hakkında toplanan bilgileri değerlendiriyor ve yakında başlayacağını bildikleri saldırının kesin sonuca yönelik olacağını hesaba katarak çalışmalarını sürdürüyorlardı. Her şey Türk başkomutanlığının önceden kestirdiği gibi gelişti. Savaş Başlıyor Yunan kuvvetleri 23 Ağustos 1921 günü harekete geçerek 24 Ağustosta Türk cephesinin merkez kesiminde çetin bir saldırıya girişti. 26 Ağustosta yunan kuvvetlerinin bir kısmı kuşatma için harekete geçti ama, Türk kuvvetleri duruma hâkim görünüyordu. Ağustosun 29'una kadar çatışma geceli gündüzlü olarak ve gitgide şiddetlenerek sürdü. Bu arada Çal dağı düşman eline geçmiş, geri alınmış ve tekrar düşmana kaptırılmıştı. Çarpışmalar çok kanlı oluyor, taraflar ağır kayıplar veriyordu. Yunanlılar başlangıçta duruma hâkimdi. Nitekim yarma ve kuşatma girişimleri hep o taraftan gelmişti. Çal dağını ele geçirmesi de başarılarından biriydi. Lloyd George'un kısa bir süre önce dediği gibi Yunanistan'ın artık Sevr Antlaşması'nda kendisine vaat edilenle yetinmeyerek daha fazlasını isteyeceği savaşın gidişinden de anlaşılıyordu. Ne var ki, savaş sahnesinde olup bitenlere ve dışarıdan gelen, Yunanlılar'ı yüreklendirici beyanlara rağmen Yunan kuvvetleri zor günler geçiriyordu. Türk ordusunun ağır basan direnişinden başka saldırgan kuvvet ana üslerinden uzaklaşmış, dolayısıyle ikmal zorlaşmıştı. Türk Ordusunun Kararlılığı Üstün durumda görünmesine rağmen düşman saflarında maneviyat bozukluğu her gün biraz daha belirgin hala gelirken Türk ordusu savaşı zaferle sonuçlandırmağa kararlıydı. Gerçi, mevcudu 46 228 er, 515 ağır makineli ve 255 hafif makineli tüfek ile 167 top ve 2 uçaktan ibaretti. Üstelik de bu düzeye Merkez Ordusu ve yakın yerlerdeki ihtiyatların savaş alanına çekilmesiyle ulaşılmıştı. Ancak, albay Kâzım (Özalp), albay İzzettin (Çalışlar), albay Selâhattin Âdil (Adil), albay Arif (Ayıcı), albay Kemalettin Sami (Gökçen) ve albay Fahrettin (Altay) beylerin komutasında gruplar halinde düzenlenen ordu yapılan savaşın gereklerine uygun biçimde kadrolandırılmıştı. Yunan ordusunda ise bir düzen değişikliği yoktu ve bu ordunun mevcudu 85 000'i savaşçı er ve 4 364'ü subay olmak üzere 122 164 kişi ile 876 ağır makineli tüfek, 284 top ve 8 uçaktı. Taraflar arasındaki bu kuvvet farkına rağmen Yunan ordusunun bazı bölümlerinin 7 Eylülden başlayarak geri çekildiği görüldü. Arada bir canlanma çabası olduysa da geri çekilme sonraki günlerde daha belirgin hale geldi. Türk ordusunun iki uçağı, sık sık arıza yapmasına rağmen, düşmanın hareketlerini sürekli olarak izliyor, 1 150 atlıdan ibaret süvari grubu ise destanlar yaratıyordu. Bir hafta kadar yavaş seyreden savaşın sonucu 13 Eylülde düşmanın Eskişehir yönüne doğru bütün kuvvetlerini çekmeğe başlamasıyle belirmiş oldu. 100 km uzunluğunda bir alanda, 22 gün geceli gündüzlü süren savaş sonunda Yunan ordusu yenilmişti. Ne var ki, Türk ordusunun da bu yenik ve kaçmakta olan orduyu yakından izleyerek son darbeyi vuracak gücü kalmamıştı. Birçok bölüğe yedek subaylar komuta ediyordu. Er mevcudu çok azalmıştı. Yunan ordusu geri çekilirken Türklerin kullanabileceği hiçbir şey bırakmamak için özen göstermistir. Demiryollarını ve köprüleri havaya uçurmuştur ve birçok köyü yakmıştır. Askerî Sonuçlar Sakarya Zaferi'yle inisiyatif Türk ordusuna geçmiştir. Sakarya Muharebeleri, Türk ordusunun moralini ne kadar yükseltmiş ise, Yunan ordusunun moralini de o derece kırmıştır. Önce Sakarya doğusu, sonra da Afyon-Eskişehir hattına kadar olan vatan parçası Yunanlılardan temizlenmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi sonucu, askeri harekât yön değiştirmiştir. Sakarya Muharebesi sonuna kadar stratejik savunma yapılırken, Sakarya'dan sonra stratejik taarruza dönüş olmuştur. Muharebe sonunda Yunan ordusu stratejik saldırı yapma gücünü yitirmiştir. Sakarya Zaferi, Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutanlık Muharebesi (30 Ağustos 1922) için gerekli olan hazırlıkların yapılmasına zaman kazandırmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 49.289'dur. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007'dir. Sakarya Meydan Muharebesinde çok fazla subay kaybı olduğu için bu Muharebeye “Subay Muharebesi” adı da verilmiştir. Atatürk’de bu muharebe için “Sakarya Melhame-i Kübrası” yani kan gölü, kan deryası demiştir. Siyasî Sonuçlar Sakarya Zaferi'nden kısa bir süre sonra, 13 Ekim 1921 günü Sovyetlerin aracılığıyla Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye'nin doğu sınırı kesinlikle güvenlik altına alınmıştır. Fransa, Sakarya Zaferi'nden sonra bekle-gör tutumunu bırakarak İtilaf devletlerinden kopmuş ve TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması'nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile Fransa tarafından TBMM Hükümeti ve Hatay-İskenderun dışında bugünkü güney sınırımız tanınmıştır. Güney Cephesi güvenlik altına alındığından oradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi'ne kaydırılmıştır. (1) Üst kademe komutanları, Kaynaklar - Önceki - Sonraki >>
[ "kbp_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
1330ca970a1cc62c50570f3f53527cb2
keep
[]
[ 9.199999809265137, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 9.699999809265137, 10, 9, 8.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20141024030046-00186-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.11.gz
106,113,614
26,532
165,403
http://eodev.com/gorev/331574
text/html
2014-10-25T02:48:18
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0 ]
kubilay olayını özet bir şekilde açıklarsanız sevinirimgönderen Thedevilsays Soru Cevaplar2 Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı... 23 Aralık 1930 "Kubilay Olayı", Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti. Adı Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında. Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olaylara müdahele etmek isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti. Yorumlar Adı Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında. Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. Olaylara müdahele etmek isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
107eecf3be90677455e017297dfc8f23
keep
[]
[ 5.099999904632568, 10, 10, 9.199999809265137, 10, 9.199999809265137, 7, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025824-00228-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.5.gz
565,513,446
17,268
107,482
http://www.moto-park.com/forum/smf/index.php?topic=583.0
text/html
2014-11-01T05:50:38
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Shervin arkadaşımız "Akü" ile ilgili epeyce bilgi derlemiş. Ancak şu aralar yoğun olduğu için ben kendisi adına konuyu foruma aktaracağım. Buna ek olarak Bora Yurtören akü hakkındaki derin bilgisi ile Shervin'in mesajına katkıda bulundu. Bu başlıkta yeralan mesajlar, her iki arkadaşımın da izni ile ikiteker posta grubuna atılmış kendi e-postalarından düzenlenmiştir. Shervin'in yazılarını siyah, Bora'nın mesajlarını mavi renk ile izleyebilirsiniz. -------------------- Aku Sarji icin bir takim ozet bilgiler sunmamda yarar var ... Verecegim tum bilgiler; Sulu - Asitli tipli akuler icin gecerlidir. JEL veya AGM akuleri ise bambaska kurallara tabiidirler ... Öncelikle akü tiplerini kısaca tanıyalım: Piyasada 3 çeşit kurşun-asit aküyü yaygın olarak bulabilirsiniz: 1) Normal sulu aküler: Kurşun plakalar ve arasında sıvı durumda sülfirik asit çözeltisi. En ucuz aküler bunlardır, devrilince (ki motor devrilici bir alettir) asit akıtırlar ve bu asit özellikle alüminyum alaşım yüzeylerde (şase, jant vs.) hiç çıkmayacak bir iz bırakır. Bir de sık sık su ilavesi gerektirirler. Bakımsız tabir edilen daha iyi kapatılmışları da vardır ama bunlar bile daha seyrek olsa da su ilavesi isterler. 2) AGM (Absorbed Glass Mat) aküler: Kurşun plakalar arasında cam yünü benzeri bir malzemeye emdirilmiş sülfirik asit çözeltisi içerirler. Tam anlamıyla kapalıdırlar, baş aşağıya bile çalışabilirler, kesinlikle akmazlar, kesinlikle su ilavesi istemezler. Pahalıdırlar. 3) Jel Aküler: Kurşun plakalar (daha ince ve daha çok plaka) arasında koyu jel kıvamında asit çözeltisi içerirler. Bunlar da tam kapalıdırlar, akmazlar, su istemezler. Ancak yapıları itibarıyla şarj karakteristikleri farklıdır ve marş aküsü olarak pek randımanlı olmazlar. Daha çok UPS, ışıldak vs yerlerde kullanılırlar. Piyasada çin kökenli binlerce marka olarak bulunuyorlar. Ucuzdurlar. Motorlarda son zamanlarda AGM aküler standart hale geldi. 1150GS aküsünün de böyle olmasını beklerim. Motorunuz eski model ve orijinal aküsü sulu tip ise bunun yerine rahatlılka AGM akü alıp kullanabilirsiniz ancak kılıf yapıları pek uyumlu değildir. Aynı voltajda aynı Ah kapasitesindeki AGM bir akü karşılığı sulu aküye göre biraz daha büyük bir kasada olur, yerine oturtmakta zorlanabilirsiniz. Jel aküyü motorda kullanmanızı tavsiye etmem, ömürleri uzun olmaz ama ucuz oldukları için sık değiştirmek şeklinde bir yaklaşım olabilir. --------------- Akunuzun amperaji x Ah ise; ideal sarj akimi x/10 Ah 'dir. Ornegin; Akunuz 20Ah ise; ideal sarj akimi 2Ah'dir. Bu durumda Akunuz "0" iken tam dolmasi icin gereken sure en az 10 saat'dir. Bazi hallerde zaman kisitli ise ve hizli sarj gerekiyor ise (aku da saglikli ise); x/5 Ah ile de sarj edilebilir. Ornegin; Akunuz 20Ah ise; ideal hizli sarj akimi 4Ah'dir. Bu durumda Akunuz "0" iken tam dolmasi icin gereken sure en az 5 saat'dir. bu yontemi aliskanlik haline getirmemek gerek. Bu veriler prosfesyonel bir sarjda kullanilan verilerdir. Trickle sarj dedigimiz; damla damla, azar azar sarj yontemlerinde daha az akimlar ile uzun sureli sarjlar yapmak olasidir. Ve daha cok akunun kondusyonunun korunmasinda endikedir. --------------- Aku sarj cihazlari 2 tiptir. 1- Akilli 2-Akilsiz 1- Akilli olanlarin hediyesi de pahali olur. Oyleki servisiniz yoksa almaniz mantikli olmaz. Parasini bankaya koyup 2 senede bir akunuzu yenileyebilirsiniz. Bu cihazlar once yuksek akimla sarja baslar, aku doldukca akimi otomatikman dusurur. 2-Akilsiz Sarj cihazlari: bunlar sabit bir akimla, akunun voltajindan daha yuksek bir voltajla akuyu sarj ederler.. Ornegin 13.8 - 14 Volt gibi. Genellikle sagda solda satilan sarj cihazlarin cogu boyledir. Biraz düzelteyim: 1/10 şarj akımı kuralı AGM aküler (Yuasa YTX serisi gibi) için de aynen geçerlidir. Jel aküler (UPS aküleri mesela) hakikaten çok farklıdır. 2 tür şarj aleti olduğu doğrudur ama bunları "akıllı, akılsız" diye ayırmak pek doğru değil. Şöyle ki:1. Tip şarj aletleri sabit voltaj şarjı yaparlar. Bunları voltaj çıkışları tam dolu bir akünün voltaj çıkışlarına eş olacak şekilde ayarlıdır (14V civarı) ve bu voltajı sabit tutarak şarj yaparlar. Boş bir akü böyle bir şarj cihazı ile şarj edildiğinde başta akü ve şarj cihazı arasındaki voltaj farkı çok olduğundan çok fazla akım çekmesine sebep olurlar. Ancak bu tip aletlerin gücü sınırlı olduğu için genelde ne olursa olsun 2Ah en fazla akım veremezler. Bu da akünüzün aşırı akım yüzünden bozulmamasını sağlar. Akü şarj oldukça voltajı yükselir ve kaynak (şarj cihazı) voltajına yaklaşmaya başlar. Bu durumda da şarj akımı fizik yasaları gereği alçalırr. Bu tür şarj cihazlarının "akıllı" olanları bu akım azalmasını kontrol eden bir devreye sahiptir ve akım 50-100mA seviyesine düşünce akünün şarj olduğunu gösteren bir LED yakarlar. "Akılsız" olanları ise bu şekilde şarja devam ederler ama zaten bu durum "float" şarjı kategorisine girer ve aküye zarar vermez. Dikkat edilmesi gereken tek nokta sulu akülerin float şarj sırasında su kaybetme durumudur.2. Tür şarj aletleri ise sabit akım şarjı yaparlar. Burada kaynak voltajı akü üzerinden devamlı doğru şarj akımı (1/10) akacak şekilde yükseltilir. Akü şarj oldukça akımın düştüğünü demin söylemiştim ya, bu aletler akım düştükçe şarj voltajını yükseltip akımı tekrar olması gereken seviyeye çıkartırlar. Bunların "akıllı" olanları bu işi kendi yaparlar, "akılsız" olanlarının üzerinde komütatör switchler vardır, akım göstergesi düşükse switchi bir kademe yukarıya siz çevirirsiniz. 1. tür (sabit voltaj) şarj cihazları daha ucuz ve daha risksizdirler ancak hiçbir zaman %100 şarj yapamazlar ve sarj süreleri uzundur. 2. tür (sabit akım) cihazlar daha pahalıdır, bir hata yapmaları veya "akılsız" olanlarında sizin bir hata yapmanız durumunda aküyü yakma riski vardır. Ancak doğru kullanımda akü için daha sağlıklıdırlar ve çok daha çabuk şarj ederler. Bauhaus veya benzeri yerlerde 50-100 YTL arası fiyatlara satılan şarj aletlerinin tümü 1. tür sabit akım şarjı yaparlar. BMW'nin orijinal şarj aleti de böyledir ancak BMW ekipmanı ve trafosuz (switching supply) tipi olduğu için fiyatı yüksektir. ------------- Onemli bir Soru ve Cevabi Akum icin uygun olan (hayvan gibi abartili olmayan) bir akilsiz sarj cihazi ile akumu uzun sure (gereginden fazla) sarj etsem ne olur? Akunuz saglikli bir aku ise hic bir sey olmaz ... Sadece akunun su tuketimi artar ... Asiri abartirsaniz (gunlerce sarda birakirsaniz); saf su eklemek gerekebilir. ------------ Gelelim benim gelistirdigim sarj cihazina; www.Ebay.com 'dan HELLA (Germany) marka BMW soketi satin aldim. Disi&Erkek (yanilmiyorsam nakliye dahil 20 euro civari) - Bu fisler arablarin cakmak soketi vb. ile yakindan uzaktan ilgisi yok bambaska yapi ve boyutta. Sarj cihazini da bir yapi marketinden (Globus 2-12Ah) satin aldim (yanilmiyorsam 80-90 YTL civari) Aparati motosiklete uyarladim (Yalin hali ile sadece BMW motorlar icin - ek aparati ekleyince kancalari ile araba aku kutup baslarina baglanabiliyor) ... Cok pratik ... --- Once ne olur ne olmaz diyerekten Motorun Kill Switch'ini (Acil kapama dugmesini) kapatiyorum .. boylece sarj esnasinda olusabilecek kismi yuksek voltajin Motronic vb. unitelere gitme olasiligi ve olasi ariza ihtimallerini engellemis oluyorum. Bu durumda sadece motosikletin saati devrededir. Bu saat bu duzeydeki akim farkliliklarindan etkilenmiyor. Ne olursa olsun motor sarj cihazina bagli ise asla marsa basilmamalidir... BMW'nin orjinal aku sarj cihazlari da bu soketten sarj eder. Ebay'de bu porttan sarj eden yan sanayii imalatlar mevcut (tavsiye etmem cogunlugu 110 volt icin). ---- Eskiden bu islem icin seleyi kaldirip kancalari aku uclarina bagliyordum. Ama bu islem hem gereksiz bir kulfet hemde kancalarin yerlerinden kurtulup farkli noktalarda kisa devre yapma olasiligi vardi. Simdi ise; fisi takiyorum ... duruma gore 5 - 10 saat sarj ediyorum... Ornek; Akum 12.18 Volt iken sarja birakmisim ... Sarj sonrasinda ise 13.52 volta yukselmis. Benim yaptigim bu secenek hem BMW motosikletlerde (Sadece 1100 & 1150 icin -- 19Ah Sulu hayvani aku) hem de arabalarda kullanilabiliyor.. Duzenli olarak (kisin 3 haftada bir - Yazin ara sira) full olarak sarj ediyorum. Performansi etkiliyor. Benim gibi cok sIk binemeyenler icin bindigim zaman alternator artik aku sarj etmekle ugrasmiyor.. dop dolu aku ile basliyorum... Sulu tip akusu olan; 1100 ve 1150 GS'i olanlar icin bu yontemi tavsiye ederim. ---------- Not: Bu bilgileri toparlamamda, yuzlerce sorumu sabirli bir sekilde yanitlayan Bora YURTOREN'e tesekkurlerimi sunarim. Selamlar... Shervin Naghavi Bora Yurtören
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "bug_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "jav_Latn", "isl_Latn...
allowed
45efb3f741eb35fb1f4d2f904fe8727a
keep
[]
[ 8, 9.699999809265137, 10, 8.699999809265137, 10, 9.899999618530273, 10, 5, 10 ]
./CC-MAIN-20140820021355-00114-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.5.gz
355,964,162
5,993
19,661
http://www.elektromania.net/default.asp?tid=244
text/html
2014-08-30T14:10:46
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9993000030517578, 0.000699999975040555, 0 ]
0-24V 5 Amper Ayarlı Güç Kaynağı Ayarlı Regüle devresi kısa devre korumalı olup 5 amperlik bir akım verebilmektedir. Devrenin maksimum voltaj çıkışını sabitleyen ise D2 zener diyotudur. Kısa devre korumasını D4 diyotu ile gerçekleştirmektedir. Kısa devre anında D4 diyotu iletime geçer ve Q2 transistörünü kesime sokar. Böylelikle Q3-Q1 transistörü kesime gider ve devreye enerji vermez ve transformatörü korur. Etiketler : hazır devre , pratik , uygulama , circuit , güç , kaynak , powesupply , power Yazan : mania | 5 Oca 2007 Cum | 19.389 defa Okundu.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "hat_Latn", "tur_Latn", "cat_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "crh_Latn", "unk", "ron_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
1c17362ae8ab634c932734b3e89f53e8
keep
[]
[ 6.599999904632568, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 8.800000190734863, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030053-00234-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
745,515,218
14,004
55,187
http://www.notdenizi.com/canlilarda-beslenme-iliskileri-ve-enerji-akisi-52334/
text/html
2014-10-26T01:52:50
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Bu yazıda Canlılarda Beslenme İlişkileri Ve Enerji Akışı hakkında kısa özet bilgiler bulabilirsiniz. Not denizinden… Canlılarda Beslenme İlişkileri ve Enerji Akışı Yeryüzündeki hayatın devamı için enerjiye ihtiyaç vardır. Bu enerji temel olarak güneşten gelir. Mesela rüzgarlar güneş nedeniyle oluşan hava sıcaklıkları farkıla oluşur, fotosentez güneş ışığı yardımıyla olur v.s…. Canlılar aldıkları güneş enerjisiyle, yeryüzünde ve havadaki element,bileşik,mineraller ile besinlerini sentezler ve besin zincirinin diğer halkasına aktarırlar. Bu grupta genel olarak bitkiler bulunur. Hayvanlar, bitkileri tüketerek beslenme ihtiyaçlarını giderir ve bu besinlerden enerji ihtiyclarını karşılarlar. Bazı hayvanlar da hem bitkisel hemde hayvansal gıdaları tüketerek besin ve enerji ihtiyaçlarını karşılarlar. Tüm canlılar bu besinlerin bir kısmını metabolizmalarının yapısı ve büyümesi için diğer kısmını ise metabolizmalarının devamı için enerjiye dönüştürerek kullanırlar. Hayvanlar için alınan besinler içerisinde mineraller,proteinler,yağlar,karbonhidratlar su ve vitaminler bulunmakta olup,canlı vücudu kendi ihtiyacı olanı aldıktan sonra kalan atıkları ya da ihtiyaç duymadığı fazlalıkları dışarı atarlar. Bu olaylara dışkılama ve boşaltım denir. Aynı şekilde bitki, hayvan atık ve leşlerini saprofit(ayrıştırıcı) canlılar kullanmakta ve metabolizmaları için gerekmeyen molekülleri toprağa ve havaya bırakırlar. Toprağa düşen ve havaya karışan moleküllerden bazılarını bitkiler ve hayvanlar direkt olarak kullanamazlar, bunun kullanılır hale getirilmesini de bazı mikroorganizmalar mümkün kılmaktadır. Bu olay da kemosentez olarak tanımlanır. Bu olaylar zinciri bu şekilde milyonlarca yıldır sürmektedir. Dinazorlardan bugüne kadar….Milyonlarca yıldır bu olaylar zincirinin devam etmesi, bugün çevremize baktığımızda dünyamızın temiz ve bu atıklardan dolayı zarar görmemesi, dengesinin bozulmamasını ve yaşamın devam edebilmesini gayet iyi bir şekilde açıklar. Bu olaylar zincirine ”Besin zinciri” denir. Besin zinciri tam olarak, bir canlının bir canlıyla beslenirken aynı zamanda başka bir canlının besini olmasıdır. Doğada besin zinciri hiçbir zaman tek zincir şeklinde değildir. Çünkü canlıların beslenme alternatifleri çok sayıdadır ve beslenme zinciri bir beslenme ağına benzer özelliktedir. Zincirin her halkası ayrı bir canlı türü tarafından temsil edilir. Besin zincirinin kısalığıyla orantılı olarak enerji ekonomik bir şekilde kullanılmış olur, besin zincirinin en alt tabakasında(1. halkada) ototroflar, en üst tabakasında (son halkasında) ise 3.tüketiciler (Yırtıcılar= omnivorlar) bulunur. Besin zincirindeki canlı türleri , * üreticiler (ototroflar) * Tüketiciler (hetetroflar) * Ayrıştırıcılar (saprofitler) olmak üzere üç gruba ayrılır. Tüketiciler de kendi arasında, *Birincil tüketiciler (Herbivorlar) * İkincil tüketiciler (Karnivorlar) * Üçüncül tüketiciler (Omnivorlar) olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Ayrıştırıcılar besin zincirine her halkadan katılabilirler, çünkü her tür canlının atığını ve leşini ayrıştırırlar. Her halkadan bir üst halkaya aktarılan organik besin ve enerjinin oranı canlının kendisi için kullandığının 9 da 1′ idir. Yani toplam enerjinin yüzde 10′u bir üst halkaya taşınır. Buna da yüzde 10 yasası denir. Enerji yukarı doğru her basamakta 10 kat azalarak aktarılırken biyolojik birikim (Kimyasal maddeler, radyoaktivite gibi) besin zincirinde yukarı doğru gittikçe artar.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
4e545222983a0aa14776fa540857a4a3
keep
[]
[ 9, 10, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 4, 7.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20141030025819-00170-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
89,261,952
6,354
17,280
http://dallog.net/antlasmalar/londraka.htm
text/html
2014-10-31T07:32:27
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
Osmanlı Devletinin son yüz senelik döneminde Londrada değişik tarihlerde yapılan konferans ve antlaşmalar. Osmanlı Devleti , bunlardan bir kısmına katılmadığı halde, dolaylı olarak kendisini ilgilendirmiştir. İngiltere, uzun vadeli siyasî faaliyetleri neticesinde, dünyanın çeşitli bölgelerinde pek çok sömürgeler kurmuştur. Böylece 19. asrın başlarından itibaren dünya siyasetinde önemli derecede söz sahibi olmaya başladı. Bu bakımdan, 19 ile 20. yüzyıllarda yapılan birçok konferans ve antlaşmalar Londrada yapıldı. Londra Antlaşması (6 Temmuz 1827): Moradaki Yunan ayaklanmasını desteklemek, Yunanistanda bağımsız bir idare kurulmasını sağlamak gayesiyle İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan antlaşma. 1827de batılı devletlerin tahriki ile, Yunanlılar, Morada büyük bir isyan başlattılar. Osmanlı Devleti, isyanı bastırmak için Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan yardım istedi. Yardım gerçekleşip isyan tamamen bastırılmak üzere idi. Bu durum, Mehmed Ali Paşanın Akdenizde güçlenmesi ile neticelenecekti. İngiltere, kendi aleyhine böyle bir durumun gelişmesini engellemek için derhal harekete geçti. Mısır kuvvetleri zulmediyor, buna son vereceğiz diyerek, Petersburgda Çar hükümeti ile 1826da bir görüşme yaptı. Bu görüşme sonunda bir protokol imzalandı. Bu protokol, Yunanistanın Osmanlıdan koparılması ve bağımsız bir Yunan Devleti kurulması için ilk adımdı. Aldıkları karara göre, Yunanistan, Osmanlı Devletine sadece vergi ile bağlı yeni bir devlet olacaktı. Türkler ise Yunanistandan tamamen çıkartılacaktı. İngiltere ve Rusya, bu protokolü Avusturya, Fransa ve Prusyaya bildirdi. Avusturya ve Prusya karşı çıktılar ise de, Fransa kabul etti. Bundan sonra Londrada İngiltere, Rusya ve Fransa arasında görüşmeler başladı. Varılan antlaşma neticesinde (6 Temmuz 1827) Osmanlı Devleti, Petersburg protokolünü benimseyip, müstakil bir Yunan Devletinin kurulmasını kabul ederse, Morada isyan çıkaran asiler ile Osmanlı Devleti arasında bir anlaşma yapılacak, kabul etmediği takdirde, protokolü imzalayan müttefik devletler, isyancılara yardım edecekler ve isteklerini kabul ettirmek için Osmanlı Devletine baskı yapacaklardı. Bu isteklerini bir nota ile Osmanlı Devletine bildirdiler. Bu hareket, Osmanlı Devletinin iç işlerine bir müdahale olduğundan reddedildi ise de, iş, Osmanlı-Mısır donanmasının yakıldığı Navarin Baskını (20 Ekim 1827) ile neticelendi. Fransızlar, Morayı işgal ettiler. Bir taraftan da Osmanlı-Rus Harbi çıktı ve Osmanlı Devletinin aleyhine neticelendi. Londra Antlaşması (3 Şubat 1830): Yeni kurulan Yunan Devletinin sınırlarını tespit etmek üzere İngiltere, Rusya ve Fransa arasında varılan antlaşma. Osmanlı donanmasının Navarinde yakılması, ordularının 1828-29 Rus Savaşında mağlubiyete uğraması ve nihayet Mehmed Ali Paşa İsyanı ile karşı karşıya kalması neticesinde, Yunanistana bağımsızlık yolu açılmış oldu. Yunanistanın tam bağımsız bir duruma gelmesi, bilhassa İngiltere için büyük çıkar sağlayacaktı. Bu sebeple İngiltere, Avrupa devletlerine, Yunanistanın bağımsızlığı teklifini yaptı. Bunun üzerine, 3 Şubat 1830da Londrada toplanan delegeler, yaptıkları antlaşmalar neticesinde Yunanistana tam bağımsızlık tanıdılar. Bu durumu Osmanlı Devletine de bildirdiler. Osmanlı Devleti, o zamanki şartlarda bunu kabul etmek durumunda kaldı. Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840): Mısır meselesine bir çözüm getirmek üzere İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya devletleri arasında, Londrada yapılan antlaşma. Bu antlaşma, o sırada Osmanlı Devletine baş kaldıran Mısır Valisi Mehmed Ali Paşayı, barışa zorlamak maksadı ile yapılmıştı ve daha çok bu devletlerin çıkarlarını ilgilendiriyordu. Antlaşmaya göre Mısır, babadan oğula geçmek üzere, Güney Suriye ve Akka da kayd-ı hayat şartıyla Mehmed Ali Paşaya bırakılıyor ve işgal ettiği diğer yerlerden çıkması isteniyordu. Şâyet on gün içerisinde antlaşma şartlarını yerine getirmezse, Mısır zorla elinden alınacaktı. Mehmed Ali Paşa, Fransanın desteğine güvenerek bu teklifi reddetti. Hattâ İstanbul üzerine hücum edeceğini bildirdi. Bunun üzerine Osmanlı ve müttefikleri harekete geçti. Mehmed Ali Paşa, savunmada kalmayı tercih etti. Oğlu İbrâhim Paşa, Suriye sınırı ile Suriye kıyılarını savunmak için ordusunu dağınık tutmak zorunda kaldı. Bu arada Lübnan halkı, Mehmed Ali Paşaya karşı ayaklandı. 11 Ağustos 1840ta İzzet Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı, İngiliz ve Avusturya Harp gemilerinden meydana gelen filo, Beyrut önlerinde Mısır gemilerini yakıp Beyrutu topa tuttu. Bir ay sonra Beyrut, Sayda ve Sur şehirleri, müttefiklere teslim oldu. Kasımda da Akka kurtarıldı. Mısır ordusu için önemli bir üs olan Akka alınınca, Mısır ordusu Suriyeyi tamamen boşaltmak zorunda kaldı. Mehmed Ali Paşa, Fransaya güvenmenin boş olduğunu anladı. Direnmekten vazgeçti. 25 Kasım 1840ta Amiral Nopier komutasında bir İngiliz donanması, İskenderiye önlerine geldi. Mehmed Ali Paşaya, antlaşma teklif etti. Suriyeyi istemekten vazgeçmesi ve Osmanlı donanmasını geri vermesi hâlinde, babadan evlâda geçmek şartıyla, Mısır kendisine bırakılacaktı. Bu teklif kabul edilmediği takdirde, İskenderiye bombardıman edilecekti. Mehmed Ali Paşa, Suriyeyi zaten kaybetmişti. Ordusunun komutanı, oğlu İbrahim Paşadan hiç haber alamıyordu. Fransanın yardımından da ümidi kesilmişti. Bu sebeplerle İngiliz amiralinin tekliflerini kabul ederek, antlaşma yaptı. Osmanlı Devleti, bu antlaşmadan memnun olmadı. Harbe devam edip Mehmed Ali Paşanın yerine başka bir valinin tayinini istiyordu. İngilterenin ısrarı üzerine kabul etti. Neticede, yedi seneden beri süren Osmanlı-Mısır anlaşmazlığı tamamen halledildi. Mehmed Ali Paşa, Suriyeyi kaybetti. Fakat, Mısırı da evlâtlarına intikal etmek üzere kazandı (Bkz. Hidivlik). Londra Konferansı (17 Ocak 1871): Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Almanya, İtalya, Avusturya, Fransa arasında imzalanan ve Karadenizin tarafsızlığına son veren konferans. Osmanlı Devleti, bu konferansta, Londradaki elçisi Musurus Paşa tarafından temsil edildi. Uzun süren tartışmalardan sonra, delegeler görüş birliğine vardılar ve 30 Mart 1856da yapılan Paris Antlaşması'nın sınırlayıcı hükümlerini değiştirdiler. Buna göre Osmanlı Devleti, Çanakkale ve İstanbul boğazlarını barış zamanında dost ve müttefik devletlerin harp gemilerine açmak hususunda serbest bırakıldı. Karadeniz, eskiden olduğu gibi, bütün devletlerin ticaret gemilerine açık hâle getirildi. İlave edilen bir madde ile, Londra Konferansına katılan devletler, 30 Mart 1856 senesinde yapılan Paris Antlaşmasının bu yeni antlaşma ile kaldırılmamış olan hükümlerini ve ilave edilen maddelerini tasdik ve teyid ettiler. Bu antlaşma neticesinde, Rusya, 1856daki Paris Antlaşması ile Karadenizdeki hükümranlık haklarını sınırlayan hükümlerden kurtuldu. Rusya, bu başarısını, Kırım Harbi'nin bir intikamı gibi değerlendirdi. Çünkü Kırım Harbinin neticesinde kabul etmek zorunda kaldığı şartları, diplomatik ve politik yollarla kaldırmış oldu. Osmanlı Devleti ise, Rusyanın antlaşmadaki isteklerini, Boğazlar için de yapacağı endişesinden kurtulduğu için memnundu. Çünkü 1856 Paris Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti, Boğazları, dost ve müttefik devletlerin harp gemilerine barış zamanında açabilecekti. Bu husus, Rusyanın müdahalesi dışında kaldı. Londra Konferansı ve Antlaşması (1912-1913): Balkanlarda ortaya çıkan bunalımı halletmek ve mevcut barışı korumak için, 17 Aralık 1912de Londrada, devletler arası, büyükelçiler konferansı yapıldı. Bu konferansta iki mesele üzerinde duruldu. Biri Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasındaki sınırı ve barış esaslarını tespit etmek, ikincisi ise Osmanlı Devletinden alınan toprakların Balkan devletleri arasında paylaşılmasından doğan ve bu sebeple büyük devletleri karşı karşıya getiren anlaşmazlığı halletmekti. Konferansta yapılan görüşmeler sırasında Yunanistan, Ege adalarından; Karadağ İşkodradan; Bulgaristan da Edirneden çekilmek istemiyordu. Osmanlı Devleti ise, Edirneyi bırakmamakta kararlı idi. Rusya ile Avusturya arasındaki gerginlik de giderilemiyordu. Ayrıca Rusya, Kafkasyaya asker yığmaya ve Anadoluyu tehdit etmeye başladı. Almanya, buna mâni oldu. Bu hâdiseler sebebiyle konferans uzun sürdü ve neticesiz kaldı. Bunun üzerine Balkan Savaşı'nın yeniden başlamaması için, büyük devletler, 17 Ocak 1913te Osmanlı Devletine ortak bir nota verdi. Bu notada, Edirnenin Balkan devletlerine terkini ve Ege adaları hakkında verilecek kararın kendilerine bırakılmasını istediler. Aksi takdirde çıkacak savaşta, Osmanlı Devletinin güç duruma düşeceğini bildirdiler. Büyük devletler, böylece, Balkan Savaşı başlamadan hemen önce, bu savaş sonrasında Edirne ve Ege adaları bölgesinde durumun değişmeyeceği garantisini bir tarafa bırakarak, Balkan devletlerini desteklediklerini ve sınır değişikliğini kabul ettiklerini açıklamış oldular. Bu sırada Osmanlı Devletinde yeni hâdiseler vuku buldu. Yenilgi ve gelişen siyasî hâdiseler, Kâmil Paşa hükümetini yıpratmıştı. Bu durumdan istifade eden İttihat ve Terakki Fırkası, 23 Ocak 1913te Bâbıâlîye baskın yaparak iktidarı ele geçirdi. Mahmud Şevket Paşa'nın başkanlığı altında yeni bir hükümet kuruldu. Hükümet, büyük devletlerin verdiği notayı reddetti. Bunun üzerine 3 Şubat 1913te, Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında savaş başladı. Fakat İttihat ve Teraki hükümeti, bu savaşta başarı sağlayamadığı gibi, düşmana karşı kendi savunmasını yapan İşkodra, Karadağlıların eline geçti. Yanya, Yunanistan; Edirne de Bulgaristan tarafından işgal edildi. Osmanlı Devleti, bu durum karşısında, büyük devletlerle yeniden barış görüşmelerine başlanmasını istedi. Bu istek üzerine, 30 Mayıs 1913de Londra Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma neticesinde Osmanlı Devleti, Midye-Enez hattının batısında kalan bütün topraklarını Balkan devletlerine bırakmak durumunda kaldı. Bu topraklar, Balkan devletleri arasında paylaşıldı. Ege adaları hakkındaki karar, büyük devletlere bırakıldı. Bulgaristan ise, Ege adalarına açılmakla büyük devlet hâline geliyordu. Yunanistan da, Selânik şehrini alarak sınırlarını genişletti. Ege Denizine yerleşmek için, önemli derecede imkânlar kazandı. Diğer taraftan Sırbistan da genişlemeye başladı. 30 Mayıs 1913te yapılan Londra Antlaşmasının bütün bu neticeleri, Balkan devletlerini memnun etmedi. Bölgede yeni hâdiselere sebep oldu. (Bkz. Balkan Savaşları)
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
4ddb5b45ce4f814a78f2d7d41bbb4b83
keep
[]
[ 7.5, 9.800000190734863, 10, 9.699999809265137, 10, 9.800000190734863, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025823-00132-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.3.gz
746,855,611
17,624
60,261
http://www.webilgi.com/turkiye-tarihi/3893-canakkale-haftasi-ile-ilgili-yazi-ve-siir.html
text/html
2014-11-01T03:51:22
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Çanakkale Haftası ile ilgili yazı ve şiir Çanakkale Haftası ile ilgili yazı ve şiir ÇANAKKALE ZAFERİ Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir. Çanakkale Zaferi 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar. 24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü. 19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı. İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan¤mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi. Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı. 18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu. İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu. İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor: «İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun¤ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.» Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor. «Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla¤mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.» Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı¤yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi. Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere: — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı. Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti. Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir. Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu. Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir. ÇANAKKALE DESTANI Yıl 1915 18'indeyiz Martın. Kendine gel biraz! Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu, Geçilmez bu boğaz... Geçilmez bu boğaz... Bizi Ne topun yıldırır, Ne kurşunun. Çünkü artık Başladı cengimiz. Er meydanında bulunmaz dengimiz... Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen? İşte fırladık siperden. Sırtına yüklenmiş kahraman Seyit 276 kiloluk mermiyi, Koşuyor bataryasına ateşler içinden. Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i... Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor, Denizler yanıyor, Dağlar yanıyor. Zafer bizimdir artık Düşman zırhlıları batıyor... Türk'üm, Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere. Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz. Kimimiz gazi. Hiç değişmez bu yazı. Dünyada her yer geçilir belki Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı.. Fahri ERSAVAŞ BİR YOLCUYA Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda İstiklal uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed'in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanının akıttığı yerdir. Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti Yaptığı bu tümsek, amansız çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir. Necmettin Halil ONAN ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer. Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın. Mehmet Akif ERSOY ÇANAKKALE DESTANI YİDİM / ŞEHİDİM Bakmakla bilinmez kıymetim/kadrim Her karşı toprağım kutsaldır benim Uğruma binlerce şehitler verdin Al kanla yazıldı tarih defterim Vurulup koynumda yatan yiğidim Kıyamette elbet sana şahidim Bu vatan uğruna gitti gençliğin Göklerden verildi rütben şehidim Vatan bir cehennem gibi yanıyor Dünya bizi mağlup olmuş sanıyor Suskun duran millet bir uyanıyor İttifaklar Mehmetçiği tanıyor Kahramanlar burda çoktur seçilmez Şehitlik şerbeti kolay içilmez Bir nefes anında umman geçilir Bilinir ki Çanakkale geçilmez Burası Türklerin ebedi yurdu Her Mehmet bir tabur düşman vurdu Böylece tüm dünya şanın duydu Yedi Düvel mecbur selama durdu Dinle beni dinle anla ey gencim Yiğitler koynumda artar direncim Atanın yazdı takvime göre Seninle akranım ben de çok gencim Huzurla şad olsun ruhu atanın Pişman oldu soyu bana çatanın Sonsuza dek sana kutsal vatanım (Bu)Övünç binlerce kefensiz yatanın Ey gencim ecdadın bedel ödedi Uğratma namerdi yurduma dedi Üzme sen Ata’nı incitme emi Görevi ilahi bilincindendi Şöhreti saygıyla söylenip geldi Güngören 18.03.00 İSTANBUL Zeki İ. KIZILIŞIK
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
c353f7c360d79c73c4c99aba5f39baf5
keep
[]
[ 9.100000381469727, 9.600000381469727, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 9.899999618530273, 10, 7.300000190734863 ]
./CC-MAIN-20141017005725-00378-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
832,848,609
13,099
50,287
http://www.kisa-ozet.org/karbonhidratlar-nelerdir-kaca-ayrilir/
text/html
2014-10-22T03:11:00
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9986000061035156, 0.0012000000569969416, 0.00009999999747378752 ]
Karbonhidratlar Nelerdir Kaça Ayrılır C,H ve O elementlerinden oluşurlar.En önemli görevi enerji hammaddesi olarak kullanılmasıdır.Bazı karbonhidratlar DNA,RNA,ATP;hücre zarı,hücre duvarı iskelet gibi bazı yapılara katılırlar.Diğer bileşiklere göre az enerji verirler, fakat ilk enerji kaynağı olarak kullanılırlar çünkü parçalanmaları daha kolaydır. Monosakkaritler Disakkaritler Polisakkaritler -Glikoz -Sükroz -Nişasta -Fruktoz -Laktoz -Selüloz -Galaktoz -Maltoz -Glikojen -Kitin 1-)Monosakkaritler (Tek şekerler) Hidroliz ile daha küçük birimlere parçalanamazlar.Hücre gecebilirler. Yapılarındaki mevcut karbon atomuna göre isimlendirilirler. Triozlar : 3 karbonlu şekerlerdir.Glikoz ve fotosentezin karanlık devre reaksiyonlarında ara ürün olarak oluşurlar.Örnek:Pirüvik asit (C3H6O3), gliseraldehit. Pentozlar :5 karbonlu şekerdir.Riboz ve deoksiribozdur. Riboz(C5H10O5)=RNA,ATP,NAD,FAD’ın yapısında mevcuttur. Deoksiriboz(C5H10O4)=DNA’nın yapısına katılır. Hekzozlar:6 karbonlu şekerlerdir.(Glikoz,Fruktoz,Galaktoz) Glikoz(Üzüm şekeri) Bal,üzüm ve incirde bol bulunur. Fruktoz(Meyve şekeri) Olgun meyvelerde ve balda bulunur. Laktoz(Süt şekeri) Süt ve süt ürünlerinde bulunur. Hepsinin formülü C6H12O6’dır.Yalnız bunlar moleküllerindeki atomların farklı dizilişleri bakımından ayırt edilirler.Kapalı formülleri aynı,açık formülleri farklı bileşiklere izomer bileşikler denir.Glukoz ,fruktoz ve galaktoz birbirinin izomeridir. Hücre zarından geçme sıraları:Galaktoz Glukoz Fruktoz dur. 2-)Disakkaritler (Çift şekerler) İki monosakkaritin aralarında bir molekül su açığa çıkarıp Glikozit bağı ile bağlanması sonucu oluşur.Genel formülleri C12H22O11’dir. C6H12O6+C6H12O6 C12H22O11 +H2O Glikoz+Fruktoz Sakkaroz(Sükroz)(Çay şekeri)+H2O=Bitkisel Glikoz+Galaktoz Laktoz(Süt şekeri)+H2O=İnsan ve memeli sütü Glikoz+Glikoz Maltoz(Arpa şekeri)+H2O=Bitkisel 3-)Polisakkaritler(Çok şekerler) Çok sayıda glikozun glikozid bağları ile bağlanması sonucu oluşurlar. n(C6H12O6) OH-(C6H10O5)n-H+(n-1)H2O 100(C6H12O6) OH-(C6H10O5)100-H + 99 H2O Polisakkaritler ikiye ayrılır. 1-)Depo polisakkaritleri:Nişasta ve Glikojendir. 2-)Yapısal polisakkaritler:Selüloz ve kitindir. Nişasta ; Bitkilerde karbonhidratların depo şeklidir.Çok sayıda glikozun (Glikozit Bağı) bağlanması ile oluşur.Hayvan hücrelerinde bulunmaz ançak sindirime uğrar.Esas olarak Löloplastlarda depo edilir.Suda erimez ;Alkolde erir.Buğday,patates,mısır,bakla……vb bulunur. Not : Nişasta suda çözünmediği için hücre içi basıncı artırmaz. Glikojen ;Hayvanlarda karbonhidratların depo şeklidir.Karaçiğer ve kasda bol miktarda bulunur.Suda çözünür.Hayvan insan ,mantar ve bakteri hücrelerinde bulunur.Glikojen etçillerde hem hücre içinde ; hem de hücre dışında sindirilebilir. Selüloz ; Bitki hücrelerinde hücre çeperinin yapısını oluşturur.Selolüzu oluşturan glikozlar birbirine ters bağlandığı için memeli canlıların sindirim sistemlerinden salgılanan enzimler ile yapıtaşlarına ayrılmazlar.Hayvan hücrelerinde bulunmaz.İnsan ve omurgalı hayvanlarda selülozu sindiren enzimler bulunmaz.Geviş getiren memelilerde bazı kuşlarda ve termitlerde (Beyaz karıncalar) sindirilerek kullanılır.Ağaçların % 50’si selolüzdur. Kitin ;Omurgasız hayvanlarda özelikle eklem bacaklılarda (Böcek) dış iskeleti oluşturur. Lignin;Selülozla birlikte destek dokuda bulunur.Sindirimi gercekleşmez. Daha karmaşık yapıdaki polisakkaritlerin arasında kanın pıhtılaşmasını önleyen ‘Heparin’ de bulunur. - /karbonhidratlar kaça ayrılır/karbonhidratlar kaça ayrılır isimleri nelerdir/karbonhidratlar nelerdir/karbonhidratlar nedir kaça ayrılır
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "ceb_Latn", "bos_Latn", "epo_Latn", "szl_Latn", "sun_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "lij_Latn", "fuv_Latn", "crh_Lat...
allowed
5f0334f70c99e2fd64b6d99b436420f2
keep
[]
[ 5.900000095367432, 8.600000381469727, 10, 8.699999809265137, 10, 9.5, 10, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025820-00006-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.8.gz
462,934,777
6,680
25,339
http://www.ebilge.com/57164/Desibel_nedir.html
text/html
2014-10-31T23:39:55
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00019999999494757503, 0 ]
Soruyu soran: Misafir | Tarih: 2007-05-21 | Okunma sayısı: 3102 Tweet Ses şiddetini gösteren birimin onda biridir. Kulağın ses şiddeti bakımından sınırları arasındaki fark oldukça büyük olduğundan, aritmetik ses şiddetinden ziyade pratikte logartimik eşel yani desibel kullanılmaktadır. Desibel "db" ile gösterilir. Desibel adı telefonun mucidi olan Alexander Graham Bell' in isminden kaynaklanmıştır. Desi onda bir demektir , bel de BELL soyadından gelir. Desibel alışılmışın dışında bir birimdir. O kadar dışındaki birçok kişi onun bir ölçü birimi olduğundan şüpheye düşer. Elektrik mühendisliğinin geleneksel yaklaşımına dayanan telekomünikasyon ölçü felsefesinin tamamını değiştirdiğinden, desibelin telekomünikasyon ölçü birimi olarak tanımlanması gerçek bir devrim sayıldı. Elektriksel devrelerde gerilim, akım ve güç; volt, amper ve watt`la ölçülür. Bu değerler ölçümün yapıldığı devreye bağlıdır. Desibelin kullanıldığı iletim ve yayılım (propagasyon) ölçülerinde, yeni birim, ölçünün yapıldığı devreden bağımsızdır. Örneğin akustik dalga kadar onun elektriksel eşdeğerini ölçmekte de kullanılır. Bu, desibelin boyutsuz bir sayı olmasındandır. Amper veya volt cinsinden elektriksel ölçmelerde eski değer, akımın veya gerilimin yönünde bir değişim ifade etmesine rağmen desibel ölçmelerinde eski değer, sadece ölçülen gücün karşılaştırıldığı güçten küçük olduğunu gösterir. Desibel daima iki değer arasındaki karşılaştırmadır. Bunun sonucu olarak da, çoğu kez ölçülen güç değeri değişik olmasına rağmen desibel sayısı aynıdır. Desibel ses şiddetini gösteren bir birim değildir, genel bir kıyas birimidir. Özellikle radyo sinyalinin gücündeki anten kazancını belirtmek için kullanılır. Logaritmik bir birimdir. Desibel değerindeki her 3 birim artış için, ölçülen çokluk 2 kat artar. Örneğin bir anten, kablosuz modeme 3 dB kazanç sağlıyorsa, modemin sinyal gücünü 2 kat artırır. Bazen ölçü birimi olarak da kullanılır, böyle durumlarda ölçümü yapılacak çokluklara göre birimler ve tanımlar yapılmıştır. Örneğin miliwatt cinsinden ölçüm yapılacaksa birim dBm (desibel miliwatt) olur. Aşağıdaki adresteki tabloda da göreceğiniz üzere 0 dBm, 1 mW olarak tanımlanmıştır. 3 dBm, 2 mW gücü ifade ederken, 6 dBm, 4 mW gücü ifade eder. http://en.wikipedia.org/wiki/DBm 1 1876-1957 yılları arasında yaşamış Romen asilli heykeltraş kimdir? 449 defa okundu 4 Yaralandığımızda kan damarlarımızdan nasıl çıkar? 501 defa okundu 9 Kollarda faça varsa polis lisesine alınamaz mıyım? 136 defa okundu 10 8.sınıfa gidiyorum ve subay olmak istiyorum. Acaba kızlar olabiliyor mu? 446 defa okundu 12 Eczacı olmak için hangi liseye gidilmelidir? 788 defa okundu 13 Benzerlik kuramını bulan bilim adamı kimdir? 329 defa okundu 14 Emma Watsonun cep telefonunun numarası kaçtır? 453 defa okundu 15 Paleontologlar şimdiye kadar kaç tane fosil kalıntıları bulmuşlardır? 385 defa okundu 17 Son 5 yılda hangi takımlar Avrupa şampiyonu olmuştur? 394 defa okundu
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "lim_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
141e1dcc703f17580af90e1816997459
keep
[]
[ 8.199999809265137, 9.899999618530273, 9.800000190734863, 9.800000190734863, 10, 9.399999618530273, 10, 3, 7.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20141030025818-00183-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.9.gz
643,554,802
9,389
29,837
http://www.dersodev.com/konu/elementlerin-siniflandirilmasi/1475
text/html
2014-10-30T16:39:27
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994999766349792, 0.0005000000237487257, 0 ]
Elementlerin Sınıflandırılması 1813 yılında Jon Jakob Berzelius isimli araştırmacı elementlerin adları temel alınarak simgelenmesi fikrini ortaya attı. Hâlâ kullanılmakta olan bu yönteme göre: 1. Her element 1 ya da 2 harften oluşan bir simgeyle ifade ediliyor ve bu simgenin ilk harfi her zaman büyük yazılıyor. 2. Simgelerde sıklıkla elementin İngilizce adının ilk harfi kullanılıyor. Örneğin: H (Hidrojen: Hydrogen) C (Karbon: Carbon) N (Azot: Nitrogen) 3. Eğer elementin baş harfiyle simgelenen başka bir element varsa bu elementin simgesinde baş harfin yanına İngilizce adının ikinci harfi de ekleniyor. Örneğin: He (Helyum Helium) Ca (Kalsiyum: Calcium) Ne (Neon: Neon) 4. Eğer elementin İngilizce adının ilk 2 harfi bir diğer elementle aynıysa simgesinde baş harfin yanına bu kez baş harften sonraki ilk ortak olmayan sessiz harf getiriliyor. Örneğin: Cl (Klor: Chlorine) ve Cr (Krom: Chromium) 5. Bazı elementlerin simgelerinde de bu elementlerin Latince ya da eski dillerdeki adları temel alınmış. Bu 11 elementin simgeleri ve adları şöyle: Na (Sodyum: Natrium) K (Potasyum: Kalium) Fe (Demir: Ferrum) Cu (Bakır: Cuprum) Ag (Gümüş: Argentum) Sn (Kalay: Stannum) Sb (Antimon: Stibium) W (Tungsten: Wolfram) Au (Altın: Aurum) Hg (Cıva: Hydrargyrum) Pb (Kurşun: Plumbum) 6. Çoğu yapay olarak sentezlenen yeni elementlerin simgeleriyse atom numaralarına karşılık gelen Latince rakamlar esas alınarak veriliyor. Örneğin: atom numarası 116 olan Ununheksiyum elementinin simgesi olan Uuh 1: uni 1: uni 6: hexa kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Periyodik tabloyu kullanarak her element hakkında belirli bilgiler elde edebiliriz. Örneğin 1 kilogramlık bir karbon bloğunda kaç karbon atomu bulunduğunu tayin etmek için karbon atomunun bağıl atom kütlesini kullanmamız yeterli. Bağıl Atom Kütlesi: Bir elementin atom kütle birimi (atomic mass units: amu) cinsinden ortalama kütlesini belirtir. Bu rakam sıklıkla elementin izotoplarının da ortalama kütlesini belirttiği için ondalıklı bir sayıdır. Bir elementin bağıl atom kütlesinden atom numarasının (proton sayısının) çıkarılmasıyla o elementin nötron sayısı bulunabilir. Atom Numarası: Bir atomda bulunan proton sayısı elementi tanımlar ve atom numarası olarak adlandırılır. Atomda bulunan proton sayısı aynı zamanda elementin kimyasal karakteri hakkında da bilgi verir. Periyodik tabloda sıklıkla karşılaşılan görünüm yandaki gibidir. Burada element simgesinin altında verilen bağıl atom kütlesi proton ve nötron sayısının toplmetax eşittir. Element simgesinin üstünde verilen atom numarası da proton sayısına eşit olduğuna göre bu iki sayının farkı bize elementin nötron sayısını verir. Örnek: Kalsiyumun (Ca) nötron sayısı: Bağıl atom kütlesi Atom numarası = 40-20= 20′dir. Bu gösterim periyodik tablonun dışında örneğin herhangi bir anlatımda elementin adı geçerken de kullanılabilir. Bazı durumlarda bu iki değerin yeri tam tersi şekilde (atom numarası altta bağıl atom kütlesi üstte) de olabilir. Ek olarak simgenin sağ tarafında elementin + ya da yükü de gösterilebilir. Element Simgesi: Her elemente ait bir ya da iki harften oluşan simgelerin uluslararası geçerliliği vardır. Elektron Dizilimi Nedir: Uyarılmamış bir atomdaki elektronların konumlarını gösterir. Kimyabilimciler temel fizik bilgilerine dayanarak atomların elektron dizilimlerine göre nasıl davranabilecekleri konusunda fikir yürütebilirler. Elektron dizilimi bir atomun kararlılık kaynama noktası ve iletkenlik gibi özellikleri hakkında bilgi verir. Atomların son enerji düzeylerine (en dış yörüngelerine) valans düzeyi burada yer alan elektronlara da valans elektronları adı verilir. Kimyasal tepkimelerde birinci derecede önem taşıyan elektronlar valans elektronlarıdır. Bir elementin periyodik tablodaki yerine bakarak o elementin elektron dizilimi de anlaşılabilir. Aynı grupta (dikey sırada) yer alan elementlerin elektron dizilimleri büyük benzerlik gösterir ve bu nedenle de kimyasal tepkimelerde benzer şekilde davranırlar. Yükseltgenme basamağı (sayısı): Bir elementin bileşiklerinde alabileceği değerliklerdir. İngilizce deki oxidation state kullanımına karşılık gelmektedir. Periyodik tabloda yer alan elementler gözterdikleri belirli ortak özelliklere göre gruplar halinde inceleniyor. Bu gruplar hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse: 1. Alkali metaller: Periyodik tablonun ilk grubunda (dikey sırasında) yer alan metallerdir. Fransiyum dışında hepsi yumuşak yapıda ve parlak görünümdedir. Kolaylıkla eriyebilir ve uçucu hale geçebilirler. Bağıl atom kütleleri arttıkça erime ve kaynama noktaları da düşüş gösterir. Diğer metallere kıyasla özkütleleri de oldukça düşüktür. Hepsi de tepkimelerde etkindir. En yüksek temel enerji düzeylerinde bir tek elektron taşırlar. Bu elektronu çok kolay kaybederek +1 yüklü iyonlar oluşturabildikleri için kuvvetli indirgendirler. Isı ve elektriği çok iyi iletirler. Suyla etkileşimleri çok güçlüdür suyla tepkime sonucunda hidrojen gazı açığa çıkarırlar. 2. Toprak Alkali metaller: Periyodik tablonun baştan ikinci grubunda (dikey sırasında) yer alan elementlerdir. Sıklıkla beyaz renkli olup yumuşak ve işlenebilir yapıdadırlar. Alkali metallerden daha az tepken (tepkimelere girmeye eğilimli) karakterde olmalarının yanında erime ve kaynama sıcaklıkları da daha düşüktür. İyonlaşma enerjileri de alkali metallerden daha yüksektir. Toprak elementleri ismi bu gruptaki elementlerin toprakta bulunan oksitlerinin eski kimyabilimciler tarafından ayrı birer element olarak düşünülmesinden gelir. 3. Geçiş metalleri: Sertlikleri yüksek yoğunlukları iyi ısı iletkenlikleri ve yüksek erime-kaynama sıcaklıklarıyla tanınırlar. Özellikle sertlikleri nedeniyle saf halde ya da alaşım halinde yapı malzemesi olarak kullanılırlar. Geçiş elementlerinin hepsi elektron dizilimlerinde en dışta her zaman d orbitalinde elektron taşırlar. Tepkimelere giren elektronlar da d orbitalindeki elektronlardır. Geçiş metalleri sıklıkla birden fazla yükseltgenme basamağına sahiptir. Çoğu asit çözeltilerinde hidrojenle yer değiştirecek kadar elektropozitiftir. İyonları renkli olduğu için analizlerde kolay ayırt edilirler. 4. Lantanidler: Geçiş metallerinin bir alt serini oluştururlar ve toprakta eser miktarda bulunmaları nedeniyle nadir toprak elementleri olarak da isimlendirilirler. En önemli ortak özellikleri elektron değişiminin yalnızca 4f orbitaline elektron katılımıyla gerçekleşmesidir. Özellikle +3 değerlikli hallerinde birbirlerine çok benzeyen özellikler gösterirler. Kuvvetli elektropozitif olmaları nedeniyle üretilmeleri zordur. Çoğunun iyon hallerinin karakteristik renkleri vardır. 5. Aktinidler: Bu elementlerin en önemli ortak özelliği elektron katılımının 5f orbitalinde gerçekleşmesidir. Geçiş metallerinin bir alt serisi konumundadırlar ve doğada çok ender bulunabilirler. 6. Transaktinidler: Aktinidleri takip eden elementlere bu ad verilir. Uranyumdan daha büyük olan bu elementler yalnızca nükleer reaktörlerde ya da parçacık hızlandırıcılarda elde edilebilirler. Geçiş elementlerinin bir alt bölümüdürler. Metaller ya da ametaller arasındaki yerleri kesin olarak belirlenememiştir. 7. Ametaller: metal özelliği göstermeyen elementlerdir. metaller çözeltilerde katyonları (pozitif yüklü iyonları) oluştururken ametaller anyon (negatif yüklü iyon) oluşturma eğilimindedir. Metallerin aksine iyi iletken değillerdir ve elektronegatiflikleri çok yüksektir. Metaller ve ametaller arasında özellikler gösteren bazı yarıiletken elementler metaloidler olarak da adlandırılır. Halojenler ve soygazlar da ametal doğadadır. 8. Halojenler: Periyodik tablonun 7A grubunda bulunan tepkimeye eğilimli ametallerdir. Bu gruptaki elementlerin hepsi elektronegatiftir. Elektron alma eğilimi en yüksek olan elementlerdir. Doğada sert olarak değil mineraller halinde bulunurlar. Element halinde 2 atomlu moleküllerden oluşurlar. Oda koşullarında flor ve klor gaz brom sıvı iyotsa katı haldedir. Erime ve kaynama noktaları grupta aşağıdan yukarıya doğru azalır. Zehirli ve tehlikeli elementler olarak bilinirler. 9. Soygazlar: Periyodik tablonun en son grubunu oluşturan tümü tek atomlu ve renksiz gaz halinde bulunan elementlerdir. En dış yörüngeleri elektronlarla tamamen dolu olduğu için son derece kararlıdırlar ve tepkimelere eğilimleri de çok düşüktür. Bu davranışları nedeniyle de soygaz adını almışlardır. Atmosferde bulunurlar ve sıvı havanın damıtılmasıyla elde edilirler. İlk keşfedilen soygaz hidrojenden sonra en hafif element olan helyumdur. Radon çekirdeği dayanıksız olan radyoaktif bir elementtir. Çok düşük olan erime ve kaynama noktaları grupta yukarıdan aşağıya gidildikçe yükselir. İyonlaşma enerjileri sıralarında en yüksek olan elementlerdir. Maddenin temel birimi atomlar. Tek bir cins atomdan oluşmuş kimyasal tekniklerle ayrıştırılamayan ya da farklı maddelere dönüştürülemeyen saf maddelereyse element adı veriliyor. Dünya üzerinde bilinen elementlerin belirli bir şekilde yerleştirildiği sistem periyodik tablo olarak adlandırılıyor. A.Elementlerin Sınıflandırılması Doğada 89 element vardır.Laboratuvarda bugüne değin yapılmış olanlara bu sayı 112 ye çıkmıştır.Bunlar katı,sıvı ve gaz olabilirler.Doğada bulunan elementlerin 15 i oda sıcaklığında gaz,2 si sıvı geriye kalan 72 element ise katıdır. Günümüzde elementlerin sınıflandırılması temelde iletkenliklerine dayandırılmaktadır.Buna göre melaller ısı ve elektriği iyi iletir,ametaller ise normal koşullarda iletken değildir.Bir kısım elementler ise ısı ve elektriği bir miktar iletirler,ancak iletkenlikleri metallerin tersine sıcaklıkla artar.Bunlara yarı metaller denir. 1. Metaller, Ametaller ve Yarı Metaller A) Metaller: Doğada bulunan elementlerin büyük bir kısmını metaller oluşturur. Metallerin Ortak Özellikleri 1.Işığı geçirmezler fakat metalik parlaklık gösterirler. 2.Dövülüp şekil verilebilir, tel ve levha haline getirilebilirler. 3.Isı ve elektriği iyi iletirler. 4.Yoğunlukları fazladır. 5.Oda sıcaklığında çoğu katıdır. 6.Bir kısmı paramanyetik özelliktedir. Manyetik alana doğru çekilen maddelere paramanyetik maddeler denir. Demir, kobalt, nikel ve bunların alaşımları,Fe3 O4, bazı bakır-mangan alaşımlar para manyetik maddelerden daha fazla çekildiklerinden ferromanyak maddeler denir. 7.Vurma ve çekmeye dayanıklıdırlar. 8.Metal atomlarının en dış yörüngelerinde az sayıda elektron bulunur ve bunlar serbest elektronlardır. Kimyasal tepkimelerde elektron vererek katyonları oluşturur. Ametallere iyonik bileşik oluştururlar. Kendi aralarında bileşik oluşturmazlar. 9.Moleküllü yapı göstermezler. Ametallerin yaptığı gibi iki yada daha fazla atomu bir araya gelerek bağımsız birimler oluşturmazlar. Doğada bileşik veya tek atomlu halde bulunurlar. 10.İyi indirgendirler. 11.İyonlaşma enerjileri düşüktür. Değerlik elektronlarını kolaylıkla verirler. 12.Oksitleri ve hidroksitleri bazik veya amfoter özellik gösterir. Metaller elektron verme yatkınlıklarına yeni yükseltgenme potansiyellerinin azalışına göre sıralanırsa aktiflik sırası elde edilir. Metallerin aktifliğinin azalması demek, çözeltide pozitif iyon oluşturma eğiliminin azalması demektir. Aktif olan metaller doğada çoğunlukla serbest helde bulunmazlar.Hidrojenden daha az aktif olan soymetaller ise doğada çoğunlukla serbest halde bulunurlar.Bakır,gümüş gibi bazı metaller hem serbest halde hem de bileşik halinde bulunurlar. Yeryüzündeki metal ve metal bileşiklerinden oluşan,içlerindeki metal ekonomik olarak elde edilebilen doğal maddelere maden veya maden cevheri denir. 13.Aralarında alaşım oluştururlar. İki veya daha fazla metalin karıştırılmasıyla alaşımlar meydana gelir. Homojen alaşımlarda, farklı elementlerin atomları düzgün bir şekilde yerleşmiştir. Pirinç, bronz ve darphane alaşımları örnek verilebilir. B) Ameteller 1.Oda koşullarında katı, sıvı ve gaz halinde bulunurlar. 2.Katı halde bulunan ametallerin yüzeyleri metalik parlaklık göstermez, mattır. 3.Katı halde kırılgandır. Dövülmeye, çekilmeye dayanıklı olmadıkları için tel ve levha haline getirilemez. 4.Elektrik akımını iletmezler. Karbonun allotroplarından olan grafit, elektrik akımını iyi iletir. Bir elementin farklı atom dizilişlerine sahip yapılarına, o elementin allotropları denir. Allotropların fiziksel farklı, kimyasal özellikleri aynıdır. Kimyasal özelliklerinden biri olan tepkimeye girme eğilimleri farklıdır. Karbon elementlerinin allotropları, grafik ve elmastır. 5.Aralarında alaşım oluşturmazlar. 6.Kimyasal tepkimelerde elektron alabilir veya ortak kullanabilirler. 7.Doğada moleküller yapılı halde bulunurlar. Kendi atomları arasında elektron ortaklığı yaparak iki veya daha fazla atomlu moleküller oluştururlar. H2,F2, CI2, N2, O2, P2, O3, S8 gibi. 8.Ametallerin oksitlerinin sulu çözeltisi genellikle asidiktir. CO2, SO2, SO3, N2, O5, P2, O5 gibi. 9.Aralarında bileşik oluştururlar. C) Yarı metaller: Görünüşü ve bazı özellikleri açısından metallere benzerse de kimyasal olarak bir ametal gibi davranırlar. Yarımetallerin elektrik akımı iletkenlikleri düşüktür. Yarımetallere silisyum, germanyum, arsenik, antimon, tellur ve polonyum verebilirler. 2. Periyodik Cetvel 1869 yılında Alman Lother Mayer ve Rus Dimitri Mondeleev birbirinden habersiz olarak elementlerin artan atom kütlelerine göre sıralanması halinde düzenli olarak tekrarlanan özelliklerin gözlenebildiğini keşfettiler. Mendeleev bu gözlemlere periyodik kanun adını verdi. Mendeleev in düzenlediği cetvelde bir problem ortaya çıktı. Bağıl kütlelerin artışına göre yapılan cetvelde bazı elementler aykırılık oluşturdu. Örneğin argon düşünüldüğünde, kütlesi ile yerleşimi birbirine uymuyordu. Bağıl kütlesi 40 idi ve kalsiyum ile aynısıydı. Argon bir asal gaz iken, kalsiyum aktif bir metaldi. Bu ve buna benzer durumlar bağıl atom kütlelerinin sınıflandırmada esas alınmasında şüpheler uyandırdı. Yirminci yüzyıl başlarında Henry Mosley araştırma sonucunda periyodik cetvelin, bağıl atom kütleleri yerine atom numaralarına göre düzenlenmesi gerektiğini ortaya koydu. Elementleri özelliklerindeki benzerliklerine göre sınıflandıran çizelgeye periyodik cetvel veya periyodik tablo denir. Periyodik cetvelin yatay sıralarına periyot denir. Periyotlar enerji seviyelerini temsil eder. Temel elektron dizilişinde elektron içeren enerji seviyeleri eşit olan elementler atom numaralarının artışına göre sıralanarak periyotlar oluşmuştur. Periyodik cetvelin düşey sütunlarına grup denir. Gruplar değerlik elektron sayısını temsil eder. A ve B olmak üzere iki tür grup bulunmaktadır. Periyodik cetvel periyotlar ve gruplar dışında dört ana bloğa ayrılmıştır. Bunlar s,p,d ve f bloklarıdır. Temel Elektron dizilişleri s ile biten elementler s bloğunda (He hariç), p ile bitenler p bloğunda, d ile bitenler d bloğunda ve f ile bitenler f bloğunda yer alır.
