başlık,link,içerik Araştırma: İnternette yanlış bilgiyle başa çıkmanın 10 yolu,https://teyit.org/teyitpedia/internette-yanlis-bilgiyle-basa-cikmanin-10-yolu,"*Bu içerik "" İnternette yanlış bilgiyle başa çıkmanın 10 yolu "" başlığıyla Journo tarafından 19 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanmıştır. 13 Mart Ankara saldırısından sonra olduğu gibi , özellikle toplumsal duygu patlamalarının yaşandığı dönemlerde yurttaşlar (kullanıcılar) da en az haberciler kadar sadece doğru olan bilgiyi yayma sorumluluğu altında. Çoğumuz çok takipçisi olan ünlülere, bilindik gazetecilere ve neredeyse bütün arkadaşlarımızın paylaştığı şeylere (e bu kadar kişi paylaştıysa) inanma eğilimindeyiz. Ancak doğru bilgi hangi şartlarda ve nasıl yayılıyorsa, yanlış bilgi de öyle yayılıyor. Pek çok yanlış bilgi de olaylara verdiğimiz duygusal tepkiler nedeniyle yaygınlaşıyor. İnternetteki bir bilgiyi paylaşmadan onun doğruluğundan emin olun. Her şeyden şüphelenin. Kuşku bir çeşit refleks. Bu refleksi ne kadar çok çalıştırırsanız, yanlış bilgiyi tespit etme şansınız o kadar kuvvetlenir, örümcek hisleriniz güçlenir. Bir araç kullanmadan bile neyin doğru neyin yanlış olduğunu tahmin edebilir hale gelirsiniz. Ayrıca internette paylaştığınız, yaydığınız bilgi insan hayatını etkileyecek (bunu yalnızca fiziksel bütünlük olarak düşünmemek, psikolojik hasarı da dikkate almak gerekiyor) önemdeyse yüzde 100 emin olmadığınız şeyleri görmezden gelin. Çok yakın bir arkadaşınız söylemiş, paylaşmış bile olsa gözünüzle görmediğinize inanmayın. 13 Mart Ankara saldırısından sonra KCK’nın yaptığı açıklamaymış gibi yayılan bu haber, aslında patlamadan iki gün önce BirGün’ün websitesinde yer almış ve 17 Şubat patlaması hakkındaydı. Haber sitelerinin stratejilerini haber vermekten ziyade tık çekmek üzerine kurguladığını unutmayın. Okuduğunuz haberlerin tarihlerini mutlaka kontrol edin. Gündemle ilgili olabilecek ancak eski tarihli bir haber tık çeksin diye dolaşıma sokulmuş olabilir. Eski tarihli bir haberi yeniymiş gibi yaygınlaştırmak da internette yanlış bilginin dolaşıma girmesine sebep olur. Bir olayın “daha önceden yaşanmış olması” ve “gerçek olması” onun tarihinin eski olduğu ve başka bir olaya ait olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. CNN Türk’ün 19 Mart 2016’da İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen patlamaya ait olduğunu iddia ettiği bu fotoğrafı Google’da aratarak işe başlayabilirsiniz. Her gün kullandığımız bu aracı iyi bildiğimizi düşünürüz. Ancak Google ’ın çok fazla bilinmeyen bazı özellikleri internette arama yapma ve aradığımızı bulma yeteneğimizi güçlendirebilir. Bunlardan en önemlisi belki de Google Görsel Araması ’dır. Google anasayfasının sağ üst kısmında Görseller yazar. Bu linkten Google’da görsel aratabilirsiniz. Arama çubuğundaki fotoğraf makinası ikonuna tıklarsanız, elinizdeki bir görseli de Google’a sorabilirsiniz. Böylece Google elinizdeki görsele en yakın sonuçları internette arayarak bir fotoğrafın daha önce kullanılıp kullanılmadığına dair size en sağlam bilgiyi vermiş olur. Eğer tarayıcı olarak Google Chrome kullanıyorsanız sosyal medyada gördüğünüz bir fotoğrafa sağ tık yapıp, “Görsellerde ara” seçeneğine tıklayarak, tek tıkla görseli Google’da aratabilirsiniz. Her fotoğraf arkasında bir iz bırakır. EXIF ile dijital fotoğrafların arkasında yazan verileri kastediyoruz. Fotoforensics gibi araçlar ile bir fotoğrafın ne zaman, hangi cihazla, hangi açıyla, hangi ışıkla ve -eğer cihaz cep telefonuysa ve kamerası konum servislerini kullanıyorsa- hangi koordinatlarda çekildiğini bulabilirsiniz. Ancak Facebook, Twitter’a yüklenen fotoğrafların EXIF bilgisinin bu araçlar tarafından silindiğini unutmayın. Ayrıca EXIF kolayca manüpile edilebilen, değiştirilebilen bir bilgi. Bu yüzden yalnızca EXIF bilgisiyle bir fotoğrafı yüzde 100 doğrulamak imkansız. Edindiğiniz bir bilgi, gözünüzle görmediğiniz, kulağınızla duymadığınız sürece hiçbir zaman güvenilir değildir. Özellikle internette. Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgiyi bilinçli bir şekilde yayan kişiyi bulup onu soru yağmuruna tutarsanız, verdiği bilgi yanlışsa, çelişkili cevaplar vermeye başlayacak ve tedirgin olup sorularınızdan kaçmaya çalışacaktır. Bir tweet ekran görüntüsü yaratmak için Paint bilgisine bile gerek yok . Bu yüzden atıldığı varsayılan bir tweetin ekran görüntüsünü gördüğünüzde ilk yapacağınız şey bu tweeti attığı varsayılan kişinin profilinde tweet var mı diye bakmak olmalı. Eğer varsa, iddia edilen tarih ve saatte mi atılmış, kontrol edilmeli. Bu aşamadan önce lütfen kendi Twitter ayarlarınızda da bulunduğunuz ülkenin zaman dilimini kullandığınızdan emin olun. Bahçeli’nin YGS’ye girecek öğrenciler için attığı tweet başarısız bir montajla değiştirilmişti. Bir tweet silindiğinde çoğumuz onun tamamen ortadan kalktığını düşünür. Ancak eğer tweeti atıp silen kişi milletvekiliyse bu süreç öyle kolayca sonlanmaz. Politwoops ve Genel İzleyici gibi araçlar sayesinde milletvekillerinin sildikleri tweetlere, tweetledikleri ve sildikleri tarih bilgisiyle birlikte ulaşabilirsiniz. genelizleyici.com’dan bir ekran görüntüsü. Tık tuzağı olarak yaratılmış haber görsellerindeki bilgilere güvenmeyin. Bir haberin başlığını veya görselini sosyal medyada daha çok tıklansın diye paylaşan editör sizin kafanızda olmayan bir bilgi yaratabilir. Örneğin, başlığı “SON DAKİKA! Sınırda düşen 3. uçak” gibi bir linkin içinde ne tarz bir haber olduğuna ve tarihine bakmadan Türkiye’nin Suriye sınırında savaş riski olduğu izlenimine kapılmanız yanlışlıklara sebep olabilir. Bu örnekte, muhtemelen haberi başka kaynaklarda da okuduğunuzda, bahsedilen sınırın Türkiye’den kilometrelerce uzakta bir ülkenin sınırı olduğunu ve son 10 yılda 3. uçağın kaza sonucu düştüğünü okuyacaksınız. Tık tuzağı: Hacklenen ekranda “EKBER was here” yazıyor. Papiroom’da Yaşar Üniversitesi Parody isimli hesabın yayınladığı bu parodi haber, haber sitelerinde yer almıştı . Zaytung ve benzeri sitelerdeki mizahi unsurlar taşıyan haberlere dikkat edin. Bazı mizah zekası düşük siteler, gerçekle şakanın dozunu ayarlayamadığında haberin gerçek olduğu izlenimi daha çok uyanıyor. Bu yüzden mümkünse haberi okuduğunuz sitenin diğer haberlerine göz atın. Eğer hala emin değilseniz who.is gibi bir araçla websitesinin kime ait olduğunu ve hangi tarihte yayına girdiğini bulmaya çalışın. Hata yapmak yadırganacak ya da aşağılanacak bir durum değil. Herkes hata yapar. Ancak bunu sistematik hale getiren, provokasyon veya hedef gösterme için yanlış bilgi yayanları kara listenize alın, takipten çıkarın. Güvendiğiniz haber sitelerinden, gazetecilerden ve siyasetçilerden bir liste oluşturun. Listeniz 10 kişiyi geçmesin. Her kriz anında bu listeyi güncellemeye çalışın." Araştırma: Yılın kelimesi post-truth nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yilin-kelimesi-post-truth-nedir,"Bu içerik "" 2016’nın kelimesi seçildi: Post-truth "" başlığıyla Journo tarafından 18 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Oxford Dictionaries , İngilizce’de 2016 yılının kelimesi olarak ‘ post-truth’ u seçti . ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’ şeklinde tanımlanıyor. Türkçe'ye ‘ gerçek-ötesi’ , ‘ gerçek-sonrası ‘ ya da ‘ post-olgusal’ şeklinde çevirmek mümkün. Post-truth bir kavram olarak son on yıldır ortalarda olsa da, kullanımın ilk olarak Brexit referandumu sırasında ciddi şekilde arttığı görülüyor. Asıl patlamayı ise, ABD başkanlık seçimleri sırasında ve sonuçlar açıklandıktan sonra yaşamış. En yoğun kullanılan hali ‘post-truth politics’ yani ‘post-olgusal siyaset’ şeklinde olmuş. Post-Truth kelimesinin kullanım sıklığı (son bir yıl için) 2016 yılında ‘post-truth’ teknik bir terim, marjinal bir kelime olmaktan çıkarak, ana akım medyada açıklaması verilmeksizin doğal bir şekilde kullanılmaya başlanmış. ‘Post-truth’ kelimesindeki post ön-eki, bu spesifik kullanımında, genel kullanımının aksine ‘bir olay ya da vak’adan sonra gerçekleşen’ anlamında değil, ‘önüne geldiği kavramın artık önemsiz ya da gereksiz kabul edildiği bir zaman ait’ manasında kullanılıyor. Yani, ‘post-truth politics’ dediğimizde, ‘ doğruların, hakikatlerin, olguların önemini yitirdiği bir dönem’ den bahsetmiş oluyoruz. ‘Post-truth’, bu güncel anlamında ilk kez 1992 yılında, Sırp asıllı Amerikalı Oyun Yazarı Steve Tesich’in The Nation dergisinde yayımlanan yazısında geçiyor. Post-truth kelimesinin bundan önceki kullanımları genelde ‘gerçek anlaşıldıktan, hakikat ortaya çıktıktan sonra’ anlamında olmuş. Kelimenin yaygın şekilde dolaşıma girmesi ise, Ralph Keyes’in 2004’te basılan kitabı The Post-truth Era ile olmuş." Araştırma: Yanlış bilgi internette nasıl yayılıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-internette-nasil-yayiliyor,"*Bu içerik "" Sosyal Medyada #KesinBilgi'nin Peşine Düşmek "" başlığıyla Bainet.org tarafından 11 Ekim 2014 tarihinde yayınlanmıştır. Gerçeği savunmak her zaman istenen veya beklenen şey değil. Özellikle toplumsal çatışma ve tansiyonun arttığı durumlarda kimse gerçek veya doğrunun endişesine düşmüyor. Önemli olan herkesin kendi iddiasını güçlendirecek malzemeyi edinmesi. Gerçek olmayan şeylerin gerçekmiş ya da gerçeğe uygunmuş gibi sunulmasına sıkça rastlıyoruz ve bu rastgelişler gündem alevlendiğinde sıkıcı bir hale dönüşüyor. Dezenformasyon un bu kadar hızlı yayılmasının birçok sebebi var. En önemlisi Mutlu Binark’ın tabiriyle “benzerseverlik”. Yaygınlaşma zemini ise kimi zaman yaygın medya kimi zaman sosyal medya. Mevzu savunulan iddiayı güçlendirecek en ufak bir bilgi ortaya çıktığında onu yaymaksa, mecra farketmeksizin yanlış bilgi her yerden fışkırabilir. Fadira Vis The Conversation ’daki yazısında yanlış bilginin tıpkı kesin bilgi gibi yayılma gösterdiğini, online bilginin yaygınlaşmasına ilişkin yapılan araştırmaların viralliği işaret ettiğini ifade ediyor. Hangi bilginin ne kadar ve nasıl yayıldığına ilişkin kalıp oluşturmak çok güçse de yapılmış bazı sektörel analizler birkaç noktada ortaklaşıyor. Bu analizlerden biri Karine Nahon ve Jeff Hemsley’e ait. Çalışmaya göre internette neyin viral olup olmayacağına karar veren, ağın merkezine yerleşmiş “gatekeeper” (bekçi/kapıcı) kullanıcılar. Bu kullanıcıların davranışı sade kullanıcının doğrulama alışkanlığı ve duygusal tepkilerine göre şekilleniyor. Yani gatekeeper tarafından ortaya atılan bir iddia –kesinleşmemiş bilgi- gerçekten duygusal bir karşılığa temas ediyorsa doğrulanmadan da viralliğe erişebiliyor. Özellikle sade kullanıcının doğrulama alışkanlığı minimum düzeydeyse. Nahon ve Hemsley özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eski savunma bakanı Donald Rumsfeld’in ekip şefi Keith Urbahn örneğini veriyor. Urbahn’ın Usame bin Ladin öldürüldüğünde attığı tek bir tweet, ABD Başkanı medyaya durumu duyurmadan çok önce viral olmuştu. Urbahn şüphesiz yaptığı iş dolayısıyla belli bir ağın merkezinde yer alıyordu. Türkiye’de ve öncelikle Twitter özelinde takipçi sayısı 20 binin üzerinde olan fenomenlerin, ünlülerin, siyasi aktörlerin veya habercilerin bu gatekeeper konumunda olduğu söylenebilir. Hitap ettsikleri kitleler farklı olsa bile takipçileri çoğunlukla politik duygusallıkla kendilerini kişiye yakın hissedenlerden oluşuyor. Ağın merkezine yerleşmiş bir diğer özne ise haber kuruluşları. Her haber kuruluşunun takipçi kitlesi, politik anlayışı farklı da olsa, kendi iddiasını güçlendirecek herhangi bir bilgi kırıntısı ortaya çıktığında dezenformasyon üretme konusunda ortaklaşabiliyor. Takipçinin ilgisini çeken bilginin, doğru olup olmadığını yeterince sorgulamadan haber yapan haber kuruluşlarını varsa allahlarına havale edip, son günlerde viral olan bir görsele değinmek istiyorum. Açıkçası doğruluğunu veya yanlışlığını yüzde yüz kanıtlayamadım. Ama burada tartışmaya değer bir örnek olduğunu ve Twitter, Facebook üzerinden etkileşime giren herkesin az çok değerli fikirler sunduğunu düşündüğüm için konuyu ele almaya karar verdim. Kaynak: Twitter Yukarıdaki fotoğraf Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’ndeki IŞİD protestolarına polis müdahalesi sırasında çekildi. Twitter ve Facebook’ta viral olmasının yanı sıra birçok haber sitesi de bu görseli “Polis okulu Tekbir ve Rabia işareti yaparak bastı” manşetiyle verdi. Polise yönelik son zamanlarda artan öfkenin, duygusal bir ön kabule ve dezenformasyona neden olduğu fikrindeyim. Açıkçası bu fotoğrafta gözükenin gerçekten iddia edildiği gibi Rabia ve Tekbir işareti olup olmadığına dair açıkça bir kanıt yok. Açıkça kanıta dayanmadığı için gerçek bilgi olma ihtimali de düşüyor. Buna rağmen bunun gerçek olmayabileceğini yine de tartışmak istedim ve sosyal medyada konuyu gündeme getirdim. Bunun “çevik kuvvetin komut işaretleri” olduğuna dair birçok tweet geldi, bunlardan ikisi aşağıda: @matakanfoca işareti yaparken bağrışıyoryar da bir yandan ekip numaraları ile. IŞİD’e bağlanacak bir şey değil. — fil (@Ruhidir) 9 Ekim 2014 @matakanfoca polis ayrılırken, kaldırımdaki kalabalığı dağıttıktan sonra sıraya girerken birkaç tanesinin 2 yaptığını gördüm.komut olmalı. — B. Serhat Savaş (@bserhat93) 9 Ekim 2014 Ayrıca Facebook’ta bir arkadaşımın gönderdiği şu videoda 00:56 ila 1:00 dakikalarına dikkat edildiğinde (elle 3 ve 5 yaparak temsil edilen bir örgütlenme yoksa) komut işaretlerini görmek mümkün (Yine aynı saniyelerde öndeki polis 3 numaralı ekibe 5 numaralı ekibin arkasına geçmesini söylüyor). Aynı videonun sonlarına doğru 1 numaralı ekibin düzen alışını da görmek mümkün. Asker olarak görev yapmakta olan bir vatandaş da Facebook’tan aşağıda yer alan görselin bulunduğu web sitesini gönderdi ve ordunun bu işaretleri kullandığını ama daha önce polisin kullandığını hiç görmediğini söyledi: Kaynak: Strategy Page Bunların yanında, geleneksel yöntemlerle görseli doğrulamaya çalışarak olay yerinde bulunduğunu belirten kişilere de işaretleri görüp görmediklerini sordum. Olay sırasında Cebeci’de olmasına rağmen bu el hareketlerini görmeyen, görmese de Tekbir işareti yapıldığını iddia eden de; orada olup el hareketlerini gördüğünü, bunların Tekbir ya da komut işareti olduğunu söyleyen de var. Nihayetinde ulaştığımız sonuç fotoğraftaki polislerin komut işareti yaptığına dair yüzde yüz bilgi sağlamasa bile Rabia ve Tekbir işareti yapıyor olmalarına dair bir kuşku ve şüphe uyandırdı. İki durumdan da tam emin olmadığımıza göre bilgiyi doğrulayamadık. O halde neden o “Paylaş” butonuna bastık? Sebep yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi gatekeeper kullanıcılara duygusal yakınlığımız. Sosyal ağlarda eşitlikçi bir yapının olduğu söylense de Twitter’da fazla takipçisi olanın az takipçisi olana doğru hiyerarşi oluşturduğunu ve kolayca manipüle edebildiğini inkar edemeyiz. Habercinin sorumluluğuna gelecek olursak; yukarıdaki videonun yer aldığı Gercekgundem.com haber sitesi bu videoyu detaylı izlemedi ya da polislerin Rabia ve Tekbir işareti yapmış olması ihtimaline kapılıp kolaycılığa kaçtı. Farketmez. Takipçisini dezenformasyonla manipüle etmeyi kolaylıkla başardı. Ana akım medyayı eleştiren her kurum ve kişinin doğru bilgi sorumluluğunu fazlasıyla üstlenmesi gerekiyor. Bir bilgiyi vermemekle bir bilgiyi çarpıtmak arasında fark neredeyse sıfır. Hatta ikincisinin daha günahkar olduğu bile tartışılabilir. Takipçi sayısı az ya da çok farketmeksizin, özellikle tansiyonun yüksek olduğu zamanlarda sosyal platformlarda bilgi paylaşan herkesin bilginin kesinliği konusunda hassas olması gerekiyor. Hangi tarafı tuttuğumuz, hangi siyasi konumda bulunduğumuz önemli değil. Önemli olan gerçeği savunmak ve gerçeğin yolundan ilerlemek. Hem, gerçeği bilenin ve iliğinde hissedenin, yanlış bilgiye neden ihtiyacı olsun ki? (MAF/NV)" "Araştırma: Rusya'daki Trump yandaşlarından, Erdoğan destekçilerine: Troll ordularının işgali",https://teyit.org/teyitpedia/rusyadaki-trump-yandaslarindan-erdogan-destekcilerine-troll-ordularinin-isgali,"*Bu içerik ilk kez "" Invasion of the troll armies: from Russian Trump supporters to Turkish state stooges "" başlığıyla The Guardian tarafından 6 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Kim olduklarını ya da görevlerinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey onlardan binlerce var bizler gibi davranıyorlar. Evde, özel ofislerde ya da metroda yanınızda oturuyor olabilirler. Sosyal medyayı kullanıyorlar, blog ve yorum yazıyorlar. Bazıları bu makalenin yorum kısmını bile ziyaret edebilir. Eğer paranız varsa kendinize bir troll ordusu kiralayabilirsiniz. 2011 yılında bir halkla ilişkiler firması olan Bell Pottinger , gazeteci olduğunu gizleyen muhabire ""üçüncü parti blogları yaratıp sürdürebileceklerini"" ve Vikipedi profillerine ve Google arama sıralamasına çeki düzen verebileceklerini söylüyor. Pazarlamanın, elbette sahte kitle oluşturma konusunda zengin bir geçmişi var. Örneğin, en azından küçük puntolarla da olsa tütün endüstrisi tarafından finansal olarak desteklendiğini itiraf eden ""sigara içenin sesi ve arkadaşı"" Forest . Fakat, sosyal medyayı manipüle etmek kamu yönetiminin de bir parçası haline geldi ve bu hükümetlerin nasıl kurulduğunu etkileyebilir. Yeni bir rapora göre Donald Trump 'ın internetteki en ateşli destekçilerinin Amerikalılar değil maaşları Rus Devleti tarafından ödenen Ruslar olduğu ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi Samantha Bee 'ye Nebraska'dan bir ev hanımıymış gibi davrandığını söyledi. Tahmini asker sayısı : 300.000 ila 2 milyon, çoğu yarı zamanlı. Odak konuları: Mükemmel yerel tesisler, demokrasi neden işe yaramaz, Tayvan. Wumao dang ya da ""50 Cent Party"" nin varlığı Çin'de bir sır değil ama zaten 2 milyon kişiyi gizlice maaşa bağlamak epey güç. Devletin sahip olduğu Global Times bile Changsha'nın parti ofisini ismin kaynağı olarak gösteriyor. Bu, işin 2010'da onaylandığı anlamına geliyor. İsim de 2004'te ayda 600 Yuan almanın yanı sıra her olumlu gönderi başına yarım yuan yani 50 cent almalarından geliyor. Bu tarihten sonra, Çin'de yandaşlara icraat övdürmek yerel hükümetler için trafik polisi almak gibi rutin bir haline geldi. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre Çin otoriteleri internete yılda 448 milyon sahte yorum bırakıyorlar . Araştırmaya göre rejimi destekleyen 43.800 yorumun yüzde 99.3'ü çeşitli devlet kurumlarına mensup memurlar tarafından yapılıyor. Protestolar ve parti toplantıları gibi zor zamanlarda bu gönderilerde sıçrama yaşanıyor. İlginç bir şekilde bu yorumların çok azı, katı anlamda trolleme sayılabilir. İnanmayanlara saldırmak yerine şüphecileri olumlu mesaj seliyle meşgul etmeye ya da konuşmayı zekice başka bir yöne çekmeye odaklanıyorlar. Birçok işte olduğu gibi bu işte de bazıları gülünçlük derecesinde kötüler. Ocak 2014'te quartz.com 'un haberine göre bu maaşlı yandaşlar Ganzhou şehrinden bir parti sekreterinin katıldığı soru-cevap programının forumlarında aynı soruyu defalarca kopyalayıp yapıştırdı. Fakat, iki yıl önce, Ai Weiwei, sofistike yöntemler kullanan 26 yaşında anonim bir kişiyle röportaj yapmıştı. Genç adamın, ailesinin ne iş yaptığını bilmediğini ve internetteki yorumların yüzde 10 ila 20'sinin 50 Cent Partisi tarafından yapıldığını belirtiyor. Kendisi bir forumda farklı kimlikler oluşturup bu kimlikler arasında tartışmalar yarattıklarını, böylece her zaman baskın sesin hükümetin sesinin olmasını sağladıklarını iddia ediyor. Başka bir taktik ise bilerek provakatif davranıp halkın öfkesini otoriteden uzaklaştırıp kendilerine yönlendirmek. Genç adam durumu "" Bazen kişiliğim bölünmüş gibi hissediyorum. Bunu seviyorum ya da sevmiyorum diyemem. Sadece her gün yapılacak daha fazla şey var. Bu da her ay daha fazla harçlık demek, bu kadar,"" şeklinde açıklıyor. Illustrasyon: Joe Magee Tahmini asker sayısı : Birkaç bin. Odak konuları : Putin ve Trump'ın harika, muhalefetin yozlaşmış olması, Barack Obama'nın feminenliği ve NATO'nun Putin'i devirmeye çalışması. Donald Trump'ın Twitter'la tanışmasından çok önce, Rusya troll fabrikalarıyla ünlüydü - en azından Rusya dışında. Gizli propagandacıların chat odalarını işgal ettikleri iddiaları 2003 yılına kadar gidiyor. Ayrıca, 2012 yılında Kremlin tarafından desteklenen gençlik örgütü Nashi'nin, insanlara bloglarda yorum yapmaları için para ödediği ortaya çıktı. Fakat bildiklerimizin çoğu bir St. Petersburg firması olan Internet Research Agency' yi ilgilendiren ve 2013 - 2014 yıllarında yaşanan sızıntılardan kaynaklanıyor. İddiaya göre bu şirket Putin'in hem ulusal hem uluslarası rakiplerine çamur atmak için troll eğiten şirketlerden biri. Şirket içi belgeleri ortaya çıkaran bir grup hackera göre, Internet Research Agency Rusya genelinde 600 kişi çalıştırıyordu ve yarısı nakit olarak ödenen yıllık 10 milyon dolarlık bir bütçesi vardı. Çalışanlardan günde 50 haber yazmaları bekleniyordu. Blog yazanlar 6 Facebook hesabı yönetmek ve günde en az üç gönderi yazmak zorundaydılar. Twitter'da en az 10 hesaplarının olması ve günde en az 50 tweet atmaları gerekiyordu. Hepsinin ulaşması gereken takipçi ve etkileşim seviyesi hedefleri belliydi. Lyudmila Savchuk adlı bir araştırmacı kimliğini gizleyerek şirkette çalışmaya başladı. Sonrasında ise deneyimlerini yayımladı. Bunlara muhalefet lideri Boris Nemtsov öldürüldükten sonra, Nemstov'un Putin'in arkadaşları tarafından değil de kendi arkadaşları tarafından öldürüldüğünü iddia etmek de dahil. Savchuk ""Kurşunu omuzlarımın arasında hissettim,"" diyor ve devam ediyor "" O kadar üzgündüm ki az kalsın kendimi ele veriyordum. Fakat ben 007'ydim ve görevimi tamamladım."" Fakat, Bir Fin gazeteci 2014 yılında Internet Research hakkında bir makale yazmak için Jessika Aro'yu aradığında, kendisi de korkunç bir tehdit ve iftira kampanyasının hedefi oldu. Bekleneceği üzere, birçok Rus trollün İngilizce bilgisi çok da iyi değil. Bir Internet Research çalışanı bir foruma şöyle yazmış: ""Bence bütün dünya farkediyor ki Ukraynayla ne olacak ve sadece Amerika bundan ortada dolanıp duracak ötürü büyük planları batmaya mahkum"" ( Çeviri notu: Bozuk İngilizce düzeltilmemiştir ). Elbette Guardian'ın kendi editörleri de, özellikle Ukrayna'yla ilgili makalelerde, bu düzenli ipuçlarını yakalamaya başladılar. Bir kıdemli editör bunu ""Şüpheli kullanıcıların tonuna, üye oldukları tarihlere ve odaklandıkları konulara bakabiliriz"" şeklinde açıklıyor ve ekliyor ""Batı ülkelerinden olduğunu iddia eden ve bozuk bir İngilizceyle yazılan ateşli ayrılıkçı yorumlar çok sık."" Tahmini asker sayısı: Binden az Odak konuları: Filistin propagandası, İsrail askerlerinin cana yakınlığı, İsral'in güç kullanmasının haklılığı. İsrail kurulduğu günden beri halkla ilişkiler savaşının içinde. İbranicede bu savaşa ""açıklama"" anlamına gelen ""hasbara"" adı veriliyor. Hasbara'nın amacı İsrail Devleti ve davası hakkında dünyada pozitif kamuoyu oluşturmak. Buna uygun olarak, bütün sosyal medyayı kapsayacak şekilde 350 resmi online kanalları var. Örneğin, ünlü İngilizce, İbranice ve Arapça Twitter hesapları dışında, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) bile ""Askerlerin Hikayeleri"" ve ""IDF tarzı"" temalı bir Pinterest hesabı var. Fakat, 2013 yılında İsrail hükümetinin gizli birlikleri de işe alacağı ortaya çıktı. Bu pozisyonlar yüksek zekaları, düşük gelirleri ve sosyal medyayı tanımaları nedeniyle profesyonel trollemeye uygun olan uluslararası destekçiler ve yerel öğrencilerden oluşacaktı. Jerusalem Post'a konuşan Knesset üyesi Dov Lipman "" Neden İsrail'de yaşamaya yasal hakkımız olduğunu açıklayacak birleşik bir çabaya ihtiyacımız var"" demiş ve devam etmiş ""Bu çaba İsrail'e karşı yaptırım uygulatmak isteyen boykot hareketlerini yenilgiye uğratmada anahtar role sahip."" İşe alınanlar, devlet bilgilerine çabuk erişim sağlayacaktı ve öğrenci liderleri bursla ödüllendirilecekti. Beklendiği gibi, sonraki yaz mevsiminde başlayan Gazze savaşı sırasında, Israel Under Fire (İsrail Ateş Altında) isimli bir öğrenci grubu olayları İsrail'in tarafından anlatan bir hesap olarak ortaya çıktı. Grubun lideri Yarden Ben-Yosef açıklamasında ""Filistin propagandasına karşı koyuyor ve İsrail perspektifini açıklıyoruz"" diyor ve ekliyor "" Sosyal medya, savaşın devam ettiği başka bir mecra."" Israel Under Fire'ın bu gizli gruplardan biri olup olmadığını ya da Ben-Yosef'in burs alıp almadığını bilmiyoruz. Grubun Facebook sayfası hala aktif. Tahmini asker sayısı: Birkaç yüz Odaklandıkları konular: Rusya, Rusya, Rusya, Rusya. Eğer Rusya'nın troll ordusu varsa, Ukrayna'nın neden olmasın? Bu mantıkla hareket ederek Şubat ayında ülkenin Bilgi Politikası Bakanlığı, merkezi i-army.org olan yeni internet ordusunun kurulduğunu duyurdu. Bu ""ordunun"" amacı ise sosyal medyada olayların düşman tarafından anlatılan haline karşı çıkmak. Ukrayna'nın Bilgi Politikası Bakanı Yuriy Stets 'in verdiği demeçte "" Rus botlarla ve sahte bilgiyle mücadele etmemiz gerektiğini daha önce söylemiştim."" dedi ve şunu ekledi: "" Bu proje bize doğru bilgiyi yaymaya ve sahte haberleri ortaya çıkarmaya hazır birçok yeni gönüllü kazandıracak."" Kaç Ukraynalı'nın ya da kaç Ukrayna destekçisinin bu davayı desteklediği bilinmiyor. I-army.org sitesinin yabancılara pek çekici görünmediği açık. Site Rusya hakkında, MH17 kazasından, atlet dopingine ve Putin'in pedofili olduğuna dair batı medyasında çıkan doğrulanmamış iddialara kadar çılgın ve insafsız haberlerle dolu. Sitenin sloganı ise heyacan verici: ""Kandırılmayın - doğruyu yayın!"" I-army'nin Twitter hesabı daha fazla canlılık alameti gösteriyor. Oldukça aktif kullanılan hesabın 12.800 takipçisi var ve retweetler genellikle onlara ve yüzlere çıkıyor. Açıkça görülüyor ki bazı takipçiler Ukrayna'nın davasını destekliyor ama tweetler o kadar da ikna edici değil. Bu tweetler genellike Rus ordusuna ait teçhizat fotoğrafları, kaba siyasi argümanlar ve Rusya federal rezervleri hakkındaki birkaç capsten oluşuyor. Hesabın arkaplan resmi ise Bilgi Politikası Bakanlığı, ya da bazı Ukraynalıların tabiriyle Doğruluk Bakanlığı hakkında ne bilmeniz gerekliyse onu söylüyor. Resimde, bir grup soylu beyaz şövalye fantastik troll ordusuna karşı savaşıyor. Ukrayna'nın davasına ne kadar sempati duyarsanız duyun, bu bölgenin daha yumuşak bir dokunuşa ihtiyacı olduğunu düşünmemek elde değil. İllüstrasyon: Joe Magee Tahmini asker sayısı: 10-20 tane Odaklandıkları konular: Cinsellik, uyuşturucu, Suriye'ye gitmeyin lütfen. 77. Tugay'ın sözde ""Twitter Askerleri"" kurulduğu zaman medya tarafından biraz yanlış algılandı. Aslında sosyal medya, bu askerlerin orduya getirecekleri askeri olmayan becerilerden sadece bir tanesi olacaktı. Ayrıca, Savunma Bakanlığı'nın bana söylediğine göre savaş esnasında vakitleri olsa bile askerin işi dezenformasyon yapmak değil. Müşterek Tehdit Araştırma İstihbarat Grubu(JTRIG)'nu pek duymamışsınızdır ama onlar bu tarz şeyler yapıyorlar. Elbette, JTRIG'nin varlığı Glenn Greenwald ve Andrew Fishman,Snowden 'dan aldıkları belgeleri 2014'te yayınlayana kadar ulusal bir sırdı. Bu dökümanlara göre JTRIG içinde çalışan insanların Devlet İstihbahbarat Örgütü'ne (GCHQ) veya polis ve MI5'tan, Çocuk, Aile ve Okul Bakanlığı'na ve İngiltere Merkez Bankası'na kadar devlet kurumlarına yardımcı olmaları gerekiyor. JTRIG'nin siteleri hackleyip cinsellik içeren tuzaklar kurmak gibi bazı taktikleri kulağa çok daha az geleneksel geliyor. Diğer taktikleri ise manipüle edip kandırmak için özenle hazırlanmış. Sızan dökümana göre, bu taktiklerden bazıları ""ikna edici mesajlar içeren YouTube videoları yüklemek; Facebook ve Twitter'da takma isimler ile hesaplar, blog ve forum üyelikleri açmak. Kafeslemeye yönelik online kaynaklar sağlamak ve ticari siteler açmak."" Bunlardan bazıları kulağa mantıklı ve hoş geliyor. Örneğin, teröristlerin ve çocuk tacizcilerinin online aktivitelerini sekteye uğratabilirler. Elbette JTRIG, hala varlığını koruyorsa, kamuoyunu etkilemeye çalışmak yerine bazı spesifik grupları ve kişileri hedeflediği için. English Defence League, örneğin, bu listede olmaktan mutlu olmayacaktır. GCHQ'ya göre yaptıları her şey tamamen yasal. Tahmini asker sayısı: 200(kuzey), 9(güney). Odaklanıdıkları konular: Kuzey Kore'nin paranoyak ya da cennet olması. Çoğu Kuzey Koreli'nin, bir yabancı, kendilerine yasadışı bir şekilde göstermediği sürece, sosyal medyayla ilgili bir deneyimi yok. Ne olur ne olmaz diye, Facebook, Twitter, YouTube resmi olarak engelli. Ülke içinde, kendi Facebook'larını kurmadıkları sürece (ki bazıları kuracaklarını iddia ediyor ) rejimi kontrol etmekle uğraştıracak bir online kamuoyu bulunmuyor. Fakat sınırın diğer tarafında ise neredeyse bütün Güney Koreliler'de akıllı telefon, KakaoTalk ve dünyadaki en hızlı internet var. Ayrıca Koreli düşünce kuruluşu Police Policy Institute 'un 2013'te yayınladığı rapora göre baş etmek zorunda kaldıkları 200 kadar da Kuzey Koreli troll var. Rapora göre Kuzey Koreliler 2012'de tahimini 41.373 propaganda gönderisi paylaştı. (Bu da iki günde bir gönderi ediyor, çok da çalışkan sayılmazlar). Pyongyang rejiminin aşırı düzeydeki ilginçliğine bakılınca, entelektüel güney kitlelerine nasıl hitap edeceklerini bilemeyeceklerini düşünmek kolay. Aslında, rapora göre yaklaşımları baya zekice. İnsanları saçma ve ikna edici olmayan Juche propagandasıyla bombalamak yerine, Pyongyang'ın trolleri güneyde hala tartışılan konulara odaklanıyorlar: Örneğin, Kuzey Kore'yi öven sitelere (şu an engelli) Güney Koreliler erişebilmeli mi sorusu. Yeni açılan hesapların arkaplan görüntüsü olmadan şüpheli görüneceğini bilen kuzey ajanları kendilerini gerçek güneyli kullanıcı hesaplarının arkasına gizliyor. Güney Kore buna tepki, hatta fazla tepki verdiğine göre bu tehdidi ciddiye alıyor. Yıllardır, ülkenin Ulusal İstihabarat Teşkilatı rutin olarak kuzeyden gelen mesajlara saldırıyor ve iddiaya göre bazen bu saldırıla r Güney Kore muhalefet partilerine de yöneliyor. Geçen yıl ülkenin eski istihbarat şefi Won Sei-hoon 2012 seçimlerinin sonucunu dönemin başkanı Park Geun-hye lehine etkilemeye çalışmak suçundan hüküm giydi. Yeniden yargılama başladı ama orijinal davada Won'un 9 ajandan oluşan bir takımı yönettiği, 658 Twitter hesabı oluşturduğu ve bu hesaplarlarla Kuzey Kore'yi kötülediği ve ayrıca bu mesajlardan 274.800'ünde Başkan Park'ın rakiplerini karaladığı iddia edildi. Tahmini asker sayısı: Eskiden 6,000, muhtemelen hala 6,000. Odaklandıkları konular: Kürtlere karşı olmak, Ruslara karşı olmak, Araplara karşı olmak, İsrail'e karşı olmak... 2013'teki Gezi Parkı protestoları Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir ders verdi. Fakat, Erdoğan bu dersi maalesef Türklerin daha özgür yaşamalarına izin verilmesi anlamında değil, protestoların organize edildiği sosyal medyanın kontrol altına alınması anlamında algıladı. 2013 yazının sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 6.000 sosyal medya çalışanını işe aldı. Bir parti yetkilisi Wall Street Journal'a verdiği demeçte ""Olumlu bir siyasal dil geliştirmek istiyoruz ve gönüllülerimize öğrettiğimiz de budur. Muhalifler parti hakkında dezenformasyon yayarken, biz onları olumlu bir dil kullarak geçerli bilgiyle doğruluyoruz"" demişti. Fakat bu konuda çok da konuşkan değilmiş ki yanlış bilgileri doğrulayacak kişilerden bir kaçının ismi istendiğinde, yetkili bunu reddetmiş. Ne yazık ki AKP'nin yeni gönüllü ordusu fazla istekli ve epey göze çarpan bir grup olarak kendini ispat etti. Sonraki aylarda hükümeti sert olmayan bir dille eleştirenler bile hiç de olumlu olmayan yorumlarla taşa tutuldu. Bu taciz, çoğunlukla ikna edici görünmeyen profillerden, saçma ve benzer yorumlarla topluca yapıldı. Örneğin, hükümetin rehine görüşmelerini yürütme tarzını eleştiren gazeteci Emre Kızılkaya kendisini Siyonizmle suçlanırken bulmuştu. Zamanla ""AK Troll"" olarak anılmaya başlanan bu grup, yalan haber de yaymaya başladı. Temmuz 2014'te, bir habere göre, müzisyen Erkan Oğur adına sahte bir Twitter hesabı açtılar ve devlet istihbarat kurumları hakkında tartışmalı tweetler attılar. Bunun ardından Oğur'un sözde tweetlerini AKP Sakarya yetkililerine bildirdiler, onlar da hemen Oğur'un konserini iptal etti. Daha sonra, Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan 'ın bir tapede danışmanlarından biriyle konuşurken ""bizim trollerden"" yardım istediği iddia edildi. 2014 baharında Erdoğan'ın yaptığı iddia edilen yolsuzlukların ses kaydı Twitter'da yayılmaya başlayınca ( Çeviri notu: ses kayıtları 17-25 Aralık 2013 döneminin ardından yayıldı ancak yazarın özgün metnine sadık kalmak adına müdahale edilmedi ), Erdoğan basitçe Twitter'ı kapattı (ama çok da etkili olmadı). Belki de bu Putinist saçmalığın AKP'yi daha popüler yapmadığını farkeden parti, geçen yaz gerçekleşen seçimlerden hemen önce, daha geleneksel propaganda üretmesi amacıyla ""Yeni Türkiye Dijital Ofisi""ni kurdu. Sözcü Beşir Atalay basına verdiği demeçte ""Bütün hesaplarımız resmi olarak duyurulacak"" dedi ve ekledi "" O (troll) hesaplar dahil olmak üzere, başka hiçbir hesap bizimle ilgili değildir"" Yine de AKP o seçimi kaybetti ve o yılın sonunda yapılan yeni seçimlerde iktidarı tekrar ele aldı." Türkiye'de saat kaç? Doğrulamadan önce emin olun,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-saat-kac,"Kış saati uygulamasına son verilmesi Türkiye’de “Saat kaç?” sorusunu içinden çıkılmaz hale getirdi. UTC (veya GMT) +2 zaman diliminde yer alan Türkiye, şu an UTC +3 zaman dilimine geçmiş bulunuyor. Ancak mobil cihazlar, bilgisayarlar, kullandığımız programlar ve sosyal medya sitelerindeki hesaplarımız UTC +2 zaman dilimine göre ayarlanmış olduğu için her mecrada farklı bir sorunla karşılaşıyoruz. Bu nedenle cihazlarımızı ve hesap ayarlarımızı UTC +3 saat dilimine göre tekrar yapılandırmamız gerekiyor. Twitter kullanıcılarının en sık rastladığı sorun, atılan tweetlerin şu an atılıyor olmasına rağmen 1 saat önce atılmış gibi gözükmesi. Bu nedenle Twitter’da eğer zaman dilimi ayarlarınızı güncellemediyseniz bunu mutlaka yapmalısınız. Çünkü bir Twitter kullanıcısı ""Şu an 11:18"" dediğinde, zaman ayarlarınızı değiştirmediyseniz o tweetin 10:18'de atıldığını düşüneceksiniz. Bu da kafanızın daha çok karışmasına neden olabilir. Şüpheye düşüren bilgileri doğrulama ya da yanlışlama konusunda da zaman ayarlarının yaratacağı karmaşa büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bir gönderinin ya da haberin saati, doğrulama konusunda çok şeyi değiştirebilir. Hataya düşmemek adına otomatik saat ayarını değiştirerek ayarlarınızı UTC+3 saat dilimine geçirmeniz çok önemli." Araştırma: Tekrarlanan yalanları neden gerçek görüyoruz?,https://teyit.org/teyitpedia/tekrarlanan-yalanlari-neden-gercek-goruyoruz,"*Bu içerik ilk kez "" Tekrarlanan yalanları neden gerçek görüyoruz? "" başlığıyla BBC Türkçe tarafından 27 Ekim 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Doğru olup olmamasından bağımsız olarak bir şey tekrarlandıkça insana doğru gelmeye başlar. Bunu bilmek, propaganda tuzağına düşmeyi engelleyebilir. ""Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür"" sözü çoğunlukla Nazi propaganda bakanı Jospeh Goebbels'e atfedilir ve propagandanın temel kuralı olarak bilinir. Psikologlar bunu ""gerçek yanılsaması"" etkisi olarak tarif eder. Bu etki üzerine yapılan deneylerde, deneklerden, önemsiz şeylerle ilgili bazı belirlemeleri doğru ya da yanlış şeklinde sınıflandırmaları istenir. Örneğin, ""Pestil meyveden yapılır"" (doğru) ya da ""Mandalina tam yetişmiş portakaldır"" (yanlış) vb. Birkaç dakikalık, hatta birkaç haftalık aradan sonra deneklere aynı işlem tekrarlatılır; ama bu kez yeni bazı belirlemeler de eklenmiştir. Burada insanların daha önce gördükleri belirlemeleri doğru olup olmamalarından bağımsız olarak doğru değerlendirdikleri görülmüştür. Bunun nedeni bu ifadelere aşina olmalarıdır. Bu, ""tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür"" sözünün laboratuvarda kanıtlanmış halidir. Etrafımıza biraz dikkatli bakarsak insan psikolojisinin bu özelliğini reklamcıların ve politikacıların yaygın kullandığını görürüz. Ancak laboratuvarda bu etkinin görülmesi, gerçek hayatta insanların inancını etkilemede önemli bir araç olarak işlev gördüğü anlamına gelmiyor. Eğer sadece yalanları tekrarlayarak insanları inandırmak söz konusu olsaydı başka ikna yöntemlerine gerek kalmazdı. Engellerden biri mevcut bilginizdir. Bir yalan makul gelse bile sadece onu çok işittiğimiz için eski bilgilerimizi neden bir kenara bırakalım? Amerikan Vanderbilt Üniversitesi'nden Lisa Fazio'nun ekibi, gerçek yanılsaması etkisinin önceki bilgilerle nasıl ilişkilendirildiğini araştırdı. Bu yanılsama mevcut bilgimizi etkiliyor muydu? Sonuçlar, bir belirlemenin doğru ya da yanlış oluşuna dair mevcut bilgimize rağmen, tekrarların yargımızı etkileyebildiğini gösterdi. İnsanın rasyonelliği açısından bu kötü bir şey olarak görünebilir. Ama Fazio ve ekibi şunu fark etti: Bir belirlemenin doğru olarak değerlendirilmesindeki en büyük etken onun gerçekten doğru olup olmadığıyla ilgiliydi. Tekrar etkisi gerçeği maskeleyemiyordu. Tekrar olsun ya da olmasın insanların yalanlara oranla gerçeklere inanma olasılığı daha fazlaydı. Bu ise insanın inançlarını nasıl güncellediğini gösteriyor. Tekrarlar, işin aslının farklı olduğunu bildiğimiz halde bazı belirlemelerin daha doğruymuş gibi algılanmasına neden oluyor ama o bilgiyi hükümsüz kılmıyor. Peki bunun nedeni ne olabilir? İşittiğimiz her bilginin ne kadar mantıklı olduğunu sorgulamak için gösterilmesi gereken çabada yatıyor her şey. Her bir şey duyduğumuzda onu mevcut bilgimizin süzgecinden geçirmeye kalkışmak çok çaba ve zaman gerektirir. Oysa hızlı yargılara varmamız gerekir ve bunun için kestirme yollar kullanırız; bunlar çoğu zaman doğru sonuçlar verir. Ne sıklıkta işittiğimize göre duyduğumuz şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek stratejilerden biridir. Eğer sadece tekrarlar yargılarımızı etkiliyor olsaydı o zaman sorunlu bir durum olurdu. Ama öyle değil. Çok daha geniş bir muhakeme gücü kullanıyoruz; ama bunların sınırlılıklarını da kabul etmek gerekiyor. Zihnimiz gerçek yanılsamasının etkilerine açık hale geliyor, çünkü bir şeyin makullüğünü yargılama sürecinde içgüdümüz bizi kestirmelere başvurmaya yönlendiriyor. Bu çoğunlukla iyi sonuç veriyor. Ama bazen yanıltıcı da olabiliyor. Bu etki hakkında bilgi sahibi isek ona karşı tedbir alabiliriz. Bunun araçlarından biri, inandığımız şeyleri tekrar tekrar kontrol ederek neden inandığımızı anlamaktır. Bir şey bize mantıklı geliyorsa bu o gerçekten doğru olduğu için mi yoksa bize sürekli tekrarlandığı için midir? Akademisyenlerin yazdıkları her şeyde referans kullanmalarının nedeni de budur. Dile getirdikleri iddialara okurun hemen inanmasını beklemek yerine ona kaynağını araştırma olanağı verirler." Araştırma: Kriz anlarında neden söylenti ve yanlış bilgi paylaşıyoruz?,https://teyit.org/teyitpedia/kriz-anlarinda-soylenti-yanlis-bilgi-paylasiyoruz,"Bu içerik ilk kez "" Why do people share rumours and misinformation in breaking news? "" başlığıyla First Draft tarafından 30 Eylül 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilgi yaymak bazıları için telefon şakası gibi bir muziplik. Bazıları içinse beğeni ve takipçi kazanmaya yönelik narsist bir çaba. Diğer bir grup içinse insanların dikkatlerini siyasi amaçlar için gaspetmeye yönelik bir fırsat. Kriz anında yanlış bilgileri kim üretiyor, yanlış fotoğrafları kim yayıyor? Bunu anlamak bize söylentilerle mücadele etmemizde ve daha güvenilir bir habercilik yapmamızda nasıl yardımcı olabilir? İnsanlar daha önce, son dakika gelişmelerine asla bugün oldukları kadar kendilerini yakın hissetmediler. Yaşanan gelişmeler, sosyal medya akışlarında hassas fotoğraflar ve otomatik oynayan videolar ile sansürsüz ve ham olarak önümüze düşüyor. Bir tweet silsilesi ya da Facebook canlı yayını, silahlı çatışmanın, patlamanın veya depremin olduğu olay yerini anında ayağımıza getirebilir. Sonuç, bir yazarın da belirttiği gibi, ""filizlenen bir çaresizlik hissi"" olabilir. Birçok kişi trajediyle karşı karşıya kaldığında yardımcı olmak ister. Takipçilerine neler olduğunu anlatmak, önemli bilgiler ve hassas fotoğraflar paylaşarak sürmekte olan kaosu anlamdırmaya çalışmak isterler. Bazen bu gönderiler olaydan etkilenebilecek takipçilere güvenlik tavsiyeleriyle birlikte gönderilir. Mark Stempeck ilgili yazısında kriz anlarında insanların nasıl online olarak yardımlaşma içine girdiklerini daha detaylı anlatıyor. Sahtekarlar bunu biliyorlar ve insanların yardımcı olma isteklerinden beğeni ve paylaşımlar aracılığıyla faydalanmaya çalışıyorlar. Fakat, bilgiyi doğrulamadan, alelacele paylaşmak yarardan çok zarara yol açabilir. Yanlış bilgi yayılımı konusundaki araştırmasında , Craig Silverman, Nicholas DiFonzo ve Parshant Bordia ""söylenti"" tanımını kullanıyorlar. DiFonzo ve Bordia söylentiyi "" belirsizlik, tehlike veya olası tehdit durumlarında ortaya çıkan ve insanların riski anlamalarını ve yönetmelerini sağlayan, doğrulanmamış ve araçsal olarak alakalı, dolaşımda olan bilgiler "" şeklinde açıklıyor. Son dakika gelişmeleri sırasında bilinmeyenler bilinenlerden daha fazladır. Bu bilgi kıtlığında söylentiler ortaya çıkmaya başlar. Silverman'a göre "" Söylentiler bilgilerdeki boşlukları doldurmamıza yardımcı olur ve tehlike ve belirsizlik durumlarında başa çıkma mekanizması veya tahliye vanası olarak görevi görür."" Söylentiler sadece hikayelerdir ve hikayeler dünyayı anlamlandırmamızda motor görevi görür. Çoğu zaman insanlar söylentileri yaymakta aceleci davranırlar çünkü bu söylentiler onlara tutanacak bir şeyler verir, kafalarındaki hikayeyi doğrular ve dünya görüşlerinin yankılanmasını sağlar. 11 Eylül 2001'de İkiz Kuleler'in yıkıldığını canlı yayında, yalnız başıma, kolilerin arasında izledim. Eşim ve ben, kimseyi tanımadığımız bir şehirde yeni daireye taşınmıştık. Kendisi işteki ilk günündeyken ben evde kolileri boşaltıyordum. Olayın büyüklüğünü anlayınca sokağa koşup ankesörlü telefondan New York'ta yaşayan bütün tanıdıklarımı aramaya çalıştım fakat kimseye ulaşamadım. Kriz ve faciaların yarattığı belirsizlik, üzüntü ve korkuyla karşılaşıldığında, insanların online bağlantı araması şaşırtıcı değildir. İnsanlar bu durumlarda hashtaglerin ve canlı yayınların çevresinde toplanırlar. Bu paylaşılan anın bir parçası olmayı ve acılarının kendilerine yansıması için can atarlar. Bu durumlarda paylaşmak bir empati davranışı olabilir. Çoğunlukla sahte olan, anıt fotoğraflarının hızla paylaşıldığını görürüz. Bunu ayrıca beraberlik hashtagleri ve görüntülerinde de görüyoruz. Bu gibi durumlarda, yanlış bilginin yayılmasının nedeni içeriğin gönderdiği mesaj ve yarattığı bağdır. Bu tarz şartlarda, paylaşan kişi için bilginin doğru olması gerekmez, doğru hissettirmesi yeterlidir. Son dakika gelişmeleri sırasında söylenti ve yanlış bilgi paylaşanları şeytanlaştırmak kolaydır fakat gerçekte paylaşma dürtüsü daha karmaşık bir motivasyon ve duygu ağı tarafından harekete geçirilir. Kasım 2015'teki Paris saldırılarının ardından, Kenyatta Cheese Twitter'dan ""Yanlış bilginin yayılımı sosyal medyanın bir özelliğidir, bir arıza değil,"" demiştir. Kendisinden açıklamasını istediğimde, ""Belki insanların paylaşmak istediği bilgi değil de duygusal dürtülerdir. Belki, sosyal anlamda, sosyal medya artık bir bilgi ağı değil de duygu ağıdır"" dedi. Son dakika gelişmeleri sırasında, bizi birbirimize bağlayan ağlar bilgi için oldukları kadar duygular için de varlar ve bu duygular, kriz ve afet zamanlarında, insanları doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştıracak derecede romantik paylaşımlara yönlendiriyor. Cheese bu konuda blogunda ""İnsanlar yanlış bilgi paylaşıyorlar çünkü daha çok bu bilginin insanlarda uyandırdığı duygunun peşindeler. Bunu bir haber kurumu yaparsa, bu kötü habercilik anlamına gelir."" Sosyal ağların hem duygu hem bilgi ağı olarak işlemesi fikriyle ilgili problem, insanların paylaştıkları (duygular) ile karşılaştıklarının (gerçekler) birçok defa çelişki içerisinde bulunmasıdır. Ayrıca, kriz durumlarında, acil müdahele ekipleri, devlet ve basın güvenilir ve bazen hayat kurtarıcı bir bilgi için sosyal medyaya başvuruyor. Bu yüzden bu çelişki tehlike arz ediyor." Araştırma: İnternet bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/internet-bizi-gerceklerden-uzaklastiriyor,"*Bu içerik ilk kez  "" How the Internet Is Loosening Our Grip on the Truth "" başlığıyla The New York Times tarafından 2 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Gelecek hafta, her şey yolunda giderse, yeni biri ABD Başkanı olacak. Bundan sonra ne olacağını kimse bilmiyor. Kaybeden taraf sonuçlara inanacak mı? Amerikalılar'ın çoğunluğu bu yeni başkanın meşruluğunu tanıyacak mı? Ve son derece heyecanlı ve gerçekten bağımsız olan bu seçimlerde savurulan yığınla yalanı, hileyi ve çeşitli gübreyi temizleyebilecek miyiz? Bu sorunun cevabı belirsiz çünkü internet bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor. Anketlere göre birçoğumuz kendi yankı fanusu muza gömülmüş durumdayız. PEW Research Center tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 81' inin, partizanların sadece siyasi olarak değil temel gerçekler konusunda da farklı düşündüklerini söylediğini ortaya koyuyor. Yıllarca teknolojistler ve diğer ütopyacılar online haberlerin demokrasiye bir ihsan olacağını düşündüler, fakat işler bu şekilde gelişmedi. Bundan on yıl kadar önce, genç bir gazeteci olarak teknoloji ve siyasetin kesişimi konusunda ortada tam tersi bir durum olduğunun farkına vardım. İnternet, 11 Eylül teorisyenleri ve aksi yöndeki kanıta rağmen George W. Bush 'un John Kerry 'den seçimi çaldığını düşünenler veya Barack Obama 'nın Amerika dışında doğan bir Müslüman olduğuna inananlarla doluydu. Amerika elbette komplo teorileriyle uzun süre meşgul olmuştur. Fakat, internetteki aldatmacalar ve marjinal teoriler çevrimdışı seleflerinden daha kuvvetli çıktı. Ayrıca bunlar daha fazla ve ısrarcıydılar. Obama'nın 2008 seçim kampanyasında kendisinin Amerika dışında doğduğu söylentisini çürütme çalışmaları söylentinin internette daha fazla tekrarlanmasına yol açtı. 2008'de yayınlanan kitabımda , internetin bizi ""gerçeklik-sonrası"" çağa götüreceğini iddia ettim. Obama'nın doğum yeri hakkındaki yalan kampanyasının başını çeken bir adamın (Donald Trump), sekiz yıl sonra aday olarak yer aldığı bu seçimler sonuçladıktan sonra bile geleceğe umutsuz bakmak için birçok sebep var. Neden? Çünkü bilginin nasıl hareket ettiğine baktığımızda, hemen her şeyin gerçekliğe karşı çalıştığını görüyoruz. İnternet haberleriyle ilgili problemin kaynağı, ilk başta kulağa güzel gelen bir şey: Daha fazla medya seçeneğimiz var. Son 20 yıl içerisinde, internet, günlük gazeteler ve akşam bültenlerini, iyi ödenekli online dergilere, skandalları ortaya çıkaran doğrulama sitelerine ya da Hillary Clinton ve Donald J. Trump 'ın aynı insanlar olduğunu iddia eden Facebook sayfalarına yani açık büfe bilgi kaynaklarına dönüştürdü. Daha çok haber kaynağı, mantık çağının siperleri olacaktı. Hatta bu fikrin destekleyenleri buna ""fikir pazarı"" adını vermişlerdi. Fakat işler bu şekilde yürümedi. Psikologlar ve diğer sosyal bilimciler birçok defa göstermişlerdir ki insanlar çeşitli haber kaynaklarıyla karşılaşınca nadiren mantıklı, daha çok medeni otomatlar gibi davranırlar. Görüşümüz önyargılarımız yüzünden bulanır ve bize ne kolay gelirse onu yaparız - fikirlerimizi onaylayan bilgiyi tıka basa tüketir ve uymayanı da dışlarız. Bu dinamik neredeyse sonsuz haber seçeneğiyle daha da sorunlu hale geliyor. Facebook'u, Google'u ya da New York Times'ın akıllı telefon uygulamasını kullandığınızda nihai kontrol size veriliyor - eğer hoşlanmadığınız bir şey görürseniz, kolaylıkla daha hoşunuza giden bir şeye geçiş yapabilirsiniz. Sonra da bulduğunuz şeyi sizin gibi düşünen insanlarla dolu sosyal ağlarda paylaşarak kapalı bir fanus oluşturursunuz. Son teori bu. Yankı fanusları hakkında araştırmalar çeşitli. Facebook'ta veri bilimi üzerine çalışan uzmanlar, konu üzerine araştırmalar yaptılar ve teoriyi noksan buldular. Şirketin uzmanlarına göre, Facebook haber alışkanlıklarınızı daraltmıyor aksine alışkanlıklarınıza çeşitlilik getiriyor. Başkaları ise aynı fikirde değil. İtalya'da bulunan IMT School for Advanced Studies Lucca'daki bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmaya göre 'homojen online ağlar' komplo teorilerinin sürmesine ve büyümesine neden oluyor. Araştırmanın yazarlarından Walter Quattrociocchi 'ye göre "" Bu bilginin doğruluk değerinin önemli olmadığı bir ekosistem yaratıyor. Önemli olan tek şey bilginin sizin anlatınıza uyup uymaması."" Dijital teknoloji haberleri almamıza ve dağıtmamıza epey yardımcı oldu. Kameralar ve ses kaydeden cihazlar her yerde, bir yerde bir şey olduğu zaman birincil kanıtı internette bulabilirsiniz. Daha fazla birincil kanıtın ""doğruluk"" üzerinde daha fazla kültürel bir anlaşmaya sebep olacağını düşünebilirsiniz ama bu tam olarak böyle olmadı. John F. Kennedy suiskastiyle 11 Eylül arasındaki farklılıkları bir düşünün. Büyük ihtimalle 1963'te Başkan Kennedy'nin vurulduğu Dealey Plaza 'dan bir tane klip gördüğünüz halde yüzlerce televizyon ve amatör kamera 11 Eylül'de olay yerine doğrultulmuştu. Fakat iki olay da Amerikalılar için çözülmüş değil. Bir ankete göre , devletin 11 Eylül olaylarıyla ilgili gerçeği gizlediğini düşünenlerle Kennedy suikasti hakkındaki gerçeği gizlediğini düşünenlerin sayısı aynı. Belgelere dayanan kanıtlar gücünü kaybetti. Eğer Kennedy'nin ölümüyle ilgili komplo teorileri belgelere dayanan kanıtların eksikliğinden kaynaklandıysa, 11 Eylül teorileri de bu tip kanıtların fazlalığından kaynaklanmıştır. 11 Eylül'de olay yerinden çok fazla fotoğraf çoğunlukla bağlam olmadan internette paylaşıldı. Bundan yararlan komplo teorisyenleri kendi anlatılarına uyanları seçerek tam olarak göstermek istedikleri şeyi gösterdiler. Bunun dışında ortada montaj hortlağı da var. Şimdilerde, bütün dijital görseller montajlanabileceği için insanlar rahatlıkla hoşlarına gitmeyen kanıtları montaj diyerek yok sayabiliyorlar. Bu da bizi daha derindeki soruna itiyor: Hepimiz belgelere dayalı kanıtları kendi önyargılarımıza göre filtreliyoruz. Araştırmalar gösteriyor ki, iki insan aynı resme, videoya ya da belgeye bakıp bunların ne gösterdiğine dair tamamen farklı fikirlere sahip olabilirler. Bu dinamik bu sene kendini birçok defa gösterdi. Bazıları Clinton'ın e-postalarına baktıklarında dumanı tüten bir silah görürken, diğerleri bunun büyütülecek bir şey olmadığını, zaten belgelerin üzerinde oynanmış ya da bağlamından koparılmış olduğunu iddia ediyor. Anketlere göre Trump'ı sevenler Access Hollywood tapesini soyunma odası muhabbeti olarak görürken , kendisini sevmeyenler bunu dünyanın en kötü şeyi olarak değerlendiriyorlar. İnternet haberciliğinin en görünen avantajlarından bir tanesi de ısrarcı doğrulamadır. Şimdilerde, birisi yanlış bir şey söylediği zaman, gazeteciler bu kişinin yalan söylediğini ortaya çıkarabilir. Ayrıca, bu doğrulama siteleri işlerini doğru yaparlarsa, online aramalarda ve sosyal ağlarda ön sıralarda çıkma ihtimalleri yükselir ve insanlara doğrulama için hazır bir referans olabilirler. Fakat bu henüz tam manasıyla gerçekleşmedi. Bugün, onlarca haber sitesi düzenli olarak başkanlık adaylarını ve internetteki diğer birçok şeyi doğruluyor ama bu girişimler sahtekarlık dalgalarına karşı etkili olamıyor. Bunun nedeni ise yalanların kurumsallaşması. Bugünlerde internette tek amacı şok edici ve tamamen sahte haberler üretmek olan siteler var (gerçek haberler gibi sahte haberler de bir işletme halini aldı). Partizan Facebook sayfaları da bu trene atladı. Yakın zamanda Facebook'taki en popüler sayfalar üzerine yapılan bir BuzzFeed analizine göre, sağcı sitelerin yanlış haber paylaşma oranı yüzde 38 iken solcu siteler için bu oran yüzde 20. Bir zamanlar ""İnternet Yalanlarında Bu Hafta"" adlı bir köşede yazan Washington Post muhabiri Caitlin Dewey ""Önceden sahte haberler interneti anlamayan anneleriniz, babalarınız, büyük halalarınız tarafından paylaşılırken, şimdi yanlış bilgi seçim kampanyaları, siyasi adaylar veya kampanyaların etrafında çalışan dağınık tweeçiler tarafından yayılıyor"" dedi. Dewey'nin yazıları 2014'te başladı fakat birilerini ikna edebildiği konusunda şüpheleri olduğu için Dewey geçen yılın sonunda doğrulama işini bırakmaya karar verdi. Dewey bu kararını ""Birçok açıdan bir iddiayı çürütmek insanların o konu hakkında hissetiği yabancılaşmayı ya da öfkeyi pekiştirdi ve sonuç olarak kaş yaparken göz çıkardım"" şeklinde açıkladı. Diğer teyitçiler daha umutlu. İnternetteki yalan haberleri ortaya çıkarmanın sınırlarından haberdarlar ama sarfedilen çabanın da yararlılığından eminler. İnternetteki söylenti doğrulama sitelerinin en eskilerinden biri olan snopes.com'un yönetici editörü Brooke Binkowski "" Her zaman daha fazla yapılacak iş var. Sisifos gibi geri yuvarlanacağı halde kayayı tepeden yukarı doğru itiyoruz,"" diyor. Evet. Bence yakında o kaya hepimizi ezecek." Araştırma: Algoritmalar komplo teorilerini destekleyerek gerçekleri tahrif ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/algoritmalar-komplo-teorilerini-destekleyerek-gercekleri-tahrif-ediyor,"*Bu içerik ilk kez "" Social Network Algorithms Are Distorting Reality By Boosting Conspiracy Theories "" başlığıyla Fast Company tarafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Anonim bir kaynağın Facebook'un Popüler Haberler için geliştirdiği algoritmanın (ve Popüler Haberler'i düzenleyen çalışanların) muhafazakar haberleri sakladığına dair ortaya attığı iddia, birçok tartışmaya yol açtı. Haberler doğru olsun olmasın, bu tartışmanın altında konuşulmayan bir gerçeklik yatıyor: Sosyal ağlarımızı yöneten algoritmalar siyasi sistemimizin gerçekliğini değiştiriyor. Filtre balonu kavramı, arama motorlarındaki öneri sisteminin bizim neyi sevdiğimizi öğrenmesi ve bizimle aynı görüşteki şeyleri göstermeye çalışması ile ortaya çıktı. Algoritmalar, ağların yarattığı etkiler ve masrafsız yayıncılık uçuk teorilerin yayılmasını sağlıyor ve kontrol edilmediği zaman, doğrulanmış olsalar da olmasalar da karar vericilerin fikirlerini etkiliyor ve kamoyunu şekillendiriyor. Öncelikle, tüm sistemi yöneten bu teknolojiyi anlamak çok önemli. Birçok algoritmanın çalışma şekli basittir; Web'deki şirketler, içeriği (haberler ve arama sonuçları dahil) okuyucularının zevkine ve ilgilerine uygun olarak düzenlemeye çalışır. Fakat, filtre baloncuğu terimini yaygınlaştıran yazar Eli Pariser bir TED konuşmasında bunu şöyle ifade ediyor: ""Ortada istenmeyen bir sonuç var. Bir filtre baloncuğunun içinde kısılı kaldık ve dünya görüşümüze karşı çıkacak ya da değiştirecek bilgiyle karşılaşmıyoruz."" Facebook haber akışı ve kişiselleştirilmiş arama yalnızca bize özel, şekillendirilmiş sonuçlar veriyor çünkü sosyal ağın işi bizi ilgili ve mutlu tutmak. İyi hissetmek etkileşimi arttıyor. Bu da Facebook üzerinde daha fazla zaman harcamamızı sağlayarak bizi reklamlar için daha uzun süre hedeflenebilir hale getiriyor. Pariser'e göre, internetin gizlice düzenlenmesi karşılaşacağımız şeyleri sınırlandırıyor. Pariser, bu gidişatın hem bizim için hem de demokrasi için iyi olmadığını ifade ediyor. Kongre eski kütüphanecisi Daniel J. Boorstin , 1962 yılında yayınlanan The Image: A Guide to Pseudo-Events in America isimli kitabında teknoloji aracılığıyla gerçekliği değiştirme kabiliyetimizin çok ilerlediği ve gerçekliği yendiği bir dünya tarif ediyor. Pariser'in TED konuşmasından bu yana, sosyal ağların birincil haber kaynağı olduğu bir noktaya geldik. Haberleri gazete, dergi gibi geleneksel kaynaklardan almanın yerine geçen bu yeni model, bütün haberleri sosyal ağlardaki popüler hikayelerden almak. Tanıdığımız insanların, onlara güvendiğimiz için bizi etkileme olasılığı oldukça yüksek bu yüzden onların fikirleri ve inançları bizimkileri de şekillendirir. Bu da sosyal ağların arkasındaki teknolojiyi geliştirmek için kullanılıyor. ""Yakınlık"" eskiden karşı komşuyu tanımak anlamına gelirken, bugün bu kelime online toplulukları da kapsıyor. Aynı şekilde düşünen insanları coğrafyadan bağımsız olarak bulmak her zamankinden daha kolay. Kullanıcı Facebook'ta bir gruba katıldığı zaman, sosyal ağ aynı konudaki başka grupları ve benzer kullanıcıların katıldığı benzer konulardaki diğer grupları önerir ve bu akıllıca bir iş modelidir. Fakat bu, kullanıcıların bir komplo teorisi grubuna katılmalarıyla, algoritmik olarak istemedikleri kadar başka komplo teorisi gruplarına da yönlendirileceği anlamına geliyor. Çocuklara aşı yaptırılmasına karşı olanların kurduğu bir gruba katıldığınız zaman size önerilen GDO karşıtlarının, Chemtrail komplocularının, Dünya'nın düz olduğunu iddia edenlerin (evet, gerçekten) yer aldığı diğer gruplar olacaktır. Öneri sistemi kullanıcıyı tavşan deliğinden çıkartmak yerine, onları daha da derine itiyor. Partizan filtre balonlarından geçeli çok oldu ve kendimizi kendi gerçekliklerini yaşayan ve buna göre hareket eden birbirinden kopmuş toplulukların aleminde bulduk. Bu meseleyi körükleyen başka bir teknoloji trendi de fikirleri internette masrafsız bir şekilde yayınlamak ve bu fikirlerin çevresinde bir dinleyici kitlesi oluşturmak. Bir konu hakkında kararsız kalanları ikna etmek için özel olarak içerik üretmek her zamankinden daha kolay. Özellikle şiddet içeren radikallik ve sözde-bilim konularında bu gerçekten büyük bir sorun. Kişisel yayıncılık; saygın medyaya ait doğrulama, editörlük, dağıtımcılık gibi denetim ve denge mekanizmalarını yok etti. Sosyal yayın platformları hepimizi içerik üreticilerine dönüştürdü ve interneti yetenekli, eskiden sesini çıkaramayan insanların duyulmasını sağlayan harika ve son derece önemli bir yenilik haline getirdi. Kalabalığın bilgeliğine inanıyoruz çünkü platformlarımızın doğasında var olan kanı, iyi içeriğin farkedileceği ve kötü içeriğinse gerileyip internetin görünmeyen, yalnız köşelerine itileceğidir. Fakat, marjinal içeriğin giderek yaygınlaşması artık bu kanının eskisi kadar doğru olmadığını gösteriyor. Sosyal platformlar, bizleri etkileşim içinde tutmak için (ilgilenebileceğimiz reklamlarla hedefleyerek) doğru olsun ya da olmasın popüler olanı yüzeye çıkarmak için tasarlanmışlardır. İnternet kullanan yetişkinlerin neredeyse yarısının haberleri Facebook üzerinden aldığını düşünürsek, sosyal platformlarda neyin doğru olduğu meselesi önemlidir. Ayrıca haberler platformdan platforma atlayarak yeni kitlelere ulaşıyor ve daha önce erişilmesi imkansız olan hızlarda yayılıyor. Örneğin, birçok Brezilyalı, gerçek sebebin aşılar, Monsanto ya da GDO taşıyan sivrisinekler olup olmadığına emin olamasa da devletin kendilerine Zika'nın doğum kusuruna sebep olması konusunda yalan söylediğini düşünüyor. Portland'lılar 2013'te diş sağlında sıradan bir uygulama olan suyun florlanmasına referandumla dur dediler. Florlamanın ne olduğu ise sorduğunuz gruba göre değişiyor: Ya faşist rejimler tarafından halklarını pasifize etmeye yönelik bir taktik ya da maddenin kendisi kansere sebep olan zehirli bir kimyasal. Örneğin, Teksas'a bağlı Bastrop County'nin sakinleri rutin bir askeri tatbikat olan Helm 15'in, sıkıyönetim ilan etmeye ve Teksaslı'ların silahlarına el koymaya yönelik bir komplo olduğuna ikna olmuşlardı. O kadar çok şamata oldu ki konu Teksas Valisi Greg Abbott'un masasına kadar geldi. Abbott Teksas Eyalet Muhafızları'nı tatbikatı izlemekle görevlendirerek bu komplo teorisini meşrulaştırdı. Bunun insan yapımı gerçekliğin internete yansıması olduğunu ve hepimizin bu ""diğer"" dünyaya maruz kalmadığını iddia edebilirsiniz. Bu, ihtimallerden bir tanesi ama artık internet sadece gerçeği yansıtmakla kalmıyor onu şekillendiriyor da. Bu teorilerin internette keşfedilebilir olması bu olguyu yaratmaya yetiyor. Sosyal medyanın sorunu hırs konusunda asimetrik olmasından kaynaklanıyor. Birçok meselede, sosyal medyadaki en aktif sesler, komplocu saçmalıklardan oluşuyor. İnsanların çoğu, aşıların otizm yapmadığını ve 11 Eylül'ün içeriden bağlantılı bir eylem olmadığını biliyor. Bu yüzden de bariz olanı pekiştirmek için saatlerini harcamıyorlar ama hırslı komplo teoricileri ve radikaller ""koyunları uyandırma"" davası yolunda çok fazla içerik üretiyor. Örneğin, geçen ay, bir araştırma Instagram'da ve Pinterest'te aşı karşıtı ve destekçisi içeriğin yüzdelerine bakmış ve içeriğin yüzde 75'nin aşı karşıtı olduğunu ortaya çıkmış. 2000'lerde yapılan araştırmalarda ise aşı karşıtlarının oranı sadece yüzde 25'miş. Hırstaki asimetri, sosyal kanallarda sözde-bilimle ilgili safsata nın yaygınlaşmasında öne çıkıyor. Food Babe'i ele alalım. Facebook'ta bir milyon takipçisi var ve #foodbabearmy etiketi altındaki Twitter ordusu ile şirketleri (örneğin Girl Scouts ) kullandıkları katkı maddelerini açıklamaları için taciz ederek GDO karşıtı ""gıda güvenliği aktivistliği"" yapıyor. Bu kadının yanlış gündemine karşı yapılan tekzipler, doğrulamalar ve kaldırma talepleri ana akım medyada yayınlanınca, takipçileri daha da derine dalıp büyük tarım ve gıda şirketlerinin tekerleğine çomak soktuklarına ya da gazetecilerin ""satılmış"" olduğu için bu tarz tepkiler gösterdiklerine inanıyorlar. İnternetteki komplo teorisi gruplarından doğan aktivizm hem parayı hem zamanı boşa harcıyor. Kaliforniyalı Cumhuriyetçi Temsilci Devin Nunes seçmenlerden aldığı mesajların, %90'nın komplo teorisinden oluştuğunu ve göreve geldiği 2003'te ise bu rakamın yalnızca %10 olduğunu belirtiyor. Bu durum imar kanunlarından (BM Gündem 21 korkusu) halk sağlığı politikalarına (suyun florlanması) kadar bütün siyasi süreci de etkiliyor. Örneğin, geçen ay Hawaii'de kanun yapıcılar, eyalatin bir salgın sırasında aşılama ile ilgili federal kuralları daha hızlı hayata geçirebilmesini sağlayacak basit bir yasa teklifini reddetti. Çünkü öfkeli eyalet sakinleri aşıların Zika'ya ve otizme neden olduğu iddia ediyorlardı. Komplo teorilerinin neden var olduğuna dair birçok açıklama var. Bu açıklamalar liderlere ve kurumlara olan güvenin azalması, orantılılık sapması (büyük olayların büyük sebepleri olması gerektiğine yönelik inanç) ve nicelerini içeriyor. En önemli faktör ise doğrulama sapması , bilgiyi zaten inanılan şeyi doğrulamak için kullanmak, Google ve internet sayesinde daha fazla bilginin olduğu dünyayı birçok yönde daha kötü bir hale getirdi. Eğer internette ve gerçek hayatta komplo teorilerinin etkisini ve sıklığını düşürmek istiyorsak, en zeki olanlarımızın hem forvette hem de defansta oynamaları gerek. Bunu nasıl yapacağız? Sürekli gelişen sosyal platformlarımızın tasarlanma şeklini değiştirmemiz gerekiyor. Sosyal ağların kendi yapıları ve hedefleri bizi bu noktaya getirdi. Platform tasarımcılarımız bizi geri götürmeye yönelik hangi adımları atmaları gerektiğini düşünmeliler. Belki de tasarımda etik konusunda daha fazla tartışmamız gerekiyor ve belki de yukarıda bahsedilen Facebook hakkındaki iddialar bunu başlatabilir. Ürün tasarımlarının kamu düzeni üzerinde derin etkisi var ve bu etki giderek güçlenecek. Bu ürünlerin tasarımcılarının ne gibi sorumlulukları var? Bu noktada platformlar güce sahipler. Bazıları okuyucularını bir gönderinin yalan veya hiciv olduğuna dair uyaracak algoritmaları tanıtmaya başladılar. Google ""doğruluk sıralaması""nın olasılığını araştırıyor, ki bu güven verici. Bu iyi bir başlangıç ama bir düzenleme algoritmasının kendine göre avantajları ve güçlükleri var. Bu konuda önde gelen endişe ise, özellikle siyaset kökenli komplo teorileri söz konusu olduğunda, şirketleri ""gerçekliğin hakemi"" konumuna getirmenin kaygan bir zemin olması. Fakat bir yerden başlamamız lazım. Eli Pariser'in de dediği gibi: ""Bu algoritmaların içine toplumsal hayat algısı ve toplumsal sorumluluk kodlanmalıdır. Bu algoritmalar filtrelerden neyin geçip geçmediğini belirleyen kuralları görebileceğimiz kadar şeffaf olmalıdır."" İnternet gerçek hayattan ayrı değil. Arzu ettiğimiz ağı oluşturmak, arzu ettiğimiz geleceği oluşturmaktır." Araştırma: Facebook yankı fanuslarından nasıl kaçınabilir?,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-yanki-fanuslarindan-nasil-kacinabilir,"*Bu içerik ilk kez "" How Facebook can escape the echo chamber "" başlığıyla Tech Crunch tarafından 3 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Facebook'un yarattığı etki o kadar büyük ki kendi Haber Kaynağı'nın gücü ve etkisi altında eziliyor. Mark Zuckerberg, Techonomy16'da verdiği röportajda, Haber Kaynağı'nın evrimi ve Facebook'un seçimler üzerindeki etkisi üzerine konuştu. Gazeteciler, politikacılar ve uzmanlar Facebook'un seçim kampanyaları ve seçim sonuçları üzerindeki etkisini sorguladılar ve Facebook'un bilgi kaynağı olarak öncelikli pozisyonunu tartışmaya açtılar. Zuckerberg verdiği röportajda filtre baloncuklarının Facebook için önemli bir mesele olmadığını iddia ederek Haber Kaynağı'nı savundu. Asıl sorunun insanların, gerçek hayatta olduğu gibi internette de hoşlarına giden içerikle etkileşime girmeleri ve hoşlarına gitmeyen içeriği ise görmeyi reddetmeleri olduğunu öne sürdü. Zuckerberg ""Reddettiğimiz şeyleri görseniz şaşırırsınız. Sorun muhtelif bilginin olmaması değil... Sorun insanları bu içerikle daha yüksek oranlarda etkileşime sokamamamız,"" dedi. Eğer Facebook, oldukça başarılı olan şu anki gelir modelini değiştirmek ya da ""Şimdi Popüler"" ürününü genişletmek istemiyorsa, gördüğümüz içeriği daha da çeşitlendirmek için daha iyi özellikleri devreye alması gerekiyor. - İlk olarak, Facebook, seçimler sırasında haberleri düzenlemek için bir grup gazeteciyi işe almalı. Bu gazeteciler birçok farklı kaynaktan en iyi haberleri seçmeliler ve bunları kaliteli ve okumaya değer olarak işaretlemeliler. Ayrıca: Doğrulama meselesi. Google bunu yaptı. Sıra Facebook'ta . - Kişiselleştirilmiş Haber Kaynağı, etkileşime geçtiklerimizi öne çıkardığı ve genellikle hemfikir olduğumuz içerikle etkileşime geçtiğimiz için, Facebook seçim zamanlarında, kullanıcılarının algoritmasız, gerçek zamanlı içeriği görmelerini sağlayacak bir seçenek sunmalı. - Facebook tarafından Cumhuriyetçi, Demokrat veya Liberter olarak sınıflandırılmış arkadaşlarınızın paylaştığı şeyleri gösteren bir filtre hayal edin. - Facebook insanların destekledikleri adayı ilan edebilecekleri bir özellik ekleyebilir ve kullanıcılar böylece hangi arkadaş grubunun ne paylaştığını ve bu paylaşımlar etrafında oluşan tartışmaları görebilir. - Facebook bazı içerikleri partizan olarak işaretleyebilir ve bu haberler karşıt görüşlü bir haber kaynağının Hızlı Makale (Instant Article) linki ile gözükebilir (fakat, bu her mesele ya da her haber kaynağı partizan olmadığı için karmaşıklaşabilir). - Şimdi Popüler genişletilmeli ve sadece bir siyasi haber hakkındaki en çok konuşulan görüşü değil bu konudaki birçok görüşü göstermeli. - Video izlerken ortaya çıkan ve karşıt görüşten içerik gösteren ""Önerilen Videolar"" penceresi iyi olabilir. - Bir politikacı paylaşım yaptığında Facebook karşıt görüşten bir politikacının gönderisini de gösterebilir. Facebook haber meselesini çözemediği gerçeğini gizlemek için ""biz teknoloji şirketiyiz, medya şirketi değil"" kisvesinin ardına saklanıyor. Sosyal sorumluluk vaazı veren ve kullanıcı deneyimini ön planda tutan Facebook gibi etkili bir platform için, insanlara kendilerini ifade etmelerini sağlamak amacıyla megafon verip sonra da onları bir yankı fanusu na kilitlemek sorumsuzluktur. Zuckerberg'ün iddialarının aksine, Facebook istese de istemese de haber deneyimimizi etkilediği gibi Amerika'nın seçimi nasıl tükettiğini de derin bir şekilde etkiledi. Haber kaynağı olarak sadece Facebook'u kullanmayı önermiyorum ama bir Pew raporuna göre yetişkin Amerikalılar'ın yüzde 44'ü Facebook'u haber kaynağı olarak kullanıyor. Başka bir araştırmaya göre ise seçim gecesi başka bir güne oranla yüzde 30'luk bir trafik artışı görülmüş . Hatrı sayılır miktarda insanın seçim güncellemeleri, canlı yayınlar ve yapmak istedikleri yorumlar için Facebook'u tercih ettiklerini kesin olarak söyleyebiliriz. Eğer Facebook düzenli olarak kullanıcılara nahoş veya yanlış buldukları içeriği gösterseydi, kullanıcılar Facebook'u bu kadar çok kullanmak istemezdi. Facebook'un gelir modeli ( üçüncü çeyrekte 7 milyar USD) kişiselleştirilmiş algoritmasıyla 1,79 milyar kullanıcısının kendilerini onaylanmış ( ve etkileşim ihtimali daha yüksek ) hissetmelerinden kar ediyor. Facebook bizi görüşlerimizin Haber Kaynağı'nda yankılandığı rahat baloncuklarda tutmak istiyor. Yani evet, Facebook fikirlerimizi onaylayan içeriğe algoritmik olarak öncelik veriyor. Bunu neden değiştirmek istesin ki? Ayrıca insanlar adil bir Facebook kaynağına hazır mı? Devasa nüfuzuyla Facebook, iki tarafı da tatmin ederek bunu değiştirebilir. Facebook yankı fanusunu kırmak için gönülsüzce birkaç girişimde bulundu. Kullanıcıların siyasi görüşleri hakkında verdikleri veriler Wall Street Journal tarafından Blue Feed, Red Feed deneyinde liberal Facebook'u ve muhafazakar Facebook'u karşılaştırmak için kullanıldı. Bu yıl, Facebook bu seçim döneminde nazik olmamızı ve arama çubuğunu (Facebook'un en işe yaramaz özelliği) başka görüşleri keşfetmek yolunda bir araç olarak kullanmamızı isteyen cansız bir video yayınladı. Facebook'un seçim merkezi , insanların adaylar, politikalar ve oylama hakkında bilgi edinmelere yardımcı olan pratik bir rehberdi. Bu merkez tahminen 2 milyon kişinin kayıtlı seçmen olmasını sağladı ama insanların ""rahat"" bir Haber Kaynağı ile neyi deneyimlediği de önemli. Facebook siyasi olarak kutuplaşmış bu zamanlarda teknolojisini kullanarak haberleri çok partili bir lensten görmemize yardımcı olma ve diğer tarafı görmezden gelme eğilimini değiştirme fırsatını kaçırıyor. Kullanıcı deneyimine öncelik veren bir şirket olarak Facebook çok daha fazlasını yapıyor olabilirdi." Araştırma: Sosyal medya öfkeli ve bilgisiz partizanlar yaratıyor,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medya-ofkeli-bilgisiz-partizanlar-yaratiyor,"*Bu içerik ilk kez "" How social media creates angry, poorly informed partisans "" başlığıyla Vox tarafından 26 Ekim 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir süre önce, Rus Hükümeti'yle ilişkili bir grup hacker Clinton kampanyasının yürütücüsü John Podesta 'nın e-postalarını çaldı ve WikiLeaks'e verdi. Bu e-postalardan biri muhafazakar çevrelerin epey ilgisini çekti. Onlara göre bu mail, anketlerde Clinton lehine hile yapıldığını gösteriyordu. Bu e-postada, bir Demokrat Parti çalışanı olan Thomas Matzzie 'nin, Atlas Project adlı ilerici bir grup için çalışan danışmanlardan, kendi anketleri için aşırı örnekleme ( Çeviri notu: Aşırı örnekleme -oversampling- orijinal veri kümesindeki bir yanlışlığı düzeltmek için farklı bir veri kümesinden veri alınmasıdır ) istediği anlaşıldı. Zero Hedge ve Gateway Pundit isimli bloglar bunu kanıt olarak gördü ve Clinton kampanyasının ana akım medyayla birlikte seçim anketlerine hile karıştırdığını iddia etti. Hillary Clinton'ın kampanyasını yürüten John Podesta. Fotoğraf: Drew Angerer/Getty Images Eğer bu doğru olsaydı oldukça büyük bir olay olurdu fakat aşağıda açıklayacağım gibi durum böyle değil. Olay Demokratlar'ın kendi içlerinde yaptıkları bir anket hakkındaki konuşmalarının yanlış anlaşılmasından ibaret. Her ne kadar bu haber saçma derecede yanlış olsa da, insanlar paylaşmaktan vazgeçmiyor. Muhafazakar bloglarda ve sosyal medya hesaplarında açıklandığı günden beri dolaşımda ve yanlış bilginin bu uzayan ömrü, medya ortamında endişe verici bir gelişmeye işaret ediyor. Facebook gibi sosyal medya platformları herkesin içerik oluşturup bu içerikleri ailesi ve arkadaşlarıyla paylaşmasını sağlayarak medyayı demokratikleştirdi. Bunun hakkında birçok iyi şey söylenebilir ama ciddi bir dezavantajı da var; geleneksel medyanın kalite filtreleri olmadığı takdirde, saçmalıkların daha rahat dolaşıma girebilmesi için yer açılmış demektir. Haberlerin sosyal medya üzerinden giderek kutuplaşması, liberalleri ve muhafazakarları farklı gerçekliklerde yaşamaya itiyor ve bu da demokratik sistemin işlemesini gün geçtikçe zorlaştırıyor. Washington Post'tan Philip Bump bu komplo teorisi ni ayrıntılarıyla çürütmüş, ama özetlemek gerekirse; deneyimli gazetecelerin bu haberin saçma olduğunu bilmesinin üç sebebi var: Diğer bir yandan, eğer sıradan bir Trump destekçisiyseniz Facebook'ta gezinirken yukarıdaki ayrıntıları farketmemeniz normal. Çünkü yüksek ihtimalle, daha önce aşırı örneklemeyi duymadınız, kampanyaların içe yönelik anketler yaptığını bilmiyorsunuz ve e-postanın 2016'dan değil de 2008'den olduğunu farketmediniz. Böylece, eğer birisi Facebook'ta Clinton'ın seçim anketlerine hile karıştırdığını ve arkadaşlarınızın çoğu, Trump'ı desteklediğiniz halde Trump'ın anketlerde geride kalmasının nedeninin hile olduğunu açıklayan bir gönderi paylaştıklarında, buna inanma ihtimaliniz yükselir ve hatta bu gönderiyi arkadaşlarınızla bir de siz paylaşırsınız. Bu komplo teorisi, bir Facebook kullanıcısından bir diğer Facebook kullanıcısına yayılarak muhafazakar internette patladı. Bu hikayenin yayılışına, insanlara doğru olsun ya da olmasın heyecanlı hikayeler sunmak isteyen Matt Drudge gibi yorumcular tarafından hız kazandırıldı. Bu sadece çevrimiçi medyanın suçu değil. Facebook ve Twitter'ın kurulmasından önce de Talk Radio ve Fox News gibi partizan medya kuruluşları zayıf kanıtlarla komplo teorilerini destekliyorlardı ama problem sosyal medya tarafından daha da derinleştiriliyor. Washington Post gibi bazı ana akım medya kuruluşları ""aşırı örnekleme"" komplo teorisinin yanlış olduğu açıklayan makaleler yayınladı. Ancak bu makaleler, muhafazakar sosyal medya kullanıcıları arasında, onların görüşlerini onaylamak yerine, bu teorilere karşı çıktığı için yeterince ilgi görmedi. Önemli olan nokta şu ki, yukarıda açıklanan süreç ortalama bir Facebook kullanacısı tarafından fark edilemiyor. İnsanlar geleneksel bir gazeteye baktıklarında önceki günün haberlerinden örnekler görürler. Bu haberler, daha önce yazdıkları nedeniyle okurun en azından bir miktar aşina olduğu profesyonel gazetecilerin haberleridir. Yani, besbelli saçmalık olan bu anket hilesi hikayesini gazete haber olarak göremezdiniz. Facebook ise bu şekilde işlemiyor. Haberlerin örneklemi ailenizin ve arkadaşlarınızın paylaştıklarından oluşuyor ve bu haberlerin çoğu konu hakkında uzmanlığı olmayan amatörler tarafından yazılıyor. Yani yanlış ama insanların önyargılarını doğrulayan hikayeleri; Facebook'ta, aynı konuda doğru ama sıradan bir sonuca varan hikayelerden daha sık görme ihtimaliniz çok yüksek. Sonuç: Partizanlar bir konu hakkında onlarca haber okudukları zaman o konuda iyi bilgilendirildiklerini düşünebilirler. Farketmedikleri şey ise filtre balonları içinde bütün haberleri sadece tek taraftan dinledikleri ve bu tek taraflı haberlerin hepsinin aynı hatalı mantık üzerine kurulu olduğu ya da hoşlarına gitmeyen bir kanıtı görmezden geldiği. Buraya kadar Trump destekçileri arasında yayılan komplo teorilerine odaklandım ama benzer bir mantık solcularda da görülebilir. Mart ayında yine bu konu hakkında yazdığımda , Bernie Sanders destekçilerinin kendilerini nasıl filtrelenmiş bir baloncuk içinde bulduklarını anlatmıştım. Reddit, haberlerin toplandığı ve kullanıcıların bu haberlerden hangilerinin anasayfaya çıkacağına oylayarak karar verdikleri popüler bir platform. Ve mart ayından beri sitenin siyaset kısmına Sanders destekçileri egemen. Sonuç olarak, eğer bu baharda siyasi haberler için Reddit'e güvenseydiniz, gördüğünüz tek şey Sanders'ı öven, Clinton'ı ve Cumhuriyetçileri yeren haberler olacaktı. Sanders destekçileri sadece Sanders'ı öven yazıları okumakla yetinmediler, farklı bir gerçekliğin olduğu bir evrende yaşamaya başladılar. Clinton ön seçimleri garantilediğinde Sanders hayranları gittikçe saçmalaşan teorilerle Sanders'ın hala nasıl kazanabileceğini açıklamaya çalıştılar ve Sanders'ın kazanamayacağı belli olunca da Reddit ve diğer sosyal medya platformları, Bernie Sanders hayranlarını Clinton'ın seçimlerde hile yaptığına ikna etti. Bu doğru değildi. Demokrat Parti'nin ön seçim sürecinin karmaşık ve iyileştirilmeye ihtiyacı olmasına rağmen esas olgu, Clinton'ın ön seçimi daha fazla destekçisi olduğu için kazanması. Komplo teorileri Clinton destekçileri arasında daha az yaygın ama bu konuda kibirli olmamalılar. Eğer seçimler farklı bir şekilde sonuçlansaydı - eğer Sanders ön seçimleri kazansaydı, ya da Clinton Trump'ın gerisinden gelseydi - aynı tür öfkeyi ve paranoyayı Clinton'ın ateşli destekçilerinde de görecektik. Kısa vadede, bu büyük bir sorun değil. Büyük ihtimalle iki hafta içinde Hillary Clinton seçimleri kazanacak ( Çeviri note: Makale 26 Ekim tarihinde yazıldı ve Clinton o sırada hala anketlerde öndeydi ) ve Trump destekçileri söylenecekler ama seçmenlerin iradesini yok saymayacaklardır. 2016 seçimlerinin bu zehirli ortamı Clinton'ın Kongre'deki Cumhuriyetçiler ile uzlaşmasını zorlaştıracaktır. Sorun bunun bir defaya mahsus bir olay olmaması. Gelecek seçimlerde daha da kötüleşecek. Sanders ve Trump destekçilerini Clinton aleyhine hırçınlaştıran teknolojik güçler, büyük ihtimalle gelecekteki başkanlık adayları için de aynısını yapacak. Birçok Demokrat kendilerini Cumhuriyetçi adayın cumhuriyete ölümcül bir tehdit olduğuna ikna edecek veya tam tersi. Sonucu neredeyse kesin olan bu seçimlerde yukarıda bahsedilenler çok şey değiştirmeyebilir ama kıran kırana geçecek bir seçimde her şey farklı olabilir. 2000 seçimlerinde insanlar yeterince gergindi. Şimdi de adayların kıran kırana yarıştığı bir seçimin bu kadar kutuplaşan bir siyasi ortamda yapıldığını düşünün. Bütün demokrasiler iyi işleyebilmeleri için bir miktar tavize ihtiyaç duyar. Güçler ayrılığının bu kadar güçlü olduğu sistemimiz hepsinden daha fazla taviz ister. Bu taviz ise insanların kendileri gibi, karşıt görüşlülerin de aynı kurallara uyacağına olan güvenleridir. Fakat internet, özel olarak sosyal medya, insanların kafasına önyargı dolu saçmalıklar doldurarak bu güveni yok ediyor. Eğer insanlara daha güvenilir bilgi sunmanın bir yolunu bulamazsak, uzun vadede çok büyük problemlerle karşılaşacağız. Makalenin orijinalinde yayınlanan düzeltme: Makalede ""aşırı örnekleme"" tartışmasının Clinton'ın 2008 ön seçim kampanyası tarafından yaptırılan ankete ait olduğunu söylemiştim. Tom Matzzie'ye göre aslında bu anketler bağımsız bir Demokrat grup tarafından yaptırılmış. Matzzie ""Grubumuz hem Clinton hem Obama destekçilerinden oluşuyordu. Hedefimiz Cumhuriyetçi adayı, Demokrat aday her kim olursa olsun durdurmaktı"" dedi." Zuckerberg: Doğrulama platformlarından daha fazla şey öğrenmeyi planlıyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/zuckerberg-dogrulama-platformlarindan-daha-fazla-sey-ogrenmeyi-planliyoruz,"*Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir. Geçtiğimiz haftalarda özellikle ABD’deki başkanlık seçimleri sürecinde, Facebook, dolaşıma giren yalan haberlerin akışını engellemediği için eleştirilere maruz kalmıştı. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg ise, yanlış haberlerin seçim sonucunu herhangi bir şekilde etkilemiş olduğu fikrinin “delice” olduğunu düşündüğünü ifade etmişti. Facebook, geçtiğimiz günlerde bu eleştirilere karşılık; yanlış bilgilerin yayılmasını, yalan haberlerin sirkülasyonunu ve bu tür sahtekarlıkları önleyecek bir dizi adımlar atılacağını açıkladı. Bu problem üzerinde uzun zamandır çalıştıklarını ve konuyu ciddiye aldıklarını belirten Zuckerberg, insanların Facebook'ta gördüklerinin yüzde 99'undan fazlasının gerçek haber olduğunu, bunların sadece çok küçük bir miktarının yanlış haberler ve aldatmacalar barındırdığını söyledi. Zuckerberg, yanlış bilgilendirme yüzdesinin nispeten küçük olmakla birlikte, yol haritalarında çok daha fazla çalışma yapmak olduğunu da belirtti. Zuckerberg, Facebook’ta yazdığı bir açıklamada konu üzerine “itibarlı haber doğrulama kuruluşları” ile şirketin görüştüğünü ve birçoğu ile çalışmayı umduklarını da söyleyerek, haberler için eklenecek olan ""Haberi sahte olarak bildir"" benzeri bir buton sayesinde asılsız haberlere daha kolay müdahale edebileceklerini de belirtti. Zuckerberg’in yol haritasında yer alan diğer adımlar ise, daha güçlü denetim, kolay şikayet, uyarılar, alakalı makalelerin kalitesinin artırılması, reklam politikasında yanlış haberlere dikkat etmek ve fact-checking sistemlerini öğrenmek. Google, kullanıcıları yanlış haberlerle gerçeklerden uzaklaştıran, bu sayede izlenme payını artırmaya çalışan web sitelerini tamamen yasaklayacağını ve AdSense hizmetini kullanmalarına da izin vermeyeceğini açıklamıştı. Aynı uygulamaya geçileceğini belirten Zuckerberg’in açıklamasına göre, Facebook’daki yalan haber sağlayıcılarının reklam sistemini kullanarak para kazanmaları önlenecek. 2015 yılından beri “tık tuzağı” ( clickbait ) haberlere karşı savaş açan Facebook, geliştirdiği yazılımlarla sahte habercileri de sosyal medyadan silecek. Facebook, bu çabasını desteklemek için aynı Google gibi, makine öğrenme algoritması kullanan yapay zeka platformu kullanarak savaşacak." Araştırma: Yanlış haberlere karşı işbirliği çağrısı,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-haberlere-karsi-isbirligi-cagrisi,"Bu içerik ilk kez "" A Call for Cooperation Against Fake News "" başlığıyla Medium 'da 26 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. John Borthwick ve Jeff Jarvis olarak, gelecekte sahte haberlerle baş etmek ve internette daha iyi deneyimlerin yaşanabilmesi,toplumda medeni ve bilgili tartışma ortamının oluşması için Facebook, Twitter ve Google gibi platformlarabirkaç yapıcı önerimiz var. Önerilerimizin odak noktası, kullanıcıların tartışmalarında daha bilgili seçim yapmasına yardımcı olacak bilgi paylaşımında bulunulması. Bu paylaşımdan kastımız Facebook’tan kullanıcılara, medyadan Facebook’a ve kullanıcılardan Facebook’a güven ve otorite işaretleri. Bu yazıyı basit tutmak için en popüler platformlara yani Faceook, Twitter ve Google’a odaklanacağız. Platformların neyin doğru ya da yanlış, neyin gerçek veya sahte olduğunu yargılayacak bir pozisyona getirilip sansürcü pozisyonuna konumlandırılması gerektiğine inanmıyoruz. Kara listeler oluşturulması konusunda endişeliyiz ve neyin sahte ya da gerçek olduğuna dair kısır tartışmaların bugün yapılabilecek şeyleri gölgelediğini düşünüyoruz. İnternette yaptıklarımızın neredeyse tamamının değerli ve eğlenceli olduğu görüşündeyiz ancak bu deneyimi geliştirmek ve daha sorumlu davranmak için her zaman yapabileceğimiz daha fazla şey var. Bu bağlamda, aşağıdaki somut eylem önerilerini sunuyor ve fikirlerinizi bekliyoruz. Facebook kullanıcılarının yalan haberleri işaretlemesine izin veriyor ama işlev bir menü labirentinde o kadar derine gömülmüş durumda ki bulunması mümkün değil. Bu işlevin bulunmasını kolaylaştırın. Twitter tacizi sessize almak için yeni araçlar ekledi ama kullanıcılar sahte ve şüpheli hesapları bildirebilse ve Twitter kullanıcılara bu verileri kullanarak geri bildirim yapabilseydi daha yararlı olurdu (örneğin, “20 arkadaşın bu hesabı sessize aldı” ya da “bu hesap günde 500 defa tweet atıyor”). Aynı şey Twitter aramaları, Google Haberler ve Google aramaları, Bing ve diğer platformlar için de yararlı olabilir. Fareyi sahte bir haberin üzerine getirdiğiniz zaman bir ihtimal altta açılan pencerede bu içeriğin sahte olduğuna dair bir haber sitesinden ya da Snopes’tan bir haber görebilirsiniz. Lütfen bunu sistematikleştirin. Böylece kullanıcılar bu içerikleri okuduklarında ve daha önemlisi paylaşmayı düşündüklerinde, Facebook ve diğer platformlar kullanıcılara bu doğrulamayı görebilmeleri için, güvenilir haber kaynaklarına ve doğrulama aktörlerine bulgularını bildirebilecekleri bir yol gösterebilir. Böylelikle, en azından bazı viral yalanlar hızlı bir şekilde sonlandırılabilir. Trust Project medyanın bu tarz işaretler üretmesini sağlamak üzerine çalışıyor. Platformların kullanıcılara daha iyi bilgi vermesi gerekli ve medyanın buna yardımcı olması lazım. Tabi ki platformlar, kullanıcılardan ve medyadan aldıkları verileri; standartlarını, sıralamalarını ve diğer algoritmik kararlarını geliştirmek için kullanabilirler. Söylediğimiz gibi, kara ya da ak listeleri desteklemiyoruz (bir hizmeti desteklemek için derlenen listelerin sorumlu ve bilgili bir şekilde yapılmasını istiyoruz). Fakat, kullanıcılar bir gönderinin yazarının üç saattir online ve 35 takipçisi olduğunu ya da sitenin bilinen bir geçmişe sahip olup olmadığını bilseydi daha iyi olurdu. Bildiğiniz üzere Twitter kullanıcıları onaylıyor. Twitter ve Facebook gibi platformların, kullanıcıların Denver Post’u sağlam bir şirket olarak bilirken Denver Guardian’ın daha yeni kurulduğunu bilmelerini sağlamak için çalışması olup olmadığını merak ediyoruz. Medya orijinal içerik üretmelerine rağmen marka değerlerinin internette kaybolmasından endişeliler. Bir haber kaynağını okuyucuların iyi ya da kötü yönde değerlendirmeleri için platformların medya kaynaklarını daha görünür bir şekilde sergilemeleri gerekli. Ayrıca bu, internette tanınmak için uğraşan yayıncıların da işine yarayacak. Teknoloji platformlarının imkanlarını kullanarak haberlerin, fotoğrafların, videoların ve capslerin ilk çıktıkları yerleri bulmalarını istiyoruz. Örneğin, Y kuşağının Clinton’a oy verdiğini gösteren ve 225 bin beğeni alan masmavi bir harita gördük . Halbuki bu harita küçük bir liberal sitenin online anketinin sonucuydu. Platformların bu görselin paylaşıldığı ortamları ve kaynağını bulmasının güç olduğunu sanmıyoruz. Aynı şekilde capsler doğduğunda ve yayılmaya başladığında avatarı malum kurbağa* olan siteden gelip gelmediğini bilmek faydalı olabilir. Her ne kadar bunu başarmak teknik olarak karmaşık da olsa platformların bugün sahip oldukları yüz tanıma sisteminden daha az karmaşık olduğu da açıktır. Filtre balonu sorunu hakkında açık olmak ve kullanıcılara akışlarında çıkmayan haberlerin, hesapların ve kaynakların önerilmesi gerekiyor.. Böylece The Nation okuyucusu National Review’ dan tartışmalı bir makale okuyabilir ve Clinton’a oy veren biri olarak Trump’a oy veren birisiyle iletişime geçip onun dünya görüşünü anlamaya başlayabilir. Kullanıcılar bu özelliği açıp kapatabilir ama en azından bu seçeneğin kendilerine verilmesi lazım. Google’a “George Soros” yazdığınızda Google Soros’un ölüp ölmediği konusunda sizi meraklandırıyor. Hayır ölmedi. Arama motorlarının sadece insanların sordukları ve arattıkları şeyleri yansıttıklarını biliyoruz ama Google bu verilerin bu şekilde ortaya çıkması yüzünden birçok kez dava edildi. Buna rağmen otomatik tamamlama sonuçlarının düzenlenmesinin imkansız ve istenmeyen bir şey olduğunun farkındayız. Fakat otomatik olarak tamamlama sırasında bile daha fazla bilgi verilip verilemeyeceği araştırılmalıdır. Örneğin, “George Soros öldü” araması bir asterisk ve bu iddiayı yanlışlaysan bir sitenin linkiyle birlikte sunulabilir. Yapmanızı önermiyoruz ama Google’da Daily Stormer’ı arattığınızda çıkan listedeki linklerden birisi sizi şu başlığa yönlendiriyor: “Yahudi Sorunu: Yahudi Jake Tapper Siyahi… duyunca sinirlendi”. Bu sitenin mahiyetini ortaya çıkarmak mı daha yararlıdır yoksa arama sonuçlarının yanına Vikipedi’den alıntı yaparak “The Daily Stormer, Amerikan Neo-Nazi ve beyaz ırkçısı bir haber sitesidir” ibaresi koymak mı? Tasarım tercihlerinin sonuçları iyi değerlendirilmelidir. Amcanızın gönderdiği, yüzlerce defa yönlendirilmiş e-postaların ilacı Snopes’a, Pepe’nin kim olduğunu öğreten Google’a ve kaynağını açıklayan bir makale koyan Vikipedi’ye teşekkürü borç biliriz. Ayrıca bu tarz capsleri ve ince mesajların toplandığı ve açıklandığı bir sitenin yararlı olacağı görüşündeyiz. Böyle bir kaynak gizli cümleleri ve kodları fark etmekte ve anlamakta platformlara ve medyaya yardımcı olabilir. Yanlış bir tweeti düzeltebilmek epey iyi olurdu. Bir tweet yuvadan uçup internete dağıldığı zaman değiştirmenin zor olduğunu biliyoruz. Fakat, paylaştığımız bir fotoğrafın sahte olduğunu öğrendiğimizde en azından orijinal tweete bir güncelleme ekleyebildiğimizi ve bu güncellemenin bu resmi paylaşanlara bildirim olarak gittiğini düşünün. Twitter ve diğer platformlar kullanıcılarının yaptıkları yanlışları düzeltmeleri için her imkanı sağlamalıdır. Sevin ya da sevmeyin, Occupy Democrats sayfası insanlara tartışmalarda kendilerini anlatan içerikler sağlayarak haftada 100 ila 300 milyon görüntü alıyor. Geleneksel medya bundan ders almalı. Yeni gerçekliğe uygun olarak gündelik faaliyetlerini halkın olduğu yere uygun bir bağlamda ve her platforma uygun bir şekilde yapması gerekmekte. Medya sadece eski iş modeline odaklanarak ve web sitelerine trafik çekmeye çalışarak varlığını sürdüremez. Yani evet, mesela Nick Kristof haberlerini, gerçeklerini, doğrulamalarını ve eleştirilerini sadece köşesinde değil de videolarla, fotoğraflarla ve diğer araçlarla halka duyurmalıdır. Yalan haber sitelerine reklamı yani maddi desteği keserek Google ve Facebook doğru yönde adım attılar . Apple ve diğer reklam platformları da aynısını yapmalılar. Aynı zamanda yayıncılar da Taboola ve Outbrain gibi şüpheli kaynaklardan gelen içeriği yaymanın neticelerini iyi değerlendirmelilerdir. Platformlar burada belirtilen sorunları çözmek için geliştiricilerden gelecek yardımlara kapılarını açmalı. Yalan haber karşısında içinde bir grup öğrencinin de bulunduğu bir ekip, kullanıcılara sosyal medyada okudukları kaynaklar hakkında daha fazla bilgi sunmayı başardı . Platformları API’lerini açmaya ve geliştiricilere her türlü yardımda bulunmaya davet ediyoruz ve sadece internetteki söylemin kalitesini değil toplumdaki sivil söylemi ve tartışmaların kalitesini artırmalarını istiyoruz. İçerik yaratmak, düzenleme yapmak ya da platform dışından editörlerle rekabet etmek için değil ama şirketlere ve ürünlere sosyal sorumluluk bilincini aşılamak, teknologlara gazeteciliği ve gazetecilere de teknolojiyi açıklamak, burada belirtildiği gibi haber kurumlarıyla işbirliği ve en önemlisi kullanıcıların deneyimini iyileştirmek için platformlar editörlere ihtiyaç duyuyor. Bu sorumluluk ve deneyim bütün platformlar tarafından benimsenmeli. Bu iş yeni bir fonksiyonun eklenmesiyle bir anda bitecek bir şey değil. Platformlar, medya şirketlerinin ve üniversitelerin bir araya geldiği ve haberleri iyileştirmeye odaklanan First Draft Koalisyonu ya da haberlerde otorite sinyallerini toplayan Trust Project ’e benzer bir organizasyon kurmalı ve bu gruplarla işbirliği sağlamalı. Bu organizasyon burada önerdiğimiz maddelerin etrafında yapılacak tartışmalar ve icraatlar için bağımsız bir merkez olabilir. Buna Bilgili Tartışma Projesi de diyebilirsiniz. Biz de kendi kaynaklarımızı bu görev için kullanacağız. Betaworks’ten John Borthwick bu sorunları çözme yönünde çalışan yeni şirketlere yatırım yapacak ve onları destekleyecek. CUNY’den Jeff James yukarıda kurulmasını önerdiğimiz organizasyonu kurmaya yardımcı olacak, toplantılar düzenleyecek ve destek arayacak. Bütün bunları tartışmalarımız, seçimlerimizi ve toplumumuzu daha iyi bilgilendirme yönündeki önerilerini almak için yapıyoruz. Sürekli olarak büyüyen listemize siz de bir şey koyun, destek verin. *Yazarların bahsettiği kurbağa Pepe’dir . Bahsedilen site ise 4chan.org’dur (çeviri notu)" Araştırma: ABD'deki seçimler sırasında dolaşıma giren 6 yanlış bilgi türü,https://teyit.org/teyitpedia/abddeki-secimler-sirasinda-dolasima-giren-6-yanlis-bilgi-turu,"Bu içerik ilk kez "" 6 types of misinformation circulated this election season "" başlığıyla Columbia Journalism Review tarafından 18 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. 4 yıl önceki Sandy Kasırgası sırasında ne kadar çok yanlış içeriğin dolaştığını hatırlayın. O zamanlar bu meseleyle nasıl baş edileceğine dair birçok tartışma vardı. The New Yorker’dan Sasha Frere-Jones Twitter’da yanlış bilginin hemen farkedip kendi kendini düzeltebileceğini iddia ederek platforma “kendi kendini temizleyen fırın” demişti. Artık gazetelerin hatalarını düzeltmeleri için 24 saat beklememiz gerekmiyordu. Başkanlık seçimi sonrasında, Facebook ve Twitter gibi sosyal platformlar sayesinde yayılan yanlış bilginin çapını ölçmeye çalışıyoruz. Bozuk bilgi ekosistemi mizi düzeltecek çareler arıyoruz. En popüler öneri, platformların birçok dilde çalışacak yüzlerce editör alıp neyin görünüp neyin görünmeyeceğine karar vermeleri.. Fakat, Jeff Jarvis’in de yazdığı gibi ne istediğimiz konusunda dikkatli olmalılıyız. Facebook’un doğruluk hakemi olmasını istemeyiz. Bunun yerine, sosyal platformların filtreleme ve işaretleme özelliklerini eklemelerini istiyorum. Bu platformlar gazetecilerle ve psikologlarla çalışarak yeni bir görsel gramer üretmeliler. Böylece içeriğin doğrulanma, yanlışlanma, düzeltilme veya onaylanma süreçleri şeffaf ve haberin kaynağını merak eden herkese açık olabilir. Bunu yapmanın bir yolu orijinal içeriğe bir çeşit filigran eklemektir. Yanlış bir iddia binlerce retweet alırken bu tweetin doğrulamasının sadece 20 retweet alması moral bozucu. Bu filigranlar akışta daha fazla yanlış içerik görmemdense ispatlanmış içerik görme ihtimalimi yükselterek aynı spam filtreleri gibi çalışabilirler. Bazı yanlış içerikler gözden kaçabilir ya da bazı gerçek içerikler “spam” olarak etiketlenebilir ama e-posta kutum gibi eğer bilgiye erişimimi iyileştirecekse noksanları kabul edebilirim. Facebook’taki sahte haber sitelerinden daha büyük sorunlarımız var. Bu mesele sosyal medyayı içerik keşfetmek için kullanan medya kurumları için de büyük bir problem. Yalan haber grameri geliştirmeye başlamak için bu seçim döneminde gördüğümüz altı yanlış bilgi türünü bir araya getirdim. Donald Trump’ın ilk seçim kampanyası reklamı Kuzey Afrika’da Fas’tan Melilla’ya geçen göçmenleri sanki Meksika sınırını geçen göçmenler gibi gösteriyordu. Bu videonun içeriği sahte değildi ama kullanıldığı bağlam yanlıştı. YASADIŞI GÖÇÜ DURDURUN - TRUMP Seçime doğru ilerleyen haftalarda, mükerrer oy kullanımını gösteren bir video ortaya çıktı. Benim de üyesi olduğum First Draft News’den Alastair Reid’in de açıkladığı gibi videodaki tarih damgası videonun Rusya’daki seçimlerde yani 18 Eylül’de çekildiğini ortaya koyuyor. Google’dan ters görüntü araması da görüntünün kaynağını onaylıyor. Yine içerik doğru ama bağlam yanlış. Eric Trump ve kampanya sözcüsü Kellyanne Conway bu sahte ABC haber sitesini retweetlediler. Eric Trump: Sonunda gerçek ortaya çıktı #SahtekarHillary Haber: Donald Trump Protestocusu Konuştu: … yapmam için bana 3.500 USD verdiler. Linke yakından baktığınız zaman alan adının resmi ABC News linki olmayan abc.com.co olduğunu görebilirsiniz. The New York Times ve Daily Mail de yakın zamanda kopyalananlar arasında. NowThis de sahtekarlık kurbanları arasındaydı. Ekim ayı başlarında birisi NowThis’in markasını kullanarak yalan bir video üretti. NowThis sadece sosyal medyada yayın yaptığı için ve yönlendirdiği bir sitesi olmadığı için sosyal ağdaki bu algıyı düzeltti. Sadece sosyal medya üzerinden yayın yapan markaların sayısı artıyor, bu yüzden sosyal ağların, düzeltmelerin içerikle birlikte dolaşmasını sağlayacak bir yol bulmaları gerekiyor. NowThis markasıyla, Clintonlar ve sözde tecavüz kurbanlarıyla alakalı bir video dolaşmaktadır. Bu videoyu biz üretmedik. Bütün bu yanlış içerik türleri arasında en çok ilgiyi sahte haber siteleri gördü. BuzzFeed’denCraig Silverman’in geçtiğimiz birkaç hafta boyunca yaptığı araştırması Makedonyalı gençlerin para kazanmak için sahte haber ürettiklerini ortaya çıkardı. Silverman’ın en son analizi sahte haberlerin ne kadar etkileşim aldığını gösteriyor. Papa’nın Trump’a destek verdiğine dair iddia,“Hakkında” kısmında (bir çok kullanıcı için bir tık uzakta) “kurgulanmış haber sitesi” yazan WTOE 5’ten çıkmış. Göz göre göre yalan haber yapan bu tarz siteleri işaretlemenin bir yolu olmalı. Papa Francis Trump’a desteğini açıklayarak Bütün Dünyayı Şaşırttı ve Açıklama Yaptı MIT’de araştırmacı olan Brian Forde, geçtiğimiz günlerde sahte haberleri e-posta spamlerine benzetti. Forde “Çöp kutusunu, bazen ‘iyi’ postaları kaybetmemize rağmen kabul ettik çünkü aksi halde spam selinde boğulacaktık.” dedi. Sosyal medya kullanıcıları, haber kaynaklarını sahte olarak işaretleyen otomatik bir sistemden yararlanabilir gibi gözüküyor. Eğer kullanıcılar çöp akışına dalmak isterlerse dalabilirler ama büyük ihtimalle bunu yapmayacaklardır. Sahte haberlerin dışında, sahte bilgi de sıklıkla grafikler, görüntüler ve videolar eşliğinde servis ediliyor. Çok paylaşılması amacıyla bu capsler o kadar yaratıcı ve ikna edici hazırlanıyor ki nerede nasıl doğrulanacağını bilmeyi bırakın, bir çok kullanıcının aklına içeriği sorgulamak bile gelmiyor. Amerikan seçimleri öncesinde internette dolaşan aşağıdaki görseller insanların evde kalarak, kısa mesajla oy kullanabileceklerini iddia ediyor ki yanlış. Tweet: Hillary destekçileri SMS ile oy verebilirler ama Trump destekçileri sandığa gitmek zorundalar! ADİL DEĞİL! Görüntü: Erken Oy Verin. Bugün “Hillary” Yazın 59925’e gönderin. Tweet: #Onunlayım #YaşasınHillary Görsel: Kuyruğa girmeyin. Evden oy kullanın. “Hillary” yazın 59925’e gönderin. Montajlanan görüntüler ve videolar haber ekosisteminin büyük bir parçasıdır çünkü yatak odası sahtekarları tarafından kolaylıkla üretilebilirler ve çoğunlukla haylazlık olarak görülüp önemsizleştirilmekte ve yok sayılmaktadırlar. Fakat, acil durum hatlarına yapılan telefon şakaları artık nasıl komik değilse, montajlanmış yalanlar da seçimler, terör saldırıları ya da insani bir kriz söz konusu olduğunda artık zararsız değildir. ABD seçimlerinden birkaç hafta önce Göçmenlik ve Gümrük Polisi’nin (ICE) oy merkezinde tutuklama yaptığını iddia eden aşağıdaki görsel internette ortaya çıktı. Bir yasadışı göçmenin oy kullanmaya çalışırken tutuklandığına dair haber aldım. ICE oy merkezlerini yakından izliyor! Teşekkürler ICE! Basit bir tersten görsel arama, iki adamın ön seçimler sırasında Arizona’da çekilen bir fotoğrafa montajlandığını gösteriyor. Dediğim gibi, bu örnek, doğrulamanın yalan içerikle birlikte dolaşmasının gerekliliğini gösteriyor. Her kullanıcının benzer doğrulama kontrollerini yapmasını beklemek gerçekçi ya da etkili olamaz. Parodi içerik yalan içeriği tespit etmek için algoritmik kurallar oluşturmayı zorlaştırıyor. (Yine de bütün dünyadan satir sitelerini toplayan bir veritabanı oluşturmak gayet mümkün. Bu veritabanı The Onion’u* ciddiye alan kullanıcılar için bile yardımcı olabilir.) Chuck Todd Meet the Press’de Rudy Giuliani ile röportaj yaptığında, Todd Guiliani’ye ilk seçim münazarasından sonra attığı tweeti sordu. Bu münazarada @realDonaldTrump en iyi performansını gösteremedi ama iki tane daha var. -Rudolph Giuliani(@rudygiulianiGOP) 27 Eylül 2016 Giulaiani böyle bir tweet atmadığını belirtti ve tweetin aslında hesabın açıklama kısmında kendisini eski valinin parodi hesabı olarak tanıtan kullanıcıdan geldiğini ifade etti. *Zaytung benzeri satirik haberler yapan bir site." Post-truth neden bu kadar gündemde?,https://teyit.org/teyitpedia/post-truth-neden-bu-kadar-gundemde,"Son günlerin popüler kelimesi, post-truth . O kadar popüler ki, Oxford Sözlük 2016 yılının kelimesi olarak post-truth’u seçti . Ülkemizin iç karartan ve kısır gündeminde bu konu üzerine konuşmaya pek fırsat bulamıyoruz ama aslında bizi de doğrudan ilgilendiren bir husus. Peki post-truth ne demek, yeni bir kavram mı, neden şimdi gündeme oturdu, bizi neden ilgilendiriyor? Post-truth, ya da farklı kullanımıyla post-fact’in Oxford Sözlük’teki tanımı şu şekilde: ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’. Türkçe’deki karşılığı hususunda sürmekte olan bir tartışma mevcut . Önerilen kavramlar ‘gerçek-ötesi’, ‘gerçek-sonrası‘, ‘post-gerçek’, ‘post-hakikat’, ve ‘post-olgusal’. Bu yazıda, kendi tercihim olan post-gerçek kelimesini kullanacağım. Sözlük tanımının katılığının ötesinde kavramsal olarak gerçeğin, olguların, hakikatin artık geçerli olmaması durumu anlamına geliyor. Yani post-gerçek siyaset dediğimizde, gerçeklerin öneminin olmadığı bir siyasal alandan bahsetmiş oluyoruz. Peki bu post-gerçek kavramı yeni mi ortaya atıldı? Hayır, ilk kez şimdiki bağlamında 1992 yılında bir tiyatro oyununda geçen kelimenin bugünkü popülaritesine giden yola ilk adımını Ralph Keyes tarafından yazılan ve 2004’te basılan ‘The Post-Truth Era’ (Post-Gerçek Dönem) kitabıyla attı. 1992’den beri dolaşımda olan, 2004’te üzerine koca bir kitap yazılan post-gerçek nasıl oldu da 2016’da yılın kelimesi seçilecek kadar bilinirlik kazandığına gelecek olursak… Post-gerçek kavramına atıflar ilk olarak Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkmasına dair referandum sürecinde, yani Brexit tartışmaları sırasında yapıldı . Brexit savunucularının aslı astarı olmayan birçok argümanı en yetkin ağızlardan dolaşıma sokmaları ve işin kötüsü bu yalan iddiaların kitlelerce doğru kabul edilip seçim sonuçlarını etkilemesi AB üyeliğini savunanları çileden çıkarttı. İddialar arasında İngiliz sağlık sistemi NHS’e gidecek paraların AB’ye destek olarak aktarıldığı, yani sağlık sisteminden yeterince faydalanamayan İngilizlerin AB’yi suçlaması gerektiği vardı. İşin aslının iddia edilenin tam tersi olması sonucu değiştirmedi, bu yalan iddiaya milyonlarca insan inandı ve sonuçta referandum Brexit lehine sonuçlandı. Bir sonraki kırılma noktası ise ABD bakanlık seçimlerinde yaşandı. Kampanya boyunca özellikle Donald Trump aslı astarı olmayan iddialarla ortalığı kirletti, mesnetsiz argümanlara dayanan polemikler yarattı ve ana akım medya da ekranlarda reyting, İnternet’te ise trafik uğruna gündemi bunlarla doldurdu . Daha da kötüsü, özellikle Facebook ve Twitter’da Trump destekçileri arasında yalan haberler hızla yayıldı, uzun süre dolaşımda kaldı ve kamuoyunun adaylar ve politikalarıyla ilgili algısını manipüle etti. Her ne kadar bu yalan haberler Trump’ın seçilmesinde tek etken değilse de, seçim sonuçları üzerinde ciddi bir etkisi olduğu üzerinde genel bir kanaat oluşmuş gözüküyor. Sosyal medyanın, kamuoyunu manipüle etmesi hususunda vurgulanan birkaç temel nokta var: İlki özellikle Facebook’un algoritmaya dayanan içerik gösterme mekanizmasıyla ilgili. Facebook algoritması, kullanıcılarına ilgilerini çekebilecek, etkileşime girecekleri içerikleri sunacak şekilde tasarlanmış. Dolayısıyla, kullanıcılar ekseriyetle Facebook akışlarında kendi siyasi görüşlerine uygun içeriklerle karşılaşıyor, karşıt fikirlerden haberdar olmuyorlar. Algoritmanın filtrelediği içerikler tek yönlü olduğundan, bu yapıya filtre baloncuğu ( filter bubble ) deniyor. Benzer şekilde özellikle Twitter’da kullanıcıların hep kendileriyle aynı görüşte kullanıcılarla takipleştmeleri ve etkileşime girmeleri sonucunda yankı fanuslarının ( echo chamber ) oluştuğu söyleniyor. Post-gerçek meselesinde yeni medyanın büyük kurumları ağır eleştiriler alıyor . Facebook algoritmasının şeffaf olmaması , trend olan başlıkların denetlenmesi için editör kullanmaması, ve en önemlisi de yalan haberlerin dolaşıma girmesi ve orada uzun süre kalması nedeniyle eleştiriliyor. Twitter’a yöneltilen eleştiriler, propaganda amaçlı kullanılan bot hesaplar (Tweet atabilecek şekilde programlanmış algoritmalar) ve trolleri (propaganda amaçlı tweet atan, genellikle bu işi para karşılığı ve organize bir şekilde yapan kullanıcılar) engellememesi ile ilgili. Google’ın eleştirilmesinin sebebi de, yalan haberlerin arama sonuçlarında üst sıralarda çıkabilmesi ve uzun süre silinmeden orada kalması . Burada unutulmaması gereken husus, tek suçlunun yeni medya olmadığı; zira geleneksel medya da sistemin gözcülüğü görevini yerine getirememekle ağır şekilde itham ediliyor . Daha da kötüsü, sadece medya değil, sistemin dengede durmasını sağlayan köklü kurumların tamamında bir çöküş olduğu yönünde bir kanaat var. Bu vaziyet sadece ABD ve batıda vuku buluyor değil; Türkiye gibi basın özgürlüğünde son sıralarda yer alan ülkeler için durum çok daha vahim, zira bizde bu kurumlar hiçbir zaman güçlü olamamıştı. Tabii hemen enseyi karartmaya gerek yok; zira yapılabilecek çok şey var . Google ve Twitter hemen , Facebook ise biraz nazlandıktan sonra sorumluluklarını kabul etti ve taşın altına elini soktu. Bundan sonraki süreçte gazetecilere, doğrulama kurumlarına, medyaya, akademiye, yeni medya platformlarına, doğruyu savunma görevi olan tüm kurumlara büyük iş düşüyor." Vaka çalışması: Yanlış bilgi nasıl yayılıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/vaka-calismasi-yanlis-bilgi-nasil-yayiliyor,"Bu içerik ilk kez "" How Fake News Goes Viral: A Case Study "" başlığıyla The New York Times tarafından 11 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Austin’deki bir pazarlama şirketinin kurucusu olan 35 yaşındaki Eric Tucker’ın 40 Twitter takipçisi vardı. Fakat, Trump’ı protesto etmek için para alan protestocuların taşındığı otobüslerle ilgili tweeti, Donald Trump’ın da körüklediği, ulusal bir komplo teorisi haline geldi. Tucker’ın gönderisi Twitter’da en az 16 bin retweet alırken, Facebook’ta ise 350 binden fazla paylaşıldı. Fakat, Tucker olayı yanlış anlamıştı. Ortada protestocularla dolu otobüsler yoktu. Fakat bu bir şeyi değiştirmedi. Bazen sahte haberler, reklamlardan para kazanmaya çalışan Balkanlar’daki ergenler veya Amerika’daki girişimciler tarafından üretilirken, yanlış bilgi bazen de radikal bir çevrede, yanlış bilgilendirilmiş normal insanlar tarafından ortaya atılabiliyor. The New York Times, Tucker’ın sildiği tweeti inceledi. Hızın gerçeklerden daha önemli olduğu, insanların birbirine sürekli bağlı olduğu bir dünyada bu olay sade bir vatandaşın gözleminin yanlış olduğu kanıtlansa bile nasıl dayanak noktası olabileceğini gözler önüne seriyor. Tucker, yaşadığı şehirde Trump protestoları olduğu haberini okuduktan sonra Austin şehir merkezinde kalabalık bir otobüs konvoyu görünce bunun garipsemiş ve bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüp bu otobüslerin fotoğraflarını çekmiş. Twitter’da ’“ Austin’deki Trump karşıtı protestocular göründükleri kadar organik değillermiş. İşte geldikleri otobüsler. #sahteprotestolar #trump2016 #austin” ifadesiyle paylaşmış. Tucker bu bölgede konferans olup olmadığını Google’dan kontrol ettiğini ve bir şey bulamadığını ifade etti. (Aslında otobüsler Tableau Software adlı bir şirket tarafından 13 bin kişilik bir konferans için kiralanmış.) Tucker bir röportajda, kendisinin “küçük bir kitle tarafından izlenen sade bir vatandaş” olduğunu söyleyerek “Aklımın bir köşesinde başka bir açıklama olabileceğini düşündüm ama pek makul gelmedi.” dedi. Tucker ayrıca “Çok meşgul bir iş adamı” olduğunu ve paylaştığı her şeyi büyük kitlelere ulaşmayacağı sürece doğrulayacak zamanı olmadığını da belirtti. İlk önemli adım birkaç saat sonra atıldı. Tucker’ın tweeti “ SON DAKİKA: Otobüsleri buldular! Onlarcası Austin protestolarının birkaç blok ötesinde park edilmiş halde bulundu.” başlığıyla Trump’ın Reddit’teki ana topluluğunda paylaşıldı . Bu gönderi çok kısa zamanda protestolardan hayırsever milyarder ve topluluğun sık sık hedeflediği George Soros’u da sorumlu tutan 300 yorum aldı. Çılgınlık ertesi sabah başladı. Bir kullanıcı muhafazakar bir tartışma forumu olan Free Republic’de Tucker’ın gönderisiyle ilgili Reddit başlığının linkini vererek tartışmaya dikkat çekti ve online dünyaya konuyu daha fazla yaydı. Daha sonra, ismini “Duck Dynasty” yıldızlarından alan ama kendileriyle ilgisi olmayan Robertson Family Values ve Donald Trump Commander in Chief 2020 gibi Facebook sayfaları Free Republic’teki tartışmaya link verdiler. Bu gönderilerin her biri 5 binden fazla paylaşıldı ve 300 binden fazla Facebook kullanıcısı Free Republic başlığının linkini paylaştı. Otobüs şirketi Coach USA Kuzey Amerika’nın kurumsal ilişkiler müdürü Sean Hughes, iddiayı Facebook’ta gören bir arkadaşı kendisini aradığında ve konu ile ilgili birkaç e-posta aldıktan sonra söylentiden haberi olduğunu ifade ediyor. Fox televizyonundan bir muhabir o gün içerisinde Hughes ile iletişime geçti. Hughes, Coach USA otobüslerinin hiçbir şekilde Austin protestolarıyla alakası olmadığını söyledi. Fakat bu online sansasyonu durdurmaya yetmedi. Hughes başka bir röportaj sırasında Fox muhabirinin kendisine “Büyük ihtimalle çok daha sık aranacaksınız çünkü bu olay çok konuşuluyor.” dediğini ifade etti. Hughes “Ne olup bittiğiyle alakalı beni arayan ikinci gazetecisiniz. Blogçu falan kimse aramadı halbuki web sitemiz üzerinden kolayca ulaşılabilir durumdayız.” dedi ve devam etti: “Sadece insanların bu tarz bir şey yapmadan önce gerçeklere bakmalarını istiyorum çünkü bunlar birkaç telefonla ya da e-posta ile hallolacak şeyler.” Bu sırada, Tucker Twitter’da iddiasını destekleyecek kanıt olup olmadığı hakkındaki soruları cevaplıyordu. Bir gönderide “yolcu indirme bindirme görmediğini” fakat otobüslerin “doğru zamanda protestoların çok yakınında” olduğunu söyledi. Kanıt eksikliğine ilişkin bu itiraf hiçbir şeyi değiştirmedi. Öğle saatlerinde Tucker’ın ilk gönderisi 5 binden fazla retweetlendi ve beğenildi. Saat 6 sularında, muhafazakar blog Gateway Pundit, Tucker’ın görüntülerini “ Al işte. Trump karşıtı protestocular otobüslerle Austin’e taşındı #sahteprotestolar ” başlığı altında yayınladı. İçinde “Soros parası” da geçen yazı, sitedeki istatistiklere göre yazı Facebook’ta 44 binden fazla paylaşıldı. Diğer sitelerin de Tucker’ı tanık göstermesiyle, hikaye muhafazakar blogosferin en çok konuşulanlarından biri haline geldi. Sonra, saat 21:00 gibi Trump şu tweeti attı: Gayet açık ve başarılı bir seçim oldu. Şimdi de medya tarafından kışkırtılan profesyonel protestocular protesto ediyor. Hiç adil değil! Tucker tweetini silmeyi düşünmüş ama Trump’ın mesajı onu cesaretlendirmiş. Tucker bunu “Eğer o böyle bir şey söylemişse belki de attığım tweet doğrudur diye düşündüm.” şeklinde ifade ediyor. Tableau’nun basın sözcüsü, yerel televizyon kanalı KVUE’ye ve The Austin American-Statesman’a 11 Kasım’da verdiği demeçte otobüslerin şirketin konferansı için geldiğini ifade etti. The American-Statesman öğleden sonra bir makale yayınladı . Saat 14 civarında Tucker, bloguna link vererek attığı tweette, daha önceki otobüs iddiasının “tamamen yanlış” olduğunu yazdı ve seçimlerde oyunu Gary Johnson’a verdiğini söyledi. Söylentileri doğrulayan web sitesi Snopes da, otobüslerin protestolarla alakası olmadığını söyleyerek iddiayı yalanladı . Bunların hiçbirinin büyük bir etkisi olmadı. Tucker’ın ilk tweeti Free Republic, Right Wing News ve Joe the Plumber gibi sayfalar üzerinden Facebook’ta binlerce defa paylaşıldı. Gece yarısından sonra Tucker tweetini sildi ve üzerinde “yanlış” damgasıyla otobüs fotoğraflarını tekrar paylaştı. Bu da fazla dikkat çekmedi. Bir hafta sonra, bu tweet 29 retweet ve 27 beğeni aldı. Snopes’un makalesi sahte haberin aldığı paylaşım sayısına göre çok az (5 bin 800 kez) paylaşıldı. Attığı tweetin sonuçlarıyla karşılaşan ve şimdi 960 takipçisi olan Tucker ise özeleştiri yaptı. Tucker “Gelecekte büyük bir kitleyle karşılaştığım zaman, emin olun ki gerçekler konusunda dengeli olacağım ve neyin öznel fikir olup olmadığı üzerine daha açık olacağım,” dedi. “Eğer geçmişe dönebilseydim, belki yine böyle bir tweet atardım ama bunu çok farklı bir şekilde yapardım. Tabi bunu daha nesnel bir şekilde bunu ifade ederdim.”" "Araştırma: Robotlar, yalan haberle mücadeleye yardım edecek",https://teyit.org/teyitpedia/robotlar-yalan-haberle-mucadeleye-yardim-edecek,"* Bu içerik "" Yalan haberle mücadele çalışmaları "" başlığıyla Dünya Halleri tarafından 5 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Sosyal medya üzerinde paylaşılan haberlerin güvenilirliği her zaman bir soru işareti oldu. Ancak bu haberlere şüpheci yaklaşmayan kişilerin de sık sık bu haberler tarafından kandırıldığı bir gerçek. Özellikle geçtiğimiz ay gerçekleşen ABD başkanlık seçiminin ardından alevlenen bu tartışma konusunda Facebook bazı adımlar atacağını söylemişti . Ancak yalan haberleri tespit etmek için çalışan tek şirket Facebook değil. Yalan haber tartışmalarının ardından ortaya çıkan bazı tarayıcı eklentileri, güvenilir olmayan haber kaynaklarından paylaşılan haberleri etiketleyerek kullanıcıları uyarıyor. B.S. Detector adlı uygulama bu eklentilerden birisi. Facebook üzerinde paylaşılan haberleri kaynaklarına göre kategorize eden eklenti geçtiğimiz günlerde beklenmedik bir tepkiyle karşılaştı. Facebook bu eklentiyi indirmeyi sağlayan bsdetector.tech linkinin sitede paylaşılmasını yasakladı. Facebook’un kendisi yalan haberleri engellemek için somut bir eylemde bulunmuyorken bir de kullanışlı bir eklentiyi yasaklaması tepkiyle karşılandı. B.S. Detector’ın yaratıcısı Daniel Sieradski, “Sanırım bu işin ne kadar kolay yapılabildiğini göstererek Facebook’takileri utandırdım. Onlar da beni bu yüzden cezalandırıyorlar.” şeklinde konuştu. Ancak Facebook bir süre sonra eklentinin paylaşılmasını engelleyen uyarıyı ortadan kaldırdı. Şu anda eklenti Facebook üzerinden paylaşılabiliyor. Sosyal medya sitesinin Tech Crunch’a yaptığı açıklamada ‘.tech’ uzantılı sitelerden daha önce zararlı içerik paylaşıldığı için Facebook’un bu adresi de yanlışlıkla engellediği ancak durum fark edilince engelin kaldırıldığı ifade edildi . Tabii ki yalan haberlerle boğuşan tek site Facebook değil. Twitter da pek çok konuda, haber sitelerinden önce haberlerin paylaşıldığı bir ortam olarak adından söz ettiriyor. Sitenin bu özelliğini kullanmak isteyen ancak yalan haberleri ve trend olan kelimeleri gerçek haberlerden ayırt etmek isteyen Reuters, bu işlem için bir yapay zeka yazılımı geliştirdi. 2014 yılından beri üzerinde çalışılan News Tracer adlı yazılım, Twitter’da yayılmaya başlayan haberlerin gerçekliğini tespit etmek için 40 adet parametreyi inceliyor . Konuyu bir muhabir gözüyle inceleyen News Tracer, Reuters’ın bilgi ve tecrübesini dijital ortama aktarma konusunda oldukça başarılı. Yapay zeka destekli yazılımın özellikle kaza, protesto gösterisi ve bombalama gibi fiziksel etkisi olan olayları tespit etmede daha başarılı olduğu belirtiliyor." "Araştırma: Gerçekler, yalanlar ve beğeniler",https://teyit.org/teyitpedia/bir-haberin-gercek-olup-olmadigi-nasil-anlasilir,"Bu içerik ilk kez "" Truth, Lies and Likes: The Reader’s Role in the Battle Against Fake News "" başlığıyla Storyful tarafından 17 Kasım 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Geçtiğimiz haftalarda, habercilik camiası, yanlış haberlerin sıklığı ve bunun başkanlık seçimleri üzerindeki etkisi üzerine tartışmalara tanıklık etti. Inforwars ve The Blaze gibi büyük oyuncuların yanı sıra Occupy Democrats, WorldNetDaily, The Other 98% ve US Uncut gibi basmakalıp sayfalar sosyal medyada geniş kitlelere ulaştı çünkü bu sayfalar hedef kitlelerine en doğru şekilde nasıl hitap edeceklerini biliyorlardı. Bunun formülü çok basit ama zekice. Önce belli bir kitleyi üzecek ya da sevindirecek haberleri inanılmaz bir başlıkla paylaşarak başlıyorlar. Habere göz atan okur, harekete geçerek kendisi gibi düşünen arkadaşlarından oluşan ağında bu haberleri hemen paylaşıyor. Haber, bilginin nereden geldiğine ya da doğruluğuna bakılmaksızın bu ağda bir virüs gibi yayılıyor. Bu büyük ölçekte uygulanan klasik bir sosyal medya stratejisi. Buzzfeed’in araştırmasına göre maalesef bu tarz haberler, seçimler sırasında ana akım haber kaynaklarından daha çok etkileşim alarak yaygınlık kazandı. Birçok kişi sosyal ağları, özellikle Facebook’u, platformlarında sahte haber sitelerinin serpilmesine izin vermekle suçlayarak erkenci davrandı çünkü bu meseledeki asıl suçlular, yanlış haber yazan sitelerin yaratıcıları. Bunların başarılı olmasının sebebi sosyal ağ kullanıcıları arasındaki düşük medya okuryazarlığıdır. Geçtiğimiz günlerde, Google ve Facebook yalan haberlerin yayılmasını önlemeye yönelik planlarını açıkladılar. Bu iyi bir gelişme ama işin asıl kısmını kullanıcıların üstlenmesi lazım. Gary Waters/Ikon Images Storyful olarak profesyonel haber kaynaklarından çok, kullanıcılar tarafından oluşturulan içerik (haberler için işlenmemiş materyal) üzerinde yaptığımız çalışmalarla bilinsek de görgü tanıklarının içeriğini doğrulamakta kullandığımız prensipler, haber okuyan herkes tarafından kolayca kullanılabilir. Herhangi bir okuyucunun, markanın, araştırmacının ya da gazetecinin yapması gereken ilk şey sürekli olarak uyanık olmaktır. Okuduğunuz her habere ve hesaba mutlaka şüpheyle yaklaşın. Biz Storyful’da böyle yapıyoruz ve genellikle bu yöntem yalanı belirlemekte bize gerçekten yardımcı oluyor. Doğrudan alıntılanan kişi, bir uzman ya da alanında kanıtlanabilir deneyimi olan, duruma yeterince hakim ya da bildiğini iddia ettiği şeyi gerçekten bilen biri mi? Ya da okuduğunuz makalenin alıntıladığı kişi şüpheli referanslara sahip bir “uzman” ya da konuşulan meseleyle açık bir bağı olmayan birisi mi? Haber, bir işletmenin ya da devletin raporuna mı referans veriyor yoksa başka bir sitedeki başka bir makaleye mi? Eğer bu haber tamamen diğer haber üzerinden yazılmışsa, kaynağa tıklayın ve okuyun (eğer link verilmemişse, iddia edilen kaynağı Google’da aratın). Orijinal rapora ya da kaynağa ulaşana kadar aynı yöntemi kullanan bütün haberlerde linkleri takip etmeye devam edin. Orijinal kaynağı bulamadığınız bir çembere düşebilirsiniz: En şaibeli sitelerin benzer sitelere referans veren benzer sitelere atıf yaptığını fark edebilirsiniz. Ben buna “küme başlangıcı” diyorum. Ya da daha kötüsü, orijinal kaynağı ararken çıkmaz sokağa düşebilirsiniz.. Bu büyük bir tehlike sinyali olmalıdır. Eğer bütün önemli bilgiler havadan ya da yazarın kendi fikirlerinden gelmişse, o yazarı araştırın. Bildiğini iddia ettiği şeyi nereden biliyor olabilir? Belki de bu kişi o alanda uzman, ama belki de komplo teorisi delisi ya da, ailesinin bodrumunda yaşayan eksik bilgilendirilmiş bir ergen ya da sahte kimlik kullanan birisi. Gazeteciler için standart olan bu uygulamayı artık okuyucular da yapmalı. Eğer başka birisi aynı haberi yapmıyorsa, büyük ihtimalle o haber gerçek değildir. Bazen söz konusu sitenin çapı geniştir ve eğer böyleyse harika! Haberi ilk öğrenenler arasındasınız (her ne kadar bu kısa süreli bir ayrıcalık olsa da). Fakat, bir diğer ihtimal de bu haberi başka haber sitelerinde bulamamanızın sebebinin haberin uydurma olmasıdır. Ve bu uyarılar bütün medya türleri için geçerlidir, sadece ismi garip olan siteler için değil. Gazetelerin, televizyon kanallarının ve online haber markalarının çoğu iyi iş çıkarıyorlar ama bazen de fena çuvallıyorlar . Her zaman tetikte olun. Son olarak, yalan haberlerle ve filtre baloncuğunuzdaki ön yargıyla mücadele etmenin en iyi yollarından bir tanesi de haber okurken, özellikle gerçek olamayacak kadar korkunç ya da harika bir haberi, farklı kaynaklardan da okuduğunuza emin olun. Medyayı bu şekilde tüketmek sadece bir haber kaynağının ön yargılarını tespit etmek için değil aynı zamanda kendinize daha eksiksiz bir içerik sağlamak için de yararlıdır. Farklı gazeteciler farklı kaynaklarla konuşabilir ve böylece farklı kaynaklardan daha eksiksiz haberler okuyabilirsiniz. Haberlerin kolayca üretildiği ama bunu doğru bir şekilde yapmanın zor olduğu bu çağda, haber kaynaklarımızdan ve okuyucular olarak kendimizden daha iyisini beklemeliyiz." "Araştırma: Facebook, yanıltıcı dil kullanan linkleri tespit etmek için harekete geçti",https://teyit.org/teyitpedia/facebook-yaniltici-dil-kullanan-linkleri-tespit-etmek-icin-harekete-gecti,"Bu içerik ilk kez "" Facebook begins asking users to rate articles’ use of ‘misleading language "" başlığıyla TechCrunch tarafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Facebook’ta gönderilerin altında gözüken ve kullanıcılara “yanıltıcı dil” kullanımı hakkında soru soran anket, Facebook’un yalan haber yayılımını engellemek için sorumluluk alma isteğinin son emaresi olarak ortaya çıktı. Philadelphia’daki Billy Penn gazetesinden Chirs Krewson tarafından fark edilen anket bir Facebook’ta paylaşılan bir linkin altında gözüküyor. Gönderinin hemen altında yer alan anket “Linkteki makalenin ne derecede yanıltıcı bir dil kullandığını düşünüyorsunuz?” sorusunu yöneltiyor. Kullanıcılara bu anketi doldurmadan geçebilme imkanı sağlayan Facebook, anketteki cevapları “Hiç de değil”den “Tamamen” arasında sıralamış. TechCrunch’a konuşan Facebook, bunun resmi bir çaba olduğunu doğruladı ama sistemin nasıl çalıştığına, verinin nasıl toplandığına ve depolandığına yönelik soruları cevapsız bıraktı. Platform, haber akşının genel kalitesini test etmek için buna benzer anketler kullanıyor. Facebook daha önce de tık tuzağı içerik ve yalan haberler için kural belirlemeye yönelik başka ölçekler kullanmıştı. Bu örnek bu iki uygulamanın birlikte ilk doğrudan kullanımı gibi gözüküyor. Facebook’un sahte haberleri, yanıltıcı ve tık tuzağı gönderileri idare etme şekli bir süredir yoğun eleştiri altında. CEO Mark Zuckerberg konu hakkında bizzat kendisi bir gönderi yayınlamıştı ama müdafi ve küçümseyici duruşu sadece meselenin kararmasını ve eleştirilerin alevlenmesini sağladı. Bir hafta sonra yayınlanan başka bir gönderi ise daha yapıcıydı ama her ne kadar ABD başkanı bile bir şeylerin değişmesi gerektiğini kabul etse de kimse ne yapılması gerektiğini bilmiyor." Yanlış haberlerin kaldırılması için 'şikayet et' butonu nasıl kullanılır?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-haberlerin-kaldirilmasi-icin-sikayet-et-butonu-nasil-kullanilir,"ABD’deki başkanlık seçimlerinin ardından özellikle Facebook’un yalan haberlerin yayılmasına aracı olduğu iddiası üzerine başlayan tartışmalar yeni çözüm arayışlarını da beraberinde getirdi. Peki sosyal medya kullanıcılarının yalan haberlerin yayılmasının önüne geçmek için yapabileceği bir şey yok mu? Şu an yalnızca Facebook şikayet butonları arasına “doğru olmayan haber” seçeneğini almış durumda. Yine de şikayet butonlarındaki diğer şıklar arasından uygun olanı seçerek, ilgili içeriği sosyal medya platformuna bildirebilirsiniz. Kullandığınız sosyal medya araçlarında yanlış olduğunu düşündüğünüz haberleri şikayet edebilirsiniz. İnternetten yalan haberlerin kaldırılması için izleyeceğiniz yöntemleri aşağıda derledik. Karşınıza çıkan iddiayı paylaşmadan önce kendinize sormanız gereken sorular; Facebook’ta yalan haber yayan pek çok sayfa bulunuyor. Yanlış bir haber gördüğünüzde paylaşımın sağ üstünde bulunan işarete tıklayarak “Gönderiyi şikayet et” sekmesini kullanabilirsiniz. Sonrasında izleyeceğiniz adımlar şöyle; Facebook yalan haber seçeneğini koyan tek sosyal medya platformu olsa dagörsel haline getirilerek yayılan yalan haberleri tespit edilebilmesi konusunda yetersiz kalıyor. Twitter’da da yalan haber için oluşturulmuş özel bir ihbar seçeneği bulunmuyor. Ancak yine de kaldırılmasını istediğiniz bir tweeti, altında bulunan üç noktaya tıklayarak şikayet edebilirsiniz. İzlenecek yöntem şu şekilde; Instagram kullanıcıları için de yanlış bilgileri ihbar edebilme seçeneği bulunmuyor. Ancak yine de şikayet kısmına girerek içeriğin kaldırılması için iki seçenekten birini seçebilirsiniz. Tercihler arasında yalan haber şıkkı olmadığı için “Bu fotoğraf Instagram’da olmamalı” seçeneğini seçerek içeriği şikayet edebilirsiniz. Sosyal medya platformlarının çoğunda yalan haberlerin yakalanması ve kullanıcılar tarafından tespit edilebilmesi için gerekli olanaklar bulunmuyor. Şüpheli haberi doğrulamak için uyguladığınız yöntemler yeterli olmadıysa veya şikayet etmenize rağmen yanlış haber hala yayılıyorsa, ilgili içeriği teyit.org’a yönlendirerek doğrulanmasını isteyebilirsiniz ." Avrupa'da fact-checking: doğrulama demokrasinin yeni bekçisi mi?,https://teyit.org/teyitpedia/avrupada-fact-checking-dogrulama-demokrasinin-yeni-bekcisi-mi,"Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başkanlık koltuğuna oturmaya hazırlandığı şu sıralar, başta Amerikan medyası olmak üzere, yeni nesil habercilik hakkında düşünen medya kuruluşları ve gazeteciler, yanlış bilginin nasıl yayıldığı ve seçimler üzerindeki olası etkisi konusunda topyekün bir tartışmaya girmiş durumda . Tartışmanın odağında, Trump’ın başkanlığı kazanmasındaki en önemli etkenlerden birinin sosyal ağlarda yayılan yanlış bilgiler olduğu ve bu bilgileri kendileriyle aynı şeyi düşünen insanlarla paylaşan yurttaşların partizanca tutum sergilediği iddiası yer alıyor. Partizanlığın ise gerçeklerin geri planda kalmasına neden olduğunu öne süren tartışma, her geçen gün farklı bir boyut kazanıyor. Bazı gazeteciler suçu Facebook, Google gibi dev yapıların geliştirdiği algoritmalara atarken, bazı yazarlar ise yanlış haber probleminin sosyal medyayla var olmadığını, geleneksel medyanın da bu suçta payı olduğunu belirtiyor. Kimileriyse Facebook ya da Google’ın doğrulama yapmaya soyunmasının sakıncalı olabileceğini ifade ediyor. Facebook ve Google’ın, yanlış haber yayan partizan sayfalara karşı önlem almak için harekete geçmiş olmasına rağmen bugün dahi eleştirilerden kurtulamadığını söylemek mümkün. Bu eleştirilerin dayandığı en temel nokta ise özellikle Facebook’un kullanıcılara yalnızca kendileriyle aynı şeyi düşünen insanların paylaşımlarını gösteriyor olması. Yankı fanusu ismi verilen bu zaman tünellerinde yanlış bilginin çok daha hızlı yayılması ve çok daha fazla kişiyi etkilemesi tartışmanın alevlendiği nokta. Suçun yalnızca algoritmalara ya da sosyal ağların davranışlarına atılamayacağını öne süren yaklaşım ise, medyaya olan güvenin gittikçe düştüğüne dikkat çekerek, gazeteciler ve medya kuruluşları bu güveni tekrar sağlamak için harekete geçmedikçe, yanlış bilgi yayılımının önüne geçmenin imkansız olduğu görüşünde. Yeni olmayan ve birkaç yıldır belli aralıklarla tartışılan yanlış bilginin seçimleri ve politikayı nasıl etkilediği sorusunun tekrar gündeme gelmesi doğrulama platformları ve fact-checking (gerçeklik kontrolü veya doğruluk kontrolü) yapan organizasyonların önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Tam da bu tartışmaların üzerine, Reuters Institute tarafından yayınlanan “Digital News Report 2016: The Rise of Fact-Checking Sites in Europe” başlıklı rapor, Avrupa’daki fact-checking organizasyonlarının nasıl yapılandığı, hangi metodolojiyi izlediği, ekonomik sürdürülebilirliği nasıl sağladığı ve nasıl geliştikleri üzerinde duruyor. Rapora göre şu an aktif olarak faaliyet gösteren 113 fact-checking organizasyonunun %90’ı 2010 sonrasında kuruldu. 50 organizasyon ise sadece iki yıl içerisinde ortaya çıktı. Rapor için görüşülen Avrupalı fact-checking organizasyonlarının işleyişi ile ilgili iki ana model var. İlki bir medya kuruluşunun altında faaliyet gösteren, medya kuruluşu tarafından finanse edilen ve doğrudan medya partnerliği olanlar. İkincisi ise, daha çok Avrupa’nın doğusunda yaygın olarak gözüken kar amacı gütmeyen model. Bu modelde ise organizasyonlar kar amacı gütmeyen bir yapı üzerinden faaliyetlerini sürdürüyor. Rapora göre fact-checking organizasyonlarının %64’ü yerine getirdikleri işlevi gazetecilik olarak tanımlıyor. Bunun yanı sıra aktivist olduğunu söyleyen, politika uzmanı, akademisyen ya da teknolojist olduğunu ifade edenler de var. Organizasyonların neredeyse tümünde görülen ortak hedef ise kamuoyunu doğru bilgilendirmek ve sağlıklı bir tartışma zemini oluşturabilmek. Politikacıların sorgulanabilir olduğunu göstermek ve yanlış bilginin yayılmasını önleyerek krizin büyümesini engellemek de peşi sıra gelen hedefler arasında. Yalnızca iki yılda 50 fact-checking organizasyonunun ortaya çıkması tesadüf değil. Son zamanlarda konuşulmaya başlanan post-truth (gerçeklik sonrası) kavramı, yalanın ve yanlış bilginin önemsenmediği, yanlış beyanlarda bulunmanın yadırganacak ya da siyaseti önemli düzeyde etkileyecek bir faktör olmadığına dair bir algı kırılmasının yaşandığı bir dönemi işaret ediyor. Gerçeklik sonrası dönemin en belirgin işaretlerini kutuplaşmada ve partizanlıkta görmek mümkün. Doğru olmayan bilgilerle partizanlaşan kitlelerin kutuplaşmadaki saflarını sağlamlaştırdığını ve politikacıların da bu gidişatı hem beslediğini, hem de bu durumdan yararlandığını söylemek mümkün. Raporda en çok dikkat çeken detay, fact-checking kuruluşlarına, yaptıkları doğrulamalar sonrası siyasetçilerin hatalarını kabul edip etmediğine ilişkin soruya gelen cevaplar. Bugüne dek demeci yanlışlanan hiçbir siyasetçinin hatasını kabul edip, düzeltme yaptığına tanık olunmamış. Bununla birlikte organizasyonlar, siyasetçilerin kendilerini takip ettiklerini ifade ediyorlar. Ancak bu takip, yalnızca karşı politik görüşten bir siyasetçinin yanlışlanan demecini paylaşmak ve kutuplaşmadaki yerini güçlendirmek için kullanılıyor. Çoğu kuruluş, haberlerini kopyalayan websitelerinin partizanca tavırlarından etkilenmekten korkuyor veya bir medya organizasyonuyla işbirliği yapmanın belli bir tarafa aitmiş gibi gözükmelerine neden olacağını düşünüyor. Gerçeklik-sonrasını yaşadığımız, yalanın ayıplanmadığı, yalan söyleyenin foyası ortaya çıktığında yüzünün kızarmadığı böyle bir dönemde, fact-checking ve doğrulama yapan kuruluşlara olan ihtiyacın her halükarda artacağı düşüncesindeyim. Türkiye’de Doğruluk Payı, Malumatfuruş, Yalansavar ve teyit.org gibi yapıların verdikleri mücadelenin de kısa vadede sonuç alınabilecek birşey olmadığını düşünüyorum. Doğru bilginin önemli olduğu inancını ve gerçeklere her zaman herkesin bir gün ihtiyacı olacağı bilincini kazandırabilmek için önümüzde çok uzun bir yol var." Araştırma: Dünyadan örneklerle hızla küreselleşen sahte haber sorunu,https://teyit.org/teyitpedia/dunyadan-ornekler-hizla-kuresellesen-yalan-haber-sorunu,"* Bu içerik ilk kez  "" Fake news: an insidious trend that's fast becoming a global problem "" başlığıyla The Guardian tarafından 2 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. ABD’deki başkanlık seçimlerinden sonra çevrimiçi mecralarda yayılan yanlış haberlere ilişkin tartışma, tüm gündemi etkisi altına aldı. The Guardian muhabirleri dünya çapında yalan haberlerin politikayı nasıl etkilediğini araştırdı. Almanya ’nın ana akım siyasetçileri, yalan haberlerin gelecek sonbahardaki seçimleri etkileyeceği konusunda giderek artan bir endişeye sahip. Yalan haber siteleriyle, hack saldırılarıyla ve yanlış bilgiyle yapılan Rus müdahalesi, ABD’deki başkanlık seçimlerinin ardından demokrasiye ciddi bir tehdit olarak gözüküyor. Merkel’in Doğu Almanya gizli polisi Stasi’nin bir üyesi olduğu veya Adolf Hitler’in kızı olduğuna dair söylentilere bakılınca, Almanlar’ın yanlış bilgiden kolay etkilendiği anlaşılabilir. Bunun, Almanya’daki en bariz örneği, bu yılın başında 13 yaşında ve Rus kökenli olan Lisa F. adındaki bir kızın Berlin’de orta doğulu bir mülteci tarafından tecavüze uğradığı hakkındaki bir haberdi. Rusya ve Almanya basınında kapsamlı bir şekilde ele alınan haber, kızın okula giderken kaçırıldığını ve toplu tecavüze uğradığını iddia ediyordu. Berlin Emniyet Müdürü’nün hızlıca hareket ederek işaret ettiği gibi, haberin uydurma olduğu ortaya çıktı. Berlin savcılığına göre söz konusu kız 30 saat boyunca tanıdığı kişilerle birlikteydi ve tıbbi incelemeye göre tecavüze uğramamıştı. Fakat haber sosyal medyada ve Rus haber sitelerinde yayılınca yüzlerce kişi, aşırı sağ ve İslam karşıtı gruplarla sokağa çıkıp “saldırıyı” protesto etti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Merkel Hükümeti’ni davayı karartmakla suçlayacak kadar ileri gitti. Bu da Berlin’de Kremlin’in bilerek olay çıkarmaya çalıştığı yönündeki şüpheleri güçlendirdi. Haberin ilk defa, Merkel’in mülteci politikasını baltalamak isteyen Rus unsurları tarafından yayıldığına dair şüpheler var. Merkel, Ukrayna konusundaki sert duruşu nedeniyle Rusya’nın önünde kilit önemdeki bir düşman olarak görülüyor. Nihai hedef, dördüncü dönem için aday olacağını açıkladığı zaman Merkel’in yurt içindeki dengesini bozmak olabilir. Markus Schreiber / AP Almanya istihbarat teşkilatı BfV’nin başkanı Hans-Georg Maaßen , Der Spiegel’e verdiği bir röportajda, Rusya'yı KGB tarzı dezenformasyon teknikleri kullanmakla itham etti. Bu konu hakkında geçtiğimiz haftalarda Bundestag’a konuşan Merkel “Bugün, yalan siteler, botlar, troller, kendisini ve fikirlerini yenileyen bazı algoritmalarla karşı karşıyayız. Bunlarla baş etmeyi öğrenmemiz lazım.” dedi. Yalan haberler komşu Avusturya’ya da sıçradı ve geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimlerde iki adaya da çamur atmak için kullanıldı. En korkunç saldırı ise Yeşiller tarafından desteklenen bağımsız aday Alexander van der Bellen ’e karşı yapılandı. Van der Bellen’in rakipleri kendisinin bunadığı ve son derece hasta olduğu iddiasını yaymaya çalıştılar. Fransa ’da faşosfer denilen, alternatif aşırı sağ sitelerin, blogların ve sosyal medya operasyonlarının okuyucu kitlesi geçtiğimiz on yılda hızlı bir artış gösterdi. Göçmen karşıtı, nativist ve aşırı milliyetçi fikirleri savunan bu siteler bir partiye bağlı olmak yerine bağımsız bir şekilde yönetiliyorlar. Ama hem aşırı sağın hem de aşırı solun geleneksel medyaya olan güvensizliğine oynuyorlar. Le Monde’ün fact-checking kısmı olan Les decodeurs ’ün başı Samuel Laurent “Fransa'da, Amerika’da görüldüğü gibi reklamlar üzerinden para kazanan tamamen uydurulmuş haberler yok” diyor ancak özellikle seçim zamanlarında Fransa’da manipülasyon ve çarpıtmanın görüldüğünü söylüyor. Örneklerden biri, Fransız sağının başkanlık için adayını belirlediği ön seçimler sırasında faşosferin ortaya attığı, merkez sağ aday Alain Juppé ’nin Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olduğu iddiası . İtham, 2014’teki yerel seçimler sırasında aşırı sağ bir sitede yer alan Juppe’nin belediye başkanı olduğu dönemde Bordeaux’da “Cami-Katedral” yapmak istemesi iddialarına kadar gidiyor. Haber, ön seçimler sırasında Juppe’yi Müslüman Kardeşler’le bağlantılı “Ali Juppe” olarak betimleyecek kadar büyüdü ve abartıldı. Juppe kendisine karşı “iğrenç bir kampanya” yürütüldüğünü söyledi. Laurent “Fransa’da gelecek bahar yapılacak başkanlık seçimlerinin bu tarz şeylerle dolu olacağını sanıyorum.” diyor. Ocak ayında seçim kampanyalarının başlamasıyla birlikte, Le Monde’ün Les decodeurs’ü, kendilerini haber sitesi olarak tanıtan ancak şüpheli bilgiler barındıran sitelerin listelendiği bir veritabanı yayınlayacak. Paris’teki terör saldırıları da, geçen kasım ayında Bataclan’daki rock konserinde 90 kişiyi öldüren silahlı adamın, kurbanlarını parçaladığına dair iddialar da dahil olmak üzere, komplo teorilerinin ve çarpıtmaların hedefiydi. Bu haberler saldırıları inceleyen bir meclis araştırma raporuna dayandırılmış ancak yetkililerin parçalama iddialarını yalanladığından bahsedilmemiş. Kürtaj hakkında yalan haber yapan web siteleri üzerine de bir tartışma var. Kendini resmi, tarafsız olarak tanıtan ve ücretsiz telefonu hattı sağlayan bu siteler, hükümete göre, kürtaj karşıtı propaganda yapıyor ve kadınlara hamileliklerini sona erdirmemeleri için baskı yapıyor. Fransız Ulusal Meclisi yakın zaman önce bu tarz siteleri yasaklamaya yönelik planları onayladı. Patrick Kovarik / AFP / Getty Images Kadın Bakanı Laurence Rossignol, perşembe günü parlamentoya konuşurken Fransa’daki kürtaj karşıtı grupların “tarafsız ve objektif” gözükmeye çalışmasına rağmen resmi devlet sitelerini taklit eden “bilerek kadınları kandırmaya yönelik” siteler açtıklarını söyledi. Bu yardım hatlarının genellikle “kadınları suçlu hissettirip onları kürtaj yaptırmaktan vazgeçirmeye çalışan ve eğitimi olmayan kürtaj karşıtı aktivistler” tarafından yönetildiğini söyledi. Burmalı bir arkadaş durumu şu şekilde ifade ediyor: eskiden insanlar haber almak için kıraathaneye giderdi. Şimdi, Facebook ’a giriyor. Birbirini izleyen cunta yönetimlerinin uyguladığı izolasyon altında yıllarca yaşadıktan sonra, Myanmarlı 51 milyon insan 2014’teki telekom reformlarının ardından hızlıca online olmaya başladı. Online dünyaya, çevirmeli erişimi ve masaüstü bilgisayarları atlayarak doğrudan cep telefonlarıyla ve sosyal medyayla giriş yaptılar. Birçoğu için Facebook internetle eş anlamlı. İlk defa duyulmak isteyen milyonlarca insanla birlikte Myanmar interneti, bazen dinamik ve bazen tehlikeli bir yer. Haber akışları #sonsuzakadaryalnız durum güncellemeriyle, sadık bir şekilde Facebook’a öncelik veren medya kurumlarından gelen güncellemelerle ve yalan içerikle dolu. Bu içeriğin çoğu genellikle dini nefretle ilgili. Budist çoğunluk ve Müslüman azınlık arasında tansiyonun yükselmesiyle birlikte, birçok insan İslam ve takipçileri hakkında yazılan ve genellikle milliyetçi hesaplar tarafından yayılan zehir zemberek saçmalıklara inanmaya hazır. Çok takipçili milliyetçi bir hesap, ismi bilinmeyen bir Rohingya Müslümanı militanının görüntüleriyle, müslüman bir gazetecinin fotoğrafını yan yana koyduğu bir fotoğrafı paylaştığında, müslüman gazeteci bu milliyetçi hesaplardan bazılarının hedefi haline geldi. Gönderi, bu gazetecinin sınır polisine yapılan saldırıya karıştığını iddia ediyor ve hemen tutuklanması istiyordu. Hiçbir şey olmadı. Gönderi silindi ama zaten 3.000 kişi tarafından paylaşılmıştı. Fakat bu olay Myanmar gibi bir ülkede yalan haberin korkutucu yüzünü gözler önüne serdi. İtalya ’da propagandanın yayılması, hükümet için öyle bir sorun haline geldi ki Başbakan Matteo Renzi ’nin danışmanları gizemli bir Twitter hesabına hakaret davası açtı. Davanın ardından, sürekli olarak Renzi hükümetini hedef alan ve “ Beatrice di Maio ” ismiyle tweet atan hesap kayboldu. Bir örnekte, bu Twitter hesabı Reform Bakanı Elena Boschi ’nin telefonla konuşurken çekilen bir fotoğrafını paylaştı. Tweet, bakanın Tuscan bankası Banca Etruria ’da üst düzey yönetici olan babasıyla hükümet sırlarını paylaştığını iddia ediyordu. Banka, 2015 yılında İtalyan hükümeti tarafından kurtarılmıştı ama Boschi’nin babasına yardım ettiğine ya da başka bir usulsüzlük yaptığına dair herhangi bir kanıt yok. Gregorio Borgia / AP 4 Aralık referandumu öncesinde Renzi’ye karşı saldırılar giderek arttı. Bazı durumlarda, Rusya devlet televizyonu RT Today İtalya hakkındaki haberleri başbakanın aleyhine taraflı ypaıyordu. İtalyan gazetesi La Stampa tarafından dikkat çekildiği gibi, bir Rus haber sitesi, Renzi’ye destek mitingindeki göstericileri aslında Renzi’nin karşıtlarıymış gibi gösterdi. Haber daha sonra kaldırıldı. Pacific Pres / Rex / Shutterstock Renzi’nin Demokratik Parti’sinin üyeleri, siyasetçilere “çamur atan” web sitelerinin, geleneksel siyasi reklamlardan tiksinen, düzen karşıtı Beş Yıldız Hareketi’nden kaynaklandığını ve hareketin hükümetin faaliyetleri hakkında yalan haber yaydıklarını iddia ediyor. Çin , yalan haberlerin ABD’deki başkanlık seçimlerini etkilediğine dair haberler ortaya çıktıkça, seçimler söz konusu olunca ifade özgürlüğünün bozuk olduğunu ilan ederek kendi “internet tönetimi” sistemini övdü. Komünist Parti sözcüsü People’s Daily ile bağlantılı Global Times’daki başyazısında Çin’in internet yönetim sistemini güçlendireceğini yazdı. Gazete yazıya “Batı’nın demokratik sisteminin internet yüzünden ortaya çıkan sorunlara ve çatışmalara çözüm bulamadığı anlaşılıyor” ifadesini ekledi. Seçimler sırasında Facebook’ta yayılan yalan haberler Çin’e bile sıçradı. Breitbart gibi Trump destekçisi sitelerde paylaşılan makaleler Çince’ye doğrudan çevrilerek ülkedeki popüler sosyal medya platformlarında paylaşıldı. Yalan haberler ve hilebaz gazeteciler Çin için yıllardır bir sorun. Kendilerini gazeteci olarak tanıtan bazı kişiler para koparmak için şirketleri haklarında olumsuz haber yapmakla tehdit ediyor. İyi bilinen bir davada, bir gazetecinin, inşaat ekipmanı üreten bir firma hakkında olumsuz haberler yazarak şirketin hisse fiyatlarını düşürmek için kendisine 70 bin dolardan fazla para ödendiği ortaya çıktı. Fakat yetkililer bu olayı daha fazla içeriği sansürlemek için bir gerekçe olarak kullandı. 2013 yılında hükümet, Twitter benzeri bir site olan Sina Weibo ’ya Komünist Parti’yi eleştiren etkili kullanıcıların hedeflendiği “söylenti tellallığı” operasyonu yaptı. Yakın zamanda, Çinli yetkililer, Shangai’daki gayrimenkul fiyatlarını etkileyen ‘söylentilerin’, sosyal uyuma zarar verdiğini düşündükleri ‘yalan haberlerin’ ve kent ile köy yaşamı arasındaki uyumsuzluğu artırdığı iddia edilen ‘hikayelerin’ üstüne gitmeye başladı. Bu yılın başında Çin, siber alem yönetimi, sosyal medyadan seçilip alınan haberlere sınırlama getirdi. Bundan böyle Çin’de “Söylentiler üzerinden haber yazmak ve varsayımlara ve hayal gücüne dayanarak gerçekleri saptırmak yasak.” Ayrıca yasaya göre haber kurumları sosyal medyada paylaşılan gönderileri izin almadan haberlerinde kullanamayacak. Yönetimdeki üst düzey bir yetkili, internet kullanıcılarının gerçek kimliklerinin bir veri tabanında ödüllendirme ve cezalandırma amacıyla tutulması gerektiğini öne sürmüştü. Çin’in internet üzerindeki kontrolü geniş ve Facebook, Google, Twitter, YouTube gibi yabancı sitelerin birçoğu Büyük Güvenlik Duvarı (the Great Firewall) tarafından engelleniyor. Ülkenin geniş sansür sistemi, Çin liderliğinin attığı yanlış adımlardan, yolsuzluk davalarına kadar birçok konuda yayın yasağı sağlıyor. Örneğin, yakın zamandaki bir emir, ABD’deki başkanlık seçimlerini canlı yayınlamayı yasakladı. Brezilya’nın yalan haberlerle başı dertte ve bu durumun önemi, solcu başkan Dilma Rousseff ’in 2014’te seçilmesinin ardından geçtiğimiz Ağustos ayında tartışmalı bir şekilde görevden alınması sonrası kutuplaşan siyasi atmosferde daha da arttı. Nisan 2016 BBC Brezilya raporuna göre, Rousseff ve destekçileri, siyasi darbe yaklaşırken, Facebook’ta her beş haberden üçünün yanlış olduğunu ifade etti. Ueslei Marcelino / Reuters Pensa Brasil (Düşün Brezilya) tarafından paylaşılan bir yalan habere göre federal polis, Rousseff’in neden 90,150’lik hissesiyle borsada üçüncü olan et şirketi Friboi ’ya 9 milyar dolar verdiği iddialarını soruşturuyordu. Geçen yıl, Brezilyalı gazeteci Tai Nalon Brezilya’nın önde gelen gazetelerinden biri olan Folha de S Paluo ’daki işini bırakıp, Brezilya’nın ilk doğrulama sitesi Aos Fatos ’da (Doğruya doğru) çalışmaya başladı. Nalon bir e-posta röportajında ""Yanlış bir sürü haberi var"" dedi ve ekledi ""ancak sorunun ABD'de yaşananlarla benzer olduğunu konusunda çekimserim."" Bunun yerine, büyük haber yayınlarındaki haberleri yeniden yorumlayan ve çarpıtan siyasi sayfalar bulunduğunu ve paylaştıklarının çoğunun salt yalandansa daha çok taraflı görüş olduğunu ifade etti. Ancak Brezilya'nın garip internetinde birçok yalan haber dolaşıyor. Petrobras skandalıyla ilgili olarak Car Wash Operasyonu adlı iki yıllık soruşturma, Rousseff'in görevden alınmasının ana sebebi oldu. Resmi olarak suçlanmasa da, partilileri, Rousseff’i rüşvet almakla suçladı ve skandal devasa sokak gösterilerine sebep oldu. BuzzFeed Brezilya tarafından yayınlanan bir haber, yalan haberlerin nasıl gerçek olanlardan daha fazla yaygınlaştığını ortaya koydu. BuzzFeed, Facebook verilerinden yola çıkarak bu yıl, Car Wash hakkındaki en popüler 10 sahte haberin 3.9 milyon kez paylaştığını açıkladı. En popüler 10 gerçek haberin ise 2.7 milyon kez paylaşıldığını gösterdi. Yalan haberler Avustralya için herhangi bir ölçekte sorunmuş gibi durmuyor. Az miktarda kilit oyuncuya ve 21 milyonun biraz üzerindeki bir nüfusa hitap eden medya piyasası yeterince bölünmüş durumda değil. Fakat Avustralya Facebook’ta yalanın dolaşmasına karşı bağışıklı değil. Nüfusun yarısından fazlası ( Temmuz sonunda 13.3 milyon ) internete bağlı ve bu sayının da yarısının Facebook’ta aktif olduğu düşünülüyor. Avustralya’da bazı meselelerin diğerlerine göre daha fazla paratoner gibi davrandığını görüyoruz. Helal sertifikalandırma endüstrisi ve terörizm arasındaki bağ, herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, o kadar ısrarcıydı bir şekilde yayıldı ki geçen sene soruşturma açıldı. Helal sertifikasyon ile ilgili endişeler (içlerinde taşıdığı İslamofobiyi gizleyemese de) soruşturmada herhangi bir bağlantı bulunamasa da Facebook’ta yayılmaya devam etti. Boycott Halal in Australia (Avustralya’da Helali Boykot Et) grubunun Facebook’ta 100 bine yakın takipçisi var. Grup Kasım 2014’te satirik bir haberin doğru olduğunu sanıp paylaştı . Gönderi daha sonra silindi ama kendilerini “Avustrulya’nın önde gelen İslam eleştirisi hareketi” olarak nitelendiren Q Society gibi, bu sayfa da gerçeklere dayanmayan düşünceler için bir sığınak. İslama karşı dobra konuşan aşırı sağcı politikacı Pauline Hanson birçok uzmanı şaşırtan bir destek oranıyla federal seçimlerle tekrar senatoya seçildi. Hanson’ın Tek Millet Parti’si 76 kişilik senatoda 4 koltuk kapmayı başardı ve önümüzdeki Queensland eyalet seçimlerinde de partinin başarılı olması bekleniyor. Mick Tsikas / AAP Hanson’ın siyasete dönüşüyle Trump’ın seçilmesi arasında benzetmeler yapılıyor. İkisi de, hatrı sayılır bir kitle tarafından takip edildikleri sosyal medyayı benimsediler ve ikisi de gerçeklerden etkileniyor gibi durmuyorlar. Ağustos’ta yapılan bir araştırmaya göre oy verenlerin %62’si “Hanson’ın söylediği her şeyi kabul etmesem de kendisi birçok sıradan Avustralyalı adına konuşuyor.” ifadesiyle hemfikir. Hanson Facebook’ta, destekçileri gibi aktif . Kendisi yakın zamanda basın açıklamalarının çoğunu Twitter üzerinden yapacağını söyledi. Hindistan başbakanı 2 bin rupilik yeni banknotu tanıttıktan sonra, ülke çapındaki telefonların ekranları, yeni banknotun uyduya bağlı bir takip çipiyle birlikte geleceğini ve yeraltında 120 metreye kadar banknotları izleyebileceğine dair haberlerle aydınlandı. İddialar, ülkenin rezerv bankası tarafından yalanlansa da, iddia, ülkede 50 milyon kullanıcısı olan WhatsApp üzerinden yangın gibi yayıldı ve ana akım medyaya kadar geldi. Amerika Birleşik Devletleri'nde ve başka yerlerde olduğu gibi, giderek artan sayıda Hindistanlı haberi sosyal medyadan alıyor. Fakat bu 2 bin rupi olayı gösteriyor ki medyanın üretken ama gazetecilik standartlarının, özellikle yerel medyada, düşük olduğu ülkelerde yalan haberin daha derin bir etkisi var. Hindistan medya araştırma ajansı CMS 'den Prabhakar Kumar “Hindistan'daki ana akım medya, sahte haberlerden olumsuz etkileniyor çünkü bu tür hikayeleri doğrulamadan yayınlıyor,"" diyor. ""Haberlerin ve gazetelerin hikayelerini araştırma ve yayınlama süreci hakkında standart bir politika yok."" Polis geçmişte, özellikle toplumsal gerilim başlatma ihtimali olduğu zaman yalan haber üretenleri tutukladı . Aynı zamanda WhatsApp gruplarının yöneticileri de gözettikleri mesajlardan sorumlu tutulabilecekleri konusunda uyarıldı. Fakat sosyal medya, özellikle Hindistan’ın köylerinde, söylentilere karşı olan halihazırdaki güveni daha da artırdı. Delhi yakınlarındaki Dadri Köyü’nden iki çocuk köyden bir adamın dondurucusunda sığır eti sakladığı söylentisini yaymak için WhatsApp’a ihtiyaç duymadı. Köy tapınağındaki megafondan yayın yaptılar. Çocuklar tarafından hedef gösterilen 50 yaşındaki işçi Mohammad Akhlaq linç edildi." Şüpheli haberleri doğrulama sitelerine bildirebilmeniz için Facebook’a buton geliyor,https://teyit.org/teyitpedia/supheli-haberleri-dogrulama-sitelerine-bildirebilmeniz-icin-facebooka-buton-geliyor,"Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) seçimlerin ardından geliştirdiği algoritma ve kullanıcıların karşısına çıkan sahte haberlerle ilgili eleştirilen Facebook, ""sahte haber sorununu çözmek için"" yeni yöntemler bulmaya çalışacaklarını açıklamıştı . Facebook yaptığı açıklamada bir süredir üzerinde çalıştıkları yalan haber sorunuyla ilgili bazı güncel gelişmeler olduğunu ve bunu denemeye başlayacaklarını belirtti. Bu çalışmanın dört alana ayrıldığını, bu adımların insanların Facebook’taki deneyimlerini geliştirmek için ilk adımlar olduğunu ifade etti. Facebook’ta yanlış haberleri ihbar etmek için kullanıcılar gönderinin sağ üst köşesindeki ok işaretine tıkladıklarında karşılarına üç seçenek çıkıyor. “Bunun Facebook’ta olmaması gerektiğini düşünüyorum” butonuna basıp devam denildiğinde ""Ne olduğunu anlamamıza yardımcı ol"" başlığının altında “Sahte Haber” işaretlenerek haber şikâyet edilebiliyor. Bu birkaç aşamalı şikâyet etme süreci yerine Facebook, bu adımı ortadan kaldırarak şikayet et tuşuna basıldığı an kullanıcıların “Sahte Haber” butonunu görüp seçebilmesini sağlayacak. Facebook’un “Sahte Haber” şikâyetine ekleyeceği bir diğer yenilik ise, “kişiyi engelleme, kişiden gelenleri gizleme, kişiye mesaj gönderme” seçenekleri dışında “bunu yalan haber olarak işaretle” seçeneği koymayı planlaması. Sosyal medyada şikayet etme butonunun nasıl kullanılacağını yazdığımız habere bakarak daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Facebook’un kullanıcılarına neye güvenecekleri ve neyi paylaşabilecekleri konusunda yardımcı olabilmek için attığı en önemli adım, “sahte haber” olarak işaretlenen gönderilerin Poynter Enstitüsü'nün Uluslararası Doğrulama Prensiplerini kabul etmiş bağımsız doğrulama gruplarına gönderilecek olması. Bu prensipleri bugüne dek 27 ülkeden 35 kuruluş kabul edip imzaladı. Facebook kendilerine gelen şikâyetleri, haberleri bu organizasyonlara gönderecek. Bu doğrulama ekipleri eğer bu haberin yalan olduğunu belirlerse, bu haber tartışmalı olarak işaretlenecek ve kullanıcılar neden tartışmalı olduğunu açıklayan linke yönlendirilecek. Ayrıca hikâyelerin altında bu haberin tartışmalı olduğu da belirtilecek, kişiler bunu haber akışında görebilecek. Kullanıcı hala bu haberi paylaşabilecek ama paylaşmadan önce Facebook karşısına bu haberin bağımsız doğrulama ekipleri tarafından tartışmalı olarak belirlendiği uyarısını çıkaracak. Bir haber tartışmalı olarak işaretlendiyse sponsorlu gönderi, öne çıkarılan gönderi olarak paylaşılamayacak. Facebook’un tespit ettiği bir diğer durum ise; yalan haberlerin mali olarak desteklendiği. Spam gönderen siteler, kendilerini çok bilinen haber siteleri gibi göstererek, yalan haberler paylaşıp insanların sitelerini ziyaret etmesini sağlayarak para kazanıyorlar. Facebook, bu kişilerin mali gelirlerini düşürebilmek için birkaç önlem almaya karar verdi. Dolandırıcı domainleri eleyebilme kapasiteleri olduğunu belirten Facebook, bunların gerçek birer yayıncıymış gibi davranmalarının ve yaygınlaşmalarının önüne geçecek. Bir diğer adım ise yayıncı siteleri analiz ederek topluluk kurallarının nerede gerekli olacağını tespit etmek. “Facebook’ta gördüğünüz içeriklerin özgün ve anlamlı olması bizim için önemli” diyen Facebook, bu gelişmelerin heyecan verici olduğunu belirterek daha fazlasının yapılması gerektiğini ve bu sorun çözülene kadar çalışmaya devam edeceklerini açıklamasında vurguladı. Facebook’un yalan haber bildiriminde bu yönde yenilikler ve kullanıcılar için kolaylıklar yaratmaya çalışması önemli bir adım. Yapılması planlanan bu pilot çalışma ne yazık ki Facebook’taki yalan haberlerin yayılma biçimine getirilebilecek kesin bir çözümü içerisinde barındırmıyor. Facebook haber linkleri üzerinden yayılan yanlış bilgilerin “sahte haber” olarak şikayet edilmesini sağlıyor. Ancak pek çok yalan haber, görsel üzerine yerleştirilmiş yanlış bilgilerle, yanlış bir görselin yanlış bir bilgi notuyla paylaşılmasıyla yaygınlaşıyor. Facebook sadece linkler üzerinden yapılan şikayetlerde yalan haber butonunu kullandığı için görsellerin yalan haber olarak şikayet edilmesi mümkün değil. İngiltere merkezli fact-checking kuruluşu FullFact’in sitesinde yayınladığı haberde , Facebook’un yalan haberlerle mücadele etmek için başlattığı deneysel pilot projesine sıcak baktığını açıkladı. Bu pilot uygulama ilk olarak ABD’de denenecek. Ancak FullFact’in belirttiği önemli bir nokta var; Facebook kullanıcılarının yüzde 85’i ABD ve Kanada dışında yaşıyor. Türkiye’den Doğruluk Payı daha önce Poynter’in Doğrulama Prensipleri’ni kabul ettiklerini açıklamıştı . teyit.org da bu prensipleri kabul etmek için bir süredir gerekli çalışmaları yürütüyor." Doğrulama El Kitabı basıldı,https://teyit.org/teyitpedia/dogrulama-el-kitabi-basildi,"European Journalism Centre (EJC) tarafından geçtiğimiz seneler duyurulan ve Korsan Parti Hareketi’nin öncülüğünde Mehmet Atakan Foça’nın editörlüğünde Türkçeleştirilen “Verification Handbook” – “Doğrulama El Kitabı” basıldı. Kriz anlarında, doğal afetlerde veya çatışma hallerinde internette hızla yayılan yanlış bilgi insan hayatını tehdit edebilecek kadar önemli hale gelebiliyor. Dezenformasyon ve bilgi kirliliği içerisinden doğru bilgileri ayıklamak, yanlışları düzeltmek ise kalıcı hasarların oluşmasını önleyebilir. Bu hedefe ulaşabilmek için gazeteciler ve sivil toplum çalışanlarının online bilginin nasıl doğrulanacağı, yanlışların nasıl düzeltileceği ile ilgili etik ilkelere ve doğru araçlara sahip olması gerekli. Doğrulama El Kitabı bu anlamda, uzmanlar tarafından uygun araçlar ve yöntemlerin anlatıldığı, tecrübelerin ve vaka çalışmalarının paylaşıldığı bir rehber olma özelliği taşıyor. İnsan hayatını ilgilendiren her konuda çalışan haberciler, yurttaş muhabirler, sosyal çalışmacılar, insani yardım çalışanları ve sivil toplum örgütleri için vazgeçilmez bir kaynak olacak Doğrulama El Kitabı’nın Türkçesine www.dogrulamaelkitabi.com üzerinden ulaşmak mümkün. Kitabın PDF'ine ulaşmak için tıklayın . Sivil Düşün AB Programı Aktivist Desteği kapsamında teyit.org tarafından basılan Doğrulama El Kitabı, sınırlı sayıda çoğaltıldığı için öncelikle sahada çalışan sivil toplum örgütleri ve ulusal-uluslararası çapta yayın yapan medya kuruluşlarına gönderilecek. Burada bulunan formu doldurarak Doğrulama El Kitabı’nı kurumunuz adına talep edebilirsiniz. Kitaplar teyit.org tarafından hiçbir karşılık beklenmeden, ücretsiz dağıtılacak." Yanlış haber iki ülke arasında nükleer gerginliğine sebep oldu,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-haber-iki-ulke-arasinda-nukleer-gerginligine-sebep-oldu,"İsrail Savunma Bakanı’nın Pakistan'ın Suriye'ye asker göndermesi durumunda, Pakistan'ı nükleer bir saldırıyla yok edeceği bilgisinin yer aldığı AWD News sitesindeki haberin gerçek olmadığı anlaşıldı ve bu İsrail ile Pakistanlı bürokratlar arasında gerginliğe sebep oldu. AWD News ’in haberinde, eski İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon'un, ""Pakistan, IŞİD ile savaş için Suriye'ye kara gücü gönderirse bu ülkeyi nükleer saldırıyla yok ederiz"" dediği iddia edildi. AWD News haberde, Pakistan Başbakanı Nawaz Şerif’in, Pakistan’ın istikrarı için Suriye krizini kullanmasının iki nedeni olduğunu belirtti. Haberde ilk olarak, Pakistan'ın Esad'a verdiği desteğin Pakistan'daki Şiiler ve Sünniler arasındaki mezhepsel gerilimleri daha da şiddetlendirebileceği, ikinci olarak ise Nawaz Şerif’in Esad'la olan ittifakı, Suudi Arabistan’la aralarındaki dış politikanın Pakistan'ın iç işlerindeki istikrarını ve hayati çıkarlarını tehdit edecek şekilde yeniden dengelenmesine neden olabileceği belirtildi. AWD News’ta yer alan haberin üzerine Pakistan Su, Enerji ve Savunma Bakanı Khawaja Asif, Twitter hesabından, “İsrail Savunma Bakanı, Pakistan’ı nükleer misilleme ile tehdit ediyor. Fakat İsrail Pakistan’ın nükleer bir güç olduğunu unutuyor” açıklamasında bulundu. Ancak Asif’in üzerine açıklama yaptığı AWD News haberi gerçek değildi. AWD News daha önce yaptığı yanlış haberlerle de bilinen güvenilmez bir site. Fake News Checker sitesine göre, AWD News tartışmalara yol açan ve medyadaki en güvenilmeyen haber kaynaklarından biri olarak görülüyor. İsrail Savunma Bakanlığı, Bakan Khawaja Asif’in yaptığı paylaşımın üzerine Twitter’dan haberlerin gerçek olmadığını şu tweetle belirtti : “Eski İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon, Pakistan’ı bağlayan açıklamalarda asla bulunmadı. Bu bilgi tamamıyla yanlıştır” İki ülkenin resmi kurumlarının web sitelerinde ise konu ile ilgili bir açıklama bulunmuyor. New York Times 'ın iki ülke arasındaki diyalogları haberleştirmesi üzerine, Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif twitter hesabı üzerinden, ""Nükleer programımız sadece özgürlüğümüzü korumak için bir caydırmadır. Bölgemiz ve ötesinde barış içinde bir arada olmayı arzuluyoruz” yanıtını verdi." İnternetteki şüpheli haberleri tespit etmek için yapılması gerekenler,https://teyit.org/teyitpedia/internetteki-supheli-haberleri-tespit-etmek-icin-yapilmasi-gerekenler,"*Bu içerik "" İ nternetteki şüpheli haberleri tespit etmek için yapılması gerekenler "" başlığıyla Yalansavar tarafından 27 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Teknoloji sayesinde artık her konu ile ilgili farklı bilgilere erişmek mümkün. İster Google üzerinden yaptığınız arama, ister Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya ortamlarında veya e-posta yoluyla arkadaşlarımızdan gelen sayısız bilgi ve bağlantı olsun, bu bilgilerin doğruluğundan 100% emin olmak imkansız. Ancak biraz dikkat ve özen ile hurafeler içeren haber, bağlantı ve e-postaları fark etmek ve bu bilgilerin yayılmasını biraz olsun engellemek mümkün. Bir ileti gördüğünüzde öncelikle içerini mantık süzgecinden geçirmeniz yerinde olacaktır. O güne kadar duyduğunuz, öğrendiğiniz somut bilimsel verilerle çelişen bilgileri ileterek hurafe yayıcılara alet olmamak için önce iletinin/haberin içerdiği iddiayı teyit etmeye çalışın. Bunun için internette pek çok geçerli ve ciddi kaynak mevcut. Bu araştırmayı yaparken hurafelerin yayılma hızını da göz önünde bulunun. Size gelen bilgiyi teyit edeceğiniz yer referans göstermeden aynı iletiyi yayınlayan blog sayfaları değil, güvenli ve geçerli bilgi veren web siteleri olmalı. İnternet aracılığı ile teyit edemediğiniz haber ve iletilerin aslını anlamak için konunun ehli olan bir kişiye danışmayı deneyebilirsiniz. Tüm bu araştırmalar sonucunda hala arkadaşlarınızla paylaşmak isterseniz içeriğinden emin olduğunuz haber ve iletileri ancak bulduğunuz kaynaklara ilişkin internet adresleri ve referans gösterebileceğiz diğer bilgileri de ekleyerek iletin. Sağlık ile ilgili konularda ise daha da fazla özenli olmak gerekli. Sağlıkla ilgili yanlış bir öneride bulunmak belki de en tamir edilemez hatalardan biri. Tıp çok hızlı ilerliyor ve bir zamanlar doğru olan bilgiler bile bir süre sonra geçerliliğini yitiriyor. Bu nedenle sağlık önerisi içeren bir iletinin belki de bazı kimselerin hastalanmalarına ve hatta ölmelerine neden olacağını göz önünde bulundurarak bu tip bilgileri yaymaya alet olmamanız yerinde olacaktır." Araştırma: Neden siyaset bugünlerde kuyruklu yalanlarla dolu?,https://teyit.org/teyitpedia/siyaset-bugunlerde-kuyruklu-yalanlarla-dolu,"Bu içerik ilk kez "" Why is politics filled with so many pants-on-fire lies these days? "" başlığıyla Vox tarafından 28 Haziran 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Birleşik Krallık’taki referandum ve Brexit sonrasında, Birleşik Krallık’ta ve dünyada birçok insan sadece Avrupa birliğinin kaybolmasını değil gerçeğin de kaybolmasının yasını tutuyor. Ayrılmayı tercih edenler, gerçekleri ve uzman görüşlerini pek dikkate almadı. Ekonomistler ayrılma kararının Birleşik Krallık ekonomisinde kalıcı hasar oluşturacağını söylemesine rağmen, yüzde 52 yine de Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullandı. Peki oy verenler neden verileri görmezden geldi? Çünkü kendi “gerçekleri” vardı. Referanduma giden süreçte, ayrılma yanlısı politikacılar yanlış bilgi yangınının üzerine körükle giderek, fazla tepki görmeden kuyruklu yalanlar yaydı. Örnek olarak Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farage’ın seçim sonuçlarının açıklandığı sabah yaptığı u dönüşünden başka bir şeye bakmaya gerek yok. “Ayrılma” kampanyasının temel vaatlerinden biri, Avrupa Birliği’nden ayrılmanın İngiliz Hükümeti’nin milyonlarca sterlini Ulusal Sağlık Hizmetine yönlendirmesine imkan sağlayacağıydı. Resmi kampanyadan ayrı olarak ayrılma kampanyası yürüten Farage bu iddiayı hiç yalanlamadı. Cuma sabahı oylar sayıldıktan sonra ise Farage resmi ayrılma kampanyasının yalan söylediğini itiraf etti ve aksi yöndeki kanıta rağmen daha önce bu fikri desteklediği iddialarını ise reddetti. AB’ye haftalık 350 milyon sterlin gönderiyoruz. Bunun yerine NHS’yi (Ulusal Sağlık Hizmeti) finanse edelim. Tweet: Hepimizin başına gelebilecek bir şey @Nigel_Farage. Sadece bir otobüs kayması. Financial Times’da yayınlanan Brexit haberleriyle ilgili en viral yorumlardan bir tanesi “ Post-hakikat ” demokrasisinde yaşıyoruz gibi gözüküyor.” şeklindeydi. Okyanusun diğer tarafındaki siyaset için de aynısı söylenebilir. ABD’deki seçim kampanyası da abartılarla, şüpheli iddialarla ve kuyruklu yalanlarla dolu. Fakat bütün bunlar bizi meraka sevk etti ve şu soruyu sordurdu gerçekten de post- hakikat sonrası nda mı yaşıyoruz? Bu iddia gerçeklere dayanıyor mu? Fikirlerini almak için siyaset bilimcilere, profesyonel olarak doğrulama yapan kişilere ve filozoflara ulaştım. Her şeyden önce: Yanlış bilgilerin veya siyasi yalanların önceki dönemlerden daha fazla olup olmadığını söylemek şaşırtıcı bir şekilde zor. Dartmouth Siyaset Bilimi profesörü Brendan Nyhan’ a göre, yanlış bilginin Vietnam Savaşı, Irak’ın 2003 yılındaki işgali ya da 19. yüzyıldaki “sarı gazetecilik” dönemlerindekinden daha fazla olup olmadığını gösteren güvenilir ve uzun dönemli veri yok. Ayrıca post-hakikat demokrasisinden bahsetmek sanki daha önce siyasetin gerçeklere dayandığı altın bir çağ varmış anlamına geliyor. Nyhan’a göre böyle bir zaman hiç olmadı. Fakat yine de Nyhan; “Bana göre insanlar birçok konuda yanlış bilgilendiriliyordu ama şimdi yanlış bilgilendirilme şekli değişti.” diyor. İnternet ve sosyal medya yanlış bilgiye ulaşımı kolaylaştırıyor, daha görünür hale getiriyor ve ayıklanmasını zorlaştırıyor. Bunların siyaseten yanlış bilgilendirmeye nasıl sebep olduğuna bakalım. The Internet of Us: Knowing More and Understanding Less in the Age of Big Data ’nın yazarı ve University of Connecticut profesörü Michaeal Lynch’e göre, çok fazla bilginin parmaklarımızın ucunda olması bizi algısal tuzaklara götürebilir. Lynch “İnsanlar daha fazla bilgiye eriştikçe, bilgi iyi de olsa kötü de olsa, kendi bilgilerinin doğru olduğuna dair güvenleri artıyor” dedi. İnternet herhangi bir “gerçeğe” istenildiği zaman ulaşmaya imkan tanıyor. Fakat Lynch’e göre bu kadar çok verinin, hepsi doğru ya da yardımcı olmasa da, sadece ulaşılabilir olması bile bizi aslında bildiğimizden daha fazla şey bildiğimizi düşündürebilir. Lynch ayrıca “Daha fazlasına sahip olmak daha fazla bilmek anlamına gelmez. Bilgi iyi ve güvenilir olmalıdır ve bundan daha fazla olup olmadığı belli değil” dedi. Elimizin altındaki bu bilgi yığını bir miktar filtreleme ve seçim gerektiriyor. Lynch bunu şöyle ifade ediyor: “İnternetteki hayatlarımız müzedeki bir sergi gibi düzenleniyor. Duvara asılacak şeyleri ve dinlenecek kaynakları seçebiliyoruz. Bunun sonucunda insanlar sanki yer ayaklarının altından kayıyor gibi hissedebilir. Örneğin, liberallerin seçim sabahı uyanıp Brexit’in gerçekleştiğini görmeleri gibi.” Exeter Üniversitesi Siyasi Bilimler profesörü Jason Reifler ’a göre pek çok kişi üzerinde filtre baloncuklarının fazla bir etkisi yok, çünkü “birçok insan işe gidiyor, ailelerini düşünüyor, belki bir gazete okuyor ya da televizyonda haber izliyor.” Fakat, siyasetle aktif olarak ilgilenen için bu baloncuklar anlamlı, özellikle kutuplaşmanın yoğun olduğu bu zamanda. Vox’tan Tim Lee ’nin belirttiği gibi Facebook’ta çalışan araştırmacılara göre liberal eğilimli Facebook kullanıcılarının haber akışlarında liberal makaleler görme ihtimalleri daha fazla iken kendini muhafazakar olarak tanımlayanların muhafazakar makaleler görme ihtimali daha yüksek. Nyhan’a göre partizanlık ve ideolojik kutuplaşmayla kalmayıp daha fazla keskinleşti. “Demokratların liberal olma ihtimali daha fazlayken, Cumhuriyetçilerin muhafazakar olma ihtimali daha yüksek ve bu insanların, kendilerine benzeyenlerle bağ kurmaya meyilli olmaları onları bir meselenin diğer açılarını görmelerini engelleyebilir.” Bu vaziyet aynı zamanda geleneksel eşik bekçileri olan büyük haber şirketlerinin artık eskisi kadar etkili olmamasından da besleniyor. Nyhan siyasilerin de kitlelerine bloglarla ve sosyal medyayla seslenerek buna uyum sağladığını ifade ediyor. Bu durum ön yargılarımızı besleyebilir, inandıklarımızı pekiştirebilir, bizi karşıt görüşlere kapayabilir ve belki de bizi ahmaklaştırabilir. Geçtiğimiz yıllarda artan bir şey varsa o da yanlış bilginin görünürlüğüdür. Nyhan’a göre “Sosyal medya ve internet daha önce de olan ama kolaylıkla erişilemeyen bilgileri günyüzüne çıkardı.” ve ekledi “Kamusal alanda ‘gerçek’ hakkında daha fazla iddia var.” Örneğin, nüfusun genelinin 1960’larda, komünist sızmalar hakkında paranoyak komplo teorileri yayınlayan John Birch Society’nin bültenine erişmesi pek mümkün değildi. Nyhan “Geçmiş zamanlarda yayılan yanlış bilgi, bu görüşlere sahip kişiler dışındaki insanlara görünür değildi” diyor. Şimdi hepsi bir Google araması uzakta. Pulitzer ödüllü doğrulama sitesi PolitiFact’in Kurucusu ve Duke Üniversitesi’nde gazetecilik profesörü Bill Adair’a göre öte yandan, doğrulamanın artması yalanları daha görünür hale getirmiş olabilir. Adair’in hesabına göre, 2015 ile 2016 arasında dünyadaki doğrulama siteleri 44’ten 105’e çıkarak yüzde 60 arttı . Yalan sayısının artıp artmayacağını ise ilerleyen günlerde göreceğiz. Reifler ve Nyhan, doğrulamanın özellikle tartışmalı konularda geri tepebileceğini ve insanların görüşlerine daha sıkı sarılabileceğini ortaya çıkaran araştırmalarından ayrıntılı bir şekilde bahsetmişlerdi . Fakat yanlış bilgiyle baş etmenin en iyi yolunun yine doğrulamaya devam etmek olduğunu söylemişlerdi. Reifler’a göre “Bazı durumlarda doğrulama, özellikle bilgiye karşı dirençli olan insanlarda geri tepebilir” ama “araştırmalarımıza göre halk doğrulamada yarar görüyor.” Özellikle, kendisinin ve Nyhan ’ın bulgularına göre siyasetçiler yalan söylerken yakalandıklarında doğrulamanın itibarlarını olumsuz yönde etkilemesinden endişe ettikleri zaman doğru olmayan şeyler söyleme ihtimalleri düşüyor. Reifler’a göre Birleşik Krallık’ta Avrupa Birliği’nden ayrılma kampanyasının başarılı olmasının sebebi üst düzey doğrulama platformlarının olmaması. Kendisi bunu “PolitiFact’in ya da Washington Post doğrulama platformunun Amerika’da etkiliği olduğu kadar Birleşik Krallık’ta etkili olan pek bir şey yok” şeklinde ifade ediyor. Referanduma giden günlerde ayrılma kampanyası tarafından söylenen yalanlar Britanya medyası tarafından kontrol edilmeyen, tartışılmayan ve yıllarca süren AB karşıtı retorikten sonra gelmiştir. “Doğrulama, küçük yalanları büyük yalanlara dönüşmeden durdurmalıdır” diyor Reifler. “Önleme antidottan daha iyidir. Yanlış bilginin yayılmasını engellemek ve siyasetçilerin yalan söylememesi için caydırıcı olma amacıyla doğrulama yapmak altın standardı olmalıdır.” PolitiFact’in rakamlarına göre Amerikan seçim kampanyası boyunca Hillary Clinton’ın doğrulanan ifadelerinin yüzde 12 ’si yanlış ya da “kuyruklu yalan” iken bu rakam Trump’ta yüzde 61’ e çıkıyor. Adair’in Trump hakkında söylediği gibi “Hiçbir Amerikalı siyasi bu seviyelere düşmemişti.”" Araştırma: Avrupa yalan haberle nasıl baş ediyor?,https://teyit.org/teyitpedia/avrupa-yalan-haberle-nasil-bas-ediyor,"*Bu içerik "" Avrupa yalan haberle nasıl baş ediyor? "" başlığıyla Journo tarafından 23 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Avrupa yalan haberlerin ve çevrimiçi nefreti teşvik eden sitelerin yükselmesi nedeniyle teyakkuzda. Fransa gibi ülkeler soruna yabancı değil; medya uzmanları 2015 Paris saldırılarından bu yana sorunun katlanarak büyümekte olduğunu söylüyor. Ancak 2017’de Almanya, Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da yapılacak genel seçimler yaklaşırken, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin hızla yayılması ve gerginlik gözle görülür biçimde artıyor. Fransa’daki Leo Burnett’te başkan yardımcısı ve yaratıcı yönetmen olan Kurt Novack, “Mayıs ayında yapılacak seçimlerde hepimiz yalanlar fırtınasına kapılıyoruz” diyor. “Seçime giden yolda bir sürü paranoya var. İngiltere’de ve ABD’de olduğu gibi bir saçmalık fırtınası bekliyoruz ve herkes antenlerini açmış durumda.” Sahte haberler birkaç farklı yoldan geliyor: Gerçekleri manipüle eden web sitelerinden, sahte görsellerden ve bağlamın tamamen dışına çekilmiş videolardan… Fransız Dijital Ajansı Darewin’in Sosyal Ağ Yöneticisi Sened Dhab bir tarafta sahte haberler üzerine yapılanan sahte web siteleri olduğunu, öte yanda da çoğu aşırı sağdan olan sosyal medya troll ordusunun bulunduğunu, bunların Twitter ve Facebook gibi platformları sahte haberler ve resimlerle bezediklerini belirtirken; müşterilerin savaşa sürüklenmemesinin kendisinin bir savaş olduğunu söylüyor. Le Monde gibi anaakım medya şirketleri yorulmaksızın sahte ve yanıltıcı bilgi yayılımını azaltmak için çalışırken Almanya Sosyal Demokrat Partisi Genel Başkanı Thomas Oppermann ise, Facebook gibi şirketlerin 7/24 yalan haber ve nefret söylemiyle baş edecek bir ofis kurmalarını isteyen yeni bir yasa çağrısında bulundu. Yalan haber yayan sitelerin para kazanıyor oluşu, özellikle Almanya’da öfkeye neden oluyor. Tamamen sahte haberler yayınlayan veya gerçeği çarpıtan birçok site, otomatik reklamlar sayesinde para kazanabiliyor. Reklamverenlerse bu tür sitelerde göründüklerinin farkında değil. Bu, ABD’de de dile getirilen bir sorun; örneğin Kellogg’s, reklamlarını Breitbart gibi ‘alt-sağ’, milliyetçi, ırkçı ve anti-Semitik duyguları tetikleyen makaleleri düzenli olarak yayınlayan sitelerden çekiyor. Almanya’nın iki büyük reklamvereninin de (BMW ve Deutsche Telekom) Breitbart’ta reklamların görüntülenmesini engellemeye başlaması dikkat çekti. Deutsche Telekom sözcüsü, “Şirketimiz hoşgörü ve açıklık gibi değerleri ifade ediyor ve herhangi bir ayırımcı fiil ya da yorumda bulunmaktan hoşlanmıyoruz. Şirketler, reklam verdikleri yere kendileri karar verebilir ve vermelidir. Bu, bir özgürlüğünü herhangi bir şekilde ihlâl anlamına gelmiyor” diyerek duruşlarını ifade etti. Ve yine de, bu tür sitelere karşı güçlü bir duruş sergilemek ciddi sonuçlar doğurabilir. BMW ve Deutsche Telekom’un Breitbart’daki reklamlarını açıkça bloke ettiği bir dönemde, KeinGeldFürRechts ‘Sağa para yok’ olarak tercüme edilen hashtag Twitter’da trend olmuştu. Büyük Alman reklamcılık şirketi Scholz and Friends’te bir strateji direktörü olan Yazar Gerald Hensel’e göre hashtag’ın amacı, bu tür sitelerin boykot edilmesi değil, reklamverenler arasında yanlışlıkla onları finanse ettikleri konusunda farkındalık yaratmaktı. Hensel, “Otomatik banner reklamcılığının temelini oluşturan mekanizmaların, markaların artık banner’larının yerlerini kontrol edememesi gibi temel bir sorun var” dedi. İlk hashtag viral hale geldikten bir hafta sonra, Hensel hem kendisini hem de işvereni hedef alan bir ölüm tehditleri dalgası ile karşılaştı. O günden beri tepki arttığı için ajanstaki görevinden istifa eden Hensel, “Bunun bir boykot anlamına gelmediğini anlamak önemli. Bu, tamamen pazarlama ve medya bölümleri arasında farkındalık yaratmanın bir yolu olarak tasarlanmıştı. Hiç kimse programatik reklamlar başkalarını markanızdan sorumlu kılar mı sorusunu sormadı” diye konuştu. Pek çok insan ise, markaların bir tavır alması ve yanlış bilgilendirmenin gerçek temelli yaratıcılıkla yayılmasını engellemenin yollarını bulması gerektiğine inanıyor. Novack, “Markalar ayakta durmalı” diyor: “Orada çok sayıda insan, onlarla birlikte yankılanan şeyleri ve temas kurdukları markaları arıyor ve reklamverenler olarak, insanları kandırmamak gibi bir sorumluluğumuz var.” Le Monde’nun gerçek kontrol birimi Les Décodeurs’un yöneticisi Saumel Laurent, “Henüz sahte haberler ölçeğinde ABD’yle eşleşmiyoruz, ancak aynı yoldayız” dedi. “Sağ kanat bir dergide kısa bir süre önce, medyanın yalan olduğunu söyleyen bir kapak yayınladı. Bu, medyanın hepsinin liberallerden oluştuğu ve hepsinin yalan söylediği fikrini yayan bir makaleydi. Tüm medyanın yalan söylediği fikrini sürdürmeye devam ederseniz, sahte haberler için yolu açarsınız, gerçekleri ikincilleştirirsiniz.”" Araştırma: Fotoğraflar sahte haberlerin kolayca yayılmasını nasıl sağlıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/fotograflar-yalan-haberlerin-kolayca-yayilmasini-nasil-sagliyor,"Bu içerik ilk kez "" How Photos Fuel the Spread of Fake News "" başlığıyla Wired tarafından 21 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Geçen kış Hillary Clinton, South Carolina’da bir malikanenin merdivenlerinden tırmanırken tökezledi. Yardımcıları Clinton’a dengesini sağlaması için yardımcı olurken, Clinton’ın bu zayıf anı Getty fotoğrafçısı Mark Makela tarafından fotoğraflandı. Breitbart bu fotoğrafı Clinton’ın kötüye giden sağlığının göstergesi olarak sunana kadar da Makela bu fotoğrafı pek umursamadı. Breibart’ın fotoğrafı bu şekilde sunması üzerine Makela “Gerçekten garip ve moral bozucu bir şey. Fotoğraf montajlarına alışığız ama fotoğrafın suistimal edilmesi bu durumda daha kötü” dedi. Görüntülerin suistimal edilmesi ve yanlış tasvir edilmesi yalan haberlerin artmasında etkili oldu. Austin’de sıralanmış otobüslerin fotoğrafı Demokratlar’ın Trump mitinglerine protestocu getirdiklerine dair kanıt olarak sunuldu. Komplo teorisyenleri Başkan Obama’nın masa tenisi oynarken çekilen bir videonun ekran görüntüsünü Obama’nın bir pedofili çetesine katılımını ortaya çıkardığını iddia ettiler. Bazıları da Clinton’ın kampanya menajeri John Podesta’nın e-postalarını satanist ritüellerde yer aldığına dair kanıt olarak sundu. Bu tarz hikayeler düzmece anlatıları satmak için görsellere güvenir. Yalan haber yayınlayan kişiler, insanların fotoğrafları gerçek olarak kabul etme eğilimde olduklarını bildikleri için düzenli olarak fotoğrafları bağlamından çıkararak, montajlayarak ya da üzerine yazı yazarak okuyucularını yanıltmaya çalışır. Sosyal medya şirketi Sysomos’dan David Berkowitz bunu “Makalenin ‘gerçekçi’ doğasını desteklemek için görüntülerin yeterince doğru gözükmesi gerekir. Eğer çok zorlama olursa, radikal çevreler dışında yayılmayacaktır ve birisi yalan haber yaymaya başladığı zaman amacı ana akıma ulaşmaktır,” şeklinde ifade ediyor. Sahte görsellerin yükselişi, internetteki görsellerin bolluğundan ve montajlanmalarının kolay olmasından kaynaklanıyor. 1950’de, Senatör Millard Tydings’in Amerikan Komünist Partisi’nden Earl Browder ile birlikte olduğu bir kolajı yapmak için yalan haber tüccarlarının makasa, yapışkana ve sabra ihtiyaçları vardı. Bugünlerde John Kerry’nin Jane Fonda ile Vietnam Savaşı karşıtı bir protestoda olduğunu göstermek için Photoshop’tan biraz anlamak yeterli. Orlando Pulse gece kulubünde 48 kişiyi katleden Omar Mateen’in babası Seddique Mateen’in geçen sene Hillary Clinton’ı Dışişleri Bakanlığı’ndaki makamını ziyaret ederken gösteren bir caps yapmak için ise en temel becerilere bile gerek yok. Clinton’ın bu makamdan üç yıl önce ayrıldığından bahsedilmiyor bile. Fotoğraflar, yalanın duygusal eğilimini güçlendirerek sahte haberleri viral hale getirmekte önemli bir rol oynuyor. Bu yalanlar duygusal tepkiyi çekmek için ortaya atılır ve bu da onların çok daha tık çekmesini sağlar. Sosyal içerik sağlayıcısı Storyful’un direktörü Many Jenkins’e göre “Bu duygu, öfke veya sevinç olabilir. Bu duygular okuyucuların içinde ‘Bu haberi benim beğendiğim şeyleri seven tanıdığım herkesle paylaşmam lazım’ dedirtecek bir şeyi tetikliyor.” Dışarı çıkıp Amerika’yı mahvederken, Trump’ın Amerika’yı mahvedeceğini öne sürüyorlar Bu tarz görüntüler ön yargıları güçlendirebilir. Örneğin bir grup genci kargaşa çıkarırken gösteren bir caps. Fotoğraf 2012 yılında Yunanistan’daki bir protestoda çekilmiş olsa da görsel üzerindeki yazı “Dışarı çıkıp Amerika’yı mahvederken Trump’ın Amerika’yı mahvedeceğini öne sürüyorlar” diyor. Doğrulama sitesi Snopes’un kurucularından David Mikkelson şöyle diyor: “Bir web sitesi gıda pulları ilgili bir dolandırıcılıkla ilgili bir haber yayınlayabilir ve makaleye iki siyahinin ve Başkan Obama’nın fotoğrafları eşlik edebilir. Görüntülerin bu şekilde kullanımı gıda pullarının tembel siyahilerin işine gelen liberal Demokratik bir program olduğu mesajını iletiyor. Fotoğrafla haberin içinde söyleyemeyecekleri şeyleri söylüyorlar aslında.” Bu üç kağıtlar işe yarıyor çünkü birçok insan fotoğrafların gerçekliği temsil ettiğine inanıyor. Susan Sontag kitabı On Photography’’de “ Fotoğraf kanıt sunar. Duyduğumuz ama şüphelendiğimiz bir şeyin fotoğrafını gördüğümüz zaman bilgi kanıtlanmış gibi olur” diyor. Görüntüler bağlamdan koparılmış ya da alakasızsa ne olmuş? “Söylediğiniz şeyi doğrudan göstermenize gerek yok. Fotoğrafların varlığı iddiaya geçerlilik kazandırmaya yeter” diyor Kiku Adatto, Picture Perfect: Life in the Age of the Photo Op’ un yazarı. Makela’nın Clinton fotoğrafı, fotoğraf kullanarak yalan satmanın ne kadar sinsice ve kolay hale geldiğini gösteriyor. Clinton örneğinde yapılması gereken tek şey Makela’nın fotoğraf üzerindeki yazısını silip bir anlatı uydurmaktı. Bu tür bariz suistimalleri, görüntülerin dijital olarak paylaşıldığı yeniden bloglandığı ve sabitlendiği bu çağda tespit etmek zor olabilir. The Cruel Radiance: Photography and Political Violence ’ın yazarı Susie Linfield “Fotoğraflar orijinal kaynaklarından o kadar çok ayrıldılar ki fotoğrafların hakikati bulanıklaşmaya başladı. Hatanın fotoğrafçılıkta değil, teknolojide ve insanların teknolojiyi kullanma şekillerinde olduğunu düşünüyorum” diyor. Bu ayrışma, insanların ne gördüğünü ve neye inandığını bilen ve sahteyi hakikat olarak satanların işine yarıyor." Yalan haber tartışmaları: 2017'de bizi ne bekliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haber-tartismalari-2017de-bizi-ne-bekliyor,"Geçtiğimiz sene Nieman Journalism Lab’e 2016’da gazeteciliğin nasıl olacağına dair öngörülerini aktaran gazeteciler , Facebook’un haberleri yutacağı ve içerikler için neredeyse tek platform haline geleceği endişelerini aktarmıştı. Bu öngörülerin büyük oranda gerçekleştiğini söylemek mümkün. Facebook Instant Articles yani Hızlı Makaleler kullanıcı ve yayıncılar için büyük kolaylık sağladı. Birçok medya kuruluşu Hızlı Makaleler kullanarak tıklarını artırdı. Facebook’un Medium’a benzettiği Notlar uygulaması da içeriğin hızlı sirkülasyonunu kolaylaştırdı. Öngörülerin doğru çıktığını gösteren bir diğer işaret ise yalan haberlerin üretilmesi ve yaygınlaşmasına dair tartışmalarda sorumlu tutulan ilk ve neredeyse tek aktörün Facebook olması. Zuckerberg’ün şirketini savunarak Facebook’ta paylaşılan içeriğin yalnızca %1’lik kısmının yalan haber olabileceğine dair açıklaması yeterli olmadı. Yalan haber üzerine büyüyen tartışma Facebook’a geri adım attırdı ve şirketi yeni yöntemler denemeye zorladı. Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu senenin sonuna yaklaştığımız bu günlerde Nieman Journalism Lab gazetecilerin 2017’ye dair öngörülerini yayınladı. Yerel basından algoritmalara, topluluk odaklı gazetecilikten çözüm gazeteciliğine bir çok konuda öngörülerini paylaşan profesyonellerin görüşlerine buradan ulaşmak mümkün . Peki, 2017’de yalan haber tartışması ve doğrulama açısından gazeteciliği ne bekliyor? Der Spiegel’in bento isimli yayınının kurucusu ve editörü Ole Reißmann’e göre , kullanıcıları yanlış haberler konusunda uyarmak yeterli değil. Doğrulama yapan kuruluşlardan uzağa düşmüş kullanıcılara ulaşmak ve farklı yankı fanuslarında dolaşan farklı komplo teorilerine ulaşarak onları anlamlandırmak çok önemli. “Kamuoyuna gerçek gazeteciliği aşılamak zorundayız; sonuca nasıl ulaştık, gerçekleri nasıl bir araya getirdik? Haber doğrulamak kolay bir şey değil ve herkesi ikna edemiyoruz. Ancak bizim görevimiz denemek. Neyin haber değeri taşıdığı neyin taşımadığı kararını devletlere ya da şirketlere bırakamayız.” Geçtiğimiz senenin sonunda, 2016'nın pinokyoların yılı olacağını öngören PolitiFact’in kurucusu Bill Adair ise 2017’ye dair ümitli. Adair 2017'nin fact-checking botları sayesinde ""çoğunlukla doğrular""ın yılı olacağını düşünüyor. “Geçtiğimiz birkaç senede belli bir aşama kaydettik. Teksas Üniversitesi’nden bir ekip ClaimBuster isimli araç geliştirdi. İngiltere’de Full Fact politik iddiaları takip eden araçlar geliştiriyor. Duke Üniversitesi’nde Share the Facts isimli bir yazılım geliştirerek arama motorlarının fact-checking analizlerini bulmasına yardımcı olduk.” Adair, dikkatlerin son yıllarda yükselişe geçen fact-checking kuruluşlarının üzerinde olmasını öneriyor ve yanlışlar devam etse bile botlar sayesinde gerçekleri kullanıcılara ulaştırmanın çok farklı yollar kazanacağını ifade ediyor. Axios'tan Alexis Lloyd 2017'de gazeteciliğin cevabını araması gereken soruyu yöneltiyor : Birbirine görünmeyen farklı kişisel alanların hakim olduğu ve ortada bir ""kamu""nun kalmadığı bir ortamda gazetecilik nasıl kamu hizmeti sağlayabilir? Tarafların keskinleştiği ve birbirine görünmez hale geldiği bir politik atmosferde medyanın tüm tarafların güvenini kazanacak şekilde kendisini yenilemesi gerektiğini ifade eden Lloyd ancak böylece doğruların anlamlı ve önemli olabileceği görüşünde. News Media Alliance’in CEO’su David Chavern yalan haberlerin kamuoyunu ve seçimleri etkilemedeki gücü üzerine yapılan tartışmalar hakkında “geçmişe bakıp güleceğimiz şeyler” diyor : “Sebebi çok basit; teknoloji şirketleri kullanıcılarına güvenilir bir atmosfer sunmanın kendi çıkarlarına olacağını anlayacak. Çünkü sorumlu bir platform büyümek anlamına bile gelse asla içerik bataklığına dönüşme riskini göze almaz. Saygınlık meselesiyle ilgili risk çok büyük. İnternetin içinde her zaman yalan haber yayan karanlık ve aptal yerler olacak ancak çoğu insan buralarda takılmayı istemeyecek. Aynı şekilde büyük şirketler de oyunlarını bu alandan uzakta oynamayı tercih edecek.”" teyit.org First Draft Network partnerleri arasına girdi,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-first-draft-network-partnerleri-arasina-girdi,"Haziran 2015’te dijital çağda güven ve doğruluk üzerine farkındalığı artırmak ve yanlış haberlerle baş etmek için yol gösterici olmak amacıyla kurulan First Draft , 2017’de bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilecek çalışmalar için yeni partnerleri bünyesine kattı. Eylül ayında Twitter, Facebook, Washington Post, CNN, AFP gibi önemli medya kuruluşlarını ağına dahil eden First Draft Network teyit.org ’un da içinde yer aldığı 40 yeni partnerini duyurdu. Yeni partnerler arasında The Associated Press, ABC News, BBC News, Banjo, Bloomberg, Dataminr, Deutsche Presse-Agentur, The Guardian, NBC, NowThis, Rappler, Reuters, Sky News, Trinity Mirror ve Zeit Online gibi medya kuruluşları da var. Yeni yıl planları arasında, tüm partnerlerin tek bir platform üzerinde doğrulama yapmalarını sağlayacak bir haber merkezi oluşturmaktan, deneyim paylaşımı yapmayı sağlayacak partner toplantılarına kadar pek çok planı olan First Draft Network, özellikle kriz anlarında bilginin nasıl yayıldığını, doğrulandığını ve tüketildiğini araştırmak üzere de harekete geçecek. First Draft Network, birlikte çalışacağı araştırmalarla dezenformasyon ekosistemini haritalandıracak, kullanıcıların davranışlarını izleyecek ve iletişim, sosyal psikoloji, antropoloji, bilgisayar mühendisliği gibi alanlardan farklı okumalar gerçekleştirerek yanlış bilgi yayılımıyla ilgili çalışmalar yapacak. First Draft, websitesinde en iyi doğrulama örneklerini ve yöntemlerle ilgili makaleleri yayınlamaya da devam edecek. teyit.org da First Draft Network’ün bu çalışmalarına katkı sunarak, yanlış bilgi yayılımının engellenmesi için oluşturulan güç birliğiyle deneyim paylaşacak. Ağa dahil olan tüm partnerleri burada görebilirsiniz." Fotoğraf veya video doğrularken kullanabileceğiniz 7 ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/fotograf-veya-video-dogrularken-kullanabileceginiz-7-ipucu,"Bu içerik ilk kez başlığıyla First Draft tarafından yayınlanmış ve Yusuf Tatlıcı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir fotoğraf ya da videoyu doğrularken bulabildiğiniz her ipucunu not etmekte yarar var. Örneğin bir mekan hakkında mimarisinden ne çıkarabiliyorsunuz? Tabelalardan ve reklam panolarından hangi bilgileri toplayabiliyorsunuz? Ortada ayırt edici bir işaret ya da coğrafi özellik var mı? Bu ipuçlarını bir araya getirmek ve elde olan veri, harita ve bilgiyle karşılaştırmak genellikle bir fotoğrafın ya da videonun nerede çekildiğine dair doğru bilgiyi verir. Reklam panolarındaki yazılar, dükkan vitrinleri, trafik levhaları ve afişler, mekanı bulmak için araştırılmalıdır. Başka şubesi olmayan dükkanlarla başlarsanız, birden fazla adresle uğraşmak zorunda kalmazsınız. Bir görüntüyü ya da videoyu doğrulamaya sıfırdan başladığınızda, yerel kıyafetler gibi kültürel tanımlayıcılar geniş bir başlangıç noktası sağlayabilir. Ayrıca giyim tarzının hava koşullarına ve iddia edilen mekana uyup uymadığına da dikkat etmelisiniz. Silahlı çatışma içeren görüntüleri doğrulamak istiyorsanız, bütün dünyadan polis ve asker üniformalarını internette aratmak kullanışlı olabilir. (Örneğin, Vikipedi’de sadece kamuflaj desenlerini içeren bir sayfa var) Sıradağlar, nehirler, köprüler, ağaçlar veya kum zemin gibi tanınabilir özelliklere dikkat etmek, uydu ve sokak görüntüleriyle karşılaştırmak iyi bir referans noktası sağlar. Tam konumu uydu ile bulmak için, manzaralarla olduğu gibi heykeller, çeşmeler, su kuleleri ve çok uzun binalar gibi önemli yapıları dikkate aldığınıza emin olun. Ayrıca aramayı belirli alanlara indirgemek için mimari tarza da dikkat edin. Hava durumuna dikkat edin. Özellikle gökyüzü açık, sağanak yağmurlu veya karlıysa. Her ne kadar hava durumu bağlam dışında çok kullanışlı olmasa da görüntülerdeki havanın, mekanın o günkü hava durumuyla karşılaştırılması bulmacanın esas parçalarından biri olabilir. Bir grubu ya da bölgeyi tespit edebilecek işaret, arma ya da bayrak görebiliyor musunuz? Üniformaların üzerindeki rozetlere, polis armalarına ya da toplu taşıma araçlarının yanındaki belediye simgelerine bakın. Hızlıca bir araştırma sonunda araç plakalarından bir fotoğrafın ya da videonun nerede çekildiğini doğrulayabiliriz. (Tabi, görüntüde sadece bir araç varsa dikkatli olmanızı öneriyoruz) Her ne kadar arabaların şekli ve modelleri tam konuma dair ipuçları vermese de, bu tarz araçların olamayacağı konumları elemenizde kesinlikle yardımcı olacaktır." "Araştırma: Bot hesaplarla yayılan yalan haber, karalama kampanyaları için kullanılıyor",https://teyit.org/teyitpedia/bot-hesaplarla-yayilan-yalan-haber-karalama-kampanyalari-icin-kullaniliyor,"Bu içerik ilk kez  "" Propaganda Botnets on Social Media "" başlığıyla Medium 'da 1 Ocak 2017 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Troller ve botlar koordine saldırılarla iletişim ağlarını bozuyor ve gerçek olmayan trendler yaratıyor. Ayrıca yanlış bilgi yaymak için de kullanılabiliyorlar. 8 Kasım’daki başkanlık seçimlerinden sonra “yalan haberler” medyada paniğe yol açsa da konunun konuşulması epey zor. Bazen sosyal medyada kullanıcılar yanlış bilgiyi yanlışlıkla yayarken, bazen de saygın haber kuruluşları yanıltıcı başlıklar (ya da düz yalanlar) ile yanlış bilginin yayılmasına sebep oluyor. Yanlış bilgi ve karalama kampanyaları çok eski bir propaganda taktiğidir ve siyasi kampanyalarda sık sık görülür. Bot ve trol orduları ise bu kampanyalarda rakiplere sosyal medyada köstek olmak için kullanılır. Alfredo Garzon Şüpheli bloglar (illuminati, kertenkele adamlar, chemtrail gibi komplo teorilerini yayınlayan bloglar) ile yanlış bilgi yayan, koordineli karalama kampanyaları arasındaki farkı bilmek önemlidir. “ Flog ” denen sahte bloglar bir süredir hayatımızda. 