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "shn_Mymr", "tur_Latn", "nno_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tgl_Latn", "sun_Latn", "pap_Latn", "ron_Latn", "gle_Latn", "scn_Latn", "yue_Hant", "nld_Latn", "knc_Latn", "vie_Latn", "nld_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
5d5436463e306b9f823447e69764e053
keep
[]
[ 8.600000381469727, 9.699999809265137, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 10, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074106-00259-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
479,920,137
18,508
59,617
http://www.forumalew.org/turk-tarihi/179704-tarihi-efsaneler-ilginc-ve-garip-olaylar.html
text/html
2015-03-06T09:01:19
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Tarihimiz ve Türk Tarihi Bölümünden Tarihi efsaneler,ilginç ve garip olaylar ile ilgili Kısaca Bilgi ilginç efsaneler, efsane olaylar, en ilginç efsaneler, efsanevi olaylar, tarihteki efsanevi olaylar - 07 Mayıs 2008 15:02 P®øєﻛﻛíøиaL Usta Üye Tarihi efsaneler,ilginç ve garip olaylar Tarihi efsaneler,ilginç ve garip olaylar Forum Alev KAMİKAZE KÖPEKLER İkinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar Nazi Almanya'sının üstün tank gücü karşısında çok zor zamanlar geçiriyormuş. Zeki bir Rus subayı ortaya bir proje atmış. Plana göre orduda görev yapan köpekler, Nazi tanklarına saldıracak kamikazeler olarak eğitilecekmiş. Anti-tank patlayıcılar taşıyan bu köpekler, Nazi tanklarının en savunmasız yeri olan altına doğru koşacaklarmış. Tankın altına girer girmez de sırtlarını tankın tabanına vurup, mayın benzeri patlatma mekanizmaları olan bombalarla tankları etkisiz hale getireceklermiş. Hitler, Rusya'ya tank birlikleriyle girme emri verdiğinde, aylarca eğitilmiş olan köpekler savaş için hazır durumdaymış. Rus generaller, savaşın gidişatını değiştirecek gizli silahlarıyla Nazi tanklarını bekliyorlarmış. Uygun bir ovada Rus tankları ile Nazi tankları karşı karşıya gelmiş. Ruslar, kamikaze köpekleri savaş alanına göndermiş. Ancak köpekler, Rus tanklarıyla Nazi tanklarının farkını anlayamadıklarından, önlerine çıkan tankın altına girip patlatmaya başlamışlar. Maalesef Rus tankları köpeklere daha yakın olduğu için Rus birliği ağır kayıplar vermiş. Sonuçta Ruslar geri çekilmeye başlamış. Naziler ne olduğunu anlayamamış ama kaçan düşmanı takibe başlamışlar. Hitler'in sonunu getiren ve Nazi ordusunun kış şartlarında Rus steplerinde kalakalmasını sağlayan geri çekilme taktiği böyle gerçekleşmiş. Rusların savaşı kazanmasını sağlayan bu taktik, aslında büyük bir askeri gaf olduğu için devlet sırrı olarak saklanan bu olay yüzünden mecburen uygulanmış. CHURCİLL'İN ÇUVALI 2. Dünya Savaşı'nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye'nin Almanya'ya karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için Türkiye'ye gelmiş ve İsmet Paşa'yla Adana'da görüşmüş. Ancak İsmet Paşa'yı savaşa girmeye ikna edememiş. Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş. Ama Churchill bu. Hemen pes etmemiş kurt politikacı. İngiltere güçlü ama zaten Almanya ile savaş halinde. Bir başka savaşı göze alamadığından Türkiye'yi yolu yordamıyla tehdit etmek istemiş. Ne yapayım da edeyim diye düşünmüş, taşınmış. En sonunda ne yapacağına karar vermiş. Hemmen yaverinden bir çuval buğday getirmesini istemiş. Bir mektup yazıp çuvalın içine koymuş. Yaverine "Bunu Türkiye'ye İsmet Paşa'ya bizzat götür. Ve Paşa'nın yanıtını almadan da geri dönme" demiş. Çuval askeri uçakla anında yola çıkmış. Yaver çuvalı İsmet Paşa'ya teslim etmiş ve Churchill'in hemen yanıt beklediğini bildirmiş. İsmet Paşa bir çuval buğdayı görünce çok şaşırmış taabii. Çuvalı açmış, bir bakmış ki, çuval ağzına kadar buğday dolu ve en üstte de bir mektup var. Mektupta, "Biz İngilizler, bu çuvaldaki buğdaylar kadar kalabalığız. Almanya'yla ilişkilerinizi kesin. Yoksa fena olur" gibisinden bir yazı varmış. İsmet Paşa'nın gözleri çakmak çakmak olmuş. Yavere beklemesini söylemiş. Odasına girmiş ve yardımcısından aç bir tavuk bulup getirmesini istemiş. Kendisi de oturup bir mektup döşenmiş. Mektupla tavuğu gelen buğday dolu çuvala koymuş. Churchill'in yaverine "İşte cevabım" demiş. Yaver çuvalı almış, uçağa atladığı gibi, gıdak mıdak sesleri eşliğinde İngiltere'ye uçmuş. İngiltere'ye varır varmaz, Churchill'in huzuruna çıkmış. Churchill kendinden emin biçimde çuvalı açınca bir de bakmış ki, çuvalın içinde karnı yediği buğdaylardan şişmiş bir tavuk, bir avuç buğday ve bir de mektup var. Hemmen mektubu açmış. İsmet Paşa mektuba şunları yazmış: "Bir tavukla başedemeyen İngilizler'den niye korkalım?" JAPON MUCİZESİNİ MİMAR SİNAN YARATTI 1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar. Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinanın geliştirdiği mekanizmalarmış. - 07 Mayıs 2008 15:04 UZUN HASAN KÖMÜRÜ NASIL BULDU Cumhuriyetin ilk zamanları, herkes �aman memleketi daha ilerilere götürelim� diye çırpım çırpım çırpınıyo. Böylesinden bilinçli bi komutan bi gün elinde bi kömür parçasıyla geçiyor birliğinin karşısına. Askerlere elindeki siyah nesneyi göstererek, �Bakın arkadaşlar, bu elimde tuttuğum şeye kömür denir. Böyle taş gibi durduğuna bakmayın, cayır cayır yanar bu meret. Şimdi hepinize birer hafta izin veriyorum. Bu numunelerden de yanınıza birer tane alın. Herkes köyünde, dağ bayır kömür arayacak� demiş. Askerler dağılmışlar memleketlerine. Bunlardan biri de Uzun Hasan adında Zonguldaklı, karayağız, babacan bir çocuk... Hasan hemen ertesi gün almış eline numuneyi, akşama kadar dolaşmış. Akşam eve eli boş dönmüş ama hiç bi�şey kaybetmemiş umudundan. Ertesi sabah yine erkenden çıkmış aramaya. O günün akşamında ise elinde bi çuvalla dönmüş eve. Çuval aynı komutanın verdiklerine benzeyen, simsiyah taşlarla doluymuş. Yaşlı anası da o sıra çalı-çırpı ateşinin üzerinde çorba pişiriyomuş. Hasan elindeki taşları ateşin içine doğru atmış. Bi de bakmış ki hakikaten de kara taşlar cayır cayır yanıyor. Anasının pişirdiği çorbayı bile içmeden hemen çıkınını toplayıp, komutanına müjdeyi vermek üzere yola koyulmuş Uzun Hasan. İşte Zonguldak�taki o bitmez tükenmez taş kömürünü o gencecik aslan bulmuş mirim... BOL YUMURTALI CAMİİ Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan'a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii. Bir müddet sonra "Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız" diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış. İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan'ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: "Tez getirin Sinan'ı" diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir tiriyor, Selim'in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim "anlat" demiş sadece, gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: "Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu" demiş. Sultan Selim, eliyle cellata dur işareti vermiş ve Mimar Sinan'ın dehası karşısında diyecek bişey bulamamış ŞEHİTLER ÖLMEZ Olay 1974 yılında yapılan Kıbrıs Harekatı'nda yaşanmış. Savaş sırasında bir gün, bizim askerlerden birinin yanına bir başka Mehmetçik gelmiş. Biraz hoşbeşten sonra, ailesine ulaştırması için ona bir mektup vermiş. Bizimki, "Kardeşim savaştayız. Kimin ne olacağı belli değil ki. Belki sen gidersin de, ben kalırım" dese de diğer asker, sürekli, "Hayır sen gideceksin, ben kalacağım," diyormuş. Sonunda başa çıkamayınca razı olmuş. Mektubu götüreceğine söz vermiş. Bir daha o askeri görmemiş. Bi süre sonra da olayı unutmuş. Savaştan yıllar sonra, askerlikle ilgili eşyalarını karıştırırken bir anda eline o mektup geçmiş. Verdiği sözü tutmamış olmanın rahatsızlığıyla hemen mektubun üzerindeki adrese doğru yola çıkmış. Giderken de, "Döndüyse kendisini görürüm, şehit olduysa ailesine başsağlığı dileyip mektubu veririm" diye aklından geçiriyormuş. Sonunda evi bulup kapıyı çalmış. Kapıyı açan yaşlı teyzeye, Kıbrıs'ta birlikte savaştıkları oğullarından bir mektup getirdiğini, kendisiyle görüşmek istediğini söylemiş. Kadın şaşkınlık içinde adamı içeri buyur edip kocasının yanına götürmüş. Yaşlı adam olayı dinledikten sonra, "İyi de evladım, bizim Kıbrıs'ta savaşan bir oğlumuz yok ki" demiş. Ardından da diğer odaya gitmiş ve elinde bi fotoğrafla geri dönmüş. Resmi bizimkine göstererek, "Sana mektubu veren bu muydu?" diye sormuş. Bizim Kıbrıs gazisinin gözleri parlamış: "Evet, işte bu askerdi. Ama Kıbrıs'ta savaşan oğlunuz yok demiştiniz." Anne çoktan gözyaşlarına boğulmuşmuş bile. Baba ise başını sallayıp üzüntülü bi sesle, "Evet bu bizim oğlumuz. Ancak Kıbrıs'ta değil, yıllar önce Kore'de şehit oldu" demiş. - 07 Mayıs 2008 15:06 ANKARA GEMİSİNİN GERÇEK HİKAYESİ Japonların Pearl Harbor baskını sırasında ABD gemileri arasında batmayan tek gemi, Japonların üzerinde kızıl haç işareti olduğu için batırmadığı ilkyardım gemisiymiş. ABD için savaş tarihinin en büyük facialarından birinden sağ kurtulan bu gemi, Pearl Harbor'da başarı gösteren tüm askerlere verilen madalyaların üzerine işlenecek kadar önemliymiş. Kaderin garip cilvesi sonucu, Pearl Harbor'un simge gemisi çok geçmeden eski önemini yitirmiş ve satılmış. Hem de Türkiye'ye. Türkiye bu gemiye Ankara adını vermiş. Ankara gemisi Türkiye'ye uzun yıllar hizmet etmiş. Yıllar sonra artık çok eskidiği için jilet yapılmak üzere İzmir'e gönderilmiş. O zamanlarda Haliç Tersanesi'nde bir çeşme inşaatı varmış. Deniz Komutanlığı piyasadaki fiyatları yüksek bulduğu için tüm birimlerinde çeşmenin çatısının üstünü kaplamak için kurşun arıyormuş. İzmir'den Ankara gemisinde kurşuna benzer bir maddeye rastlandığına dair bir haber gelmiş. Haliç Tersanesi Komutanlığı, gemilerde kurşun kullanılmadığı gerekçesiyle bu haberi dikkate almamış. Çünkü yıllar içinde Ankara Gemisi'nin Pearl Harbor'ın ünlü ilkyardım gemisi olduğu unutulmuş. Tesadüf eseri yaşlı bir astsubay İzmir Tersanesi'nden gelen mesajı görmese, gerçek ortaya çıkmayacakmış. Yaşlı kurt hemmen komutanlarına Ankara Gemisi'nin gerçek kimliğini bildirmiş. Uzman ekip Haliç Tersanesi'nden yola koyulmuş. Gemide yapılan incelemede bir kamaranın cephe duvarlarının yekpare kurşun olduğu anlaşılmış. Meğerse bu kamara ilkyardım gemisinin röntgen odasıymış. Böylece Japon saldırısından kurtulan tek geminin macerası Pearl Harbor'da başlayıp, Haliç Tersanesi Çeşmesi'nde son bulmuş. ÇEKİL YOKSA ÇARPICAM Malum, Missouri uçak gemisi, dünyanın en tanınmış büyük tonajlı gemilerinden biri. Missouri'nin kaptanı Kanada açıklarında normal seferini yaparken, radarda, geminin rotası üzerinde bir cisim olduğunu görmüş. Bunun bir gemi olduğunu düşünerek, derhal telsizle haberleşmeye geçmiş. Missouri kaptanı ilk mesajda, "Şu anda bulunduğunuz konum ile rotamız çakışmaktadır, tamam. Lütfen rotanızı 15 derece doğuya çevirin, tamam" demiş. Ancak karşı taraftan, "Konumumuzu değiştirmemiz mümkün değil, tamam. Lütfen siz değiştirin, tamam" diye olumsuz bir yanıt gelmiş. E adam dünyanın sayılı gemilerinden birinin kaptanı ya, sinirlenmiş haliyle. "Burası USS Missouri, tamam. Biz ağır tonajlı bir gemiyiz. Bu yüzden manevra yapmamız zor, tamam. Dolayısıyla geçiş hakkı bize aittir. Bu yüzden rotanızı değiştirmeniz gerekmektedir, tamam" gibi ültimaton yollu konuşmuş. Karşı taraf ise olumsuz cevabında ısrar etmiş: "Bu ısrarınızı anlayamıyoruz, tamam. Mümkün değil. Siz rotanızı değiştirin, tamam". Bunun üzerine bizim kaptan sinirlenerek, "Lütfen kimliğinizi ve bağlı bulunduğunuz ülkeyi tanımlayın, tamam" demiş. Karşı taraftan ise şöyle bir yanıt gelmiş: "Burası Kanada Deniz Kuvvetleri�ne bağlı deniz feneri, tamam. Lütfen siz kimliğinizi tanımlayın, tamam!" - 18 Kasım 2012 23:35 en üstte köpek olayını ben farklı biliyordum köpeklere uzun zaman tankların altında yemek verilmiş böylece köpekler tankların altında her zaman yiyecek olduğuna alıştırılmış... ve köpeklerin sırtına bombalar bağlanmış düşman tankları gelincede bu aç bırakılan köpekler düşman tanklarının altlarına doğru yiyecek aramak için girmişler ve tabiki o esnada bombalar patlatılmış yani plan başarılı olmuş diye biliyordum... 5 üzerinden 4.30 | Toplam : 10 kişi
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "fao_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
af9068a589d34bc53befad7ae81ba9ef
keep
[]
[ 9.199999809265137, 10, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 10, 5.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20141030025819-00023-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.6.gz
282,326,556
17,792
56,685
http://prezi.com/msapszysmb9j/kimyasal-turler-ve-etkilesimleri/
text/html
2014-10-31T13:31:16
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9986000061035156, 0.0012000000569969416, 0.00009999999747378752 ]
Present Remotely Send the link below via email or IMCopy Present to your audienceStart remote presentation - Invited audience members will follow you as you navigate and present - People invited to a presentation do not need a Prezi account - This link expires 10 minutes after you close the presentation - A maximum of 30 users can follow your presentation - Learn more about this feature in the manual Do you really want to delete this prezi? Neither you, nor the coeditors you shared it with will be able to recover it again. Make your likes visible on Facebook? Connect your Facebook account to Prezi and let your likes appear on your timeline. You can change this under Settings & Account at any time. KİMYASAL TÜRLER VE ETKİLEŞİMLERİ Comments (0) Please log in to add your comment. Transcript of KİMYASAL TÜRLER VE ETKİLEŞİMLERİ Bütün maddeler tanecikli yapıdadır.Maddelerin özelliklerini gösteren taneciklere kimyasal tür denir. (Atom iyon molekül radikal) A- ATOM Elementlerin tüm özelliklerini taşıyan en küçük yapı taşı atomdur.Doğada bazı elemntler atomlar halinde bulunurken bazıları bileşikler halinde bulunur.Örneğin soy gazlar doğada atomik halde bulunur.Çünkü son katmanları max. sayıda eektron bulundurur. B-İYON Pozitif veya negatif atom ya da atom gruplarına iyon denir.İyonlar bir araya gelerek bileşik oluştururlar. 2-KİMYASAL TÜRLER ARASI ETKİLEŞİMLER Farklı kimyasal türler birbirleriyle etkileşir. Bu etkileşimler sonucu türler arasında bağlar oluşur veya bağlar kırılır.Bunun sonucunda aynı veya farklı kimyasal türler oluşur HO-OH --> 2.OH (molekül) (radikal) Conclusion SİNEM ATAY - 572 PENBENUR GÖRGÜLÜ - 565 FERHAT ÇOLAK - 69 KİMYASAL TÜRLER VE ETKİLEŞİMLERİ C-MOLEKÜL En az iki atomun kovelent bağla oluşturduğu nötr atom gruplarına molekül denir. D-RADİKAL(SERBEST RADİKALLER) Ortaklanmamış elektron bulunduran atom iyon ve moleküler yapıdaki taneikler radikal olarak adlandırılır. A-KİMYASAL TÜRLER ARASINDA BAĞ OLUŞUMU Kimyasal türler arası etkileşimde atomların çekirdeğe en uzak olan elektronları önemli rol oynar.Zıt yüklü tanecikler arasında elektrostatik çekme kuvveti , aynı türlü tanecikler arasında ise elektrostatik itme kuvvetleri oluşur. Aynı anda gerçekleşen bu kuvvetlerden çekme kuvvetleri itme kuvvetlerinden çok fazla olduğunda türler arasında bir 'kimyasal bağ' oluşur. Kimyasal türler arasında meydana gelen çekme kuvvetleri itme kuvvetlerinden çok fazla büyük değilse kimyasal bağ olşmaz. Bu tür etkileşimlere zayıf etkileşimler denir. 'Fiziksel bağ' olarakta adlandırılır. B-GÜÇLÜ BAĞLARIN OLUŞMASINDA VE KOPMASINDAKİ DEĞİŞİMLER Kimyasal türler daha kararlı hale gelmek için aralarında bağ yaparlar.Daha kararlı olmak için sahip olduğu enerjinin bir kısmını dışarı verirler. C-ZAYIF BAĞLARIN OLUŞMASIYLA KOPMASI ARASINDAKİ DEGİŞİMLER Fiziksel hal değişimlerinde madde düşük enerjili yani daha kararlı hali tercih eder. gaz -> sıvı -> katı Hal değişimi ve çözünme gibi fiziksel bağların rol aldığı değişimlerde maddelerin kimliğinde bir değişim olmaz.Bu nedenle enrji değişimi kimyasal bağlara göre daha küçüktür. GÜÇLÜ ETKİLEŞİMLER Tanecikler arası güçlü etkileşimler sonucu iyonik, kovalent ve metalik bağlar oluşur.Bu bağ türleri bağı oluşturan taneciklerin türüne va bağlanma şekillerine göre ortaya çıkar. İYONİK BAĞ Metaller ve ametallerin biraraya geldiğinde araların bir elektron alışverişi olur.Metal + yüklü iyon, ametalden - yüklü iyon oluşur.Oluşan bu zıt yüklü iyonlar birbirine çekim kuvveti uygular ve iyonik bağ oluşur. Oluşan bağ sonucunda sodyum (Na) atomunun çapınınküçüldüğüne klor (Cl) atomunun çapının büyüdüğüne dikkat ediniz. Çok sayıda zıt ynlü iyon birbirini çekerek bir 'iyonik örgü' meydana getirir. İyonik örgülere sahip bileşiklerin sertlik erime ve kaynama noktaları gibi bazı fiziksel özelliklerinin değerleri yüksek olur.İyonik bağın sağlamlılığı o bağı oluşturan iyonların yarıçapları ve yükleriyle ilişkilidir. İyonların yarıçapları arttıkça iyonlar arasındaki elektrostatik çekim gücü azaldığı için iyonik bağın sağlamlılığı azalır. İYONİK BİLEŞİKLERİN GENEL ÖZELLLİKLERİ Erimiş halleri ya da suyu çözeltileri elektrik akımını iletir. Katı halde elektriği iletmezler. Suda çözünürler. Suda iyonlaşarak çözünürler. İyonik yapılı kristaller saydamdır. Erime ve kaynama noktaları yüksektir. Sert ve kırılgandırlar. KOVALENT BAĞLAR Daha kararlı hale gelebilmek için iki atom arasında bir elektron çiftinin ortaklaşa kullanılması ile oluşan kimyasal bağa 'kovalent bağ' denir. İki ametal atomu birbirine yaklaştığında tek elektron içeren orbitaller örtüşür.Böylece her bir atomun orbitalinde iki elektron bulunmuş olur. Örtüşme sonucu şan elektron çifti hidrojen atomlarının çekirdeği tarafından çekilir.Böylece hidrojen atomlaı arasında kovalent bağ oluşmuş olur.Birbirine yaklaşan iki orbitalin iç içe geçmesine orbital örtüşmesi denir. Kovalent bağdaki elektronlar atomlar tarafından eşit olarak çekiliyorsa yani atomların elektronegatiflik değerleri eşitse pozitif veya negatif kutup oluşmaz.Bu tür kovalent bağlar 'apolar kovalent bağ'olarak adlandırılır. Eğer bağdaki elektronlar atomlar tarafından farklı oranda çekiliyorsa yani atomların elektro negatiflik değerleri farklıysa pozitif veya negtif kutup oluşur. Bu tür kovalent bağlara 'polar kovalent bağ' denir. METALİK BAĞLAR Pozitif yüklü metal iyonları ile elektron denizi arasında elektrostatik çekim kuvveti meydana gelir.Bu çekim kuvveti "metalik bağ" olarak adlandırılırMetalik bağ metal atomlarının bir arada durmasını sağlar. Metalik Bağdaki Kovalent Karakter Geçiş metallerinin yarı dolu d orbitalleri birbiri ile örtüşerek kovalent bağ oluşturur.Metalik bağdaki kovalent karakterle beraber metalin erime noktası ve sertliğinde artışa neden olur. NOT: Aynı peryottaki geçiş metalinin eşlenmemiş elektron sayısı artıkça genellikle erime noktası ve sertliği artar. ZAYIF ETİLEŞİMLERİN SINFLANDIRILMASI Zayıf etkileşimler (fiziksel bağlar) maddelerin yoğun fazlarında (sıvı katı halde) etkilidir.Bu etkileşimler "van der Waals" ve "hidrojen bağları olarak 2 gruba ayrılır. DİPOL Pozitif ve negatif kutbu bulunan yani elektron yük yoğunluğu eşit dağılmamış olan bir yapı için iki kutuplu anlamına gelen "dipol" terimi kullanılır. NOT:Bir bütün olarak dipol bulunduran kimyasal türler "polar"(kutuplu) Bir bütün olarak pozitif ve negatif kutup bulundurmayan kimyasal türler "apolar"dır. A.Kalıcı Dipol Oluşumu Kimyasal türlerin kendi yapılarından kaynaklanan anlık değişmeyen ve üzerinde sürekli bulunan dipoller "kalıcı dipol" olarak adlamdırılır. B.İndüklmiş Dipol Oluşumu Pozitif veya negatif yük taşıyan bir nesne veya dipole sahip kimyasal tür apolar taneciğe yaklaştığında indüklenmiş dipol oluşur. C.Dipolün Polaritesi Kimyasal türde elektronların dağılımı ne kadar küresel ise idüklenmiş dipolün polaritesi de o kadar zayıftır. van der WAALS BAĞLARI Kalıcı dipol ve indüklenmiş dipole sahip olan kimyasal türlerin kendi aralarında ve diğer türler ile yaptığı her türlü fiziksel bağ (hidrojen bağı hariç) van der Waals bağıdır. A.Dipol-Dipol Bağları Kalıcı dipole sahip polar kimyasal türler birbirlerine yaklaştığında birinin kısmı pozitif diğerinin kısmı negatif kutbu arasında elektrostatik çekim kuvveti oluşur.bu çekim kuvvetine "dipol-dipol bağı" denir. NOT:Dipol -dipol bağları iyonik ve kovalent bağlar kadar güçlü değildir.Güçlü etkileşimlerin (kimyasal bağların) yaklaşık %1 i kadar kuvvetlidirler. B.İyon-Dipol Bağları Negatif iyonlar ile dipolün pozitif kutbu arasında ve pozitif arasında elektrostatik çekim kuvveti oluşur.Buna "iyon-dipol bağı" denir. C.Geçici(İndüklenmiş) Dipoller Arasındaki Bağlar Apolar atom veya moleküllerde birbirine yaklaşmalarından kaynaklanan geçici dipoller oluşur.Bu geçici dipoller arasında "indüklenmiş dipol-indüklenmemiş dipol çekim kuvvetleri" meydana gelir. HİDROJEN BĞLARI O,N ve F atomlarına bağlanmış hidrojen atomlarının komşu moleküllerde ki bağ yapmamış elektron çiftlerine uyguladığı çekim kuvvetidir.Hidrojen bağları aynı moleküller arasında olabildiği gibi farklı moleküller arasında da oluşabilir.
[ "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "twi_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
570e5b73ed001b713e1033d773bee53c
keep
[]
[ 7.099999904632568, 9, 10, 10, 10, 10, 9.899999618530273, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030047-00199-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
102,653,582
9,566
29,936
http://egitimedair.net/index.php/78-bilim-insanlari/186-k%C4%B1sa-k%C4%B1sa-bilim-adamlar%C4%B1
text/html
2014-10-25T06:15:10
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Kısa Kısa Bilim Adamları Kısa Kısa Bilim Adamları Archimedes (Arşimet) MÖ 287-212) Yunanlı bir matematikçi ve mucit olan Archimedes suyun çıkartılması için spiral bir pompa icat etmiştir, Archiemedes vidası olarak adlandırılan bu pompa halen kullanılmaktadır. Kürenin hacmini bulmaya yarayan çeşitli hesaplamalar ve formüller bulmuştur. En çok sıvıların kaldırma gücü esaslan üzerinde yaptığı çalışmalar ile ünlüdür. Rivayete gore; küvetin içinde yıkanırken, suyun vücudunu kaldırdığını fark etmiş ve bu sayede suyun kaldırma kuvveti bulmuştur. Sirakuza şehrindeki evinde bir buluş üzerinde çalışırken Romalı bir asker tarafından öldürülmüştür. Nicolaus Copernicus (MS 1473-1543) Polonya'da doğan Copernicus, Krakov'da matematik ve optik üzerinde çalismalar yapmistir. 30 yillik bir çalismamn sonunda Dünyanm, her gun kendi ekseni etrafmda ve Dünya ve diğer gezegenlerin fakh süreli yillar boyunca Günes'in yörüngesinde döndüğü teorisini ortaya atmistir. Bu teori, Dünya'nm evrenin merkezi olduğunu ileri süren geleneksel görüsün geçersizliğini ortaya koymustu. Copernicus bu karsi teorisini yaymlamakta isteksizdi, ancak; ölümünden sonra diğer öncü gök bilimciler bu teoriyi gelistirmis ve genisletmislerdir. Bu gök bilimciler Kepler, Galileo ve Newton'dur. Tycho Brahe (1546-1601) Brahe, o zaman Danimarka idaresi altmda olan Güney isveç'te doğmustur. Teleskopun icadından önce astronomi üzerinde çahsmalar yapmistir. Zamanm astronomi cetvelinde çok ciddi yanhslar olduğunu kesfetmistir. Bu hatalan düzeltmek için ölümüne kadar sürecek olan bir projeye baslamistir. Kuyrukluyildizlann göksel cisimler olduğunu ispatlayan Brahe Dünya'daki bir yilin süresini bir saniyede hesaplayabiliyordu. Asistani olan Kepler Brahe'nin gözlemleri üzerine calismalarim sürdürmüs ve Mars'm eliptik bir yörünge üzerinde hareket ettiğini hesaplamistir. Blaise Pascal (1623-1662) Fransa'da doğan Pascal 1647'de bir hesap makinesi icat etmistir. Daha sonra barometre, hidrolik kaldiraç ve sinngayi icat etmistir. Sivilarm basmci üzerinde çahsan Pascal bir sivi basmcinin bütün yönlerde ayni olduğu ve basmçtaki değisimin derhal iletildiğini göstermistir. Galileo Galilei (1564-1642) italyan gök bilimci ve matematikçi olan Galileo ilk kinlnnali teleskopu gelistirmistir. Venus gezegenini gözlemlemiş ve Günes lekelerini üzerinde çalisan ilk insan olmustur. Sarkacm sabit bir sıklıkta salmdiğini bulmuç ve düsen cisimler yasasmi kesfetmistir. Copernicus'un evren teorisinin bir savunucusu olan Galileo dini otoritenin tepkisi nedeniyle düsüncelerini inkar etmek zorunda kalmistir. Floransa'da ev hapsinde tutulurken çalismalanni sürdürmüs ve 1637'li yillarda tamamen kör olmustur. Robert Boyle (1627-1691) irlanda'da doğumlu bir bilim adami olan Boyle hava, bosluk, yanma ve solunum üzerinde deneyler yapmıstır.1662'de sabit bir sicakhktaki gazm basmci ile hacminin ters orantili olduğunu gözlemlemistir. Bu iliski Boyle Yasasi olarak adlandinlmistir. Boyle, ayrica; asitler, alkaliler, yoğunluk, kirilma ve kristallerin sekilleri ve yapilisi üzerinde de çalismistir. Isaac Newton (1642-1727) ingiliz fizik ve matematikçisi. Newton yerçekimi üzerine yapmis olduğu çalismalar ile tanmir, ancak; bu çalismalar yapmis olduğu çok kapsamli yasa ve kesiflerin sadece bir bölümüdür. Hareketin üç kanunu gelistirmiç ve beyaz isiğm farkh renkteki isik ismlanndan olustuğunu kesfetmistir. 1868'de ilk yansitmali teleskopu insa etmistir. Newton yasami boyunca birçok tartismanm içinde yer almistir. Bunlar içinde en dikkat çekici olani calculus olarak bilinen matematik bransmi ilk kesfeden Karl Leibniz ile calculus üzerine yürüttüğü tartismadir. Benjamin Franklin (1706-1790) Boston, Massachusetts'de doğan Franklin matbaaci, devlet adami, üretken bir yazar ve mucitti. Caddelerin isiklandirmasim gerçeklestirmis ve Amerikan posta sistemini yeniden organize etmistir. Ayrica; düsük yakit tüketimine sahip Franklin sobasini, paratoneri, çift odakh mercek gözlüğünü, ilk kopyalama makinesini ve mizikayi icat etmistir. Elektrik üzerine yapmis olduğu deneyler Franklin'in en çok bilinen bilimsel çahsmasidir, Elektrik akiminin yüklü mikroskobik parçaciklarinm hareketinden ibaret olduğunu kavrayan Franklin elektrik akimi akiç modeli gelistirmistir. Onlü uçurtma deneyi ile yildinmin elektriğin bir türü olduğunu kanitlamistir. Joseph Priestley (1733-1804) Ingiliz kimyager Joseph Priestley 1774'te oksijeni kesfetmistir. Ayrica; amonyak, karbonmonoksit, nitrous oxide ve süifürdioksidi tanimlamistir. Yesil bitkilerin oksijen verdiğini ve gun isiğma ihtiyaç duyduğunu kesfetmistir. Bir öğretmen, yazar ve politikaci olan Priestley Fransiz Devrimi'ni desteklemis ve köle ticaretine karsi çikmistir. Priestley 1794'te Amerika'ya göç etmistir. Antoine Lavoisier (1743-1794) Modern kimyanin kimyaoisi olarak kabul edilen Fransiz bilim adami Lavoisier havanm oksijen ve nitrojen admi verdiği gazlannin bir kansimi olduğunu göstermis ve suyun hidrojen ve oksijen içerdiğini ispat etmistir. Kimyasal bilesikler adi verilen bir yöntem tasarlayan Lavoisier, ayni zamanda; metrik sistemi planlayan komisyonun da bir üyesi olmustur. Fransiz Devrimi'ne karşi olan Lavoisier 1794'te Paris'te giyotin ile idam edilmiştir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "als_Latn", "tur_Latn", "gla_Latn", "tur_Latn", "ltz_Latn", "tur_Latn", "oci_Latn", "tur_Latn", "shn_Mymr", "tur_Latn", "zho_Hans", "tur_Latn", "cym_Latn", "tur_Latn", "zho_Hans", "tur_Latn", "fij_Latn", "tur_Latn", "kbp_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
35808104bffce17651961e5e5f280309
keep
[]
[ 8, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 9.600000381469727, 9.5, 9, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021350-00332-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.3.gz
255,926,027
12,260
50,470
http://www.avmarketi.net/cipura-sparidae-perciformes-sparus.html
text/html
2014-08-28T07:04:36
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Ege’nin meşhur balığı çipura (Çupra) veya alyanak. Yurdumuzda çipura, çıpra, çupra, alyanak veya mendik diye bilinir, yarım kiloya kadar olanlarına lidaki, bir kiloya kadarlarına da kaba lidaki denir. Diğer dillerde gillthead seabream (İng., ABD), dorado (İsp., Fra., Pol.), goldbrassen (Alm.), Tsipoura (Yun.) gibi isimlerle bilinir. Vücudu yanlardan basık, yüksek bir sırt profiline sahiptir; bu ona oval bir görünüm vermektedir. Tüm vücudu iri pullarla kaplıdır, Sırtı koyu gümüşi renkte yanları beyazdır; tüm vücudunda sarımsı janjanlı parıltılar görülür. Solungaç kapağının üstünde yanal çizginin başlangıç noktasında siyah bir leke bulunur bu lekenişn alt tarafı kırmızımsı pembesi rengi ile balığa alyanak denmesine neden olur. Kafası oldukça büyük, gözleri normaldir, İki gözü arasında alnında V şeklinde altın sarısı bir bant bulunur. Ağzı mensubu olduğu sparidae familyanıa özgü olarak küçük tabii ki çeneleri çok kuvvetlidir. Yandaki tanıtıcı resimden de görüldüğü gibi çenesinde çok kuvvetli kırıcı (köpek) dişleri vardır ve arka tarafta da öğütücü dişler bir kaç sıra halinde dizilmiştir. Bütün yüzgeçleri gayet iyi gelişmiştir. Sırt yüzgeci tek olarak enseden kuyruğa kadar uzanır. Yan yüzgeçleri oldukça uzun ve sivri uçludur. Kuyruk yüzgecinin ucuları siyahımsıdır. Sadece yurdumuza özgü bir balık olmayıp Atlantik okyanusunda da bulunur. Yurdumuzda da daha çok Ege ve Akdenizde bilinen ve makbul tutulan çipurayı balık çiftlikleri yetiştirip pazarlamadan önce İstanbul’da halk arasında adı bile bilinmez ve pek tanınmazdı. Zaman zaman bitkilerle beslendiği bilinse de esas olarak etçil balıktır küçük kabuklular (çağanoz, karides, mamun) midye, sülünez ve diğer balıkların küçüklerini yer. Genelde tek tek gezerler ama küçük gruplar oluşturdukları da görülmektedir. Üremeleri yurdumuzda Ekim Aralık aylarında olur. Bir dişi 150.000 kadar yumurta dökebilir. Hermafrodit özellik gösteririler dişiler üç yaşından sonra erkek olurlar. 10-12 yıl kadar yaşadıkları sanılmaktadır. Yurdumuzda genellikle boyu 25-40 santim 0,5-3 kilo ağırlıklarda olanları yakalanır, 60 santim boya ve 6-7 kilo ağırlıkta olanlarına rastlamaktadır. Eskiden Marmara’da yakalanan çipuralar Ege ve Akdenizdekilerden daha iri olurmuş ama artık Marmara’da Çanakkale boğazına yakın bazı bölgeler hariç neredeyse çipura çıkmamaktadır. Okyanusda yakalanan çipuralar doğal olarak daha büyüktür, 70 santim boya 12 kilo ağırlığa kadar olabilir. Çipura kültür balıkçılığa uygun yapısı ile tüm dünyada bu arada yurdumuzda da balık çiftliklerinde yetiştirilerek pazarlanmaktadır. Etinin lezzeti de buna eklenince ekonomik değeri çok yüksek balıklardan sayılmaktadır. NERELERDE BULUNUR Yosunlu ve kumlu diplerde daha çok bulunur. İlkbaharda nehir ağızlarında acı sulara da girerler, yazları genelde kıyılarda 30 metreya kadar olan derinliklerde bulunurken kışları derinlere çekilir. Yetişkin iri balıklar 150 metre kadar derinlerde gezer. Yurdumuzda Karadeniz’de bulunmaz, Marmara’da sayıca çok azalmıştır. Ege ve Akdeniz’de ise bolca bulmak mümkündür. AVLAYALIM Avcılığı genelde karagöz bahsinde anlatıldığı gibidir. Yani karagöz yakalayan her takım ve yöntem ile çipura da yakalanır. Bu nedenle bu takımlara ve yöntemlere burada tekrar girmeye gerek yok o sayfadan takımın nasıl olacağı ve nasıl düzenleneceği anlaşılmaktadır. Takımlardan önce çipura için kullanılacak yemler bir bakalım. İstanbul’lu ve Marmara denizinde avlanan balıkçılar Çipuraya daha çok çalı karidesi, teke, midye, sülünez ve akyem kullanır, Çanakkale civarında ve Saros körfezinde çağanoz, akyem başlıca çipura yemidir, Ege ve Akdeniz’de ise mamun, sülünez, akyem (başta sardalya) ve karides itibar görür. Ama tabii burada sayılan yemler genel olarak tüm denizlerde kullanılabilir bazı yerlerde amatörlerden daha fazla itibar görmeleri sadece alışkanlıktandır. a. Hırsızlı dip takımı b.Parakete Bu takım kıyıdan avcılıkta kullanılır ve yukarıda bahsedildiği gibi başka balıklar da bu takıma çıkar. b. Parakete* Çipura’nın parakete ile avcılığı daha çok Çanakkale, Kuzey Ege ve Ege’de yaygındır. Çipura için düzenlenecek parakete orta kalınlıkta paraketelerden sayılır. Parekete bedeni 120 veya 150 misina olabileceği gibi kendi ağırlığı ile batabilen sentetik iplerden de olabilir hatta karışma riskinin azlığı sağlamlığı nedeni ile bu ipler daha da kullanışlıdır denebilir. Köstekler 035-045 misinadan, köstek boyları 1-1,5 kulaç, iki köstek arası mesafe ise 4 kulaçtır, bu mesafe derinlikler arttıkça 6 kulaca kadar çıkabilir. İlk ayak taşından 6-8 kulaç mesafe alınarak birinci köstek bağlanır. Ayak taşlarının ağırlığı 2-3 kilo civarındadır. Son köstek ile ikinci ayak taşı arasındaki mesafe de 6-8 kulaçtır. İğneler 1 numaradan 2/0 a kadar değişik boylarda olabilir. İğne seçerken meradaki balık türleri ve boyları hakkında biligi sahibi olmak çok yardımcı olur. Bu tür bir parakatenin iğne sayısı 100-150 arasında değişir. Paraketenin yemleri akyem (sardalya başta), iri karides, çalı karidesi, kalmar veya sübye eti olabilir. Parakete serilirken ilk önce şamandırasız ayak taşı indirilir, bu arada sandalın kurekle hafif hafif ilerlemesi paraketenin dökülmesini kolaylaştırması gerekir. Ayak taşı dibi bulduktan sonra ki bu arada bir kaç köstek de suya inmiş olabilir, parakete bedeni hareket eden sandalla bir miktar gerdilir ki ilk köstekler üst üste düşmesin, bundan sonra paraketenin dökümüne devam edilir. İğneler bittikten sonra şamandıralı ayak taşı da indirlir. Bu parakete genel de kıyıya paralel olarak 15-30 metre derinliklere serilir. Paraketenin atılacağı yerin kayalık ve ilişken olmamasına dikkat etmek gerekir ki toplarken takılma olmasın. Eğer parakete akıntılı bir yere seriliyor ise ilk olarak buraya 20-25 iğneli bir parakete dökülerek akıntının şiddeti ve takımın nereye sürüklendiğine bakılabilir. Özel olarak hazırlanmış sepeti içine istifli paraketeyi sereken karışmaması için üzerine bir miktar kum atılır. Bu türden hafifi paraketeye o meradaki, karagöz, mercan, sinarit palazı, levrek, iskorpit, vatoz gibi pek çok farklı balık da çıkabilir. *Dikkat amatör balık avcılığı sirkülerine göre parakete amatör balık avcılığı takımı sayılmamaktadır. Ağ ile avcılığı pek olmaz, nadiren başka balıklar için bırakılan fanyalı ağlarda çıkar. Yukarıda da belirtildiği gibi çipura tüm dünyada balık çiftliklerinde üretilerek pazarlanmaktadır. Bu neden ile çok önemli gıda kaynağı balıklardandır ve ekonomik değeri çok yüksektir. Taze, kurutulmuş, tuzlanmış tüketilir. Kızartması, ızgarası, buğulaması, haşlaması nefis olur pilakisi de yapılır.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "bam_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "mos_Latn", "tur_Latn", "mos_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
8a336a06763c13dcc5b2bbc174562c36
keep
[]
[ 9.199999809265137, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 9.899999618530273, 10, 6, 10 ]
./CC-MAIN-20150226074101-00078-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.6.gz
500,960,784
22,664
107,145
http://www.haritaciyim.com/
text/html
2015-02-27T16:47:14
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
2.247 PORTFÖY ÖGE 158 ÖNE ÇIKAN MAKALE 28.731 GÜNLÜK ARAMA Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı da olan Piri Reis, gezip gördüğü yerler hakkında bilgileri kaydetmiş ve onların haritalarını çizmiştir. 1511-13 yılları arasında birinci dünya haritasını çizerken seyir notlarını da bir kitap olarak düzenlemeye başlamıştır. Sonunda, yabancı kaynaklardan da yararlanarak bu yerlerin tarihî ve coğrafî özelliklerini 1521 tarihinde tamamladığı Kitab-ı Bahriye’de toplamıştır. Kitab-ı Bahriye’nin iki sürümü vardır. Birincisi 1521 tarihlidir ve denizcilerin kullanımı için yapılmıştır. İkincisi 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’a sunulmak üzere hazırlanmış daha ayrıntılı ve süslü bir eserdir. Sitemizde Açılmış Olan Son Konular.. Gerçekten çok başarılı bir çalışma ve bunu tüm kalbim ve içtenligim ile söylüyorum. Umarım planlarınız dahilinde kileri de gerçekleştirebilirsiniz. Dizayn ve tasarım olarak inanılmaz olmuş. Göze hitap edecek şekilde gruplandırma perspektif büyüme ise güzel bir görsellik katmış. Sitenin revize hali daha kalite ve göze hitap konusunda iyileştirilmeler yapıldığını görebiliyoruz. Yeni Siteniz, basit, eşsiz ve eşsiz işlevselliği ile, harika bir site, ben bu site için büyük beklentilerin karşılanacağını umut ediyorum. Zaman zaman site çalışmalarımda destek aldığım aslan arkadaşımızın bu çalışmasını görünce daha öğreneceğim çok şey var dedim. Böyle bir çalışma için teşekkür ederim!… Teşekkürler mükemmel çalışıyor, ben gerçekten hızlı, Emeği geçen tüm herkesi takdir ederim! Bu bir Sanat Yapısı VİZYONUMUZ Harita, Gayrimenkul, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Ölçme, Kentsel Dönüşüm, Fotoğrametri, Uzaktan Algılama, Hidrografi, İmar, Tapu ve Kadastro konularında Sektrörün her türlü gelişimi için her türlü bilgi akışını sağlamak. Temel Değerlerimizden Bazıları: Arşiv Harita, Tapu ve Kadastro, Ölçme, İmar, Kentsel Dönüşüm, Fotoğrametri, konularında Sektrörün her türlü gelişimi için bilgi akışını sağlamak. Haritaciyim.Com | Haritacı Paylaşım Platformu GELİŞMİŞ SİTE İÇİ ARAMA Kitab-ı Bahriye Eserinden.. Son Konular 2.247 PORTFÖY ÖGE 158 ÖNE ÇIKAN MAKALE 28.731 GÜNLÜK ARAMA Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı da olan Piri Reis, gezip gördüğü yerler hakkında bilgileri kaydetmiş ve onların haritalarını çizmiştir. 1511-13 yılları arasında birinci dünya haritasını çizerken seyir notlarını da bir kitap olarak düzenlemeye başlamıştır. Sonunda, yabancı kaynaklardan da yararlanarak bu yerlerin tarihî ve coğrafî özelliklerini 1521 tarihinde tamamladığı Kitab-ı Bahriye’de toplamıştır. Kitab-ı Bahriye’nin iki sürümü vardır. Birincisi 1521 tarihlidir ve denizcilerin kullanımı için yapılmıştır. İkincisi 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’a sunulmak üzere hazırlanmış daha ayrıntılı ve süslü bir eserdir. Sitemizde Açılmış Olan Son Konular.. Gerçekten çok başarılı bir çalışma ve bunu tüm kalbim ve içtenligim ile söylüyorum. Umarım planlarınız dahilinde kileri de gerçekleştirebilirsiniz. Dizayn ve tasarım olarak inanılmaz olmuş. Göze hitap edecek şekilde gruplandırma perspektif büyüme ise güzel bir görsellik katmış. Sitenin revize hali daha kalite ve göze hitap konusunda iyileştirilmeler yapıldığını görebiliyoruz. Yeni Siteniz, basit, eşsiz ve eşsiz işlevselliği ile, harika bir site, ben bu site için büyük beklentilerin karşılanacağını umut ediyorum. Zaman zaman site çalışmalarımda destek aldığım aslan arkadaşımızın bu çalışmasını görünce daha öğreneceğim çok şey var dedim. Böyle bir çalışma için teşekkür ederim!… Teşekkürler mükemmel çalışıyor, ben gerçekten hızlı, Emeği geçen tüm herkesi takdir ederim! Bu bir Sanat Yapısı VİZYONUMUZ Harita, Gayrimenkul, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Ölçme, Kentsel Dönüşüm, Fotoğrametri, Uzaktan Algılama, Hidrografi, İmar, Tapu ve Kadastro konularında Sektrörün her türlü gelişimi için her türlü bilgi akışını sağlamak. Temel Değerlerimizden Bazıları: Arşiv Harita, Tapu ve Kadastro, Ölçme, İmar, Kentsel Dönüşüm, Fotoğrametri, konularında Sektrörün her türlü gelişimi için bilgi akışını sağlamak.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "unk", "swe_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn...
allowed
75a3fd3a5b7ccc10ee62ce5e7e43fc5e
keep
[]
[ 8.699999809265137, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 9.800000190734863, 10, 2, 10 ]
./CC-MAIN-20141024030046-00115-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.11.gz
360,670,347
13,803
60,643
http://www.akvaryum.biz/balik-hastaliklari/
text/html
2014-10-25T02:43:17
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
Balık hastalıkları BALIK HASTALIKLARI HAKKINDA BİLGİLER Balık hastalıkları, akvaryum canlılarının korkulu rüyasıdır. Çoğu zaman insan kaynaklı hatalardan dolayı da ortaya çıkabilmektedir. Çevrenin kimyasal ve fiziksel özellikleri (suyun kötü olması gibi bir örnekle açıklayabiliriz) bu hastalıkların ortaya çıkmasındaki ana nedenlerden biridir. Dilerseniz öncelikle balık hastalıklarının nedenlerine göz atalım; - Bakteriler - Virüsler - Parazitler - Mantarlar - Yanlış Yemleme ve bu yanlış nedeniyle oluşan metabolizma bozuklukları - Genetik yapıya bağlı bozukluklar Ve diğer nedenler… Balık hastalıkları başlıca belirttiğimiz nedenlerden ortaya çıkabilir, stres, kötü su gibi nedenlerde hastalığa sebep olmaktadır ancak çoğu zaman balık hastalıkları daha balık alındığında akvaryumcudan kaynaklanan sorunlardan dolayı sizlerin akvaryumuna geldiği anda hastalıklı olarak gelmektedir. Yani siz farkında olmadan hastalıklı bir balığı sahiplenmiş olabilirsiniz ve bu son derece önemli bir konudur çünkü bu hastalık sizlerin sağlıklı balıklarınıza da zarar verebilir. Öncelikle akvaryum hobisinin son derece zor bir uğraş olduğunun bilincinde olmalısınız çünkü bu hobi maket yapma hevesi gibi bir heves değildir sıkılıp bir köşeye bırakamazsınız, bu hobinin canlı varlıklarla alakalı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Böylesine zor bir uğraş ve bu canlı varlıkların karşılaşabileceği hastalıkları önlemek, teşhis ve tedavisi için son derece dikkatli gözlemler yapmalısınız. Balık hastalıklarında yapılan gözlemler son derece önemlidir, yapacağınız gözlemler ve elde ettiğiniz veriler sizlerin balığınızın nasıl bir hastalıkla mücadele ettiği konusunda teşhis koymanız açısından size yarar sağlayacaktır. Balığınızın yorgun ve bitkin davranışları takip edebilirsiniz. Genellikle hasta balıklar aynı noktada sağa sola doğru anlamsız sallanmalar, yem yeme alışkanlığında değişiklikler, aşırı korku refleksleri gibi belirtiler göstermektedir. En belirgin hastalık belirtisi şüphesiz yan veya baş aşağı yüzme durumudur. Balığınızın su yüzeyine çıkarak sürekli dışarıdan hava almaya çalışıyor olması yine belirtilerden biridir. Teşhis kadar tedavide önemlidir ama öncelikle balık hastalıklarının neler olduğu konusunda bilgi sahibi olmalısınız, dilerseniz kısa tanımlarla balık hastalıkları hakkında bilgilerimizi verelim… Balık Hastalıkları Beyaz Benek Hastalığı: Balığınızda gözde görülebilen noktalar oluşur, renkleri beyazdır Lchthyobodo Necator: Daha önceleri Costia necatrix adıyla bilinmekteydi. Balık vücudunda oluşan beyazlıklardır. Chilodonella: Gözle görülen küçük ve beyaz kabarcıklar Glossatella: Mantar benzeri tüylenmiş yaralanmalar Mantar: Deri üzerinde beyaz, sarı renkli uzun tüylenmeler Columnaris – Bakterie: Beyaz dudaklar, yapışan yüzgeçler ve yüzgeçlerin uçlarında beyazlıklar Kuyruk Erimesi: Erimeye başlayan kuyruk, zaman zaman kanamalarda görülmektedir Lymphocystis: Pul kabarması gözle görülebilmektedir İç hastalıklar: Genellikle matlaşan gözler ve deri bu hastalığın belirtisidir Bakteri: Deri altı beyazlıklar Dodinium: Deride gri noktalar Ankerwurm Larnaea: Çapa Solucanı adıyla da bilinmektedir. Beyaz ve yüzgeçte meydana gelen bir hastalıktır, beyaz kısmın ucu çatal gibidir Deri Kanseri: Deri altında oluşur ve noktacıklar halinde kanamalar görülür Eryhrodermantis: Balık vücudunda beyaz renkte bir çember oluşur ve bu çember içerinde yer alan derin bir yara söz konusudur Yumuşak Su Rahatsızlığı: Ani su değişimlerinin neden olduğu bir hastalıktır, solungaçlarda kızarmalar görülür. Başlıca balık hastalıkları bu şekildedir, ilerleyen zamanlarda bu ve diğer hastalıklarla ilgili detaylı bilgiler sizlerle paylaşılacaktır. Lepistes | Japon balığı | Beta balığı | Ciklet balığı | Balık hastalıkları | Akvaryum bitkileri | Bitkili akvaryum | Deniz akvaryumu Karantina akvaryumu | Balık hastalıkları | Share and Enjoy Bir Cevap Yazın Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
[ "tur_Latn", "sun_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "fur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
67a3aa5f4d4447ab4cb60d3e23c3d653
keep
[]
[ 8.199999809265137, 9.699999809265137, 10, 10, 10, 10, 10, 4, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030054-00148-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
539,109,170
17,204
71,449
http://www.elmadoktoru.com/iphone-icin-18-harika-fotograf-cekim-ve-duzenleme-uygulamasi/
text/html
2014-10-26T02:52:18
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
iPhone İçin 18 Harika Fotoğraf Uygulaması Blogumuzu takip eden bir kaç arkadaşımız eposta ve yorum üzerinden twitter hesabımdaki resmimi hangi iPhone uygulaması ile yaptığımı sorması üzerine hem bu soruya yanıt vermek hem de birbirinden güzel fotoğraf uygulamalarını sizlerle paylaşmak istedim. Yazımızın devamında bu 20 harika iPhone fotoğraf uygulamasını kısa açıklamaları ile beraber bulabilirsiniz. Uygulamaların hepsi birbirinden farklı ve özel amaçlar için üretilmiş, gayet kaliteli ve standart olarak iphone kamera uygulaması ile yapılamayacak olan işlevleri yerine getiren uygulamalardır. Bu uygulamalar üzerinden kameranız ile çektiğiniz veya çekeceğiniz resimleri bilgisayar ortamında düzenlemekten çok daha kolay yolla düzenleyebilecek ve bir çok efekti kullanabileceksiniz. O halde sözü fazla uzatmadan bu 20 uygulamayı tek tek tanımaya başlayalım; 1. Adobe Photoshop Express (Ücretsiz) Adobe Photoshop Express bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Fotoğraf çekme, düzenleme ve fotoğraf paylaşımı, otomatik zamanlama gibi özellikler sayılabilir. 2. Camera+ (0.99$) Camera+ bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Dokunmatik odaklama ve poz özelliği, stabilizatör, zamanlayıcı, arka arkaya çekim modu, dijital zoom. 3. CameraBag ($1.99) CameraBag bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Özel filtre efektleri, resim kırpma ve resimleri eposta yolu ile paylaşım. 4. Camera Plus Pro ($1.99) Camera Plus Pro bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Fotoğraf ve video çekimi, filtreler, anti-shake, zaman atlama özelliği (video), bölge bilgi etiketi, seri çekim modu, e-posta ile sosyal ağ sitelerine toplu yükleme ve paylaşım. 5. Cool fx ($1.99) Cool fx bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Renkli ve siyah-beyaz fotoğraf düzenleme ve efektler, dokular, sinema film efektleri ile eposta ile paylaşma. 6. Diptic ($1.99) Diptic bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Hazır kolaj efekt şablonları ile çalışma, diğer ilginç efektlerle resimleri eposta ile paylaşma, direk olarak facebook hesabınıza gönderme. 7. Hipstamatic ($1.99) Hipstamatic bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Uygulamayı çalıştıdığınızda sanki elinizde plastic bir oyuncak kamera taşıdığınız hissini uyandıran, değişik lens çeşitleri, birbirinden ilginç efektler ile çekip düzenlenen resimleri E-posta, Facebook, Twitter, Flickr ve Tumblr yoluyla paylaşma. 8. Instagram (Ücretsiz) Instagram bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: iPhone cihazınızın fotoğraf çekimi özelliğinden daha yetenekli özellikler içeren bir uygulama. Instagram uygulaması ayrıca en çok tercih edilen uygulama olarak öne çıkmakla beraber değişik filtreler barındıran e-posta, Facebook, Twitter ya da Flickr üzerinden resim paylaşımına olanak tanıyan çok iyi bir uygulamadır. 9. Iris Photo Suite ($1.99) Iris Photo Suite bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Fotoğraf düzenleme, birbirinden ilginç filtreler, özel doku katmanları, e-posta ve Flickr yoluyla paylaşım. 10. Lo-Mob ($1.99) Lo-Mob bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Düzenlemek için resim galerinizden bir resim seçebilir yahut yenisini çekebilirsiniz. Vintage ve deneysel efektler, düzenlemelere dair etkileri önizleme, e-posta, Facebook, Flickr, Picasa veya Twitter üzerinden fotoğraf paylaşımı. 11. Magic Hour ($1.99) Magic Hour bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Özel filtreler ile çalışma, filreleri de özelleştirebilme, ücretsiz olarak indirebileceğiniz ek özellikler, Facebook, Twitter, Foursquare, Flickr ve Tumblr üzerinden paylaşım. 12. Perfectly Clear ($2.99) Perfectly Clear bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Görüntüyü otomatik olarak keskinleştirme, istenen çözünürlülükte ayarlama, Twitter ve Facebook paylaşımı. 13. PhotoForge2 ($2.99) PhotoForge2 bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Katmalnlar üzerinde çalışma ve maskeleme teknikleri, tam çözünürlüklü resim düzenleme, özelleştirilebilir filtreler, Twitter, Facebook, Flickr, Dropbox, Picasa, Tumblr ve tam FTP desteği ile fark oluşturan bir uygulama. 14. Pic Grunger ($0.99) Pic Grunger bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Grunge efektler, eskitme ve bozulma efektleri ile e-posta, Flickr, Facebook ve Twitter paylaşımı. 15. Picture Show ($1.99) Picture Show bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Çoklu lens tipleri, tiltshift mercek etkisi, filtre ayarı, resim kırpma, HDR filtre ayarı bulunan güzel bir fotoğraf çekme ve düzenleme uygulaması. e-posta, Twitter, Facebook, Tumblr ve Blogger üzerinden paylaşım. 16. ShakeItPhoto ($1.99) ShakeItPro bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Polaroid makina da resim çekme tadını size yaşatır aynı zamanda eposta veya Facebook üzerinden paylaşım. 17. Tilt Shift Focus ($0.99) Tilt Shift Focus bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: İster yeni bir resim çekin isterseniz de galerinizdeki resimlerle çalışın, blur efekti araçları, minyatür etkisi verme ve yakınlaştırma gibi ilginç efektler barındıran uygulama ile düzenlediğiniz resimleri e-posta ve Twitter ile paylaşın. 18. WordFoto ($1.99) WordFoto bağlantısından indirebileceğiniz bu uygulamamızın öne çıkan özellikleri: Assolistler en son çıkar misali bu konumuzu hazırlamamıza sebep olan ve sizlerin en çok sorduğu yazımızın başında belirttiğimiz uygulamamız. Belirlediğiniz kelimeler ile çektiğiniz yahut galerinizde yer alan fotoğraflarınıza ilginç bir görünüm kazandırır. Resminizi verdiğiniz kelimeleri kullanmak sureti ile yeniden oluşturur.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "ltz_Latn", "tur_Latn", "ron_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "ron_Latn", "tur_Latn", "dik_Latn", "tur_Latn", "hne_Deva", "tur_Latn", "fur_Latn", "tur_Latn", "swh_Latn", "tur_Latn", "gle_Latn", "tur_Latn", "oci_Latn", "tur_Lat...
allowed
9a1db4c6ef6d3c2530455152cedc9b4a
keep
[]
[ 8.600000381469727, 9.899999618530273, 10, 9.399999618530273, 10, 9.800000190734863, 10, 8, 5.699999809265137 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00075-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.9.gz
400,330,227
17,181
67,836
http://www.cokbilgi.com/yazi/fen-ve-teknoloji-performans-proje-odevi-konulari/
text/html
2015-03-03T00:33:33
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Fen ve Teknoloji Performans – Proje Ödevi Konuları - Çeşitli malzemeler kullanarak hücrenin temel kısımlarını gösteren bir model hazırlama - 3-Organelleri tanıyalım. (resimlerinin kartona yapıştırılması - Hücre ve organizma arasındaki ilişkiyi açıklayıcı bir kompozisyon yazma. - Bir hücreden ergin bir birey haline kadarki geçen dönemleri poster haline getirme. - Sınıfında bulunan erkek ve kızların boy ve kütle grafiklerini çizme. - Kendi seçtiğiniz bir kişinin gelişim dönemlerini resimlerle gösteren bir poster hazırlayınız. - Ergenlik döneminde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların çözümü için öneriler adlı bir makale yazma. - Canlıların sınıflandırılmasını gösteren bir kavram haritası hazırlama. - Başkalaşım geçiren canlıların hayat döngülerini resmetme. - Çiçekli bir bitkinin çiçeğinin bölümlerini bir karton üzerine yapıştırarak tanıtma. - Tozlaşma olayını anlatan bir kompozisyon yazma. - Tozlaşma olayını anlatan bir resim çizme. - Çeşitli tohum örneklerini bir karton üzerine yapıştırıp poster hazırlama. - Tohum ve meyve gibi ürünlerin işlenmesinde teknolojinin kullanımını anlatan bir kompozisyon yazma. - Evinizde bir fasulye ya da mercimeği çimlendirerek bitkinin hayat döngüsüne ait farklı dönemlerin resimlerini çekiniz. Resimlerinizi sıralayarak bir poster oluşturunuz. - Jeoloji, botanik, zooloji bilimi - Veteriner kimdir? röportaj - Organik tarımın faydaları - Trafik polisleri araçların hızlarını radar adlı aletlerle nasıl belirlerler. - Süratin hesaplanmasıyla ilgili 15 tane çözümlü test sorusu hazırlama. - Alınan yol, geçen zaman ve sürat arasındaki ilişkiyi açıklayan bir deney tasarlama. - Alınan yol, geçen zaman ve sürat arasındaki ilişkiyi açıklayan bir grafik hazırlama. - Kendi imkânlarını kullanarak bir dinamometre yapma. - Aynı yönlü ve zıt yönlü kuvvetleri çevreden örnekler vererek açıklayan bir makale yazma. - Bileşke kuvveti gösteren bir deney tasarlama. - Sürtünmenin günlük yaşamımızdaki yararları ve zararlarını araştırma. - Yerçekimi olmayan bir yerde yaşamanın getirdiği zorlukları ve kolaylıkları anlatan bir kompozisyon yazma. - Günlük hayatımızda karşılaştığımız olaylarda yerçekimi kuvvetinin rolüyle ilgili bir poster hazırlama. - Isaac Newtonun hayatını araştırma. - Ağırlığın dünya üzerinde ve ayda hangi noktalarda neden farklı olduğunu anlatan bir makale yazma. - Madde, cisim, katı, sıvı ve gaz kavramlarını birbiriyle ilişkilendiren bir kavram haritası hazırlama. - Dalton, Madam Curie ve Becquerel ‘in yaşam öykülerini gösteren bir poster hazırlayın. - Atom ve yapısını gösteren bir çizim yapınız. - Element ve bileşik arasındaki farkları gösteren bir tablo hazırlayınız. - Suyun molekül yapısını gösteren bir maket tasarlayınız. - Havanın karışım mı yoksa saf maddemi olduğunu ispat eden bir makale yazınız. - Fiziksel değişme ile ilgili şiir yazma - 20 x 20 ebadında molekül modellerinin olduğu kartlar hazırlama - Sindirim sistemi hakkında araştırma yapınız. - Gastrit, Ülser, reflü hakkında bilgi - Yeterli ve dengeli beslenmenin önemini içeren röportaj hazırlayınız. - Enzimlerin besin içeriklerine etkisi SYF:19 - Diyalizi araştırıp diyalize bağlanan bir kişi ile röportaj hazırlayınız - Boşaltım sistemi ile ilgili poster hazırlayınız - Sindirim sistemi ile ilgili poster hazırlayınız - Denetleyici ve düzenleyici sistemi ile ilgili poster hazırlayınız - Tıp alanındaki günümüzdeki gelişmeleri araştırınız - Deri hastalıkları ve tedavi yolları - Braille (breyıl) alfabesini araştır? - Hormon üreten organlarımızı araştırınız. - Fiziksel ve Kimyasal değişmelere ait bir drama veya sunum yapma - Mancınık nedir? - Basit makinelerin günlük yaşamımızdaki öneminin drama veya sunum yolu ile anlatılması. - Periyodik Cetvel ve yapısının sunum ile anlatılması. - Seçtiğiniz bir bilim adamının hayat hikâyesinin drama veya sunum ile anlatılması. - Duyu organları sağlımızı korumak için gerekenler drama yöntemi ile sununuz. - Sindirim sistemi sağlımızı korumak için gerekenler drama yöntemi ile sununuz. - Elektroskop yapımı - Enerji dönüşümlerini açıklama ve uygun deneyler tasarlama - Seri bağlı devre yapımı - Diyaliz merkezinde yatan bir hasta ile röportaj ve boşaltım sistemi hastalıkları - Türkiye de 2007 yılındaki organ bağışı sonuçlarının açıklanması ve organ bağışının artmasıyla ilgili proje çalışması (Afiş çalışması) - Potansiyel ve kinetik enerjinin birbirine dönüşümünü gösteren bir deney tasarlama - Organ bağışı konusunda makale yazınız. - Hücre bölünmesi hakkında araştırma yapınız. - Mitoz bölünme ile ilgili poster hazırlayınız. - Mayoz bölünme ile ilgili poster hazırlayınız. - Basit bir DNA modeli hazırlayınız. - Arşimet hakkında bir poster hazırlayınız. - Gemiler nasıl yüzer? Araştırınız. - Sıvıların ve gazların basıncı iletme özelliğinden yararlanılarak yapılan bir aracın çalışma ilkesini araştırınız. - Basit bir periyodik sistem çizelgesi hazırlayınız. - Asit ve bazları kullanılırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini araştırarak poster haline getiriniz. - Kimyasal tepkimelerin denkleştirilmesi ile ilgili 10 tane problem çözme. - Asitler, bazlar ve tuzların günlük hayatta kullanım alanlarına örnekler verme. - Asitler, bazlar ve tuzların özelliklerini bir tablo halinde gösteriniz. - İndikatör nedir? Kırmızılâhanadan nasıl bir gösterge yaparız. - PH metrenin özelliklerini anlatan bir poster hazırlayınız. - Asitler, bazlar ve tuzlarla ilgili 20 tane test sorusu hazırlayınız. - Mitoz Hücre bölünmesini evreleri çizerek açıklama. - Kalıtım hakkında araştırma yapma. - Mendel’in çalışmalarını araştırma. - İnsanlarda yaygın görülen kalıtsal hastalıkları araştırma. - Akraba evliliği ve sakıncalarını araştırma. - Genetik hastalıkların teşhis ve tedavisinde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin etkisini araştırma. - Mayoz Hücre Bölünmesini evreleri çizerek açıklama. - DNA’nın yapısını şema üzerinde göstererek basit bir DNA modeli yapma. - DNA’nın kendini nasıl eşlediğini basit bir şema ile gösterme. - Nükleotit, gen, DNA, kromozom kavramlarını aralarındaki ilişkileri göstererek açıklama. - Mutasyon ve modifikasyon kavramlarını aralarındaki farkları bularak ve örnekler vererek açıklama. - Biyoteknoloji ve Genetik Mühendisliğini araştırma. - Evrim kavramını örneklerle açıklama. - Sıvıların kaldırma kuvvetini araştırma. - Gazların kaldırma kuvvetini araştırma. - Basınç ve çeşitlerini araştırma. - Sıvıların ve gazların basıncı iletme özelliklerinin teknolojideki kullanım alanları. - Periyodik sistemde elementlerin sınıflandırılması. - Metal, ametal ve yarı metallere örnekler vererek günlük hayattaki kulanım alanların araştırma. - Kimyasal bağları örneklerle araştırma - Kimyasal tepkime ve çeşitlerini araştırma. - Asit yağmurlarını araştırma. - Su sertliği ve bölgedeki suların sertliğini inceleme. - Ses ve ses dalgalarını araştırma. - Maddelerin hal değiştirmesi sırasında hangi özelliklerinin değiştiğini araştırınız. - Kimyasal bağları gösteren bir kavram haritası hazırlayınız. - Emniyet kemeri ile kovalent bağ arasındaki benzerliği anlatan bir kompozisyon yazınız. - Kürdan ve oyun hamuru kullanarak basit bir su molekülü modeli yapınız. - Elementlerden iyonik bağlı bileşiklerin nasıl oluştuğunu gösteren bir şema hazırlayınız. - Çevremizde gerçekleşen kimyasal tepkimelere örnekler veriniz. - Fiziksel ve kimyasal değişikliklerle ilgili 20 test sorusu hazırlayınız. - Fiziksel ve kimyasal değişimleri gösteren bir deney düzeneği hazırlayınız. - Kütlenin korunumu kanununu araştırınız. - Kimyasal tepkime çeşitleri nelerdir araştırınız. - Kimyasal tepkimelerin denkleştirilmesi ile ilgili 10 tane problem çözme. - Tepkimelerde ısı alış verişini gösteren bir deney tasarlama. - Asitler,bazlar ve tuzların günlük hayatta kullanım alanlarına örnekler verme. - Asitler , bazlar ve tuzların özelliklerini bir tablo halinde gösteriniz. - İndikatör nedir?Kırmızı lahanadan nasıl bir indikatör yaparız. - PH metrenin özelliklerini anlatan bir poster hazırlayınız. - Asitler, bazlar ve tuzlarla ilgili 20 tane test sorusu hazırlayınız. - Çevrenizde bulunan enerji kaynaklarını araştırınız. - Oksijen ve karbondioksit gazları tüketilmelerine rağmen günümüze kadar bitmeyiş nedenini araştırınız. - Bir gün içerisinde yediğiniz besinleri gruplandırarak kalori miktarlarını yazınız. - ATP nedir nasıl elde edilir araştırınız. - Canlıların solunum organlarını gösteren bir poster hazırlayınız. |» “Performans ve Proje Ödevleri“ sayfasına dön! «| Bu Yazıya 3 Kişi Yorum Yazmış! - ALPEREN Gardaşim cok iyi olmus. - nergiz Bizim ogretmende buradan bakmis sizin ogretmeniniz kizmi yoksa erkekmi bizimki ise kiz. - fuzuli:d Bizim öğretmen de burdan bakmış heralde ama hep zorları seçmiş işimiz zor valla. Yorum Yaz! | Görüş Bildir! - Yazının Bağlantısı: Fen ve Teknoloji Performans – Proje Ödevi Konuları - Yazının Bölümü: Performans ve Proje Ödevleri - Eklenme Tarihi: 21 Aralık 2011 - Toplam Okunma Sayısı: 3.830 - Bu yazıya yapılan yorumları RSS kaynağı ile takibe alın. - Bu yazıya kendi sayfanızdan geri izleme yapın. - Diğer kaynaklarda arayın: - - - - Etiketler: 5 6 7. Sınıf Performans Ödevleri, Biyoloji, Ders, Fen ve Teknoloji Dersi, Fen ve Teknoloji Dersi Performans ve Proje Ödevleri, Fen ve Teknoloji Performans Ödevi Konuları, Fen ve Teknoloji Proje Ödevi Konuları, Hazır Performans Ödevleri, İkinci Kademe Performans Ödevi Konuları, İkinci Kademe Proje Ödevi Konuları, İlköğretim Performans Ödevleri, İlkokul Performans Ödevleri, Lise Proje Ödevleri, Ödev, Ödevler, Ortaögretim Performans Ödevleri, Ortaögretim Proje Ödevleri, Öss Performans, Performans, Performans Etkinliği, Performans Görevi, Performans Ödev Konuları, Performans Ödevi, Performans Ödevi Başlıkları, Performans Ödevi Hazırlama, Performans Ödevi Konuları, Performans Ödevleri, Performans Ödevleri Konular, Performans ve Proje, Performans ve Proje Ödevi, Performans ve Proje Ödevi Konuları, Proje, Proje Ödevi, Proje Ödevi Konuları, Proje Ödevleri, Proje ve Performans Ödevleri, Sbs Performans Ödevi, Sınıflara Göre Performans Ödevi Konuları - Sonraki Yazı: Türkçe ve Edebiyat Performans – Proje Ödevi Konuları - Önceki Yazı: İyi Bir Konuşmacının Özellikleri - Rastgele 10 Yazı:
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
26edcf42799a1778330f79253ec1d5f1
keep
[]
[ 7.900000095367432, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 10, 9.600000381469727, 1, 7.900000095367432 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00305-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.8.gz
263,029,716
19,005
67,874
http://tr.wikipedia.org/wiki/Klasik_elektromanyetizma
text/html
2015-03-03T23:00:16
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
Klasik elektromanyetizma Klasik elektromanyetizm, klasik elektromıknatıslık ya da klasik elektrodinamik teorik fiziğin elektrik akımı ve elektriksel yükler arasındaki kuvvetlerin sonuçlarını inceleyen dalıdır. kuantum mekaniksel etkilerin ihmal edilebilir derecede küçük olmasını sağlayacak kadar büyük ölçütlü sistemler için elektromanyetik fenomenlerin mükemmel bir açıklamasını sunar (bkz. Kuantum elektrodinamiği). Elektromanyetik teori 19. yy. boyunca özellikle James Clerk Maxwell'in çalışmalarıyla geliştirilmiştir. Detaylı tarihsel bilgi için Pauli[1], Whittaker[2] ve Pais[3] in kitaplarına danışabilirsiniz (ayrıca bkz. Optik tarihi, Elektromıknatıslığın tarihi, Maxwell denklemleri). Ribarič and Šušteršič[4] klasik elektrodinamiğin güncel kavranışı için birçok soruyu ele almıştır. Kitapta tarihleri 1903'ten 1989'a kadar yaklaşık 240 referans bulunmaktadır. Klasik elektrodinamik için hala geçerli olan problem, Jackson'a göre[5], bizim basit denklemlerle ilgili çözümleri iki limit durumunda elde edebiliyor oluşumuz: “[B]irincisi yükleri ve akımları bildiğimiz ve elektromanyetik alanı hesapladığımız durum, ikincisi dış elektromanyetik alanı belirlediğimiz ve yüklü parçacıkların hareketini hesapladığımız durum. . . . Şans eseri, . . . bu iki problem birleştirildi. Fakat uygulama hala iki adımlı; önce dış alan etksinde yüklü parçacığın hareketi radyasyon salınımı ihmal edilerek hesaplanır, sonra parçacığın hareketinden, salınan radyasyon hesaplanır. Görülüyor ki problemi bu şekilde ele almak yalnızca yaklaşık bir geçerlilik sağlar.” Sonuç olarak, elektrik akımı ve yüklerle bunların oluşturduğu elektromanyetik alanın bir arada, birbirlerini etkileyerek oluşturduğu sonuçları ihmal edemeyeceğimiz sistemlerin fiziksel çözümlenişine teorik olarak ulaşabilmiş değiliz. Bir asırı aşkın bir çabaya rağmen hala yüklü parçacıkların hareket denklemi için genel kabul gören bir form yoktur. Konu başlıkları Lorentz kuvveti[değiştir | kaynağı değiştir] Elektromanyetik alan yüklü parçacıklar üzerinde Lorentz kuvveti denen, aşağıdaki denklemle ifade edilen bir kuvvet uygular. q yük, F yükün hissedeceği kuvvet, E yükün bulunduğu noktadaki elektrik alan, v yükün hızı, B yükün bulunduğu noktadaki manyetik alan. Yukarıdaki denklem Lorentz kuvvetini iki vektörün toplamı olarak gösterir. Bu vektörlerden biri yükün hızı ve manyetik alanın vektörel çarpımıdır. Vektör çarpımının özelliklerine dayanarak bu çarpımın sonucunun hıza ve manyetik alana dik olduğunu söyleyebiliriz. Diğer vektör ise elektriksel alanla aynı doğrultudadır. Bu iki vektörün toplamı Lorentz kuvvetini verir. Böylece, manyetik alanın olmadığı bir yerde kuvvet elektriksel alanla aynı doğrultudadır ve kuvvetin büyüklüğü yükün değerine ve elektriksel alanın şiddetine bağlıdır. Elektrik alanın olmadığı durumlarda ise kuvvet parçacığın hızına ve manyetik alanın doğrultusuna diktir. Elektriksel alan E[değiştir | kaynağı değiştir] Durağan bir yük için elektrik alan E olarak tanımlanır. Burada q0 test yükü olarak adlandırılır. Varlığı dolayısıyla elektrik alanı etkilemeyecek kadar küçük olması yeterlidir, bunun dışında sayısal değerinin önemi yoktur. E'nin birimi N/C yani Newton/Coulomb'dur (ya da, V/m yani Volt/metre). Yukarıdaki tanım döngüsel görünebilir fakat elektrostatikte, yükler hareket etmediğinde, Coulomb yasası deneylerle birebir örtüşür. Sonuç şudur: n yük sayısı, qi i numaralı parçacığın yük miktarı, ri i numaralı parçacığın pozisyonu, r elektrik alanı hesapladığımız noktanın pozisyon vektörü, e0 elektrik sabiti. Yukarıdaki denklem Coulomb yasasının q'ya (test yükü) bölünüp süperpozisyon prensibi uygulanmış halidir. Eğer alan sürekli bir yük dağılımı tarafından üretiliyorsa tomlam sembolü integrale dönüşür: p(r) pozisyona bağlı yük yoğunluğu, diferansiyel hacim elementi dV'den E'nin hesaplanacağı noktayı gösteren birim vektör, r noktasal yük ile E'nin hesaplanacağı nokta arasındaki uzaklık. Elektrik alanın pozisyonal bağlı hesaplanması için yukarıdaki iki denklemin uygulanışı da hayli zordur. Bu hesabı kolaylaştırmak için elektriksel potansiyel fonksiyonunu kullanabiliriz. Elektrik potansiyeli (voltaj) doğrusal integral ile aşağıdaki şekilde tanımlanır. φE elektrik potansiyeli, C integralin alınacağı yol. Maxwell denklemlerinden, ∇ × E değerinin her zaman sıfır olmadığı için skaler potansiyelin elektrik alanı tanımlamak için tek başına yeterli olmadığı görülebilir. Düzeltme faktörü olarak genellikle bir vektör potansiyelinin (aşağıda açıklanacaktır) zamana göre türevi denkleme eklenir. Yükler elektrostatikte durağan olduğu için söz konusu faktöre ihtiyaç yoktur. Yükün ve elektriksel alanın tanımından elektriksel potansiyelin pozisyona bağlı ifadesini aşağıdaki şekilde yazabiliriz. q noktasal yükün miktarı, r pozisyon, rq noktasal yükün pozisyonu. Aynı şekilde, genel yük dağılımından kaynaklanan potansiyel: p(r) pozisyona bağlı yük yoğunluğu, r hacim elementi dV'ye olan uzaklık. Unutulmamalıdır ki φ skaler bir nicelik olduğu için diğer potansiyellerle skaler olarak toplanır. Bu, kompleks problemleri basit parçalara bölüp potansiyelleri eklemenin kolaylıklarından biridir. Potansiyelin tanımını tersine çevirirsek elektrik alanın potansiyelin negatif gradyanı (bkz. del operatörü) olduğu görürüz. Bu formülle de E'nin V/m olarak ifade edileceği görülebilir. Elektromanyetik dalgalar[değiştir | kaynağı değiştir] Elektromanyetik dalgadaki değişimler değişimin merkezinden dalga formunda yayılır. Bu dalgalar boşlukta ışık hızıyla yayılır ve doğal olarak geniş bir dalgaboyu spektrumuna sahiptir. Dinamik elektromanyetik radyasyon alanı örnekleri arasında (artan frekans sırasıyla) radyo dalgaları, mikrodalgalar, ışık (kızılötesi, görünür ışık ve morötesi), x-ışınları ve gama ışınları sayılabilir. Parçacık fiziğinde bu elektromanyetik radyasyon yüklü parçacıklar arasındaki elektromanyetik etkileşimin tezahürüdür. Genel alan denklemleri[değiştir | kaynağı değiştir] Coulomb denklemi basit ve tatmin edici görünse de özel görelilik gerektirdiği üzere yük dağılımındaki değişikliklerin alanın herhangi bir yerinde etki yaratmasının aldığı zaman sıfır olmadığı için bu denklem klasik elektrodinamiğin bağlamında tamamen doğru sayılmaz. Elektrik alanındaki değişimler ışık hızıyla yayılır. Denklemlerin bu koşulu sağlaması için düzeltilip genelleştirilmesi gerekir. Geciktirilmiş potansiyellerin hesaplanması Jefimenko denklemleri olarak bilinen ifadelerin elde edilmesini sağlar. Bu potansiyeller aynı zamanda noktasal yüklerden hareketle de elde edilebilir (Liénard-Wiechert potansiyelleri). Skaler potansiyel ve vektör potansiyeli denklemleri aşağıdaki gibidir: q noktasal parçacığın yükü, r pozisyon, rq ve vq, sırasıyla, yükün zamana bağlı olarak verilmiş pozisyonu ve hızı,. Bu denklemler uygun biçimde türevlenip hareket halindeki yüklü bir parçacığın bütün alan denklemlerini elde edilebilir. İlgili makaleler[değiştir | kaynağı değiştir] Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir] - Bu makale İngilizce Wikipedia: Classical electrodynamics'ten çevrilmiştir. - ^ Pauli, W., 1958, Theory of Relativity, Pergamon, London - ^ Whittaker, E.T., 1960, History of the Theories of the Aether and Electricity, Harper Torchbooks, New York. - ^ Pais, A., 1983, »Subtle is the Lord...«; the Science and Life of Albert Einstein, Oxford University Press, Oxford - ^ Ribarič, M., and L. Šušteršič, 1990, Conservation Laws and Open Questions of Classical Electrodynamics, World Scientific, Singapore - ^ Jackson, John D., 1998, “Classical Electrodynamics” (3rd ed.), Wiley, New York, isbn=0-471-30932-X Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir] - Elektromanyetik alan teorisi (PDF formatında – İngilizce)
[ "bug_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
bad4ae17d60ae470612137388ae24c46
keep
[]
[ 8.5, 9.399999618530273, 10, 9.5, 10, 10, 10, 7, 7.599999904632568 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00172-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.14.gz
922,156,992
16,186
56,546
https://tr.wikipedia.org/wiki/Theodosius_Dobzhansky
text/html
2015-03-03T03:16:33
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9937999844551086, 0.00570000009611249, 0.0003000000142492354 ]
Theodosius Dobzhansky Theodosius Grygorovych Dobzhansky (d. 24 Ocak 1900, ö. 18 Aralık 1975), Ukraynalı genetikçi ve evrim biyoloğu. Ayrıca T. G. Dobzhansky, ve -İngilizceleştirerek- Theodore Dobzhansky olarak da söylenir. Evrimin Çağdaş Sentezini şekillendirerek, evrimsel biyoloji konusunda merkezi bir rol oynamıştır. O zamanlar Rusya İmparatorluğu'nun parçası olan Ukrayna'da dünyaya gelen Dobzhansky, 1927 yılında ABD'ye göç etmiştir. Konu başlıkları Yaşam Öyküsü[değiştir | kaynağı değiştir] İlk Yılları[değiştir | kaynağı değiştir] Dobzhansky 24 Ocak 1900’de Ukrayna’nın Nemyriv şehrinde dünyaya geldi. Matematik öğretmeni olan babası Grigory Dobzhansky ve annesi Sophia Voinarsky’nin tek çocuklarıydı.[1] Aile,1910 yılında Ukrayna’nın Kiev şehrine taşındı. Lise eğitimi boyunca, Dobzhansky kelebek koleksiyonculuğu ile ilgilendi ve bu ilgisi sonucunda biyolog olmaya karar verdi.[2] 1915 yılında, kendisini böcekler konusunda uzmanlaşmaya teşvik eden Victor Luchnik ile tanıştı. Dobzhansky, 1917–1921 yılları arasında Kiev Üniversitesi’nde bulundu ve 1924’e kadar eğitimini burada sürdürdü. Daha sonra, Yuri Filipchenko ile çalışmak üzere, Drosophila melanogaster laboratuvarını kuracağı Rusya’nın Leningrad şehrine taşındı. 8 Ağustos 1924’te Kiev’de I. I. Scmalhausen’de birlikte çalıştığı genetikçi Natali (Natasha) Sivertzeva ile evlendi ve sonradan Amerikalı antropolog Michael D. Coe ile evlenecek olan Sophia adında bir kızları oldu. Bu dönemde Rus İmparatorluğu ve onun bünyesinde bulunan Ukrayna’da büyük sosyal değişimler yaşandı. 1.Dünya Savaşı’nı takiben gerçekleşen 1917’deki Rus Devrimi ve iç savaş sonucunda Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Amerika[değiştir | kaynağı değiştir] Dobzhansky,1927’de Rockefeller Kuruluşu’nun (Rockefeller Foundation) Uluslararsı Eğitim Heyeti’nden (International Education Board) aldığı bursla 1927’de Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 27 Aralık'ta New York'a vardı. Columbia Üniversitesi'nde görev yapan, genetik çalışmalarda Drosophila melanogaster kullanılmasına öncülük eden Thomas Morgan Hunt ile tanıştı. Daha sonra 1930–1940 yılları arasında Morgan’ı takiben Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde çalıştı. Meyve sinekleriyle yapılan araştırmada, laboratuvar dışındaki sineklerin, laboratuvar ortamına alınması fikri ve aynı bölgelerdeki sinekler arasındaki genetik farkların, farklı bölgelerdeki sineklerden daha az olduğunu keşfetmesi Dobzhansky’e itibar kazandırmıştır. 1937’de yayımladığı, genetik ve evrimsel biyolojinin birleşimini sağlayan Genetik ve Türlerin Kökeni adlı çalışması evrimin çağdaş sentezinin en önemli eserlerindendir. Bu çalışmayla, evrim, "gen havuzundaki alel sıklığının değişmesi" olarak tanımlanıyordu. Dobzhansky’nin bu çalışması, doğal seçilimin genlerdeki mutasyonlar sayesinde ortaya çıktığı fikrinin yayılmasında etkili olmuştur. Bu arada, Dobzhansky 1937 yılında Birleşik Devletler vatandaşlığına geçmiştir. Bir süre boyunca, Drosophaila üzerinde birlikte çalıştığı Alfred Sturtevant ile temelde profesyonel rekabete dayalı bir küslük yaşamıştır. Dobzhansky, 1940–1962 yılları arasında Columbia Üniversitesi’ne geri döndü. 1950 UNESCO Irk Sorunu (The Race Question) raporunun imza sahiplerinden biridir. Daha sonra 1971’de emekli olana kadar Rockefeller Enstitüsü’nde (kısa süre sonra Rockefeller Üniversitesi olmuştur) bulunmuştur. Hastalığı ve Evrimin Işığı[değiştir | kaynağı değiştir] 1 Haziran 1968’de Dobzhansky’nin lenf kanserine yakalandığı anlaşıldı ve yalnızca birkaç ay ömrünün kaldığı söylendi. 22 Ağustos 1969’da Natasha koroner tromboz sebebiyle öldü. Dobzhansky,1971’de emekli oldu ama meslek yaşantısını öğrencisi Fransico Jose Ayala’nın doçent olarak görev yaptığı Kaliforniya Üniversitesi’nin Davies kampüsünde emekli profesör olarak devam ettirdi. Bu arada, çalışmaya devam etti ve "Evrimin Işığı Olmaksızın Biyolojideki Hiçbirşeyin Anlamı Yoktur" (Nothing in Biology Makes Sense Except in the Light of Evolution) adlı en ünlü makalesini yayımladı. Darwinci evrimin en sadık savunucularından biri olan Dobzhansky, Francisco J. Ayala’ya göre "dindar bir adamdı". Dobzhansky tanrının, canlıları evrim geçirecek şekilde yarattığını ve kendisinin Doğu Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olduğunu söylerdi. 1975 yılının yazında, kanseri daha ciddi bir hal aldı, 11 Kasım’da Kaliforniya’nın San Jacinto şehrine bir geziye çıktı. Burada kalp yetmezliğinden 18 Aralık’ta öldü. Bedeni yakıldı ve külleri Kaliforniya’nın çöllerine serpildi. Bibliyografi[değiştir | kaynağı değiştir] Kitapları[değiştir | kaynağı değiştir] - Dobzhansky, Th. 1937. Genetics and the Origin of Species. Columbia University Press, New York. (2nd ed., 1941; 3rd ed., 1951) - The Biological Basis of Human Freedom (1954). - Dunn, L. C., & Dobzhansky, Th. 1946. Heredity, Race, and Society. The New American Library of World Literature, Inc., New York. - Dobzhansky, Th. 1955. Evolution, Genetics, & Man. Wiley & Sons, New York. - Dobzhansky, Th. 1962. Mankind Evolving. Yale University Press, New Haven, Connecticut. - Dobzhansky, Th. 1967. The Biology of Ultimate Concern. New American Library, New York. - Dobzhansky, Th. 1970. Genetics of the Evolutionary Process. Columbia University Press, New York. - Genetic Diversity and Human Equality (1973). - Dobzhansky, Th., F.J. Ayala, G.L. Stebbins & J.W. Valentine. 1977. Evolution. W.H. Freeman, San Francisco. - Dobzhansky, Th. 1981. Dobzhansky's Genetics of Natural Populations I-XLIII. R.C. Lewontin, J.A. Moore, W.B. Provine & B. Wallace, eds. Columbia University Press, New York. (reprints the 43 papers in this series, all but two of which were authored or co-authored by Dobzhansky) - Dobzhansky, Th., & Boesiger, E. 1983. Human Culture, A Moment in Evolution. Columbia University Press, New York. Makaleleri[değiştir | kaynağı değiştir] - Dobzhansky, Th. 1973. "Nothing in Biology Makes Sense Except in the Light of Evolution" The American Biology Teacher 35: (March): 125-129. - Dobzhansky, T., and O. Pavlovsky. 1957. "An experimental study of interaction between genetic drift and natural selection" Evolution 11: 311-319. Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir] - Ayala, Francisco J. (1985). "Theodosius Dobzhansky". Biographical Memoirs of the National Academy of Sciences 55: 163–213. - Ford, E. B. (November 1977). "Theodosius Grigorievich Dobzhansky, 25 January 1900 -- 18 December 1975". Biographical Memoirs of Fellows of the Royal Society 23: 58–89. doi:10.1098/rsbm.1977.0004. - ingilizce Vikipedi'deki 2009 tarihli Theodosius_Dobzhansky maddesi Notlar[değiştir | kaynağı değiştir] Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir] - Colloquium on Genetics and the Origin of Species with a biography - Chapter 1 from Genetics and the Origin of Species - Theodosius Dobzhansky: A Man For All Seasons by Francisco J. Ayala - The Theodosius Dobzhansky Papers the American Philosophical Society
[ "shn_Mymr", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "eng_Latn", "knc_Lat...