2007 yılında yayınlanan “SEO* aracı olarak sahte bloglar” adlı yazı bu dijital pazarlama tekniğinin nasıl SEO sonuçlarını manipüle etmek için kullanıldığını şöyle açıklıyor: Utah’tan Vizad isimli bir SEO firması , SEO metodolojileri dahilinde “sahte” içerikli bloglar açıyor. Açtıkları bu bloglara bir kişinin özel blogu olduğu izlenimini veriyor ve bağlamsal linklere müşterileriyle ilgili içerikleri koyuyorlar. Bu şekilde müşterileri için tık çekmeye çalışıyorlar. Bu tarz sahte bloglar genellikle ticari amaçlar için kullanılır. Spamciler botları kullanarak diyet hapları satan sahte web sitelerinin linklerini yayar ya da yalan haber yayan Makedonyalı gençler gibi bazı fırsatçılar, kışkırtıcı siyasi içerik yayınlayarak para kazanmaya çalışır. Bu iki örnek de bakkalda satılan bulvar gazetelerinden çok da farklı değil. Fakat, sahte bloglar, siyasi kampanyalar tarafından da kullanılabilirler. Hakemli dergi Journal Monday’de 7 Kasım’da yayınlanan, Sosyal ağ botları 2016 Amerikan Başkanlık Seçimlerini saptırdı - internet tartışmaları, adlı makale botların siyasi kampanyalardaki rolünü inceliyor: İnternette siyasi tartışmalarda sosyal ağ botlarının varlığı üç somut sorun yaratabilir: etki, zararlı amaçlarla işletilen hesaplar arasında dağılabilir, siyasi tartışmalar daha da kutuplaşabilir ve yanlış ya da doğrulanmamış bilginin yayılması hızlanabilir. Bloomberg, Mart ayında, 2012 Meksika Başkanlık seçimleri dahil olmak üzere, Latin Amerika’daki seçimler sırasında manipülasyon ve hile yapan Kolombiyalı hacker Andrés Sepúlveda ve ekibi hakkında “ Seçim Nasıl Hacklenir?” adında bir makale yayınlamıştı. Kendisi şu anda, 2014 Kolombiya Başkanlık seçimleri sırasında, bilgisayar sisteminin kötüye kullanılması, kişisel verinin ihlali, casusluk ve zararlı yazılım kullanma suçlarından 10 yıllığına Kolombiya’da bir hapishanesinde yatıyor. Benim işim kara propaganda, söylentiler ve psikolojik operasyonlardı. Herkesin gördüğü ama kimsenin bilmediği, siyasetin kara tarafı… Bilgi satın almak ve muhalefet üzerinde sosyal mühendislik uygulamak dışında, Sepúlveda’nın internet tartışmalarını yönlendirmek için kullandığı on binlerce sahte sosyal medya hesabı vardı. Kolombiya medyasından enter.co’ya verdiği röportajda Sepulveda sosyal medyayı nasıl manipüle ettiğini şöyle açıklıyor: Soru : Çalışmalarınızın başarısını nasıl ölçüyordunuz? Cevap : İnsanların yarattığı söylentilerin sayısıyla. Birçok defa, Twitter’a ya da Facebook’a bakarken, İnsanların benim başlattığım söylentileri yaydığını gördüm. Bunu özellikle 2014 seçimleri sırasında gözlemledim. Yaptığım şeyin başarısı somuttu: İnsanların ne konuştuğu görebiliyorsunuz, bunun üzerinden kampanyanızın yarattığı saldırının ne kadar başarılı olduğunu söyleyebilirsiniz. S: Bilgi güvenliğinden anlamayan sıradan vatandaşlar manipüle edildiklerini ya da bir şeyin sahte bir hesaptan geldiğini nereden bilebilirler? C : Bu giderek zorlaşıyor çünkü bir tema etrafında gerçek hesapları manüpile etmek çok kolay. Konu, gerçek hesaplara bulaştıktan sonra daha da zorlaşıyor. İnternette hedefsiz bir eylem yoktur. İşsiz insanlar siyasetçiler hakkında caps yapmazlar. Böyle bir şey yok. Bunu yapan takımlar var. Birinin propaganda veya saldırı mağduru olup olmadığını anlaması için olayların bağlamına bakması gerekli. Mesela şu anda barış süreci hakkında konuşuyoruz** ve tartışmaları internette görebilirsiniz. Anlaşmaya karşı olanlar bütün argümanlarıyla bir kampanya içindeler ve anlaşmayı destekleyenler de interneti aynı şekilde bombalıyor. Taraf da olsak hedef de, internet propagandasının pasif kurbanları olacağız. Bu dezenformasyon kampanyalarının amacı, söylentiler üretip gerçek hesapların bunları yaymasını sağlamaktır. Sepúlveda’nın ektiği yalanlar ve söylentiler, dijital bir salgın görevi gördü. Sepúlveda muhalefet partilerinin merkezlerini, zayıflıklarından yararlanmak için zararlı yazılımlarla dinlemeye aldı ve bu zayıflıkları çeşitli platformlarda, Twitter takipçisi otuz bini aşan botlar aracılığıyla yaydı. Korku yaydığı tartışmalardan birisi de Lopez Obrador’un anketlerde yükselmesi Peso’nun değer kaybetmesi anlamına geleceğiydi. Sepúlveda para meselesenin büyük bir zayıflık olduğunu biliyordu çünkü bunu kampanya çalışanlarının e-postalarında görmüştü. Bu tarz dijital sahtekarlıklar bugünlerde standart ve bütün modern siyasi kampanyalarda beklenen bir şey. Uzmanlar Amerika’daki başkanlık seçimleri tartışmalarına 400.000 civarında botun katıldığını ve 3,8 milyon tweet attıklarını tahmin ediyor ve birçok çalışma bunun sonuçlarını inceliyor. Sepúlveda’ya göre her zaman dijital propagandanın kurbanları olacağız. Umarım, zaman içerisinde propagandayı tanımada becerikli oluruz. Notlar: *Arama motoru optimizasyonu, amacı web sitelerinin, arama motorlarının kriterlerine uygun hale getirilerek hedeflenen aramalarda yükseltilmesidir. İngilizcede ve Türkçede kısaca SEO (Search Engine Optimization) olarak ifade edilmektedir. (çeviri notu) ** Kolombiya Devleti ve FARC arasındaki barış antlaşması süreci. (çeviri notu)" Araştırma: Sahte haber paylaşanları uyaran HoaxBot deneyi,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haber-paylasanlari-uyaran-hoaxbot-deneyi,"Bu içerik ilk kez "" We built a Twitter bot that replies to people who share fake news "" başlığıyla Medium 'da 18 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından Teyit için çevrilmiştir. Kasım’daki başkanlık seçimlerinden beri birçok insan “sahte haberler” ve dezenformasyon hakkında konuşuyor. Filtre balonları ve bilerek yanlış bilgi yayma ABD ve diğer ülkelerdeki kutuplaşmanın sebebi olabilir mi? Birçok insan sebebin bu olduğunu düşünüyor ve yalan haberlerin doğrularına kıyasla daha çok yayıldığı görülüyor . Eğer tartışma hakkında daha fazla bir bilgi almak isterseniz, şu yazıyı okuyabilirsiniz: Sahte Haber Tartışmasında Önemli Anlar . Ben bu tartışmaya katılmak istemedim çünkü bazen, teknoloji/medya baloncuğunun, filtre baloncukları gibi şeyleri önemseyen tek baloncuğunu teknoloji/medya dünyası olduğunu düşünüyorum. Diğerleri bu tartışmaları duysa da umursamıyor (bundan daha sonra bahsedeceğim). Fakat ortağım Alexander ve ben bu sorunlara önerilen çözümlerle ilgileniyoruz. Seçimden kısa bir süre sonra, insanlar bir sürü fikir toplamaya başladı. Örneğin, bu kitle kaynaklı dokümanda birçok insan bir araya geldi ve 150 sayfalık bir beyin fırtınası yaptı. Bu çaba etkileyeci olsa da, bu kadar fazla bilgiyle harekete geçmek çok zor. Ama bazı fikirleri hayata geçirmek kolay gibi gözüküyor : Tweet: Yalan haberleri işaretleyen bir Chrome eklentisi #ürünistekleri Sahte haberleri işaretleyen bir şey? Basit ve faydalı bir fikir gibi duruyor. Zaten çok geçmeden piyasa bu tarz ürünlerle dolmaya başladı. BS Detector , Fake News Monitor ve Media Bias Fack Check Icon gibi eklentiler Chrome Web Mağazası’nda belirmeye başladı. Bununla birlikte, bu çok katmanlı soruna getirilen çözümler hakkında insanlar endişelerini dile getirmeye de başladı. 1) Mevcut çözümler sansürcülük mü? Yani temelde: Peki, bir haber kaynağının güvenilir olup olmadığına kim karar verir? Çoğu zaman neyin doğru ya da yanlış olduğunu belirlemek kolay değildir. Sahte, hiciv, görüş ve komplo teorileri arasındaki çizgi nerededir? Yalan haber kaynaklarını belirlemeye çalışan listeler , yazarlarının siyasi görüşleriyle uyuşmayan her şeyi içerdiği için çok fazla eleştiri aldı. Bu tarz listelerin üzerine geliştirilen ürünler her zaman endişe kaynağı olacaklardır. Bu ürünler hakkında şüphe uyandıran başka bir şey ise yalan haber kaynaklarına nasıl davrandıkları. Çünkü, aynı fikirde olmadıkları haber kaynaklarını engelleyen çözümler sansürcülüktür ve “filtre baloncuklarını” daha da ayırırlar. Mesele şu: Eğer yalan haberleri işaretleyen bir Chrome eklentisi kuruyorsanız, büyük ihtimalle sorunun farkındasınızdır. Yani hedef grupta olduğunuz söylenemez. Bu tarz ürünler, yalan haberleri farkında olmadan paylaşanlar için tasarlanmalıdır. Sadece Almanya deneyimim hakkında konuşabilirim ama genellikle bu kişiler de bütün gün Twitter’da takılıp, “filtre baloncukları” ve Chrome eklentileri hakkında konuşan insanlar değillerdir. Sorun şu: Yanlış bilgi hakkındaki bilgiyi doğru insanlara nasıl ulaştırırız? Sorundan bihaber olanlara nasıl ulaşılır? Bu yüzden şu ürün üzerine odaklanıyoruz: İki hafta önce bir hack oturumunda, yalan haber yapan sitelerin linklerine ve tweetlerinde bu linklere yer verenlere cevap atan bir basit, dostane bir Twitter botu yapma fikri ortaya çıktı. Twitter botları belli bir kriter üzerinden otomatik tweet atan bir uygulamalardır. Genellikle spam olarak değerlendirilmelerine rağmen bazen çok yararlı olabilirler. Daha fazla bot örneği için şu Twitter botları listesine bakabilirsiniz. HoaxBot sadece bir deneydi. Hangi kaynakların kullanılacağına karar vermenin zor olacağını biliyorduk. Bu yüzden açıkça yalan yayan ve bu listede yer alan, 21 siteyi (hiciv veya görüş içermenyen, sadece yalan ve hile bulunduran) kullanmaya karar verdik. HoaxBot, Twitter'da bu alan adlarını aradı ve bu kaynaklardan makale paylaşanlara yanıt verdi. İnsanların alınmasını istemediğimiz için, hedefimiz olabildiğince dostane olmaktı. Ve tahmin edin ne oldu? Bazı insanlar yararlı buldu: HoaxBot: Merhaba, bilginiz olsun: Bu kaynak yalan haber yaymasıyla biliniyor, yani bu makale yalan olabilir :) Cevap: Uyarı için teşekkürler. Umarım doğru değildir. Umarım seçkinlerimiz bu kadar deli değillerdir. Diğerleri aynı fikirde değildi: HoaxBot: Merhaba, bilginiz olsun: Bu kaynak yalan haber yaymasıyla biliniyor, yani bu makale yalan olabilir :) Cevap: Bütün tavsiyelerimi, hoax detector denen bir Twitter botundan alırım. Bazı kusurları olmasına rağmen bu deneyi sevdik ve kullanıcılarımızın cevaplarımıza verdiği reaksiyon bizi heyecanlandırdı. Fakat, daha 30 tweet bile atamadan, Twitter bizi tweet atma yetkisi veren API’den* çıkarttı. Neden? Kullanıcılara rastgele tweet atmak Twitter tarafından spam olarak nitelendiriliyor. Fakat, bu engellemenin bu kadar hızlı olmasının sebebinin, bilerek yalan haber yayan bazı hesapların botumuzu beğenmeyip, şikayet etmesi olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, etkisi küçük ama eğlenceli bir deneydi. Ayrıca Twitter’ın erkenden engellemesi aslında iyi oldu. Çünkü, haber kaynağı seçimimiz kesinlikle eksiksiz değildi ve bizim kendi oluşturacağımız liste de en az diğerlerinin listeleri kadar sıkıntılı olacaktı. *Uygulama programlama arayüzü (UPA; İngilizce: A pplication P rogramming I nterface , kısaca API ), bir yazılımın başka bir yazılımda tanımlanmış işlevlerini kullanabilmesi için oluşturulmuş bir tanım bütünüdür." Araştırma: Görüntüleri Google Earth kullanarak doğrulamak,https://teyit.org/teyitpedia/goruntuleri-google-earth-kullanarak-dogrulamak,"Bu içerik ilk kez "" Verifying Location Using Google Earth "" başlığıyla First Draft News t arafından 13 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmış ve Yusuf Tatlı tarafından düzenlenerek Teyit için çevrilmiştir. 2005’ten beri, Google Earth dünyayı masamızdan ayrılmadan gezmemize olanak sağlamasıyla en yararlı görsel doğrulama araçlarından biri. Bu bağlantıdaki videoda , Google Earth bir fotoğrafın Twitter kullanıcısının iddia ettiği yerden olup olmadığını ve fotoğrafın gerçekte nereden geldiğini bulmamıza yardımcı oldu. Maalesef, Google Earth’te görüntüleri otomatik olarak aramak şu an mümkün değil ama eğer konum hakkında genel bir bilginiz ve birkaç da ipucunuz varsa, bir çok şekilde doğrulama yapabilirsiniz. Başka bir yazıda, fotoğraf veya videolarda olabilecek topografik unsurlar, tanımlanabilir binalar, işaretler ve fark edilir yapılar gibi ipuçlarından bahsetmiştik. Bu ipuçlarını not ettikten ve görüntüyü arada bir bakmak için masaüstüne kaydettikten sonra, Google Earth’teki araştırmanıza başlayabilirsiniz. 2015 yılında ücretsiz hale getirilen, Google Earth’ün Pro versiyonunu indirmenizi öneririz. Ek olarak gelen “Turlar ve Haritalama” özellikleri, haberleri sunarken ve ya yanlışlarken analiz sürecini göstermek ve tam şeffaflığı sağlamak için çok yararlıdır. Programı kurarken, lisans kodu kısmına GEPFREE yazabilirsiniz. Google Earth belirli bir alanı keşfetmek için çeşitli arama ve izleme seçenekleri sunar. Bir konumu ismiyle, koordinatlarıyla veya ünlü bir yapının ismiyle aratabilirsiniz. Ünlü bir yapının ismiyle arama seçeneği, görgü tanıklarının ifadelerini doğrularken son derece kullanışlıdır, çünkü örneğin bir tweet “Kio Kuleleri”den bahsederse, Google Earth sizi doğrudan, ilaveten başka arama yapmadan, Madrid’e götürecektir. Bir konuma yakınlaştığınız zaman bölgeyi, Google Street View ve Ground Level View ile keşfedebilir ya da “3B Binalar”, “Fotoğraflar” ve “Arazi” seçeneklerini seçerek farklı açıları ve detayları görebilirsiniz. Aşağıdaki videoda, yukarıda gösterilen vaka çalışmasında kullanılan arama tekniklerinin uygulanışı görebilirsiniz. Birçok araç gibi, Google Earth araçlarına da, herhangi bir “son dakika” durumundan önce alışmanız önemlidir. Google Earth’teki Navigasyon gayet basittir. Kio Kuleleri’ni arayın ve aşağıdaki videoda gösterilen farklı yakınlaştırma, çevirme, ve eğme tekniklerini deneyin. Google Earth’ün diğer bir harika özelliği ise eski uydu görüntülerine bakabilmektir. Aşağıdaki örnekte Zaatari Mülteci Kampı’nı kullandık. 2011 yılında kurulan kampın ortaya çıkmasını ve gelişmesini yukarıdaki kaydırma butonunu kullanarak görebilirsiniz. Şu koordinatları kullanarak kendiniz de deneyebilirsiniz: 32°17’38.22”N 36°19’41.80″E Eğer kullanılan bir görüntüdeki bir mekanı sık sık doğrulamanız gerekiyorsa, Google Earth’te çabuk referans noktası koymak yararlı olabilir. Ayrıca, bu özelliği, o konuma ait herhangi bir görüntüyü kaydetmek için de kullanabilirsiniz. Bu özellik fark edilebilir yapıların olduğu konumlar için çok yararlıdır. Eğer farklı konumlardan görüntüleri doğrulamaya çalışıyorsanız, aralarındaki uzaklığı cetvel butonunu kullanarak ölçebilirsiniz. Çoğu zaman Google Earth’te, fotoğrafı çeken kişinin tam konumunu bulabilirsiniz. Bu yüzden, bir kaynağı doğrularken, fotoğrafçı ve fotoğraflanan olay arasındaki mesafeyi ölçmek yararlı olabilir. Daha fazla tavsiye ve örnek için, Christoph Koetti’nin Doğrulama El Kitabı’nda Kahire’deki polis ve protestocular arasındaki çatışmaları anlattığı vaka çalışmasını ve Eliot Higgins’in gazeteciler için konum belirleme makalesini tavsiye ediyoruz." teyit.org içerik sponsoru olarak ekşi sözlük'te,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-icerik-sponsoru-olarak-eksi-sozlukte,"26 Ekim 2016’dan bu yana güncel olarak internetteki şüpheli haberleri takip ediyor ve internet kullanıcılarını hangi haberin doğru, hangi haberin yanlış olduğu hakkında detaylı analizlerle bilgilendiriyoruz. ekşi sözlük içerik sponsoru olarak bugünden itibaren, sözlük’teki şüpheli başlıkları tarayacak, yanlış bilginin yayıldığı yerleri tespit edecek ve sözlük kullanıcıları ile okurlarını şüpheli içeriklere dair bilgilendireceğiz. teyitorg kullanıcı adıyla gireceğimiz entryler ile yanlış haberlere dair bilgi vererek, ekşi sözlük kullanıcılarını güvenilir kaynaklar ve analizlere yönlendireceğiz." Araştırma: Sahte haber sorunu düşündüğünüzden daha korkutucu bir hale gelmek üzere,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haber-sorunu-dusundugunuzden-daha-kotu-bir-hale-gelmek-uzere,"Bu içerik ilk kez "" Fake News is about to get even scarier than you ever dreamed "" başlığıyla Vanity Fair tarafından 26 Ocak 2017 tarihinde yayınlanmış ve Dilara Ergül tarafından Teyit için çevrilmiştir. Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 45. Başkanı seçildikten kısa bir süre sonra sosyal medyada ilginç bir hikaye yayılmaya başladı. Rusya'nın Trump'ın zaferini kolaylaştırmak amacıyla sahte haberleri ön sayfa haberi haline getirmesinden önceki günlerde, 28 yaşındaki Edgar Maddison Welch, Washington DC'de demokratların başkan adayı Hilary Clinton’ın da başını çektiği şeytani bir operasyonda küçük çocukları seks kölesi olarak barındıran bir pizzacı hakkında yazılanları okumaya başladı. Ardından Welch, North Carolina, Salisbury'deki evinden altı saat kadar uzaklıkta Washington’ın kuzeyindeki Comet Ping Pong'a giderek AR-15 silahı ile ateş açtı. Seçimlerde Kremlin’in rolünden bahseden haberlerden daha da rahatsız edici olan bu Comet Ping Pong haberi, sahte habercilerin belirsiz bir bilgiyi belki de medyanın ve hükümetin karşı karşıya kaldığı en önemli dijital salgın haline getirdiğine ve demokrasinin riske sokulduğuna dikkat çekiyor. Örneğin daha önce sahte haberler Pakistan’la İsrail'in nükleer bir savaşa girme olasılığını yükseltti. (Trump'ın ulusal güvenlik danışmanının oğlu Michael Flynn Jr.'ın Twitter'da Comet Ping Pong hikayesini paylaştığını hatırlayın.) Bu sırada Donald Trump, Ted Cruz'un babasının John F. Kennedy'ye suikast planında yer aldığı ve şu anda ABD’de suç oranın hiç olmadığı kadar yüksek olduğu yönündeki fabrikasyon hikayelerle tüm seçim kampanyasını geçirdi (geçen yıl oldukça yavaş yükselen suç oranları, son 20 yılın neredeyse en düşük seviyesinde ). Bütün bu hikayeler pek çok şekilde üretiliyor, ama hepsi bir teknolojik ortak özelliğe sahip: neredeyse tamamen yazılı formatta. Ve bu artık değişmek üzere. Ülke çapındaki şirketler ve üniversitelerde geliştirilen yeni teknolojilerle yakın zamanda gerçek ve sahte arasındaki çizginin ortadan kalkması mümkün görünüyor. Başka bir ifadeyle, ses ve video teknolojisindeki ilerlemeler sofistike hale geliyor; böylece zamanla sahte olanlar gerçek haberlerin yerini (örneğin gerçek radyo yayınları veya radyo röportajları) eşi benzeri görülmemiş şekilde alabilir. Geçen yıl Stanford Üniversitesi ve Erlangen-Nürnberg Üniversitesi profesörleri tarafından yayınlanan bir makalede , teknologların konuşan birinin videosunu kaydedip sonra yüz ifadelerini nasıl değiştirebildikleri anlatıldı. Bu teknoloji örneğin, Vladimir Putin'in bir görüntüsünü alıp, yüz ifadelerini kolay tespit edilemeyen yollarla değiştirebilir. Aslında bu videoda araştırmacılar, Putin’in yüz ifadelerinin ve tepkilerinin insanları nasıl manipüle ettiğini göstermektedir. Açık söylemek gerekirse, bu ürkütücü. Fakat bu gelecekteki sahte haberler tehdidinin yalnızca bir parçası. Diğer benzeri teknolojiler üniversitelerde ve araştırma laboratuvarlarında da yıllardır çalışılıyor, ancak bugün bilgisayarların neler yapabileceğini anlamış değiller. Örneğin araştırmacıların gerçek insanlar yerine kullanılabilecek dijital aktörler yarattıkları ""Dijital Emily Projesi” . Geçtiğimiz yıllarda, sonuçlar acemiceydi ve dijital ortamda yeniden yaratılmış oldukları kolaylıkla tespit edilebiliyordu. Ancak şu anda Hollywood ve video oyunları endüstrisi tarafından kullanılan teknolojiler, dijital karakterleri gerçek insanlardan neredeyse ayırt edilemez hale getirdi. (Hangi aktörün gerçek olduğunu ve hangilerinin bilgisayar tarafından oluşturulduğunu öğrenmek için Star Wars'un en son filmini izleyebilirsiniz. Bahse girerim farkı anlayamazsınız.) Başkan Trump'ın Rex Tillerson'a Çin'e bir nükleer bomba atmayı planladığını söyletmek için bu teknolojiyi kullanarak sahte bir video hazırlandığını hayal edin. Haber kliplerinin sosyal medyada yayılma hızı düşünüldüğünde, sahte haberlerin sebep olacağı bir uluslararası kriz ortaya çıkmadan önce hükümetlerin cevap vermesi için oldukça kısıtlı bir zaman olacak. Ses kaydetme teknolojisindeki ilerlemeler de ürkütücü. Adobe, Kasım ayında yaptığı yıllık konferansta “ses kayıtlarına photoshop” anlamına gelen ""Photoshop for audio"" adında yeni bir ürün sergiledi. Bu ürün, kullanıcıların bir kişinin sesinin yaklaşık 10 ile 20 dakika arasındaki bir kaydını uygulamaya koymasına ve sonra da istediğini yazarak o kişinin sesinden söyletebilmesine olanak sağlıyor. İlerleyen zamanda dijital ortamda yapılan seslendirmeyle, gerçekteki ses arasındaki farkı anlamak mümkün olmayacak. Bu tür bir teknoloji, Trump'ın herhangi bir röportajı ya da konuşması kullanılarak istenen cümle veya paragrafı yazıp söyletebilmeye olanak sağlıyor. Trump'ın Mike Pence'den nasıl hoşlanmadığını ya da vergileriyle ilgili nasıl yalanlar söylediğini ya da Rus otel odalarında olduğu iddia edilen ""altın duş""tan hoşlandığını söylediği sahte ses kayıtlarını rahatlıkla yapabilmek mümkün. Daha kötüsü Donald Trump’ın sesi kullanılarak yapılan sahte bir kayıtta, başka bir dünya liderinin tehdit edildiğini düşünün. Hepsinden de daha kötüsü, taklidin kalitesi bu şekilde artmaya devam ettikçe, gerçek ve sahte arasındaki farkı anlamanın ne kadar zor hale geleceğini de düşünmek gerek. Belki de en korkunç kısım, bir süre sonra bu tür teknolojinin, akademiler ve kurumların da ötesinde, sıradan insanların da sahte dijital klipler oluşturabilmesine imkan sağlayacak olması. Üstelik Stanford'daki bu teknoloji, Pixar tarafından kullanılanlar gibi ileri teknoloji bilgisayarlara ihtiyaç duymuyor; sadece YouTube'dan bir habere ve standart bir webcam kamerasına sahip olmak yeterli. Birçok yönden, bu durumun artık başladığını görüyoruz. Bu hafta, Donald-Melania Trump çiftiyle ilgili bir GIF Twitter'da dolaştı. Kısa klibin içinde Trump dönüp eşi Melania'ye bakıyor; çift birkaç kelime konuşuyor. Melania gülümsüyor. Fakat Donald Trump arkasını döndüğünde Melania'nın gülümsemesi yerini üzgün ve rahatsız bir ifadeye bırakıyor. Burada problem şu ki, sosyal medyada dolaşan bu GIF’in gerçek olup olmadığını kimse bilmiyor. Bu GIF tersten oynatıldığında ise üzgün bir ifade takınan Melania Trump, eşiyle göz göze geldiğinde gülümsemeye başlıyor. (Söyleyebilirim ki, video gerçek ) Bu seçimden öğrendiğimiz şu ki insanların yalan haber yapması için pek çok sebep olabilir. Bunlardan biri finansal. Cameron Harris’in The New York Times ’a söylediğine göre yalnızca 5 dolara yalan haberler oluşturulabiliyor. Hilary Clinton ve seçmen sahtekarlığı hakkında yaptığı yalan haberle ünlenen Harris, yalnızca bir saatte milyonlarca insanın tıklamasıyla 1000 dolar kazandı. Haberi hızla yayılan Cameron Harris, bu yalan haberin paylaşımından elde ettiği parayı okul harcına, arabasının giderlerine ve kirasına harcadığını da Times’a verdiği röportajda ekledi. Bazı insanlar ana akım medyayla uğraşmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek için bile sahte haberler oluşturuyor. Şu bir gerçek ki birçok devlet sahte haberleri dijital terör eylemi olarak görebilir. ABD’deki seçimlere müdahale ettikten sonra ( Trump’ın da kabul ettiği gibi ), Putin'in propaganda görevlileri şimdi de Avrupa'da aynı şeyi yapıyor. Şu anda elimizdeki nispeten ilkel olan teknoloji göz önüne alındığında bile, bu durumun oldukça etkisi oldu. Her şeyden önce, yeni tüketicilerin çoğu, okuduklarının gerçek veya sahte olup olmadığını bilmek istemiyor; yalnızca dünya görüşlerini desteklemeye yardımcı olduğunu bilmek yetiyor. Pew Araştırma’nın da belirttiği üzere günümüz toplumlarında “liberaller ve muhafazakarlar farklı dünyaların insanları”. Daha da korkunç olan şey aslında bu teknolojilerin 2018 ara seçiminde veya 2020'deki başkanlık seçimlerinde ne durumda olacağı. Bu noktada sadece binlerce yalan haber değil aynı zamanda yalan videolar ve ses kayıtları da internette yayılıyor olacak. Bu teknolojileri en boş konularda bile yalan söyleyen bir başkanla birleştirirseniz, neyin gerçek neyin sahte olduğunu bilmenin giderek zorlaştığını göreceksiniz. Teknolojileri yaratan insanlar için, yaratacakları etkileri değerlendirmek için bir zaman varsa o da şuandır." Olmayan üniversitenin hayali profesörü cevapladı: Osmanlı patates yüzünden mi çöktü?,https://teyit.org/teyitpedia/olmayan-universitenin-hayali-profesoru-cevapladi-osmanli-patates-yuzunden-mi-coktu,"Yeni Akit ’in haberine göre Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kaybının durdurulamamasının ardındaki sebebin patates tüketimi olduğu iddia edildi. Haberde, İngiltere’de Devonshire Üniversitesi’nde Osmanlı ve Yakındoğu çalışmaları Direktörü Lord Herbert Smith’in Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne sebep olan yaklaşımın dışında başka bir sebep daha olduğunu düşündüğü aktarıldı. Yeni ticaret yollarının keşfedilmesi, Amerika kökenli altın arzının artışı dolayısı ile yaşanan devalüasyon, teknolojide geri kalma ya da padişahların yetersizliği gibi nedenlerin sebep olmadığını düşünen Lord Smith’e göre Osmanlı’nın çöküşünün nedeninin patates olduğu iddia edildi. İddiaya göre Lord Herbert Smith, patatesin Avrupa’da yayılış haritası ile Osmanlı’nın sınırlarındaki küçülmenin neredeyse bire bir aynı olduğunu belirtiyor: “ Patates, Avrupa kıtasına ilk kez 1577’de getirilmiş. Osmanlı Devleti'nin ‘Duraklama Dönemi’ne girmesi ise 1579. Tabi bu dönemde Osmanlı’da tüketilmiyor o yüzden de bu dönemde toprak kaybı yok. 1700’lerin başında yaşanan kıtlıktan sonra patates Fransa’dan başlayarak Avrupa içlerine yayılmış, 1770’ler civarında Osmanlı sınırına dayanmıştır. Nitekim 1800’lerden kalma askeri kayıtlarda bilhassa batı bölgelerinde karavanalarda patates yemeklerinin bulunduğu görülmektedir. Bu dönemden itibaren tüm yenileşme çabalarına, reformcu padişahlara hatta II. Abdülhamit gibi dirayetli bir hakana rağmen toprak kaybının durdurulamamasının ardındaki sebep patates tüketimi olabilirdi. ” Bu haberi gördüğüm ilk anda böylesine tarihsel bağlamdan kopuk bir bilgiye inanmak oldukça güç geldi. Haberin bilimsel referanslarını, bahsettiği üniversiteleri, akademisyenleri, yapılan çalışmaları ve tabi ki bu yazıyı yazan kişinin kim olduğuna baktım. Bu yazı ilk olarak Artfulliving sitesinde yayınlanmıştı. Ama buraya sonra döneceğim. Haberde bu yeni yaklaşımın İngiltere’deki Devonshire Üniversitesi Osmanlı ve Yakındoğu Çalışmaları Direktörü Lord Herbert Smith tarafından ortaya atıldığı belirtilmişti. Öncelikle araştırmaya üniversiteden başlayalım. King’s College London, Essex Üniversitesi(University of Essex), Sussex Üniversitesi (University of Sussex), Londra Ekonomi Okulu (London School of Economics), Nottigham Üniversitesi gibi üniversitelerin kullandığı bir platform olan Higher Education Degree Datacheck (Yüksek Öğretim Lisansı Veri Kontrolü) sitesi kişilerin mezun olduklarını iddia ettikleri üniversitede kayıtlarının bulunup bulunmadığını kontrol etmenize yardımcı oluyor. Yazıda ismi geçen Devonshire Üniversitesi’ni bu sitede arattığımızda üniversitenin Birleşik Krallık’ta diploma veren bir kurum olmadığını gösteren bir uyarı ile karşılaşıyoruz. Ayrıca Devonshire Üniversitesi’nin Facebook ve Twitter sayfası ya da web sitesi bulunmuyor. Arizona Stimson Üniversitesi genetikçilerinden Atekha Grimclaw’un 2010 yılında Amerikanın yerlilerinin %82,4’ünde ortak bir genetik varyasyon saptadığı da haberde yer alan bir diğer iddia. Yazıda bahsedilen Atekha Grimclaw ismini Google’da arattığınızda karşınıza bu haberi yapan sitelerden başka hiçbir kaynak çıkmıyor. 2010 yılında yapıldığı iddia edilen bu araştırmaya dair de herhangi bir akademik kaynağa ulaşmak mümkün değil. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki öğrenciler tarafından kullanılan RateMyProfessors.com, akademisyenlerin puanlandırıldığı ve haklarında yorum yapıldığı en büyük online platform. Bugüne kadar sitede 17 milyondan fazla oy kullanıldı, 1.6 milyon akademisyen ve 7 binden fazla okul bilgisi girildi. Bu kadar fazla verinin olduğu bir web sitesinde bu isme ve üniversiteye dair hiçbir bilgi bulunmuyor. Ayrıca RateMyProfessors.com’da Devonshire Üniversitesi’nden olduğu söylenen Herbert Smith isimli profesörün de ismini arattım. Ancak ilgili bölüm ve üniversiteye uygun bir kişi karşıma çıkmadı. Yazıda, “Nitekim 1800’lerden kalma askeri kayıtlarda bilhassa batı bölgelerinde karavanlarda patates yemeklerinin bulunduğu görülmektedir” ifadesi kullanılıyor. İddiaya dair Türk ve Dünya yemek kültürü ve tarihi konusunda uzman olan Yeditepe Üniversitesi Gastronomi Bölümü’nden Doç. Dr. Özge Samancı’yla konuştuk. Kendisine Osmanlı ve patatesin ilişkisini sorduğumda ise, “ Ben patates ve Osmanlı çöküşü arasında bir bağlantı pek göremiyorum. Patates 1850’lerde dahi Osmanlı ordusunda az tüketiliyordu ki Osmanlı ordusuna eğitim için gelen Alman general Moltke anılarında patates bulamadığı için çektiği özlemi anlatır örneğin” diyerek bu iddianın herhangi bir temeli olamayacağını aktardı. İsmini ve yazdığı makaleleri hiçbir yerde bulamadığım Grimclaw, Amerikan yerlilerinde saptadığı ortak genetik varyasyon konusundaki araştırmasını derinleştirdikçe, bu varyasyona sahip yerlilerin kas yapılarında bir zayıflık bulmuş ve bu zayıflığın yerlilerde patatesin içinde bulunan Patatin maddesinin tüketiminden kaynaklandığı sonucuna ulaşmış. Ama tabi ki patates lobisi bu çalışmaların saygın dergilerde yayınlanmasını engellemiş. Muhtemelen bütün dirayetli hükümdarlara rağmen dağılan Osmanlı’nın arkasında da patates lobisi bulunuyordu. Yazı Profesör Smith’in Türk bilim adamlarına tavsiyede bulunmasıyla bitiyor ve “patatin maddesine karşı hassasiyet geninin” Türklerde araştırılması gerektiğini düşündüğünü belirtiyor. “ Şüphem yok ki patates tüketiminin önlenmesi Türklerin dünya sahnesindeki hak ettikleri yeri almalarını sağlayacaktır .” Yazının en başında belirttiğim sonra geleceğiz dediğim nokta tam olarak burası! Bir gazetecinin, medya yazarının ve hatta sıradan sosyal medya kullanıcısının sahip olması gereken en önemli özellik şüphe duymak. Şüphe duyduğunuz herhangi bir haber üzerine yapılması gereken ise haberin kaynağına ulaşmaya çalışmak, başka kaynaklardan teyit etmek, tek bir kaynakla yetinmemektir. Aslında bu yazıyı haberleştiren Yeni Akit’in ve diğer sitelerin yapması gereken tek şey yazara ulaşmaktı. Osmanlı’nın patates yüzünden çöktüğü yazısını yazan Fırat Yağmurlu kurmaca yazılarıyla ünlü bir isim. Artfulliving sitesinde yazdığı yazıların büyük çoğunluğu gerçeğe dayanmıyor. Kendisine Facebook mesajı göndererek ulaşmam ve cevabımı almam sadece 30 saniye sürdü. Bu yazının tamamen kurmaca olduğunu belirten Yağmurlu, Yeni Akit’in kendisine ulaşmadığını belirtti. Ayrıca Yağmurlu’nun avokado ve Türkiye’de avokado yetiştirilmesinin nasıl önüne geçildiğine dair bir diğer kurmaca yazısı da daha önce T24’ün Yaşam kategorisinde yayınladı . Yazıda, Molla Kamil Efendi’nin kendisine teslim edilen Yalova’daki arazisinde daha önce Fransa’da görüp çok beğendiği avokado meyvesini Anadolu koşullarında yetiştirme çabasından bahsediliyor.Yazıda, Patrona Halil ayaklanması ile son bulan bu maceranın ise ayaklanmaya katılan bir grubun telkini ile avokadonun timsah ile ağacın ciması ile mahsul olduğu söylentisi yayıldığı iddia ediliyor. Ancak herhangi bir yerde bu yazının kurmaca olduğu belirtilmemiş. T24’ten de kimse Yağmurlu’ya ulaşıp bu yazının doğruluğunu kontrol etmemiş. Bu yazıyı oluşturma aşamasında Fırat Yağmurlu’nun yazısının kurmaca olduğunu öğrenmiştim. Ancak göstermeye çalıştığım bir bilginin doğrulanabilmesi için izlenebilecek pek çok yöntem olduğu. Bu yöntemlerden en basiti ise haberin kaynağına ulaşmak. Ve kaynağa ulaştığımda işin gerçeğini öğrenmem, belirttiğim gibi oldukça kısa sürdü. Ama bir iddiada hiçbir noktayı boşlukta bırakmadan doğrulamak isterseniz farklı noktaların izini sürebilirsiniz. Günümüz habercileri için haberin kaynağına ulaşmak ve bu alışkanlığı geliştirmek en büyük eksiklik. Fırat Yağmurlu’ya neden böyle kurmaca yazılar yazdığını ve kendisine gelen tepkileri sorduğumda “ tarihsel kurmaca, kurmaca türlerinden yalnızca biri. Zaman seçimi yaparken şimdiki zamandan çok, geçmişi kullanıyorum ama aslında yazdıklarım bu günle alakalı. Patates yazısını aslında günümüzde sürekli öne sürülen komplo teorilerine ironi olsun diye yazmıştım. Ciddiye alınabileceğini, haber olabileceğini de hiç aklıma getirmemiştim doğrusu. Sonuçta yazının aldığı tepki yazının kendisinden daha da ironik oldu. Yazının ciddi haber gibi algılanması bende çok rahatsızlık yaratmadı. Tam da eleştirdiğim şeyin yani halkımızın komplo teorilerine ne kadar düşkün olduğunun teyidi oldu. Benim derdim kötü giden her şeyi kendisinden başka her şeye bağlayabilen insanları eleştirmekti, gördüm ki bu konuda patates bile nasibini alabiliyor ” cevabını verdi." Araştırma: Doğrulama liderlere daha az yalan söylemeyi öğretebilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/dogrulama-liderlere-daha-az-yalan-soylemeyi-ogretebilir-mi,"*Bu içerik "" Doğrulama liderlere daha az yalan söylemeyi öğretebilir mi? "" başlığıyla Journo tarafından 7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmıştır. “96 milyon gerçekten bir iş istiyor ve alamıyor. Bu hikâyeyi biliyorsunuz, bu gerçek istatistik.” Donald Trump, seçimden sonra yaptığı ilk basın toplantısında oldukça yanıltıcı olan bu istatistiğe dikkat çekti. Zayıf kanıtlara dayanan bir iddiaydı ama yine de dile getirdi. Peki birisi, bir dünya liderini konuşması sırasında durdurabilse ve kanıt talep etse ne olurdu? Bu, söz konusu Trump ise zorlu bir mesele olabilir, fakat belki de mevcut durum gelecekteki dünya liderleri için geçerli değildir. Bu düşünce, Arjantinli web sitesi Chequeado ‘yu, Buenos Aires’teki birden fazla Model Birleşmiş Milletler simülasyonundaki doğruluk paylarını kontrol etmeye itti. Doğrulama simülasyonlarında, öğrenciler büyükelçilerin rollerini üstleniyor ve atanmışlar olarak uluslarının büyük dünya meseleleri ile ilgili tartışmalardaki çıkarlarını temsil ediyor. Her yıl dünyanın dört bir yanından gelen on binlerce öğrenci, Model Birleşmiş Milletler uygulamasına katılıyor. Chequeado’nun eğitim koordinatörü Ariel Merpert Model BM konferanslarına katılan gençlerin stratejilerinin çoğunlukla söylem üzerine kurulu olduğunu, ancak olgulara dayanan stratejilerin kısıtlı olduğunu ifade ediyor. Bu durumla başa çıkmak için Chequeado, binlerce lise öğrencisi için Model BM konferanslarını koordine eden yerel bir organizasyon olan Asociación Civil MINU ‘ya destek verdi ve oyunun kurallarını değiştirdi. Sonuç olarak da geleneksel simülasyonda üç değişiklik yapıldı: Örneğin, ülke temsilcilerinin rolünü üstlenen öğrenciler, Model BM başkanından -itirazda bulunabilecekleri bir şekilde- temsilcilerin ifadelerinin gerçek kontrolünü sipariş etmelerini isteyebileceklerdi. İddialarının somut gerçeklere dayandığından emin olan delegeler, konsey başkanının ifadelerini incelemesini isteyebildi. Yeni yöntem, ilk kez Buenos Aires’teki Di Tella Üniversitesi’nde düzenlenen bir Model BM konferansı sırasında denendi. Konferansa bin 200 öğrenci katıldı. MINU’ya göre, sonuçlar dikkat çekiciydi. “Donald Trump gibi post-truth politikacılar her zaman etrafta. Bilginin doğruluğunu ölçmek bu yüzden çok güçlü bir araç.” Asociación Civil MINU’nun kurucusu ve yöneticisi Martin Galanternik, ilk başta öğrencilerin şüpheye kapılıp şaşırdıklarını söyledi. “Bunu utanç verici anlara götürebilecek bir tür dış kontrol olarak düşünüyorlardı. Fakat sonraki toplantılarda olumlu bir meydan okuma olarak gördüler. Hatta bazıları doğruluk kontrol sistemini kendi lehine kullanmaya çalıştı.” Öğrencilerin bazıları ‘doğruluk’ derecelendirmeleri almışken bazıları ise kontrol grubundan gelen uyarılara takıldı. Minnesota tarafından düzenlenen Buenos Aires simülasyonlarından birinde, Angola’yı temsil eden bir öğrenci delege, ülkesinde köleliğin ‘bitmiş’ olduğunu iddia etti -bunun gerçeklerden uzak olduğu ortaya çıktı. Gerçek kontrol ekibi ayrıca, İspanya’nın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden alınan istatistiklere rağmen, ülkesinin “mültecilere sığınma imkanı tanıyan az sayıdaki Avrupa ülkesinden biri” olduğunu iddia eden İspanya’nın genç bir temsilcisini düzeltti. Ariel Merpert, retorikle daha fazla ilgilenen geleneksel Model BM konferanslarındaki tartışmalar ve yeni deney arasında net bir fark görüyor. “Ayrı bir dünya” diyor Merpert; “Artık gerçekler ve verilerle ilgili.” Bir katılımcı delegesi, gerçek istatistiklere odaklanmaya ikna etmeye çalışarak değerli bir deneyim kazandığını ve ucuz konuşmada daha az kazandığını söyledi. Devam eden projeye yeni nesil hükümet liderlerini yetiştirmeyi amaçlayan iddialı uzun vadeli hedefi nedeniyle “Chequeado +: el futuro del 토론” (tartışmanın geleceği) adı veriliyor. Projenin ardındaki akıl yürütmenin ise makul olduğu düşünülüyor: Model BM konferanslarına katılan gençler genellikle siyaset, diplomasi veya kamu politikasında kariyer yapmaya karar veriyor. Kanıtların önemi konusunda ısrar ederken gerçek kontrol araçlarını tanımak onlara ve gelecek yıllardaki tartışmaları iyileştirmeye yardımcı olabilir. Peki bu küçük ölçekli model, diğer siyaset bilimi alanlarına genişletilebilir mi? Buenos Aires Üniversitesi’nden bir iletişim profesörü olan Guillermo Mastrini, “Bu modelin çoğaltılması harika olur, ancak Model Birleşik Devletler’in bir kurgu üzerine kurulu olduğunu göz önünde bulundurmamız gerek” dedi. “Tartışma, gerçek güç denklemi girince tamamen değişiyor.” Mastrini’ye göre, “Bir BM simülasyonunda aktörler, gerçeklerle yüzleştiğinde kendi pozisyonlarını gözden geçirebilir… Fakat gerçek hayatta ülkeler ilk önce bir pozisyon benimseyip ardından desteklemek için argümanlar aramaya devam ediyor.” Ancak hâlâ umut var: Aslında doğrulanma tehdidiyle karşı karşıya kalan bazı siyasetçilerin yanlış iddialarda bulunma olasılıklarının düşük olduğunu biliyoruz. Chequeado Yönetim Direktörü Laura Zommer, bu durumun gerçek kontrol değerini özellikle bu günlerde değerli kılan şeylerden biri olduğunu söylüyor. Zommer, “Donald Trump gibi post-truth politikacılar her zaman etrafta” diyor ve ekliyor: “Bilginin doğruluğunu ölçmek bu yüzden çok güçlü bir araç.” Çalışma, 2017’de dört Arjantin eyaletine projeyi genişletmeyi bekleyen Chequeado’daki önemli konulardan biri olmaya devam ediyor." Araştırma: Fransa basını seçimler yaklaşırken yalan habere karşı birleşti,https://teyit.org/teyitpedia/fransa-basini-secimler-yaklasirken-yalan-habere-karsi-birlesti,"Bu içerik ilk kez "" French newsrooms unite to fight election misinformation with the launch of CrossCheck "" başlığıyla First Draft ta rafından 6 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gülin Çavuş tarafından Teyit için çevrilmiştir. Fransa’daki pek çok farklı basın kuruluşu tarafından ortaklaşa hayata geçirilen doğrulama projesi Crosscheck, seçmenlere internette gördükleri içeriklerin hangilerine güvenecekleri konusunda yardımcı olacak. Geçtiğimiz aylarda, farklı medya kuruluşlarının ve grupların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan CrossCheck, sosyal medya akışlarında, web aramalarında ve internette haber yayınlayan sitelerdeki içerikleri inceleyerek, nelere güvenebilecekleri konusunda halka yardımcı olmak isteyen bir doğrulama platformu. Facebook da ayrıca CrossCheck’i destekleyerek doğrulama süreçlerini, araçlar ve metinlerle açıklayarak seçimleri takip edenlere konuyla ilgili güncel ve onaylanmış, tartışmalı bilgileri sunacak. CrossCheck medya ve teknoloji alanındaki uzmanları bir araya getirerek yanlış iddiaları, efsaneleri ve hurafeleri ortaya çıkaracak. Hangi haberin yanlışlandığını, yanlış yönlendirdiğini ya da kafa karıştırıcı olduğunu raporlayacak. Fransa’daki seçimler projenin ana odak noktası olacak, Fransa’nın pek çok farklı yerindeki organizasyonlardan gazeteciler birlikte çalışarak internette dolaşan fotoğraf, video, caps ve ya haber metni gibi farklı içerikleri doğrulayacaklar. Halkın bu platforma katılımı teşvik edilerek soru sormaları ve şüpheli sitelerin, içeriklerin CrossCheck’in incelemesi için iletilmesi sağlanacak. Bu soruların hepsi listelenecek ve CrossCheck’in web sitesinden cevaplanacak. Fransa’daki ulusal ve yerel haber kuruluşlarının desteğiyle tasarlanan CrossCheck, Eylül 2016’da First Draft Partner Ağı toplantısında yeni fikirlerle geliştirildi. 17 haber kuruluşu bu projeye katıldı; AFP, BuzzFeed , France Medias Monde , France Télévisions, Global Voices , Libération , La Provence, Les Echos , La Voix du Nord , Le Monde , Nice-Matin , Ouest-France , Rue89 Bordeaux , Rue89Lyon , Rue89 Strasbourg , Storyful ve StreetPress katılımcılar arasında. Her basın kuruluşu katkı sunacak, kaynaklarını ve bölgesel birikimlerini aktararak doğrulama sürecini güçlendirip hızlandıracak. Böylelikle ülkenin her yerindeki yurttaşlara ulaşıldığından emin olunmuş olacak. CrossCheck partnerleri, özellikle bazı uluslararası haber kuruluşları, bu raporları kendi haberlerinde, makalelerinde, programlarında kullanacak. ABD’de Kasım’da yapılan seçimlerde bir araya gelerek seçmenlere yönelik baskılara ilişkin rapor hazırlayan Electionland ’in deneyimlerinden yararlanılacak. Electionland, First Draft ve Google News Lab’in kolektif öğrenme ve deneyim süreçlerinin Fransa’daki seçimlerde yararlı olacağı düşünülüyor. Electionland’te olduğu gibi, seçilen öğrenciler eğitim alarak önde gelen basın kuruluşlarının teknolojilerini ve gelişkin arama tekniklerini kullanacak. CrossCheck, CFJ ve Science Po Gazetecilik Okulu’ndan gönüllüleri davet ederek bu işin bir parçası haline getirecek. CrossCheck editörleri her iddiayı özetleyecek ve içerik girerek web sitesinde paylaşılabilir rapor kartını canlı bir akış içerisinde yayınlayacak. Bu akış AFP tarafından tekrar gözden geçirilecek. First Draft’ın partnerlerinden Bellingcat, yanlış bilgi ekosistemi ni Avrupa’daki diğer seçimleri de dâhil ederek daha geniş bir araştırma yöntemiyle ele alıp kalıplar ve davranışları ortaya koyan bir haritalandırma yapacak. Bellingcat tarafından yapılacak raporlar ve grafikler CrossCheck sitesinde görülebilecek. CrossCheck 27 Şubat’ta yayında olacak." "Araştırma: Google doğrulama etiketini Arjantin, Brezilya ve Meksika’da uygulamaya başlıyor",https://teyit.org/teyitpedia/google-dogrulama-etiketini-arjantin-brezilya-meksikada-uygulamaya-basliyor,"Bu içerik ilk kez  "" Google expands fact-checking feature to Argentina, Brazil, and Mexico "" başlığıyla The Verge tarafından 16 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Google yalan haber ile mücadele etmek için kullandığı şüpheli haber etiketi özelliğini uygulamaya başlıyor. Google News Başkan Yardımcısı Richard Gingras’ın Çarşamba günü blogunda yaptığı paylaşımda, şirketin haber doğrulama özelliği için kullanacağı şüpheli haber etiketini 3 ülkede daha kullanıma açacağını dile getirdi. Google News arama sonuçları, masaüstü aramaları ve hava durumu aplikasyonlarında kullanıma sunulacak özellik, haber aramalarında haberle ilişkili doğrulamanın linkini de kullanıcılara sunacak. Google ilk olarak haber doğrulama özelliğini Amerika’daki başkanlık seçimlerinden önce kullanmıştı. Uygulama yaklaşan seçimler ile birlikte Almanya ve Fransa’da da faaliyete geçti. Facebook gibi Google da platform üzerinde yalan haberin yayılmasına izin verdiği için eleştirilmişti. Her iki şirket de konunun karmaşık bir mesele olduğu ve sorunu çözmek için çalıştıklarını dile getirmişti. Google’ın üst düzey yöneticilerinden Philipp Schindler bu hafta Code Media konferansında yaptığı açıklamada “Sahte haber problemini son derece ciddiye almalıyız ve bu konu hakkında neler yapabileceğimizi ciddi bir biçimde düşünmeliyiz.” dedi ve ekledi, “Sahte haber olayları kişiden kişiye farklı yorumlanıyor ve çoğu zaman yalan haberi kötü gazetecilikten ayırmak güç oluyor.” Amerikan seçimlerini takiben Google , yaptığı açıklamada, sahte ve yalan haber paylaşımında bulunan yayımcıların reklam ve pazarlama ağından mahrum bırakılacağını dile getirmişti, bunun dışında ise Facebook , Birleşik Devletler, Almanya ve Fransa ’da yalan haber filtresini uygulamaya almıştı. Fransa’daki başkanlık seçimleri yaklaşırken Facebook ve Google 20 Fransız medya örgütü ve First Draft birlikteliği ile yalan haberleri çürütmek adına bu ayın başında CrossCheck adlı bir girişim oluşturdu. Facebook ve Google yalan ve manipulatif haberlerin tespitinin önemi konusunda hem fikir olsa da iki şirketin de “doğruluğun bekçileri” olması durumunun problemli olduğunu Code Media Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Facebook’un İştirakler Başkan Yardımcısı Dan Rose şu şekilde açıkladı : “Neyin doğru neyin yalan olduğunu belirleme konusunda bir otorite olmadığımızı belirtmemiz çok önemli. İnsanların bizi doğruluğun bekçileri olarak görmesini istediğini sanmıyorum.”" Bir Reddit kullanıcısının uydurma hikayesi: Nişanlım kardeşimmiş,https://teyit.org/teyitpedia/bir-reddit-kullanicisinin-uydurma-hikayesi-nisanlim-kardesimmis,"Reddit’te Oopscest isimli kullanıcının yazdıkları ve sonrasında bu yazının yayılma süreci yalan bir haberin, hatta tamamıyla kurgusal bir hikâyenin nasıl gerçekmiş gibi yayıldığını, medyanın etik değerlerinin neden sorgulanması gerektiğini tekrar ortaya koydu. Olay, bir Reddit kullanıcısının iki yıllık nişanlısıyla kardeş olduğunu öğrendiğini yazmasıyla başladı . Reddit kullanıcısı, babasını hiç tanımadığını ve annesi tarafından büyütüldüğünü anlattığı paylaşımda, nişanlısının ise bunun tam aksine harika bir aileye sahip olduğundan bahsediyor. Reddit’te yayınlanan yazının ardından Haber Aktüel , Milliyet gibi ulusal haber siteleri ve Mail Online , Cosmopolitan gibi yabancı siteler bu paylaşıma çeşitli şekillerde yer verdi. Oopscest, her zaman onların mükemmel olduğunu düşünürken düğün için araştırmalar yaptığı sırada nişanlısının babasının üvey olduğunu öğrendiğini yazıyor. Nişanlısının biyolojik babasının resmini kayınvalidesinden istediğinde ise neredeyse bayılacağını çünkü gösterdiği fotoğraftaki kişinin kendi babası olduğunu anlatıyor. Nişanlısına bu durumu anlatırken ağladığını, bağırdığını, kendini kaybettiğini açıklarken aslında onun bunu bir yıldır bildiğini ama onu kaybetmemek için söylemediğini ifade ediyor. “İhanete uğradım, iğrendim, yaralandım, utandım, kalbim kırıldı” diyen Oopscest ne yapacağını bilmediğini ve bu düğüne çok fazla para harcadıklarını söylüyor. Bunu, ailesine nasıl açıklayacağını düşünmenin kendisi için çok büyük bir endişe yarattığından, en kötüsünün ise nişanlısını çok sevdiğinden, birlikte olamayacaklarını bilerek yaşamanın zorluğundan bahsediyor. Sonrasında ise bunu okuyanlardan yardım istercesine “ne yapacağım!” diye soruyor. Paylaşımın ardından kullanıcılar destek mesajlarını iletip tavsiyelerde bulunuyorlar. Bu tavsiyeler üzerine Oopscest, “Tavsiye veren kişiler çok nazikti ve onlara bu güncellemeyi yapmak zorundaydım” diyerek cevap verenlerin ensest ilişkiyle hiçbir sorunu olmadığını gördüğünü de belirtiyor. Bu kadar ilgi gösterilmesini beklemediğini söyleyen kullanıcı “Reddit’ten asla tavsiye alma” başlığıyla yaptığı yeni güncellemesiyle işlerin kötü gittiğini, ayrılmaya karar verdiklerini, düğünü iptal etmeden önce DNA testi yapacaklarını yazıyor. Hikâyeyi ilginçleştiren durum ise, bu kullanıcının, bütün bu tartışmaların, akıl vermelerin ardından yayınladığı başka bir yazı. “ Nasıl Erkek Kardeşimle Birlikteymişim Gibi Davrandım ve Bu Süreçteki Etik Dışı Gazetecilik ” başlığıyla paylaştığı bu yazıda söz konusu kullanıcı, “Dün ön sayfalara taşınan paylaşımım bir uydurma” diyerek açıklamada bulundu. Bunu eğlenmek için ya da insanlarla alay etmek için yapmadığını belirterek nedenlerini sıraladı. “Size bunu neden yaptığımı açıklayayım. Öncelikle ben bir yazarım. Bunu da dikkat çekmek için yapmadım. Ben sadece her şeyin sorgulanması gerektiğini göstermek istedim. İnternette okuduğunuz şeylerin kaynağını sorun, konu hakkında sorular sorun ve eleştirel düşünün” dedi. Reddit kullanıcısı, bunu yapmasındaki bir diğer nedenin ise uydurulmuş bir hikâyenin ana akım medyada doğruymuş gibi gösterilmesinin ne kadar kolay olduğunu anlatabilmek olduğunu ifade ediyor. Paylaşımı yapan yazar, şu an dünyadaki en korkutucu şeyin, yalan olup olmadığı bilinmeyen hikâyelerin bu kadar kolay bir şekilde yaygınlaşması olduğunu vurguluyor. Oopscest haber kuruluşlarının artık, internetten aldıkları hikâyelerin bağımsız bir araştırmaya tabi tutmadan, hikâyenin gerçekliğini doğrulamadan ve hatta gönderiyi paylaşana ulaşmadan yayınlamalarını, böyle bir uydurma paylaşım ile göstermek istediğini belirtiyor. “Bu haberi yayınlayanlardan hiçbiri doğrulamak için bana ulaşmaya çalışmadı. Özellikle Cosmopolitan ’dan Tess Koman bana yorumumu almak için ulaştığını açıkladı ancak böyle bir şey kesinlikle gerçekleşmedi.” diyerek ana akım medyada dahi bulunan, kaynağa ulaşma ihtiyacı hissetmeme durumunun sıkıntısını belirtiyor. Medyanın geldiği bu hâl bugün doğrulama/yanlışlama yapan kurum ve kuruluşların önemini de ortaya koyuyor. “En temel gazetecilik refleksleri ve bilgileri neden bugün bütün değerini yitirdi?” sorusunun üzerine yapılan uzun tartışmalar olduğunu biliyoruz. Ancak bu kullanıcının Reddit’te yaptığı sosyal deney diyebileceğimiz kurgu, gazetecilerin yalanla hiçbir sorunu olmadığını gösteriyor. Yalan haber yapma ve etik kaygıların ortadan kalkmasının ardında, hıza hapsedilmiş bir gazetecilik anlayışı yatıyor. Atlatma haber, konvansiyonel medya için de en önemli şeydi. Ancak gazeteci için haberinin sosyal medyada ilk kullanılan kaynak haline gelmesinin çok daha önemli olduğu ve haberin tüketim hızının inanılmaz derecede artığı günümüzde, diğerlerinden daha önde olmak başka bir anlam taşımaya başladı. Haberin kaynağına ulaşmak ve doğrulanmasına ilişkin harcanacak emek/zaman, gazeteciler tarafından bir yük olarak algılanıyor. Bu da en temel gazetecilik ilkelerinin çiğnenmesine neden oluyor. Yalan bir hikayenin yayılmasının çok kolay olduğunu göstermek isteyen yazar, bu hikayeyi uydurmasının son sebebini ise Reddit’in twoX, Chromosomes gibi hem ciddi hem saçma içeriklerin paylaşıldığı grupları desteklemesi sorununa ışık tutmak olarak vurguluyor ve şunları ekliyor: “Haber siteleri gruplara girerek yazara sormadan ve sonuçlarını düşünmeden buradan gönderileri alıp haber olarak kullanabiliyor. Bu postların çoğunluğu çok hassas ve özel paylaşımlar ve gruplarla paylaşılmasının nedeni destek bulabilme umudu. Bir kişinin bireysel sıkıntıları haber değildir. Eğer muhabirsen ve bir içerik bulmak konusunda sıkıntı yaşıyorsan, gerçekten bir araştırma yapar hikâye ortaya çıkarırsın.” Oopscest, yazdığı paylaşımları okuyan ve yorum yapanlara teşekkür ederek bitirdiği yazısında “eğer sizi sinirlendirdiysem ve duygularınızı incittiysem özür dilerim.” diyerek sadece medyanın yaptığı yıkıcı eylemleri göstermek istediğini vurguladı. Yazıyı yazan Oopsects isimli kullanıcı, yazdığı bu metni Game of Thrones dizisinde erkek kardeşiyle ensest ilişkisi olan Cersei isimli karakterin ismini kullandığı imzasıyla bitirdi." Araştırma: Nelson Mandela hakkında yanlış bilinenler,https://teyit.org/teyitpedia/nelson-mandela-hakkinda-yanlis-bilinenler,"Bu içerik ilk kez "" Mistakes about Madiba - even by himself "" başlığıyla Africa Check arafından 4 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Güney Afrika eski Başkanı Nelson Mandela zamanının en çok alıntılanan devlet adamlarından biri fakat çoğu zaman ona ait bu alıntılar yanlış biçimde atfediliyor. Gopolang Makou bu yanlışların birkaçını derledi. Güney Afrika’nın demokratik bir seçimle başa gelen ilk başkanı Nelson Mandela’nın birçok sözü bugüne kadar sayısız kez alıntılanmıştır. En çok kullanılan alıntılarının çoğu, Mandela’nın limanda yapmış olduğu 1964 Rivonia davasının (Afrika Ulusal Konseyi’nden 10 liderin rejim karşıtı girişimlerini konu alan dava) savunmasındaki doğrulanmış sözlerinden oluşmaktadır. Nelson Mandela Vakfı’ndan araştırmacı Sahm Venter ve arşivci Razia Saleh’in Africa Check’e yaptığı açıklamalara göre, Nelson Mandela’nın 1990’da hapishaneden çıkarken yapmış olduğu konuşma gibi 1994’te göreve başlarken yapmış olduğu konuşma da çok yaygın bir biçimde alıntılanan konuşmalardan. Fakat rutin olarak alıntılanan birkaç söz aslında ona ait değil. Venter ve Saleh birkaç tanesinin tespitiyle ilgili Afrika Check’e yardım etti. 1. “Bizim en büyük korkumuz…” En çok yanlış yorumlanan alıntılardan biri Amerikalı yazar Marianne Williamson’ın şu sözleri: “Bizim en büyük korkumuz yetersiz olmamız değil. Bizim en büyük korkumuz gücümüzün ölçülemeyecek kadar büyük olması” Çoğu insan bu alıntının Mandela’nın göreve başladığı sırada yaptığı konuşmaya ait olduğunu düşünmesine rağmen, Saleh ve Venter Nelson Mandela Vakfı’nın bilgisi dahilinde Mandela’nın böyle bir sözü olmadığını bildirdi. Williamson bizzat vakıfla iletişime geçerek alıntının kendisine ait olduğunu belirtti. 2. “Bize büyük bir zarar verildiği zaman…” Mandela’nın ve Güney Afrikalı yazar Alan Paton’un olduğu sanılan bir başka alıntı ise “Bize büyük bir zarar verildiği zaman, bağışlayana kadar iyileşemeyiz” sözleri. Bu sözler aslında 2007 Virginia Tech’de gerçekleşen silahlı saldırının kurbanlarının yazdığı son günlük yazısının bir adaptasyonudur. Mary Karen Read şunları yazmıştı : “Bize büyük bir zarar verildiği zaman, affedene kadar asla iyileşemeyiz.” 3. ""Özgürlüğe giden kolay yol yoktur” Bazı insanlar bağımsız Hindistan’ın başkanının sarfettiği “Özgürlüğe giden kolay yol yoktur” sözlerinin Mandela’nın kendisine ait olduğu kanısındadır. Saleh’in Afrika Check’e yaptığı açıklamalara göre Mandela aslında, Jawaharlal Nehru’nun sözlerini, 1953 Afrika Ulusal Kongresi Transvaal konferansında yapmış olduğu başkanlık söylevi nde adapte etmiştir. Mandela şunları söylemiştir: “Bildiğiniz gibi, özgürlüğe giden kolay yol hiçbir yerde yoktur, birçoğumuzun (ölümün) gölgesindeki bu vadiden tekrar tekrar geçmesi gerekecek, eğer arzuladığımız zirvelere ulaşmak istiyor isek.” Fakat bu sözler (küçük bir farkla) Nehru’nun 1939 “ Hindistan’ın Birliği ” çalışmasında yer alan “Lucknow’dan Tripuri’ye” isimli makalede bulunuyor. 4. “Inde lendlela esiyihambayo” Güney Afrika Savunma Bakanı David Mahlobo dahi bir mücadele şarkısının Mandela’ya ait olduğu hatasına kapılarak bu yıl mecliste yaptığı konuşmada yanlış atıfta bulunmuştur. “Irkçı ve seksist olmayan birleşik, demokratik ve başarılı bir toplum yaratmak uzun ve çetin bir süreçtir, eski başkanımız Nelson Mandela’nın söylediği gibi ‘inde lendlela esiyihambayo’”. (Not: isiZulu kelimesi “yürüdüğümüz yol uzundur” anlamındadır.) Fakat Saleh ve Venter’in aktardığına göre, Mandela Vakfı’nın, Nelson Mandela’nın bu sözleri söylediğine dair bir bilgisi bulunmuyor. Bir Mandela otobiyografisi olan, Long Walk to Freedom , Mandela hakkında bilinen en yaygın hataları içeren bir kitap. Venter, “Her kitabın hataları vardır” açıklamasını yaparak kitabı basan yayınevine hataların düzeltilmesi konusunda ulaştıklarını belirtiyor. 1. Davada leopar derisi kaross (Güney Afrikada yaygın olan hayvan derisinden pelerin) giydi (Gerçekte çakal derisi idi) Long Walk to Freedom’da bahsedilenin aksine Mandela 1962’de kışkırtma, ülkeyi terk etme, sabotaj ve suikastlerden yargılandığı dava sırasında ülkede yasak olan leopar derisi kaross giymemiştir. Eski eşi Winnie Madikizela-Mandela karossun çakal derisinden yapıldığını onaylamış ve sergilenmesi için derneğe vermiştir. 2. Babası öldüğünde Mandela 9 yaşındaydı (Gerçekte, Mandela 12 yaşındaydı) Long Walk to Freedom’da geçen başka bir hata ise Mandela’nın babasının ölümüyle ilgili. Long Walk to Freedom, Mandela’nın babasının 1927’de Mandela 9 yaşındayken öldüğünü yazmaktadır. Fakat Robben Adası’nda iken kendi yazmış olduğu dökümanlarda babasının 1930’da, yani Mandela 12 yaşındayken hayatını kaybettiği dile getirilmiştir. Venter, Afrika Check’e yaptığı açıklamada bu hatanın sıklıkla yapılmakta olduğunu ifade etti ve vakfın Mandela’nın babasının ölüm tarihi olarak 1930 yılını onayladığını aktardı. 3. Robben Adası’nda 27 yıl geçirdi (Gerçekte, yaklaşık 18 yıl) Saleh ve Venter’in karşılaştıkları diğer yanlışlardan biri ise Mandela’nın hapishanede 27 yıl geçirmiş olduğu. Hapsedilme süresi aslında dört farklı hapishane ve üç hastaneye dağılmıştı. Kaynak: https://www.nelsonmandela.org/timeline 4. Robben Adası’ndan salıverildi (Gerçekte, Victor Verster hapishanesinden salındı) Mandela’nın Robben adasından salındığı konusu da bir mit. Aslında Rivonia’da yargılanan arkadaşı Govan Mbeki, Robben adasından 1987’de salındı fakat Mandela Paarl yakınlarındaki Drakenstein Düzeltme Merkezi ’nden 1990’da salıverilmiştir. 5. “Rivonia vatan hainliği davası”nda ömür boyu hapis cezası aldı. (Bunlar farklı iki dava idi) İnsanların sıkça yaptığı diğer bir hata ise 1964 Rivonia davasına vatan hainliği davası olarak atıfta bulunmalarıdır. Venter’ın dile getirdiği üzere bu dava, 156 politik liderin yargılandığı 1956-1960 arasındaki vatan hainliği davası ile 1964’te Mandela’nın sabotajdan dolayı hüküm giydiği davanın karıştırılmasından kaynaklanmaktadır." Araştırma: Sahte haberin 17. yüzyıla dayanan tarihi,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haberin-17-yuzyila-dayanan-tarihi,"Bu içerik ilk kez The True History of Fake News başlığıyla The New York Review tarafından 13 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gülin Çavuş tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilginin uzun tarihinde, sahte habere ilişkin son dönemlerdeki gelişmeler özel bir yer tutuyor, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın özel danışmanı Kellyana Conway, Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağını savunmak için Kentucky katliamını icat ederek oldukça ileri gitti. Alternatif gerçeklerin uydurulması tarihsel olarak da oldukça enderdir, ama bugünün zehirli, tadımlık yazılarının ve tweetlerin muadiline farklı tarihsel dönemlerde, hatta antik dönemlerde dahi rastlanılabilir. Prokopius, 6. yüzyılda yaşamış Bizanslı tarihçi, resmi tarih yazımıyla İmparator Justinianous’un dikkatini çekmeyi başardıktann sonra imparatorun saygınlığını lekelemek için Anektod olarak bilinen şüpheli bilgileri üretmiş ve ölene kadar bu sırrı saklamıştır. Pietro Aretino 1522’deki papalık seçimlerini manipüle etmek için adaylar hakkında garip soneler yazmıştır. Roma’da Navona Meydanı’nda bulunan Pasquino olarak bilinen heykelin yakınlarında halka bu soneleri söylemeye başlamıştır. “Pasquinade” (taşlama) tabiri sonradan halka mal olmuş kişiler hakkındaki ahlaksız ve çoğunlukla da yanlış haberler için söylenen genel bir kullanıma evrilmiştir. Hatta “Pasquinade” asla yok olmamıştır, 17. yüzyılda daha da popüler bir türe dönüşerek “canard” olarak adlandırılmış ve iki yüz yıl boyunca Paris sokaklarını fethedecek sahte haberlere dönüşmüştür. Canards, bazen broşürlere basılarak bazen ise gravür tasarımları aracılığıyla her şeye çabucak inanan insanları kandırmak için kullanılmıştır. 1780'lerin en çok satanı, Şili'de yakalanan bir canavarın İspanya'ya gönderiliyor olduğu bilgisiydi. İddiaya göre canavarın, bir mitolojik karakter olan Fury gibi kafası, yarasa gibi kanatları, pullarla örülü devasa bir vücudu ve ejderha kuyruğuna benzer bir kuyruğu vardı. Fransız Devrimi sırasında, gravürcüler Marie-Antoinette’in yüzünü eski bakır levhalara işledi ve canardlar başka bir forma evrilmiş oldu. Artık yalan, politik propaganda içererek ve bilerek söyleniyordu. Yarattığı etki ölçülemiyordu, ancak kesinlikle kraliçeye karşı patolojik bir nefreti besliyordu ki bu, kraliçenin 1793 Ekim ayında idam edilmesiyle son buldu. The Canard enchainé , Paris’in politika üzerine uzmanlaşmış meşhur dergisi, başlığıyla bu geleneği tekrar canlandırdı. Başlığında kabaca “Sahte Haber İçermez” yazıyordu. Geçen hafta patlak veren bir hikâye, başkanlık seçim kampanyasında favoriler arasında yer alan merkez sağın adaylarından François Fillon’un eşi hakkındaydı. Bütün gazetelerde, Bayan Fillon’un yani Penelope’un, yıllardır kocasının parlamento asistanı olarak çalıştığı, devletten çok yüksek meblağlarda maaş aldığı belirtildi. Dahası Fillon, bu hikâyenin uydurma olduğunu belirtmedi ve eşini çalışan olarak işe aldığını itiraf edip, bunda yasa dışı bir şey olmadığını söyleyerek “Penelope Gate” skandalına imza attı. Donald Trump’ı ön sayfalardan çıkardı ve Fransa’nın kendi Trump’ını yaratan, aşırı sağcı bir politikacı olarak yerini aldı. Sahte haberler, yarı-yanlışların üretimi ve ufak tefek doğrular içeren haberler gazetelerin halk tarafından takip edilmeye başlandığı 18. yüzyıl Londrası’nda zirveye ulaşmıştı. 1788 yılında, Londra’da on adet günlük, sekiz tane üç haftalık ve dokuz tane haftalık gazete bulunuyordu ve bunların hikâyeleri yalnızca bir paragraftan oluşuyordu. “Paragraph men” kafelerde konuşulan bir dedikoduyu seçiyordu, bir parça kağıda birkaç cümle karalıyordu ve bunu basılı hale getirilmesi için hazırlıyordu. Gazeteler de bunu buldukları uygun bir boşluğa köşe yazısı gibi yerleştiriyordu. Bazı “paragraph menler” para alıyordu, bazı içerikler halkın fikrini değiştirmek ve manipüle etmek için yazılıyordu. Bu bazen tanınan bir figür, bazen bir oyun bazen ise bir kitap oluyordu. 1772’de Papaz Henry Bate, The Morning Post isimli bir gazete yayınladı ve bu gazetede paragraf üstüne paragraf sıralamaya başladı. Bunların hepsi ayrı içeriklerdi ve büyük kısmı yalandı. 13 Aralık 1784 yılında, The Morning Post Marie-Antoinette’in jigolo servisi hakkında bir paragraf yayınladı: The Gallic Kraliçesi, İngilizlere pek düşkün. Aslında, onun favorilerinin çoğu bu ülkeden. Ama kimse Bay W. kadar kraliçe tarafından destek görmedi. Bu beyefendinin harcamaları Paris’e gidip, birinci sınıf şıklıkta giyinip, zevk ve moda tutkusuyla yaşadığından beri zıvanadan çıktı. Arabası, kılık kıyafeti, sofrası en yüksek düzeyde gösteriş ve görkem içerisinde. Bibliothèque de l'Arsenal 1749 yılında, kağıt parçasına yazılmış ve Fransa’da 15. Louis’in ahlaksızlıklarını ve vergileri eleştiren bir şiir. ""Rahip Bruiser"" olarak bilinen Bate, rakip bir skandal sayfası bularak The Morning Herald 'a geçti. Bu sırada The Morning Post ise “aşırı ve düşmanlık besleyen hakaretlerin yer aldığı tür olan paragrafları” yazması için Dr. Viper olarak da bilinen rahip William Jackson'ı işe aldı. İki din adamı olan Rahip Bruiser ve Dr. Viper, yazdıkları gazetelerde kozlarını paylaşarak skandal yazıları için yüksek bir standart belirleyerek Murdoch basınını gölgede bıraktılar. Bu tür haberler 1789’dan önce Fransa’da yayınlanamazdı, ancak kulaktan kulağa, yeraltı gazeteleriyle yayılırdı, nouvelliste ler sağolsun ki paragraph men’in boşluğunu doldurabildiler. Tuileries Gardens ve Palais Royal (Kraliyet Sarayı)’deki Tree of Cracow bahçesi gibi dedikoduların yayıldığı yerden haberleri seçtiler. Bazı zamanlarda bu bilginin yayılmasına karşı duydukları haz nedeniyle, bir parça kâğıda son gelişmeleri çabucak yazarak gittikleri kafelere ya da oturdukları banklara bu kâğıtları bırakıyorlardı. Palais Royal’in içinde yer alan Tree of Cracow bahçesinin çizimi, 1742 Nouvellist eri baskı altına almak için polisler var gücüyle uğraşıyordu ve Les Grands’ın gizli yolları hakkında içeriden bilgi alabilmek adına çarpıcı haberleri takip ediyorlardı. Bastil’de yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, nouvellist lerin üzerleri aranıyor ve üstlerinde bazı yazılar bulunuyordu. Bastil arşivlerinde onlara yönelik suçlama yapılan birkaç örnek buldum, karalamalarla dolu kâğıt parçaları, iki yüzyıl önce yani akıllı telefonların olmadığı dönemden ilkel gazetecilik örnekleri ve şahitlikleri. Polis yarı profesyonelleri, bir paragraftan daha uzun olmayan el yazması “nouvelles a la main” olarak bilinen gazete yazılarıyla yakalamıştı. Bu yeraltı gazetelerinden bazıları basılmıştı da. Böylelikle La Chronique skandallarına tipik bir giriş olmuş oldu. Dük, karısını, oğlunun öğretmeninin kollarında görünce şok oldu. Kadın büyük bir yüzsüzlükle adama dönüp“ Neden burada değilsiniz, Mösyö? Ne zaman kavalyem olmasa, uşağımın kollarında buluyorum kendimi” dedi. Bu türün en çok satanlarından The Iron-Plated Gazeteer Londra’da basılan ve muhtemelen iftira içerikli Londra basınından etkilendi ancak bu Fransa için yeni bir şeydi. En tipik biçimi bir cümlelik paragraflardan oluşuyordu. Tabii ki bu karalamalar elitlerin cinsel içerikli kabahatlerinden daha başka kaygılar taşıyordu özellikle bazıları siyasi etkiler yaratıyordu. Tıpkı bugün Hillary Clinton’ın dahil olduğu seks partileriyle ilgili sahte haberler gibi. Marie-Antoinette’in kaderi bu tür iftiraların nasıl büyük sonuçlar doğurabileceğinin en etkili örneği, ama daha pek çok örnek bulunuyor. Poetry and the Police: Communication Networks in Eighteenth-Century Paris ’te anlattığım gibi bu tür hurafelerin yayılması şarkılar ve bugünkü tweetlerden daha uzun olmayan şiirler sayesinde oluyordu. Bunlar 1749 Nisan’ında bir bakanlığın düşmesine ve siyasi ortamın değişmesine bile neden oldu. Bu tür haberler halkın dikkatini çekebiliyordu, işin içine safsata karıştırmak tam anlamıyla gerçekleri söylemekten daha iyiydi. Bunların çoğu yalandı, çoğu zaman açık bir biçimde öyleydi. Le Gazetier cuirassé ’ in dipnotuna baktığımızda şu yazıyordu: “Bu makalelerin yarısı doğru.” Ama hangi yarısı olduğuna karar vermek okuyuculara kalmıştı." Araştırma: Filipinler'de başkanlık seçimi ve propaganda savaşı,https://teyit.org/teyitpedia/filipinlerde-baskanlik-secimi-ve-propaganda-savasi,"Bu içerik ilk kez "" Propaganda war: Weaponizing the internet "" başlığıyla Rappler tarafından 3 Ekim 2016 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Filipinler’de, maaşlı troller, yanıltıcı tümevarım yöntemi, hatalı akıl yürütme ve bilgi kirliliği yaratma, kamuoyunu etkilemek için kullanılan propaganda tekniklerinden sadece birkaçı. 3 Eylül 2016 Cumartesi, Davao’da patlayan bomba nın ertesi günü anonim bir Facebook kullanıcısı Rappler’da 26 Mart 2016 tarihinde yayınlanan “ Davao kontrol noktasında bomba taşıyan bir şahıs yakalandı ” haberini paylaşmaya başladı. Bu haber hızla Başkan Rodrigo Duterte yanlısı Facebook sayfaları tarafından paylaşılmaya başlandı. Duterte News Global’a bağlı Newstrendph.com gibi birçok site bu eski haberi web sitelerinde yayınladı (haber daha sonra bu siteden kaldırıldı). Digong Duterte ve Duterte Warrior gibi bazı Facebook sayfaları da bu dezenformasyon sürecinin aktif birer parçası oldu. Fakat hemen ardından bu sayfalar yaptıkları paylaşımların tarihlerini değiştirdiler . Bu paylaşımların dezenformasyon sayılması, okuyucuların bombacının 3 Eylül tarihinde yakalandığını düşünmelerinden kaynaklanıyor. Başkan Duterte’nin bombanın patlamasından sonra yaşanan sürecin bir kaos ortamı yarattığını açıklayıp olağanüstü hal ilan ettiği gün . Okuyucular bu yalanı paylaşma hatasına düştüler çünkü içerik, eski başlığın anlamını değiştirmişti. Bu yalanın iki amacı vardı: hükümetin zalim yaptırımlarını meşrulaştırmak için en doğru zamanlamaya sahipti ve aynı zamanda Rappler gibi sağlam haber kaynaklarının güvenilirliğine bir darbe vuruyordu. Bu kampanya, Davao’da yaşanan bombalı saldırıdaki gelişmelere rağmen o kadar etkili oldu ki, bu eski haber 48 saatten uzun bir süre Rappler’ın en çok okunan 10 haberinden biri olarak kaldı. Başka bir örneği ele alalım, Duterte’nin kampanya sözcüsü Peter Tiu Lavina hükümetin madde kullanımına karşı açtığı acımasız savaşı eleştirenlere, 9 yaşında bir kızın tecavüze uğrayıp öldürülmesi üzerinden saldırdı. Görsel üstü: “Gerçekten iğrenç - Hükümetin uyuşturucuyla savaşını çarpıtan kiralık habercilerin, insan hakları aktivistlerinin ya da hiç bir rahibin 9 yaşındaki bu çocuğun uyuşturucu satıcıları tarafından tecavüze uğrayıp öldürülmesi konusunda açıklama yapmaması gerçekten iğrenç. Bunlar, suçluların insan hakları ve ülkenin yurt dışındaki imajıyla daha çok ilgileniyor. Açıkça bu insanlar elitist düşünce kalıplarını ortaya koyuyor ve içten çürüyen yapımızı iyi bir görüntüyle süslemeyi amaçlıyorlar. Uyuşturucu ve suçla olan bu savaşımız zorlu olacak ve hatta şeytanın ta kendisi ile bile yüzleşebiliriz. Fakat gardımızı düşürmemeli ve yumuşamamalıyız yoksa kaybeder ve yokediliriz\"" Aslında fotoğraf Filipinler’de değil, Brezilya’da çekilmişti . Bu haberler seçim döneminde karşılaştığımız dezenformasyonlardan sadece birkaçı. Sosyal medya kampanyaları, kamuoyunu etkilemek, itibar zedelemek ve geleneksel medya kurumlarını etkisiz kılmak için bir araç haline geldi. Kullanılan bu “Çin işkencesi” taktiği, internetin güçlü yanını sömürüp algoritmalar yardımı ile bilgi kirliliği, kuşku ve şüphe yaratıyor. “Çin işkencesi” stratejisiyle, gerçek insanları manipüle etmek için, gerçeklerin sadece bir kısmı kullanılarak oluşturulan alternatif gerçekler ile botların ve sahte hesapların sosyal medyadaki gücü bir araya getiriliyor. Botlar , sosyal medya paylaşımlarına otomatik cevaplar yazarak kamuoyundaki bir fikrin ön plana çıkarılmasını sağlayan programlardır. Bu botlar bir makine gibi hareket ettiğinden, dakikada binlerce cevap ve paylaşımda bulunabilir. Sahte hesaplar , yapılandırılmış çevrimiçi kimliklerdir ve davranışlarına göre bazen trol olarak nitelendirilen hesaplardır. Bütün troller paralı bir kampanyanın parçası olan insanlar demek değil fakat şimdilik ayda 2 bin dolara kadar kazanabilen paralı girişimlere odaklanalım. Bazen bu sahte hesaplar diğer anonim sayfalar ile birlikte çalışıp birbirlerinin paylaşım gücünü Facebook’un algoritmasını kullanarak arttırırlar. Bu ağlar botlarla ya da botlar olmadan da çalışabilir. Rappler’a bilgi veren bir kaynağa göre üç operatörlü küçük bir grup ayda 100 bin dolara kadar para kazanabiliyor. Gerçekleri çarpıtıp, duygu sömürüsü yaptıkları için bu ağlar kolaylıkla Facebook’un algoritmasını oyuna getirebiliyor. Filipinler’de ve dünyanın dört bir yanında politik propaganda grupları , Facebook için özel üretilmiş ve zekice ayarlanmış paylaşımlar ile Facebook haber kaynağınızı ele geçirmeyi amaçlıyor. Bu sayede politik, ekonomik ve bölgesel farklılıkları daha da derinleştiren sosyal hareketlere ön ayak olan propagandaların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Sakin bir politik ortam sağlamaya çalışan Duterte muhaliflerine karşı öfkeyle saldırmaları bunun en büyük örneklerinden biri. Şeffaflık ve Denetim Ağı direktörü Vince Lazatin Teknoloji ve Kamuoyu panelinde konu hakkında, “Bu durum özellikle geçen seçimler sırasında, internette nefret ve öfkenin tolerans gösterilemeyecek düzeye ulaşmasına neden oldu” dedi. Bunun dışında “İnsanları susturup boyun eğmeye itiyor bu durum. Troller interneti silah olarak kullanmanın bir yolunu buldu” diye ekledi. Seçim kampanyaları için kullanılan bu hesapların devlet kurumlarıyla ilişkisi olup olmadığı sorusu hala cevaplandırılabilmiş değil. Fakat taşıdıkları mesaj çok açık bir biçimde ortada, Duterte fanatikleri onu ulusun babası ve tüm Filipinliler’in desteğini hak eden tek kişi olarak gösteriyor. Duterte’nin muhtemel kampanya araçları ile devletin kendi iletişim araçlarının bir arada kullanılması tehlikeli bir durum teşkil etmeye devam ediyor. Washington Post’un açıklamalarına göre Çin’de yalan haberlere yılda 450 milyon yorum yapılıyor. Politik propaganda aracı olarak bu durum, Filipinler’de ilk defa bu kadar sofistike biçimde kullanılmaya başlandı. Bu durum sosyal medyanın kamuoyunu manipüle etmek amacıyla ilk defa kullanılışı değil. İlk defa sosyal medyanın gücünü kendi lehine kullanan gruplar şirketler ve yandaşları idi. Bilgisayar endüstrisinde kullanılarak popülerleşen “Korku, Kuşku ve Kararsızlık” stratejisi, korkuyu beslemek için yalan ve yanlış bilgi yayan bir dezenformasyon stratejisi. Bu strateji genelde satış, pazarlama, halkla ilişkiler için kullanılırken artık politika ve propaganda için de kullanılıyor. 5 Ekim 2014 tarihinde Rappler kamuoyunu, çıkar gruplarının sosyal medya kaynaklarını internetteki konuşmaları bozmak ya da engel olmak amacıyla kullandığı konusunda uyarmıştı. Bu konuda örneklerden biri #SmartFreeInternet etiketi ile başlayan telekomünikasyon kampanyasının sahte hesap ve botlar ile saldırıya uğrayıp bitirilmesidir. Özetle, botlar #SmartFreeInternet etiketiyle paylaşım yapıldığı zaman paylaşımı yapan kullanıcıya korku ve nefreti tetikleyen bir mesaj atıyordu. Klasik bir korku, kuşku ve kararsızlık kampanyası olan bu durum birkaç sahte hesapla gücünü artırıp stratejisine devam etti. Mavi çizgiler, botların kırmızıyla gösterilen Smart kampanyasına ne boyutta saldırıp sona ermesine sebep olduğunu gösteriyor. Konuşmaların harita halini aşağıda görebilirsiniz ki bu “şehri çevreleyip fethet” taktiğini açık bir biçimde ifade ediyor. Bunun sonucunda Smart Twitter kampanyasının hedefindeki gençleri uzaklaştırıyor. Mayıs 2016 seçimleri için sosyal medya, politikanın ana odak noktası haline geldi. Duterte’nin aday olacağını açıklamasından çok daha uzun sure önce, Davao şehrinin Filipinler’de sosyal medyadaki en aktif şehirlerden biri olduğunu belirtmiştik. Şimdi görüyoruz ki sayılar hem etkileşim oranlarında hem de internet anketlerinde makineler tarafından manipüle ediliyor. Twitter botlarıyla politik alandaki ilk karşılaşmamızın bir hata sonucu olduğunu düşünmüştük. Başkanlığını ilan etmeden 4 gün önce, 25 Kasım 2015 gecesi 12 ile 2 arasında dakikada 700’den fazla, toplamda 30 binden fazla Rodrigo Duterte’den bahseden tweet paylaşıldı. Bu sayı hem başkan adaylığını açıkladığı zamandan hem de diğer adayların 29 gün içinde aldığı tweet sayısından fazlaydı. Kırmızı, Duterte hakkında atılan tweet sayısı, Mavi, Binay hakkında atılan tweet sayısı, Turkuaz, Poe hakkında atılan tweet sayısı, Lacivert, Santiago hakkında atılan tweet sayısı, Turuncu, Roxas hakkında atılan tweet sayısı. Thinking Machines isimli kuruluş yaptığı analizlerle seçim kampanyasının botları kullandığını, politika ve eğlence sektörlerinin birbirlerine karıştığını ortaya çıkardı. Bota benzeyen bu Twitter hesaplarının araştırılması sonucunda ana sayfalarının KathNiel ile dolu olduğunu gösterdi. Peki ya internet üzerinde yapılan anketlerin kamuoyuna etkisi nedir? Makineler elbette onları da etkileyebilir. Aralık 2015’de Rappler’ın internet üzerindeki anketlerde yapmış olduğu teknik araştırmalar sonucunda, Rusya, Kore ve Çin’den gelen oyların %99’u Mar Roxas’a (eski başkan Manuel Roxas’ın torunu ve Filipinli siyasetçi) verildi. Duterte için az sayıda üretilmiş olan oylar da yer almaktaydı). Sahte oyları eğer anket sonucundan muaf tutarsak kazanan adayın Roxas değil Duterte olduğu ortaya çıkmakta. Başkanlık seçimi için sosyal medya son derece önemli bir faktör. Eski aktivist ve eski ABS-CBN satış direktörü Nic Gabunada Duterte’nin sosyal medya kampanyasını yürüttü. 31 Mayıs’ta Rappler’a verdiği röportajda 200 bin dolara 500 gönüllü ile kendi ağları aracılığıyla çalıştıklarından bahsetti. Medya kampanyasını oluştururken ekibi dört ana gruba ayırdı: Deniz aşırı Filipinli işçiler, Luzon, Visayas ve Mindanao. Bu ekipteki gönüllüler kişi başı 300 ila 6 bin üye ile ilgilendi fakat en kalabalık grubun 800 bin kadar üyesi bulunmaktaydı. Merkez yönetimi olmayan bu kampanyada her grup kendi içeriğini yarattı fakat önemli günlük mesajlar ve anlatımlar merkez tarafından belirlenip uygulamaya konuluyordu. Duterte’nin kampanyasını yürüten Gabunada, açıklamalarında bu paylaşımların botlar değil gerçek insanlar tarafında yapılmış olduğu konusuna dikkat çekti. Analistler 2016 seçimlerinin bu güne kadar Filipinlilerin en çok dahil olduğu seçim olduğu konusunda hemfikirler fakat aynı zamanda bu güne kadarki en sinirli ve kin dolu politik söylemleri barındırdığını ve bu durumun demokrasimizi etkisi altına aldığını dile getiriyorlar. Politik yöneliminiz ne olursa olsun sosyal medya çok güçlü bir araç ve eğer istismar edilmesine izin verilirse ilk kayıp gerçeğin ta kendisi oluyor. Filipinler’in demokrasisi için ise gerçekleri savunmak son derece önemli." "Araştırma: Doğrulama, fikirleri değiştiriyor ancak verilen oyu etkilemiyor",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dogrulama-fikirleri-degistiriyor-ancak-verilen-oyu-etkilemiyor,"Bu içerik ilk kez  "" Fact-checking changes minds but not votes, according to new research "" başlığıyla Poynter tarafından 1 Mart 22017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Gerçeklerin bir önemi yok diyenler not alsın: Yeni bir araştırma gösteriyor ki doğrulama, yanlış bilgiyi engellemek için etkili bir çözüm ancak insanlar oy kullanmaya gittiğinde doğrulamanın pek etkisi olmuyor. Royal Society Open Science tarafından yayınlanan bir araştırmada özellikle Donald Trump’ın Cumhuriyetçi adaylar arasındaki başkanlık adaylığı seçimi sırasında söylediği doğru ve yanlış ifadeler ele alındı. Çalışma, doğruların politik söylemler üzerindeki etkisini anlamada çok önemli bir katkı sağlıyor. Ayrıca araştırmanın bir diğer önemli katkısı da doğrulanan bilgilerin insanların fikirlerini nasıl etkilediği ile oy kullanırken yaptıkları tercihi nasıl etkilediği arasındaki farkı ortaya çıkarması oldu. Araştırmadaki bulgular gösteriyor ki, doğrulama yapmak insanların fikrini değiştiriyor fakat oy kullanırken yaptıkları tercihleri değiştiremiyor. Araştırmacı, Amazon’un Mechanical Turk’ünden 2,023 katılımcıyla 4 farklı doğru ve 4 farklı yanlış ifadeyi paylaştı ( Tüm liste için ). Yanlış söylemleri içeren konular arasında, Trump’ın işsizliğin %42’ye kadar çıktığını ifade etmesi ve aşıların otizme sebep olduğunu dile getirmesi gibi söylemler yer alıyor. Bu söylemler öncelikle kimin tarafından söylendiği gizli tutularak, daha sonra Trump tarafından sarf edildiği belirtilerek katılımcılarla paylaşıldı. Sonrasında ise katılımcılardan 0 ile 10 arasında söylemlere ne kadar inandıkları soruldu. Her yanlış söylem daha sonrasında İşçi İstatistikleri Bürosu gibi tarafsız kurumlardan alınan bilgiler ile doğrulandı ve katılımcılardan ya hemen ya da bir hafta sonra söylemleri tekrar puanlamaları istendi. Sonuçlar çok açık. Aşağıda görebileceğiniz üzere doğrulama yapıldıktan sonra partizanlık gözetilmeksizin, Trump’ın söylemlerine olan inanılırlık azaldı. İnanılırlık oranı Trump destekçisi Cumhuriyetçiler, diğer adayları destekleyen Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında hatrısayılır oranda düştü. Araştırma sonuçları, Trump söylemlerine olan bağlılığın doğrulamanın ardından büyük oranda azaldığını gösterdi. Kırmızı Çizgi: Doğru Bilgi, Cumhuriyetçi Trump Destekçisi Mor Çizgi: Doğru Bilgi, Cumhuriyetçi Mavi Çizgi: Doğru Bilgi, Demokrat Kesik Kırmızı Çizgi: Yanlış Bilgi, Cumhuriyetçi Trump Destekçisi Kesik Mor Çizgi: Yanlış Bilgi, Cumhuriyetçi Kesik Mavi Çizgi: Yanlış Bilgi, Demokrat MIT’den Siyaset Bilimi Bölümü doktora öğrencisi ve araştırmanın yazarı Briony Swire-Thompson,“Öncelikle fikir değişikliğinin oranı son derece umut vericiydi” açıklamasını yaptı. Gerçeklere değer veren insanlar için başka güzel bir haber daha var. Yanlış söylemler en başından itibaren inanılırlık oranları olarak doğru söylemlere nazaran daha azdı. Bunun dışında geri tepme etkisi nedeniyle doğrulama yüzünden yanlış söylemlere olan inanılırlık artmadı. Bu durumun diğer çalışmalarla uyumlu sonuçlar gösterdiğini söylemek mümkün. Fakat Trump destekçilerinin oy verme konusunda eğilimleri, doğrulama sonucunda yanlışların dile getirilmesinin ardından büyük bir değişikliğe uğramadı. Çalışma aynı zamanda Trump’a oy vermeyecek olan Cumhuriyetçiler kanadında da oy verme eğiliminde bir değişiklik olmadığını gösterdi. Sadece Demokratlar Trump’a oy atma ihtimallerinin azaldığını dile getirdi. Başka ilginç bir bulgu alıntılanmayı hak ediyor. ""Trump’a olan destekleri fark etmeksizin katılımcılar, Donald Trump tarafından yapıldığını bildikleri söylemlerin doğru ya da yanlış olduğunu anlamada çok daha kötü sonuçlar çıkardı.” Trump’ın söylemleri ile katılımcılar üzerinde oluşan doğru ile yanlışı ayırt etmedeki kararsızlık, hakikat sonrası tartışmalarının açıklaması gereken önemli konulardan birisi. The New Republic yazarı Jeet Heer, Trump’ın iletişim taktiğinin gerçeklere olduğu kadar mantığa da yapılan bir saldırı olduğunu dile getirdi. Yine Jeet Heer’e göre Trump’ın amacı, sadece onun söylemlerinin o an için önemsenecek tek gerçek olması. Swire-Thompson ve meslektaşları doğrulama yapan kaynakları çeşitlendirerek insanların düşüncelerine olan etkisini test ettikleri ikinci bir çalışma yaptı. Bu çalışmada esas amaç, Cumhuriyetçi bir kaynak Trump’ın konuşmalarını doğruladığında, Demokrat bir kaynağın yaptığı doğrulamaya nazaran daha büyük bir etkisi olup olmadığını anlamaktı. Bu çalışmada sınırlı da olsa bir etki tespit edildi: Partizanlık ve Trump destekçiliği, sorunun kaynağını açıklamaktan ziyade inanç tazelemenin boyutları konusunda daha iyi bir öngösterge. Çalışma, doğrulama hakkında son zamanlarda artan literatürün içerisine dahil olmuş oldu. Bu çalışma, partizanlığın değişimin gücünü olumsuz yönde etkilediği şerhini düşerek, doğrulama yapmanın insanların inançlarını değiştirebileceğini gösteriyor. Ayrıca insanların oy kullanırken, tercihlerine nasıl karar verdikleri konusuna da ışık tutuyor. Swire-Thompson, “Bu alanda yapılabilecek daha çok çalışma var, örneğin aynı çalışma kutuplaştırıcı bir liberal figür üzerinde de gerçekleştirebilir.” açıklamasını ekledi. Oylama eğilimindeki değişiklikler daha derin bir biçimde incelenebilir. Swire-Thompson’a göre yanlış ve doğru söylemlerin oranı değiştirilirse farklı sonuçlar çıkabilir. (Bu çalışmada katılımcılar eşit sayıda doğru ve yanlış söylemle karşılaştılar.) Thompson, insanların oy kullanırken sergiledikleri davranışların değişmesi için daha önemli faktörlere ihtiyaç duyduklarını ve bu işin kolay kolay gerçekleşmediğini ekledi. Swire-Thompson son olarak “Sanıyorum ki neyin insanların oyunu değiştirdiğini anlamak düşündüğümüz kadar kolay bir çalışma değil” açıklamasında bulundu." Araştırma: Yalanlar ve yalan söyleyen politikacılar nasıl haberleştirilmeli?,https://teyit.org/teyitpedia/yalanlar-ve-yalan-soyleyen-politikacilar-nasil-haberlestirilmeli,"Bu içerik ilk kez "" How to cover pols who lie, and why facts don’t always change minds: Updates from the fake-news world "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 21 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Kişilerin sözlerini tırnak içerisine koyarak haberleştirmek, “bunun doğru olup olmadığını bilmiyoruz, sadece bu kişinin sözlerini aktarıyoruz” demek oluyor ya da sadece “bu bilgi doğru değil” demek gazetecilik bağlamında yetersiz kalıyor ve yan çizmek anlamına geliyor. Üç günlük bir süre için bile olsa eğer internetten uzak kaldıysanız Amerika Birleşik Devletleri’nde günümüz medyası ile ilgili yapılan sayısız anket, çalışma ve makaleyi kaçırmış olabilirsiniz. Kısaca şöyle; The New Yorker’dan Elizabeth Kolberth insanların bir konu hakkındaki yanlışlarını kabullenme konusunda neden bu kadar başarısız olduklarıyla ilgili (ABD seçimlerinden önce yayınlanan fakat şuan gündeme daha uygun olan) üç yeni kitap üzerine bir inceleme yazısı yazdı. Gerçeklerin yetersiz kalmasıyla ilgili sebeplerin başında, alakasız bir veri kullanarak mantıklı olmayan ve soyut çıkarımlarda bulunmamızı sağlayan biyolojik nedenler yer alıyor. Avcı ve toplayıcı olduğumuz zamanlarda sebep sonuç ilişkilendirmesini sağlıklı kurmanın öneminden ziyade, tartışmaları kazanmak daha ön planda idi. Bu konu hakkında Kolbert şunları yazıyor: “İnsanlara doğru ve kesin bilgiyi vermenin tek başına yardımı olmuyor çünkü insanlar bu bilgiyi görmezden geliyor” (Fakat not düşmek gerekir ki bu yorum çok kolay abartılabilir). Benzer şekilde DigiDay’in Craig Silverman Yalan Haberleri Avlıyor yazısında Silverman, “Çoğu zaman insanların benden internetteki yanlış bilgi ve inanışa bağlı önyargıyı nasıl çözeceğimiz konusunda bir cevap beklediğini hissediyorum. İnsan doğası burada büyük öneme sahip. Aynı zamanda kullandığımız dev platformlar ve algoritmaları da bu durumu besliyor.” ifadelerini kullandı. Görmek istemediğimiz haberleri göz ardı ediyoruz. The New York Times’ın Upshot’ı web analizi yapan Chartbeat şirketiyle birlikte çalışarak 148 haber sitesini inceledi ve ortaya çıkan sonuca göre; bütün siyasi yelpazedeki yayınların günün haberlerine yer verdiğini ancak okuyucuların görmek istemedikleri haberleri göz ardı ettiklerini ortaya çıkardı. Chartbeat’in araştırmacıları haber sitelerini daha çok liberal okuyucuya ve daha çok muhafazakar okuyucuya sahip olmasına göre kategorize etti. Ortaya çıkan bulgular yukarıda tartışılan inanışa bağlı ön yargıyı destekler şekilde; haber kuruluşları geniş yelpazede haberlere yer verse de okuyucular katılmadıkları haberleri es geçiyorlar. Muhafazakar okurlar bazı haberleri göz ardı ediyor gibi görünüyor Donald J. Trump, Başkanlık kabul konuşmasında en büyük kalabalığı topladığını dile getirdi. Arz: Yayıncı kuruluş başına makaleler. Talep: Yayıncı kuruluş başına harcanan vakit. Kellyanne Conway “Bowling Green Katliamı” konusunda medyanın yetersiz davrandığını dile getirdi. Arz: Yayıncı kuruluş başına makaleler. Talep: Yayıncı kuruluş başına harcanan vakit. The Reuters Enstitüsü’nden Rasmus Kleis, enstitü üyesi Heidi Skjeseth ve eski Guardian baş editörü Alan Rusbridger iki hafta boyunca insanlardan bu konu hakkında yorum topladıkları online bir araştırmayı bitirdi, düzenledi ve Pazartesi günü yayınladı. Dokümanın Trump’dan esinlenilmiş olduğu aşikar olsa bile yazar notunda şunu belirtti: “Bu problem sadece Birleşik Devletler ya da sağ görüşlü popülist hareketlerle sınırlı değil”. Öneriler, sadece ABD yönetimini haberleştirirken değil, Avrupa’da yaklaşan seçimler için de kullanılmalı. Öne çıkan ve yapılması önerilenlerden biri: “Yalana yalan, sahteye sahte denilsin. Bunu yapmamak kamuoyu karşısında güvenilirliği ve inanılırlığı düşürüyor (Fanatikleri kızdırsa bile). Karşılığında ise yalan söyleyen güçlü figürleri partizanca savunan kişileri haberleştirin.” Aynı zamanda “yanlış ilişkilendirmeye yenik düşmeyin…Sonu gelmeyen provokatif yorumları bir kenara bırakın ve hikayeyi haberleştirin, kişileri değil.” Yazarlar bunun dışında “Canlı yayından gerekli olmadıkça kaçının” önerisinde bulundu. Özellikle şüpheli kaynaklarla, aynı anda doğrulama yapmak ve canlı yayını devam ettirmek zor ve bir yalanın yayılmasına yardımcı olabilir. Güvenilir başlıklar atın ve insanların bilgiyi nasıl algılayacaklarını göz önünde bulundurun. Çoğu insan sadece başlıkları okur. En başta ve daha kalın harflerle sunulan bilgi, her zaman devamındaki bilgiye göre okuyucuda daha büyük etki bırakır. Kişilerin sözlerini tırnak işareti içerisine koyarak sizlere sözlerinin, “doğru olup olmadığını değil, sadece bu kişinin sözlerini aktarıyoruz” demek ya da “bu bilgi doğru değil” demek gazetecilik bağlamında yetersiz ve yan çiziş anlamına geliyor ve bu durum istenildiği gibi bir etkiyi okuyucuda muhtemelen bırakamıyor. Araştırmaya katılan birkaç katılımcının önerisi ise farklı medya gruplarının haberleştirme ve ağ kurmak için bir araya gelmesi gerektiği. Bu fikir bir havuz oluşturup spesifik konular hakkında toplu biçimde doğrulama yapılmasını sağlayacak bir web sitesini de öneriyor. Rekabet halindeki bu yayıncıları bir araya gelme konusunda ikna etmek zor olsa da, dolaşımdaki farklı yorum ve haberleri göz önüne alma konusunda yardımcı olabilir. Bu aynı zamanda haberlerin çürütüldüğü nötr bir alan oluşturmak için de bir fırsat olur. Örneğin sosyal medyada bir kişi yanlış bir bilgi paylaştığında, kullanıcılar bu havuz web sitesine gidip konu ile ilgili diğer yazı ve makalelere ulaşabilir ve aynı zamanda diğerlerine bunu yapmasını önerebilir. Hükümet dışında oluşturulan ve görevi kötüye kullanma ve suistimal gibi konuları araştıracak ulusal ya da uluslararası bir yapı oluşturulması fikri de katılımcılar tarafından dile getirildi. Bu yapı devletleri içermeyecek ancak suistimaller, üye kurumlar tarafından incelenebilecek. Kısaca, medya kendi kendini kontrol etmeli. Bu durum ne Facebook ne Twitter ne de yalan haber problemi. Bu bir liderlik problemi. Tık çekmek, yalan haber üretmek ve diğer dezenformasyon üretimi büyük bir problem olsa da bunlar sorunun kökü değil. New York Times’ın haberine göre Avrupa Birliği “Rusyanın dezenformasyon kampanyalarına karşı” East Stratcom adında bir girişim başlattı: Bu grup canlı olarak Facebook ve Twitter’da paylaşılan düzmece haberleri çürütüyor ve bunun dışında günlük, haftalık yalan haberler ile ilgili rapor ve bültenler paylaşıyor. Sosyal medyada 12 binden fazla takipçileri var. Fakat yalan haberlerle ilgili paylaştıkları 2 bin 500 rapor, sosyal medyada dolaşımda olan yanlış bilgiye nazaran çok az kalıyor. Bütün yalan haberleri yakalayıp raporlamak neredeyse imkansız ve çürüttükleri haberler çoğu zaman doğrulamalarından daha fazla görüntüleniyor. East Stratcom tamamen bir iletişim girişimi. Buna rağmen Rusça konuşan çalışanları ölüm tehditleri alıyor. Bunun dışında bir Çek vatandaşı, çalışanları Rus televizyonunda iki defa ajanlıkla suçlandı. Toronto’dan bir firma tarafından online ve mobil bazlı yapılan ankette bu sonuç çıktı . (Konuyla ilgili haber The Globe and Mail ’de de paylaşıldı.) Neredeyse 10 Kanadalı'dan 7'si Twitter gibi sosyal medya platformlarının haberleri negatif etkilediğini düşünüyor. Yüzde 68’i sosyal medya platformlarının negatif etkisi olduğunu ve yüzde 18’i pozitif etkisi olduğunu düşünürken yüzde 11’i bir etkisi olmadığını ve yüzde 3’ü ise emin olmadıklarını dile getirdi. Cevap verenler aynı zamanda sahte haberlerle ilgili de endişeli. Sahte haberler ile ilgili endişeli olan kişiler %52 Sahte haberler ile ilgili bir şekilde endişeli olan kişiler %29 Sahte haberler ile ilgili bir şekilde endişeli olmayan kişiler %7 Sahte haberler ile ilgili endişeli olmayan kişiler %11 Sahte haberler konusunda emin olmayan kişiler %1 Konuyla ilgili ABD bazlı bir araştırma aradığımda ise Pew’in Aralık ayında yaptığı anketi buldum. Çoğunluk yalan haberlerin Amerikalıların gerçekler konusunda aklını karıştırdığını söylüyor. Amerikalıların yüzde 64’ü uydurma haberlerin derin bir akıl karışıklığına yol açtığını düşünüyor. Yüzde 24’ü bir şekilde insanların aklını karıştırdığını yüzde 11’i ise akıl karışıklığına sebebiyet vermediğini ya da çok az yol açtığını düşünüyor. Pew’in yaptığı Ekim anketinde ise sosyal medya kullanıcılarının yüzde 64’ü “online ortamlarda karşılaştıkları karşıt politik görüşlü insanların yorumlarının, birbirleri hakkında daha az ortak noktaları bulunduğunu düşünmelerine yol açtığını söyledi.”" Araştırma: Fransa'daki seçim sürecinde şimdiye dek yayılan 5 sahte haber,https://teyit.org/teyitpedia/fransadaki-secim-surecinde-simdiye-dek-yayilan-bes-yalan-haber,"Bu içerik ilk kez  "" Fake news: Five French election stories debunked "" başlığıyla BBC News arafından 15 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Fransa’da gerçekleşecek olan başkanlık seçimlerine bir aydan kısa bir süre kaldı ve Fransa’nın politikasını etkilemek için üretilen yalan haberlerin demokrasi üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaya başladığını düşünen insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. BBC’nin de desteklediği CrossCheck ’ i n First Draft News öncülüğünde başlattığı gazetecilik projesi ile Fransız seçimleri sırasında ortaya çıkan yalan haberleri Avrupa’dan birçok haber kurumu ile ortaklaşa olarak çürütmeye ve doğrulamaya çalışıyor. CrossCheck’in şuana kadar araştırdığı beş haberi aşağıda görebilirsiniz. Marion Marechal-Le Pen, “Macron’un kampanyasının %30’u Suudi Arabistan tarafından destekleniyor. Şeffaflık istiyoruz.” tweetini attığında güvenilir bir kaynak kullanmış gibi görünüyordu çünkü 1887’de kurulan ve Fransızca haber yapan Belçika gazetesi Le Soir’i taklit eden bir site kaynak gösterilmişti. Fakat kendisi dijital bir kandırmacanın içine düştü. Birisi ya da birileri hikayenin inanılabilirliğini arttırmak için Le Soir’in web sitesini klonlamış ve orijinal adrese çok benzeyen LeSoir.info domain’inden haberi yayınlamıştı. Sahtekarlar sitenin güvenilirliğini arttırmak adına sayfada bulunan diğer linklere tıklandığında gerçek Le Soir sayfasına çıkan uzantılar eklediler. Yalan hikayeyi kimin ya da kimlerin çıkardığı bilinmiyor fakat site domain’i Amerika Birleşik Devletleri Delaware’den Donald Thomas adına kayıtlı. Ardından Le Pen attığı tweeti sildi. Fransız gençler Zyed Benna ve Bouna Traore’nın Ekim 2005’de hayatını kaybetmesinin ardından Fransa, çok sayıda protesto ve gösterilere sahne olmuştu. Şehir dışında ve banliyölerde yaşanan olaylar ve yakılan 9 bin aracın üzerine polise olan saldırılar da eklenince Fransa’da olağanüstü hal ilan edildi. Harita ilk olarak protesto ve olayları göstermek amacıyla 8 Kasım 2005’de Daily Telegraph makalesinde paylaşılmıştı ve son haftalarda yeniden paylaşılmaya başlandı. Sağ görüşlü kesimler tarafından Fransa’da şuan gerçekleşmekte olan protesto ve “gidilmemesi gereken” noktalar adı altında yanlış bir biçimde tekrar yaygınlaşmaya başladı. Görsel: Bize paranızla ev verdiğiniz için teşekkürler. Le Figaro gazetesi , Accor Otelleri Grubu F1 seviyesinde otellerinin 62 tanesini Societe Nationale Immobiliere’e (SNI), yani sığınmacılar için toplu konut projeleri yapan kuruma satıldığının haberini yaptı. Bunun dışında ve tamamen alakasız başka bir haber olan 2015’te SNI’nın muadili Adama adlı kuruluşun Avrupa Kalkınma Bankası’ndan aldığı 100 milyon euroluk borcun haberi birleştirildi. Bu borç yine sosyal faydadan en az yararlanabilen, tehlikeli işlerde çalışanlar, sığınmacılar ve mülteciler için alınmıştı. Marie Le Pen’in attığı iddia edilen tweette: “Kamusal yayın yapan bir kanaldaki çizgi filmde başrolün başörtüsü taktığını görmek beni şok etti.” dediği iddia edildi. Le Pen Şubat’ta Nantes’e yapmış olduğu seçim gezisi sırasında çizgi film hakkında tweet attığı iddiasıyla gündeme geldi. Fakat görseller sahte. İsminin gizli kalmasını isteyen Tweet sahibi CrossCheck’e yaptığı açıklamada bu tweetin insanları yanlış bilgilendirmenin ne kadar kolay olduğunu göstermek için kendisinin yaptığını dile getirdi. Bunun aşırı sağcı gruplarla baş etmenin bir yolu olduğunu belirtti. Fransa’da Müslüman ve Yahudi bayramlarının resmi tatil ilan edilmesi yeni bir fikir değil. 2012’de Yeşiller Partisi’nden başkan adayı Eva Joly de benzer bir fikir sunmuştu. Düşünce kuruluşu Terra Nova’nın yakın zamanda çıkardığı raporda “Yom Kippur ve Kurban Bayramı’nın resmi tatil sayılması” konusunda yaptıkları açıklama tartışmayı yeniden alevlendirdi. Fakat hükümet kanadında buna benzer bir çalışma yok ve düşünce kuruluşunun tavsiyelerinin takip edilme zorunluluğu bulunmuyor." Araştırma: Twitter’da sahte hesapları ayırt etme yöntemleri,https://teyit.org/teyitpedia/twitterda-sahte-hesaplari-ayirt-etme-yontemleri,"Bu içerik ilk kez "" How to spot fake Twitter accounts "" başlığıyla Fact-checking Day tarafından 21 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir sosyal medya hesabına sahip olmak fazlasıyla kolay, bunun için tek ihtiyacınız bir bilgisayar ve internet bağlantısı. Sosyal medya platformlarında neredeyse istediğiniz her konuda bilgi paylaşımı yapabilirsiniz ve paylaşımınızın adil, doğru ya da kibar olması gerekmiyor. Sosyal medya, kamuoyu tarafından tanınan kişilerce de kullanıldığından, (örneğin Beyonce’nin hamileliğini ilan etmesi ya da Trump’ın telefonlarının dinlendiğini iddia etmesi) paylaşımlar haber değeri kazanıyor. İşte bu nedenle sosyal medyadaki paylaşımların hangilerinin meşru ve doğru olduğunu, hangilerinin botlar, troller ve sahtekarlar tarafından paylaşıldığını ayırt etmek büyük önem arz ediyor. Sosyal medya etkileşimlerinin doğruluğunu ve orijinalliğini anlamak, gerçek hayatta insanların gerçeği söyleyip söylemediğini ayırt etmeye benziyor. Gerçek dünyada bazı belli başlı ipuçlarını takip ederek kimlerin hakikati söylediğini kimlerin bizi aldatmaya çalıştığını anlıyoruz. İnternet ortamında da bu içgüdüleri temel sosyal medya kullanım bilgilerini harmanlayarak kullanmanız gerekiyor. Önemli simaların hesaplarında orijinalliği anlamak için ilk bakmanız gereken yer, kullanıcı adının yanında bulunan ve hesabın “onaylandığını” işaret eden mavi tik. Bu sembol atılan mesajların, adı yazan kişi tarafından paylaşıldığını belirtiyor. Twitter, CNN gibi hesapları ya da Taylor Swift gibi ünlü simaların hesaplarını “mavi tik” ile işaretlemek için bir mail onaylama işlemi uyguluyor. Twitter hesabının doğruluğunun tespit edilmesiyle ilgili yakın zamanda BuzzFeed’den Craig Silverman’ın ortaya çıkardığı bir örneği inceleyelim. Bu vakada eski ABD Savcısı Loretta Lynch adına paylaşımda bulunan hesabı ele alalım (Hesap engellendi). Yukarıdaki hesabın sahte olduğunu gösteren en az beş ipucu var. 1. İsminin yanında “onaylanmış” anlamına gelen mavi tik simgesi bulunmuyor. 2. Bu hesap yakın bir zamanda oluşturulmuş. Bu tip hesaplar bazen güncel haberlere ve olaylara yönelik olarak oluşturuluyor. Ama her zaman böyle olmuyor örneğin ABD Savcısı Preet Bharara’nın Twitter hesabında ise farklı bir durum söz konusu olmuştu. Bharara’nın hesabındaki mavi tik çok yeni. 3. Sahte hesaptaki bazı paylaşımlarda yüksek mevkideki insanlar için alışıldıktan fazla bir şekilde büyük harfle yazılıp, ünlem işaretleri kullanılmış. Ayrıca profil açıklamasında tırnak içerisinde yer alan “ilk” ifadesi ve ünlem işareti şüphe uyandırıyor. 4. Düşük kalitedeki görseller: Hesapta kullanılan fotoğraflar bulanık ve profil fotoğrafında ise konuşurken çekilmiş bir fotoğrafı bulunuyor. Önemli simalar genelde yüzlerinin net olduğu ve düzgün çıktıkları fotoğrafları kullanırlar. Yüksek kaliteli fotoğraflara ise basit bir araştırma sonucu ulaşmak biraz daha zordur. 5. Sahtekarların ünlü taktiklerinden bir tanesi hesap ismi yaratırken harfleri ve sembolleri değiştirmektir. Savcının hesabındaki “L” harfleri aslında büyük “ı” harfleri ile oluşturulmuş. Hesap ismindeki sahtekarlık, metin farklı bir dosyaya kopyalanıp yapıştırıldığında ya da farklı font ve biçimlerde denenerek incelendiğinde fark edilebiliyor. 6. Karşılaştırma için Loretta Lynch’in gerçek hesabına bakalım. Sayfada “onaylanmış” sembolü, yüksek kalitede fotoğraflar ve Amerikan bayrakları bulunuyor. Bunun dışında Twitter’a katılma tarihi olarak ise Mayıs 2015 görünüyor. Ünlü simaların hesaplarının doğrulanması diğer hesaplara göre nispeten daha kolay. Çünkü yazdığımız birçok yanlışlama yöntemi bu hesaplarda işe yarıyor fakat sıradan insanların hesaplarında ise durum bu kadar kolay değil. “Botlar” Twitter’da otomatik biçimde paylaşım yapan hesaplar anlamına geliyor. Bütün botlar kötü amaçlı kullanılmıyor (örneğin Museum Bot ) fakat yeni bir araştırmaya göre Twitter hesaplarının yüzde 15’i yani yaklaşık 48 milyon hesap botlardan oluşuyor. Bir araştırmacı ise ABD’deki başkanlık seçimlerinden önce yayılan yalan haberlerin yüzde 70’nin muhtemelen 15 farklı bot hesap tan kaynaklandığını düşünüyor. Troller ise tamamen farklı bir konu. Twitter bu konu hakkında trolleri engelleyen ve onlara karşı tutum sergileyen politikalar uyguluyor . Fakat engellenen ve hesapları kapatılan troller çoğu zaman benzer bir isimle geri dönüp yine aynı insanlara saldırmaya devam ediyor. Bir hesabın gerçekliğini ve amaçlarını anlamak için şu işaretlere bakmalısınız: 1. Hesabın kendine ait bir fotoğrafı var mı yoksa platformun standart fotoğrafını mı kullanıyor? Örneğin Twitter standart fotoğraf olarak beyaz yumurta kullanırken Instagram gri arka plan üzerine insan silüeti kullanıyor. 2. 100’den az paylaşıma sahip sosyal medya hesapları sadece paylaşımları okuyan fakat etkileşime geçmeyen kişiler olabilir ya da belli başlı güncel olay veya oluşumlara tepki olarak açılmış olabilir. Öte yandan 100 binden fazla paylaşıma sahip bir hesap da her saat abartılı haberleri linkli biçimde paylaşan bir bot olabilir. 3. Gerçek bir insana ait hesap hafta boyunca istikrarlı biçimde bilgi paylaşımı yapıp aynı zamanda bir uyku düzenine sahiptir. Sahte hesaplar ise bir anda yüksek sayıda paylaşımlar yapıp yığılma yarattıktan sonra terk edilir ve kullanılmaz. Twitter hesapları ile ilgili daha detaylı bilgi almak için foller.me adlı siteye göz atabilirsiniz. 4. Genellikle aktif hesapların takipçilerinin sayısı, takip ettikleri insanların sayısından daha fazla olur. Eğer bu ikisi arasında bir uçurum var ise (Örneğin 25 bin takip ettiği ve 100 takipçisi olan bir kullanıcı) o hesap büyük ihtimalle aldatmaca için oluşturulmuş bir hesaptır. 5. Sosyal medyada kötü davranışlardan dolayı engellenen bir hesap bazen İsim1, İsim2, İsim3 gibi kullanıcı adları ile tekrar hesap açar. Bu tipteki “troll” hesaplar devamlı olarak gün içinde konu dışı paylaşım yapar ve tartışma başlatırlar. 6. Paylaşımlar içerisinde yoğun olarak ünlem ve ya sadece link paylaşımı yapılmış ise bu hesap gerçek bir insan tarafından kullanılmadığı anlamına gelebilir ve takipçileriyle etkileşimde olmak için değil, linklere tık çekmeyi amaçlıyor olabilir. 7. Hesabın diğer kullanıcılar ile olan etkileşimini incelediğinizde sohbet mi ediyor yoksa büyük harflerle yazarak tartışma mı başlatıyor buna bakın. 8. Hesabın takipçilerinin, hesabın paylaşımları ile etkileşime geçip geçmediğine bakın. Eğer son paylaşım 6 aydan daha eski ise o hesap faal değil demektir. Bunun sebebi kişinin artık sosyal medya platformunu kullanmaması ya da tepki olarak hesap açmasına neden olan olayın sona ermesi olabilir." Bir şehir efsanesi 9 adımda nasıl doğrulanır?,https://teyit.org/teyitpedia/bir-sehir-efsanesi-9-adimda-nasil-dogrulanir,"Bu içerik ilk kez "" How to fact-check an urban legend in 9 steps "" başlığıyla Fact-checking Day tarafından 21 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Melek Güler tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2014 yazında bir okur tuhaf bir sebeple benimle iletişime geçti: Bana bir haberden bahsetmek istiyordu. Kısa süre önce ücretsiz Metro gazetesinde Viralgranskaren (The Viral Reviewer) isimli doğrulama köşesini kurmuştum ve şehir efsanelerine olan özel düşkünlüğüm sayesinde bunlar, içeriklerimizde sıkça görülen konular haline gelmişti. Haber az çok şöyleydi: İsveç’in kuzeyinde bulunan Örnsköldsvik kentinin dışında bir konut kooperatifindeki yolların bakımından sorumlu olan mülk sahipleri birliği, ücretleri düşürmüştü. Ücret, yıllık 100 krondu (11 dolar). Birliğin başkanı, aralarında İsveçli ünlü buz hokeyi oyuncusu Peter Forsberg’in de bulunduğu konut sakinlerini bu konuda bilgilendirmişti. Birkaç gün geçti ve Forsberg’in parası derneğin hesabındaydı. Fakat para 100 kron değildi. Cömert buz hokeyi oyuncusu, 100.000 kron (11.000 dolar) göndermişti ve böylece önümüzdeki 1000 yıllık payını ödemişti. Başkan ise afallamıştı. Kendisi de Örnsköldsvikli olan okur bu olayı bana anlatmıştı, çünkü haftalık iş ve finans dergisi Veckans Affärer’in son sayısında benzer bir haber görmüştü. İsveçli futbol yıldızı Zlatan Ibrahimovic’in mali durumuyla ilgili, ön sayfada yer alan başmakale de çok benzer bir anekdotla başlıyordu. Ancak bu sefer cömert sporcumuz Ibrahimovic idi ve olay Stockholm takım adalarında geçiyordu. Aynı şeyin iki kez olma ihtimali düşüktü ve benimle iletişime geçen okurun çok basit bir sorusu vardı: Bu haber bir şehir efsanesi olabilir miydi? Bunu öğrenmenin en basit yolu Ibrahimovic veya Forsberg’e sormaktı. Ancak onlar çok ünlü ve zenginler ve de benim gibi basit fanilerin sorularını pek umursamazlar. Bir olumsuzluğun ya da olmayan bir şeyin kanıtlanmasını gerektirdiği için haber iki kat zorluydu. Bir şeyin doğru veya var olup olmadığını bulmak daha kolaydır: yalnızca kanıt sunmanız gerekir. Tersini kanıtlamak ise daha zordur çünkü doğru olabileceği her ihtimali elemek zorundasınız. Ayrıca bu tip efsaneler kaynağa soramadığımızda bizi daha çok uğraştırır. Ancak bir şehir efsanesini çürütmek için takip edebileceğiniz 9 basit adım var. Şehir efsaneleri belli bir formatı takip eder. Genellikle, yeterince ayrıntı yoktur ve dramatik, üzücü, iğrenç, garip veya komik bir sonla biter. Snopes.com sitesindeki klasiklerin bazılarını inceleyin veya Jan Harold Brunvand’in şehir efsaneleriyle ilgili üç derlemesinden birisini satın alın. Size bir sonraki şehir efsanesini fark etmenizi sağlayacak araçlar sağlıyor ve okuması da hayli keyifli. İnsanlar kişisel fikirlerini desteklemek için uydurma anekdotlar paylaşır. Bu da anlatıcının ideolojik tercihlerini yararlı bilgilere dönüştürür. Donald Trump’ın yoldan geçerken tekerleğini değiştirmesine yardım eden bir kişinin mortgage borcunu ödemesiyle ilgili haberi paylaşan kişi bir Trump destekçisi miydi? Bu durum, onları haberi doğrulamaya daha az meyilli hale getirebiliyor. Aynısı her birimiz için geçerli: hepimiz fikirlerimizi tasdikleyen haberlere bayılırız. Kendinize bir şeyin doğru olamayacak kadar iyi olup olmadığını sormak, hiçbir zaman, onun gerçekten doğru olmasını istemeniz kadar önemli değildir. Bu videoda , M*A*S*H dizisinin bir bölümünden (hatta daha öncesinden) tanıdık gelebilecek bir haberin 2013’te sosyal medyaya nasıl düştüğünü ve haberdeki değişikliklerin, toplumun kadın cinselliğine bakışı hakkında bize neler anlattığına bakıyorum. Şehir efsaneleri bize kendimiz hakkında çok şey anlatıyor olabilir ve bunları dinlemezsek yazık olur. Ünlülerle ilgili olanlar dışında, eski moda şehir efsanelerinin çoğunda, ne zaman ve nerede gerçekleştiği ve kimin başına geldiği gibi ayrıntılar belirsizdir. Ancak sosyal medyadaki şehir efsanelerinde, haberler sıradan insanlara odaklanıyor olsa bile sıklıkla görseller oluyor, isimler ve yerler de belirtiliyor. Bunları Google’layın! Bahsedilen isimleri ve yerleri araştırın ve araştırmanızı haberde bahsedilen zaman aralığıyla sınırlı tutun. Görseller için Google’ın tersinden görsel arama uygulamasını veya Tineye ’ı kullanın. Bir YouTube videosuyla ilgili arama yapmaya çalışıyorsanız arama yapabileceğiniz küçük resimler bulmak için Amnesty’s Data Viewer ’dan yararlanın. Bulabildiğiniz her bir kanıt kırıntısını tespit edip kullanın ve de haberde hiçbir fiziki kanıt yani hiçbir isim, yer, tarih veya görsel bulunamadıysa bunun tamamen uydurma olduğundan emin olabilirsiniz. Yorumlar sıklıkla yıkıcıdır ancak konu araştırma olunca değerli olabilirler. Genellikle, bazı katlanılmaz çokbilmişler (benim gibi) sizden önce haberi sorgulamış ve biraz araştırma yapmış olacaktır. Bunlar yorumlarda görülebilir, bir göz atın. Başka birisi zaten icabına bakmışsa zahmete girmenin mantığı yok. Şehir efsanelerinde kaynak olarak ilk elden görgü tanıklarının veya haberin gerçek nesnesinin gösterildiği durumlar nadirdir. Bunun yerine kaynak, “babamın erkek kardeşinin yeğeninin kuzeninin eski ev arkadaşı” dizilimindekilerden birisidir. Tüm yolu o ev arkadaşına doğru geri gittiğinizde, muhtemelen haberin kaynağı olduğu iddia edilenler, tam da o anda ortadan kaybolacaklardır. Bu, şehir efsanesinin çok sağlam bir işaretidir. Gerçek kaynağı bulmak imkânsız değildir ve bu kaynaklar genellikle güvenilir olmaktan uzaktır. Yol ücretiyle ilgili uydurma haber olayında, “Zlatan yol birliği” ile ilgili arama yaptım. Bu aramada, aynı haberle ilgili altı yıl öncesine ait bir blog yazısı karşıma çıktı ancak bu defa merkezinde Ibrahimovic’in evlerinden bir başkası vardı. Bu tabii ki şüpheliydi; muhtemelen aynı şeyi ikinci kez yapmamıştır. Haberin anahtar öğelerini Google ve Facebook’ta araştırmak, farklı versiyonlarını bulmanıza yardımcı olabilir. Bir haberin birkaç farklı versiyonu, bir şehir efsanesine bakmakta olduğunuzun göstergesidir. Ibrahimovic veya Forsberg ile iletişime geçmek seçenekler arasında yoktu. Ancak dergide Ibrahimovic ile ilgili yayımlanan haberde, güya arayıp bu ücreti sordukları bir adamın ismi vardı. Kendisine sorduğumda hemen reddetti ve “Bu hikayenin, benim dâhil olmadığım bir versiyonunu daha önce duymuştum.” dedi. Ayrıca Ibrahimovic’in meşhur biyografisinin yazarı da haberi olanaksız buldu çünkü futbol yıldızı yoksul büyümüştü ve parasının kıymetini hâlâ biliyordu. Haber henüz çürütülmediyse bunu yapacak kişilere ulaşın. Ancak halkbilimi konusundaki uzmanlar ve akademisyenler, bahsettiğimiz haberler konusunda ulaşılabilecek öncelikli kişiler olabilir. Haberi biliyorlar mı yoksa tamamen yeni bir şehir efsanesi mi olduğunu size söyleyebilirler. İşlerinde iyilerse size yardım etmeye can atacaklardır çünkü böylece ne tür bir haberin dolaşımda olduğunu öğrenebilirler. Ne yazarsanız yazın yukarıda bahsettiğim her şeyi irdelediğinizden emin olun. Bir şeyin yanlış olduğunu açıkça kanıtlayabileceğimiz bilgilerle ilgili doğrulama yapmak; bunu nasıl ortaya çıkardığınızla ilgili hikayeler, aynı haberin daha önceki versiyonları ve bu uydurma haberin toplumumuzla ilgili bize söyledikleriyle ilgili bir yazıyı yazmak kadar zor değildir. Tüm bunları paylaşın! Böylece şehir efsanesini çürüten yazı, hem okuması daha ilginç hem de çok daha ikna edici hale gelecektir." Araştırma: Sahte haberler sizi nasıl kandırıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haberler-sizi-nasil-kandiriyor,"Bu içerik ilk kez  "" How Fake News Tricks Your Brain "" başlığıyla National Geographic t arafından 24 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Ekin Gürel tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yaşadığımız dünya artık birçok “alternatif gerçek” barındırıyor ve işte bu nedenle öncelikle kendimizi ve sonrasında toplumdaki aktörleri doğrulamak ve kontrol etmek, neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlayabilmemiz için çok önemli. Geminin inşaatı bittikten sonra Musa her hayvandan kaçar tane aldı? Eğer cevabınız iki ise tebrikler, yanlış bildiniz. Çünkü gemi inşa edip hayvanları alan kişi Musa değil Nuh’tu. Daha önce araştırmalarla kanıtlandığı üzere bunun gibi sorular insanların iki dini ve tarihi figürü ne kadar kolay karıştırdığını gözler önüne seriyor. Brown Üniversitesi’nden Bilişsel Bilim Profesörü ve Cognition Dergisi baş editörü Steve Sloman ’ın yaptığı açıklamaya göre, “İnsanlar akıllarına gelen ilk ve içgüdüsel cevaba, bunun doğru ya da yanlışlığını kontrol etmeden güvenmeye meyilli.” Yalan haberlerin yeni norm haline geldiği günümüzde “Musa’nın Gemisi” gibi sorular, insanların yalan haberleri algılamadaki başarısızlığını gösteriyor. Bununla birlikte insanların olduklarından daha kapsamlı bilgiye sahip olduklarını düşünmeleri veya bir şeyin nasıl çalıştığı konusunda ufak bir fikirleri olmasına rağmen her şeyi biliyormuş gibi abartmaları üst üste gelince, insanlar yanlış bilgilenmeye yatkın hale geliyor. Sloman’a göre bu durum insanların, iki kez kontrol etmeye yatkın olmamasından kaynaklanıyor. Bunun dışında “Yalan haberler konusundaki kritik mesele, nasıl doğrulayacağınızı bilmekte yatıyor, eğer daha duyarlı bir insansanız doğrulama sürecine katılımınız artıyor” diye ekledi. Fakat yanlış ve yanıltıcı haberleri ayırt etmek her zaman bu kadar kolay olmuyor çünkü insan doğası gereği okuduğumuz haberleri sorgulamadan ve düşünmeden kabul etmeye meyilliyiz. Gazeteci Elizabeth Kolbert ’in New Yorker’da yayınlanan makalesinde , 50 yıl önceki çığır açan Stanford çalışmasından başlayarak, insan zihninin mantık sınırlarını inceleyen çalışmaları değerlendirdi. Kolbert, “1970’lerde bir grup akademisyen tarafından tartışılmaya başlanan insanların düzgün düşünemediği yönündeki fikirler şok ediciydi. Ama artık böyle değil. Yüzlerce araştırmanın kanıtladığı üzere bu durum artık bir gerçek olarak hayatımızda bulunuyor.” dedi. Mantığın bizi yüzüstü bıraktığı, yalan haberlerin virüs gibi yayılmasını sağlayan ve neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlamamızı engelleyen bir sürü faktör var. Northwestern Kellogg Okulu’ndan İşletme ve Kurumlar doçenti Adam Waytz’a göre bu faktörlerden biri “ güdülenmiş muhakeme ”. Güdülenmiş muhakeme, fikirlerimizi doğrulayan görüşlere ve fikirlere inanmaya olan yatkınlığımız anlamına geliyor. Waytz yazdığı yazıda, “ Eğer Hillary Clinton (ya da Donald Trump) hakkında negatif düşünmeye eğiliminiz varsa, onun hakkında çıkan sansasyonel yalan haberlere inanma ihtimaliniz artar.” diyor ve ekliyor, “Zamanla, güdülenmiş muhakeme yanlış muhakeme yapmanıza sebep olabilir.” Başka ilgili bir tanımlama ise “naif realizm” yani insanların sadece kendi görüşlerinin doğru ve kesin olduğunu düşünmeleri. Waytz’a göre bu şekilde bir yaklaşım politik çerçevede kutuplaşmaya sebep oluyor ve insanların, tartışıp konuşmak yerine karşıt görüşleri yanlış diye yaftalayarak görmezden gelmesine sebep oluyor. Bununla birlikte ekliyor, “Eğilimli olduğumuz görüşlere inanmada çok hızlı davranıyor ve birçok habere görüşlerimizi desteklemiyor diye ‘yalan haber’ yaftalaması yapıyoruz.” Kitap kapağında görebileceğiniz gibi “Bilgi İllüzyonu: Neden Tek Başımıza Düşünmüyoruz” Sloman’ın araştırması genellikle bilginin bulaşıcı olduğu fikrine odaklanıyor. Sloman, Brown Üniversitesi’nden öğrencisi Nathaniel Rabb ile birlikte Psychological Science Dergisi’nde “ Senin Anlayışın Benim Anlayışım ” yazısını yayımladı. İnternet ortamında 700’den fazla katılımcı ile yapılan çalışmada Brown ve Rabb, bilim insanlarının helyum yağmurlarının sistematiğinin çözüldüğüne ilişkin  uydurma bir bilimsel araştırma paylaştı. İlk durumda katılımcılara, bilim insanlarının helyum yağmurları hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olmadıkları ve tam olarak açıklayamayacakları söylendi. Sonrasında ise konu hakkında ne kadar bilgi sahibi olduklarını 1-7 arasında puanlamaları istendi. Çoğu katılımcının cevabı 1 oldu ve konsepti tam olarak anlayamadıklarını kabul ettiler. Fakat ikinci durumda ise katılımcılara, bilim insanlarının helyum yağmurları fenomeni konusunda tam anlamıyla bilgi sahibi oldukları ve nasıl çalıştığını anladıkları söylendi. Konuyu ne kadar anladıklarını puanlamaları istendiğinde ise ortalama 2 seviyesinde yanıt geldi. Yani bilim insanlarının konuyu kavraması, katılımcıların da konu hakkında daha iyi bilgi sahibi olduklarını düşünmelerini sağladı. Bu durum siyasette de görülebilir. Sloman açıklamasında, “Anlama yetisi bulaşıcı gibi görünüyor, eğer çevrenizdeki insanlar bir politikacının sahtekar olduğunu YouTube’da gördüğü bir video sayesinde anladığını söylüyorsa, siz de bu şekilde düşünmeye, algılamaya başlıyorsunuz.” dedi. Yalan habere bizi neyin bu kadar duyarlı yaptığıyla ilgili araştırmayla birlikte, kendimizi yalana karşı korumak için bir yol bulabilir miyiz? Sloman, “Bireyleri her karşılaştıkları şeyi doğrulamaları konusunda eğitmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İnsan, içgüdüsel olarak söylenilene inanmaya ve hayatına devam etmeye meyilli.” dedi. Fakat toplumu doğrulamanın değeri ve potansiyeli konusunda eğitebiliriz Sloman şu ifadeleri kullandı, “Facebook zaman tünelinizde karşınıza çıkan ve muhtemelen görüşleriniz ile doğru orantılı paylaşımları hatırlayın. İki kez kontrol edilmesi ve doğrulanması gereken bilgilerin, çok daha önemsiz olarak görünen noktalardan başlaması ve daha geniş kapsamlı bir alana yayılması gerektiğini düşünüyorum.” Tek gerekli olan şey, sadece bir insanın “Burada bir hata var” yorumunu yapması . Sloman’a göre “Toplumlarda doğrulama yapma ve hiçbir şeyi olduğu gibi kabullenmeme konusunda norm oluşturmalı ve inanmadan önce emin olunmalı.”" Araştırma: İnternette gördüğünüz fotoğrafları ve videoları doğrulamak için 9 ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/internette-gordugunuz-fotograflari-ve-videolari-dogrulamak-icin-9-ipucu,"*Bu içerik ilk kez Fact Checking Day için 2 Nisan 2017 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. İnternete her gün milyonlarca fotoğraf ve video yükleniyor. Çevrimiçi belgelerin zenginliği, her konuda yeni şeyler keşfetmemizi ve doğrulama yapmamızı sağlıyor. Ancak bu zenginlik, bizi yanlış yola da yönlendirebiliyor. Aradığımız konuyla ilgili bir fotoğraf veya videoya ulaşmak için basit bir arama her zaman yeterli olmayabiliyor. İşte, biraz daha ayrıntılı arama yapmanıza yardımcı olacak dokuz ipucu: 27 Eylül 2014'te, saat 11:19'da, Hollanda'da bulunan bir cihatçı şu fotoğrafı tweetledi: Muhajiri Shaam adlı bu kişi, Hollandalı ve İngiliz ""şehitlerin"" bu mezarda gömülü olduğunu iddia etti. Ancak bu fotoğraf nerede ve ne zaman çekilmişti? Bir fotoğrafı sürükleyip Google Görseller ’e bıraktığınızda, arama motoru, fotoğrafın daha önce yayımlanıp yayımlanmadığını belirliyor. Yandex arama motoru ise aynı işlemi sonuçları çözünürlüğe göre sıralayarak yapıyor. Bu da sizin karşınıza çıkan fotoğrafta göremediğiniz yeni ayrıntılara ulaşmanıza yardımcı oluyor. Hollandalı cihatçının tweetlediği görsel, daha önce pek çok cihatçı Twitter hesabından yayımlanmış. 27 Eylül'den önce ise yalnızca bir kere, bir propaganda hesabından (@ibnnabih) gönderilen bir tweet var. Bu kaynak, olayı Shaam'ın tweetinden iki gün öncesine taşıdı. Araçlarla yetinmeyin. Arama @ibnnabih (hesap artık askıya alınmış) hesabında sona eriyor gibi görünüyordu. Olumsuz bir durumu hiçbir zaman kanıtlayamazsınız: Bir şeyi bulamamanız, o şeyin var olmadığı anlamına gelmez. @ibnnabih hesabına fotoğrafı nereden bulduğunu sordum. Bana şöyle dedi: @henkvaness kaynağını mı soruyorsunuz? Ben de ilk burada twitter.com/Mrsad.... gördüm. Diğerleri de aynı kaynaktan mı aldı bilmiyorum. Twitter'da başka bir cihatçı propaganda hesabı olan @Mrsad_JH aynı fotoğrafı Hollandalı’nın tweetinden üç gün önce yayımlamıştı: Google ve Yandex bu tweeti kaçırmıştı. Kaynağa sormasaydım, arama @Mrsad_JH değil, @ibnnabih hesabıyla son bulacaktı. Bu şekilde daha fazla araştırma yapmak, fotoğrafın El Nusra Cephesi askerlerinin kruz füzesiyle öldürüldüğü Kafr Deryan köyünden olabileceğini gösterdi. Rusların Suriye'yi bombaladığı görüntüler gerçek mi , değil mi? Özellikle canlı yayınlarda, Google veya Yandex Görsel araması ile orijinal videolardan alınan kareleri aramak zahmetli bir iş. Bunun için en iyi seçeneğimiz, Youtube Dataviewer kullanmak. Bu araç, herhangi bir YouTube videosundan dört küçük görsel keser ve tersine görsel arama sı yapmanızı sağlar. Ayrıca araç, videonun bazen YouTube'da gördüğünüz saatten farklı olabilen yükleme zamanını da tam olarak verir. İnsanlar sürekli web sitelerini, sosyal medya hesaplarını ve başka çevrimiçi içerikleri kaldırıyor ya da kapatıyor. Bu durum, bazı içerikleri bulmayı zorlaştırıyor ama bulmak imkansız değil. Somut bir örneğe bakalım: Lüksemburg Prensi Louis ve Prenses Tessy bu yıl boşandı. Daha sonra Prenses Instagram hesabını kapattı. İlk bakılacak yer olan Internet Archive' da da hiçbir şey yoktu. Ancak vereceğimiz arama ipucuyla, bir şansınız olabilir. Prenses'in hesabının web adresi Instagram.com/tessy_de_luxembourg idi. İnsanların bu bağlantıya (1) bakmış olması veya içeriği yeniden yayımlayıp orijinal kaynağa atıf yapmış olmaları mümkün. Ne olursa olsun, bağlantının çıkıp çıkmadığını görmek için Instagram'daki (2) her şeyi dışarıda tutmamız gerek. Bu yöntem işe yaradı. Prenses'in tasarımcısı şu fotoğrafı yayımlamış: Çevrimiçi içerik tamamen kaldırılabilir ancak çoğunlukla web siteleri yeniden tasarlandığında veya taşındığında konum değiştirir. ""Ölü link"" adı verilen bu olay, eski fotoğraf veya videolara erişimi daha zor hale getirir. Bir süre önce, 2011'den önce Irak'ta yapılan sondaj ihalelerine ilişkin belgeler ve petrol şirketinin logosunu bulmak istedim. Sorun, bildiğim tek site olan http://www.noc.oil.gov.iq adresinin 2012'de açılmış olmasıydı. Bağlantının 2012'de veya öncesinde ne olduğunu nasıl öğrenebilirdim? Wayback Machine 'de ""ırak kuzey petrol şirleti sitesi:iq"" yazarak arama yapmak işe yaradı. Archive.org 'un arka kapısı bir konuda çok iyi: artık yayında olmayan bir web sitesinin tam URL'sini öngörmenize yardımcı oluyor. Web sitesinin iki eski sürümünü sunmanın yanı sıra, her site için kaç belge, fotoğraf ve ses dosyasının kaydedildiğini de gösteriyor. Şüpheli videoların konumunu belirlemek zor olabilir. Bu tür video kayıtlarını panoramik fotoğrafa dönüştüren eski araç Hugin'i çok seviyorum. Buradan aldığınız fotoğrafla da Google Earth'te bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Bu süreci, ""Bilişim savaşı cephesinden "" başlıklı yazımda ayrıntılı bir şekilde açıklamıştım. Coğrafi konum bulma becerileri edinmek isterseniz, Geoguessr veya First Draft News sitelerine bakın. Ama Eliot Higgins'i n ""Google Earth ile Doğrulama ve Coğrafi Konum İpuçları ve Sırları"" başlıklı yazısını da okuyun. Bir fotoğraf hakkında daha fazla bilgi edinmek için kullanabileceğiniz mükemmel bir araç da Imgops. Araç, olası GPS koordinatlarını, yayımlanma tarihini, fotoğrafın çekildiği tarihi ve çok daha fazlasını gösteriyor. Meta verilerin gösterdiği saat dilimini anlamanız çok önemli. Hollanda gazetesi NRC aşağıdaki unutulmaz fotoğrafın (Usame bin Ladin'i öldürme görevi sırasında Beyaz Saray Durum Odası'ndan) olaydan beş saat önce çekildiği konusunda düzeltme yayımlamak zorunda kalmıştı. Gazeteciler, tarih damgasını yanlış anlamıştı. Yeni fotoğraflarda bile Photoshop ile ufak tefek değişiklikler yapılıyor. Izitru yoğun bir şekilde düzenleme yapıldığını gösteren desenleri tespit eder. Ne yazık ki, fotoğrafınız fotoğraf makinesinden çıkan orijinal fotoğraf değilse, araç bu fotoğrafı şüpheli olarak işaretler. FotoForensics , daha ayrıntılı çalışır (sitenin Sık Sorulan Soruları'na bakın) ve genellikle en yoğun düzenlemelere maruz kalmış fotoğrafları kolaylıkla bulur. Kısa süre önce, birinin "" mujahideen (mücahitler)"" sözcüğünü kullanıp kullanmadığını bulmak için dört saatlik YouTube videoları izlemem gerekti. Sorun, bunu yapmak için yalnızca bir saatimin olmasıydı. Bu zaman kısıtını, 4kdownload adlı ücretsiz araçla YouTube kanalını indirerek aştım. 4 saatlik videoyu yalnızca 23 dakikada indirdim. Soundbite ses ve görüntü dosyalarındaki sözcükleri veya ifadeleri bulabilir. Dört saatlik YouTube videosunu yalnızca 10 dakikada işledi ve bana istediğim anahtar sözcüğü kullanarak arama yapacak zaman bıraktı. Klipte sözcük her kullanıldığında, sözcüğün kullanıldığı anı tam olarak gösterdi. Aşağıda bu aracın aradığım kelimeyi nasıl tespit ettiğini görebilirsiniz:" Araştırma: Sahte haber başlıklarda başlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-haber-basliklarda-basliyor,"*Bu içerik ilk kez "" Fake News Starts with the Title "" başlığıyla Medium 'da 29 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bu yazı 2016 ABD Başkanlık Seçimleri’nden bu yana, yanlış haber konusunda okuduğunuz 100. yazı olabilir. Yanlış bilgilendirme ve kötü niyetli yanlış haberler yeni olmasa da artık herkes bu tür haberlerin varlığından haberdar. Artan bu farkındalık çok güzel ( bir sorunu çözmenin ilk adımı, bir sorun olduğunu fark etmektir, değil mi? ) ancak bu aşırı yükleme pek çok kişi için yanlış ve doğru arasındaki çizginin flulaşmasına neden oldu. Sayısal olarak neyin doğru olduğunu söylemek çok zor olsa da size doğru ve yanlış haberleri ayırmak için bazı yeni bilimsel kanıtlar sunabileceğimi umuyorum. NECO 2017 'de yayımlanan yeni bir çalışmada , Sibel Adalı ile şu soruyu sorduk: “Yanlış ve doğru haberler arasında sistematik biçimsel bir fark var mı?” Bu soruna yaklaşımımızda, 3 farklı makale türüne baktık: doğru , yanlış ve parodi . Doğru haberler gerçek olduğu bilinen ve ""güvenilir"" haber kaynaklarından alınan haberlerdir. Yanlış haberler ise, yanlış bilgiyi kasıtlı olarak yaymaya çalışan, bilinen ""yanlış haber"" kaynaklarından alınan haberlerdir. Parodi haberler, hiciv amacı güttüklerini açıkça beyan eden ve yanlış bilgiyi kasıtlı olarak yaymayı amaçlamayan haber kaynaklarından alınan haberlerdir. İşin karmaşık kısmı şu: Yanlış ve doğru haberlerin kesin referansını elde etmek oldukça güç. Bu nedenle, bu haberlerin kesin referansını belirleyebilmek için ""mutlak kaynak"" yaklaşımını benimsedik. Örneğin, haberi ""genellikle çok güvenilir"" ile ""kasten yanlış, hiçbir zaman güvenilir değil"" arasında bir yelpazede değerlendireceğimizde, bu yelpazenin aşırı uçlarını belirlemek isteriz. Yelpazenin aşırı uçlarını bulmak için Zimdar'ın kitle kaynaklı yanlış haber listesini ve Business Insider'ın en çok güvenilen haberler listesini kullandık. Parodi haberleri ise ana sayfasında parodi haber yaptığını belirten sitelerden topladık. (Genellikle çok güvenilir / Kısmen doğru, çoğunlukla yanlı / Kasten yanlış, hiçbir zaman güvenilir değil) Bu kesin referans yaklaşımını göz ardı etmeden, Craig Silverman 'ın "" Bu Analiz, Facebook'ta Seçimle İlgili Viral ve Yanlış Haberlerin Doğru Haberleri Nasıl Geçtiğini Gösteriyor "" başlıklı makalesinde kullandığı BuzzFeed veri kümesi, Burfoot ve Baldwin 'in parodi haberler üzerinde yaptıkları 2009 tarihli çalışmasında kullandıkları veri kümesi ve bizzat topladığımız yanlış, doğru ve parodi siyaset haberlerinden oluşan yepyeni veri kümesi olmak üzere bağımsız 3 veri kümesini analiz ettik. Analiz etmek için, veri kümelerindeki her makalenin gövde metninde ve başlık metninde kullanılan pek çok farklı doğal dil özelliğini hesapladık. Daha sonra, makale türleri arasındaki farkları açıklığa kavuşturmak ve bu dil özelliklerinin haberin yanlış olduğunu öngörme becerisini göstermek için Wilcox hipotez testi yöntemleri ile Destekçi Vektör Makineleri (Support Vector Machines-SVM) tekniğini birlikte kullandık. Bu yöntemlere aşina değilseniz, kısaca şu şekilde açıklayabiliriz: Hipotez testi iki veri sınıfı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemek için kullanılır. SVM ise, bir veri göstergesinin sınıfını öngörmek için kullanılan eğiticili bir sınıflandırma yöntemidir. Bizim çalışmamızdaki sınıflar, yanlış haber, doğru haber ve parodi haber. Tek bir veri kümesinin sınırlandırmalarının nihai sonuçlarımızı etkilemeyeceğinden emin olmak için bu analizi her veri kümesine ayrı ayrı uyguladık. Bu yöntemlerle ilgili pek çok teknik ayrıntı var ancak bu ayrıntılarda boğulmamak için doğrudan sonuçlara geçeceğim. Daha fazla bilgi isteyenler (veya ayıracak zamanı olanlar) çalışmaya buradan ulaşabilirler . Yanlış ve doğru haber kaynakları arasındaki fark, açık ara, başlıklar. Özellikle Buzzfeed veri kümesi ve kendi veri kümemizde, yanlış haber başlıklarının doğru haber başlıklarından daha uzun olduğunu, uzunluk açısından ve teknik anlamda daha basit sözcükler içerdiğini gördük. Ayrıca, yanlış haber başlıklarında tamamı büyük harfle yazılmış sözcüklerin ve özel adların daha fazla, genel adların ve basit sözcüklerin ise daha az kullanıldığı görüldü. Buzzfeed veri kümesindeki yanlış haber başlıklarında analitik sözcükleri önemli ölçüde daha fazla kullanıldığını ve bizim veri kümemizdeki yanlış haber başlıklarında deyimlerin ve geçmiş zamanlı sözcüklerin yine önemli ölçüde daha fazla kullanıldığını tespit ettik. Veri kümemizden rastgele seçilen birkaç örneğe baktığımızda sonuçlar pekişecektir: Örnek 1 YANLIŞ HABER BAŞLIĞI: FLAŞ FLAŞ FLAŞ: New York Polisi Yeni Hillary E-postalarını Çıkardı: Kara Para Aklama, Çocuklarla Cinsel Suçlar, Çocuk İstismarı, Parayı Veren Düdüğü Çalar, Yalancı Şahitlik DOĞRU HABER BAŞLIĞI: Mevcut Durum ve Cumhuriyetçilerin Obamacare Yerine Getirilecek Planları Örnek 2 YANLIŞ HABER BAŞLIĞI: ACİL: Anaakım Medya Trump Zaferi Hakkında ÇOK ÖNEMLİ bir Gerçeği Saklıyor! DOĞRU HABER BAŞLIĞI: Obama Deniz Sondajında Atlantik, Kutup Alanlarını Kapsam Dışı Bıraktı Gördüğünüz gibi, bu sonuçlar yanlış haber yazarlarının özel ad ve deyimleri kullanmak için basit sözcükleri ve adları atlayarak başlığa olabildiğince çok içerik sığdırmaya çalıştıklarını gösteriyor. Diğer bir deyişle, yanlış haber başlıkları daha fazla puan almak için pek çok deyim ve adı verilmiş varlık kullanırken, doğru haber başlıkları kısa ve genel bir özet ifade kullanır ( 'çok iddia'ya karşı 'az iddia' ) Haberin yalnızca başlığı ayrıştırıcı unsur değildir, içerik yapısı da oldukça farklıdır. Özellikle, doğru haberlerin yanlış haberlerden önemli ölçüde uzun olduğunu, yanlış haberlerin daha az teknik sözcük, kısa sözcük, daha az noktalama, daha az alıntı ve daha yoğun sözcük fazlalığı kullandığını gördük. Dahası, yanlış haberler daha kolay okunur, yanlış haberlerde daha az analitik sözcük, önemli ölçüde daha fazla kişi zamiri ve zarf ile daha az ad kullanılır. Bu çok sayıda fark, soyut görünebilir. Konuyu şu şekilde özetleyebiliriz: Yanlış haberlerin içeriğinde çok az bilgi veya fikir vardır ve başlığa çok fazla bilgi yığılır. Bu sonuç özelliklerimizin küçük bir alt kümesini kullanarak haber kategorisini öngörme becerimizle daha da desteklenir. Yanlış haber başlıklarını doğrularından ayırmada %78, yanlış içeriği doğrudan ayırmada da %71 doğruluğa ulaştık. Bu, özelliklerin küçük alt kümesinin rastgele seçimler üzerindeki öngörümüzü %21 ve %28 arasında iyileştirdiği anlamına gelir. ( Makine öğrenimine aşina değilseniz, şöyle özetleyebiliriz: Bu, temelde bir haberin yanlış veya doğru olduğunu, haberin hangi haber kategorisine düşmesi gerektiğini rastgele seçmektense, içerik yapısını kullanarak daha iyi şekilde otomatik olarak öngörebileceğimizi ifade eder. ) Gövde Metni / Taban / Yanlış - Doğru / Parodi - Doğru / Parodi - Yanlış Veri kümemizdeki gövde ve başlık metinleri için en önemli 4 özelliği kullanarak elde edilen doğrusal çekirdek SVM sınıflandırması sonuçları. Doğruluk, 5 katlı çapraz geçerliliğin ortalamasıdır. Taban çoğunluğun bulunduğu sınıftır. Şimdi, parodi haberlerimizi analize ekleyelim. Şimdiye kadar, yalnızca yanlış ve doğru kategorilerine baktık, ancak parodi kategorisini dahil etmek daha fazla öngörü sağlayabilir. Parodi haberleri analize eklerken, özellik dağılımlarımızın çoğunun parodi ve yanlış haberler için ortak olduğunu gördük. Özellikle, parodi ve yanlış içeriklerde gerçek içeriklere göre daha az sözcük, daha az teknik sözcük, daha az analitik sözcük ve önemli ölçüde daha çok sözcük fazlalığı ile daha az alıntı, daha az noktalama, daha fazla zarf ve daha az ad kullandığı görüldü. Parodi ve yanlış içerik arasındaki bu benzerlik, öngörü sonuçlarımızla da desteklenmektedir. Haberin parodi veya yanlış olduğunu öngörürken, taban üzerinde yanlış ve doğru karşılaştırmasında ya da parodi ve doğru karşılaştırmasında elde ettiğimizden çok daha düşük bir doğruluk artışı elde ettik. Bu bulgu, pek çok nedenle ilginç ve yararlıdır. İlk olarak, basında yer alan yanlış haberlerin çoğunda, yanlış haberlerin doğası gereği inandırıcı olduğu ve doğru haber gibi görünmesinin amaçlandığı varsayılmıştır, ancak işin aslı böyle değildir. Parodi ve yanlış içerik arasındaki benzerlik yanlış haberlerin araştırmacı yöntemleri daha az kullandığını gösterir, parodi haberler ise absürt olması için yazılmıştır ve akla uygun iddiaları yoktur. Çoğu kişi için, bu bariz olabilir ( yanlış haberler akla uygun iddialarda bulunamaz çünkü yanlıştırlar! ) ancak bu durumun gözünüzden kaçan önemli etkileri olabilir. İnsanlar hala yanlış haberlere aldanmaktadır, 2016 ABD Başkanlık Seçimi’ni unutmayın; ancak yanlış haberlerde mantıksal veya delil teşkil eden içerik pek bulunmamaktadır. İletişim alanı bize biraz öngörü sağlayabilir. Bulgularımızı daha iyi bir şekilde açıklamak için, ikna için Detaylandırma Olasılığı Modeli'ne (ELM) bakalım. ELM'ye göre, insanlar merkezi yön ve çevresel yön olmak üzere, iki farklı yoldan ikna edilir. Merkezi yön, sunulan savların ve mesaj özelliklerinin özenle incelenmesinden doğar. Bu yön, yüksek enerji ve bilişsel çaba gerektirir. Buna karşın, çevresel yön mantıkla ve sunulan bilgilerin niteliği ile ilgisi olmayan fikirleri ilişkilendirmekten veya sanılar çıkarmaktan doğar. Bu yön, bulgusal yön veya çok enerji ve bilişsel çaba gerektirmeyen bir kısayol olarak da adlandırılabilir. İnsanlar bu kısayolları tercih etme eğilimindedir. Bu eğilim, Facebook'taki bir arkadaşa güvenmek ( arkadaşlarım akıllıdır, asla yanlış haber paylaşmazlar! ), içerik için bir makaleye hızla göz gezdirmek veya haberin başlığındaki ifadeye inanmak ( başlık mantıklı görünüyor ve doğru olup olmadığını araştıracak zamanım yok ) gibi şekillerde kendini gösterebilir. Bu kısayolların verdiği zarar sosyal ağlarda görünen aynılıkla ( tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş ) veya tahmin edilen ilgi alanlarınıza göre sıralayan algoritmalar la da artar. Peki, bunun bizim yanlış haber sonuçlarımız açısından anlamı nedir? Yanlış haberlerin başlığa çok fazla içerik sığdırdığını, hatta bazen başlıkta çok sayıda analitik sözcük kullandığını gördük. Buna karşın, yanlış haberlerin gövde içeriğinde çok az fikir olduğunu, çok fazla sözcük kullandığını ( kendilerini sıklıkla tekrar ederler ), analitik sözcüklerin ve doğrudan alıntıların eksik kaldığını da gördük. Dahası, yanlış haberlerin içerik yapısının çoğunun bilindik, tuhaf parodi haberlerin içerik yapısına benzer olduğunu da tespit ettik. İnsanlar güvenme konusunda kararlarını verirken kısayolları tercih etme eğiliminde olduğundan, tüm iddialar başlığa sığdırıldığında kullanıcılar daha fazlasını öğrenmek için makaleyi açmaya pek ihtiyaç duymayabilirler. Bu yanlış haber başlıkları genellikle insanlar ve varlıklar hakkındaki iddialarını tam cümlelerle, kişileri ve varlıkları eylemlerle ilişkilendirerek sunar. Bu nedenle, başlıklar erişimi kolay iddiaları hızlı bir şekilde öne sürmek için kullanılan temel mekanizmalardır. Yani, ihmal ettiğimiz için veya enerjimiz olmadığı için yanlış haberlere inanabiliriz. Bu durum, sosyal ağlardaki bilgiler hakkında bildiklerimizle de desteklenmektedir. Paylaşılan veya yorum yapılan bağlantıların çoğuna hiçbir zaman tıklanmaz, bu nedenle de yalnızca haberlerin başlıkları okunmaktadır (bu konu için Wang, Ramachandran ve Chaintreau'nun 2016 tarihli çalışmasına bakabilirsiniz). Bir kişinin eğitimsiz veya ilgisiz olduğu için değil, yalnızca enerjisi olmadığı veya kafası dolu olduğu için yanlış haberlere ikna olabileceği bulgusu endişe vericidir. ( Öğle yemeği yemediniz mi? Facebook molanızda yanlış haber paylaşabilirsiniz! Ne kadar eğitimli olursanız olun... ) Ne yazık ki, yanlış haberlerin başlıklarındaki yanlış yönlendirici iddialar makul tartışmalarla değiştirmesi güç, yerleşik inançlara dönüşebilir (özellikle de bu yanlış inançlar önceden inandığınız şeylerle örtüşüyorsa). Bu sorunlara olası bir çare, yanlış iddiaları çürütmeyi hedefleyen makalelerin karşı iddiayı başlıklarına dahil ederek insanları ikna eden kısayollardan yararlanmalarıdır. Genel olarak, bu çalışma yanlış haberleri tespit edebileceğimizi , ancak bir makalenin içeriğini okumak için zaman ayırmanın ve bilgiyi paylaşmadan önce önyargılarımızın doğruluğunu değerlendirmenin bizim sorumluluğumuz olduğunu göstermektedir. Bu alanda yapmamız gereken daha çok iş var ancak bu arada, lütfen makalenin içeriğini okuyun ve paylaşmadan önce düşünün ." teyit.link ile internette zamanı durdurun,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-link-ile-internette-zamani-durdurun,"Twitter’da dolaşırken “skandal” bir tweet ile karşı karşıya geldiğinizi farz edin. Tweeti takipçilerinizle paylaşmak için alıntılayarak retweetlediniz. Aynı şeyi yüzlerce kullanıcı yaptı ve “skandal” tweeti atan siyasetçi ya da medya kuruluşu yaptığı hatanın farkına varıp tweeti sildi. Üzerine yorum veya belki haber yaptığınız materyal birden ortadan kayboldu! Retweetiniz boşa düştü, haberleriniz delilsiz kaldı. Ne yaparsınız? Belki bir ekran görüntüsü bulur tweetin ekran görüntüsüyle konuyu tekrar gündeme getirirsiniz. Peki paylaştığınız ekran görüntüsünün sahte ya da montaj olmadığını nasıl ispatlayabilirsiniz? Bir tweet ya da haber ortadan kaybolduktan, linkler öldükten sonra onları geri getirme ihtimali çok düşüktür. Çoğu zaman Google aramalarında link ölmeden önceki görüntüsüne erişme ihtimaliniz vardır ancak “Google önbellek” bu eski versiyonları kısa süreliğine hafızasında tutar. Popüler web sayfalarının eski görüntülerine archive.org’un “Wayback Machine” yani zamanda yolculuk yapmanızı sağlayan aracıyla ulaşmak mümkün olabilir. Ancak bu 5 dakikada silinen bir tweet için yeterli olmayabilir. teyit.org’da yayımladığımız her analizde iddiaya konu olan içeriğin (bir web sayfası, bir görsel ya da bir tweet olabilir) ve iddiayı yanlışlamamıza/doğrulamamıza yardımcı olan her delilin linkini kaydediyoruz. Bunu yaparken bu zamana dek archive.is isimli bir web sitesini kullandık. Archive.is sayesinde kaydettiğimiz delile, iki gün sonra yer aldığı sayfadan yok olsa, silinse bile kaydettiğimiz haliyle erişmeye devam edebiliyorduk. Ancak 6 ayda yayımladığımız 200’e yakın analiz ve makaledeki linklerin her birinin archive.is tarafından kaydedilmiş halleri de bir günde yok olabilir. Archive.is’in kim tarafından kurulduğu, ne kadar süreyle finanse edildiği ve ne zaman kapanma ihtimali olduğunu bilmiyoruz. Bu riske karşı bugün itibariyle teyit.link ’i aktif ediyoruz. Teyit.link internette karşılaştığınız her linkin arşivini almanızı sağlayacak. Karşılaştığınız önemli bir web sayfasını silinmeden korumak, silinse bile erişmeye devam etmek istiyorsanız teyit.link’e girerek ilgili linki arşivlere ekleyebilirsiniz. Ayrıca teyit.link içerisinde bir arama motoru da çalışıyor olacak. Bir konu, bir makale ya da bir tweeti aradığınızı ancak silinmiş olduğunu düşünün. Teyit.link’e girerek aradığınız içeriğin daha önce arşivlere kaydedilip kaydedilmediğine göz atabilirsiniz. Bu yöntem archive.is, archive.org ile birlikte kullanıldığında daha etkin sonuçlar verecektir. Linki arşivlere almanın özellikle haber yapanlar için neden önemli olduğunu bir örnekle açıklayalım. BirGün gazetesi 8 Ocak 2016 tarihinde “Diyanet’ten skandal fetva: Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil!” başlığıyla bir haber yayımladı . Haberde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın web sitesindeki soru-cevap kısmında “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikaha etkisi olur mu?” sorusuna verilen cevap anlatılıyordu. Gazete haberi dayandırdığı web sayfasının linkine ve ekran görüntüsüne de haberin içinde yer vermişti. Ancak Diyanet’in web sayfası, haber Twitter’da gündem olduktan birkaç saat sonra yok oldu. Puf! Haber yaklaşık bir iki saat içerisinde delilsiz kaldı. Haberin doğru olup olmadığını anlamaya çalışanlar için artık BirGün’de yer alan ekran görüntüsünün montaj olup olmadığını öğrenmeye çalışmak daha elzem hale gelmişti. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda olayın bu kadar büyümesini beklemeyen yöneticiler cevabı siteden kaldırmıştı. Neyse ki hızlı davranıldığı için Google önbellekte cevabın yer aldığı web sayfasının görüntüsü hala korunuyordu, ancak yukarıda da belirtildiği gibi onun da ortadan kalkma ihtimali an meselesiydi. Archive.is sayesinde en azından Google önbellekteki görüntü arşivlere alınabildi ve haberde bahsedilen linkin içerisinde gerçekten bu metnin yer almış olduğu ıspatlanabildi. Belki bu arşiv linki elde edilemeseydi Diyanet İşleri Başkanlığı “Hayır! Sitemizde böyle bir metin hiçbir zaman yer almadı! Haberler yalan.” açıklaması yapacaktı. Ancak artık böyle bir imkanı kalmamıştı . Çoğu zaman özellikle siyasetçilerin attığı tweetler söz konusu olduğunda bir sürü ekran görüntüsüyle karşılaşırız. İnternet kullanıcıları bu görüntüleri iddialarına delil olarak kullanırlar. Ancak teyit.org’da “Hiçbir ekran görüntüsüne güvenme” şiarını benimsemiş durumdayız. Çünkü ekran görüntülerinin her zaman manipülasyona açık, üzerinde oynanmaya müsait olduğunun farkındayız. Ayrıca ekran görüntüsü alan kişinin saat ayarlarında bir sıkıntı varsa tweetin atıldığı saati yanlış anlama ihtimalimizi de göz ardı edemeyiz. Bu yüzden teyit.link gibi bir araçla kaydedilmiş linkler önemlidir. Çünkü bu araçlar sadece ekran görüntüsünü değil aynı zamanda web sayfalarının arkasında yer alan kodları da barındırır. Yani arşivi alınan bir sayfanın linkini kodlar arasında gezinerek birden fazla kez doğrulamanıza olanak tanır. Herkese açık ve ücretsiz olarak sağladığımız teyit.link ’in başta haberciler ve araştırmacılar olmak üzere, internet üzerinden haber alan herkesin işine yarayacağını umuyoruz." “Sahte haberlerden sonra gelecek şey çok daha kötü olacak”,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-haberlerden-sonra-gelecek-sey-cok-daha-kotu-olacak,"Nisan ayında Perugia’da gerçekleşen Uluslararası Gazetecilik Festivali’ nde gazeteciliğin geleceği, yalan-sahte haber sorunu, gazetecilikte azınlık hakları, etik sorunlar, dijital medya ve yeni teknolojiler gibi meseleler özellikle ağırlıktaydı. Bu festival süresince pek çok oturuma katılma şansı elde ettik. Yalan haber ve Post-truth ( Hakikat sonrası ) tanımlaması ve sorunlarının ortaya konması açısından yararlı paneller bulunuyordu. Önemli gördüğüm panellerden birisinde, Elon Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde profesörlük yapan Jonathan Albright’ın sunuşunu yaptığı oturumda özellikle “fake news” sahte haber tanımıyla birlikte gelişen ortamın ilerleyen süreçlerde nasıl bir yapıya dönüşüp nasıl sorunları karşımıza çıkaracağı üzerine konuşuldu. “ Stop worrying about fake news. What comes next will be much worse ” (Sahte haberler konusunda endişelenmeyi bırakın. Arkasından gelen şey çok daha kötü olacak) isimli panelde, Jonathan Albright genel anlamda yalan haberin nasıl yayıldığına ilişkin yaptığı haritalandırma ve görselleştirme çalışmasını aktardı. Bu haritalandırmanın derinlemesine düşünülmesiyle bunun yalan haber sorununun ötesinde ve gelecekte gazeteciler için çok daha sıkıntılı süreçleri doğurabileceğini ifade etti. Panelin tamamını buradan izleyebilirsiniz: ABD’deki seçim sonrasında beklenmeyen sonuçların ardından bu sürecin onu bu araştırmayı yapmaya ittiğinden bahseden Albright, Facebook ve Twitter gibi platformların seçimi nasıl etkilediğinden bahsedildiğini ama bakılmayan bazı noktalar ve mekanizmalar olduğunu, anlamlandıramadığı yerlerin bütünsel bakarak çözülebileceğini düşünerek Makro/ Mikro-Propaganda ve Yalan Haber isimli bu araştırmayı yapmaya başladığını ifade etti. Yalan haber bu işin bir parçasıydı elbette ki ama daha genel anlamıyla bu konuyu incelemek için işin sistematiğine bakmak gerekliydi. Öncelikli olarak baktığı yer verinin nasıl kullanıldığı. Reklam şirketleri insanları hedeflemek için bu verileri nasıl kullanıyorlardı. Google’dan gelen aramalara bakarak ilerlerken bu konuyla ilgili en önemli nokta yalan haberlerin pek çoğu Facebook ya da Twitter’daki direk linklerden bu aramalara geliyorlardı ama hepsi organik aramalar sonucu bu linklere ulaşıyorlardı. Bu verilerin nasıl hareket ettiğine biraz daha detaylı baktığında big data (büyük veri) yerine bunu actionable data (harekete geçirici veri) olarak yorumlayabileceğini fark ettiğini aktarıyor. Bunun anlamı da spesifik içeriklerin spesifik kişilere ulaşmasının sağlanması olarak ele alınıyor. Etki yaratabilmek için kişilerin duygularının hedef alınıyor olması işin bu seviyeye ulaşmasına ön ayak olmuş gibi. Haritalandırmaya başladığında gördüğü şey büyük platformların dışına çıkan ve büyük, küçük bütün platformlarda ve bireysel bloglarda dahi propagandanın yayıldığıydı. Yaptığı çalışmada içeriklere değil ilişkilere odaklanılmış. Kaynağını bulmak, akışı takip etmek ve ilişkiselliği ortaya koymayı amaçlamış. Örneğin bir haber sitesiyle bir think-tank arasında ilişki olması, farklı aktörlerin ilişkilerine bakabilmek, bu yalan haberin anlamlandırmasında da yardımcı olabilir. Bu çalışmalarında system-level analizi yöntemiyle medyanın siyasi eko sistemini ortaya koyuyor. Bu özellikle etkileyici çünkü Trump’ın seçimi kazanmasının ardından haberlerin, yalan haberlerin yayılmasının sadece sağ kanattaki haber siteleri ya da hesapları üzerinden yapıldığına ilişkin yazılar okuduk ve çalışmalar gördük. Ama daha genel anlamda medyanın kutuplaşmış hali ve algoritmalardan etkilenmesi aslında herkesi ve her siyasi grubu etkileyen bir durum. Bu çalışma sol kanattaki gruplaşmaları da göstermek için oldukça başarılı. Cumhuriyetçileri desteklediği düşünülen sağ kanattaki gruplaşmanın diğer gruba göre çok daha sık ve geniş bir ağa sahip olduğunu söylemek mümkün. Bu çalışmadaki en önemli unsur bu haritalandırmanın internetin tamamını kapsıyor olması. Yani çalışmaların büyük çoğunluğu sadece Twitter’ı ya da Facebook’u ele alırken bu çalışma, tüm interneti ele alıyor. The Guardian ’da yazdığı yazıda da bahsettiği gibi yalan haber sorunu üzerine keşfettiği şeylerden en önemlisinin bunun sadece sağ kanattaki siteler için geçerli olmadığı konusuydu. Yaptığı çalışmada sol kanattaki sitelerin ve hyperlinklerin kullanıcıyı nerelere götürdüğüyle ilgili bir medya eko sistemi ortaya koymaya çalıştı. Hangi mekanizmalarla bu içeriklerin yayıldığı ve hangi içeriklerin viralleştiğine ilişkin önemli noktaları açığa çıkaran bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Örneğin siyasi ve taraflı internet sitelerinin nereye işaret ettiğine bakmanın önemli olduğunu açıklayan Albright, bu tür sitelerin bağlantılarına bakıldığında ancak aradaki ilişkinin anlaşılabileceğini ve her şeyin daha anlamlı hale geldiğini ifade ediyor. Belirli platformları değil de bütün internetin incelendiğinde aslında küçük blogların ve küçük think-tanklerin sitelerinin birbiriyle bağlantısının kolaylıkla görülebildiğini söylüyor. Yaptığı çalışmada, etki yaratan bu küçük blog yada Twitter hesaplarının Donal Trump’ın Twitter hesabıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. İkinci olarak yaptığı şey ise internetin görünen değil görünmeyen yönüne yani gölgelerine odaklanmak olmuş. Bundan kastettiği şey ise girdiğiniz bir sitede hakkınızda bilgiler toplanır ve girdiğiniz siteler aslında sizi takip eder ve hakkınızdaki bilgileri kendi işine yarayacak şekilde nasıl kullanacağına bakar. Albright, yaptığı çalışmada sağ kanatta yer alan 170 siteyi ele alarak bu trafiği ve nasıl takip ettiklerini incelemiş. E-postanın hala hedeflemek için çok iyi bir yöntem olduğunu düşünüyor. Özellikle sahte haberlerin yapıldığı sitelerde pop-up şeklinde kullanıcıların karşısına çıkan ve mail adresinin girilmesini istendiği yöntemleri kullanıyorlar. Bu yöntemler içerisinde Albright’ın duygusal sosyal mühendislik dediği uygulamalar var. Örneğin sayfayı Twitter’dan ya da Facebook’tan takip edilmesini isteyen Cumhuriyetçi bir sayfa bunu yapabilmek için kullanıcının karşısına “Hillary Clinton’ı hapiste görmek ister misin?” sorusunu soruyor ve sayfayı sosyal platformlarda Beğen’mesini bekliyor. Yaptığı sunumda çalışmasında verdiği başka bir örnek dikkat edilmesi gereken bir noktaydı bana kalırsa. New York Times gibi daha solda ve merkez kanatta yer alan sayfaların Donald Trump gibi sayfalarla bağlantısı olmadığını görmüş. Çünkü bu tür sayfalar Trump’la ilgili bir haber yaparken dahi bir link kullanmamaya, ekran görüntüsü almaya çalıştıklarını ifade etmişler. Eğer bu tür hesaplara ya da sahte haberleri yayan hesaplara link verilirse ya da “Takip etiketleri” paylaşımların içerisinde yer alırsa bu hesapların ve sitelerin daha çok ortaya çıkmasına ve patlamasına neden oluyor. Sahte haber sitelerinin daha güvenilir görünmek için güvenilir başka haber kaynaklarının tasarımına benzer tasarımlar yapıyor olması da dikkat çekici bir noktaydı. Bu sayede hem kullanıcıların güvenini kazanıyor zaman zaman da kafa karışıklığını kullanarak kendi sitesine trafik çekip, yalan haberleri de yaymış oluyorlar. En genel anlamda anlatmak istediği bütün bu yalan haber sorununa bakarken anlamamız gereken şey artık bilgi çağında ve bilgi paylaşımında başka bir alana ve döneme geçildiği. Bunun ileride sağ, sol ya da merkezde olmakla bir ilgisi olmayacağı ve bütün bu büyük sosyal medya platformlarının algoritmalarının bizim için neyi, nasıl “fake” olarak kabul edeceğimize dair kararlar vereceği tehlikesi. Yalan haber her zaman vardı ancak bunun ölçeğinin değişmiş olması bu çalışmada da ortaya konulan en önemli şey. Geçmişte de elbet yalan haber vardı ama daha az görünürdü. Bugün görünürlüğü artan bu yalan haber sorunu ileride kapalı sosyal ağlarda, sadece davet edilerek girilen sosyal platformlarda, yapay zeka ve algoritmaların kontrolünde hapsedilmiş olacak ve işte Albright’ın tanımladığı gelecekte korkulması gereken şey de bu. Yani herkes kendi platformlarında kendi gerçekliğini yaşayacak ve bu gerçeklik algoritmalarla daha da şekillenecek ve bizlerin kontrolüne bırakılmayan kontrol mekanizmaları ortaya çıkabilecek." Haber merkezleri için etkileşim ne anlama geliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/haber-merkezleri-icin-etkilesim-ne-anlama-geliyor,"Nisan ayında İtalya’nın Perugia kentinde düzenlenen Uluslararası Gazetecilik Festivali ’nin bu yılki ana konusu “yalan haber”di. Kavram, Amerikan seçimlerinde popüler olması sebebiyle, genellikle Amerika ve Trump eksenli tartışıldı. Haber merkezlerinin dijital varlıklarını sürdürdükleri mecralar olan Google ve Facebook, algoritmaları ve yayıncılara sunduğu gelir modelleriyle “yalan haber” meselesinde odak haline gelmişti. Her iki şirket de festivalde hem fiziksel olarak hem de gerçekleşen oturumlar içerisinde çokça yer kaplıyordu. Facebook da Google da oturumlarda “yalan haber” konusunu açmaktan kaçınmazken Google, Festival’in ikinci günü Google Fact Checking Tag ’i duyurdu. Tabii yalan haber meselesi içerisinde hedef haline gelen bu iki dev teknoloji şirketi gazeteciler ve medya organizasyonları için de iletişim ve etkileşimlerini yürüttükleri mecralar olarak dijital varlıklarını devam ettirmek için büyük öneme sahipler. Dijitalleşen yayıncılıkta görünür olabilmek için kullanıcılarını önceliklendiren ve onların deneyimlerine göre mecralarını tasarlayan bu iki platformdaki etkileşim performansıyla ölçülüyor. Google ve Facebook oturumlarına katılımın yoğunluğundan da anlaşılıyor ki tüm gazeteciler bu mecralarda görünürlüğünü daha nasıl artırabilirim sorusuna yanıt arıyor. Ancak öncelikle sorulması gerekenlerin başında medya kuruluşlarının etkileşimi nasıl tanımladıkları geliyor. Benim de en çok ilgimi çeken oturumlardan biri Oregon Üniversitesi Agora Gazetecilik Merkezi ’nden Andrew DeVigal’in moderatörlüğünü yaptığı, medya kuruluşları için etkileşim stratejileri geliştiren Hearken ’in kurucu ortağı Jennifer Brandel ve topluluk etkileşim aracı GrounSuorce kurucusu Andrew Haeg’in bulundukları “ Bugün kullanabileceğiniz etkileşim stratejileri ve araçları ” oturumu oldu. Oturum etkileşimin tanımı tartışmasıyla başladı ve etkileşim; hareket (tıklama, beğenme, yorum yapma ya da paylaşma) olarak değil bir ilişki kurma biçimi olarak tanımlanması gerekliliği vurgulandı. Konuşmacıların her biri haber merkezlerinde etkileşimle olan ilişkinin gazetecilerin lehine kullanılabilecekken nasıl da sayılara indirgenerek bir pazarlama faaliyetine dönüştüğünden bahsetti. Etkileşim, medya organizasyonu için hareket sayılarından ibaret kaldığı sürece bir pazarlama çalışmasından öteye gidemiyor. Bu potansiyel kullanılmadıkça klasik yayın anlayışıyla sürdürülen etkileşim bir topluluk oluşturmaktan uzak bir monolog’a dönüşüyor. Kaynak: http://journalismthatmatters.org/experienceengagement/ Strateji tarafında kurdukları Hearken’le medya organizasyonlarıyla çalışan Jennifer Brandel’in sorduğu temel soru şuydu; okuyucular, ortaya konulan gazeteciliği ve hikayeleri ne kadar etkileyebiliyor? Eğer anlamlı bir cevap verilemiyorsa aslında mecralar içerisinde yürütülen iletişim, etkileşim olarak anlamlı bir sonuç vermiyor. Brandel, etkileşimi etkileşim yapanın okuyucunun hareketleri değil, gazetecinin ya da haber merkezinin okuyucuyu karar alma süreçlerine dahil etmesi ve onu yeniden etkileşime çağırarak bu döngüyü tamamlaması olduğunu savunuyor. Kaynak: Hearken Ancak kurulan bu çemberin sonuç vermesi bu yapının sürdürülebilirliğine bağlı. Eğer yayıncı karar alma sürecine okuyucuyu davet etmeye karar vermişse bunu düzenli ve uzun vadeli düşünmeli. Böylece uzun vadede haber merkezi için okuyucu topluluğa dönüşebilir ve hikayelerin, kendisinin desteği ve katkısıyla ortaya çıktığını deneyimleyen okuyucu, haber merkezi için bir topluluğa dönüşebilir.r. Topluluk oluşturmak ve bu topluluğu yönetirken aynı zamanda topluluktan hikayeler toplamak, etkileşimin en temel unsurlarından biri.Bu ihtiyacı ve etkileşimi kolaylaştırmak içinAndrew Haeg’in kurucusu olduğu GroundSource haber merkezlerine toplukluklarıyla doğrudan bir mesajlaşma uygulamasıyla iletişimi sürdürebilecekleri ve yönetebilecekleri bir mesajlaşma uygulaması sunuyor. Etkileşim yaklaşımlarını topluluk oluşturma yönünde geliştiren medya organizasyonlarının kullanabilecekleri Quartz gibi chatbotlar ve mesajlaşma uygulaması bulunuyor. Bunların bir kısmı da Festivalde alana getirdikleri yeniliklerle birlik kendilerine yer bulmuştu. Sonuç olarak yalan haber meselesinin ardından en çok anlaşılmaya çalışılan ve üzerine konuşulan konulardan biri de etkileşim. Dijitalde etkileşimde kalmak için nasıl içerik oluşturulmalı, önemli tartışma konularından biriydi ve öyle görünüyor ki haber merkezlerinin ilerleyen süreçte okuyucuyu içeriğe dahil etmesi etkileşimin yönetiminde belirleyici olacak." 5 adımda Vikipedi’ye girilen bilgileri doğrulama,https://teyit.org/teyitpedia/5-adimda-vikipediye-girilen-bilgileri-dogrulama,"*Bu içerik ilk kez Fact Checking Day tarafından 2 Nisan 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gülin Çavuş tarafından Teyit için çevrilmiştir. Vikipedi dünyada en çok referans olarak kullanılan site. Ayda 500 milyon insan Vikipedi’den bir yazı okuyor. Dünyanın bilgi kaynağı Vikipedi, yazıların herkes tarafından güncellenebilmesi özelliği sayesinde, sitedeki yazıları doğrulama işini de okuyuculara bırakıyor. Vikipedi’de yer alan her bilginin Güvenilir Kaynaklar rehberindeki kaynaklardan oluşan referanslarla desteklenmesi gerekiyor. Uygun alıntılar ve referanslarla desteklenmemiş içerikler Vikipedi’nin gönüllü editörlerinden oluşan Wikipedians tarafından siteden kaldırılıyor. Bazen, gönüllülerden oluşan bu ekip yazıyı kaldırmak yerine “referans gerekli” etiketi ekleyebiliyor. “Referans gerekli” etiketi diğer gönüllü editörlerin konuyla ilgili güvenilir kaynaklara ihtiyaç duyulduğuna yönelik doğrulama yapması ve kaynağı araştırıp bulması konusunda cesaretlendirici oluyor. Eğer doğru bir kaynak bulunduysa, Vikipedi gönüllüleri bu referansı yazıya ekliyor. Bu süreç Vikipedi içerisinde doğrulama yapılması konusunda heveslendirici oluyor. Vikipedi gönüllüsü olmak çok kolay; 1) Eğer bir hesabınız yoksa hemen bir Vikipedi hesabı açın . Vikipedi’nin ana sayfasına girerek sağ üst köşede yer alan “Hesap Oluştur” tuşuna basmanız yeterli. 2) Giriş yaptıktan sonra, Vikipedi’nin “Referans Avcısı” (Citation Hunt) aracını bu linkten kullanmaya başlayabilirsiniz. Bu araç size Vikipedi’nin “Referans gerekli” etiketini almış yazılarını karşınıza getirecek. Eiket şuan için 20 dilde mevcut. (Türkçe bu diller arasında yok. Yine de başka dillerde katkı koymaya devam edebilirsiniz.) 3) Şüphe edilen cümlenin, tanımın ya da olayın doğruluğunu ortaya çıkarmak için güvenilir kaynaklara bakarak araştırma yapın. 4) Eğer doğru değilse, düzenleme tuşuna basarak, şüpheli görünen bilgiyi silin ve düzenlediğiniz içeriğin özetini ekleyin. “Referanssız iddiayı kaldırdım, literatürde bu bilgiyi destekleyecek bir bilgi bulamadım” cümlesini ekleyin ya da doğru olan bilgiyi ekleyin ve beşinci adımı takip edin. 5) Eğer bilginin doğru olduğuna dair kanıtlar elde ettiyseniz Vikipedi’nin Güvenilir Kaynaklar rehberinde bu bilgiyi doğrulayacak bir kaynak bulun . Düzenle tuşuna basın ve sonra “Referans verin” diyerek kaynak gösterme adımlarını izleyin. Sayfayı kaydedin. Düzenleme özetini ekledikten sonra “Referans eklendi” yazın. Doğru bilgiyle alakalı daha çok kaynak gösterme konusunda rahat olun. Vikipedi’deki bilgileri her zaman güncelleyebilirsiniz, o yüzden kendinizi bu sürece katılma konusunda sınırlamayın." Araştırma: Sahte haberle mücadele etmek için gazeteciliği değiştirmeliyiz,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-haberle-mucadele-etmek-icin-gazeteciligi-degistirmeliyiz,"*Bu içerik ilk kez "" Fixing Fake News Won't Fix Journalism "" başlığıyla Wired tarafından 13 Mart 2017 tarihinde yayınlanmış ve Melek Güler tarafından Teyit için çevrilmiştir. Geçtiğimiz haftalarda Facebook’un yalan haber belasıyla mücadeleye dönük ilk çabaları büyük ölçüde görülmeye başlandı. Bir kullanıcı, bir gönderinin yanlış olduğundan şüphelenirse bunu işaretleyebiliyor. Sonrasında Facebook bu gönderiyi, doğruluğunun kontrol edilmesi için üçüncü parti kontrol mekanizmalarına - Amerika’da Snopes, PolitiFact ve ABC News gibi ortak kuruluşlara- yönlendiriyor ve bunlardan en az ikisi karşı çıkarsa gönderi “tartışmalı” olarak etiketleniyor. Medya mensupları, en hafif deyimiyle, bundan pek etkilenmedi. Recode’den Peter Kafka söz konusu etiketle ilgili şunları yazdı: “‘Tartışmalı’, kulağa, ‘tamamen uydurma bir haberden’ ziyade NBA’in en değerli oyuncusu hakkındaki bir bar tartışmasıyla ilgiliymiş gibi geliyor.” Kafka haklıydı. Facebook’un platformdaki yalancılığı ortadan kaldırmaya dönük adımları şu ana kadar hayli yetersiz kaldı; nüans eksiklikleri var, bunları bulmak güç ve kullanıcıların bu hizmeti kullanmasına bağlı. Ancak şirketin çabaları, online uydurma hikâyelerle mücadelede sağlam bir stratejiye evrilse bile yalan haberleri düzeltme konusunda başarılı olmuş sayılmayacağız çünkü düzeltmemiz gereken gazeteciliğin kendisi. Yalancılıktan kurtulmak ise yalnızca bir başlangıç. Çoğu zaman,yalan haberi ön yargılı haber ve kötü yapılmış haber ile bir arada düşünürüz. Gazeteciliği iyileştirmek ve böylece güçlü kişileri hesap verebilir hale getiren ve ortak bir diyalog dilini sağlayan dördüncü kuvvetimiz olarak işlevine devam edebilmesi için bu üç meseleyle başa çıkmamız gerekiyor. Sahte haber her zaman var oldu. Ancak geçen altı ay içinde, bu terim bir anda kendisinden daha büyük bir hale geldi. Doğru görünen ancak doğru olmayan birtakım olguları belirtmek için kullanılırdı ancak yalan haberin yaygın tanımı üzerinde tam da hepimiz bir fikir birliğine varmışken Birleşik Devletler’in 45. Başkanı bu terimi kendi menfaati için kullanmaya başladı. Her şey geçen Aralık ayında atılan bir tweet ile başladı: @CNN’in Başkanlığım sırasında The Apprentice üzerinde çalışmayı sürdüreceğime -hatta part-time olarak- dair haberleri gülünç & doğru değil- SAHTE HABER! Trump tabii ki bu bunların yanlış olduğunu kastetmiyordu. Bunları sevmediğini veya kabul etmediğini söylemek istiyordu. Bunu takip eden haftalarda ve aylarda Trump, becerikli bir şekilde bunu, kısmen veya tamamen karşı çıktığı her haberi kapsayacak bir terime dönüştürdü : Başarısız @nytimes “Sayın Xi 14 Kasım’dan beri Sayın Trump ile konuşmadı” dediği  Çin haberiyle büyük bir SAHTE HABER yapmıştır. Daha dün uzun uzun konuştuk SAHTE HABERlerin size Trump yönetiminde büyük bir iç kavga olduğunu söylemesine  izin vermeyin. Gayet iyi geçiniyoruz ve önemli şeyler yapıyoruz ! Trump, “büyük” ve “çarpıtılmış” kelimeleriyle birlikte kullandığı “yalan haberi”, gazetecileri ve okurlarını, işlevsel bir basın için zemin oluşturmaya çalışırken kullandıkları dilden mahrum bırakarak işe yaramaz ve kendisine hizmet eden bir terime dönüştürdü. Bunun ışığında, gazeteciliği iyileştirmekten nasıl bahsedebiliriz? Bu noktada üç temel meseleye odaklanmamızı öneriyorum: Başlangıçtan beri insanlar, siyasi kazanım için doğruları değiştirmiştir. Roma Cumhuriyeti’nin son savaşında Octavius, Marcus Antonius’u yenmesine yardımcı olması için dezenformasyon dan faydalanmıştır. Ancak ilk zamanlarda propaganda, genellikle iktidardakiler tarafından üretiliyor ve geleneksel kitle iletişim kanalları yoluyla dağıtılıyordu. Dağıtımın önündeki engeller, bugün olduğundan çok daha fazlaydı: bir yayını hazırlamak ve dağıtmak maliyetliydi. Güvenilir bir marka inşa etmek ve kitleleri bu marka etrafında bir araya getirmek çok daha zordu. Çoğu yayın genel medya kurallarına uymak durumundaydı ve uymadığında da davalarla karşı karşıya kalıyordu. İnternet, kuralları değiştirerek asimetrik enformasyon savaşı için gerekli koşulları yarattı; bu ortamda küçük gruplar, yalan iddiaları baş döndürücü bir hızda kalıcı hale getirmek üzere sosyal medyanın algoritmalarıyla ve sosyal etkileşimlerle oynayabiliyor. Wordpress’e erişimi olan bir ergen, New York Times kadar inandırıcı görünen bir yayın oluşturabilir. Sanal gerçeklikte çok sayıda internet yayınının dolaşımda olmasıyla birlikte, düzenleyici otoriteler ve hukuk sistemi, iftira ve karalama yasalarını düzgün şekilde uygulayamıyor. Kısacası yalan söylemek ucuz ve kolay ve de hiçbir sonucu yok. Yalan haber uyduranlardan bazıları siyasi nedenlerle hareket ederken diğerleri, karşılığında reklam satabilecekleri viraller oluşturarak kazanç sağlamanın hızlı bir yolunu bulmuş durumda. Bazıları da bunu yalnızca eğlenmek, büyük bir kaos yaratmanın verdiği tatmin için yapıyor. Bu tür dijital ortamda yayılan dezenformasyon bir sorun teşkil ediyor ancak Stanford Üniversitesi ve New York Üniversitesi’nin ocak ayındaki bir çalışmasına göre, seçimler öncesinde hakim haber kaynağı bu değildi. Dahası çalışma, Amerikalıların yalnızca yüzde 14’ünün, sosyal medyayı, seçim öncesi “en önemli” bilgi kaynağı olarak tanımladığına dikkat çekiyor. Aralık’ta Facebook, platformdaki asılsız gönderilerle başa çıkmak için bir dizi tedbir aldığını duyurdu . Şirket, kullanıcıların dezenformasyonu bayrakla işaretlemesine olanak sağlamanın yanı sıra, yanlış başlıkları dolaşıma sokanların finansal teşviklerini de kesmeye çalışacak. Şirket ayrıca yalan haberleri dijital olarak tespit edebilmek için kişilerin haberleri nasıl paylaştığına ilişkin verileri de analiz edeceğini açıkladı. Bunlar, spam içeriklerden kurtulmak için başlangıç olarak güçlü tedbirler. Amerika tarihinin kısa bir döneminde, 19. yüzyılın yarısı ile 20. yüzyılın büyük bir bölümünü kapsayan bir dönemde, okurlar aldığı haberlerin ön yargısız olmasını bekliyordu. Gazetecilere, doğrunun bir yorumunu değil doğrunun tam kendisini bildirme sorumluluğu yüklüyorlardı. Tarafsızlığın peşinden koşmak bir amaçtı. Bu; hükümetimizin, şirketlerin ve basının bizim için en iyi olanı akıllarından çıkarmadan dürüst biçimde hareket ettiklerine inanarak genellikle ilgili kurumlara güvendiğimiz bir dönemdi. Haber kuruluşlarının güvenilirliği, haberlerin art arda doğru çıkmasıyla birlikte sağlamlaşmıştı. Oysa mutlak tarafsızlık miti internetin gelmesinden önce aşınmaya başladı. Ancak eğitimli okurlar genelde ön yargının farkına varabiliyordu. Haberlerimizi hâlâ az sayıda kaynaktan alıyorduk ve bu kaynakların siyasi eğilimlerini anlayabiliyor ve bakış açılarının haber yapma şekillerini nasıl etkilediğini gözlemleyebiliyorduk. Bir haberin Wall Street Journal tarafından yapılan versiyonu, her zaman New York Times tarafından yayımlanan şeklinden daha sağ eğilimli olurdu. Fox News her zaman CNN’den daha muhafazakâr yayın yapardı. Medya tercihlerimizin dünya görüşlerimizle uyumlu olduğu ve giderek daha da daraldığı bir aşırı partizanlık çağına girmiş bulunuyoruz.Haber programları, izleyici kazanabilmek için gerçek haberleri toplamak yerine tahminleri ve uzman görüşlerini öncelikli hale getirerek aynı telden çalıyorlar. Her şey bir “ hot take ”* haline geldi ve okurlar, kendi dünya görüşlerine uyan hot take’lere yönelerek bu partizanlığı daha da artırıyorlar. Dahası ön yargı öyle sinsi bir hale geldi ki artık yayınlar yerine, tam olarak anlamadığımız ve genellikle fark edemediğimiz algoritmalarla dolaşıma sokulup yayılması çok daha olası. Sonuç olarak birkaç on yıl öncesinde eğitimli gençlere, erişkinliğe girdiklerinde yayınlar arasında ayrım yapabilsinler diye, medya okuryazarlığını efektif bir şekilde öğretebiliyorduk. Örneğin Wall Street Journal alırsanız gazetenin eğilimini daha önceden anlardınız. Bugün, efektif medya okuryazarlığı, algoritmaların aşırı kişiselleştirilmiş mesajları bize nasıl sunduğunu anlamamızı gerektiriyor. Facebook Haber Akışınızda (News Feed) bir makale göründüğünde o haberi görmenizi belirlemede hangi algoritmik formülün devreye girdiği bilinmiyor. Ayrıca bu daha sofistike bir haber ortamını kavramayı da gerektiriyor: büyük ölçüde kabul edilen gerçekler (örneğin: Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn , Başkan Yardımcısı Mike Pence’i, Rusya’nın ABD Büyükelçisi ile görüşmesiyle ilgili yanlış bilgilendirdi) ile gerçek kılığına bürünmüş, tekrar eden perspektifler arasında bir ayrım yapmak zorundayız. Yalnızca geleneksel haber markalarını değil aynı zamanda Breitbart’tan Buzzfeed’e bir sürü sonradan türeyen siteyi de anlamak ve bunları Seattle Tribune (bu daha bir şey değil) gibi yalan haber sitelerinden ayırt etmek zorundayız. Kısacası, bu da hayli zor. Ön yargıyı, medya okuryazarlığını en başından her müfredatın ana öğesi yaparak eğitim yoluyla aşmaya başlayabiliriz. Ancak tek başına bu yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda teknoloji şirketlerinden, hangi bilgileri göreceğimize nasıl karar verdikleri konusunda daha şeffaf olmalarını talep etmek ve de çok daha geniş haber kaynaklarını görmemize olanak veren yeni araçlar inşa etmek zorundayız. Geleneksel medyanın iş modelleri, bu şirketleri ayakta tutan yüksek marjlı basılı reklamcılığın azalmasıyla birlikte uzun bir süredir geri dönüşü olmayan bir şekilde bozuluyor. Şirketlerin dijital gazetecilikten nasıl para kazanacaklarını anlama konusunda pek bir yol kat edememeleri nedeniyle, hem basın hem de TV haber merkezleri, yaklaşık yirmi yıldır kaynak açlığı çekiyor. Sonuç olarak sahada, özellikle kamu çıkarına olan ancak onlara pek çekici gelmiyormuş gibi görünebilen haberlerin peşinde koşan çok az muhabirimiz var.Bunların yerine görüş bildiren uzmanlar ile köşe yazarlarımız var; internette okudukları başka insanların fikirlerini tekrar eden ve de izleyiciye hizmet etmekten ziyade sayfa görüntülenmesini artırmaya dönük dar bir konu bandına bağlı kalan muhabirlerimiz var.Haberlerin doğruluğunu kontrol eden kişilerin ve editörlerin az sayıda olmasıyla birlikte iş yükü fazla olan yazarlar, fikirlerini tam olarak değerlendirmeye veya kavramlarını editörlerle birlikte dikkatlice irdelemeye zaman bulamıyor. Bunun sonucu ise istikrarsız bir kalite. Zamanla bu durum, markalara olan güveni de aşındıracaktır. Ancak şu anda geleneksel medya organları, politik görüşler ve güncel olaylar üzerinde güçlü bir etkiye sahip olmayı sürdürüyor. Sosyal medyanın seçim sonucuna etkisi üzerine çok fazla odaklanılmış olsa da geleneksel medya çok daha büyük bir rol oynamıştır. “Filtre baloncuğu” terimini türeten web girişimcisi Eli Pariser, seçimden hemen sonra bir röportajda, “Pew’e göre 2016’da hâlâ, çoğu Amerikalı haberlerini yerel TV kanallarından alıyor. Bu yüzden aslında bu seçimin sonuçlarını genelde sosyal medyaya, özelde de filtre baloncuğuna atfetmenin çok zor olduğunu düşünüyorum.” dedi. Güveni yeniden kazanmak için medya organlarının tutarlı bir şekilde kaliteli içerik sunması ve buna hızlı veya popüler olmaktan daha fazla önem vermesi gerekiyor. Bu da şirketlerin, kaliteyi ödüllendiren yeni iş modelleri denemelerini gerektirecektir. Ocak ayında New York Times’taki bir makalede Jessica Yellin, Time Warner’ın AT&T ile birleşmesinin koşulu olarak otoritelerin, CNN’in yeni bir bağımsız tüzel kişiye satılması için ısrar etmesi gerektiğini belirtti. Yellin, bu tüzel kişinin, kamu yararına haber yapmaya adanmış bağımsız bir CNN’i yönetmek üzere fon sağlamaya hevesli hayırseverlerden, vakıflardan ve küçük bağışçılardan oluşması gerektiğini ifade etti. Bu durum, daha iyi bir gazetecilik arayışına, kârı maksimuma çıkarma arzusuyla aynı düzeyde ve hatta daha fazla önem verilmesini sağlayacaktır. Medya giderse demokrasi de gider. Ancak gazeteciliğin kaderi henüz çizilmiş değil. Gazeteciliğe olan kolektif inancımızı yeniden canlandırabilmek için tüm endüstri kollarında hep birlikte çalışmamız gerekecek. Hem ekonomik hem de entelektüel olarak bunu sağlayacak kaynaklara sahibiz; şimdi bunun sözünü vermeliyiz. *hot-take: yeni meydana gelmiş bir olay karşısında hızlı bir şekilde hazırlanan, birincil amacı dikkat çekmek olan kısa yorum. ( çeviri notu)" Araştırma: Medya okuryazarlığınızı geliştirmek için takip etmeniz gereken 5 adım,https://teyit.org/teyitpedia/medya-okuryazarligini-gelistirmek-icin-takip-edilmesi-gereken-5-adim,"*Bu içerik ilk kez "" 5 steps to improve your media literacy "" başlığıyla Teen Vogue tarafından 27 Nisan 2017 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Elbette, çoğumuz bir şeyi internette okumuş olmanın o şeyin doğru olduğu anlamına gelmediğini biliyoruz. Son zamanlarda da herkes gerçek haber gibi görünecek şekilde kasıtlı olarak düzenlenmiş aldatmacalardan, propagandadan ve kuyruklu yalanlardan, yani yalan haberlerden bahsediyor. Başkan Donald Trump’ın bu terimi ana akım medyada yayımlanan, hemfikir olmadığı her şeyi ifade edecek şekilde yeniden tanımlamaya çalışması kafa karıştırıcı. Kıymetli ve düşünmeye teşvik eden bir yazı türü olan hiciv bile yanlışlıkla yalan haberlerle aynı kefeye konuyor veya olduğu gibi anlaşılıp haber zannediliyor . Peki ya açıkça yalan veya hiciv olmayan haberler ne durumda? Meşru görünen ancak tam emin olamadıklarınız? Bütün karmaşayı eleyip bir makalenin, haberin, videonun veya blog gönderisinin ya da başka bir içeriğin kanıtlarla desteklenen ve güvenilir bir kaynaktan alınmış gerçek bilgileri yansıttığını nasıl anlarsınız? Görünen o ki bu amaçla kullanılabilecek kesin sonuçlu bir test yok. Ancak birkaç basit soruyla, haber akışınızı tarayıp yaratıcı yazarlık hocanızı gururlandıracak bir yalan ağıyla mı; altında başka bir amaç yatan ve gerçek kanıtlarla desteklenmeyen bir yazıyla mı; yoksa açık, şeffaf ve gerçeği arayan yöntemlerle yazılmış bir araştırmacı gazetecilik ürünüyle mi karşı karşıya olduğunuz hakkında, bilgiye dayalı bir karar verebilirsiniz. Bu niyetle, Teen Vogue Rockefeller Arşiv Merkezi, Boston Halk Kütüphanesi ve John F. Kennedy Başkanlık Kütüphanesi ve Müzesi dahil olmak üzere kütüphane, müze ve arşivlerde çalışmış Rebecca Pitts ’ten eleştirel düşünme, yalanların yayılmasıyla mücadele ve dünyanın düşünen yurttaşları olarak hayata katılmadaki toplu becerilerimizi şekillendiren bir sorumluluk olan medya okuryazarlığına yönelik bir rehber sunmasını istedi. Kendinize şu soruları sorun: Haber veya video size bir başkası tarafından yönlendirildi mi? Arkadaşınız veya akrabanız sosyal medyada mı paylaştı? Gazeteci Andy Revkin Medium’daki yazısında şunları yazıyor: “Bilginin HAREKETİNİ izlemeye çalışın.” Sosyal medyadaki paylaşımlar doğası gereği bir haberin doğru veya yalan olmasını gerektirmez. Haberin ilk yayımlandığı yeri, kimin yazdığını, bir fikri desteklemek için sunulan kanıtları ve bu kanıtların güvenilir verilere ulaştırıp ulaştırmadığını bulmak için biraz daha derinlerde araştırma yapmanız gerekiyor. Peki ya haberin ilk yayımlanma tarihi nedir? Eski haber mi, yeni bilgi olarak aktarılan eski bir yanlış haber mi? Konuşma özgürlüğü her türden içeriğin çevrimiçi ortamda yayılmasına izin veriyor ancak bu, tüm kaynakların yetkin olduğu anlamına gelmiyor. URL’yi de kontrol edin. Etki alanı ABC Haber Ajansı gibi saygın bir siteyi taklit etmeye mi çalışıyor? URL’nin sonunda .co görüyorsanız, bu muhtemelen sağlam bir kaynak değildir . Sitenin düzeni eski veya bir şekilde karışık görünüyor mu? Bu kesin bir kanıt olmasa da okuduklarınızın güvenilir olmadığına dair bir ipucudur. Yalan veya ön yargılı, başka bir niyetle hazırlanmış haberler genellikle kışkırtmayı amaçlar. Ne kadar üzülür, korkar veya hakkınızın korunduğunu hissederseniz habere tıklama olasılığınız da o kadar artar. WNYC’nin On the Media programının sunucularından ve yazı işleri müdürü Brooke Gladstone, Teen Vogue ’la yaptığı görüşmede “başlıklar genelde içindeki hikayeyle uzaktan yakından ilgili olmadığından” başlıklardan fazlasını okumayı öneriyor. Gladstone şunları ekliyor: "" Bir haber sizi öfkelendiriyorsa, muhtemelen bu amaçla tasarlanmıştır. Şu veya bu nedenle yönlendirildiğinize dair bir işarettir."" Sizin makaleyi okumanızdan kim kazanç sağlıyor? İlk olarak, haberi yayımlayan web sitesinin veya medya şirketinin adına bakın. Şirketin veya kuruluşun misyonunu bilmeseniz, bu bilgileri kolaylıkla bulabilir misiniz? Kuruluş veya şirket çok belirli ve dar bir gündemi destekliyor gibi görünüyor mu? Web sitesinin içinde nerede olduğunuza da dikkat edin. Gerçek bir haber sitesinde olup sponsorlu içeriğe baktığınızı fark etmemeniz oldukça kolaydır. Sponsorlu içerik otomatik olarak yalan haber değildir, elbette. Ancak satın alınmış ve ücretli içerik biçiminde reklam yapar. Saygın medya şirketleri reklam içeriği olarak bilinen bu içeriği işaretleyerek okuduğunuz içeriğin türünü açıkça belli eder. New York City, Browning School kütüphanesinin müdürü Sarah Murphy öğrencilerinin neyi değil, nasıl düşünmeleri gerektiğine ilişkin bir eğitim olarak bir medya okuryazarlığı programı yürütüyor. Sarah’ya göre doğrulama sapmanızı (çn. Bir fikir hakkında olumlu görüş oluşturduktan sonra bu görüşle çelişecek bilgilere değer vermeme) kabul etmek yalanların yayılmasıyla mücadelede çok önemli bir ilk adım. ""Onaylamadığınız her haber yalan haber olamaz” diyor Murphy. “Yazı, sizin bakış açınıza karşı olduğunda yanlışları görmek kolaydır” ancak yazı önceden kabul ettiğiniz görüşlerinizi destekliyorsa, bu yazıdaki yalanları göstermek çok daha zordur. Çapraz referans çok önemlidir. Diğer yayınlar bu haberi nasıl aktarıyor? Saygın kaynaklar arasında genel bir fikir birliği var mı? Görüşme yapılan kişiyi ve kaynak olarak kullanılan kişiyi hesaba katmak gerekir. Bu kişi hikaye ile ilgili bir uzmanlığa sahip mi? Çeşitli bakış açıları göz önünde bulunduruluyor mu? Kandırılıp kandırılmadığınızdan emin değilseniz, diğer kaynaklara bakın. Okulunuzun kütüphanesinde ve halk kütüphanelerinde gerçek haber şampiyonları vardır. Kütüphaneciler kendilerini kayıtları, belgeleri ve yayımlanan çalışmaları çözümlemek için gereken becerilerle donatmaya adarlar. Harvard Kütüphanesi öğrencilerin iddiaları çapraz kontrolden geçirirken izleyebilecekleri adımların ana hatlarını belirleyen bir yalan haber, yanlış bilgi ve propaganda rehberi yayımladı. Bir kütüphaneciye sormak veya PolitiFact gibi güvenilir bir doğrulama sitesini ziyaret etmek de bu rehberin önerdiği adımlar arasında. Brooke, konfor alanımızdan çıkıp zaman zaman, muhtemelen aynı fikirde olmayacağımız ve dünya görüşümüzü tehdit etme olasılığı olan bilgileri amaca yönelik bir şekilde aramaya teşvik ediyor. "" Balonlarımızı patlatmak imkansız değilse bile, çok zor” diyor. "" Ancak belki balonlarımızı biraz daha büyütmeye çalışabiliriz. Zaten sizi sarsabilecek, zorlayıcı bulduğunuz şeyleri sohbet konusu yapmak en zor şeylerden biridir.” Doğru olmadığı açıkça belli olan bir şeyle karşılaştığınızda bunu yeniden paylaşmayın. Pew Araştırma Merkezi’nin çalışmasına göre Amerikalıların neredeyse yüzde yirmi beşi, bazen bilmeden çevrimiçi ortamda yalan haber paylaştıklarını kabul ediyor. Kendinizi tutun ve doğrulanmayan haberlerin viral haline gelmesini durdurun." "6 ayda 4 bin ihbar, 174 analiz, 54 ‘dikkat’",https://teyit.org/teyitpedia/6-ayda-4-bin-ihbar-174-analiz-54-dikkat,"* Bu yazı 26 Ekim 2016 - 26 Nisan 2017 tarihleri arasındaki verilerle hazırlanmıştır. 26 Ekim 2016 tarihinde, gerçekler üzerine kurulu bir dünya hayaliyle çıktığımız yolculuğun altıncı ayını tamamladık. Altı ay boyunca, üstlendiğimiz doğru bilgiyi yayma sorumluluğunu kullanıcılarımızın da desteğiyle en iyi şekilde yerine getirmek için çaba sarf ettik. Son altı ayı yalnızca şüpheli haberleri doğrulamak için analizler yazarak geçirmedik. Aynı zamanda dijital okur-yazarlığı geliştirmek, doğrulama süreçlerini ve internette haber doğrulamanın neden önemli olduğunu anlatmak amacıyla 55 #Doğrula yazısı yayınladık. Bu yazılarda post-truth tartışmalarından, doğrulama araçlarının kullanımına ve diğer ülkelerdeki yalan haber tartışmalarına dek birçok konuya değindik. Bu süreçte 6 doğrulama eğitimi düzenledik. 6 konferansa konuşmacı olarak davet edildik.Toplamda 32 farklı medya kanalında röportaj verdik. Korsan Parti’nin katkılarıyla Mehmet Atakan Foça’nın editörlüğünde 2014 yılında çevirilen “Doğrulama El Kitabı”nı 16 Aralık’ta basılı hale getirdik. İnternette gerçekleri ortaya çıkarmak üzere aldığımız sorumluluğu 5 Ocak’ta, dijital çağda güven ve doğruluk üzerine farkındalığı artırmak amacıyla kurulan First Draft News Network partnerleri arasına girerek uluslararası alana taşıdık. 1 Şubat 2017 itibariyle “Kutsal Bilgi Kaynağı” ekşi sözlük ile sözlükte yanlış bilginin önüne geçmek için çalışmaya başladık ve . 12 Nisan’da, yayınladığımız analizlerde kaynak olarak gösterdiğimiz linkleri her zaman ulaşılabilir kılmak için, zaman damgasıyla saklayabildiğimiz teyit.link’i duyurduk. Son olarak Şubat ayında farklı disiplinlerden akademisyenlerin ve gazetecilerin bir araya geldiği bir eğitmen eğitimi düzenledik. Önümüzdeki günlerde yalan haber üzerine bu toplantının çıktılarını bir “Rehber” olarak yayınlayacağız. 5 kişilik ekibimizle 6 ayda internette karşılaştığımız 226 şüpheli haberin 174’ünü web sitesinde analiz olarak, 52’sini sosyal medyada “DİKKAT” başlığıyla yayınladık. Bu haberlerin 26’sını “Doğru” 184’ünü “Yanlış“ 10’unu “Karma“ ve 6’sını “Belirsiz“ olarak işaretledik . Üstlendiğimiz misyon yalnızca şüpheli haberleri tespit edip doğrularını web sitesinde yayınlamak değil. Doğru bilgiyi yaygınlaştırmak da öncelikli hedeflerimizden. Haberlerin doğrularını ve yanlışlarını tüm delilleriyle ortaya koyduğumuz analizleri yaygınlaştırmak için, Türkiye’deki internet kullanıcılarının yüzde 73’ü için haber kaynağı haline gelmiş sosyal medyayı aktif olarak kullanıyoruz. Sitemizde yayınlanan analizlerin dışında kimi zaman da “DİKKAT” başlığıyla doğrudan sosyal medyada içerik üretiyoruz. 6 ayda Twitter’da 92 bin 162 takipçiye ulaştık. Yayınladığımız toplam 498 içerik, yaklaşık 70 bin kez retweetlendi ve yaklaşık 34 milyon kez görüntülendi. 6 ayda Facebook’ta yaklaşık 23 bin sayfa beğenisine ulaştık. Yayınladığımız toplam 274 içerik yaklaşık 20 bin kez paylaşıldı ve 5 milyon kişiye erişti. Sosyal medya istatistikleri, 10 Aralık 2016’da Beşiktaş’ta ve 18 Aralık 2016’da Kayseri’de gerçekleşen patlamaların ve 31 Aralık 2016 gecesi Reina’da gerçekleşen silahlı saldırının yaşandığı günlerde teyit.org ’ u n sosyal medya hesaplarına diğer aylara göre daha fazla başvurulduğunu gösteriyor. Aralık ayında henüz teyit.org ikinci ayındayken Twitter’da 7 milyonun üzerinde görüntülenme aldık. Facebook’ta ise içeriklerimiz 1 milyondan fazla erişime ulaştı . Sayfa tıklanması için “Son Dakika”, “Şok Şok Şok” gibi çarpıcı başlıkların etkili bir yöntem olduğu bilinse de teyit.org’un sosyal medya hesaplarında analiz paylaşırken bilginin tümünü verebilecek en net ve kısa cümleyi seçmeye özen gösteriyoruz. Bu bazen bizi takip edenlerin web sitesini daha az ziyaret etmesine ve hatta teyit.org’u “.org” uzantısına rağmen yalnızca bir Twitter hesabı olarak bilmelerine sebep olsa bile. Üstlendiğimiz sorumluluğu yerine getirmek için çalışmayı sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde teyit.org’un yarattığı etkiyi büyütmek için yeni araçlar geliştirmeye, yeni kaynaklar bulmaya ve yeni bağlantılar kurmaya devam edeceğiz." 6 ayda 3 bin 505 kişi ihbar hatlarını kullanarak yankı fanuslarını aşmamıza yardım etti,https://teyit.org/teyitpedia/6-ayda-3-bin-505-kisi-ihbar-hatlarini-kullanarak-yanki-fanuslarini-asmamiza-yardim-etti,"Yalan haber problemini anlatırken sıklıkla sosyal medyada kendimizi kapattığımız yankı fanuslarının (echo chamber) ve algoritmaların sebep olduğu filtre baloncuklarının (filter bubbles) bu haberlerin oluşması ve yayılmasındaki etkisinden bahsediyoruz. Doğru habere ya da kutuplaşmış medya içerisindeki karşıt görüşlere erişimi zorlaştıran bu yapılar, hepimizin içinden çıkılması zor kendi gerçekliklerimize hapsolmamıza neden oluyor. İnternette şüpheli haber tararken kullandığımız araçlar,bazı yanlış haber ya da bilgilere ulaşmamızda yeterli olmayabiliyor. Bu durumdan kurtulmak ve farklı yankı fanuslarında yayılan şüpheli haberleri tespit edebilmek için 26 Ekim 2016’dan bu yana sosyal medya hesapları, web sitesi , [email protected] mail adresi ve WhatsApp ihbar hattını kullanıyoruz. İnternet kullanıcılarından internette şüpheli buldukları haberleri bu kanallar aracılığıyla bizimle paylaşmalarını istiyoruz . İnternette karşılaştıkları şüpheli haberleri bize ileten kullanıcılara, gönderdikleri haberlerle ilgili eğer web sitemizde bir analiz ya da sosyal medyada bir içerik yayınlamışsak geri dönüş yapıyor, haberin doğrusu hakkında bilgilendiriyoruz. Geçtiğimiz 6 ayda bu deneyimin farklı yankı fanuslarına ulaşmamızda ve ölçülemediği ve takip edilemediği için “dark social” olarak isimlendirilen WhatsApp, Telegram gibi mesajlaşma uygulamalarında ve e-mail gruplarında yayılan yanlış haberleri tespit edebilmemize yardımcı olduğunu gördük. 26 Ekim 2016’dan bu yana tüm bu mecralardan toplamda 4 bin 534 ihbar aldık. Bu ihbarlarla şüpheli olduğu düşünülen 2 bin 98 tekil içerik bildirildi. İhbarların yüzde 62’si politika haberleriydi ve 2 bin 621 ihbar ile en çok kullanılan kanal Twitter oldu. Toplamda aldığımız ihbarların yüzde 18.2’si sonuçlandı , önem, aciliyet ve yaygınlık öncelikleri sebebiyle yüzde 19.3’u arşive alındı, yüzde 62.5’i ise yeterli veriye ulaşılamadığı ya da veriler güvenilir olmadığı için sonuçlandırılamadı. 4 bin 534 ihbarın 3 bin 666’sına “Merhaba, bildiriminiz için teşekkürler. İncelemeye aldık. ?” cevabını verdik. İncelemeye aldığımız ihbarların yüzde 22.41’i analize ya da sosyal medya içeriğine dönüşerek sonuçlandı. Şüpheli haber bildirimini yapan kullanıcılara sonuçla ilgili geri dönüş yaptık. Bu ihbarların yüzde 77.59’u deliller eksik olduğu, yoruma dayandığı ya da inceleme sonucunda önem, aciliyet ve yaygınlık kriterlerimizi karşılamadığı için analize dönüşmedi . “Hayırlı” kelimesinin kullanımını yasakladığı iddia edilen genelge WhatsApp aracılığıyla 27 kez gönderildi. Geriye kalan 881’ine “Merhaba, bildiriminiz için teşekkürler. Doğrularken önceliklerimiz önem, aciliyet ve yaygınlık. Arşivimize aldık. ?” cevabını verdik. Arşive alınan ihbarların yüzde 6’sı analize dönüştü ve bildirimi yapmış olan kullanıcılara sonuçla ilgili geri dönüş yapıldı. Bu zamana dek pek çok kez “Size çalışmalarınızda nasıl yardımcı olabilirim?” sorusuyla karşılaştık. teyit.org ekibinden 3 kişi gün içerisinde şüpheli haberleri tespit etmek için medyayı ve sosyal medyayı sürekli tarıyor. Ancak internette karşılaştıkları şüpheli haberleri bize sosyal medyadan ileterek yardımcı olan 3 bin 505 kişi daha var. Yukarıda da görüldüğü gibi ihbarlar bizim için yankı fanuslarını aşmakta ve “dark social”’da konuşulanları tespit etmekte çok önemli. Önümüzdeki dönemde ihbar kanalları yoluyla daha farklı fanuslardan daha fazla haber almak ve yeni araçlar geliştirmek için çalışmaya devam edeceğiz." "Google, Teyit'in analizlerini arama sonuçlarında önceliklendirmeye başladı",https://teyit.org/teyitpedia/google-teyit-org-analizlerini-arama-sonuclarinda-onceliklendirmeye-basladi,"ABD’deki başkanlık seçimlerini takiben Google, yaptığı açıklamada, sahte ve yalan haber paylaşımında bulunan yayıncıların reklam ve pazarlama ağından mahrum bırakılacağını dile getirmişti. Son birkaç ayda artan “yalan haber” tartışmalarının üzerine Google, sahte haber yayanları reklam ağından çıkarmakla kalmamış “doğrulama etiketi” özelliğini duyurmuş , doğrulama platformlarının içeriklerine arama sıralarında öncelik tanıyacağını belirtmişti. Geçtiğimiz ay tüm kullanıcılara açılan özellik ile Google’ın doğrulama platformlarına sağladığı bu ayrıcalık, yanlış haberlerin yayılmasının önüne geçmek için bir fırsat olarak görülüyor. Google’da arattığınız herhangi bir anahtar kelimeyle alakalı teyit.org’da yer alan bir doğrulama bulunuyorsa, Google arama sonuçlarında bu analize öncelik tanıyor. Arama sonucunda analizde hangi iddianın ele alındığı “Talep” kısmında, bu iddianın nerede ortaya çıktığı “Talep eden” kısmında yer alıyor. Son satırda ise teyit.org’un iddiaya ilişkin sonucu “Doğru”, “Yanlış”, “Karma” ya da “Belirsiz” olarak yer alıyor. Eğer kullanıcılar analizin hatalı olduğunu düşünürse arama sonucunda yer alan “Geri Bildirim” linkine tıklayarak içeriği rapor edebilecek." "Araştırma: Bir fotoğraf, bin yanlış sözcüğe bedel olduğunda",https://teyit.org/teyitpedia/bir-fotograf-bin-yanlis-sozcuge-bedel-oldugunda,"*Bu içerik ilk kez "" When a Picture Is Worth a Thousand Wrong Words "" başlığıyla NewsFrames tarafından 24 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmış ve Derya Güçdemir tarafından Teyit için çevrilmiştir. UYARI: Bu makale ve bağlantıların yönlendirdiği sayfalar şiddet içeren görüntüler içermektedir. Bir söylentiye ya da bir yalana son vermek için doğrulama yapmak oldukça önemli. Peki bir şeyin ortaya çıkmasının üzerinden yıllar geçtiyse ne olur? İçerik, sosyal medyada, doğru ya da yanlış olsun, etrafta gezinmenin bir yolunu buluyor. Yedi yıl önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) gerçekleşen bu korkunç kazaya ait fotoğrafı ele alalım. İlk paylaşıldığı andan itibaren, aslında Nijerya ve Myanmar’da gerçekleşen trajedileri göstermek için tüm dünyada yanıltıcı bir şekilde kullanıldı. Görsel ile olayın yanlış bir şekilde eşleştirilmesi DKC, Myanmar ve Nijerya’daki olayları doğru bir şekilde aktaran birçok haberin varlığına gölge düşürmekte. Bu durum haberlerde kullanılan görsellere duyduğumuz arzu hakkında soru işaretleri uyandırıyor. 2010 yılında, Doğu DKC’de bulunan Sange kasabası üzerinden geçen bir akaryakıt tankeri ters dönüp patladı ve 210’dan fazla kişinin ölümüne sebep oldu. Sivil savaşı takiben yıllarca süren ihmaller, Afrika’nın ikinci en büyük ülkesini tahrip etti ve bölgedeki yolları takip edilmesi zorlaşan derin çukurlarla dolu tehlikeli yerlere dönüştürdü. Ne yazık ki bu tanker de bu yolların kurbanlarından birisi oldu. Görevliler, Dünya Kupası'nı seyreden insanlarla dolu bir sinemayı ve onlarca evi saran bir alev topu olduğunu belirtti. Evler yanıp kül olmuştu ve sokaklara yanmış bedenler saçılmıştı, insanların birçoğu yanarak tanınmaz hale gelmişti. “Burası Nijerya” başlıklı resim Imgur kullanıcısı Mystical Monkey tarafından 12 Ocak 2015 tarihinde paylaşıldı. Olaya ilgili birçok fotoğraf o güne ait korkunç sahneleri gözler önüne serdi. Yukarıdaki fotoğraf buna bir örnek. Yere sıralanan yanmış bedenlere bakan insanları gösteriyor. Fakat hikâye burada sonlanmıyor. Bu fotoğraf yıllar boyunca sosyal medyada, bloglarda ve diğer platformlarda, en dikkat çekeni Nijerya ve Myanmar’daki olaylar olmak üzere, ilgili olmayan trajedilerde gerçeğe yanlış bir şekilde atıfta bulunarak birçok kez kullanıldı. 3 Ocak 2015'te, Boko Haram militanları Nijerya’nın uzaktaki Baga ve Doro Gowon kasabalarına saldırdı. Görgü tanığı, kaçmak zorunda kaldıkları zalimlikleri detaylı bir şekilde anlattı. Evler ve dükkânlar yakılmıştı, cesetler sokaklarda ve çalıların arasında uzanıyordu. 150 ila 2000 arasında değişen sayılarda kişinin katledildiğine dair raporlar olsa da, sayılar tam olarak doğrulanamadı . Bölgede oturan bir kişi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne “ bedenleri sayacak kimsenin geride kalmadığını ”söyledi. Birçok kişi kesilmiş, vurulmuş ve yakılarak öldürülmüştü. Olayın sonucunu gösterebilecek sadece uydu görüntüleri mevcuttu. Saldırının sebebi de belirsizdi, fakat Baga’nın ordu üssü, Nijerya ordusu ve Boko Haram’ın bölgeyi ele geçirme çabası arasında süregelen bir çatışma noktasıydı ( 2013 ve 2015 yıllarından örnekler). İşte DKC’ye ait bu fotoğrafın, gerçeğin bir kanıtı ve saldırının muhtemel etkisi olarak yanlış bir şekilde sunulduğu ve tekrar ortaya çıktığı anlardan birisi: Tweet: Burası Nijerya. Paris saldırısından 2 gün sonra 2000 kişi katledildi. Onlar Charlie değil. Onlar ölü. Aslında, DKC’ye ait bu görselin yanlış kullanımı, yapılan hatalı atıflar serisinden yalnızca bir örnek; bir doğrulama sitesi olan Africa Check, 2014 yılından beri Nijerya ile ilgili yaşananları belgelendirmekte . Tüm bu durumlarda, görsel, toplu katliamların bir kanıtı olarak sunuldu. Hatta daha da ileriye giderek, bu örnekte olduğu gibi olayın doğru olduğuna dair delil göstermek için kişisel bir yorumda, DKC’ye ait görsel ana akım medya kaynaklarıyla yanlış bir şekilde ilişkilendirildi. Sange görseli, Myanmar’daki Müslüman Rohinyaların gördüğü işkence ile de ilişkili olarak ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan bir rapora göre, kaçan insanlar dayaktan, tecavüzden, bazıları yanarak olmak üzere ölüm vakalarından bahsettiler. Diğerleri de Rohinyalı insanlara karşı yapılan şiddeti anlatırken, DKC’ye ait fotoğraflarla eşleştirilen açıklamalarda bulundu: Bu ekran görüntüsü, 2012 yılında Myanmar Cumhurbaşkanı Thein Sein’in Rohinyalı Müslümanların öldürülmesine keşişlerin ve siyasetçilerin de dahil olduğunu söylediğini iddia eden bir Suudi Arabistan haber sitesine ait. Ayrıca, bu bilgiyi görselleştirmek için DKC’ye ait olan fotoğrafı kullanmış. 