allowed
6d4cd8a99f22d2f29c2f731417c50b06
keep
[]
[ 5, 7.300000190734863, 10, 8.199999809265137, 10, 8.899999618530273, 10, 5, 5.300000190734863 ]
./CC-MAIN-20141017005725-00211-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.3.gz
389,750,738
24,393
110,398
http://tarihbilgileri.blogcu.com/i-murat-donemi/2685737
text/html
2014-10-21T23:59:04
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9986000061035156, 0.00139999995008111, 0 ]
I. MURAT DÖNEMİ (1362-1389) Orhan Bey'in ölümüyle yerine oğlu I.Murat (Hüdavendigar) geçti. I. MURAT DÖNEMİNDE ANADOLUDA GELİŞMELER: 1)- Ankara Karamanoğullarından geri alındı. 2)- Oğlu Yıldırım Bayezıd'ı Germiyan Beyi'nin kızıyla evlendirerek onlardan Kütahya, Tavşanlı, Simav ve dolayları çehiz olarak alındı. 3)- Hamitoğullarından Eğridir ve çevresi satın alındı. 4)- Karaman Beyi Alaaddin Ali Beyle kızını evlendirerek dostluk kurmaya çalıştı. Ancak Karamanoğullarının düşmanca tavırlarını sürdürmeleri üzerine harekete geçerek, Karamanoğullarını yendi. Alaaddin Ali Bey'i affederek barış yaptı. I. MURAT DÖNEMİNDE BALKANLARDA GELİŞMELER: 1)- Edirne(1362) ve Filibe'nin Fethi, 2)- Sırpsındığı Savaşı (1364) 3)- Çirmen Savaşı (1371):( Sırplarla yapılan bu savaşı Osmanlılar kazandı.) 4)- I. Kosova Savaşı (1389) EDİRNE VE FİLİBE'NİN FETHİ: I. Murat'ın ilk hedefi Edirne olmuştur. Lala Şahin Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu 1362 yılında Edirne'yi fethetmiştir. Ardından Filibe alınmıştır. NOT: Edirne'nin Fethinin Önemi: Sırp ve Bulgarların Bizansla bağlantısı kesildi. SIRPSINDIĞI SAVAŞI (1364): Sebep: Edirne ve Filibe'nin Osmanlıların eline geçmesi Sırp ve Bulgarları rahatsız etmiş, bunların papaya başvurmaları üzerine Balkan Devletlerinden oluşan (Sırp, Bulgar, MAcar, Eflak-Boğdan ve Bosnalılar) bir Haçlı ordusu kurulmuştur. Savaş: Haçlı Ordusunu HACI İLBEY komutasındaki bir akıncı birliği ani bir baskın sonucu yok etmiştir. Önemi: a)- Bu zaferle Balkan Devletleri üzerindeki Macarların etkisi kırılmış, Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri hız kazanmıştır. b)- Zaferden sonra Edirne başkent yapılmıştır. I. KOSOVA SAVAŞI (1389): Sebep: Osmanlıların Balkanlarda ilerleyişini durdurmak için Sırp Kralı LAZAR'ın öncülüğünde Haçlı Ordusunun kurulması. Sonuç: I. Murat komutasındaki Osmanlı Ordusunun zaferiyle sonuçlandı. I. Murat şehit oldu, yerin oğlu Yıldırım Bayezıd geçti. I. MURAT DÖNEMİNDE DEVLET TEŞKİLATINDAKİ GELİŞMELER: 1)- Divan teşkilatı sistemli ve sürekli hale getirildi. 2)- Kapıkulu Ocakları kuruldu. YILDIRIM BAYEZIT DÖNEMİ (1389-1402) ÖNEMLİ OLAYLAR: 1)- Niğbolu Savaşı(1396), 2)- Anadolu'da Türk Birliğinin Sağlanması, 3)- İstanbul Kuşatmaları, 4)- Ankara Savaşı (1402) 1)-NİĞBOLU SAVAŞI (1396): Sebepleri: a)- Kuşatma altında bulunan Bizans'ın Avrupa'dan yardım istemesi, b)- Macarlar'ın Osmanlıların Balkanlar'daki ilerleyişi karşısında papadan yardım istemesi. Savaş : Avrupa Devletlerinin ordularından oluşan (Macar, Fransız, Alman, İngiliz,Polonya, Venedik ve diğerleri)Haçlı ordusunun Niğbolu kalesini kuşatması üzerine, Yıldırım Bayezid İstanbul kuşatmasını kaldırarak, Niğbolu önlerinde Haçlı ordusunu yendi. Önemi : a)- Bu zaferden sonra bulgaristan tamamen Türk topraklarına katıldı. b)- Bu zafer Anadolu Türk Birliğinin sağlanmasında da etkili oldu. c)- Mısır'daki halife Yıldırım'a "Rum Diyarının Sultanı" ünvanını verdi. 2)- ANADOLU'DA TÜRK BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI: Hatırlanacağı gibi anadolu'da Türk birliğinin sağlama çabaları Orhan Bey zamanında başlatılmış, bu dönemde Karesi beyliği Osmanlılara bağlanmış, Ankara Ahilerden alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. I. Murat devrinde beyliklerle akrabalık yoluyla dostluk kurulmaya çalışılmış, Germiyanoğullarından çehiz olarak bazı topraklar alınmış, Karaman Bey'i akrabalığa rağmen düşmanca davranışlarını sürdürünce üzerine sefer düzenlenmiş, yine Hamitoğullarından para karşılığı bazı topraklar satın alınmıştı. YILDIRIM BAYEZID Anadolu birliğini sağlamak için iki sefer düzenledi. Bu seferler sonucunda: a)- Batı Anadolu'daki beyliklerden Germiyan, Aydın,Saruhan, Menteşe ve Hamitoğullarına son verildi. b)- Candaroğullarına son verildi. c)- Kadı Burhanettin Beyliği (Eretna devleti) ile yapılan KIRKDİLİM savaşında Osmanlı kuvvetleri yenildi. Şehzade Ertuğrul şehit oldu. Kadı Burhaneddin'in Akkoyunlu Devletiyle yaptığı savaşta ölmesi üzerine bu beyliğin toprakları da Osmanlılara katıldı. d)- 1401 yılında Karamanoğullarına son verildi. e)- Dulkadir oğulları Beyliği Osmanlılara bağlandı. 3)- İSTANBUL KUŞATMALARI: Yıldırım Bayezıd 1291-1400 yılları arasında İstanbul'u 4 kez kuşatmış, bu kuşatmalar sırasında Bizans'a Karadenizden gelecek yardımı engellemek için boğazın Anadolu yakasına Anadolu Hisarını(Güzelcehisar) yaptırdı. Bu kuşatmaların başarısız olma sebepleri: a)- Karamanoğullarının problem çıkarması b)- Haçlı Saldırıları (Niğbolu) c)- Timur tehlikesi OSMANLI-BİZANS ANTLAŞMASI: Yıldırım Timur tehlikesinin belirmesi üzerine Bizans ile anlaşma imzalayarak 4. kuşatmayı kaldırdı. Bu antlaşmaya göre: a)- İstanbul'da Türk mahallesi kurulacak ve bir cami yapılacak. b)- Türkler ticaret amacıyla serbestçe İstanbul'a girebilecek. c)- İstanbul'da Türklerin davalarına bakmak için kadı bulunacak. d)- Bizans Osmanlı Devletine vergi verecek. 4)- ANKARA SAVAŞI (1402): 15. yüzyıl başlarında Osmanlılar doğuda Memlük ve Timur Devletiyle komşu olmuşlardı. Timur Çağatay Hanlığına son vererek büyük bir devlet kurmuş, Altınorda devletinin parçalanmasına yol açmış, İran,Irak ve kuzey Hindistan'ı topraklarına katıp, 1400 yılından itibaren Osmanlı topraklarına saldırmaya başlamıştı. ANKARA SAVAŞININ SEBEPLERİ: a)- Yıldırım tarafından toprakları alınan Anadolu Beylerinin Timur'a sığınarak, onu kışkırtmaları. b)- Timur tarafından toprakları alınan Irak hükümdarı Celayiroğlu Ahmet ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman'ın Yıldırım'a sığınmaları c)- Timur'un Çin'e yapacağı sefer öncesinde arkasında güçlü bir devlet bırakmak istemeyişi. d)-Timur'un Osmanlı'dan kabul edilemez istekleri. NOT: Timur Yıldırım Bayezıt'dan Anadolu Beylerinin topraklarını iade etmesini, Celayiroğlu Ahmet ve Kara Yülük Osman'ın kendisine teslim edilmesini, Osmanlı Devletinin kendisine bağlılığını bildirmesini istemişti. SAVAŞ: İki ordu arasında savaş, Ankara'da Çubuk ovasında yapıldı. KARATATARLAR'ın ve Anadolu beylikleri askerlerinin saf değiştirmesi Osmanlı ordusunun savaşı kaybetmesine ve Yıldırım Bayezıt'ın esir düşmesine neden oldu. SONUÇLARI: a)- İlk ve son kez bir Osmanlı padişahı savaşta esir düştü. b)- Osmanlı Devleti 11 yıl sürecek Fetret devrine girdi. c)- Anadolu Türk birliği yeniden bozuldu, beylikler yeniden kuruldu. (Karesi ve Kadı Burhaneddin beylikleri hariç) d)- Balkanlar'da Osmanlı ilerleyişi bir süre durdu, hatta bazı topraklar kaybedildi. e)- Bizans'ın alınması 50 yıl gecikti. FETRET DEVRİ (1402-1413) Timur'un asıl amacı kendisine rakip olabilecek büyük bir Osmanlı Devleti'nin oluşmasını engellemekti. Bu nedenle savaşı kazandıktan sonra Anadolu Beylerinin topraklarını geri vererek, Anadolu Türk birliğini parçaladı. Osmanlı ülkesini Yıldırım'ın oğullarına bıraktı. Timur'un Anadolu'dan çekilmesinden sonra Yıldırım Bayezid'in 4 oğlu arasında başlayan ve 11 yıl süren taht kavgası dönemine Osmanlı Tarihinde FETRET DEVRİ denir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
7fdaf7d1406db413c9524ef2d5f984bf
keep
[]
[ 6.300000190734863, 9.5, 10, 8.5, 10, 9.699999809265137, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074109-00054-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
251,514,057
13,296
42,444
http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektrik_alan_perdelemesi
text/html
2015-03-06T17:41:45
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Elektrik alan perdelemesi Perdeleme, hareketli yük taşıyıcılarının varlığından ortaya çıkan elektrik alanının sönümünü ifade eder. Metaller ve yarıiletkenlerdeki iletim elektronları ve iyonize olmuş gazlar(klasik plazma) gibi yük taşıyıcı akışkanlarda gözlemlenir. Elektriksel olarak yüklenmiş parçacıklardan oluşan bir akışkanda, her çift parçacık Coulomb kuvveti ile etkileşir, - . Bu etkileşim akışkanın teorik davranışını karmaşık hale getirir. Mesela, temel seviye enerji yoğunluğunun salt kuantum mekaniksel hesabı sebepsiz olarak sonsuza gider. Buradaki zorluk; Coulomb etkisi 1/r² ile azalmakla beraber, her r mesafesindeki parçacıkların ortalama sayısının r² ile orantılı olmasıdır(akışkanın izotropik olduğu varsayılmaktadır). Sonuç olarak, bir noktadaki yük dalgalanması uzak mesafelerde ihmal edilebilir değildir. Gerçekte, uzun menzilli etkiler elektrik alanlara duyarlı akışkan parçacıklarının akımı ile söner. Bu akım parçacıklar arası etkin etkileşimi kısa menzilli "perdelenmiş" Coulomb etkileşimine indirger. Elektronlardan oluşan bir akışkanı ele alalım. Her elektron diğer elektronları itecek bir elektrik alana sahiptir. Sonuçta, elektronun çevresi normal durumdan daha düşük elektron yoğunluğuna sahip olacaktır. Bu bölge pozitif yüklenmis "perdeli boşluk" olarak algılanabilir. Uzak mesafelerden bakıldığında bu perdeli boşluk, elektronlar tarafından üretilen elektrik alanı ortadan kaldıran bir positif yükünki ile eşdeğer etkiye sahiptir. Boşluk bölgesi içinde elektronun ürettiği alan sadece kısa mesafelerde tespit edilebilecektir. Konu başlıkları Electrostatik perdeleme[değiştir | kaynağı değiştir] Perdeleme olgusuna ilk teorik bakış, Debye ve Hückel (1923) tarafından, akışkan içine gömülü durağan noktasal bir yükle başlar. Bu olguya electrostatik perdeleme adı verilir. Arka zemini ağır ve pozitif yüklü iyonlardan oluşan, içi elektron dolu bir akışkan hayal edelim. Basitçe, hareketini ve mesafeye bağlı dağılımını ihmal ettiğimiz iyonların arka zeminde düzenli bir yük dağılımına sahip olduklarını varsayalım. Bu varsayım, elektronlar iyonlara nazaran daha hafif, daha hareketli oldukları için geçerlidir. Bu varsayıma göre elektronlar arası mesafe iyonlar arası mesafeden dahabüyüktür. Yoğun madde fiziğinde, anlattığımız bu modele jel modeli denilmektedir. p (elektronların) parçacık yoğunluğu, φ electrik potansiyelidir. İlk etapta, elektronlar uzayda eşit olarak dağıldığı için her noktada net yük sıfırdır. Böylece φ başlangıçta sabittir. Sistemin merkezine hareketsiz duran nokta Q yükü yerleştirirsek, buna bağlı yük yoğunluğu Qδ(r) olur. δ(r) Dirac delta fonksiyonudur. Sistem denge durumuna döndüğünde elektron yoğunluğu ve elektrik potansiyelindeki değişiklikler sırasıyla Ap(r) ve Aφ(r) olur. Elektron yoğunluğu ve elektrik potansiyeli Maxwell eşitliklerinin ilki ile ilişkilendirilir, - . Teoriyi geliştirmek içn, Ap ve Aφ ile ilgili ikinci bağımsız bir denkleme ihtiyaç vardır. İki parametrenin orantılı olduğu iki olası yaklaşım: Debye-Hückel yaklaşımı(yüksek sıcaklıklar için) ve Fermi-Thomas yaklaşımıdır (düşük sıcaklıklar için). Debye-Hückel yaklaşımı[değiştir | kaynağı değiştir] Debye-Hückel yaklaşımında, sistemi termodinamik dengede; akışkan parçacıklarının Maxwell-Boltzmann staistatistiğini sağlayacak bir T sıcaklığında tutatrız. Uzayın her bir noktasında j enerjili elektronların yoğunluğunun ifadesi burada kB Boltzmann sabitini ifade eder. φ yi rahatsız edersek ve exponensiyel ifadeyi birinci dereceden açarsak, elde edeceğimiz ifade olur ki, bu eşitlikte - . Denklemde yer alan uzunluk λD ≡ 1/k0 Debye uzunluğu olarak adlandırılır. Debye uzunluğu klasik plazmada temel uzunluk ölçüsüdür. Fermi-Thomas yaklaşımı[değiştir | kaynağı değiştir] Fermi-Thomas yaklaşımında, sistem sabit bir kimyasal potansiyel ve düşük bir sıcaklıkta bırakılır (bahsedilen koşul gerçek bir deneyde, taban durumu elektrik ile sabit potansiyel farkına sahip bir elektrik kontağındaki akışkanın korunmasına karşılık gelir). Kimyasal potansiyel u tanım olarak akışkana eklenen ilave bir elektronun enerjisini ifade eder. Bu enerji, kinetik enerji T ve potansiyel enerji -eφ olarak iki parçadan oluşabilir. Kimyasal potansiyel sabit tutulduğunda, - . Eğer sıcaklık yeterince düşükse, elektronların davranışı kuantum mekaniksel bir model olan ""serbest elektron gazı""na yaklaşır. Böylece serbest elektron gazında yer alan ilave bir elektronun kinetik enerjisini ifade eden T Fermi enerjisi EF olur. Fermi enerjisinin elektron yoğunluğu ile ilişkisi (spin dejeneresini de içerir) Birinci dereceden pertürbasyonda bulacağımız ifade - . Bunu bir önceki eşitlikte yerine koyarsak Au için elde edeceğimiz denklem burada bu eşitlik Fermi-Thomas perdeleme dalga vektörü olarak adlandırılır. Eetkileşimsiz elektron modeli olan serbest elektron gazı için önceden türetilmiş denklemler eled edildi. Hâlbuki üzerinde çalışılan akışkan, Coulomb etkileşimini içermektedir. Yani Fermi-Thomas yaklaşımı, elektron yoğunluğunun çok yüksek olduğu ve böylece parçacık etkileşimlerinin nispeten zayıf olduğu durumlarda geçerlidir. Perdelenmiş Coulomb etkileşimleri[değiştir | kaynağı değiştir] Debye-Hückel ya da Fermi-Thomas yaklaşımları ile elde edilen sonuçlar birinci Maxwell eşitliği içine yerleştirilebilir. Sonuç bu denklem perdelenmiş Poisson denklemi olarak bilinir. Dnklemin çözümü bu ifade perdelenmiş Coulomb potansiyeli olarak adlandırılır. Bu, eksponensiyel sönüm terimi ile çarpılmış bir Coulomb potansiyelidir. Sönüm faktörü k0 ile ifade edilir ve Debye ya da Fermi-Thomas dalga vektörü olarak adlandırılır. Bahsedilen potansiyelin şekli Yukawa potansiyeline benzemektedir. Bu perdeleme, dielectrik fonksiyonunu verir. Kuantum-mekaniksel perdeleme[değiştir | kaynağı değiştir] Gerçek metallerde, elektriksel perdelemenin fiziksel tanımı Fermi-Thomas teorisindekinden daha karmaşıktır. Bu karmaşıklık, Fermi-Thomas teorisinde hareketli yüklerin (elektronlar) herhangi bir dalga vektörü değerinde tepki verdiğini farzetmemizden kaynaklanır. Aslında, Fermi yüzeyi içinde ya da üzerinde yer alan bir elektronun Fermi dalga vektöründen daha kısa dalga vektörlerinde tepki vermesi beklenemez. Bu Gibbs fenomeni ile ilgilidir. Bu fenomene göre, uzayda hızlı değişimler sergileyen fonksiyonların fourier serileri, seride yer alan birçok terimi gözönüne almadan yapılan hesaplarda iyi bir yaklaşım sayılamaz. Fizikte bunlara Friedel salınımları denir ve yüzey ile yığın perdelemesinde kullanılır. Her durumda, net elektrik alan uzayda eksponansiyel bir düşüş göstermez. Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir] İngilizce Vikipedi'deki 22.10, 1 Kasım 2011 tarihli Electric-field screening maddesi
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", ...
allowed
92fc6975cf95a74f158f5fa311cbe6bc
keep
[]
[ 9.399999618530273, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 10, 6.099999904632568 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00207-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.24.gz
342,093,980
9,645
34,946
http://www.bilgispot.com/surtunme-kuvveti-nedir-2
text/html
2015-03-03T22:36:08
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Birbirine bağlı olan iki nesnenin aralarında oluşturdukları harekete karşı koyan kuvvete sürtünme kuvveti denir. Sürtünme genelde kuvvet ile aynı doğrultuda ve zıt yönlerde olur. Doğada sürtünme kuvvetine sık rastlanır. Sürtünme olmayan bir ortam elde etmek imkânsıza yakın olmakla beraber uzay boşluğunda sürtünme olmayan bir ortam elde edilebilir. Sürtünme Katsayısı Sürtünme genelde katsayısı boyutsuz bir değer olarak bilinir. Kullanılan maddeye göre sürtünme katsayısı değişebilir. Örneğin Teflonun katsayısı 0,04 kadar düşük olabilir. Eğer yatığımız ölçümlerde sürtünme katsayısı 0 çıkıyor ise madde yüzeye temas etmiyordur. Katsayı yüzey yapışkan ise doğru ölçülemez. Sürtünme Çeşitleri - Statik sürtünme (cisim hareket etmiyorsa geçerlidir) - Dinamik sürtünme (cisim hareket ediyorsa geçerlidir) - Yuvarlanan cisimlerde sürtünme Sürtünme Kuvvetinin Özellikleri - Yatay bir düzlemde sürtünme kuvveti cismin hacmi ile doğru orantılı olarak değişir. - Yüzeylerin cinsine göre sürtünme kuvveti değişebilir. - Sürtünme kuvvetinin hareketi her zaman zıt yönde olur. Sürtünme Kuvvetinin Olumlu / Olumsuz Yönleri - Sürtünme kuvveti yürümeyi kolaylaştırırken hareket etmeyi zorlaştırır. - Sürtünme kuvveti olmasaydı arabalar frene basıldığında duramazdı. - Sürtünme kuvveti olmasaydı Kurşun kalem ile yazı yazılamazdı veya yazdığımız yazı silgi ile silinmezdi. - Cisimler sürtünme kuvveti ile aşınır. - Dağ yamaçlarındaki kaya ve toprak gibi maddeler sürtünme kuvveti sayesinde kaymadan sabit durur. Sürtünme Kuvvetinin Etkileri Cisimlerin yüzeyde sabit kalmasında sürtünme kuvveti önemli bir rol oynar. Yaşamsal bazı faaliyetlerimiz sürtünme kuvveti sayesinde devamlılığını koruyor. Sürtünme kuvveti olmasaydı; oturamaz, yürüyemez, yemek yiyemez, araba süremezdik. Hayatın her alanında bazı şeylerin gerçekleşmesi için sürtünme kuvveti olmasa olmazdır. Buzlu yüzeylerde daha az sürtünme kuvveti vardır. Kış yarlarında arabalar buzlu yüzeylerde kayarlar. Buzun sürtünme kuvvetini artırmak için buz üzerine toprak veya tuz atılır. Bu sayede arabalar fren yaptığında buz üzerinde daha kolay durabilir. Sürtünme Kuvvetinin Azaltma Ve Artırmanın Yolları Sürtünme kuvvetinin yeterli olmadığı bazı durumlarda sürtünme kuvvetini artırmak için bazı yollar uygulanır. Bunlardan bazıları; - Arabaların lastiklerine zincir takılması (Artırma) - Makileri yağlamak (Azaltma) - Futbolcuların dişli krampon giymesi (Artırma)
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
6649c94943a94dda2795c4bb9ab37fe6
keep
[]
[ 8.199999809265137, 10, 10, 10, 10, 10, 10, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030048-00081-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.6.gz
353,941,194
19,436
71,234
http://www.10linekpss.com/2014-kpss-tarih-ders-notlari
text/html
2014-10-25T14:32:22
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
2014 KPSS tarih ders notları. Lisans sınavına sayılı günler kala bu notlara göz atmanız oldukça faydanıza olacaktır. Geçmiş yıllarda sorulan tarih soruları incelenerek bu sene de çıkabilecek tarih konuları belirlenmeye çalışılmış ve bu konularla alakalı en önemli noktalar ayıklanarak bu kaliteli notlar hazırlanmıştır. Notlar hazırlanırken ”İHTİYAÇ Yayınları’ndan faydalanılmıştır. KPSS sınav kazandırak tarih notları Türklerde Federatif Yapının Kanıtları Nelerdir? Federatif yapılarda, ülke topraklarındaki yönetim birimlerinin iç işlerinde bağımsız hareket ederken dış işlerinde merkezî yönetimle birlikte hareket ettiği görülmektedir. İslamiyet öncesi Türk devletlerinde bu yapının varlığına kanıt olarak şunlar gösterilebilir: 1. Türk egemenlik anlayışında “Ülke hanedanın ortak malıdır.” anlayışı benimsendiğinden hanedan üyesi erkekler ülkenin farklı bölgelerinde yönetici olarak görevlendirilmişlerdir. İç işlerinde serbest hareket ettiklerinden, bu uygulama federatif yapının varlığına kanıt olarak gösterilebilir. 2. Türk devletlerinin birçoğunda “ikili sistem” adı verilen Doğu – Batı şeklinde ülkenin iki koldan yönetilmesi uygulaması görülmektedir. Doğu, hükümdar tarafından yönetilirken Batı, hanedan üyelerinden “yabgu” unvanı kullanan ve iç işlerinde bağımsız hareket eden bir yönetici tarafından idare edilmiştir. Bu durum federatif yapının varlığına kanıt olarak gösterilebilir. 3. Türk devletlerinde iç işlerinde bağımsız hareket eden “boy” örgütlenmesi görülmüştür. En küçük siyasi birim olan boyları yöneten boy beyleri iç işlerinde bağımsız hareket etme hakkına sahip olmuşlardır. Bu durum federatif yapının varlığına kanıt olarak gösterilebilir. ikta Sistemi ve Ülke Yönetimindeki Etkileri İkta Sistemi Büyük Selçuklu Devleti’nden itibaren uygulanan toprak sistemidir. Bu sistem sosyal, siyasi, ekonomik, askerî alanlarda devletin işleyişini güçlendirmiştir. 99İkta sahibine arazi, hizmet ve görev karşılığı verilirdi. 99İkta sahibi kendisine verilen arazi ile ilgili şunları yapmakla görevliydi: 1. Bölgenin yönetimi 2. Vergilerin toplanması 3. İç güvenliğin sağlanması 4. Bayındırlık faaliyetlerinin yapılması 5. Üretimin sürekliliğinin sağlanması 6. Savaş döneminde hazır durumda orduya katılacak “cebelü” adı verilen atlı asker yetiştirilmesi. Online KPSS Dikkat: İkta sahibinin topladığı vergiler hazineye aktarılmamıştır. Toplanan vergilerden kendi giderlerini karşılayan ikta sahibi, vergilerin kalanı ile devlete “cebelü” yetiştirmekle sorumluydu. Osmanlı Devleti’nde yönetici sınıfa geçebilmek için Müslüman olmak şarttır. Müslüman olduktan sonra aranan şartlar ise Türkçe bilmek ve medrese ya da enderundan mezun olarak liyakat sahibi duruma gelmektir. Gayrimüslimlere devlet memuru olma hakkı 1856’da yayımlanan Islahat Fermanı ile tanınmıştır. OSMANLI DEVLETİ’NDE YENİÇERİ OCAĞINA KARŞI ALTERNATİF ARAYIŞLARI NELERDİR? XVII. yüzyıldan itibaren bozulmaya yüz tutan Yeniçeri Ocağı askerî alanda ıslahatları zorunlu hâle getirmiş, Osmanlı yöneticileri zaman zaman bu ocağı kapatmayı ya da ocağa alternatif ordular kurmayı amaçlamışlardır. 1. III. Selim Döneminde kurulan Nizamı Cedit Ordusu Yeniçeri Ocağına alternatif olarak düşünülmüş ancak yeniçeri isyanları sonucu III. Selim’in attığı bu adım başarısız olmuştur. 2. II. Mahmut Döneminde Yeniçeri Ocağına alternatif olarak kurulan Sekban-ı Cedit ve Eşkinci Ocağı yeniçeri isyanları sonucu kaldırılmıştır. 3. II. Mahmut 1826’da halkın ve Topçu Ocağının desteği ile Yeniçeri Ocağını kaldırarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunu kurmuştur. Bu ordu Yeniçeri Ocağına alternatif olarak alınmamalıdır. Yeniçeri Ocağının yerine kurulmuştur. BALKAN SAVAŞLARINDAN SONRA İMZALANAN ANTLAŞMALAR VE ÖZELLİKLERİ Balkan Savaşları I. ve II. Balkan Savaşı şeklinde 1912 ve 1913 yıllarında yaşanmıştır. I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı ağır yenilgi alırken II. Balkan Savaşı’nda diğer Balkan ülkelerinin Bulgaristan’a saldırmasından yararlanarak kaybettiği yerlerin bir kısmını geri almıştır. Balkan Savaşları sonrasında imzalanan antlaşmalar şöyledir: 991913 Londra Antlaşması: I. Balkan Savaşından sonra imzalanan bu antlaşmada Osmanlı Devleti; Makedonya, Ege Adaları, Batı Trakya ve Doğu Trakya’yı kaybetmiştir. Son azınlık Arnavutların bağımsızlığını da tanımak zorunda kalmıştır. Türkiye – Bulgar sınırı Midye – Enez Hattı olarak belirlenmiştir. 991913 Bükreş Antlaşması: Osmanlının katılmadığı bu antlaşmada Bulgaristan II. Balkan Savaşı’nda Osmanlıdan aldığı toprakları diğerlerine bırakmak zorunda kalmıştır. 991913 İstanbul Antlaşması: II. Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlı ve Bulgaristan arasında imzalanan bu antlaşmada Türk – Bulgar sınırı Meriç Nehri olarak kabul edilmiş; Edirne, Kırklareli, Dimeteko Türk toprağı kabul edilmiştir. Bulgaristan’da kalan Türklerin vatandaşlık hakları güvence altına alınmıştır. 991913’te Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Atina Antlaşması ve 1914’te Sırbistan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan İstanbul Antlaşması’nda Türk azınlık hakları güvence altına alınmıştır. - ÖNEMLİ:Türkler ilk kez I. Balkan Savaşı’ndan sonra azınlık durumuna düşmüş, II. Balkan Savaşı’ndan sonra Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile ilk kez azınlık statüsünde kabul edilmişlerdir. LOZAN ANTLAŞMASI’NDAN SONRA GÜNDEME GELEN KONULAR 1. Yabancı Okullar Sorunu: Lozan’da çözülen ancak Cumhuriyet Döneminde tekrar günmede gelen ilk sorundur. Fransa sorun çıkarsa da sorun iç sorun kabul edilmiş ve hiçbir şekilde taviz verilmemiştir. Online KPSS 2. Irak Sınırı Sorunu (Musul Sorunu): Lozan’da çözümü ileriye bırakılan tek konudur. Cumhuriyet Döneminde İngiltere, Irak Hükûmeti ve Türkiye arasında yapılan görüşmelerde çözüme kavuşturulamamıştır. Milletler Cemiyetine taşınan sorunda Milletler Cemiyeti Türkiye’nin aleyhine karar vermiştir. Savaş hazırlığının yapıldığı dönemde Şeyh Sait İsyanı’nın yaşanması Türkiye’nin geri adım atmasına ve 1926 Ankara Antlaşması ile Musul’u Irak’a bırakmasına neden olmuştur. 3. Dış Borçlar Sorunu: Türkiye’nin borç ödemede sıkıntı yaşaması Fransa’nın sorun çıkarmasına neden olsa da durum dostluk çerçevesinde çözüme kavuşturulmuş, borçlar taksitlendirilmiştir. 4. Nüfus Mübadelesi Sorunu: Yunanistan’ın İstanbul’da fazla Rum bırakmak istemesi üzerine yaşanan sorun Milletler Cemiyeti gündemine taşınmış ancak Milletler Cemiyeti sorunu çözüme kavuşturamamıştır. 1930’da Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan Ahali Mübadelesi Antlaşması ile sorun dostluk çerçevesinde çözüme kavuşturulmuştur. 5. Boğazlar Sorunu: II. Dünya Savaşı tehlikesinin çıkması üzerine Türkiye Boğazlar konusunda Milletler Cemiyetine başvurmuş, yapılan görüşmelerden sonra 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan’da kurulan komisyon yönetimi kaldırılarak Türkiye’nin Boğazlar bölgesini silahlandırabilmesine imkân tanınmıştır. 6. Suriye Sınırı Sorunu (Hatay Sorunu): Fransa’nın Suriye’den çekilirken Hatay’ı Suriye’ye bırakması üzerine Türkiye Milletler Cemiyetine başvurarak Hatay’da halk oylaması istemiştir. 1937’de yapılan görüşmelerden sonra Hatay Bölgesi’nde özel bir yönetim oluşturulmuş, 1938’de Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. Hatay, Atatürk’ün ölümünden sonra Hatay Meclisinin kararı ile ana vatana katılmıştır. TÜRKİYE’NİN MİLLETLER CEMİYETİNE ÜYELİĞİ İLE İLGİLİ TEMEL BİLGİLER I. Dünya Savaşı’nın sonunda dünya barışını korumak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti daha çok, büyük devletlerin çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. Türkiye bu örgütlenmeye 1932 yılında üyelik için davet edildikten sonra katılmıştır. 1920’de kurulan Milletler Cemiyetine Türkiye’nin geç üye olmasında Musul Sorunu sırasında Milletler Cemiyetinin İngiliz yanlısı hareket ederek haksız kararlar alması etkilidir. 99Milletler Cemiyeti’ne Türkiye’nin üyeliğini kolaylaştıran nedenler şunlardır: Yunanistan ile Türkiye arasındaki Nüfus Mübadelesi Sorunu’nun çözülmesi, Musul Sorunu’nun 1926 Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulması ve İngiltere’nin Türkiye ile yakınlaşması, Sovyet Rusya’nın da Milletler Cemiyetine üye olması. 99Türkiye’nin Milletler Cemiyetine üye olması bazı konuların Türkiye lehine çözülmesinde etkili olmuştur. Bunlar; ●●Boğazlar Sorunu’nun 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile lehimize çözülmesi, ●●Hatay Sorunu’nun lehimize çözülmesidir. ATATÜRK DÖNEMİNDE OLMAYAN VE ÖSYM’NİN SINAVLARINDA KULLANABİLECEĞİ BİLGİLER 1. Ziraat Bankası, Mülkiye Mektebi, Kızılay, Osmanlı Devletinin Dağılma Döneminde kurulmuştur. 2. İlk modern resim sergisi, ilk modern müzecilik, ilk öğretmen okulları, Osmanlı Devleti’nin Dağılma Döneminde açılmıştır. 3. İlk kez bir anayasanın ilan edilmesi 1876’da Kanunuesasi’nin kabulü ile gerçekleşmiştir. Ve ilk kez bu anayasada başkent, dil ve din belirtilmiştir. 4. Varlık Vergisi, Ekmek Karnesi, Millî Korunma Kanunu Köylüyü Topraklandırma Kanunu, Toprak Mahsulleri Ofisi Kanunu, Kesintisiz Çok Partili Hayata Geçiş, Tek Dereceli Seçim Usulü, Gizli Oy Açık Sayım Uygulaması Atatürk’ten sonra yaşanan gelişmelerdendir. 5. Truman Doktrini, Marshall Planı, NATO’nun Kuruluşu, Kore Savaşı, Kıbrıs Sorunu, Varşova Paktının Kuruluşu, Bağdat Paktı (CENTO), Molotov Planı Atatürk’ten sonra yaşanan gelişmeler arasındadır. 6. Türk Ocakları, II. Meşrutiyet Döneminde kurulmuştur. 7. Köy Enstitüleri Atatürk’ten sonra İsmet İnönü Döneminde açılmıştır. 8. Atatürk’ü Koruma Kanunu, Adnan Menderes Döneminde çıkarılmıştır. - Önemli: Atatürk Dönemi ile ilgili sorularda soru kapsamı içerisine 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile başlayıp 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün ölümü ile biten dönem alınmalıdır. Orta Asya’dan göçler ile Göçebe yaşam tarzını birbiri ile karıştırmama yöntemi -> Aynı bina içerisinde,her dersi ayrı bir sınıfta işlediğinizi düşünün.Bu durum göçebeliktir. -> Batman’daki bir deshaneden İstanbulda’ki bir dershaneye geldiğinizi düşünün.Bu durum göçtür. Türk devletlerinde mutlak monarşinin olmadığını kanıtlayan durumlar; –>> Hükümdarlarında TÖRE kurallarına uymak zorunda olması –>> Devlet işlerini görüşmek için Kurultay meclisinin toplanması Sorularda DİKKAT!. —>>>> El değirmeni- Tahıl Ambarı- Yanık buğday taneleri, Tarımı çağrıştırsa da Tarım yapıldığına dair kesin kanıt değildir. Özellikle hangisi KESİN KANIT diye başlayan sorularda dikkat edilmesi gerekiyor… Anadolu Türk mimarisi ile ilgili bir soru ile karşılaştığımızda şöyle bir yol izleyebiliriz; –>> Öncelikle ilk türk beyliklerine ait eserleri öğrenelim.Eğer onlardan herhangi biri soruluyor ise kolay yapılır. —>> Bir mimari eser Bursa,Edirne ve İstanbul’da ise Osmanlı’ya aittir. —>> Bir Mimari eserin isminde KEY hecesi geçiyor ise kesinlikle Anadolu Selçuklu’ya aittir. —>> Kayseri, Sivas,Konya,Kırşehir şehirlerindeki eserler genellikle Anadolu Selçuklu’ya aittir Osmanlı Devletinde kurulan bankalar ->> İlk Banka 1847′de kurulan Bank-ı Dersaadet’tir. ->> 1856′da İngiliz -Fransız Ortaklığı ile Bank-ı Osmani kurulmuştur. Bu banka 1863′te Bank-ı Osman-i Şahane adını almıştır. Para basma yetkisine sahip olan bankadır. –>> Tanzimat döneminde, Mithat paşanın çabaları ile, çifçtçiye kredi vermek için memleket sandıkları açılmıştır.Bu sandıklar daha sonra kurulan ziraat bankası’nın temellerini oluşturmuştur. –>> 1883 yılında tütünün alınıp-satılma hakkı REJİ İDARESİ’ne bırakılmıştır. ->> 1906 Yılında ulsal bir burjuvazi oluşturabilmek için İtibar-ı Milli Bankası Açılmıştır. Mimar Sİnan’ın Çıraklık- Kalfalı- Ustalık eserlerinin sırası; Şehzade Camisi, Süleymaniye Camisi, Selimiye Camisi. Dipnot: Gayrimüslimlere askerlik hakkı(Tazminat) ve yönetime katılma hakkı (1.Meşrutiyet) hakları dışında kalan haklar Islahatta verilmiştir. Dipnot: Misak- Milli kararları bir parlamento kararıdır ve temelleri Erzurum ve Sivas kongreleri ile atılmıştır. Temel İlkesi ve özü TAM BAĞIMSIZLIK’tır ve milli mücadelenin temel programıdır. Oy birliği ile ulasal bir ANT(yemin) olarak kabul edilmiştir. Aldığı kararların kapsamını KABSAR olarak kodlayabiliriz. KABSAR. Kapitülasyon Azınlık Boğazlar Sınırlar Arap İlleri Refarandum Sorularda Dikkat -1 –>> Paris barış konferansında Ege’nin yunanistan’a verilmesi –>> 2. İnönü muhaberesinden sonra İtalya’nın Anadolu’dan çekilmesi kararı alması —> Sakarya Meydan Muhaberesinden sonra, İtalya’nın Anadolu’yu tamamen boşaltması ve Fransa’nın TBMM ile Ankara Antlaşmasını imzalaması durumları verildiğinde itilaf devletleri arasındaki görüş ayrılığı vurgulanmaktadır.. Sorularda DİKKAT-2 >>> Kars önlerinde ermenilerin yenilmesi sonrası Gümrü antlaşmasının imzalanması >>> 1. İnönü muharebesi sonrası, TBMM’nin Londra konferansına çaprıması ve Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşmasının imzalanması >>> Sakarya Meydan Muharabesi sonrası, Fransa ile Ankara,Kafkas cumhuriyetleri ile Kars antlaşmasının imzalanması durumları verildiğinde,askeri başarıların diplomatik başarıları da peşinden getirdiğine vurgu yapılmaktadır.. İstiklal Mahkemelerinin Kurulduğu olaylar; > TBMM’ye isyanlarda > Tekalif-i Milliye Emirleri Sırasında > Şeyh Sait İsyanı’nda >İzmir suikastı girişiminde Türk Kadınına Verilen Sİyasi Haklar > 1930->> Belediye Seçimlerine Katılma >1933 –> Muhtarlık seçimlerine katılma >1934–>> Vekillik seçimlerine katılma ve seçilebilme (Seçme-seçilme hakkı) Ek olarak belirtmek gerekir ki; Türk kadını sosyal ve ekonomik haklarını, Avrupa’lı hemcinslerinden çok sonraları elde etmişken, siyasi haklarını birçok Avrupa ülkesinden ÖNCE elde etmiştir.. Online KPSS sayfası üyelerinin katkılarıyla hazırlanan KPSS tarih önemli notları Notların Hazırlanmasında Emeği Geçen Herkese teşekkürlerimizi sunarız. İşte O NOTLAR. Hazırlayan : Serdar KAYAR Online KPSS
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
2bb1c7daeaddbdd7e35b16e1d9a63ea9
keep
[]
[ 6.900000095367432, 9.800000190734863, 10, 9.600000381469727, 9.100000381469727, 9.899999618530273, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00128-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.30.gz
358,673,285
11,931
39,238
http://www.camuzagilikoyu.com/?Bid=606306&/K%C3%B6y-Tarihi
text/html
2015-03-02T23:02:40
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0.00009999999747378752 ]
Camızağılı Köyünün Tarihcesi Türklerin Anayurdu olan Orta Asya da, şimdiki Türkmenistan ile İran arasında kalan bir milyon km2 lik geniş düzlüğe Horasan eli adı verilirdi. Horasan elinin erenlerinden Firuz beyle başlar bizim gırıntılı aşiretinin ana doluya geliş tarihçesi! Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan‘ın 1071. Malazgirt zaferini kazanmasıyla, Anadolunun kapıları ardına kadar açılmış, o tarihten sonra Anadolu Türklerin ikinci yurdu olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş dönemi Orta Asya Türklerinin Anadoluya gelişini artırmıştır. Fatih Sultan Mehmet’le başlayıp Yavuz Sultan Selim ile doruğa ulaşan Osmanlı cazibesine Firuz beyde kapılır. 70 bin çadırla Anadoluya gelir. Padişahın fermanı ile Firuz beye Osmanlı ülkesinde dilediği yerlere iskan etmesi için yetki verilir. Firuz bey, boy beyleriyle bir kurultay toplantısı yaparak; ’’Beylerim hepimiz bir arada olarak 70 bin çadırla izdiham yaratıyoruz. Ben Anadolunun içinde bir gezi yapacağım. Sizler bu yol üzerinde tarafınızla istediğiniz yerde kalabilir. Oraya yerleşebilirsiniz" der. Böylece göçü başlatır. Aşiret Doğu Anadoludan, İç Anadoluya, oradan da Akdeniz sahillerine uzanan uzun bir yolculuktan sonra inerler. Bu arada 70 bin çadır yolculuk sırasında istedikleri yerlere yerleşip azalırlar. Mersin'i geçip Çukurovaya vardıkları zaman aşiretin büyük bir kısmı buraya yerleşmek ister. O zaman Çukurova'da Ramazanoğlu Beyliği hüküm sürüyordu. Firuz beyin aşiretine kucak açarak iskân olmalarına büyük katkı sağlarlar. Rivayete göre bizim aşireti Tepebağ'a yerleştirirler. Tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın aşiretleri anlatan yazılarına göre Firuz beyden ayrılan boy beylerinin birçoğu da Çukurova'ya yerleşir. Bu aşiretlerden Gırıntılı, Lekavan ve Hacılar aşireti şimdiki Kozan ilçemizin güneyindeki İmamoğlu - Anavarza arasında kalan geniş ovaya yerleşirler. Şuan bu geniş ovada genellikle bu üç aşireti oluşturan köyler yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu aşiretlerden mensubu olduğumuz Gırıntılı aşiretini Camızağılı, Üçdut, Sokutaş, Havyalı, Aslanlı ve Topallar köyleri oluştururlar. Gırıntılı aşireti oluşturduğu bu köylerin hinterlandında yaşamlarını çadır hayatı olarak, hayvanları peşinde yaşamlarını sürdürüp giderler. Aşiret yazın yaylada kışın ovada olmak üzere tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürüp giderler. Gırıntılı aşireti hayvanları (koyun, sığır ve atları) peşinde yaşamlarını sürdürüp; gençlerine savaş talimi gibi at yarışları, toy düğünleri, ata güreşleri yaptırırlar kendileri de coşarlardı. Tarihçi Ahmet Cevdet Paşa Maruzatım adlı eserinde "Ovadaki aşiretler çok cengâver ve bahadırlar ama gırıntılı ekradı daha da yeğindi" diyerek bu aşireti taltif eder. Gırıntılı aşireti hayvanları peşinde çadır hayatını devam ettirirken Karahasanlı ve Karacalı sülalesi, tarihi kaynaklara göre Karahasanlı sülalesinin atası Kara Mahmut ve onun ataları ile şimdiki Karacaların ataları şimdiki Camızağılı köyünün geniş düzlüğünde yazın yaylaya kışın höyükler üzerine çadırlarını kurarak yaşamlarını idare ettirip giderlermiş. Osmanlı Devleti, arazilerini subaylarına ve devletin ileri gelenlerine; tımarlı sipahi beslemek kaydıyla, tarım ve hayvancılığın gelişmesini sağlarlarmış. Şu an Camızağılı köyünün Haydarağa mahallesine adını veren Yüzbaşı Haydar'a da geniş arazi verilir. Yüzbaşı Haydar, zamanla Haydar ağa olarak örfünü sürdürür. Şu an Camızağılı köyünün bulunduğu yere mandaları (camızları) için büyük bir ağıl yaptırmış, Gucuroğlu (sarı su) deresi bataklığında akşamları camızağılında toplanırlarmış. Zamanla Haydar ağanın camızlarına bakan işçileri ve askerleri burada bir yerleşim alanı oluşturmuşlar. Haydar ağanın Camızağılı yöresi semti olarak söylenmeye başlamış. Gırıntılı aşiretinden Kara Hasan oğlu Kara Mahmut ve Karacalı'nın ölümleri sonunda, Kara Mahmut un Kara Hasan arkadaşı Karacalının da Karaca adında oğulları ata birliğini devam ettirirler. İki kafadar arkadaşın kafadar çocukları rivayete göre iki bacıyı alırlar. Kara Hasanın karısı eşe, Karacanın karısı Hacca dır. Haydar ağanın ölümü, oğlu Deli Murat'ın da müsrifliği ve işbilmezliği sonucu saltanat sona ermiş, ermiş ama Haydar ağanın camızları da kalmamış. Ama semtin adı Camızağılı olarak süregelmiş. Yaşamlarını şimdiki Camızağılı köyü çevresinde ezelden beri çadır hayatı yaşayan Kara Hasan ve Karaca o yöreye sahipliğini devam ettirmiş, sonunda kalıcı olarak köylerini oluşturmuşlar. Zamanla yanlarına gelenlerde olmuş. Haydar ağanın camızağılı o yöreye simge olarak adını verdiği için köyün adı da CAMIZAĞILI olarak kalmış. Hesaplamalara göre Gırıntılı aşiretinin Kozan ovasında adı geçen köylerin sülalelerinin en az 500 yıllık bir yaşam öyküsünü Kara Hasan ve Karacalı sülalesi sürdürmektedir. Bu iki ailenin ataları gene hesaplamalara göre camızağılı olmadan önce bu yörede 300–350 yıllık bir geçmişi vardır. Camızağılı olarak köy oluşu ise 150 yılın üzerindedir. Bugün Camızağılı köyünün oluşumuna hizmet veren Karahasanlı ve Karacalı ailelerinin geçmişlerine tanrıdan rahmet diler, sülalelerini şerefle idame ettiren kalanlarına da başarılar dilerim. 01.02.2008 Naci KARA Veysel ve Fatiş KARA dan olma; 1940 doğumlu Ankara üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu üç çocuk iki torun sahibi emekli öğretmen Naci KARA halen, hem Camızağılı köyünde hem de Adana da ikamet etmektedir. Naci KARA ya katkılarından dolayı teşekkür ederiz. 1) Değerli hocama; konak köyü sırkıntıların öz köyleridir Cüma sırkıntıoğlu torunlar köyünden sırkıntıoğlu. sırkıntı. sırkıntılı. sırkılılızade. özsırkıntı adında yaşamaktadır. saygılarımla 2) Adı Soyadı : ALİ İHSAN SIRKINTIOĞLU Konu : YZB HAYDARIN.HALK ARASINDA HAYDAR AĞA Mesaj : SEVGİLİ KARDEŞİM HOCAM HAYDAR AĞA KOZANIN KONAK KÖYÜNDEN SIRKINTIOĞULU DUR SOYU... OĞLUDA DELİ MURAT OLARAK BİLİNEN KİŞİDE MEHMET MURAT TIR ADI DEVLETEKİ GÖREVİDE BÖLÜK KOMUTANI YZB HAYDARDIR VE BÜYÜK DEDEMİZDİR LÜTFEN BU BİLĞİYİ YAZMIŞ OLDUĞUNUZ METNE EKLERSENİZ TARİH YANILMAMIŞ OLACAKTIR. BİLMEYEN TRAKYALI MI KARADENİZLİ Mİ DİYE AKLA GELİR EĞELİMİ SAYGILARIMLA Telefon : 0532 696 12 03 Cinsiyet : Bay EKONOMİ Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır ve öyün gençleri sezonluk işçi olarak çeşitli şehirlere gitmektedir İKLİM Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanındadır. ALT YAPI Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi vardır ancak ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "ltg_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
657a6a2398d34cea09bd72a07d67284c
keep
[]
[ 9.399999618530273, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 10, 10, 8, 6.599999904632568 ]
./CC-MAIN-20141017005722-00207-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
1,196,920,664
7,211
22,870
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/ohm_kanunu
text/html
2014-10-20T08:11:20
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
Ohm Kanunu Bir elektrik devresinde; Akım, Voltaj ve Direnç arasında bir bağlantı mevcuttur. Bu bağlantıyı veren kanuna Ohm kanunu adı verilir. 1827 yılında Georg Simon Ohm şu tanımı yapmıştır: �Bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkının,iletkenden geçen akım şiddetine oranı sabittir.� R = V / İ ( 1 ) V = İ x R ( 2 ) İ = V / R ( 3 ) şeklinde ifade edilir. Burada R dirençtir. Bu direnç res Bir gerilim kaynağı, V ndan çıkan elektrik akımı, I direnç, R üzerinden geçer. Bu şu şekildedir. Ohm kanunu: V = IR. Ohm Kanunu hakkında ansiklopedik bilgi Bir elektrik devresinde; Akım, Voltaj ve Direnç arasında bir bağlantı mevcuttur. Bu bağlantıyı veren kanuna Ohm kanunu adı verilir. 1827 yılında Georg Simon Ohm şu tanımı yapmıştır: “Bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkının,iletkenden geçen akım şiddetine oranı sabittir.” R = V / İ ( 1 ) V = İ x R ( 2 ) İ = V / R ( 3 ) şeklinde ifade edilir. Burada R dirençtir. Bu direnç resistans veya empedans olabilir. V volttur. İ de akım yani Amperdir. Su dolu bir depo olsun, bunun dibine 5 mm çapında bir delik açalım, bir de 10 mm çapında bir delik açalım. Büyük delikten daha çok suyun aktığını yani bu deliğin suyu daha az engellediğini görürüz. Burada deliğin engellemesi dirence, akan suyun miktarı akıma, depodaki suyun yüksekliği voltaja karşılık gelir. Elektrik devrelerinde de, bir gerilimin karşısına bir direnç koyarsanız, direncin müsaade ettiği kadar elektron geçebilir, yani akım akabilir, geçemeyen itişip duran bir kısım elektron ise, ısı enerjisine dönüşür ve sıcaklık olarak karşımıza çıkar. Direnç birimi “Ohm“dur bu değer ne kadar büyük ise o kadar çok direnç var anlamına gelir. V=IR V: potansiyel farkı I: akım şiddeti R: direnç - Bir gerilim kaynağı, V ndan çıkan elektrik akımı, I direnç, R üzerinden geçer. Bu şu şekildedir. Ohm kanunu: V = IR.
[ "cjk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
ccb39baa41b30ae93be1032addc02068
keep
[]
[ 6, 10, 10, 9, 10, 10, 8.199999809265137, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005727-00361-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
648,634,125
14,685
57,964
http://www.dogaltedavi.net/f283/gidalardaki_kimyasal_zararlar-8768.html
text/html
2014-10-22T15:22:52
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Gıda kaynaklı kimyasal maddelerin başında mikotoksinler gelmektedir. Bunun dışındaki diğer tehlikeli kimyasallar ise, " Veteriner ilaçları " Tarım ilaçları " Katkı maddeleri " Toksik metaller " Radyoaktif maddeler " Plastikler " Polisiklik aromatik hidrokarbonlar ( PAH ) Yukarıda sayılmış olan kimyasal maddeler birçok üretici tarafından ürünün verimini, görünüşünü, dayanıklılığını, ağırlığını, hastalıklara karşı direncini arttırmak için kullanılmaktadır. Bu kimyasalların kullanılma limitleri standartlar da belirtilmiştir. Tabiî ki üreticilerin daha fazla ürün alma ve hastalıklara karşı dirençli ürün elde edebilmek için kullandıkları miktarlar bazen standartların üzerine çıkmalarına neden oluyor. Bu kimyasallar üretimin hangi aşamalarında kullanılmaktadır. İnsan sağlığı üzerine etkileri nelerdir? VETERİNER İLAÇLARI: Antibiyotikler hayvan yetiştiriciliğinde, hayvan hastalıklarının Tedavisi ve önlenmesi amacının yanı sıra, bazen büyümeyi gelişmeyi teşvik amacı ile de kullanılmaktadır. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) raporlarına dayanarak hazırlanan Yayınlarda hayvanların %80'inin yaşamlarının belli dönemlerinde veya tamamında, Tedavi esnasında, içme suları ve yemleri ile bu tür ilaçları aldıkları belirtilmektedir. Alınan ilaçlar başta böbrek ve karaciğer olmak üzere çeşitli organ ve dokularda Birikmektedir. Böyle ürünleri tüketen insanlarda üründeki antibiyotik çeşit ve miktarına Bağlı olarak hafif alerjiden başlayıp anafilaktik şoka kadar gidebilen, olumsuz etkiler gözlenmiştir. Hayvan yetiştiriciliğinde daha fazla canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma, daha iyi karkas özelliği ve et kalitesi sağlamak için östrojenler (östradiol) androjenler (testesteron) ve progestojenler (Progestron) gibi cinsiyet hormonları; dietilstilbestrol (DES), Hexoestrol, Dienestrol ve Zeranol gibi sentetik non-steroidal östrojenler ve trenbolan asetat, testesteron propionat, melengestrol asetat, metil testesteron gibi sentetik steroidler hormonal etkili anabolikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Etlerdeki androjenik hormon kalıntılarının (testesteron, trenbolan asetat gibi), kadınlarda virtilizazyona (erkekleşme), menstrual siklus bozukluklarına; östrojenik hormon kalıntılarının erkeklerde feminizasyon (dişileşme), iktidarsızlık ve infertiliteye neden olabildikleri bildirilmiştir. Hormon kalıntılarının bu genel hormonal aktivitelerinin yanı sıra kanserojen, sinirsel komplikasyonlar ve damar sertliği gibi zararlı etkileri de bulunmaktadır. TARIM İLAÇLARI: Tarım ilaçları bitki yetiştiriciliğinde böcek öldürücü (insektisit), ot öldürücü (herbisit), mantar öldürücü (fungusit), kemirgen öldürücü (rodendisit) vb. zararlılara karşı kullanılmaktadır. Hangi tarım ilacının hangi tarımsal üründe ne zaman, ne düzeyde ve ne sıklıkla kullanılması gerektiğini ruhsat şartlarında ve iyi tarım uygulamalarında tanımlamaktadır. Bu kurallara uyulduğu takdirde, Pestisitler gıda zincirinde önemli bir tehlike oluşturmazlar. Uygun olarak kullanılmayan Pestisitler tarım ürünlerinde ve gıdalarda kalıntı bırakır. Pestisit kalıntılarının kanserojen, mutajen, teratojen ve alerjik etkileri olduğu belirlenmiştir. İnsektisitler, tarım ilaçlarının en tehlikeli olanlarıdır. Tarımsal ürünlerde ve gıdalarda bulunmasına izin verilen tarım ilaçlarının kalıntı limitleri Türk Gıda kodeksinde verilmektedir. Tarım ilaçları kullanımı ile ilgili yasal düzenlemeler tarımsal ürün yetiştiricileri ve gıda üreticileri tarafından mutlaka dikkate alınmalıdır. KATKI MADDELERİ: Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği Gıda Katkı Maddeleri'ni "gıdanın üretilmesi, tasnifi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması, depolanması sırasında gıda maddesinin tat, koku, görünüş, yapı ve diğer niteliklerini korumak, düzeltmek veya istenmeyen değişikliklere engel olmak ve düzeltmek amacıyla kullanılan maddelerdir" şeklinde tanımlanmaktadır. Gıda katkı maddeleri duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlar, deri döküntüleri ve astıma neden olabilir. TOKSİK METELLER: Civa, kurşun, arsenik ve kadmiyum, antimon, bakır gibi Toksik ağır metaller gıdalarda hiç bulunmamalı, varsa da Türk Gıda Kodeksinde belirtilen sınır değerleri aşmamalıdır. Toksik metaller gıdalara genellikle çevre kirliliği sonucunda havadan, sudan, topraktan, yada üretimde kullanılan ekipmandan bulaşabilmektedir. Bunlardan arsenik kanserojen olarak da tanımlanmış olup, epidemiyolojik çalışmalar içme sularında yüksek oranlardaki arsenik mevcudiyeti ile akciğer, karaciğer, kolon ve mesane kanseri arasında ilişki olduğunu göstermektedir. RADYOAKTİF MADDELER: Radyoaktif serpintiler vasıtasıyla özelikle yarılanma ömrü uzun olan Sr90 (kemiklerde) ve Cs137'dir (kaslarda).radyoaktif maddeler üretim alanları üzerlerine yağarak toprağa ve suya, oradan da bitki ve hayvanlar vasıtasıyla gıda zincirine bulaşarak tehlikeli olabilmektedir. Bizde özelikle 1994 yılında ÇERNOBİL faciası dolayısıyla bazı bölgelerimize radyoaktif serpintiler gelmiş ve bazı gıda maddelerinde müsaade edilen limitlerin üzerine çıkmıştır. Radyoaktif addeler insanlarda doku bozuklukları, kanser, mutajen-teratojen etki göstermektedir. PLASTİKLER: Baz_ plastik ambalaj materyallerinin bileşimlerindeki maddelerden gıdalara geçiş(migrasyon) olabilmektedir. Migrasyon düzeyi, plastiğin ve gıdanın cinsine bağlı olarak değişebilmektedir. Özelikle yağlı ve asitli gıdalara geçebilir. Polimerin içinde olan vinil klorür ve akrilonitril gibi monomerlerinden gıdalara geçişi olabilmektedir. Bu bileşiklerin çoğunun laboratuar hayvanlarında kanserojen ve mutajen etkileri gözlenmiştir. Ayrıca insanlarda zafiyet, ellerde titreme, solgunluk, denge kaybı, konuşma zorluğu, zayıflama ve kansızlık yaptığı belirtilmiştir. POLİSİKLİK AROMATİK HİDROKORBONLAR ( PAH ): Bu bileşikler, endüstriyel üretim yapılan bölgelerdeki kirli hava bileşenlerin bitkisel ürünler üzerindeki birikimleri sonucunda tahıl, meyve ve sebzelerde bulunabilmektedir. Öte yandan kavurma, dumanlama ve ızgara uygulamaları gibi gıda işleme prosesleri de gıda ürününde PAH oluşumuna neden olabilmektedir. Gıdanın direkt alevle teması durumunda PAH miktarı daha da yükselmektedir. Ayrıca insanların yaşadıkları alanlardan uzak topraklarda dahi bitkilerin çürümeleri sonucunda bazı PAH bileşiklerinin oluştuğu belirlenmiştir. Üzerinde en çok çalışılan ve hayvan denemelerinde kanserojen özellik gösterdiği saptanmış olan PAH bileşiği "benzo(a)pyrene"(BP) ile bazı amino asitlerin pirolitik ürünleri bu sınıfa girmekte, bu bileşikler ızgara et, balık, mantar gibi çeşitli gıdalarda ng/g düzeyinde bulunabilmektedirler. Yapılan çok sayıda çalışmada bu maddelerin mutajenik özelliklerinin güçlü, ancak kanserojen etkilerinin ise zayıf olduğu bildirilmektedir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "dan_Latn", "tur_Latn", "sun_Latn", "ban_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
30681442dfcc3119de35884e45622efd
keep
[]
[ 9.600000381469727, 9.899999618530273, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 10, 8.699999809265137 ]
./CC-MAIN-20140820021333-00186-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.1.gz
631,053,858
11,632
39,057
http://www.toplumdusmani.net/modules/wordbook/entry.php?entryID=4991
text/html
2014-08-21T02:22:09
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Sonuç : 10 adet ilgili yazı bulundu.. Atatürkün İletişime Verdiği Önem Atatürk;“ Türk milletinin sağlam bir fikre sahip olması gerekir. Bütün çabaların, Türk kamuoyunun gerçeği anlamasına ve duymasına yönelik olduğu millete anlatılmalıdır. Ancak o şekilde millet, günlük fikirlere, sahte ve yanıltıcı sözlere asla önem vermeyecek bir olgunluğa erişebilir” diyerek basının ne kadar önemli bir kitle iletişim aracı olduğu gerçeğini vurguluyordu. Atatürk’ün milli mücadele yıllarından başlayarak basın-yayınla ilgili yaptığı çalışmalar: - 4 Eylül 1919 – İrade-i Milliye Gazetesi’nin çıkarılması - 10 Ocak 1920 – Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nin çıkarılması - 6 Nisan 1920 – Anadolu Ajansı’nın kurulması - 7 Ekim 1920 – Ceride-i Resmiye Gazetesi’nin çıkarılması - 1925 – Telsiz Telgraf hahından Kanun’un çıkarılması - 1927 – Telsiz Telgraf vericilerinin hizmete girmesi - 6 Maysıs 1927 – İstanbul Radyosu’nun yayına başlaması - 18 Kasım 1927 – Ankara Radyosu’nun yayınına başlaması İrade-i Milliye Gazetesi İrade-i Milliye, Mustafa Kemal Paşa tarafından Temsil Kurulu adına yayın yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesidir. Sivas Kongresi toplanmadan önceki günlerde gelen delegeler, millî ülkü ve hareketlerin geniş ve sürekli bir biçimde yayımlanması için bir gazetenin çıkarılması gereği üzerinde durmuşlardı. İsmail Fazıl Paşanın önerisi ile çıkarılacak gazetenin adı İrade-i Milliye oldu. 11 Eylül Perşembe günkü oturumda basın konusu ele alındı ve haftada iki gün olmak üzere “İrade-i Milliye” adıyla bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Gazete yönetiminin politik kuruluşla ilgisi bulunmayan birine verilmesi istendi. Bu kişiyi bulma görevi ise Rasim (Başara) Beye verildi. O da Sivas Lisesi’nin çalışkan öğrencilerinden biri olarak tanıdığı, yirmi iki yaşındaki Demircizade Selahattin’i (Ulusalerk) bu işe uygun gördü. Selahattin, görevi sevinçle kabul etti. Dilekçe ile Valiliğe başvurarak gazetenin çıkarma yetkisini aldı ve Sorumlu Müdürü oldu. Gazete İl Basımevinde basıldı. İlk sayısı 14 Eylül günü çıkan gazetenin çıkış sebebi, yine bu sayıda “ Millî hareketin halka ve dünyaya duyurulması ” olarak belirtiliyordu. İrade-i Milliye Gazetesinin özellikle ilk beş sayısındaki yazılar, bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Temsil Kurulu’nun Sivas’ta bulunduğu süre içinde 19 sayı yayımlandı. İlk sayısının sürümü tahmin edilemedi. Bin adet basıldı. Aşırı talep üzerine baskı sayısı artırıldı. Gazete basıldığı günlerde geçmiş baskıları yirmi kuruş yerine, iki yüz kuruşa dahi arayanlar vardı. Özellikle İstanbul’dan büyük bir istek vardı. KURULUŞUNDAN BUGÜNE ANADOLU AJANSI Anadolu Ajansı’nın kurucuları Anadolu Ajansı’nın tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi ile adeta özdeştir. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmadan 17 gün önce 6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı, devleti kuran bu kurumun çıkardığı ilk yasaları duyurdu; Milli Mücadelenin ve Kurtuluş Savaşı’nın her aşamasına, Cumhuriyet devrimlerine tanıklık etti. Anadolu Ajansı, Atatürk adı ile de adeta özdeştir. Anadolu Ajansı muhabirleri, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün her çalışmasında yanında oldular; yurt gezilerini izlediler, halka seslenişini, gösterdiği hedefleri, en iyi biçimde duyurdular; haberleriyle Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerinin kök salması için, çaba gösterdiler. AA muhabirlerinin yazdıkları haberler, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti konularında hazırlanan kronolojilerde yer aldı; Atatürk’ün söylev ve demeçleri ile ilgili eserlerde, Atatürk’ün yurt gezilerini anlatan kitaplarda, tarih ve anı kitaplarında Anadolu Ajansının haberlerinden sıkça yararlanıldı. AA muhabirleri, Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti ve halkı için gerçekleştirdiği her güzel şeyde yaşadığı sevince, mutluluğuna tanıklık ettiler; hastalığında, O’nun sağlığına ilişkin haberleri duyururken hüzünlendiler. Atatürk’ün ölümünde ise vatandaşlara da dağıtılan ve onların gözyaşları içinde okudukları hükümetin “Resmi Tebliğ”inin yer aldığı bülteni yazmanın acısını içlerinde hissettiler. Anadolu Ajansı’nın tarihi, Türk Basın Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi için de önem taşımaktadır. Türk basınının gelişmesine öncülük eden Yunus Nadi Abalıoğlu, Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay gibi kalemler, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi Türk Edebiyatının önemli yazarları ve araştırmacıları ve daha niceleri, Anadolu Ajansının kuruluşundan itibaren kurumda görev aldılar, onun gelişmesi için uğraş verdiler. Anadolu Ajansı, Türk dış politikasının, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve günlük yaşamının da tanığıdır. O yüzden AA’nın haberleri ve fotoğrafları, bütün araştırmacılar için birinci elden kaynak niteliğini taşımaktadır. AA’DAN ÖNCE Anadolu Ajansı, Milli Mücadelenin başlarında, girişilen milli davanın sesinin her yana duyurulmasına yönelik doğru ve yansız haberciliğe duyulan büyük ihtiyaçtan ortaya çıktı. Anadolu Ajansı kurulmadan önce; Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış, 30 Ekim 1918’de ağır koşullar içeren Mondros Mütarekesi’ni imzalamış Osmanlı İmparatorluğu merkezinde, Türkiye-Havas Reuter ajansı çalışmalarını sürdürmekteydi. Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’u fiilen işgal eden Müttefikler ile Damat Ferit Paşa Hükümeti arasında varılan uzlaşma gereğince yabancılara haber imtiyazı verilerek kurulan Türkiye-Havas Reuter ajansının yayınladığı haberler, Türkiye’nin çıkarlarına değildi. Mustafa Kemal Paşa da bu ajansın uydurma, karışıklık çıkarmaya ve zihinleri bulandırmaya yönelik haberlerinden rahatsızlık duymaktaydı. İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgalinden dört gün sonra 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkarak Milli Mücadelenin meşalesini tutuşturan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da giriştiği kurtuluş hareketinin sesini duyurmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulundu. AA’nın kuruluşundan önce, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nde alınan kararların duyurulması amacıyla adını kendi koyduğu İradei Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919’da yayınlanmasını sağlayan Mustafa Kemal, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinden hemen sonra, ilk işlerden biri olarak gazete konusuna el attı ve 10 Ocak 1920’de yayın hayatına başlamasına öncülük ettiği Hakimiyeti Milliye gazetesinin de adını koydu. AA KURULUYOR İstanbul’un 16 Mart 1920′de resmen işgali ve Meclisi Mebusanın kapanması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da toplanacak Meclis için seçim yapılmasını bir yazı ile 19 Martta illere, komutanlıklara bildirdi. Artık İstanbul’da kalınamayacağını gören bazı aydınlar da bir süredir Milli Mücadeleye katılmanın yollarını aramaktaydı. Bu gelişme, Anadolu Ajansı’nın kuruluşunu da sağlayacaktı. Ankara’ya doğru yola çıkan iki ayrı kafilede yer alan Yeni Gün gazetesinin sahibi Yunus Nadi (Abalıoğlu) ile gazeteci yazar Halide Edip (Adıvar), 31 Mart’ta Geyve’de buluştular. Trenle yollarına devam eden “millici” iki aydın, Geyve-Akhisar (şimdiki adıyla Pamukova) istasyonundaki mola sırasında Ankara’ya gider gitmez ilk iş olarak “bir ajans teşkilatı” kurulmasının gerekliliğini görüştüler. Yunus Nadi ve Halide Edip, ajansın adını konuşurlarken; “Türk,” “Ankara,” “Anadolu” seçenekleri arasından “Anadolu Ajansı”nda karar kıldılar. Türk kamuoyunu yanlış yollara sürükleyerek, milli birliği tehlikeye düşürmek amacıyla içten ve dıştan yapılmakta olan tahrik ve tezvirlere karşı milleti uyanık tutmak. Milli kurtuluşu sağlayacak karar ve hareketleri, halka vaktinde bildirmek. Atatürkün İletişime Verdiği Önem | Ekleyen: Zeus | Tarih: 12-Oct-2010 15:50. | Bu yazı 13031 kez okundu.. Atatürkün İletişime Verdiği Önem ile ilgili diğer yazılar.. İlgili Yazilar 1. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. 2. Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlâklısını severim. 3. Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımın... Tanzimat Dönemi Edebiyatı (1860-1869) Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: 1 - Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860... Bir Önder Doğuyor Yıl 1881, pembe boyalı bir ev. O evde bir önder doğuyor. O evde bir milletin kaderi değişiyor. Mustafa doğuyor. Mahalle mektebini ister mi Mustafa? Şemsi Efendi İlkokuluna gidiyor. Sonra hep asker, hep asker, Mustafa asker olmak istiyor. Mustafa Kemal Çanakkale' de, Mustafa Kemal Samsun' da, Erzurum'da, Sivas' ta, Ankara'da, Mustafa Kemal cumhuriyete koşuyor. Millete hizmet biter mi? Atatürk hep çalışıyor. Yenilikler, güzellikler, Türkiye çağ atlıyor. Mustafa, Mustafa Kemal, Atatürk, ' Benim ölümlü vü... Soru : Tanzimatın ilanından sonra edebiyatımızda hangi edebi türlerin görülmeye başladığını söyleyiniz?Cevap : Gazete ile birlikte makale, fıkra gibi türlerle roman, hikaye ve tiyatro gibi türler de Tanzimatla birlikte ortaya çıkan edebi türlerdir. Bu türlerde hangi eserler verildiğini öğrenmek için yazımızın devamını okuyabilirsiniz.Tanzimat döneminde ortaya çıkan edebi türler İlk tiyatro denemesi bu dönemde yapıldı. İlk düz yazı bu dönemde yazıldı. İlk anı bu dönemde yazıldı. İlk çeviri roman yine bu dönemde yazıldı. Bu ilklerin det... BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR KAVRAMLARI 1-Beden Eğitimi Nedir ? Beden Eğitimi, bireyin fiziksel aktiviteler aracılığıyla, psikomotor, bilişsel ve toplumsal alanda gelişimine katkıda bulunan bir süreçtir. İnsanın, toplum kurallarına uygun olarak yaşaması, birbiriyle olan ilişkilerinin iyi örneğini verebilmesi, yardımsever, insan haklarına saygılı, dürüst davranması, zeki, ruhsal ve fiziksel yapı itibariyle sağlıklı olmasıyla bağlantılıdır. Beden Eğitimi, insanın sosyalleşebilmesi ve kişiliğini bulup doğru bir çizgi üzerinde yol almasında büyük... Osmanlı siyasi tarihinde 1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilanından, 1876'da I. Meşrutiyetin ilanına kadar geçen döneme verilen isimdir. Tarihimizde dönüm noktası olarak kabul edilen olaylardan biri de tanzimatın ilanıdır. Hem bir sonuç ve hem de sonrası için bir başlangıç olan Tanzimat, bugünleri anlamada çok önemli ipuçları taşıyan bir dönemdir. Milletlerin hayatında her dönemin öncesi ve sonrasıyla köklü bağlantıları olduğu kabul ediliyorsa, Tanzimat Dönemi’ni anlamamız gerekiyor. Bir cihan devletini tarihten silen hataları görmek için ve ... Dağ Nedir Genel olarak iç kuvvetlerin eseri olan dağlar ülkemizin farklı bölgelerinde farklı biçimlerde karşımıza çıkarlar. Bu bakımdan bazı bölgelerimizde yan basınçlar neticesinde Alp sistemine bağlı sıradağlar oluşurken, kimi yerde de sert kütlelerin kıvrılamayıp eprojenik hareketlerle yükselmesi neticesinde ortaya çıkan yüksek kütleler dağları meydana getirmiştir. Bazı bölgelerimizde ise kırıklar boyunca yüzeye çıkan lavların birikmesi ile dağlar ortaya çıkmıştır. Buna göre ülkemizde farklı bölgelerde farklı biçimde görülen dağlar sıradağl... Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendisin yaşamın düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur. Bu yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen Fransız devrimi (1789), ve ardında gerçekleşen modernleşme süreçleri, düşünsel anlamda etkilerini ve kaynaklarını aydınlanma felsefesinde bulmaktadır. Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzen... Egemenlik (hakimiyet) en genel anlamıyla devletin ülke toprakları üzerinde siyasi yönetim yetkisini kullanma hakkıdır. Atatürk’ün milli egemenlik (hakimiyet) ile ilgili özdeyişleri Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez. 1922 (Nutuk II, S. 700) Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat’î mânasiyle millî egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de... 1. Hiç boşluk bırakmaksızın çalınan birçok hareket. Birçok ses, armoni ve hatta melodi aynı anda çalınır, bu da pek boş anların olmamasına neden olur. Basso continuo ise bunun hiç kuşkusuz en önemli sebeplerinden birisidir. 2. Dinamiklerin sürekli bir iniş çıkış göstermesi. Bunların bir anda olması. 3. Klavsenin yoğun kullanımı 4. Basso continuo 5. Polifonik yaklaşımlar 6. Füglerin sık kullanımı 7. Birbirini tutmayan akorlar 8. Sesler arasında ki kontrastlar 9. İlk majör ve minör kuruluşlarının kullanımı 10. Müzikteki seslerin ilk kez... Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
4c5a2c8666f9065fa9352b32eaf1ed9e
keep
[]
[ 9, 9.899999618530273, 10, 9.399999618530273, 10, 9.800000190734863, 9.899999618530273, 10, 8.899999618530273 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00161-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.25.gz
514,137,096
22,975
101,821
http://www.hayatnotu.com/canakkale-savasi-nasl-kazanilmistir-canakkale-zaferinin-kazanilmasi-kisaca-hakkinda-bilgi-ozet.html
text/html
2015-03-04T07:03:45
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Çanakkale Zaferi 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada’dan Boğaz’ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar. 24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz’a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on’u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü. 19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz’a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı. İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz’a saldıracağını, yakında İstanbul’da olacağını Londra’ya bildirdi. Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz’a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz’a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz’daki mayın sayısı on bir hat olarak 400′ü aşmıştı. 18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı’na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu. İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu. İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz’ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı.daha sonra, tüm gemiler, Dardanos’a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren’e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Türk tabyaları, Boğaz’ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı’nın geçilemeyeceğini öğrendiler. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir’den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders’in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi. Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal’in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen’de Conkbayır’da, savaştı. -Cephanesi biten askerlere: – Süngü tak emrini verdi.ve sonra ; – «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır’a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı’nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal’in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı. Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar’dır. 19 – 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 – 9 Ocak’ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti. Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir. Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kaynağı oldu. Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul’a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
098592fe97dfce6256aa99462c1397a7
keep
[]
[ 9.399999618530273, 10, 10, 9.899999618530273, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 5.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20140820021345-00146-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.1.gz
18,422,077
11,757
59,637
http://bitkiyararlari.com/kan-tahlilindeki-kisaltmalarin-anlamlari-nelerdir/
text/html
2014-08-23T07:28:15
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Kan tahlilindeki kısaltmaların anlamları nelerdir? Kan tahlilindeki kısaltmaların anlamlarını anlamak zor değildir. Tercihen sabahları aç karnına, istenen tahlilinin cinsine göre farklı tüplere konan ve ilgili laboratuvara incelenmek için götürülen farklı amaçlarla kandan yapılan testlere kan tahlili denmektedir. Günümüzde herkes muhakkak en az bir kere de olsa kan tahlili yaptırmış, ancak aldıkları kan tahlili sonucu çeşitli kısaltmalarla yazıldığı için, tıp alanında bulunamayan kişiler tahlil sonucundan hiçbir şey anlamamaktadırlar. Kan tahlillerinin sonucunda yer alan kısaltmaların ne anlama geldikleri hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, doğru adrestesiniz. Kan tahlilindeki kısaltmaların anlamları Günümüzde teknolojinin bir hayli ilerlemesi sayesinde, kan tahlilleri modern cihazlarla çoğu kez el değmeden otomatik olarak yapılmakta olup sonuçlar bazen kağıda basılmakta bazen de direk ilgili doktorun bilgisayarına gönderilmektedir. Kan tahlil sonuçlarının kağıda basılması ve hastaya teslim edilip hekimine götürülmesi istendiğinde, birçok hasta tahlil sonucuna bakarak bir şeyler anlamaya çalışır ancak bu ne yazık ki çoğu kişi mümkün değildir. Kan tahlili sonucunda yer alan kısaltmalar ve bu kısaltmaların anlamları şöyledir:Hemogram (Tam kan sayımı) RBC (Red Blood Cells): Kırmızı kan hücrelerinde bulunan eritrosit/alyuvar miktarı. HGB (Hemoglobin ya da HB):Kandaki toplam hemoglobin miktarı hakkında bilgi verir. HTC (Hematokrit): Kandaki hemoglobin ve eritrosit miktarı hakkında bilgi verir. MCV (Mean Corpuscular Volume): Kırmızı kan hücrelerinin çapı hakkında yani kırmızı kan hücrelerinin şekli hakkında bilgi verir. MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin): Eritrositlerdeki hemoglobin miktarı hakkında bilgi verir. MCHC ( Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration): Eritrosit hemoglobin konsantrasyonunu yüzde olarak ifade eder. RDW (Red cell distrubition width): Eritrositlerin dağılım genişliği hakkında bilgi verir. PLT (Platelets): Trombosit sayısı hakkında bilgi verir. MPV (Mean Platelet Volume): Trombositlerin ortalama büyüklüğü hakkında bilgi verir. PDW (Platelet distrubition width) : Trombositlerin dağılım genişliği hakkında bilgi verir. WBC (White blood Cell): Beyaz kan hücrelerinin sayısı hakkında bilgi verir. NE% (Nötrofil yüzdesi): Vücuttaki zararlı ola yabancı materyalleri bulup tahrip etme özelliği gösteren nötrofiller hakkında bilgi verir. LY% (Lenfosit yüzdesi): Mikroorganizmaları tanıyan ve onlara karşı antikor yapımını geliştiren lenfositler hakkında bilgi verir. MO% (Monosit yüzdesi): Fagositoz yapma özelliğinde olup, lenfositlere direk ya da indirekt olarak bağışıklık sisteminin regülasyonunda önemli rol oynayan monositler hakkında bilgi verir. EO%( Eozinofil yüzdesi) : Yabancı materyalleri yok etme özelliğinde olan eozinofil hücreleri hakkında bilgi verir. BA% (Bazofil yüzdesi ): Vücut için gerekli olan çeşitli maddeleri sağlayan bazofiller hakkında bilgi verir. CRP( C Reaktif Protein): İnsan vücudunda bulunan bir çeşit protein çeşididir. Bir önceki yazımız olan İdrar tahlilindeki kısaltmaların anlamları nelerdir? başlıklı makalemizde idrar tahlili , idrar tahlili kısaltmaları ve idrar tahlili sonuçları hakkında bilgiler verilmektedir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
b7f957ebd03cd7b14ca3505326750b5f
keep
[]
[ 8.800000190734863, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 10, 10, 1, 10 ]
./CC-MAIN-20141017005727-00188-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
404,823,638
25,001
87,540
http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksijen
text/html
2014-10-22T15:57:24
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9991000294685364, 0.0007999999797903001, 0 ]
Oksijen Oksijen atom numarası 8 olan ve O harfi ile simgelenen kimyasal elementtir. Oksijen ismi Yunanca ὀEύς (oksis - "asit", tam anlamıyla "keskin", asitlerin acı tadı kastedilir) ve -Yevής (-jenēs) ("üretici", tam anlamıyla "sebep olan şey") köklerinden gelmektedir, çünkü isimlendirildiği zamanlarda tüm asitlerin oksijen içerikli olduğu sanılırdı. Standart şartlar altında, elementin iki atomu bağlanarak çok soluk mavi renkte, kokusuz, tatsız, diatomik yapıdaki, O2 formülüne sahip dioksijen gazını oluşturur. Oksijen periyodik tablodaki kalkojen grubunun üyesidir ve neredeyse diğer tüm elementlerle kolayca bileşik (başta oksitler olmak üzere) oluşturabilecek, büyük ölçüde reaktif olan bir ametaldir. Oksijen güçlü bir oksidanttır ve tüm elementler içinde ikinci en yüksek elektronegatifliğe sahiptir (sadece florun daha yüksek bir elektronegatifliği vardır) [1]. Kütlesel olarak, hidrojen ve helyumdan sonra evrende en bol bulunan elementtir[2] ve yerkabuğunda en bol bulunan elementtir, bu kısmın kütlesinin neredeyse yarısını oksijen oluşturur [kaynak belirtilmeli]. Serbest oksijen, sudan oksijen elde etmek için Güneş ışığını kullanan bazı fotosentetik organizmalar olmadan Dünya üzerinde bulunamayacak derecede fazla reaktiftir. O2 elementi bu organizmalar evrildiğinde, yaklaşık olarak 2.5 milyar yıl önce, atmosferde birikmeye başladı.[3] Diatomik oksijen gazı hacimsel olarak havanın %20.8'ini oluşturur.[4] Suyun kütlesinin %88'i oksijendir, bu yüzden canlı organizmaların kütlesinin büyük bir bölümünü oksijen oluşturur. Organizmalardaki hem organik (proteinler, yağlar ve karbonhidratlar) hem de inorganik (dış iskelet, dişler ve kemikler) neredeyse tüm ana moleküllerin yapısında oksijen bulunur. Element halindeki oksijeni; siyanobakteriler, algler, bitkiler üretir ve tüm kompleks yaşam biçimlerindeki canlılar hücresel solunumda kullanır. O2 atmosferde birikmeye başlamadan önce, Dünya üzerinde evrimsel sürecin erken dönemlerinde dominant olan zorunlu anaerob organizmalar için oksijen toksik etki gösterir. Oksijenin başka bir formu (allotrop) Ozon (O3), biyosferin morötesi radyasyondan korunmasına yüksek irtifadaki ozon tabakası yardımcı olur, ancak yeryüzüne yakın yerlerde hava kirliliğinin yan ürünü olarak çevreyi kirletici özelliği de bulunmaktadır. Daha yüksekte alçak Dünya yörüngesi irtifasında kayda değer miktarda atomik oksijen bulunur ve uzay araçlarında erozyona neden olur.[5] Oksijen Carl Wilhelm Scheele tarafından 1773 yılında veya daha erken yıllarda Uppsala'da ve Joseph Priestley tarafından 1774 yılında Wiltshire'da keşfedilmiştir. Fakat öncelik genellikle Priestley'e verilir çünkü onun çalışması daha önce yayınlanmıştır. Oksijen ismi, bu elementle yaptığı deneylerle o zamanlar popüler olan korozyon ve yanma ile ilgili phlogiston teorisinin gözden düşmesine sebep olan Antoine Lavoisier tarafından 1777 yılında türetilmiştir[6]. Oksijen, sıvılaştırılmış havanın ayrımsal damıtılmasıyla, zeolitlerin basınç salınım adsorpsiyonu ile kullanılarak oksijenin havadan ayrılarak yoğunlaştırılmasıyla, suyun elektroliziyle ve diğer yollarla endüstriyel olarak üretilir. Oksijenin kullanım alanları arasında çelik, plastik ve tekstil üretimi; roket yakıtı; oksijen terapisi; ve hava taşıtlarında, denizaltılarda, insanlı uzay uçuş programlarında ve dalgıçlıkta yaşam destek üniteleridir. Konu başlıkları Özellikleri[değiştir | kaynağı değiştir] Yapı[değiştir | kaynağı değiştir] Standart sıcaklık ve basınçta oksijen çok soluk mavi renkte ve kokusuz bir gazdır. O2 molekülünde iki oksijen atomu birbirlerine üçlü spin elektron dizilimiyle oluşmuş kimyasal bağlarla bağlıdır. Oksijenin doğada kütle numaraları toplamı (15.9999, yaklaşık=) 16'dır (%99,76), 17 (%4) ve 18 (%0,20) olan üç izotopu vardır. Oksijenin atom ağırlığı 16 olarak kabul edilir. Kütle numaraları 14, 15 ve 19 olan izotopları radyoaktiftir. Fakat bu radyoaktiflerin ömrü oldukça kısadır. Oksijenin çekirdeğinde 8 proton bulunmaktadır. Kimyasal tepkimelerin hemen hemen hepsinde iki elektron alarak eksi hale geçer. Oksijen normal sıcaklıkta pasiftir; yüksek sıcaklıkta aktiftir. Oksijenin sudaki çözünürlüğü 0 °C'de 14,6 mg/L'dir. Oksijenin kritik sıcaklığı –118,8 °C'dır. Oksijen, bu sıcaklığın üzerinde sıvılaşamaz. Yani sadece basınç ile sıvılaştırılmaz. Oksijenin kritik basıncı 49,7 atmosferdir. Bir atmosfer basınçtaki ergime noktası –218,8 °C ve kaynama noktası –183 °C dır. Belirli bir miktardaki oksijen, katı ve sıvı hallerinin her ikisinde de açık mavi ve şeffaftır. Sıvı oksijen, kuvvetli bir magnetiktir. Şayet sıvı oksijenin bir atmosfer basıncındaki bir hacmi, normal şartlar altında (760 mm Hg ve 20 °C) buharlaştırılırsa, buharın hacmi sıvı hacminin 860 misli olur. Katı oksijenin yoğunluğu –252,5 °C de 1,426 g/cm³'tür. Metallerin çok azı, sıvı halde iken oksijen absorblar (emerler). Absorblanan bu oksijen metal katılaşırken tekrar metali terk eder. Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir] - ^ http://www.webelements.com/oxygen/electronegativity.html - ^ Emsley 2001, p.297 - ^ "NASA Research Indicates Oxygen on Earth 2.5 Billion Years Ago" (English). NASA. 2008-11-06. http://www.nasa.gov/home/hqnews/2007/sep/HQ_07215_Timeline_of_Oxygen_on_Earth.html. Erişim tarihi: 2007-11-27. - ^ Cook & Lauer 1968, sf.499. - ^ "Atomic oxygen erosion". June 13, 2007 tarihinde özgün kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20070613121048/http://www.spenvis.oma.be/spenvis/help/background/atmosphere/erosion.html. Erişim tarihi: 2009-08-08. - ^ Parks, G. D.; Mellor, J. W. (1939). Mellor's Modern Inorganic Chemistry (6th bas.). Longmans, Green and Co. Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir] - Oxidizing Agents > Oxygen - Oxygen (O2) Properties, Uses, Applications - Roald Hoffmann article on "The Story of O" - WebElements.com – Oxygen - Chemistry in its element podcast (MP3) from the Royal Society of Chemistry's Chemistry World: Oxygen - Scripps Institute: Atmospheric Oxygen has been dropping for 20 years
[ "fuv_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "glg_Latn", "zho_Hans", "eng_Latn", "ltz_Latn", "eng_Latn", "knc_Latn", "tur_Latn", "knc_Latn", "eng_Latn", "eng_Lat...
allowed
28e7d7bb8d161c12af3519554fcb18f7
keep
[]
[ 5, 8.699999809265137, 7, 8.699999809265137, 10, 9.199999809265137, 10, 7, 7.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20140820021355-00215-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.3.gz
598,405,412
8,937
35,343
http://www.sonblogum.info/sivas-kongresi-tarihi-sivas-kongresi-sonucu.html
text/html
2014-08-30T20:30:41
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9990000128746033, 0.0010000000474974513, 0.00009999999747378752 ]
Sivas Kongresi Tarihi – Sivas Kongresi Sonucu Sivas Kongresi’nin toplanma fikri Amasya Genelgesi’nde ortaya atılmıştı. Kongrenin amaçları; -Doğu Anadolu, Batı Anadolu ve Trakya’yı, yani bütün ülkenin milli bütünlüğünü sağlamak, -Bölgesel olan Erzurum Kongresi’nde alınan kararları, milli bir kongrede kabul edilmesini sağlayarak millete mal etmek. Sivas Kongresi, Anadolu’nun her yöresinden gelen delegelerin katılımıyla başladı. Kongrede en çok tartışılan konu vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının nasıl sağlanacağı oldu. Sivas Kongresi Kararları: 1. Vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığın sağlanması konusunda Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar aynen kabul edildi. 2. Anadolu ve Rumeli’de faaliyet gösteren bütün milli cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi. 3. Manda ve himaye düşüncesi kesin olarak reddedildi. 4. Türkiye’ye karşı istila (işgal) emeli beslemeyen (herhangi bir devletin teknik, endüstriyel ve ekonomik yardımının alınabileceği kabul edildi. 5. Temsil Heyeti’nin yetkileri bütün vatanı temsil edecek şekilde genişletildi. Bir önceki yazımız Apse Nedir Diş Apse Nedir isimli makalemizi de okumanızı tavsiye ederiz.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
a1ee71e1fe0bfa7908e74fa52d57e04e
keep
[]
[ 6.5, 8.800000190734863, 10, 9.300000190734863, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074102-00293-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.14.gz
650,447,977
25,932
83,483
http://www.msxlabs.org/forum/tarihi-turk-devletleri/300049-turk-islam-devletleri-ilk-musluman-turk-devletleri.html
text/html
2015-03-02T12:45:16
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9987000226974487, 0.0012000000569969416, 0 ]
• Orta Asya'nın Çin egemenliğine girmesi engellenmiştir. ( Siyasi )Türklerin İslam Dünyasındaki Etkinlikleri ve Hizmetleri • Türkler, bu savaştan sonra guruplar halinde İslamiyet'i kabul etmeye başlamışlardır. ( Karluklar ) ( Dini ) • Esir alınan Çinlilerden kağıt yapım tekniği öğrenilmiştir. ( Kültürel ) Türklerin İslamiyet'i Kabul Etme Nedenleri : • İslamiyetteki tek tanrı ( Allah ) inancı ile Gök Tanrı inancı arasında pek fark bulmamaları • Türk toplumunda bulunan Ozan ve Kam'lar ile İslam Evliyaları ve Dervişlerinin birbirine benzerlik göstermesi • Cihad fikriyle, fetih fikrinin birbiriyle bağdaşması • İslamiyet'in öngördüğü doğruluk, dürüstlük,temizlik,konukseverlik gibi ahlak kurallarının, Türk ahlak anlayışına uygun olması • Ahiret inancı ve Kurban Kesme benzerlikleri • Bilimsel ve Ticari ilişkilerin etkileri. • Abbasiler döneminden başlayarak Türkler'in etkinlikleri artmıştır. Abbasilerde Türkleri devlet hizmetinde görevlendiren ilk halife "Mansur" dur.Özetle • Harun Reşid döneminde Saray Muhafızları Türklerden oluşturulmuştur. Bizans sınır boylarında (Uc), Türklere görevler verilmiştir. • Me'mun ve Mu'tasım dönemlerinde Türkler'in askeri etkinlikleri arttı. Mu'tasım döneminde Türkler için "Samerra" şehri kuruldu. • Azerbaycan'da başlayan ve devleti (Abbasileri) tehdit eder hale gelen Babek isyanı, Mu'tasım döneminde Türkler tarafından bastırılmıştır. • Büyük Selçuklular, Abbasi Halifesini Büveyhoğullarının baskısından kurtardılar. • Batı'da Bizans ve Haçlılara karşı, doğuda Moğol tehlikesine karşı İslam dünyasını Türkler korumuşlardır. • Değişik bölgelerde kurmuş oldukları devletler yoluyla İslamiyet'i batı ve doğu'da yaydılar. • İslam uygarlığının gelişmesine büyük katkıda bulundular. (Farabi, İbn-i Sina, Biruni, Harezmi, İbn-i Türk önemli Türk Bilim adamlarıdır.) • Eğitim ve Öğretim Kurumları açısından İslam dünyasının gelişmesini sağladılar (Nizamiye Medresesi) • İslam Sanatına' da katkıda bulunmuşlardır. • Kurucu : Mahmut3. Kirman Selçukluları (1048 - 1187): • Merkez : Merv • Harzemşahlar son verdi. • Kuruluş Bölgesi: İran4. Suriye Selçukluları (1069 - 1118): • Kurucu: Kavurd (Çağrı Bey'in oğlu) • Oğuzlar son verdi. • Merkez: Dımaşk (Şam)5. Türkiye (Anadolu Selçukluları (1075 - 1308): • Kurucu: Tutuş (Alp Arslan' ın oğlu, Melikşah' ın kardeşi) • Dımaşk ve Halep olarak iki kola ayrılmıştır. • Halep koluna Artuklular son verdi. Dımaşk kolu iç karışıklıklar sonucu sona erdi. • Merkez: İznik - Konya • Kurucu: Kutalmışoğlu Süleyman Şah • 1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollara bağlı duruma gelmişler, Sultan II.Mesut'un ölümüyle son bulmuşlardır. • Merkez: Şiraz2. İldenizliler (Azerbaycan Atabeyliği) (1146 - 1225): • Kurucu: Sungur • İlhanlılar son verdi. • Merkez: Tebriz3. Beğteginoğulları (Erbil Atabeyliği) (1144 - 1232): • Kurucu: Şemsettin İldeniz • Harzemşahlar son verdi. • Merkez: Erbil4. Böriler (Şam Atabeyliği) (1128 - 1154): • Kurucu: Beğ-Teginoğlu Ali • Varisi olmadığı için, vasiyet gereği Abbasi Halifeliğine katıldı • Merkez: Dımaşk (Şam)5. Zengiler (Musul Atabeyliği) (1127 - 1259): • Kurucu: Böri • Zengiler son verdi. • Merkez: Musul6. HARZEMŞAHLAR (1097 - 1231) • Kurucu: İmadeddin Zengi • İlhanlılar son verdi. • Merkez: Gürgenç7. EYYUBİLER (1174 - 1250) • Kurucu: Atsız • Ceyhun nehrinin doğduğu bölgenin iki tarafına Harzem ( Harezm ) denilmiştir. • Harzemşahlar Moğollarla mücadele ederek yıpranmışlar, batıya çekilmişler, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından ortadan kaldırılmışlardır. • Kuruluş Bölgesi : Mısır8. MEMLUKLAR (1250 - 1517) • Kurucu : Selahattin Eyyubi • Mısır 'da Fatımilere son vererek kuruldular. • Selahattin Eyyubi , Filistin,Suriye,Irak'ı alarak Güneydoğu Anadolu' ya kadar sınırlarını genişletti. • Hıttin (Hattin) savaşında (1187) Kudüs kralını yenilgiye uğratarak, Kudüs'ü ele geçirdi. * Üçüncü haçlı seferine sebep olmuştur. • Eyyubiler ve Moğollar son verdi. • Kuruluş Bölgesi: Mısır • Kurucu: Aybey • Memluk (Kölemen): Eyyubilerin köle olarak alıp yetiştirdikleri Türk Gençlerinden oluşan askerlere verilen isim.Aybey bunlardan birisiydi. • Moğollar ve Haçlılarla mücadele ettiler. • Ayn-ı Calut savaşında Moğolları yenilgiye uğratarak, Suriye ve Mısır'a girmelerini engellediler. • Sultan Baybars, Anadolu'ya yardım'a gelerek Moğolları yenilgiye uğrattı. • Abbasi Halifeliğini Mısır'da sürdürme politikası izlediler. Amaç İslam dünyası liderliğidir. • Osmanlılar'la özellikle Ramazanoğulları ve Dulkadıroğulları beyliklerini egemenlik altına alma mücadelesine girdiler. • Fatih döneminde bozulan ilişkiler, II.Bayezıt döneminde savaşlara dönüştü. • Yavuz Sultan Selim Mısır seferiyle, Mercidabık ve Ridaniye savaşları sonucu, Memluklar'a son verdi. "Türkler, İslamiyeti samimi olarak, kendi istekleriyle, hiçbir zorlama ve dış baskı olmaksızın kitle halinde kabul edince, tarihlerinin yeni bir devresine ayak basmış oluyorlardı Türkler müslüman olmak suretiyle Türklüklerini kemale erdirmiş, adeta tamamlamışlardı."Müslüman Olmayan Türklerin Akibeti (Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, s.47)
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "sun_Latn", "tur_Latn", "azj_Lat...
allowed
24fdd9a0bd2f5853aa9de74c84ee5ede
keep
[]
[ 5.5, 9.800000190734863, 10, 7.699999809265137, 9.100000381469727, 9.600000381469727, 9.800000190734863, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226075646-00044-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
587,034,590
8,539
26,221
http://www.mainboard24.com/kimya/711000-aluminyumun-elde-edilmesi.html
text/html
2015-03-07T01:39:32
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0 ]
alüminyumun elde edilmesi nedir - alüminyum nasıl elde edilir - alüminyumun hakkında Alüminyumun bir metal olarak varlığı, yaklaşık 200 yıl önce ünlü Fransız kimyacısı Antoine Laurent Lavoisier tarafından ortaya konulmuş olmakla birlikte, gerek kendisi ve gerekse birçok metali elektroliz yoluyla elde etmiş olan Humphry Davy, metali saf olarak elde edememişlerdir. 1825′te Hans Christian Oersted, alüminyum klorürü önce potasyum amalgamıyla ısıtıp ardından civayı damıtarak metalsi parlaklık gösteren bir toz biçimindeki alüminyumu elde etmeyi başarmıştır. Bununla birlikte 1850′lere kadar önemli sayılabilecek miktarda alüminyum elde edilmemiştir. 1827′de Friedrich Wöhler, indirgen olarak metalik potasyum kullanarak alüminyumu küçük tanecikler biçiminde elde etti. Özelliklerinin incelenmesine olanak verecek miktarda alüminyum metalinin elde edilmesi, 1854′te Henri Sainte-Claire Deville tarafından sodyum alüminyum klorürün metalik sodyumla indirgenmesiyle elde edildi. 1886′da ABDde Ohio Oberlin Koleji öğrencilerinden Charles Martin Hail (1863-1914) ve onunla hemen hemen aym zamanda Fransada elektrokimyacı Paul L. V. Heroult (1863-1914) birbirinden bağımsız olarak alüminyum oksitin erimiş kriyolitteki çözeltisini elektroliz ederek metalik alüminyumu elde ettiler. Alüminyum elde edilmesinde günümüzde kullanılan yöntem, bu yöntemin geliştirilmiş biçimidir ve Hall-Heroult yöntemi olarak adlandırılır. Alüminyumun elde edilmesi iki aşama üzerinden yürür. İlk işlem, elektrolizde kullanılacak olan saf alüminyum oksitin (alümin) hazırlanması ve ikinci işlem de bunun elektrolizidir. Saf alüminin hazırlanması Alüminyum doğada çeşitli bileşikleri biçiminde bulunmakla birlikte bunların arasında alüminyum elde edilmesi bakımından önem taşıyan boksit mineralidir. Boksit adı, alüminin hidratları için kullanılan genel bir addır ve gibsit ile böhmet mineralleri de boksit olarak adlandırılır. Buna göre, boksit denildiğinde yabancı maddeler içeren alümin hidrat anlaşılır. Boksit ortalama olarak % 58 AI2O3, % 30 su ve yabancı madde olarak % 5 Fe2O3, % 5 SiO2 ve % 2 TiO2 içerir. Boksitten saf alüminin elde edilmesinde kullanılan başlıca yöntem Bayer Yöntemidir. Eskiden 1859-1895 arasında kullanılmış olan ve boksitin soda ile eritilmesi üzerine temellenen Sainte-Claire Deville Yöntemi ekonomik olmaması nedeniyle bırakılmıştır. Bayer yönteminde boksit minerali önce yıkanarak kil ve benzeri kaba kirlerden kurtarılır, sonra ince öğütülerek büyük tanklara doydurulur ve üzerine sodyum hidroksit çözeltisi katılır. Daha sonra 3,6 atmosferlik basınçta (138-140°C) buhar altında tutularak alüminin, alüminat biçiminde çözünmesi sağlanır. Karışımın durulmasından sonra çözelti süzülerek, çökeltiden ayrılır. Çökelti çok miktarda demiroksit içerir ve bu nedenle kırmızı çamur olarak adlandırılır. Süzülen alüminat çözeltisi tanklara alınır ve daha önceki çalışmalarda ele geçen AI2O33H2O üzerinde bırakılıp aşılanarak soğutulur. Bu sırada hidrolizlenen alüminat AI2O33H2O biçiminde çöker ve sodyum hidroksit yeniden kazanılır. Ayrılan alümin trihidrat (AI2O33H2O) genellikle 1000°C nin üzerinde döner fırınlarda kızdırılarak saf alümin elde edilir. Saf alüminden alüminyum elde edilmesi Hazırlanan saf alüminden alüminyumun elde edilmesi için elektroliz ve elektrotermik indirgeme yöntemlerinden yararlanılır. Elektroliz yöntemi Hall-Heroult yöntemidir. Bu yönteme göre, alüminin erimiş kriyolit (Na3AlF6) içindeki çözeltisi elektrolizlenir. Alüminin erime noktası 2000°C dolayındadır. Ortalama kriyolit katılarak 1000°Cnin altında erimesi sağlanır. Elektroliz hücresi, karbon ile astarlanmış çelik bir sandıktır. Astar için, kok, katran ve zift karışımı sandığa sıvanır ve ardından yüksek sıcaklıkta pişirilir. Elektrolizde hücrenin kendisi katot (eksi elektrot) görevini görür. Karbon anotlar da aynı biçimde hazırlanırlar ve genellikle dikdörtgen kesitli olarak yapılır. Anotlar aşağı yukarı hareket edebilirler. Elektroliz işlemi sırasında anotlar oksitlenerek karbondioksit oluştururlar. Elektroliz işleminin başlangıcında anotlar kabın dibine kadar indirilir ve akım verilir. Bu sırada ortama azar azar kriyolit katılır ve katılan kriyolit eridikçe hem anotlar yavaş yavaş yukarı kaldırılır ve hem de kriyolit katılması sürdürülür. Elektroliz kabı bütünüyle erimiş kriyolit dolduktan sonra, % 5-8 oranında saf alümin katılarak elektrolize başlanır. Alümin elektrolizlendikçe, ortama katılarak, oranının sabit kalması sağlanır. Elektroliz sonucu oluşan ve yoğunluğu kriyolitten büyük olduğu için elektroliz hücresinin dibinde toplanan erimiş alüminyum metali zaman zaman dibte bulunan bir tıpa açılarak alınır. Elektroliz hücrelerinin büyüklüğü uygulanan akıma bağlıdır. Genellikle 5-6 volt gerilimde, 20-50 bin amperlik doğru akım uygulanır. Günümüzde ortalama 20 ton kapasiteli 100-200 elektroliz hücresi seri olarak bağlanarak çalıştırılır. Kuramsal olarak kullanılan elektriğin kilowatt saat başına 42 gram alüminyum elde edilmesi gerekirken gerçekte 32-34 gram ve bazı çok iyi çalışan işletmelerde 40 gram dolaymda alüminyum elde edilir. Elde edilen 1 ton alüminyum için 2 ton alümin (4 ton boksit), 50 kilogram fuorür, 400 kilogram pişirilmiş anot harcanır. Önceden pişirilmiş anot yerine, işlem sırasında anot oluşturan Söderberg anotları kullanılır. Bu durumda 1 ton alüminyum için 500 kilogram Söderberg hamuru harcanır. Elektroliz yönteminin uygulanmasından birkaç yıl sonra yılda 2000 ton olan alüminyum üretimi 1972′de yılda 10 milyon tona ulaşmıştır. Elektroliz sonucu ele geçen alüminyum genellikle % 99,5 saflıktadır ve % 0,1-0,4 demir ile % 0,1-0,35 silisyum içerir. Alüminyumun elektrotermik indirgenmesi Alüminin doğrudan karbon ile indirgenmesi, uygulamada olanaksız olmakla birlikte işlem demir, bakır ve silisyum gibi metaller varlığında yapılabilir. Bu durumda alüminyum alaşımları ele geçer. Bazı özel amaçlar için uygulanan bir yöntemdir. Alüminyumun elektrolitik saflaştırılması Elde edilen alüminyum, bilinen yöntemlerle saflaştırılamadığından uygulamada istenilen saflıkta bir ürün elde edebilmek için metalin yerine kullanılan boksitin olanak oranında saflaştırılması yoluna gidilir. Buna karşın elde edilen alüminyumun saflığını % 99,9 değerinin üzerine çıkarma olanağı bulunamamıştır. Genellikle % 99,5 saflıktaki alüminyum çeşitli amaçlarla kullanılmakla birlikte, özellikle elektrik iletkenlerinin yapımında çok saf alüminyuma gerek duyulur. Ayrıca, metalin içinde az oranda bulunan safsızlıklar, kimyasal maddelere karşı dayanıklılığını büyük oranda azaltır. 1924′te elektrolitik saflaştırma yönteminin bulunmasıyla % 99,99 saflıkta alüminyum elde edilebilmiştir. Bu yöntemde elektroliz hücresinde üç sıvı katmanı vardır. En alttaki katman, anot görevini gören ve % 25 ya da daha çok bakır içeren erimiş bir bakıralüminyum alaşımıdır. Bunun üzerinde yoğunluğu biraz daha az olan kriyolit, alüminyum fluorür, baryum fluorür ve alüminden oluşmuş ikinci bir sıvı karışım bulunur. En üstteki katman ise saf alüminyumdan oluşmuş katottur. Elektrik bağlantısı için bu katmana grafit çubuklar sokulur. Çalışma sırasında anotu oluşturan alaşımdaki alüminyum çözünerek ortadaki elektrolit katmanına geçer ve katotta da buna eşdeğer miktarda saf alüminyum toplanır. Saf alüminyum zaman zaman alınır ve alttaki anot alaşımına düşük saflıktaki alüminyum katılır. Elektroliz işlemi 700-750°C arasında yapılır. Elektroliz kabı dibi karbon ve içi magnezya tuğlarıyla döşenmiş bir teknedir. alıntı ZELAL - 23.02.2013 - 14:49
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "kmr_Latn" ]
allowed
c7a3ff2e0c89985c0b76b5297a1efed8
keep
[]
[ 8.800000190734863, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 9.399999618530273, 10, 4, 10 ]
./CC-MAIN-20141024030053-00137-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.1.gz
880,239,320
18,084
99,325
http://www.test-coz.net/2013/03/isi-ve-sicaklikla-ilgili-gunluk-hayatta.html
text/html
2014-10-26T00:59:58
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
ısı ve sıcaklıkla ilgili günlük hayatta yanlış kullanılan cümleler, ısı ve sıcaklıkla ilgili günlük hayatta yanlış kullanılan örnekler, ısı ve sıcaklığın yanlış kullanımı, ısı ve sıcaklığın günlük hayattaki yanlış kullanımı ISI VE SICAKLIKLA İLGİLİ GÜNLÜK HAYATTA YANLIŞ KULLANILAN CÜMLELERE ÖRNEKLER ISI VE SICAKLIK Günlü hayatta bilindiği gibi, ısıtılan maddenin sıcaklığı artar, soğutulan maddelerin ise sıcaklığı azalır. Yani ısı ve sıcaklık birbiriyle ilgili fakat aynı şey değildir.Bu iki kavram birbirine karıştırılmamalıdır. Hava ısısı 30 C tır. Cümlesi yanlış kullanılan bir cümledir. Doğrusu, “Havanın sıcaklığı 30 C tır” cümlesidir. Isı ile sıcaklık aynı nicelik değildir. Fakat sıcaklığın değişmesi için ısı alış verişinin olması gerekir. Maddelerin her üç halinde de moleküller hareket ve titreşim halindedir. Dolayısıyla moleküllerin bir hızı yani kinetik enerjisi vardır. Sıcaklık madde moleküllerinin ortalama hızları ile orantılı fiziksel bir büyüklüktür. Isı ise, moleküllerin kinetik enerjilerinin toplamı ile ilgili bir enerji çeşididir veya maddeye verilen yada maddeden alınan enerji çeşidine ısı enerjisi denir Bir kibrit alevi ile yemeğimizi pişiremeyiz. Genellikle evlerimizdeki ocaklarda 12 kg’lik tüpler içinde sıvılaştırılmış petrol gazı kullanırız. Bu tüp içindeki gaz yandığında yaklaşık 40 gün yemeğimizi pişirebiliriz. Aynı gazı verdiği ısı ile odamız 7-8 gün ısıtılabilir. Çünkü tüpün içindeki ısı kibrit alevinin verdiği ısıdan çok fazladır. Bir ton taş kömürünün verdiği ısı, iki ton linyitin verdiği ısıdan daha fazladır. Bu yüzden ton başına fiyatı linyitin iki katı da olsa linyit yerine taş kömürü alan karlıdır. Çünkü aynı para ile daha çok ısı satın almaktadır. Sonuç olarak ısı alınıp satılan bir enerji çeşidi olmaktadır. Isı enerjisi doğrudan ölçülemez. Isı miktarı hesapla bulunur. Birimi joule ‘dir. Isıyı ölçmede kullanılan araç ise kalorimetredir. Her gün dinlediğimiz hava raporlarında derece santigrat cinsinden verilen değerler sıcaklıklardır. Giyimimizi havanın sıcaklığına göre ayarlarız. Denize girerken bizim için önemli olan suyun sıcaklığıdır. Sıcak maddenin, soğuk maddeden daha yüksek olan özelliği sıcaklığıdır. Maddelerin sıcaklığı doğrudan ölçülebilir. Sıcaklığı ölçmede kullanılan araç termometredir. Birimi ise santigrat derecedir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "smo_Latn", "tur_Latn", "smo_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "fao_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
8ca6c7502f4b7bf5a67673a348a0469d
keep
[]
[ 8, 10, 10, 10, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20140909045838-00246-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
871,123,019
23,097
99,089
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=195813
text/html
2014-09-02T13:56:18
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9990000128746033, 0.0010000000474974513, 0 ]
Esat Çağlar/ Dünya Bülteni İskilipli Atıf Hoca, 1874'te İskilip'in Tophane köyünde doğdu. İlk eğitimini köyündeki medreseden alan Atıf Hoca, daha sonra İskilip'in tanınmış alimlerinden Abdullah Efendi'den fıkıh ve tefsir dersleri aldı. Ailesinin itirazlarına rağmen İstanbul'a giderek ilim tahsilini devam ettirmek istedi. Fatih Camii medresesinde ders gören Atıf Hoca 1902'de girdiği ruus sınavını vererek İstanbul müderrisliğine hak kazandı. Fatih medresesinde müderris olarak ders verirken aynı zamanda Darulfünun Üniversitesine devam etti. Darulfünun'un İlahiyat bölümünden mezun olan Atıf Hoca İstanbul Kabataş Lisesi'ne Arapça öğretmeni olarak atandı. Medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini gidermek için bir rapor hazırladı ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sundu. Fakat rapor köklü değişiklikler içermesi ve dairedeki bazıkişilerin çıkarlarına dokunması nedeniyle Şeyhulislamlık makamına şikayet edildi. Şeyhuilislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürüldü. Kırım'dan Varşova'ya geçen Atıf Hoca, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a dönen Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. İttihatçılarla yıldızı barışmayan Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklandı. Fakat mahkeme suçsuz buldu ve serbest bıraktı. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler. Atıf Hoca medreselerde fahri olarak ders vermeye İttihatçılara karşı İttihad-i Muhammed-i içerisinde yer alır. Mebus seçilmesi ittihatçılar tarafından engellenir. Mahmut şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İ İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır. 1.5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebul2ula Mardin Huzur dersleri adlı eserinde suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini söyler. Alemdar ve Mahfel gibi gazete ve dergilerde yazılar yazan Atıf Hoca Şeriat Medeniyet-i , Mirat'ul İslam gibi eserlerini bu dönemde yazar. Eserlerinde medeniyet, terakki, eğitim sosyal hayat, İslam nizamı, örtünme, ahlak, hukuk gibi konulara vurgu yapar. Siyasi yazılar yazar ve İttihatçıların din-siyaset ayrımına karşı çıkar. Mustafa Sabri Efendi sayesinde veliaht Vahdettin'le tanışır ve veliahtla kişisel dostluk kurar. Birinci Dünya Savaşı'nın sona İttihatçı liderlerin ülkeyi terk etmesiyle Atıf Hoca Fatih dersiamlığı görevine dönerek başta fıkıh ve tefsir, Arapça dersleri vermeye devam eder. 1918'de hilafet-i aliye ve Medresetül Kudat'ta da dersler verir. Hürriyet ve İtilaf Partisinin İktidara gelmesi ile İptida medresesinin umum müdürlüğüne getirilmişse de Hürriyet ve itilafçıların İngiliz yanlısı siyaset izlemelerine Alemdar gazetesinde yazdığı yazılarla karşı çıkmıştır. İskilipli Atıf Hoca Mondros mütarekesine ilk tepkiyi koyanlardan birisidir. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte Müderrisin cemiyetini kurar, Mustafa Sabri Efendi'nin şeyhülislamlığa getirilmesinden sonra cemiyetin başkanlığı görevini üstlenir. Cemiyet başlangıçta bir ulema meclisi iken daha sonra Anadolu'nun itilaf devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra ismini Teal-i İslam Cemiyeti olarak değiştirir. İzmir'in işgal edilmesine karşı ilk karşı beyanname hazırlayan cemiyet Teal-i İslam Cemiyetidir. Bu beyannamede işgalciler eleştirilmiş, yurdun her sathında mücadele edilmesi için çağrı yapılmıştır. Cemiyet kurtuluş olarak halifeye bağlı kalmayı halifeliği kurtarmayı esas almıştı. Çünkü halifelik cemiyete göre İslam'ı ve Müslümanları temsil eden bir makamdı. Halifeliğin işgal kuvvetlerin hakimiyetine geçmesi Müslümanlar için bir felaket olurdu, bu nedenle işgalcilere karşı Müslümanlar halifelik şemsiyesi altında tek vücut olmalıydılar. İngilizler iktidardaki Hürriyet ve itilaf Partisi'nden Anadolu'da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı bir fetva yayınlanmasını Şeyhülislamlıktan ister. Atıf Hoca bu şekilde bir fetvanın yayınlanmasına karşı çıkar fakat fetva hazırlanır ve Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi'nin karşı çıkmalarına rağmen fetva cemiyet bildirisi şeklinde yayınlanmak istenir. Atıf Hoca bu fetvanın cemiyet adına yayınlanmasına karşı çıkar ve bildiriye imza ve mühür basmaz. Teal-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak uçaklarla atılan bu fetvaya karşı Atıf Hoca, Vakit gazetesine bir tekzib yazısı gönderir. 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920, No: 1032 Vakit gazetesinde çıkan tekzib yazısında Atıf Hoca memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söyler ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söyler. 1922'de Dolmabahçe Sarayında Huzur dersleri verir. Bu dönemde özellikle batılılaşma karşıtı yazılar yazar. Tesettür-ü Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat (İslam dininde İçki Yasağı), Frenk Mukallitliği ve Şapka kitaplarını kaleme alır. Şapka hakkında ki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra Şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. Şevket Süreyya Aydemir, Tahirül Mevlevi, Hasan Tahmilci, kızı Melahat Hanım Atıf Hoca'nın Şapkaya muhalefet etmekten tutuklandığını belirtmişlerdir. İskilipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı Eski Meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak idam edilmiştir. Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında; Hatay Cumhuriyeti’nin kurulması, Denizli valisi Recep Yazıcıoğlu’nun kaza geçirmesi, General Trikopis’in esir alınması, Cibali yangını, Japonya’nın teslim olması var… Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında; II.Dünya Savaşı Başlaması, Galatasay Lisesi’nin açılması, Fransızların Sedan savaşında Almanlara yenilmesi, Hicaz demiryolu inşaatına başlanması olayları var… Tarihte bugün gerçekleşen olaylar arasında; II.Abdülhamid tahta çıkması, İmam Buhari’nin vefat etmesi, Sarp sınır kapısının açılışı ve Bağdat’ta köprü faciasının yaşanması var… Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında; Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılması, Irak Kürtlerinin Türkiye’ye sığınması, İran Cumhurbaşkanına suikast düzenlenmesi, NATO’nun Sırplara hava saldırısı gerçekleştirmesi var… Sultan V. Mehmed Reşad’ın cenaze merasimi ve Eyüp’te kendi yaptırdığı türbeye defnedilmesinden sonra Sadrazam Talat Paşa’ya ilettiği bu karar akabinde Topkapı Sarayı’nda, Osmanlı tarihinin son “cülus” yani “tahta çıkış” merasimi yapıldı. Tarihte bugün gerçekleşen olaylar arasında; Tarihin en kısa süren meydan savaşı ‘’Mohaç Savaşı’’, Yavuz Sultan Selim’in adına halife olarak hutbe okunması, Nazım Hikmet’e 28 yıl hapis cezası verilmesi var… Böylece Meclis-i Umumi’de yemin etmek suretiyle tahta geçen ilk padişah Sultan Mehmet Reşat oldu. Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında; Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi. Saraybosna Markale pazarında patlama olması, Kocatepe Camii’nin ibadete açılması olayları yer alıyor… Sadece 1830 yılından sonra Sadrazam değişiklikleri esas alınacak olursa Ahmed Tevfik Paşa’nın son kabinesine kadar geçen sürede 86 hükümet kuruldu. Tarihte Bugün gerçekleşen olaylar arasında; Şam-Medine Demiryolu’nun açılması, Kuşçubaşı Hacı Sami’nin öldürülmesi, Kellog Paktı’nın imzalanması ve Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ’da zorunlu ikamete tabi tutulması var… Yüz Gün’ün belirleyici muharebesi 18 Haziran 1815 günü Waterloo’da yapıldı. Bir gece önce yoğun bir yağış alan bölge çamura dönmüştü. Bu sebeple Napolyon yerlerin kurumasını bekleyecek ve saldırısını saatlerce geciktirecekti. Tarihte bugün gerçekleşen olaylar arasında; Sultan Alparslan’ın Anadolu’nun kapılarını Türklere açması, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin ilanı, Büyük Taarruzun başlaması, Ermenilerin Osmanlı Bankası baskını gibi olaylar yer almakta… Osmanlı İmparatorluğu’nda, son “Sadrazamlık” ataması VI. Mehmed Vahidüddin tarafından Takvim-i Vekayii’nin 3988 sayılı nüshasında yayınlanan “Sadaret Hatt-ı Hümayunu” ile yapıldı. Tarihte bugün gerçekleşen olaylar arasında; Galatasaray’ın Süper Kupa’yı alması, Ahmet Muhtar Paşa’nın Gedikler Muharebesini kazanması, Emeklilik yaşının 60’a çıkarılması, Üzeyir Garih’in esrarengiz bir cinayete kurban gitmesi gibi olaylar var… Tarihte bugün gerçekleşen olaylar arasında; Osmanlı Devleti’nin ilk kez dış borç alması, Mercidabık savaşı, Pompei Şehrinin yok olması, Mainz’de 6000 Yahudi’nin öldürülmesi, Saint Bartelemy katliamı gibi olaylar bulunmakta… Osmanlı'da birçok “Hariciyye Nazırı” (Dışişleri Bakanı), “Sadrazamlık” yani “Başbakanlık” makamına kadar yükseldi.
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
ba60b8c78696bef3a319b7242d295ee8
keep
[]
[ 8.899999618530273, 9.800000190734863, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 8, 6.099999904632568 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00202-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.13.gz
272,281,043
20,095
68,648
http://tr.wikipedia.org/wiki/Radyoaktivite
text/html
2015-03-03T03:29:37
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Radyoaktivite Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik) , atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun da, birçok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır. Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir. Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. Bazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir. Radyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. Bazı bilim insanları bu makineleri üzerinde çalışabilecekleri radyasyonu üretebilmek için kullanırlar. Röntgen cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vucudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar. Nükleer silahlar (atom bombaları), yapıları tahrip etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun II. Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, II. Dünya Savaşı’ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş’ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir. Nükleer reaktörler elektrik üretmek için kullanılmaktadırlar. Bunlar da çok miktarda radyasyon meydana çıkarırlar, bu nedenle radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde dikkatlice inşa edilirler. Fakat birçok insan, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zarar verebileceğinden endişe duymaktadır. 26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve kanserojen etkileri Sovyetler Birliği, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’yi de içine alan geniş bir alanda bugün dahi hissedilen büyük felaket, bu korkunun başlıca temelidir. Öte yandan, nükleer reaktörlerin parçaları ve atıkları büyük sorun oluşturmaktadır. Kimi parçalar, yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca radyoaktif kalabilmekte ve çevreye zarar verebilmektedir. Bu nedenle, bunların güvenli bir şekilde nasıl saklanması gerektiğine ilişkin tartışmalar, günümüzde bile canlılığından bir şey kaybetmiş değildir. Konu başlıkları Tarih[değiştir | kaynağı değiştir] Bu olayı ilk kez 1 Mart 1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel uranyum üzerinde ortaya çıkarmıştır. Becquerel, buluşunu 1898 yılına kadar Becquerel ışınları olarak adlandırmış, daha sonra ise bu buluşuna, radyoaktivite ismini vermiştir. Özellikleri[değiştir | kaynağı değiştir] Doğada kendiliğinden radyoaktif olan bazı elementler vardır, bunlar dört grupta ele alınır: - Radyum grubu: Bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla kararlı kurşun 206'ya dönüşür. - Aktinyum serisi: Bu seri uranyum 235 ile başlar ve kurşun 207'ye dönüşerek biter. - Toryum serisi: Adını aldığı toryum 232 ile başlar ve kurşun 208 ile son bulur. - Neptünyum serisi: Neptünyum 237 ile başlayıp, bizmut 209 ile biter. Radyoaktifliğin tipleri[değiştir | kaynağı değiştir] Bu serilerde radyoaktifliğin çeşitli tipleri ile karşılaşılır: - a (Alfa) ışıması: İki Nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir Helyum çekirdeği yaymaktır. Bu ışıma sonucunda, proton ve nötron sayıları 2'şer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile yeterli olur. - B (Beta) ışıması: Pozitron veya elektron yayımıdır. Pozitron, elektronun antimaddesidir ve elektron yayımlamanın tam tersi olarak gerçekleşir. Beta ışımaları alfa taneciklerine göre daha hızlıdır. Durdurulmaları daha zordur. Yüklü oldukları için manyetik alanda sapma gösterirler. 1 nötron; 1 protona dönüşürken 1 elektron ve 1 antielektron nütrinosu fırlatır. Buna Beta ışıması denir.Proton sayısı 1 artar. Nötron sayısı 1 azalır. Kütle numarası değişmez. 1 proton; 1 nötrona dönüşürken 1 pozitron ve 1 elektron nütrionusu fırlatır. Buna Pozitron ışıması denir. Proton sayısı 1 azalırken, nötron sayısı 1 artar. Kütle numarası değişmez. - Y (Gamma) ışıması: Bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren bir foton yayımıdır. Foton olduğu için ışık hızında ilerler. Kuvvetli nüfuz eder. Durdurulması çok güçtür. Yüksüz olduğu için manyetik alanda sapma göstermez. Foton olduğu için bir etkin kütlesi vardır ve bu kütle sayesinde kütle çekimine yakalanır. Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olurlar. Göz önüne alınan element çekirdeğin yarısının parçalanması için gerekli süreye Periyot (radyoaktiflik) veya yarılanma süresi denir. Çekirdeğin yapısı, en önemli unsurdur. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri ( 10-12 ) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşan periyotlar olduğu bilinmektedir. Nükleer tepkimelerde, doğada bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Bu olaya suni radyoaktiflik denir. Yapay Çekirdek Reaksiyonları[değiştir | kaynağı değiştir] Çekirdeği kararsız, radyoaktif bir atomun hiçbir dış etkiye bağlı kalmaksızın, kendiliğinden ışımalar yaparak başka çekirdeklere dönüşmesi olayına doğal radyoaktiflik denir. Doğal radyoaktif çekirdek tepkimeleri; - X ===> Y + (ışıma) şeklindedir.Tepkimedeki X, doğal radyoaktif atomu, Y ise oluşan yeni atomu göstermektedir. Radyoaktif olmayan bir atom çekirdeğinin, temel taneciklerle(alfa,nötron,proton,...) bombardıman edilerek kararsız çekirdek haline dönüştürülmesi olayına yapay radyoaktiflik denir. Yapay radyoaktif çekirdek tepkimeleri, - X + a ===> Y + (ışıma) şeklindedir.Tepkimedeki X kararlı çekirdeği, a ise bombardıman taneciğini gösterir.X, bombardıman edilerek Y kararsız taneciğine dönüşürken bir de ışıma yapmaktadır.Oluşan Y çekirdeği, doğal radyoaktif bozunmaya uğrayarak başka çekirdeklere dönüşür. - Doğal radyoaktiflik olaylarında bozunma, ışıma ve fırlatma gibi ifadeler kullanılırken yapay radyoaktiflikte bombardıman ifadesi kullanılır. Bombardıman etme işlemlerinde kullanılan en uygun tanecik nötrondur.Çünkü nötron yüksüz olduğu için çekirdek tarafından itilmez ve böylelikle kolayca etkileşime girilebilir. Fisyon(Bölünme)[değiştir | kaynağı değiştir] Fisyon, kütle numarası çok büyük bir atom çekirdeğinin parçalanarak kütle numarası küçük iki çekirdeğe dönüşmesi olayıdır. Fisyon reaksiyonlarında radyoaktif elementler kullanılır ve tepkimeler için bir ilk enerjiye (aktiflenme enerjisi) ihtiyaç vardır. Reaksiyon sonucunda kararsız çekirdekler ve nötron oluşur. Oluşan nötronların her biri yeni bir uranyum atomu ile tepkimeye girer. Bu esnada açığa çıkan nötronlar ortamdan uzaklaştırılmazsa tepkime zincirleme olarak devam eder. Füzyon(Kaynaşma)[değiştir | kaynağı değiştir] Nükleer füzyon, nükleer kaynaşma ya da kısaca füzyon; iki hafif elementin nükleer reaksiyonlar sonucu birleşerek daha ağır bir element oluşturmasıdır. Çekirdek tepkimesi olarak da bilinen bu tepkimenin sonucunda çok büyük miktarda enerji açığa çıkar. Bu işlemle oluşturulabilecek en ağır element demirdir. Radyoaktifliğe Etki Eden faktörler[değiştir | kaynağı değiştir] Bir maddenin radyoaktifliğine etki eden en önemli faktör, maddenin atomlarının çekirdekleri ile ilgilidir. Nötron proton dengesizliği radyoaktiviteye neden olur. Bunun dışında sıcaklık da radyoaktiviteye etkiler. Sıcaklık arttıkça radyoaktif bozunma hızı azalır. Bunu veren formül de şu şekildedir ; Bu ifadede; Lambda , bozunma hızını k , Boltzmann sabitini T , sıcaklığı m , kütleyi c , ışık hızını temsil eder. Buna göre , maddenin sıcaklığı arttıkça bozunma hızı azalır. Ancak bu formülle ilgili bir ayrıntı vardır. Formülün payda kısmındaki ifadesi açılırsa ; paydada kalan ifadede , sıcaklığın bağlı olduğu değerinin , ifadesi yanında hesaplamaya değer bir seviyeye ulaşabilmesi için sıcaklık çok fazla olmalıdır. Oda sıcaklığında maddenin kinetik enerjisi 0,05 eV kadarken , ancak 11.000°K sıcaklıkta kinetik enerji 1 eV lik enerjiye ulaşır. Sıcaklığın , radyoaktiviteye gözle görülür bir etki yapması içinse kinetik enerji 1 GeV olmalıdır. Bu da milyarlarca kelvin dereceye eşittir. Güneşin çekirdeği bile ancak 13,600,000°K sıcaklığıa sahiptir. Yani sıcaklığın radyoaktiviteye etkisi , güneşin çekirdeğinde bile gözlemlenemeyecek kadar azdır. Gözlemleme ve deney yapma olanaksızlığı yüzünden çoğu yerde sıcaklığın radyoaktiviteye etkisi yok kabul edilse de , sıcaklık radyoaktiviteye etki eden bir unsurdur. Özellikle de dev yıldızlarda.[1][2] Radyoaktifliğin uygulamaları[değiştir | kaynağı değiştir] Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır. Bu kontrolde özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotoplarıyla aynı özellikleri göstermesinden yararlanılır. Radyoaktif uygulamalardan bazı bilim dallarında şu şekilde yararlanılmıştır: - Kimyada uygulamalar: Işınım Kimyası adında yeni bir kimya dalı gelişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin incelenmesidir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktiflik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır. - Biyoloji ve Tarımdaki uygulamalar: Radyoaktifliğin en geniş uygulaması bu alanda bulunur. Bitkinin bünyesine düşük miktarda karbon 14 verildiğinde, bünyede karbon izlenebilir. Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üzerinde büyük etki yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır, sonra öldürür. İnsan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda çok yararlıdır. Böylece çok çabuk olgunlaşan yeni bir domates türü geliştirilmiştir. - Tıbbi uygulamalar: Yok edilmesi zor olan kanser ve tümör tedavisinde metot haline gelmiştir; bu amaçla X ışınları uzun süredir kullanılıyor. - Metalurjideki uygulamalar: Radyoaktiviteden çeliğin katılaşmasını, metalürjik tepkimelerin kinetiğini vb. incelemekte yararlanılır. Bu yolla metallerin yayılması kolayca izlenir. - Tarih, Arkeoloji ve Jeolojide uygulamalar: Ahşap eşyanın veya kumaşların yapıldığı tarih, karbon 14 metoduyla kesin olarak bulunur. Bu usul eski medeniyetlerin incelenmesinde çok yararlıdır.