26 Nisan 2017 tarihinde erişilen orijinal gönderi burada mevcut. AFP'yi kaynak alan diğer haber kuruluşları Thein Sein'in söylediği iddia edilen sözlere yer vermiş, ancak bunu fotoğrafla yanlış ilişkiyi kurmadan yapmışlardır. Bu yanlış eşleştirmelerin izleri 2011 ve 2012 yılına kadar uzanmakta, aslında bu eşleştirmelere dünyanın her yerinde rastlanıyor “ tersine görsel arama ” kullanarak, bilginin geniş ölçüde sınırları ne kadar aşabileceğini görebilirsiniz. TinEye tersine görsel arama motoru, kişisel sayfalar, sosyal medya platformları, topluluk ve ulusal yayınlardaki 18.8 milyar görselin içinden (3 Mayıs 2017 itibari ile) söz konusu DKC’deki fotoğrafa çok benzer 344 sonuç buldu. Bu bulgular, İngilizce, Rusça, İspanyolca, Arapça, Flemenkçe, Almanca, Yunanca, Portekizce gibi birçok dilde yer almakta. Bazıları yanlış haberlere yönlendirirken, bazıları uydurma olanları çürütmeye çalışan sayfalarda yer alıyor. Yanlış kullanılan örnekleri diğerlerinden ayırdık ve hangi sitede yayınlandığını temel alarak örnekleri belirli ülkelerle ilişkilendirdik, bunun amacı sadece dilden ziyade erişimi daha net bir şekilde göstermekti. Aşağıda yer alan ülkelerde, birden fazla yanlış kullanım örneği olabilir (ki bazen bunlar birbiri ile de ilişkilendirilmiş). İzini takip etmesi hala mümkün olan bazı örnekler aşağıda yer almakta (haritada turuncu renkte olanlar): Harita: NewsFrames. DKC’ye ait görselin Nijerya ya da Myanmar ile yanlış bir şekilde eşleştirildiği haberlerin yayınlandığı ülkelerin örnekleri. Turuncu renkteki ülkeler, yalan ya da yanlış haberlerin örneklerinin hala var olduğu siteleri ve sunucuları göstermekte. TinEye’daki meta veri ve bilgiye göre, gri renkteki ülkelerin de, yanlış örnekleri kullanıyor olması muhtemel. Bir hatırlatma olarak, bu fotoğrafın kaynağı Demokratik Kongo Cumhuriyeti (haritada mavi renkte). Cezayir, 2012. “Burma – Myanmar’da ne oluyor?” DKC’deki fotoğrafa bağlı bir link “Budistlerin Müslümanlara karşı savaşı” başlığının bir parçası olarak (Cezayirlileri ve Arapları hedefleyerek) bir çevrimiçi tartışma forumunda paylaşıldı. Brezilya, 2011. “Cena Chocante! Cristãos queimados vivos! Verdadeiro ou falso?” (Şok edici sahne! Hristiyanlar canlı canlı yakıldı! Doğru ya da Yanlış?) Söylentileri çürüten bir site , söz konusu fotoğrafta, Hristiyanların Müslümanlar tarafından öldürüldüğüne yönelik düşüncenin doğruluğunu tartıştı. Kanada, 2015. Bu gönderide , Quebec şehrinden bir blogger sadece aldatmacayı duyurmakla kalmadı, aynı zamanda Nijerya ile ilişkilendirilen DKC’ye ait fotoğrafın yanlış kullanımı ve (DKC’ye ve ötesine) dahil olan insanların trajedileri ve niyetleri hakkında daha genel sorular üzerinde kafa yordu. Ekvador, 2013. “En Nigeria están quemando a los cristianos” (Nijerya’da Hristiyanları yakıyorlar). La República isimli gazete, şehrin bir kısmını, kasabanın Hristiyan kesimi olarak tanımlayarak Kuzey Kano, Nijerya’daki patlamalarla ilgili bu makaleyi yayınladı. La República, İspanyol haber ajansı EFE’ye kaynak gösterdi (fakat kaynak haberin görseli içerip içermediği bilinmemekte). Fransa, 2015. “İslam’ın dehşetini” göstermek için Boko Haram katliamı sonrasında DKC’deki fotoğrafı kullanan bunun gibi tweetleri paylaşanların, Hoaxbuster gibi gerçekleri gösteren sitelerin farkında olmadığı malum. Hoaxbuster, ABD’li anti-İslamcı yorumcu Pamela Geller’in gönderisinin üzerine, 2011 yılından beri Nijerya ile ilişkilendirilen bu resmin hatalı kullanıldığını belirtti . Almanya, 2017. “Genozid gegen Muslime geht weiter in Myanmar, Friedensnobelpreisträger schweigt” (Myanmar’da Müslümanlara yönelik soykırım devam ediyor, barış ödülünü alacak kişi sessiz bekliyor). Bu makale Myanmar’daki Rohinyalı Müslümanların süre gelen kötü durumuna dikkat çekmiş, fakat Indian Express adlı gazetenin DKC’ye ait fotoğrafı kullandığı bir haberine atıfta bulunmuş; Indian Express’de yer alan makale bizim yazımızın yayınlandığı zamanda fotoğrafı kullanmamıştı. Yunanistan, 2012. “ΠΡΟΣΟΧΗ ! Η πιο σοκαριστική φωτογραφία που έχετε δει!” (DİKKAT! Görüp göreceğiniz en sarsıcı fotoğraf!). Bu site , fotoğrafı, Müslümanların Nijeryalı Hristiyanları öldürdüğünün bir kanıtı olarak kullandı. Bu iddia, bir Yunan doğrulama sitesi tarafından 2013 yılında ve hatta 2016 yılında tekrar çürütüldü. İran, 2012. İslam Ülkeleri İlahiyat Öğrencileri Birliği (Molla), Nasim Haber Ajansı aracılığıyla, görsel olarak DKC’deki fotoğrafı kullanarak Rohinyalı Müslümanları destekleyen açık bir mektup yayınladılar . İtalya, 2015. Trento şehrinin eski Piedicastello semtinde oturan bir kişi, 2015 yılında gerçekleşen Nijerya katliamına duyduğu dayanışmayı ifade etmek için bu mesajı yerel sitesinde paylaştı. Nijerya, 2012. Nijerya’nın kendi içinde bile, DKC’deki fotoğraf Boko Haram’ın Kano’daki bombalamasının bir kanıtı olarak tartışma forumunda paylaşıldı. Malezya, 2015. Malezya, DKC’deki fotoğrafın yanlış kullanıma dair iki uç örnek verdi. Bir yanda, Nijerya’daki katliama sempati duyan bir tweet varken, diğer yandan yanlış kullanılan fotoğrafların varlığını göz önüne alarak, bir blogger Rohinyalıların yaşadığı zulme dair iddiaların meşruiyetini bozmaya çalıştı . Myanmar, 2017. Myanmar hükümeti, “Myanmar hakkında yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermek için uluslararası yalan haberlerin ve resimlerin uluslararası medyaya, uluslararası insan hakları örgütlerine ve hükümetlere gönderildiğini” düşündükleri için düzeltme yazıları yayınladı. Sadece İngilizce yayınlanan düzeltme yazıları, Müslümanların Budistleri öldürdüğüne yönelik ve Budistlerin de Müslümanları öldürdüğüne yönelik (genellikle Birmanya milliyetçileri tarafından yayılan) olayları göstermek için uç grupların kullandığı nefret söylemi içeren asılsız fotoğraflara da işaret etti. Rusya, 2012. “FХристианофобия или политическая провокация?” (Hristiyan fobisi mi yoksa politik provokasyon mu?). Rus Ortodoks topluluğunun üyelerine yönlendirilen bu gönderi DKC'deki fotoğrafın Müslümanların Hristiyanları öldürdüğünü GÖSTERMEDİĞİNİ netleştirdi. Suudi Arabistan, 2012 / 2014. Bu haber sitesi , Myanmar Cumhurbaşkanı Thein Sein’ın 2012 yılında, Rohinyalı Müslümanların öldürülmesine keşişlerin ve politikacıların da dahil olduğunu ve hikayenin Sange’deki fotoğraf ile eşleştirildiğini kabul ettiğini yanlış bir şekilde ileri sürdü. Makale 2014 yılında tekrar güncellendi ve yayınlandığı sırada fotoğraf hala duruyordu. İspanya, 2015 / 2016. Öğrencilerin Boko Haram tarafından katledildiğini anlatan, artık var olmayan Katolik görüşlü bir haber sitesi olan Análisis Digital’in 2014 yılında yayınladığı makale fotoğrafın katliama ait olmadığını açık bir şekilde belirtti. Fakat fotoğrafın “benzer bir cihat saldırısından” olduğunu ileri sürdü. Daha sonra fotoğraf, Boko Haram’ın 2015 yılında yaptığı katliamla aynı bağlamda dolaşıma girince, El Pais isimli gazete fotoğrafın Nijerya ile ilişkisini çürütmeye çalıştı. Türkiye, 2015. “#NijeryaYanıyorDünyaUyuyor”. DKC’deki fotoğraf, 2015 Boko Haram katliamı ve Paris’teki Charlie Hebdo ölümlerinden sonra Müslümanlar tarafından başlatılan bir tartışmaya işaret ederek bu Twitter etiketine eklenmiş olarak ortaya çıktı. İnsanlar, bu görseli büyük ihtimalle İslam adına meydana gelen bu olaylara dair daha fazla bilinç geliştirmelerini isteyerek paylaştı. ABD, 2015. Fotoğraf, 2015 yılındaki Boko Haram katliamının bir kanıtı olarak tweetlendi (ve sonrasında 9.300’ün üzerinde retweetlendi), fakat ilişkilendirildiği mesajların hiçbiri dini çerçeve ile ilgili değildi. Fakat amaç, Nijerya ve Charlie Hebdo saldırısını karşılaştırarak ölü sayısına ve medyada ne kadar yer aldığına dikkat çekmekti. Vietnam, 2014. Görünürde “Father Juan Carlos Martos” tarafından Nijerya katliamı hakkında yazılan bir mesaj dolaşmaya başladığında, bu örnekte olduğu gibi Vietnamca tartışma forumları mesajı çevirdi ve aldatmaca olduğunu ilan etti. DKC’deki fotoğrafı içeren mesaj Claretian Missionaries organizasyonu ve Father Juan Carlos Martos tarafından reddedildi. İsveç, Polonya, Belçika, Hollanda ve Arjantin’de olmak üzere fotoğrafın yanlış bir şekilde kullanıldığına dair doğrulanmış başka örnekler de mevcut. Artık izlenebilir olmasa da, aşağıda yer alan ülke lokasyonlarındaki (haritada gri renkte) hesaplar ve siteler de TinEye tarafından önerildi: Çek Cumhuriyeti, Avustralya, Hindistan, Peru, Hollanda, Etiyopya, Sri Lanka, Azerbaycan, Japonya ve muhtemelen Çin. (Kayıtlar, (crawler engine) URL’ler ve zaman & tarih damgaları ile mevcut ve ara sıra Nijerya ve Rohinyalı Müslümanlarla ilgili görsellerin dosya adlarını tutmakta) 2010 faciasından çok daha sonra yapılan tüm bu paylaşımlarda, en sonunda fotoğraf doğru bir açıklamayla paylaşılmış olabilir, fakat orijinal gönderi mevcut ya da ulaşılabilir değildi. Bu gönderilerde bulunan iki güçlü tema veya çerçeve var, bunlardan ilki dine odaklanmak. Fotoğraf, Hristiyanların Müslümanlar tarafından öldürülmesine ya da Rohinyalıların Budistler tarafından öldürülmesiyle ilgili sessizliğe tepki olarak daha geniş tartışmalar için kullanıldı. İkinci neden ise fotoğraf, Avrupalı ya da Fransız bireylerin yaşamlarına kıyasla Afrikalı insanların yaşamlarına daha az değer verilmesini tartışmak için kullanıldı. Dini anlamlandırmak ve insan yaşamının değeri önemlidir, işte bu yüzden bu yöndeki çabalarla ilişkilendirilen fotoğrafların kullanımını incelemeye değer. Fakat sorulması gereken daha derin bir soru okuyucuların bu fotoğraflara artık güvenmemesi durumunda ne olacağı. Sosyal medya ile birçok insan belki bilmeyerek de olsa yaşanan bir trajedi hakkında suyu bulandırabilmekte. Eksik bilgi ve dezenformasyon ortamı, gerçek zalimliklerin yanlış olduğunu mu gösterir ve aslında DKC’de, Nijerya’da ve Myanmar’da yaşanan gerçek dehşetleri ortadan kaldırır mı? Şiddet içerikli imgelerin yayılması uzun süredir tartışılmakta ( bu örnekte olduğu gibi). Konuyla ilgili bir argüman, görselleri saklamayı, yaşanan trajediyi kabullenmeyi reddetmek olarak değerlendirmekte ve zaman zaman bu fotoğraflar kurbanların kendisi tarafından da talep edilmekte . Fakat bir diğer taraftan, şiddet içerikli görsellerin okuyucuları ve izleyicileri duyarsızlaştırdığı ve kişilerin empati kurma yeteneklerini kaybetmelerine sebep olduğuna yönelik süregelen bir endişe de mevcut (örneğin, diğerlerine yardım etmek konusunda şiddet içerikli medyanın etkilerini inceleyen bu çalışma gibi). Medyada şiddet içerikli görsellerle ilgili tartışılacak çok şey olsa da, gerçek şu ki şiddet içerikli görseller bugün haberlerde yer alma oranı açısından önemli. Teknologlar “ sahte haberlere ” karşı mücadeleye yardımcı olmak için algoritmalarla deney yapsa da, bir resmin tek bir şeyi gösterirken aslında bağlamı dışında ya da tamamen yanlış bir şekilde kullanılabileceği durumları dikkatlice düşünmeleri gerekecek. Yanlış tanımlamalara dair herhangi bir analizin, uluslararası olarak nasıl doğru olabileceğini de göz önünde bulundurmalılar. Detayları ve bağlamı doğrulamak konusundaki yardımları için aşağıda adı geçen kişilere çok teşekkür ederiz: Afef Abrouqui,Anna SchetnikovaBelen Febres-CorderoEsther Dodo, Gustavo Xavier,Iria Puyosa,L. Finch,Lena Nitsche,Marisa Petricca,Mohammed ElGohary, Monq Palatino,Oiwan Lam, Ortaç Oruç, Veroniki Krikoni,Rami AlHames,Suzanne Lehn,  Thant Sin veTori Egherman." Sahte tweetleri tespit etmek için izlemeniz gereken yöntemler,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-tweetleri-tespit-etmek-icin-izlemeniz-gereken-yontemler,"Birçok sosyal medya platformu gibi Twitter da, kullanıcıları arasındaki bilinir kişileri ayırt etmek, taklit hesapların önüne geçmek için Onaylanmış Hesap uygulaması kullanıyor. Twitter’ın sağladığı mavi onay rozeti, Twitter'da kamuoyunun ilgisini çekebilecek bir hesabın orijinal olduğunu gösteriyor. Twitter bir hesabı doğrularken, hesap sahibinden, gerçekten iddia ettiği kişi olup olmadığını e-posta, telefon ve diğer kişisel bilgiler ile ispatlamasını istiyor. Bu sayede bir Twitter hesabının orijinal olup olmadığını rahatlıkla doğrulayabiliyorsunuz. 1-2 Haziran’da Cebeci Kampüsü’ndeki olaylardan sonra dolaşıma giren bir ekran görüntüsünde “Ülkücü Faşistler Cebeci kampusune Türk bayrağı asarak, solcu öğrencileri tahrik etti.” yazan bir tweetin soL Haber Portalı’na ait olduğu iddia edilen Twitter hesabından paylaşıldığı öne sürüldü. İşin aslı hesap da Twitter hesabı da gerçek değil. soL Haber Portalı’na ait resmi Twitter hesabı @ solhaberportali . Bu örnekte, tek bir bakışta soL Haber Portalı’na ait orijinal hesabın @solhaberportali olduğunu, içerdiği mavi tikten anlamanız mümkün. Ancak bu yöntem her zaman tek başına yeterli olmuyor. Geçtiğimiz günlerde askıya alınmadan önce Yıldız Tilbe’yi taklit eden bir sahte hesap da mavi tik içeriyordu. Tilbe’nin orijinal @ YildizzTilbee hesabı mavi onay rozeti taşımasına rağmen, Twitter -nasıl olduysa- sahte hesap @ YildizTilbe ’ye de mavi onay rozeti sağlamıştı. Yıldız Tilbe’nin orijinal hesabı Sahte Yıldız Tilbe Twitter hesabı Bu tarz bir hatayla karşılaşmamak, sahte hesabı gerçek hesaptan ayırt etmek için mavi onay rozeti dışında bakılması gereken ayrıntılar var. Örneğin soL Haber Portalı’na ait olduğunu düşündüğümüz gerçek hesapta isim kısmı (1) kullanıcı adı (2) ile uyuşuyor mu? Bakmakta olduğumuz Twitter kullanıcısını mı ifade ediyor? Profil resmi (3) kullanıyor mu? Kurumsal bir hesapsa kurumsal logosunu yansıtan bir görsel mi? İçerik tipi (4) diğer tweetleriyle uyuşuyor mu yoksa normalde attığı tweetlerden apayrı bir içerik mi? Link (5) paylaşıyorsa, paylaştığı link bağlı bulunduğu kurumun web sitesine mi gidiyor? Başka bir siteye mi? Yukarıdaki örneğe baktığımızda profilin soL Haber Portalı’nın gerçek Twitter hesabı olduğuna dair bir izlenime kapılıyoruz. Bununla karşılaştırıldığında sahte olduğunu belirttiğimiz tweetteki ayrıntıların oldukça kuşkulu olduğunu söylemek mümkün. Bir tweet ekran görüntüsüyle karşılaştığınızda çoğunlukla bu 5 nokta hesabı doğrulamak için sizi harekete geçirecek ipuçlarını sağlar. Eğer Twitter hesabının sayfasına ulaşabiliyorsanız, oradaki diğer detaylara göz atmak da yardımcı olur. Örneğin yukarıdaki örnekte hesabın Yeni Akit’e ait olup olmadığını tahmin etmek çok kolay olmayabilir. En iyi yöntem bu hesabın diğer tweetlerine bakmak. Fakat daha da kolayı, karşılaştığımız tweete gelen yorumlara göz atmak. Muhtemelen birçok detay sizden önce başka bir Twitter kullanıcısı tarafından da fark edilmiştir. En iyi yöntemse her zaman tweet ekran görüntülerine güvenmemek mümkünse arşiv sayfası aramaktır. Tweetler silinebilir, linkleri yok olabilir ancak teyit.link gibi araçlar sayesinde internet sayfaları silinse ya da değiştirilse bile linklerini, onları ilk gördüğünüz zamanki biçimiyle saklayabilirsiniz. Şüpheli bir tweeti, bir tweetin gerçekten atılıp atılmadığını, orijinal hesaptan olup olmadığını arşiv sayfaları, üzerlerindeki zaman damgasıyla birkaç farklı açıdan doğrulamanızı sağlar." "Araştırma: Bir Hint restoranı, yalan haberler yüzünden kapanmanın eşiğine nasıl geldi?",https://teyit.org/teyitpedia/bir-hint-restorani-yalan-haberler-yuzunden-kapanmanin-esigine-nasil-geldi,"*Bu içerik ilk kez "" Trolls Are Targeting Indian Restaurants With A Create-Your-Own Fake News Site "" başlığıyla Buzz Feed News tarafından 29 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmış ve Melek Güler tarafından Teyit için çevrilmiştir. En az 30 web sitesi insanları bir yalan haber uydurup Facebook’ta paylaşmaya davet ediyor ve bu tür yazılar son 12 ayda sosyal ağda 13 milyonun üzerinde etkileşim aldı. Shrina Begum, insanların neden Hint restoranını arayıp kendisini insan eti satmakla suçladığını anlayamıyordu. Telefonlar 11 Mayıs’ta gelmeye başladı ve Begum, ertesi gün itibarıyla kendisi ve çalışanlarının yüzlerce telefona yanıt vermiş olduğunu söylüyor. Begum, BuzzFeed News’e, “Her iki telefon hattımız da çılgınca çalıyor ve insanlar ‘Neden insan eti satıyorsunuz?’ diye bağırmaya başlıyordu.” dedi. Londra’daki restoranı Karri Twist’te işler kısa sürede yarı yarıya düştü. Begum, bazı çalışanların saatlerini azaltmak zorunda kaldı ve iş yerinin bu yanlış söylentiyi atlatamayacağından korktu: “Aramalardan birinde [çalışanım], bir kişiyi sakinleştirip bunu nerede gördüklerini öğrenmeyi başardı; hepsi aynıydı, Faceebook üzerinden kendilerine gönderilmişti.” Begum nihayet yanlış söylentinin kaynağını takip etti: Channel23news.com adlı bir internet sitesi, restoranı Karri Twist’in insan eti satarken yakalandığını ve sahibinin tutuklandığını iddia eden bir haber yayımlamıştı . Tamamen yalan olan, harf hatalarıyla dolu ve restoran sahibinin adını yanlış veren bu haberde, Karri Twist’in bir fotoğrafı vardı ve dondurucuda dokuz cesedin bulunduğu söyleniyordu. Haber, Faceebook’ta paylaşıldığı anda artık diğer herhangi bir haberden farksızdı ve sitenin yanı sıra Twitter ve WhatsApp’ta da hızla yayıldı. Linke tıklayanlar, haberin olduğu sayfaya yönlendiriliyordu ve hemen yanında “Şakalandınız! Şimdi Bir Hikaye Uydurun& Arkadaşlarınızı Kandırın!” yazısı vardı. Channel23News.com’un ana sayfası aslında, insanların bir yalan haber oluşturmasına, bir görsel eklemesine ve hemen Faceebook’ta paylaşmasına olanak veren bir formdan oluşuyor. Birilerinin bu site aracılığıyla uydurduğu bir yalan haber sayesinde 1957’den beri iş yapan bir Hint restoranı kapanma tehlikesindeydi. Begum, “Bazı yenileme çalışmaları yapmayı planlıyordum, bunun için birikim yapıyorduk, şimdi ise bazı çalışanların saatlerini azaltmak zorunda kaldım çünkü hafta sonları hiç kimse olmuyordu.” dedi. Channel23News.com’un arşivlerinde yapılan bir araştırmada ayrıca, Begum’un restoranının, müşteriye insan eti verdiklerini iddia eden yalan haberlerle hedef alınan en az altı Hint restoranından birisi olduğu tespit edildi. Haberlerden beşinde, Karri Twist ile ilgili olan kaynak uydurma haber ile neredeyse aynı metin kullanılmıştı. Channel23news.com, bir kendi-yalan-haberini-yap sitesi değil. BuzzFeed, domain kayıtlarını kullanarak, neredeyse birebir aynı olan ve son 12 ayda altı dilde 3000’in üzerinde yalan haber yayımlayan en az 30 “şaka” haber sitesine sahip iki farklı ağ tespit etti ve bunlar Facebook’ta da önemli oranda etkileşim alıyorlar: Bu siteler toplamda Facebook'ta, son 12 ayda 13 milyonun üzerinde paylaşım, reaksiyon ve yorum aldı. Sitelerin geçen yıl İngilizce en büyük viral hitlerinden bazıları arasında “işleri arttırmak için tavukları kokain bazlı una batırdığı” için tutuklanan bir Popeyes müdürü (429.000’in üzerinde Facebook etkileşimi), Beyoncé’nin ikiz erkek çocukları olduğu (141.000 etkileşim), FBI’ın Trump kampanyası ile Rusya arasında gizli bir anlaşma olduğuna dair deliller bulduğunu açıklaması (38 bin etkileşim), St. Louis yakınında iki büyük beyaz köpek balığı bulunduğu (201 etkileşim) ve Başkan Obama’nın, büyükanne/babaların haftasonları torunlarına bakmalarını gerektiren bir yasayı kabul ettiği (515 bin etkileşim) hakkındaki yalan haberler yer alıyor. Begum şüphesiz bu sitelerin birisinde uydurulan bir yalan haber sonrası ortaya çıkan durumla başa çıkmak zorunda kalan ilk iş yeri sahibi veya kuruluş değil. Maryland’in Annapolis şehrinin belediye başkanı, ırkçı açıklamalar yaptığını iddia eden bir yalan habere maruz kaldı ve Colorado’da bir park, 1 Haziran’da kapanacağına dair söylentilerin hedefi oldu. Yerel bir habere göre “Gönderi binlerce kez paylaşıldı ve şu anda yetkililer, söylentinin daha fazla yayılmasını durdurmak için hasar kontrolü yapıyorlar.” Birleşik Krallık’ın Middlesbrough şehrinde polis, kısa süre önce zamanını, bir lisedeki ergenlerin bu sitelerden birisini kullanarak birbirleri ve en az bir öğretmenleri hakkında uydurma haberler oluşturup yaymaya başlamasının ardından okuldaki yalan söylentileri araştırmak için harcadı. İsmi açıklanmayan bir anne, bir gazeteye “Bence insanlar, başkalarını sindirmek için bunu kullanıyorlar.” dedi ve ekledi: “Endişem, insanların bunların yalan olduğunu fark etmemesi ve oğlumun başına kötü şeyler gelmesi.” Diğer yandan Missouri’nin Joplin kentindeki yetkililer de Begum’un restoranı hakkındaki uydurma haberin yer aldığı sitenin kardeş sitesi olan Channel22News.com’da bölgeyle ilgili uydurulan bir dizi yalan haberle uğraşmak zorunda kaldı . Bir Facebook sözcüsü, BuzzFeed News’e, yalan haber oluşturanların platform üzerinden para kazanmasını zorlaştırmak üzere programlar ve ürün güncellemeleri getirmeyi sürdüreceklerini söyledi. Sözcü, “Yalan haber ticareti yapan, spam gönderen kişilerin önemli motivasyon kaynağı kendi menfaatleri ve son zamanlarda onların mali teşviklerini bozmak ve bu tür materyalin yayılmasını engellemek amacıyla yeni güncellemeler getiriyoruz. Yapacak daha çok iş var ve insanlar bu konuda kararlılığımızı kesinlikle sürdürdüğümüzü bilmeliler.” dedi. Channel23News.com ve benzeri en az 18 sitenin sahibi, domain kayıtlarında Korry Scherer olarak geçiyor. Milwaukee’de yaşayan 25 yaşındaki Scherer, BuzzFeed News’e Korry Tye adını tercih ettiğini söyledi. Telefonda yapılan bir röportajda Tye, son beş yılı, internetten para kazanmanın yollarını bulmak için harcadığını söyledi. Ürün reklamları için MySpace sayfalarını kullanarak başladı ve nihayetinde odak noktasını Facebook’a kaydırdı. Bu yılın başında Tye, sözde şaka haber sitesini açmaya karar verdi. Tye, “İyi işleyebilecek, eğlenceli ve kullanıcı odaklı ve kendi kendine popüler olabilecek bir şey olabileceğini düşündüm.” dedi. İlk sitenin başarısı daha fazlasını açmaya yönlendirdi. Tye şu anda Channel23News.com, Channel22News.com ve Channel45News.com gibi domainlere sahip 19 şaka haber sitesine sahip. Şubattan beri bu sitelerde en az 724 yalan haber yayımlandı ve Facebook’ta toplamda 2,5 milyonun üzerinde paylaşım, reaksiyon ve yorum aldı. Tye, çoğunlukla “insanların okulları veya iş arkadaşlarıyla ilgili şakalar yaptıklarını” söylüyor. Tye, “İnsanların platformu suistimal ettikleri zamanlar oluyor, tıpkı bütün platformların suistimal edilmesi gibi ve o noktada insanlar bana ulaşıyor ve derhal bu şeyleri kaldırıyorum. Burası, insanların başka insanların adlarını karalaması veya insanlara zorbalık etmesi veya birisinin yaşamını olumsuz etkileyebilecek ya da günlerini mahvedebilecek saygısızca şeyler yapması için oluşturulmuş değil- bu hoş değil.” dedi (Tye, Begum’un restoranıyla ilgili haberin yayımlandıktan yaklaşık üç hafta sonra hâlâ yayında olduğunu belirten bir e-postaya yanıt vermedi). Tye, Facebook’ta sitesinden gelen uydurma haberlerin diğer haberlere benzediğini kabul etti ancak çoğu insanın inanma eğiliminde olduğu haberlere tıklayacağını söyledi. Tye, “Gidip gerçekten kontrol ettiklerinde hepsinin eğlence için olduğunu fark edeceklerdir. Her insan internetteki diğer herkes kadar bilgili ve sezgili değil fakat işin gerçeği çoğunlukla orada gözünüzün önünde duruyor.” dedi. Tye, şaka sitelerinde yayımlanan haberlerin büyük çoğunluğunun kullanıcılar tarafından oluşturulduğunu ancak ilk zamanlar kendisinin de bazen dikkatleri kendisine çekmeye çalışarak diğer sitelerden toplanan yalan haberleri yayımladığını söylüyor. Başka yerden alınan uydurma hikâyeler, kopyalanıp sitelerine yüklenmeye devam ediyor. “ 4 yıldır patronunun kahvesine boşalmakla suçlanıyor ” başlıklı yalan haber, ilk olarak World News Daily Report sitesinde yayımlandı ve birkaç gün sonra Channel34News.com ’da görüldü. (Tye, ayrıca kaynağı başka yerler olan viral yalan haberleri sıkça yayımlayan sitelere de sahip). Tye, “Başta gerçekten de yalan haberlere bulaşmaya hiçbir şekilde çalışmamıştım. Bu şaka sitesi çoğunlukla insanların kendilerini ve arkadaşlarını etkileyen hikayeler uydurduğu bir yer… yıllar geçtikçe online uydurma hikayeler ve viral uydurma haberleri avantaja çevirdiğim kesin, bunu inkar edemem. Bu da para kazanmanın bir yolu.” dedi. Hızlı bir şekilde kendi-yalan-haberini-yap sitelerinden oluşan geniş bir ağ yaratmasına rağmen “şaka haber” konsepti olarak adlandırdığı bu hikayelerin fikir babası Tye değil. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Almanca, Portekizce ve İtalyanca yayın yapan en az 11 şaka haber sitesine sahip olan ve Belçika’da yaşayan Nicolas Gouriou olabilir. Gouriou’nun sitelerinden en eskisi, Mart 2015’ten beri yayında. Gouriou, BuzzFeed News’in röportaj talep eden çeşitli e-postalarına ve sorularına yanıt vermedi. Her iki adama ait sitelerde, bir yalan haberin yüklenmesi için benzer formların yanı sıra neredeyse kelimesi kelimesine benzer yönergeler bulunuyor. Tek fark ise Gouriou’nun sitelerinde bir sorumluluk reddi olması: “Her türlü zorba, ırkçı, homofobik veya pornografik şakalar yasaktır. İletişim Formu üzerinden bizimle iletişme geçerek uygunsuz içerikleri bildirmekten çekinmeyin.” Uyarıya karşın Gouriou’nun siteleri, o dildeki versiyonlarının yayımlandığı bazı ülkelerde eleştirel haberlere maruz kaldı. İspanya’daki en büyük gazetelerden birisi olan El Pais tarafından yönetilen bir web sitesi, İspanyolca şaka sitesi 12minutos.com hakkında bir haber yayımladı ve söz konusu sitenin bir siyasi uydurma haber kaynağı olduğuna ve hatta bir yalan haberin, gerçek bir gazetecinin, bir siyasetçiye bu haber hakkında soru sormasına neden olduğuna dikkat çekti. France TV, Gouriou’nun Fransızca yalan haber faaliyetlerini inceledi ve BuzzFeed Germany kısa süre önce, Gouriou’nun Almanca şaka sitesi hakkında insanları uyarmak için bir haber yayımladı . Gouriou’nun faaliyetleri Facebook’ta önemli oranda etkileşim alıyor. BuzzFeed News, Buzzsumo’dan alınan verileri kullanarak Gouriou’nun 11 sitesinde yalnızca son 12 ayda 2300’ün üzerinde haberin yayımlandığını tespit etti. Bu haberlerin hepsi, Facebook’ta toplamda 10,5 milyonun üzerinde paylaşım, reaksiyon ve yorum aldı. Bu haberler aynı dönemde Twitter’da 22 binin üzerinde paylaşıldı. Söz konusu siteler, Facebook’un “yalan haber” ve tık tuzaklarına yönelik sıkı tedbir getirme çabalarına rağmen sosyal ağda güçlü etkileşimler almaya devam ediyor. Tye, Facebook’taki tecrübesine dayanarak sitelerinin başarısının muhtemelen devam etmeyeceğini düşündüğünü söyledi. Tye, “Faceebook, dünyada, o dönemde iyi giden şeylerle mücadele etmek için çok şey yapıyor. Bir şey ne kadar hızlı giderse Faceebook, onun erişimine zarar veriyor ve yayılma yollarını etkiliyor.” dedi. Tye, bunun nedenlerinin, kısmen şirketin yalan haberlere yönelik sıkı tedbirleri, kısmen de Facebook’un, yayıncılara içeriklerinin tanıtımı için ödeme yaptırmak amacıyla söz konusu içeriğin organik erişim alanını kısıtlaması olduğuna inanıyor. Tye, “Facebook, çok değişti ve pek çok kişi için işleri zorlaştırdı ancak aynı zamanda benim gibi insanlara ve diğerlerine bir dolu para kazanma fırsatı ve alanı yarattı; bazı durumlarda hayatı değiştiriyor. Eskisi kadar sevimli olmayabilir ancak yine de harika.” dedi. Facebook’un sayfa ve siteleri için getirdiği her türlü kurala uymaktan mutlu olacağını ancak bu konu hakkında şirketten hiç kimseyle konuşamadığını söyleyen Tye, “Facebook ile daha ziyade bir iş ilişkisi kurmayı amaçlıyorum ve istiyorum. Onlarla birlikte harcayacak sağlıklı bir bütçem var.” dedi. Tye’nin Facebook’a ulaşamadığı yönündeki şikayetinin bir benzerini, sitelerinde yer alan bir şakanın ardından işleri bozulan restoran sahibi Begum de dile getirdi. Begum, “Facebook ile hiçbir şekilde iletişim kuramadığım, bunu kaldırmak ya da yayılmasını durdurmak üzere bir şeyler yapmaları gerektiğini söylemenin hiçbir yolunu bulamadığım için gerçekten öfkeliydim.” dedi. Begum, şirketin, yalan haber veya sahtekarlıktan etkilenen kişilerin arayabileceği bir ihbar hattı oluşturması gerektiğini ifade etti ve “Kelimenin tam anlamıyla, global olarak milyarlarca dolar kazanıyorlar ve bunun maliyeti çok az olacaktır.” dedi. Bugün, haberin viral olduğu ilk tarihten bu yana iki haftadan biraz fazla zaman geçmesine rağmen işlerinin hâlâ kötü olduğunu ve kendisini insan eti satmakla suçlayan öfkeli telefonlar almaya devam ettiğini söylüyor. Begum, “İyileşme süreci çok, çok yavaş oldu ve şu anda, geçen yıl bu zamanlardakine kıyasla satışlarım tamamen mahvolmuş durumda, gerçekten korkunç. İnsanlar hâlâ bu hikâyeye inanıyor ve hâlâ yayılıyor.” dedi. Begum sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanlar açısından bu, birinden bir diğerine geçtikleri bir ekran görüntüsü gibi. Birkaç tık… ve sonrasında bununla ilgili başka bir şey düşünmüyorlar ancak insan maliyeti korkunç. Bunun yüzünden ne uyuyor ne de yemek yiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum.”" teyit.org International Fact-Checking Network'un şeffaflık ve tarafsızlık ilkelerini kabul etti,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-uluslararasi-dogruluk-kontrolu-aginin-seffaflik-ve-tarafsizlik-ilkelerini-kabul-etti,"teyit.org, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından Poynter bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (International Fact-Checking Network) tarafından yayınlanan İlkeler Kılavuzu’nu (Code of Principles) tanıyarak imzacısı oldu. İlkeler Kılavuzu, dünyada doğruluk kontrolü yapan organizasyonlar arasında editoryal süreçlerinde, tarafsızlık, şeffaflık ve düzeltme politikası gibi ilkeleri dikkate alan doğrulama sitelerinin ortaya koydukları işlerin uluslararası geçerlilik kazanmasına yardımcı oluyor. Aralarında Snopes, Full Fact, Factcheck.org, Washington Post Fact Checker, Doğruluk Payı gibi birçok ülkeden farklı doğrulama kuruluşunun da yer aldığı imzacılar, İlkeler Kılavuzu’nda yer alan ilkeleri benimsediklerini gösteren bir başvuru formuyla imzacılığa aday oluyor, bir bağımsız uzman ve Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı yönetim kurulunun onayından geçtikten sonra imzacı olmaya hak kazanıyor. teyit.org’un kabul ettiği ve bağımsız değerlendirici tarafından teyit.org’un organizasyonunda ve editoryal süreçlerinde uygulandığı onaylanan ilkeler şöyle: Doğruluma sitesi, her analizini belirli standartlara göre hazırlar. Analizlerini hazırlarken herhangi bir politik taraf üzerinde yoğunlaşmaz. Her analizde aynı doğrulama sürecinin uygulanmasına ve sadece kanıtların sonuca götürmesine dikkat eder. Analizi yapılan konularda herhangi bir savunu yapmaz, siyasi pozisyon takınmaz. (teyit.org’un Objektiflik ve Açıklık ilkesini buradan okuyabilirsiniz.) Doğrulama sitesi, takipçilerinin de yapılan analizleri kontrol edebilmesini ister. Takipçilerin istedikleri takdirde araştırma sürecini tekrarlamaları için kullanılan kaynaklar detaylı bir şekilde verilir. Kaynağın kimliğinin açıklanması durumunda can güvenliğinin tehlike altına girecek olması halinde, kaynağı tehlikeye atmaması koşuluyla, olabildiğince detay sunulur. (teyit.org’un Objektiflik ve Açıklık ilkesini buradan , “Teyitçiyi kim teyit edecek?” yazısını buradan okuyabilirsiniz.) Doğrulama sitesi, finansal kaynakları konusunda şeffaftır. Analiz sonuçlarını etkilemeye yönelik bir girişimi olmadığından emin olunduğu sürece kuruluşlardan fon kabul eder. Doğrulama sitesinin yönetiminde söz sahibi olan önemli kişilerin profesyonel geçmişleri ve kurumun organizasyonel yapısı kamuya açık şekilde yayınlanır. Okuyucuların kuruma her şartta ulaşabilecekleri bir kanalın bulunmasına özen gösterilir. (teyit.org’un Ekip sayfasına buradan göz atabilir, takımda yer alan kişilerin öz geçmişlerini okuyabilirsiniz. Ayrıca Ekonomik Şeffaflık ilkesini buradan okuyabilirsiniz.) Doğrulama sitesi, iddiaların seçimi ve araştırılması, analizlerin yazımı, düzenlenmesi, yayınlanması ve düzeltilmesi aşamalarını detaylı şekilde açıklar. Doğrulama sitesi, okurlarını gündemdeki iddiaların takibi ve doğrulanması adına kendileriyle iletişime geçmeleri için teşvik eder ve neden ve nasıl doğrulama yapıldığı noktasında şeffaftır. (teyit.org’un Metodoloji’sine buradan ulaşabilirsiniz. İhbar sayfasından teyit.org’a şüpheli gördüğünüz içerikleri gönderebilir veya WhatsApp, Twitter, Facebook üzerinden mesaj atabilirsiniz.) Doğrulama sitesi, analizlerinde düzeltme politikasını önceden yayınlar ve bu politikayı titizlikle takip eder. Düzeltmelerini bu politikaya uygun olarak yapar ve takipçilerinin düzeltilmiş versiyona olabildiğince ulaşmasını sağlar. (teyit.org’un Düzeltme Politikası’na buradan ulaşabilir, daha önce düzelttiğimiz bir analize buradan göz atabilir, düzeltmeyi nasıl yaptığımızı inceleyebilirsiniz.) Kılavuzun orijinaline buradan ulaşabilir, teyit.org’un başvurusunu ve bağımsız değerlendiricinin başvuru hakkındaki görüşlerini inceleyebilirsiniz. Küresel çapta 126 aktif organizasyon siyasetçilerin ve medyanın doğruluğunu kontrol ediyor. Bu kurumlardan bugüne dek sadece 28 tanesi İlkeler Kılavuzu’ndaki ilkeleri uygulayarak hayata geçirdi. Bir doğrulama sitesinin Uluslararası Doğruluk Kontrölü Ağı’nın ilkelerini kabul ettiğini yukarıda görülen arma ile doğrulayabilirsiniz. Kuruluşların doğrulama aşamalarında gerekli olan tarafsızlık, şeffaflık gibi ilkeleri kabul ettiğini bu arma ile anlamak mümkün. teyit.org’un imzacı arması Nedir? sayfasında görülebilir." Adalet Mitingi sırasında alandaki kişi sayısına dair iddialar ve olasılıklar,https://teyit.org/teyitpedia/adalet-mitingi-sirasinda-alandaki-kisi-sayisina-dair-iddialar-ve-olasiliklar,"İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada ve sosyal medyada yapılan paylaşımlarda 9 Temmuz’da düzenlenen Adalet Mitingi’ne 175 bin kişinin katıldığı iddia edildi. Miting alanının yüz ölçümü dikkate alınarak yapılan inceleme ve ölçümler sonucunda yaklaşık 175 bin kişinin Maltepe miting alanında bulunduğu belirtildi. Adalet Mitingi’nde sahneden kalabalığı gösteren fotoğraflara ve havadan yapılan video çekimlerine bakıldığında miting alanı olarak dikkate alınan bölgenin Google Earth görüntüsündeki iki parça halinde bulunan çayır ve beton dolgu gösteri alanı olduğu görülebiliyor. Çayır ve Gösteri alanı içerisinde yer alan camiyi hem Google Earth görüntülerinde hem de miting alanında görebiliyoruz. Miting alanının Kemal Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu sahne ile bu cami arasında yer aldığını söylemek mümkün. Mapchecking isimli araçla metrekare başına kaç insanın sığacağı hesaplanarak toplam kaç kişinin bir alanda bulunabileceği üzerine tahminde bulunmak mümkün. Metrekare başına bir kişi düştüğü varsayıldığında alanda yaklaşık 100 bin işi olabileceği belirtilebilir. Adalet Mitingi’ndeki kalabalık göz önünde bulundurulduğunda metrekare başına bir kişinin düşüyor olması mümkün görünmüyor. Kitle üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. G. Keith Still, kitlenin güvenliği ve risk analizi konularında uzman. Still’in geliştirdiği metotla, bir metrekareye bir kişinin düştüğü kalabalığın görselleştirilmiş haline bakıldığında Adalet mitinginin daha kalabalık olduğunu söylemek mümkün. Mitingte insanların toplandığı ortalama yaklaşık 100 bin metrekarelik alanda İstanbul Valiliği’nin iddia ettiği şekilde 175 bin kişi bulunuyor olsaydı, Maltepe Etkinlik Alanı’nın yukarıdan görüntüsünün yoğunluğunun şu şekilde olması gerekirdi. Metrekare başına üç kişinin düştüğü varsayıldığında toplamda yaklaşık 300 bin kişinin miting alanında bulunabileceği söylenebilir. Still’in hazırladığı görselleştirmeyle metrekare başına üç kişinin bulunduğu bir görüntünün yoğunluğu şu şekilde görülebilir; Metrekare başına beş kişinin düştüğü varsayılırsa alanda yaklaşık 510 bin kişi bulunabilir. Metrekare başına beş kişinin nasıl bir yoğunlukla görüldüğü ise şu şekilde görselleştirilebilir. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası yaptığı açıklamada miting alanının yaklaşık 273 bin metrekare olduğunu ve 100 bin metrekarelik alanda da katılımcıların olduğunu, toplamda 373 bin metrekarelik alanın hesaplanması gerektiğini ifade etti ve sayının en az 1 buçuk milyon olduğunu belirtti. Odanın bahsettiği 100 bin metrekarelik alanın nereyi kapsadığı bilinmemekle birlikte bahsi geçen 270 bin metrekarelik alanın tümü de miting için kullanılmıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı Üstyapı Projeler Müdürlüğü’nün Maltepe Sahil Yolu Dolgu Projesi ile ilgili hazırladığı sunumda bu iki alanın toplam alanının 270 bin metrekare olarak ifade edildiği görülebiliyor. Projede belirtilen Çayır ve Gösteri Alanı’nın tamamının 270 bin metrekare olduğunu Mapchecking ile de doğrulamak mümkün. Ancak Adalet Mitingi ve diğer etkinlikler sırasında 270 bin metrekarelik alanın yalnızca bir bölümü kullanılıyor. Bu detayı miting sırasında çekilen videolarda görmek mümkün . Alanın sağ ve solundaki yeşillik alanlarda katılımcı bulunmuyor. Mitinge toplamda kaç kişinin katıldığı bilinemese de fotoğraflarla belirlenebilen miting alanı içerisinde en az yaklaşık 100 bin kişi bulunabilirken, en çok ise metrekare başına yedi kişinin bulunabileceği varsayımıyla 700 bin kişi alanda aynı anda yer alabilir. Metrekare başına beş kişiden fazla düştüğü koşullarda Still bunu yüksek risk taşıyan bir sayı olarak yorumluyor. Bu yüzden bir miting alanında metrekare başına en fazla yedi kişinin bulunabileceğini söyleyebiliriz. Bunlar kesin sayılar olmasa dahi bu sayılar ortalama bir veri olarak kabul edilebilir. Mapchecking aracıyla miting alanı farklı şekilde hesaplanarak farklı sayılara ulaşılması mümkün. Ancak bu sayılarda daha büyük oynamalar olması mümkün görünmüyor. Maltepe Miting Alanı’nda 2014 Ağustos ayında Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı için düzenlediği mitinge 2 milyondan fazla kişinin katıldığı iddia edilmişti. Ancak Maltepe Miting Alanı’nda, yukarıda da belirtilen sebeplerden ötürü en fazla yaklaşık 700 bin insanın bulunabileceği söylenebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü üzerine 2015 yılında yaptığı açıklama sırasında Maltepe'deki alanın 2 milyon kişi aldığını iddia etmişti. Ancak Mapchecking'e göre bu kadar kişinin bu alana sığabilmesi, ancak Maltepe Park Alanı'nın tümünün kullanılmasıyla ve metrekare başına üç kişi düşmesiyle mümkün olabilir. Maltepe Park Alanı'ndaki bütün alanda insanların toplanması mümkün olamayacağı için iki milyon kişinin de bu alanda toplanması mümkün değil." Araştırma: Twitter bilgi kirliliğini besleyenlerin oyun sahası haline nasıl geliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-bilgi-kirliligini-besleyenlerin-oyun-sahasi-haline-nasil-geliyor,"*Bu içerik ilk kez  "" How Twitter Is Being Gamed to Feed Misinformation "" başlığıyla The New York Times tarafından 31 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmış ve Taha Onur Selimoğlu tarafından Teyit için çevrilmiştir. Amerika’daki başkanlık seçimlerinden sonra Facebook, bilgi kirliliğini (ya da herkesin sevmediği her haber hakkında söylediği bir söz haline dönüşmeden önce kullandığımız tanım olan “yalan haberi”) yayma konusundaki oynadığı rol sebebiyle eleştiri yağmuruna tutuldu. Eleştiriler odak konusunda haksız değildi: Facebook dünyanın en popüler sosyal ağı ve milyonlarca insan günlük haberleri oradan alıyor. Ancak Facebook’a odaklanılması diğer sosyal ağların bu işten sıyrılmasına sebep oluyor. Günlük bağımlılığım Twitter’dan bahsediyorum. Facebook’tan daha küçük olmasına rağmen Başkan Trump’ın da favorisi olan 140 karakterlik sosyal ağ, ağırlıkla medya çalışanları tarafından kullanılması sebebiyle haber konusunda muhtemelen Facebook’tan daha fazla etki yaratıyor. Twitter’ın haberler için yarattığı bu etki, sorunu da beraberinde getiriyor. Twitter, içerisinde gruplaşmalara sebep olan, kendi içine kapalı bir alan.Bu durum Twitter’dahazır cevap olmayı ödüllendirirken, bu hafta birkaç uykusuz saate sebep olan ve aslında bir yanlış yazımdan kaynaklanan “covfefe” şamatasında olduğu gibi, ciddiyet içerisindeki aptallığı da yüceltme eğiliminde. Ancak en büyük problem Twitter’ın haberler için sunduğu bu alanın propaganda ve yanlış bilginin üretimi ve yayılımında rol oynuyor olması. Bu durum gruplaşmayı derinleştirdikçe komplo teorilerini de besliyor — sadece haber tüketicileri değil, medya içerisindeki insanların bile Twitter’daki bu durumu anlamaması, bu mekanizmayı daha da kötüleştiriyor. Yakın zamanda, bu hassas işleyişin, temelsiz bir komplo teorisi ni gündemde yukarılara taşıdığına şahit olduk: geçtiğimiz yıl Ulusal Demokratik Komite çalışanı Seth Rich cinayetinin bir şekilde Clinton’un kampanya maillerinin sızmasıyla bağlantılı olduğu iddiası. Teori, Fox News spikeri Sean Hannity’nin bu teoriyi dillendirmesiyle daha da güçlendi. Ancak bu iddiayı ilk başta ortaya çıkaran Twitter’daki gruplardı. — ya da Twitter botları demek daha doğru— Bu gruplar, hikayenin güçlenmesine ve büyümesine sebep olmuşlardı. Nasıl olduğuna bakalım. Günümüz dezenformasyon eko sisteminin bir sindirim sistemi olduğunu düşünün. En üstten — buraya ağız diyebiliriz — propaganda hammaddesini girelim: medya içeriğini manipüle etmek isteyen siyasi kampanyacıların, terörist grupların, hükümet destekli trollerin ya da internette radikal gruplarla hemhal olmuş provokatörlerin hazırladığı capsler. Ardından, sizin ve tanıdığınız herkesin ağzını doldurmak üzere paketlenmiş hikayeler ortaya çıkar. Bunlar kibarca “diğer uç” diyebileceğimiz yolla aşağıya doğru inmeye başlar. Hemen arkasından, radyoların, televizyonların prime-time yayınlarını aynı zamanda viral Facebook postlarını şu ya da bu şekilde hızla domine eder, Hillary Clinton örneğinde olduğu gibi. Peki bu ham madde nasıl çokça bilinen bir hikayeye ya da komplo teorisine dönüşüyor? Bu ham maddenin yolculuğu çok yönlü ve esnek, aynı zamanda birçok medya platformuna yayılmış durumda. Oysa geçen yıl, en büyük yanlış bilgi kampanyalarının çoğunda Twitter kilit rol oynamıştı. Özellikle de dijital haberler için Twitter ince bağırsak gibi davranır. Burası, siyasi mesajların ve dezenformasyonun geleneksel medyaya, Facebook’a ve dünyanın geri kalanına kitlesel olarak dağıtılmak için sindirildiği, paketlendiği ve seçildiği yerdir. Twitter’ın oynadığı bu rolün 2016’da seçim kampanyaları sırasında (aslında kampanyalardan beri) daha da yoğunlaştığını görüyoruz. Twitter şu anda, haberler için bir kahvehane fonksiyonu görüyor. Gazetecilerin hikayeleri bulduğu, kaynaklarıyla buluştuğu, işlerini öne çıkardığı, rakiplerinin işlerini ve katıldığı atölyeleri eleştirdiği bir yer. Daha az göze çarpan, Twitter’ın giderek gazetecilerin bilinçsizce dünya görüşü inşa ettiği ve düzenli olarak bağırsaklarını kontrol ettiği yani nerede neyin önemli olduğunu, kapsadığı alanı ve işe yarayıp yaramadığını belirlediği bir yer haline gelmiş olduğu. Bu durum Twitter’ı manipülatörlerin ana hedefi haline getiriyor: Eğer Twitter’da büyük bir şey yakaladıysan, aynı zamanda her yerde (tüm mecralarda) olmayı garanti ediyorsun. Data & Society Research Institute’un yakın zamanda yayınladığı Medya Manipülasyon Mekanizmaları Raporu ’nun editörlerinden Alice Marwick şöyle diyor: “Gazeteciler Twitter’da bir hikayenin büyüdüğünü gördüklerinde, hikayenin alternatif bir çerçeve içinde olduğu ya da komplo teorisi olup olmadığı gözetilmeksizin, bunu haberleştirmeyi bir sorumluluk olarak görüyorlar. Çünkü haber yapmazlarsa yanlı olmakla suçlanabilirler.” Twitter, siyasi mesajların ve dezenformasyonun geleneksel medyaya, Facebook’a ve dünyanın geri kalanına kitlesel olarak dağıtıldığı yerdir. Ali Asaei Kendini buna adamış medya manipülatörleri için Twitter’da bir hikayeyi büyütmek çok da zor bir şey değil. Kullanıcıların gerçek isimlerini kullanmalarını gerekli kılan Facebook’un aksine Twitter, kullanıcılarına tamamen anonimlik sunuyor ve birçok fonksiyonunu kendi dışındaki programcılar için erişilebilir hale getiriyor. Bu da insanların eylemlerini Twitter içerisinde otomatik hale getirebilmesine izin veriyor. Sonuç olarak insanlar, sayıları çok fazla olan, ucuz ve kullanımı kolay online araçlar kullanarak, gerçek hesaplarmış gibi görünen, binlerce Twitter botunu hızlıca oluşturabiliyor. Ancak bunlar tıpkı bir kukla ustası gibi bir kişi tarafından yönetiliyor. Twitter’ın tasarımı metriklere aşırı bağımlılığı teşvik ediyor. Her tweet, beğeni ve retweet sayaçlarını üzerinde taşıyor. Bu metrikler kullanıcılar için gerçek dünyadaki popülerliğin ölçütü haline gelmiş durumda. Oysa bu metrikler oynanabilir. Tek bir Twitter kullanıcısı çok sayıda hesap oluşturabilir ve bunları koordine bir şekilde çalıştırabilir. Bu durum Twitter’da nispeten küçük bir grubun daha büyükmüş gibi görünmesini sağlayabiliyor. Facebook’taki başlıca tehlike sahte bir hikayenin yayılmasıyken Twitter’daki tehlike sahte insanların (hesapların) bir araya gelmesidir. “Botlar, grupların herhangi bir sosyal medya platformunda olduğundan daha yüksek sesle konuşmalarını sağlıyor, böylece Twitter’ın bir megafon olarak kullanılmasına izin veriyor. Bu durum belirli bir siyasi aday ya da kapmanyaiçin ‘üretilmiş konsensus’ olarak adlandırdığım, popülerlik yanılsamasını inşa ediyor.” diyor Oxford Üniversitesi Hesaplamalı Propaganda Projesi’nin yöneticisi ve araştırmacısı Samuel Woodley. Bu durumun komplo teorileri için nasıl işlediği nispeten belirgin. Twitter’ın dışında, bir mesajlaşma uygulaması ya da Facebook grubunda, bir grup, belirli bir iletiyi öne çıkarmaya karar verir. Ardından akış başlar. Botlar, hikayeyi destekleyen binlerce hatta yüz binlerce iletiyi tweetleyerek tekrar tekrar öne çıkarırlar, genellikle #pizzagate ya da bir kaç hafta önceki #sethrich gibi bir hashtag aracılığıyla bunu yaparlar. İlk amaç ikna etmek ya da inandırmak değil, topluluğu bombardımana tutarak konu hakkında çokça konuşulduğunu göstermek için baskı kurmaktır. En büyük ödül, genellikle internet gündemini belirleyen, Twitter Trend Topic’e girmektir. Mayıs ortasında, Washington’daki Fox muhabirinin Rich’in ailesi için çalışan özel araştırmacının sürpriz bir kanıtı olduğuna dair haberinden hemen sonra, benzer bir duruma şahit oldum. Hikaye daha sonra gündemden düştü , ama o akşam Twitter botları konuşmaya devam etti. Ya hiç takipçisi olmayan ya da çok az takipçili yüzlerce Twitter hesabı hikayeyle bağlantılı tweetler atmaya başladı. Ertesi sabah #SethRich Twitter’da yerel olarak trend topic’e girmişti ve zamanla Mr. Hannity’e kadar ulaşan komplo teorisi sağcılar arasında yayılmıştı. Twitter’dan bir sözcü, Twitter’ın botlara karşı önlemler aldıklarını açıkladı; botlar aracılığıyla yapılan manipülasyonlara bakan ve bot hesap ları tespit etmek ve kapatmak için yeni araçlar geliştiren bir takımları bulunuyor. Dahası var, medya çok büyük ve kaotik olduğu için, botların hikayeleri yaymadaki rolü kesin olarak belli değil. Komplo teorileri, Twitter henüz olaya dahil olmadan çok önce konuşuluyordu. Eğer Twitter’ı denklemden çıkarsaydık, Sean Hannity, Seth Rich söylentisini yine de yakalayamayacak mıydı? Ancak uzmanlarla konuştukça propaganda için kullanılan Twitter botlarının demokrasi üzerinde yıkıcı bir etkisi olabileceğine daha fazla ikna oldum. Araştırmalar botların Twitter’da her yerde bulunabileceğini gösteriyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde araştırmacı olan Emilio Ferrara ve Alessandro Bessi, geçen yıl seçimlerle ilgili konuşmaların beşte birinin botlar tarafından üretildiğini tespit etti. Çoğu kullanıcı botlara karşı kördü ve botlara diğer kullanıcılara davrandıkları gibi davranıyorlardı. “Gerçek kullanıcılar botları ayırt etmek konusunda başarılı değiller.” diyor Ferrara. Görünmez olarak çalıştıkları için botlar haberlerin hızını artırıyorlar: Belirli hikayelerin keşfedilme ve yayılma sürecini hızlandırarak bilinmeyen bir hashtag’i bir sonraki büyük hikaye haline dönüştürüyorlar. Trend olan bir hashtag interneti tarayan bir gazeteci için tuzak haline geliyor: Bir komplo teorisini çürütmek için interneti tarıyor olsa bile propagandacıların istediği konuyla uğraşmış oluyorlar. Sonuç olarak kötü niyetli olsalar da botlar internette karşılaştığımız her şeye şüpheyle bakmamız gerektiğini gösteriyorlar. “Yalan haber”in yükselişi Başkan Trump’ın karşılaştığı her şeyi “yalan haber” olarak etiketlemesini sağladığı gibi, botların yükselişi de bize herhangi bir online ilgiyi göz ardı ederek onu “otomatize” olarak tarif etmemize sebep olabilir. Sevmediğiniz herhangi biri bot olabilir ya da çok fazla retweet almış bir tweet botlar tarafından şişirilmiş olabilir. Botlar üzerinde çalışan teknoloji uzmanı Renee DiResta şöyle diyor: “Eğer bir şeyi trend haline getirebiliyorsan gerçeğe de dönüştürebilirsin” Peki durum böyleyse neden her şeye inanıyoruz?" Araştırma: WhatsApp’ın ciddi sonuçlar doğuran internet söylentileriyle başı belada,https://teyit.org/teyitpedia/whatsappin-ciddi-sonuclar-doguran-internet-soylentileriyle-basi-belada,"Bu içerik ilk kez "" WhatsApp Has A Viral Rumor Problem With Real Consequences "" başlığıyla Buzz Feed News tarafından 31 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gözde Gizem Öztürk tarafından Teyit için çevrilmiştir. WhatsApp’ın Brezilya’daki 100 milyon kullanıcısı arasında yayılan söylentiler absürd hikayelerden, insanların hayatlarını tehlikeye atabilecek olaylara kadar çeşitlenebiliyor: Tıpkı bir yatak satıcısının şeytanla anlaşma yaptığına dair yayılan hikaye gibi. Brezilya’da WhatsApp kullanıcıları arasında yayılan hikâyelerden birisi şöyle gelişti: Genç bir kadın ve yaşlı bir erkek çift çocukları kaçırıp başka ülkelere satıyormuş. Bu söylenti 5 Nisan’a kadar çok da büyük bir olay yaratmadan mesajlaşma uygulamasında yayılmaya devam etti ta ki birisi 20 yaşlarında bir kadın ve 60 yaşlarında bir erkeği Rio de Janeiro’nun göz alıcı göl bölgesi olan 110 bin nüfuslu Araruama merkezinde birlikte görene kadar. Bu yabancı, aracın plakası görünecek şekilde 1989 model beyaz Ford Escort arabanın içerisindeki çiftin fotoğrafını çekti. Bu fotoğraf, hiçbir delil olmamasına rağmen, çiftin çocukları kaçıran dolandırıcılar olduğu yönünde WhatsApp mesajlarıyla ve Facebook iletileriyle hızlı bir biçimde yayıldı. Birkaç saat içinde öfkeli bir kalabalık adaleti yerine getirmek için çifti takip etmeye başladı. İkisini de hırpalayıp adamın arabasını ateşe verdiler. Şanslılardı ki, bir arkadaşı satış görevlisi olan Pâmella Martins isimli genç kadını tanıdı. Martins’e eşlik eden kişi de ise arkadaşı Luiz Aurelio de Paula’ydı. Aynı zamanda Araruama polisi de olaya müdahale etti. Martins BuzzFeed News’e “O Tanrı’ydı.” diye konuştu. Genç kadın artık WhatsApp kullanmıyor. Martins azınlıktakilerden biri: Bağımsız araştırmalar, internet bağlantısı olan Brezilyalılar’ın yüzde 80 ila 92’sinin WhatsApp kullandığını gösteriyor. WhatsApp, 100 milyonu Brezilyalı olan 1.2 milyar kullanıcıyla dünyanın önde gelen mesajlaşma uygulamalarından biri. Bir ş irket tarafından Brezilyalı WhatsApp kullanıcıları arasında yapılan araştırmaya göre, kullanıcıların yüzde 53’ü uygulamayı espri, internet şakaları ve komik şeyler paylaşmak için kullandığını söylerken, yüzde 35’i uygulamayı haber ve gazete, dergi gibi iletişim araçlarından bilgi paylaşmak için kullandığını söylüyor. WhatsApp internette yayılan yanlış bilgilerle tahrip edilmiş tek platform değil elbette. Fakat şüpheli haberlerin çoğunlukla onları yaratan hesaplara kadar takip edilip, izinin sürülebildiği Facebook ve Twitter’ın aksine, mesajlaşma uygulamaları, gizli ve kapalı mesajlaşmanın doğası gereği söylentinin ne kadar yaygın bir şekilde etrafta dolaştığının öğrenilmesini imkânsız hale getiriyor. Bir şey çok net: Pâmella Martins ve Luiz Aurelio de Paula’yı mağdur ettiği gibi bu söylentiler, WhatsApp aracılığıyla birçok insana ulaşıyor ve bu sayede bu insanların yaşamlarında ciddi hasarlar yol açmaya neden oluyor. Mario Gazin’in başına gelen de böyle bir olay. Daha fazla yatak satmak için şeytanla bir anlaşma yaptığını iddia eden bir ses kaydı WhatsApp’ta paylaşıldıktan sonra Gazin’in yatak fabrikası 1 milyon adet sipariş kaybetti. Bu söylenti özellikle Brezilya nüfusunun yüzde 29’unu oluşturan Evanjelistler arasında popüler oldu. Bu iddia bir “delil” ile desteklendi: Markanın yataklarının içinde mezar toprağının bulunduğu fotoğraf ve videolar, Gazin’in ölüler dünyasıyla anlaşma yaptığını “kanıtlayacak şekilde” paylaşıldı. Markanın satıcıları bu durumun satışları etkilediğini fark etti fakat siparişlerin iptal edilmesi Gazin için bardağı taşıran son damla oldu. BuzzFeed News’e “İşte o zaman (söylentiyi) takip ettim ve (söylentinin) başladığı yeri buldum.” diye konuşan Gazin, Ekim 2015’te haber yayılmaya başladıktan sonra “şeytanla ilişkisini” reddetmek için bir video çekti ve Facebook’ta paylaştı. Yaptığı açıklama 3 milyon kez görüntülendi. Gazin, “(Bu video) oldukça yardımcı oldu ve ayrıca o zamana dek düşük performans gösteren bazı eyaletlerde markamızı güçlendirdi.” diye konuştu. WhatApp’ta yaygın bir biçimde dolaşan bir başka hikâye gerçek olamayacak kadar iyiydi. Söylenti, Brezilya’nın önde gelen hastanelerinden biri olan Suriyeli-Lübnanlı Hastanesi’nin cilt ve böbrek kanseri için bir aşı geliştirdiğini iddia ediyordu. Hastane, WhatsApp’ta dolaşan bu haberi reddetmek için bizzat açıklama yaptı. Hastane yaptığı açıklamada “Böyle bir araştırma var fakat sonuçları sınırlı seviyede etkili ve sadece az sayıda hasta, geçici bir süre için yararlanabiliyor. Şimdiye dek bu aşılarla açıklanabilecek bir tedavinin var olduğuna dair bir kanıt yok.” dedi. São Paulo Tıp Bilimi Bölgesel Konseyi’nde bulaşıcı hastalıklar uzmanı ve iletişim direktörü olan Marcos Boulos, BuzzFeed News’e “Böyle bir söylenti her zaman vardı fakat şimdi daha hızlı yayılıyor” diye konuştu. “Şimdiye dek gerçekte var olmayan birçok aşı hakkında sorular aldım. Almış oldukları tedaviye alternatif bir tedavi olarak bu söylentilerden bahseden hastalarım oldu.” İnsanlar WhatsApp’ta dolaşan bu yalanlardan fiziksel ve maddi olarak mağdur olsalar da bu asılsız haberleri ortaya atanlar nadiren cezalandırılıyor. WhatsApp bir uyarıyla kullanıcılarını “sorunlu içerikleri” ihbar etmeleri için teşvik ediyor: “Mesajlarınızın emniyet, gizlilik ve güvenliğini için mesajların içerikleri genelde bize açık değil; bu da ihbarları doğrulamamızı ve işlem yapmamızı engelliyor.” Portekiz’de bir bilgi formu şüpheli mesajları tespit edebilmek için ipuçları veriyor fakat sonuç olarak şirket, kullanıcılarını eğer birisinin tehlikede olduğunu düşünüyorlarsa hukuki yollara başvurmaları için yönlendiriyor. WhatsApp kullandığı uçtan uca şifreleme yöntemi nedeniyle mesajları göremediğinden şirketin kurucu ortaklarından Brian Acton Şubat ayında Times of India’ya “Bizim duruşumuz insanların yalan haberleri anlaması ve icabına bakması için araçlar ve imkânlar yaratmak yönünde. Böylelikle insanlar bu haberleri ihbar edebilir, hatta kullanıcıları veya bu tarz şüpheli haberleri devam ettiren şeyleri engelleyebilir.” diye konuştu. Araruama’da iş arkadaşı Luiz Aurélio de Paula ile birlikte dayak yiyen Pâmella Martins, kendilerine saldıran kişilerin sorumlu tutulacağına dair ufak bir şans olduğuna inanıyor. Martins, en azından çocuk kaçıran çift oldukları iddialarını uyduranların mahkemede hesap vereceğini umuyor. Luiz Aurélio de Paula’nın arabasının fotoğrafını paylaşan annenin (Facebook) hesabı ve öfkeli kalabalığı sokağa döken Facebook iletisi silindi. Polis, bu sahte hikâyeyi doğrulayan ses dosyasını kaydeden adamın kimliğini tespit etmeye çalışıyor. Martins başından geçen bu travmatik olaydan sonra WhatsApp kullanmayı bırakırken, yatak şirketi sahibi Gazin, olayın sahte olduğunu açıkladıktan sonra WhatsApp’ı kabullendi. Gazin şu an uygulamayı müşteri hizmetleri sunmak için kullanıyor ve hatta WhatsApp’tan satış yapıyor. Gazin “Bu keskin dönüşü asla hayal edemezdim.” diye konuştu. Bulaşıcı hastalık uzmanı Boulos da kendi adına probleme dair tek bir tespit yapıyor: “WhatsApp aynı kaldığı sürece, insanlar istediği her türlü saçmalığı söyleyecek.”" Atatürk'ün söylediği iddia edilen sözler nasıl doğrulanır?,https://teyit.org/teyitpedia/ataturkun-soyledigi-iddia-edilen-sozler-nasil-dogrulanir,"İnternetteki bilgi kirliliğinden belki de en çok muzdarip olanlar tarihsel kişilikler. Kendilerine atfedilmiş tartışmalı sözler ve cümlelerle her an internette karşılaşmak mümkün. Bu durumun en çok yaşandığı tarihsel figürlerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. İnternet üzerinden yapacağınız küçük bir aramayla Atatürk’e atfedilmiş bir çok özlü söze denk gelmeniz muhtemel. Peki bu sözlerin hangileri gerçekten Atatürk tarafından söylenmiş olabilir? Örneğin, sosyal medyada, Atatürk’ün 7 Aralık 1927 yılında Ankara’da bir konuşma yaptığı ve konuşmasında toplumu cemaatlerin tehlikesine karşı uyardığı iddia edildi . Atatürk’e atfedilen yazı çeşitli köşe yazarları tarafından da kullanıldı. Ayrıca yazının Anıtkabir Dergisi ’nin başyazarı tarafından kullanıldığı da görülebiliyor . Farklı şekillerde internette dolaşımda olan iddianın orijinalinde tarihin 17 Aralık 1927 olduğu anlaşılıyor. Aslında metindeki tarihin tesadüf olmadığını ve bu tarihten kuşku duymak gerektiğini hatırlatabiliriz. 17 Aralık tarihi, AK Parti ve Fethullah Gülen Cemaati arasında 17-25 Aralık tarihinde başlayan olaylara bir gönderme olarak düşünülebilir . 17 Aralık 2013 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in talimatıyla yürütülen yolsuzluk operasyonunda bazı bakanlarının çocukları, Halk Bankası Genel Müdürü, Ali Ağaoğlu ve Rıza Sarraf’ın da aralarında bulunduğu 89 kişi gözaltına alınmıştı. 25 Aralık’ta ise Muammer Akkaş yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmak için belge hazırlamış fakat belge emniyet tarafından işleme konmamıştı. Yani bu tarih söz konusu metnin olayların gerçekleştiği 2013 yılından sonra yazılmış olabileceğini gösteren güçlü bir delil niteliğinde. Ancak, Atatürk’e atfedilen ve 17 Aralık 1927’de söylendiği belirtilen sözler doğru değil. Herhangi bir kaynakta Atatürk’ün bu sözlerine rastlanmıyor. Örneğin, Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 2006 yılında yayınlanan “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” isimli kitap incelendiğinde Atatürk’ün söylediği iddia edilen sözlerle karşılaşılmıyor . Yine aynı kurum tarafından hazırlanan “Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri” isimli eserde de söz konusu cümlelere rastlanmıyor . Atatürk’ün yazdığı Nutuk ve Medeni Bilgiler kitaplarında da böyle bir kısmın olmadığı görülebiliyor. Son olarak, Atatürk’ün Yasama yılı açılışlarında 1924’ten 1938’e kadar olan meclis konuşmaları incelendiğinde de yukarıdaki sözleri destekler nitelikte şeylere ulaşılamıyor . Atatürk’e ait olduğu iddia edilen metnin altında yer alan “Mustafa Kemal Atatürk” imzası ise iddianın doğru olmadığını belirten bir başka delil. Yazının yazıldığı tarih olarak belirtilen 1927 yılında henüz soyadı kanunu yürürlükte değil. Dolasıyla Mustafa Kemal henüz Atatürk soyadını almamış. Mustafa Kemal’in, 24 Kasım 1934 yılında çıkan 2587 sayılı kanunla Atatürk soyadını aldığı görülebiliyor . Harf Devrimi'nin 1928 yılında gerçekleşmiş olması da iddianın doğru olmadığını gösteren bir başka konu. Buna göre söz konusu metnin Latin harfleriyle yazılmamış olması gerek. Yazının hangi kaynaktan Türkçeleştirildiği veya orijinal Osmanlıca kaynağın ne olduğu da belli değil. Radikal Gazetesi’nin konuyla ilgili olarak 2015 yılında yaptığı bir haberde de tarihçi Ayşe Hür’ün iddiaları yalandığını görmek mümkün . Ayşe Hür yazıyı son derece sığ ve hatalı bulduğunu belirterek Radikal Gazetesi’ne şunları söylemişti: “Bu metnin/konuşmanın dili ve üslubu Atatürk'e ait değil. Metinde Atatürk gibi İslam tarihine hakim biri tarafından yapılmayacak kadar bariz bilgi hataları var. (Atatürk, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin tekke ve zaviyeler tarafından yıkılmadığını bilir.) Bu metnin/konuşmanın kaynağı hiçbir yerde belirtilmiyor.” Atatürk’e atfedilen sözler için bakılması gereken öncelikli ve en önemli kaynak ise Nutuk. 1919’dan başlayarak 1927 yılına kadar geçen sürede yaşananlar Nutuk’ta bizzat Atatürk tarafından anlatılıyor. Yani herhangi bir atıf ve yorum olmadan Atatürk tarafından söylenmiş cümleler kitapta yer alıyor. Atatürk’ün çeşitli yıllarda İslamiyetle, tekke ve zaviyelerle, din adamlarıyla ilgili sözlerine ulaşılabiliyor. Fakat bunlar geleceğe yönelik tahminlerden çok geçmişi ve günü değerlendirmek üzerine söylenmiş sözler. Nutuk’un 6. bölümünde yer alan “Ülkede Dirlik ve Düzeni Kurmak İçin Uygulanan Olağanüstü Tedbirlerin İyi Sonuçları” başlıklı bölüm ise şu şekilde : “ Baylar, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük, türbe bekçiliği vb. gibi birtakım sanların yasak edilmesi ve kaldırılması da Takriri Sükûn Yasası yürürlükte iken yapılmış işlerdir. Bunlarla ilgili yürütüm ve uygulamaların, toplumumuzun, boş inanlara bağlı, ilkel bir topluluk olmadığını göstermesi bakımından, ne denli gerekli olduğunu çok iyi bilirsiniz. Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve alınyazılarını ve canlarını, falcıların, büyücülerin, üfürükçülerin, muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşmuş bir topluluğa, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek niteliğini, yanlış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi öğeler ve kurumlar, Yeni Türkiye Devletinde, Türk Cumhuriyetinde sürdürülmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına, en büyük ve düzeltilemez bir yanılgı olmaz mıydı? İşte biz, Takriri Sükûn Yasasının yürürlükte oluşundan yararlandıksa, bu tarihsel yanılgıyı işlememek için; ulusumuzun alnını, olduğu gibi açık ve temiz göstermek için; ulusumuzun bağnaz ve ortaçağ anlayışlı olmadığını tanıtlamak için yararlandık.” Nutuk haricinde Atatürk’ün yurt gezileri, açılışlar, meclis konuşları, konferanslar gibi yerlerle yaptığı konuşmalar da önemli bir kaynak niteliğinde. Yine Atatürk’ün 1922 yılında Bursa’daki Öğretmenlere yaptığı konuşmasında şu ifadelere rastlanıyor : “ Hanımlar, Beyler! Bir milleti, düşmüş olduğu herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir milleti aydınlatmakta devlet adamlarının sahip olduğu büyük önem inkâr edilemez. Hatta diyebiliriz ki, bugünü görmek; milletin temizliği ve namusu, vatansever millî çabası ve özellikle hor görülen faydalı duyguları sayesinde etkili olmuştur. Fakat bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Bu düşüncemi açıklayayım: Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hastalıklı olması demektir… Bundan dolayı kurtuluş sosyal yapımızdaki hastalığı açmak ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî bir şekilde olursa iyileştirici olur. Yoksa tam tersine hastalık sürekli ve tedavi edilemez bir hale gelir. Bir sosyal yapının hastalığı ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten güçler vardır: Düşünce güçleri ve sosyal güçler… Düşünceler, anlamsız, mantıksız safsata larla dolu olursa, o düşünceler hastadır. Kezâ sosyal hayat akıl ve mantıktan mahrum, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felç olur.” Bu noktada anonimleşmiş bir cümle veya özlü sözün tarihsel kişiliklere daha kolay atfedildiği görülebiliyor. “Adalet Mülkün Temelidir” sözü belki de bu cümlelerin en ünlülerinden. Kimi kesimlerin Hz.Ömer ’e, kimi kesimlerin Atatürk ’e bazı kesimlerin de Selçuklu veziri Nizamülmülk ’e atfettiği söze latince bir deyim olarak da denk gelmek mümkün. Ayrıca, Nizamülmülk’ün “Siyasetname” isimli eseri incelendiğinde böyle bir sözün olmadığı da görülebiliyor . Örneğin, 1279 yılında inşa edilen ve Avusturya’da bulunan Habsburg Sarayı’nın bir bölümünde “Justitia Regnorum Fundamentum” yazdığı görülebiliyor . Avrupa’da birçok şehirde kullanılan yazı Türkçe’ye “Adalet Mülkün Temelidir” olarak çevrilebilir. Latincede bu tip özlü sözler farklı formlarda kullanılabiliyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan ”Fiat Justica Et Ruat Caelum” sözü de bunlardan biri. “Adaleti Uygulayın, Bırakın Gökyüzü Yerle Bir Olsun” anlamına gelen sözü 1897’de inşa edilmiş New York’taki bir binada görmek mümkün . Şarkıcı Gülben Ergen’in geçtiğimiz günlerde Instagram hesabından paylaştığı bir fotoğrafla yeniden gündeme gelen bir iddiaya göre Mustafa Kemal Atatürk imzası taşıyan ve Cumhurbaşkanlığı Özel Arşiv’i kaynak gösterilerek bir metin paylaşıldı. Atatürk’ün 1919 yılında Suud kralına gönderdiği telgraf olarak paylaşılan metin tartışmalara yol açtı. Yoğun beğeni alan fotoğraf daha sonra Twitter’da Hüsnü Mahalli tarafından da paylaşıldı . Fakat, Atatürk’ün Suud Kralı’na böyle bir telgraf gönderdiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Öncelikle metinde kaynak olarak belirtilen Cumhurbaşkanlığı Atatürk Özel Arşivi isminde bir arşiv mevcut değil. 2000 yılında yapılan bir duyuruda bu konu hakkında çalışmaların devam ettiği belirtilmiş olmasına rağmen proje hayata henüz geçmemiş görünüyor . Ayrıca daha önce yukarıda belirttiğimiz gibi Atatürk’ün soyadını aldığı tarihten yola çıkılarak da metin çürütülebiliyor. Bunlara ek olarak, metindeki tarihin iyi bir ipucu olduğunu da söylemek mümkün. Metindeki tarihin 26 Haziran 1919 olduğu görülüyor. Suudi Arabistan Krallığı’nın ise İbn Suud’un 1924’te Hicaz Kralı ilan edilmesi ve 1932 yılında kontrolü altındaki toprakları Suudi Arabistan Krallığı adı altında birleştirilmesiyle kurulduğu anlaşılıyor . Yani bu durumda ortaya bir anakronizm çıkıyor: mektubun yazıldığı iddia edilen tarihte ortada henüz bir Suud Krallığı bulunmuyordu. Son olarak Twitter’da, Atatürk’e atfedilen sözlerden biri daha yayılmaya başladı. Bir kullanıcı tarafından paylaşılan fotoğrafta Atatürk’ün uzay hakkında söylediği iddia edilen sözler yer aldı . Aynı yazıyı Sabiha Gökçen kaynak gösterilerek Ankara Barosu’nun hazırladığı bir kitapçıkta görmek de mümkün . Atatürk’e atfedilen ve Eskişehir’e yaptığı ziyareti sırasında söylediği iddia edilen cümlelerin dayanak noktası ise Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in hatıraları. Sabiha Gökçen’in 1982 yılında yayınlanan “ Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti ” isimli eserlerine bakınca cümlelerin değiştirilip farklı cümlelerin eklendiği açıkça görülebiliyor. Orijinal metinde Sabiha Gökçen’in cümleleri şöyle: Sonuç olarak, bir sözün iddia edilen kişiye ait olup olmadığı hususunda aşağıdaki yol ve yöntemler izlenebilir:" Doğrulama El Kitabı'nın ikincisi teyit.org çevirisiyle yayında!,https://teyit.org/teyitpedia/dogrulama-el-kitabinin-ikincisi-teyit-org-cevirisiyle-yayinda,"2015’te Craig Silverman editörlüğünde hazırlanan European Journalism Centre (EJC) tarafından yayınlanan ve Doğrulama El Kitabı’nın ikincisi olma özelliği taşıyan “ Araştırmacı Gazetecilik İçin Doğrulama El Kitabı ”nın Türkçe versiyonu yayınlandı. Son dakika haberlerinde ve kriz anlarında doğrulama tekniklerine dair bilgiler içeren Doğrulama El Kitabı ’na eşlik eden Araştırmacı Gazetecilik İçin Doğrulama El Kitabı teyit.org ekibi ve gönüllüleri tarafından Türkçe’ye çevrildi. Kitap, araştırmacı gazetecilik için çevrimiçi araştırma ve sorgulama tekniklerini kapsıyor. Doğrulama El Kitabı’nın ikinci versiyonu olan bu kitapta, kullanıcı üretimi içeriklerin araştırılmasında daha derine inerek araştırma yapmanın yöntemlerinden bahsedilirken, açık kaynak veriyi doğrulama ve değerlendirmeye dair en iyi örnekler, fact-checking araştırma projelerinin iş akışlarına dair tavsiyeler ve araştırmacı gazetecilikte kullanıcı üretimi içerikten yararlanırken uygulanması gereken etik yaklaşımlar yer alıyor. Çevirisinin ve editörlüğünün teyit.org ekibi ve gönüllüleri tarafından yapıldığı bu El Kitabı, 10 bölümden ve 3 vaka çalışmasından oluşuyor. Kitap, dünyanın önde gelen medya araştırma kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinden toplanan bilgi ve tecrübeleri içeriyor. Öncelikle gazetecileri hedeflemekle birlikte bu ikinci El Kitabı, insan hakları araştırmacılarından, avukatlara, yardım kuruluşu çalışanlarına kadar birçok disiplinden insanı ilgilendiren geniş bir konu dizinini kapsıyor. Araştırmacı Gazeteciler İçin Doğrulama El Kitabı’na buradan ulaşabilirsiniz. Çeviriye katkı sunanlar: Burcu Karakaya, Çınar Livane Özer, Emek Akman, Gökçe Özsu, Gülin Çavuş, Mehmet Atakan Foça, Melek Güler, Taha Onur Selimoğlu, Tuveyç Timur." Araştırma: Yanlış bilgi ve propaganda çağında WhatsApp,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-ve-propaganda-caginda-whatsapp,"*Bu içerik ilk kez "" The Era of Whatsapp Propaganda Is Upon Us "" başlığıyla Foreign Policy tarafından 17 Haziran 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gizem Dikmen tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bazılarına göre yanlış bilginin tartışmalarının geleceğinde mesajlaşma uygulamaları yer alacak. Brezilya’da ortaya atılan bir dedikodu çocuk kaçırdıkları iddiasıyla iki kişinin dayak yemesine yol açtı. Geçtiğimiz sonbaharda tuz kıtlığına girileceği dedikodusu Hindistan’daki bazı şehirlerde insanların pazarlara akın etmesiyle ölümcül bir hal alan paniğe neden oldu. Geçtiğimiz ay, sonuçların tartışmalı olduğu ve onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan protestoların gerçekleştiği Kenya’daki seçimler sırasında, sahte bir anket raporu yayınlanması seçime katılan adaylar hakkında şüphe duyulmasına neden olmuştu. Şiddetle sonuçlanabilecek yalan haberleri olabildiğince hızlı bir şekilde düzeltmek görevi gazetecilere düşüyor. Ancak, bu yalan bilgileri ortaya çıkaran kişi ve bunu yaparkenki motivasyonu gibi ayrıntılara ulaşmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Bunun sebebi ufak bir ayrıntı gibi görülen ve bu yanlış bilgilerin okuyuculara ulaşmasını sağlayan mesajlaşma uygulaması WhatsApp. WhatsApp, Viber gibi kapalı mesajlaşma uygulamaları dünya çapında popülerliğini artırıyor . Haber kaynağı olma açısından mesajlaşma platformları kullanıcılarına daha geniş bir dünya sunarken, Twitter ve Facebook gibi platformların popülerliği düşüşe geçmiş durumda. Son zamanlarda YouGov’un 36 ülkeden 70 bin insanın katılımıyla yaptığı anketin sonuçlarına göre ankete katılanların yüzde 23’ü haber “bulma, paylaşma ve tartışma” kısmını bir mesajlaşma platformu üzerinden yaptıklarını belirtti. Malezya ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkeleri ve Asya ülkelerinde, bu oran yüzde 50’ye yakın ve bir haber kaynağı olma açısından WhatsApp neredeyse Facebook kadar yaygın durumda. Mesajlaşma platformları, Batı’daki yanlış bilgi ve dezenformasyon konusunda çalışan ve viral hale gelen dedikodu ve dezenformasyona karşı uygulama geliştirmeye çabalayan araştırmacılar (kendim de dahil) arasında henüz ciddi anlamda bir tartışma konusu haline gelmedi. Ancak, bu basit uygulamalar, yanlış bilgi ve dezenformasyonun karanlık geleceği hakkında dikkat edilmesi gereken bir konu. Twitter’ın veya Reddit’in aksine mesajlaşma platformları milyonlarca yabancının herkese açık bir platformda haşır neşir olabileceği yerler değil. SMS’le mesajlaşmaya alternatif olarak ortaya çıkan bu ucuz ve veri temelli platformlar özel mesajlaşma ve şifreli mesajlaşma gibi özelliklere sahip. Bu uygulamaların çoğu kullanıcılarını telefonlarında bulunan kişilerle birebir veya en fazla 500 kişiyle limitleyen gruplar halinde iletişim kurabilecek şekilde sınırlandırıyor. 100 kişinin olduğu bir konuşma doğal olarak özel bir konuşma şeklinde hissettirmiyorken bu gruplara katılmak için var olan grup üyeleri tarafından davet edilmeyi gerektiriyor. Bunun yanında, bir grubun var olup olmadığı gruba üye olmayan kişiler tarafından hiçbir zaman öğrenilemiyor. Bunun yanında birkaç istisna dışında, bir kullanıcının iletişim ağına dışarıdan girdi sağlayabilecek popüler konular listesi veya sosyal medya akışı bulunmuyor. Bazı mobil mesajlaşma şirketleri uygulamalarının yaratıcı ve editoryal içerik konularında potansiyelinin farkında ve kullanıcılarına yayıncılarla tek taraflı iletişime geçebilecekleri özellikleri sunuyor. Bu sadece yayıncının kullanıcıyla içerik paylaşabileceği dışarıdan kişilere kapalı yazışmalar anlamına geliyor. Özet olarak, birkaç istisna dışında, bu platformlardaki bütün aktiviteler bir kullanıcının iletişim ağı dışındaki kişiler tarafından görünür değil. Whatsapp, Telegram ve Viber gibi uçtan uca şifrelemeye sahip uygulamaların kendileri bile kullanıcılarının ne konuştuklarını göremiyorlar. Bu yüzden mesajlaşma platformlarının bu özelliğini vurgulamak isteyen bazı kişiler buna “kapalı sosyalleşme ağları” diyor. Mesajlaşma platformlarının dışarıya açık olmaması bu platformlarda yayılan bilgileri doğrulamaya çalışan gazetecilerin işini zorlaştırıyor. Öncelikle, bu platformlarda ne çeşit yanlış bilgilerin yayıldığını öğrenmek doğrulama yapan ve dezenformasyonla mücadele eden kişiler için mümkün olmuyor. Bunun yanında bu platformlar aracılığıyla yayılan yanlış bilgi tespit edilse dahi doğrulama için önemli bir adım olan kaynağa ulaşmak oldukça zor. Bu platformlar aracılığıyla yayılan yanlış bilgiler genellikle alıntı veya linkler şeklinde önünüze çıkmıyor. Bu mesajlar bağımsız bir görselle, resmi kaynakların ismi geçirilerek ya da metin şeklinde paylaşılarak yayılıyor (Hindistan’da ortaya çıkan tipik bir örneğe bakabiliriz: “NASA, bir sonraki depremin 8.2 şiddetinde olacağını açıkladı. Lütfen bu mesajı olabildiğince çok kişiye yolla”). İlişkilendirmemiş veya yanlış atfedilen resimler, videolar veya metinler için Google aracılığıyla arama yapılabilir. Ancak, söz konusu içeriğin Google web tarayıcısında bulunamadığı durumlarda (üzerinde oynanmış olan içeriklerde ve mesajlaşma platformunun kendisinde ortaya çıkan içeriklerde) gazeteciler çıkmaza giriyor. Bu uygulamalar yanlış bilginin yayılmasını amaçlayan kişiler için de durumu karmaşık bir hale getiriyor. Bu tarz mesaj uygulamalarını kullanan kötü niyetli kişilerin, paylaştıklarını Twitter ’daki gibi botlarla yayma gibi bir seçeneği bulunmuyor. Bu uygulamalarda birisine mesaj yollamak için o kişinin telefon numarası ya da en azından kullanıcı adının bilinmesi gerekiyor. Bu tarz öne çıkan mesaj uygulamalarına geçerli bir cep telefonu numarası ile mesaj veya çağrı yoluyla onaylama yapılarak kayıt olunabiliyor. Yanlış bilgiyi yayanlar kolayca bir telefon listesi satın alabilir veya telefon rehberlerinden numaralara ulaşabilirler. Bunu yapanlar için otomatik olarak grup ve mesaj yaratmanın yanında internet telefon numaralarına veya SIM kartlarına ulaşabilecekleri bir çok yol mevcut. Ancak, birçok mesajlaşma uygulaması kullanıcılarına spam gönderenleri belirleme olanağını tanıyor. Buna ek olarak, WhatsApp ve Viber çok sayıda istenmeyen mesaj atan hesaplardan korunmayı sağlayacak spam tespiti yapmak için önlemler alacağını duyurdu. Kötü amaçlı aktörlerin bir mesajlaşma platformunda virallik oluşturması, ancak bu uygulamaları zaten kullanan ve büyük ağlara erişimi olan benzer fikirli kişilerle koordineli bir şekilde hareket etmesiyle mümkün olabilir. Bu taktiğin benzeri, 2018 seçimlerine hazırlanan Hindistan Halk Partisi (BJP) tarafından da kullanılıyor . Parti en az 5000 WhatsApp grubu aracılığıyla mesaj dağıtmak için 100 tane gönüllü insan eğitiyor. Bu kesinlikle Hindistan Halk Partisi’nin yanlış bilgi yayılmasına katkı sağladığı anlamına gelmiyor. Ancak, bu taktiği yanlış bilgilerin yayılmasını amaçlayan kişilerin başarılı olmalarını sağlayacak bir yöntem olarak görmek mümkün. Bu durumda mobil mesajlaşma şirketlerinin katkısı olmaksızın bu platformlardaki dedikodu ve propagandayla mücadelede kitle kaynaklı müdahale önemli bir yöntem olacak gibi duruyor. Gerçekten de, mesajlaşma uygulamalarının engellerini aşabilen kitle kaynağının yaratıcı bir şekilde kullanımı, genellikle WhatsApp aracılığıyla uydurma haberlerin daha çok yayıldığı ülkelerde ortaya çıkıyor. Nieman Gazetecilik Laboratuvarı tarafından yayınlanan rapora göre, Kolombiya’daki siyasi haber sitesi La Silla Vacia , okuyucularını WhatsApp’ta gördükleri sahte içeriklerin ekran görüntüsünü alarak kendilerine göndermeleri için teşvik etmeye başladı. Ardından, bu sahte içeriği doğruladıktan sonra, gönderen kişilerden bu doğrulamayı etrafında bulunan kişilere gönderdiğini gösteren başka bir ekran görüntüsü yollamasını istiyorlar. Böylece bu sahte içeriğin yayıldığı sosyal çevreleri hedeflediklerini gösteriyorlar. WhatsApp için ipuçları benzer bir şekilde Hindistan’dan BoomLive ve Brezilya’dan Boatos gibi doğrulama yapan gruplar tarafından da kabul ediliyor. Ancak doğrulama yapmak, doğası gereği yanlış bilgi yayılmasına ve dezenformasyona neden olanların bir adım gerisinden geliyor. Buna ek olarak, gazeteciler etkin olabilecekleri yeni seçeneklere açık olmalılar. Bu topluma sorgulama ve internette gördükleri içerikleri medya okur yazarlığı programları aracılığıyla, doğrulama konularında eğiterek ve gazetecilere olan güven eksikliğini gidererek aşılabilir. Bu da kullanıcıların ilk etapta doğrulanmamış içeriklerin tespitini yapması ve bunların doğrulanması konusunda bir farkındalık yaratabilir. Bunların her ikisinin de gerçekleşebilmesi için zaman ve kaynağa ihtiyaç var. Ancak, yanlış bilgi ve dezenformasyonun geleceği çok yakın ve buna hepimizin hazır olması gerekiyor." Amatör dedektifler ırkçı yürüyüşçüleri bulmak isterken masum insanları hedef gösterdi,https://teyit.org/teyitpedia/amator-dedektifler-irkci-yuruyusculeri-bulmak-isterken-masum-insanlari-hedef-gosterdi,"Arkansas Üniversitesi’nde bulunan Mühendislik Araştıma Merkezi’nde çalıştığı bir günün ardından, Kyle Quinn Bentonville’de eşi ve bir iş arkadaşıyla güzel bir cuma akşamı geçiriyordu. Kristal Köprü Amerikan Sanatları Müzesi’nde bir sanat sergisini dolaştılar ve lüks bir restoranda akşam yemeği yediler. Cumartesi günü ise Kyle, sosyal medya dedektifi bir grup insan tarafından kendisinden yaklaşık bin 700 kilometre uzaklıktaki Charlottesville şehrinde beyazların üstünlüğünü savunan milliyetçilerin yürüyüşüne katıldığının iddia edildiğini gördü. Gece boyunca, ülke çapından yüzlerce yabancı insan Virginia Üniversitesi kampüsünde gerçekleşen meşaleli yürüyüşe katılanların fotoğraflarını paylaştı. Paylaşımları yapanların amacı, yürüyüşe katılanları bularak onları meslektaşları, arkadaşları ve komşularına karşı utanmalarını sağlamaktı. Katılanların bir kısmını bulmada başarılı oldular. Ama Quinn’in deneyimi bu durumun risklerini de gösterir nitelikte. Fotoğraflara bakıldığında, yürüyüşte bulunan kişilerden birisinin üzerinde “Arkansas Engineering” (Arkansas Mühendislik) yazılı bir tişörtün olduğu görülebiliyor. Buradan hareketle amatör dedektifler Quinn’in bir fotoğrafını bularak bu tişörtle yürüyüşe katılan kişi arasında bir benzerlik olduğunun farkına vardılar. Her ikisi de sakallı ve benzer fiziksel özelliklere sahipti. İnternetin çılgın standartlarını göz önünde bulundurunca bu yeterli bir kanıttı . Instagram: - Haberlerde ve sosyal medyada görüleceğini bile bile bu nefret yürüyüşüne katıldı. Oradaki varlığı kamusal bir anlam ifade ediyor. Şimdi yaptıklarının insanların gözünden kaçabileceğini mi düşünüyor? o masum mu yani? - Kesinlikle...bu yeni bir şey değil ve bu halleri beni hasta ediyor. Tweet: Bu KYLE QUINN değil.. Kim bu??? Pazartesi günü verdiği bir röportajda, yaraların iyileşme süreçleriyle alakalı araştırma yapan bir laboratuvarı yöneten Quinn, Twitter ve Instagram üzerinden birçok kaba mesajla karşı karşıya kaldığını belirtti. Tanımadığı bir çok insan onu ırkçılıkla suçlayarak Quinn'in işten çıkarılması gerektiğini söyledi ve Quinn’in ev adresini kendi sosyal medya hesapları üzerinden paylaştı. Kyle Quinn Kendisinin ve eşinin güvenliğinden endişe eden Quinn o haftasonu boyunca iş arkadaşının yanında kaldı. ""İnternette araştırma yapmayan, gerçekleri doğrulamayan yüzlerce ünlü var” diyen Quinn, “Ben hayatımı bütün insanlara yardım etmeye, onların sağlıklarının iyileşmesine ve ardımdan gelecek bilim insanlarını eğitmeye adadım. Bu durum bütün emeklerimin insanların gözünde yok olmasını sağladı,” diye ekledi. Charlottesville’deki yürüyüşte yer alan kişinin kim olduğu hala bulunamazken, tek suçu fotoğraftaki kişiye benzemek olan Quinn, çağımızın haber anlayışında bir ritüel haline gelen yanlış bilgilerin hızla yayılmasının kendi hayatına olan doğrudan etkisinin canını sıktığını belirtti. “İfşa etme” konusu son zamanlarda en çok tartışılan konulardan biri. Genellikle ifşa sırasında ev adresi, telefon numarası ve iş bilgileri gibi kişisel bilgilerin yayılması sağlanıyor. Twitter gibi bazı sosyal medya platformları bu durumu kendi kurallarına aykırı olarak değerlendiriyor. Bunun yanında bu tarz izleme ve kişiyi belirleme çalışmaları, gazetecilikte halka açık bir haber olayına karışan kişilerin belirlenmesinde de kullanılan bir uygulama. Profesyonel haber kurumları yanlış bilgi yayılması konusundaki payını korusa da, birkaç yanlış tweet ile bir ismi memleket meselesi haline getirebilme gücü yıkıcı yanlışların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Charlottesville olayında, sosyal medya kullanıcıları yürüyüşe katılan kişileri ifşa etmenin ırkçılık konusunda ciddi sonuçları olabileceğini umarak harekete geçtiler. @YesYoureRacist adlı Twitter hesabının paylaşımları fotoğraflardaki kişileri bulmaya çalışan kişiler tarafından binlerce kez retweetlendi. Hafta boyunca internet bekçileri yaptıklarının bir kısmında başarıya ulaştı. Berkeleyside’ın haberine göre , yürüyüşe katılan Cole White, Kaliforniya’nın Berkley şehrinde çalıştığı restorandaki işinden istifa etmek zorunda kaldı. Pazar günü restoranın camına, “ Charlottesville’de yapılan eylem, Top Dog tarafından kesinlikle desteklenmemektedir” yazısı asıldı. North Dakota’da The Forum adlı gazeteye gelen bir mektupla yürüyüşe katılan Peter Tefft, ailesi tarafından reddedildi. Peter’ın babasının imzasını taşıyan mektupta, artık aile toplantılarına katılmasının hoş karşılanmayacağı belirtildi. Nevada’nın Reno kentinde yaşayan 20 yaşındaki Peter Cvjetanovic ise yürüyüşteki fotoğrafından ötürü kendisini savunmak zorunda kaldı. KTVN-TV kanalında konuşan Cvjetanovic fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu ve “Fotoğrataki kızgın ırkçılardan birisi olmadığını” söyledi. @YesYoureRacist hesabı yürüyüşe katılanları utandırma konusunda liderliği üstlenirken aynı zamanda yanlış bir adım attı. Hesap yaptığı açıklamayla bir YouTube starı olan Joey Salads’ın svastikalı kolluk taktığı “deney” amaçlı etkinlikteki eski bir fotoğrafını kullandıkları için özür diledi. Salads yürüyüşte değildi. Bunun yanında @YesYoureRacist hesabını kullanan kişiyi başka bir Twitter kullanıcısı telefon numarası ve diğer kişisel bilgilerini paylaşarak ifşa etme işine girişti. Ancak Twitter bu tweetleri silerek, hesabı kullanım dışı bıraktı. Haber kurumları yanlış bir kişiyi suçlamanın (bazı durumlarda çok ciddi etkiler yaratan yanlışlar ) mahkemelerde güven kaybı gibi bazı kötü sonuçlarının olduğunu deneyimledi. Araştırma koordinatörü Ben Decker, sosyal medyadaki içerikleri doğrulayan bir haber ajansı olan Storyful’daki gazetecilerin bir kişiyi doğrulamak için 8-10 tane birbiriyle uyumlu bilgiyi kullandığını belirtti. Decker bir kişiyi belirlerken bu bilgilerin bir çok editörün elinden geçmesi gerektiğini söyledi. (The New York Times, Storyful’un müşterilerinden birisi ve Decker direk olarak The Times için çalışıyor.) Sadece bir fotoğrafa bakarak yorumda bulunmak bizi yanlışa sürükleyebilir. Decker, bu durumda insanları yanlışa sürükleyebilecek bir sürü neden olduğunu belirtiyor; ışıklandırma, konumlandırma, kaç tane yüzün görülebildiği ve dünyada benzer kaç tane yüzün olabileceği gibi. Bunun yanında isim tek başına yeterli bir bilgi değil. Decker bunu şöyle örneklendiriyor; Cumartesi günkü Charlottesville yürüyüşçülerinin üzerine araba sürerek yapılan saldırı da bulunan kişinin adı James Alex Fields ve Amerika’da askeri geçmişe sahip birçok James Alex Fields isimli kişi mevcut. Bu kişinin kimliğini belirlemeye çalışan bir kişi en azından bir doğum tarihi ve adresi elinde bulundurmalı. Arkansas Üniversitesi’nde profesör olan Quinn’in başına gelen durumda olduğu gibi yürüyüşe katılan bir kişiye benzemesi onu mağdur duruma düşürdü. Decker bu noktada Quinn’in orada olma ihtimalinin dikkatli bir incelemeyle bile ulaşılamaz bir bilgi olduğunu vurguladı. Bu tarz yanlışların amatör dedektifler tarafından sıkça yapıldığını söyledi. Decker “Ortaya çıkan ilk ayrıntıya atlama gibi bir durum söz konusu” dedi. Daha sonra bu yanlış bilgiyi düzeltmeye çalışan insanlar sahte bilgiler içerisinde kendini boğulmuş hissediyor. Bentonville’de bir sanat yönetmeni olan Mark Popejoy, Quinn’i Charlottesville yürüyüşçülerinden biri olarak gösteren düzinelerce Twitter hesabını düzeltme işine girişti. Arkansas Üniversitesi’nin Quinn’in orada bulunmadığını doğruladığını ve Twitter kullanıcılarının yanlış bilgi içeren bu tweetlerini silmesini istediğini belirtti. Popejoy, verdiği bir röportajda bazı kullanıcıların bu yanlış anlaşılmayı düzelteceklerini belirtirken, diğerlerinin fikirlerini değiştirmeyi reddettiğini söyledi. Popejoy, Quinn’i tanımadığını ancak onun durumunu anladığını belirtti. “Bence insanlar hakkında kim oldukları teyit edilmeden bu şekilde bir suçlamada bulunmak oldukça tehlikeli” diyen Popejoy bu durumun insanların hayatını mahvedebileceğini ekledi." teyit.org editörü Gülin Çavuş IFCN 2017 Fellow seçildi,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-editoru-gulin-cavus-ifcn-2017-fellow-secildi,"Bu içerik ilk kez "" Meet the 2017 International Fact-Checking Network fellows "" başlığıyla Poynter arafından 19 Eylül 2017 tarihinde yayınlanmış ve Gizem Dikmen tarafından düzenlenerek Teyit için çevrilmiştir. 2017 yılının Temmuz ayında, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından Ponyter’in bünyesinde bulunan Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (International Fact-Checking Network) İlkeler Kılavuzu’nun (Code of Principles) imzacısı olan teyit.org’un editörlerinden Gülin Çavuş, 2017 Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın ortaklık (International Fact-Checking Network fellowship) programına kabul edildi. Doğrulama organizasyonları arasında bilgi ve deneyim alışverişini amaçlayan programa bu sene Sırbistan’dan ve Türkiye’den 2 gazeteci kabul edildi. Program kapsamında Türkiye’de bulunan doğrulama platformu teyit.org ’dan Gülin Çavuş merkezi Paris’te bulunan France 24 Observers ile bir süre beraber çalışacak. Belgrad’da bulunan doğrulama platformu Istinomer ’den Milka Domanovic ise Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan PolitiFact ’e bir ziyaret gerçekleştirecek. Gülin Çavuş’un projesi Suriyeli mülteci krizi ve politik İslam konularını ele alırken doğrulama platformları arasında uluslararası bir işbirliğine nasıl ulaşılabileceğiyle ilgili. Çavuş, France 24 Observers ile çalışarak teyit.org’un deneyimleriyle France 24 Observers’ın deneyimlerini bir araya getirmeyi umuyor. Bu iki platform daha önceden Myanmar’da yaşayan Arakanlı Müslümanlarla alakalı olduğu iddia edilen yanlış görsellerin analizinde beraber çalışmışlardı. “Observers’ın yaptığı işi takdir ediyorum ve bazen oradan gazeteciler veya editörlerle iletişime geçiyor ve sorular soruyoruz.” diyen Çavuş, “Bir diğer şey ise Fransa’da çok sayıda Türk’ün yaşaması. Bu durum teyit.org ve Observers arasında güçlü ilişkiler kurmak açısından iyi bir adım olarak düşünülebilir.” Çavuş bu iki platform arasında kurulacak ilişkinin Avrupa’da süren ve internette yayılan yanlış bilgilerin sonucu olarak ortaya çıkan göç tartışmaları açısından da yararlı etkilerinin olacağını düşünüyor. Her iki ülkede de sığınmacı sorunu sert politik tartışmaların konusu haline geliyor ve sığınmacılar tarafından işlenen suç oranının yüksek olduğu sosyal medyada yaygınlaşıyor. Çavuş, İslam ve laiklik konularının tartışmalı olduğu Fransa ve Türkiye gibi ülkelerde, yanlış haberlerin yayılmasının nasıl engelleneceği konusunda teyit.org ve Observers’ın deneyimlerini ve fikirlerini paylaşmasının yararları olacağını söylüyor. “Suriyeliler hakkında resmi kaynaklarda bir karşılığı olmayan bu tarz yalanlar dengeleri kurmayı zorlaştırıyor ve ırkçılığı besliyor.” diyen Çavuş “eğer başka bir ülkede bu konuda çalışırsak insanların bunun sadece Türkiye’nin değil genel olarak bütün insanlığın ve dünyanın problemi olduğunu düşünmesini sağlayabiliriz.” dedi. Milka Domanovic-Gülin Çavuş Programa katılacak diğer doğrulama platformundan seçilen gazeteci Domanovic’in projesi ise doğrulama organizasyonlarının kırsal alanlarda yaşayan insanlara daha etkili bir şekilde ulaşabilmesini ve bu insanların gözünde güven kazanımının sağlanmasını amaçlıyor. Domanovic, PolitiFact’in West Virginia’nın Charleston şehrinde Amerika Birleşik Devletleri’nin daha muhafazakar bölgelerinde doğrulamanın yaygınlaşmasını amaçlayan projesine dahil olacak. (PolitiFact, Poynter’ın bünyesinde bulunan Tampa Bay Times’ın bir projesi) Domanovic aynı zamanda PolitiFact’in Washington’da bulunan ofisini de bir süre ziyaret edecek. Domanovic, “Sırbistan’da başkentten uzakta yaşayan insanlarla konuştuğumda ana akım medyanın odak noktasının sadece yüksek mertebeli memurlar ve politikacılar olduğunu ve yerel problemlerin medyada yer almadığına dair duyumlar aldım” diyen Domanovic “tahminimce Amerikada’da benzer bir durum mevcut.” dedi." "Diplomaside yanlış fotoğraf krizi: Mehmet Şimşek, Myanmar ve Türkiye",https://teyit.org/teyitpedia/diplomaside-yanlis-fotograf-krizi-mehmet-simsek-myanmar-ve-turkiye,"İnternetteki yanlış bilgi hayatın her alanını etkisi altına alma potansiyeline sahip. Sağlıktan bilime, spordan eğitime birçok sektör her gün kendi alanındaki söylentiler ve şehir efsaneleriyle baş etmek zorunda kalıyor. Bugün internette hakkında en çok yanlış bilginin yayıldığı alan ise şüphesiz politika. Hem yalan haberin hedefi haline gelme ihtimali hem de yanlış bilgiyi üretme kapasitesi en yüksek grup ise siyasetçiler ve temsilciler. Aralık 2016’da, İsrail ile Pakistan arasındaki “nükleer gerginlik” yanlış bilginin iki ülkenin diplomatik ilişkilerini nasıl bir gerilime sürüklediğini göstermesi açısından çok önemli bir örnek. İsrail Savunma Bakanı’nın Pakistan’ı nükleer bir saldırıyla yok etmekle tehdit ettiğine dair yalan haber, iki ülke bürokratları arasında gerginliğe sebep olmuştu . Amerika’daki başkanlık seçimlerinin ardından ülkedeki yanlış haberin yaygınlığına dair yapılan yorumların bir çoğu, Rusya’nın bir bilgi savaşıyla ABD demokrasisini yıpratmaya çalıştığı sonucuna varıyordu. Rusya’nın müdahalesi konusu aynı şekilde Almanya’daki seçimler sırasında da yanlış haberler üzerinden tartışıldı. Anlaşıldığı kadarıyla, ülkelerin diplomatik ilişkileri internetteki bilginin doğruluğu ya da yanlışlığından etkilenme potansiyeline sahip. Öyle gözüküyor ki, politikacılar doğru bilgi verme konusunda yeterince hassas olmazsa ülkeler diplomatik krizlere sürüklenebilir. Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in attığı tweet ile ortaya çıkan yanlış bilgi gerginliği bunun en yakın örneği. Şimşek 29 Ağustos’ta paylaştığı bir tweetle Arakan’da yaşanan trajediye dikkat çekmek istemiş, tweete de dört fotoğraf eklemişti . Gerçekte fotoğrafların Arakan’da yaşananlarla hiçbir ilgisi bulunmuyordu. Biri Myanmar’da yaşanan bir feribot kazasındandı. İkisi geçmiş yıllarda yaşanan büyük çaplı krizlerde çekilmiş ödüllü fotoğraflarken biri de Lahore kanalına serinlemek için giren insanları gösteriyordu. teyit.org’da yayınladığımız ve başta 8 görüntünün yer aldığı, daha sonra sayısı 18’e kadar çıkan Arakan’dan olduğu iddiasıyla paylaşılan yanlış görüntüler listesinin yayınlanmasının iki gün sonra Mehmet Şimşek bir düzeltme geçerek, paylaşımını kaldırdı. Mehmet Şimşek’in teyit.org’un yanlış fotoğrafları listelediği analizinin yayınlanmasından ardından tweetini silerek düzeltme geçmesi, yine de internetteki yanlış fotoğrafların Myanmar ile Türkiye arasındaki diplomatik trafiğe yansımasını engellemedi. 6 Eylül’de Myanmar’ın Dışişleri Bakanı ve hükümet başdanışmanı Aung San Suu Kyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede, Suu Kyi’nin Arakan kriziyle ilgili olarak “topluluklar arasında sorunlar yaratabilecek dezenformasyon buzdağının teröristlerin işine yaradığını\"" söylediği ve internetteki yanlış fotoğraflara dikkat çektiği belirtildi. Bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı açıklamada şu sözleri ifade etti: “Medyada, özellikle de sosyal medyada dolaşan görüntülerin, resimlerin, haberlerin pek çoğunun da Arakan’la ilgisi yoktur, bunu da bilmemizde fayda var. Bu resimlerin bir kısmı, bizdeki Gezi olayları ve bölücü örgütün çukur eylemleri dahil dünyadaki pek çok hadisede kullanılmıştır.” Şüphesiz bu telefon trafiğinde yanlış fotoğrafların gündeme gelmesinin en büyük sebeplerinden biri Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in paylaşımıydı. Mehmet Şimşek de öyle düşünüyor olmalı ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının ardından yeni bir paylaşım yaparak, Suu Kyi’yi eleştirdi . Suu Kyi ve Erdoğan’ın yanlış haberin arkasında teröristlerin parmağı olduğu sonucuna nasıl vardığını bilmek imkansız ancak yanlış bilginin internette neden bu kadar dolaşımda olduğuna dair yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, insanlar zaman zaman doğrulamaya vakit bulamadıkları, zaman zaman da duygusal tepkiler verdikleri için yanlış bilgiyi paylaşabiliyor. Bu örnek açıkça her yanlış bilgi paylaşımının ardında “dış güçlerin” ya da “bölücü terör örgütlerinin” parmağı olmayabileceğini gösteriyor. Arakan’dan olmayan bu kadar fazla fotoğrafın çok uzun süredir internette dolaşmasının sebebini, bu fotoğrafları paylaşanların niyetlerinde değil, gerçek fotoğraflara ulaşmadaki zorlukta aramak gerekiyor. BBC Birmanca Servisi’nden Tin Htar Swe, Myanmar’ın çatışmaların yaşandığı bölgelerden görüntü alınmasına izin vermediğini belirtiyor . Swe’ye göre Myanmar, Birleşmiş Milletler ve diğer insan hakları örgütlerine, bölgede ne yaşandığının tespit edilmesi için izin verse, yanlış bilgi söz konusu bile olmayacak. Her halükarda, doğru bilgiye ulaşmanın çok zor olduğu yerlerle ilgili dahi, yanlış fotoğraflar kullanmak olayların gerçekliğine, yaşanan trajedilerin büyüklüğüne gölge düşürebilir, onları önemsizleştirebilir. Yanlış fotoğraf paylaşmanın bahanesi doğru fotoğrafa ulaşamamak değil ancak sorunu, “dış güçler” ya da “terör örgütlerinde” aramak da herhangi bir çözüm üretmiyor. Arakan ile ilgili yanlış fotoğrafların paylaşılması ve konunun Myanmar ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkiye yansıması bir kez daha gösteriyor ki, politikacılar meclis kürsüsünde olduğu kadar sosyal medyadaki beyanlarında da doğru bilgilerle hareket etmek zorunda. Bu öncelikle siyasetin şeffaflığı ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için olmazsa olmaz. Ancak öyle gözüküyor ki sadece iç ilişkilerin değil diplomatik ilişkilerin bozulmaması için de doğru bilgiyle hareket etmek oldukça önemli. Not: Arakan’daki Müslümanlarla ilgili internette yayılan 18 yanlış fotoğrafı içeren analiz, teyit.org’un bu zamana kadar en çok okunan analizi oldu." Medya okuryazarlığı eğitimleri dünyada yaygınlaşıyor,https://teyit.org/teyitpedia/medya-okuryazarligi-egitimleri-dunyada-yayginlasiyor,"Geçen hafta, İtalya Parlamentosu'nun alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'nin başkanı Laura Boldrini’nin New York Times gazetesine, dijital çağın tartışmalı olgularından “sahte haber” (fake news) sorununa karşı İtalyan liselerinde eğitim verileceğine dair bir proje açıkladı . Habere göre, 31 Ekim’de başlayacak proje 8 bin liseye yayılacak. Proje, Eğitim Bakanlığı’nın Google ve Facebook’la iş birliği içinde hazırlanan programı sayesinde lise çağındaki gençlerin, internette gezinen yalan haber ve komplo teorilerine karşı daha güçlü hale getirilmesini hedefliyor. İtalya'daki Projeye, Temsilciler Meclisi başkanı Laura Boldrini öncülük etti. Sahte haberlerin günlük hayatımızı zehirlediğini ve bu haberlere farkında olmadan bulaştığımızı belirten Laura Boldrini, çocukların bu gibi yalan haberlerden kendilerini korumalarının hakları olduğunu ve konunun herhangi bir siyasi partiyle alakalı olmadığını söyledi. Son günlerde ülkede önemli bir gündem oluşmasının yanı sıra Papa Francis 2018 Dünya İletişim Günü’nde yalan haber sorunu üzerine konuşacağını duyurmuştu . New York Times’a konuşan Perugia Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Alessandro Campi de İtalyan halkının, entrikalarla dolu Borgia kardinalleri, yabancı güçlerin egemenliğinde geçen dönemler, papalık darbeleri ve yolsuz hükümetlerle dolu tarihleri nedeniyle otoriteye karşı güvensizlik geliştirdiğini söyledi. Campi, bu yüzden komplo teorilerine yatkınlığın 'İtalyan kültürel mirasının bir parçası olduğunu' belirtti. Program kapsamında çocuklar, kendi sosyal medya hesapları ve blog sayfalarında yer alan haberleri ifşa etmeye yöneltilecek ve çocuklar adeta yalan haber avcısına dönüşecek. İtalya’da tartışma konusu olan çocuk aşısı meselesinde muhalefetteki 5 Yıldız Hareketi konu hakkında birçok spekülasyon ve yalan haber ortaya atmakla suçlanıyordu. 5 Yıldız Hareketi’nin içinde yer alan bazı isimlerin bu paylaşımları yayması ve ebeveynlerin çocuklarını aşılatmaması neticesinde ülkede kızamık gibi hastalıkların oranlarında artış görülmüştü. Geçen hafta ise sağ eğilimli siyasetçi Gian Marco Centinaio Facebook’a yüklediği ve Boldrini’nin yıllar önce ölmüş kardeşi olarak paylaştığı gönderi 18 bin paylaşım almıştı. Göçmen merkezi işlettiği iddia edilen Boldrini’nin kardeşine ait olduğu iddia edilen fotoğraf ise başka birine ait çıkmıştı. Böylece, İtalya’da sağlıklı bir dozda şüpheciliğin öğrencilere kazandırılması umut edilirken, Boldrini ise insanların dijital çağa hazırlanmasının belki de onları bu gibi haberlere düşmekten kurtaracağının altını çizdi. Sosyal medyanın hayatımızdaki yerinin genişlemesi, günlük hayatta yalan haberle doğrudan karşılaşma sıklığını da artırıyor. Yalan haber ve yanlış bilgiyle küçük yaşta mücadele etmenin önemini kavrayan ülkeler eğitim programlarını bu hususta değiştirmeye başladı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) bağlı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sorumlusu Andreas Schleicher, Mart 2017’de okullarda yalan haberin nasıl anlaşılacağına dair eğitim verilmesinin gerekli olduğunu ve bundan sonraki değerlendirme testlerinde küresel yeterliliklerin de sınanacağını açıkladı . Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı seçilmesi ve bu süreçte sosyal medyada yürüttüğü kampanya tartışmalara yol açmıştı. 