[ "hat_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Lat...
allowed
0dae84c0ed18f84a0285380b46966d6c
keep
[]
[ 9.300000190734863, 9.800000190734863, 10, 9.699999809265137, 10, 10, 10, 10, 7.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20141024030050-00003-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
134,287,185
9,648
42,488
http://genckitap.eniyiforum.biz/t46-9snf-enzimler-ve-ozellikleri
text/html
2014-10-25T21:09:39
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Enzimler, canlılarda devam etmekte olan binlerce reaksiyonu hızlandıran biyolojik katalizörlerdir. A. Enzimlerin Kimyasal Yapısı Enzimler yapılarına göre iki gruba ayrılır. 1. Basit enzimler Sadece protein molekülünden oluşurlar. 2. Bileşik enzimler Protein yapısına protein olmayan kofaktör veya koenzim denen yapıların bağlı olduğu enzimlerdir. Bunlara holoenzim de denir. İkinci gruba giren enzimlerde protein özelliğinde olan ve yalnızca amino asitlerden oluşan taşıyıcı kısma apoenzim, buna bağlı protein olmayan gruba ise koenzim adı verilir. Enzimlerin çoğu bileşik yapıdadır. Koenzim olmadan protein kısım iş göremez. Koenzim olarak; bazı vitaminler ve bazı mineraller (kofaktör) olmak üzere iki molekül çeşidinin herhangi birisi görev yapabilir. Prostetik grup : Organik bileşiklerdir. Apoenzim’e devamlı bağlı kalırlar. Örneğin, katalaz enzimi'nin prostetik grubu hem isimli bir moleküldür. Vitaminler : Organik bileşik olan bu yapılar geçici olarak Apoenzime bağlanırlar. Metal iyonlar : Enzim aktivitesinin çoğunda metal iyonlarına ihtiyaç vardır. Bunlara kofaktör de denir. B. Enzimlerin Çalışması Enzimler etki ettiği molekül olan substrata, anahtar-kilit uygunluğu gösterecek biçimde bağlanır. Bağlanma geçici bir süre devam eder. Reaksiyon sonunda enzim aynen kalır. Substrattan ise yeni ürünler oluşur. Bu olay geri dönüşümlü olarak da gerçekleşebilir. C. Enzimlerin Genel Özellikleri Enzimler aktivasyon enerjisini düşürürler. Tepkime sonucu enzimlerin miktarları değişmez. Reaksiyondan değişmeden çıktıkları için tekrar tekrar kullanılabilirler. Enzimatik reaksiyonların çoğu tersinir (dönüşümlü) olarak gerçekleşebilir. Bazı enzimler hücre dışında da aktiftirler. Her reaksiyon için özel bir enzim vardır. Sindirim enzimleri sindirim boşluklarına özel kanallarla taşınırlar. D. Enzim Reaksiyonunun Hızını Etkileyen Faktörler 1. Enzim ve Substrat MiktarıOrtamdaki madde (substrat) ve enzim miktarlarına bağlı olarakgerçekleşen reaksiyonların grafikte gösterimi aşağıdaki gibidir. 2. Sıcaklık Her enzim belirli bir sıcaklıkta maksimum hızda çalışır. Enzim aktivitesi 0 °C’den düşük sıcaklıkta görülmez. Fakat 0 °C’deki sıcaklık enzim yapısını bozmaz. Sıcaklık artmasıyla enzim aktivitesi artar. 40 °C den sonra tepkime hızı yavaşlar. 3. pH Derecesi Enzimler pH değişimlerine karşı çok duyarlıdırlar. Genellikle nötr ortamda en iyi reaksiyon verirler. Ancak bazı hallerde enzimler en yüksek etkinliği belirli bir pH derecesinde gösterirler. Örnek : Midedeki pepsin enzimi pH: 2 de en aktiftir. 4. Substrat Yüzeyi Enzimden etkilenen maddenin yüzeyindeki artış tepkimeyi hızlandırır. 5. İnhibitörler ve Aktivatörler Bazı kimyasal maddeler enzimleri etkisiz hale getirir. Bazı yılan, akrep zehirleri de kimyasal olarak enzim aktivitesini etkilerler. Bunlara inhibitörler denir. Bazı maddelerin ortamda bulunması enzim çalışmasını hızlandırır. Böyle maddelere aktivatör denir. Bazı iyonlar ve su aktivatöre örnek verilebilir. Her gen bir polipeptid (protein) dizisinin sentezinden sorumludur. Bu gen mutasyona uğrarsa, olayın ilgili reaksiyon basamağı gerçekleşemez ve son ürün oluşmaz.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
7b9175b63af847b9ec452b2899205d7d
keep
[]
[ 7.900000095367432, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021346-00248-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.3.gz
91,974,954
25,212
103,730
http://hikayearsivi.net/detay.asp?hid=3384
text/html
2014-08-23T13:22:04
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Doğu Akdeniz ticaretinin selameti, deniz yoluyla kutsal topraklara giden hacı adaylarının güvenilir bir biçimde bu yerlere ulaşmaları ve Akdeniz'de siyasi ve askeri üstünlüğü ele geçirmek için alınması zaruri olan Kıbrıs; II. Selim'in padişah, Sokullu Mehmet Paşa'nın sadrazam olduğu dönemde, Lala Mustafa Paşa'nın üstün gayretleriyle alınmıştı. Akdeniz ticaretinin üstünlüğünü kaybetmek istemeyen İtalyan şehir devleti Venedik, Osmanlı'nın bu zaferini sindiremedi. Avrupa'dan aldığı destekle, bugünkü Yunanistan'ın batısında bulunan, o zaman bir Osmanlı liman şehri olan İnebahtı'daki donanmamızı yaktı. Çok sayıda şehit verdiğimiz bu olayda daha fazla kayıp vermemek için Kılıç Ali Paşa 40 gemi ile İstanbul'a döndü. Bu mağlubiyetin acısını çıkartmak için sadece bir kış süresince, eski donanmanın gücüne ulaşacak büyüklükte yeni bir donanma oluşturuldu. Ve tekrar Akdeniz hakimiyeti için yola çıkıldı. Üç padişaha sadrazamlık yapmış olan Sokullu Mehmet Paşa, Venedik elçisine şu tarihi konuşmayı yaptı: - "Biz, Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik; siz, İnebahtı'da donanmamızı yakarak bizim sadece sakalımızı tıraş ettiniz. Kırılan kol bir daha yerine gelmez; fakat tıraş edilen sakal daha gür çıkar. Kaynak: Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, 2 cilt S:123 Kaynak:Padişahlardan Hazır Cevaplar,Ali Karaçam Meriç Yayınları, Şubat-2007, İstanbul Hazırlayan:www.hikayearsivi.net | KuTuL KuLuB
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
09def03635fb786872ccd8f529f05ae0
keep
[]
[ 6.099999904632568, 9.300000190734863, 8.5, 9.300000190734863, 10, 10, 10, 3, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025823-00095-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
362,643,730
17,412
71,602
http://www.bestoffrm.com/142990-charles-darwinin-ingilizce-ve-turkce-hayati.html
text/html
2014-11-01T03:08:55
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Charles Darwin Biyografi: Yaşam Charles Darwin Shrewsbury İngiltere'de Şubat, 1809 12. doğdu. Babası varlıklı bir doktor ve finansör Robert Darwin ve annesi Susannah Darwin oldu. Robert Darwin bir özgür düşünceli kimse olmasına rağmen, Charles Anglikan Kilisesi'nde annesinin dini inançları doğrultusunda vaftiz edildi. Charles 5 kardeşi vardı ve gün okula bir Unitarian Şapel ve vaiz tarafından yürütülen katıldı. 1837 yılında, Charles onun anne kuzenleri ziyaret etti. İşte bu noktada o ilk Emma Wedgwood karşılandı. O dokuz ay büyük ona dönüktü. 1938 boyunca, hasta ve düşme devam etti. Bu süre içinde, o evlilik düşünmeye başladı. O Emma evlenmek istiyordu, ama onu koyarak devam etti. Hatta Temmuz 1838 kez, ama onu ziyaret teklif etmedi. O Maer Hall Kasım ayında döndü ve nihayet Emma önerdi. O kabul etti. Onlar Ocak 1839 evlendiler. Charles ve Emma, bunların 2 bebeklik döneminde ve kızı Anne öldü 10 çocuk babasıydı zaman o 10 yaşında vefat etmiştir. Charles oldukça özenli ve fedakar baba oldu. Herhangi onun çocukları kötü düştü zaman, o ölçüde onun çocukları zayıf kalıtsal olabilir korkuyordu. Emma kuzeni olduğu için ve o tabii olarak türler arasında soyluluk etkileri araştırılmıştır Bu edildi. Anne ölümü onu harap ve kendisi içinde yardımsever bir Tanrı hakkında sahip herhangi bir duygu yok bıraktı. Charles Darwin'in yaşamı ve kariyeri Naturalist olarak Robert Darwin doktor olmak ve oğlu istedim hatta Edinburgh Üniversitesi'nde tıp okumak için ona gönderdi. Ancak cerrahi vahşeti gören Charles çalışmalarını ihmal. O tahnitçilik, doğal tarih, deniz biyoloji, botanik ve zooloji menfaatlerinin sürdürdü. O Plinian Toplum bir öğrenci grubu doğa tarihi ile ilgileniyordu katıldı. Ayrıca Robert Edmund Grant gelişmiş özellikleri ile evrim teorisi Lamarck ardından bir öğrenci oldu. Ayrıca Robert Jameson doğal tarih ders ve öğrendim jeoloji ve bitki sınıflandırma katıldı. Babası tıp ilgi oğlunun eksikliği tanınan ve Bachelor of Arts programın içine Mesih College'de onu alındı. o oğlunun bir din adamı olacak ve iyi bir gelir elde düşündüm Bu şekilde. Ama Charles adil değil ilgilendi. O Rahip John Stevens Henslow ile botanik okudu. Ayrıca Nature ilahi tasarımı hakkında William Paley yazıları hevesli idi. Onun sınavlar nedeniyle olduğunu, Charles bunları aşmayı başarmıştır. Charles sonra Muhterem Adam Sedgwick jeolojisi ders katıldı. Muhterem Henslow sonra Robert FitzRoy, HMS Beagle titiz olduğunu, yaptığı yolculuğu üzerine beyefendi arkadaşı gibi Güney Amerika kıyıları grafiğe Charles tavsiye bir mektup gönderdi. Yolculuk 5 yıl sürdü. Darwin arazi üzerinde çoğu zaman geçirdim ve fosil ve canlı organizmaların örneklerinin çeşitli toplanan birçok jeolojik özellikleri ve yapılan kapsamlı notlar okudu. Bunlar daha sonra Voyage 'olarak yayınlandı Beagle'. Bu sefer bu yana, Charles ateş sık nöbetleri geçiren. Charles bu sefer, yani landmasses zamanın geçişi ile yükselen gözlendi. O jeolojik katmanlar, deniz ve bitki hayatı, fosiller ve kuşlar Güney Amerika adalarında mevcut çeşitli gözlemleyerek gözlemleyerek bu sona erdi. mockingbirds ve kaplumbağa alanda incelenmesi, türlerin kökeni teorisi zihninde kök atmaya başladı. Bu arada Charles örnekleri geri gönderme ve mektuplar oldu onun bulguları açıklayan tutulması büyük hayranlık. 1836 yılında, onun yolculuğu dönen, o zaten oldukça ünlüydü. Bir yetkili doğabilimci olarak kendini kanıtlamış oldu. Henslow onun botanik örnekleri aldı süre döndükten sonra Henslow da ona doğa tanımlamak ve katalog kendi koleksiyonlarını bulmak için tavsiyede bulundu. Charles Lyell aracılığıyla Richard Owen, Darwin'in bir araya geldi ve çeşitli fosillerin onun yolculuğunda bulmuştu analiz etmeye başladı. Sonuçlar şaşırtıcı idi. Fosiller büyük sloths ve soyu tükenmiş Glyptodon kemikler vardı. 1837 yılında Londra Jeoloji Derneği'ne kadar yükselen landmasses üzerine bildiri sunmuştur ve Zooloji Derneği yaptığı memeli ve kuş örnekler sundu. Ayrıca Londra'ya taşındı ve Charles Babbage ve John Herschel de dahil olmak üzere bilimsel toplumun çok sayıda önde gelen üyeleri ile etkileşim. Ayrıca kitabında 'in Yolculuk Zooloji için 1000 Pound bir hibe aldı HMS Beagle'. Darwin'in sağlığı zarar görmeye başladı. O baskı kitabı tamamlamak için bir çok altındaydı. Kalbinde çarpıntı almaya başlamıştır ve Maer Hall ve onun anne kuzenleri ziyarete relax gitti. Ayrıca o zaman ki solucan çalışılmıştır. O Jeoloji Kurumu için toprak oluşum süreci hakkında ve solucan rolü bir kağıt sunmak için bu bilgileri kullanılır. Bu o Emma Wedgwood karşılandı. 1838 yılında, Darwin Jeoloji Cemiyeti sekreteri oldu. Bu arada tür dönüşümlerinin yaptığı çalışmalar ile devam etti. O zaman, Darwin İlke üzerinde Malthus'un 'Bir Deneme okumak Nüfus' doğal seçilim teorisinin bir ilham olduğunu kanıtladı. Charles Darwin ve Emma Wedgwood 1939 yılında evlendi. Charles Darwin ve Evrim Teorisi Bu kez Charles doğal seçilim teorisinin üzerinde çalışıyordu boyunca. diye eleştirenler benzer teorileri Alfred Russel Wallace gibi diğer bilim adamları tarafından ortaya atılan gerçeği gördü Ancak, o dünyaya geniş teori ortaya korkuyordu. Thomas Henry Huxley gibi zaman da çok sayıda önde gelen bilim adamları ölü evrim karşı kuruldu. Ancak, onun botanikçi arkadaşı Joseph Dalton Hooker kim ve bir ilgi olumlu bir cevap gösterdi teorilerini kısa bir fikir iletmek başarmışlardı. Bu ve benzeri olaylar onu çağırdı. kızı Anne ölümü de onun içinde olmadığı hayırsever Tanrı hissi yaratarak katkıda bulunmuştur. Bu arada o ve mercan kayalıkları bir kitap yayınladı da kıskaç üzerine yaptığı araştırma yayınlandı. Kasım 1859 yılında, kitabı Türlerin Kökeni ve yayımlanmış dışarı satıldı. Kitap tartışmalara ve eleştirilere çok oluşturulur. Ancak, ortak adam teorisine bağımlısı oldu. Kilise tepki gösterdi ve kendisine karşı durdu bu anti bu teori şefi arasında eski öğretmen Henslow ve Sedgwick edildi. Ancak, Darwin de bu tartışmalar içinde yer almak hasta idi ve arkadaşı Joseph Dalton Hooker tarafından savunulmuştur. Ayrıca birkaç kişiye yazdı ve eseri için çok destek topladı. Onun çalışmaları ile yine sürdürdü. Daha sonra eserlerinde kitabında bazı yönlerini açıklığa kavuşturmak istedim. Ama kızı hasta düştü ve o bir tatil ona eşlik etti. Orada orkide bir ilgi ve tozlaşma ve çapraz döllenme süreci geliştirdi. onun yazdıklarını miktarını Son olarak büyüdü ve 1871 yılında büyüdü, o ', ve Sex İlişkisi Seçim Man Descent yayınlandı. 1872 yılında 'Man ve Hayvanlar' in Duyguların İfadesi yayınladı. Bu kitapta o adamın psikoloji evrim sürecine odaklanmış nasıl hayvan davranışları ile ilgili. Bugün bildiğimiz gibi bu evrimsel psikoloji doğum oldu. Ayrıca bir kitap 'olarak Power Hareketi başlıklı yazdı Tesisleri "diye bitkilerde döllenme yöntemleri üzerinde duruldu ve toprak oluşumunda solucan etkisi de gör. Charles Darwin Nisan, 1882 19 öldü. O Westminster Abbey, oldukça yakın nerede John Herschel ve Isaac Newton gömülü olduğu gömüldü. Kaynak .buzzle.com
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
b9f8bed86ec459ade90cdea7e12192e4
keep
[]
[ 8.600000381469727, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 10, 10, 7, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005730-00217-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
298,530,017
13,637
45,270
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kandela
text/html
2014-10-23T04:57:25
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9994000196456909, 0.0006000000284984708, 0 ]
Kandela Işık şiddeti birimidir ("mum" da denir). Konu başlıkları Dalgaboyu ve frekans[değiştir | kaynağı değiştir] Işınım dalgaboyu veya frekans ile tarif edilebilir. İkisi arasındaki ilişki: Burada λ dalga boyu, f frekans ve c de ışık hızıdır. Işık hızı boşlukta 299 792 458 m/s'dir. MKS sisteminde dalgaboyu birimi metre (m), frekans birimi ise Hertz (Hz)'dir (yukarıdaki ilişkide frekans GHz cinsinden verilirse, dalgaboyu da nm cinsinden hesaplanabilir). Elektromanyetik güç ve ışık gücü[değiştir | kaynağı değiştir] Bütün ışık kaynakları elektromanyetik spektrumunda ışınım yaparlar. Bu ışınımın gücü watt birimiyle ölçülür. Ancak bu ışınımın tamamı insan gözüyle algılanamaz. Işık insan gözüyle algılanan ışınıma verilen bir addır. Işık gücüne ışık akısı denilir. Işık akısının birimi lumen'dir (lm ile gösterilir). Işık şiddeti[değiştir | kaynağı değiştir] Noktasal bir ışık kaynağında bir steradyanlık katı açı içine düşen ışık akısı ışık şiddeti olarak bilinir. Noktasal kaynak için, Burada Φ ile ışık akısı, I ile ışık şiddeti gösterilmiştir. Işık şiddetinin birimi Batı dillerinde candela, dilimizde ise kandela'dır (kısaltması cd). Işık verimliliği[değiştir | kaynağı değiştir] İnsan gözü 380-740 nm arasındaki elektromanyetik spektruma duyarlıdır. Ama bu spektrumdaki her dalgaboyuna aynı derecede duyarlı değildir. Maksimum duyarlık aydınlık ortamda 555 nm dalga boyundaki ışığadır. Sadece bu dalga boyunda ışıma yapan ve 1 W elektromanyetik güç yayan bir kaynak 683.002 lm ışık akısı oluşturur. Diğer bütün dalga boylarında 1 W elektromanyetik gücün ürettiği ışık akısı (ve dolayısıyla ışık şiddeti) bundan daha azdır. SI birim olarak kandela[değiştir | kaynağı değiştir] Fizikte kullanılan bütün birimler yedi temel birimden türetilebilirler. SI temel birim adını alan bu birimler uluslararası bir organizasyon olan Conférence générale des poids et mesures tarafından tanımlanmaktadır. Kandela da bu yedi temel birimden biridir (diğerleri metre, kilogram, saniye, amper, kelvin, mol). 1948 yılında kandela tanımı şu şekilde yapıldı: Donma noktasında ve 101.325 N/m2 atmosfer basıncı altındaki platinin 1/600.000 m2lik yüzeyinin ışık şiddeti. Ne var ki, bu ölçüm çok güç bir ölçümdür. Teknolojinin ilerlemesiyle 1979 yılından itibaren birim radyometrik ölçülerle ve güç birimi watt’a dayandırılarak ölçülmeye başlanmıştır.
[ "pap_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
370d60b4e0930c230c430537db912b51
keep
[]
[ 7.400000095367432, 10, 10, 9.399999618530273, 10, 9.5, 10, 3, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074105-00336-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.4.gz
255,069,927
15,659
54,076
http://tr.wikipedia.org/wiki/Plastik
text/html
2015-03-06T04:03:41
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9993000030517578, 0.0006000000284984708, 0.00009999999747378752 ]
Plastik Plastik, karbon (C) hidrojen (H), oksijen (O),azot (N) ve diğer organik ya da inorganik elementler ile oluşturduğu monomer adı verilen, basit yapıdaki moleküllü gruplardaki bağın koparılarak, polimer adı verilen uzun ve zincirli bir yapıya dönüştürülmesi ile elde edilen malzemelere verilen isimdir. Örneğin; Etilen bir monomerdir. Bu monomerden oluşturulan polimer olan polietilen ise polimerdir. En çok kullanılan plastiklerin başında gelir. Tanımdan anlaşılacağı üzere plastikler doğada hazır bulunmaz, doğadaki elementlere insan tarafından müdahale edilmesi ile elde edilir. Elde edilmesi belli bir sıcaklık ve basınç altında, katalizör kullanılarak monomerlerin reaksiyona sokulması ile olur. Plastik ilk üretildiğinde toz, reçine veya granül halde olabilir. Genelde plastikler petrol rafinerilerinde kullanılan ham petrolün işlenmesi sonucu arta kalan malzemelerden elde edilir. Yapılan araştırmalara göre yeryüzündeki petrolün sadece % 4 lük bir kısmı plastik üretimi için kullanılmaktadır. Yaygın olarak kullanılan plastik türleri[değiştir | kaynağı değiştir] - Polietilen (Polyethylene) (PE): Geniş bir kullanım alanı vardır. - Polipropilen (Polypropylene) (PP): Yaygın kullanılan plastiklerdendir. Otomobil yan sanayinde, bahçe mobilyalarında vb. yerlerde kullanılır. - Polistiren (Polystyrene) (PS): Paketleme, elektronik ve beyaz eşyaların plastik kısımları vb. kullanım alanları vardır. - Polietilen tereftalat (Polyethylene terephthalate) (PETE): Pet şişe ismi bu malzemeden gelmektedir. - Polyamid (Polyamide) (PA) (Nylon): Fiber, diş fırçası kılları, misina vb. kullanım alanları vardır. - Polyester (Polyester): Tekstilde kullanımı yaygındır. - Polivinil klorid (Polyvinyl chloride) (PVC):Boru, profil vb. imalatında kullanılır. - Polikarbonat (Polycarbonate) (PC): CD, gözlük vb. imalatında kullanılır.Alevi iletmeme ve kendini söndürme özelliğine sahiptir. - Akrilonitril bütadien stiren (Acrylonitrile butadiene styrene) (ABS): Elektronik aletlerin plastik aksamında yaygın olarak kullanılır. - Poliviniliden klorid (Polyvinylidene chloride) (PVDC) (Saran): Yiyecek paketlemede kullanılır. Konu ile ilgili sivil toplum örgütleri ve kuruluşlar[değiştir | kaynağı değiştir] - Plastik Sanayicileri Derneği - PAGDER - Plastik Sanayicileri Federasyonu - PLASFED - Plastik Haber Portalı - PLASTONLİNE - Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı - ÇEVKO - Ambalaj Sanayicileri Derneği
[ "ban_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "dan_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
5cc0b1ef632e75aa980797bb4ccb2ec0
keep
[]
[ 6.599999904632568, 9.600000381469727, 10, 8.399999618530273, 10, 10, 10, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20141030025818-00190-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.10.gz
313,916,151
13,746
46,233
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9F%C4%B1%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1k
text/html
2014-10-30T23:45:25
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Bağışıklık Bağışıklık, Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vaka' larda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur. Bağışıklık Yanıtında Rol Oynayan Hücreler: - a) B lenfositler (plazma hücresi) - b)T lenfositler : - T helper/yardımcı/uyarıcı hücre ve T sitotoksik/supresör/baskılayıcı hücre olmak üzere iki çeşittir. - - Doğal Öldürücü (natural killer) hücreler - diğer hücreler ise,nötrofiller, eozinofiller, bazofiller ve mast hücreleri, trombositler. - - T helper/yardımcı/uyarıcı hücre ve T sitotoksik/supresör/baskılayıcı hücre olmak üzere iki çeşittir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "mos_Latn", "lim_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn" ]
allowed
5c7b16957aea4edb837853c805213b57
keep
[]
[ 6.199999809265137, 9.699999809265137, 10, 8.899999618530273, 10, 10, 8.800000190734863, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030048-00017-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.1.gz
494,616,947
10,693
40,882
http://www.delinetciler.net/evren-ve-dunya/24252-evren-nedir.html
text/html
2014-10-25T15:19:07
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0, 0 ]
Evren Nedir? Okunma: 165133 - Yorum: 37 - Yazar: 11-09-2007 #1sponsorlu bağlantılarKOSMOS VE İÇERİĞİ Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren bir sistemdir. Kelimenin kökü dikkate alındığında bu dirlik ve düzen içinde bir evren anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür. Kozmoloji (evren bilim) açısından ise bu terim bizim gözlemlediğimiz evren olarak düşünülür. Bu nedenle bizden önceki ve sonraki evrenlerin varlığı da söz konusudur. Günümüzde ulaşılabilen en son teknik verilere göre, evrenin fizik yapısı şöyle sıralanabilir: 1-Galaksiler 2-Elektromanyetik radyasyon 3-Nötralveiyonize hidrojen 4-Toz parçacıkları 5-Galaksilerden gelen ışıklar 6-Süpernova ve Galaktik patlamalardan oluşan kozmik ışınlar 7-Kütlesi olmayan nötronlar 8-Gravitik dalgalar. Sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız (güneş) bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizim galaksimiz gibi içinde yıldızları ve gezegenleri barındıran ise milyarlarca galaksi var. Evreni dolduran bütün cisimler üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunuyor: 1-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar. 2-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar. 3-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar. Galaksi; gazlar, yıldızlar, tozlar ve gezegenler içeren en büyük madde topluluğudur. Galaksiler ilk başta yoğun birer gaz bulutu olarak ortaya çıkmışlar ve daha sonra bu gazdan, yoğunlaşma yoluyla yıldızlar meydana gelmiştir. Galaksi, bu oluşum sırasında döner ve milyonlarca yıl sonra sarmal bir biçim alır. Bu sarmalda kabaca küre şeklinde bir çekirdek ve çevresinde yassımsı bir disk vardır; yörüngesinde de yoğun yıldız kümeleri döner durur. Çekirdek bölümünde pek az gaz ve toz vardır, büyük bir bölümü daha yaşlı yıldızlardan oluşur. Sarmal kollarda büyük miktarda gaz ve toz ile yeni oluşmuş yıldızlar bulunur. Aradan milyonlarca yıl daha geçtikten sonra sarmal kollar içeren elips şeklinde galaksiler meydana gelir. Bir galaksinin en sonunda alacağı biçim küre biçimidir; daha sonra muhtemelen Kara Delik haline gelecektir. Bizim Galaksimiz Samanyolu Galaksisi Bir galaksimiz olduğu düşüncesi 1920lere kadar akla gelmemişti. Bugün ise galaksimizin yüz milyarlarca benzeri olduğunu biliyoruz. Evrendeki sayısız galaksiden biri olan Samanyolu Galaksisi, en az 400 milyar yıldız topluluğundan oluşur. Bir uçtan diğer uca şimdilik 100,000 ışık yılı boyunca uzandığı tahmin edilmektedir, muhtemelen bu çok daha da fazladır ve 1000 ışık yılından daha fazla genişliktedir. Ayrıca yıldızlar arasında çok büyük miktarlarda gaz ve toz bulutları ve belki de bilinmeyen milyarlarca gezegen ile onların uyduları bulunmaktadır. Bizimkine en yakın olan dış galaksi ise Andromeda Galaksisidir. Güneşimiz, Samanyolunun merkezden 30,000 ışık yılı uzaklığındaki kenarında, galaksinin sarmal bir kolunda yer almaktadır. sponsorlu bağlantılarYazar: 11-03-2008 #2 saol ödevim için çok işe yaradı Yazar: 09-10-2008 #3 Saol Ödev İşime Yaradı Yazar: 11-10-2008 #4Yazar: 15-12-2008 #5 Saol işime çok yaradı...........((BUGÜN)) Yazar: 14-08-2010 #6 EVRENDEKİ DÜZEN RASTLANTI MI? Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol de-mektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon kmdir. İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır. Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya sav-rulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas denge-ler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halinde-dir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar. Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp du-ran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapı-larak onların üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgele-yen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılar-da bulundukları gibi ileri ki zamanlarda evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır. Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine git-mekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun ge-zegenlerin oluşmasına sağlamaktadır. Bir bakıma evrendeki dü-zensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (ya-şamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur. Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olma-dığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir. Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşa-mı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir. Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır. Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir. Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar: -Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesa-feler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirle-rine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova ta-rafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda ger-çekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir. Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar: -Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsular-da ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlem-lerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan ba-kıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzün-de çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama par-don, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır. Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukla-rın şekillenmesine sağlamaktadır. Yaşamsal uygunlukların şekil-lenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir. Ayrıca ev-rendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisim-lerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürük-lenmesini de önler. Samanyolu galaksisin de yaklaşık iki yüz elli milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi Saman-yolu galaksisindeki yıldızlar arasında da dünya ölçüleriyle ifadesi mümkün olmayan çok büyük mesafeler, aralıklar vardır. Samanyolu galaksisinde bulunan yıldızların içinde güneşe en yakın olanı Alpha Centauridir ve güneş sisteminden sadece 4.5 ışık yılı uzaklıktadır. Dünya bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta küçüklükte bir yıldız olan Güneş'in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir. Güneş'in çapı dünya çapının 103 katı kadardır. Aradaki me-safe diğer ifade ile dünyanın güneş etrafındaki elips şeklindeki yörüngesiyle güneş arasındaki mesafe yüz kırk milyon kilometre ile yüz altmış milyon kilometre arasında değişir. İlginç olan ara-daki mesafe ile dünyanın ve güneşin büyüklüğünün son derece kritik olmasıdır. Işık yılı birimine göre dünya ile güneş arasındaki mesafe (or-talama yüz elli milyon km) yedi ışık yılı/dakika olur. Bu da güneş-ten çıkan bir ışık fotonunun yedi dakika sonra dünyaya ulaştığı anlamına gelir. Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça küçük denilebilir. Güneşimiz galaksinin spiral kollarından birinde dışa yakın bir yerde bulunmaktadır. Gök cisimlerinin (özellikle güneş sisteminin) evrendeki dağı-lımı ve aralarındaki boşluklar Dünya'da canlı hayatının var ola-bilmesi ve devamlılığı için zorunlu olup çok önemlidir. Gök cisimleri arasındaki mesafeler katı kütleli gezegenlerin oluşumundan ısı değişimlerine kadar yaşamı destekleyecek bi-çimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzen-lenmiştir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur. Bunun nedeni ise bu mesafelerin gezegenlerin oluşumlarını ve yörüngelerini doğrudan etkilemesidir. Güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngeleri ise çok kritik değerlerdedir. En küçük bir oynama yaşamı sona erdirebilir. Evrenin kökeni ile ilgili çeşitli araştırmalar yapan fizikçi Roger Penrose: -Ama evrenin kesinlikle bir amacının olduğunu gösteren bir olay var ki, o da evrenin şans eseri orada durmadığıdır. Bazı insanlara göre evren sadece oradadır işte. Öylesine olmaya devam ediyor. Biz de kendimizi birdenbire bu şeyin içinde buluvermişiz. Bu bakış açısının, evreni anlamamızda çok verimli ya da yardımcı olacağını sanmıyorum. Bence evren ve onun varlığının altında bugün henüz pek sezeme-diğimiz çok daha derin bir şeyler gizli demiştir. Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçek gözlemlediğimiz evrende mevcut hassas denge ve düzenlerin muazzam bir pat-lamanın sonrasında kendi kendine ve rastlantılarla gerçekleşme-sinin kesinlikle imkânsız olduğudur. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi, ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Diğer ifade ile bu tersinim teorisinin öngördüğü gibi düzenli bir genişim evresinin başlangı-cıdır ve asla patlama değildir. Düzenli sistemlerin bilinç (amaç), bilgi, güç (enerji), madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu düşünülürse eğer bir olgu düzen ve sistem sahibiyse bilgi ve iradenin sonucu oldu-ğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hüdai ÇAKMAK Yazar Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı Yazar: Kayıtsız Üye 02-10-2010 #7 arkadaşlar gerçekten çok saol işime çok yaradı Yazar: ömerfarukduman 17-10-2010 #8 saol çok işime yaradı Yazar: Misafir 19-12-2010 #9 benim işmede çok yaradı Yazar: Misafir 26-12-2010 #10 slm bu günlük ödevimde bitti saol yaaaa Yazar: GriF 06-01-2011 #11 Spr Eline Saglik :)) İlginizi Çekebilecek Konular
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "ace_Latn", "ceb_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "bjn_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "bjn_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
cc8412ab295ce5f7cb34c8ba782fcfe4
keep
[]
[ 9.100000381469727, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 5.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20141017005732-00253-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
237,682,268
18,165
159,195
http://phet.colorado.edu/tr/simulation/build-an-atom
text/html
2014-10-23T06:57:13
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9995999932289124, 0.00039999998989515007, 0 ]
Toplumun yüzyüze kaldığı en ciddi sosyal ve çevresel problemleri çözmek için hibe yapar. Risk sermayesi ve sorumlu olarak yapılan yatırım zaman içerisinde farklı olabilir. Bilimin ilerlemesini teşvik etmek için 1950 yılında yapılan Kongre tarafından oluşturulan bağımsız bir federal ajans, Kral Suud Üniversitesi,toplumun refahı için entelektüel ilham ve ortaklık atmosferini teşvik yoluyla eğitim ve teknolojik yeniliklerle bilimsel keşif ve yaratıcılık alanında lider olmak istiyor. Atom üretme Öğretim Kaynakları Ana Konular - Atomik yapı - Atomlar Anahtar Kelimeler Örnek Öğrenim Hedefleri - Yük ve kütleyi bulmak, elementi tanımlamak ve bir atom modeli çizmek adına; proton, nötron ve elektron numaralarını kullanın. - Proton, nötron ya da elektron eklemenin ya da çıkarmanın; elementi, yükü ve kütleyi nasıl değiştireceğini öngörün. - Proton, nötron ve elektron numaralarını bulmak için element adını, kütlesini ve yükünü kullanın. - Proton, nötron, elektron, atom ve iyonu tanımlayın. Öğretmenler için ipuçları Öğretim Fikirleri Kendinize ait fikir ve uygulamalarınızı yükleyebilirsiniz .
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
54e955bf486d2374de413cee145ecf47
keep
[]
[ 6.5, 8.199999809265137, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021346-00184-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.3.gz
653,611,656
7,697
22,913
http://www.toplumdusmani.net/modules/dictionary/detail.php?id=4380
text/html
2014-08-23T19:48:15
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
aşil nedemek aşil hakkında ansiklopedik bilgi.. Sonuç : 10 adet ilgili yazı bulundu.. aşil nedir ? ölümlü bir baba olan peleus ile bir tanrıça olan thetis'in oğlu olan yarı tanrı aşil (akhilleus) yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biridir. thetis oğlunu ölümsüzlük nehri styx'de yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiği için, onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır. efsaneye göre, öleceğini bildiği halde helen'i geri almak için yapılan truva savaşı'na katılmış ve truva prensi paris tarafından sol topuğundan zehirli okla vurularak ölmüştür. bu yüzden ayak topuğunda yer alan tendona aşil tendonu adı verilir. başka bir anlatı da şöyledir: thetis'ten doğacak çocuğun tüm tanrılardan daha güçlü olacağı kehaneti üzerine thetis peleus ile yani bir ölümlü ile zorla evlendirilmiştir. thetis doğan çocuklarının ölümlü taraflarını yok etmek için kocasından gizlice onları doğar doğmaz ateşte yakar ama çocukları bu yüzden ölür. thetis son oğlu akhilleus'u (aşil) ateşe tutarken peleus onu yakalar. akhilleus'un sadece topuğu yanmamıştır. "tarihin babası" olarak adlandırılan homeros'un, truva savaşı'nı anlatan ilyada adlı eserinde aşil'in mezarının yeri tarif edilir. bu tarife göre, aşil'in mezarının, bugün çorum ili osmancık ilçesi sınırları içinde bulunan adatepe'de olduğu iddia edilmektedir. aşil ile ilgili diğer yazılar Kaynakça, bibliyografya ya da bibliyografik künye, eser hazırlanırken başka eserlerden yararlanılınca, eserin sonunda belirtilmesidir. Kitapların hazırlanmasında başka kaynaklardan yararlanılıyorsa, bu kaynaklar kitabın son sayfasında, kaynakça başlığı altında yazılır. Kaynakçalar oluşturulurken, önce yazar adı, sonra eserin adı, daha sonra eserin yayınlandığı yayınevi ya da kitabevi, en sonunda da eserin basıldığı şehir, son olarak da eserin basıldığı yıl yazılır. Bu bilgiler yazılırken, aralarına virgül (,) işareti konulur. Örnek: Orhan Pamuk, Kar, OP Basımevi, Antalya, 2010. Detaylı » Devamini Oku Fasıl,dindışı Türk musikisi geleneğinde aynı makamda ve çeşitli formadaki eserlerin sıralanmasıyla yapılan konser demektir.Her tabakadan halkın musıki zevk ve kültürüne seslenebilen bir tür olarak yüzyıllardan beri etkinliğini sürdürmektedir. Klasik fasıl sıralaması; “taksim”, “peşrev”, “kâr”, “1.beste”,”2.beste”, “ ağır semai”, “yürük semai”, “saz semaisi” şeklindedir.Zamanla “şarkı” formunun önem kazanmasından sonra, bu geleneksel biçim yerini ağırdan başlayarak, gittikçe hızlanan çeşi » Devamini Oku Yönler nasıl bulunur?Yönlerin Bulunması: Yönleri bulmak için; 1) Pusula ile Yön Bulma 2) Kerteriz Alarak Yön Bulma 3) Kutup Yıldızı Yardımı ile Yön Bulma 4) Güneş ile Yön Bulma 5) Kol Saati Yardımıyla Yön Bulma 6) Taş ve Yosunlara Bakarak 7) Cami ve Mezar Taşlarına Bakarak 8) Karınca Yuvalarına Bakarak 1) Pusula ile yön bulma Yönler en kolay ve doğru olarak pusula ile bulunur. Pusula cep saatine benzer. Ortasında hareket edebilen bir ibresi vardır. Pusulayı düz bir yere koyduğumuzda ibrenin renkli ucu daima kuzeyi gösterir. Yüzümüzü kuzey yönüne döndüğümüzde; * Arkamız güney, * Sa » Devamini Oku Otobiyografi Nedir ? Bir düşünürün, bir sanatçının kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserdir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. Otobiyografi yazmak çok güçtür, çünkü insanın kendinden sözederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri, yaptığı işler hakkında bilgileniriz. Biyografiler aynı zamanda iyi bir belgeseldirler. Bu alanda çalışacaklara ve yazarın yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder. Otobiyografileri okumak, kendi deneyimlerimize bir yaşam deneyimini, yaşayanın ağzından katmak demektir. Onları » Devamini Oku Her hangi bir konu ya da olayla ilgili inceleme sonucunu tespit ederek bildiren yazılara rapor denir. İncelenmek istenen bir sorun; doğru, kesin, güvenilir bilgi gerektiren bir iş hakkında, onu soruşturmakla görevlendirilen kişinin yaptığı "araştırma, inceleme" sonucunu belli kurallara göre yazdığı yazı, rapor türüne girer. Rapor; yazılı olur, ancak "sözlü" olarak da bir makama, kurula sunulabilir. Raporun bir makama yazılı olarak sunulması, "dilekçe" yazmak biçiminde olmalıdır. Sözlü olarak raporun sunulmasında ise, sunulan kişiye ya da kurula "hitap cümlesi" ile söze başlanır. Yazılı » Devamini Oku Özet: Yönler en kolay ve doğru olarak pusula ile bulunur. Pusula cep saatine benzer. Ortasında hareket edebilen bir ibresi vardır. Pusulayı düz bir yere koyduğumuzda ibrenin renkli ucu daima kuzeyi gösterir. Yüzümüzü kuzey yönüne döndüğümüzde; * Arkamız güney, * Sağımız doğu, * Solumuz batı olur. Pusula Nasıl Kullanılır? (Detay) Şimdi bir pusulayı nasıl kullanırız onu öğrenelim. Fakat bu konuya geçmeden önce önemli bir noktaya değinmemiz gerekiyor. Pusulamız manyetik bir alet olduğu için çevresindeki metal cisimlerden etkilenebilir. Pusulanın çevresindeki metal saatlerin, çanta askılar » Devamini Oku Karekök Nedir ? Kara kök matematiksel bir ifadedir. Bir sayının kök içine alınması demektir. Kare tabiri sayının alınan kökünün derecesini ifade eder. Örneğin 9 u kare köke alırsak 3 buluruz. ile 3 ün çarpımı 9 eder. Küp kök de örneğin 21 i alırsak 21 de 3*3*3 demektir yani kök dışına 3 diye çıkar. Kökün içindeki sayı kökün derecesi şeklinde ifade edilebiliyorsa kök dışına o sayı şeklinde çıkar. Örneğin 16 yi kara köke alınca 4 diye çıkar çünkü kara kök ün derecesi 2 dir. 16 yı da 4 ün karesi diye ifade edebilir. Dereceler aynı olduğu için dışarıya çıkar... Karekök Bulma "Not: Bilgisayarını » Devamini Oku Dinamometre kuvvet ölçerdir. Dinamometrenin yapısında esnek yay bulunur. Üzerinde ise ölçeklendirilmiş bir gösterge vardır. Uygulanan kuvvetin büyüklüğüne göre yay gerilir ve kuvvet değeri gösterge üzerinde okunur. Cisimlerin kuvvetlerini ölçmede kullanılır. Basit bir dinamometre nasıl hazırlanır? Yöntem 1 : Bir cismin ağırlığını veya cisme etkiyen kuvveti ölçmeye yarayan alete “dinamometre” denir. Sarma yayın bir ucuna kancalı bağlama parçasını geçirin. Yayın alt ucuna ise hidrostatik terazinin özel kefesini asınız. Karton şeridi, sarma yaya paralel olacak şekilde yerleştirin » Devamini Oku Kurtuluş Savaşı, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşı kazanan devletlerce işgali sonucunda Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için girişilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadelenin adıdır. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona ermiştir. İstiklal Harbi veya Milli Mücadele olarak da bilinir. Not: Kurtuluş Savaşımızın başlangıç tarihi Mustafa kemal Atatürk' ün Samsun' a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919 olarak kabul edilir. Kurtuluş Savaşı resmen 24 Temmuz 1923 de Lozan antlaşması » Devamini Oku fasıl: ayırma, bölme. bir kitabın bölümlerinin her biri. mevsim mânâsına da gelir. fasl-ı zayf (yaz mevsimi), fasl-ı şitâ (kış mevsimi), fasl-ı hazan (sonbahar mevsimi). tiyatro oyunlarında perde anlamında kullanılır. türk sanat musikisinde bir defada çalınan aynı makamdan parçaların tamamına denir. Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!..
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
0dd6ed9143aedfbfc5ebb0919cb1183a
keep
[]
[ 8.199999809265137, 9.899999618530273, 10, 9.300000190734863, 10, 10, 10, 9, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00071-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.25.gz
213,079,922
5,449
15,899
http://ribozom.nedir.com/
text/html
2015-03-04T22:39:17
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9986000061035156, 0.0013000000035390258, 0.00009999999747378752 ]
Ribozom nedir? Ribozom; Ribozomal rna (rRNA) ve proteinlerden oluşan, virüsler hariç bakterilerde dahil olmak üzere tüm canlılarda bulunan, 15-20 nanometre çapında küremsi yada oval şekilli hücrenin protein sentez yerlerine verilen addır Protein sentezi ile görevlidir. Hücreye giren aminoasitler burada protein haline getirilir. Bütün hücrelerde bulunan en küçük organeldir. Ribozomlar endoplazmik retikulum ile birlikte oluşturdukları kompleks ile protein sentezinin yapıldığı orgenellerdir. Ribozom tipleri nelerdir? 1- rRNA(Ribozomal RNA) 2- mRNA(Mesajcı RNA) 3- tRNA(Taşıyıcı RNA) Poliribozom nedir? Ribozomlar tek tek bulundukları gibi protein sentezi sırasında mRNA üzerine yan yana dizilerek zincir şeklindede görülürler. Protein sentezi sırasında zincir şeklinde dizilen ribozomlara "Poliribozom" denir. Monomer ribozom nedir? Protein sentezi sırasında tek halde bulunan ribozoma "monomer ribozom" adı verilir. Ribozom'un özellikleri nelerdir? 1- Bütün hücrelerde bulunan en küçük organeldir. 2- Protein ve rRNA'dan oluşur. Çekirdekçikte üretilir. 3- Zarsızdır ve iki birimdir. Üst birim(büyük birim) protein,alt birimse(küçük birim) rRNA'dan oluşur. 4- Protein ve enzim sentezler. 5- Granüllü ER ve çekirdek zarı üzerinde, mitekondri ve kloroplastın sıvısında ve ayrıca sitoplazma da bulunabilir. 6- Yoğun protein sentezi sırasında yan yana gelerek polizomları oluştururlar. 7- Her canlıda ribozomların farklı olmasının sebebi rRNA' ların farklılığındandır. 8- Bir hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka ribozoma ihtiyacı vardır.(Enzimlerden dolayı) 9- enzim salgılayan bez hücrelerinde sayısı daha fazladır. Ribozom yapısı Ribozom iki alt birimden oluşur. Ökaryotlarda büyük alt birim 60S , küçük alt birim ise 40S'tir.Bu alt birimlerin birleşimi 80 s lik ökaryot ribozomunu oluşturur. Prokaryotlarda büyük alt birim 50S , küçük alt birim 30 S'tir. Bu alt birimlerin birleşimi ise 70S'lik prokaryot ribozomunu oluşturur. Ribozomlar protein sentezlerinin yapıldığı merkezlerdir. Protein sentezleneceği zaman DNA'nın yarım dizisi karşısında sentezlenen mRNA zinciri ribozomun 40S'lik küçük alt birimine bağlanır. Ribozomlar tek yahut gruplar halinde bulunurlar. Tek bulunanlara monomer ribozom, gruplar halinde bulunanlara ise polizom veya poliribozomendoplazmik retikulum'a bağlı veya sitoplazmada serbest olarak bulunurlar. Endoplazmik retikulum'a bağlı olanlar hücre dışına verilecek proteinleri (pankreas, sindirim enzimleri v.b) serbest ribozomlar ise hücrenin ihtiyaç duyduğu yapısal proteinleri sentezler.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "bug_Latn", "taq_Latn", "ban_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "slv_Latn", "tur_Lat...
allowed
e6abc0f35013436f166e14a5f91f419f
keep
[]
[ 7.5, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 9.899999618530273, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074109-00088-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.1.gz
98,468,509
24,457
134,693
http://fenokuluhilal109.blogcu.com/6-sinif-kuvvet/3087410
text/html
2015-03-06T14:06:17
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 1, 0.00009999999747378752, 0 ]
KUVVET Öğrenciler Kuvvet Konusunda Yüksek Başarı İçin Dikkat Etmeniz Gereken Hususlar: *Kuvvetin bir yönü ve doğrultusu olduğunu ve doğrultunun aynı düzlemi ifade ettiğin *Kuvvetin biriminin Newton olduğunu *Kuvveti ölçen aletlerin Dinamometre olduğunu ve esnek yaylardan yapıldıklarını. *Her dinamometrenin bir sınır değeri olduğunu ve bu sınır değerin aşıldığında esnekliğini kaybedeceğini. *Dinamometrenin sınır değerler içinde uzama miktarının ölçtüğü kuvvet ile doğru orantılı olduğunu. *Aynı yönlü kuvvetlerin toplanıp , zıt kuvvetlerin çıkarıldığını *Cismin toplam kuvvetin yönünde hareket ettiğini *Kuvvetlerce Dengelenmiş bir cismin üzerindeki toplam kuvvetlerin sıfır olduğunu *Kütle ile ağırlık arasındaki farkları ve karılaştırmalarını Uygulama veya sorular ile kavramış olmanız gereklidir. Durmakta olan cismi hareket ettiren, hareket durumundaki cismi durduran, hızını veya yönünü değiştiren ya da cisimlerin biçimini değiştiren etkiye kuvvet denir. “F” ile gösterilir. Vektörel (yönlü) bir büyüklüktür. Kuvvetin elemanları: Etki noktası, etki doğrultusu, etki yönü ve büyüklük. Kuvvetin etkileri:Kuvvetin; hareket ettirici, durdurucu ve yön değiştirici etkileri vardır. Kuvveti nasıl ölçeriz?: Kuvvetin ölçülmesi için maddelerin esnekliğinden yararlanılır. Cisimlerin esneklik özelliklerinden yararlanılarak yapılan araçlara dinamometre, el kantarı ya da yaylı kantar adı verilir. Dinamometreler, kuvvet ölçmede kullanılır. Kuvvetin birimi Newton’ dur. Kısaca “N” ile gösterilir. Basit bir dinamometre nasıl yapılır? Dinamometre yapımı Malzemeler: Yay , üçayak , 1 kg lık bir ağırlık , karton şerit , ip Deneyin Yapılışı Bir cismin ağırlığını veya cisme etkiyen kuvveti ölçmeye yarayan alete “dinamometre” denir. Sarma yayın bir ucuna kancalı bağlama parçasını geçirin. Yayın alt ucuna ise hidrostatik terazinin özel kefesini asınız. Karton şeridi, sarma yaya paralel olacak şekilde yerleştirin. Kefe boşken gösterge olarak kullandığımız telin hizasını karton şerit üzerinde işaretleyip sıfır yazınız. Kefeye 1 kg'lık kütleyi koyunuz. Sarma yay dengeye geldiğinde göstergenin karton şerit üzerinde gösterdiği hizayı işaretleyip 10 yazınız. Cetvel yardımıyla O ile 10 arasını 10 eşit parçaya bölünüz. Yaptığınız basit bir dinamometredir. Bununla ağırlığı 10 N'u geçmeyen cisimlerin ağırlıklarını ölçebilirsiniz. Dinamometreler “Esnek cisimlere eşit kuvvetler uygulandığında, uzama miktarları da eşit olur” kuralından yararlanılarak yapılmıştır. Dinamometreler, hangi konumda ölçüm yapılacaksa o konuma göre ayarlanmalıdır. ***Önemli not: Dinamometreler değişik ağırlıklara göre ayarlanmıştır(100g-f, 200g-f, 400g-f, 1kg-f...vb.). Örneğin 300g-f ağırlığındaki bir cismi, 100g-f ‘lik bir dinamometrede tartmaya çalışırsak, dinamometrenin esneklik özelliği kaybolacağından dolayı bozulacaktır. 1 kg’ lık kütleye etki eden yer çekimi kuvveti 9,8 N’ dur. Bu değer yaklaşık 10 N alınır. Kuvvet, kuvvetle dengelenir:Her etkiye karşılık eşit büyüklükte zıt yönlü bir tepki kuvveti vardır. Bir cisme etkiyen kuvvet, başka bir kuvvetle dengelenir. Yani her etki kuvvetine karşı bir tepki kuvveti oluşur. Etki ve tepki kuvveti birbirini dengeler. Bileşke kuvvet birden fazla kuvvetin ortak etkisini tek başına yaratır: Bir cisme uygulanan birden fazla kuvvetin yapmış olduğu etkiyi tek başına yapan kuvvete bileşke kuvvet denir. Bileşke kuvvet “R” ile gösterilir. Bileşkeyi oluşturan kuvvetlerin her birine de bileşen kuvvet denir. Bileşen kuvvet F1, F2, ........... ile gösterilir. Aynı yönlü ve aynı doğrultulu iki kuvvetin bileşkesi:Doğrultuları ve yönleri aynı olan iki kuvvetin bileşkesi, uygulanan kuvvetlerin toplamına eşittir. Bileşke kuvvet bu kuvvetle aynı yöndedir. Dikkat: *Bir kuvveti dengeleyen diğer kuvvetin bu kuvvete eşit büyüklükte; fakat zıt yönde olması gerekir.. *Sabit süratli hareket de dengelenmiş kuvvetlerin bir sonucu oluşur.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
5fd4d8620d53829ffd7bdeb695f17da7
keep
[]
[ 7.699999809265137, 10, 10, 9.399999618530273, 10, 10, 10, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030045-00234-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
688,752,199
6,632
21,125
http://www.mainboard24.com/hayvanlar-alemi/594491-memeliler-iki-yasamli-canlilar.html
text/html
2014-10-24T09:34:55
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
omurgalı memeliler - omurgalı hayvanlar - omurgalıların biyolojik özellikleri - iki yaşamlı omurgalılarOmurgalıların memeliler sınıfı, sahip oldukları süt bezleriyle ilk kez Linnaeus tarafından tanımlanmıştır. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 4500 memeli türü vardır. Bizlerin de dahil olduğu bu omurgalı sınıfını diğer omurgalılardan ayırt eden özellikleri inceleyelim. • Memeliler süt üreten meme bezlerine sahiptir. Ana olan dişiler, yavrularını sütle besler. • Vücutları keratinden yapılmış kıllarla kuşatılmıştır. Kılların temel görevi vücuttan ısı kaybını önlemektir. • Kastan yapılmış olan diyafram, soluk alıp vermeye yardımcı olur. • Akciğerlerinde solunum yüzeyini genişleten alveol keseleri bulunur. • Olgun alyuvarları çekirdeksizdir. Bu sayede kan dokunun oksijen taşıma kapasitesi arttırılmıştır. • Plasentalı memelilerde ve keseli memelilerde embriyo dişi üreme sisteminde rahim (uterus) içinde gelişir. • Memeliler kendileriyle aynı büyüklükteki diğer omurgalılardan daha büyük bir beyne sahiptir. • Çenelerinin değişik bölgelerinde dişler farklı görevler için özelleşmiştir. Örneğin, öndekiler besini kesmeyi, arkadakiler öğütmeyi sağlar. Oysa sürülenlerin dişleri ağzın her yerinde aynı şekil ve büyüklüktedir. • Sahip oldukları ter bezleri ile sıvı halde su, madensel tuzlar, ve çok az azotlu artıklar uzaklaştırırlar. Ayrıca terleme iyi bir soğutma düzeneği olarak iş görür. Memeliler; gagalı, keseli ve plasentalı memeliler olarak üç gruba ayrılır. Gagalı Memeliler (Yumurtlayan memeliler) Bu memeli türünün çoğunun nesli tükenmiş olup, bugün yaşayan karınca kirpisi ve ornitorenk yumurta bırakan yegane memelilerdir. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra meme uçları olmayan anne karnından süt emer. Bu memeliler sadece Avusturalya ve Yeni Gine'de bulunmaktadır. 49 Keseli Memeliler Opossumlar, kangurular, bandikotlar ve koalalar bu grubun örnekleridir. Bugün yaşayan 280 türü bulunur. Bunlar Avusturalya, Yeni Gine ve Amerika'da yaşar. Keseli memeli, gelişiminin çok erken evresinde doğar ve anaya ait kese içinde tutulup emzirilmek suretiyle embriyonik gelişimini tamamlar. 50 Plasentalı memeliler Bu grubun üyeleri embriyonik gelişimini döl yatağı içinde tamamlar ve plasenta aracılığı ile beslenir. Plasenta; annenin döl yatağı duvarı ve embriyoya ait örtülerin ortak ürünüdür. Plasenta; embriyonun solunum, sindirim ve boşaltım sistemlerinin işlevini üstlenir. alıntı BiR-DOST - 13.10.2011 - 16:13
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "ind_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tuk_Latn", "tur_Latn", "ssw_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
f056f2f5c41771142964062949cea760
keep
[]
[ 7.599999904632568, 9.800000190734863, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150124175241-00113-ip-10-180-212-252.ec2.internal.warc.gz
166,523,158
9,975
34,977
http://ilgiliforum.com/bosaltim-sistemi-hastaliklari-hakkinda-bilgi-t83086.0.html
text/html
2015-01-28T14:11:57
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9994999766349792, 0.0005000000237487257, 0 ]
Sponsorlu Bağlantılar Boşaltım Sistemi Hastalıkları Hakkında Bilgi Boşaltım Sistemi Hastalıkları nelerdir Boşaltım sistemi hastalıklarında teşhisi siz koyamayacağınız için bir iç hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekiyor ( hastanelerde dahiliye bölümü) Ayrıca BOŞALTIM SİSTEMİ HASTALIKLARI ciddi hastalıklardır ve tedavi gerektirir Eğer sizinde boşaltım (sindirim) sistemi hastalıkları yaşıyorsanız acilen hastaneye başvurunYinede aşağıda boşaltım sistemi hastalıkları ile genel bir bilgiye sahip olabilirsiniz Boşaltım sistemi hastalıklarının en yaygınları hakkında bazı bilgileri aşağıda bulabilirsiniz Şeker hastalığı: Glikoz bowman kapsülünden idrara geçip ,geri emilemezse olur -Böbrek İltihabı : Genellikle böbrek havuzcuğunda görülür Belirtileri idrar kaçırma, bel ve karın ağrıları, ateş gibi belirtileri vardır -Üremi : Atıkların çeşitli sebeplerle arındırılamayıp kanda birikmesi hastalığıdır -Böbrek Yetmezliği : Böbreklerin %80 e kadar işlevsizliği sonucunda görülür ve kanın atıklardan arındırılamamasına sebep olur Tedavi için organ nakli ve nakle kadar diyaliz makinesine bağlanılması gerekir Albumin hastalığı: Böbrekteki idrar süzen kapsüllerin bozulmasından meydana gelir Nefrit: Nefronların iltihaplanmasındandır Sarılık: İdrarda safra boyalarının görülmesidirSafra kana emilir kandaki safra boyaları idrara geçer ve idrarın rengi koyu kırmızıya dönüşürHastanın göz akı ve derisi de sarımsı olur Böbrek taşları: İdrarda oksalat, ürat, fosfat eriyik halde bulunurİdrar yollarında bir iltihap yara ,tıkanma olursa bunlar çökelerek böbrek taşlarını yaparBöbrek taşları da böbrek kanamalarına ve şiddetli ağrılara sebep olurKanlı idrar çıkması görülür -Böbrek Taşı : Süzülen kandaki minerallerin aşırı kısmının böbrekte birikerek taş oluşturmasıdır Böbrek ve boşaltım organında sancı, idrarda kan belirtileridir Süt ve süt ürünlerini kullanmaktan kaçınmak ve fazla miktarda su tüketmek hastalık için iyi gelecektir ilgiliFORUM.com
[ "als_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
e552a538350b9f55dc61e70facd82dfa
keep
[]
[ 8.100000381469727, 10, 10, 10, 10, 10, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074106-00100-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
86,082,547
5,182
19,341
http://ekstruder.net/
text/html
2015-03-06T08:55:24
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9976999759674072, 0.002300000051036477, 0.00009999999747378752 ]
VİNİL ASETAT MONOMER (VAM) Xinda Türkiye yüksek kaliteli Vinil Asetat Monomer satışına başlamıştır. VAM, emülsiyon polimerler ve resinler için çok önemli bir malzemedir. Ayrıca boyada, yapıştırıcılarda, toz boyalarda, tekstilde, kablo bileşiklerinde, lamine güvenlik camlarında, paketlemede, plastik otomobil yakıt tanklarında ve akrilik elyafta ara malzeme olarak kullanılmaktadır. TÜRKİYE SHOWROOM ve YEDEK PARÇA DEPOMUZ... Türkiye'de açmış olduğumuz showroomda Co-Kneader ve Çift Vidalı sistemlerimiz ile High Speed Mikser, Vibrasyon, Otomatik Paketleme Sistemi vb. yardımcı ekipmanlarımız görülebilir. Ayrıca, Türkiye'de mevcut bulunan müşterilerimize daha hızlı servis vermek amacıyla vida, gömlek, pim, basınç sensörü, vb. yedek parçalar depomuzda mevcut bulunmaktadır. YÜKSEK TORKLU / YÜKSEK HIZLI YENİ ÇİFT VİDALI SİSTEMLERİMİZ... Son yıllarda, yüksek hızlı ve yüksek torklu ekstruderlere olan talebin gelişmesi üzerine firmamızın Ar-Ge departmanının çalışmaları sonucu yüksek torklu 600 ve 800 rpm co-rotate çift vidalı sistemlerimizin seri üretimine geçilmiştir. Türkiye'deki değerli bir müşterimizden gelen talepler doğrultusunda 2012 ve 2013 yılları içerisinde 4 set 800 rpm co-rotate çift vidalı masterbatch hattının kurulumu başarıyla tamamlanmış bulunmaktadır. SATILIK 2. EL MAKİNALAR... 2. el satılık makinalar hakkında bilgi almak için web sitemizin menüsünde bulunan "Satılık 2. El" bölümüne göz atabilirsiniz. Ayrıca satmak istediğiniz makinalarınızı web sitemiz kanalıyla duyurabilirsiniz.
[ "cat_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "uzn_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
309f6babe8b2aeca9fdcc2a51e1192f1
keep
[]
[ 7.599999904632568, 10, 10, 9.399999618530273, 10, 9.800000190734863, 10, 3, 0 ]
./CC-MAIN-20141017150107-00196-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.7.gz
238,759,542
22,012
112,537
http://www.bakterim.net/biyoloji/252664-canlilarin-siniflandirilmasi-ile-ilgili-ygs-lys-oss-oss-2-oys-de-cikmis-sorular-v.html
text/html
2014-10-23T20:37:13
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994999766349792, 0.0005000000237487257, 0 ]
VirüslerCanlı ile cansılar arasında geçiş formudur. Virüslerin Özellikleri: · Sitozlamaları yoktur. · Organelleri yoktur. · Enzim sistemleri yoktur. · Solunum, sindirim, beslenme, boşaltım olayları yapmazlar. · ATP üretemezler. · Hareket ve aktif taşıma yapamazlar · DNA ya da RNA’dan yalnız birisini bulundururlar · Zorunlu parazitlerdir. · Hücre dışında kristalleşirler. · İçine girdikleri hücrenin metabolik faaliyetlerini ele geçirirler. · Bazı virüsler sadece bir canlıda yaşarlar. · Bir virüs ile hücre karşılaşırsa bu virüse karşı interferon salgılanır. · İnterferon maddesi virüs hastalıklarına karşı bağışıklık sağlar. · Antibiyotikler virüsleri öldürmezler. Virüslerin yaptığı hastalıklar aşı ile tedavi edilir. · Bazı virüsler çok sık mutasyon geçirir. ÖR: Grip · Bazı Virüsler: AIDS, Kuduz, Kızamık, Grip vb. Şekil:Virüsün Çoğalması· Bakteriyo Faj: İçerisine virüs girmiş bakteriye Bakteriyo Faj denir. A: MONERA ALEMİ: - Hepsi prokaryot hücre yapısına sahiptir. - Hepsi tek hücrelidir. - Sitoplazma, hücre zarı, DNA, RNA ve ribozomlar bulunur. - Ribozom dışında organelleri bulunmaz. 1. Mavi-Yeşil Algler: - Tek hücreli canlılardır. - Bir kısmı koloni oluşturur. - Bu canlılarda klorofil bulunur. - Klorofil; fotosentez yapmalarını sağlar. - Havada, suda ,toprak da yaşayabilirler. - Havanın serbest azotunu bağlarlar. Bitki köklerine verirler. Böylece toprağın verimini artırırlar. 2. Bakteriler - Hepsi tek hücrelidir. - Prokaryot hücre yapısına sahiptirler. - Çekirdek zarı ve zarlı organelleri yokturlar. - Ribozomlar, DNA, RNA, sitoplazma ve hücre zarları bulunur. - Ayrıca bütün bakterilerde hücre çeperi bulunur. - Bakterilerin bir kısmında klorofil, kamçı, mezozom ve kapsül bulunur. Kamçı: Aktif hareket yapan bakterilerde bulunur. Kuyruk görevindedir. Klorofil: Fotosentez yapan bakterilerde bulunur. Bakterilerin besin ve oksijen üretmesini sağlar. Kapsül: Aşırı soğukta ve sıcakta bakterilerin yaşama şansını artıran üçüncü bir örtüdür. Mezozom: Oksijenli solunum yapan bakterilerde mitokondrinin görevini yapar. Bakterileri şu şekilde gruplandırabiliriz 1:Şekillerine Göre: Bakteriler, yuvarlak, çubuk, virgül ve spiral şeklinde olabilir. 2:Beslenmelerine Göre: - A. Ototrof Bakteriler: Kendi besinini üreten bakterilerdir. a) Fotoototrof (Fotosentetik) Bakteriler: - Klorofilleri bulunur ve fotosentezle kendi besinlerini üretebilirler. b) Kemosentetik Bakteriler: - İnorganik maddeleri oksitleyerek ürettikleri ATP yardımıyla kendi besinlerini üretebilirler. - B. Hetetrof Bakteriler: Kendi besinin üretemeyip hazır alan bakteriler a) Saprofit (Çürükçül) Bakteriler: - Enzim sistemleri gelişmiştir. Tabiattaki bitki ve hayvan ölü ve artıklarını çürütüp, besin ihtiyaçlarını karşılarlar b) Parazit Bakteriler: - Enzim sistemleri gelişmemiştir. Hazır besin tüketirler. Hastalık yapan bakteriler bunu örnektir. 3: Solunmalarına Göre: a) Oksijensiz ( Anaerobik) Bakteriler: - Oksijenin olduğu yerlerde yaşayamazlar. Fermantasyon yaparlar ve toprağın altında yaşarlar. b) Oksijenli (aerobik) Bakteriler: - Oksijen solunumu yaparlar. Oksijenli yerlerde yaşarlar. c) Fakültatif Bakteriler: - Hem O2’li hem de O2’siz ortamlarda yaşarlar. 4: Üremelerine Göre: a) Eşeysiz Üreme: - Bakterilerin hepsi bölünerek çoğalır yani mitoz bölünmeyle ürerler. b) Eşeyli Üreme: Bazı bakteriler sahip oldukları genetik özellikleri konjugasyon ile diğer bakterilere aktarır.Konjugasyon bir üreme şekli değildir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "szl_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "bam_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
c08a0d1f96bf2239e7e70a79babb7391
keep
[]
[ 6.400000095367432, 9.5, 10, 8.399999618530273, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030051-00282-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
115,839,987
26,270
165,876
http://eodev.com/gorev/1124579
text/html
2014-10-25T23:34:09
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Soru Cevaplar2 Yorumlar - BU DOĞRU BİLGİ MİAtatürk53 şikayetim var! - lütfenErentilbe12 şikayetim var! Lensin (göz merceği) şekli, etrafında bulunan kaslar yardımıyla değişebilir.Bu sayede göze farklı açılardan gelen ışık sürekli ağ tabakaya odaklanır. Örneğin, yakına bakıldığında göz merceğinin çevresindeki kaslar kasılır, merceğin ortası bombeleşir. Uzağa bakıldığında kaslar gevşer, mercek uzayarak incelir ve uzaktaki nesnelerin görüntüleri netleştirilir. Lenste de korneada olduğu gibi kan damarları bulunmaz ve lens göz sıvısı ile beslenir.En az bir yüzü küresel olan iki yüzey arasında kalan cam ya da saydam plastik ortamlara MERCEK denir. Optik araçların çoğunda mercek kullanılır.Gözün kendisi de doğal bir mercektir.Yapılış şekillerine göre mercekler,ince kenarlı ve kalın kenarlı olarak ikiye ayrılır. Yorumlar - olum yardım edinErentilbe12 şikayetim var!