2016 ABD Başkanlık Seçimi’nde Paul Horner isimli vatandaşın Facebook’ta ve kurduğu internet sitelerinde yaptığı yalan haberler sıkça konuşuldu. Yalan haberin başkanlık seçimlerinde dahi gündem olduğu Amerika’da medya okuryazarlığı eğitimi önemli bir süreç olarak görülüyor . Yine 2017’de Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre 10-18 yaşlarındaki çocukların yarısından fazlasının yalan haberi ayırt edemediği ortaya çıkmıştı . Eğitimci Diana Graber, çocuklara yalan haberin nasıl saptanacağını anlatırken bilgisayar kullanmıyor. Tayvan ise 2017 yılının başından itibaren çocuklar için medya okuryazarlı dersleriyle beraber çocukların yalan haber ve propagandayı süzebilmeleri için bir müfredat hazırlıyor . Türkiye’de de 22 Ağustos 2006 yılında RTÜK ve MEB arasında öğretim kurumlarına medya okuryazarlığı dersi konulmasına dair iş birliği protokolü imzalanmıştı . Almanya ve İsviçre gibi ülkelerde de medya okuryazarlığı üzerine çalışmalar ve yalan haber ile mücadele için eğitim sisteminin modernizasyonu devam ediyor . Bunlara ek olarak, Belçika’da medya okuryazarlığı çalışmalarının 1980’lere kadar uzandığı görülebiliyor. Son olarak 27 Mart 2017 tarihinde yayınlanan ve Avrupa Birliği’nde yer alan ülkelerin medya okuryazarlığı çalışmalarını haritalayan bir rapora da buradan ulaşmak mümkün." teyit.org ilk içgörü raporunu yayınladı: İnternette nelerden şüphe ediyoruz?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-ilk-icgoru-raporunu-yayinladi-internette-nelerden-suphe-ediyoruz,"teyit.org bir yıl boyunca kullanıcılardan topladığı şüpheli içeriklere dair ilk içgörü raporunu yayınladı. “İnternette nelerden şüphe ediyoruz?” başlığıyla yayınlanan rapor, teyit.org takipçilerinin doğruluğundan emin olamadığı, yanlış olduğunu düşündüğü veya gerçeğinin ne olduğunu bilmek istediği için gönderdiği 7 bin 628 mesajın verisiyle hazırlandı. Rapor, kullanıcıların internette hangi iddialardan, hangi türdeki içeriklerden şüphe ettiklerine ve şüphelenilen içerikleri göndermek için hangi mecraları kullandıklarına dair temel içgörüler taşıyor. Kasım 2016 ile Ekim 2017 tarihleri arasındaki verilerden oluşturulan raporun sonuçlarına göre; Ayrıca rapor, özellikle kriz anlarında neden daha fazla yanlış bilgi ve şüpheli içeriğin dolaşıma girdiğine dair cevaplar sunmaya çalışırken, kutuplaşma ve gündelik kaygıların, haber tüketimi üzerindeki izlerini takip ediyor. teyit.org editörlerinin bir senelik deneyimlerinden yola çıkarak hazırlanan bu rapor, alanda çalışan sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ile uluslararası örgütler, medya kuruluşları ve interneti iletişim stratejisinin vazgeçilmez bir parçası olarak kullanan tüm kurumlar için çok önemli içgörüler taşıyor. Raporun PDF versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz." Metis 2018 ajandası “yalan” temasıyla çıktı,https://teyit.org/teyitpedia/metis-2018-ajandasi-yalan-temasiyla-cikti,"Metis Yayınları’nın 2005 yılından beri çeşitli temalar etrafında şekillendirerek hazırladığı ajanda, 2018 yılı için “yalan” temasıyla çıktı. Kapağında; “Sineğe vurdum palanı, dinlettim mi sana bu koca yalanı, o yalan, bu yalan fili yuttu bir yılan bu da mı yalan? Gerçeğe çevirelim bu düzdüğüm yalanı, hikayedir bunun adı, söylemekle çıkar tadı…” ifadesinin yer aldığı ajandada, edebiyattan istatistiğe, siyasetten bilime hakikatin hayatımızdaki yeri tartışılıyor. Yalan ve yalancılar üzerine Tahsin Yücel, Sait Faik, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi Türk edebiyatının önemli ustalarının yazılarına yer verilen ajandada hakikat ötesi kavramına ilişkin de pasajlar yer alıyor. Metis Yayınları “yalan” konulu ajandasının sunuşunda, içine gömüldüğümüz sosyal medya ortamında sadece kendimize benzerlerle iletişimde kalmanın görüşlerimizi destekleyenler dışındaki olgulara kulağımızı kapatmamıza yol açtığını belirtiyor. Ayrıca hakikat sonrası dünyaya ve yalanlara ilişkin hazırlanan ajandanın teyit.org ’un önerisiyle hazırlandığına da değiniliyor. Metis Ajandası 17 Kasım’dan itibaren kitapçılardan satın alınabilecek." Araştırma: Eğer bir söylenti varsa ona inanan da vardır,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-eger-bir-soylenti-varsa-ona-inanan-da-vardir,"Bu içerik ilk kez "" Where there’s a rumor, there’s an audience. This study sheds light on why some take off "" başlığıyla Poynter tarafından 31 Ekim 2017 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Tufts Üniversitesi ve New York Üniversitesi araştırmacılarının insanların çatışma bölgelerinde söylentileri nasıl değerlendirdiğini inceledikleri yeni çalışmaya göre bir söylentiye inanma olasılığınızın eğitiminizle, cinsiyetinizle, nerede yaşadığınızla hiçbir ilgisi yok; bütün mesele söylentinin kendisi. Tufts Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Programı Yöneticisi Kelly Greenhill Poynter’e çalışmanın, doğrulanmamış bilgilere inanmaya eğilimli gruplar hakkında geleneksel aklı ortaya koyduğunu söyledi. Çalışmanın ortak yazarlarından Greenhill “(Söylentileri) kabul etmeye daha yatkın, zihinsel açıdan risk taşıyan belirli sınıflar yok. Önemli olan söylentinin kişinin dünya görüşüne rahatlıkla yerleşip yerleşmemesi” diyor: Mesele söylentinin içeriği ve sunulduğu sosyal ve politik bağlam. Araştırmacılar eğitim, gelir, yaş ve cinsiyet gibi demografik bilgilerin katılımcıların söylentiyi benimseyip benimsememesinde bir gösterge olmadığını tespit etti. Söylentilerin kabul edilmesinde üç unsur öne çıkıyor: Dünya görüşü, tehdit algısı ve kişinin daha önceden buna maruz kalıp kalmadığı. International Studies Quarterly’de yayımlanan araştırma, ayaklanmadan etkilenmiş iki bölge olan Güney Tayland ve Filipinler’deki Mindanao’dan toplanan anket verilerine dayanıyor. Çalışmaya göre, uzun süren iç savaş ve etnik ayaklanmalardan etkilendikleri için bu iki bölgenin durumları benzer. 2012’den beri yapılan anketler, katılımcıların evlerinde yüz yüze görüşmelerle yapıldı. Güney Tayland örnekleminde çatışma bölgelerinden bin 600 katılımcı, nispeten sakin bölgelerden 400 katılımcı; Mindanao örnekleminde ise bin 500 katılımcı çalışmaya dahil edildi. Her bir katılımcıya bir söylentiyi duyup duymadıkları ve bu söylentiye ne kadar inandıkları soruldu. Araştırmacılar her ülkede bir tane güvenlikle ilgili, bir tane de ekonomiyle ilgili söylenti kullandı. Tayland Filipinler Güvenlik Ekonomi Güvenlik Ekonomi Ordu içinde bir grubun darbe hazırlığında olduğuna dair söylentiyi duydunuz mu? Hükümetin (önceki demokrat yönetimin ve Pheu Thai’nin) kendi çıkarları için son krizi yönlendirdiklerine dair söylentiyi duydunuz mu?Filipin hükümetinin Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MİKC) içindeki kişilere gruptan ayrılmaları için rüşvet verdiğine dair söylentiyi duydunuz mu?Yerel devlet görevlilerinin belediyelerinin iç gelir paylarını kamuya hizmet sağlamak yerine, oy satın almak için kullandığına dair söylentiyi duydunuz mu? Katılımcılar tehlikede hissettiklerinde, bir söylentiye defalarca maruz kaldıklarında ve/veya önceden sahip oldukları görüşlerle uyuşan bir söylentiyle karşılaştıklarında söylentiye daha fazla inandılar. New York Üniversitesi Uluslararası İş Birliği Merkezi çalışanlarından ve çalışmanın ortak yazarlarından biri olan Ben Oppenheim kişinin doğrulanmamış bilgilere inanıp inanmamasında psikolojinin belirleyici olduğuna ilişkin yaygın görüşe karşı olduğunu söylüyor. “Önceki çalışmaların çoğu insanların psikolojik yaklaşımlarındaki kavrama yeteneğini belirlemeye çalıştı” diyor Oppenheim: Bulgularımız ve kuramımız bu görüşü tam olarak reddediyor. Elde ettiğimiz kanıtlar çok farklı mekanizmaların söylentiye inanma konusunda belirleyici olduğunu gösteriyor. Bu bulgu da hem medya tüketicileri hem doğrulama kuruluşları için önemli bir ders içeriyor. Harvard Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Programı’nın araştırma üyelerinden biri olan Greenhill “Her söylentinin bir hedef kitlesi var. Bu sizin için de geçerli, inanacağınız bir söylenti mutlaka vardır” diyor. “Bilginin hedef kitleleri hakkında geniş genellemeler yapılamıyor.” Aynı zamanda, çalışmada söylentilerin insanlar arasında yayılma olasılığının barış zamanlarına göre, kriz zamanlarında daha yüksek olduğunu bulduklarını belirtiliyor. Bu sonuç Dartmouth College’dan Brendan Nyhan’ın İsrail-Filistin çatışması hakkındaki doğrulayıcı bilgilerin etkisi üzerine yakın zaman önce yayınladığı çalışmanın da dahil olduğu önceki araştırmaları temel alıyor. Bahsi geçen çalışmada kontrol eksikliği hissinin geçmiş yanlış anlamalarla ilişkili olduğu ortaya kondu. Greenhill ve Oppenheim’ın çalışması özellikle Güneydoğu Asya’daki iki çatışma bölgesinde gerçekleştirildi, iki araştırmacı da bulguların genellenebilir olduğunu düşündüğünü belirtti. Oppenheim söylentinin kabul edilmesini etkilediğini tespit ettikleri nedenlerin, yani güvenlik hissi, önceki inançlar ve tekrarlanmanın, tüm dünyada yaygın olduğunu, bu nedenle de bulguların görece tutarlı olmasını beklediklerini belirtti. Oppenheim çalışmanın önündeki tek sınırlamanın aşırı güvenlik eksikliğinin insanların söylentiyi kabul etmesini ne kadar etkilediğine ilişkin soru olduğunu belirtti. Greenhill daha fazla veri toplamak amacıyla deneyin başka ülkelerde de tekrarlanmasını umduğunu söyledi. Araştırmacı, “Uluslara göre değişkenliği araştırmak için kesinlikle daha fazla çalışma yapmamız gerekiyor” dedi. Bütün bunlardan bağımsız olarak, çalışma dünyada söylentilerin ve yanlış bilgilerin önüne geçmeye çalışanlar için ilginç bir önlem sunuyor. “Önceki görüşlerine ve bulundukları bağlama göre herkes bir söylentiden etkilenebilir” diyor Oppenheim: “Komplo teorilerini ve söylenti tacirlerini sadece bir grup uçuk insanın inanabileceği saçma bir sorun olarak göz ardı edemeyiz.”" Araştırma: Avrupa Birliği sahte haberlerle mücadelede yardıma ihtiyaç duyuyor,https://teyit.org/teyitpedia/avrupa-birligi-yalan-haberlerle-mucadelede-yardima-ihtiyac-duyuyor,"Bu içerik ilk kez "" The EU is asking for help in its fight against fake news "" başlığıyla Poynter tarafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Avrupa Komisyonu Kasım ayında internette yanlış bilgilendirme ve yalan haberle mücadele etmek adına yeni bir strateji üzerine çalıştığını ve bu hususta yardıma ihtiyacı olduğunu duyurdu. Brüksel’de düzenlenen iki günlük konferansın ilk gününde Komisyon konuyla alakalı bir toplumsal müzakere başlatacağını ve Avrupa Birliği’ne yalan haberlerin yayılımını durdurmaya yarayacak bir strateji geliştirmede yardımcı olacak, alanında uzman bir ekip oluşturacağını duyurdu. Digital Single Market 'ın başkan yardımcısı Andrus Ansip yaptığı açıklamada; “İfade özgürlüğü, medyada çoğulculuk ve vatandaşları çeşitli ve güvenli bilgiye ulaşma hakkı arasındaki dengeyi sağlayabilen bir yaklaşım bulmak zorundayız.” ifadelerini kullandı. Ansip, “Konuyla ilgisi olan çevrimiçi platformlar ve haber kaynakları bu çözüm bulma sürecinde aktif rol almalı.” diye ekledi. Akademisyenler, çevrimiçi platformlar, gazeteciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşacak uzman ekip komisyona yanlış bilgilendirmenin kapsamını ve söz konusu içerikleri hem üreten hem de kullanan tarafların önceliklerini göz önünde bulunduran öneriler üretmesi konusunda tavsiyelerde bulunabilecek. Şubat sonuna kadar kamuoyu yoklaması yoluyla vatandaşlardan, sosyal medya platformlarından, gazetecilerden ve hükümet yetkililerinden Avrupa Birliği’nin insanların çevrimiçi platformlarda doğru bilgiye ulaşmalarına nasıl yardımcı olabileceğine dair görüş alınacak. Dijital Ekonomi ve Toplum Komisyonu üyesi Mariya Gabriel tarafından yönetilen hareket Avrupa Birliği’nin çevrimiçi dolaşımda olan yanlış bilginin oluşturduğu tehditlere değinme konusunda ısrarcı olduğu bir yılı takip etti. Geçtiğimiz Haziran’da Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu'nu toplayarak asparagas haberlerin yarattığı sorunlar ve Avrupa Birliği'nin problemi çözmek adına yasal manada yapabileceklerine dair bir analiz istedi. Konu Avrupa Birliği’nin dikkatini, Amerika ve Fransa’ daki başkanlık seçimleri ve İtalya’daki anayasa referandumunu çevreleyen yalan haberlere ilişkin gazetecilik faaliyetlerinin artmasından sonra çekti. Yanlış bilgilendirmenin her politik çekişmeyi etkilemediği doğru olsa da haber doğrulama organizasyonları büyümeye ve yeni demokratik kurumlar olarak sosyal alanda yerlerini almaya devam ediyorlar. Avrupa Birliği’nin yanlış bilgi sorununa karşı aldığı bütüncül tavır katılımcılardan takdir gördü. Bugünkü toplantıya katılan Uluslararası Doğrulama Ağı direktörü Alexios Mantzarlis’in desteğiyle kurulan İtalya merkezli haber doğrulama organizasyonu Pagella Politics’in direktörü Giovanni Zagni Poynter’e gönderdiği bir e-postada, toplantıya katılan yaklaşık yetmiş paydaşın temsil kudretinden etkilendiğini belirtti. Bu ilk gün gösterdi ki, Avrupa Birliği Komisyonu’nun yalan haberlerin yaygınlaşmasına dikkat çekme konusunu ciddiye alıyor. AB, akademi, sivil toplum örgütleri, medya ve haber doğrulama organizasyonlarından etkileyici bir grup temsilciyi bir araya getirebileceğini ortaya koydu. Bugünkü toplantıya katılan bir diğer isim olan Reuters Gazetecilik Enstitüsü’nde araştırmacı Lucas Graves toplantının yanlış bilgiyle mücadelede bugüne kadar yapılanları tekrar gündeme getirmeye yarayan bir forum işlevi gördüğünü söyledi. Graves ayrıca “Çevrimiçi yanlış bilgi dolaşımını önlemek adına acilen yapılması gereken bazı düzenlemeler olduğuna inanıyorum. Toplantıda tartışılan konulardan biri de buydu ve aslında bu toplantılar uzun süredir yapılıyor” diye belirtti. Zagni’ye göre ; Her iki panelde de bilgi doğrulamanın çevrimiçi yanlış bilginin yayılımını önlemede en etkili metodlardan biri olduğu sıkça dile getirildi. Buna karşın toplantı bilgilendirici içeriğin fazlalığı nedeniyle gerekli bilgilerin alınması konusunda biraz zorlayıcıydı. Toplantıya katılan uzmanların sayıca fazlalığı ve bu sebeple sunumların oldukça kısa sürmesi katılımcıların önüne çok fazla bilgi, fikir ve öneri yığılması riskini taşıyordu. Böyle toplantılarda gündemde henüz yer etmiş tek bir meseleyi, problemi ya da yalan haberlerle başa çıkmanın tamamen yeni ve herkesçe kabul edilebilir bir yolunu ortaya atmak zor. Bununla beraber konferansın organize ediliş biçimi gayet iyiydi. Çıkar gruplarından ziyade konular etrafında şekillendirilmişti ve bu da çıkar çatışmalarının ve karşıt fikirlerin olası etkilerini azalttı. Graves ise Facebook ve Google gibi teknoloji firmalarının kendi platformlarında yayılan yalan haberlerden sorumlu tutulmalarına epeyce odaklanıldığını söyledi. Söz konusu platformların yalan haberlerin yayılması adına elverişli bir ortam oluşturması ve bu minvalde haberlere dair yasal sorumluluklarının olmaması Komisyon’u zorlayacak hususlardan biri. Graves’e göre buradaki esas soru Avrupa Komisyonu'nun bu platformları etkili şekilde düzenlemek adına adım atıp atmayacağı. Bugün konferans salonunda sosyal medya platformlarının daha saydam olması gerektiğini söyleyen sesler duyduk. Fakat bunun aksine, bahsi geçen platformlarla doğrudan bağı olmayan pek çok insanın, çevrimiçi ifade özgürlüğünü kısıtlayabilecek düzenlemelere temkinli yaklaşılması gerektiğini söylediğini de duyduk. Graves'e göre bu haftaki etkinlik bir yön belirleme etkinliğinden çok pek çok çözüme işaret eden bir etkinlik oldu. Graves ayrıca, yeni bir kamuoyu yoklaması ve uzman grubun dahliyle konuya ilişkin fikir ayrılıklarının daha görünür hale geleceğine inanıyor. Zagni ise sözlerini “Burada açık olan şudur ki, kurumların, medya organlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve internet devlerinin bu konudaki görüşleri, buna ilişkin menfaat ve pozisyonları birbirinden oldukça farklı.” diyerek tamamladı." Araştırma: Facebook’ta dolaşan sahte haberler Myanmar gibi ülkelerde ölüm kalım meselesi,https://teyit.org/teyitpedia/facebookta-dolasan-sahte-haberler-myanmar-gibi-ulkelerde-olum-kalim-meselesi,"*Bu içerik ilk kez "" In some countries, fake news on Facebook is a matter of life and death "" başlığıyla Columbia Journalism Review t arafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Facebook gibi sosyal platformlar üzerinden yayılan yanlış bilgiler konusu, ABD’de 2016 Başkanlık Seçimleri’ni etkilemeye çalışan Rus troll ordularının tüm ilgiyi toplaması nedeniyle neredeyse eskidi. Ancak Myanmar gibi bazı ülkelerde “yalan haberler” insanların kime oy vereceğini etkilemekle kalmıyor, tutuklanmalarına, hapse atılmalarına ve hatta bazen öldürülmelerine bile neden olabiliyor. Facebook da bu konuda pek bir şey yapıyor gibi görünmüyor. Bölgeyi inceleyen bazı gazetecilere göre, Güneydoğu Asya sosyal medyanın etnik ve siyasi gerginliklerin tehlikeli bir şekilde yayılmasını teşvik edebildiği bir yer. Bu etki Tayland ve Kamboçya gibi ülkelerde görülebiliyor ancak Arakan halkının işkence gördüğü, evlerinden alındığı ve yaşanan bazı vakalarda tecavüze uğradığı, öldürüldüğü Myanmar’da bu etkinin ciddiyeti artıyor. Foreign Policy ve The Atlantic dahil olmak üzere pek çok yayında bölgeyle ilgili yazılar yazan Christina Larson konuyla ilgili olarak şunu söylüyor: Facebook’un Amerikan siyasetine etkisi karmaşık olsa da Asya’daki etkisi daha önemli, yol açtığı durumlar daha ciddi olabiliyor, buradaki ekosistem Facebook ve ABD’deki pek çok kişi tarafından daha az inceleniyor. Geçen altı ayda olayların tırmanmasıyla Myanmar’da çalışan gazeteciler ailelerin sempati toplamak için kendi evlerini ateşe verdiğini söyleyen uydurma haberler dahil, Arakan karşıtı hareketi ateşlemeyi hedefleyen Facebook tabanlı yanlış bilgi ve propaganda dalgalarıyla uğraştıklarını belirtiyor. 600 binden fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı ve binlerce kişi BM’nin “tam bir etnik temizlik örneği” olarak tanımladığı olaylarda hayatını kaybetti. Arakan karşıtı propagandanın ana kaynaklarından biri Arakanlı Müslümanların ülkeyi ele geçirmeye çalıştığını ve herkesi Müslüman yapmak için uğraştığını iddia eden radikal Budist rahiplerden oluşan ve vaazlar veren Ma Ba Tha isimli bir grup. Grubun lideri Ashin Wirathu’nun vaaz vermesi yasaklandı ancak bir Facebook kampanyası sayesinde mesajını yaymaya devam ediyor. Larson ve diğerlerine göre, Myanmar vatandaşlarının çoğunun haber almak için Facebook’u kullanması sorunun büyümesine neden oluyor. Yine de akıllı telefonlar ve sosyal medya nispeten yeni olduğundan medya okuryazarlığı düzeyi düşük. 2014’e kadar akıllı telefonları kullanmak için gereken dijital SIM kartlar kimsenin satın alamayacağı kadar pahalıydı çünkü yalnızca hükümet denetimindeki telekom operatöründen alınabiliyordu. Sektör açıldıktan sonra, ucuz akıllı telefonlar ve 1 dolar değerindeki SIM kartlar piyasayı doldurdu ve sokak satıcılarından alınabilir hale geldi. Bu sayede Facebook neredeyse tüm cihazlarda yüklü bir halde satın alınabiliyor. New York Times ’ın Myanmar sorumlusu gazeteci Paul Mozur, Mynmar’daki yanlış haberlere ilişkin şunları söylüyor: Facebook insanların her şeyi yapmak için kullandığı araç oldu. Gazetelerin, STK’ların ve özellikle uzak bölgelerdeki insanlara ulaşmaya çalışan diğer kuruluşların kampanyalarının, neredeyse her şeyin yerini aldı. Arakanlı Müslümanlara karşıt hareketin lideri Wirathu önceden el ilanları bastırıp kışkırtıcı mesajlarını bu şekilde yayıyordu, şimdi ise Facebook’ta sahte görüntüler yayımlıyor ve 100 kat daha fazla insana ulaşıyor. ABD’deki her siyasi kanattan propagandacının kullandığı da aşağı yukarı bu yöntem, ancak onların yaptıkları Myanmar’da Arakanlıların maruz kaldığı şiddet gibi sonuçlar doğurmuyor. Mozur, Myanmar’da akıllı telefon ve sosyal ağ dünyasına atılanların çoğunun “Facebook’taki yanlış veya kirli bilgilerin düzeyine alışkın olmadıklarını” belirtiyor. “Kendilerini birdenbire Yangon’dan çıkan ve çok daha karmaşık kaynakların körüklediği bir bilgi savaşının ortasında buluyorlar. Bu savaşta piyon olmaları bu yüzden çok daha kolay.” Pekâlâ, Facebook yardım etmek için ne yapıyor? Bazılarına göre pek bir şey yapmıyor. Facebook’un sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkileri var ancak yalnızca birkaç çalışan sahada görev alıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü Asya Bölgesi Başkan Yardımcısı Phil Robertson’a göre “Güneydoğu Asya’da ev sahibi ortalıkta yok gibi”. Facebook sözcüsü CJR’a nefret söylemlerini ve şiddete teşvik eden içeriği platformun dışında tutmak için şirketin çok uğraştığını, topluluk standartlarına ilişkin farkındalık yaratmak için kâr amacı gütmeyen gruplarla çalıştığını, güvenlik ve gizlilik üzerine ipuçları sunan yerel dilde sayfalar olduğunu belirtti. Ayrıca Facebook Myanmar’daki nefret söyleminin farkını anlamaya çalıştığını da belirtti. Ancak bölgede bulunanlar, şirketin Mynamar’daki sorun üzerinde odaklanan çok az çalışanı olduğunu ve bu nedenle de şirketin nelerin gerektiğini anlamadığını ve içerik kontrolden çıktığında yeterince hızlı harekete geçemediğini söylüyor. Mozur, Facebook Messenger’da bir yandan Müslümanların 11 Eylül’de bir saldırı planladıklarına ilişkin paylaşımların yayıldığına, bir yandan da yine Messenger’da Budistlerin aynı tarihte bir saldırı planladığını söyleyen başka bir zincir mesajın dolaşımda olduğuna rastladıklarını söylüyor: Bu mesajların nereden çıktığını bilmiyorum, dört kişi de olabilir ama bütün ülkeyi felce uğrattılar. Çoğu zaman bu çatlaklar halihazırda orada bir yerde öylece duruyordur, sanırım Facebook böyle durumlarda toplumdaki farklılıkları gösteren bir ayna görevi görüyor. Ancak sosyal medya şiddeti gerçekten alevlendiren bir şey de olabiliyor. Larson nefret söyleminin tanımlanması gerektiğini düşünüyor ve ekliyor: “Ama bana göre Arakanlıların Myanmar’ı terk etmesi gerektiğini savunmak ve medya oyunları yaratmak için insanların güya kendi evlerini yaktıklarını gösteren üzerinde oynanmış görseller paylaşmak tehlikeli söylemdir.” On binlerce insanın beğendiği ve paylaştığı bu görsellerin “askeri müdahale ile şiddet ve tecavüz de içeren insan hakları ihlalleri için zemin olarak kullanıldığını” söylüyor. “Sosyal medyanın insanları öldürdüğünü söyleyemeyiz … ama Arakanlılara karşı şiddetin alevlenmesinde sosyal medyanın bir şekilde rol oynadığını söyleyebiliriz.” Olay yerindeki kişiler Facebook’un Myanmar ve bölgedeki diğer ülkelere yaklaşımının şirketin ne kadar bihaber olduğunu gösterdiğini, hatta kibirli bir yaklaşım olduğunu düşünüyor. Örneğin yakın zamanda yapılan deneylerde, Kamboçya ve Slovakya gibi ülkelerdeki kullanıcılar için haberler tamamen farklı bir akışa taşındı ve bu da kâr amacı gütmeyen yerel gruplara ve medya organlarına göre, insanların önemli bilgileri taşıyan kişilere erişimini önemli ölçüde etkiledi. İfade özgürlüğü gibi konuları dikkatle ele almak önemli bir şey, diyor Larson, “ama algoritmayı değiştirip tüketicilerin en çok beğendiği seçeneği öğrenebildiğiniz bir A/B testi yapacaksanız, lütfen istikrarlı demokrasilere bakın. Muhalefet liderlerinin hapse atıldığı, aktivistlerin hükümet hakkında konuşmak için Facebook’u kullandığı otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü yerleri seçmeyin.” Pek çok açıdan Myanmar, Mark Zuckerberg’in görmek istediği geleceğin bir örneği gibi duruyor: İnsanların çoğunun sosyal ağ üzerinden iletişim kurduğu ve hemen hemen bütün haberleri bu ağdan takip ettikleri bir ülke. Yine de bu hayalin sonucu bir ütopya değil, aksine etnik ve kültürel gerginliklerin alevlendiği ve silahların konuştuğu bir distopya. Facebook’un yayılmasına yardım ettiği tehlikelere verdiği tepki de yeterli görünmüyor." Araştırma: 2018 caps ve görsel kaynaklı dezenformasyonun tartışılacağı yıl olacak,https://teyit.org/teyitpedia/2018-caps-ve-gorsel-kaynakli-dezenformasyonun-tartisilacagi-yil-olacak,"*Bu içerik ilk kez "" Memes and Visuals Come to the Fore "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2017 Batı dünyasında dezenformasyon , eksik bilgi ve medya kaynaklı manipülasyona dair artan bir farkındalık ve tartışmanın yılıydı. 2018 ise “caps” ve görsel kaynaklı dezenformasyonu ciddi ciddi tartışmaya başlayacağımız bir yıl olacak. Nausicaa Renner’ın 2017’nin başlarında yazdığı gibi ; “Yalan haberlere dair tartışma yazılı materyal üzerinden yürütüldü fakat bu meselenin önemli bir bölümünün gözden kaçmasına neden oldu. Facebook’ta dolaşan içeriklerin çoğu görsellerden; çoğunlukla 'caps'lerden oluşuyor.” Ve tabii MisinfoCon Londra zirvesinde yaptığı konuşmada First Draft direktörü Claire Wardle capsler ve görsellerin dezenformasyon kuvvetini fark etmenin ekibinin geçen yıl aldığı en önemli derslerden biri olduğunu vurguladı: “Metindeki açıkları yakalamanın kolay olması yapmamız gerekenin yalnızca bu olduğu anlamına gelmez.” diyen Wardle, “Yanlış bilgiyi üreten insanlar görsellerin ve capslerin önemini biliyor. Beyinlerimiz görselden şüphe duymaya daha az yatkın.” diye ekledi. Elbette capsler yalnızca yanlış bilginin yayılmasında rol oynamıyor, medya sahasında artan bir etki de kazanıyor. İster Diğer Kadına Bakan Erkek Arkadaş veya Bernie Sanders’ın Rus propagandistler tarafından değiştirilip yayılan fotoğrafları olsun , ister protestolarda kullanılan “hashtag”ler ve illüstrasyonlar olsun, “caps”ler politik kültürümüzün belli görüşleri yaymak adına gerek hak savunucuları gerekse Amerikan Başkanı tarafından kullanılan bir parçası haline geldi. 2018’de gazeteciler bu konuya medya manipülasyonu, fikir savunuculuğu, belli bir görüşü yaymak ve hatta gazetecilik bağlamında daha çok eğiliyor olacaklar. İşte 2018’e girerken gazetecilerin sorması gereken dört temel soru: İnternet üzerine çalışan uzmanlar ve araştırmacılar “caps”lerin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını uzun süredir tartışıyorlar ve “caps” derken neyi kastettiğimiz konusunda daha net olmak “caps”lerle ilgili çalışma stratejileri geliştirirken gerekli olacak. Visual Social Media Lab'ın (Görsel Sosyal Medya Laboratuarı) gelişim aşamasında olan “Görselle Yanlış Bilgilendirmenin Tipolojisi” adlı çalışması bu noktada kritik öneme sahip. Bunun yanı sıra, diğer insanların “caps”lere dair konuşmaları da öğretici olabilir. Tumblr’ın “caps kütüphanecisi” (evet, kendisinin unvanı bu) Amanda Brennan capsleri; “Kişilerarası iletişimle yayılan ve yayılırken değişen bir içerik türü” olarak tanımlıyor. Bu, görsellerden daha fazlasına bakmamız gerektiğine işaret ediyor: metin bazlı “caps”ler, “hashtag”ler, videolar ve hatta çevrimdışı içerikler. Brennan’ın tanımını doğru kabul eder ve görsel olmayan materyali de eklemek adına meseleye daha geniş açıdan bakarsak, bilgi kirliliğiyle uğraşmak boğucu görünebilir. Fakat çevrimiçi içeriğin çokça müdahaleye maruz kaldığını ve farklı medya organlarında yeni bağlamlar ve amaçlar kazanarak insanlar ve bot hesap lar tarafından açık ve özel sosyal ağlarda geleneksel haberciliğin sınırlarını aşan yöntemlerle yayıldığını bilmek önemli. Bu dinamikleri, anlamlı bir biçimde halk nazarına sunmak için, önce anlamak zorundayız. Yukarıda bahsettiğim girişimlere ek olarak Data & Society’deki Meddia Manipulation Research Group (Medya Manipülasyonu Araştırma Grubu gibi gruplar da bu şablonları anlamlandırmaya uğraşıyor. “Caps”ler ve görseller bilgi kirliliğini yayadursun, biz bunların iletişim sahasının kemikleşen unsurları olduğunu anlamak zorundayız. Yaydıkları bilgiye ek olarak, bu unsurlar duygu, anlatı ve kimlik mefhumlarını da içeriyor. Şimdi medya sahasında caps ve görsellerin ne zaman ve nasıl etkili biçimde kullanılabileceklerine dair daha etraflı bir tartışma yaratma zamanı. AJ+ tarafından yaratılan Creative Visuals, Chequeado , ACLU ’nun akılda kalıcı görsel açıklamaları ve Buzzfeed bu manada temel örnekler sunuyor. Bu noktada biz gazetecilere düşen ise, görsel medyayı işimize etkili biçimde dahil etmek adına en kullanışlı metotları geliştirmek için konuyu daha etraflıca tartışmak. Capsler akılda kalıcı ifade ve görsellere dayanan üretimler, dolayısıyla diğer içeriklerin aksine kolayca küresel bazda yayılabiliyorlar. Yapmamız gereken, bu içeriklerin kapsam ve sınırlarını anlamak adına küresel ve çok dilli işbirlikleri içerisine girmek. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Global Voices Summit'e (Küresel Sesler Zirvesi) katılan gazeteciler ve blog yazarları dil bariyerlerini de aşarak dünyayı dolaşan capslerin tespit ve takibi üzerine düşünmeye başladılar bile. Buna ek olarak Viz Lab yanlış bilgi yayan capsleri takibe yarayan bir arayüz üzerinde çalışıyor. Ayrıca, Credibility Coalition'da (Güvenilirlik İttifakı) bizim yürüttüğümüz çalışma da farklı çevrimiçi içerik formları için yanlış bilgi parametreleri geliştirmeyi hedefliyor ve bunu tastamam yapabilmek için farklı anlayışları ve disiplinleri global bir vizyonda bir araya getiren bir gruba ihtiyacımız var. Beni capsler ve görsellerin yanlış bilgi yaydığı gerçeğinden daha çok endişelendiren ise bir bütün olarak medya endüstrisinin internet kültürüne ait norm ve pratikler üzerindeki hakimiyetinin yanlış bilgi üretenlere kıyasla zayıf olduğu fikri. Bu, pek çok gazeteci ve medya tüketicisini yeni manipülasyon biçimlerine karşı savunmasız kılıyor. 2018’de bu sorunu acilen ve samimiyetle ele almak “göz dolduran” bir çaba olur. *Bu yazı Nieman Lab'in 2018 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair uzmanların öngörülerine yer verdiği içerik dizisinden alınmıştır." Araştırma: 2018 yılında medya okuryazarlığını yeniden inşa etmek,https://teyit.org/teyitpedia/2018-yilinda-medya-okuryazarligini-yeniden-insa-etmek,"*Bu içerik ilk kez "" Refactoring Media Literacy for the Networked Age "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Rad Bradbury geleceği tahmin etmenin kolay olduğunu söylemişti . Tek yapmanız gereken etrafınıza bakmak ve zaten var olanın fazlalaştığı bir dünya hayal etmekti. Ancak Bradbury’nin kendisi de bu söylediğine inanmıyordu. “Daha fazlasının canı cehenneme,” diye yazıyordu, “Ben daha iyiyi istiyorum.” Dijital medya okuryazarlığı eğitiminde “daha çoğunu” öngörmek kolay. Daha fazlası muhakkak olacaktır. Eyaletler, şehirler ve ülkeler bu konuda daha etraflı programlar sunmaya başlayacak. Pek çok insan istihdam edilirken pek çok girişim finanse edilecek. Danışmanlar meseleye dahil olacak ve yeni programlar tasarlanacak. Yakın geçmişin kişiselleştirilmiş eğitim hezimetlerinden ilham alan teknoloji eğitimi girişimleri halkın cüzdanından çıkan parayı fark edip temcit pilavı gibi aynı fikirleri yepyeni kanıtlarla sunacaklar. 2016’nın kodlama üzerine yoğunlaşan sertifika platformları 2018’in bilgi okuryazarlığı çözümüne dönüşecek. Yeni finanse edilen bir şirketin bilgi okuryazarlığı sorununu çözdüğüne dair, Y Contributor’ın son basın bültenlerinden özenle apartılmış otuz iki manşet atılacak. “Yalan haber” tabirini kullanacaklar. Bunun ironisi girişim ve tekno-medya kuruluşlarında bu metinleri kopya edenlerin başına kalacak. Daha fazlası bu. Peki, daha iyisi ne? Krizi paraya dönüştürme çılgınlığı sırasında ilk gözden kaçan, bu parıltılı cilanın altında bu çözümlerin yıllardır var olduğu. Vatandaşların interneti anlamalarına yardımcı olabiliyorlarsa şayet, bu sorun değil. Sorun belki de bu çözümlerden yeterince faydalanılmamasıdır. Evet, belki de mevzu budur. Bana kalırsa, ben bunun doğruluğundan şüpheliyim. İnternet okuryazarlığıyla on yıldır uğraşıyorum ve “daha fazla”nın sorunu çözdüğüne ikna olmuş değilim. Bu alanda yapılan son çalışmalar da beni destekler nitelikte. Bu araştırmalara göre; “Geleneksel medya okuryazarlığına gayet hakim pek çok eğitimli insan konu internet olduğunda çaresiz kalıyor.” (Bu insanların çoğu üniversitede akademisyen.) Hal böyleyken, 2018 medya okuryazarlığını; eğitimcilerin, güncel bilişim dünyası konusunda uzman kimselerin ve haber doğrulama üzerine çalışanların fikirlerini, hedef kitlenin internet kullanma becerilerini en iyi modelleyecek şekilde bir araya getirerek tekrar gözden geçirdiğimiz bir yıl olabilir. Proje, bir vatandaşın internette ne yapabilmeye ihtiyacı olduğu ve bunu yapabilmek için hangi yeteneklere ve nasıl bir anlayışa sahip olması gerektiği sorularak başlayabilir. Zorlama bir senaryo mu bu? Belki. Ama medya okuryazarlığı ilk günden bu yana krizle muhatap oldu ve algılanan kimi tehditlere cevap vermek üzere büyük değişimlere uğradı. Yanlış bilgi alanında gözlenen disiplinlerarası işbirliği ilham verici ve uygulanması muhtemel bir model sunuyor. Dolayısıyla bu yıl, “o yıl” olabilir. Bunun üzerine iddialaşmayın tabii. Daima, daima daha fazlası için bahse girin ama kalbinizi ve ruhunuzu daha iyiyi başarmaya adayın. Sırada bilgi edinme hakkının yükselişiyle alakalı bir diğer öngörü var. Tiranlık üzerine düşünme biçimimizde Orwell’in 1984’ünün etkisi yadsınamaz. Devlet, halkın kulağına tekrar tekrar kendi anlatılarını fısıldar, bu anlatıları kabul edip etmediklerini denetler, tarihi tekelleştirir ve tarih ile algıyı kendi merkezileşmiş arzularına göre eğip büker. Orwell’in “insan yüzünü sonsuza dek damgalayan postal”ı daima devlete ve onun için çalışanların araçlarına işaret eder. Orwell’in dünyasında ve elbette pek çok post-totaliter rejimin var olduğu bir dünyada, ifade özgürlüğü ve bilgi alma hakkı – devletin size verdiğinden daha fazlasını duyma yetisi – ayrılmaz biçimde birbirine kenetlendi. Anlatıyı tekelleştiren yönetim, bunu kitleleri bilgisiz bırakarak sağladı ve aykırı fikirlerin duyulmasını önleyerek korudu. Rahatsız oldukları bir şeyle daima atalardan kalma yöntemlerle mücadele eden toplumumuz, bu hakları birbirine dolanmış olarak görme eğiliminde. Öte yandan bu yöntemler demode. Zira modern totaliter rejimler kendilerini anlatı üzerinden tekelleştirmiyor. Bunun yerine, bir takım teknolojik ve geleneksel yöntemlerle aykırı anlatıları halk için erişilemez veya güvenilmez kılıyorlar. Filipinler örneğinde de görülebileceği gibi, “Vatanseverlik namına trolleme”ye, arka çıkıyor, maaşlı yorumcu orduları kuruyor, sahte hesaplar açarak lehlerine kullanabilecekleri bir sivil katılım alanı yaratıyorlar. Amerika’da bot hesap lar ve kullandıkları dil bot hesaplarınkinden farklı olmayan insanlar karşıt görüşlerin ifade edildiği hashtag’leri istila ederek politik iletişimi sekteye uğratıyorlar. İfade özgürlüğü savunucularının da müdafaa ettiği bu silahlaştırılmış şeffaflık halkın gerçeği kurgudan ayırma yetisini, Podesta e-posta “sızıntılarında” da görülebileceği üzere, alt etmek üzere araçsallaştırılıyor. İfade – otomatik ya da güdümlü – stratejik olarak halkın kendi kendini yönetmek için ihtiyaç duyduğu bilgiye erişimini engellemek için kullanılıyor. Böyle bir dünyada, insanları ihtiyaca binaen ifade özgürlüğü ile bilgi alma hakkı kavramlarını birbirinden ayırırken bulacağız. Bilgi alma hakkı üzerine düşünürken, Zeynep Tüfekçi’nin de savunduğu üzere, halkın dikkat süresi ve yanlış bilginin doğruya baskın çıkma ihtimali göz önünde bulundurulmalı. Bilgi sağanağının muzır etkileri göz önünde bulundurulmalı ve azınlık seslerini bastırmak için uygulanan sistematik tacizle mücadele edilmeli. İfade özgürlüğünün kimi zaman paralel bir özgürlük olan bilgi alma hakkıyla çelişen bu yeni hali, şüphesiz yeni yasal, teknik ve eğitimsel yapılanmalara yön vererek hatırladığımız değil karşımızda bulduğumuz tiranlıklara karşı kendimizi savunabilmemizi sağlayacak. *Bu yazı Nieman Lab'in 2018 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair uzmanların öngörülerine yer verdiği içerik dizisinden alınmıştır." Araştırma: 2018 yankı fanuslarından kaçanların yılı olacak,https://teyit.org/teyitpedia/2018-yanki-fanuslarindan-kacanlarin-yili-olacak,"*Bu içerik ilk kez "" The Year of the Echo Chamber Escapists "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Facebook’ta ve Twitter’da bizimle aynı değer yargılarına sahip insanları takip ediyoruz ve dijital dünyalarımız daha kişisel ve “steril” hale geldikçe, perspektiflerimiz içine nüfuz edilemez ve yeni fikirlere kapalı yankı fanuslarına evriliyor. 2018’de bu filtre baloncuklarını delmeye ve kendi temayül ve ilgilerimizin dışında kalanı daha iyi anlamaya doğru bir meyil göreceğiz. Bunu yapmanın bir yolu farklı haber kaynaklarını okumak, okurları ilgi alanları dışında kalan konuları keşfetmeye teşvik etmek yahut sosyal platformların algoritmalarını değiştirmelerini sağlayarak kullanıcıyı görmeye alışık olmadığı şeylere muhatap kılmak olabilir. Kurumları ve okurları yeni alışkanlıklara daha bütünlüklü bakmalarını sağlasak ve tipik medya davranışlarını bir mesele haline getirmek için teşvik etmenin yolunu bulabilsek nasıl olurdu? Nihayetinde, yankı fanuslarının yarattığı döngüyü kırmak için oluşturulacak güvenilirlik okur, medya kuruluşu ve sosyal medya platformlarının çabalarından, çok parçalı bir bütün olarak inşa edilecek. Medya kuruluşlarının yanı sıra, Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya platformları artık toplumsal kutuplaşmanın pek çok fazında nasıl bir etkileri olduğunu kabul etmeli. Tüm bunların özünde ise, okurun kendi yankı fanusu nun inşasında oynadığı rolü görebilmesi var. Haber ve medyayı bir tür beslenme biçimi olarak düşünseydik ne olurdu? Bu durumda sağlıklı bir haber menüsü için nasıl içeriklere ihtiyacımız olurdu? Yahut doymuş bir okurun haber tüketimi konusunda ideal tavrı ve alışkanlıkları nasıl olmalı? Facebook gibi medya platformları belirli makaleleri fikir bazlı ve bilgi/veri bazlı içerik olarak işaretleyebilir, böylece okur ön kabulleri olan bir metin okuduğunun farkında olur. Platformlar ayrıca, kullanıcının okuma alışkanlıklarını ve okur davranışı grafiklerini kullanıcının bizzat kendisiyle paylaşabilir. Bu vesileyle okur, belli bir konuya ilişkin hangi görüşten kaç yazı okuduğunu görebilir ve edindiği fikrin toplumun genelini mi yoksa kendi yankı fanusunu mu yansıttığına karar verebilir. Bu, yayınların inisiyatifinde mi? Yoksa sorumluluk gazetecilere ve okuyucuya mı ait? Son okur editörümüz Liz Spayd New York Times’ın “sayfalarında daha geniş bir yelpazeden görüşlere yer vermek adına kamusal bir sorumluluk üstlendiğini duyurduğunu” yazmıştı. Spayd yazısında ayrıca bu açıklamadaki temel tartışmanın gazeteyi çevreleyen liberal yankı fanusunu kırmak olduğunu da belirtmişti. Biz de The Reader Center 'ı (Okur Merkezi) kurarak geri bildirimler ve kullanıcı kaynaklı içerikler vasıtasıyla geniş bir yelpazeye yayılan okurlarımızın sesini duymayı öncelikli hale getirdik. Bunlar kutuplaşmadan ve tamamen kurumsal bir yapıdan uzaklaşmak için atılan bazı adımlar fakat okuru yankı fanusunun içinde düşünmekten kurtarmak adına elbette daha fazlasını yapabiliriz. Fakat genele bakıldığında görülüyor ki, bu sorumluluk paylaşılmalı. Mevzunun tüm tarafları inşasında rol aldıkları sistemleri ve baloncukları parçalamada aktif rol almalı. 2018’de, filtre baloncuklarını delmek ve yankı fanuslarını parçalamak bir kişinin çabasıyla olmayacak. Bilakis, haber organizasyonlarından sosyal medya platformlarına ve en önemlisi okura, tüm tarafların karşılıklı ve işlevsel çabasıyla çözülebilecek bir sorun bu. Bu yazı Nieman Lab'in 2018 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair uzmanların öngörülerine yer verdiği içerik dizisinden alınmıştır." Araştırma: Sahte haberler üzerine yapılan araştırmalar laboratuvardan çıkmalı,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-haberler-uzerine-yapilan-arastirmalar-laboratuvardan-cikmali,"*Bu içerik ilk kez "" Moving Fake News Research about the Lab "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2016 ve 2017’nin çoğunu sahte haberlerin ve viral hale gelen yanlış bilgilerin etkilerini dert ederek geçirdik. Kimileri bunu “ hakikat sonrası ” çağın ayak seslerini duyurarak yaptı. Ancak bu konuya ayırdığımız piksellerin çoğunu ya her şeyden habersizce ya da yetersiz bilgiyle harcadık. Bunu elbette yazarlar yanlış yönlendirme niyetiyle yapmadı (genelde). Bu durumun nedeni sahte haberlerin gerçek etkileri konusunda hala cahil olmamız ve bu etkileri nasıl düzelteceğimizi bilmememiz. Elbette yanlış bilginin gerçek hayata etkileri olabileceğini kulaktan dolma hikayelerden biliyoruz. “Sahte haberler” silahlı bir adamın Washington’daki bir pizzacıyı ""araştırmasına"", Amiens’de bir protestocunun Whirlpool fabrikasının önünde Emmanuel Macron’u sıkıştırmasına ve Cakarta’da masum bir siyasetçinin dine hakaretle suçlanmasına yol açtı. Bazen, çok nadiren de olsa, politikacıların çürütülen bir iddiayı geri çektiklerini veya peşini bıraktıklarını da uzun zamandır biliyoruz. Ancak günlük doğrulama çalışmalarına uygulayabileceğimiz çok az araştırma var. Sahte haberlerin menziline dair oldukça fazla şey biliyoruz ancak oyları değiştirme ya da kararları etkileme kapasiteleri hakkında pek bilgimiz yok. Son olarak da doğrulamanın deneysel ortamda muhtemelen geri tepme etkisi göstermeyeceğini biliyoruz ama gerçek hayat için aynı şeyi söyleyebileceğimizden emin değiliz. 2017’de bu alanda çok sayıda yeni araştırma yapıldı. Hatta International Fact-Checking Network (IFCN) en ilginç akademik bulguların bir katalog haline getirildiği bir araştırma veritabanı oluşturuyor. Yine de bu işi yürütenlerin işlerini daha iyi yapabilmeleri için bunlar yeterli değil. 2018’in araştırmayı laboratuvarlardan çıkarıp yanlışları düzeltmeye çalışan gazetecilerin doğrudan uygulayabileceği hale getirdiğimiz yıl olmasını umuyorum. Ancak gerçek dünyaya ilişkin çözümler istiyorsak gerçek dünyadan toplanan verilere ihtiyacımız var. İnsanların sahte haberleri nasıl tükettiğini ve günlük yaşantılarında sahte haberle karşılaştıklarında ya da bir savı kanıtlamak (veya çürütmek) için nasıl doğruladıklarını öğrenmemiz gerek. IFCN, hedef kitleleri hakkında bilgi toplamaları için doğrulama platformlarının koordinasyonunu yürütüyor. Konuyla ilgilenen akademisyenlerle çalışmayı çok istiyoruz. Burada kazanılacak en büyük ödül, tabii ki, Facebook verileri. Sosyal ağın, IFCN ilkelerine taraf olan doğrulama kuruluşlarına dayanarak sahte haber işaretleme mekanizmasını kullanıma sunmasının üzerinden bir yıl geçti. Platform bu programın ne kadar işe yaradığına ilişkin çok genel rakamlar yayımladı. Platformun işleri yoluna koyma konusunda çok yoğun baskı altında olduğunu ve bu sorunu düzeltmeyi gönülden isteyen Facebook taburları olduğunu anlıyorum. Ancak ilerlemek için daha açık olmaya ve akademisyenlerle gazetecilerin refleks olarak değil de yapıcı eleştiriler sunmaya hevesli olmalarına ihtiyacımız var. Dünya çapında aylık Facebook kullanıcı sayısı 2 milyar. ABD’deki en iyi yayın kuruluşlarına verilen referansların üçte birini oluşturuyor. Platform, doğrulama yaparak yanlış bilgiyle mücadele etme konusunda en geniş çaplı gerçek deneyi yürütüyor. Doğrulama kuruluşlarının ne yapması (ve ne yapmaması) gerektiği konusunda daha iyi kararlar verebilmemiz için bu deneyin nasıl gittiğini öğrenmemiz gerek. *Bu yazı Nieman Lab’in 2018 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair uzmanların öngörülerine yer verdiği içerik dizisinden alınmıştır." Ülkelere ait karşılaştırmalı verileri incelemek için ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/ulkelere-ait-karsilastirmali-verileri-incelemek-icin-ipuclari,"Sosyal medyada dolaşıma giren iddiaların pek çoğu karşılaştırmalara dayanıyor. Bu karşılaştırmalardan en yaygın olanları ise Türkiye’nin diğer ülkelere göre ekonomi, eğitim gibi başlıklarda sıralamasının nasıl olduğuyla ilişkili. Farklı ülkelerin verilerinin incelenmesi gereken bu tür iddialarda, ülkelere ait verilerin nerelerde bulunabileceğini bilmek oldukça önemli. Bu yazıda, bugüne kadar teyit.org ’a ihbar olarak gönderilen ya da sosyal medyada yaygınlaşan paylaşımlar üzerinden bir inceleme yapılarak hangi adımların takip edilebileceği anlatılmaya çalışıldı. Sosyal medyada yayılan bir görselde, Almanya’da 8 bin, Fransa’da 9 bin kilise olduğu, Türkiye’de ise 90 bin cami olduğu iddia edildi. Ayrıca Almanya’da 70 bin, Fransa’da 60 bin sağlık kurumu varken Türkiye’de bu sayının 7 bin olduğu ifade edildi. Bu iddia 2016 yılından beri farklı zamanlarda sosyal medyada gündeme geldi. Ancak görseldeki karşılaştırmalar doğru değil. Verilen bilgiler içerisinde resmi istatistiklere en yakın veri Türkiye’de 90 bin cami olduğu iddiasıydı. Fransa ve Almanya’daki kilise sayıları ve sağlık kurumu sayıları ise gerçeği yansıtmıyordu. Türkiye’deki tüm sağlık kurumu verilerinin benzerleri ise Fransa ve Almanya için karşılaştırılması zor veriler olmasına rağmen ülkelerdeki sağlık kurumları sayısı da görselde belirtildiği şekliyle 60 bin ya da 70 bin değil. Fransa ve Almanya’da hastane sayıları karşılaştırıldığında da ülkeler arasında görselde ifade edildiği şekliyle bir fark olduğunu söylemek mümkün değil. Bu tarz iddialarda öncelikle işe daha kolay olan kısımdan, yani Türkiye’ye ait veriler incelenerek başlanabilir. Türkiye’de cami sayılarını bulabilmek için bakılabilecek ilk yer Diyanet İşleri Başkanlığı’nın web sitesinde yer alan istatistikler . Bu istatistiklere göre, 2016 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı 87 bin 381 cami bulunduğu görülebiliyor. Bu haliyle görselde belirtilen 90 bin cami olduğu iddiası kısmen doğru gözüküyor. Türkiye’nin resmi verilerine ilişkin bilgileri kontrol etmek istediğinizde işinize en çok yarayacak yer elbette ki Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) web sitesi. Bakanlıkların büyük çoğunluğu da kendi resmi web sitelerinde ilgili istatistiklere yer veriyor. Bu verileri araştırırken dikkat edilmesi gereken şey bakılan sitelerin devletin resmi internet sitelerinde kullanılan“gov” ya da ""edu"" uzantılı olduğundan emin olmak. Türkiye’deki hastane sayıları ele alındığındaysa 2015 yılında Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı raporun 93. sayfasında Bakanlığa bağlı bin 533 hastane bulunduğu görülebiliyor. İddia görselinde verilen sayıların sağlık kurumları olduğu belirtiliyor, bu da karşılaştırmayı zorlaştıran bir unsur. Sağlık kurumu olarak ifade edilen yerlerin ülkeden ülkeye değişebildiği söylenebilir. Türkiye’de devletin kontrolünde aile hekimliği yaygınken, Almanya’da doktorların özel muayenehaneleri daha yaygın. TÜİK verilerinde belirtilen Sağlık Ocakları, Aile Hekimliği dahil olmak üzere yataksız sağlık kurumlarıyla birlikte Türkiye’deki toplam sağlık kurumu sayısı ise 30 bin 449. Yani iddiada belirtilen 7 bin sayısından çok daha fazla. Diğer ülkelerin verilerini incelemenin de en iyi yolu bu ülkelerin istatistiklerinin verildiği resmi web siteleri. Farklı ülkelerin verilerine ulaşmanın pek çok yolu var ama kullanışlı sitelerden biri Amerika Birleşik Devletleri’nin açtığı verilere ulaşabileceğiniz, data.gov/open-gov. Bu web sitesine girdikten sonra “International”(Uluslararası) yazan yere tıkladığınızda farklı ülkelerin verilerine ulaşılabilen bir liste karşınıza çıkacak. İnternetteki en önemli istatistik sitelerinden birisi olan Statista tamamen ücretsiz olmasa da bazı verilere ulaşmanız mümkün. Statista gibi başka bir istatistik sitesi ise Knomea . Burada farklı kaynaklardan derlenmiş verilere ulaşabilmek mümkün. Almanya’daki kilise sayılarına ilişkin Statista’nın aktardığı veriler 2004 yılına ait; Bu verilere göre Almanya’daki Katolik Kilise sayısı 24 bin 500 iken Protestan Kilisesi sayısı 21 bin 100. Yani Almanya’da toplamda 45 bin 600 kilise bulunuyor. Bu sayı da iddiada belirtilen 8 bin sayısından çok daha fazla. Ancak burada Statista’dan yararlandığımız verinin tarihinin eski olması da bu karşılaştırmanın güvenilirliğini zedeliyor. Karşılaştırma yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta verilerin aynı metodolojiyle toplanmış ve aynı değerleri inceliyor olması gerekliliği. Fransa, Almanya ve Türkiye arasında yapılan bu karşılaştırmadaki en büyük sorun karşılaştırılan değerlerin farklı unsurları içeriyor olması. Bu karşılaştırmadaki bir diğer sorun, ülkelerde nüfusun büyük çoğunluğu tarafından inanıldığı düşünülen din üzerinden yorum yapılmış olması. Ancak nüfusun ne kadar olduğu ve ibadethanelerin ne kadarlık bir ihtiyaca denk düştüğüne dair bir bilgi iddiada yer almıyor. Almanya ve Fransa’da diğer ibadethane sayılarına bakılmaksızın ve inançsız insanların nüfusa oranı düşünülmeden sayısal bir karşılaştırma aslında bu iddia için her zaman yetersiz kalacak. Fransa’da Katolik Kilisesi sayısı 45 bin, Protestan Kilisesi sayısı ise 3 bin. Ülkede 2 bin 200 cami bulunurken 500 Sinagog ve 300 Budist tapınağı bulunuyor. Yani iddianın aksine Fransa’da 9 bin değil 48 bin kadar kilise bulunuyor. Almanya Federal Hükümeti’nin resmi web sitesindeki bilgilere göre Almanya’daki hastane sayısı ise 2015 yılında bin 951. Fransa’da 60 bin sağlık kurumu olduğu iddiası da gerçeği yansıtmıyor. Statista’nın OECD’den aktardığı verilere göre Fransa’daki hastane sayısı 2015 yılında 3 bin 89. Fransa’daki toplam sağlık kurumu sayısı ise 20 bin 590. Bu sayı da iddiada belirtilen sağlık kurumu sayısından yaklaşık olarak 40 bin kadar az. Görselde belirtilen iddialara bakıldığında aslında Türkiye’deki cami sayısı dışında verilerin örtüştüğü bir durumdan söz etmek mümkün değil. Almanya, Fransa ve Türkiye karşılaştırmalı veriler *Almanya'daki sağlık kurumu verileri Türkiye ve Fransa'dan farklı ele alındığı için değerlendirmeye alınmamıştır. Data Portals isimli web sitesi sayesinde ise harita üzerinden ülkeleri seçip hem ülkelerin kendi istatistiklerine hem de ülkelerin verilerini içeren varsa başka istatistik sitelerinin adreslerine ulaşılabiliyor. Sosyal medyadaki bir başka paylaşımda Katar, Arabistan ve Türkiye’nin milli gelirleri ve kabul ettikleri mülteci sayılarının karşılaştırıldığı görülüyor. Katar’ın milli gelirinin 140 bin, Arabistan’ın milli gelirinin 60 bin, Türkiye’nin 9 bin dolar olduğu ifade edilirken, Katar ve Arabistan’ın kabul ettikleri mülteci sayısının sıfır, Türkiye’de bulunan mülteci sayısının ise 5 milyon olduğu ifade ediliyor. Bu iddiayı incelerken yapılması gereken şey milli gelir tanımına dikkat etmek ve hangi verilerin bu değerlendirmeye alınacağını tespit etmek. İngilizcesi Gross National Income (GNI) olarak kabul edilen Gayri Safi Milli Gelir verilerinin iddiada bahsedilen milli gelir verisi olduğunu belirtebiliriz. Gayri Safi Milli Gelir (GNI) , bir ülkede yaşayan tüm üreticiler tarafından eklenen katma değerin yanı sıra, üretime dahil olmayan ürün vergilerinin (eksi sübvansiyonlar), çalışan telafisi ve mülk geliri gibi yurt dışından alınan gelir toplamı olarak tanımlanmaktadır. GSMH, bir ülkenin yurt içinde ve yurt dışından aldığı geliri ölçer. Bu bağlamda, GNI, sınırları içinde mi, yoksa yurt dışında olup olmamalarına bakılmaksızın, belirli bir ulusun vatandaşlarının ve şirketlerinin çıktılarını ölçen Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ile oldukça benzerdir. Ülkelerin ekonomilerine ilişkin, uzmanların ve gazetecilerin en güvenilir kabul ettiği kaynaklar arasında Dünya Bankası verileri yer alıyor. İddiada yer alan verilere bakıldığında bunun kişi başına düşen Gayri Safi Milli Gelir olduğu anlaşılabiliyor. Buna göre 2015 yılında Katar’ın kişi başına düşen Gayri Safi Milli Geliri’nin 308 bin, Suudi Arabistan’ın 82 bin, Türkiye’nin ise 19 bin dolar olduğu görülebiliyor. Bu grafikte değerlendirilen veriler, Dünya Bankası ve OECD Ulusal verilerine dayandırılıyor. Ülkelerin ekonomik verileri açısından zaman zaman hatalar barındırsa da en güvenebileceğiniz kaynaklardan biri Dünya Bankası diğeri de Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’dir. 2015 yılı verilerine göre Katar ve Arabistan’a sığınmacı olarak yerleşen kişilerin sayısı ise Suudi Arabistan’da 125, Katar’da 120 olarak ifade ediliyor. Dünya Bankası’nın 2015 verilerine göre Türkiye’nin kabul ettiği sığınmacı sayısı ise 2 buçuk milyondan fazla. Bugün bu sayının 3 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Veriler arasında tutarlılığı sağlamak açısından, karşılaştırılan iki veri setinin aynı kaynak tarafından oluşturulmasının sonucu daha güvenilir kılabileceği düşünülebilir. Ancak Dünya Bankası’nın verilerinin kaynağına bakıldığında kaynağın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) olduğu görülüyor. Ancak veri setini görmek için ilgili linke tıkladığınızda verinin kaynağına şu an ulaşılamadığı uyarısı ile karşılaşılıyor. Birleşmiş Milletler, veri tabanında yer alan mülteci bilgilerini derlerken ülkelerin BM’nin tanımlarını ve sözleşmelerini kabul etmesini bekliyor. 1951 BM Sözleşmesi, 1967 Protokolü, 1969 Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi gibi koşulları kabul ederek UNCHR’ın geçici ya da kalıcı koruma statülerini benimsemiş ülkelerin verileri bu kaynaklarda yer alıyor. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri mülteciler konusunda Birleşmiş Milletler’in protokollerine taraf değil. Ülkeler arasında karşılaştırmalar yapılırken her zaman ülkenin özgün koşulları, yaptığı anlaşmalar, anlaşmalara düştükleri şerhler de dikkate alınmalı. Yani bu iddia özelinde bakıldığında Suudi Arabistan ve Katar’ın mülteci kabul etme koşullarının ne olduğunun incelenmesi gerekiyor. Suudi Arabistan Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin maddelerini kabul etmemiş olsa da bu özellikle Suriye iç savaşı süresince Suriyelilerin Suudi Arabistan’a sığınmadığı anlamına gelmiyor. Ülkelerin mülteciler konusunda nasıl bir politika izlediğini anlamak için yetkililerin açıklamalarına yer veren resmi bir kaynak bulmaya çalışmak bu noktada anlamlı olacaktır. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın resmi web sitesinde bu konuda açıklamaları bulmaya çalışmakla başlanabilir . Suudi Dışişleri Bakanı Adel Al-jubeir, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House’ta Eylül 2016’da Londra’da yaptığı konuşmasında, savaş başladığından beri 2 buçuk milyon Suriyeli mülteciye vize verdiklerini belirtti. Konuşmayı dinleyenler arasından Türkiye’nin Suriyelileri kabul edip Suudi Arabistan’ın kabul etmemesini eleştiren ve Arabistan’ın mülteci politikasının ne olduğunu soran kişiye verdiği yanıtta Al-jubeir şunları söyledi; 2 buçuk milyon insan Suudi Arabistan’a geldi ve bunlardan 600, 700 bini hala ülkede. Hiç kimse mülteci kamplarında ya da çadırlarda yaşamıyor. Kutsal Cami Hizmetkarı’nın emriyle bütün Suriyelilere yaşama izni verildi, böylelikle çocuklarını okula gönderebiliyorlar. Sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar, sosyal haklardan yararlanıp iş bulabiliyorlar. Aynı şeyi Yemen için de yaptık. Yemen’de savaş başladığından beri 1 milyona yakın Yemenli mülteci Suudi Arabistan’a geldi. Aynı uygulama Yemenliler için de geçerli oldu. Hiçbiri kamplarda ya da çadırlarda yaşamıyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamayı doğrulayan başka açıklamalara da rastlamak mümkün. Bunlardan birisi de Birleşmiş Milletler’in Körfez Bölgesi sorumlusu Nabil Othman, 2015 yılında Bloomberg’e verdiği bir röportajda 500 bin Suriyelinin Suudi Arabistan’da yaşadığını belirtiyor. Benzer bir durum Katar için de söz konusu. Katar Dışişleri Bakanı Dr. Khalid Al-Attiyah 2015 yılında verdiği röportajda 54 bin Suriyelinin Katar’da yaşadığını, 47 bininin oturma iznine ve 7 bininin yenilenebilir ziyaretçi vizesi olduğuna değindi. Sonuç olarak verilerin iç tutarlılık içerisinde incelenmesi önemli olsa da bu verilerin nasıl düzenlendiği ve hangi koşulları içerdiği de bir o kadar önemli. Bu durumda iddiada Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin milli gelirleri de kabul ettikleri mülteci sayıları da doğru değil. Bu örnekte görüldüğü gibi Dünya Bankası verileri ya da Birleşmiş Milletler verisi tek başına yeterli olmadı. Ülkelere ait istatistiklerde, kendi verilerine bakmak her zaman çok önemli. Ancak ülkelerin kendi verilerinin de her zaman iç tutarlılığı olup olmadığının kontrol edilmesi gerekli. Bu istatistikler zamanla değişebilir, hükümetlerin kararları doğrultusunda farklı veriler eklenebilir. Doğrulayabileceğiniz tüm farklı veri setlerini karşılaştırmaya çalışın. Ülkelerin kendi veri setleri de tek başına güvenilir olmayabilir. Bu nedenle ülkelerin siyasi, ekonomik ve politik gündemlerini takip etmek nasıl değişiklikler yapıldığını görebilmek daha iyi değerlendirebilmenize yardımcı olacaktır. Ülkelerin gündemlerinde ne olduğunu, hangi yasanın geçmekte olduğu, hangi tasarının tartışıldığına bakmak gündemlerini anlamak açısından yararlı olabilir. Bunu araştırmak için ülkelerin parlemento web sitelerine yer verilen bu listeden yararlanmanız mümkün. İstatistik ve verilerin dahil olduğu ülkelere ait böyle iddialarda dahi her zaman şüphelenmeye devam edin!" Araştırma: İnsanlar haber kuruluşlarına neden güvenmiyor?,https://teyit.org/teyitpedia/insanlar-haber-kuruluslarina-neden-guvenmiyor,"*Bu içerik ilk kez  "" Why don’t people trust the news and social media? A new report lets them explain in their own words "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 11 Kasım 2017 tarihinde yayınlanmış ve Burak Avşar tarafından Teyit için çevrilmiştir. Reuters Gazetecilik Çalışma Enstitüsü’nün yakın zamanda yayınladığı rapor , dünyadaki haber kuruluşlarına karşı güvensizliğe neden olan etmenlere ışık tutuyor. Reuters Gazetecilik Çalışma Enstitüsü ve merkezi Birleşik Krallık'ta bulunan ve dünya genelinde faaliyet gösteren internet tabanlı pazar araştırması ve anket şirketiYouGov, basın kuruluşlarına ve sosyal medyaya duyulan güven hakkında nitelikli veri toplamak amacıyla 9 ülkeden (ABD, Almanya, Britanya, İrlanda, İspanya, Danimarka, Avustralya, Fransa ve Yunanistan) toplamda 18 bin insanın katıldığı bir anket çalışması yürüttü. Katılımcılara, “Haber yayın organları gerçeği kurgudan ayırt etmemde bana yardımcı olarak iyi iş çıkarıyor” gibi ifadelere katılıp katılmadıkları sorulduktan sonra cevaplarını açık uçlu metin kutularına yazmaları istendi. Reuters’tan Nic Newman ve Richard Fletcher, medyaya karşı güvensizliği besleyen konuları ve endişeleri kategorize etmek için katılımcıların paylaştığı 7 bin 915 cevabı inceledi. İşte Fletcher ve Newman’ın anket sonuçlarından elde ettiği bazı sonuçlar: Katılımcıların yüzde 67’si okudukları habere güven duymama sebeplerini bu üç durumdan biri olarak aktarıyor. Beklenildiği üzere, politik yanlılık konusundaki endişeler özellikle ABD’de kendisini gösteriyor. Katılımcıların yüzde 34’ü ülkedeki politik yanlılığı işaret ederek medya kuruluşlarına güvenmediğini belirtiyor. ABD’deki sağ siyaseti destekleyen bireyler medyaya güvensizlik konusunda çok daha keskin; sol siyaseti benimseyen kişilere göre 3 kat daha fazla güvensizliğe sahipler. (Raporda yer alan üç cevap şu şekilde: “Liberal medya saçmalıklar ve yalanlarla dolu”, “Fox News dürüst bir yayın sürerken; CNN, bize sol kanadın yalanlarını anlatıyor”, ve “Onlar sola çok uzaklar, bu yüzden kaybedebilirler”) Araştırmanın bulgularına göre, medyaya karşı duyulan güven, 35 yaş üstü insanlarda (yüzde 42), düşük gelirli (yüzde 35) ve 35 yaş altındaki (yüzde 34) insanlara göre gözle görülür şekilde yüksek. Araştırmacılar, bu farkın yaşlı ve geçim sıkıntısı çekmeyen insanların statükoya daha yatkın olmasının yanı sıra gazetecilerin, güvenin “kullanıcıya tekrar tekrar ulaştırılan dürüst ve doğru haberin” bir ürünü olduğunu fark etmelerinin vakit almasından kaynaklandığını düşünüyor. Markaların, özellikle gazetecilik alanında faaliyet gösterenlerin, halkın güvenini bir gecede kazanmaları mümkün değil ve firmaların bilgi doğrulama ve şeffaflığa verdiği önemin okurdan karşılık görmesi yılları bulabilir. İnsanların iletmek istediğiniz mesaja güven duymasını istiyorsanız anlatmayın, gösterin. Çünkü televizyonun, yazılı metin ve fotoğrafla kıyaslandığında manipülasyona daha az açık olduğu düşünülüyor. Ankete katılan kullanıcılar, haberdeki görsel içeriğin haberin doğruluğuna dair ikna edici olduğunu düşünüyor. Avustralya’dan ankete katılan bir katılımcı; “Haber organizasyonları anlatmak istediklerini gösteren görseller, videolar, röportajlar veya anlattıklarının resmi kaynaklara dayandığını gösteren açıklamalar kullanabilirler.” Elbette teknoloji ilerledikçe hareketli görüntünün de taklit edilebilir hale gelmesi ve görsele duyulan güvenin kaybolması ürkütücü bir ihtimal olarak önümüzde duruyor. Sosyal medya çoğu insan için ana haber kaynağına dönüşmesine rağmen, katılımcıların yalnızca yüzde 24’ü sosyal medyanın gerçeği kurgudan ayırmada iyi iş çıkardığını söylüyor. Bir başka deyişle, insanların tüm gününü Twitter ve Facebook kullanarak geçiriyor olmaları, internette okudukları her şeye inanıyor oldukları anlamına gelmiyor. Cinsiyet, yaş ve gelir skalasına bakmaksızın durum bu. Sosyal medyaya güven duymayan katılımcıların yaklaşık yüzde 35’i, yaşadıkları güvensizliğin ana sebebi olarak fact-checking birimlerinin ve görüş odaklı bilginin yetersizliğini gösteriyor. Özellikle, bu düşüncedeki insanların yalnızca yüzde 5’i platformların algoritma sistemleri ve viral habere duyulan güvensizlik sebebiyle sosyal medyaya karşı güven eksikliği yaşadığını belirtirken, bu durum, haberlerin sunumunda etkili olan teknolojinin rolü hakkında kaygı duyan ya da farkındalık geliştirmiş çok az insanın olduğunu gösteriyor. Öte yandan, sosyal medyaya güven duyduğunu ifade eden katılımcıların yüzde 33’ü, sosyal platformların farklı sesleri duymayı mümkün kılması, bu seslerin bir arada duyulmasının habere dair daha bütünlüklü bir resim sunması ve bilinmeyeni ortaya çıkarması gibi faydaları olduğuna dikkati çekiyor. Amerika’dan bir katılımcı bu faydayı: “Aynı olaya ya da konuya dair birçok kaynağa göz atabiliyorum ve bu kaynaklara gelen eleştirileri okuyarak hangi bilgilerin çarpıtıldığını ya da eksik bırakıldığını görebiliyorum” sözleriyle ifade ediyor. Her ne kadar haber organizasyonları habercilik anlayışlarını geliştirmek ve okurlara birden fazla bilgi doğrulama servisi sunmak adına ciddi çaba harcasalar da, Newman ve Fletcher bu organizasyonların icra ettiği “gazeteciliğin” internette dolaşan yığınlarca bilgiden daha iyi olduğunu göstermek adına yapılacak çok şey olduğunu söylüyor. Dijital reklam yerine okur desteği üzerine kurulu iş modelleri haber organizasyonlarını “tık alma kaygısı”ndan kurtararak okurla kurum arasındaki güveni tesis edecek arayışlara yönlendirebilir. Bunun yanı sıra, temsil kuvveti daha yüksek, farklı yaş ve cinsiyetten, geniş bir etnik ve sosyoekonomik yelpazeden gelen insanların çalıştığı kurumlar yaratmak da oldukça önemli. Facebook ve Twitter da söz konusu güven probleminin ortaya çıkmasında aldıkları rolle mücadele etmek için azami gayret sarf etmeli. Yapılabileceklerin ilk adımı, platformlarında güvenilir haber kaynaklarını öne çıkarmak olabilir. Örneğin geçtiğimiz günlerde Facebook, haber kuruluşlarına bir “son dakika gelişmesi” etiketi vererek kriz durumlarında öne çıkmalarını sağlayacak bir özelliği test etti. Elbette, The Trust Project ve The Nes Integrity Initiative tüm medya ve teknoloji firmalarının halkın güvenini tesis etmeye katkı sağlıyor. Yazarın araştırma hakkındaki sonucu: Güveni yeniden tesis etmek yayıncıların, platformların ve okuyucuların özverisine ihtiyaç duyacak uzun vadeli bir süreç olacak. Güven sorunu hakkında çözümler üretmek, okuyucuların algıları ve motivasyonları konusunda sağlam bir kavrayışa ihtiyaç duyuyor ve bu çalışma, güncel sorunlara kısaca değinerek sorunun çözümüne katkı sağlamayı hedefliyor. Neresinden bakarsak bakalım, okuyucu kitleyi, platformların ve yayıncıların önünde değişim talep ederken buluyoruz." Araştırma: WhatsApp’ta sahte haberle mücadele etmek Facebook’tan daha zor,https://teyit.org/teyitpedia/whatsappta-yalan-haberle-mucadele-etmek-facebooktan-daha-zor,"Facebook’un küçük kardeşinin bir yalan haber sorunu var ve kimse bu sorunu nasıl çözeceğini bilmiyor. Doğrulama platformlarına göre, bu yaz günde 1 milyar kullanıcıya ulaşan popüler mesajlaşma platformu WhatsApp, son aylarda yanlış bilginin üretim alanı haline geldi. Geçen ay Almanya’da yapılan seçimlerden, Katalonya bağımsızlık referandumuna , Sahra Altı Afrika’daki fırtınalarla ilgili yanlış bilgilerden Brezilya’daki sahte insan kaçırma hikayelerine kadar, söylentiler platformdaki özel gruplarda büyük bir hızla yayılıyor. Bu durum hem doğrulama yapanlar hem de WhatsApp için büyük bir sorun. WhatsApp üzerindeki aldatmacaları çürütmek için çalışan ilk doğrulama örgütlerinden biri olan Kolombiya’daki La Silla Vacía muhabirlerinden Juan Esteban Lewin “WhatsApp söz konusu olduğunda, paylaştığınız şeyi kaç kişinin okuduğuna dair hiçbir fikriniz olmuyor, adeta bir kara kutu” diyor ve ekliyor , “Bu (sahte haber) akışı nasıl durdurabileceğimizden emin değilim.” Facebook ve Twitter haberlerin, fotoğrafların ve videoların genellikle serbestçe dolaştığı herkese açık alanlarken, WhatsApp kendi içinde bölümlere ayrılmış bir platform. Gruplara 256 kişiye kadar kullanıcı katılabiliyor, bu da doğrulama örgütlerinin yalan haberlerin ne zaman ve nerede viral hale geldiğini görmelerini zorlaştırıyor. Ayrıca tüm mesajlar otomatik olarak uçtan uca şifreleniyor . Bu sorunlar gazetecilerin bu platform üzerindeki etkinliği izlemek için kullanabileceği bir analiz sisteminin olmamasıyla pekişiyor. 2014 baharında Facebook tarafından 19 milyar dolara satın alınan WhatsApp üzerindeki yanlış bilgiyi bulmakta güçlük çekenler yalnızca doğrulama örgütleri değil. Platformun kendi çalışanlarının da WhatsApp üzerinde viral hale gelen mesajların içeriğini belirlemek için kullanabileceği bir yöntem yok. WhatsApp yetkililerinden Carl Woog, Poynter’e gönderdiği e-postada şöyle diyor: WhatsApp kullanıcıların bilgilerini güvenli ve gizli tutacak şekilde tasarlandı, bu nedenle de hiç kimse insanların mesajlarının içeriğine erişim sağlayamıyor. Yalan haberlerden kaynaklanan bir zorluk olduğunun farkındayız ve WhatsApp’in güvenli bir yer olmaya devam etmesini sağlayacak yollar düşünüyoruz. Woog, WhatsApp’ın yalan haberle mücadelede denediği yöntemlerden birinin platformda dijital okuryazarlığı geliştirmek olduğunu ifade ediyor. Bu, Facebook’un da yardımcı olduğu bir girişim (ama şirketin veri ve mühendislik merkezlerinin yanlış bilgi karşısında hangi ölçüde kullanılacağı hala net değil). Kullanıcılara çevrimiçi aldatmacaları nasıl tespit edeceklerini gösteren basit bir bildirinin dışında, WhatsApp’ın yalan haberle mücadele çabalarının en çarpıcı yanı doğrulama örgütleriyle benzer yöntemler kullanması. Bu yöntem kullanıcıları listelemek. Doğrulama örgütleri WhatsApp’taki yanlışları Facebook veya Twitter’dakiler kadar kolay tespit edip çürütemediğinden, yardım için okuyucularına başvurdular. Geçen birkaç ay içinde, Chequeado , Africa Check ve Boatos.org gibi doğrulama siteleri platformdaki yanlış bilgiyle mücadele çabalarını artırdılar. Çoğu kullanıcının platformda şüpheli bir şeyle karşılaştıklarında gönderdikleri yalan haberler, fotoğraflar ve caps’leri almak ve bunlara yanıt vermek için kurumsal WhatsApp hesapları açtı. Buna karşılık, doğrulama örgütleri okuyucularından doğrulamayı aynı grup içinde paylaşıp yanlış bilginin yayılmasını önlemelerini istedi. En azından, hedef bu. Türkiye’deki doğrulama platformu teyit.org'un editörlerinden Gülin Çavuş, “İnsanlar sosyal medyada yanlış bir şey söylerlerse başına kötü bir şeyin geleceğinden korkuyor olabilir. Sanırım WhatsApp insanlar için güvenli bir alan ve komplo teorilerini daha rahat tartışabiliyorlar” diyor: (Çavuş 2017 International Fact-Checking Network fellowu seçildi). Tüm yankı fanuslarından şüpheli haberleri toplamanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. Chequedo yönetici müdürü Laura Zommer de bu görüşü destekliyor. Arjantin’de bulunan doğrulama örgütü La Silla Vacía’nın rehberliğinde geliştirdiği WhatsApp mesajlarını çürütme çalışması nispeten yeni olsa da Zommer, viral aldatmacaları bulmanın ve gerçeği kullanıcılar arasında yaymanın zorluğuyla daha şimdiden karşı karşıya olduklarını söyledi. Zommer; Kaynağa erişim sağlamak daha zor çünkü bunlar bizim gazeteci olarak iletişim kurmaya alışkın olduğumuz kaynaklar değil. Gazetecilerin insanlarla mutlaka konuşmaları gerektiğini düşündüğümüz konular değil, genellikle insanların konuşmasına çok da gerek olmayan konulardan bahsediyorlar. WhatsApp’in dünya çapındaki popülerliği düşünüldüğünde, yalan haberle mücadele sorunu açıkça görülüyor. Mesajlaşma platformu ABD dışında, özellikle mobil veriye erişimin az veya pahalı olduğu ülkelerde oldukça yaygın olarak kullanılıyor. 100 milyondan fazla kişinin WhatsApp kullandığı Brezilya’da Boatos doğrulamaları doğrudan kullanıcılara gönderiyor . Boatos gazetecilerinden Edgard Matsuki, Poynter’e yazdığı e-postada kullandığı iki akıllı telefona her gün 500 civarı mesaj geldiğini, bunun da platformun performansını düşürdüğünü anlatıyor. Ayrıca mesaj gönderen kişileri elle tek tek kaydetmesi de gerekiyor. ""WhatsApp’in bir iyi yanı takipçilerimle doğrudan iletişim kurabilmem ve mesajlarımı göndermek için algoritmalara bağlı olmak zorunda kalmamam.” diyor ve ekliyor: “ Bu hizmeti geliştirmenin yollarını bulmak için hala çalışıyorum."" Lewin, Kolombiya’da uygulamanın özellikle geçen yıl Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile yapılacak barış anlaşması referandumunun ardından birincil haber alma kaynağı olarak kullanıldığını, orta ve alt gelir sınıfından kişiler arasında daha çok yaygın olduğunu belirtti. Haberleri gazeteden okumak yerinde WhatsApp üzerinden gelen haberleri okuyorlar, bu Kolombiya’da çok yaygın bir durum. Veri kullanımı fazla olmayan bu mesajlaşma uygulamaları çok, çok popüler oldu. Lewin WhatsApp’te gördüğü yalan haberlerin çoğunun platform üzerinde oluşturulmaktan ziyade, çevrimiçi bir yerden alınıp uygulamada paylaşıldığını söylüyor. Africa Check’in kıdemli araştırmacısı Kate Wilkinson çoğunu anlamanın zor olmadığını, duygusal tepkiye neden olduğunu söylüyor. Ancak WhatsApp üzerinden yayılan yanlış bilgilerin, bu yanlış bilgileri çürütme çalışmalarıyla birlikte, dünyanın her yerinde bir sorun haline geldiği ortada ama yanlış bilgilerin içerikleri bölgeden bölgeye değişiyor. Arjantin ve Kolombiya’da mesajlar genellikle siyasi içerikli olup yerel ve ulusal seçimlerle ilgili yanlış bilgiler içeriyor. Geçen ay Chequeado WhatsApp’te dolaşan ve seçmenlerin oy pusulasına hayvan hakları ihlallerine karşı olduklarını yazabileceklerini belirten bir caps’i çürüttü. Bu durum aslında seçmenlerin oylarının geçersiz sayılmasına neden olacaktı. Lewin, Kolombiya’da La Silla Vacía’nın haftada en az bir tane WhatsApp üzerinden doğrulama yaptığını ve en çok konuşulan iki konunun FARC ile gelecek yılın kongre ve başkanlık seçimleri olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Öte yandan, Wilkinson Sahra Altı Afrika’da karşılaştığı yalan haberlerin çoğunun siyasetle ilgili olmadığını söyledi: WhatsApp üzerinde viral olan yanlış bilgiler genellikle yaklaşan bir tehlikeyle ilgili oluyor. İnsanlar çoğunlukla suç, şiddet ve kötü hava hakkında mesajları iletiyorlar. Şubat ayında Africa Check, Güney Afrika açıklarından yaklaşan fırtınanın Johannesburg’u vuracağına dair WhatsApp üzerinde yayılan viral bir fırtına uyarısını çürüttü. Aslında fırtına Johannesburg’un bulunduğu Gauteng şehrinin yakınlarından bile geçmeyecekti. Bu tür mesajların içeriği son yıllarda yalan haberlerin ve çevrimiçi paylaşılan yanlış bilgilerin odağı olan aşırı taraflılıktan uzaklaşma anlamına geliyor. Wilkinson, kullanıcıların doğrulama örgütüne gönderdiği mesajların çoğunun korku veya öfke yayma değil, insanları tehlikelere karşı uyarma ve yardım etme isteğiyle paylaşıldığını düşünüyor: WhatsApp çok samimi bir iletişim biçimi ve tehlikede olduğunuzu düşünmenize neden olan bir bilgi aldığınızda … muhtemelen bu bilgiyi paylaşmanın artılarını ve eksilerini kafanızda tartarsınız. ‘Bir kişinin bile zarar görme ihtimali varsa, paylaşmam gerekir’ diye düşünürsünüz. Ancak bu ağırlıklı olarak gizli bir platform üzerinde yanlış bilgiyi çürütmeyi kolaylaştırmıyor. Doğrulama örgütlerinin WhatsApp’teki aldatmacaları bulup çürütmek için harcadıkları çabanın işe yarayıp yaramadığı belli değil, bunun bir nedeni de şu anda ölçmenin mümkün olmaması. Bu makale için görüştüğümüz doğrulama örgütleri yalan haberi çürütme süreçlerini geliştirmek için WhatsApp’le bağlantıya geçmediklerini ve yalan haberi ortaya çıkardıklarında viral hale gelen haberleri görmenin bazen heveslerini kırabildiğini söylediler. “Bu hafta karşıma çıkan bir haberin yanlış olduğu aslında bir buçuk yıl önce gösterilmişti.” diyor Lewin. Ancak durum o kadar da vahim değil. Lewin, La Silla Vacía WhatsApp üzerinde çalışmaya başladıktan sonra bazı grupların gerçekler ve haberler hakkındaki konuşmalarının değiştiğini de gördüğünü belirtti. Lewin: Bazı gruplarda sohbetler biraz da olsa değişti çünkü grupta ‘Bir dakika, bunun doğru olup olmadığını kontrol edelim’ diyen en az bir kişi varsa, tartışmanın boyutu tamamen değişebiliyor. Haberin yalan olduğunu kanıtladığımızı WhatsApp üzerinde yaymanın kolay bir yolu yok. Bu konuda kullanıcılara güvenmek zorundayız. WhatsApp mesajları izlemek için bir yöntem geliştirene kadar, ki baştan sona şifreleme yapmaları nedeniyle bu pek olası değil, doğrulama örgütleri muhtemelen çürütecekleri yalan haberlerde kullanıcıların gönderdiği ihbarlarla ilerlemeleri gerekecek. Bu, dünyanın en popüler mesajlaşma platformlarından birinde, kapsamı bilinmeyen bir sorun için eksik bir çözüm. Zommer, “İnsanların yalan haberleri paylaşmasına nasıl engel olacağımızı bilmiyoruz. Elimizdeki bütün araçları denemek zorunda kalacağımızı düşünüyoruz.” diyor." Dolandırıcılar sahte haberlerle Bitcoin yatırımcılarını nasıl kandırıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/dolandiricilar-sahte-haberlerle-bitcoin-yatirimcilarini-nasil-kandiriyor,"Bu içerik ilk kez "" Here’s How Scammers Are Using Fake News To Screw With Bitcoin Investors "" başlığıyla Buzz Feed News t arafından 18 Ocak 2018 tarihinde yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bitcoin ve muadili kripto para birimlerinin denetimsiz dünyasında dolandırıcılar, varlıklarının ederini arttırmak için, sosyal medya, kısa yoldan para kazanmayı vadeden kurmaca web sayfaları ve sohbet uygulamaları yoluyla kasıtlı olarak yanlış bilgi yayıyorlar. 14 Ocak 2017 tarihinde, McAfee sibergüvenlik firmasının nevi şahsına münhasır kurucusu John McAfee adına açılmış bir Twitter hesabı birkaç yatırım tavsiyesinde bulundu. Hesap, “Günün Coin’i” girizgahıyla piyasaya 2017 sonbaharında girmiş GVT adlı bir dijital parayı öven paylaşımlarda bulundu. Kötü ününe karşın (Bugüne kadar geliştirilmiş en başarılı antivirüs yazılımlarından birini yarattı, 2012’de komşusunun ölümüne ilişkin kendisini sorgulamak isteyen Belize polisinden kaçtı ve 2016’da aynı ülkede başkan aday oldu) McAfee hala kimilerince bir kripto para üstadı olarak görülüyor. McAfee, yakın zamandaki yükselişinden çok önce Bitcoin’in geleceğin parası olacağını söylüyordu ve bazıları için, McAfee’nin övgüsüne mazhar olması, GVT’ye yatırım yapmak için yeterli bir sebepti. Alıcılar, McAfee’nin ağzından çıkanları talep çılgınlığı ve katlanan değere dair öngörüler olarak algılıyordu. Dolayısıyla pek çok insan, hesap ismindeki fazladan “l”yi fark etmeden ve sahte McAfee hesabını gerçeğinden (@OfficialMcAfee) ayırmalarını sağlayacak bilgi kontrolünü yapmadan GVT’ye yatırım yaptı. Tweet 15:00’te akışta ilk belirdiğinde, piyasada GVT alım-satımı 30 dolardan yapılıyordu. 15:04’te fiyat 45 dolara yükseldi ve işlem hacmi ikiye katlandı. Saat 15:19’u gösterirken ise GVT’nin fiyatı 30 dolar 29 sente geriledi. Böylece işin ehli ve kudretli yatırımcıların yatırımları asıl kârı götürürken, küçük ve maceraperest yatırımcının elinde kâr getirmeyen bir miktar kalmış oldu. Bu, klasik “yükselt ve terk et” hilesinin “Big Pump Signal” adlı sohbet odasında kurgulanmış bir örneğiydi. Buna göre sohbet odasındaki kullanıcılar sahte McAfee’yi retweetleyerek haberi yaymaya ve belirlenen zamanlarda GVT alım-satımı yapmaya teşvik ediliyorlardı. Kripto para ticaretinin gözle görülür bir denetime tabi olmayan acımasız dünyasında yalan haber ve ispatlanmamış söylentiler acemileri ağına düşürmek isteyenler arasında yaygınlaşıyor. Yanlış bilginin yayılması adına daha elverişli bir ortam düşünülemezdi: ortalık değişken, kafa karıştırıcı ve kolay yoldan parayı kırmak isteyen eğitimsiz ve aşırı hevesli yatırımcılarla dolu. “Tüm bunların çıktığı kapı, insanların çevrimiçi ortamda daha gözü açık olmaları gerektiği gerçeği.” diyor bir kripto para yatırımcısı ve Blockchain Report adlı bültenin editörü olan Laz Alberto. “Dahil olduğum sohbetlerin pek çoğu “Bir arkadaşımın dediğine göre…”, “Bunu Twitter’da gördüm.” ya da “Bir Telegran grubunda bir şeye rastladım.” gibi cümlelerle başlıyor. Kripto dünyasındakilerin tavsiyelerini dinlemeden önce, konuyla alakalı ilk elden bilgi almalısınız.” Fakat öğrenmek zaman isteyen bir iş ve doğru bilgiye ulaşmaya çalışırken sabrınız sınanabilir, özellikle etrafınızdaki herkes bir blogda ya da tweette rastladıkları bir dedikoduya güvenip gözü kapalı kâr ediyorken. New South Wales Üniversitesi’nde araştırmacı olan ekonomist Usman Chohan, Bitcoin histerisinin irrasyonel coşkunluğuyla internetin hayatımıza yeni girdiği ve servetlerin tutarsız ve kaprisli bir pazarın etkisinde kolayca artıp eriyebildiği döneme benzediğini söylüyor . Rusya merkezli Genesis Vision adlı şirketin “yükselt ve terk et” stratejisinde kullanılan kripto parası yukarıda anlatılanlara güzel bir örnek teşkil ediyor. Şirketin yalnızca dört aydır piyasada olan parasının değeri, piyasadaki onca sarsıntıdan sonra bile, 75 milyon dolar. Genesis Vision henüz hiçbir ürün ya da servis sunmuyor, bir internet sitesinden ve şirketin bu yıl içerisinde merkezi olmayan küresel bir ticaret ağı oluşturmayı planladığını anlatan basit bir sayfadan ibaret. Şirket yönetimi bile GVT’nin değerinin yükselmesi ihtimalini uzak buluyor. Yönetim Kurulu Üyesi Miroslava Egorova yakın zaman önce BuzzFeed News’e şu sıralar GVT’nin kazanç getirmesinin pek mümkün olmadığını söylemişti. Fakat GVT ticareti yapmaya karar veren kitle buna pek kulak asmışa benzemiyor. Big Bump Signal adlı katılıma açık Telegram grubu, GVT’nin Binance’de en çok ticareti yapılan yirmi beş kripto paradan biri olduğunu gördükten sonra kullanıcılarına “farklı bir plan” için hazır olmalarını söylemişti. “Sıradan bir yükseltme olmayacak.” diye yazmıştı grup yöneticisi, “En başarılı yükseltme işlerimizden olan OAX’ta olduğu gibi yine haber yayıyoruz.” Sözünü ettiğimiz ve Big Bump Signal yöneticilerinden birinin retweet edilmesi talimatıyla gruba yolladığı sahte McAfee tweeti, alınan ekran görüntülerine göre, bin üç yüzden fazla kez retweet edilmiş. Tweet sonradan sahte hesap ve Telegram linkiyle beraber silindi. Telegram’daki onlarca yükseltme grubundan biri olan Big Bump Signal’ın ilk yönetici ve destekleyicilerinden biri BuzzFeed’in konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi. Telegram’ın yöneticileri de kendilerine e-posta yoluyla iletilen yorum talebine geri dönüş yapmadılar. Öğleden sonra 15:42’de, grubun yöneticilerinden biri “Bu yükseltmeye dışarıdan çok fazla katılım oldu,” diye yazdı gruba, “bize bu sosyal medya planı konusunda fikir veren ve yardım eden kişinin ve tweeti retweet eden onca kişinin sayesinde kendimizi kanıtladık ve bu yükseltmeye daha önce görülmemiş düzeyde dışarıdan katılım sağlandı.” Big Bump Signal’ın kurgusundan habersiz olan ve GVT’ye yükselme anında yatırım yapan bu insanlar varlıklarının %33’e varan bir kısmını kaybetmiş olabilirler. Ve zarara uğrayan yalnızca onlar değil. Basit bir Twitter araması Big Bump Signal üyelerinden bazılarının da para kaybetmekten yakındığını gösteriyor. Genelde, bir “yükselt ve terk et” planından faydalanacak olan asıl kitle oyunu organize edenler oluyor ve bazen bu kimseler kârlarını katlamak için dışa daha az üyeye açık, daha küçük Telegram grupları kuruyorlar. Geçtiğimiz Ağustos ayında Güvenlik ve Ticaret Komisyonu, kamu yatırımı sayfasında, bu işle ilgilenen bazı insanların şirketler hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgi yaymak suretiyle piyasayı manipüle etmeye çalıştığını belirterek kripto para dolandırıcılığı ve ICO-temelli sahtekarlıkla alakalı uyarılarda bulunmuştu. Buna karşın kurum yalnızca bir ICO-sahtekarlığına ilişkin suçlamalar bulunduğunu duyurdu ve mevzu Telegram gruplarında gün aşırı yapılan “yükselt ve terk et” planları olduğunda, yargının hangi alanının yetki sahibi olacağı henüz kesinlik kazanmış değil. Alberto “Belli ki şu aralar sırtını yanlış bilgiye yaslayan pek çok grup türedi.” yorumunda bulunuyor. “Yaptıkları elbette yasal değil fakat denetim yok, dolayısıyla tüm yaptıkları yanlarına kâr kalıyor .” “Yükselt ve terk et” düzenleri genelde yeni ICO’ları hedef alsa da, piyasadaki yerleri daha sarsılmaz olan Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar da yanlış bilgi manipülasyonuna karşı savunmasız. Haziran’da, sahibinin öldüğüne dair dedikodular internet trolleri ve komplo teorisyenleriyle meşhur forum 4chan’de dolaşmaya başladıktan sonra Ethereum milyarlarca dolar kaybetti. Gönderinin başlığı “Vitalik Buterin’in öldüğü doğrulandı” idi ve ETH kısaltmasıyla piyasada yer alan Ethereum’un arkasındaki yirmi üç yaşındaki dehanın öldüğünü iddia ediyordu. “Haberi alanlar ETH’yi elden çıkarıyorlar. Ölümcül bir trafik kazası. Ve biliyoruz ki Buterin tüm sistemi bir arada tutan bir tutkal gibiydi. Bu saatten sonra ETH’nin toparlanması zor olacak. Tüm kripto para piyasasının başı dertte.” Gönderinin ortaya çıktığı sırada Ethereum - ki geçen yılın ilk aylarında yüzde 4800 artış görmüş bir kripto para birimiydi - sert bir düşüşten mustaripti ve Buterin’in ölümüne ilişkin iddialar paranın uçuculuğunu hızlandırdı. Dijital paranın değeri ancak Buterin’in kendisinin bir fotoğrafını paylaşarak hayatta ve iyi olduğunu bildirmesinin ardından stabilize hale geldi. Bitcoin yenice ortaya çıkan ve kendisini güvenceye alacak varlıktan yoksun bir para birimi olduğu için dedikodulardan etkilenmeye oldukça açık. Bitcoin’e ilişkin uzun zamandır süren tartışmalardan biri de, hangi büyük kuruluş ve perakendecinin Bitcoin kabul etmeye başlayacağı, zira bu yolla Bitcoin güvenilirliği onaylanmış ve kullanımı gayet tabii bir para birimine dönüşmüş olacak. Elbette tartışma sürerken bazıları bunun kaymağını yiyor. Kendine “Bitcoin uzmanı” diyen ve internette “Kripto Para Dersleri” başlıklı videolarının reklamını yapan James Altucher çevrimiçi bir bültende; “Amazon’un Bitcoin’i KABUL EDECEĞİNE eminim.” diye yazmıştı. Tabii burada Altucher’ın 2013 yılında Bitcoin’e ilişkin; “Bitcoin bir balon, bir tür sahtekarlık, saadet zinciri hatta belki daha kötüsü.” şeklinde bir tweet attığını hatırlamakta yarar var. Altucher’ın Bitcoin’in kabulüne ilişkin tahminine bir Amazon yetkilisinin esas bağlamından koparılmış ifadeleri ve başka spekülatif bilgiler eşlik ediyordu. Altucher’a göre; “Amazon’un duyuruyu 26 Ekim’deki Kazanç Bildirimi Konferansı’nda yapması gayet olası.” idi. Tüm bunlara rağmen, ayda yaklaşık 225 bin kişi tarafından ziyaret edilen komplo teorisi sayfası Squaker, Altucher’ın söylediklerini gerçek kabul ederek yayımladı. Daha sonra bu ifadeler, çevrimiçi bir kripto para yayını olan CoinTelegraph ’da ve Alman gazetesi Die Welt ’te tekrar yayımlandı. Kullandığı ifadelere ilişkin bir BuzzFeed muhabirine, “Amazon’un Bitcoin’i bu kadar erken kabul etmesi ‘olası’ dedim, kesinlikle bu tarihte kabul edecek demedim.” şeklinde açıklama yapan Altucher, kendi reklamını yapmak adına kullandığı bilgiler sorulduğunda; “Kripto paralarla alakalı yayılan yanlış bilginin boyutu ciddi ve ben insanların bunlara inanmasını önlemeye çalışıyorum.” dedi. 26 Ekim’de Abtucher’ın Amazon’dan beklediği Bitcoin açıklaması gelmeyince spekülator bültenindeki tahmini ileri bir tarihe işaret edecek şekilde ileri attı: “Amazon ödemelerde Bitcoin’i kabul edeceğine dair açıklamayı, 2 Şubat saat 16.00’da, bir sonraki kazanç değerlendirmesi toplantısı sırasında yapabilir.” “Chohan ayrıca, Reddit’e bir ekran görüntüsü olarak yüklenen ve bir Amazon müşteri hizmetleri görevlisini Amazon’un ödemede Bitcoin’i kabul etmenin yollarını aradığını söylerken gösteren görüntüye de değinerek; “Böyle bir söylenti uydurmanın ne kadar kolay olduğuna bir bakın.” dedi, “Şayet biraz Bitcoin’iniz varsa bunu Reddit’te sergileyip bu vaatlere kanan aptalın birinin gelip sizden satın almasını beklemeye resmen teşvik ediliyorsunuz.” Amazon’a yakın bir kaynaktan öğrenildiğine göre firmanın yakın gelecekte ödemede Bitcoin’i veya başka bir kripto parayı kabul etme gibi planları yok. Yalan haberden uzun zamandır kâr sağlayanlar kripto paraya aldatmacalarını yayacak bir tür vasıta gözüyle bakıyor. Talih kuşunu paraya çevirme arzusuyla güvenilen internet sayfalarının dizaynını taklit eden siteler oluşturarak insanlara kişisel ve kredi kartı bilgilerini girdikleri takdirde “günde bir Bitcoin” kazanacakları vaadinde bulunuyor ve bu tür reklamların tık toplayacağını umuyorlar. CNN’i taklit eden böyle bir yalan haber sitesinin manşetinde, “ Elon Musk ve Richard Branson Bir Bitcoin Girişimine 770 Milyon Dolar Yatırım Yaptı. ” cümlesi yer alıyor . Üstelik bu başlık, gerçek bir CNN Teknoloji muhabirinin imzasını taşıyor , sahte Facebook yorumları bölümüyle süslenmiş ve CNN-money-report.com şeklinde olan adresle birlikte bu güvenilir imajı tamamlıyor. İnternet sitelerinin ziyaret trafiği üzerine bilgi toplayan SimilarWeb’in tahminlerine göre, “Bitcoin Kodu” adını verdiği bir ticaret sistemini anlatan site, sosyal medya aracılığıyla, geçtiğimiz Eylül ve Aralık ayları arasında toplamda 425.000 ziyaretçi çekmiş. “Bitcoin Kodu” için yapılan bir Google araması, kullanıcıları siteye yatırım yapmamaları konusunda uyaran bildirimler almanıza yetiyor ve sahte CNN linki Facebook’tan kaldırılmış olsa da, basit bir Twitter araması geçen sonbaharda insanların bu düzenbazlığa kandığını gösteriyor. Ayrıca sanal alemde kurmaca hikayelerle finansal kazanç sağlamayı hedefleyen tek site bu değil. “CNN-money-report” ile aynı IP adresini paylaşan web sitelerine dair yapılan bir arama, “Bitcoin Kodu”nun reklamını yapan ve bazıları hala aktif 72 internet sitesinin var olduğunu gösteriyor. Bir SimilarWeb aramasının ortaya koyduğuna göre, bu sitelerin ziyaretçilerinin büyük kısmı sosyal medyadan geliyor. Bu yetmiş iki siteden biri olan ve Musk’ın Bitcoin yatırımlarına ilişkin yalan haberlerle Eylül ve Ekim ayları arasında elli bin ziyaretçi alan Dorothylewis.online adlı site bunu doğrular nitelikte. Bir Twitter kullanıcısının dikkati çektiği üzere site , ziyaretçi sayısını arttırmak için Facebook’ta sponsorlu gönderiler satın alıyor. Facebook, Vizlegal’ın kurucusu gazeteci Gavin Sheridan’ın da karşısına çıkan reklam niteliğindeki bu gönderilerle alakalı spesifik soruları yanıtlamadı. Sheridan, geçtiğimiz pazar “Ireland Crypto” adlı bir Facebook sayfasındaki bir sponsorlu gönderi tarafından hedef alınınca söz konusu içerikler hakkında tweet atmaya başladı . Sponsorlu gönderi, Virgin Group kurucusu Richard Branson’ın fotoğrafının altına “ Richard Birden Fazla Kripto Para Borsasına Hakim Oluyor ” şeklinde, haber diliyle yazılmış bir not düşmüştü. “Bunun bir kandırmaca olduğu besbelliydi.” diyor Sheridan. “Fakat benim yerimde yaşça büyük ve bu tür aldatmacalara aşina olmayan bir yakınım olsaydı, ya da dizüstü bilgisayardan başka bir cihaz kullanıyor olsaydı, bu linkin kökenini sorgulamak daha zor olurdu.” Sheridan reklamın, “ Richard Branson Bitcoin Ticaretinin İşinizi Otuz Günde Bıraktıracak Kadar Kârlı Olduğunu Açıkladı ” manşetini taşıyan bir diğer CNN taklidi internet sayfasıyla bağını keşfetti. Bu sayfa da, anasayfasında ziyaretçilere haftada 10 Bitcoin kazanmayı öğretme sözü veren bir video bulunan ConsistenProfit.co adlı bir başka sayfayla ilişkiliydi. Bu siteler için yapılan alan adı aramaları İsrail ve Las Vegas’taki bazı adreslerle bağı bulunan bir paravan şirkete işaret ediyor. “Videoyu izliyorsunuz, sizi kandırmayı deniyor, kanıp kayıt oluyor ve kredi kartı bilgilerinizi giriyorsunuz, ve veri güvenliği yok.” diye devam ediyor Sheridan: “Bunlar yıllardır Facebook’ta gördüğüm ve platformun yöneticilerinin göz ardı etmeyi seçtiği şeyler.” Facebook’un reklamlardan sorumlu başkan yardımcısı Rob Goldman nihayetinde Sheridan’ın tweetlerinden haberdar oldu ve sayfa kapatıldı fakat sayfanın ne kadar süre açık kaldığı, ne oranda desteklendiği ve kaç kullanıcıyı etkilediği belirsiz. Goldman olayı takiben paylaştığı bir tweette; “Bu reklamlar yalnız kurum politikamızı değil, prensiplerimizi de ihlal ediyor. Platformumuzda bu tarz davranışlara asla müsamaha göstermiyoruz.” ifadelerini kullandı. Ama Goldman’ın sözünü ettiği müsamahasız yaklaşım yalnızca kağıt üzerinde. Zira Facebook’ta kripto para aldatmacalarını destekleyen sayfalar çoğalmaya devam ediyor. Öyle ki Goldman bu açıklamayı yaptığı sırada Dorothylewis.online’ın Elon Musk’ın bir Bitcoin girişimine 770 milyon dolar yatırım yaptığına dair sahte haber Facebook’un reklam ağı vasıtasıyla bin beş yüz beğeni ve üç yüz paylaşım aldı. Gönderiye yorum yapan pek çok insan, iddianın doğruluğundan şüphe duyuyordu, fakat çok sayıda başka kullanıcı için durum böyle değildi, ki gönderiye inanlardan birinin yorumu bu çıkarımı doğruluyor: “Elon’a güveniyoruz.” *Çeviri notu: The Guardian’da yayımlanan 31 Ocak 2018 tarihli bir habere göre Facebook, kripto para reklamlarının platformda yer almasını, bunların pek çoğunun deneyimsiz yatırımcıları tuzağa düşürmek amacıyla hazırlanmış kurgusal içerikler olduğunu belirterek yasakladı." Araştırma: Haber ve fikir yazısı arasındaki fark belirginleştirilmeli,https://teyit.org/teyitpedia/haber-fikir-yazisi-arasindaki-fark-belirginlestirilmeli,"Bu içerik ilk kez  "" Helping readers tell the difference between news and opinion: 7 good questions with Duke Reporters’ Lab’s Rebecca Iannucci "" başlığıyla American Press Institute tarafından 29 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Habere duyulan güvenin azalmasının muhtemel sebeplerinden biri haber ve fikir yazıları arasındaki sınırların belirsizleşmesi. Eğer okur bir köşe yazarının belli bir konuya yaklaşımından memnun değilse, bu hoşnutsuzluk okurun tüm yayına bakışını etkileyebiliyor. Üstelik American Press Institute'un (API) yaptığı bir araştırmaya göre okurlar haber içeriğini ve fikirsel içerikleri ayrıştırmada sorun yaşıyor. Araştırmanın bulguları, Amerikalıların yüzde 32’sinin medyada yer alan görüş bildiren ve bilgi temelli içerikleri ayıramadığını gösteriyor. Duke Medya Laboratuvarı tarafından yapılan yeni bir analize göre bunun sebebi, haber organizasyonlarının haber, fikir ve analiz odaklı içerikleri etiketlemede özensiz davranmaları. Söz konusu analizi hazırlayanlara göre, haberin kategorisini ve türlerini belirlerken görülen kimi tutarsızlıklar okurda kafa karışıklığı yaratıyor. İyi haber şu ki, bu problem aslında bir fırsat. Biraz özenli düşünmeyle ve tasarımda yapılacak ufak değişikliklerle, haber kuruluşları okurun güvenini kazanmak ve okurda içerik üretimine dair bir anlayış geliştirmek konusunda ciddi mesafe katedebilir. Duke Medya Laboratuvarı Proje Direktörü Rebecca Ianucci ile API analizinin bulguları, haber kuruluşlarının içeriklerini daha iyi tanımlamak için neler yapabilecekleri ve içeriğin ne olduğunu belirten kategoriler ile okur güveni arasındaki ilişkiyi konuştuk. Okurların bir yayını ellerine aldıkları zaman ne gördüklerini bilmek istedik ve yirmi beşi yerel, yirmi dördü ulusal ve fikir yazıları üzerine kurulu internet sitesi olmak üzere, toplamda kırk dokuz yayının etiketleme sistemlerini inceledik. Veri tabanı oluşturmak için çalışan öğrenciler, karşılaştıkları etiketlerle alakalı olabildiğince fazla bilgi toplamaya çalıştılar: Ellerindeki metin etiketlenmiş miydi? Etiketlenmişse bu etiket neydi ve metnin türünü betimleme noktasında başarılı mıydı? Etiketin farkına varmak okur için ne kadar kolaydı? Burada belirtmek gerekir ki, araştırmamızın amacı incelediğimiz içeriğin ait olduğu kategoriden (fikir, eğlence, haber) ziyade türünü (editoryal, değerlendirme, analiz) belirlemekti. Bu araştırmanın en büyük kazanımı haber organizasyonlarının büyük kısmının içeriklerini kategori ve türlerine ayırmak adına yeterince çaba göstermediklerini görmek oldu. İncelediğimiz kırk dokuz haber kuruluşundan yalnız yirmisi, yani yaklaşık yüzde 41 kadarı, yayımladığı metinler için en az bir kez etiketleme yapmış. Fakat bu yirmi yayından on altısı, yani yüzde 80’i, yalnızca fikirsel içeriklerinde editoryal, yorum, köşe yazısı ve mektup gibi etiketler kullanmış. Fakat yalnızca yorum kısımlarında kullanılan bu etiketler de hem yeterince tutarlı ve belirleyici değildi, hem de okurun bunları görmesi oldukça zordu. The Washington Post. Tutarlı ve açıklayıcı etiketleriyle en iyi örnek onlar. Yorum, analiz, görüş ve değerlendirme şeklinde dört etiket kullanıyorlar. Kullanıcılar imleçlerini etiketin üzerine getirdiklerinde, o etiketi tanımlayan bir kutucuk beliriyor. Araştırmamız boyunca etiketleri tüm içerik kategorilerinde bu süreklilik, tutarlılık ve açıklıkla kullanabilen başka bir yayına rastlamadık. Post’un tek eksiği aynı etiketleri haber metinlerine uygulamıyor olması. Haberlere dair ayrı bir etiketin yokluğu okura etiketlenmemiş içeriğin yorum değil haber metni olduğu izlenimini verebilir tabii ama araştırmaya katkı sağlayan öğrencilerimiz bunu kafa karıştırıcı buldular. Haber metinlerinin de etiketlenmesi halinde, zannediyorum Post’un okurları ulaşılan tutarlılık düzeyini takdir edeceklerdir. The Washington Post’un kullandığı metottan alınabilecek derslerden biri, organizasyonların her şeyden önce yorum ve bilgi temelli içerikleri ayrıştırması gerektiği. Medyaya duyulan güven bu günlerde oldukça zayıf ve yayın kuruluşları okura okudukları içeriğin türüyle alakalı bilgi vererek güveni arttırabilirler. Fikir içeriklerini etiketleyip haber içeriklerini etiketlememek ya da bunun tam tersini yapmak okurun okuduklarını yanlış yorumlamasına yol açabilir. İkincil olarak, haber organizasyonları fikirsel ve haber içeriklerini ayrıştırmada fikir içeriklerini farklı renkte etiketlemek, daha kalın puntolarla belirtmek ya da başlıklardan önce “köşe yazısı” ibaresi koymak gibi estetik ayrımlara başvurabilirler. Medyaya dair en sık dillendirilen eleştirilerden biri, özellikle geçen yıl, gazetecilerin yanlı olduğuydu. Bu algının sebebi, okurun yerel bir haber sitesindeki köşe yazısına bunun bir fikir yazısını olduğunu bilmeden tıklayıp okuyabiliyor ve okuduğu şeyin kesin bilgilere dayandırılmış bir haber olduğu izlenimine kapılıyor. Etiketlemenin bu denli önemli olmasının sebebi bu. Sally Kohn, bu konu hakkında USA Today’e yazdığı bir makalede durumu; “Ücretli bir çalışanı olduğum CNN’de bir programa katıldığım zaman, ekranda söylediklerimin benim yorumum olduğunu belirten hiçbir işaret bulunmuyor ve benimle benden önce yahut sonra söz alıp, edinilen son bilgilerin ışığında, izleyiciyi gelişmelerden haberdar eden muhabirler arasında fark var. Bu fark kimilerine çok bariz görünebilir fakat izleyicilerin tamamı için durum böyle değil.Ve asıl problem de bu.” cümleleriyle ifade etti. İçeriğin kategorisini değil türünü belirtmeyi. Okurlar gazetenin magazin ya da spor kısmını okuduklarını kolayca anlayabilirler. Okur için esas önemli olan okuduğu metnin türünden haberdar olmak. Tıkladıkları eğlence içeriği aslında bir haber yahut değerlendirme mi, okudukları spor yazısı analiz mi, bilmeliler. Doğrudan kaynağa gitmeliler. Odak grup çalışmaları ve anketler yoluyla okurların ne tür etiketleri etkili bulduğunu öğrenmeliler. Okurlar etiketsiz bir metnin türünü belirtebiliyorlar mı? Etiketli bir metin sunulduğunda, etiketi kolayca fark edebiliyorlar ve ne manaya geldiğini tanımlayabiliyorlar mı? Etiketleme için kullanılacak sosyal medya stratejilerinin karmaşık ya da zahmetli olması gerekmiyor ama Twitter ve Facebook da dahil olmak üzere tüm platformlarda kullanılmaları sağlanmalı. Gazeteciler, nerede yayımlanırsa yayımlansın, içeriğin etiketinin görülebilir olduğundan emin olmalılar. Pek çok okur haber kaynağına sosyal medya üzerinden ulaşıyor, bu sebeple etiketlerin bu platformlarda da görünür olması önemli." Cep telefonundan fotoğraf doğrulaması nasıl yapılır?