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "unk", "crh_Latn", "tur_Latn", "unk", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
4ccb56ff6b40e09c07327cb170afeb4f
keep
[]
[ 7.900000095367432, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074102-00049-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.3.gz
368,650,441
13,334
51,499
http://www.cannabist.net/uyusturucu
text/html
2015-03-01T08:25:02
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Uyuşturucu Nedir, Uyuşturucu Maddeler Yunanca uyku anlamında ki "narke"den gelen ve İngilizce’ye "narkotik" olarak geçen uyuşturucu sözcüğü, uyuşturma özelliği olan, uyuşturan, duymaz hale getiren demektir. Kimyasal nitelikleriyle canlı organizmaların yapısını etkileyen, insan yapısında fiziki ve psikolojik bağımlılık meydana getiren, ruhsal durumu, bedeni ve zihni faaliyetleri menfi yönde etkileyerek değiştiren, kötüye kullanılması halinde toplum yapısını büyük ölçüde tahribe sebep olan tabii ve kimyasal maddelerdir. Uyuşturucu madde kavramı genellikle, uyuşturma özelliğine sahip maddeleri ifade eder.Ancak, keyif veren, kışkırtan, yatıştıran, uyanıklık sağlayan kimi maddeler içinde kullanılmaktadır. Uyuşturucu maddeler; merkezi sinir sistemini etkileyerek kullanan kişinin ruhsal ve fiziksel dengesini bozan; bu kişide fiziksel ve ruhsal bağımlılığa yol açan; kişisel ve toplumsal yönden ekonomik ve sosyal çöküntü oluşturan maddelerdir. UYUŞTURUCUNUN TARİHİ Uyuşturucu maddeler kavramı, geniş bir açıdan ele alındığı zaman, insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Uyuşturucu maddelerin ana kaynağını ve olmazsa olmazını teşkil eden Kenevir, Afyon ve Koka bitkilerinin öz sıvılarındaki esrarengizlik ve gizem tüm zamanlarda ilkel ve gelişmiş toplumların dikkatini çekmiştir. Bu üç bitkinin aromasında yer alan kimyasal maddeler, dozu ve ölçüsü ile tıbben insan sağlığı üzerindeki etkisi ve yarattığı tahribat sağlık biliminin gelişmesiyle birlikte tespit edilmiştir. Tehlike arz eden bitkilerin verdiği zarar ve bağımlılık tıbben anlaşıldıktan sonra bilimsel anlamda ciddi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Uyuşturucu maddeler buna karşın kimi zaman dinsel törenlerde, hastalıklarda yada keyif amaçlı kullanıldığı bilinmektedir. Uyuşturucular, yapımı bakımından, gerek suni, gerekse tabii olsun, bünyelerinde içerdikleri kimyasallar bakımından, kötü amaçlı kullanılması halinde, canlıların organizmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Bilindiği üzere, suiistimal edilmiş( illegal) uyuşturucu maddeler kullanıcıyı, ruhsal ve bedensel bakımdan bağımlı kılmakta, kullanıcının akıl ve muhakeme yeteneğini harap etmektedir. Örneğin, uyuşturucu madde kullanıcısı, önceleri belirli bir ölçekte uyuşturucu madde kullanırken, zamanla miktarını artırmak ihtiyacını hisseder. Çünkü bağımlının, vücut hücreleri faaliyetinin sağlıklı hareket etmesi için anılan maddeye şiddetli bir eğilim duyar. Uyuşturucular vücutta zehirlenme meydana getirirler. Bağımlı, belirli bir zaman diliminde maddeyi temin edemezse, psikolojik açıdan gerginlik ve sinir sisteminin dumura uğraması, halüsünasyon, gibi aksaklıklar yaşamakla birlikte, yanlış algı yüzünden, ölümcül iş ve trafik kazalarına, sebep olmaktadır. Bedensel açıdan, vücudun çeşitli yerlerinde kramplar, üşüme, kusma, terleme, eklem ağrıları, halsizlik ve uyku bozukluğu, bulantı, esneme, burun ve gözlerin akması, dikkat ve hafıza eksikliği, tansiyon hareketinin bozulması gibi zaaflar yaşamaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren uyuşturucu maddelerin keyif verici,ağrı giderici,hastalıkları iyileştirici olarak kullanıldığı bilinmektedir.İlkel toplumlarda, kabile ayinlerinde ve erkekliğe geçiş törenlerinde değiştirilmiş bilinç durumları denilen, susuzluk, uyku yoksunluğu,sosyal ve duygusal yalıtım, ağrılı uyaranlar,dans,meditasyon,dua,işitsel uyaranlar, hipnotik telkinler gibi yöntemlere ek olarak halusinojen bitkiler,esrar gibi psiko-aktif maddeler büyük rol oynamaktaydı.Halusinojenik maddeler içeren mantarlar Aztek ve Maya uygarlıklarında,psiko-aktif bir madde olan Amanita Muscaria mantarları ise Asya kıtasındaki şaman törenlerinde kullanılmaktaydı.Kokain,Güney Amerika yerlileri tarafından,sert doğa koşullarına karşı, uzun yaya yolculuklarında açlığa ve yorğunluğa karşı bugün bile kullanılmaktadır.3000 yıllık geçmişe sahip Hindu metinlerinde esrar kutsal bir yere oturtulmaktaydı.Afyon,Eski Roma ve Yunan uygarlıklarında birçok hastalığın tedavisinde ve sorunların giderilmesinde kullanılmıştır. Bu maddeler Mısır, pers ve Hint uygarlıklarında da yaygın olarak kullanılmaktadır.Mezopotamya bölgesinde yaşamış olan Asur ve Sümerler ile ilgili kayıtlarda, Orta Asya’da bulunan Moğol, Türk ve Sibirya bölgesinde de bu maddelerin dinsel törenlerde kullanıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. UYUŞTURUCUNUN ZARARLARI 1.Fiziki Etkileria.Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde :Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir. Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar. Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyon (vehim, hayal görme, işitme vs. ) lar, zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .b.Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.c.Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)… Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları d.Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir. e.Solunum Sisteminde: Nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır. f.Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır. g.Solunum Sisteminde: Nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır. h.Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır. i.Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse "Müzmin Zehirlenme" adını alır. 2.Sosyal ve Maddi Etkileri Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür. Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür) Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz. İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır. İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar. Ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır. Uyuşturucular,Beynimizin Yüksek Mekanizmalarına Zarar Vererek Etkilerini Gösterir… Vücudun bir bütün olarak varolabilmesi, kendi mekanizmalarını dengeleyip dış dünyayı etkileyebilmesi İçin gerekli temel unsurlar,sinir sistemi ve bunun merkezi organı olan beyindir.Beyin bahsedilen fonksiyonları yerine getirebilmek için,bir iletişim ağı ve kontrol merkezi şeklinde özelleşmiş bir dokudur;bu dokunun yapı taşları da nöronlardır(sinir hücreleri)Nöronları;beyinden çıkıp tüm vücuda yayılan,vücuttan ve beyin merkezlerinden aldığı uyarıları beyinin diğer merkezlerine taşıyıp orada bilgiyi işleyen,buradan da vücuda aktaran kablolara ve devrelere benzetebiliriz. İlginç olan şudur,bu kablolar ve devreler süreklilik arz etmez,nöronların aralarında mikroskopik boşluklar bulunur(sinaps).Bu boşluğa gelen elektiriksel uyarı,burada ki özel kimyasal maddelerin (nörotransmitter) aracılığı ile öteki nörona,dolayısıyla da gideceği noktaya ulaşabilir.Eğer bu sihirli maddelerden yoksun olsaydık,beyin kendine atfedilen hiçbir özelliğe sahip olamazdı.Elimizi oynatamaz, düşünemez, konuşamaz, hissedemez, duygulanamaz, cinsel açıdan uyarılamazdık; karaciğer çalışmayı durdurur, solunum düzensizleşir ve durur, vücut ısısı düşer ya da aşırı yükselir,sonuç kesin bir ölüm olurdu.Bu gün beyin hakkında bilmediklerimiz bildiklerimizden kat kat fazla olsa da, nörotransmitterlerin beyinde ki en önemli mekanizmanın parçaları olduklarını biliyoruz. İşte uyuşturucu maddeler, tam burada devreye girer. Nörotransmitterin,salgılandığı nörondan sonra gelen nöronda tanınması ve belirli bir etkiye yol açmasını sağlayan ?alıcı’ ların normal yapısını bozar.Ya da vücuttaki normal Nörotransmitter seviyelerini aşırı yükseltir veya azaltır. (mesela,vücutta ?serotonin’ normalde mutluluk duygusundan sorumludur,?dopamin’ yaralandığımızda acıyı bastırmak için salgılanır.Ecstasy hapları,vücutta normalde de bulunan ve Nörotransmitterlerin salgılanmasını uyararak aşırı seviyelere çıkarır.Başka etkilerinin de yanında bu olay; normal seviyelerinde vücutta önemli görevleri olan bu maddeleri vücut ısısında ani değişimlere ve dolayısıyla ani ölümlere neden olabilecek tehlikeli seviyelere çıkarırlar.)Bütün bunlar sinirsel iletilerin daha az iletilmesi ya da kendiliğinden ortaya çıkan kontrolsüz iletiler haline dönüşmesi sonucunu doğurarak,yaşananları yanlış algılamaya (sanrılar-halüsinasyonlar) hareket bozukluklarına,fiziksel iç dengenin sarsılmasına neden olur.Bu maddeler uzun süreli kullanıldığında etkileri, şizofreni ve deprasyon gibi ruhsal bozukluk biçimlerine de benzemektedir. Uyuşturucuların keyif verici, uyarıcı ya da uyutucu etkileri, işte bu mekanizmaların sonucu oluşur. Kullanılan uyuşturucu maddenin -aslında her hangi bir zehrin-uygunsuz fizyolojik yada psikolojik değişiklikler ile tanımlanan bu etkilerini göstermesine, zehirlenme denir. Bu zehirlenmelere son verilmesi yada durdurulması tamamen toplumsal yapı ve ona hakim olan mevcut siyasal düzenle ilintilidir. Günümüzden geçtiğimiz yıllara doğru sıralanan birkaç haber durumun önemini kavramamızı kolaylaştıracaktır. - Yeni yorum ekle - 6975 okunma - Rastgele
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "zul_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
89e85c01ea7fedfd387993ba588fc1ae
keep
[]
[ 9.300000190734863, 10, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 10, 9, 7.800000190734863 ]
./CC-MAIN-20141024030048-00261-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.9.gz
408,274,065
17,382
56,029
http://www.bilgiyuvasi6.info/malazgirt-savasinin-sebepleri-onemi-ve-sonuclari-hakkinda-ozet-bilgiler.html
text/html
2014-10-25T10:09:30
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Malazgirt Savaşının Sebepleri Önemi ve Sonuçları Hakkında Özet Bilgileri sizlere maddeler halinde ve hazırladığımız kısa özet ile sunmak istiyoruz. Sizlerde Anadolu kapılarını bizlere açan bu savaş hakkında bilgilerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz. Malazgirt Savaşı: Sebepleri 1) Tuğrul Bey ve Alp Arslan’ın Anadolu’ya sürekli akınlar yaptırmaları ve bunu devlet politikası haline getirmeleri 2) Selçukluların göçebe Oğuzları Anadolu’ya sevketme düşüncesi 3) Romen Diyojen’in Türkleri Anadolu’dan çıkarmayı daha sonra da İslam ülkelerini ele geçirmeyi hedeflemesi 4) Türklerin Anadolu’yu kendilerine yurt edinmek istemeleri 5) Bizans’ın Pasinler savaşın intikamını almak istemesi 6) Türkmen baskıları İmparator Diogenes, Türklere son ve kesin bir darbe vurmak istiyordu. Bu sebeple 200 bin kişilik büyük bir ordu hazırladı. Bu orduda Ermeni, Gürcü ve ücretli Frank, Norman, Rus kıtalarının yanısıra, Türk soyundan Uz ve Peçenek kuvvetleri de bulunmaktaydı. Nihayet Bizans ordusu Doğu’ya doğru sefere çıktı. Alpaslan 1070 yılında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya girerek Malazgirt ve Erciş kalelerini aldı.Bu sırada Alp Arslan, Fatımîler’e karşı Mısır (Suriye) seferine çıkmıştı. Henüz Halep kuşatmasında bulunuyordu. Bizans ordusunun ilerleyişini duyunca süratle geri dönmeye karar verdi. Yaşlı ve yorgun askerlerini bırakarak emrindeki dinç kuvvetlerle Ahlat’a geldi. Birkaç kez barış teklif ettiyse de bunu Alparslan’ın korkusuna yorumlayan Romanos Diogenes, barışı reddetti. Artık savaş kaçınılmazdı. Devrin kaynaklarına göre Bizans’ın 200 binlik ordusuna karşı, Selçuklu kuvvetleri 50 bin kadardı. Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz askerleri, karşılandakinin Türk olduğunu görünce Selçuklu tarafına geçmişlerdi. İki ordu Malazgirt Ovası’nda mevzilendi. İslâm ülkelerinin her köşesinde, Alp Arslan’ın zafer kazanması için hutbe okunuyor, dua ediliyordu. Nihayet Alp Arslan, ordusu ile cuma namazını kıldıktan sonra, askerini oldukça etkileyen, coşkulu bir konuşma yaptı; şehit düşerse üstündeki beyaz elbisenin kefeni olduğunu, onunla gömülmesini vasiyet etti. Sonra eski Türk geleneğine uyarak atının kuyruğunu bağladı ve ordusunun başına geçti (26 Ağustos 1071). Alp Arslan sayıca çok üstün olan Bizans kuvvetlerine karşı Türk savaş taktiği olan “Turan Taktiği”nibaşarıyla uyguladı. Askerlerin bir kısmı savaş alanının iki yanındaki tepelerde pusuya yattı. Diğer kuvvetler düşmana saldırdı ve kaçar gibi yaparak geri çekildiler (sahte ric’at). Türklerin bozguna uğradığını zanneden Bizans kuvvetleri disiplinsiz bir şekilde Selçuklu kuvvetlerini takibe başladı ve merkezden epey ayrıldılar. Pusuya doğru çekilen Bizans ordusu, bu tuzağı geç farketti. Geri çekilmeye çalıştıkları sırada Ermeniler ve yedek kuvvetler savaş alanından kaçtılar. Tam anlamıyla çembere alınan Bizans ordusu, akşama kadar süren Türk hücumlanyla yok edildi. İmparator yaralı olarak ele geçirildi (26 Ağustos 1071). Alp Arslan, imparatorun umduğunun aksine, ona çok iyi muamele etti; saygı gösterdi. Aralarında yapılan anlaşmaya göre, imparator kurtuluş akçesi (fidye) karşılığında serbest bırakılacaktı. Ayrıca Bizans’ın elindeki bütün Müslüman esirler salıverilecek ve Selçuklular’a yıllık vergi ödenecekti. Ancak Türk askerlerinin eşliğinde memleketine gönderilen Romanos Diogenes tahtından indirildi. Gözlerine mil çekilerek hapse atıldı. Yerine geçenler bu anlaşmayı tanımadılar. Bunun üzerine Türk komutanlara Anadolu’nun fethinin tamamlanması emri verildi. Malazgirt Zaferinin Önemi ve Sonuçları: 1) Bizans İmparatoru Romen Diyojen komutasındaki ordu savaşı kaybetti 2) Savaşta, Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Oğuz ve Peçeneklerin yardıkları da belirleyici rol oynadı 3) Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı 4) Türkler fazla bir direnişle karşılaşmadan Marmara kıyılarına kadar ilerlediler 5) Bugünkü Türkiye’nin temelleri atıldı 6) Anadolu’da gücü kaybolan Bizans, Balkanlara çekildi 7) Abbasi ve İslam dünyası üzerindeki Bizans baskıları kayboldu 8) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ilk Türk beylikleri kuruldu. Not: Alparslan, Anadolu’yu komutanlarına ikta olarak verdi. Bu olay, Anadolu’da beyliklerin kurulmasına neden oldu. 9) Bizansla Selçuklular arasında bir antlaşma yapıldı. Buna göre Bizans; Selçuklulara vergi ödeyecekti. Fakat Romen Diyojen tahttan indirilince bu antlaşma uygulanamadı. Not: Bizans ilk defa B. Selçuklulara vergi ödemeyi kabul etti. MALZGİRT ZAFERİNİN KAZANILMASINDAN SONRA BİZANS’IN DURUMU Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında parçalanmasından sonra başkenti İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) kurulmuştu. Bizans bin yılı aşan siyasî varlığı süresince Avrupa’dan, İslâm dünyasından ve Kafkaslardan çeşitli saldırılara maruz kalarak zor durumlara düşmüştü. İslâm orduları karşısında gerileyen Bizans, Kuzey Afrika’daki topraklarının tamamını kaybetmişti. XI. yüzyıla gelindiğinde ise Ön Asya’da Güneydoğu Toroslara kadar gerilemişti. Ortaya çıkan iktidar kavgaları devleti zayıflatmış durumdaydı. Halk, ağır vergiler ve tekfur denilen valilerin baskısı altındaydı. Yüzyıllarca süren savaşların etkisiyle Anadolu’nun nüfusu da azalmıştı. Anadolu’da bulunan Bizans askerleri aç, parasız ve disiplinsiz bir durumdaydı. Bizans bu olumsuz gelişmelere rağmen varlığını sürdürmeye çalışmış ve her defasında durumunu düzeltmeyi başarmıştı. XI. yüzyıl ortalarında Bizans, doğudan gelen Selçuklu Türklerinin akınları ile karşı karşıya kaldı. Türklerin akınları karşısında pek fazla bir direniş gösteremeyen Bizans, Malazgirt Savaşı sonunda yeni bir döneme girdi. Bu savaş ile gücünü önemli ölçüde kaybederek Türklerin Anadolu’yu fethetmelerini engelleyemedi. Devletin otoritesi zayıfladı. Sadece doğuda değil Balkanlarda da büyük bir çöküntü yaşadı. Çok zor duruma düşen Bizans İmparatorluğu, Roma’da oturan papadan yardım istemek zorunda kaldı. Bizans’ın bu yardım isteği, ileride göreceğimiz Haçlı seferlerinin sebeplerinden biridir. Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra yapılan fetihlerle Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Selçuklular, dört yıl gibi kısa bir süre sonunda Marmara denizine kadar ulaştılar. Bizans, Türklerin Anadolu’daki bu hızlı ilerleyişine engel olamadı. Bir önceki makalemiz olan Güzel Çay Nasıl Demlenir? İncelikleri başlıklı makalemizde Pratik Bilgiler ve püf noktaları hakkında bilgiler verilmektedir. Sponsor Bağlantı - yeni 10 Google'de Ara BlogSearch'te Ara Buzzzy'de Ara Twitter'da Ara Bing'te Ara Sende Yorum Yaz YORUM YAZMAK İÇİN ÜYE GİRİŞİ YAPMALISINIZ.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tuk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
ddabdbb06263d7598789ea468cff273b
keep
[]
[ 8.899999618530273, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 10, 10, 7, 5.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20150226074105-00284-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
252,531,337
28,898
146,111
http://tuncayozenbas.blogcu.com/ali-riza-efendi-zubeyde-hanim-evliligi/3609079
text/html
2015-03-06T07:26:59
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Ali Rıza Efendi / Zübeyde Hanım Evliliği Mustafa Kemal’in hayatını doğduğu günden itibaren biliyoruz. Peki, Atatürk doğmadan önce, babası ve annesi nasıl bir hayat yaşadı? Nasıl evlendiler? Kaç çocukları oldu ve neden öldüler? Ağabeyi Ahmed’in cesedinin başına gelenler neden yıllarca unutulamadı? Dedesi Kızıl Hafız Ahmed hangi olay nedeniyle Makedonya dağlarına kaçmak zorunda kaldı? İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün yoksul ailesinin pek bilinmeyen dönemi… Zübeyde Hanım, oğlu Ahmed’in mezarının açılıp, cesedinin aç çakal sürüsü tarafından parçalanıp yenildiğini görünce olduğu yere yığılıp kaldı... Ahmed dedesinin adını taşıyordu… Tarih 6 Mayıs 1876. Yer Selanik. Bir Bulgar kızı, seviştiği tahsildar Emin Efendi ile evlenebilmek için Müslümanlığı kabul etti. Bulgarlar bu durumu kabul edemedi. Tesettüre girmiş kızı, jandarmaların elinden zorla alıp, kendilerine karşı koymayan çalışan 10 kadar Türk’ü de döverek, Amerika Konsolosluğu'na götürdüler. Olayı duyan Selanikli Müslümanlar, "kızın dini ve ırkı ne olursa olsun, madem ki çarşaf giymiştir. Bu kıyafette bir kadının çarşafını yırtılarak götürülmesi dine, millete, devlete hakarettir. Biz bunu hazmedemeyiz" diyerek Saatli Cami'nde toplandılar. Kızın ABD Konsolosluğu’nda olduğunu öğrenince yabancı görevlilere saldırdılar. Alman konsolosu M. Abot ile Fransız Konsolosu M. Mulin öldürülmesi olayı bir anda uluslararası siyasal krize dönüştürdü. Başkent İstanbul, Avrupa’nın büyük devletleri savaş gemilerinin Selanik limanına gelip gözdağı vermesiyle, olayda adı geçen 53 Müslüman’ı ağır hapse, 6 kişiyi de idama mahkûm etti. Olayda elebaşı olduğu iddia edilenlerden biri de kızıl sakallarından dolayı “Kızıl Hafız” diye bilinen Hafız Ahmed’di. Kızıl Hafız Ahmed, yedi yıl boyunca saklanacağı ve orada öleceği Makedonya dağlarına kaçmıştı… Selanik Evkaf (vakıflar) Dairesi’nde memur olan Ali Rıza Efendi, babası Kızıl Hafız Ahmed’i arayan jandarmalar tarafından birkaç kez karakola götürüldü. Zübeyde Hanım kayınpederinin dağa kaçması ve kocasının sürekli gözaltına alınmasını hep korkuyla izledi. Daha çok gençti; yirmisinde yoktu…SARIŞIN BİR KIZ Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın ne zaman evlendikleri tam olarak bilinmiyor. Tahmini olarak 1870’lerin başı deniliyor. Rivayet odur ki: Ali Rıza Efendi bir gün rüyasında aksakallı nur yüzlü bir pir ve yanında sarışın bir kız gördü. Pir, kızı göstererek, “Bu senin kısmetindir” diye müjde verip ortadan kayboldu. Ali Rıza Efendi rüyasının etkisiyle ablası Nimeti’nin kızı Hatice’ye gidip, “bana evlenmek için sarışın bir kız bulun” dedi. O devirde bütün Müslüman çevrelerinde adet olduğu gibi görücüler sokağa düştü. Sonunda Sarıgüllü Hacı Sofulardan Feyzullah Ağa’nın kızı; kumrala çalan sarışın, beyaz tenli, orta boylu, mavi gözlü, dalgayı kıvırcık saçlı Zübeyde bulundu. Annesi Ayşe Hanım kızının evlenmesine karşıydı ama ikna edildi. Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi’nin ailesinin Yenikapı mahallesindeki evine gelin gitti. Ali Rıza Efendi, “Gülzar-ı Cennetim Zübeydem” diye hitap ettiği karısını çok sevdi. Zübeyde Hanım Yenikapı’daki evde üç çocuk dünya getirdi: Ahmed, Ömer ve Fatma. Fatma daha yaşını dolduramadan öldü.ASKER BABA Babası Hafız Ahmed’in Makedonya dağlarına gitmesinden birkaç ay sonra, Ali Rıza Efendi, Osmanlı-Rusya savaşı nedeniyle Selanik’te kurulan Asakir-i Mülkiye’ye yani, yardımcı askerler birliğine katıldı. 35 yaşındaydı; okur-yazar olduğu için geçici olarak üsteğmen rütbesi verildi. Askerliği yaklaşık iki yıl sürdü; Ayastefanos Anlaşması’ndan sonra askerliğe veda etti. Askerlikten sonra Ali Rıza Efendi, Osmanlı-Yunanistan sınırındaki Olimpos dağının ormanlarla kaplı eteklerinde bulunan gümrük kontrol noktasına gümrük muhafaza memuru olarak tayin edildi. Ege denizi kıyısında Papasköprüsü denilen bu ıssız yer, Selanik’e 120 km uzaklığındaydı ama kara yolu yoktu. Yaşamak için uygun bir yer değildi; ne kasaba ne köydü; sadece görevlilerin ailelerinin kaldığı derme çatma birkaç ev ve gümrük kontrol binasından ibaretti. Üstelik Olimpos dağı Rum eşkıyalarla doluydu ve etrafı haraca kesmişlerdi. Zübeyde Hanım iki çocuğuyla bu ıssız ve kasvetli yere gelmekten hiç hoşnut olmadı. İkinci çocuğu Ömer’i ilaçsızlık ve bakımsızlıktan burada kaybetti. Fatma’dan sonra Ömer’i de kaybeden Zübeyde Hanım’ı bir korku saldı; “Ya Ahmed’ime de bir şey olursa?” Hep Selanik’e dönmek istedi. Ali Rıza Efendi’nin görev yaptığı gümrüğün bütün işleri kereste ihracatı üzerineydi. Ali Rıza Efendi, görevi sırasında kereste tüccarıyla tanışıp arkadaş oldu. Bu arkadaşlık ona yeni bir iş kapısı açtı; memurluktan ayrılıp, kereste tüccarları Cafer Efendi ile ortaklık kurup ticarete atıldı. 3 lira maaş aldığı devlet memurluğundan sonra bu ticaret Ali Rıza Efendi’ye para kazandırmaya başladı. Yoksulluk günleri geri de kalmıştı işte; bu nedenle Selanik’e dönmek isteyen eşinden hep sabır istedi. Zübeyde Hanım dindar bir kadındı. Beş vakit namaz kılıyordu. Yaşam gücünü hep dualardan alıyordu. Ancak korktuğu oldu; son çocuğu Ahmed de öldü. Küçük çocuk sahil kenarındaki kumlukta açılan bir mezara defnedildi. O gece çıkan fırtına denizde dev dalgalara neden oldu. Kıyıları döven dalgalar Ahmed’in minik cesedini yerinden çıkardı. Dağlardan inen aç çakallar kefen içindeki ufacık bedeni paramparça etti. Sabah haberi öğrenip olay yerine koşan Zübeyde Hanım bu acılı manzarayı görünce şoke olup oracıkta bayıldı… Paşaköprüsü’nde yaşayan bir avuç insan Zübeyde Hanım’ı teselli etmek için ellerinden geleni yaptılar. Ancak… Ahmed’in ölümü sonrası yaşananlar Zübeyde Hanım’ın ruhsal dünyasında derin yaralar açtı. Günler geçti; Zübeyde Hanım’ın gözünün önünden o korkunç manzara gitmedi bir türlü. Geceleri kâbus gördü sürekli. Üstelik hamileydi… Ahmed’in ölümünden sonra Ali Rıza Efendi yine işinin başına döndü. Eve pek az uğruyor; günlerini işi nedeniyle ormanda geçiriyordu. Bir an önce para biriktirip bu kasvetli yerden kendini ve karısını kurtarmak istiyordu. Bu nedenle haraç isteyen Rum eşkıyaların tehditlerine bile aldırmıyordu. Kendi başına bir şey geleceğinden korkmuyordu ama eşi için kaygılanmaya başladı. Eşini güvenlikli bir yerde rahat doğum yapması için Selanik’e götürdü. Artık ellerine iyi para geçiyordu; Ali Rıza Efendi, Ahmed Subaşı Mahallesi’nde üç katlı pembe boyalı bir ev kiraladı. Üftade isimli siyahi bir kadını da yardımcı tuttu. Ve tekrar işinin başına döndü.KARDEŞİNİN ADI Zübeyde Hanım daha otuzuna gelmemişti. Ruhsal dünyası evlat acısı yaşayan tüm anneler gibi alt üst olmuştu. Yetmezmiş gibi, birkaç hafta sonra kocası Ali Rıza Efendi’yi Rum eşkıyalar kaçırdı. Ali Rıza Efendi yüksek bir fidye karşılığı özgürlüğüne kavuşabildi. Kereste ticaretini bıraktı. Zaten Osmanlı jandarması da, “Rum eşkıyalar barınmasın” diye ormanı yakmıştı! Tüm bu olaylar doğum tarihi yaklaşan Zübeyde Hanım’ın sinirleri allak bullak etti. İyi annelik yapamayacağından, yeni doğacak bebeğinin de öleceğinden korkuyordu. Elinden tespih, dudaklarından dua eksik olmadı o gergin günlerde. Bütün duaları doğacak bebeğinin sağlığı içindi. Bebeğinin kendisi gibi sarışın ve mavi gözlü olmasını istiyordu. Soranlara kız çocuğu istediğini söylüyordu ama içten içe erkek evlat arzuluyordu. Ve isteği oldu; tıpkı kendisi gibi sarışın mavi gözlü bir oğlu oldu… Ancak korkuları ve kapıldığı vehimler sonucu oğlunu emziremedi; sütü kesilmişti. Yeni doğan bebeğin yüz hatları tıpkı babasıydı. Ali Rıza Efendi oğlunun kulağına eğilip adını fısıldadı; Mustafa. Mustafa; Ali Rıza Efendi’nin daha minik bir bebek iken kaza sonucu beşikten düşüp ölen kardeşinin adıydı… Evet, “ölüler evine” benzeyen bu ailenin yaşamında ruhsal travmalar hiç eksik olmadı. Mustafa Kemal’in çocukluğu da mutsuzluk içinde; ruhsal yaralanmalarla geçti. Ama o, görkemli benliğiyle mutsuzlukların üstesinden tek başına gelmeyi başardı. Çağdaş Türkiye’nin kurtuluşu / kuruluşu bu zaferin sonucudur işte. Ve bu ancak karizmatik liderliğe özgü güçlü bir kişilik yapısıyla mümkündür… Atatürk’ün doğumuna ilişkin belirsizlikler: 1) Hangi tarihte doğdu? Doğum tarihi, gün- ay ve yıl olarak tam bilinmemektedir. Osmanlı bürokratik yapısında bebeklerin doğum tarihleri sistematik olarak resmi kayıtlara geçirilmiyordu. Bu nedenle Mustafa Kemal’in doğumuyla ilgili olarak hiçbir resmi belge yoktu. Müslüman aileler doğumları Kur’an-ı Kerim ya da bir başka değerli kitapların arkasına not ediyorlardı. Atatürk’ün de doğumu evdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birinin arkasına yazılmış ancak bu kutsal kitap başkasına verildiği için kaybolmuştu. Zübeyde Hanım’ın yaşamının son yıllarında verdiği bir röportajda oğlunu Selanik’te “dondurucu kırklar” olarak anılan ve kışın en soğuk kırk gününü ifade eden dönemde doğurduğunu söyledi. Atatürk çıkardığı ilk resmi kimlik kartında doğum tarihi olarak Rumi takvime göre, 1296 yazılıydı. Bu 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasına karşılık geliyordu. Atatürk muhtemelen 1880 ya da 1881 kışında doğdu. 2) Doğum günü olarak “19 Mayıs 1881” tarihinin belirlenmesi nereden çıktı? Bir gün Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak, Atatürk’e bir evrak getirdi. Belge, İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nden geliyordu. Bir ansiklopedide yer alacak biyografisi için Cumhurbaşkanı Atatürk’ün tam doğum tarihinin bildirilmesi rica ediliyordu. Atatürk düşündü fakat doğum gününü tam olarak bilmiyordu. Aklında mayıs ayı kalmıştı. Özel Kalem Müdürü Soyak’a döndü, “bu bir 19 Mayıs günü neden olmasın” dedi. Yani ulusal kurtuluş savaşının miladı olan tarih… İlginçtir, Atatürk’ün doğum tarihinin yazıldığı resmi evrak İngiliz büyükelçiliğine 10 Kasım 1936 tarihinde gönderildi. Yani Atatürk’ün ölümünden tam iki yıl önce: “Reisi Cumhur Atatürk 19 Mayıs 1881 tarihinde doğmuştur.” Bu tarihten önce Atatürk’ün doğum tarihi konusunda bir kesinlik yoktu. Örneğin, Çankaya Köşkü yaverlik dairesi Atatürk’ün doğum tarihi hakkında sorulan bir soruya 1880 olarak yanıtlamıştı. Halkevlerinin çalışmalarında da bu tarih kabul görmüştü. Bazı kaynaklara göre ise doğum tarihi 13 Mart 1881 idi. Bu kafa karışıklığını Atatürk ölümünden iki yıl önce kendisi düzeltti… 3) Pembe Ev’de mi doğdu? Burada da çelişkili bilgiler var. Genel kabul görüşe göre bu evde doğdu. Ancak kız kardeşi Makbule’ye göre, ağabeyi Pembe ev’de değil; babası Ali Rıza Efendi’nin ailesinin oturduğu Yenikapı’daki evde doğdu. Bu biraz daha akla yakın geliyor. Zübeyde Hanım rahat doğum yapması ve bebeğin bakımı için geçici olarak Ali Rıza Efendi’nin ailesinin yanına taşınılmış olabilir. Ancak Atatürk annesinden dinlediklerine dayanarak kendisinin Pembe Ev’de doğduğu kanısına varmıştı. 4) Pembe Ev’in sahibi kim? Pembe Ev’i kimin aldığı da muammaydı. Ali Rıza Efendi’nin aldığı şeklinde bilgiler olsa da bu pek doğru değildir. Pembe Ev 1870 yılında Rodoslu bir müderris tarafından yaptırıldı. Sonra mülkiyeti iki kez el değiştirdikten sonra Ali Rıza Efendi’ye kiralandı. Ali Rıza Efendi vefat edince Zübeyde Hanım geçim sıkıntısına düştü. Üç çocuğu; Mustafa, Makbule ve Naciye’yi alıp üvey dayısı Hüseyin Ağa’nın çalıştığı Katipzadeler’in çiftliğine taşındı. Beş ay kaldılar. Zübeyde Hanım, Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Efendi’yle ikinci evliliğini yapınca tekrar Pembe Ev’e taşındılar. Herhalde Zübeyde Hanım bu evi çok sevmişti. Selanik Belediyesi 1933 yılında aldığı kararla evi Atatürk’e hediye etti. 1953 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın emriyle Pembe Ev müze haline getirildi. Sonuçta: Osmanlı döneminde doğmuş her halk çocuğu gibi Atatürk’ün biyografisinde de belirsizlikler vardır. Bu bilinemezlikler, yaşamı boyunca bütün gücünü ve emeğini Türkiye için harcayan Atatürk’ü tanımamız için belirleyici / tayin edici faktörler midir? Hayır. Not: Yeri geldi bu notu eklemeliyim: Bugünlerde bazı siyasetçiler Cumhuriyet ideolojisini eleştirmek için sürekli küfür gibi “seçkinci / elitist zümre” lafını kullanıyorlar. İsim vermeseler de sözleri hep Atatürk’ü hedef alıyor. Oysa: Atatürk’ün birlikte yola çıkıp sonra ayrıldığı ve Atatürk’e seçkinler yakıştırması yapanların pek sevdiği Rauf Orbaylar, Refet Beleler, Ali Fuatlar, Kazım Karabekirler seçkinciydi. “Aristokrat” ailelerin çocuklarıydılar. Atatürk halk çocuğuydu. Toprak reformuna karşı çıktığı için CHP’den kopan toprak ağası Adnan Menderes halk çocuğu oluyor; yoksul ailenin çocuğu Atatürk ise seçkinci öyle mi? Kimin hangi sınıf için çalıştığı ortada iken, tarih bu kadar ters düz edilebilir mi? Soner Yalçın
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
4108e6d253bbb2781175cbe90e0a3257
keep
[]
[ 7.599999904632568, 9.800000190734863, 10, 9.5, 10, 10, 10, 2, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074104-00228-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.1.gz
797,956,692
29,610
132,977
http://www.uslanmam.com/cumhuriyet-tarihi/664821-kurtulus-savasi'nin-kaynaklari.html
text/html
2015-03-05T16:03:16
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Kurtuluş Savaşı'nın Kaynakları I. Dünya Savaşı'nda dört yıl savaşan Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinden sonra Türkiye'nin kurtuluşu için yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kaynakları her bakımdan çok kötü durumda idi. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı peş peşe gelince 1918 sonunda ateşkes imzalandığında Türkiye altı yıl savaşmıştı. Bu savaşlar zaten mali ve ekonomik yönden perişan olan Türk kaynaklarını tüketmişti. Mondros'tan sonra artık Arapların yaşadığı topraklar İmparatorluktan ayrılmış, ayrıca ülkenin en verimli toprakları dört yandan işgal edilmişti. Birinci Dünya Savaşı'nda, Osmanlı Devleti 2.850.000 kişiyi silah altına almıştı. Yararlanabildiği nüfusu o tarihte 15 milyon kadar olduğuna göre, bu sayı yaklaşık beşte bir oluyordu. Bu büyük savaşta 325.000 şehit 400.000 yaralı 250.000 esir verilmişti. Salgın hastalıklardan ölenler ve göçler sırasında Türk halkındaki kayıplar toplanınca Türkiye'nin savaş kayıpları milyonla belirtilir. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye'nin nüfusu, ekonomik,.mali kaynakları yeni bir savaşı kaldıramayacak durumda görüldüğü için, ülkenin kurtuluşunu İngiliz, Amerikan mandalarında arayanlar çıktığı gibi yöresel kurtuluş çareleri arayan Müdafaa-i Hukuk hareketi de oluştu. Nüfus Osmanlı İmparatorluğu'nda tam sağlıklı bir nüfus sayımı yapılmadığı için nüfus konusunda yeterli bilgi bulmak mümkün olamamaktadır. 1902'de kabul edilen "Sicil Nüfus Nizamnamesi" (Nüfus Sicil Yönetmeliği) gereğince 1905'de nüfus sayımı yapıldı. Ancak bu sayıma Arap vilayetlerinin çoğu (Hicaz, Bağdat-Basra, v.s.) ve Doğu illerinin çok ilkel durumda yaşayan aşiretleri alınamamıştı. Bu durumda Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusu 1914 yılında 18.520.016 dolaylarında idi. Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sonra Halep, Suriye, Beyrut nüfusları toplamı olan 2.805.534'ü bu sayıdan düşünce 16.714.428 kalıyordu. Ayrıca Türk Ordusu'nu arkadan vurdukları ve iç güvenliği bozdukları için 700.000 kadar Ermeni de sınır dışı edilmişti. Bunun dışında ülkede Rum, Ermeni, Musevi, Latin, Bulgar, Sırp ve Ulahların nüfus toplamı 3.314.965 idi. Bunlar da genel nüfustan düşülünce İstiklal Savaşı'nın başladığı tarihte Türkiye nüfusu 13 milyon kadardı. Ancak İzmir ve Batı Anadolu (3.365.308) ve Trakya(546.280) Yunan işgali altında idi. Buraların nüfusundan yararlanmak da mümkün olmuyordu. Bu bakımdan yararlanılabilen nüfus toplamı 9.000.000 kadardı. Ancak, bu nüfus, açlık, her çeşit, ihtiyaç malzemesinin yokluğu, salgın hastalıklar (kolera, tifüs, verem, sıtma, çiçek, firengi, v.b.) yüzünden perişan durumda idi. Savaştaki insan kayıpları yüzünden erkek nüfusunun 18-35 yaş grubunda büyük açık oluşmuştu. Toplumun üretici ve tüketici oranı bozulmuş, tüketici olan çocuk, yaşlı ve kadın nüfusu artarken üretici yaş grubundaki düşüş üretime ve ekonomiye kötü etki yapmıştı. Ülkenin en aydın tabakası olan yedek subaylar savaşta ağır kayıplar vermişti. Ekonomik Durum Birinci Dünya Savaşı'nda ülkenin gençleri üretim alanından alınıp cepheye gönderilince, bu nüfusun tüketici duruma gelmesi sebebiyle üretimde büyük düşüş oldu. Her ne kadar kadınlardan üretimde yararlanmak yoluna gidildiyse de ihtiyacı karşılayamadı. Savaş ekonomisi kuralları uygulandığı için, ülkenin bütün kaynakları ordunun gereksiniminde kullanıldı. Yatırımlar durdu. Bunun yanı sıra mali çöküntü, enflasyon daha çok arttı. Savaş bittiğinde "Kapitülasyonlar" ve "Duyun-u Umumiye" yeniden devreye girdiler. Mondros Ateşkesi'nden sonra ülkenin en verimli toprakları ve gelişmiş şehirleri işgal edildiler. Yunanlıların da İzmir ve Ege Bölgesi'ni işgal etmeleri üzerine, bu şehir ve yörelerin üretiminden ve vergilerinden yararlanma olanağı bulunamadı. Böylece nüfus kaynağının yetersizliği yanı sıra, en verimli ve zengin ticari şehirlerin de düşman işgalinde bulunması yüzünden, İstiklal Savaşı boyunca ordunun insan kaynağı ve bunların beslenmesi, giydirilmesi, her türlü bakımı, silah ve cephane sağlanması, maaş ve diğer masrafların karşılanması için geri kalan, çoğu yoksul, üretimi çok düşük topraklardan ve küçük ticari işletmelerin bulunduğu şehirlerin kaynaklarından yararlanıldı. Insan ve çeşitli üretim mallarından yararlanılan vilayet ve sancaklar çok azdı. Doğu Anadolu'dan (Birinci Dünya Savaşı'nda Rus ve Ermeni işgaline uğramış, nüfus içerilere göç etmiş olduğu için perişan durumda idi.) yararlanmak mümkün olmadı. Çeşitli gıda ve malzemeyi taşımak çok güçtü. Bu sebeple buradan ancak silah ve cephane taşınabildi. Milli Savunma Bakanlığı 1921 yılı sonunda bütün illerin ekonomik durumunu öğrenmek için bilgi istedi. Menteşe, İzmit, Bolu, Eskişehir, Afyon, Teke, Kastamonu, Ankara, Konya, Niğde, Silifke, Samsun, Sivas, Kayseri, Trabzon, Elazığ, Erzurum, Diyarbakır, Bitlis, Van, Kars ve Ardahan'dan gelen raporlar bu yörelerin zirai ve hayvancılıkla ilgili üretim mallarına sahip olduğunu gösteriyordu. Değerli madenlerin üretimi çok düşük olduğu gibi, işletmeciliğinin büyük kısmı yabancıların elindeydi. En önemli maden olan kömürün 1921 yılında üretimi 342.041 ton, 1922'de ise 410.000 ton idi. Ancak kömürün bulunduğu Zonguldak bir süre Fransız işgalinde kalmıştı. Yollar ise çok kötü durumda idi. Karayolları şose ve toprak olup, kullanılamayacak durumdaydı. Bu yollarda kullanılan ulaşım araçlarının çoğu, ilkel araçlardı. Kağnı, iki veya dört tekerlekli atlı arabalar, deve, eşekle, taşımacılık yapılıyordu. Bunlar durumlarına göre 100-140 km. Arası yük taşıyabiliyorlar ve günde (kağnı 15-20 km.) 15-40 km. Arası gidebiliyorlardı. Kamyon ve benzeri motorlu araçlar yok denecek kadar azdı. Demiryolları İstanbul-Bağdat hattı ve diğer hatlardan oluşuyordu. İzmit'e kadar İngiliz işgalinde idi. Eskişehir'de bulunan İngilizler, Türk kuvvetlerinden kaçarlarken üç tren kullandılar. İşletme veznesindeki 20.000 lirayı önemli memurları ve 13 lokomotif ve 100'den çok vagonu da beraber götürdüler. Ulusal kuvvetlerin elinde Osmaneli-Eskişehir (118 km.), Eskişehir-Ankara (268 km.), Konya-Ulukışla (237 km.) hatları vardı. Bunlar toplam 1.000 km. Kadar tutuyordu. Bu hatlarda ise kömürlü 15 ve mazotlu 5 Lokomotif ve 717 kadar vagon vardı. M. Kemal Paşa 25 Mart 1920 tarihinde bu hatlara el koydurtarak askeri yönetim altına aldırttı. Ancak Eskişehir-Kütahya Savaşları sırasında kömür olmadığı için odun ve hatta vagonlar yakılarak taşıma yapılmaya çalışıldı. Fakat taşıma yetersizliği ve haberleşme olanaksızlıkları yüzünden Eskişehir'de çok malzeme kaldı. Sakarya Savaşı sırasında bu hatta günde ancak 320 ton malzeme taşınabildi. Büyük Taarruz öncesi ise 600 tona, bazen de 900 tona ulaştı. Deniz taşımacılığı, özellikle yurt dışından gelen malzemenin taşınması için büyük önem taşıyordu. Osmanlı Donanması İtilaf Devletleri'nin elinde bulunuyordu. Bu sebeple İstiklal Savaşı boyunca T.B.M.M. çok sınırlı olanaklarla çalıştı. 24 Ağustos 1920'de "Mili Savunma Bakanlığı Umuru Bahriye Müdüriyeti" kuruldu. Eylül 1920 tarihinden itibaren Rus limanlarından başlayan taşımada sivil motorlar çalıştılar. Diğer yandan Samsun'da Deniz Harp Okulu kuruldu, fakat ancak altı ay çalışabildi. Birkaç gemiyle başlayan bu ulaşım Rusların yardımı ile güçlendi. Heyet-i Temsiliye Dönemi Yunan işgali ve M. Kemal Paşa'nın Anadolu'ya çıkıp, Ulusal Mücadele'ye başlaması aynı tarihlere rastlıyordu. Bu sebeple M. Kemal Paşa Erzurum'dan itibaren Heyet-i Temsiliye'nin kurulması ile birlikte, mali kaynak bulma sorunlarıyla karşılaşırken; Yunan işgaline karşı direnişi başlatan Kuva-yı Milliyetçilerin de insan ve para kaynağı bulmaları gerekiyordu. Bu iki olay Sivas Kongresi'nde M. Kemal tarafından birleştirildi. M. Kemal Paşa Anadolu'ya 16 kişilik bir heyetle gelmişti. Başlangıçta bu heyetin masrafları, peşin alınan üç aylık ödenekleri ile karşılanabilmişti. Fakat Amasya Genelgesi'nin duyulmasından sonra İstanbul Hükümeti kendisini görevden aldı. Bu sebeple masrafların karşılanması zorlaştı. Amasya'dan Erzurum'a ise M. Kemal Paşa'nın biriktirdiği 800 lira ile gidildi. Erzurum Kongresi'ne gönderilen delegelerin masrafları, gönderen ilin Müdafaa-i Hukuk gruplarınca karşılandı. Erzurum Müdafaa-i Hukuku ise , ev sahibi olarak masrafları üstlendi. Erzurum Şubesi Erzurum halkının manevi desteği yanı sıra, maddi yardımda bulunmasını şükranla anıyordu. Kongre giderlerinin ve temsilcilerin ağırlanması için toplanan para 1.500 liraydı Kongre sona erdiğinde kasada 80 lira kalmıştı. M. Kemal Paşa Erzurum'da askerlik mesleğinden ayrıldığından, kendisinin ve yanındakilerin Erzurum'dan Sivas'a gitmeleri için para bulmak gerekiyordu. Gerçi Heyet-i Temsiliye Başkanı olduğundan yönetmelik gereğince masrafların Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nce karşılanması gerekiyordu, fakat kasada 80 lira kalmıştı. M. Kemal Paşa'nın bu sıkıntılı anında, Emekli Binbaşı Süleyman Bey (60 yaşında), Cemiyet'e, "Ulusun selametinden başka bir dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı verdiğimizi ne Paşa ne de başka kimse bilmeyecek, ileride Müdafaa-i Hukuk'un parası olursa verirsiniz, olmazsa helal olsun." diyerek biriktirdiği 900 lirayı verdi. İşte M. Kemal Paşa ve yanındakiler Erzurum'dan bu para ile yola çıktılar. Sivas Kongresi'ne katılan delegelerin masrafları Müdafaa-i Hukuk örgütlerince karşılandı. Fakat bazı yerlerin temsilcileri, temsilcisi oldukları şehirlerde anlaşmazlık olduğundan kendi paralarıyla geldiler. Sivas'a gelen temsilcilerin barındırılma ve yemek ihtiyaçlarını Şekeroğlu İsmail Efendi karşıladı. 28 delegeyi 32 gün ağırladı. Sivas Kongresi'nde seçilen Heyet-i Temsiliye'nin de parası yoktu. Erzurum'da alınan para tükenmişti. Rauf Bey 100 altın vererek bir süre ihtiyacı giderdi. Sivas'tan Ankara'ya kadar aynı sorunlar devam etti. Ankara'da T.B.M.M.'nin açılması ile yeni dönem başladı. Meclis'in açılışına kadar ise 2. Kolordu Komutanlığı masrafları karşıladı. Kuva-yı Millîye Dönemi Yunan işgali ile birlikte Batı Anadolu'da başlayan Kuva-yı Milliye kuruluşları insan, para sağlamak için çeşitli yollara başvurdular. Balıkesir Kongresi'nde alınan kararlarla, levazım örgütleri ve Milli Menzil Müfettişliği kurulması uygun bulundu. Halktan silah ve para yardımı alınması esasa bağlandı. Nazilli Kongresinde ise, cephelere yeterli asker ve malzeme yollanması, bunların masraflarının karşılanması için halktan para ve ayni yardım alınmasına ve bu işlerin yürütülmesi mücahit başkanlarının yetkisine bırakıldı. Alaşehir Kongresi'nde ise ulusal ve genel seferberlik ilanı kararı alındı. Asker ve para toplamakla yetkili kurulların çalışmasının devamı uygun bulundu. Bu kongrelerde Batı Anadolu Kuva-yı Milliye'sinin bir otorite altına alınması, asker, para ihtiyacının karşılanması için çok önemli kararlar alındı. Batı Anadolu Kuva-yı Milliyesi, Sivas Kongresi'nde Ali Fuat Paşa'nın Kuva-yı Milliye Komutanlığı'na atanması ile birleşti. Gerek şehirlerde gerekse köylerde kurulan heyetler, Kongrelerin kararlarını uygulamada büyük güçlüklerle karşılaşmadılar. Fakat asıl güçlük, eşkıyadan oluşan Kuva-yı Milliye birliklerinin bir düzene konulamaması ve bunların başlarında bulunanların kendilerini KongrelerinTrForumuz.Biz kararlarına bağlı saymamaları yüzünden kendi başlarına hareket etmelerinden doğuyordu. Eşkıyalıktan gelen bu örgütler, cephe gerisinde halktan, ihtiyaçlarından daha fazla para ve çeşitli malları zorla almışlar bu sebeple birçok olay çıkmıştı. Bunların içinde, kendi başına buyruk ve kendi yöntemleriyle çalışarak yörelerinde adeta mutlak hakim duruma gelmiş olan Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe önemli yer alırlar. Ethem, 1919 Haziran'ından itibaren Yunanlılara karşı Salihli yöresinde silahlı direnişe başladı. Eski İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırarak 50.000 lira karşılığında serbest bıraktı. Bu para sayesinde kuvvetlerinin uzun süre ihtiyacını karşıladı. Kuva-yı Milliye komutanlarının halktan "Nakti ve Ayni" yardım almaları ile silâh, cephane, ve askerlerinin beslenmesi, ikamet masrafları karşılanıyordu. Ethem'in başvurduğu bu yöntem Demirci Mehmet Efe ve bazıları tarafından kullanılıyordu. Bu durum Ulusal Mücadele'ye karşı olanların, Padişah'ın asker toplamayı ve vergi almayı yasakladığı propagandalarını yapanların halkı isyana kışkırtmasına yol açıyordu. Halktan toplanan paraların nasıl ve nerelere harcandığını saptamak ise mümkün değildi. Ethem ve onun gibi çalışanlar emirlerindekilere maaş verdikleri için 1920 yılı sonunda bu birliklerin düzenli ordu durumuna geçirilmesinde büyük güçlüklerle karşılaşıldı. Güney Anadolu Kuva-yı Millîyesi ise Batıdaki gibi değildi. Tam bir halk savaşı veriliyordu. Savunma savaşları yapan şehirler kendi kıt olanakları ile savaşı sürdürdüler. Maraş'ın savunmasından sonra, şehir çok fakir düşmüş olduğu için M. Kemal Paşa 10 Şubat 1920'de 12. Kolordu Komutanlığına emir vererek, toplanacak para yardımının Maraş Müdafaa-i Hukuku'na verilmesini bildirdi. Bu yörede de silâh ve cephane yokluğu çok duyuldu. Kuva-yı Milliye'nin desteklenmesi için zenginlerin ve halkın fedakârlıkları ile toplanan yardımlar yararlı oldu. Antep Savaşı B.M.M.nin açılmasından sonra da sürdü. Fakat yol olmadığı için Antep'e yeterli yardım yapılamadı. 18.000 Antepli yiyecek bulamadıkları için ot kökü ve ağaç kabukları, zerdali çekirdeği yemek zorunda kalmışlardı. Sonunda açlık ve cephanesizlik yüzünden teslim oldu.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
71ecbbf20234d11eb6fbf0ee80290095
keep
[]
[ 8.800000190734863, 10, 10, 9.300000190734863, 10, 9.600000381469727, 10, 10, 8.399999618530273 ]
./CC-MAIN-20150226074111-00080-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
442,409,083
9,417
48,024
http://www.fenveteknolojisitesi.com/
text/html
2015-03-06T21:31:18
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
1. Çiçeğin Yapısı Çiçekli bitkide, eşeyli üremeyi sağlayacak organların meydana geldiği yer çiçektir. Bazı bitkilerde çiçekte hem erkek organ hem de dişi organ beraber bulunurken, bazı bitkilerde ayrı ayrı çiçeklerde bulunur. 2. Embriyo Kesesi ve Yumurtanın Oluşumu Dişi organın yumurtalığında (ovaryum) bir veya bir kaç tane tohum taslağı bulunur. Her tohum taslağı içerisinde 2n kromozomlu megaspor (makrospor) ana hücresi vardır. Bu hücre mayoz ve mitoz bölünmeler geçirerek, yumurtanın da içinde bulunduğu 8 çekirdekli embriyo kesesini oluşturur. 3. Çiçek Tozu (Polen) Oluşumu Erkek organın anter (başcık) kısmındaki polen keseleri içerisinde 2n kromozomlu polen ana hücreleri (mikrospor ana hücresi) bulunur. Polen ana hücresi mayoz bölünmeye uğrayarak 4 tane n kromozomlu mikrospor hücresini oluşturur. Her mikrospor bir defa mitoz geçirerek iki çekirdekli hale gelir. Oluşan bu yapılara polen denir. Polendeki çekirdeklerden biri mitoz geçirerek iki adet sperm oluşur. Diğer çekirdek ise, tozlaşma sonrasında polen tüpünü oluşturur. 4. Tozlaşma ve Döllenme Çiçek tozlarının (polenlerin), hazırlandığı yer olan erkek organ başcığından dişi organ tepeciğine; yağmur, rüzgâr, böcekler, diğer bazı hayvanlar ve su aracılığıyla taşınmasına tozlaşma denir. Bu tozlaşma bazende insanlar tarafından suni olarak gerçekleştirilir. 5. Döllenme Sonucu oluşan Yapılar Polen tüpüyle taşınan sperm çekirdeklerinden birisi yumurta hücresiyle döllenerek zigot’u oluşturur. Zigot mitoz bölünmelerle gelişerek embriyoyu (2n) meydana getirir. Polen tüpüyle taşınan diğer sperm hücresi embriyo kesesinin ortasındaki diploid polar hücre (başlangıçta iki haploid polar çekirdek halindeyken sonradan birleşmişlerdir) ile döllenerek triploid hücreyi (3n) meydana getirirler. Triploid hücre mitozla gelişerek endospermi (besin dokusunu) oluşturur. 6. Tohum ve Meyve Oluşumu Döllenmelerden sonra embriyo kesesinin dış kısmındaki tohum taslağı örtüsü gelişerek tohum kabuğu ve zarını (testa) oluşturur. Meyve, tohum gelişimini tamamlamış yumurtalıktan ve dişi organın çeperinden meydana gelir. Meyveler, tohumlarıyla beraber yenilerek veya çeşitli yollarla taşınarak, tohumların geniş alanlara dağıtılmasını sağlar. Her meyvede yumurtalıktaki tohum taslağı sayısı kadar tohum bulunur. C. ÇİMLENME ve GELİŞME Gelişme döllenmeden hemen sonra ana bitkiye bağlıyken başlar. Zigotun bölünmeleriyle ilk yapraklar, çenekler, embriyonik kök ve embriyonik gövde meydana gelir. Embriyo çimleninceye kadar tohumun içinde bu şekilde kalır. Beslenmesi ise tohum içinde endosperm tarafından olur. Ayrıca yüksek yapılı bitki embriyolarında çenekler vardır. Genç bitkinin fotosentezle kendine yeterli besin üretmesine kadar bitki taslağını besler. Tohum uygun koşullarda çimlenir. Bunlar uygun bir nemlilik (su), sıcaklık ve oksijendir. Böyle uygun bir ortamda, tohum ilk olarak su emerek şişer. Bu sayede enzimler daha aktif hale geçer. Nişasta gibi depo besinler yıkılır. Hücresel solunum ve peşinden mitoz bölünme hızlanır. Bölünmelerin hızlanmasıyla ilk kök oluşur. Sonra sırasıyla ilk yapraklar ve gövde gelişmeye başlar. Ortam ışıklıysa klorofil sentezi yapılır ve fotosentez başlar. Belirli bir süre gelişen bitkide, en son olarak çiçek oluşumu sağlanır. Bitkide gelişme ve büyüme hayat boyu devam eder. Dökülen yaprakların yerine yenileri oluşur. Meristem dokular hayat boyu korunduğu için, gövde ve dalların uzaması sınırsızdır. (Ama tabi minimum yasasını da hatırlamak lazım) (LÜTFİ ŞAHİN) -Pıhtılaşmada görev yapan fibrinojen, kas kasılmasında görev yapan aktin ve miyozin bir proteindir. -Karbonhidrat ve yağların tükenmesi halinde enerji verici olarak kullanılabilirler -Büyüme, gelişme ve onarım olaylarında görev yaparlar. -Hücrede zar, sitoplâzma, organeller ve kromozomların yapısına katılır. -Tüm enzimlerin yapısında yer alır. -Kana kırmızı renk veren ve solunum gazlarını taşıyan hemoglobin de bir proteindir. -Hastalıklara karşı savunmada görev yapan antikorlar proteindendir. -Hormonların yapısında proteinler yer alır. (LÜTFİ ŞAHİN) Kemik iliği nakli kan nakline benzeyen bir işlemdir. Kemik iliği nakli, kişinin kemik iliğinin yetersiz kaldığı durumlarda yada kişinin yüksek dozda kemoterapi & radyoterapi sonucunda yani kemik iliğinin zarar gördüğü durumlarda yapılan bir işlemdir. Kemik iliği naklinde de aranan kriter dokunun uygunluğudur. Tedavi için kullanılan kemik iliği hasta olan şahsın tedaviye başlanmadan önce kendisinden, yakın akrabasından bazen de tamamen yabancı birisinden alınır. Kemik iliği hastanın kendisinden alındığı durumlarda, kök hücreler, hastalıklı hücrelerden mümkün olduğunca arındırılır. Elde edilen kök hücreler hastaya bir kateter yardımıyla verilir. Kana karışan kök hücreler kan yoluyla ait olduğu kemik iliğine giderek orada hücre üretimine başlarlar. (LÜTFİ ŞAHİN) Bebek, dünyaya gelmeden önce hayatsal fonksiyonlarını sürdürebilmek için göbek kordonu vasıtasıyla anne kanından beslenir. Bebek bu beslenmesini plasenta aracılığıyla sağlar. Plasenta, doğumun gerçekleşmesini takiben dışarı atılır. Kordon kanı dediğimiz materyal ise plasentanın içinde bulunan kandır. Kök hücre açısından çok değerli olan bu kan yakın geleceğe kadar değerinin anlaşılamamasından dolayı doğumdan sonra direkt çöpe atılıyordu. Kordon kanı ile nakil sorunlarının bir nevi önüne geçilebileceği bulgusu gelişti. Doğum esnasında bebeğin kordonundan alınan kordon kanı ilerde bebeğin kemik iliği nakli gerektiren bir çok hastalığa karşı kullanılması bakımından çok önemlidir, çünkü bu kan bebeğin kendi kanı olduğu için kemik iliği nakillerindeki uyum sorunu görülmeyecektir. Ayrıca bebeğin kardeşleri için de ¼’lik bir uyum söz konusudur. Kordon kanı ile beraber anne kanına da HIV ve Hepatit testleri yapılır. Günümüzde kordon kanının önemi bulunduğu için doğum yapan kişiler bu kanın muhafaza edilmesini istemektedir. (LÜTFİ ŞAHİN) Floem, canlı hücrelerden oluşmuş iletim demetleridir. Soymuk boruları olarak da bilinir, fotosentez sonucu üretilen organik maddeleri yeni sürgün oluşumunda kullanmak üzere veya depo organlarında biriktirmek üzere ileten borucuklar. Tek sıra halinde üst üste dizilmiş canlı hücrelerden oluşur. Floem oluşurken hücrelerin ara çeperleri tamamen erimediğinden, yer yer delikler oluşur. Floemde fotosentez ürünleri bitkinin diğer organlarına taşınır. Bazı bitkilerin köklerinde sentezlenen amino asitler de yaprak ve diğer organlara taşınır. Floemde madde taşınması çift yönlüdür. Yani hem kökten yapraklara doğru hem de yapraklardan köke dorğu iletim vardır. Hücreler canlı olduğundan, taşıma hızı ksilemdeki taşınmadan daha yavaştır. Yapısı Floem parankiması: Uzun ince selüloz çeperleri canlı hücrelerdir. Besin maddesi depo ederler. Nişastaca zengindirler. Floem sklerankiması: Tipik sklerankima lifleri olup floem'e destek işini görürler. Odunlaşmış uzun hücrelerdir. Kalburlu borular: Çapları çok az çeperleri genellikle selülozlardan yapılmış enine çeperleri ince deliklerle kalbur şeklini almış ve hatta yan çeperlerindeki kalburlu levhalar meydana gelmiş olan uzun, canlı hücrelerdir.Protoplazmalarında bazen lökoplast ve nişasta bulunur.İletim kalburlu borularca yapılır. Arkadaş hücreleri: Her bir kalburlu borunun yanında aynı ana hücrelerden ayrılmış olan, enine kesitte borunun yanında yuvarlak ve köşeli olarak görünen ve kalburlu boruya oranla daha dar, plazması daha zengin ve nükleusu daha büyük olan hücrelerdir. Sonbaharda, kalburlu boruların delikleri üzerine Kalloz maddesi birikir, ve faaliyetleri sona erer. Ertesi yıl, genellikle bu borular faaliyete geçmiyerek civardaki dokular tarafından ezilirler ve yerlerine yenileri meydana gelir. Yeniden faaliyete geçmesi ise Kalloz maddesinin erimesiyle olur.iletim borularının düzgün olmasını sağlayan kanbiyum tabakasıdır. iletim demetleri düzgünse açık demet değilse kapalı demet olarak adlandırılır. (LÜTFİ ŞAHİN)
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
335204698736e800cb96ebdfc128c026
keep
[]
[ 9.5, 10, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 10, 10, 5.5 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00259-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.22.gz
87,457,601
27,774
133,035
http://eodev.com/gorev/937468
text/html
2015-03-04T04:23:28
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
Milli mücadele dönemi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919′da Samsun’a ayak basmasıyla başlayan bir mücadele döneminin genel adıdır. Bu dönem cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar sürmüştür diyebiliriz. Bu dönemde Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’da parça parça olan milli hareketlerin birleşmesi en önemli özelliğidir.Atatürk, Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminde çocukluk, gençlik, eğitim ve meslek hayatının büyük bir kısmını yaşamış ve bu dönemde üstlenmiş olduğu görevleri de başarı ile sonuçlandırmıştır. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nin idari, mali, askeri ve dış politikasını yakından biliyordu. Düvel-i muazzama olarak bilinen, o günkü dünyanın hâkimleri ile Trablusgarp Savaşı’ndan Birinci Dünya Harbi’ne uzanan çizgide değişik zaman ve zeminlerde karşı karşıya gelmiş, dolayısıyla da onları tanıma fırsatı bulmuştur. Bu durum O’na ülkesi ve düşmanlarını yakından tanıma fırsatı vermiştir. Başarısını etkileyen faktörlerin en önemlilerinden birisi bu olmalıdır.Türk insanının Mondros Mütarekesi ve takiben Sevr Andlaşması’na karşı Anadolu’da başlatmış olduğu Kuva-yı Milliye hareketinin fikri ve fiili öncüsü olarak bu idealin amacına ulaştırılmasında O ilk sırayı almaktadır. Bunun yanında günü geldiğinde yani Kuva-yı Milliye ile düşman işgalinin kırılması ve kovulmasının mümkün olmayacağı düşüncesiyle düzenli orduya geçişi en az kayıp ile gerçekleştirmeyi başarmış ve gerektiğinde Kuva-yı Milliye’de ısrarlı olan en yakın dostlarını devre dışı bırakmasını bilmişti. Düşman kuvvetlerinin Batı Anadolu’yu işgali ile Ankara üzerine saldırmaya hazırlanması sırasında bütün yetki ve sorumluluğu üstlenerek Büyük Taarruz’u gerçekleştirmiş ve dolayısıyla nihai zaferin kazanılmasında en büyük pay sahibidir.Atatürk, Mondros Mütarekesi’nin uygulamaya konulmasını takiben görevli olduğu Suriye cephesinden İstanbul’a dönmesi için almış olduğu çağrı üzerine İstanbul’ a gelmiş ve “Saray Yaveri” kadrosuna atanmıştır. Bu dönem O’na Milli Mücadele plânlarını yapma ve düşüncelerini, değişik cephelerden kendisi gibi İstanbul’a dönen arkadaşlarına açma fırsatı vermiştir. Söz konusu silâh arkadaşlarının hemen tamamı Milli Mücadele hareketine katılmışlarsa da ilk anda hemen hepsinin Atatürk ile aynı görüşü paylaştığı söylenemez. Bunlar arasında manda görüşünü savunanlar ve Anadolu’ya geçip hayatının kalan kısmını geçirmeyi düşünenler vardı. Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele fikrini paylaşmakla birlikte asker, silâh ve para bulmanın mümkün olmayacağını savunanlar da vardı. Mustafa Kemal onların kafalarındaki sorulara cevap bulmada ve onları ikna etmede başarılı olmuştur. Ordu müfettişi olarak Anadolu’ya geçmeyi başardıktan sonra arkadaşlarından aldığı güçle Milli Mücadele ateşini yakmıştır.Atatürk, Mudanya Mütarekesi’ni takip eden yıllarda Anadolu’da kurulan yeni Türk Devleti için dünün veya o günün geçerli yönetim biçimini tayin yetkisini cumhuriyet idaresi yönünde kullanmıştır. Yeni Türk Devleti için tercihini en isabetli şekilde yapmış olduğunu içinde yaşadığımız coğrafyadaki ülkelere bakarak söyleyebiliriz. Mustafa Kemal Paşa yeni devletin kurucusu olarak yeni bir hanedan kurma, meşruti bir yönetim veya kuzey komşumuzun büyüsüne kapılarak sosyalist bir sistemi hayata geçirme gücüne o günkü ortamda sahip idi. Atatürk söz konusu rejimlerin arayışını dahi zararlı ve tehlikeli bulmuş, halkın kendi kendisini idare sistemi olan cumhuriyet rejimini seçerek onu Türk gençliğine emanet etmiştir. - Şikayetim var! - Teşekkürler (2) - En iyi olarak seç! - oy ver
[ "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
43db18a624856d27036bb283e0cede6c
keep
[]
[ 9.100000381469727, 10, 10, 10, 10, 10, 10, 1, 10 ]
./CC-MAIN-20141024030047-00084-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
689,137,857
9,343
29,823
http://www.mainboard24.com/universite/101449-kimyasal-sindirim.html
text/html
2014-10-25T05:37:12
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9987999796867371, 0.0010999999940395355, 0.00009999999747378752 ]