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-cep-telefonundan-fotograf-dogrulamasi-nasil-yapilir,"*Bu içerik ilk kez  "" Guide: How to verify images on your smartphone "" başlığıyla Africa Check tarafından 30 Ocak 2018 tarihinde yayınlanmış ve Burak Avşar tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bu rehber, sosyal medyada karşılaştığınız fotoğrafların gerçek olup olmadığını kontrol etmek için mobil cihazlarda tersine görsel arama nın nasıl yapılacağını adım adım açıklıyor. Güney Afrika Başkanı Jacob Zuma’nın şarkıcı Babes Wodumo ile dans ederken yakın temas halinde olduğunu gösteren fotoğraf 2016 yılında sosyal medyada ortaya çıktığında, neşeli Güney Afrikalılar bu fotoğrafı paylaşarak büyük kitlelere yayılmasını sağladılar. Fotoğraf, aslında iki farklı fotoğrafın montajlanarak bir araya getirilmesinden oluşuyordu. Sonuç olarak yanlış bilginin içerisinde nasıl doğru unsurlar olabileceğini göstermek için mükemmel bir örnekti. Bu vakada, başkanın siyasi mitinglerde Güney Afrika’nın ünlü sanatçılarıyla dans etmesi, ayrıca başkanın “çapkın” olarak anıldığı da düşünülünce fotoğrafın gerçek olduğu hissini vermiş olabilir. Sahte haberlere karşı farkındalığın artması, insanların refleks olarak paylaş butonuna basması konusunda daha dikkatli hale gelmesine sebep oldu. Ancak, internette gördüğünüz fotoğrafın doğru olup olmadığını özellikle cep telefonu kullanırken hızlı bir şekilde nasıl kontrol edersiniz? Neyse ki bu konuda yardıma koşan internet siteleri ve telefon uygulamaları bulunuyor. Aşağıda nasıl kullanılacağı detaylandırılmış üç farklı uygulama görsel doğrulama konusunda oldukça kullanışlı. TinEye ücretsiz olarak kullanabileceğiniz bir tersine görsel arama aracıdır. “Tersine görsel arama” fotoğraflar için bir arama motoru gibidir, böylece doğrulama yapmak istediğiniz fotoğrafın internette aynı ya da benzer şekillerde nerelerde paylaşıldığını bulmanıza yardımcı olur. TinEye, bir fotoğrafın “en eski”, “en yeni” ve “en çok değişmiş” versiyonlarını bulmanızı sağlar. Bu aracı kullanarak, Başkan Zuma ve Babes Wodumo’nun birlikte dans ederken çekildiği iddia edilen fotoğrafın bir montaj ürünü olduğunun farkına hızlıca varabilirsiniz. Bu fotoğraf iki farklı fotoğrafın bileşiminden oluşuyor: İlk fotoğraf Woduma'nın bir konserinden, Zuma’nın fotoğrafı ise eski Tanzanya Başkanı Jakaya Kikwete ile birlikte 2012 yılında Etiyopya'da düzenlenen bir gala yemeğinden. İşlemin nasıl gerçekleştiğini gösteren videoyu buradan izleyebilirsiniz. Tersine görsel arama yaparken, fotoğrafın ilk olarak nerede ve ne zaman kullanıldığına ve iddia edilen olayın ne zaman gerçekleştiğine bakmanız gerekiyor. Bu şekilde arama yapmak, fotoğrafın güvenilir bir kaynaktan gelip gelmediğini bulmanıza da yardımcı olur. Facebook’ta paylaşılan ve bir adamın kendisine “siyah maymun” diyen bir kadını vurduğunu iddia eden bu fotoğraf, sosyal medyada viral olmuştu. Soldaki fotoğraf pek de meşhur bir haber sitesi olmayan MzansiLive isimli internet sitesinin yayınladığı bir hikayeyle yayıldı. Bu haberi internette gördüğümde bilgisayar başında değildim, bu yüzden ekran görüntüsü alarak cep telefonumdan tersine görsel arama yaptım. Fotoğrafın orijinal bir fotoğraf olduğunu buldum, ancak bahsedildiği gibi bir adamın kendisine hakaret eden kadını vurduğu iddia edilen olaydan değil, Londra’daki Westminster Köprüsü’nde yayaların üzerine motorsiklet sürülerek gerçekleştirilen saldırıdandı . İpucu: Cep telefonunuzda Google Chrome uygulamasını geçerli internet tarayıcısı olarak kullanıyorsanız, doğrulamak istediğiniz fotoğrafın üzerine uzunca basarak menüye ulaşabilirsiniz. Gelen menüden “Görseli Google’da ara” seçeneğine tıklayarak hızlıca tersine görsel arama yapabilirsiniz. Fake Image Detector aracı tıpkı Google Tersine Görsel Arama ve TinEye gibi hızlı bir şekilde tersine görsel arama yapmanızı sağlayan kullanışlı bir araçtır. Aynı zamanda çektiğiniz fotoğraf ya da afişin doğrulamasını sağlayan kullanışlı fonksiyonlara sahiptir. Chrome ya da Firefox’un mağazasını ziyaret ederek Fake Image Detector uygulamasını indirip yükleyin. Fake Image Detector uygulaması aynı zamanda fotoğrafın EXIF bilgisini kontrol etmenize olanak sağlar. EXIF bilgileri içerisinde; fotoğrafın çekildiği tarih ve saat, çekildiği yer, hangi kamera ya da cep telefonuyla çekildiği ve hatta bazı durumlarda fotoğrafı çeken kişinin isim bilgisi bile bulunabilir. İpucu: Fake Image Detector yalnızca Android cihazlar için mevcut. Eğer iOS işletim sistemi bulunan bir cihaza sahipseniz Apple App Store’u ziyaret ederek ücretsiz şekilde kullanabileceğiniz Veracity - Reverse Image Search isimli uygulamayı deneyebilirsiniz. FirstDraftNews’in hazırladığı fotoğraf doğrulama rehberi her ne kadar gazeteciler için hazırlanmış bir rehber olsa da aynı zamanda pek çok pratik ipucunu barındırıyor. Kendinize şu soruları sorun:" WhatsApp Brezilya'da yalan haber sorununa neden oluyor,https://teyit.org/teyitpedia/whatsapp-brezilyada-yalan-haber-sorununa-oluyor,"*Bu içerik ilk kez "" WhatsApp is causing a serious fake news problem in Brazil "" b aşlığıyla Vice tarafından 17 Ocak 2018 tarihinde yayınlanmış ve Tuğberk Nazik tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2017 yılında Ekim ayının ortalarına doğru “ Gerçeğin Kitabı ” (Portekizce’de Livro da Verdade ) isimli sitedeki bir haber Brezilya’nın en çok kullanılan sosyal medya platformlarında büyük bir hızla yayılmaya başladı. Neredeyse bir gazete haberine benzeyen hikayeye göre Brezilya’nın ünlü drag queen’i Pabllo Vittar’ın Brezilya televizyon kanalı Globo’da çocuk programı sunmak için kamudan para yardımı aldığı söyleniyordu. Brezilya’nın cinsiyet ve politika üzerinden süren kültür savaşlarından faydalanan haber, hakların açıkça çiğnendiği hissi uyandırdı. Bunun üzerine Vittar’ın işe alınması yüzünden kanalın 50 milyon izleyici kaybettiği iddiası da ortaya atıldı. Sao Paulo Üniversitesi'nde kamu politikası profesörü olan ve aynı zamanda yalan haber araştırmacılığı yapan Pablo Ortellado'ya göre bu iddiaların hiçbirinin doğru olmaması başlıca bir sorun. Nihayetinde haberlerin doğru olmadığı ortaya çıktı ama haberlerin doğru olup olmadığı diğer insanlar tarafından pek önemsenmedi çünkü yalnızca Facebook’ta bile 110.000 kez paylaşılmıştı diyor Ortellado. Ortellado ayrıca, yalan haberlerin Facebook’un sahibi olduğu ve Brezilya’da çok fazla kullanıcısı olan bir mesajlaşma programında daha fazla ve hızlı bir şekilde yayıldığına inanıyor: WhatsApp. WhatsApp kişiye özel, kapalı bir mesajlaşma hizmeti sunuyor ve bu yüzden yalan haber araştırmacıları işlerini yapmak için somut verilere ulaşamıyorlar. Ortellado, ancak WhatsApp’taki politik gruplara çaktırmadan katılarak bilgi alabildiklerini veya inceledikleri içeriklerdeki ipuçları sayesinde analizcilerin ne WhatsApp'ta ne olup bittiği hakkında çok az bilgi edinebildiklerini belirtiyor. “Bu, Facebook’ta çok fazla yol paylaşılan bir yalan haber; ancak yalan haberi yayınlayan sitede Facebook için paylaşma butonu yoktu, sadece WhatsApp için vardı.” diyor Ortellado. Dünya çapında yalan haberlerin yazılması ve onların yayılması hükümetleri bu durumla alakalı önlem almaları için harekete geçirdi ama çok az ülke bu duruma Brezilya kadar ilgi gösterdi . Bu ilgiyle birlikte bir çok raporun sonuçlarından görüleceği üzere 2016 yılında Brezilya’daki yalan haberler , doğru haberlerden daha fazlaydı. Bu durum öylesine büyük bir problem haline gelmişti ki bu sene yapılacak olan başbakanlık seçimleri öncesinde Brezilya polisi yalan haberleri yazan kişileri bulup cezalandırma planları yaptığını açıkladı. Ancak WhatsApp Brezilya’daki yalan haber sorununa yeni bir engel daha getiriyor: Gizlilik. Tamamen veya kısmen herkese açık olan, bağımsız kişiler tarafından takip ve analiz edilebilen Twitter ve Facebook’un aksine WhatsApp, kullanıcılarına birebir iletişim sağlayan kapalı bir mesajlaşma hizmeti sunuyor. Yalan haber WhatsApp üzerinde katlanarak çoğalıyor: WhatsApp kullanıcıları zaten kutuplaşmış olan politik bir ortamda olayları öylesine çarptırıyor ki hedefe ulaşıp yanlış bilgi kaynağını bulma konusunda araştırmacıların, gazetecilerin ve Brezilya’daki durumda polislerin de işini zorlaştırıyor. Özellikle Whatsapp’ı hedef olarak seçen yalan haber siteleri mevcut - muhtemelen 2018 seçimlerinde bu haberler yüzünden problem yaşanacak diyor Ortellado. WhatsApp uygulaması Brezilya’da yaygın olarak kullanılıyor: Yaklaşık 200 milyonluk ülkenin 120 milyonu bu mesajlaşma uygulamasını kullanıyor, yani WhatsApp diğer uygulamalardan çok daha popüler. WhatsApp ile alakalı bir araştırmaya göre kullanıcılarının yüzde 35’i genel olarak bir şeylerden haberdar olmak için WhatsApp’ı kullandığını belirtiyor. Brezilya’daki dengesiz politik durum da bu olayların çözülmesine pek yardımcı olmuyor . Brezilya halkının, ülkenin her yerinde hissedilen siyasal yozlaşma , yükselen ırkçılık gerginliği ve büyük bir kutuplaşmayla başı belada. Buna ek olarak Brezilya’daki haber medyası geçtiğimiz bir kaç yıl içinde epeyce küçüldü , çünkü artık insanlar haberlere sosyal medya üzerinden ulaşıyor ve geleneksel medyaya daha az güveniyorlar. Stanford Üniversitesi araştırmacılarının yayımladığı Ocak 2017 tarihli yazıya göre ABD’deki benzeri olaylar da 2016 seçimlerinde sosyal medyada yalan haberlerin yayılmasına yol açmıştı. Yanlış bilgi araştırmacısı Claire Wardle’ın Bloomberg ’e anlattıklarına bakılırsa Brezilya’daki durum insanların algıda seçiciliklerini etkilemek için, doğrulamadaki sapmaları ve gruplaşmaları için çok uygun. Texas-Austin üniversitesindeki basın profesörü Rosental Alves’in aktardığına göre WhatsApp gibi kişiye özel, birebir mesajlaşma uygulamaları da bu gruplaşmayı tetikliyor. “Aileler veya hayal edebileceğiniz herhangi bir grup WhatsApp üzerinden kendi özel sosyal ağını oluşturuyor ve bu oluşumlar hiç kimsenin denetimi altında değil.” diyor Alves. “İnsanların oluşturduğu, denetimde olmayan ve görülemeyen bir çok sosyal ağ olabilir.” diye de ekliyor. WhatsApp’ı temsil eden bir kişi Brezilya’daki yalan haber sorununa ilişkin yorum yapmayı reddetmiş ve şirketin tam zamanlı çalışan 250 kişilik ekibinden hiç birinin Brezilya’da olmadığına dikkat çekerek Brezilya hükümetiyle sürekli olarak görüştüklerini aktarmış. Alves, WhatsApp üzerinde oluşturulan bu grupların yanlış bilgi üretmek için yeterince müsait olduğunu ve bu yanlış bilgilerin “kontrolden çıkana” kadar gruptan gruba dolaşmasının da muhtemel olduğunu söylüyor. Yalan haber üreticilerinin WhatsApp’ta en sevdikleri özellik olan gizlilik politikasına ithafen Brezilya polisinden sert bir cevap geldi. Brezilya’da yeni kurulan yalan haberler ile mücadele timindeki uzmanlar ve analizciler, WhatsApp’ın daha büyük bir sıkıyönetime ve serbest konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açacağından endişeleniyorlar. Bunun gibi endişeler geçenlerde yüksek rütbeli bir polis memurunun diktatörlük dönemi yasasını yürürlüğe koymak istemesi ve bu yasadan aldığı görev gücüyle ilerlemek istemesi tehdidiyle ortaya çıktı. Bu WhatsApp’ın politik gerginliğe neden olduğu ilk olay değil. Uygulama Brezilyalı hakimler tarafından 3 kez ayrı tarihlerde kapatılmıştı . Bunlardan en yakın olanı ise Haziran 2016’da polis ile yapılan veri paylaşımı tartışmasıyla alakalıydı. Mart 2016’da ise bir Facebook yetkilisi benzer sebeplerden dolayı kısa bir süreliğine hapse atıldı . WhatsApp’ın kullanıcı gizliliği gazeteciler tarafından epeyce methedilmişti. Rio de Janeiro devlet üniversitesinden bir siyaset bilimi profesörünün uyarısına kulak verecek olursak hükümetin sert cevabıyla artan endişelerle, hapse giren eski başkanın öncülüğünde gerçekleşecek heyecanlı seçim dönemiyle, kışkırtıcı duruşuyla Brezilya’nın Donald Trump’ı olmayı hedefleyen sağ görüşlü milletvekili ile birlikte WhatsApp çok büyük bir sorunla karşı karşıya kalabilir. Brezilya’daki yüksek seçim kurulu yalan haberlerin önlenmesi işine ordunun dahil olması gerektiğini söylemiş ama aslında ordunun bu gibi işlerle uğraşmaması gerektiğini de belirtmiş." Dijital ortamda manipüle edilmiş fotoğrafları ışık ve gölgelerine bakarak tespit etme,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-ortamda-degistirilmis-fotograflarin-isik-ve-golgelerine-bakarak-ayirt-etme,"Bu içerik ilk kez  "" Fake news, hoax images: How to spot a digitally altered photo from the real deal "" başlığıyla ABC News tarafından 24 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanmış ve Tuğberk Nazik tarafından Teyit için çevrilmiştir. Su basmış bir yolda yüzen bir köpek balığı, İran’da füze denemesi sırasında uyum içinde fırlatılan bir grup füze... İlk bakışta bu gibi örnekler mantıklı gelebilir ama dijital ortamda değiştirilmiş görseller internet sitelerinde ve sosyal medyada büyük bir hızla yayılıyor ve her yerdeler. Peki yakın bir akrabanızın, örneğin amcanızın Facebook’ta paylaştığı fotoğrafın orijinal veya değiştirilmiş olup olmadığını nasıl anlayacaksınız? “Görsel adli tıp” uzmanlarının üzerinde oynanmış olan görselleri ayırt etmek için kullandıkları birkaç metot ve araç var. Algoritmalar çoğaltılmış kısımları ayırt edebiliyor, aynı İran’da füze deneme atışı sırasında fazladan eklenen füze fotoğrafında görüldüğü gibi (aslında bu örnekteki fotoğrafa dikkatli bakınca da açıkça ortada). Kullanılan diğer bir metot ise ışığın görüntüye düşüş açısını analiz etmek için sıfırdan bir 3D model oluşturmak. ABD'deki Dartmouth Üniversitesi’nde bilgisayar bilimci olan Hany Farid’in anlattığına göre bu bahsedilen araçlara sahip olmayan ya da şüpheli fotoğraflardaki hataları doğru bir şekilde tespit edecek zamana veya kabiliyete sahip olmayan ortalama bir kişi için de önerebilecekleri birkaç metot varmış. Yazımızda bu metotlardan bahsedeceğiz. Kolay yoldan başlayalım. Dr. Farid’in Twitter veya Facebook’ta birden ortaya çıkıp yayılan bir fotoğraf gördüğünde ilk yaptığı şey bu fotoğrafın daha önce de internette dolaşıp dolaşmadığını kontrol etmek. Bunu ise görüntüyü Google Görseller’de veya Tineye’da tersine arayarak yapıyor. Dr. Farid diyor ki, “Ne zaman bir doğal felaket olsa insanlar hep su basmış bir sokakta yüzen bir köpek balığı fotoğrafını internette paylaşıyor.” Köpek balığı görsellerinin genelde neredeyse hepsi sahte oluyor . +Kuzey Myrtle sahilinde Ocean bulvarında kelimenin tam anlamıyla şu anda yüzen bir köpek balığı var. -Hayır. Aynı fotoğraf 2011’de Porto Riko’daki Irene kasırgası için de kullanılmıştı ve o zaman da sahte bir görseldi. Eğer bir görsel yeniden dolaşıma girmişse veya son zamanlarda yaşanan doğal afetleri gösterme amacıyla tekrardan kullanılmışsa, bunun gibi fotoğrafların sahte olup olmadığını tersine görsel arama metoduyla bulabiliriz., Bu kısma kadar yaptığımız işlem tersine görsel arama metoduydu, bir sonraki metot ise görseli tanımlayan üst verileri elde etmek. İngilizce'de “metadata” olarak kullanılan bu metot, fotoğrafa kamera tarafından eklenen birçok bilgiyi içeriyor. “Fotoğrafların üst verilerini elde edebileceğiniz birçok internet sitesi mevcut. Bahsi geçen fotoğrafı bu sitelere yüklüyorsunuz ve bu sayede fotoğrafı tanımlayan verilere kolayca ulaşabiliyorsunuz.” diyor Dr. Farid. Bu veriler kameranın markasını, fotoğrafın çekildiği gün ve zamanı ve eğer açık ise yer (GPS) bilgilerini içeriyor. Daha da iyisi, eğer fotoğraf Photoshop programında açılıp tekrar kaydedilmişse bile sizi bu konuda bilgilendirebiliyor. Bir fotoğrafı düzenlediğinizde, düzenlenen verinin metadatasının bir kısmı da fotoğrafa ekleniyor. Tabi ki bu metot size fotoğrafın değiştirilip değiştirilmediğini söylemiyor, ama araştırmaya başlamak için size bir ipucu verebilir. Adelaide Üniversitesi’nde adli dijital görsel araştırması yapan doktora adayı Richard Matthews’un söylediğine göre fotoğrafla birlikte kaydolan orijinal fotoğrafın küçük versiyonunu (thumbnail) da bulmak mümkün. “Bunların hepsi siz deklanşöre bastığınızda arka planda olan şeyler.” diyor Dr. Farid. Ama bahsedilen bu metotlar her fotoğrafta işe yaramayabilir çünkü Facebook veya Twitter’a yüklenen fotoğraflar otomatik olarak tanımlayıcı verilerinden sıyrılmış bir şekilde yükleniyor. Şirketler bunun sebebinin kullanıcı gizliliği olduğunu söylüyor. Şimdi ise cetvelleri ve kalemleri çıkartma zamanı çünkü anlatacağımız metot pek de öyle teknolojik araçlar gerektirmiyor. Gölgeler ve ışık fotoğrafa eklenen veya çıkartılan nesneleri açığa çıkartabiliyor. İnsanların görme sistemleri ile ilgilenen Dr. Farid’in bulduğu şeye göre fiziksel olarak mümkün olmayan gölgelere sahip görseller insanlara gösterildiğinde insanlar bu görsellerin değiştirilmiş olduğunu nadiren fark edebiliyorlar. Fakat bu aynı zamanda sahtecilerin de birbirleriyle uyuşmayan gölgeleri görememesi anlamına geliyor. Dr. Farid bunun fark edilmediğini ekliyor; Eğer görüntüye bir nesne koyarlarsa, gölge yanlış yerde olabilir. Bu sorunu fark edemiyorlar ama basit bir geometrik çizim ile gölge-ışık uyuşmazlığını açığa çıkarmak mümkün. Daha iyi ifade etmek gerekirse, nesnenin üstündeki bir noktadan, nesnenin gölgesine denk düşecek şekilde düz bir çizgi çiziyorsunuz. Bu işlemi nesnenin üstündeki bir çok noktadan yapın ve bu sayede çizgiler ışık kaynağında birleşecekler. Güneş 150 milyon kilometre uzaklıkta olduğu için dışarıdaki bir görüntüyü ele alırsak çizgilerin epeyce düz gözükmesi gerekir. Aşağıda gösterilen soldaki fotoğrafa ve değiştirilmiş olan sağdaki fotoğrafa bir bakın. Farkı tespit edin Merdivenlerdeki kişi ve o kişinin gölgesi başka bir fotoğraftan alınıp bu fotoğrafa konulmuş. Fotoğrafa yerleştirilen kişi çok da sahte görünmüyor olabilir ama bir de cetvel yöntemini deneyelim. Fotoğraftaki kişinin kendisini ve gölgesini birleştiren kırmızı çizgiler görüntünün geri kalanında yer alan, yeşil renk ile çizilen kişilerin gölgelerinin düştüğü yerle birleştiği ışık kaynağı ile örtüşmüyor. Eğer bir görselden bir nesnenin çıkarıldığından şüphe ediyorsanız, Photoshop ve Pixlr gibi yazılımlar size bu konuda yardımcı olabilir. Genelde görünmeyen çok küçük farkları belirginleştirmeye dayanan bir metot. Koyu siyah objeler bile bir dizi parlaklık içerir, diyor Dr. Farid. Aşağıda Melbourne’da tatlı bir yaz günü çekilmiş bir manzara fotoğrafına bakalım. Sağ taraftaki fotoğrafta birkaç bina eksik. Fotoğrafın kontrast, parlaklık ve pozlandırmasıyla biraz oynadığımızda, fotoğrafta gerçekte olan nesnelerin yerini gösteren tek renk blokları görmeye başlayacaksınız ve eğer fotoğrafta kayıp olan bir nesne varsa onu bu sayede anlayabilirsiniz. Ufuktaki de ne öyle? Bazen kayıp olan kısımları gri tonda görmek daha kolay oluyor. Dijital ortamda değiştirilmiş fotoğrafları tespit ettiğini iddia eden çevrimiçi araçlar sizi etkilemiş olabilir, ancak hemen oyuna gelmeyin. İşin aslı şu ki, bu yöntem oldukça karmaşık. Fizik, ışık bilgisi, kameraların nasıl çalıştığı ve görsel sıkıştırma işinin nasıl olduğu hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak gerekiyor. Evet, sıkıştırma. İnternetteki çoğu görsel JPEG tarafından sıkıştırılmış durumdadır. Bu sıkıştırılma ile bir çok kayıp oluşur. JPEG formatı bir dosyanın boyutunu küçültür, görseldeki her bir 8’e 8 piksel karelerini alır, onları işler ve bazı bilgileri de bu sırada görselden çıkartır. “JPEG’in yaptığı şey aslında görsele yapay bir doku eklemek yani kısmen pikselleştirmek. Özellikle düşük kalitede bir jpg görseline sahip olduğunuzu fark ederseniz, bu görüntünüzün aşırı derece pikselleştiği anlamına geliyor.” diye ekliyor Dr. Farid. Bu belirginleşmiş pikseller yani fotoğrafta meydana gelen belirgin yatay ve dikey çizgiler, sanki görsele bir şey eklenmiş veya çıkartılmış gibi bir izlenim verebilir. Bütün bunlara ek olarak, bir görseli JPEG formatında sıkıştırmak, görseldeki renklerin sapmasına ve bulanıklaşmasına neden olabilir. İnternette gerçekten birçok garip görsel görüyorsunuz ve insanlar genelde gördükleri bu garip görseller ile onların üstünde oynandığına dair kanıt buldukları yanılgısına kapılıyorlar. Bu bahsettiğim aslında klasik olarak yapılan hatalardan birisi. Matthews gözlerin de bu konuda yardımcı olabileceğini söylüyor. Bir kişinin göz bebeklerine odaklanabileceğimizi söylüyor çünkü genelde göz bebekleri ışık kaynağını yansıtabiliyor. “Eğer fotoğraf bir stüdyoda çekilmiş ise bu yansımayı daha net bir şekilde görebilirsiniz.” diye belirtiyor. Eğer bir grup insan birlikte fotoşoplanmış ise, göz bebeklerindeki yansıma aynı olmayabilir. Fakat Dr. Farid söz konusu gözler olunca olaylara biraz temkinli yaklaşıyor. Bir odada farklı ışık kaynaklarının olma ihtimali yüksek. Eğer ışık kaynaklarının geldiği yer aynı ise, size yardımcı olacak bir kaç ipucu verebilirler, ama eğer farklılarsa birden fazla flaş kullanılma ihtimali gibi başka bir açıklaması olabilir. Dr. Farid gerçekçi bilgisayar üretimi videolar konusunda biraz endişeli ve tedirgin. Ama detaylı bir şekilde incelendiğinde, bir bilim insanını kandırmanın yanından bile geçemeyeceğini belirtiyor. Massachusetts Institute of Technology'de bilgisayar bilimciler tarafından geliştirilen bir algoritma ilginç bir şekilde, bir kişi kan pompalarken yüzünde oluşan ince renk değişikliklerini yakalayabiliyor . Bilgisayarda üretilmiş bir kişinin kalp atışı olmuyor ve bu yüzden algoritmayı bilgisayarda üretilmiş videolar üzerinde kullandığımızda hiçbir değişiklik yaşanmıyor. Tabii ki önümüzdeki birkaç yıl içinde bilgisayarda üretilmiş videolara gerçekçi olması için kan akışı eklenebilir, işte o zaman bu olay tam bir oyun haline gelecek diye de ekliyor Dr. Farid. Biz bir teknik geliştiriyoruz, onlar da bu tekniğe karşılık vermek için çabalıyorlar. Dr. Farid kendisinin ve diğer adli dijital uzmanların her zaman bu oyunda ileride olacaklarından bir hayli emin olduğunu söylüyor. Bu arada, Dr. Farid sahte video ve fotoğraflara karşı alınabilecek en iyi önlemin, onları sosyal medyada paylaşmadan önce kaynaklarını düşünmek olduğunu bir kez daha belirtiyor. “İnsanların dijital içerikleri ne kadar hızlı sindirdiğini düşünün. Birisi analiz yapmak için gereken araçlara sahip olsa bile çok nadiren zamanından 3 saat ayırıp bir görseli analiz edecek. ” diyor. Tanrı aşkına, eğer birisi Facebook’ta bir şey paylaşırsa, paylaştığı içeriğin nereden geldiğini lütfen kontrol edebilir misiniz?" Araştırma: Yanlış bilgi gerçeklerden daha hızlı yayılıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirmaya-gore-yanlis-haber-gerceklerden-daha-hizli-yayiliyor,"ABD’deki başkanlık seçimlerine etki ettiği düşünülen yalan haber sorununa ilişkin pek çok araştırma yapıldı, tartışmaların bir kısmında Rusya kontrolündeki bot hesap ların yalan haberin yaygınlaşmasında büyük rol oynadığı, para kazanma amaçlı üretilen sahte haber sitelerinin etkisi olduğu iddia edildi. Yanlış bilginin nasıl yayıldığına ilişkin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından yapılan ve Science Dergisi’nde yayınlanan yeni araştırma, yanlış bilgi içeren tweetlerin insanlara doğru bilgi içeren tweetlerden altı kat daha hızlı ulaştığını ortaya koyuyor. Veri bilimci Soroush Vosoughi ve çalışma arkadaşları Twitter’ın 12 yıllık verisini toplayarak 2006 yılından bu yana altı bağımsız doğrulama sitesi tarafından incelenen tweetleri ele aldılar. PolitiFact, Snopes, ve FactCheck.org gibi doğrulama sitelerinden yararlanarak oluşturulan bu veri setinde 126 bin haber içeriğinin 3 milyon kişi tarafından 4.5 milyon kez paylaşıldığı tespit edildi. Araştırmaya göre gerçekler 1000 Twitter kullanıcısından daha fazla kişiye nadiren ulaşırken yanlış bir haber rutin olarak 10 binden fazla kişiye ulaşıyor. Araştırmacılar ilk önce yanlış bilginin yayılmasından botların sorumlu olabileceğini düşünerek bot tespit eden bir teknoloji kullanarak botlar tarafından paylaşılan sosyal medya içeriklerini araştırmadan çıkardılar. Ancak sonuç değişmedi. Yanlış haber hala aynı şekilde ve aynı kişi sayısıyla paylaşılıyordu. Bu şu anlama geliyordu: insanlar yanlış bilginin sosyal ağlarda yaygınlaşması ve propaganda haline getirilmesi konusundaki ilk sorumlu. Araştırmacılar veriyi elde ettiklerinde yanlış bilgi içeriklerini üç şekilde ele aldı: Her bir kategoride yanlış haber doğru haberi alt ediyor. Araştırmacılardan MIT profesörü Sinan Aral “Özellikle politik haberlere gelindiğinde her kategoride yanlış haber doğru habere göre daha geniş, daha hızlı yayılıyor ve daha derine iniyor.” diyor. Aral, sahte haberlerin gerçek haberlerden çok belirgin bir şekilde daha ilginç olduğunu belirtiyor. Science Dergisi’nde yayınlanan araştırmadaki duygu analizine bakıldığında yanlış haber içeren tweetlere verilen cevaplar doğru habere göre çok daha fazla şaşkınlık, iğrenme gibi ifadeler içeriyor." Araştırma: Çocukların yalan haberleri ve yanlış bilgileri saptamalarına nasıl yardımcı olabiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklarin-yalan-haberleri-yanlis-bilgileri-saptamalarina-nasil-yardimci-olabiliriz,"*Bu içerik "" Çocukların yalan haberleri ve yanlış bilgileri saptamalarına nasıl yardımcı olabiliriz? "" başlığıyla Bilim Fili tarafından 4 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanmıştır. Yalan haberlerin ve sponsor içeriklerin oldukça yaygın olduğu sosyal medya, kullanıcıların manipüle edilebilmesi noktasında son derece tehlikeli bir konumda duruyor. Kullanıcı yaş düzeyinin giderek düşmesiyle birlikte özellikle de çocukların bu tarz yalan, yanlış, abartılmış haberlere veya sponsor içeriklere maruz kalması; çocukların hem psiko-sosyal gelişimlerinde hem de bilişsel gelişimlerinde hasarlar oluşturmaktadır. Ancak doğru araçlar, doğru tutum ve yaklaşımlarla, ebeveynler, çocukların kendileri için gerekli olan değerlendirme yetilerini geliştirme noktasında onlara yardımcı olabilir. Bilginin güvenilirliğini sorgulamak yalnızca çocuklar için değil herkes için önemli bir meseledir. Çevrimiçi yayılan haber ya da içerik hacmi ve bunun dolaşıma sokulma hızı gerçeği yalandan ayırt edebilme işini de zorlu bir hale getirmektedir. Twitter ve Facebook gibi sosyal medya platformları, verdikleri mesaj ya da içeriğin ne olduğundan bağımsız olarak herkese bir mikrofon uzatılan paylaşım ağları durumundadır. Yalan haberler, ön yargıları normalleştirme, bizleri istemediğimiz psikolojik hallere sokma ve daha aşırı durumlarda saldırganlık, tehdit ve şiddeti cesaretlendirme ve haklı çıkarma gücüne sahiptir. Bu durumları göz önüne alan pek çok ebeveyn, çocuklarının online dünyayı kavrama yetilerinin gelişmesi pahasına da olsa çocukların ellerindeki elektronik cihazların internet erişimini kısıtlamaktadır. Bu yöntem etkili ancak bedelleri genellikle büyük olabilen bir engelleme taktiğidir. Ancak çocukları sürekli bir gözetim altında tutma ve istemsiz de olsa yasağın cazibesini arttırma davranışı yerine, çocuklarla, kendileri için kullanışlı bilginin ayırt edilmesi ve değerlendirilmesi noktasında açık iletişimler kurmak çok daha etkili bir yöntemdir. Yanlış bilginin ve sahte bilimin çevrimiçi ortamda geniş bir hacme sahip oluşu çocukların böylesi bir dejenere ortamda sağlıklı bir gelişim içerisinde bulunmalarını ebeveynler açısından zorlu bir sanat haline getirmektedir. Stanford University’den araştırmacıların 2016 yılında yayımladıkları bir araştırma; çocukların sosyal medya içeriklerine çok daha fazla odaklanabildiklerini ortaya koyuyor. Örneğin, araştırmanın bir bölümünde 203 ortaokul öğrencisinin %80’inden fazlasının, sponsor bir içeriği gerçek bir hikâye gibi algıladığını ortaya konuluyor. Hatta araştırmada, lise öğrencilerinin büyük bir bölümünün, bir hesabın resmi hesap olduğunu bildiren “mavi tik” işaretinin ne anlama geldiğini bile bilmediği görülüyor. Ülkemiz göz önüne alındığında da Facebook ve Twitter hesabınızın zaman akışlarında yapacağınız küçük bir gezintiyle durumun yetişkinler açısından da pek farklı olmadığını göreceğinizden emin olabilirsiniz. Çocukların ve gençlerin çevrimiçi alanlarda gezinmesine yardımcı olmak, neyin doğru ve neyin doğru olmadığını doğrulama noktasında daha iyi beceriler gerektirir. Western Sydney University’den araştırmacı Joanne Orlando , çocuğunuzla sosyal medya kullanımı ve yalan haber tespiti konusunda kuracağınız açık iletişimde kullanmanız gereken beş sorudan bahsediyor. Sahte olduğunu bildiğiniz bir çevrimiçi içerik bulun ve bu içerik hakkında çocuğunuzla konuşun. Konuşmanızı şu sorular etrafında şekillendirin: Sahte haberleri saptayabilme işi, “farklı olanı bul” oyunlarına benzer. Joanne Orlando, çocuklar için tehlikeli bir kaynağın saptanmasında yararlı olabilecek ipuçları içeren sorular öneriyor: Birçok sosyal medya sitesi, yalan haberlerin dolaşıma sokulmasına karşı bazı önlemler geliştirmiş durumda. Bu sitelerin kullanıcılarına getirdiği kısıtlamaları çocuklara göstermek, sorunun kabaca anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, Facebook, kullanıcılarına içeriklerin doğruluğunu kontrol edebilecekleri ipuçları sunmaktadır. Sahte haberlerin giderek arttığı çevrimiçi ortamın, çocukların internet kullanımını engellememelidir. Bunun yerine, yetişkinler, çocukların dijital dünyayı daha iyi kavramaları noktasında birer rehber rolü üstlenebilmelidir. Amacımız; çocukların bu karmaşık çevrimiçi dünyadan yalnızca sağ kurtulmalarına yardımcı olmak olmamalıdır. Yapmamız gereken; çocukların, bu “bolluk” içerisinde donanımlı ve sorumlu birer birey olarak kalmalarını sağlamak için bilgiyi zırh edinmelerine yardımcı olmaktır." Araştırma: Yankı fanusları hakkındaki yankı fanuslarından kaçınmak,https://teyit.org/teyitpedia/yanki-fanuslari-hakkindaki-yanki-fanuslarindan-kacinmak,"*Bu içerik ilk kez "" Avoiding the Echo Chambers About Echo Chambers"" başlığıyla Medium 'da 13 Şubat 2018 tarihinde yayınlanmış ve Beril Bulat tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medya ve çevrimiçi haberlerin yükselişi ile birlikte ortaya çıkan “yankı fanusları” ve “filtre baloncukları”nın eleştirmenler tarafından kötülenmesi, size Amerikan halkının neredeyse sadece hoşlarına gidecek siyasi haberleri tükettiğini düşündürmüş olabilir. Seçmenler gerçekten de giderek artan bir bilgi fazlalığı ile karşı karşıyalar ve bu durum ne tür haberler tüketecekleri konusunda seçim yapmalarını gerektiriyor. Bu yüzden, kutuplaşmanın yoğun olarak yaşandığı bu dönemde, insanların büyük bir çoğunluğunun hali hazırda sahip oldukları yanlılıkları onaylayan ve bu görüşleri güçlendiren medya ve bilgi akışlarını seçmesi veya bunlara yönlendirilmesi kulağa mantıklı gelebilir. Akademik kaynaklar dikkatle incelendiğinde bize “yankı fanusları” hikayesinin, sadece toplumun çok küçük bir kısmının tecrübelerini yansıttığını gösteriyor. Yani, bu iddianın aslında bizzat kendisi ironik bir biçimde bir tür “yankı fanusları” etkisi ile gereğinden fazla abartılıp saptırıldı . Özellikle popüler basın “yankı fanusları” ve benzerlerinin yaygınlığı ve etkileriyle ilgili kapsamlı iddialarda bulundular. Örneğin, Independent gazetesinde 2016 seçimlerinden sonra çıkan bir başyazı sosyal medyadaki yankı odalarının başkanlığı Donald Trump’a hediye ettiğini ilan ederken, Wired’da çıkan bir başka makale “filtre baloncuklarınız demokrasiyi yok ediyor” iddiasında bulundu. Oysa bu iddialar aşırı derecede abartılı. Akademik kaynaklar dikkatle incelendiğinde bize “yankı fanusları” hikayesinin, toplumun sadece çok küçük bir kısmının tecrübelerini yansıttığını gösteriyor. Yani, bu iddianın aslında bizzat kendisi ironik bir biçimde bir tür “ yankı fanusu ” etkisi ile gereğinden fazla abartılıp saptırıldı. Veriler ise bize durumun sanıldığından çok daha dengeli olduğunu gösteriyor. Kontrollü deneylerde insanlar gerçekten de kendilerine yakın olan görüşleri, kendilerine yakın olmayan görüşlere tercih ediyorlar (ki bu özellikle konu siyaset olunca yaygın görülen bir eğilim). Ayrıca bu tür çalışmalarda çoğunlukla insanlar filtrelenmiş bir medya diyeti uyguladıklarını belirtiyorlar. Ancak doğrudan insanların davranışlarını takip eden çalışmalara baktığımızda başka bir tablo ile karşılaşıyoruz. Televizyonda ciddi derecede partizan olan veya ideolojik eğilimlerle yayın yapan medya kuruluşları Amerikan halkının büyük bir kısmına ulaşmıyor. Televizyonun en çok izlendiği saatlerde FOX News ve MSNBC kanallarının izleyici sayısı, Sean Hannity ve Rachel Medow gibi sunucuların herkesçe bilinen programları sırasında en fazla iki ila üç milyona varıyor. Buna kıyasla, NBC, ABC ve CBS gibi kuruluşların günlük haber bültenlerini yaklaşık 24 milyon Amerikalı takip ediyor ve 10 milyondan fazla kişi bu kanalların siyasal içerikli Pazar sabahı programlarını izliyor. Big Bang Theory ve Pazar gecesi futbolu gibi 20 milyona yakın izleyiciye ulaşan eğlence programlarına bakıldığındaysa, siyasal içerikli programların izleyici sayısı çok gerilerde kalıyor. Çevrimiçi haber tüketicileri ile ilgili veriler de benzer bir tablo sunuyor. Örneğin, Trump’ın seçim kampanyasına olan katkısı ile bilinen haber ve yorum sitesi Breitbart, Amerika’da 2017’nin Nisan ayında en çok trafik alan internet siteleri arasında sadece 281. sıradaydı. Buna kıyasla Washington Post ve New York Times en çok trafik alan ilk 40 internet sitesi arasında yer aldılar. Ancak bu sitelerin üçü de eğlence ve alışveriş sitelerince gölgede bırakıldı. Diğer çalışmalar sosyal medyanın yankı fanuslarının oluşmasını kolaylaştırdığını söyleyebilir ama bu konudaki deliller sınırlı. Öncelikle, toplumda bu platformlar üzerinden haber tüketenlerin oranı sıklıkla abartılıyor. Mesela nüfusun sadece küçük bir kısmı Twitter kullanıyor. Ayrıca, algoritmik kişiselleştirme ve bunun filtre balonları oluşumuna etkisini incelemek de hiç kolay değil çünkü arama motorları ve sosyal medya platformlarının verileri (algoritmalarının da olduğu gibi) tescilli. Bu konudaki en dikkate değer çalışmada ise Facebook araştırmacıları, kullanıcılara kişisel tercihlerine uygun içerikler gösteren haber bandı algoritmasının, farklı görüşlerdeki içerikleri kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan kullanıcılar için %5, liberal olarak tanımlayan kullanıcılar içinse %8 oranında azalttığını hesapladıklarını belirttiler. Oysa kullanıcıların sadece %4’ü profillerinde siyasal tercihlerini belirtiyor, ki bu da genellemeyi zorlaştırıyor. Kulağa mantıksız gelse de “yankı fanusları” için gerçek hayatta, sosyal medyada olduğundan daha fazla delil var. Yakın zamanda yapılan bir çalışma gösterdi ki partizan medyayı takip etmeyen, ancak takip eden biri ile fikir alışverişinde bulunanlar, tartışma sonucunda etkilenip benzer görüşler ediniyorlar. Bu dolaylı etkinin homojen tartışma gruplarında yer alan kişiler üzerindeki gücü, bilgi pekiştirme ile sosyal baskıyı birleştirdiği için, medyanın doğrudan yaptığı etkiden bile daha fazla olabilir. O halde, yankı fanusları hikayesi neden hala çok tutuluyor? Bir sebebi kutuplaşmanın ve bu eksendeki medya tüketiminin toplumun önemli bir kesimi arasında çok daha yaygın olması – siyasi olarak en aktif, en bilgili olanlar ve siyasetle en çok uğraşanlar. Bu gruptakiler hem sanal dünyada hem de kamusal yaşamda orantısız biçimde daha görünürler. Tabii ki, Amerikan medyasının çok iyi durumda olduğunu iddia etmiyoruz. Seçici maruziyet ve yankı fanusları korkulduğundan çok daha az yaygın olsa da bölünmüş bir gelecek ihtimali halen baki. Dahası, tüketilen medya içeriği hala önemli. Yankı fanusları yaygın olmasa bile, partizan medya halen yanlış bilgi yayabilir ve bu, toplumun göz önünde bulunan ve dolayısıyla etkili olan bir kesimi arasında diğer partiye karşı düşmanlığın artmasına sebep olabilir. Bu anlamda esas tehlike hepimizin değil, aramızda siyasi olarak en aktif olup, sesi en çok duyulanların yankı fanuslarında yaşaması. Yankı fanusları hakkındaki yankı fanuslarından kaçınmak: Aynı görüşteki politik haberlere olan seçici maruziyet neden sandığınızdan daha düşük? ” John S. ve James L. Knight Foundation için yazılan bir makale. Makalenin tamamını okuyarak yankı fanusları hakkında neler bilip bilmediğimizi öğrenebilirsiniz ." Türkiye yalan habere karşı dirençsiz,https://teyit.org/teyitpedia/turkiye-yalan-habere-karsi-direncsiz,"Açık Toplum Enstitüsü’nün ( Open Society Institute) 2018 Medya Okuryazarlığı Endeksi yayınlandı. Bianet'in 3 Nisan 2018 tarihli haberine göre bu yıl ikincisi yayınlanan endekste, Türkiye sondan birinci sırada yer alarak Makedonya’nın ardından “sahte habere karşı en az dirençli” ikinci ülke oldu. 35 Avrupa ülkesindeki eğitim, medya özgürlüğü ve kamu güveni alanları incelendiği raporda, Balkan ülkeleri, “ dezenformasyon ” gibi sahte haberlerin daha kolay yayıldığı ülkeler olarak öne çıktı. Endekste, “sahte habere en dirençli ülkeler” sıralamasında en üstte Finlandiya, Danimarka, Hollanda, İsveç, Estonya ve İrlanda bulunuyor. Eğitim kalitesi ile ifade özgürlüğünün de karşılaştırıldığı endekste, Türkiye yine Balkan ülkeleriyle aynı klasmanda yer aldı. Endekse göre, Türkiye medya okuryazarlığı alanında sondan ikinci olurken, medya özgürlüğü konusunda Makedonya’nın ardından 0 puanla sonuncu oldu. Medya okuryazarlığı konusunda en üst sırada ise 100 üzerinden 76 puan alan Finlandiya bulunuyor. Endeksteki medya özgürlüğü alanındaki ölçümler Freedom House ile Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün raporlarına dayanırken, eğitim konusundaki ölçümler de PISA’ya dayanıyor. Ayrıca endekste, medya okuryazarlığı konusunda fazla puanı olan ülkelerde başkalarına güvenin daha yüksek olduğu da belirtiliyor. Başkalarına güven sıralamasında Türkiye, Bulgaristan ve Sırbıstan’ın önünde yer alarak 4.5 puanla sondan üçüncü sırada yer alıyor. Başkalarına güvenme oranın en yüksek olduğu ülke ise 8.3 puanla Danimarka. Açık Toplum Enstitüsü’nün 2018 Medya Okuryazarlığı Endeksi’nin ayrıntılarına ise buradan ulaşmak mümkün ." İncelenen iddiaları canlı takip edin: Editör Masası yayında,https://teyit.org/teyitpedia/incelenen-iddialari-canli-takip-edin-editor-masasi-yayinda,"teyit.org editörlerinin incelemekte olduğu, doğruladığı ya da doğrulayamadığı tüm iddiaları görüntüleyebileceğiniz Editör Masası yayında. Şüpheli haber havuzumuza düşen tüm iddialar içerisinde kaç tanesinin incelenmekte olduğunu, kaç tanesinin ise incelenmek üzere sıraya alındığını da görebileceğiniz Editör Masası, teyit.org editörlerinin iddiaları analiz etmek üzere kullandığı dubito isimli yazılımdan canlı olarak veri akışı sağlıyor. Editör Masası, teyit.org iş akışı içerisinde önceliklendirme kriterlerini geçen ve arşivlenmemiş tüm iddiaların durumunu açıkça gösterecek. İçerisinde yer alan arama çubuğu sayesinde durumunu öğrenmek istediğiniz iddiayı bulabilecek, hangi tarihte şüpheli haber havuzuna girdiğini ve nasıl sonuçlandığını takip edebileceksiniz. Sonuçlanan iddialar Editör Masası’nda yeşil renkle işaretlenecek ve iddiaya ilişkin web sitemizde yayınlanan analize kolayca ulaşmanızı sağlayan bir bağlantı içerecek. Aynı şekilde, sonuçlandıramadığımız iddialar gri renkle işaretlenirken, söz konusu iddianın neden sonuçlandırılamadığı bilgisini de soru işareti ikonuna tıklayarak öğrenebileceksiniz. Editör Masası bugünden itibaren teyit.org/editormasasi adresinde canlı yayında olacak. teyit.org’a iletilen şüpheli haber ihbarlarının hangi aşamada olduğunu, hangi iddiaların önceliklendirilerek incelemeye alındığını takip edebileceğiniz Editör Masası ile teyit.org’un editoryal süreçlerinin de şeffaflaşmasını sağlamak istiyoruz. Katkıları için Şerafettin Yarar ve Can Çitoğlu ’na teşekkürler. Açık kaynak kodlu dubito’nun geliştirilmesine GitHub üzerinden destek olabilirsiniz." Markanızı yalan haberden koruyabilecek 4 yöntem,https://teyit.org/teyitpedia/markanizi-yalan-haberden-koruyabilecek-4-yontem,"En az ünlüler ve siyasetçiler kadar markalar da sosyal medyada yanlış bilginin en çok hedef aldığı gruplar arasında yer alıyor. Bazen boykot çağrılarının, bazen ise sosyal medyadaki linç girişimlerinin başlamasına sebep olan bu yanlış bilgi akışı, markaların kurumsal kimliğine zarar verebildiği gibi değer kaybetmelerine veya satışlarının düşmesine de neden olabiliyor. Geçtiğimiz yıllardan hatırlayabileceğimiz Pepsi çalışanının içeceklere HIV bulaştırdığı iddiası ve Nutella’nın İtalya’da raflardan indirildiği iddiası gibi örnekler, yanlış bilgiye doğru ve zamanında müdahale etmenin ne kadar önemli olabileceğini gösteriyor. Bu yazıda, bugüne dek teyit.org’da karşımıza çıkan ve markaları hedef alan içeriklere karşı marka ve ajansların nasıl strateji geliştirebileceklerini anlatmaya çalıştık. Bir bilginin yanlış olduğunu duyurmanın en doğru zamanı nedir? Eğer erken müdahale ederseniz, yanlış olan bilgiye oksijen sağlayabilir, iddianın sayenizde daha fazla yaygınlaşmasına neden olabilirsiniz. Eğer açıklama için gerekenden fazla beklerseniz, yanlış bilginin yayılımını durdurmak için geç kalabilir, krizi bir daha önüne geçilemez hale getirebilirsiniz. Markalar kendileri hakkında sosyal medyada ortaya atılan iddialar ile ilgili bir strateji geliştirmeden önce, yanlış bilginin internetteki yaygınlığını mutlaka kontrol etmeli. Eğer söz konusu yanlış bilgi yeterince yaygın değilse ve düşünüldüğünden çok daha az kişiye ulaşmışsa herhangi bir müdahale geliştirmemek bazen en iyi yöntem olabilir. İnternetteki bir iddia, doğru olduğuna bakılmaksızın göz açıp kapayıncaya kadar tüm dünyayı dolaşabilir. Yanlış bir bilgiye yönelik müdahaleyi zamanında gerçekleştiremezseniz hasar geri dönüşsüz olabilir. Markanın müşteri potansiyelini tehdit eden, boykot ihtimali doğuran ya da kurumu büyük bir kriz ya da linç dalgasıyla karşı karşıya bırakan yanlış bilgilere karşı hiçbir hamlede bulunmamak, söz konusu yanlış bilgiyi zombiye çevirebilir. Yanlış bilgi, bir süre sonra ne kadar uğraşsanız da öldüremediğiniz, zaman zaman tekrar gündeme gelen ve internette kalıcılaşan bir forma girebilir. Kendi sektörünüzle ilgili yayılan yanlışları tespit edip, oklar size doğrultulduğunda yapılması gerekenleri önceden belirlemek de faydalı olabilir. Geçtiğimiz yıl Keskinoğlu’nu hedef alan yanlış bilgi sirkülasyonunu hatırlayalım. Keskinoğlu’nun yumurtalarının Çorum’da üretildiği, tavukların virüs nedeniyle imha edildiği ve konunun Mardin İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürlüğü’nün bilgisi dahilinde olduğu iddiaları doğru değildi. İşin ilginci, iddia daha önce WhatsApp gruplarında “Kılıçarslan” marka yumurtalar için de dolaşıma girmiş, bir süre sonra şekil değiştirerek ismi daha çok bilinen Keskinoğlu’nu hedef almaya başlamıştı. Özellikle insanların sağlıklarıyla ilgili hassasiyetlerine dokunan bu tarz mesajların WhatsApp aracılığıyla çok hızlı yayıldığını söylemek mümkün. Bu yüzden markalar, kendi sektörlerine dair yanlış bilgilere karşı uyanık olmalı, WhatsApp’ta sirkülasyona giren iddialar ile ilgili bilgi edinmek için uzmanlardan destek istemeli. Yanlış bir bilgi her zaman doğrudan gerçekliği ortaya çıkarılarak çürütülebilecek formda olmayabilir. Bu zamana kadar birçok yanlış bilginin, içinde belli doğruları da barındırdığı formlarda yayıldığına şahit olduk. Müdahale etmesi çok zor olan bu türe karşı yaklaşımın, bilginin hangi kısmının doğru hangi kısmının yanlış olduğuna dair sade ve detaylı bir bilgilendirmeden geçtiğini söylemek mümkün. Markalar, haklarında sosyal medyada ortaya atılan yanlış bilgiye karşı bir basın açıklaması yapmayı ya da sosyal medya kanallarından duyuru yayınlamayı tercih edebilir. Kolay ve en çok tercih edilen bu yöntem sağlıklı olmakla birlikte her zaman işe yaramayabilir. Yanlış bilginin yayılmasını sağlayan eşik bekçilerini tespit etmek, bilginin farklı ağlara yolculuğunu kolaylaştıran kilit isimleri bulmak ve onlarla birebir iletişime geçmek, düzeltmenizin onlar tarafından da yayınlanmasını sağlamak daha fazla insanı ikna edebilir. Kullanıcılar genelde güvenleri sarsılan markaların açıklamalarına şüpheyle yaklaşırken, duygusal bağ kurdukları eşik bekçilerinin çağrılarına kulak verir. Ancak konuyla alakası olmayan fenomenleri veya çok takipçili hesapları harekete geçirerek uygulanacak influencer marketing yöntemi kullanıcılara itici gelebilir ve bunun “parayla itibar kazanma” girişimi olduğunu düşündürebilir. Buna yakın zamandan bir örnek, Anadolu Grup Başkanı Tuncay Özilhan’ın “Evde bira yapımına vergi getirilmeli” olarak da okunabilecek sözlerinin ardından başlayan Efes Pilsen boykotu. Boykota karşı önlem almak için geliştirilen iletişim stratejisi, aynı metnin farklı türlerinin birkaç Twitter hesabı tarafından paylaşılmasını da içeriyordu. Söz konusu çalışmaya yer veren Haganbey isimli blogger, örneğin kendisinin Efes Pilsen tarafından böyle bir kriz yönetimini anlamayacak kapasitede görülmesine kızgınlığını dile getiriyor. Ülker’in Coco Star çikolatalarında hindistan cevizi yerine beyazlatılmış havuç rendesi kullandığı iddiasıyla ilgili ise markanın kriz yönetimi yaklaşımı daha farklı . İddiayı paylaşan Twitter kullanıcılarıyla birebir iletişime geçmeyi tercih eden Ülker’in yanlış bilgiye karşı geliştirdiği yöntemin, Efes Pilsen’inkinden daha yapıcı olduğunu söylemek mümkün. Hem marka hem de ajans çalışanları, bir montajı tespit etmeyi, yanlış bilginin kaynağını bulmayı ve yanlışın ulaştığı ağları haritalandırmayı öğrenmeli. Bu hem olası krizlere karşı bir iletişim stratejisinin geliştirilmesi hem de yanlışın önüne geçecek doğru kişilere ulaşmanın yolunu açabilir. Yanlış bilginin ortaya çıkarılması için doğruyu gösteren kaynaklar açıkça paylaşılmalı. Bazı bilgilere gereğinden fazla anlam yüklemek ve yeterince şeffaf davranmamak, dolaşımdaki yanlış bilgiyi çürütme sürecini baltalayabilir. Bu nedenle doğruyu işaret eden tüm bilgi ve belgeler yayınlanabilmeli. Geçen sene ünlü İngiliz şef Jamie Oliver’ın McDonald’s’a açtığı davayı kazandığı ve bu dava sonucunda McDonald’s ürünlerinde et yerine, artık et ve yağların amonyakla karıştırılmasıyla hazırlanan ürünler kullanıldığının tespit edildiği iddia edilmiş, teyit.org tarafından konu incelenmişti. Her ne kadar Jamie Oliver’a ve davayla ilgili bilgilere ulaşamadığımız için analizimizi yayınlayamamış olsak da inceleme sürecinde McDonald’s ile yürüttüğümüz iletişim pek çok delile ulaşmamızı sağladı. Markalar teyit.org gibi doğrulama platformlarının bir bilginin yanlış olduğunu ortaya çıkarmak için kendilerinden talep ettiği belge ve bilgileri sağlayabiliyor olmalı. teyit.org’un yöntemlerinden yararlanmak, sorulan soruları yanıtlayabilmek, markanın itibarı açısından bazen tek seçenek olabilir." "Araştırma: Eğer bir felaket sırasında tweet atıyorsanız, muhtemelen sahte haber yayıyorsunuz",https://teyit.org/teyitpedia/eger-bir-felaket-sirasinda-tweet-atiyorsaniz-muhtemelen-sahte-haber-yayiyorsunuz,"Bu içerik ilk kez  "" If You're Tweeting During a Disaster, You're Probably Spreading Fake News "" başlığıyla Gizmodo arafından 13 Mayıs 2018 tarihinde yayınlanmış ve Derya Güçdemir tarafından Teyit için çevrilmiştir. Gerçekler pabucunu giyene kadar, yalan dünyanın yarısını dolaşır sözü Twitter sayesinde gerçek oldu. Yeni bir çalışmaya göre , felaketler ya da son dakika gelişmeleri sırasında platformu kullanan insanların büyük bir çoğunluğu şüphe bile etmeden yanlış bilgiyi yayıyor. Buffalo Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Sandy Kasırgası ve Boston Maratonu bombalı saldırısı boyunca gönderilen 20 binden fazla tweeti incelediler. Natural Hazards isimli dergide yayınlanan bulgularda, araştırmacılar kullanıcıların yüzde 86 ile 91’inin retweetleyerek ya da tweetleri beğenerek yanlış bilgi yaydığını ve yanlışları düzeltmeye çalışan kişi sayısının her beş kişiden biri kadar bile olmadığını ortaya koydu. Araştırmacılar, iki önemli olay sırasında yaygınlaşmış dört spesifik yanlış söylentiye odaklandılar. Twitter kullanıcılarının genellikle, bahsedilen sahte haberlerle karşılaştıklarında çok az ya da hiç şüphe duymadıkları ortaya çıktı- birçok kişi sadece beğene tıklamış ya da retweetlemiş ve yaşamına devam etmiş. İnsanların sadece yüzde 5 ilâ 9’u bilginin doğru olup olmadığını sorgulayarak doğrulamak için araştırırken, kullanıcıların yüzde 1’i kadar az bir kısmı ise orijinal tweetin doğru olmadığını ya da şüpheli göründüğünü söyledi. Tweetler güvenilir kaynaklar tarafından çürütülse bile, kullanıcılar takipçilerini düzgün bir şekilde bilgilendirmek konusunda çok az çaba sarf etti. Kullanıcıların yüzde 20’sinden daha azı yeni bir tweet ile yanlış bilgiyi düzeltti ve yüzde 10’undan daha azı tweeti silmeye zahmet etti. Çalışmanın başyazarı olan Jun Zhuang yaptığı bir açıklamada , “Bu bulgular önemli, çünkü insanların en hassas olduğu zamanda ne kadar kolay bir şekilde kandırılabileceğini ve bu aldatmacalarda sosyal medya platformlarının oynadığı rolü gösteriyor” dedi. Buffalo Üniversitesi’nin bulguları, MIT tarafından yapılan yanlış haber hikayelerinin gerçek hikayelere oranla yüzde 70 oranında daha fazla retweet edilme olasılığı olduğunu ortaya koyan bir çalışma ile örtüşüyor gibi görünüyor. MIT’de çalışan araştırmacılar, Boston Maratonu’nda yaşanan bombalı saldırı sırasındaki tweetleri de incelediler ve gerçeklerin 1.500 kişiye ulaşmasının yanlışlara oranla altı kat daha uzun zaman aldığını buldular. ABD’de gerçekleşen 2016 başkanlık seçiminden beri sahte haberler ile ilgili birçok şey yapıldı. Twitter ve Facebook gibi şirketler, platformların kötü niyetli aktörler tarafından ele geçirilmesini ve platformların yanlış bilgi kampanyaları ve propaganda için kullanmalarını önlemek için harekete geçme konusunda teşvik edildi. Sorun şu ki insanlar gerçek olup olmadığına bakmaksızın sahte haberleri sürekli olarak yayıyorlar. Sosyal medya platformları ise bu bilgileri paylaşmayı daha kolay hale getiriyor, fakat insanlar sansasyonel ve duygusal artışa sebep olan haber başlıklarına doğası gereği çekiliyorlar. Fakat bu hikayeler çoğu zaman doğru değil. Facebook, platformunda sahte haberlerin yayılmasını kısıtlamak için bulunduğu girişimleri pek çok kez yenilemek zorunda kaldı çünkü bazıları korkunç sonuçlar verdi. Bir keresinde, insanları sahte haberleri paylaşmaktan vazgeçirmek için, doğrulaması yapılan yazıların üzerine kırmızı uyarı işareti yerleştirdi. Bu durum, hikayelerin doğru olduğuna inanan kullanıcıları hayal kırıklığına uğrattı ve yazıların daha da çok paylaşılması ile sonuçlandı. Twitter ve Facebook gibi sosyal medya şirketleri burada garip bir rol oynuyorlar. Hem gerçek hem de sahte olmak üzere bilgiyi yayma güçleri var. Öyle ki kullanıcılar sahte içerikleri yaymakta çok daha iyiler ve şimdi şirketler esas hedefleri asla bu olmasa da teyitçi ve eşik bekçisi olarak hizmet vermeye zorlanıyorlar. Şüphesiz, sosyal ağların daha iyisini yapması gerekiyor, fakat aynı zamanda bu platformları kullanan insanların da." Facebook’un doğrulama programı Türkiye’de Teyit işbirliğiyle hayata geçiyor,https://teyit.org/teyitpedia/facebookun-dogrulama-programi-turkiyede-teyit-org-is-birligiyle-hayata-geciyor,"Facebook’un sahte haberlerin platform içinde yayılmasını önlemek için 10’dan fazla ülkede uyguladığı üçüncü taraf haber doğrulama programı, Türkiye’de Teyit işbirliğiyle hayata geçiyor. Temmuz 2017’de dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından Poynter’in bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (International Fact-checking Network) tarafından yayınlanan İlkeler Kılavuzu’nu (Code of Principles) tanıyarak imzacısı olan Teyit, bu sertifikasyon ile Facebook’un üçüncü taraf doğrulama programının Türkiye uygulayıcısı oluyor. Programın başlamasıyla birlikte Teyit, Facebook’taki şüpheli bulunan haberleri inceleyecek, haberlerin bulgularını kontrol edecek ve doğruluğunu tespit edecek. İşbirliği hakkında açıklama yapan Teyit kurucusu Mehmet Atakan Foça, “İnternetteki bilgi kirliliği artık hayatımızın her alanına sirayet ediyor. Türkiyede insanların haber ve bilgi tüketmek için ağırlıkla sosyal medyaya yönelmesi, yanlış bilginin hayatımızdaki etkisini daha fazla hissettiriyor. Teyit ile birincil haber kaynağı olarak sosyal medya platformlarını kullanan yurttaşların doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyoruz. Bu sorumlulukla hareket ederek, Facebook’ta insanların deneyimlerini iyileştirebilmek ve doğru bilgiyi edinebilmelerini sağlamak için daha yoğun bir çalışma temposuna hazırız. İşbirliğimizin Türkiye’de asılsız haberin yayılmasının önüne geçmek üzere önemli bir adım olduğunu düşünüyorum” dedi. Facebook Türkiye Kamu Politikaları Müdürü Nilay Erdem, Türkiye’de Teyit işbirliğiyle hayata geçirdikleri üçüncü taraf haber doğrulama programı ile ilgili şunları söyledi: “İnsanların Facebook üzerinde doğru bilgi görmek istediğini biliyoruz. Biz de aynı şeyi amaçlıyor ve doğru olmayan bilgilerin topluluğumuz için zararlı olduğuna inanıyoruz. Üçüncü taraf haber doğrulama kuruluşlarıyla birlikte çalışarak platformumuzda paylaşılan asılsız haberlerin belirlenmesi ve yayılmasının engellemesi konusunda attığımız adımlara bir yenisini daha eklemeyi amaçlıyoruz. Facebook olarak üçüncü taraf haber doğrulama programımızda tüm dünyada sadece Poynter’e kayıtlı olan haber doğrulayıcılarla çalışıyoruz. Bu doğrultuda Türkiye’de de programımızı, öncelikli olarak haberlere konu olmuş içeriklerin doğruluğunun teyit edilmesine odaklanan Teyit ile birlikte hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki süreçte de asılsız haberlerle mücadele konusundaki çalışmalarımızı her düzeyde sürdürmeye devam edeceğiz.” Facebook işbirliği içerisinde Türkiye'de uygulamaya giren üçüncü taraf haber doğrulama programı, üç aşamalı süreçten geçerek kullanıcıların sahte haberlere karşı bilgilendirilmesini sağlarken asılsız haberlerin erişimlerinde büyük oranda düşüş yaşanacak. Ayrıca sürekli olarak sahte haber paylaşan haber siteleri ve Facebook sayfalarının içerikleri daha az dağıtılacak ve bu sayfalar para kazanma ve reklam verme özelliklerinden faydalanamayacak. Haberlerin doğrulanması Türkiye’deki Facebook kullanıcıları şüphelendiği haberleri işaretleyerek incelenmesi talebiyle Facebook’a bildirecek. Facebook’un şüpheli haber havuzuna dahil olan içerikler, doğrulanması için Teyit'e iletilecek. Bu içerikler Teyit'in editörleri tarafından incelenecek. İncelenen içerikler elde edilen delillerle birlikte bir analize dönüştürülerek tekrar kullanıcıyla paylaşılacak. Facebook kullanıcıları uygulamaya yeni güncelleme gelene kadar yalnızca platformda karşılaştığı haber sitelerinin linklerini “asılsız haber” olarak işaretleyebilecek. Asılsız haberlerin haber kaynağında gösterimi Teyit tarafından doğrulanan içerikler, haber kaynağında daha alt sıralarda gösterilecek. Facebook’un açıklamasına göre kullanıcıların sahte haberleri görme olasılığı yüzde 80 azalacak. Sürekli olarak asılsız haber paylaşan sayfalar ve internet sitelerine karşı önlemler Sürekli olarak asılsız haber paylaşan sayfaların içerikleri daha az dağıtılacak ve bu sayfalar para kazanma ve reklam verme özelliklerinden faydalanamayacak. Üçüncü taraf haber doğrulama programı, Facebook’un haber kaynağındaki haberlerin kalitesini ve güvenilirliğini artırmak için başvurduğu üç kademeli yapı ile uyum gösteriyor. Facebook’ta paylaşılan içerikleri düzenleyen Topluluk Standartları'na ek olarak bu program, platformun güvenilirliğine zarar veren asılsız haberlerin yayılmasının önüne geçmeyi ve insanlara, okudukları haberlerle ilgili daha fazla bilgi sunmayı amaçlıyor. 2016 yılında hayata geçen program, bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Filipinler, Meksika, Brezilya, Endonezya, Kolombiya, Hindistan, Arjantin ve İrlanda’daki doğrulama organizasyonlarıyla iş birliği içerisinde uygulanmaya başlamıştı." Seçim döneminde teyit.org'a iletilen şüpheli haber sayısı yüzde 80 arttı,https://teyit.org/teyitpedia/secim-doneminde-teyit-orga-iletilen-supheli-haber-sayisi-yuzde-80-artti,"Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçimin erkene alınabileceği açıklamasından sonra Bahçeli’yle 18 Nisan’da bir araya gelmiş, görüşmenin ardından basın toplantısı düzenleyerek erken seçimin 24 Haziran tarihinde yapılacağını açıklamıştı. Seçim maratonunun başlamasıyla birlikte internet ve sosyal medyada teyit.org’un radarına giren ve kullanıcıların doğrulanması talebiyle teyit.org’a gönderdiği şüpheli haberleri inceleyerek hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğunu kullanıcılarla paylaştık. 24 Haziran’daki seçime giderken kullanıcıların teyit.org’u bir önceki dönemlere göre ne sıklıkla kullandığı, teyit.org’a gönderilen ihbar sayısı, yayınlanan analizler ve izleyici kitlenin teyit.org’a duyduğu ilgiyle alakalı seçim gözlem raporu hazırladık. Raporu hazırlarken iki ayrı karşılaştırma dönemi belirledik. 2017 yılında gerçekleşen Anayasa Referandumu hakkında teyit.org’un yayınladığı ilk analiz tarihi olan 26 Ocak 2017’den, referandumun gerçekleştiği 16 Nisan 2017 tarihi ile erken seçimin açıklandığı tarih olan 18 Nisan 2018’den 18 Haziran 2018’e kadar olan 2 aylık süreci ilk karşılaştırma dönemi olarak belirledik. İkinci karşılaştırma dönemi olarak ise 1 Ocak 2018 - 18 Nisan 2018 ile erken seçimin açıklanmasının ardından 2 Haziran’a kadar olan 2 aylık periyodu seçtik. Böylece hem iki seçim arasındaki karşılaştırma yapabilirken hem de seçim öncesi ve seçim döneminde kullanıcıların teyit.org’u hangi sıklıkla kullandığını inceledik. teyit.org internet sitesi, Erdoğan’ın 18 Nisan’daki erken seçim açıklamasının ardından 2018’in ilk 3,5 aylık dönemine göre daha çok ziyaret edildi. İnternet sitesine giren tekil kullanıcı sayısı seçim öncesi döneme göre yüzde 45’lik bir artış gösterirken sayfa görüntülenme sayısında yüzde 54’lük bir artış yaşandı. Erken seçimin açıklanmasının ardından internet sitesine giren tekil ziyaretçi sayısı, Anayasa Referandumu dönemine göre de yüzde 65’lik bir artış gösterdi. Sayfa görüntülenme sayısında ise tam iki kat artış yaşadı. Kullanıcılar seçim dönemlerinde internet ve sosyal medyada yayılan şüpheli haberlere dair doğru bilgiyi öğrenmek için teyit.org’u daha çok kullandı. teyit.org’da yayınlanan analiz sayısı erken seçim döneminde ilk 3,5 aya kıyasla yüzde 16’lık artış gösterirken günlük takipçi artışında da yüzde 27’lik bir değişim yaşandı. Erken seçim döneminde yayınlanan analiz sayısı ve günlük takipçi artış oranı ise Anayasa Referandumu dönemine kıyasla yüzde 30’luk bir artış görüldü. Yani kriz anlarında ve toplumun büyük kesimini ilgilendiren olaylarda kullanıcıların doğru bilgi talebi de paralel bir şekilde artış gösterdi. Doğrulanması talebiyle teyit.org’a gönderilen şüpheli içerikler yüzde 80 arttı Erken seçim döneminde teyit.org’a doğrulanması talebiyle gönderilen şüpheli haber ihbarında, yılın ilk 3,5 aylık dönemiyle kıyaslandığında yüzde 80’lik bir artış görünüyor. Anayasa Referandumu döneminde gönderilen ihbar sayısına kıyasla da yüzde 44’lük bir artış var. Talebin artmasıyla birlikte teyit.org’un sosyal medya hesaplarından paylaştığı içerik sayısı da artmış durumda. teyit.org’un Facebook ve Twitter hesaplarından paylaştığı içerik sayısı yılın ilk 3,5 ayına göre yüzde 9’luk artış gösterirken bu oran referandum dönemine kıyasla yüzde 30 daha fazla. Editör notu: Bu veriler ele alınırken teyit.org’un sosyal medya takipçi sayısını da göz önünde bulundurmakta fayda var. 26 Ocak 2017 tarihinde teyit.org’un toplam sosyal medya takipçi sayısı 76 bin 931 iken 16 Nisan 2017 tarihinde bu sayı 133 bin 41’e yükseldi. 1 Ocak 2018 tarihinde bu sayı 236 bin 481 seviyesine ulaşmışken 18 Nisan’da teyit.org’u Facebook ve Twitter üzerinden takip eden toplam takipçi sayısı 281 bin 441’di. 18 Haziran’da ise toplam takipçi sayısı 313 bin 538’e ulaştı. Bu rakamlar, teyit.org’un sosyal medya hesaplarını takip eden tekil kullanıcı sayısını değil toplam kullanıcı sayısını göstermektedir." Araştırma: Türkiye sahte habere en çok maruz kalan ülke,https://teyit.org/teyitpedia/turkiye-sahte-habere-en-cok-maruz-kalan-ulke,"Reuters Institute for the Study of Journalism Digital News Report 2018’i (Dijital Haber Raporu) yayınladı . Raporda 37 ülkedeki haber tüketicilerinin alışkanlıkları ve davranışları incelenirken, medya organizasyonlarına duyulan güven ve internetteki yanlış bilgi sorunu da öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Raporda Türkiye ile ilgili güven ve yanlış bilgi konularına ilişkin yer alan bölümleri derledik; Türkiye, Malezya, Brezilya ve İspanya’nın ardından WhatsApp’ı haber almak için kullanan dördüncü ülke. Sorulara cevap veren her üç kişiden biri (%30) haberlere erişmek için WhatsApp kullandığını ifade ediyor. 2017 ’de bu oran %25 2016 ’da ise %17 idi. Ankete katılanların büyük bir kısmı (%65) görüşlerini herkese açık platformlarda dile getirmenin başını belaya sokacağını düşünüyor. Türkiye bu konuda dünyadaki en endişeli kullanıcılara sahip. Türkiye’de haberlere güvenirim diyenlerin oranı %38 iken kendi takip ettiği habere güvenenlerin oranı ise %43 . Aradaki farkın yalnızca %5 olması, haber tüketicilerinin yalnızca kendi takip ettikleri haberlere güvenme konusunda dahi sorun yaşadıklarını gösteriyor. Rapora göre Türkiye’de en çok güven duyulan beş haber organizasyon sırasıyla Fox TV, NTV, CNN Türk, Cumhuriyet ve Sözcü. Dünyada sosyal medyadaki haberlere güven %23 oranında. Türkiye’de ise bu oran %33 . Yalnızca her üç kişiden biri sosyal medyadaki habere güvendiğini beyan etse de Türkiye bu konuda dünya ortalamasının üstünde. Ancak Türkiye’de internette karşılaştığı bilginin doğru olup olmadığı konusunda endişe duyanların oranı ise %60 . Türkiye, ankete katılmadan önceki hafta içinde en az bir kez uydurma haberle karşılaştığını belirten ülkeler arasında birinci sırada yer alıyor. Her iki kişiden biri mutlaka asılsız bir habere denk geldiğini ifade ediyor. Bu oran, her 10 kişiden 8,5’inin internetteki bilgilerin doğruluğundan endişeli olduğu Brezilya’dan bile yüksek. Türkiye’de her 10 kişiden neredeyse 7’si devletin internetteki yanlış bilgiye karşı bir şey yapması gerektiğini düşünüyor. Sonuç olarak, rapora göre Türkiye’deki haber tüketicilerinin kamuya açık platformlarda fikir beyan etmek yerine WhatsApp gibi kapalı platformlara yönelmeye devam ettiğini, kullanıcıların yarısından çoğunun internetteki yanlış bilgiden endişeli olduklarını ve devletin bu konuda harekete geçmesi gerektiğini düşündüğünü söylemek mümkün. Türkiye’de haber tüketme alışkanlığı kapalı platformlara taşındıkça, yanlış bilginin tespit edilmesi ve önlenmesinin zorlaştığını, internetteki yanlış bilgiye yasal önlemlerin ise ifade özgürlüğü açısından riskler taşıdığını hatırlatmakta fayda var. Çalışmanın yalnızca Türkiye’deki şehirli nüfusu ile yapıldığını, tüm Türkiye’yi temsil etmekten uzak olabileceğini; doğrulama platformlarının haber tüketicilerinin alışkanlıkları üzerinde yarattığı olası değişikliklerin rapor kapsamına alınmadığını not etmekte fayda var." Araştırma: Değişimden korkanlar komplo teorilerine inanmaya daha yatkın,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-degisimden-korkanlar-komplo-teorilerine-inanmaya-daha-yatkin,"*Bu içerik "" Değişimden korkanlar komplo teorilerine inanmaya daha yatkın "" başlığıyla Dünya Halleri tarafından 4 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmıştır. İklim değişikliğini Çinlilerin ABD’yi durdurmak için uydurması, uçaklardan gizlice kimyasallar atılması, Dünya aslında düz olmasına rağmen NASA’nın bunu saklaması gibi bir çok komplo teorisi aslında değişimden çekinen ve siyasi bilgisini gözünde büyüten kişilerin sığındığı, mantık sınırlarını zorlayan açıklamalar. Sosyal psikoloji araştırmacıları, kişinin komplo teorilerine inanma ihtimalini etkileyen iki ana faktör tespit etti. Yapılan araştırmaya göre sosyal ve kültürel değişimleri tehdit olarak algılayan kişiler ve siyaset bilgilerini olduğundan fazla zanneden kişiler bu teorilere inanmaya daha yatkın. Konu ile ilgili iki farklı araştırma yapan Sosyal Psikoloji Araştırma Görevlisi Joseph Vitriol “Mevcut siyasi gündem oldukça değişken ve büyük sosyal değişimleri beraberinde getiriyor. Geçmişte toplumdan dışlanmış gruplar günümüzde daha fazla söz sahibi olmaya başladı. Bu da statükoyu değiştirme ve toplumsal politikaları değiştirme yolunda adımlar atmalarına imkan veriyor. Toplumun çoğu ögesi, özellikle de mevcut sosyal ve siyasi düzenden faydalanan kişiler için bu gelişmeler ve değişimler oldukça tehdit edici ve komplo teorilerinin sunduğu dengeleyici hisse ihtiyaç duymalarına sebep oluyor.” şeklinde konuştu . Yapılan çalışmada, “Bu ülkede ‘gerçek Amerika’ diye bir şey var ve ortak değerleri paylaşmayanlar bunun dışında kalıyor” ya da “Amerika’nın en önemli değerleri günden güne çökertiliyor” gibi ifadelere katıldığını belirten 3 bin 500 adet yetişkin ABD vatandaşının aynı zamanda “Medya gücü elinde bulunduranların kuklasıdır” ve “Siyasette ya da uluslararası ilişkilerde hiçbir şey tesadüfen gerçekleşmez” gibi ifadelere de katıldıkları görüldü . Sonuçlar, ABD’nin değerlerinin değişmesini tehdit olarak algılayan kişilerin aynı zamanda gücü elinde bulunduranlara yönelik mantıksız şüpheci bir yaklaşıma sahip olduğunu gösteriyor. Vitriol “Kişi toplumun temel ve belirleyici değerlerinin yıkılmak üzere olduğunu düşündüğünde ideolojik ya da ideolojik olmayan komplolara inanmaya daha yatkın olduğunu gördük.” diyor. İkinci araştırmada ise 400’e yakın yetişkin ABD’liye toplumsal politikaları ne kadar anladıkları konusunda kendilerine not vermeleri söylendi. Daha sonra katılımcılardan bu toplumsal politikanın nasıl işlediğini detaylı bir şekilde anlatmaları istendi. Çalışmanın sonunda katılımcılardan kendilerine aynı konu hakkında tekrar not vermeleri istendi. Sonuçlar, ikinci notlarda ciddi bir düşüş olduğunu gösteriyor. Bunun sebebinin, insanların bir toplumsal politikayı açıklamaya çalıştıklarında aslında ne kadar az bilgiye sahip olduklarını fark etmesi olduğu sanılıyor. Ancak siyasi bilgilerinin gerçekte olduğundan fazla olduğunu düşünenlerin, komplo teorilerine inanmaya da yatkın olduğu görüldü. Bu kişilerin belirli kişi ve grupların küresel kararlara, etkinliklere ve bunların sonuçlarına etki ettiğine dair bir illüzyon içinde yaşadığı ifade edildi. Araştırma, daha önce komplo teorisi ve narsisizm arasında ilişki kuran diğer çalışmalar tarafından da destekleniyor . Genel olarak kişinin kendi yeteneklerini ve dünya görüşünü gözünde büyütmesi, komplo teorilerine inanma ihtimalini artırıyor. Vitriol, “İnsanlara bilgilerinin sınırlı olduğunu göstermek, saçma komplo teorileri ve inançlarına karşı mücadele etmek için en başarılı yöntem.” diyor. İnsanlara kendi bilgilerinin yetersizliğini göstermenin kişiyi daha fazla öğrenmeye ve bilgiye daha açık olmaya ittiğini söyleyen Vitriol böylece kişilerin bilimsel verilerle desteklenen daha tarafsız bilgilere ulaşmasının mümkün olacağını ifade ediyor. Yani biraz daha mütevazı olup görüşlerimize aykırı gelen bilgileri de öğrenmeye çalışırsak ayaklarımızın yere basması daha mümkün olacak. Her iki çalışma da Avrupa Sosyal Psikoloji Dergisi’nde yayımlandı." Araştırma: Meksika’daki seçimlere doğru: WhatsApp sahte haberler için tam bir kara kutu,https://teyit.org/teyitpedia/meksikadaki-secimlere-dogru-whatsapp-sahte-haberler-icin-tam-bir-kara-kutu,"*Bu içerik ilk kez  "" WhatsApp is a black box for fake news. Verificado 2018 is making real progress fixing that"" başlığıyla Nieman Lab tarafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. WhatsApp’te Meksika seçimlerine ilişkin doğrulama yapmak, WhatsApp’teki sahte haberlerin yaygınlığı düşünülünce oldukça zor iş. Haberler dışarıya kapalı bir şekilde yayılıyor ve mesajlar şifrelenmiş halde gönderiliyor, bu da haberlerin nasıl yayıldığını veya kaç kişinin onları gördüğünü bilmeyi imkansızlaştırıyor. Yanlış haber sadece metin şeklinde değil, görseller ve capsler şeklinde de yayılıyor. WhatsApp aynı zamanda birçok ülkede en popüler sosyal platform – buna 1 Temmuz’da (10 binden fazla adayın genel ve yerel seçimler için yarıştığı) genel seçimlerini gerçekleştirecek Meksika da dahil. Animal Político , AJ+ Español , ve Pop-Up Newsroom ’un aralarında olduğu seçime ilişkin haber ve doğrulama inisiyatifi olan Verificado 2018 , WhatsApp’te yayılan sahte haberlere müdahale etmek için çalışıyor- ve başarılı da oluyor. Görev alanı oldukça geniş olan Verificado, Mart’ta kuruldu ve Meksika’nın 32 eyaletinden 28’inde paydaşları var. Sadece WhatsApp değil birçok sosyal platformda doğrulama yapıyor ve içerik üretiyorlar, ama benim en çok WhatsApp’te yaptıkları ilgimi çekiyor. Al Jazeera Medya Enstitüsü’nden içerik editörü Diana Larrea Maccise , “Biz WhatsApp’le oluşturulan özel alanı işgal etmek istemiyoruz. WhatsApp’in Twitter veya Facebook gibi olmadığını anlıyoruz, arkadaşlar ve aile arasında etkileşime girilen özel bir alan olarak görüyoruz” diyor. “Dolayısıyla WhatsApp’i yaptığımız bütün haber doğrulamalarını yaymak içinkullanmak yerine kullanıcılarla bireysel bir ilişki kurmayı tercih ettik.” Verificado, kullanıcıların teyit edilmesi için haberler/bilgiler yollayabildiği bir WhatsApp hattı kurdu ve haber teyit edildiğinde de haberi yollayan kullanıcıya kişisel olarak mesaj atılıyor. Konuyla ilgili Maccise, “Yayın listemizi gereksiz haberleri konuya ilgi duymayan insanlara yaymak için kullanmayacağız” diyor. Gerçekleri daha çok insana ulaştırmak için ise Verificado, WhatsApp durum güncellemelerinde teyit edilen bulguları paylaşıyor. Maccise bu durumla ilgili “WhatsApp’te günlük olarak 10 farklı durum güncellemesi yapıyoruz, bu sayede WhatsApp hattımıza abone olan insanlar yaptığımız güncel haber doğrulamalarına dair sürekli haberdar oluyorlar” açıklamasını yapıyor. Kullanıcılar da bu durum güncellemelerini direkt olarak kendi ağlarıyla paylaşabiliyorlar. Her haber doğrulaması – Verificado bunları ‘vertical’ (yatay) ve ‘verify’ (doğrulama) kelimelerinin birleşimiyle ‘vertificados’ olarak adlandırıyor- doğrulamaya konu olan viral olmuş olan görselden ve görselin neden gerçek veya sahte olduğunun açıklandığı kısa bilgilerden oluşuyor. Süreç oldukça bireyselleştirilmiş gibi görünse de etkisi ölçülebiliyor. Verificado’nun WhatsApp hattı resmi olarak 18 Mayıs’ta kuruldu, iki hafta içinde 4 bin 800 kişi abone oldu ve 18 bin 500 gibi gayet yüksek bir sayıda mesaj aldı – bunların da 13 bin 800’ü cevaplandı. Maccise burada bir uyarıda bulunuyor: İçerik doğrulama istekleri veya tebrik mesajları gibi her şey, yani kullanıcılarla etkileşimlerin tamamı bahsedilen mesajlara dahil. Seçim sonrasında ise sadece haber doğrulama isteklerinin ayıklanıp bir raporda yayınlanması planlanıyor. Bugüne kadar yayınlanmış olan bütün haber teyidi yaptıkları durum güncellemeleri 1000 kez görülmüş durumda (ki büyük ihtimalle gerçekte bu sayı daha fazla çünkü ‘okundu’ bildirimini kapatan kullanıcılar WhatsApp veri analizlerine dahil edilmiyor). Tüm bu sayılara ise Verificado’da yalnız 4 kişiyle ulaşıldı. Hangi türden haberler doğrulanması için iletiliyor? Maccise genelde görseller, olarak cevaplıyor ve genellikle yanlış haberlerin nereden kaynaklandığını bilmenin imkânsız olduğundan bahsediyor: “Olayın bir WhatsApp hesabında başlayıp yapılan caps’in sonra Facebook ve Twitter’da yayılmasıyla mı yoksa tam tersi şekilde mi olduğunu bilemiyoruz. Bu oldukça zorlu bir iş, sadece bizim için değil, yanlış haberin nasıl yayıldığını anlamaya çalışan tüm gazeteciler için öyle.”" Araştırma: Yanlış bilgi ve yanlılıklar sosyal medyayı kasıtlı ve kazara istila ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-ve-yanliliklar-sosyal-medyayi-kasitli-ve-kazara-istila-ediyor,"*Bu içerik ilk kez "" Misinformation and biases infect social media, both intentionally and accidentally "" b aşlığıyla The Conversation tarafından 20 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmış ve Rümeysa Sena Şahbaz tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medya, Amerika’nın ve dünyanın başlıca haber kaynaklarından biri. Buna rağmen kullanıcılar hala komplo teorileri , tık tuzakları , kurgulanmış haber metinleri , sözdebilim ve siyasi propaganda gibi doğruluğu şüpheli içeriklere maruz kalıyor. Bunca yanlış bilginin yayımlanıyor olması şaşırtıcı değil çünkü spam ve çevrimiçi dolandırıcılık suçlular için çekici bir yöntem sunuyor ve çevrimiçi siyasi propagandanın desteği artırdığı ve finansal fayda sağladığı bir gerçek . Fakat güvenilir olmayan içeriklerin bu denli yayılması insanların ve sosyal medya platformlarının arkasındaki algoritmaların manipülasyona açık olduğunu gösteriyor . Araştırmamız sosyal medya ekosistemini yanlış bilgilendirmeye açık hale getiren üç tür yanlılık belirledi. Indiana Üniversitesi’ndeki Sosyal Medya Gözlemevi , insanların bu yanlılıkların farkına varmasına ve kendileri üzerinden kar sağlayan bu harici etkilerden korunmalarına yarayacak araçlar üretiyor. Bilişsel yanlılık beynin bilgiyi işlemek için kullandığı olağan süreçlerle üretiliyor. Beyin yalnızca sınırlı oranda bilgiyi düzenli bir biçimde işleyebilir ve çok fazla uyarana maruz kaldığından aşırı bilgi yüklemesi durumu ortaya çıkar. Yalnızca bu bile, sosyal medyada dolaşımda olan bilginin kalitesine dair ipuçları veriyor. Kullanıcıların sınırlı dikkatleri için sosyal medyada süregiden kıyasıya mücadele, insanların kaliteli içerik paylaşmaya daha yatkın oldukları zamanlarda dahi, bazı fikirlerin kalitesizliklerine rağmen nasıl hızla yayıldıklarını açıklıyor. Aşırı bilgi yüklemesi ni önlemek adına beyin bazı kısayollar kullanır. Bu metotlar genelde beynin rutin işleyişini düzenliyor fakat yanlış bağlamlarda kullanıldıklarında yanlılıkların oluşmasına sebep oluyorlar. Bu bilişsel kısayollardan biri, kişi sosyal medya akışında rastladığı bir şeyi paylaşıp paylaşmayacağına karar verirken devreye giriyor. Metnin doğruluğuna ilişkin bir bilgi sunmamasına rağmen insanlar, başlıkların yarattığı duygusal çağrışımlardan oldukça etkileniyorlar. Halbuki metnin kim tarafından yazıldığı , güvenilirliği saptama açısından çok daha önemli. Bu yanlılıkları yıkmak ve insanları bir iddiayı paylaşmadan önce kaynağını araştırmaları hususunda teşvik etmek için Android ve iOS ’tan ücretsiz olarak indirilebilen bir haber okuryazarlığı oyunu olan Fakey ’i geliştirdik. Fakey, şüpheli ve ana akım kaynaklardan alınan haberlerin bir arada bulunduğu bir sosyal medya akışı görünümüne sahip. Oyuncular, güvenilir kaynaklardan paylaştıkları her haber ve doğrulanması için işaretledikleri her şüpheli içerik için puan topluyorlar. Bu süreçte, haber kaynağının güvenilirliğini sorgulamalarına yarayan propaganda amaçlı ve duygusal ağırlıklı içerikleri tespit etmeyi öğreniyorlar. Fakey oyunu. Mihai Avram and Filippo Menczer Bu yanlılıkların bir diğer kaynağı da toplumun kendisi. İnsanlar sosyal çevreleriyle doğrudan iletişim kurduklarında, arkadaş seçimlerini etkileyen yanlılıkları, karşılaştıkları bilgiler üzerinde de etkili olmaya başlıyor. Araştırmamız gösteriyor ki, bir Twitter kullanıcısının politik eğilimleri takipleştiği kimselerin siyasi tercihlerine bakarak kolayca belirlenebilir. Bu taraflı iletişim ağları üzerine araştırmalarımız, grupların ideolojik görüş odağında kümelendikleri ve aynı görüşü paylaşmayanları dışarıda bıraktıkları sosyal ağların, doğruluğu önemli olmaksızın, bilgiyi yaymada oldukça etkili olduğunu gösterdi. Ait olunan sosyal çevreden gelen bilgiyi daha güvenilir kabul etme eğilimi, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde, manipülasyona açık yankı fanuslarının oluşmasına sebep oluyor. Bu da neden pek çok çevrimiçi tartışmanın biz ve onlar karşıtlığı üzerine kurgulandığını açıklıyor. Çevrimiçi sosyal ağ yapılarının kullanıcıları yanlış bilgiye nasıl yönlendirdiklerini gözlemlemek için de, güvenilir olmayan kaynaklardan dağılan bilgiyi takip eden ve bilgi doğrulama içeriklerinin yayılımıyla karşılaştıran bir araç olan Hoaxy ’yi yarattık. Hoaxy’nin 2016 Amerika Başkanlık Seçimleri’ne dair topladığı veriye göre, sosyal medyada seçime ilişkin yanlış bilgi yayan hesapların pek çoğu doğrulanmış içeriklerle neredeyse hiç karşılaşmıyor . Yanlış bilgi yayan hesapları derinlemesine incelediğimizde, birbirinden haberdar bir çekirdek grubun olduğunu ve bu grubun üyelerinin neredeyse yalnızca birbirlerinin gönderilerini retweet ettiklerini fark ettik. Elbette bu çekirdek grup içerisinde “bot” tabir edilen sahte hesaplar da vardı. Bu grubun üyeleri, haber doğrulama organizasyonlarından söz ettikleri veya alıntı yaptıkları ender durumlarda ya organizasyonun meşruiyetini sorguluyor yahut ortaya konan bilgilere karşı çıkıyorlardı. Hoaxy Bahsettiğimiz yanlılıkların üçüncü kaynağı insanların çevrimiçi platformlarda ne göreceklerine karar veren algoritmalar. Bu algoritmalar hem arama motorları hem de sosyal medya platformları tarafından kullanılıyor. Bu kişiselleştirme teknolojileri her bir kullanıcının merakını uyandıran ve ilgi alanlarına en çok hitap eden içerikleri seçmek üzere kullanılıyorlar. Fakat bu eleme süreci, kullanıcıların bilişsel ve sosyal önyargılarının pekişmesine sebebiyet vererek onları manipülasyona karşı savunmasız hale getirebilir. Örneğin, pek çok sosyal medya platformunda faaliyet gösteren reklam araçları yanlış bilgilendirme kampanyalarının mesajlarını onlara inanmaya halihazırda yatkın olan kullanıcılara göre dizayn etmelerine izin vererek doğrulama sapmas ı tabir edilen yalnızca kendi yargılarımızı destekleyen şeylere kulak verme eğilimini destekliyor. Buna ek olarak, şayet bir Facebook kullanıcısı, belli bir haber kaynağının linklerine tıklamaya daha yatkınsa, Facebook bu kullanıcıya o kaynaktan daha çok içerik gösteriyor . Filtre baloncuğu diye tabir edilen bu etki, insanları çeşitli perspektiflerden mahrum bırakarak teyit yanlılığını kuvvetlendirebilir. Araştırmamız gösteriyor ki Vikipedi gibi sitelerle kıyaslandıklarında, sosyal medya platformları kullanıcılarına daha çeşitlilikten yoksun kaynaklar sunuyorlar. Bu eğilim bir kişiden ziyade kuruma ait olduğundan, buna homojenlik yanlılığı demeyi uygun bulduk. Sosyal medyanın bir diğer önemli bileşeni ise tık sayısına göre belirlenen trend’ler. Buna popülerlik yanlılığı demeyi tercih ettik çünkü popüler içerikleri öne çıkarmak üzere yazılmış algoritmaların platformdaki bilginin kalitesini negatif yönde etkileyebileceğini keşfettik. Kaliteye bakmaksızın popüler olanı öne çıkardığından bu sistem var olan teyit yanlılığını da besler nitelikte. Tüm bu algoritmik yanlılıklar sosyal medya üzerinden gerçek kişilerle iletişime geçen bot hesapla r tarafından manipüle edilebilir. Bu bot hesap ların pek çoğu, Twitter’daki Big Ben gibi, zararsız. Fakat bu hesapların bir kısmı asıl kullanım amaçları hakkında fikir vermeyecek şekilde oluşturuluyor, yanlış bilginin yayılımını teşvik etmek , bir taban hareketi oluştuğu izlenimi yaratmak ve suni kamuoyunu oluşturmakta kullanılıyorlar. Araştırmamız sırasında Amerika’da 2010 yılında düzenlenen seçimlerde bu tür teknikler kullanıldığı yönünde kanıtlar elde ettik. Botometer Bu manipülasyon stratejilerini çalışmak üzere, sosyal medyadaki bot hesapları tespit etmemize yarayan Botometer adlı bir araç geliştirdik. Botometer makine öğrenimini kullanarak Twitter hesaplarının binlerce özelliğini inceleyerek bot hesapları tespit ediyor. Bunu yaparken hesabın ne sıklıkla ve kaç gönderi paylaştığını ve takip edip gönderilerini paylaştığı hesapları göz önünde bulunduruyor. Elbette kusursuz bir araç değil fakat Twitter’da var olan hesapların yüzde on beşlik bir kısmının bot hesap olabileceğin i gösterdi. Botometer ve Hoaxy’yi birlikte kullanarak Amerika’daki 2016 başkanlık seçimi kampanyasını etki altına alan yanlış bilgi ağının özüne ulaşmaya çalıştık. Çalışmamız bilişsel önyargıları, doğrulama sapması ve popülerlik sapmasından ve Twitter’ın algoritmik yanlılıklarından yararlanan pek çok bot hesabın varlığını ortaya çıkardı. Sözünü ettiğimiz botlar bu tarz manipülasyonlara karşı savunmasız kullanıcıların etrafında filtre baloncukları oluşturabiliyor ve onları yanlış iddia ve bilgiye maruz bırakabiliyorlar. Gerçek kullanıcıların ilgisini ilkin onların destekledikleri bir adayın hashtag’ini kullanarak ya da kişinin gönderilerine cevap verip retweet ederek çekiyorlar. Daha sonra, güvenilmez kaynaklardan kullanıcının karşılaştığı yanlış iddiaları iddiaya konu olan kişi ya da kurumları kötüleyerek pekiştirecek belli anahtar kelimeleri içeren yazılar retweetliyorlar. Bu aktivite aynı zamanda algoritmanın çokça etkileşim alan bu içerikleri diğer kullanıcılara da göstermesini sağlıyor. Bu araştırmanın yanı sıra başka pek çok araştırma bireylerin kurumların ve hatta toplumların sosyal medya vasıtasıyla manipüle edilebileceklerini gösterdi fakat daha cevaplanması gereken çok soru var . Bu yanlılıkların birbirleriyle olan ilişkisinden doğabilecek daha karmaşık zafiyetleri keşfetmek özellikle önemli. Bizim araçlarımız ve benzerleri kullanıcılara yanlış bilgilendirme ve bunun zararlarından korunma yollarıyla alakalı bilgi sunuyor. Üretilebilecek çözümler, teknik yanlarının olması muhtemel olsa da, bütünüyle teknolojik çözümler olmayacaklar ve problemin bilişsel ve sosyal yanlarının da ele alınması bu yüzden çok önemli." Binali Yıldırım’ın Ordu’da yaptığı konuşma sırasındaki kalabalığa ilişkin iddialar,https://teyit.org/teyitpedia/binali-yildirimin-orduda-yaptigi-konusma-sirasindaki-kalabaliga-iliskin-iddialar,"Başbakan Binali Yıldırım, 31 Mayıs 2018’deki Ordu Büyükşehir Belediyesi’ni ziyareti sonrasında vatandaşlara hitap etti . Yıldırım’ın Ordu’da gerçekleştirdiği konuşma ise sosyal medyada tartışmalara yol açtı. Sözcü ve Mynet gibi haber siteleri yaptığı haberlerde Yıldırım’ın Giresun ve Ordu mitingine katılımın düşük olduğunu belirtti. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, Yıldırım’ın Ordu’daki konuşması olduğu iddiasıyla Twitter ve Facebook’ta bir video paylaştı . Bunlara karşılık AK Parti Ordu Belediye Başkanı Enver Yılmaz ise çekilen fotoğraflarla algı oyunları yapıldığını belirterek Binali Yıldırım’ın konuşmasına katılımın iddia edilen şekilde düşük olmadığını belirtti . AK Parti Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu da görüntüleri kara propaganda olarak niteledi . Başbakan Yıldırım’ın Ordu’daki konuşmasının ardından bazı kaynaklar iki ayrı fotoğrafı yan yana getirerek aslında konuşma sırasında meydanda bulunan kalabalığın görünenden farklı olduğunu belirtti. Tuncay Özkan ve çeşitli haber sitelerinin, Binali Yıldırım’ın Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin önünde yaptığı konuşmadan olduğu iddiasıyla paylaştığı görüntüler doğru. Ordu Takip isimli yerel bir basın kuruluşunun Facebook’a yüklediği görüntülerde, Yıldırım’ın Ordu Büyükşehir Belediyesi önünde yaptığı konuşma görülebiliyor . Görüntülerde, Ordu Büyükşehir Belediyesi önünde Yıldırım’ı dinlemek için sınırlandırılmış alanda bekleyen kalabalık fark ediliyor. Buna ek olarak sınırlandırılmış alanı kesen Fatih Caddesi üzerinde de Yıldırım’ı dinleyenlerin olduğu görülebiliyor. Yıldırım’ın konuşması sırasında Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin hemen önündeki meydanda toplanan kalabalığı gösteren 16 dakikalık video görüntüsüne ulaşılabiliyor. Belediye binasının hemen önündeki meydana yukarıdan bakma şansına sahip bir binada bulunan Ordu Tv 52 isimli kanal Yıldırım’ın konuşmasını canlı olarak yayınladı . Görüntüler incelendiğinde Yıldırım’ın konuşması süresince sınırlandırılmış alandaki kalabalığın ön tarafta yoğunlaştığı ancak alanın sonlarına doğru seyrekleştiğini fark etmek mümkün. Ayrıca görüntülerde belediye binasının önündeki alanı kesen Fatih Caddesi üzerindeki insanlar da görülebiliyor. Son olarak alanın sonunda bulunan Aziziye Yalı Camii önünde de bir kalabalık dikkat çekiyor. Erzurum Ajans isimli haber sitesi tarafından 31 Mayıs 2018 saat 19.15’te yapılan haberde kullanılan bir fotoğraf incelendiğinde de Ordu Büyükşehir Belediyesi önündeki kalabalığın yoğunluğu net olarak görülebiliyor . Ordu Büyükşehir Belediyesi Başkanı Enver Yılmaz ve Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun algı operasyonu yapıldığını belirterek paylaştığı fotoğraf, Yıldırım’ın konuşması sırasındaki kalabalığı gösteriyor ancak fotoğraflar arasında perspektiften kaynaklı farklar bulunuyor. Görsel incelendiğinde, fotoğrafın hemen solunda yer alan Türkiye Bayrağı’nın olduğu direklerin aslında belediye binasının önünde yer aldığı ya da Yıldırım’ın konuştuğu platformla paralel olduğu düşünülüyor. Ancak diğer bayraklarla beraber Türkiye Bayrağı’nın da asılı olduğu direklerle belediye binası arasında yaklaşık 30 metrelik bir fark var. Belediye binasının önündeki alanda yer alan çizgiler baz alındığında Türkiye Bayrağı’nın yaklaşık olarak 10. çizgi üzeride olduğunu söylemek mümkün. Google Earth yardımıyla direğin bulunduğu çizgi ile belediye arasındaki mesafe görülebiliyor. Buna ek olarak fotoğrafta, kalabalığın sınırlandırıldığı alanın bitimindeki Murat Caddesi’nin ucunda, insanların arabaların arkasından konuşmayı izlediği görülüyor. Yine Google Earth yardımıyla Murat Caddesi’nin ucunda bulunan insanların sınırlandırılan alana ortalama 10- 12 metre uzaklıkta olduğu hesaplanabiliyor. Sonuç olarak fotoğraf, Yıldırım’ın konuşması sırasında çekilse de perspektiften kaynaklanan durumdan dolayı daha kalabalık olduğuna ilişkin bir izlenim yaratıyor. Mapchecking isimli araçla belirlediğiniz bir alana metrekare başına kaç insanın sığacağını baz alarak bir hesaplama yapmak mümkün. Kitle güvenliği ve risk analizi konularında uzman olan Prof. Dr. G. Keith Still tarafından, metrekareye düşen kalabalıkların görselleştirilmiş hallerine ulaşılabiliyor. Bu görsellerle, Ordu’daki kalabalığın bulunduğu görsel ve videolar karşılaştırıldığında metrekareye bir kişinin düştüğünü söylemek makul karşılanabilir. .       Still’e göre metrekareye bir kişi düştüğünde oluşan görüntü. .       Still’e göre metrekareye iki kişi düştüğünde oluşan görüntü. Buna göre kalabalığın sınırlandığı belediye binasının önündeki alanda, metrekareye bir kişi düştüğü varsayıldığında 846 kişinin olabileceği öngörülebiliyor. Metrekareye iki kişi düştüğü varsayıldığında ise bu sayı 1693 olarak değişiyor. Fatih Caddesi’nin ucundaki ve Aziziye Yalı Camii’nin bahçesindeki alanda da metrekareye bir kişi düştüğü varsayılırsa 690 sayısına ulaşılıyor. Metrekareye düşen kişi sayısı ikiye çıkartıldığında ise bu sayı 1381’e çıkıyor . Seçili bölgelerde metrekareye bir kişi düştüğü varsayımı dikkate alınırsa cami avlusu ve belediye binası önündeki alanda toplamda 1536 kişinin Yıldırım’ı dinlediği sonucu çıkartılabilir. Metrekareye iki kişi düştüğü varsayımında ise toplamda Yıldırım’ı dinleyen insan sayısı 3074 olarak görünüyor. Sonuç olarak; çeşitli haber kuruluşları tarafından Başbakan Yıldırım’ın Ordu’da yaptığı konuşmadan olduğu iddiasıyla paylaşılan video ve fotoğraflar doğru. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın paylaştığı fotoğraf ise gerçek ancak perspektif olarak farklı bir açıdan çekilmiş. Buna göre alandaki minimum insan sayısı en az bin 500 olarak hesaplanabilir. Ancak elde edilen bu minimum sayı metrekareye bir kişi düştüğü varsayımından hareketle ortaya çıkmıştır. İncelenen fotoğraf veya videolarda meydanın arkasında kalan insan yoğunluğunun metrekareye bir insandan daha az olabilme ihtimali yüksek görünmektedir. Yani konuşmayı dinleyen minimum insan sayısı bin ila bin 500 arasında olabilir. Yıldırım’ın konuşma yaptığı sırada orada bulunan kişi sayısının ise en fazla 4 bin kişi civarında olabileceğini söylemek yanlış olmaz." Maradona'nın 1982 Dünya Kupası'nda çekilen ünlü fotoğrafının arkasındaki gerçek,https://teyit.org/teyitpedia/maradonanin-1982-dunya-kupasinda-cekilen-unlu-fotografinin-arkasindaki-gercek,"Futbol tutkunlarının uzun bekleyişi, 21. Dünya Kupası’nın Rusya’da başlamasıyla son buluyor. 36 takımın 11 farklı şehirde oynayacağı maçlar Haziran’da başlıyor ve turnuva kupanın sahibini bulmasıyla Temmuz ayında sona eriyor. Belki de Olimpiyatlardan sonra dünyada en çok ilgi gören bu bir aylık “futbol ayini” tarihinde birçok hikayeyi de barındırıyor. Her Dünya Kupası’nın, her maçın hatta her pozisyonun bile kendisine özgü hikayelerinin olduğu bu futbol evreninde sizi İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası’na götüreceğiz. Turnuvada çekilen ve hemen herkesin bir şekilde karşılaştığı Maradona’nın ünlü fotoğrafının perde arkasına bakacağız. Uygulanan yeniliklerle hatırlanan 1982 Dünya Kupası’nda takımlar ilk defa finallere kalabilmek için iki grup aşamasında mücadele ettiler. İlk turda dörderli, ikinci turda üçer takımlı grup müsabakalarının ardından takımlar yarı finale yükseldiler. Kuveyt ile Fransa’nın karşılaştığı maçta Kuveyt’in yediği bir gole itiraz eden Şeyh Fadih El- Ahmet Sabah’ın sahaya girmesi ve daha sonraki karşılaşmalarda bir dönem demircilik mesleğini de yapan ünlü Alman kaleci Schumacher’in, Fransa’nın forveti Battiston’u sert bir faulle bayıltmasıyla hatırlanan 1982 Dünya Kupası’nın sahibi ise İtalya olmuştu. Turnuvanın ilk turundaki 3. grupta; Belçika, Arjantin, Macaristan ve El Salvador yer alıyordu. 13 Haziran 1982’deki grubun ilk maçında ise Arjantin ve Belçika karşı karşıya geldi. Son Dünya Kupası’nın şampiyonu Arjantin elbette bu maçın ve turnuvanın da favorisiydi. Gözler ise kilolu olmasından dolayı “İtalyanların” “kıvırcık saçlı jambon” lakabını taktığı Diego Armando Maradona’nın üzerindeydi. Maradona’nın, “tanrının eli” lakabını alacağı 1986 Dünya Kupası’na ise henüz 4 yıl vardı. İlk maçta işler Arjantin ve Maradona için beklendiği gibi gelişmedi ve Belçika Erwin Vandenbergh’in 62. dakikada attığı golle rakibini mağlup etmeyi başardı . Ancak, 1982 Dünya Kupası’ndaki bu maç akıllarda sadece bu sürpriz sonuçla yer etmedi. Maçın ikinci yarısındaki bir anda, fotoğrafçı Steve Powell tarafından çekilen kare, Dünya Kupaları tarihinin en ünlü fotoğraflarından birisi oldu. Fotoğrafta Maradona, 10 numaralı mavi beyaz çizgili forması ve sol ayağındaki topla, tam altı Belçika oyuncusuna karşı duruyordu. Belçikalı futbolcuların yüz ifadeleri ve vücut dilleri ise Maradona karşısında olmanın verdiği tedirginliğe işaret ediyordu. Ancak maçın görüntüleri izlendiğinde durum biraz farklıydı. Maçın ikinci yarısında, Belçika’nın ceza sahasına doğru kat eden Maradona’ya, defans oyuncusu Luc Millecamps tarafından bir faul yapılmış ve Millecamps da sarı kart ile cezalandırılmıştı. Daha sonra serbest vuruş için topun arkasına Arjantinli Osvaldo Ardiles geçmiş, karşısında ise kalabalık bir Belçika barajı oluşturulmuştu. Pozisyon incelendiğinde topu kaleye göndermesi beklenen Ardiles’in, bundan vazgeçerek topu yakınında bulunan Maradona’ya yuvarladığını görmek mümkün. Topla buluşan Maradona ise topu Belçika ceza sahasına göndermiş ve savunma oyuncuları ise bu atağı uzaklaştırmayı başarmıştı. İşte Powell, topun Maradona’nın ayağına geldiği anda barajdaki Belçikalı oyuncuların henüz tam olarak dağılamadığı sırada deklanşörüne basmış ve bu ünlü fotoğraf ortaya çıkmıştı. Maç sırasında Belçikalı oyuncularla Maradona pek çok kez karşı karşıya gelmişti ancak fotoğraftaki gibi bir durum söz konusu değildi. Fotoğraf sadece saniyelik bir anda ortaya çıkmıştı ve fotoğrafın çekilme açısından kaynaklanan perspektif farklılıkları taşıyordu. NBC’nin spor yorumcusu Arlo White, geçmişteki favori Dünya Kupası anılarını paylaştığı yazısında Maradona’nın bu fotoğrafına da değiniyor . White, Maradona’nın bu görüntüsünün en sevdiği fotoğraflardan biri olduğunu ifade ediyor ancak bağlam olmadan fotoğrafın biraz aldatıcı olacağını da ekliyor. Guardian ve Daily Mail gazeteleri tarafından farklı tarihlerde yazılan yazılarda da fotoğrafın öyküsünü okumak mümkün. Bu tarihi fotoğrafın ortaya çıktığı 1982 Dünya Kupası’nda iki takım da mutlu sona ulaşamadı. Arjantin ezeli rakibi Brezilya’ya, Belçika’da yine bir Avrupa takımı olan Polonya’ya karşı ikinci grup maçlarında kaybetti ve elendi. Bu fotoğrafla ilgili gerçekler, Maradona’nın savunma oyuncuları tarafından korkulan bir oyuncu olmadığını göstermez. Kaldı ki dünyadaki en yetenekli futbolculardan biri olan Maradona, 1986 Dünya Kupası’nda belki de bu fotoğraftan daha fazlasını yaptı. Maradona’nın, 1986 Dünya Kupası çeyrek final maçında İngiltere’ye karşı attığı gol 2002 yılında FIFA tarafından yüzyılın gölü seçildi . Maradona, İngiltere’ye attığı bu golde 68 metre top sürdü ve kaleci de dahil olmak üzere tam beş İngiliz futbolcuyu geçmeyi başardı . Sonuç olarak fotoğrafın gösterdiği gerçeklikten farklı gerçeklikler de barındırabileceğini unutmamak gerek. Bu noktada bağlam konusu neredeyse tüm alanlarda en önemli noktayı oluşturuyor. Bir fotoğrafı bağlamından farklı düşündüğünüzde bize gösterdiği şeylerden çok daha başka anlamlar kazanabiliyor. Bu hususta herhangi bir fotoğrafı veyahut görüntüyü tek başına değerlendirmemek, mümkün olduğu kadar görüntülerin öncesi veya sonrasına ulaşmaya çalışmak bizi doğru anlama yönlendirecektir." #Seçim2018 sahte haber karnesi: Kaç ihbar aldık kaçını doğruladık?,https://teyit.org/teyitpedia/secim2018-sahte-haber-karnesi-kac-ihbar-aldik-kacini-dogruladik,"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Nisan 2018’de erken seçim tarihini açıklamasının ardından Türkiye 2 ay süren bir seçim maratonuna girdi. Partiler ve cumhurbaşkanı adayları programlarını, ittifak hedeflerini ve vaatlerini açıklarken sosyal medya ve internetin ana gündem maddesi seçim oldu. Seçim maratonunun başlamasıyla birlikte teyit.org, internette teyit.org’un radarına giren ve kullanıcıların doğrulanması talebiyle gönderdiği şüpheli haberleri inceleyerek hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğunu kullanıcılarla paylaştı. 24 Haziran’daki seçime doğru kullanıcıların teyit.org’u bir önceki dönemlere göre ne sıklıkla kullandığı, teyit.org’a gönderilen ihbar sayısı, yayınlanan analizler ve izleyici kitlenin teyit.org’a duyduğu ilgiyle alakalı bir seçim gözlem raporu yayınlandı. 