Sindirim Sistemi Nedir - Mekanik Sindirim - İnsanlarda Sindirim SİNDİRİM SİSTEMLERİ KİMYASAL SİNDİRİM www.main-board.eu Dışarıdan alınan büyük parçalı besinlerin, ağız, mide ve az da olsa ince bağırsaklarda fiziksel olarak daha küçük parçalara ayrılmasına mekanik sindirim denir. Alınan büyük moleküllü besinlerin enzimler yardımıyla, daha küçük moleküllere parçalanması olayına ise kimyasal sindirim denir. Yediğimiz besin maddelerinde bulunan, su, madensel tuzlar, vitaminler, glikoz, fruktoz, galaktoz, amino asitler, alkol gibi küçük maddeler sindirime uğramaz. Yağlar, disakkarit, polysakkarit gibi karbonhidratlar, proteinler ve nukleik asitler (DNA ve RNA) kimyasal sindirim ile hücre zarından geçebilecek küçük moleküllere parçalanırlar. Kimyasal sindirim, ağız, mide, ince bağırsaklarda olur. KARBONHİDRATLARIN SİNDİRİMİ Karbonhidratlardan Nişasta, Glikojen, Maltoz, Sakkaroz, Laktoz enzimler aracılığı ile mono sakkaritlere parçalanır. Tükrük Amilazı Karbonhidratlar + Su -----------------> Monosakkaritler Karbonhidratların sindiriminde görev alan enzimlerin genel adı Karbonhidratazdır. Ağızda: Dekstrin + Maltoz (pityalin) Midede: Karbonhidrat sindirimi ile ilgili enzim salgılanmaz. İnce Bağırsaklarda: Onikiparmak bağırsağına salgılanan pankreas öz suyundaki amilaz ile, nişasta, glikojen ve dekstrin disakkaritlere (maltoza) parçalanır. Nişasta Amilaz Glikojen + Su --------> Maltoz Dekstrin İnce bağısak bezlerinden salgılanan maltaz, laktaz, sakkaraz enzimleriyle disakkaritler monosakkaritlere parçalanır. Maltaz Maltoz + Su ---------> 2 Glikoz Laktaz Laktoz + Su ---------> Glikoz + Galaktoz Sakkaraz Sakkaroz + Su -----------> Glikoz + Fruktoz Karbonhidratların sindirim ürünü glikoz, fruktoz ve galaktozdur. YAĞLARIN SİNDİRİMİ Ağız ve midede yağ sindirimi olmaz. yağ sindirimi onikiparmak bağırsağında başlar, ince bağırsaklarda devam eder. Karaciğerin salgısı olan safra tuzları (öd tuzları) yağları, küçük yağ damlacıkları haline getirir. Bu durum yağların sindirimini kolaylaştırır. Yağlar, pankreastan salgılanan lipaz enzimi ile; Lipaz Yağ + 3 Su -------> Gliserol + 3 Yağ asiti biçiminde sindirime uğrar. PROTEİNLERİN SİNDİRİMİ Proteinlerin sindirimi, mide ve ince bağırsaklarda proteaz denilen enzimler ile olur. Proteazlar Protein + Su -------------> Amino asitler Proteazlar, genellikle inaktif durumda salgılanır. Sindirim kanalında aktif duruma geçerler. Proteinlerin ağızda sindirimi olmaz. Mide bezleri mide özsuyunu salgılar. Mide özsuyunda, pepsinojen, HCI, mukus bulunur. Pepsinojen + HCI ---> Pepsin Pepsin Protein + Su --------> Pepton (Polypeptit) Süt çocuklarında Lap enzimi sütte bulunan proteini (kazein) çökeltir (peynirleştirir). Çökelen protein pepsin tarafından sindirilir. Onikiparmak bağırsağına pankreas tarafından pankreas özsuyu salgılanır. Pankreas özsuyunda proteazlardan tripsinojen ve kimotripsinojen bulunur. Etkin olmayan bu enzimler onikiparmak bağırsağından salgılanan enterokinaz ile veya tripsin ile, kimotripsinojen de tripsinin etkisiyle aktif enzim durumuna gelir. Enterokinaz Tripsinojen --------------> Tripsin (Tripsin) Tripsin Kimotripsinojen ---------> Kimotripsin Bu enzimler protein ve peptonları peptit ve amino asitleri parçalar. Pepton Erepsin Peptip + Su ---------> Amino asitler Sindirilmemiş peptonlar ile peptitler (Birkaç amino asitten oluşur.) ince bağırsak bezlerinden salgılanan erepsin ile amino asitlere parçalanır. İNSANLARDA KİMYASAL SİNDİRİM SİNDİRİM SİSTEMLERİ Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli maddeleri vücutlarına veya hücrelerine almaları olayına beslenme denir. Beslenme olayında, dışarıdan alınan maddelere besin denir. Besinler, inorganik besinler (su ve madensel tuzlar) ve organik besinler (protein, yağ, karbonhidrat, nükleik asit ve vitaminler) olarak iki grupta toplanabilirler. Ototrof (üretici) canlılar, dışarıdan sadece inorganik besin (karbondioksit, su ve madensel tuzlar) alırlar. Aldıkları inorganik maddelerden, yaşamları için gerekli organik maddeleri fotosentez veya kemosentezle kendileri yaparlar. Bu nedenle sindirim sistemleri bulunmaz. Heterotrof (tüketici) canlılar, hem inorganik hem de organik besinleri hazır olarak alırlar. Heterotrof canlıların, kompleks organik bileşikleri (protein, yağ, karbonhidrat ve nükleik asit), hücrelerine alabilmeleri için onları daha küçük yapı taşlarına enzimler yardımıyla) parçalanmaları olayına sindirim denir. Sindirim bir hidroliz olayıdır. Hidroliz sindirim enzimleriyle gerçekleşir. Hidrolaz (x) + (n-1) su ---------> nX n Sindirim, gerçekleştiği yere göre, hücre dışı sindirim ve hücre içi sindirim olarak ikiye ayrılır. Hücre dışı sindirim, hücre dışına salgılanan enzimlerle, hücre dışında olur. Sindirim sonucu oluşan küçük moleküller hücre içine alınıp kullanılır. Hayvanlar, saprofitler, böcekçil bitkilerde görülen hücre dışı sindirim, hücreye alınamayan çok büyük moleküllü besinlerden yararlanma imkanı sağlar. Hücre içi sindirim, fagositoz ya da pinositozla hücre içine besin kofulu halinde alınan büyük moleküller, Lizozomlarla besin kofulunun birleşmesiyle oluşan sindirim kofullarında sindirilir. Sindirilen kofuldan stoplazmaya geçer ve gerekli yerlerde kullanılırlar. Hücre içi sindirim, amipler, akyuvarlar, bazı mantarlar (cıvık mantarlar), terliksi hayvan süngerler gibi organizmalarda görülür. Çok hücreli heterotrof canlılarda (hayvanlarda) sindirim olayının gerçekleştiği sindirim sistemleri gelişmiştir. Hayvanlarda Sindirim Sistemleri Sünger ve sölentelerde sindirim organları bulunmaz. Süngerler vücut boşluğuna alınan sudaki küçük molekülleri hücrelerine difüzyon, osmoz veya aktif taşıma ile alırlar. Büyük moleküllü besinleri ise pinositozla hücrelere alınıp hücre içinde sindirilir. Bir kısmı da vücut boşluğuna salgılanan enzimlerle sindirildikten sonra hücrelere alınır. Diğer hayvanlarda, ağızla başlayıp anüsle biten bir sindirim kanalı ile, bu kanala bağlı sindirim bezlerinden oluşmuş sindirim sistemleri bulunur. Hayvan gruplarında, beslenme biçimlerine bağlı olarak sindirim sistemlerinde farklar vardır. Yassı solucanlardan planaryalarda anüs bulunmaz. Artıklar ağızdan dışarı verilir. Bazı hayvan gruplarında diş bulunur. Kuşlarda diş bulunmaz. Sadece memelilerin dişler çiğnemede görev alırlar. Otçul memelilerin bağırsakları uzundur. Parçalayıcı dişleri bulunmaz. Körbağırsakları gelişmiştir. Mide ve bağırsaklarında selüloz sindirici simbiyont bakteriler yaşar. Etçil memelilerin diş yüzeyleri sivridir. Bağırsakları biraz kısadır. Körbağırsakları körelmiştir. Parazit yaşayan hayvanların sindirim sistemleri az gelişmiştir. Ya da hiç bulunmaz. Hücre içinde ve bağırsaklarda yaşayan parazitler sindirilmiş besinleri hücre zarlarıyla veya vücut yüzeyleriyle alırlar İNSANDA SİNDİRİM SİSTEMİ İnsanın sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle biten sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. SİNDİRİM BORUSU Sindirim borusu ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsaklar ve anüs gelir. Ağızda kesici, parçalayıcı ve öğütücü olarak üç çeşit diş bulunur. Sindirim borusu, üç tabakadan oluşur. Dışta bağ dokusu (periton), ortada düz kaslar, en içte epitel (mukoza) bulunur. Yemek borusunda periton bulunmaz. Düz kas dokusundan oluşan sindirim kanalı istem dışı çalışır. Yemek borusu ve bağırsakların peristaltik hareketleri ile besin maddelerinin hareketi sağlanır. * Peristaltik harekette önce bir bölüm daha sonra arkasından gelen diğer bölüm kasılır. SİNDİRİM BEZLERİ Sindirim bezleri, tükrük bezleri, pankreas, karaciğer ile mide ve ince bağırsak bezlerinden oluşur. Tükrük Bezleri Kulak altı, dil altı ve çene altı olarak üç çeşit tükrük bezi vardır. Tükrük bezleri, tükrüğü salgılar. Tükrükte, su, amilaz (pityalin), mukus, Ca ve Na iyonları bulunur. Tükrük salgısı, sindirime yardımcı olduğu gibi, yutma ve konuşmada da rol oynar. Pankreas Midenin altında, yaprak biçiminde bir bezdir. Pankreas, karma bezdir. Dış salgısını bir kanalla onikiparmak bağırsağına (Duodenuma) salgılar. Dış salgısında (pankreas öz suyunda) su ve sindirim enzimleri (tripsinojen, kimotripsinojen, amilaz, lipaz ve nukleazlar) bulunur. Bu enzimler pankreastaki acini adacaklarından salgılanır. Pankreas, iç salgı olarak insülin ve glukagon hormonlarını salgılar. Bu hormonlar kan şekerinin düzenlenmesinde görev alır. Karaciğer Midenin sağ üst kısmında bulunan, 1,5 kg. kadar ağırlığı olan bir organımızdır. Karaciğerlere, hem aorttan karaciğer atardamarı ile hem de bağırsaklardan kapı toplardamarı ile kan gelir. Gelen kan milyonlarca hücreden oluşan karaciğerlere dağılır. Karaciğerlere gelen kan, karaciğer üstü toplardamarı ile alt ana toplardamarına geçer. Karaciğerin çok önemli görevleri vardır. Sindirimle ilgili olarak safrayı salgılar. Safra karaciğer hücrelerinden salgılanır. Safra, safra kanalları ile safra kesesinde toplanır. Gerektiğinde Koledok kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarılır. Safra, safra tuzları (öd tuzları), kolesterol ve safra boyalarından oluşur. Sindirim kanalına geçen safra tuzları kalın bağırsaklardan geri emilir. Safra yağ sindiriminde görev alır. Ayrıca bağırsakların dezenfekte edilmesini sağlar. Karaciğerin Diğer Görevleri Şunlardır: 1-) Safrayı salgılamak. 2-) Kemikler oluşuncaya kadar alyuvarları oluşturmak. 3-) Yaşlanmış alyuvarları kupfer hücreleri ile (akyuvarlarla) yok etmek ve hemoglobinden demiri üretmek. 4-) Kan şekerini düzenlemek. 5-) Zararlı (zehirli) maddeleri etkisiz duruma getirmek. 6-) Amonyağı üre ve ürik asite dönüştürmek. 7-) A, D, K B12 vitaminlerini, Fe, Cu, amino asit, yağ, glikojeni depolamak. 8-) Provitamin A'dan A vitaminini oluşturmak. 9-) Pıhtılaşma için gerekli olan protrombin ve fibrinojeni üretmek. 10-) Pıhtılaşmayı önleyen Heparin'i üretmek. 11-) Proteinleri karbonhidrat ve yağlara dönüştürmek. 12-) Vücut sıcaklığını düzenlemek. www.main-board.eu LEVIS-501 - 26.10.2007 - 18:03
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn", "zho_Hant", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
3d0e6a080066fcfc056b07d6bb5371bf
keep
[]
[ 7.699999809265137, 9.899999618530273, 9.199999809265137, 8.699999809265137, 10, 10, 10, 8, 9.199999809265137 ]
./CC-MAIN-20140901014517-00313-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.1.gz
1,347,584,554
9,099
28,796
http://www.ozetbilgiler.com/sened-i-ittifak-tanzimat-fermani-birinci-mesrutiyet-kanun-i-esasi-ikinci-mesrutiyet-tbmm-acilmasi-1921-anayasasi-cumhuriyetin-ilani-cok-partili-hayata-gecis
text/html
2014-09-01T11:11:44
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.0003000000142492354, 0 ]
Kurultaydan başlıyarak açıklama ve tarihleriyle Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Birinci Meşrutiyet, Kanun-i Esasi, İkinci Meşrutiyet, TBMM açılması, 1921 Anayasası, Cumhuriyet’in İlanı, Çok partili hayata geçiş Sened-i İttifak, (29 Eylül 1808) Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa’nın Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplayarak yapmış olduğu anayasal bazı nitelikler içeren bir anlaşmadır. Anayasa hukukçuları Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak genellikle Sened-i İttifak’ı kabul ederler ve Türkiye’deki anayasacılık hareketlerini bununla başlatırlar. “Devlet iktidarını sınırlandırmayı amaçlayan bir girişim olarak” bu belgeyi İngiliz Magna Carta’sına benzetenler de vardır.[1] Ancak Shaw ve Berkes gibi birçok önemli tarihçi Türkiye’de anayasal düzenin ve demokrasinin tarihsel gelişiminde Sened-i İttifak’ın iddia edildiği kadar önemli bir rol oynamadığını belirtmektedir ********** Tanzimât Fermânı, Gülhane Hatt-ı Şerif-î 3 Kasım 1839′da okunan Tanzimat Fermânı, Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımıdır. Sultan Abdülmecid döneminde Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. Gülhane Parkı’nda okunması nedeniyle Gülhane Hatt-ı Şerif-î (Padişah Yazısı) veya Tanzimât-ı Hayriye (Hayırlı Düzenlemeler) olarak da anılır. Bu fermânla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. *********** Birinci Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nde 1876 yılında ilan edilen anayasal yönetime denir.Osmanlı İmparatorluğu’nin ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi’nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar’da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya’sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. *********** Kânûn-i Esâsî Fransızca Loi constitutionelle çevirisi olarak kullanılan Osmanlıca terkiptir. “Temel Kanun” ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876′da ilan edilmiş, 1878′de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiş ve kısmen 20 Nisan 1924 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.1876 Kânûn-i Esâsî’si bağımsız bir İslam ülkesinde yürürlüğe giren Batılı anlamda ilk yazılı anayasadır. ********** İkinci Meşrutiyet Devri Osmanlı Anayasası’nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 24 Temmuz 1908′de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve 5 Kasım 1922′de Osmanlı Devleti’nin tasfiyesiyle sona eren dönem. Birinci Meşrutiyet resmen hiç sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için, bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir. *********** TBMM açılması Birinci Dönem Büyük Millet Meclisi ya da kısaca Birinci Meclis, 23 Nisan 1920′de Ankara’da toplanmış, 1 Nisan 1923′te yeni seçim kararı alarak 15 Nisan 1923′te son oturumunu yapmıştır. Yeni Türk devletinin kurucu meclisi olarak kabul edilir. Meclis’in açılış günü olan 23 Nisan, halen Türkiye’de ulusal bayram olarak kutlanmaktadır. ********** 1921 Anayasası Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, ilk T.C. Anayasası’nın ilkelerini belirleyen; 85 numaralı ve kabul tarihi 20 Kânun-ı Sani 1337 (20 Ocak 1921) olan kanundur. 1923 yılındaki değişiklikle Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bazı tanımlamaların aksine, 20 Ocak 1921 tarihli ilk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Türkiye’nin ilk anayasasıdır. Anayasa için gerekli norm, kabul için oy oranı ve maddeler yönünden yeterli değildi ama Türkiye’nin ilk anayasası olarak kabul edilmiştir. 1876 Kanun-u Esasîsi de resmen ilan edilmemişti, fakat Osmanlı’nın ilk anayasası olarak tarihin sayfalarında yerini aldı. ************* Cumhuriyet’in İlanı, milletin yönetilme şeklinin belirlenmiş olduğu, Atatürk’ün siyasi devrimlerinden bir tanesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 29 Ekim 1923′te ortaya çıkan kabine bunalımı sonucunda, bu yönetim şeklinin kusurları daha net ortaya çıkmış ve 29 Ekim’de Anayasanın ilgili maddeleri değiştirilerek, ülkenin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlenmiştir. ********** Çok partili hayata geçiş Türkiye Cumhuriyeti’nin Çok Partili Dönemi, 1946 yılından itibaren Türk siyasi hayatının CHP dışında 2. bir partinin (Demokrat Parti)’nin kurularak seçimlere çok partili olarak gidilmesi ile başlamıştır. Çok partili hayat bundan önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası ve 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi ile başlamıştır. Ancak bu partilerin hepsi kapatılmıştır. Çok partili hayat 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi ile başlamıştır. Fakat Milli Kalkınma Partisi istediği başarıyı elde edememiştir. 1958 yılında kendi kendini feshetmiştir. 7 Ocak 1946′da Dörtlü Takrir’e imza atanlar tarafından kurulan Demokrat Parti’nin (DP) parti genel başkanlığına Celâl Bayar getirildi. DP, ekonomi ve siyasette liberal düzenlemeleri savunuyordu. 1950 genel seçimleri’nde Demokrat Parti galip olarak çıkmıştır. Yürütmenin başı olan ve devletin atacağı adımlara karar veren kişi Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı süresince cumhurbaşkanı iken DP iktidarından sonra başbakana geçmiştir. Türkiye’yi yürütme Adnan Menderes liderliğindeki DP ilk başlarda çok popülerken 1950′lerin sonlarına doğru yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hükümetin antidemokratik uygulamaları nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiş ve 1960 yılında yapılan askerî darbe ile çok partili yaşam kesintiye uğramıştır.Darbe neticesinde dönemin cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes idama mahkûm edilmiş fakat baskılar neticesinde Celâl Bayar’ın cezası müebbede çevrilirken, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu idam edilmişlerdir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
4f9bc9d737af8172adc6c18fabd08732
keep
[]
[ 6.300000190734863, 10, 10, 9.699999809265137, 7, 9.300000190734863, 10, 10, 7.5 ]
./CC-MAIN-20141024030054-00078-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.1.gz
719,470,190
20,276
88,459
http://www.muhabbetim.com/kultur-ve-sanat/diziler/muhtesem-yuzyil-yasef-nassi-kimdir-kim-oynuyor.html
text/html
2014-10-26T02:53:32
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00019999999494757503, 0 ]
Sadrazam Sokullu Mehmet PAşa,Muhteşem Yüzyıl Yasef Nasif kimdir, kim oynuyor?,Muhteşem Yüzyıl Nurbanu Sultan kimdir, kim oynuyor? Nurbanu Hatun kimdir, Uçurumlar-Felicia-Denise Capezza yeni dizisi Muhteşem Yüzyıl.. Televizyonda yayınlanan ve her hafta insanımızı ekrana kilitleyen “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde, ağırlık noktası aslında Kanuni değil. Dizi daha çok onun veliaht adayları, onların anneleri arasında geçen çekişmeler, ince hesaplar ve hırslı bir kadın olarak Osmanlı tarihinde önemli roller almış Hürrem sultanın yükseliş öyküsünü anlatıyor. Buradan esinlenerek, Kanuni zamanında padişahın ve Osmanlı yönetim çevresine dahil olmuş, Kanuni’den sonra yerine geçen veliahdı 2. Selim zamanında ise itibarının doruklarına ulaşarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde önemli kararların alınmasında doğrudan ya da dolaylı etkisi olmuş bir şahsiyetten söz edeceğim; Yasef (Joseph) Nassi. İspanyol yarımadasında 700 yıl boyunca hüküm sürmüş olan, Endülüs Emevi Devleti çatırdarken, evlenerek güçlerini birleştiren, Kastilya Kraliçesi İsabel ve Aragon Kralı Fernando İspanya topraklarında Hıristiyan birliğini sağladılar. 1492 yılında çıkardıkları fermanla tüm Yahudilerin İspanya topraklarını terk etmeleri için iki hafta süre tanıdılar. İspanya Yahudilerinin büyük kısmı, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu olan ve 1481-1512 yılları arasında hüküm süren, 2. Beyazıt’ın himayesi ile Osmanlı Devletine sığındı. 1492’de İspanya yarımadasında İsabel ve Fernando’nun krallığı hakimiyeti dışında kalan Portekiz topraklarında 1520 yılında doğan Yasef Nassi de Marran, Portekiz’in ünlü Yahudi ailelerinden olan Mendes ailesine mensuptu. Baskılardan dolayı Marran ailesi Hıristyanlığı kabul etmiş görünüyordu ve Mendes soyadını almıştı. Yasef Nassi’nin o sıralardaki adı da Don Juan Miguez’di. Ailesi daha önce 1497’de İspanya’dan Portekiz’e göç etmişti. Yasef Nassi’nin daha sonra Portekiz’den ayrılarak İtalya’nın Ancona şehrine geldiği, burada bir müddet kaldıktan sonra da Venedik’e geçtiği biliniyor. Kendisinin Louvian Üniversitesinde okuduğu, Venedik’te bulunduğu sırada birçok Avrupa hükümdarı ile temas kurduğu, Venedik Senatosundan Avrpa’nın çeşitli yerlerinde yaşayan Yahudilerin yerleşimi için bir ada istediği, ancak bu isteğinin Venedik Senatosu tarafından reddedilmesi üzerine, 1553 yılında İstanbul’a göç ettiği söylenmektedir. İstanbul’ geldikten sonra Hıristiyan adını terk etmiş ve Yahudi adı olan Yasef Nassi adını serbestçe kullanmaya başlamıştır. Marran ailesi içinde etkili ve güçlü bir kadın olduğu söylenen halasının kızı Reyna ile evlenerek aile içindeki gücünü artırmıştır. Hem halası, hem de kayın validesi olan Donna Gracia Mendes’in adına açtığı banka kısa sürede büyüdü ve Nassi, Osmanlının en önemli bankerlerinden biri haline geldi. Bu arada Osmanlı hanedanında padişahlar değişmiş, Nassi’nin İstanbul’daki başarılı dönemi Kanuni Sultan Süleyman zamanına denk gelmişti. Fatih’in oğlu 2. Beyazıt, (1481-1512) oğulları arasındaki zorlu taht mücadelelerinden sonra, yeniçerilerin oğullarından 1. Selim’in yanında yer alarak, kendisine yaptığı baskılar sonucu tahttan feragat etti ve 1. Selim (Yavuz Sultan Selim) tahta çıktı. 1512’de tahta çıktıktan sonra, 8 yıl gibi kısa süren padişahlığında ( Osmanlının hüküm sürdüğü toprakları 2,5 katına genişleten Selim’in sırtında biten bir çıban yüzünden ölmesi üzerine tek oğlu olan Süleyman, Manisa sancağından çağrılarak tahta geçtiğinde yıl tarihler 1520 yılını gösteriyordu. Yasef Nassi’nin İstanbul’a yerleşmesi için 33 yıl daha vardı. Saltanatının son yıllarında Yasef Nassi ile Kanuni Sultan Süleyman’ın yolları kesişti. Osmanlı tarihçileri ve bir çok yabancı tarihçi, Nassi’nin Kanuni ile tanışması ve yakınlaşmasında, Süleyman’ın en değer verdiği adamı Pargalı İbrahim Paşa (Damat İbrahim Paşa, Makbul İbrahim Paşa da denilir. Süleyman tarafından boğdurulmasından sonra Maktul İbrahim Paşa olarak ta anılmıştır.) ve sitemizde yer alan ilgili yazıyı okuyabileceğiniz Ester Kira (Kira kadın) olduğunu söylerler. Nassi zaman içinde Kanuni ile öyle yakınlaşır ki, ondan Frenk Beyi unvanını bile alır. Yasef Nassi padişaha olan bu yakınlığı sayesinde Girit adasından alınarak, boğazlardan geçirilip Eflak ve Boğdan’ a satılan şarap ticaretini, Lehistan ile yapılan bal mumu ticaretini tekeline almıştı. Avrupa ile yapılan baharat ticaretini kontrol ediyordu. Yasef Nassi, Türkiye ile İtalya ve Venedik arasında yün, tekstil ürünleri, biber ve hububat ticaretinde de en etkili isimdi. Ama Yasef Nassi’nin Osmanlı tarihine etkisi açısından en önemli sayılacak tekeli, Girit ve Kıbrıs adasından alınarak, boğazlardan geçirilip Eflak ve Boğdan’ a satılan şarap ticareti tekeliydi. Bu tekel ayrıcalığının, neden bu kadar önemli saydığımızı da yazının ilerleyen bölümlerinde okuyacaksınız. Nassi ayrıca halası(aynı zamanda kayınvalidesi olduğunu belirtmiştik) ile birlikte kurduğu banka ile Avrupa’da ticaret yapan birçok yabancı tacirlere de krediler açıyor, gücünü Osmanlı’dan Avrupa’ya kadar ilerletiyordu. Fransa devletinden 150 000 Ekü alacağı vardı ve Fransa bu parayı ödemek istemeyince, Kanuni Sultan Süleyman tarafından bu borcun ödenmesi için Fransa’ya ferman yazdırabilmişti. Fransa yine de bu parayı ödemeyince, Şark limanlarındaki Fransız gemilerine el koymak, mallarını haczetmek ve alacağını tahsil etmek haklarını elde ettiği başka bir ferman daha alabilecek kadar da güç ve itibar kazanmıştı. Yasef Nassi, Kanuni Sultan Süleyman’ın o kadar çok güvenini kazandı ki, “müşavir-i has” yani baş danışman yapıldı ve kendisine “müteferrika” yani Sultan ve şehzadelerle doğrudan doğruya görüşen kişi unvanı verildi. Kanuni Sultan Süleyman, çok çok güvendiği Yasef Nassi’ye oğlu Selim’e, iletmek üzere sikke olarak 50.000 ve cevahir olarak 30.000 duka altını emanet etmiş ve Kütahya Sancağındaki oğlunun yanına göndermişti. Yasef Nassi, tahta geçtikten sonra Osmanlı Devlet yönetiminde gücünün doruğuna çıkmasını sağlayacak 2. Selim’le (2. Selim, nam-ı diğer Sarı Selim) bu vesileyle tanıştı ve kısa sürede kaynaştılar. Murat Bardakçı’ nın bu konudaki makalesine göre, Josef Nassi Yahudi kızı Raşel’i cariye olarak 2. Selim’e verdi ya da sattı. Süleyman’dan sonra tahta çıkan 2. Selim’im karısı ve 3. Murat’ın annesi olan Afife Nurbanu Sultan, işte bu Raşel kızdır. Ancak başka tarihçiler ise, Raşel’i saraya çok küçükken Hürrem Sultan’ın aldığını ve daha sonra oğluyla evlendirdiğini yazarlar. Sultan Süleyman’ın büyük oğlu Sultan Mustafa Hürrem Hatun’un ayak oyunları sonucu, bizzat babası Süleyman tarafından boğdurulduktan sonra, yerine veliaht oğlu Sultan Beyazıt padişah olacaktı. Sultan Süleyman’ın Hürrem’den doğan, küçük oğlu Sultan Selim’i severdi. Hürrem’in ve Yasef Nassi’nin kulis çalışmaları sonucu Sultan Selim’i isteyenler çoğaldı. Bu arada Yasef Nassi, Avrupa’daki faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyordu. Engizisyoncu İspanyol rahip Caraffa, 4. Paul adıyla papa olunca Avrupa’da Yahudiler üzerindeki baskılar artmıştı. 4. Paul İspanya’nın savaş zararlarını karşılamak üzere Portekiz’den İtalya’ya göçmüş olan ve daha önceki papalar tarafından müsamaha gören Marran ailesinin mallarına ve servetlerin el konulmasını emretmişti. Daha önce de anlattığımız gibi, Marran sülalesi mensubu olan Nassi, Süleyman’dan tutuklanan Yahudilerin ve mallarının serbest bırakılması için Papa’ya hitaben bir ferman yazdırdı. Ancak Papa bu fermanı götüren elçiyi oyaladı ya da kandırdı. Bu arada Marran ailesinin 30 kadar üyesini meydan ateşlerinde yaktırdı. Bu olaydan Türkiye Yahudileri çok etkilendiler ve Gracia Nassi ve Yasef Nassi önderliğinde, Adriyatik kıyısında bulunan ve ticaret merkezi olan Ancona’ya ticari bir ambargo kararı aldılar ancak Yahudi cemaatleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu başarılı olamadılar. Jasef Nassi Sultan Süleyman’dan üzerinde sadece zulüm görmüş Yahudilerin iskan edileceği bir kara parçası istedi. Süleyman’da ona Filistin’de yer alan, Tiberya şehrini verdi. Bu hareket, tarihe Nassi’nin TİBERYA projesi olarak geçmiştir. Nassi sonuçta gerek Tiberya’nın acımasız iklimi ve Yahudi cemaatin ilgisizliği yüzünden bu projesinde başarısız olsa da, birçok tarihçi tarafından, Yahudilerin vaat edilmiş yurt olan Filistin’de toplanmaları ideali olan modern siyonizmin fikir babası kabul edilmiştir. Kanuni’nin ölümünden sonra yerine II.Selim’in padişah olmasıyla Yasef Nassi’nin saraydaki itibarı doruğuna ulaştı. 2.Selim,1567 yılında , Nassi’ ye Kiklad, Antiparo, Melo, Syra, Santorin vb. adaları vermiş, adaların kralı yapılan Nassi, buna rağmen adalara yerleşmemiş, İstanbul Kuruçeşme’deki köşkünde oturmaya devam etti. Adaları adamları vasıtasıyla yönetmeye başladı. Adaların hâkimiyeti Yasef Nassi’ye geçtikten sonra oralarda yaşayan İtalyanların bir kısmı Galata’ya göç etmeye başlamıştır. 2. Selim, Galata kadısına bir hüküm göndererek, İtalyanların adaları terk ederek Galata’ ya yerleşmelerinin engellenmesi emretti. Hatta adalara Müslümanları sokmama ve daha önceden yerleşen Müslüman ahaliyi kolluk kuvvetleri ile adadan uzaklaştırma uygulamaları yapılmıştır. Süleyman’ın fermanına rağmen Fransa’dan alacağını tahsil edemeyen Nassi, bu kez de 2. Selim’den ferman alarak, Antakya’ daki Fransız gemilerine el koydu. Fransa Kralı IX. Charles bu karara itiraz edince, II.Selim, Fransa Kralına bir mektup göndermiş ve de Nassi2nin haklılığını belirtmiştir. Bunları niye uzun uzun anlatıyorsun derseniz, Nassi’ nin gerek Süleyman zamanında ve gerekse 2. Selim zamanında yönetim nezdinde ve bizzat yönetimin içinde, ne kadar güçlendiğine dikkatinizi çekmek için derim. Ama birazdan anlatacaklarımın yanında bundan öncekiler gözünüze önemsiz görünmeye başlayacak. Nassi’nin etkisiyle seferlere çıkılacak, Kıbrıs adası fethedilecek. Çok güçlü rivayetlere göre 2. Selim içkiye düşkün bir padişahtı. Nassi’de 2. Selim’e Kıbrıs’ın şaraplarını öve öve bitiremezdi. Yine rivayete göre sırf Kıbrıs’ın nefis şaraplarının hatırına Venediklilerin elindeki Kıbrıs’ın fethine karar verildi. Hatta 2. Selim Nassi’ye Kıbrıs krallığını da vaat etmişti. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ise bu sefere şiddetle karşı çıkmıştı. Bu konudaki rivayetleri yazan bir çok tarihçi olsa da, bunları çok inanılır bulmama hakkımızı saklı tutmalıyız. Çünkü Kıbrıs’ın alınmasına karar verilmesinin somut gerekçeleri de vardı. Kıbrıs adasında üslenmiş olan Venedikli kosanlar Osmanlı deniz ticaretine zarar veriyorlardı. Osmanlı ticaret gemielrini yağmalayan korsanlar hemen yakındaki Kıbrıs’a sığınıp, himaye görüyorlardı. 1571 yılında Kıbrıs adası alındı ama Yadef Nassi Kıbrıs kralı olamadı. Sokullu Mehmet Paşa’nın etkisi ve karşı durması ile Nassi’nin krallığı alamadığı söylenir. Kıbrıs’ın fethinden başlayarak, Yasef Nassi’nin saray içindeki etkisi, Sokullu Mehmet Paşa’nın etkisiyle zayıflamaya başladı. II.Selim’in ölümünden sonra da saraydaki itibarını büyük ölçüde kaybeden Yasef Nassi, 2 Ağustos 1579’da ölmüştür. Bazı tarihçiler, ölümünden sonra Sokullu Mehmet Paşa’nın teşviki ile III.Murat’ın dul kalan eşi Reyna’ya, çeyizinin değeri olan 90.000 düka altın bırakarak , Yasef Nassi’nin servetine el koyduğunu yazarlar. KAYNAKLAR: Ahmet Hikmet EROĞLU:Osmanlı Devleti’nde Yahudiler Süleyman KOCABAŞ :Siyonizm ve Türkiye Viki-pedi Serdar Hakyemezoğlu Kaynak: www.engelsizdostlar.com
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
fcf136d9ce0e9ebe4ec951281bf904ed
keep
[]
[ 9.100000381469727, 10, 10, 9.5, 10, 10, 10, 10, 5.300000190734863 ]
./CC-MAIN-20141017005727-00105-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.2.gz
530,565,193
14,931
54,230
http://www.biyolojigunlugu.com/forum/mantar-hastaliklari-1-t103.0.html;new
text/html
2014-10-22T15:22:51
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9987000226974487, 0.0010999999940395355, 0.00009999999747378752 ]
MANTAR HASTALIKLARI Mantar hastalıkları dört ana başlık altında incelenebilir: 1. Yüzeyel ve kutanöz mikozlar: Ptyriasis versicolor, piedra, dermatofitoz. 2. Subkutan mikozlar: Sporotrikoz, maduromikoz-miçetoma, kromomikoz. 3. Sistemik mikozlar: Blastomikoz, histoplazmoz, koksidioidomikoz. 4. Fırsatçı mikozlar: Kriptokokkoz, kandidoz, asperjilloz, mukormikoz vb. YÜZEYEL VE KUTANÖZ MİKOZLAR, SORUMLU ETKENLER YÜZEYEL MİKOZLAR Organizmanın keratin içeren saç, stratum corneum ve tırnaklar gibi yapılarını tutarlar. PITYRIASIS VERSICOLOR Etken, lipofilik bir mantar olan ve normalde cildin yağ bezleri çevresinde kommensal olarak yaşayan Malassezia furfur’dur. Üremek için yağ asitlerine gereksindikleri için ciltteki sebumdan zengin bölgelerde kolayca kazınabilen seboreik hiperkeratoz tarzında bir hastalık oluşturur. Gövdenin üst kısmında, sırt ve boyunda kahverenginde yuvarlak-oval ve renk değişimi dışında belirti vermeyen lezyonlar vardır. Lipidden zengin parenteral nütrisyon uygulananlarda ise kateter kaynaklı invazif hastalık tablolarına yol açabilir. Yuvarlak maya formları ve kısa hifler halinde ürer (spagetti ve köfte görünümü). PIEDRA Saç ve kılın mantar infeksiyonudur. Önemli özellik, saç ya da kılı çevreleyen renkli nodüllerin bulunmasıdır. Saç ya da kılın bu bölgelerde kopmasına yol açabilir. a) Siyah piedra: Sadece saçta, uç kısımlarda görülen siyah ve sert nodüllerdir. Etken Piedraia hortae’dir. Hastalıklı saçların kesilmesi ile tedavi edilir. b) Beyaz piedra: Saç ve kıllı bölgelerde görülen yumuşak, sarımsı nodüllerdir. Etken Trichosporon beigelii’dir. Bu bölge kıllarının kesilmesi ve topikal fungusitlerin uygulanması ile tedavi edilebilmektedir. KUTANÖZ MİKOZLAR Büyük çoğunluğundan, dermatofit mantarlar sorumludur. Epidermis ve dermisin yanı sıra, saç ve tırnağın derin dokularını da tutarlar. Oluşturdukları hastalık tablosuna dermatofitoz adı verilir. Candida türleri de inguinal, meme altı gibi nemli bölgelerinde kızarıklık, eksüdatif inflamasyonlar şeklinde kutanöz mikozlara yol açabilirse de nadirdir. DERMATOFİT MANTARLAR Dermatofit mantarlar, keratinize dokulara tropizmi olan, ancak onun varlığında infeksiyon oluşturabilen, keratinaz enzimi üreten küf mantarlarıdır. Çoğunluğu saprofitik toprak mantarlarından köken almıştır. • Trichophyton: Trichophyton rubrum, Trichophyton schoenleinii, Trichophyton mentagrophytes var interdigitale ve Trichophyton tonsurans dermatofitozdan soyutlanan en sık Trichophyton türleridir. Genelde mikrokonidyum yaparlar. Hem saç hem cilt hem de tırnağı infekte ederler. • Microsporum: Microsporum canis, Microsporum audouinii, Microsporum gypseum önemli türlerdir. Çoğunlukla makrokonidyumlar yaparlar. Saçı ve deriyi tutarken, asla tırnağı etkilemezler. • Epidermophyton: Tek tür Epidermophyton floccosum’dur. Mikrokonidyumu bulunmaz. Cildi ve tırnakları tutarken asla saç infeksiyonuna yol açmaz. DERMATOFİTOZ Bulaşta dermatofit hiflerindeki artrosporlar rol oynar. Tipik dermatofitoz lezyonlarına tinea adı verilir. Anüler, pullanmış, kaşıntılı, ciltten kabarık ve hızla yayılan lezyonlardır. Lezyonun ortasında çok az inflamasyon vardır, dış sınırı ise kırmızı renktedir. Zoofilik dermatofitlerle gelişenler daha çok inflamasyonla ve hatta püstüllerle (kerion) seyreder. Antropofilik dermatofitlerle gelişenler ise kronikleşmeye daha meyillidir. Klinik özellikler: 1. Tinea capitis: Çocukluk çağı hastalığıdır ve bu dönemde de görülen en sık dermatofitozdur. • Saç gövdesinin dışını manşon şeklinde sararak infekte eden Microsporum canis ve Trichophyton verrucosum, ektotriks infeksiyona yol açar. Saçlar, cildin birkaç mm üstünden kırılır. • Saç kökü ve içinin infeksiyonuna endotriks infeksiyon denir. Çocuklarda en sık etken Trichophyton tonsurans’tır. Saç, ciltten çıkış yerinde kırılır. • Trichophyton schoenleinii, saçı medullasına kadar invaze eder. Saç içinde tüneller oluşturur. Bölgesel ve kalıcı kelliğe yol açar. Saçlı deride inflamasyon ve pis kokulu kabuklanma (skutula) görülür. Oluşan tabloya favus denir. Özellikle ektotriks infeksiyonlarda olay eskidikçe lezyon piyojen karakter kazanır. Buna kerion celsi denir. Keriona yol açan en sık etken Trichophyton verrucosum’dur. Tüm olgular düşünüldüğünde en sık etkenler; Trichophyton tonsurans, Microsporum andouinii ve Microsporum canis‘dir. 2. Tinea barbae: Hayvancılıkla uğraşanların hastalığıdır. Trichophyton verrucosum (en sık), Trichophyton rubrum ve Trichophyton mentagrophytes var. interdigitale tarafından oluşturulan sakal cildi dermatofitozudur. Sıklıkla bakteriyel süperinfeksiyonlarla komplikedir. 3. Tinea corporis: Sıcak ve nemli coğrafyada yaşayanların hastalığıdır. Çocuklarda daha sık görülür. Gövdenin herhangi bir yerinde, çoğunlukla kol ve gövdede gelişir. Püstül ve folliküler papülden ibaret belirgin bir kenar sınırı olan ve ortası az inflame, kaşıntılı cilt lezyonları meydana gelir. En sık etkenler Trichophyton rubrum ve Microsporum canis'dir. 4. Tinea inguinalis (cruris): Kasıklarda gelişen kaşıntılı dermatofitozdur. Genç erkek (asker, atlet) hastalığıdır. Etkenleri Epidermophyton floccosum veya Trichophyton rubrum’dur. 5. Tinea pedis (atlet ayağı): Karşılaşılan en sık dermatofitozdur. Olguların çoğunluğunda en fazla saptanan etkenler (sırası ile) Trichophyton rubrum ve Trichophyton mentagrophytes var. interdigitale’dir. Bulaşma, yüzme havuzundan veya ıslak banyo zemini ile temas halinde gerçekleşir. En sık komplikasyonu, bakteriyel sellülit, ayak tırnağına veya ayak sırtına, bacak cildine fungal invazyondur. Tinea pedis'li bazı hastalarda; tinea bölgesi dışında, genellikle el parmaklarında dermatofitid veya kısaca id reaksiyonu adı verilen bir tablo tanımlanmıştır. Mantar antijenlerine karşı gelişen bir hipersensitivite reaksiyonudur. Tinea pedis tedavi edilince kendiliğinden iyileşir. 6. Tinea manuum: Ellerin fungal bir infeksiyonudur. Tinea pedis’e göre çok daha nadir görülür. El sırtında veya parmaklarda görülür. Doğal olarak sorumlu olan etken de sıklıkla Trichophyton rubrum’dur. 7. Tinea unguium: Dermatofit nedenli bir tür onikomikozdur. En sık etkenler (sırası ile); Trichophyton rubrum ve Trichophyton mentagrophytes var. interdigitale'dir. 8. Derin dermatofitozlar: Çok nadir bir tablo olup, immün sistemi sorunlu olan hastalarda lenfatik yayılımla invazyon gelişebilir. Dermatofitozlarda laboratuvar tanı: Saç dermatofitozu olgularında filtre edilmiş UV ışınları (Wood's light) ile tanıya varılabilir: • Microsporum türleri: Parlak yeşil floresan verirler. • Trichophyton türleri: Trichophyton schoenleinii donuk yeşil renkte floresan verir. Diğer Trichophyton türleri floresan vermezler. İnfekte doku kazıntıları %10'luk KOH ile muamele edilerek hazırlanan preparatlar ışık mikroskobunda incelenir. Kalkoflor beyazı ve laktofenol pamuk mavisi ile boyanabilir. SUBKUTANÖZ MİKOZLAR VE SORUMLU ETKENLER SPOROTRİKOZ Sporothrix schenckii dimorfik bitki mantarları tarafından oluşturulur. 1. Lenfo-kutanöz sporotrikoz: Olguların %80’inde görülen klinik tablodur. Travma sonucu bitkilerden bulaşır (çiçekçi hastalığı). Bulaşın olduğu ekstremite bölgesinde tipik olarak ağrısız eritematöz subkutan nodüller gelişir, ülserleşir. Bölge lenfatikleri kalın olarak ele gelir. Lenfatiklerde sert şişlikler oluşur. 2. Ekstrakutanöz sporotrikoz: Osteoartiküler veya pulmoner hastalık tabloları görülebilir. Doku incelemesinde sarkoidozdaki gibi asteroid cisimler görülür. Lenfokutanöz sporotrikoz oral KI ile tedavi edilir. Daha modern bir seçenek, itrokonazoldür. Sistemik tablolarda amfoterisin-B veya flukonazol tercih edilir. MADUROMİKOZ (MİÇETOM - MADURA AYAĞI) Ağrısız şişlikler ve tedavisiz olgularda ileri derecede şekil bozuklukları ile seyreden cilt altı mikozlarıdır. 1. Gerçek mantarlar: Miçetomların yarısını oluştururlar. Mantarlar nedeniyle gelişen miçetomlara ömiçetom adı verilir. Madurella mycetomatis (tüm dünyada, en sık mantar) Aspergillus flavus ve Aspergillus nidulans Diğer bazı mantarlar (Acremonium, Fusarium türleri) 2. Bakteriler: Nocardia türleri ve diğer aerop Actinomycetes türleri, başlıca bakteriyel miçetom etkenleridir. Actinomycetes nedenli miçetomlara aktinomiçetom denir. Nocardia brasiliensis (Amerika kıt’ası ve orta Afrika’da en sık) Nocardia asteroides (Uzakdoğu’da en sık, tüm dünyada görülüyor) En çok ayak sırtında; nadiren eller, kafa ve boyunda; yaralanan ve toprakla temas eden bölgelerde gelişir. Önemli triad; ayakta miçetom+endure şişlik+cerahat boşaldıktan sonra çok sayıda boşluk. Tedavide cerrahi eksizyon, çoğu zaman radikal bir temizleme sağlayamaz, nüks sıktır. Bu nedenle tedavide medikal yaklaşım da şarttır. Mantar nedenlilerde en az 10 ay süreyle ketokonazol ve dirençli olgularda tercihen lipozomal amfoterisin-B kullanılır. Aktinomiçetomda ise çok uzun süre (yıllarca?) ko-trimoksazol veya penisilinler kullanılır. KROMOMİKOZ Cilt ve cilt altında lokalize kronik fungal infeksiyondur. Lezyonlar; tipik olarak verriköz, sklerotik ve hiperplazik cilt değişiklikleri şeklinde görülen keratolitik apselerden ibarettir. En sık etken Fonsecaea pedrosoi’dir. Lenfatik yayılımla daha uzak bölgelere ulaşabildiği gibi, lenfadenit nedeni ile tıkanma sonucu bölgede lenfödem, hatta elefantiyaz gelişimine de yol açabilir. Lezyonlardan alınan kazıntıda tipik kahverengi hiflerin ve birleşik halde duran, bölünmemiş mantar hücresi kümelerinin (sklerotik cisimler) görülmesi veya kültür ile tanıya varılabilir. Tedavide lezyon küçükken cerrahi olarak veya kriyoşirurjikal olarak çıkarılması yeterli olabilir. Tedavide bir yıl süreyle itrokonazol kullanılır. SİSTEMİK MİKOZLAR VE SORUMLU ETKENLER Sistemik mikozlarda, immünitenin fungal patojenlere karşı gösterdiği yanıt sonucunda granülomlar gelişir. Bu olay, Tip IV ADR'nin bir sonucudur. HISTOPLASMA CAPSULATUM-HİSTOPLAZMOZ Etken: Difazik toprak mantarıdır. İnsanda mağara hastalığına yol açar. Kuş ve yarasa dışkısıyla bulaşmış mağara toprağında fazlaca mikrokonidya vardır. 260C'da kültür ortamı ve doğada; ince, dallanmış septalı hifler ve uçlarında tüberküllü (çıkıntılı, küresel) makro ve ayrıca mikrokonidyumlar halinde bulunurlar. Mikrokonidyumlarla bulaşırlar. İnsan dokularında maya formuna dönüşürler, intrasellüler olarak yaşarlar. Patogenez: Bulaş yolu kontamine aerosollerdir. Mikrokonidyumlar inhale edilince akciğer makrofajlarınca tutulur ve etkisizleştirilir. Mikrokonidyumlara yeterli yanıt geliştiremeyen hastalarda ise ya ilk infeksiyonda ya da reaktivasyon sonucu dissemine hastalık ortaya çıkar. Tüberküloza çok benzeyen bir hastalıktır. Klinik özellikler: 1. Asemptomatik infeksiyon: Sadece akciğer filminde belirlenir. 2. Primer akut akciğer hastalığı: Grip gibi tablo, hiler LAP, akciğer infiltrasyonu ile erişkinlerin primer tüberkülozuna (Ghon kompleksine) benzer. 3. Kronik kaviter hastalık: Öksürük, pürülan balgam, hemoptizi, dispne; apekste kavite, akciğer infiltrasyonu görülür. Reaktivasyon sonucu gelişen apikal akciğer tüberkülozuna benzer. 4. Progressif dissemine hastalık: İmmünitesi defektif veya bir nedenle baskılanmış hastalarda septik ateş, özellikle AIDS olgularında dil ve farinkste ülserler, hepatosplenomegali, LAP gelişir, fatal seyreder. Miliyer tüberküloza benzetilebilir. Tanı: Bronkoalveoler lavaj ve idrar-kan-biyopsi materyalinin Giemsa yöntemiyle boyanması sonucunda, makrofajlar içinde tomurcuklanmış, küçük, oval maya hücrelerinin belirlenmesi ile tanı konur. Kültürde uzun süre bekletilirse maya formuna dönüşebilir. Cilt testleri ve serolojik testler de tanıya ulaştırabilir. Tedavi: Progressif akciğer hastalığında itrokonazol seçilecek ilk ilaçtır. Disseminasyon söz konusu ise amfoterisin-B kullanılmalıdır. Tüm olgularda ikinci seçenek ketokonazol veya flukonazoldür. Devamı var.. Kaynak: drtus.com
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "kon_Latn", "bjn_Latn", "bug_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "uzn_Latn", "tur_Latn", "sot_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "pap_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
788966f2e62a9b77b4aa83d776ec9776
keep
[]
[ 6.800000190734863, 9, 10, 9.5, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021344-00380-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.4.gz
668,147,451
18,460
106,564
http://www.uludagsozluk.com/k/kondansat%C3%B6r/
text/html
2014-08-22T15:43:32
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9991999864578247, 0.000699999975040555, 0.00009999999747378752 ]
bugün 1672 başlık - aşk4 - bursa adalet sarayı - alfa sorgulama - adıyaman il özel idarespor5 - erkeği etkileme yolları27 - nickten yazar ismi tahmin etmek88 - umutane - üç ayda bir phuket e giden erkek sevgili3 - gnc fest 14reklam - uludag mandalinata - bursa 2018 kis olimpiyatlari - yirmilik dişi aldırmak - osmanlı dünyaya ne kazandırmış2 - dilek akın2 - kot etek giymiş kadın3 - gigi gourgeous - kırmızı oje4 - ijustine - ah muhsin ünlü4 - karikateistin orospu çocuğu olması11 - lale müldür2 - eglenjeliponbonkiz12 - açılan başlık tuttuktan sonra yakılan sigara6 - boşver - 25 yıldır vücuda hapsolmuş sivilce - buzlu su dökme bağış yap - ali lidar2 - musclepharm combat - iphone 6 - turgut uyar6 - ice bucket challenge25 - aşık oldum3 - kur an da yer almayan ayetler14 - polise atacağı bomba elinde patlayan pkklı6 - altınova belediyespor - dünyanın en büyük sivilcesi5 - yazarların akşam yemeği menüleri3 - rus kızıyla evlenmek10 - im only happy when it rains2 - iyi - çizgi film yerine haberleri izleyen çocuk3 - katamaran - sözlüğün en uzun boylu kadın yazarı13 - anneden ayrılmak2 - recep tayyip erdoğan8 - oytunkaran ın 1 60 boyunda bir sevgilisinin olması5 - hypnogaja5 - oytunkaran5 - allah2 - geceleri kurta dönüşen sevgili - te ka lali shpirt ekle may neym iz keriz 05.07.2014 11:57 05.07.2014 11:57 kondansatör - 0 0türkçesi sığaç olan elektrik devre öğesidir(eleman). temelde yalıtılmış paralel iki plakadan oluşur. aradaki yalıtkan malzeme, plakalar arasındaki mesafe ve paralel yüzey toplamı sığaç değerini etkiler. birimi farad dır. sığacın iki ucuna gerilim verildiğinde üstel bir çizgiyle sığaç dolar ve bu gerilim seviyesine yükselir. sığaçtan akım çekilmedikçe enerjisini muhafaza eder. analog devrelerde çeşitli süzgeç (filtre) elemanı olarak kullanılmaktadır. sayısal devrelerde de genelde besleme gerilimlerinin süzülüp doğrultulmasında kullanılır. değişken (alternatif) akımı geçirebilen, doğru akım bileşenini (dc - da) soğuran bir devre öğesidir.delikanlımühendis 207.60 08.02.2006 00:51 #57672 paylaş - 2 2alternatif akım devrelerinde, elektrik yükünü biriktirmek ve kapasitif reaktans sağlamak amacıyla kullanılan gereçtir. - 1 1içinde akımsız elektrik yükü biriktirilen cihaz,yoğunlaç,meksefe. - iki iletken plaka arasına yalıtkan bir maddenin yerleştirilmesi veya hiç bir yalıtkan kullanılmaksızın hava aralığı bırakılması ile oluşturulur. - devreler üzerinde en çok kullanılan türleri genellikle seramik ve elektrolitik olanlarıdır, birimi farad, katları ve askatlarıdır. - iki iletken arasına yalıtkan bir madde konulmasıyla oluşturulur,patlatması güzeldir,mercimek kondansator dışındakiler genelde ac devrelerde kullanılmaz fakat görünüş ve kullanış açısından hoşi bir malzemedir,fet gibi uyuz değildir..fakeplastictrees 6.20 05.10.2006 22:46 #697655 paylaş - ilginç ama aklıma her nedense duydugumda direkt katalizörü getiren kelime. - 2 2mısır gibi patlayan elektronik devre elemanıdır.mysterious 1.80 05.10.2006 22:49 #697675 paylaş - 1 1çakal öğrencilerin laboratuvarlarda doldurup doldurup ondan sonra arkadaşlarının ellerine vermek suretiyle onları yerinden hoplattıran elektronik devre elemanı. - kutuplu olanlarını devreye bağlarken eksi ve artı uçlarına dikkat etmek gerekir aksi halde patlayabilir.sen bana bu diyemezsin 13.20 21.12.2006 01:01 #1030178 paylaş - simgesi büyük "c" harfi ile gösterilir. kısa süreli elektrik depo eden elektronik devre elemanıdır. http://www.antrak.org.tr/gazete/081999/sinan.htmberatulanberat 12.10 21.12.2006 01:05 #1030200 paylaş - 2 2benzinli motorlarda ateşleme siteminin önemli parçalarından biridir. diğer adı meksefedir. platin meme yapmış ise meksefe (kondansatör) yanabilir. (bkz: meme yapmak)deli bozgun dolu dizgin 7.00 20.04.2007 17:04 #1547637 paylaş - (bkz: deplasman vektörü)nickimicinotuzharfgerekiyormus 28.50 27.05.2007 15:54 #1692873 paylaş - üzerinde elektrik enerjisi depo eden ve ters polarmada kısa devre özelliği gösteren elektronik devre elemanıdır.buyukustad 0.90 04.12.2007 18:47 #2661705 paylaş - 1 1liseyi hatırlatan bir terim. vay be, uzun zaman mı geçmiş nedir anlamadım, nostalji gibi geldi bu kelime şimdi. hayır liseden mezun oldugumdan beri cok uzun zaman geçmedi, hayır yaş kompleksim yok. - ters polarmalandırıldığında patlayan ve çok pis kokan bir devre elemanı. elektrik enerjisi depolar.hayirli kismet 0.50 10.05.2008 14:50 #3379386 paylaş - 1 1alternatif akım devrelerinde, elektrik yükünü biriktirmek, kapasitif reaktans sağlamak amacıyla kullanılan devre elemanı. Temelde bir ince yalıtkan ile birbirinden ayrılmış iki iletken levhadan oluşur. Bir kondansatörün elektrik yükü taşıyabilme yeteneği yani kapasitesi C ile gösterilir ve levhalarda birikmiş elektrik yükünün(Q=Coulomb) levhalar arasındaki potansiyel farkına( V=volt ) oranına eşittir. ( C = Q / V ) Bir kondansatörde biriken enerji ise: j=(CxV^2) dir. Buradaki birimler Farad ,volt ,coulomb ,joule olarak kullanılır.tonights the night 34.61 15.01.2009 00:46 #4523129 paylaş - 2 2okulda hocanın tahatada bir ders boyunca anlatmasından sonra ders bitiminde -hocam ne bu kondansatör ya? -şu hoporlör çalışıyomu? -çalışmıyor hocam -tamam hoca çatır çutur ceviz kırar gibi parçalar hoporlörü açar açar açar siz tabi şöyle tahtadaki kocaman şekiller gibi büyük bi şey beklersiniz en sonunda tırnağımın dörtte biri kadar siyah bi şeyi aha kondansatör diye uzatır. aha kondansatör budur.optimiisst 4.00 25.03.2010 21:06 #7627299 paylaş - 0 0aşırı gerilim uyguladığınızda sesli bir şekilde patlayıp ortalığı kokuturda bu elemanlar.dengesiz kondansator 3.00 25.03.2010 21:09 #7627323 paylaş - 1 1depolama birimi farad olan elektiriki devre elemanıdır.* kondansatör hakkında bildiğim başka birşey ise; devreye yanlış bağlanması durumunda kantindeki 50 60 kadar masum öğrenciyi karanlıkta bırakabilmektedir. (bkz: ldr kontrollü gece lambası) - 0 0elektronik devrelerin, kart ve sistemlerin vazgeçilmez elemanıdır. bir erkek için kuru fasulye, pilav, cacık neyse bir elektronikçi için de direnç, bobin, kondansatör odur. sığaç olarakta bilinir. birimi farad olmasına rağmen bir çok devrede mili hatta mikrofaradlar seviyesinde kullanılır. elektrik enerjisi depolar. direnç ile kondansatörün çarpımı to süresinini verir. bu süre cep telefonlarının şarjından tutunda, fotoğraf makinalarının flaş patlatma süresine kadar birçok sistemde kullanılır. rlc devresi olarak filtreleme, süzme gibi işlemleri yapar. haberleşme devrelerinde istenmeyen harmonikleri ayıklar, distorsiyonu azaltmaya çalışır, birçok modülasyon çeşidinde kullanılır. genelde tırnak boyutundadır veya ona yakındır, gel gör ki kompanzasyon sisteminde tüp kondansatör kullanılır ki, bunlar bildiğiniz yangın tüpünün bir ufak boyutudur, yani büyük modelleri de vardır. kompanzasyondaki amacı ise reaktifi sıfırlamak akımla-gerilim arasındaki faz farkını sıfırlamaktır. ihtiyaca göre röleler yardımıyla devreye alınır. - 2 2cem yılmaz stand- up'larında, çocukken ne idüğünü bilmediğimiz kelimeleri öğrenmek amacıyla öğretmenler tarafından ''cümle içinde kullan yavrum, anlarsın'' şeklinde sarfedilen öğütlerin mantık hatasının ''ben kondansatör gördüm'' ya da ''babamın kondansatörü var'' suretinde dalgaya alınmasına vesile olan aygıttır. ( şu aygıt lafına da çok fena tavım, biyolojide golgi aygıtı diye bişi vardı, insanın aklına bööle tuşlu- delikli- gedikli- bi takım sinyaller falan yayan bişi geliyo!) - 0 0elektriksel enerjiyi, elektrik alanın içerisinde depolayabilme özelliklerinden faydalanılarak, bir yalıtkan malzemenin iki metal tabaka arasına yerleştirilmesiyle oluşturulan temel elektronik devre elemanı.gettomasali 0 30.05.2011 18:41 #11918740 paylaş - 0 0(bkz: meksefe) - 0 0regülatör ve tüplü televizyonlarda kuvvetli kondansatörler vardır. televizyon tamiri sırasındaki olası bir dalgınlık, geçici felce sebebiyet verebilir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "ace_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "hau_Latn", "tur_Latn", "szl_Latn", "sun_Latn", "ind_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "slv_Latn", "sag_Latn", "srd_Latn", "vie_Latn", "lus_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "crh_Lat...
allowed
65bc544d000e2d15dc0ceec466f8c732
keep
[]
[ 6.099999904632568, 9.699999809265137, 10, 9, 10, 8.199999809265137, 10, 5, 0 ]
./CC-MAIN-20140820021559-00150-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
199,738,494
15,053
48,389
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87epniler
text/html
2014-08-31T10:43:59
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9988999962806702, 0.0010000000474974513, 0 ]
Çepniler Çepni boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre yirmi iki Oğuz bölüğünden Divân-ı Lügati't-Türk'de; "Yirmibirincisi: "جآپنِ Çepni"lerdir. Belgeleri şudur : [1] şeklinde tanımladığı bir Oğuz boyudur. Boyun genel özelliği asi, atılgan, cesur, mert ve savaşçı olmalarıdır. Çepni kelimesi düşmanla savaşan, mert, yiğit, asi, cesur anlamında kullanılmıştır. Günümüzde Rumeli ve Anadolu'da yaşayan Oğuz/Türkmen boylarından biridir. Karadeniz bölgesindekiler çoğunlukla Sünni olmakla birlikte, Alevi olan gruplara da rastlanır. Prof. Dr. Irene Melikoff, Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin ve onun İlk müritlerinden olan Kadıncık Ana ve Abdal Musa'nın da Çepni Olduğunu yazar (Bak. Kırklar'ın Cem'inde isimli eseri). Ayrıca Prof. Dr. Faruk Sümer Oğuzlar/Türkmenler isimli eserinde Çepnilerin, Hacı Bektaşi Veli'nin müritlerinden olduklarını ve Anadolu'nun değişik yerlerinde yaşadıklarını, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Trabzon, Bayburt olmak üzere Karadeniz Bölgesi'nde yoğun olarak yaşayan Çepnilerin ise çoğunlukla Sünni olduğunu, ancak zamanında Alevi olan grupların da Sünnileştiğini yazar. Anadolu'ya gelmeden önce Türkistan ve Horasan'da öbür boylarla birlikte yaşayan Çepniler, Selçuklular'a katılıp Anadolu'ya geldiler. Başta Karadeniz olmak üzere Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli rol oynadılar. 1515 yılındaki tahrir defterlerine göre Şimdiki Giresun ve civarındaki iller Vilayeti Çepni isimli bir idari bölge olarak gösterilmiştir (Bak.Prof.Faruk Sümer'in Oğuzlar/Türkmenler isimli eseri). Vilayet-nameye göre Kırşehirin Suluca Kara-Hüyük köyüne gelen Hacı Bektaş-ı Veli'nin ilk müridleri Çepni'den idiler. Bu husus aynı zamanda bu boyun mensuplarından mühim bir kısmının niçin Alevi olduğunu izah edebilir. Çepni'lerin mühim bir kısmı 1240'daki Baba İshak Türkmenleri'nin isyanına katılmıştır (Bak. Abdülbaki Gölpınarlı). Konu başlıkları Tarihte Çepni Boyu[değiştir | kaynağı değiştir] Oğuz, Türkmen Çepni boyu, Üçoklar kolundan (sol kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Gök Han'ın soyundan geldikleri kabul edilir. Çepniler, Doğu Karadeniz'in Türkleşmesinde önemli bir rol oynamışlardır. Çepniler; 1071'de Anadolu'nun, 1277 yılından itibaren de Sinop'tan Trabzon'a kadar olan Karadeniz Bölgesi'nin fethedilmesinde başta Güvenç Abdal hazretleri olmak üzere çok aktif görevler üstlendiler. 1277 yılında Sinop'a saldıran Rum Pontus İmparatorluğu'nun ordusunu bozguna uğrattılar. Güvenç Abdal hazretlerinin makamı Gümüşhane,Kürtün, Güvendi yaylasında bulunur. Çepnilerin mühim bir kısmın 1277 yılında Sinop Yöresinde yaşadığı görülüyor. 1404 yılında Timur a giden İspanyol elçisi Clavijo Ordu ve Giresun'un 10.000 kişilik bir Çepni kuvvetine Sahip Hacı Emir beyin oğlu Hacı Süleyman beyin elinde olduğunu yazar. Çepni boyunun özelliği "nerde yağu görse orda savaşır" olarak anlatılmaktadır. Onların haksızlıklara karşı gelen ve savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı sanatsal ürünler meydana getirmelerini engellemiştir. Çepnilere ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmıştır. Türkmen Safevi İmparatoru Şah İsmail'in şahsi muhafızlarının Çepnilerden olduğu gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de özel muhafızlarının Giresunlu Topal Osman ve diğer Çepniler'den olması ilginç bir rastlantı olup, bu durum bu boyun daima cesur, mert ve güvenilir olduğunun en çarpıcı örneğidir. Rumeli ve Balkanlar'da Çepniler[değiştir | kaynağı değiştir] Osmanlı devleti kurulmadan önce Sarı Saltuk ve İzzeddin Keykavusla birlikte Deliorman ve Dobruca bölgelerine geçen Türkmenler Çepni boyundandır. Deliorman ve Dobrucadaki bu Çepniler hem yerel Kıpçak ve Peçenek halklarıyla hem de daha sonra gelen diğer Türkmen boylarıyla karışmışlar ve Çepnililik bilincini yitirmişlerdir. Ancak Çepni inancı olan Bektaşiliği devam ettirmektedirler. Birçoğu'da Batı Anadolu'ya geri göçerek bugünkü Batı Anadolu Çepnilerini oluşturmuştur. Dobruca'da bulunan Türkler kendilerinin Türkmen olduklarını ve inanç önderlerinin Sarı Saltuk olduğunu söyleyerek bu gün bile Camilerde ve Tekkelerde onun adına dualar ederler. Romanya ve Moldova'daki İzzeddin Keykavus taraftarı bir grup Çepni ise Hristiyanlığa geçmiştir. Keykavustan dolayı bu Çepnilere Gagavuz dendiği ileri sürülür. İlginç olanı Gagavuz Türklerinin Trabzon ağzıyla konuştuğu tespit edilmiştir. Örneğin geçen sene yerine Ordu-Giresun-Trabzon ağzında kullanılan Bıldır kelimesi kullanılır. Daha bunun gibi birçok örnek kelime bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir] Rum ve Ermeni Çetecilere karşı savaşıp doğu Karadeniz'de asayişi sağlamışlardır. Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında Giresun Çepnilerinden olan Topal Osman Ağa ve arkadaşlarını milli mücadeleye davet etmiş ve Kazım Karabekir'in de tavsiyesiyle de kendisine Giresun,Trabzon Çepnilerinden oluşan bir muhafız kıtası seçmiştir. Topal Osman ve Giresun Çepnileri bu şerefli görevi başarıyla yerine getirmiş ve Cumhuriyetin ilanına kadar Atatürk'ün en yakın silahlı unsurları olmuşlardır. Sivas kongresinden sonra Atatürk'e karşı Padişah yanlısı muhalefet artınca Kazım Karabekir Topal Osman ve arkadaşlarından oluşan Muhafız kıtasının sayısının artırılmasını ve Atatürk'e karşı olan muhalefetin kuvvetle bastırılmasını emretmiştir. Şöhreti belli Çepni muhafızları gören muhalefet sinmek zorunda kalmıştır. Giresun,Trabzon Çepnilerden oluşan Mustafa Kemal Atatürk'ün muhafız kıtası bugünkü TBMM deki muhafız bölüğünün ve Cumhurbaşkanlığı muhafız alayının temelini oluşturur. Kurtuluş savaşı esnasında TBMM deki localarında oturan Giresunlu Muhafızların yerinde bugün askeri erkan oturur. Günümüz[değiştir | kaynağı değiştir] Giresun ili ve yöresi Vilayet-i Çepni olarak tarihte anılmaktadır. Trabzon, Kürtün, Ordu, Mesudiye, Gürgentepe, Koyulhisar, Suşehri, Akıncılar, Canik, Giresun, Beşikdüzü, Çorum ili Kargı ilçesi Göletçetmi,Kargı köyü, Şalpazarı'nda yoğun olarak Çepni boyları yaşamaktadır. Bugün bile Rize ve Trabzon'da Çebi, Çep soyadı ile anılan kalabalık sülaleler vardır ve bunlar Çepni Oğuzlarından olduğu ileri sürülmektedir. Öte yandan; Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Dereli, Espiye, başta olmak üzere birçok yüksek köyde Çepniler yaşamaya ve geleneklerini sürdürmeye devam etmektedir. Batı Karadeniz'de Kastamonu'nun Tosya ve çatalzeytin ilçesinde "Çepni" adında bu boydan gelen insanların yaşadığı köyde bulunmaktadır.Karadeniz Çepnileri makamı, Gümüşhane Kürtün,Güvendi yaylasında bulunan Güvenç Abdal Ocağına bağlıdırlar.Ayrıca Şanlı Urfa'da Yaslıca beldesi adında tamamen Çepni Türkmenlerinden oluşan bir belde vardır. Çepniler ayrıca; Ege bölgesinde Çanakkale, Manisa, İzmir; Marmara'da Balıkesir'de yaşarlar. Ayrıca Sivas, Gaziantep'te de Çepni köyleri vardır. Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Gaziantep bölgelerinde de yaşamaya devam etmektedirler. Çanakkale Küçükkuyu'da bulunan Büyük Çetmi ve Küçük Çetmi köylerinin ve civar köylerin halkının önemli bir bölümü Çepni kökenlidir. Bolu Merkez ve Mudurnu ilçesinde de birer tane Çepni köyü bulunmaktadır. Bursa'nın Mudanya ilçesinde de bir Çepni köyü bulunmaktadır. Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir] - Türk Boylarının Tamgaları - Saltuklular - Canikoğulları - Canik - Pervaneoğulları Beyliği - Sarı Saltuk - Türkmen - Oğuz - Yörük Notlar[değiştir | kaynağı değiştir] - ^ Atalay, Besim (2006). Divanü Lügati't - Türk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. ISBN 975-160-405-2, Cilt I, sayfa 57
[ "tuk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tuk_Lat...
allowed
46acb9144803f8e6318fadfa795896a6
keep
[]
[ 9, 9.899999618530273, 10, 9.399999618530273, 10, 10, 10, 10, 6.599999904632568 ]
./CC-MAIN-20140820021328-00102-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
531,324,560
9,856
52,561
http://www.odevarsiv.com/ara/vekt%C3%B6rlerin-kullan%C4%B1m-alanlar%C4%B1/Tum-Dosyalar
text/html
2014-08-20T12:39:24
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9979000091552734, 0.002099999925121665, 0 ]
"vektörlerin kullanım alanları" İLE İLGİLİ WORD DOSYALARI: Dosya Türü: DOC Ayrık ve sürekli bileşik dağılımlar. Rastgele vektörlerin umut değerleri. ... Toprak harita çeşitleri amaçları ve kullanım alanları ... Başlık: Karar No Dosya Türü: DOC Kabin zemini ve hela kullanım alanları temizlenebilir mozaik seramik mermer vb. malzemelerden yerden tavana kadar kaplanmalıdır. ... Vektörlerin fare ... Başlık: Bölüm Bilgileri Dosya Türü: DOC Düzlemde ve uzayda vektörlerin genel özellikleri ve kullanım alanları hakkında geniş bilgi sahibi olmak ... Eğriler arasında kalan alanları ... Dosya Türü: DOC Rasgele vektörler rasgele vektörlerin ortak olasılık dağılımları ... Çok değişkenli istatistiksel analizin kullanım alanları amacı ... Dosya Türü: DOC Eğrisel Koordinat Sistemleri Eğrisel Koordinat Sisteminde Vektörlerin İncelenmesi N Boyutlu ... Standartları Isıl İşlemleri Kullanım Alanları ... Dosya Türü: DOC Performans Değerlendirme Sisteminin Amaçları ve Kullanım Alanları . P. ... ile göreli önem hesaplaması yapılarak karşılaştırmalı vektörlerin GÖV ... Dosya Türü: DOC ... hela çöp ve gübreliklerin yerleri cami okul gibi ortak kullanım alanları çeşmeler ... Vektörlerin özellikle karasineklerin sayısını ... Başlık: UŞAK ÜNİVERSİTESİ Dosya Türü: DOC Vektörlerin Bileşke ve Bileşenleri Denge ... lif özellikleri ve kullanım alanları. Anorganik lifler Karbon lifleri üretim yöntemleri ve özellikleri. Dosya Türü: DOC ... vektörler ve skalerler vektörlerin bileşenleri ve birim vektörler ortalama hız ... Alglerin kullanım alanları Ticari önemi olan alg türleri ... "vektörlerin kullanım alanları" ile İlgili daha fazla Word Dosyası sonucu görmek için tıklayın. "vektörlerin kullanım alanları" İLE İLGİLİ PDF DOSYALARI: Dosya Türü: PDF Post-Transkripsiyonel Gen Susturulması ve Kullanım Alanları Elif Ünal Irmak Tahmaz İrem Hazal Toroslu Gülce Cansu Serin Ayşe Yılmaz Danışman Yunus ... Dosya Türü: PDF ... Koordinat sistemleri Vektör ve skaler nicelikler Vektörlerin bazı özellikleri ... 6 Pamuk liflerinin fiziksel kimyasal özellikleri ve kullanım alanları Dosya Türü: PDF Vektörler Koordinat sistemleri Vektör ve skaler nicelikler Vektörlerin bazı özellikleri Vektör bileenleri ve birim vektörler ... kullanım alanları 8 Dosya Türü: PDF Malzemenin kullanım alanları hakkında ara tırma ... kafes iki yönleri boyunca birimi vektörlerin miktarını göstermektedir. Eğer m 0 olursa nano Dosya Türü: PDF Ölçme ve Fiziksel büyüklükler Vektörlerin grafik ve analitik yöntemlerle incelenmesi ... prensipleri ve ambalaj maddeleri kullanım alanları ... Dosya Türü: PDF Uzunluğu Düzlemde vektörlerin tanımı ... kullanım alanları Dönütürücülerin çeitleri ve kullanım alanları Sinyal ölçüm osiloskop Dosya Türü: PDF Günümüzde viral vektörler ve kullanım alanları bi- ... vektörlerin dışında kullanılan diğer gen transferi me- ... lama alanları kısıtlanmaktadır. Dosya Türü: PDF ... Vektörler vektörlerin toplanması ve farkı vektörlerin çarpımı. Tümevarım cümle cebiri ... kullanım alanları ve bağlantı şekilleri ... Dosya Türü: PDF Vektörlerin istenen geni etkin olarak taşıyamamasıdır. ... kullanım alanları KSÜ. Fen ve Mühendislik Dergisi Kahramanmaraş 9 2006 12-19. "vektörlerin kullanım alanları" ile İlgili daha fazla PDF sonuç görmek için tıklayın. "vektörlerin kullanım alanları" İLE İLGİLİ PPT SUNUM DOSYALARI: Dosya Türü: PPT Zararlının biyolojisinin incelenmesi Bitki fenolojisinin incelenmesi Toplam sıcaklık isteği Yaşam alanları ve ... Vektörlerin eleminasyonu 3 ... kullanım ... Başlık: Slayt 1 Dosya Türü: PPT Kıyı alanları yoğun ... Ekolojik Kentsel Dönüşüm Kentsel Dönüşüm ve yenilenebilir enerji kullanım ... Sağlık Boyutu Vektörlerin neden ... Dosya Türü: PPT Hastalığa neden olan vektörlerin ... Dünya Sağlık Örgütü tarafından kullanım ... makine ve ekipmanları kapsayan tüm gıda temas yüzey alanları ... "vektörlerin kullanım alanları" ile İlgili daha fazla PPT Sunum sonucu görmek için tıklayın. Son Aramalar Populer Aramalar Öneriler - Arama yaparken "5. sınıf" gibi aramalardan kaçınınız ödevin içeriğini ve konusunu aratınız.
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
7f493626cab575d014f1aa5ece7dc180
keep
[]
[ 6.900000095367432, 10, 10, 8.600000381469727, 10, 10, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074102-00278-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.6.gz
658,830,349
18,888
94,278
http://www.odevkalemi.com/2013/12/ataturku-neden-cok-sevdiginizi-yazarak-anlatiniz.html
text/html
2015-03-01T16:38:08
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 1, 0.00009999999747378752, 0 ]
Atatürk'ü neden çok sevdiğimizi yazarak anlatınız. 2. sınıf Türkçe Dersi, Atatürk'ü neden çok severiz Büyük önder Atatürk ve silah arkadaşları 23 Nisan 1920'de TBMM kurup açmışlardır. Cumhuriyetimizin kurulması yolunda atılan büyük bir adımdır. Bu güzel olayın gerçekleşmesini sağlayanları minnetle anıyoruz. Atatürk, ülkemiz açısından bu önemli günü dünya çocuklarına armağan etmiştir. Ulusal bayramlarımızdan biri olan 23 Nisan "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak TBMM açılışının birinci yılından itibaren kutlamaktayız. Bu durum Atatürk'ü sevmemizin nedenlerinden sadece bir tanesidir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
bbbe8ae58cf4d2d2214bb33b4836f992
keep
[]
[ 7.599999904632568, 10, 10, 9.699999809265137, 10, 9.800000190734863, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20141024030046-00144-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.8.gz
928,812,415
12,283
41,643
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/dil_ve_tarih-co%C4%9Frafya_fak%C3%BCltesi
text/html
2014-10-24T16:10:51
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9997000098228455, 0.0003000000142492354, 0 ]
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Ankara Üniversitesi'nin fakülte olarak kurulan ilk yükseköğretim kurumu olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Büyük Önderimiz'in adını koyduğu ve özel bir misyon yüklediği bir bilim merkezidir. Ankara Üniversitesi ne bağlı fakültelerden biri. 14 Haziran 1935 tarihli bir kanunla kurulmasına karar verilmiş ve ilk defa, 9 Ocak 1936 da yapılan bir törenle açılmıştır. Adı, Büyük Atatürk tarafından verilmiş olan bu fakülte, ilkin Evkaf apartmanında öğretime başlamış, Kasım 1940 tarihinde yeni ve modern binasına taşınmıştır.Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nde, Türk, Alman, Arap, Fransız, İngiliz, Rus dil ve edebiyatları, Ankara Üniversitesi, Cumhuriyet tarihini ve misyonunu milletiyle özdeşleştirmiş, bütünleştirmiş bir üniversitedir. Nasıl Türkiye Cumhuriyetinin kurulması, salt bir yönetim biçimi değiştirmenin çok ötesinde, çağdaş bilime, çağdaş demokratik değerlere ve kurumlara dayalı büyük bir toplumsal dönüşüm sistemi ise; Ankara Üniversitesinin açılışı da bilinen üniversite amaçlarının çok ötesinde, farklı bir misyonun somutlaşmasını ifade eder. Ankara Üniversitesi, Atatürk ilke ve inkılaplarının daya coğrafya ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. , M. Ö. 3. yüzyılda Eratosthenes tarafından kullanılan Coğrafya, Eski Yunanca'da yer anlamına gelen Geo ile tarif etmek, betimlemek anlamına gelen Graphie sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Prof. Dr. Cemalettin ŞAHİN'e göre; Coğrafya, insanın içinde yaşadığı çevrenin doğal özelliklerini, insan-doğal çevre etkileşimini ve bu etkileşim sonucu insanın ortaya koyduğu beşeri ve ekonomik etkinlikleri felsefe ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. , Felsefe, varlık, anlam ve öz sorunlarının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konmasına yönelik düşünsel etkinlik. Yokluğa karşıt olarak var olan şey. Oluşa karşıt bir şey olarak, değişmeden aynı kalan gerçeklik. Boşluğa karşıt bir şey olarak, mekanda bir yer işgal eden kalıcı gerçeklik. hindoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. , Hindoloji, bir bilim dalıdır. Hintçe dilin, edebiyat, tarih, din ve Türk toplumların manevi, maddi kültürünü sistematik şekilde toplar ve araştırır. Geçmiş ve günümüz Hintçesi ve Hint toplumları ana konusunu oluşturur. hungoroloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. , klasik filoloji , tarih ve sümeroloji Filoloji eski Yunanca'da philos (sevgi) ve logos (bilgi) sözcüklerinin birleşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. "Bilgi sevgisi" anlamındadır. Ancak sözcük, bir dilin ya da dillerin arasındaki ilişkileri, o dillerin tarihsel gelişimlerini ve yapısını inceleyen bir bilgi dalının adı olarak kullanılmıştır. "Betikbilim" olarak da adlandırılmaktadır. ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. , sinoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. enstitüleri bulunmaktadır. Ankara Üniversitesi'nin Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Sinoloji Anabilim Dalı, Ankara Sıhhiye'de Çin kültürü, dili, edebiyatı ve tarihini araştıran bir bölümdür. fakülte ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. olarak kurulan ilk yükseköğretim kurumu olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fakülte Alm. Fakultat (f), Fr. Faculté, İng. Faculty. Üniversitelerin alt kuruluşu olup, daha ziyade bilim kollarına göre düzenlenmiş bölüm, ünite. Fen, edebiyat, tıp, hukuk, orman, ziraat, ilahiyat fakülteleri yanında inşaat, mimarlık, elektrik, makina ve maden fakülteleri ayrı ayrı bulunduğu gibi, mühendislik fakültesi olarak beraberce de bulunabilirler. Biraraya geldiklerinde üniversiteyi meydana getirirler. Mustafa Kemal Atatürk Her ne kadar ilmi kuruluşların teşkili ç ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'in adını koyduğu ve özel bir misyon yüklediği bir bilim merkezidir. Mustafa Kemal Atatürk, Fakültemizin kurulmasını önerirken, çağdaş Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, 1881 - 1938 yılları arasında yaşamış ulusal önder. 1881 yılında Selanik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi 14-15. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleşti. Türkiye ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. 'nin yapacağı atılımla hem ulusal bilincin gelişmesi, hem de özgür üşünceli bireylerin yetişebilmesi için, Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk kültürünün derinliğine araştırılmasının en başta gelen koşul olduğuna inanıyordu. Türkiye'de sosyal bilimler alanında seçkin bir yeri bulunan Fakültemizin kuruluş yasası TBMM'ce 14 Haziran 1935'te kabul edilmiş ve karar 22 Haziran 1935 tarih ve 2035 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. 1935-1940 yılları arasında Evkaf Apartmanında faaliyetini sürdüren Fakültenin bugünkü binasının planı ünlü Alman mimarı Bruno Taut tarafından çizilmiştir. 1936 yılında 195 öğrenci ile öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 13 Haziran 1946'ya kadar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermiş, bu tarihten itibaren 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile Ankara Üniversitesi'nin bünyesinde yer almıştır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk ve Türkiye tarihinin incelenmesine kaynaklık edecek olan Sümerce ve Hititce'den Latince ve Yunanca'ya, antik doğu ve batı dilleri yanında modern diller ile coğrafya, felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi çeşitli sosyal bilimlerin farklı alanlarında eğitim veren bir bilim kurumudur. Fakültede hem temel kaynaklara inen, hem de çağdaş dünyaya ayak uydurmayı hedefleyen 18 bölüm ve 71 anabilim dalı mevcuttur. Bunlardan 17 bölüm ve 65 anabilim dalında eğitim öğretim yapılmaktadır. Yönetim Dekan: Prof. Dr. Necdet Adabağ Dekan Yardımcıları: Prof. Dr. Rahmi Er, Prof. Dr. Nedim Kula Fakülte Sekreteri: Nezihe İdiş Yönetim Kurulu: Prof.Dr.Musa ÇADIRCI, Prof.Dr.Ramazan KAPLAN, Prof.Dr.Ali ÖZÇAĞLAR, Doç.Dr.Zehra DÖKMEN, Doç.Dr.Hayriye ERBAŞ, Yrd.Doç.Dr.Tülin SAĞLAM Prof.Dr.Doğan BÜRKEV Fakülteye Bağlı Bölümler Fakültede 17 bölüm ve bölümlere bağlı bilim dalları bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülke. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan (Azerbaycan), KKTC, İran, Irak ve Suriye'dir. Antropoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Antropoloji (Latince : anthropologia "insan bilimi"), insanla ilgilenen birçok bilim dalından biri. Genellikle fiziksel ve kültürel antropoloji olarak ikiye ayrılır. Dünyadaki çeşitli insan topluluklarının doğalcı yaklaşımla betimlenmesi ve yorumlanması olarak tanımlanabilir, ama ne konusu ne de araştırma yöntemleri kendine özgüdür. Tarihten farklılığı, antropolojinin toplumlar, kurumlar, inanç ya da geleneklere ilişkin tarih araştırmalarını dışlamasından değil, belgelere dayanmak yerine insanla Arkeoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Arkeoloji (Yunanca arkhaio "eski" ve logos "bilim"), insanın geçmişini, geride bıraktığı maddi kültür belgelerine dayanarak inceleyen bilim dalı. Maddi kültür belgesi, uygarlık tarihinin başlangıcından, yani insanoğlunun ilk aleti yarattığı andan bu güne değin, gene insanın yaptığı ya da doğada bulduğu biçimi ile kendi gereksin¬meleri için kullandığı nesnelerin tümüdür. Batı Dilleri ve Edebiyatları ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Bilgi ve Belge Yönetimi Coğrafya ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. M. Ö. 3. yüzyılda Eratosthenes tarafından kullanılan Coğrafya, Eski Yunanca'da yer anlamına gelen Geo ile tarif etmek, betimlemek anlamına gelen Graphie sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Prof. Dr. Cemalettin ŞAHİN'e göre; Coğrafya, insanın içinde yaşadığı çevrenin doğal özelliklerini, insan-doğal çevre etkileşimini ve bu etkileşim sonucu insanın ortaya koyduğu beşeri ve ekonomik etkinlikleri Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Çağdaş Tük Lehçeleri ve Edebiyatları bölümü hem geçmiş dönemlerdeki hem de günümüzdeki durumu açısından Türk dilini ve Türk edebiyatını bütün çağdaş Türk lehçeleri ile ele alır ve tanıtır. Türk dilinin yapısı, gelişmesi ve diğer dillerle olan bağlantısını inceler. Bölümün iki temel amacı vardır: Birincisi, sahasında temel eğitim almış uzmanlar yetiştirmek ve onları lisansüstü eğitim için hazırlamak; ikincisi öğrencileri Türk dünyasının bütününde öteki Türk lehçeleri ve edebiyatları ile karşılaşt Dilbilim ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Dilbilim, LİNGUİSTİK olarak da bilinir, dili bir sistem olarak gören ve niteliğini, yapısını, birimlerini ve dönüşümlerini inceleyen bilim dalı. Dilbilim terimi, ilk kez 19. yüzyılda dil incelemelerindeki yeni bir yaklaşımı geleneksel filolojiden ayırmak için kullanılmıştır. Filoloji öncelikle dilin yazılı metinlere yansıyan tarihsel gelişimiyle ilgilenir. Doğu Dilleri ve Edebiyatları ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü toplam 7 Anabilim Dalından oluşmaktadır: Eskiçağ dilleri ve Kültürleri ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri bölümü adı altında dört ana bilim dalında eğitim verilmektedir. Bunlar: Latin Dili ve Edebiyatı, Yunan Dili ve Edebiyatı, Sümeroloji ve Hititoloji ana bilim dallarıdır. Tahmin edileceği üzere Latin ve Yunan dilleri bölümleri dil çıkışlı öğrenci almaktadır. Felsefe ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Felsefe, varlık, anlam ve öz sorunlarının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konmasına yönelik düşünsel etkinlik. Yokluğa karşıt olarak var olan şey. Oluşa karşıt bir şey olarak, değişmeden aynı kalan gerçeklik. Boşluğa karşıt bir şey olarak, mekanda bir yer işgal eden kalıcı gerçeklik. Halkbilim ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Psikoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Psikolji, Psykhe (ruh) ve logos (bilgi) kelimelerinin birleştirilmesi ile türetilmiş bir sözcüktür, insan ruhunun, özünü, değişik durumlarını inceleyen, duyum, coşku ve düşünme gibi olguların kurallarını bulmaya çalışan bilim dalıdır. Sanat Tarihi ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Sanat Tarihi görsel sanatların tarihsel evrimini inceleyen bilim dalıdır. Resim, heykel, mimarlık, bezeme sanatları, özgün baskı, fotoğraf, iç mekan tasarım ve daha başka alanlara ait sanat yapıtlarının ve bunların tarihsel gelişiminin saptanması, sınıflandırılması, tanımlanması, yorumlanması ve anlaşılması ile uğraşır. Sosyoloji ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Sosyoloji, toplumsal ilişkilerin yapısını, nedenlerini ve etkilerini araştıran bilim dalı. İnsanların ve grupların etkileşiminden doğan geleneklerin, toplumsal yapıların ve kurumların harcını oluşturan ya da zayıflamasına yol açan etkenleri, ayrıca grup ve örşüt üyeliğinin insanlar üzerindeki etkilerini inceler, insan toplumunun temel niteliğiyle, sürekliliğine ve değişimine yol açan çeşitli süreçlerle ilgilenir. Tarih ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Tarih, geçmişin olaylarını kaynak malzemelerin eleştirel bir incelemesine dayanarak kronolojik tutarlılık içinde irdeleyen ve genellikle bunların nedenleri konusunda açıklamalarda bulanan bilim dalı. 19. yüzyıl sonlarında çağdaş profesyonel tanımına kavuşmuş, amaç ve yöntemleri belli, özerk bir disiplindir. Doğa bilimleri gibi dolaysız gözleme dayanmak yerine, eksik ve kusurlu belgesel kayıtlardan ya da anlatılanlardan yola çıkarak akıl yürütme yoluyla geçmişte olanların çıkarsanmasını ve Tiyatro ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek ya da tümüyle imgesel olayların belli yerlerde, yetenekli kişilerce (artistlerce) seyirciler önünde canlandırılması sanatıdır. İçinde bu sanatın gösterildiği yapıya tiyatro, burada temsil edilmek üzere hazırlanmış yazıy Türk Dili ve Edebiyatı ...Tümünü okumak için linke tıklayınız. Linkler http://www.humanity.ankara.edu.tr/ http://www.ankara.edu.tr/ id="Tp29" class="robots-nocontent">Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır. ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
[ "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "fuv_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "tso_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
e3a17db4614f8818e2f7f60f544ed715
keep
[]
[ 5.199999809265137, 9.699999809265137, 10, 9.199999809265137, 10, 10, 6.400000095367432, 10, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005734-00244-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.gz
740,984,148
16,038
67,394
http://www.renkliweb.com/kultursanat/ataturk-un-ailesi.html
text/html
2014-10-23T08:40:26
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
Bu Yazıda Okuyacaklarınız: Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi Kimlerdi? Türkiye Cumhutiyet Devleti nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ ün nasıl bir aile ortamında yetiştiğini görmek amacıyla annesi Zübeyde Hanım ile babası Ali Rıza Efendinin hayatlarını gözden geçirmek, onları tanımak, en az Mustafa Kemal Atatürk kadar onlara değer vermek gerekiyor. Atatürk’ ün Ailesi Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Selanik’te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Zübeyde Hanım Kimdi? Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır. Zeki, sağduyulu, dine ve geleneklere bağlı bir kadındı. Oğlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle başlamasını istemişti. Ancak oğlunun zamanın gerektirdiği biçimde yetişmesini engellememiş, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiği kadar çalışmıştır… Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki olayda görülür. O, daha Selanik’te bulundukları sırada oğlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaşları ile yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince, padişaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal’in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp ” gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir ” dedikten sonra şöyle konuşmuştur : ” … evlâdım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum. Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış ” Selanik, Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata’dan) ile İstanbul’a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul’da kalmış ve Ankara’ya gitmiştir. Kalbinden hasta bulunduğu için Ankara’da kalması uygun görülmemiş ve zaferden sonra İzmir’e gönderilmiştir. Orada 1923 yılında vefat etmiştir. Ali Rıza Efendi Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin’den ayrılarak Serez’de yerleşmişler, oradan da Selânik’e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, önce Selanik’te evkaf kâtipliği yapmıştır. Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi. 1876 da Sırbistan’la savaş başladıktan sonra Selanik’te gönüllülerden bir “Asakiri Milliye” taburu kurulmuş ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (Üsteğmen) olmuştur. II. Abdülhamid’in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi’nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduğu anlaşılıyor. Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır. XIX. uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir. O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir. Adı Mustafa idi. 19 Mayıs 1932 de Bay Reşit Saffet Atabinen’in kendisine ” Doğum gününüzü kutlarım ” yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk’ün hoşuna gitmişti. Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu’nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi’nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir ” Gazi Günü ” kabul etmek istediğini söyleyip ona doğum gününü soran öğretmene Atatürk : ” Bana onu sormayınız, ben doğduğum günü bilmiyorum ” der ve “Gazi Günü” olarak da : ” Samsun’a çıktığım günü ” yapınız sözünü eklemiştir.
[ "azj_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
3c94fa2a95507950cb5e272e9cb88a3d
keep
[]
[ 7.5, 9.899999618530273, 10, 9.399999618530273, 9.399999618530273, 10, 10, 6, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074215-00024-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.gz
114,759,401
14,716
47,409
http://heryerbilgi.blogspot.com/2010/10/osmanl-devleti-osmanl-kurulus-donemi.html
text/html
2015-03-07T00:05:02
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9987000226974487, 0.00139999995008111, 0 ]
Osmanlı Devleti'nin Genel Özellikleri Osmanlı tarihi, Anadolu Türkiye tarihinin 4. dönemini oluşturur. Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşanıdır. Türk Devletleri içinde merkezi otoritesi en güçlü olanıdır. Kültür ve uygarlık alanında en çok ilerleyen Türk Devleti'dir. Mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullanır. Ancak, I. Ahmet dönemine kadar veraset yasası belirgin değildir. Şeriat hukuku ile yönetildiğinden Teokratik, mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullandığından Monarşik devlet yapısı görülür. Fetih temeline dayandığından askeri, etnik yapı çeşitli olduğundan çok uluslu bri imparatorluktur. Fetih politikası, dinsel (cihat) ve ekonomik (ganimet) amaçlı olmuştur. Osmanlıların Kökeni 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Anadolu'da Moğol hakimiyeti başladı. Bu tarihten önce Kayı Boyu, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat zamanında Anadolu'ya gelmişti. Kayı Boyu Anadolu'ya ilk geldiğinde başında Ertuğrul Gazi bulunmaktaydı. Anadolu Selçuklu Sultanı tarafından Kayı Boyu'na Söğüt ve Domaniç kışlak olarak verildi. Kuruluş Sırasında Anadolu ve Çevresi Kayı boyu Söğüte geldiğinde Anadolu'da Beylikler dönemi başlamıştı. Anadolu Selçuklu Devleti henüz yıkılmamış fakat İlhanlı Devleti'nin egemenliği altına girmişti. IV. Haçlı seferi sırasında İstanbul'dan kaçan Rumlar Karadeniz Bölgesi'nde Trabzon Rum Devleti'ni kurmuştu. Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi Bizans hakimiyetindeydi. Moğol istilası nedeniyle Anadolu'ya Türkmen akını başlamıştı. Türkmen göçleri sonunda Anadolu'daki Hristiyan nüfus azaldı, Hristiyanlar şehirlere yerleşti. Türkmenler Selçuklu etkisinden kurtardıkları mistik liderleriyle tarikatlar kurmuştu. Zanaat loncaları yani ahiler zamanla güçlenerek, halkı askeri ve siyasal kargaşaya karşı korumuştu. Türkmenlerin çoğu köylere yerleşerek tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştı. Göçebe yaşamı sürdüren boylar daha çok Güney Anadolu'da, Toroslar'ın eteklerine ve Çukurova'ya yerleşmişti. Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz'de Rumlar, Kayseri ve Sivas'ta Moğollar, Çukurova ve Doğu Anadolu'da Ermeniler yaşamaktaydı. Anadolu'nun Kuzey Doğu'sunda Altınordu Devleti hüküm sürmekteydi. Doğu Anadolu ve İran Bölgesi'nde İlhanlılar bulunmaktaydı. Trakya Bölgesi ve Marmara'nın güneyi ile Batı Anadolu'da Bizans egemendi. Yakın Doğu'da en önemli siyasi güç Memlük Devleti idi. Balkanlar'da derebeylik rejimi ile yönetilen, Sırp Krallığı, Bulgar Krallığı, Arnavut Beyliği, Macar Krallığı, Eflak ve Boğdan Beylikleri, Mora Despotluğu, Bosna ve Hersek Beylikleri, Erdel Beyliği bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti'nin Büyüme Nedenleri İslam dini ve İslam dininin öngördüğü cihat inancı. Türkmen desteğinin alınması ve beyliklerle iyi geçinilmesi. Anadolu'ya gelen Türkmenlerin fethedilen yerlere yerleştirilmesi yani düzenli iskan politikası Balkanlardaki düzensiz siyasi birlik ve Bizans'taki taht kavgaları. Yetenekli ve deneyimli yöneticilerin iş başına geçmesi. Merkezi otoritenin güçlü olması. Fethedilen bölgelerde halka karşı adil davranılması ve dinsel hoşgörünün olması. Osman Bey Dönemi (1299-1326) Ertuğrul Gazi'nin 1281 yılında ölümü üzerine boyun başına Osman Bey geçti. 1299 tarihinde Osmanlı Beyliği'nin bağımsızlığını ilan etti. Bu tarih Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Osman Bey, Yenişehir, Karacahisar, Yarhisar, Bilecik, Mudurnu ve İnegöl'ü aldı. Osman Bey'e en büyük desteği Anadolu ahileri ve Türk beyleri sağladı. Bölgede bulunan Bizans tekfurlarına karşı büyük başarılar kazandı. 1308 tarihinde Koyunhisarı'nda Bizans ile ilk savaş yapıldı ve başarı sağlandı. UYARI : 1308'de Anadolu Selçukluları'nın yıkılışı üzerine Osman Bey İlhanlılar'a bağlılığını bildirdi. Bu dönemde ilk defa para basıldı. 1281 yılında Karacahisar'ı ele geçirdi. 1320 tarihinden itibaren ordunun başına Orhan Bey geçti. Orhan Bey 1326'da Bursa'yı kuşattı. Şehir ele geçirildiği gün Osman Bey öldü. Orhan Bey Dönemi (1326-1362) Orhan Bey 1324 tarihinde Osmanlı Beyliği'nin başına geçti. Bursa şehir alınarak başkent yapıldı. 1329'da İznik üzerine yürüdü ve Bizans ile yapılan Maltepe Savaşı'nda İznik ele geçirildi. Kocaeli Yarımadası'nın fethi tamamlandı. 1342'de Ulubat ve Mihaliç Kaleleri alınarak Karesioğulları ile komşu olundu. İlk Osmanlı donanması bu dönemde kuruldu. İlk defa 1353 tarhinde Rumeli'ye geçildi. Marmara'nın kuzey ve batı kesimlerinin fethi tamamlandı. Gelibolu'nun tamamı, Malkara ve Keşan ele geçirildi. İlk defa divan teşkilatı kuruldu. İlk vezir de bu dönemde atandı. İlk Kaptan-ı Derya (Karamürsel Paşa) bu dönemde atandı. I. Murat Dönemi (1362-1389 I. Murat kardeşlerini öldürerek tahta geçen ilk Osmanlı padişahıdır. 1362 yılında Sazlıdere Savaşı ile Bizans ordularını yenerek Edirne'yi fethetti. Gümülcine ve Filibe alınarak Bizans'ın Balkanlarla olan bağlantısını kesildi. Bu durum Balkan uluslarının Osmanlı'ya karşı birleşik haçlı ordusu oluşturmalarına sebep oldu. UYARI : 1364 yılında oluşturulan bu Haçlı ordusu tarihte Osmanlı Devleti'ne karşı oluşturulan ilk Haçlı ordusudur. 1364 tarihinde Sırp Sındığı savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratıldı. Bu savaş ile Balkanlar'da Macar etkisi kırıldı. 1371'de Sırplarla Çirmen Savaşı yapıldı ve Sırplar bozguna uğratıldı. 1389 tarihinde ikinci bir Haçlı ordusu Osmanlı Devleti'ne saldırdı. 1389 tarihinde Kosova Savaşı ile Haçlı orduları ikinci kez yenildi. UYARI : Bu savaş sonunda, savaş meydanında bulunan yararlıların büyük bir bölümü düşman askeriydi. Sultan Murat, savaş sonrası, savaş meydanında dolaşırken uzakta ölüler arasında bir kıpırdanma oldu. Ölüler arasında uzun boylu bir Sırplı (Kral Lazard'ın damadı, Miloş) kalkarak padaişaha doğru gelip elini öpmek istediğini söyledi. Padişaha yaklaşan Sırplı, aniden hançerini çekerek muhafızlara rağmen I. Murat'ı hançerledi. Sırplı hemen oracıkta paramparça edildi. Anadolu'da Germiyanoğulları'ndan Kütahya, Simav ve Tavşanlı çeyiz olarak alındı. Ankara ele geçirildi. Çandarlı Halil'in teklifi ile Yeniçeri Ocağı'nın temeli atıldı. İlk defa devşirme sistemi uygulanmaya başlandı. Tımar sistemi oluşturuldu. Rumeli Beylerbeyliği kurularak, merkeze bağlı eyalet sistemi oluşturuldu. I. Bayezit (Yıldırım) Dönemi (1389-1402) Beyliklerler mücadele ederek Anadolu'nun siyasi birliğini sağladı. İstanbul iki kez kuşatıldı fakat başarı sağlanamadı. İlk kuşatmada Bizans Avrupa'dan yardım istedi ve Haçlı ordusu harekete geçti. 1396 Niğbolu Savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratıldı. UYARI : Bu savaş sonunda Mısır'da bulunan Abbasi Halifesi I. Mütevekkil, Yıldırım Bayezit'e gönderdiği mektupta ona "Sultan-ı İklim Rum" diye hitap etmiştir. Bu savaşla Bulgaristan ele geçirildi, Eflak ve Bosna Osmanlı Himayesine girdi. İkinci İstanbul kuşatması sırasında Boğaz'ın Anadolu yakasına Güzelcehisar da denilen Anadolu Hisarı inşa edildi. Bu kuşatma Timur'un Anadolu topraklarına girdiği haberi üzerine kaldırıldı. Ankara Savaşı'nın Nedenleri 1. Timur'un cihan hakimi olma amacıyla büyük bir imparatorluk kurmak istemesi 2. Timur'un, Çin'e yapacağı seferde Batı'da güçlü bir devlet bırakmak istememesi. 3. Ahmet Celayir ve Kara Yusuf'un Osmanlı Devleti'ne sığınması 4. Türkmen Beylerinin Timur'a sığınması ve Beylerin Timur'u kışkırtması. Ankara Savaşı (1402) Timur, 1402 yılında Anadolu'ya girerek, Sivas'ı aldı. Yıldırım Bayezit ve Timur Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 1402 yılında meydana gelen Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusu yenildi ve Yıldırım Bayezit esir düştü. Ankara Savaşı'nın Sonuçları 1. Yıldırm Bayezit Timur'a esir düştü ve esaret altında öldü. 2. Anadolu'da Türk birliği bozuldu ve beylikler yeniden kuruldu. 3. Batı'ya olan Türk ilerleyişi yavaşladı ve İstanbul'un fethi gecikti. 4. Bizans İmparatorluğu geçici bir süre de olsa kendini toparlama fırsatı buldu. 5. Fetret Dönemi başladı. Fetret Devri (1402-1413) I. Bayezit'in oğullarından Süleyman Rumeli'de, Musa Bursa'da, İsa Balıkesir'de ve Mehmet de Amasya'da hükümdarlığını ilan etti. Kardeşler arasında taht kavgası başladı ve Anadolu'nun siyasi birliği sarsıldı. Mehmet Çelebi 1413'te kardeşlerini ortadan kaldırarak Osmanlı tahtına geçti. Osmanlı Devleti, 11 yıl süren Fetret Devri'nde, sağlam devlet örgütü ve yerleşmiş sosyal kurumlar sayesinde yıkılmaktan kurtuldu. UYARI : Fetret Devri'nde Musa Çelebi İstanbul'u kuşattı. I. Mehmet (Çelebi) Dönemi (1413-1421) Anadolu'da siyasi birliği yeniden sağladı. Aydınoğlu Beyliği'nden İzmir'i aldı. Karamanoğlu Beyliği'nden Akşehir ve Beyşehir'i geri aldı. Candaroğlu Beyliği'ni de ortadan kadırdı. Eflak Beyi'ni yenerek bu beyliği hakimiyeti altına aldı. UYARI : Fetret Devri'nde Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da toprak kaybetmemesinin nedeni Balkanlar'da izlediği hoşgörü politikasıdır. Batınilik mezhebini yaymaya çalışan Şeyh Bedrettin Mahmut'un müritlerinden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile birlikte isyan etti. Fakat isyan bastırıldı. 1420'de Mustafa Çelebi isyan etti. II. Murat Dönemi Bizans'ın desteklediği Mustafa Çelebi hükümdarlığını ilan etti fakat 1422 yılında yakalanarak öldürüldü. İstanbul'u kuşattı fakat kardeşi Çelebi Mustafa'nın isyanı sonucu, kuşatma yarım bırakıldı. Menteşoğulları, Candaroğulları, Aydınoğulları ve Taceddinoğulları Beyliklerine son verdi. Germiyanoğlu Yakup Bey, oğlu olmadığı için topraklarını Osmanlı Devleti'ne vasiyet etti. Osmanlı-Venedik Savaşı (1425-1430) Ankara Savaşı'nı fırsat bilen Bizanslılar, Eflaklar, Arnavutlar ve Sırplar, Osmanlı aleyhine harekete geçmişti. Osmanlı Devleti'nin Adriyatik ve Ege'nin Batı kıyılarına sarkması, Venediklilerin işine gelmiyordu. Osmanlı Devleti de Balkanlar'da daha güvenli ilerleyebilmek için Venediklilerin elinden Selanik'i geri almak istiyordu. 1425-1430 yılları arasında meydan gelen savaşta Osmanlı Devleti Selanik, Yanya ve Serez'i ele geçirdi. Orta ve Güney Arnavutluk'ta Osmanlı egemenliği sağlanmış oldu. 1444 yılında Osmanlı ordusu Haçlılara karşı yenilgiler aldı. Osmanlı Devleti, 1444 yılında kendi lehine olmayan Edirne Segedin Antlaşması'nı imzaladı. II. Kosova Savaşı (1448) 1444 Varna yenilgisinden sonra yeni bir haçlı ordusu oluşturuldu. Jan Hunyad önderliğindeki Haçlı ordusu Mora seferine çıkmış bulunan II. Murat'ın ordusuna saldırdı. 1448 tarihinde meydana gelen Kosova Savaşı'nda Haçlı Ordusu bozguna uğratıldı. Balkanlardaki Osmanlı hakimiyeti kesin olarak sağlanmış oldu. Bu tarihten itibaren, Avrupalılar, Osmanlı Devleti'ne karşı bir daha Haçlı ordusu oluşturma cesareti bulamadı. Bu tarihten sonra Avrupalılar sürekli savunmada kalmış, Osmanlı saldıran taraf olmuştu. İnternetteki Kaynaklardan Yararlanılarak Derlenmiştir.
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
f4b8708d9ae220ef1a9bf678e9fe0e6c
keep
[]
[ 6.699999809265137, 9.399999618530273, 10, 9.199999809265137, 10, 9.600000381469727, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005724-00006-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.4.gz
44,024,469
20,461
74,409
http://blog.milliyet.com.tr/dilimizi-korumak/Blog/?BlogNo=204977
text/html
2014-10-21T07:05:24
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9998999834060669, 0.00009999999747378752, 0 ]
- Kategori - Dilbilim - Okunma Sayısı - 4631 Dilimizi korumak "Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise, sözcükler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görevin ve hizmetin gerektiği gibi yapılamadığı yerlerde adet, kural ve kültür bozulur. Adet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir!" Konfüçyus Bir ulusun varlığının temel unsuru; onun kültürü ve sesi olan dilidir. Uluslar sonsuza kadar varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa, dilini bozmadan gelecek nesillere ulaştırabilmelidir. Bir ulus dilini terkettiğin de milli kimliğini de kaybeder.Türkler dillerinin sonsuza kadar yaşaması için Orhun Kitabelerini yazmışlar. Dillerini Bengi Taşlara kazımışlardır. Tarih boyunca Türk diline yönelik değiştirme ve yok etme faaliyetleri karşısında milli kimliğini koruyamayan Türk boyları ve onların kurdukları devletler, silinip yok olmuşlardır. Çünkü dilini kaybeden uluslar milli kimliğini ve bütünlüğünü de kaybeder. 1071 yılında Malazgirt zaferiyle Anadolu’yu Türk yurdu haline getiren Oğuz ve Selçuklu Türkleri çeşitli tarihsel olayların etkisiyle 13. yüzyılda diline, töre ve inancına sahip çıkamaması sebebiyle zor durumdaydılar. Anadolu Selçuklu Devleti Farsça ve Arapça’yı yazı ve edebiyat dili olarak kabul etmişti. Bu dönemde Moğolların etkisiyle Selçuklular kendi öz yapısını terk etmeye başlamıştır. Ama Anadolu’ da Türkçe konuşulmaya devam edilmekteydi. İşte bu dönemde Karamanoğulları Mehmet Bey Bir ulusun ulus olabilmesi için en önemli şartın dil birliği olduğunu bilerek, Anadolu’da bulunan Türk beyliklerini bir araya getirerek bir ordu oluşturmuş. Türk değerlerine bağlı kalma savaşı vermiştir. Bu gerçeği de fermanıyla (Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil konuşulmayacaktır. 13 Mayıs 1277) duyurması Anadolu Türk Tarihinin en önemli adımlarından biridir. Mehmet Bey sayesinde Osmanlı’ da devlet dili olarak Türkçe’nin kabul edilmesi için zemin hazırlamıştır. O dönemden Cumhuriyet dönemine kadarda başka önemli bir çalışma olmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan dili reddetmek imkanı yoktur. Bir imparatorluğun yüzlerce yıl kullandığı eserler verdiği bir dili kötülemek yanlıştır. Osmanlıca’ da bir çok dilden alınmış çok fazla sayıda kelime vardır. Bu dönemde ki en önemli sorun Arapça ve Farsça gramer yapısının temel alınmasıydı. Bu yapının da kullanımın Türkçe’ye uyumsuzluğu ve yeni kelime türetilmesi konusunda karışıklığa sebep olmasıdır. Türk Dili yapısı gereği Arap Alfabesine de uygun değildi. Sesli harflerin kullanışıyla ilgili çok çeşitlilik, Türkçe deki bir harfin yerine Arapça da birden fazla karşılık gelmesi öğrenilmesi çok güç bir dil haline getiriyordu. Ayrıca bazı Türkçe Kelimeleri Arap harfleri ile yazma imkanı da bulunmamaktaydı. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde aydınlarla halk arasında büyük uçurumlar oluşmuştur. Devlet işlerinde ve Divan edebiyatında farklı bir dil kullanılmaktaydı. Okuma yazma bilmek belli bir kesimin tekeli altındaydı. Halkın ancak yüzde beşinin okuma yazma bilmekteydi. Bunu en önemli sebeplerinden biride eğitim sistemini günün gereklerine göre geliştirip değiştirememesidir. Bilinçli olarak halkın eğitim görmesi istenmemiştir. Osmanlı imparatorluğu Voltaire tarafından “Okumayan İnsanlar Ülkesi “ olarak adlandırılmıştır. Halkın okuma yazma bilmemesi ve dildeki bu karmaşa bir çok alanda aksamalara sebep olmaktaydı. Mahkemelerde Adalet bile tam olarak sağlanamamaktaydı. Halka yapılan duyurular Osmanlıca yazılıyor ama sonradan Türkçe’ye çevrilerek duyuruluyordu. Bu arada çeviriden kaynaklanan yanlış anlamalar ve aksaklıklar oluşuyordu. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda bu durumun düzeltilmesi için Atatürk bu konuda çalışmalar yaptırmış. Osmanlıca, her şeyiyle yepyeni, yüzünü çağdaş uygarlığa çevirmiş, çok büyük hedefleri olan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ihtiyaçlarına karşılık verecek düzeyde değildi. Türk Dil kurumu kurulmuş .Halkın okuma yazma oranını artırmak için çareler düşünülmüş araştırmalar yapılmıştır. Türk Dil devrimin gerçekleşmesi ve benimsenmesi konusunda Atatürk’ün çok büyük katkıları olmuştur. 1932 ‘de Türk Dil Kurumu’nu kurdurmuş. Kendiside bizzat çalışmıştır. Geometri de Atatürk’ ünde çalışmaları olmuş günümüzde kullanılan açı, yüzey dörtgen.. v.b terimler Atatürk tarafından Türkçe’nin yapısına uygun olarak türetilmiş günümüzde de kullanılmaktadır. Dil devriminin gerçekleşebilmesi için Harf devrimi de gerekliydi. Böylelikle Türk dilinin yazımına ve ifadesine daha uygun Latin alfabesi kabul edilmiş. Latin alfabesi alınırken Türkçe ye özgü bazı harfler kullanılmış bir anlamda özgünleşmiştir. Bir ulusun sadece yüzde beşinin okuma yazma bilmesi harf devriminin daha kolay kabul edilmesini sağlamıştır. Yapılan Devrim sonucunda büyük bir okuma yazma seferberliği yapılmış. Çok kısa süre halkın okuma yazma oranı artırılmış. Bu devrimin bu kadar başarılı olmasında ki en büyük etkenlerden biri halkın okuma yazma oranındaki düşüklüktür. Halkın yüzde 90 ının okuma yazma bildiği bir yerde alfabeyi değiştirmek çok güç olurdu. Halkın okuma yazma bilmemesi bu devrimin başarısında çok etkili olmuştur. Türk Dil devrimine karşı çıkanlar olmuş. Özellikle Divan edebiyatındaki Osmanlıca’ nın zenginliğinden sonra Türkçenin yabancı kelimelerden arındırılmış halinin çok sade oluşu konusunda itirazlar olmuştur. Atatürk’te Türkçe’yi anlatım özellikleri açısından zengin bir dil haline gelmesini izliyordu. Ama çok uzun yıllar kullanılmış Osmanlıca dan sonra yeni dilin zenginleşmesi de hemen olacak bir şey değildi. Türk Dil Kurumunda çok büyük bir çalışma yapılmış bir çok Arapça ve Farsça sözcük Türkçeleştirilmiştir. İlk Türkçe sözlük çalışması bu dönemde yapılmıştır. Türk Dil Kurumu sayesinde Türkçe konusunda araştırma ve çalışmalar süreklilik kazanmış. Çok kısa bir süre içerisinde dilimize sağladığı katkıları daha önceki hiçbir dönemle karşılaştırılamayacak kadar fazladır. Türk Dil devrimi yapılırken en büyük sorunlardan biride yasaların Türkçeleştirilmesi ve bilim alanında kullanılacak kelimelerin seçilmesidir. Yasalar sadeleştirilmeye çalışılmıştır. Ama bu konuda günümüzde de sorun devam etmektedir. Günümüzde de Türkçe’nin önlemler alınmazsa farkına varılmazsa bozulma tehdidi altında olduğu konusunda endişeler vardır. Böyle bir tehdidin var olduğunu bilmek bile bunu önlemek için çok büyük bir adımdır. Bu tehdit dil kurallarında (söyleyiş, yazım) ve başka dillerden alıntılarda görülmektedir. Yabancı kelimeler öncelikle teknolojik gelişmeler sonucu yeni bunan aletlerin ismiyle girmiş: televizyon monitör, cd, video... Yeni bulunan aletlerin isimleri girmekle kalmayıp bu aletlerin özellikleri ve kullanımlarıyla ilgili kelimelerde girmeye başlamış. Bu kelimelerin çok azının Türkçe karşılığı bulunabilmiş .İşin kolayına kaçılarak Bu aletlerin isimleri Türkçe söyleniş şekilleriyle kullanılmaya başlanmıştır. Bir süre sonra yabancı kelimeleri kullanmak bir özenti haline gelmeye başlandı. Bazı kelimelerin Türkçe karşılığı olmasına rağmen yabancı karşılıkları kullanılmaktadır. Bu da bazı Türkçe kelimelerin zamanla unutulmasına kullanımdan düşmesine yol açmaktadır. Özenti sebebiyle kullanılan bazı yabancı kelimeler Türkçe o kelimenin anlamını daha iyi karşılayan bir çok kelime olmasına rağmen kullanılmamakta bu da dilimizin fakirleşmesine sebep olmaktadır. Bazı yabancı sözcükler ise anlamlarının dışında farklı anlamlar yüklenerek bozularak kullanılmaktadır. Yabancı kelimelerin söylenişi ile ilgilide problem vardır. Bazı sözcükler İngilizce okunuşuyla, bazıları Türkçe okunuşuyla kullanılmaktadır. Hareket anlamına gelen ekşın kelimesi aksiyon olarak ta kullanılmaktadır. Buda dilde karışıklığa sebep olmaktadır. Özellikle çeşitli yabancı markaların isimlerinden oluşan mağaza isimleri sanki yabancı bir ülkede olduğumuz hissine kapılmamıza yol açıyor. Yabancı mağaza isimleri yerine Türkçe isimlerin kullanılması konusunda yasal bir düzenleme yoktur. Ancak yerel düzeyde bazı çalışmalar bulunmaktadır. Bazı belediyeler iş yeri açma izni alınırken Türkçe isimlerin kullanılması konusunda çalışmalar yapmaktadır. Ülkemizde de bu konu üzerinde dilimizi koruma amacıyla bir yasa tasarısı bulunmaktadır. Gerçi bir dili yasaklar koyarak koruma olanağı var mı dır buda ayrı bir sorundur. Çünkü bir dile yerleşen bir kelimenin benimsenmesi ve kullanılmaya başlanması konusunda kesin kurallar bulunmamaktadır. Yabancı dillerin tehdidi altında olan sadece Türkçe değildir. Bir çok dilde bu problem vardır. Ama günümüzde bir çok ülke İngilizce’den yapılan alıntılar sebebiyle dilinin tehdit altında olduğu konusunda endişeleri bulunmaktadır. Bu İngilizce son derece soylu, kullanımı kolay, çok üstün bir dil olmasından kaynaklanmamaktadır. Sadece Teknolojik, ekonomik ve siyasi alanda üstün bir ülke olan Amerika tarafından kullanılıyor olmasından kaynaklamaktadır. Amerika için de her şey güllük gülistanlık değildir. Onlarda dillerine giren İspanyolca kelimelerin çokluğundan ve anlatım bozuklukları yüzünden dillerinin tehdit altında olduğunu öne sürmektedir. Fransızlar çok radikal kararlar almışlar hatta bu konuda yasal düzenlemeler yapmışlardır. Almanlar dillerine giren yabancı sözcüklerin sayısı ile endişe taşımaktadır. Dünyada tek değişmeyen şey değişimdir. Dillerinde değişmesi ve gelişmesi kaçınılmazdır. Günümüzde ki teknolojik gelişmeler sayesinde dilimize bir çok sözcük girmiş. Dilimiz deki kelime sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Türk Dil Kurumu Cumhuriyetin yılarında çıkardığı sözlükte yaklaşık 20.000 kelime bulunmaktaydı .En son 2000 yılında bastırılan sözlükte 75.000 kelime bulunmaktadır. Bu da cumhuriyetten günümüze Türkçe’mizin sözcük dağarcığının arttığının ve anlatım konusunda eskisine göre Türkçe’nin bir incelik ve çeşitlilik kazandığının göstergesidir. Dilimizi koruma konusunda herkese görev düşmektedir: Basın, üniversiteler, Türk Dil Kurumu, sivil kuruluşlar, dil dernekleri... Çünkü bir şeyleri fark etmek için tetikte olmanın önemi büyüktür. Endişe içinde olmak gelecek tehlikelere karşıda uyanık olmayı sağlar. Önemli olan tek şey dilimize sahip çıkmamız ve dilimizi önemsememizdir. Biz dilimize gereken özeni gösterirsek toplum olarak dilimizi korumak içinde yasalara ihtiyaç duymayız. Küreselleşen dünyada, her konuda etkileşim içinde olan insanların dil konusunda etkileşim içinde olmaları da doğaldır. Ama burada tehlike arz eden şey ulus olma bilincini yitirmek , ulus olmanın öneminin farkında olmamaktır. Dillerin birbirinden etkilenmesi doğaldır. Türkçe çok eski dönemlerden beri bir çok dilden yabancı kelimeler almıştır. Ama Atatürk’ün dediği gibi «Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.» Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun. Bıraksaydı soytarı zadeler bülbül gibi şakıyorduk şimdi. Eşeğin ağzına gem vur bakalım aiai diyebilir mi? Literatüre taptılar, bizi alfabe yaptılar. Ağzımı açıyorum a, kapatıyorum b. Söylediğimizi duymasaydık keşke. Başka türlü çıkıyor sözcükler ağzımızdan. Dil maşallah işkembeciye üç gün yeter. Ve dudaklar, çeke çeke zenci dudağına benzetti ablan. Takma diş, reflü boğaz, mağara gibi damak… Ses bir yerlerde kalıyor, gelmiyor kardeşim! Çıksın diye arkadan ittirelim mi yani. Kaşgarlı Kubilik “Dilimizin içine ettiler” demiş. Şeylerine sağlık! İnsan yaşadığı gibi konuşur. Ahmet hoşuma gitmiyo, ehmeeettt de demek istiyom. Ahmet göbek adım, ehmet de bebek adım olsun. Düzgün konuşan insanlar ne kadar sıkıcı değil mi? Konuşmanın kuralı mı olurmuş. Alfabeye göre konuşmayacak, konuşmaya göre alfabe yapacaksın. Dert etme sen, çözeriz. Manitam miyav miyav derse ben de ona hav hav derim, kedi köpek misali anlaşırız evvel Allah.Kerim Korkut 15.04.2012 8:55 - Cevap : - Aynı dili konuşuyoruz:) 16.04.2012 10:58 Dilimizin sorunları, hacı cavcav torunları… Ben de diyorum ki niye anlaşamıyoruz? Anlaşamazsın tabii. Üç tane cümle, beş tane kelime, çevir çevir söyle. Her nesnenin birden fazla anlamı, söylenişi olacağına biz birçok kelimeyle aynı şeyi anlatmaya çalışıyoruz. Yüzmeye gidiyorum diyorum, adam bana bıçak veriyo. Naspın aslı çoban, koyun keseceğimi sanmış. Ne bilir kumu, kumsalı. İyi ki alfabemizde 29 harf var; 19 olsaydı kekeme kursuna giderdik hahahahaha! Her şeyi anlatamadığınız bir dil, dil değildir; Türkçe ile biz her şeyi anlatamıyoruz. Acem, Arap, Frenk, Yanki filam olmasa dilimiz kim bilir nolurdu. “Sabah” Arap, “Akşam” acem; “gece” bizimdir inşallah. Kaç bin kelime, geçmiş dilime. Çıkartsak lügatten kel kalacak Kubilik. Selamın adı bin yıldır merhaba. Koysaydın bari yanına İnek Şaban’dan “hello papa!”Kerim Korkut 15.04.2012 8:54 - Cevap : - Kültürümüzün zenginliği aslında dilimizin zenginliği, bir çok kültür uzun süre bir arada yaşamış, ama yozlaşmadan zenginleşmek gerekir. İnsanlar anlaşmak istesin yeter ki dil bahane:) 16.04.2012 10:58 “Gençler dil kurallarının dışında konuşuyor” Demek ki grameriniz yetmemiş. TDK’nin sözlüğünde 111 bin kelime varmış; 14 bini ondan bundan alınmış. Bak şimdi adamın arkasına bir şey koyacağız. “Arkana koyum, geri tarafına koyum, arka tarafında bir yere koyum…” Hepsi argo ve çok ayıp. 111 bin kelimeyle bir küçük ifadeyi utanmadan ve utandırmadan anlatamıyoruz. Türkçe olimpiyatlarına katılanlara bu rezilliği anlattınız mı? Bizler utanmadan, yüzümüz kızarmadan konuşmak istiyoruz. Dilimizde çirkinlik ve müstehcenlik ifade eden şeyleri mevcudun dışında başka türlü anlatabileceğimiz sözcükler üretilebilirdi.Kerim Korkut 15.04.2012 8:54 - Cevap : - Gençler kend,ilerine özgü bir dil geliştirdi. Biraz özenti biraz da farklı görünme duygusu ğaır basıyor. Üzücü ama su yolunu bulur:) 16.04.2012 10:56 İnsanlar birbirleriyle anlaşabiliyorlarsa nasıl konuştukları sizi ilgilendirmez. Gençliğin TDK arşivlerine bakması yerine bizlerin gençliği izlememiz daha uygun olur. Aslolan yaşayan dildir. Bilemiyorum neden ama düzgün konuşan insanları sevmiyorum. Acemilik o kadar tatlı ki. Yarım Türkçe, yarım İngilizce… Kelimeleri doğru söyleyeceğiz diye sesimizi kısıyoruz, duygu kayboluyor. Beyler nehirler ne yana akıyorsa o yana akacak. Dil kurallarına uyalım diye insanlar davranışını değiştiremezler. Ortaya yeni bir dil çıkıyorsa bu, ülkemizin kazancı olur. Merak etmeyin biz anlaşırız. Ortada ineklik bir durum varsa “oha oluyorum yani” deriz. İnekler anlıyor da siz niye anlamıyorsunuz? Sizi mi takip edeceğiz yoksa Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençliği mi?Kerim Korkut 15.04.2012 8:53 - Cevap : - Dilimiz yabancı dillerin sürekli saldırısı altında bunun farkında olmak çok önemli. Çok kasmadan ama çünkü dil sürekli değişen, gelişen yaşayan bir varlık. 16.04.2012 10:55
[ "zsm_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "unk", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", ...
allowed
beb8fcb2477385e76e47fb42ef6999df
keep
[]
[ 9.5, 10, 10, 9.800000190734863, 10, 10, 10, 10, 6.5 ]
./CC-MAIN-20141030025819-00204-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.6.gz
761,455,131
12,638
52,537
http://www.msntube.net/msn-extra-ozellikler/avatar-yazi-yapim-siteleri-nick-yapma-siteleri.html
text/html
2014-10-31T10:26:56
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9966999888420105, 0.0032999999821186066, 0.00009999999747378752 ]
Ağaca İsminizi Kazıyın Avatar Olarak Kullanın Gazete , Para Üzerinde Resimlerinizi Yayınlayın Avatar Yapın 60×60 Boyutlarında Avatar Yapımı Aya Çölde Tabelaya İsminizi Yazın Avatar Yapın Herhangi Bir Resim Linki Verdiğinizde Resmi Avatar Boyutuna Getiriyor Neon,Ateşli v.s 29 Adet Yazı Biçimi Çeşitli Arkaplanların Üzerine İstediğinizi Yazabiliyorsunuz Asker Künyesi Olarak Avatar Yapımı Resminizin Aynadan Çekilmiş Hali İle Avatar Yapımı Dandirik Bir Avatar Yapım Sitesi Kendi Adınıza Pankartlar Açtırın Sloganlar Attırın V.s E-Kartlara Tabelalara İstediğinizi Yazın Avatar Olarak Kullanın Çeşitli Şekilerde İsminizi Yazın Einstein Adınızı Tahtaya Yazsın Avatar Olarak Kullanın Sitedeki Resimler Üzerinde Renk Boyut Değişikliği Yapıp Avatar Olarak Kullanın « Aşk msn nickler | Lost Pictures – Lost Resimleri – Lost Dizisi Avatarları » Yorumlar Toplam 51 yorum var. - kaan | 13 Nisan 2010, 18:55 nasil nick yapiyoliyor - fatih | 23 Nisan 2010, 07:12 Sen güllere özenme güller sana özensin üzme tatlı canını sen güllerdende güzelsin sevgi kadar masum sevilecek kadar ÖZELSİN fatihusta_25_1905@hotmail.com - fatih | 23 Nisan 2010, 07:15 SENSİZLİĞİ BUZLARA YAZDIM GUNEŞTE ERİSİN DİYE,HASRETİNİ SAHİLE YAZDIM DALGALAR GÖTÜRSÜN DİYE,İSMİNİ KALBIME YAZDIM BİRLİKTE GÖMULSUN DİYE fatihusta_25_1905@hotmail.com - aaliyee | 03 Mayıs 2010, 17:38 try { Console.WriteLine(“throw dan önce”); throw new DivideByZeroException(); } catch(DivideByZeroException) { Console.WriteLine(“istisnai olay yakalandı”); } Console.WriteLine(“try-catch bloklarından sonra “); Console.Read(); belki ilgilenen vardır die yazdım bu kodu daha genişletebilir miiz?? - fırat | 09 Temmuz 2010, 16:52 ஐ๑((-_-))๑ஐ๑Şeytanın avukatı๑ஐ๑((-_-))ஐ๑ phichliq parayla olsa gene yapardıq ZǺLiMiή ZuLMu VǺґگǺ گẽvẽήiή Ǻllah’I VǺґ Her günün son günün olacakmış gibi yaşa.. Çünkü bu günlerden birisi son olacaktır.. §ëñ¥ §ëVDîgîM KåDåR ¥å$å§å¥DîM..ôLûM§ûzLûgûñ åDîñî å$k Kø¥åRDîM..¡ ® gnc_fbli_47@hotmail.com - tqÇéé | 22 Eylül 2010, 20:33 çooook séwioRum séniii çooook öLüRüm Sanaaa - Bir Şarkı. . . | 07 Kasım 2010, 16:41 Bir Şarkı vardı çok güzeldi. Adını ve sözlerini bilmiyorum.Bu şarkıyı bulursanız çok memnun olurum.Güzel şarkıydı aslında hiç dinlemedim ama güzeldi… - İnTiqAm | 27 Mart 2011, 17:20 Server Özellikleri GangWarsMt2 Oyunumuzda Sabit Level Görünümü Aktiftir// Itemler Dönüsebiliyor.. Partizan Yari insana Dönüsebiliyor Celik Kraliyete Dönüsebiliyor Grand-Perfect NPC Kahraman-Zalim olmak Sabit Efsunlar %15 ve 3000 k Hp Gibi baslica özelliklere sahiptir. - Ali | 19 Aralık 2011, 21:00 1881’de Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi’dir. Sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi, Selanik Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Harp Akademisi’ne gitti. 1893 yılında Askeri Rüştiye’de okurken matematik öğretmeni tarafından adına “Kemal” ilave edilerek Mustafa Kemal adını aldı. Harp Akademisi’nden yüzbaşı rütbesiyle mezun olarak Şam’da göreve başladı. Osmanlı Devleti zamanında Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’na katıldı. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma uyarınca vatan topraklarının işgalinin başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattı. Havza ve Amasya Genelgelerini yayınladıktan sonra, Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladı. Sivas Kongresi ile bütün milli cemiyetleri tek çatı altında birleştirerek Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. Sivas Kongresi’nin ardından İstanbul Hükümeti ile Amasya Görüşmesini yaptı. Böylece İstanbul Hükümeti, Temsil Heyetinin varlığını resmen tanımış oldu. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ile Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. 5 Ağustos 1921’de kendisine Meclis tarafından Başkomutanlık görevi verildi. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Gazilik ünvanı ve Mareşallik rütbesi ile onurlandırıldı. Büyük Taarruzu yöneten ve düşmanın tamamen yurttan atılmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilan edilmesi ile beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. 1934 yılında Gazi Mustafa Kemal’e meclis tarafından “Atatürk” soyadı verildi. Atatürk, gerçekleştirmiş olduğu inkılaplar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin medeni ülkeler seviyesine çıkmasını sağladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Atatürk’ün hayatı, Türk milleti için adanmış, destansı bir yaşamdır. - Ali | 19 Aralık 2011, 21:03 Metin2 oynayana bedava char Ad: nostale000000 Şifre: 000000 ilk şifreyi değiştirene 50 TL verilecektir. . Sevgiler ALİ - bilinmeyen asığın oktay | 11 Ocak 2012, 16:48 oktay seni cok sevıyorum bebegımmmm seni sevdiğimi sana söyleyemesemde kalbıme soyledım sen bana beni sevdiğğini söyledin ama ben söyleyemedim askımmmmm lutfen bebi affet buna mecburum SENİ SEVİYORUM
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "eng_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "gaz_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "unk", "crh...
allowed
57969977528b027e1910158f38f62024
keep
[ [ 1074, 1103 ], [ 1273, 1302 ], [ 1934, 1957 ] ]
[ 5.5, 8.600000381469727, 10, 9.100000381469727, 8.899999618530273, 8.699999809265137, 10, 5, 0 ]
./CC-MAIN-20140901014524-00221-ip-10-180-136-8.ec2.internal.warc.gz
722,881,401
8,048
32,552
http://www.bilgimce.com/lisekonu/mayoz-bolunme.html
text/html
2014-09-03T02:05:29
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9900000095367432, 0.00419999985024333, 0.003599999938160181 ]
MAYOZ BÖLÜNME: Eseyli üreyen canlilarda erkek (sperm)ve disi(yumurta) gamet birleserek (döllenme ile)yeni bir canli olusturur.Kromozom sayilari normalin yarisi olan bu gametlerin olusturulmasi mayoz bölünme sayesinde olur. Testislerde sperm olusturulmasina SPERMATONENEZ,yumurtaliklarda yumurta olusturulmasina OOGENEZ denir. Su sekilde olusur; SPERMATONENEZ Spermatogonium-----------àbirincil spermatosit---------àikincil spermatosit__ mayoz ----àspermatit(4 adet)----------------àsperm( 4 adet) mayoz tümü gelisir OOGENEZ Oogonium------àBirincil oosit----------àikincil oosit---------àKutup Mayoz mayoz Hücreleri(3 adet)+ootit(1 adet)---------àootit--------àyumurta MAYOZ BÖLÜNMENIN EVRELERI: Kutup hüc. gelisir erir. Mitoz bölünmede oldugu gibi yine baslica iki büyük evre vardir. 1-ÇEKIRDEK BÖLÜNMESI 2-SITOPLAZMA BÖLÜNMESI Fakat bu iki bölünme arka arkaya ikiser kere olurBunlara MAYOZ1 veMAYOZ2 denir. Mitozda oldugu gibi bölünme islemi bitince dinlenme evresi(INTERFAZ) geçirilir. MAYOZ1 Baslica 4 büyük basamak halinde gerçeklesir. Mayoz bölünmenin en önemli ve en uzun dönemi profaz1 dir. 1-PROFAZ 1 -Mitozdaki profaz olaylarinin tümü gerçeklesir. -Anneden ve babadan gelen kromozomlar(homolog kromozomlar)kromatitleserek biraraya gelir. -iki homolog kromozomun olusturdugu bu yapiya;tetrat denir. -Tetrat sayisi hücre kromozomunun n sayisi kadardir. -Tetrat haline gelmis homolog kromozomlar;birbiri üstüne kivrilir bu olaya sarilma(sinapsis)denir. -Sarilmis homolog kromozomlarin birbirlerine dokunan uçlari arasinda parça degisimi olur.Bu olaya Crossing-over denir. -Crossing-over rastgele oldugundan tür içi çesitliligi saglar.Ayni türün bireylerinde farkli özellikler ortaya çikar. 2-METAFAZ 1: -Tetratlar(4lü kromatit)hücrenin ekvator düzleminde dizilirler. 3-ANAFAZ1: -Tetratlar ikiye bölünerek iki kromatit bir kutba, diger ikisi diger kutba çekilir. 4-TELOFAZ 1 -Kutuplara çekilmis ikili kromatitler kromatin iplige dönüsür. -Çekirdek zari ve çekirdekçik olusur. 2-SITOPLAZMA BÖLÜNMESI: Hayvansal hücrelerde; Çekirdek bölünmesi tamamlandiktan sonra sitoplazma ortadan bogumlanarak ikiye bölünür ve iki ayri hücre olusmus olur. Bitkisel hücrelerde: Olusmus olan iki çekirdekli hücrenin ortasinda bir orta lamel(ara lamel) olusur ve hücre duvarina kadar ulasir.Dolayisiyla birbirine bitisik iki hücre olusur. SITOPLAZMA BÖLÜNMESININ HEMEN ARDINDAN MAYOZ2 BASLAR. MAYOZ 2 Baslica iki büyük dönemdedir. 1-ÇEKIRDEK BÖLÜNMESI 2-SITOPLAZMA BÖLÜNMESI - ÇEKIRDEK BÖLÜNMESI: 4 Dönemden olusur. 1-PROFAZ 2: -Profaz 1 deki ve profazdaki tüm olaylar gerçeklesir. -Tetrat,sinapsis ve crossing-over görülmez. 2-METAFAZ 2: -Ikili kromatitler hücrenin ekvator düzleminde siralanirlar. 3-ANAFAZ 2: -Kromatitler ikiye ayrilarak birer birer zit kutuplara çekilir. 4-TELOFAZ 2: -Kutuplara çekilmis tekli kromatitler(kromozomlar)kromatin iplik haline dönüsür. -Etrafinda çekirdek zari ve çekirdekçik olusur. 2-SITOPLAZMA BÖLÜNMESI: Hayvansal hücrelerde; Çekirdek bölünmesi tamamlandiktan sonra sitoplazma ortadan bogumlanarak ikiye bölünür ve iki hücreden tekrar iki ayri hücre olusmus olur Bitkisel hücrelerde: Olusmus olan iki tane iki çekirdekli hücrelerin ortalarinda bir orta lamel(ara lamel) olusur ve hücre duvarlarina kadar ulasir.Dolayisiyla birbirine bitisik iki hücreden tekrar iki hücre olusur MAYOZ BÖLÜNME SONUCUNDA n KROMOZOMLU 4 HÜCRE (GAMET)OLUSUR.
[ "pap_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "lvs_Latn", "azj_Latn", "pap_Latn", "tur_Latn", "ban_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn", "pap_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "azj_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "pap_Latn", "tur_Lat...
allowed
66d87cc18433fadc1c45564726bf58e1
keep
[]
[ 5.599999904632568, 9.100000381469727, 10, 7.800000190734863, 10, 9.899999618530273, 10, 0, 0 ]
./CC-MAIN-20141017005724-00182-ip-10-16-133-185.ec2.internal.warc.4.gz
409,750,249
14,048
46,120
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zotop
text/html
2014-10-21T12:46:40
cc14
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9991000294685364, 0.0007999999797903001, 0.00009999999747378752 ]
İzotop İzotop: Atom numarası aynı, kütle numarası farklı olan atomlara izotop denir. Diğer bir deyişle proton sayıları aynı (p.s= A.N), nötron sayısı + proton sayısı (K.N= p.s + n.s) farklı atomlara izotop denir. İzotop veya yerdeş, bir elementin farklı nötron sayısına sahip her bir türü. Atom çekirdeğindeki proton sayısı elemente özgüdür. Diğer bir deyişle her bir elementin proton sayısı diğerinden farklıdır. Bir elementin çekirdeğindeki proton sayısı sabit olmakla birlikte nötron aynı çekirdekler için farklı olabilir. Elementler bir ya da daha fazla sayıda izotopa sahip olabilirler. Örneğin kalsiyum (Ca) elementinin tüm atomlarında proton sayısı 20 iken 40Ca'da 20, 42Ca'da 22, 43Ca'da 23, 44Ca'da 24, 46Ca'da 26, 48Ca'da 28 adet nötron bulunur (xxCa, xx= proton + nötron sayısı). Herhangi bir element için, ağırlıklı atom kütlesi Elementin atom kütlesi = (1. İzotop'un kütlesi x İzotop'un doğada bulunma yüzdesi + 2. İzotop'un kütlesi x İzotop'un doğada bulunma yüzdesi + 3. İzotop'un kütlesi x İzotop'un doğada bulunma yüzdesi + ...)/100 İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı, fiziksel özellikleri farklıdır.
[ "bug_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn" ]
allowed
89b21a97bc1676dfbfac7a35c600296e
keep
[]
[ 6.300000190734863, 10, 10, 8.399999618530273, 10, 9.199999809265137, 10, 1, 0 ]
./CC-MAIN-20150226074103-00137-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.6.gz
898,835,193
29,766
389,686
http://zehirlenme.blogspot.com/2008/11/dna-ve-rna-yapisi-ozellikleri.html
text/html
2015-03-04T16:43:41
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "tuk_Latn" ]
[ 0.9994999766349792, 0.0005000000237487257, 0 ]
DNA ve RNA’nın Yapısı ve Özellikleri Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit (DNA) ve ribonükleik asit (RNA) temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir. DNA ve RNA Arasındaki Farklar DNA Bulunduğu yer Çekirdek, mitokondri, kloroplast, prokaryotların sitoplazmalarında Zincir şekli Çift zincir Yapısındaki bazlar A, T, G, C Yapısındaki şeker Deoksiriboz Sentezlenmesi DNA polimeraz enzimleri sayesinde kendi kendini eşleyerek Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda, çekirdek ve bazı organellerde Görevi Genetik bilginin depolanması, nesiller arasında aktarılması ve hücredeki metabolik faaliyetlerin yönetimi Nükleotitlere ayrılması DNA-az enzimleri ile Çeşidi1 çeşit RNA Bulunduğu yer Sitoplazma, çekirdek ve hücre organellerinde Zincir şekli Tek zincir Yapısındaki bazlar A, U, G, C Yapısındaki şeker Riboz Sentezlenmesi RNA polimeraz enzimleri sayesinde DNA tarafından Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda çekirdekte Görevi Protein sentezi, genetik bilginin taşınması Nükleotitlere ayrılması RNA-az enzimleri ile Çeşidi 3 çeşlit: m-RNA, t-RNA, r-RNA Genler, DNA'daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunlukla kromozomların içerisinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (bakteriler) kromozom dışı genetik sistem olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nükleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde ) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde ) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir. 1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA'ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bir başka önemli bulgu da Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA'nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nükleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğu görülmüştür. Bu modele göre DNA molekülü, heliks (sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Merdivenin kollarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur. Her zaman guanin (G), sitozin'in (C yada S); Adenin (A) de Timin'in (T) karşısına gelir. Hem pürün (yani adenin ve guanin ) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağlan, hem de diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (riboz), glikozit bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin, Timin). DNA molekülü kendini oluşturan nükleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İki polinükleotid zincirdeki nükleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bağları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA'nın kendi kopyasını yapması ve gen açılımı, nükleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşir. Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir. Nükleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın omurgadaki fosforik asit grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır. Hidrojen bağları daima bir pürin (A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı a-rasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelini andıran, uygun nükleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nükleotidlerin dizilişi, karşı kolda bulunan nükleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir. DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve DNA replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA'nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon) . Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon). Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nükleotid veya nükleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar. Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AİDS'in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni, genomu tek zincirli RNA olan virüsün sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir. Dikkatli ölçmeler sonucu elde edilen değerlerden aynı tip hücrelerde DNA'nın hem kimyasal özelliğinin hem de toplam miktarının, dölden döle sabit kaldığını biliyoruz. DNA'nın hem niceliği ve hem de niteliği, aynı ana hücreden meydana gelen benzer hücrelerde aynı kalmak zorundadır. Bu nedenle hücre mitoz bölünmeye hazırlanırken DNA molekülü boyunca, bütün kromozomlarda bir uçtan diğer uca doğru kendini eşler. Bir DNA molekülü replikasyon (eşleme) yapacağı zaman DNA molekülünün ikili sarmal dizilerini birbirine bağlayan zayıf hidrojen bağları bir fermuar gibi açılır. Eğer molekülün bir ucundan başlarsak teker-teker her pürini, pirimidin eşinden fermuarı açar gibi ayırabiliriz. Bu açılma her iki dizide eşlerinden ayrılan pürin ve pirimidinin uçlarını açıkta bırakır. Hücrenin hammadde deposunda çeşitli nükleotitler vardır. Bu nükleotitler yüksek enerjili fosfat bağlan taşırlar (ATP molekülünde olduğu gibi). DNA'nın iki dizilişi birbirinden ayrıldığı zaman, depodan gönderilen nükleotitlerin uygun olanları denenerek yerlerini alırlar. Diğerleri uymadıkları için geri çevrilirler. Diğer dizideki eski timin ise ikili sırayı tamamlamak için yeni bir adenin nükleotitle birleşir. İkili sarmal, bir uçtan diğer uca doğru boylu boyunca bir fermuar gibi azar azar açıldıkça uygun tipteki nükleotitler zincirdeki yerlerini alırlar, ikili sarmal dizinin sonuna ulaşıldığında, sonuçta DNA replikasyonu sağlanır. DNA ve RNA’nın Yapısı ve Özellikleri
[ "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "kor_Hang", "tur_Latn", "tur_Latn", "kab_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "shn_Mymr", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "kor_Han...
allowed
e4204fb72e453b7df3df8efd35b2620b
keep
[]
[ 9.199999809265137, 10, 10, 9.899999618530273, 10, 10, 9.699999809265137, 9, 6.5 ]
./CC-MAIN-20150226074101-00210-ip-10-28-5-156.ec2.internal.warc.6.gz
258,587,535
9,258
67,230
http://taner.balikesir.edu.tr/dersler/genel_kimya/atomik_yapi/elektronlarin_atomik_orbitallere_dagilimi.html
text/html
2015-02-28T15:50:25
cc15
[ "tur_Latn", "crh_Latn", "azj_Latn" ]
[ 0.9998000264167786, 0.00019999999494757503, 0 ]
ELEKTRONLARIN ATOMİK ORBİTALLERE DAĞILIMI Schrödinger denkleminin (1, 2) çözümü elektronların orbitalere nasıl dağılacağı konusunda bilgi verir. Elektronların atomda çekirdek etrafında nasıl dizildiğini ve bunu belirleyen kuralları anlamak için atomdaki enerji düzeylerini ve bunları belirlemek için kullanılan kuantum sayılarını bilmek gerekir. Scrödinger denkleminin çözümüne göre bu kuantum sayıları baş kuantum sayısı n, yan kuantum sayısı l ve magnetik kuantum sayısı ml dir. Bu kuantum sayısından başka son bir kuantum sayısı ise spin kuantum sayısı s dir. i. Baş Kuantum Sayısı (n) : Bohr kuantum kuramında olduğu gibi n; 1, 2, 3, ... değerleri alabilir. Sayıların yanısıra tabakaları göstermek için harflerde kullanılır. n = 1 ise bu birinci enerji seviyesini, n = 2 ise ikini enerji seviyesini gösterir. ii. Yan Kuantum Sayısı (l) : baş kuantum sayısı ile tanımlanmış enerji seviyeleri daha alt enerji seviyeleri içerirler. Bir enerji seviyesindeki alt enerji seviyelerinin sayısı n - 1 tanedir. Örneğin n = 1 ise; alt enerji seviyelerinin l = 1 1 = 0 olup yoktur. Yani bir enerji seviyesi vardır. n = 2 için ; l = 1- 2 = 1 olup bir alt enerji seviyesi bulunması anlamına gelir. Bir başka deyişle 2 enerji seviyesi iki enerji seviyesi bulundurur demektir. Bir tabakadaki tabakaların sayısı baş kuantum sayısına eşittir. Alt tabakaları göstermek için harflerde kullanılır. iii. Magnetik Kuantum sayısı (ml) : Her alt tabaka ise bir veya daha fazla orbitalden oluşmuştur. Herbir alt tabakadaki her bir yörünge magnetik kuantum sayısı ml ile gösterilir. Magnetik kuantum sayısının aldığı değerler - l ile + l arasında değer alırlar. Bu nedenle l = 0 ise ; ml = 0 değerini alır. l = 1 ise; ml = 0 , -1 , +1 değerlerini alır. Enerji seviyeleri, alt enerji seviyeleri ve yörüngeler enerji düzeyleri için; - Tabakların enerjileri, kuantum sayısı n artmasıyla artar. - Kuantum sayısı n arttıkça tabakalar arasındaki enerji farkı azalmaktadır. 3. enerji seviyesinden başlayarak alt tabakalarının birbirlerine karıştığı gözlenir. iv. Spin Kuantum Sayısı (s) : Yukarıdaki 3 kuantum sayısına ek olarak spin kuantum sayısı elektronun kendi ekseni etrafında dönmesi sonucu ortaya çıkar ve dönme hareketinin 2 yönde olması nedeniyle sadece iki değer alabilir. s = -1/2 ve s = +1/2 spin kuantum sayısı atom spektrumlarında gözlenen çizgilerin incelikli yapısını açıklamak için getirilen öneriler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu öneri için denel kanıt, O. Stern ve W. Gerlack tarafından verilmiştir. Deneyde, gümüş metal buharı ince bir demet halinde güçlü bir magnetik alandan geçirilmiştir. Gümüş atomunda en dış yörüngede bir tek elektron vardır ve magnetik alandan geçen gümüş atomlarının iki yöne ayrıldıkları görülmüştür. Dönen yüklü tanecik magnetik özellik gösterdiğinden elektron küçük bir mıknatıs gibi davranır ve elektronun ikğii türlü dönme hareketi zıt yönlenmiş iki mıknatıs oluşturur. O halde spinleri zıt olan elektronları taşıyan atomlar iki yöne saparlar. Sonuç olarak bir atomdaki herbir elektron dört kuantum sayısı; n, l, ml, s ile gösterilebilir ve böylece elektronun bulunduğu yörünge ve dönme yönü belirlenebilir. Fakat elektronların alabileceği kuantum sayılarına ilişkin bir kısıtlama vardır. Bu Pauli ilkesi olarak bilinir. Buna göre; bir atomda, herhangi ikir elektronun bütün kuantum sayıları birbirinin aynı olamaz en azından biri farklı olmak zorundadır.örneğin bir yörüngeye ait n, l ve ml değerleri aynı ise bu yörüngeye girecek elektronlardan birinin spini +1/2 ise diğer elektron ancak -1/2 değerini alabilir. Bu nedenle, herhangi bir yörüngedeki elektron sayısı ancak 2 olabilir demektir. Elektron spini, atom ve moleküller için gözlenen magenetik özelliklerin açıklanmasına yarar. Üç tür magentik özellikten söz edilebilir. Bir bileşik, magnetik alan tarafından çekilmez hatta hafifçe iteklenirse bu tür bileşiklerde spini bir yönde olan elektronların sayısı spini diğer yönde olan elektronların sayısına eşit demektir. Bu bileşikler diyamagnetik olarak adlandırılırlar. Magnetik alan tarafından hafifçe çekilen bileşikler ise paramagnetik olarak adlandırılır. Bu tür bileşiklerde spinleri bir yönde olan elektronların sayısı spini diğer yönde olanların sayısından farklıdır. Ferromagnetik maddelerde olarak adlandırılan diğer grup ise paramagnetik maddelerden daha güçlü olarak magnetik alandan etkilenirler. Bu maddelerin en önemlisi demirdir. ATOMLARDA ELEKTRON DİZİLİŞLERİ : Elektronlar atomik orbitalleri doldurdukça kuantum sayılarının durumuna göre atomun özelliklerini de belirlerler. Bu konuya daha ayrıntılı olarak ilerleyen konularda değinilecektir. Atomik orbitallere elektronların dağılımına ilişkin olarak kullanılabilecek bir çizim yanda görülmektedir. Herbir orbitale girebilecek elektron sayısı belli olduğundan herhangi bir atom numarası verilecek olursa o atom numarasına sahip atomun elektron konfigürasyonu kolayca yazılabilir. Bir atomun elektron konfigürasyonunu göstermek için (i) alt tabaka simgeleri üzerine içerdikleri elektron sayısı yazılabilir (ii) daha ayrıntılı olarak yörüngeleri kısa çizgi ve spinleri farklı elektronları bunun üzerine aşağı yukarı yönlü okla göstererek yazılabilir. Elektron sayısı arttıkça dağılımdaki soygaz yapısına kadar tekrarlanan dağılımı göstermemek için kısaltmalar kullanılabilir. Karbon atomunda 6 elektron bulunduğuna göre aşağıdaki elektron dağılımlarından hangisi kullanılmalıdır? (1) veya (2) veya (3) veya Bunun yanıtı Hund kuralı ile verilebilir. Buna göre; en düşük enerjili veya temel haldeyken elektronlar n ve l kuantum sayıları aynı olan orbitalleri spin kuantum sayılarının cebirsel toplamı en büyük olacak şekilde doldururlar. Bu nedenle karbon atomunun elektron dağılımı 3 seçenek için doğrudur. Azottan neona kadar olan atomların elektron dağılımını şeklinde yapabiliriz. Bazı atomların elektron dağılımları tam olarak yukarıda anlatılan kurallara uymayabilir. Bunlara örnek olarak 24Cr ve 29Cu dağılımı verilebilir. fakat yapılan deneysel çalışmalar yapılarının olarak bulunmuştur. Bu Jahn-Teller etkisi olarak adlandırılır. Buna göre; Eğer elektronlar dejenere enerji seviyelerini tam olarak dolduramazlarsa, dejenere olmayan enerji seviyelerindeki elektronlar kullanılır. Elektron vermiş (iyonlaşmış) elementlerin elektron dizilişleri için enerji düzeyleri şeması kullanmak yanlışlığa yol açabilir. Örneğin demir atomunun iyonlaşması sonucu oluşacak elektron dağılımı; 26Fe : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 4s2 3d6 26Fe : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 3d6 4s2 [26Fe]+2 : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 3d6 şeklindedir. Buradan da görüldüğü gibi iyonlaşma sonucu 3d elektronları değil 4s elektronları atomdan uzaklaşmıştır. Gerçekte de 3d elektronları ortalama olarak çekirdeğe 4s elektronlarından daha yakındırlar. Ve 4s elektronları daha kolay verilirler. Kural olarak iyonlaşma ile verilen elektronlar n sayısı en büyük olan elektronlardır. Bundan dolayı elementlerin elektron dizilişlerini enerji düzeyleri şemasına göre yazdıktan sonra alt tabaklarıı artan n sayısına göre düzenleyerek yeniden yazmak daha uygun olabilir. Örneğin 53[I] ve 53[I]- için; [53I] : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 4s2 3d10 4p6 5s2 4d10 5p5 [53I] : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 3d10 4s2 4p6 4d10 5s2 5p5 [53I] : [Kr] 4d10 5s2 5p5 [53I]- : 1s2 2s2 2p6 3s2 3p6 3d10 4s2 4p6 4d10 5s2 5p6 [53I]- : [Kr] 4d10 5s2 5p6 [53I]- : [Xe] Aynı elektron dizilişine sahip veya iyonlar izoelektronik olarak adlandırılırlar. Bu nedenle [53I]- ve [Xe] izoelektroniktirler.
[ "tuk_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "crh_Latn", "tur_Latn", "tur_Latn", "tur_Lat...
allowed
f24cccd22af5e8011ef3cbdd95919dc3
keep
[]
[ 8.399999618530273, 9.800000190734863, 10, 9.699999809265137, 10, 9.300000190734863, 10, 7, 7.5 ]