18 Nisan’dan 5 Haziran’a kadar incelenen ilk rapordan elde edilen veriler, daha doğru ve anlamlı bir sonuç alınabilmesi için 4 Temmuz’a kadar uzatıldı ve 18 Nisan’dan 4 Temmuz’a kadar devam eden süreçteki veriler ile ikinci bir rapor hazırlandı. İkinci raporda, kullanıcıların seçim süresi boyunca yolladığı ihbar sayılarına, en çok hangi şüpheli içeriğin ihbar aldığına ve kullanıcıların yolladığı ihbarlardaki şüpheli içeriklerin ne kadarının doğrulanarak analiz halinde yayınlandığına yer verildi. Rapor hazırlanırken iki ayrı karşılaştırma dönemi belirlendi. 2017 yılında gerçekleşen Anayasa Referandumu hakkında teyit.org’un yayınladığı ilk analiz tarihi olan 26 Ocak 2017’den, referandumun gerçekleştiği 16 Nisan 2017 tarihi ile erken seçimin açıklandığı tarih olan 18 Nisan 2018’den 4 Temmuz 2018 gününe kadar olan süreci ilk karşılaştırma dönemi olarak ele alındı. İkinci karşılaştırma dönemi olarak ise 1 Ocak 2018 – 18 Nisan 2018 ile erken seçimin açıklanmasının ardından 4 Temmuz’a kadar olan 2 aylık periyot seçildi. Böylece hem iki seçim arasında karşılaştırma yapılabilirken hem de seçim öncesi ve seçim döneminde kullanıcıların teyit.org’u hangi sıklıkla kullandığı incelendi. Kullanıcılar, erken seçimin açıklandığı 18 Nisan’dan 4 Temmuz’a kadar Seçim 2018 ile ilgili toplamda 315 ayrı şüpheli bilgiye ait bin 460 ihbar gönderdi. Bu şüpheli bilgilerden 45’i doğrulanarak analiz halinde kullanıcılarla paylaşıldı. Oransal olarak incelendiğinde teyit.org editörlerinin seçim döneminde doğruladığı içerik toplam ihbarın yüzde 14,2’si kadar. Kullanıcılar, sosyal medyada gündem olan şüpheli bilgileri doğrulanması talebiyle teyit.org’a gönderdi. Seçim döneminde incelenen şüpheli bilgi başına 4,6 ihbar gönderilirken bazı iddialar çok daha fazla ihbar aldı. TVNET’de Anadolu Ajansı’nın 2018 seçim sonuçlarının yanlışlıkla yayınlandığı iddiası toplamda 91 ihbarla en çok ihbar gönderilen şüpheli bilgi oldu. Bu sayının ortalama ihbar sayısıyla kıyaslandığında 23 kat daha fazla olduğu görülüyor. teyit.org iddia geleceğe dönük bir tahmin içerdiği ve deliller (varsa TVNET’in elindeki veri, Anadolu Ajansı’nın kanallara sağladığı veriler gibi) ulaşılabilir olmadığı için söz konusu şüpheli bilgiye dair bir analiz yayınlayamadı. teyit.org internet sitesi, Erdoğan’ın 18 Nisan’daki erken seçim açıklamasının ardından 2018’in ilk 3,5 aylık dönemine göre daha çok ziyaret edildi. İnternet sitesine giren tekil kullanıcı sayısı seçim öncesi döneme göre yüzde 70’lik bir artış gösterirken sayfa görüntülenme sayısında yüzde 75’lik bir artış yaşandı. Erken seçimin açıklanmasının ardından internet sitesine giren tekil ziyaretçi sayısı, Anayasa Referandumu dönemine göre de yüzde 80’lik bir artış gösterdi. Sayfa görüntülenme sayısında ise tam iki buçuk katlık bir artış yaşandı. Kullanıcılar seçim dönemlerinde internet ve sosyal medyada yayılan şüpheli haberlere dair doğru bilgiyi öğrenmek için teyit.org’u daha çok kullandı. teyit.org’da yayınlanan analiz sayısı erken seçim döneminde ilk 3,5 aya kıyasla yüzde 22’lik artış gösterirken günlük takipçi artışında da yüzde 27’lik bir değişim yaşandı. Erken seçim döneminde yayınlanan analiz sayısı ve günlük takipçi artış oranında ise Anayasa Referandumu dönemine kıyasla yüzde 38’lik bir artış görüldü. Yani kriz anlarında ve toplumun büyük kesimini ilgilendiren olaylarda kullanıcıların doğru bilgi talebi de paralel bir şekilde artış gösterdi. Erken seçim döneminde teyit.org’a doğrulanması talebiyle gönderilen şüpheli haber ihbarında, yılın ilk 3,5 aylık dönemiyle kıyaslandığında 2 kattan fazla artış görülüyor. Anayasa Referandumu döneminde gönderilen ihbar sayısına kıyasla da yüzde 88’lik bir artış var. Talebin artmasıyla birlikte teyit.org’un sosyal medya hesaplarından paylaştığı içerik sayısı da arttı. teyit.org’un Facebook ve Twitter hesaplarından paylaştığı içerik sayısı yılın ilk 3,5 ayına göre yüzde 7’lik artış gösterirken bu oran referandum dönemine kıyasla yüzde 34 daha fazla. Editör notu: Bu veriler ele alınırken teyit.org’un sosyal medya takipçi sayısını da göz önünde bulundurmakta fayda var. 26 Ocak 2017 tarihinde teyit.org’un toplam sosyal medya takipçi sayısı 76 bin 931 iken 16 Nisan 2017 tarihinde bu sayı 133 bin 41’e yükseldi. 1 Ocak 2018 tarihinde bu sayı 236 bin 481 seviyesine ulaştı. 18 Nisan’da ise teyit.org’u Facebook ve Twitter üzerinden takip eden toplam takipçi sayısı 281 bin 441’di. 4 Temmuz’da ise toplam takipçi sayısı 328 bin 148’e ulaştı. Bu rakamlar, teyit.org’un sosyal medya hesaplarını takip eden tekil kullanıcı sayısını değil toplam kullanıcı sayısını göstermektedir." #Seçim2018: Seçim günü teyit.org'a gönderilen usulsüzlük ihbarları,https://teyit.org/teyitpedia/secim-2018-secim-gunu-teyit-orga-gonderilen-secim-usulsuzlugu-ihbarlari,"Erken seçimin ilan edilmesiyle başlayan süreçte teyit.org’a seçimle ilgili kullanıcılar tarafından pek çok ihbar gönderildi. Seçim günü teyit.org’a gönderilen şüpheli içerikler ağırlıklı olarak seçim sırasında sandıklarda yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklere ilişkindi. İddiaların genelinde toplu oy kullanıldığı, sandıklarda zor kullanıldığı ve müşahitlerin sandık bölgesine alınmadığı, oyların çalındığı yönündeki bilgiler yer alıyordu. teyit.org’a 24 Haziran seçim günü 91 tekil iddiaya ilişkin 367 ihbar gönderildi ve bu ihbarların 320’si seçimde usulsüzlük olduğuna ilişkin iddiaları içeriyordu. 18 Nisan’dan 4 Temmuz’a kadar Seçim 2018 ile ilgili toplamda 315 ayrı şüpheli bilgiye ait bin 460 ihbar gönderildi. 18 Nisan’dan 5 Haziran’a kadar olan dönemde ise günlük 30 tekil ihbar gönderildi. İhbar sayısı seçim yaklaştıkça artış gösterdi ancak seçim günü bu sayı neredeyse 3 katına çıktı. teyit.org’a günde ortalama 30 ihbar gönderildiği düşünüldüğünde seçim günü teyit.org takipçilerinin karşılaştıkları bilgilerin çoğuna şüphe ile yaklaştığını ve doğrulatma ihtiyacı hissettiğini söylemek mümkün. Seçim günü seçim usulsüzlüklerine ilişkin en çok ihbar gönderilen 5 iddia; https://e.infogram.com/js/dist/embed.js?5B6 Harita, teyit.org’a seçim günü gönderilen seçim usulsüzlüğüne ilişkin ihbarlardaki iddiaların hangi şehirlerde yaşandığını ve ağırlıklı olarak nerelerde usulsüzlüklerin olduğunun düşünüldüğünü gösteriyor. Altını çizmek gerekir ki bu iddiaların büyük çoğunluğu deliller ulaşılabilir veya açık olmadığı için teyit.org tarafından doğrulanamadı. Bu haritada yer alan şehirler ve iddialar kullanıcılar tarafından teyit.org’a gönderilen ihbarlarla sınırlı tutuldu. * Seçim usulsüzlüğü iddialarına ilişkin teyit.org’a iletilen ancak Türkiye’nin genelinde yaşandığı belirtilen ve herhangi bir şehir belirtilmeyen iddialar bu haritaya eklenmemiştir. Örn: İçişleri Bakanlığı'na ait seçim görevlisi kartları fotoğrafı Oy ve Ötesi müşahit arayışına ilişkin yayınladığı harita ve dengeli sayıda sandık kurulunun oluşmadığı ilçeleri en öncelikli ve az öncelikli olarak görselleştirdiği harita ile teyit.org’a gönderilen ihbar haritası karşılaştırıldığında benzer bölgelerde seçim güvenliğinin sağlanması konusunda şüpheler olduğunu varsaymak mümkün. Aynı zamanda Oy ve Ötesi’nin teyit.org’ a ilettiği ve seçimde Oy ve Ötesi’nin sandık başındaki müşahitlerin ve oy kullananların karşılaştıkları sorunları ilettikleri çağrı merkezine gelen çağrılarda ilk üç şehir sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir’ken; bu üç şehri Şanlıurfa ve Diyarbakır takip ediyor. teyit.org’a iletilen ihbarlara bakıldığında da Şanlıurfa ve Diyarbakır hakkındaki iddiaların ilk beş içerisinde yer aldığı görülebiliyor. teyit.org’a gönderilen ihbarların genelinde sandıklarda toplu oy kullanıldığı ve fazla pusulaların sandık çevresine sokulmaya çalışıldığına dair şüphelerin ağırlıkta olduğu görülüyor. Seçim günü boyunca sandık bölgelerinde yaşanan şiddet ve güvensizlik ortamı kullanıcılar tarafından teyit.org’a gönderilen ihbarlar arasında önemli bir yer tutuyor. Müşahitlerin şiddete maruz kalması, sandık başında silahlı olayların yaşanması, hayatını kaybeden kişilerin olduğu yönündeki şüpheler seçimin demokratik bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğine dair endişelere sebep oldu. Oy ve Ötesi’nin karşılaşılan sorunlara ilişkin yapılan incelemeleri yayınladığı ön raporda da teyit.org’a ihbar gönderilen sorunlarla benzerliklerin yer aldığı görülüyor. Oy ve Ötesi’nin tespit ettiği sorunların bir kısmı şöyle; Tüm bu usulsüzlük ve sorunlara ilişkin haber ve ihbarların belirli bölgelerde yoğunlaştığını söyleyebilsek de Türkiye’nin genelinde oy sayımlarında ve oy kullanımında tespit edilen büyük oranda bir uyuşmazlık ve usulsüzlük olduğunu söyleyebilmek zor. Oy ve Ötesi’ne müşahitleri tarafından iletilen tutanakların YSK verileriyle yapılan karşılaştırılmasıyla varılan sonuç şöyle; Cumhurbaşkanı seçimi için 194 sandıkta kullanılan 7.042 oyun dağılımında uyuşmazlık tespit edilmiştir. Bu oy adedinin, Türkiye genelindeki toplam geçerli oy adedine oranlandığında, etkisi %0,015’tir. Milletvekili genel seçimi için 1.110 sandıkta kullanılan 80.019 oyun dağılımında uyuşmazlık tespit edilmiştir. Bu oy adedinin, Türkiye genelindeki toplam geçerli oy adedine oranlandığında, etkisi %0,16’dır. Sosyal medyada kullanıcıların yaşanabilecek usulsüzlüklerin önüne geçebilmek için harekete geçmeye çalışması, karşılaşılan bilgilerin paylaşılması kötü bir niyet taşımıyor dahi olsa bireylerde seçim sonuçlarının doğru olmadığına ilişkin bir izlenim oluşmasına neden oldu. Anadolu Ajansı’nın manipülasyon yaptığına ilişkin özellikle CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu tarafından yapılan açıklamalar, seçimin bir usulsüzlük içerisinde sürdüğünü ve oyların sayımında kurumlara güvenilmemesi gerektiği yönündeki bu düşünceyi pekiştirdi. Seçim sonrasında çokça tartışılan Adil Seçim Platformu’nun ise seçim günü yeterince iyi çalışamaması usulsüzlük iddialarını boşa düşürmüş oldu. Usulsüzlük olabileceğine ilişkin iddialar ne onaylanabildi ne de reddedilebildi. teyit.org’a ihbar olarak gönderilen ve Erzurum Hacı Halil Mahallesi’nde toplu oy kullanılarak usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin teyit.org’un doğrulama yapamamasının sebeplerinin de benzer olduğunu aktarmak gerekiyor. İddiada, birkaç kişi tarafından Erdoğan ve AK parti lehine toplu oy kullanıldığı belirtiliyordu. 54 tekil ihbar olarak teyit.org’a gönderilen bu iddia incelenmeye başlandığında, farklı parti yetkilileri söz konusu sandığa itiraz edildiğini, tutanak tutulduğunu ve sandığın hakim kararıyla iptal edildiğini teyit.org’a bildirmişti. Belgenin kopyasının farklı partilerde olduğu teyit.org’a iletilmiş olsa da belge teyit.org editörlerine gönderilmedi. Bir partinin milletvekili belgenin eline ulaşmadığını aktarırken, başka bir partinin milletvekili cenazede olduğunu belirterek varolduğu iddia edilen belgeyi teyit.org’a iletmedi. Birçok partinin il ve ilçe teşkilatlarına ise ulaşılamadı. Seçim sonuçları açıklanana kadar uzayan bu sürecin ardından sandıklara ve itirazlara bakıldığında iddiada bahsi geçen sandığın iptal edilmediği ve YSK’ya bu yönde bir itirazın yapılmadığı görülmüş oldu. YSK yetkilileri de ayrıca usulen böyle bir sandık iptal yönteminin olmadığını teyit.org’a iletti. Sonuç olarak usulsüzlükler yaşandıysa da partiler ve kurumlar tarafından yeterli adımların atılmadığı söylenebilir. Eğer kurumlar ve yetkililer böylesi süreçlerde doğru açıklamaları yapmaz, gazetecilere ihtiyaçları olan kaynakları sunmazlarsa halkın doğru bilgilendirilmesi oldukça güç olacaktır. Bireylerin içerisinde bulunduğu bu güvensizlik hissi, demokrasiye ve kurumlara dair olan inancı da zedeleyecektir. Seçim günü teyit.org’a ihbar gönderilen ancak usulsüzlükleri içermeyen diğer ihbarların geneli ise komplo teorilerini içeriyordu. Buna seçim sürecine duyulan güvensizliğin sebep olduğunu söylemek mümkün. Kendini güvende hissetmeyen seçmen, hem ortaya çıkan sonuca ilişkin bir şaibe arayışına giriyor hem de gün boyunca karşısına çıkan onlarca usulsüzlük haberine yönelik komplo teorilerinin olası olduğuna inanıyor. Bu komplo teorilerinin başında ise Muharrem İnce'nin 24 Haziran'daki sonuçlardan sonra attığı iddia edilen tweet geliyor. Bu iddiada Muharrem İnce’nin attığı belirtilen tweette; “Arkadaşlar maalesef bilmediğiniz şeyler var. Adam arkasındaki askerle, orduyla tehdit ediyor. Tek çözümümüzde bu tarzla mücadele vermektir.” yazdığı belirtildi. Muharrem İnce’ye ilişkin seçim akşamı ortaya çıkan iddiaların çoğunda İnce’nin ve eşinin kaçırıldığı, rehin alındığı, tehdit edildiği, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda tutulduğu belirtildi. Bu iddia, teyit.org’a ihbar olarak 59 kez gönderildi. Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce iddiaları kendisi yalanlamış olmasına rağmen, bu tweeti attığı yönündeki iddialar seçim gününden sonra da teyit.org’a ihbar olarak gönderilmeye devam edildi. Atıldıktan sonra silindiği iddia edilen tweetleri kanıtlamak, doğrulama platformları açısından en zorlu işlerden biri. Olmayan bir şeyi kanıtlamak ve buna dair deliller sunmak oldukça zor. Ancak internette pek çok site sayesinde başkasının profili adına tweet oluşturabilmeniz mümkün ya da bu tür bir tweeti Photoshop programı kullanarak yaratmanız da oldukça kolay. Tweetin 1 dakika içinde 31 binden fazla yorum 69 binden fazla beğeni almasının çok zor olduğu, ayrıca İnce’nin önceki tweetlerinde de hiçbir zaman bu kadar fazla yorum almadığı da hesaba katılınca, tweetten şüphelenmek için yeterince sebep oluşuyor. Seçim süresince Cumhurbaşkanı adayı İnce’nin sosyal medya hesaplarının da iyi yönetildiği düşünüldüğünde, seçim günü “de” yi birleşik yazmayacakları yönünde bir öngörüde de bulunulabilir. Komplo teorisi olarak ifade edilebilecek ve seçim günü yayılan diğer iddialar ise seçim gecesi YSK’dan 7 kişinin istifa ettiği (17 ihbar), ve bazı seçim bölgelerinde uçucu mürekkep kullanıldığı (16 ihbar). Komplo teorileri ve usulsüzlükler dışında kalan seçim gününe ilişkin şüpheli olarak görülen ve en çok ihbar gönderilen içerik ise 24 Haziran akşamında İstanbul’da pek çok kişinin silah kullanarak kutlama yaptığını gösteren videoya ilişkindi. Bu iddia ise teyit.org’a 24 tekil ihbar olarak gönderildi. İddia teyit.org tarafından incelenmiş ve videonun İstanbul Habibler Mahallesi’nde seçim akşamı çekildiği tespit edilmişti. Özetle seçim günü, teyit.org takipçileri sandıklarda usulsüzlük yaşandığına dair haberlere şüpheyle yaklaştı, bu tür iddialardan endişe duydu ve doğrulanmasını istedi. Usulsüzlüklere ilişkin iddiaların en çok yaşandığı iddia edilen şehirlerin ise Şanlıurfa, Erzurum, Diyarbakır, Muş ve İstanbul olduğu görülüyor. Oy kullanımı sırasında sosyal medya kullanıcılarının sandıktaki usulsüzlüklerle kendini güvensiz hissettiği ve oy sayımı sırasında da bu güvensizliğin komplo teorilerine kapı araladığından bahsedilebilir." "Araştırma: Sahte habere inanma eğiliminin sebebi politik yanlılık değil, tembellik",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-habere-inanma-egiliminin-sebebi-politik-yanlilik-degil-tembellik,"*Bu içerik ilk kez "" Susceptibility to fake news is driven more by lazy thinking than partisan bias "" başlığıyla Psy Post t arafından 10 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. Cognition dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre sahte içeriğin yayılması ideolojik at gözlüklerinden ziyade bu içeriğe dair muhakeme eksikliğinden kaynaklanıyor. 3 bin 446 kişiyle iki aşamalı olarak yapılan çalışmanın bulgularına göre, partizan yanlılıklarından bağımsız olarak daha analitik düşünen insanlar daha az analitik düşünen insanlara göre sahte haber başlıklarına inanmaya daha az yatkın. Çalışmanın eş yazarlarından ve Regina Üniversitesi’nde yardımcı doçent olan Gordon Pennycook, sahte haber çalışmasına olan ilgisinin iki temel sebebi olduğunu söylüyor: “Öncelikle, sahte haberlerin yayılması oldukça önemli bir sorun teşkil ediyor ve psikologların bununla ilgili söyleyecek bir şeyleri olmalı. Sonrasında ise aslında sahte haberlerin yayılması farklı siyasi bilişsellik teorilerini test etmek için bize bir fırsat sağlıyor.” Çalışmada katılımcılar ya politik olarak nötr ya da Demokratlar’a* veya Cumhuriyetçiler’e hitap eden sahte ve gerçek haber başlıklarını okudular. Örneğin, Cumhuriyetçilere hitap eden bir sahte haber başlığı şöyleydi: “Seçim Gecesi: Hillary Sarhoştu, Mook ve Podesta’yla Yakınlaştı.” Sonrasında katılımcılar başlığın ne kadar doğru olduğunu düşündüklerini, bu haberi sosyal medyada paylaşmaya ne kadar eğilimli olduklarını ve bu hikâyeyi daha önce görüp görmediklerini belirttiler. Analitik düşünme becerisi ise Bilişsel Yansıtma Testi kullanılarak değerlendirildi. Bu test, ilk akla gelen cevaplarının sezgisel fakat yanlış olduğu soruları içeriyordu. Testte doğru cevaplar vermek biraz daha fazla düşünmeyi gerektiriyordu. Donald Trump destekçileri sahte haberlere inanmaya Hillary Clinton destekçilerinden biraz daha yatkındı. Fakat genel itibariyle, bilişsel testte yüksek puan alanlar politik ideolojilerine hitap edip etmemesinden bağımsız olarak sahte haber başlıklarına daha az güvendi. Pennycook “Umutsuz değiliz” diyor. “Çalışmamızdaki insanlar sahte haberler söz konusu olduğunda çok da keskin yandaşlar gibi davranmadılar. Bunun yerine, sahte haberlere ‘düşenler’ bilişsel olarak tembel davranıyorlardı. Biraz daha çabayla çok daha iyi yerlere gelebiliriz.” Araştırmacılar yaş, toplumsal cinsiyet ve eğitim değişkenlerini kontrol ettiler. Fakat bu çalışma, tüm araştırmalar gibi, bazı soruları yanıtsız bırakıyor. Pennycook “Facebook’un sahibi olmadığım için gerçek bir sosyal medya platformunda bu çalışmayı yürütmedik” diyor. “Çalışmamızın sonuçlarını ne ölçüde genelleyebileceğimizi söylemek zor. Aslında daha yeni başlıyoruz, o yüzden değinilmeyen sorular değinilenlerden çok daha fazla.” “Yanlı değil, tembel: Yandaş sahte haberlere yatkınlık gerekçeli muhakemedense muhakeme eksikliğiyle daha iyi açıklanabilir” adlı çalışma Gordon Pennycook ve David G. Rand tarafından kaleme alındı. *ABD’deki iki partili sistemin partileri: Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti" Araştırma: Veri görselleştirmelerinde yalanlar nasıl fark edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/veri-gorsellestirmelerinde-yalanlar-nasil-fark-edilir,"*Bu içerik ilk kez  "" How to Spot Visualization Lies "" başlığıyla Flowing Data tarafından yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. Önceden, başarısız şekilde yapılmış bir grafik veya veri tasarımında bir beceriksizlik gördüğümüzde, buna biraz güler sonra hayatımıza devam ederdik. Ama bir noktada- özellikle geçen seneden itibaren- bir görselleştirme hatasını, yanlılık veya kastî yanlış bilgilendirmeden ayırt etmek daha zor hale geldi. Tabii ki, istatistiklerle yalan söylemek uzun zamandır var olan bir şey, ama veri tabloları artık her yerdeler. Ve öyle çoklar ki. Bazıları gerçeği söylemiyor. Belki şöyle bir bakıp geçiyorsunuz ama basit bir mesaj aklınıza takılıyor ve yer ediyor. Daha siz farkına varmadan, Leonardo DiCaprio topacı masada çeviriyor ve kimse düşecek mi dönmeye devam mı edecek umursamıyor. O yüzden şimdi bir grafik doğruyu söylüyor mu çabukça karar verebilmek çok daha önemli. Bu yazı, size görselleştirme yalanlarını tespit etmenizde yardımcı olacak bir rehber. Sol kısım: Değer ekseni 10’da başlıyor. Yalancı yalancı sana kimse inanmaz! Sağ kısım: Değer ekseni 0’da başlıyor. Güzel.[/caption] Sütun grafikleri uzunluğu görsel bir anahtar olarak kullanır, dolayısıyla bir mesafe, aynı veri değer ekseni kesilerek daha kısa gösteriliyorsa grafikte farklar abartılıyor demektir. Orada birileri var olandan daha büyük bir değişim göstermeye çalışıyor. Burada bu yanlış hareketle ilgili epey detaya girdim: Sütun grafikler sıfırdan başlar. Birbirinden çok farklı iki skala kullanıyor. Zorlama bir nedensellik argümanı olabilir. Çifte eksenler kullanılarak her metrik için büyüklükler daraltılabilir veya genişletilebilir. Bu tipik olarak korelasyon ve nedensellik belirtmek için yapılır. “Bunun yüzünden bu oldu. Görüyor musun, çok açık.” Tyler Vigen’ın düzmece korelasyonlar projesi buna harika bir örnek. Parçalar toplanınca tamamı %100 olan bütünden daha fazla çıkıyor. Şimdiki numaramda bu tavşanı şapkada kaybedeceğim.[/caption] Bazı grafikler özellikle bir bütünün parçalarını gösterir. Parçalar toplanınca bütünü geçiyorsa orada sorun vardır. Mesela, daire grafikleri bir şeyin yüzde yüzünü temsil eder. Toplamdan fazlası eden dilimler? Acayip. Burada komik bir tanesi var: Bu sadece popülasyon. Yerleri, kategorileri veya grupları karşılaştırırken uygun bir şekilde karşılaştırmalı ve göreceli değerleri dikkate almalısınız.[/caption] Her şey görecelidir. Bir şehirde iki hırsızlık diğerinde bir hırsızlık oldu diye ilki ikincisinden daha tehlikelidir diyemezsiniz. Ya ilkinde diğerinin bin katı insan yaşıyorsa? Çoğunlukla yüzdeler ve oranlarla düşünmek mutlak değerler ve toplam sayılarla düşünmekten daha kullanışlıdır. Bunu en iyi xkcd gösterdi . Sol kısım: Bir şey aşırı gibi duruyor… Sağ kısım: …ama belki aslında bu her zaman olan şeydir ve seçilen zaman zarfında daha bile az olmuştur.[/caption] Tarihleri ve zaman aralıkları seçmece şekilde ayırıp belirli bir hikâyeye uydurmak kolaydır. Bu yüzden tarih olgusunu, genel kaide olanı ve karşılaştırma için uygun referans hatlarını göz önünde bulundurmak gerekir. Büyük resme baktığınızda ilginç şeyler karşınıza çıkabilir. Sol kısım: İki grup. 1+ kategorisinde ne ola ki? Bir şey saklıyor olabilir. Sağ kısım: Bu daha iyi. Daha çok varyasyon gösterebilir.[/caption] Varyasyonun tamamını veri setinde göstermektense bazıları kompleks bir modeli (pattern) aşırı basitleştirmeye çalışabilir. Süregelen bir değişkeni kategorik değişkene dönüştürmek kolaydır. Geniş gruplama faydalı olabilir , ama komplekslik zaten çoğu zaman bir şeyleri onlara bakmaya değer kılan şeydir. Aşırı basitleştirmeden sakının. 30 3 kere 10’dur, ama üçüncü bir kare ilk kareden çok daha büyük durur. Bir şeyin önemi şişirilmeye çalışılıyor olabilir. [10 ŞEY 20 ŞEY 30 ŞEY][/caption]Alan, görsel kodlamanın aracıysa, alana göre ölçekleme yapmak gerekir. Birisi alan-bazlı kodlamayı lineer olarak ölçeklediği zaman, bir kare veya daireyle mesela, size oyunlar oynamaya çalışıyor olabilir. Bazen bu dürüst bir hatadır . Dolayısıyla dikkatli olun. Bunlar aynı alanı dolduruyor ama çok farklı görünüyorlar. [ALAN=100][/caption]Birisi alanın görsel kodlama olarak nasıl kullanıldığını biliyor olabilir, sonra gidip yukarıdaki gibi bir şey yapar. Bu biçimde yapılmış çok dramatik bir şey görmedim şimdiye kadar ama an meselesidir. Kesin piktogramlar (resimli yazı) şeklinde karşımıza çıkar. Kendinizi kollayın. Hayır de geç. Üç boyutlu olmasının geçerli bir sebebi olmayan üç boyutlu bir grafik gördüğünüz zaman veriyi, grafiği, onu yapanı ve grafikten kaynaklanan her şeyi sorgulayın. Önemli: Bir görselleştirme sırf üstte bahsedilen özellikleri gösteriyor diye kesin yalan söylüyordur diye bir şey yok. Darrell Huff’ın İstatistikle Yalan Söylemek ’te dediği gibi: “Bu kitabın başlığı ve içindeki bazı şeyler, bütün benzer işlemlerin kandırma niyetinin ürünleri olduğu iması taşıyor gibi görünebilir. Amerikan İstatistik Birliği’nin bir şube başkanı bir seferinde bunun için beni rezil etmişti. Hilekârlıktan değil, demişti bu ima, daha ziyade kabiliyetsizlikten.” Tabi bu, durumu daha iyi yapmıyor. Bu hala gerçeklik değil. Ama bunu akılda tutarak, birine yalancı demeden önce doğru tepkiyi veriyor olduğunuzdan emin olun. Pratik bir kural olarak, sizi şoke eden veya beklediğinizden abartılı olan grafikleri dikkatle inceleyin. Bir grafik herhangi bir şeyi doğru kılmaz. Veriler herhangi bir şeyi doğru kılmaz. Bunlar eğilip bükülür. Grafikler ve veriler birçok şeyi gösterirler. O yüzden gözlerinizi iyi açın." Araştırma: Son dakika gelişmesi sırasında olay yerinden olduğu belirtilen bir video nasıl doğrulanır?,https://teyit.org/teyitpedia/son-dakika-gelismesi-sirasinda-olay-yerinden-oldugu-belirtilen-bir-video-nasil-dogrulanir,"Bu içerik ilk kez "" Advanced Guide on Verifying Video Content "" başlığıyla Bellingcat t arafından 30 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmış ve Gizem Dikmen tarafından Teyit için çevrilmiştir. Algoritmaların şaşırtılabilir olması yüzünden dijital araçları kullanarak doğrulama yapmak, kısıtlamaların olduğu bir süreci beraberinde getiriyor. Bu tarz videoları yükleyenler, tersine görsel arama da videoların orijinalinin kolayca ortaya çıkmaması için sıklıkla bazı basit hilelere başvuruyorlar. Bunlar arasında videonun ayna görüntüsünü kullanma, renk temasını siyahtan beyaza değiştirme, videoyu yakınlaştırılmış ya da uzaklaştırılmış şekilde kullanma ve buna benzer hileler yer alıyor. Araştırmak istediğiniz videoyu incelerken videodaki ayrıntıların söz konusu olayla bağlantılı olup olmadığını dikkatli bir gözle incelemek bu tarz üzerinde oynanmış videoların doğrulanmasında önemli bir adım. New York ve New Jersey’de meydana gelen üç bomba saldırısından sorumlu bir adamın 19 Eylül 2016 tarihinde New Jersey’nin Linden şehrinde tutuklandığı bildirildi. Bu olayla alakalı farklı kaynaklardan gelen çok az sayıda fotoğraf ve video ortaya çıktı. Bunlardan birisi de aşağıdaki ikinci resimde görebileceğiniz gibi şüpheli Ahmad Khan Rahami’nin etrafının polisler tarafından sarılmış bir şekilde yere yattırılmış olduğu fotoğraf. Linden’da şüphelinin tutuklandığı yer ilk başlarda belirgin değildi. Ancak, iki farklı açıdan çekilmiş olduğu için bu iki fotoğrafın gerçek olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıdaki video bir yurttaş tarafından çekilmiş bir video. Gün boyunca haber kanalları tarafından da yayınlanan bu video kesinlikle gerçek diyebiliriz. Ancak, bir son dakika olayının ortasında bu videonun doğrulamasını nasıl yapabiliriz ? Rahami’nin tutuklandığı yeri bu iki fotoğrafa bakarak kolayca belirleyebiliriz. İkinci fotoğrafın sol alt köşesinden görünen bir reklam panosunda dört sayı (8211) ve ""cars"" ve ""body"" (arabalar ve vücut) kelimelerinin “-ARS” ve “-ODY” kısmı görülüyor. Aynı zamanda fotoğraftan, olayın 619 numaralı otobana yakın bir kavşakta olduğu bilgisini de çıkarabiliriz. Linden’da son dört rakamı 8211 olan bir telefon numarasını araştıracak olursak karşımıza reklam panosundaki eksik kelimelerle de uyuşan "" Fernando’s Auto Sales & Body Work"" şirketinin telefon numarası çıkacaktır. Bunlara ek olarak, bu yerin adresinin 512 E Elizabeth Ave, Linden, New Jersey olduğunu da görebiliriz. Adresi Google Sokak Görüntüleri’nde arattığımızda fotoğrafların çekildiği yerin sağ taraftaki yer olduğunu görebiliriz. Solda: New Jersey’nin Linden şehrinde tutuklanan şüphelinin fotoğrafı Sağda: Tutuklandığı yerin Google Sokak Görüntüleri’ndeki görüntüsü Söz konusu her iki fotoğrafta ve videoda hava durumu aynı (bulutlu ve nemli). Videonun 26. saniyesinde sürücünün geçtiği yerde Bower Sokağı tabelası ve 619 numaralı otobana yakın bir diğer kavşağın işaretini görebiliriz. Bu bilgilerle her iki fotoğraftaki bilgileri karşılaştırdığımızda olay yerinin adresine ulaşmamız mümkün. Google Haritalar’a bakacak olursak şüphelinin tutuklandığı yerin Bower Sokağı’nın Doğu Elizabeth Caddesi'yle kesiştiği noktada bir oto tamir dükkanının yakınında gerçekleşmiş olduğunu bulabiliriz. (Sarı yıldızla gösterilen yer) Eğer zamanınız varsa daha derine inip videonun çekildiği yeri de Google Sokak Görüntüleri’nde bulabilirsiniz. Solda: Rahami’nin yakalandığı günden bir video Sağda: Google Sokak Görüntüleri’ndeki görüntüsü Bu süreç çok uğraş gerektiren bir işmiş gibi dursa da eğer nereye bakacağınızı biliyorsanız beş dakikadan fazla bir sürenizi almayacaktır. Eğer videoyu çeken kişiye ulaşamıyorsanız söz konusu videoyu dikkatli bir şekilde incelemek ve Google Haritalar ve Sokak Görüntüleri aracılığıyla konum bilgilerine ulaştığınız takdirde gidip bakmak yeterli olacaktır. Video materyallerini doğrulama sadece muhabirlik için değil sosyal ağlarda içerik paylaşırken de işin rutin bir parçası olmalı çünkü yalan haberler en çok bu sosyal platformlarda yapılan paylaşımlarla yayılıyor. Fotoğraf doğrulamayla karşılaştırıldığında, bir öge eklenerek veya çıkarılarak hala videonun orijinal haliymiş gibi duran dijital bir şekilde değiştirilmiş videoların doğrulamasının ciddi efor ve yetenek gerektiren bir iş olduğu söylenebilir. Bu videolar sadece doğrulama yapan kişilerin elinden kurtulması için değil aynı zamanda telif hakkıyla korunan içerikleri ayırt edebilen algoritmalarda algılanmamak için de değiştirilebiliyor. Örneğin filmler, televizyon şovları ve spor etkinlikleri YouTube’a ayna yansıması haliyle ekleniyor. Böylece video hala izlenebilir halde oluyor ve Dijital Milenyum Telif Hakkı (Digital Millennium Copyright Act) ihlal edilmemiş oluyor. Bir videonun ayna görüntüsünün alınıp alınmadığını anlamanın en iyi yolu videodaki yazı veya sayılara bakmak. Aşağıda arka arkaya konulmuş ekran görüntülerinde, 2011 yılında Mosova’nın Domodedovo Havaalanı'nda meydana gelen bir saldırının kamera görüntüleri görülüyor. Moskova’daki saldıraya ait bu video daha sonra Brüksel ve İstanbul’daki havaalanı saldırılarına ait olduğu iddia edilerek internette tekrar tekrar dolaşıma girdi. Videoyla oynayan kişilerin kullandığı bazı efektler videonun bir kısmına yakınlaşma, sahte zaman etiketi koyma ve renk temasını siyahtan beyaza değiştirme. Bunlara ek olarak, kamera görüntüsünün sağ üst kısmına bazı logolar ekleyerek tersten görsel aramada bulunması zor bir hale getiriliyor. Bu tarz sahtecilikleri dikkatli bir gözle incelemeden ve arama yaparken yaratıcı bir yol kullanmadan başka ayırt edebilmenizi sağlayacak bir araç maalesef bulunmuyor. Bu noktada, Rus askeri eğitim talimi videosundaki gibi videoyu yeni bir olaymış gibi göstererek tekrar dolaşıma sokan kişinin kafa yapısını anlamak size yardımcı olacaktır. “Havaalanı patlaması” veya “CCTV terörist saldırısı” şeklinde arama yapacak olursanız Domodedovo Havaalanı'ndaki saldırının kamera görüntülerine ulaşabilirsiniz. Bu tarz anahtar kelimelerle arama yapmak ekran görüntülerini tersine görsel arama yapmaktan daha hızlı bir şekilde sonuç verecektir. Birçok insan teknolojik gelişmelerin sahte haberlerin ve içeriklerin anlaşılmasını sağlayacak bir çare olduğunu düşünüyor. Ancak, sahte videoları ortaya çıkaracak ve eksiksiz bir şekilde doğrulama yapacak bir dijital yöntemin olma ihtimali şimdilik düşük görünüyor. Bir diğer deyişle, teknolojik olarak yeni gelişmeler üzerinde çalışanlar ve sahte video oluşturanlar arasındaki savaş YouTube ve sosyal medya platformlarındaki içerik paylaşımıyla alakalı sıkı kontroller hariç bu noktada kaybedilmiş gibi görünüyor. Bu yüzden sahte içeriklerin doğrulanmasında dijital araç kullanımı önemini korurken yaratıcı olmak daha da önemli bir hal alıyor diyebiliriz. *Bu çeviri, video doğrulama rehberi üzerine Bellingcat'de yayınlanan yazının ikinci bölümüdür." Vaka çalışması: Bir yabancı hayatınızı karartmaya karar verdiğinde...,https://teyit.org/teyitpedia/bir-yabanci-hayatinizi-karartmaya-karar-verdiginde,"Bu içerik ilk kez "" When a Stranger Decides to Destroy Your Life "" başlığıyla Gizmodo arafından 26 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanmış ve Beril Bulat tarafından Teyit için çevrilmiştir. Monika Glennon 12 yıldır Huntsville, Alabama'da yaşıyor. Bir hayli belirgin olan Polonya aksanı dışında Amerika’ya dair var olan klişelerin hepsine uyuyor. Sarışın. Kocası emekli bir deniz subayı. Biri kadın biri erkek iki çocuğu da yetişkin olunca orduya yazılmışlar. Ev satarak -kendisi Amerika’da epey ünlü olan Re/Max firmasında emlakçı- başkalarının Amerikan hayalini gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor. Ancak rüya gibi giden hayatı 2015 yılı Eylül ayında ansızın bir Amerikan kabusuna dönüşüyor. Bir sabah saat altıda iş arkadaşının telefonuyla gözlerini açıyor. Arkadaşı çalıştıkları firma olan Re/Max’in Facebook sayfasında kendisi hakkında korkunç bir paylaşım yapıldığını haber veriyor. Bunu duyan Glennon’ın ilk aklına gelen bir müşterilerinin kötü bir yorum paylaşma ihtimali oluyor, ama bu ihtimalden çok daha kötüsü ile karşı karşıya buluyor kendini. Paylaşılan, “O Bir Yuva Yıkan” isminde, ilişkilerde “öteki kadın” olduğu iddia edilen kadınları ifşa etmek için kurulmuş bir sitede çıkan bir hikaye. Hikayenin yazarı, Glennon’ın kendisi ve eşine emlak danışmanlığı yaptığını, her şeyin kocası ile Glennon’ı, kendilerine göstermek için anlaştığı bir evde birlikte olurlarken basana kadar çok güzel gittiğini anlatıyor. İsimsiz kadın hikaye ile ilgili pronografik detaylar aktarıyor ve açtığı boşanma davasında kullanmak üzere olay anında fotoğraflar çektiğini ileri sürüyor. Fakat hikayede sadece Glennon’a ait Re/Max profil sayfasından alınmış profesyonel bir vesikalık resmini paylaşıyor. Glennon’ın adı aldatan eşleri ifşa etmek amacıyla kurulan bir sitede paylaşılan bir hikayede geçiyor. Ekran resmi: “O Bir Yuva Yıkan”, mahkeme kayıtları Glennon dehşete düşüyor. Hikaye tamamen uydurma ve Glennon’un neden birinin böyle birşey uyduracağı ile ilgili hiçbir fikri yok. Facebook’da Ryan Baxter adında biri bu hikayeyi Re/Max sayfasında paylaşıyor; daha sonra da bu paylaşımı Glennon’ın eşine, aile bireylerine ve iş arkadaşlarının büyük bir kısmına yolluyor. Glennon’ın kocasına yazdığı mesajda Baxter isimli kullanıcı “Sana bu haberi veren ben olduğum için üzgünüm” diye yazıyor. Glennon hikayenin yorumlar kısmında hikayenin tamamen uydurma olduğunu açıklıyor. Amy isminde bir kullanıcı “Neden biri bu kadar aşırı uçlarda bir hikaye uydursun ki?” diye soruyor şüpheyle. Hikaye birçok başka internet sitesinde de paylaşılıyor, bunlardan bir tanesi 95 bin kişi tarafından okunuyor ve Glennon ismiyle yapılan Google aramalarında birinci sıraya yerleşiyor. Bir yıl içinde Glennon hikayenin yankılarıyla yüzleşiyor: kendisine verilen ev ilanları yarı yarıya düşüyor. Glennon 2015 yılından bugüne olan toplam zararının 200 bin dolar civarında olduğunu belirtiyor. Hikayenin yazarı ise esrarını koruyor. Glennon bu kişinin bir rakibi veya kendisine kızgın bir tanıdığı olduğunu düşünüyor. “Hayatımdaki herkese, tanıdığım veya tanımadığım herkese şüphe ile yaklaşıp neden diye düşünüyordum” diye anlatıyor o günleri Glennon telefon görüşmemizde “Böyle bir şey ile karşılaşınca tüm ilişkilerinizi tek tek gözden geçirmek durumunda kalıyorsunuz”. Neticede 100 bin dolar civarındaki avukat masraflarından sonra aranan suçlu bulunuyor. Hikayeyi paylaşan kişinin Glennon’ın Facebook’daki bir habere yaptığı yorumdan rahatsızlık duyan ve Glennon’ı hiç tanımayan bir yabancı olduğu ortaya çıkıyor. *** Alabama’lı bir genç kız 2014 yılında Auschwitz toplama kampını ziyaret ederken çektiği gülümseyen bir fotoğrafını Twitter’da paylaştı. Genç kızın poz verirken gülümsemeyi tercih etmesi sebebiyle fotoğraf sosyal medyada hızla yayıldı. Alabama merkezli bir TV kanalı bu fotoğrafı Facebook hesaplarında paylaşarak takipçilerinin fikirlerini sordu. Herşeyi başlatan paylaşım Ekran görüntüsü: Facebook. Bu paylaşım haber kanalının takipçileri arasında şiddetli bir tartışma yarattı. Monika Glennon gibi kimi kullanıcılar, genç kızı savunarak çocukların hata yapabileceğini, en azından kampı ziyarete gittiğini, kızı linç eden internet kullanıcılarının ise “Bu korkunç olaylara en başta sebebiyet veren aynı yargılayıcı ve duygusuz zihniyeti” yansıttığını belirtti. Mollie Rosenblum isimli bir kadın ise onlarla aynı fikirde değildi. Glennon’ın da dahil olduğu bir grup kullanıcıya cevap yazıp Auschwitz’in geçmişte yaşananların unutulmaması için korunan kasvetli bir yer olduğunu ve bu tür fotoğraflar için uygun olmadığını belirtti. Kendisini yahudi kökenli olarak tanımlayan kadın diğerlerini soykırımı tam olarak anlamıyor olmakla suçladı. Glennon ise Rosenblum’a yazdığı cevapta Auschwitz’in “ona ait” olmadığını, buranın “herkese ait olan ve sadece Musevilerin değil başka milletlerden insanların da öldürüldüğü bir alan” olduğunu söyledi. Bu milletlere Polonyalılar da dahildi. Eğer daha önce biri ile sosyal medyada tartıştıysanız, tartışma sonucunda ne sizin ne de karşı tarafın fikrinin değişmediğini duymak sizi şaşırtmayacaktır. Glennon tartışmayı unutup hayatına devam etti. Rosenblum ise unutmamıştı. Rosenblum tartışmanın hararetini bir hafta boyunca içinde taşıdı. Hayatının kötü bir döneminden geçiyordu. İki çocuğunu tek başına yetiştiren bekar bir anneydi. Kendi anlatımı ile, Facebook’ta da paylaştığı üzere, o dönemde “ciddi bir metamfetamin bağımlılığı” vardı ve bu durum bir takım kötü kararlar almasına neden oluyordu (ki buna 2016’da gerçekleştirdiği bir adam kaçırma olayı da dahildi). Glennon’ı birkaç saat internette araştırdıktan sonra onunla ilgili gerçek hayatta tanışmışlar taklidi yapabilecek kadar bilgiye sahip olmuştu. Bu aslında bir tür yol verme kavgasıydı, fakat yolun ortasında silah çekmek yerine Rosenblum Glennon’ın itibarının ortasına bomba atmaya karar vermişti. Rosenblum hikayeyi uydurup “O Bir Yuva Yıkan” sitesinde paylaştı ve sonra, yerel bir haber kanalına verdiği röportaja göre, mevzuyu unuttu. İnternette insanların kinlerini kusmaları amacı ile kurulmuş binlerce site var. “O Bir Yuva Yıkan” isimli internet sitesi de bunlardan sadece biri. Kişilerin yanlış davranışlarını ve hikayelerini küçük dedikodu gruplarından çıkarıp, Google sayesinde bu kişileri arayan herkesin bulabileceği şekilde paylaşılmasına olanak sağlıyor. Sitenin kuralları arasında paylaşılan hikayelerin gerçeklere dayalı olması şartı var ancak doğru değillerse de bu site için çok da bir problem teşkil etmiyor. Site Amerika’da 1996 yılında çıkarılan iletişim yasalarının 230. maddesi gereğince koruma altında ve kullanıcıları paylaştıkları şeylerden sorumlu tutulamıyor. Rosenblum hikayeyi 2014 Ağustos’unda yazıp yollamıştı, ancak hikaye 2015 Eylül’üne kadar yayımlanmadı. Bu noktada Rosenblum hikayeyi çoktan unutmuştu. Bunun sebebi sitede paylaşılan yazıların yayımlanmadan önce gözden geçirilmesiydi. Bu gecikmenin sebebi sorulduğunda site avukatları hikayenin bir yıl boyunca bekletildiğini iddia etti. Yayınlanmasının sebebi ise büyük ihtimalle sitenin el değiştirmesi idi. “O Bir Yuva Yıkan” 2013 yılında Arillle Alexander tarafından kurulmuştu ancak 2015’in Ağustos ayında Relic Ajans’a satılmıştı. Relic Ajans ise Nik Richie adında, “The Dirty” gibi diğer çok meşhur kin kusma sitelerinin de sahibi olan bir kişiye aitti. Glennon’a dair hikaye site el değiştirdikten bir ay kadar sonra yayımlandı. Hikaye Facebook’ta Ryan Baxter adıyla kayıtlı kullanıcı olmasa unutulup gidebilirdi. Bexter hikayeyi Glennon’ın çalıştığı Re/Max’in Facebook sayfasında paylaştı, bağlantıyı Glennon’un patronlarına yolladı ve Facebook’taki arkadaş listesinde bulunan pek çok kişiye mesaj olarak gönderdi. “O Bir Yuva Yıkan” takipçilerinden olan Baxter’ın paylaşılan hikayelerin yarattığı etkiyi arttırmak gibi bir hobisi vardı. Glennon araştırdığında Baxter’ın birçok kişinin Facebook sayfasına ve onların yakınlarına ifşa paylaşımları yaptığını gördü. Bu anlamsız eylem, modern zamanların yarattığı garip hobiler arasındaydı. *** Glennon hikayeyi yayınlayan bütün sitelere sayısız düzeltme talebi yolladı ancak hiçbiri düzeltme yapmadı. Geriye kalan tek seçenek hukuki yaptırım uygulatmaktı. 2016 Yılında John Does’a telif hakkı ihlali gerekçesi ile dava açtı. Hikayede onun vesikalık fotoğrafı kullanılıyordu, ve fotoğrafın telif hakkı kendisine aitti. Bu dava sayesinde Glennon “O Bir Yuva Yıkan” sitesini ve Facebook’u, IP adreslerinin paylaşılması ve kullanıcıların asıl kimliklerinin belirlenmesi için davaya çağırdı. Davayı açtıktan birkaç ay sonra, başka bir hikaye bu kez “Ex’imi İhbar Et” isimli sitede paylaşıldı. Bu kez hikayede Glennon ile adı geçen eş, yine pornografik detaylarla, kendi ağzından hiç yaşanmamış basılma olayını anlatıyordu. “Bu defa çok korktum çünkü erkeklerin beni birlikte olma beklentisi ile emlakçı olarak tutmalarından endişelendim” dedi Glennon telefon görüşmemizde. “Bu yüzden boş ev ziyaretlerine giderken eşim de benimle gelmeye başladı. Hatta o kadar korktum ki eve bir kamera sistemi kurdurduk”. Mahkeme sürecinde Glennon Facebook’taki Ryan Bexter isimli kullanıcının Kaliforniya’da yaşayan Hannah Lupian isimli bir kadın olduğunu öğrendi. Lupian’ın eline şikayet dilekçesi geçmesinden kısa bir süre sonra Ryan Baxter hesabı silindi. Glennon Lupian’dan başka bir haber alamadı. Benim Lupian ile irtibat kurma çabalarım da sonuçsuz kaldı. Rosenblum ise başka bir konu. Kimliğinin açığa çıkacağını öğrendikten kısa bir süre sonra Glennon’ın avukatlarına ulaşarak özür dileyip, eğer Glennon şikayetini geri almazsa kendisini “ilk görüşmelerine ait belgeleri kamuoyu ile paylaşarak savunacağına” dair tehdit etti. Bu tarihten altı ay sonra Rosenblum dediğini yaptı ve Facebook’ta farklı grupların sayfalarında aralarında geçen ilk konuşmayı, Glennon hakkında zina yaptığı yalanını uydurduğu için özür dileyip, bunu Glennon’ın “gizli yahudi düşmanlığı” sebebiyle yaptığını belirterek paylaştı. “Bildiğim kadarıyla Glennon bir zinacı olmamakla beraber, Facebook’ta yanlış kişi ile uğraştığı için BENİM GÖRÜŞÜMDE suçludur” diye belirtti. Glennon dehşete düşmüştü. Kendisi ile ilgili daha da korkunç şeyler yazılmasını istemedi. “Ben bir Nazi sempatizanı değilim. Komünist Polonya’da fakir bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm” dedi Glennon. “Yorumları görüp Rosenblum’a yazdım. Ona ‘bu mevzu artık korkunç boyutlara ulaştı, buluşalım ve lütfen bana ne istersen sor’ dedim.” Alabama’da, Rosenblum’un yaşadığı yerden bir saat uzaklıkta bir kasabadaki restoranda buluştular. Buluşma saatler boyunca devam etti. “Benim kötü kalpli, zengin bir sürtük olduğumu düşünüyordu. Sosyal medyanın sorunu da bu. İnsanlar ile ilgili yanlış varsayımlarda bulunuyorsunuz. Buluşmamızdan sonra yaptığı her şeyi itiraf eden yazılı bir dilekçe hazırladı. Gerçekte nasıl bir insan olduğumu sonunda anlamıştı”. Rosenblum medyanın görüşme taleplerine yanıt vermedi. Facebook’ta en son 4 Temmuz tarihinde aktif olduğu görülüyor, ancak adam kaçırma suçundan 4 yıl hapse mahkum edildi ve Alabama Islah Kurumu web sitesine göre 2017 Kasım ayından beri cezasını çekiyor. Görüşleri ise dijital mecralarda ve mahkeme tutanaklarında kayıt altında. Glennon ile buluşması Rosenblum’un öfkesini yok etmiş gibi görünüyor. Paylaşımda bulunduğu Facebook gruplarının yorumlarında daha önce yayınladığı içerikler için özür diledi. “Sayın Glennon aslında nazik ve düşünceli bir insan ve biz aslında birçok konuda aynı fikirleri paylaşıyoruz” diye yazdı Rosenblum. “Ona ve sevenlerine verdiğim zarardan ötürü duyduğum pişmanlıkla özür diliyorum”. Rosenblum paylaştığı hikayeleri geri çekmek istedi ancak başaramadı. “O Bir Yuva Yıkan” gibi sitelerde bir silme butonu yoktu. “Bu siteler yayınlanan hikayelerin silinmesi için bir yol sağlamak zorunda” dedi Glennon, “yapılan yorumlarda birçok kişinin paylaştıkları hikayeleri silmek istediklerini ancak yapamadıklarını okuyorum”. Site avukatları ise bu durum ile alay ediyorlar. “Yazarların hikayeleri silememesi ‘eğer silmezseniz sizi mahkemelerde süründürürüm’ gibi tehditlerin önüne geçiyor. Yazarların hikayeleri silmesine izin verilmese dahi, site silinme taleplerini tek tek gözden geçiriyor. Bu gerçekten de sadece duruma göre verilen bir karar. Genelde, mahkeme kararı ile yalanlanmış hikayeleri siliyorlar”. Glennon Rosenblum ve Lupian’a karşı açtığı davaları kazandı. Kuzey Alabama federal mahkemesi telif hakkı ihlali, özel hayatın ihlali, duygusal travma yaşatma ve maddi kayba uğratma gerekçeleri ile Glennon lehinde karar aldı. Hakim yayınlayan sitelere hikayeyi kaldırma kararını yolladı ve “O Bir Yuva Yıkan” hikayeyi kaldırdı ancak BadBizReport bu talebi karşılamadı. BadBizReport sitesinde yer alan açıklama ile mahkeme taleplerine cevap vermediğini ve “bir kez yer alınca BadBizReport’dan asla hiçbir şeyin silinmeyeceğini” belirtti. “Avukatlar bizi çok güldürüyorlar” diye eklediler. Neyse ki mahkeme aynı zamanda Google gibi arama motorlarına hikayeyi yeniden, Glennon ismi aratıldığında sonuçlarda çıkmayacak şekilde sıralamaları talebini yollamıştı. Avrupa’da kendinizle ilgili arama sonuçlarında çıkan yanlış veya alakasız bilgiyi sildirmeniz “unutulma hakkı” kapsamında yasalaştırılmış durumda. Amerika’da ise bunun için bedel ödemeniz gerekiyor. “Kendinizle ilgili uydurulmuş hikayeleri 100 bin dolar ödemeden kaldırabiliyor olmalısınız” diyor Glennon. “Asgari ücretle çalışan birinin bu biçimde karalanan itibarını onarması neredeyse imkansız”. Google ve diğer arama motorlarının mahkeme talebine uyup uymayacağı ise henüz belli değil. “Google genelde Amerikan mahkemelerinden gelen kaldırma taleplerine olumlu yanıt veriyor. Ancak 2017’de Google’ın mahkeme kararlarına uymak için aradığı standartlarda değişikliğe gittiği ve bunu zorlaştırdığı iddia ediliyor” dedi Santa Clara Üniversitesi’nden hukuk profesörü Eric Goldman. “Ne yazık ki, mahkemelerden gelen kaldırma talepleri birçok farklı yoldan ve hukuki olmayan gerekçelerle alınmış kararlar olabiliyor. Bu yüzden bence Google bu tip kararları daha dikkatli incelemeli”. Örneğin, itibar yönetim firmalarının müşterilerinin itibarını temizlemek için var olmayan kişilere dava açtığı ve mahkemelere, var olmayan kişilere karşı karar aldırarak çeşitli içerikleri kaldırttığı biliniyor. Goldman ayrıca Glennon’un talebinin haklı gerekçelere dayandığını ve bunun talebin Rosenblum tarafından onaylanmasından da belli olduğunu belirtti. “Google’ın özellikle bu talebe uyması bir hayli mantıklı olur ancak bunun için Google’ın talebin haklılığına dair biraz araştırma yapması gerekebilir ve biliyoruz ki Google bu tip araştırmaları yapmamayı tercih ediyor” dedi Goldman e-postasında. Google sözcüsü şirketin tüm mahkeme taleplerini incelediğini ve tarafların kendi aralarında herhangi bir sayfanın arama sonuçlarından kaldırılması yönünde anlaşmaya varmasını tercih ettiğini bildirdi. Geçen yıl Google 30 binden fazla sayfayı itibar karalama gerekçesi ile arama sonuçlarından çıkardı. Hakim henüz Glennon’a ödenecek tazminat ile ilgili bir karar vermedi. Ne Rosenblum, ne de Lupian pek bir mal varlığı sahibi değiller. Bu yüzden büyük olasılıkla Glennon hukuksal süreç boyunca harcadığı parayı geri alamayacak. Glennon bu yaşananların onu sosyal medyada daha dikkatli bir insan haline getirdiğini söylüyor. Yabancıların onunla ilgili daha az bilgiye ulaşabilmesi ve daha önemlisi, arkadaş listesini görememesi için Facebook hesabını bağlantılı olmadığı kullanıcılara kapatmış. Şaşırtıcı biçimde hala Facebook’taki haber içeriklerine yorum yapıyor. “Kışkırtıcı şeyler yazmıyorum” diye ekliyor." Araştırma: Twitter sahte haberleri engelleme konusunda neden adım atmıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-sahte-haberleri-engelleme-konusunda-neden-adim-atmiyor,"*Bu içerik ilk kez  "" What’s the matter with Twitter "" başlığıyla Poynter tarafından 9 Ağustos 2018 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Son birkaç yıl içinde Twitter yalan haberle mücadele için olabildiğince az şey yaptı ve süreçte Facebook’u zorlayan olumsuz baskıdan kaçındı. Bir süre bu strateji işe de yaradı, en azından şimdiye kadar. Bu hafta neredeyse bütün büyük teknoloji platformları ünlü komplo teorisyeni ve InfoWars sunucusu Alex Jones’a karşı harekete geçti. Teknoloji şirketlerinin harekete geçmesi, medya ve teknoloji muhabirlerinin, doğrulama (fact-checking) kuruluşlarının defalarca çürütmesine rağmen, InfoWars’un platformlar üzerinde hâlâ etkin olmasına ilişkin haberler yapmasından yaklaşık bir ay sonra başladı. Pazar günü Apple özellikle Jones’un göçmenler, Müslümanlar ve trans bireyler hakkındaki ifadelerini belirterek, Apple’un nefret söylemi ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle sitenin tüm yayınlarını iTunes ve Podcasts uygulamalarından kaldırdı . (Apple, InfoWars uygulamasını hâlâ kaldırmadı.) Geçmişte Jones’un platformlarında kalmasını çeşitli nedenlerle açıklayan Facebook ve YouTube hızlıca akıma ayak uydurdu , Spotify ve hatta MailChimp de onları takip etti. InfoWars ve Jones’un toplam 1,3 milyon takipçiye sahip olduğu Twitter bu grupta yer almadı. Bir tweetinde Twitter CEO’su Jack Dorsey, Jones ve InfoWars’un Twitter’da kalmasına izin verme kararını iki hesabın da platformun kurallarını ihlal etmediğini, doğrulama işinin gazetecilere düştüğünü söyleyerek savundu . (I)Siyasi görüşlerden bağımsız olarak tarafsızca uyguladığımız (ve geliştirdiğimiz) açık ilkeler yerine dışarıdan gelen baskıya boyun eğer ve tepki gösterirsek her yöne savrulabilen şahsi görüşlerimizden ibaret bir hizmete döneriz. Biz bunu yapamayız. (II) Jones’unki gibi hesaplar sansasyon yaratıp asılsız söylentiler yayabilir. Bu durumda gazetecilerin bu bilgileri doğrudan belgelemesi, doğrulaması ve yalanlaması çok önemlidir. Böylece insanlar kendi görüşlerini oluşturabilir. İnsanlar açısından en iyi hizmet de budur. 8 Ağustos 2018 Gazeteciler ise teknoloji şirketini konuyla daha yakından ilgilenmeye davet etti . Hey @jack, doğru yaptım mı? JonathanWeisman: @jack dikkatini çekerim, Twitter hizmet koşulları kullanıcıların “değiştirilmiş, aldatıcı veya sahte kaynaktan gelen bilgileri herhangi bir şekilde kullanmasını” yasaklıyor. Bu “sahte kaynaktan gelen bilgi” değil mi? @Millie__Weaver : İstihbarat kaynakları uyarıyor! Derin devlet darbesi yolda. Sosyal medya aslında derin devletin rejim değiştirmek için kullanacağı bir araç olarak tasarlandı. Silah, cephane, temiz su, dayanıklı gıda, hazırlanmaya başlayın. 8 Ağustos 2018 Twitter kurallarının, özellikle de “taciz ve nefret söylemlerini” yasaklayan kuralı açısından diğer platformlarınkilere çok benzediğine, şirketin bu kuralları eşit düzeyde uygulamadığına dikkat çeken kullanıcılar da oldu. Twitter’ın küresel ilke iletişimleri eski başkanı bile Jones ve InfoWars hesaplarının platformda kalmasının anlamsız olduğunu söyleyerek Dorsey’nin mantığına karşı çıktı. Emily Horne : @jack şu anki durum için lütfen iletişimi suçlama. Bunlar kolay kararlar değil ama iletişimin işi de değil. Güvenilirliği, kararların nedenlerini açıklamaya yardımcı olacak iş arkadaşlarını karalamak da işe yarar bir yol değil. @jack: İşin aslı geçmişte kararlarımızı açıklamayı beceremedik. Bunu    düzelteceğiz. Jones’a da diğer tüm hesaplara uyguladığımız standartları  uygulayacağız. kısa vadede iyi hissettirip yeni komplo teorilerini besleyecek aceleci adımlar atmayacağız. Jones konusundaki bu kavga, iyi haberciliğin ve akran baskısının platformları harekete geçirebildiği de dahil olmak üzere çok şey gösteriyor. Facebook, Apple ve diğerlerinin Jones ve InfoWars’u yasaklamasının nedeni nefret söylemi olsa da Twitter’ın bu konuda bir şey yapmaması doğrulama kuruluşlarının şirketin yanlış bilgiyle mücadeleye yaklaşımı hakkında uzun zamandır düşündüklerini de doğruluyor. “Bir şey yapmıyorlar, ben de kendi ilkelerini bile uygulamamalarına çok kızıyorum,” diyor PolitiFact editörü Angie Holan. “Facebook ve Google’ın uydurma ve sahte haberlerle mücadele etmek için yaptıklarının yanında Twitter hiçbir şey yapmıyor.” Twitter kendi platformu üzerindeki yanlış bilgilerle mücadele etmek için ufak adımlar attı. Şirket, Şubat ayında farklı hesaplardan benzer gönderilerin yayımlanmasını yasaklayarak bot hesapları çökertti . The Washington Post’un haberine göre Mayıs ve Haziran aylarında 70 milyon hesabı kaldırdı, kullanıcı artışını yavaşlattı. Ancak Holan bu işlemlerin her teknoloji platformunda, özellikle flaş haberlerin ardından yanlış bilgilerin sıklıkla viral hâle geldiği Twitter’da zaten yapılması gerektiğini söyledi; Gerçek kişilerle iletişim kurmak için kullanılan sahte hesapları sosyal medya platformlarından uzak tutmak en temel standart. Sanırım fark edilmeyeceklerini umarak kenarda sessizce oturmaya çalışıyorlar. Facebook, Google ve YouTube ile karşılaştırıldığında, hele de iletişimin daha “sağlıklı” olması için çabalayacakları iddialarına rağmen Twitter’ın yanlış bilgilere karşı hiçbir şey yapmadığını söyleyebiliriz. Facebook, platform üzerindeki sahte haberleri ve görselleri bulmak ve çürütmek için dünyanın her yerinden 25’in üzerinde doğrulama kuruluşuyla birlikte çalışıyor. Bu da sahte içeriklerin erişimini yüzde 80 oranında azaltıyor. (Açıklama: IFCN’in ilkelerini imzalamak projeye katılımın gerekli koşuludur.) Google Schema.org ClaimReview işaretleme aracını kullanarak teyit edilenleri vurguluyor ve üste çıkarıyor, YouTube bile flaş haberler olduğunda “yetkili” kaynakları arama sonuçlarında daha yukarılarda çıkaracağını açıkladı. Facebook ve Google’ın çabalarının işe yarayacağından şüphe etmek için çok neden olsa da Twitter’ın son Meksika seçimlerinde iş birliğine dayalı bir doğrulama projesine yardım etmek dışında bir programı bile yok. Twitter’ın diğer şirketlerin çalışmalarının farkında olmaması da pek olası değil. Doğrulama kuruluşları benzer ortaklıklar kurmak için Twitter’a defalarca teklif götürdü. Brezilyalı doğrulama projesinin yöneticisi Cristina Tardáguila bir WhatsApp mesajında “(Agência) Lupa’nın en etkin sosyal medya hesabı Twitter’da ve ortaklık için Twitter’a defalarca ulaştık. Ne yazık ki bir ortaklık kuramadık. Bir yıldan uzun süredir Google ve Facebook’la çalışıyoruz ancak Twitter’la çalışamıyoruz,” diyor. Bence Twitter, platformu daha iyi bir bilgi kaynağı hâline getirmek için IFCN imzacısı üyelerden biriyle birlikte çalışmayı denemeli. Biz çok kez denedik. Twitter, International Fact Checking Network’ün Haziran’da düzenlediği Küresel Doğrulama Zirvesi’ne ( Global Fact-Checking Summit ) de davet edildi ancak şirket zirveye katılmadı. Facebook ve Google temsilcileri konferanstaydı. Poynter, Mayıs ayında Twitter’a Facebook’un yaptığı gibi doğrulama projelerine katılma olasılığını sorduğunda şirketin sözcülerinden biri Poynter’e Twitter’ın yanlış bilgiye yaklaşımının farklı olması nedeniyle şirketin böyle bir ortaklık düşünmediğini belirtti. Bu hafta tekrar sorduğumuzda bir sözcü kamu politikası, hükümet ve yardım bölümü başkan yardımcısı Colin Crowell’in Haziran 2017 tarihli bir blog yazısını göndermekle yetindi. Crowell yazısında “Twitter’ın açık ve gerçek zamanlı yapısı her türden yanlış bilginin yayılmasına karşı güçlü bir panzehir,” diyor. “Her bir kişinin her bir tweetinin doğru olup olmadığını ayıramayacağımız için bu çok önemli. Biz şirket olarak gerçeklerin yargıcı değiliz.” Tardáguila, Twitter’ın Brezilyalı doğrulama kuruluşlarını Cuma günü bir toplantıya çağırdığını, bu toplantıda sonbaharda yapılacak seçimlerden önce doğrulama kuruluşlarıyla bir tür ortaklık başlatacaklarını umduğunu belirtti. Ancak doğrulama kuruluşlarıyla ortaklık kurmasa da Twitter’ın haber, hükümet ve seçimlerden sorumlu eski başkanı Adam Sharp, Poynter’e Twitter’da teyitlerin her şekilde Facebook’a göre daha organik bir şekilde yayılacağını söyledi. Arama sonuçlarına gittiğimde, sahte haberle ilgili en çok etkileşim alan tweetlere bakınca algoritma haberle ilgili ilk tweetin sahte olmasına neden olsa bile genellikle algoritmanın öne çıkardığı tweetler içerisinde karşıt görüşler yer alacak. Bu her zaman olmayabilir ama Facebook’takinden kesinlikle daha sık olacaktır. Gönderilerin Twitter’da Facebook’a göre daha az etkileşim alma eğiliminde olduğu doğru. Brezilya’daki Aos Fatos gibi doğrulama projeleri de yalan haber bağlantısı paylaşan kullanıcılara yanıt olarak yalan haberi çürüten analizi otomatik olarak paylaşan araçlar geliştirdiler bile. Yine de doğrulama kuruluşları Twitter’ın bu konuda bir şey yapmamasının şirketin olası sahtekarlara ve dolandırıcılara meydan verdiğini söylüyor. “Twitter’daki yalan haberlerin sayısına bakınca şirketin buna izin verdiğini görünce endişeleniyorum ayrıca kişileri taklit eden hesaplarla da sıkça karşılaşıldığını görüyorum” diyor Holan. Doğrulama kuruluşlarıyla iş birliği yapmamasının dışında bu Twitter’ın yönetmekte inanılmaz kötü olduğu bir başka konu. Şubat ayında Marjory Stoneman Douglas High School’da ateş açıldıktan sonra Miami Herald muhabiri Alex Harris, kendisini görgü tanıklarından ceset görselleri istiyormuş gibi gösteren pek çok sahte tweetin hedefi oldu. Harris olayı Poynter’e “Durumu Twitter’a bildirmeye karar verdim, Twitter da bunun taciz olmadığını veya herhangi bir kuralı ihlal etmediğini söyleyerek yanıt verdi,” diyerek anlatmıştı. “Bu pek de harika bir yanıt değildi. Aklım başımdan gitmişti.” Twitter’ın sahtekarlık karşısında tepki vermediği ilk örnek de değildi bu. Temmuz ayı sonlarında yayımlanan bir CJR haberinde, University of Georgia profesörü Tim Samples sahte bir Twitter hesabının kendisinin gerçek adını ve resmini kullandığını anlattı . Kendisini muhafazakâr bir yazar gibi gösteren bu hesap 50 binden fazla takipçiye ulaştı ve Twitter bu konuda hiçbir şey yapmadı. Derhal bir sahtekarlık bildirimi göndererek Twitter’la iletişime geçtim. Dört gün sonra fotoğraflı bir kimlik ve kimliğimi doğrulayan bilgiler gönderdiğim hâlde otomatik bir yanıt aldım: ‘Twitter kurallarının açıkça ihlal edildiğini belirleyemediğimiz için söz konusu hesapla ilgili işlem gerçekleştiremedik. Twitter’ın kurallarına göre bir kullanıcı “başkalarını yanlış yönlendiren, yanıltan veya aldatan ya da bunu hedefleyen bir şekilde kişileri, grupları veya kuruluşları taklit edemez”. Poynter’in Mayıs ayında Harris’in yaşadıklarıyla ilgili sorusuna Twitter, şirketin uydurma tweetlerle ilgili belirli bir ilkesi olmadığı, yalnızca uydurma hesaplarla ilgili ilkesi olduğu yanıtını verdi. Holan’a göre Twitter’ın sorununun temelinde yanlış bilgi hakkında açık ilkelerin oluşturulmaması yatıyor; Bence Facebook’un hesapları düşürmesi gibi bir şey yapabilirlerdi. Yalan haberleri çıkaran hesapları askıya alabilirlerdi. Olası çözümleri benden iyi biliyorlardır. Ben bir çözüm olmadığına inanmayı reddediyorum, onlarca çözüm var." Araştırma: Video doğrularken tersine görsel aramayla birlikte yaratıcılığı kullanmak,https://teyit.org/teyitpedia/video-dogrularken-tersine-gorsel-aramayla-birlikte-yaraticiligi-kullanmak,"Bu içerik ilk kez "" Advanced Guide on Verifying Video Content "" başlığıyla Bellingcat t arafından 30 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmış ve Gizem Dikmen tarafından Teyit için çevrilmiştir. YouTube, Twitter, Facebook gibi platformlarda paylaşılan kullanıcı üretimi videoların doğrulanması, araştırmacılar ve gazeteciler arasında en yaygın sorunlardan birisi. Her videoyu doğrulayabilecek sihirli bir değnek ne yazık ki yok. Bunun yanında bazı videoların asıl kaynağına ulaşmadan söz konusu videonun doğrulanması imkansız hale gelebiliyor. Ancak, özellikle bir çok içeriğin daha önce gerçekleşen olaylara ait olmadığından emin olunduğu takdirde doğrulamada kullanılabilecek çok sayıda yöntem mevcut. Video doğrulamada kullanılabilecek sayısız rehber var. Bu rehberlerden en dikkat çekeni Doğrulama El Kitabı . Bellingcat ekibi tarafından da sıkça kullanılan bu rehberde bazı sıradışı durumların doğrulanması da bulunuyor ve okuyucularımıza da bu araçların sınırları çerçevesinde araştırma yapabilme imkanı sunuyor. Bu rehberi okuduktan sonra, bu araçların kullanımını öğrenmenin yanında yaratıcılığınızı kullanarak araştırma esnasında çıkmaza girmekten de kurtulabilirsiniz. Video doğrulamada kullanılan ilk adım olan tersine görsel arama aynı zamanda görsel doğrulamada da kullanılabilir (Tersine görsel aramayı Google ve TinEye gibi araçlar aracılığıyla yapabilirsiniz). Son zamanlarda, görsellerde olduğu gibi videolar için tersine görsel arama yapılabilecek ücretsiz bir araç bulunmuyor. Ancak, videoya ait küçük resim ve ekran görüntüsünü tersten arayarak bir sonuca ulaşılabilir. Sahte videoları oluşturan kişiler aslında düşündüğünüz kadar yaratıcı değiller ve bir kişi veya olayın gerçekleştiği yerin dilinden farklı dil konuşan birinin ses kaydı gibi içeriklerin bulunduğu, bulunması gayet kolay videoların söz konusu olaya ait olup olmadığıyla alakalı belirgin bir işaret vermeksizin tekrar tekrar paylaşımda bulunuyorlar. Bu tarz videolar sürekli dolaşımda olduğu için kontrol edilmesi kolay bir hale geliyor. Bu araştırma esnasında kullanılabilecek iki tane yol var. İlki videonun başlangıcından veya önemli bir anından ekran görüntüsü almak ve bu ekran görüntüsünün Google Görseller gibi araçlar aracılığıyla tersine görsel aramasını yapmak. İkincisi ise videonun yer aldığı YouTube gibi sitelerde bulunan küçük resmini kullanmak. Google tarafından YouTube için geliştirilen ve yüklenen videodaki küçük resmi belirleyen kompleks algoritmadan dolayı (konuyla alakalı daha fazla bilgi için Google Research Blog ’a bakabilirsiniz.) videonun hangi karesinin küçük resim olarak yer alacağını anlamanın kolay bir yolu yok. Bu küçük resimlerin aramasını yapmak için kullanılabilecek en iyi araç YouTube’da yer alan videoların küçük resimlerini ve bir tıkla tersine görsel aramasını yapabileceğiniz Uluslararası Af Örgütü’nün YouTube DataViewer aracı. Örneğin, son zamanlarda Action Tube isimli YouTube kullanıcısı herhangi somut bir kanıt göstermeden Litvanya’da bir askeri ekipman konvoyunu gösterdiğini iddia ettiği bir video paylaştı. Buna ek olarak, videonun ne zaman çekildiğine dair herhangi bir bilgi yer almıyor. Bu yüzden videonun çekilme zamanı dün veya beş sene öncesine de ait olabilir . Söz konusu bu videoyu Uluslararası Af Örgütü’nün DataViewer aracında aratacak olursak Action Tube isimli YouTube kullanıcısının videoyu ne zaman yüklediği bilgisine ek olarak videoya ait dört küçük resimle tersine görsel arama yapıp videonun asıl kaynağına da ulaşılabilir. Çıkan sonuçlardan hiçbiri bizi asıl kaynağa yönlendirmiyor. Ancak üçüncü küçük resmi aratılınca çıkan sonuçlarda, bu küçük resme bir kere de olsa yer veren sayfalara ulaşabiliriz. Bu videolara tıklayacak olursanız YouTube sayfasını açtığınızda sağ tarafta yer alan sıradaki video kısmı her kullanıcı için özelleştirilmiş olduğu için bu küçük resme ulaşamayabilirsiniz. Ancak, bu küçük resmin ait olduğu videonun Google'da önbellekteki haline bakabilirsiniz. Bu beş sonuçtan hiçbirisi söz konusu videonun asıl kaynağı değil ancak Google’da önbellekten sayfanın ekran görüntüsü alındığı zaman videonun küçük resmini bu video sayfalarında bulmak mümkün. İlk sonuç için önbellekteki sayfaya baktığımız takdirde Action Tube tarafından paylaşılan “Polonyalı savaş gruplarının Litvanya’nın Rukla kentine ilerleyişleri” adlı videonun kaynağına da ulaşabiliriz. Şimdi videonun asıl kaynağını takip edebilmemiz için gerekli bütün bilgi elimizde ve Action Tube tarafından yüklenen videonun Litvanya’da son zamanlarda yapılan bir askeri ekipman dağıtımına ait olup olmadığını doğrulayabiliriz. Küçük resim aramasında bulduğumuz başlığı araştırdıktan sonra yüklenmiş altı videoyu bulabiliriz. Bunları tarihe göre sıralayacak olursak, Action Tube içinde kaynak olan en eski tarihli yüklenmiş videoyu bulabiliriz. Elimizdekiler bizi Action Tube’dan bir gün önce 18 Haziran 2017 tarihinde “Maj Antony Clas” tarafından yüklenmiş bir videoya yönlendiriyor. Bu video Action Tube tarafından yüklenen videoyla aynı. Videoyu yükleyen kişiyle alakalı basit bir araştırma yaptığımız takdirde, bu kişinin aynı zamanda ABD ordusunun websitesinde Avrupa’da NATO aktiviteleriyle alakalı makaleler yazdığını da görebiliriz. Elde ettiğimiz ipucu, bu kişinin bir iletişim sorumlusu olabileceği ve Action Tube tarafından yüklenen videonun kaynağının güvenilir bir kaynak olabileceği gibi ipuçlarına yönlendiriyor. Tersine görsel arama bir çok sahte videonun ortaya çıkmasında yardımcı olmasına rağmen her zaman en iyi sonuçları veremeyebiliyor. Örneğin, aşağıdaki 45 binden fazla görüntülenmeye sahip olan video, iddiaya göre Doğu Ukrayna’da Svitlodarsk bölgesi yakınlarında Ukraynalı askerler ve Rusya tarafından desteklenen ayrılıkçı kuvvetler arasındaki bir çatışmaya ait. Videonun başlığı “Donbas Svitlodarsk bölgesinde çatışma (Ukrayna Askeri Güçleri tarafından çekilmiştir.)” şeklinde çevirilebilir. Videoda çatışma esnasında askerlerin gülme seslerinin yanında çok sayıda silah sesi ve top atışı da duyuluyor . Videonun URL’sini Uluslararası Af Örgütü’nün aracına girecek olursak, tersine görsel aramada kullanabileceğimiz küçük resimlerin yanında videonun yüklenme tarihi ve saatine de ulaşabiliriz. Bu aramadan çıkacak sonuçlara bakacak olursak, neredeyse bütün sonuçların birbirine yakın zamanlarda paylaşılmış olduğunu görebilirsiniz. Buradan videonun Aralık 2016’da Svitlodarsk yakınlarındaki gerçek bir çatışmaya ait olduğu izlenimine kapılabiliriz. Aslında video 2012’de yapılan bir Rus askeri eğitimine ait . Sahte videolar yayıldıktan sonra gerçeğin nasıl ortaya çıkarıldığını anlatan makaleler haricinde, Google tersine görsel aramayı ve Uluslararası Af Örgütü’nün arama aracı DataViewer’ı en yaratıcı şekilde kullansanız bile videonun kaynağını sonuçlardan bulamayabilirsiniz. Örneğin, asıl videonun başlığıyla ve videodan bir ekran görüntüsüyle arama yapacak olursak (“кавказ 2012 учения ночь” yani “Kavkaz 2012 gece talimi”) sadece sahte Svitlodarsk videosuyla alakalı sonuçlara ulaşabiliriz. Bu videonun sahte olduğunu anlamak için iki şeyden bir tanesine ihtiyaç var, asıl videoyla arasındaki bir benzerlik ya da videoda geçen çatışma olduğu iddia edilen yerle, kahkaha atan askerin arasında bir uyuşmazlık olup olmadığını anlamak için dikkat kesilmek. Peki, ne yapmalı? Bu sorunun yaratıcı bir arama yöntemi geliştirmekten başka bir cevabı yok. Bunu yapmanın en iyi yollarından birisi de sahte olduğu düşünülen videoyu paylaşan kişinin kafa yapısını anlamaya çalışmak. Yukarıdaki örnekte de görülebileceği gibi kahkaha atan asker bu videonun bir çatışmaya ait olamayacağıyla alakalı bir ipucu sunuyor diyebiliriz. Bu bizi hangi durumda Rusça konuşan bir asker kahkaha atarak etrafındaki silah ve top seslerini videoya alır sorusuna yönlendiriyor. Bu tarz bir video bulmak istiyorsanız nasıl arama yaparsınız? Gece çekilmiş bir video arayarak bakmanız gereken diğer ayrıntıların sayısını azaltabilirsiniz. Aynı zamanda bu aramada kullanabilecek bir diğer öge ise çatışmaya ait kamera görüntüsü. Ancak, karşınıza çıkan sonuçlardaki çatışma videolarının Ukraynalıların ya da Rusların Donbas’daki savaşın sonrasına ait olup olmadığını anlamak zor. Bir savaştan alınmış kamera görüntülerinin üzerine Rusça konuşmaların eklendiği videolar hariç; Rus, Ukraynalı veya Belaruslu askerlerin talim yaptıkları başka videolar bularak talimde benzerlik olup olmadığına bakabilirsiniz. Rusça “eğitim talimi” ve “gece” ifadeleriyle arattığınızda aramada ilk çıkan sonuç şu olacak . Asıl videoya ulaşmada bir sıkıntı yaşamadığınız takdirde videoyu ilk yükleyen kişiyle iletişime geçmek videoyu doğrulama sürecinde izlenebilecek en iyi yol. *Bu çeviri, video doğrulama rehberi üzerine Bellingcat'de yayınlanan yazının birinci bölümüdür." Araştırma: Yanlış bilgi mikrobu hastalıkları nasıl yayıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-mikrobu-hastaliklari-nasil-yayiyor,"Adına Büyük Koku dediler. 1858 yazında Londra’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası mide bulandırıcı sonuçlara yol açtı. Şehir bir zamanlar “Gümüş Thames” diye bilinen nehirde süzülen kesif, soluk kahverengi sıvıdan yayılan kokuyla doldu. Ofisleri nehre bakan politikacılar kokuyu bastırmak için perdelerini kalsiyum klorüre batırdılar, ilk kez gerçek bir adım atmaya zorlanmışlardı . O dönemde insanların birbirine yakın yaşaması ve zayıf hijyen, hastalıkların ve salgınların artmasını kolaylaştırıyordu. Ancak o zamanlar dünyanın en büyük şehri olan Londra’nın sakinleri veba, klamidya ve kolera gibi bulaşıcı hastalıkları yayanın bu nahoş kokular olduğuna inanıyordu. Hastalıkların bulaşmasına kötü kokan havanın sebep olduğunu ileri süren miasma teorisinin doğru olduğu noktalar vardı ancak teori tam olarak geçerli değildi. Durgun, kirli suyun kokusu su ile taşınan hastalıklara neden olabilecek mikroorganizmaların üreyebileceği kusursuz bir ortamın göstergesidir. Ancak gerçek sorun suyun kokusu değil, o suyun içindeki mikroplardır ve o dönemde bilim insanları aradaki farkı anlayabilecekleri yeterli teknolojilere ve araçlara sahip değildi. Onlar da aslında hastalığın yayılmasına engel olmayacak çözümlere odaklandılar. Şimdilerde hastalıklar yalnızca dirseğimizin iç tarafıyla ağzımızı güzelce kapatmadan hapşırdığımızda ya da öksürdüğümüzde havaya saçılan damlalar veya parçacıklar ile değil, Facebook durum bildirimleri ve Google sonuçları ile de yayılıyor. Dünya çapında dijital sağlıkla ilgili yanlış bilgilerin fiziksel sağlık üzerindeki etkileri her gün artarak bir felakete dönüşüyor. Yakın zamanda yapılan araştırmalarda Twitter’daki bot hesapların elektronik sigaralarla ilgili olumlu görüşlere katkıda bulunan içerikler paylaştığı tespit edildi. Batı Afrika'da dolaşan yanlış bilgilere Ebola'dan ölüm sayıları da eklendi. Suya flor katıldığına ilişkin komplo teorilerinin büyük hızla yayıldığı Avustralya’nın Yeni Güney Galler bölgesinde diş çürüğünden şikayetçi çocuklar suya gerçekten flor katılan bölgelere göre çok daha yüksek oranda dişlerinin çekilmesi için hastaneye yatırılıyor. Son birkaç hafta içinde Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin 2000 yılında ABD’de tamamen yok edildiğini ilan ettiği kızamık vakaları Portland , Boston , Chicago ve Michigan gibi bölgelerde ortaya çıktı; araştırmacılar bunun gibi önlenebilir hastalıkların yeniden ortaya çıkmasının internette karşılaşılan yanlış yönlendirici içerikle ilişkili olarak aşıya güvenin azalması nedeniyle bağışıklık kazanma oranlarındaki düşüşten kaynaklandığından endişe ediyor. Sağlıkla ilgili yanlış bilgilerin nereden ve nasıl yayıldığını belirlemeye yardımcı olan yeni araçlar ve teknolojilerle ulaşılan kanıtlar sağlıkla ilgili çevrimiçi ortamda karşılaştığımız yanlış bilgilerin bizi hastalığa karşı daha yatkın hale getirebilecek kararları ve davranışları teşvik edebileceğini göstermekte . Bu olaya viral hale gelen yanlış bilgiler nedeniyle belirli bir sağlık sorununun ya da hastalığın yayılmasını tanımlayacak şekilde yanlış bilgi mikrobu diyebilirsiniz. Bugün aşıya karşı gelişen tereddüdün kaynağı internetin yaygınlaştırma gücünü arkasına almış, geri çekilmiş tek bir makalede bulunabilir. Orijinal makalenin önderi olan biliminsanı bir kızamık aşısı için patent başvurusunda bulunacaktı ve rakip kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısını otizmle ilişkilendiren bir kampanya yürüttü. Yayımladığı makalenin önemli finansal çıkar çatışmaları nedeniyle, baş yazarın oğlunun 10. yaş gününde çocuklardan para karşılığı kanlarını istemesi dahil olmak üzere etik olmayan yollarla toplanan veriler ve sahtekarlık sonucu ortaya çıktığı artık geniş kitlelerce kabul edilmektedir . Doktor olarak lisansı iptal edilse de makalesinden yayılan virüs bilgi kanallarımıza bulaşmaya devam ediyor. Sahte çalışma grip aşılarıyla ilgili sağlık hilelerinde, kanamayı önlemek için yeni doğanlara K vitamini vermeyi reddeden yanlış bilgiye dayalı önerilerde, kanıta dayalı aşılama takvimlerini değiştirmede dayanak gösterildi. Aşılar işin yalnızca bir yüzü. Brittany Seymour önderliğindeki araştırmacılar sağlıkla ilgili viral hale gelen yanlış bilgilerle suya flor katılmasına karşı büyüyen tepkiler arasında doğrudan ilişki için bir harita çıkardı. Bulguları, suya flor katılması üzerine yapılan önemli ölçüde hatalı bir çalışmanın ardından sosyal ağlarda oluşan güçlü bağların, insanların sağlıkla ilgili yanlış bilgileri yaymaya devam eden çevrimiçi gruplar oluşturmalarına yol açtığını gösterdi. İtibarını yitiren çalışmalardan doğan yanlış bilgiler capsler, makaleler ve videolarla Pinterest, Instagram ve Facebook da dahil olmak üzere platformlarda dönüşmeye ve yayılmaya devam ediyor. Thames Nehri’nde süzülen mikroplar gibi zehirli bilgiler de dijital kanallarımızda süzülüyor. Bir araya getirilen verilerin ABD’de aşı oranlarının durağan olduğunu gösterdiği söylenebilir. Ancak bu iyimserlik bazı eyaletlerde gelecekte aşı olup olmayacağına karar verecek genç nüfusun çevrimiçi ortamda yayılan aşı hakkındaki yanlış bilgilere karşı duyarlı hale geldiği günümüzün dijital çağında çok da iyi bir öngörü olmayabilir. Örneğin kızamık gibi hastalıkların “toplumsal bağışıklığı” yetersiz olan, yani bu yüksek düzeyde bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemeye yetecek kadar kişinin aşılanmadığı topluluklarda çoktan yayıldığı düşünülmektedir. Toplumsal bağışıklık yalnızca aşıların ve antibiyotiklerin hastalığın yayılmasını önlediği kaliteli kamu sağlığı meselesi olmaktan çıkmış, kaliteli kamusal bilgi meselesi de olmuştur. Örneğin artık sosyal medyadan çıkan söylentilerin Ebola’nın daha hızlı yayılmasına neden olduğunu ve kriz yöneticileri iletişim stratejilerini uyarladığında daha çok topluluğun hayat kurtaran tedaviye ulaştığını ve hastalığın önlenmesine yönelik adımlar attığını biliyoruz. Yine de dijital enfeksiyonların tam olarak nasıl gerçekleştiğini ancak semptomlara odaklanarak, aşı yaptırma konusunda tereddüdü yansıtan bir tweetin kaç kere paylaşıldığına bakarak, bazı internet kullanıcılarının bağışıklık hakkında yanlış bilgilere rastlamasını kolaylaştıran dijital altyapılar gibi temelde yatan nedenleri kurcalayarak anlamaya çalışıyoruz. Ayrıca araştırmacılar Richard Carpiano ve Nick Fitz ’in de bahsettiği gibi, bir kavram olarak kanıta dayalı bağışıklık kazandırma uygulamalarına güvenmeyen bir grubu ya da kişiyi ifade eden “aşı karşıtlığı” karar mercii olarak ebeveyne veya aşılanmamış çocuğa ve topluluğa odaklanan bir yara doğurur . Seymour’ın dikkat çektiği gibi sorun genellikle iletinin viralliğinden ve yayıldığı ortamlardan kaynaklanır. Kamu sağlığı yetkilileri bilgi ekosistemi ne ve yakın gelecekte aşıyla önlenebilecek hastalıkların yayılmasını nasıl etkileyebileceğine pek dikkat etmiyorlar. Aşılarla ilgili Pinterest paylaşımlarının %75’inin kızamık aşıları ve otizm arasındaki sahte bağlantıyı tartışmasının toplumsal bağışıklığın geleceği açısından anlamı nedir? Peki ya devletin sponsorluğunda yürütülen yanlış bilgi kampanyalarının, sistemlerimizin halihazırda oluşturduğu hassasiyetleri suistimal etmesinin etkileri nelerdir? Daha geçen hafta George Washington Üniversitesi’ndeki bilim insanları Twitter’daki Rus bot ve troll hesaplardan ortalama kullanıcıya göre 22 kat daha fazla aşı tweeti paylaşıldığını tespit ettiler. Bugüne kadar kamu sağlığına yapılan müdahaleler, efsaneleri çürüterek ve bilim insanlarının daha fazla veri toplayıp daha fazla yayın yapmasını önererek yanlış bilgi mikrobunun dışa dönük işaretlerini ele almış gibi görünüyor. Aynı şekilde alanın büyük kısmı iletişim kılavuzları hazırlayıp geleneksel yayım stratejilerine odaklanıp arama motoru optimizasyonu, viral pazarlama kampanyaları ve sosyal yayılım yaklaşımlarıyla insanlara ulaşma gibi adımları göz ardı ediyorlar. Araştırmalar kamu sağlığına yönelik dijital erimin hedef almaya çalıştığı kitlelerin erişemediği bir dil ve stratejiler kullandığını ortaya koymaktadır. Bu da araştırmacılar Michael Golebiewski ve Dana Boyd’un ilgili bilgilerin sınırlı olduğu, hiç olmadığı ya da çok hatalı olduğu arama terimleri olarak tanımladıkları “ veri boşlukları ”nı oluşturmuştur. Data for Democracy’den Renée DiResta gibi araştırmacılar bu ortamları incelerken, bir ücret karşılığında kestirme çözümler ile yapılan açıklamalardan kar sağlayan, rahatsız edici, kaygı verici, bilimsel gibi görünen (ancak doğrulanmamış, büyük olasılıkla da zararlı) içeriğin derinliklerine ulaştıran algoritmik tavşan deliği türlerini belgeledi. Bu konuda önemli adımlar atan Google’ın hakkını yiyemeyiz. Google’ın aramaya ilişkin kılavuzlarında uzmanlık, yetkililik ve güvenilirlik önceliklidir. Artık, “ grip belirtileri ” gibi bir arama yaptığınızda Harvard ve Mayo Clinic tarafından desteklenen bilgi-grafik bölmelerini ekranın sağında görebilirsiniz. Bu bölmelerdeki veriler daha fazla bilgi sağlamak amacıyla indirilebilir PDF dosyaları da içerir. Facebook da yanlış bilgi mikrobu ile mücadele için makalelerin ek bağlantılarını paylaşan yeni bir özellik üzerinde çalıştığını söylüyor. Bu özellikle kullanıcılar görüntüye tıklayıp ilgili makalelerin, belirli bir makalenin paylaşıldığı yerlerin görsel haritalarının, kaynak bilgilerin ve ilgili Wikipedia sayfalarının bağlantılarını görebilecekler. Yanlış bilgi mikrobuyla mücadele edenler yalnızca büyük platformlar değil. Çevrimiçi içeriğin güvenilirliği için web genelinde standartlar geliştirmeye çabalayan Credibility Coalition (Güvenilirlik Birliği) ve bilimsel iddiaları yeni yöntemlerle tercüme etmeyi ve ortaya çıkarmayı hedefleyen PATH, farklı platformlar üzerinde bilgi erişimi ve veri standartları düşünüldüğünde akla gelen çalışmalardan. Öte yandan Trust Project (Güven Projesi) yeni platformlar için makine tarafından okunabilen güven göstergeleri geliştirmiştir. Hypothesis çevrimiçi içeriği açıklamak için bilim insanları tarafından kullanılan bir araçtır. Hoaxy ise iddiaların çevrimiçi ortamda yayılımını görselleştirir. CDC ve Mayo Clinic Instagram hesaplarına sahip, gerçi takipçilerinin toplam sayısı yalnızca 160 bin kişi, yani Kim Kardeshian’ın takipçisinin binde biri kadar. Ünlülerin yaydığı efsaneleri daha geniş kitlelerin gözünde çürüten ve kadın sağlığı üzerine bir blog yazan Jennifer Gunter (“ Twitter jinekoloğu ”) ve dünyanın dört yanından sıra dışı tedavileri konuk ettiği sağlık videoları dizisi yakın zamanda Netflix’e geçen Kanadalı profesör Timothy Caulfield gibi sağlık savunucuları çevrimiçi ortamda daha fazla tanınmaya başlandı. Dünyanın dört bir yanından doktorlar, pazarlama stratejilerini ödünç alarak aradaki boşlukları kapatıyor, bilim insanları da sosyal ikonlar ve kamu sağlığı uzmanları arasındaki işbirliğini savunuyorlar. Yanlış bilgi mikrobu yıkıcı görünebilir. 19. yüzyılda Londra’da olanlar gibi, kentleşmeden öğrendiğimiz şey insanların bir araya geldiğinde hastalığın yayılma riskinin arttığıdır. Yeni kanıtlar bilimsel fikir birliğini zaman içinde değiştirdiğinden bunun nedenini hala tam olarak anlayamıyoruz. Londra’nın Büyük Koku deneyiminden sonra araştırmacılar hastalıkların bulaşmasına dair yeni bir anlayış geliştirmeye yetecek kanıtlara ulaştılar ve hastalıkların kokulardan yayıldığı inancı yerini yeni hastalık yapıcı mikrop teorisine bıraktı. Nihayetinde yalnızca bir çözüm yoktu, bir çözüm ekosistemi vardı: insanlar ameliyatlarda hijyeni sağlamak için antiseptikler kullanmaya, herpes ve HIV gibi hastalıkları tedavi etmek için antiviral ilaçlar almaya, çocuk felci ve çiçek gibi hastalıklardan korunmak (ve bu hastalıkları ortadan kaldırmak) için toplu aşı kampanyalarına katılmaya ve içme suyu kaynaklarına karışmayan kanalizasyon sistemleri kurmaya başladılar. Bugün Thames Nehri hala kirli olsa da artık korkunç hastalıkların kaynağı değil. Artık hastalıkların insanlar dijital alanlara yığıldığında da yayıldığını biliyoruz. İster sevimli hayvanlarla ister sağlıkla ilgili yanlış bilgiler hakkında olsun capslerin virüs gibi yayıldığını biliyoruz: dönüşüyorlar, değişiyorlar ve bir fikir ideal biçimi bulup yayılana kadar hızla uyarlanıyorlar. Bundan sonra bu yanlış bilgi yayan capsleri tanımlamak, test etmek ve bunlara bir çare bulmak için etkin yollar geliştirmeliyiz. Önümüzdeki en büyük zorluklardan biri dijital viralliğin ve bunun şaşırtıcı, beklenmedik yayılımının kamu sağlığı üzerinde gerçek etkiler doğurabileceğini dikkate alan “capsle yayılan hastalık teorisini” kurmak. O güne kadar kızamık, Ebola ve diş çürümesi salgınlarını tetikleyebilecek daha çok yanlış bilgi mikrobuyla karşılaşacağız. Bu nedenle de kamu sağlığı uzmanlarının bir yandan hastalığın bir yandan da yanlış bilgilerin yayılmasıyla mücadele etmesi gerekecek." Araştırma: Önümüzdeki sahte haber tehdidi bot tasarımı haritalar mı?,https://teyit.org/teyitpedia/onumuzdeki-sahte-haber-tehdidi-bot-tasarimi-haritalar-mi,"Bu içerik ilk kez "" The next great fake news threat? Bot-designed maps "" başlığıyla Fast Company tarafından 9 Mayıs 2018 tarihinde yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2016’daki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) seçiminden bir ay önce istatistik gurusu Nate Silver, Five Thirty Eight web sitesindeki anket verilerini kullanarak Twitter’da bir dizi harita paylaştı . Birinin başlığı “Sadece kadınlar oy kullansaydı 2016 seçimi neye benzerdi” idi ve harita çoğunlukla (Demokrat Parti’nin rengi olan) maviyle kaplıyken, diğerinin başlığı “Sadece erkekler oy kullansaydı 2016 seçimi neye benzerdi” idi ve birkaç mavi istisna dışında (Cumhuriyetçi Parti’nin rengi olan) kırmızıyla kaplıydı. Bu haritalar viral hale gelerek sosyal medyada yaygınlaştı, iki tweet toplam 17 bin kez retweetlendi ve bazıları ciddi bazıları şaka amaçlı olan yüzlerce benzer haritanın da üretilmesine sebep oldu. Sadece beyaz olmayan insanlar oy kullansaydı, sadece beyaz kadınlar oy kullansaydı veya sadece üniversite eğitimi alan insanlar oy kullansaydı seçim sonuçları neye benzerdi diye inceleyen birçok harita var. Sadece fareler oy kullansa veya 'sadece şekilleri gülen surat gibi olan eyaletler oy kullansa nasıl sonuçlar olurdu'yu gösteren caps haritalar da var. Silver’ın ‘gerçek erkekler’in oy haritasının bir parodisi ise Hulk Hogan, Trump ve ‘gerçek bir ateş’ arasındaki çekişmeyi gösteriyor. Haritada ülkenin bir kısmı nükleer atık alanı, bir kısmı da zeki maymunlar tarafından ele geçirilmiş. Tweette solda: Sadece kadınlar oy kullansaydı harita şuna benzerdi: FiveThirtyEight’in anketleri baz alınarak yapılmıştır. Resim: Anthony Robinson / Penn State University Bu viral haritalara dair Cartography and Geographic Information Science ’ta yayınlanan yeni bir analiz , Silver’ınkinden yola çıkan 500’den fazla haritayı Google’ın Cloud Vision görüntü analizi platformunu kullanarak inceliyor. Bu çalışma sadece yanlış bilgilendirme yapmak amacıyla üretilmiş haritalara da işaret ediyor. Bu haritalar arasından feci bir örnekte, sadece vergisini verenler oy verse seçim haritasının neye benzeyeceğinin gösterildiği iddia edilirken harita aslında bambaşka bir şeyin sadece üstüne başka bir başlık eklenerek oluşturulmuş hali . Bu çalışmayı gerçekleştiren Penn State Üniversitesi’nde Coğrafya bölümünden yardımcı doçent Anthony Robinson’a göre haritalar yanlış bilgi yaymak için çok uygun bir format, çünkü haritaların kesin doğru olduğuna inanmaya alışkınız. Seçim haritası sadece ….. oy verse neye benzerdi Haritalar en üst sırada soldan sağa: Beyaz olmayanlar, Kadınlar, Erkekler Haritalar orta sırada soldan sağa: Beyazlar, Beyaz kadınlar Haritalar en alt sırada soldan sağa: Üniversite eğitimli beyazlar, Üniversite eğitimli olmayan beyazlar, Beyaz erkekler Robinson “Haritalar bizim en çok güvendiğimiz grafik biçimleri” diyor. “Haritaları şehirde dolaşırken, nerede yaşayacağımıza ve nerede yemek yiyeceğimize karar verirken sürekli kullanıyoruz. Harita doğru olmadığında ise sinirleniyoruz. Yani, of, şu Thai restoranı hemen şuracıkta olmalıydı, nereye kayboldu?” Bu durum haritaları -özellikle viral olanları- sahte haberlere karşı savaşta ön cephelere getiriyor. “Haritaya atfedilen, gösterdiği şeyin gerçek olduğuna ikna ediciliği pek değişmiş değil, ve problemin bir parçası da bu” diyor Robinson. “Benim hipotezim şu ki, insanlar bir harita gördüklerinde -sosyal medya platformlarında paylaşılmış ve şüphe duymalarını gerektiriyor olsa bile- haritanın kendilerini etkilemek için özellikle belli bir biçimde güçlendirildiğini anlamayabiliyorlar.” Yanlış bilgilendirmenin olduğu yerde genelde botlar da devreye giriyor. Robinson’a göre, sadece vergisini verenler oy kullansa seçim haritasının neye benzeyeceğini gösterdiğini iddia eden haritanın benzerleri büyük ihtimalle botlar tarafından yayılıp parlatılyor. Botların kendiliğinden harita üretmesi de yakın zamanda mümkün olabilir. Bunun için gerekli olan teknoloji mevcut, Robinson gittikçe artan yaygınlıktaki deepfake s diye adlandırılan otomatik oluşturulmuş videolara dikkat çekiyor, ki bu videoların algoritmaları hiç yoktan yanıltıcı haritalar yapmaya yarayan algoritmadan çok daha komplike. “Şu anda botların haritalar ürettiğine dair elimde kesin bir kanıt yok. Ama bunun gerçekleştiğinden neredeyse eminim. Teorim ise, bu tür şeyleri (haritaları) otomatik olarak üretmenin gayet mümkün olduğu fakat bizim daha bunları nasıl tespit edeceğimizi bilmediğimiz.” Robinson’un bu hipotezini doğrulamak için daha çok araştırma yapılması gerekiyor. Ama daha büyük sorun, insanları sosyal medyada bir harita gördüklerinde ilk dürtülerinin şüphelenmek olmasını sağlayacak şekilde eğitmekte. Robinson medya okuryazarlığının önemli bir hedef olduğunu düşünse de pratik olduğuna inanmıyor. Onun yerine, makine öğrenmesiyle görüntü tespiti yapan Google Cloud Vision gibi algoritmaların kullanılarak haritaların kaynaklarının ve internette nasıl yayıldığının izinin sürülebilmesini umuyor. Çünkü algoritmalar görsellerin hem bire bir hem parçalar halinde eşlerini bulabildiği için bir haritanın siber alemdeki macerasının izlediği yolu kullanıcılara gösterebilir. Robinson’un aklında şöyle bir senaryo var: Twitter’da gezinirken bir harita gören kullanıcı, faresini haritanın üzerine getirdiğinde o haritanın ilk ne zaman paylaşıldığını ve ne kadar değiştirilmiş versiyonu olduğunu görecek; yani internetteki haritalara tanımlayıcı veri (metadata) atayarak internette haritayı takip edebileceğiz ve kaynağına dair daha çok bilgi alabileceğiz. Bu analizin devamında ise hangi haritaların viral olup hangilerinin olmadığının bilgisiyle ne tür tasarım unsurlarının haritaların paylaşılma ihtimalini arttırdığı gösterilebilir. Nate Silver’ın 2016’da paylaştığı orijinal haritanın ardından haritaların yaygınlaşması Robinson’a göre bir açıdan da heyecan verici, çünkü bu durum harita yapmanın ne kadar ulaşılabilir hale geldiğini gösteriyor- ama tabi bu durum iki tarafı keskin kılıç olmaya devam ediyor. “Şu anda herkesin harita yapabiliyor olması çok havalı. İnsanlar herhangi bir seçimin verilerini alıp onunla yaratıcı bir harita yaparak çok faydalı olabilirler” diyor Robinson. “Ama neye inanacağınızı size buyuran ve bunu bir silah olarak kullanan bir şey yapmak da çok kolay.”" Araştırma: Twitter botları ve Rus troller aşılar hakkında yanlış bilgi yayıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-twitter-botlari-ve-rus-troller-asilar-hakkinda-yanlis-bilgi-yayiyor,"Bu içerik ilk kez  "" Twitter Bots, Russian Trolls spread misinformation on vaccines: study "" başlığıyla The Hindu tarafından 25 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmış ve Emek Akman tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yapılan bir araştırmada sosyal medya botlarının ve Rus trol hesap larının aşılar hakkında bir tartışma başlattığı ve yanlış bilgiler yaydığı tespit edildi. 2016’da yapılan Amerikan başkanlık seçimlerinde kullanılan benzer taktiklerle bu Twitter hesapları seçim dönemi gelmeden aylar önce aşı tartışmalarına girmeye başlamıştı. ABD’deki George Washington ve Johns Hopkins üniversitelerinden araştırmacılar Temmuz 2014 ve Eylül 2017 tarihleri arasında gönderilmiş binlerce tweeti incelediler. Bu çalışmada pazarlama ve kötü amaçlı yazılım botlarının yanı sıra ABD seçimlerine müdahale eden Rus trol hesaplara ait olduğu artık bilinen pek çok hesabın aşılar hakkında tweet attığı ve sağlık üzerine yapılan çevrimiçi iletişimleri saptırdığı görüldü. George Washington Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve American Journal of Public Health‘te yayımlanan çalışmanın baş yazarı olan David Broniatowski; “Amerikalıların büyük kısmı aşıların güvenli ve işe yarar olduğunu düşünüyor ancak Twitter’a baktığımızda bu konuda çok fazla tartışma olduğu izlenimini ediniyoruz. Görünen o ki aşı karşıtı tweetlerin çoğu kaynağı belli olmayan hesaplardan gönderilmiş,” diyor. “Bunlar bot, insan kullanıcı ya da botların ele geçirdiği ‘cyborg’ hesaplar olabilir. Bot ve trol hesaplardan tam olarak kaç tweet gönderildiğini bilmemiz mümkün olmasa da bulgularımız aşılar hakkındaki çevrimiçi söylemin bir dizi gizli amacı olan kötü niyetli aktörler tarafından üretilmiş olabileceğini gösteriyor.” Örneğin araştırmacılar kötü amaçlı yazılım, istenmeyen ticari içerik ve karışıklığa yol açan malzemeleri dağıtan bot hesap lar olarak tanımlayabileceğimiz “içerik kirleticilerin” ortalama Twitter kullanıcılarına göre yüzde 75 daha fazla aşı karşıtı mesaj paylaştığını tespit ettiler. University of Maryland profesörlerinden Sandra Crouse Quinn, “Zararlı içerik üreticileri (content polluters) takipçilerini kötü amaçlı web sitelerinin bağlantılarına tıklamayı teşvik etmek için aşı karşıtı mesajları web reklamlarında bir yem olarak kullanıyor gibi görünüyor. İşin garip yanı, biyolojik virüslere açık olmayı yücelten bir içerik, bilgisayar virüslerine de davet çıkarıyor,” diyor. Araştırmacılar, 2016 ABD seçimlerine müdahale etme girişimleri nedeniyle ABD Tahkikat Heyeti’nin yakın zamanda soruşturma açtığı, Rus hükümeti destekli bir şirket olan Internet Research Agency’ye bağlı olan hesapların gönderdiği 250’den fazla tweeti incelediler. İncelemeler sonunda atılan tweetlerde Amerikan toplumu içinde tartışmalara yol açan ırka ve ekonomik koşullara dayalı eşitsizlik gibi konularla aşı arasında bağlantı kuran kutuplaştırıcı bir dil kullanıldığı görüldü. “Görünen o ki bu troller aşı konusunu Amerikan toplumu içinde anlaşmazlıkları ateşlemek için bir araç olarak kullanıyor.” diyor Johns Hopkins profesörlerinden Mark Dredze ve devam ediyor: “Ancak iki tarafa da oynayarak toplumun aşıya duyduğu güveni zedeliyor, hepimizi bulaşıcı hastalıklara karşı savunmasız bırakıyorlar. Ne de olsa virüsler ülkelerin sınırlarını dikkate almazlar.”" Araştırma: Üniversite öğrencileri yalan haberler nedeniyle tüm haberleri sorguluyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-universite-ogrencileri-yalan-haberler-nedeniyle-tum-haberleri-sorguluyor,"*Bu içerik ilk kez "" Fake news is making college students question all news "" başlığıyla Poynter t arafından 16 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yakın zamanda gerçekleştirilen medya kullanımıyla ilgili bir araştırmada ABD’de bulunan 6 bin üniversite öğrencisinin neredeyse yarısı, sosyal medyadaki doğru haberleri yalan haberlerden ayırt etmekte zorlandıklarını belirtti. Öğrencilerin yüzde 36’sı, yanlış bilgiler yüzünden tüm iletişim araçlarına artık daha az güvendiklerini ifade etti. Bu araştırmanın yazarlarından biri olan ve Northeastern Üniversitesi’nde profesör olan John Wihbey bir basın açıklamasında “Hazırladığımız rapor, gençler için bazı açılardan son derece sorunlu bir haber ortamı yarattığımızı ortaya koydu. Onlara yol gösterecek yöntemler bulmalıyız ki doğru kaynaklara ulaşsınlar,” ifadesinde bulundu. “Kamunun ‘yalan haberler'le ilgili oldukça tartışmalı ve olumsuz söylemleri, gündemi takip eden gençleri neredeyse gördükleri her haber karşısında tedirgin ediyor.” “Kesinlikle katılıyorum” ve “kısmen katılıyorum” şeklinde verilen yanıtlar “katılıyorum” kategorisinde değerlendirilmiştir. Her bir kategoriye ilişkin hesaplanan yüzdeler için, yanıt veren katılımcıların toplam sayısı baz alınmıştır. (Kaynak: Northeastern Üniversitesi) Toplam 11 Amerikan üniversitesinde gerçekleştirilen öğrenci anketlerinin yanı sıra Knight Foundation tarafından hazırlatılan ve kâr amacı gütmeyen Project Information Literacy kuruluşu tarafından yayınlanan yıllık bir raporda, üniversite çağındaki 135 bin Twitter kullanıcısının medya kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi edinmek amacıyla kullanıcıların paylaşımları analiz edildi. Araştırmacılar öğrencilerin yanlış bilgi olasılığı nedeniyle, yayınladıkları haberler için birkaç farklı kaynak kullanarak çapraz referans yaptıklarını ortaya çıkardı. Her bir kategoriye ilişkin hesaplanan yüzdeler için, yanıt veren katılımcıların toplam sayısı baz alınmıştır. (Kaynak: Northeastern Üniversitesi) Elde edilen bu bulgu, üniversite öğrencilerinin haberleri ve bilgileri paylaşmadan önce doğruluklarını teyit etme eğiliminde olduklarına işaret ediyor. Bununla birlikte Wihbey, basın açıklamasında bu durumun ana akım medya için endişe verici olduğunu bildirdi. Wihbey “Bu iki tarafı keskin bir kılıca benzer. Bir tarafta genç haber takipçilerini, edindikleri bilgilerin kaynağı konusunda bilinçlendiriyorsunuz; diğer tarafta ise iyi bir şekilde hazırlanmış, iyi araştırılmış ve doğru kaynaklardan alınan haberlerin gücüne inanmayan bir nesil yetiştirmek de istemiyorsunuz.” ifadesine bulundu. Project Information Literacy’nin tespitleri, araştırmacıların üniversite öğrencilerinin internette dolaşan yanlış bilgileri saptama yetenekleriyle ilgili edindikleri bulgulara nitelikli bir boyut getiriyor. 2016 yılının Kasım ayında Stanford Üniversitesi, çeşitli yaşlardan öğrencilerin çevrimiçi bir haber kaynağının güvenilirliğini sürekli olarak tayin edemediklerini ortaya çıkaran bir çalışma yayınladı . Çalışma raporu 12 eyalette bulunan ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan 7 bin 800’den fazla katılımcıyı kapsıyordu. Öğrencilerden tweetler, yorumlar ve makalelerde geçen bilgileri değerlendirmeleri istendi. Rapora göre ortaokul öğrencilerine, reklam ile haber arasındaki fark sorulduğunda çoğu bu soruya yanıt veremedi. Lise öğrencileri, silahlı şiddetle ilgili grafiğin bir siyasal eylem komitesi tarafından hazırlandığını genel olarak fark edemedi. Üniversite öğrencileri ise “.org” URL’li araştırma sitelerini inceleme zahmetinde bile bulunmadı. Araştırmacılar görüşlerini şöyle ifade etti: “Genel olarak gençlerin internetteki bilgileri muhakeme etme yetenekleri özetlenirse bu durumun iç açıcı olmadığı ortaya çıkıyor. ‘Dijital ortamda yetişen bu nesil’ Facebook ile Twitter arasında mekik dokurken Instagram’a selfie yüklüyor ve bir arkadaşıyla mesajlaşıyor. Diğer bir taraftan sosyal medya kanallarında dolaşan bilgilere ise kolaylıkla aldanıyor.” Vancouver merkezli Washington State Üniversitesi’nde karma ve ağ bağlantılı öğrenme konusunda çalışmalar yapan Mike Caulfield Poynter’a, Project Information Literacy tarafından yürütülen araştırmanın, öğrencilerin medya okuryazarlığı konusunda edinilen bulguların çoğunun sonucu benzer yansıttığını ifade etti. “Öğrenciler kendilerini donanımsız ve zayıf hissediyor; şu an için imkânsız olduğunu hissettikleri bir doğruluk standardına göre yaşamak istiyorlar; karşılaştıkları birçok yalan habere olduğundan fazla değer verme eğilimindeler, bu yüzden kolayca kandırılıyorlar ve olaylara kuşkuyla yaklaşıyorlar.” Rapor, Caulfield açısından önem taşıyan çekişmeli bir konuya da değiniyor: Öğrenciler doğru haberleri önemsiyor. Sadece günümüz medyasının oluşturduğu ekosistem, öğrencilerin doğru haberin neye benzediğini algılamalarını zorlaştırıyor. Caulfield bu konuyu şöyle yorumladı: “Büyük sorunun, öğrencilerin konuyu önemsemelerini sağlamak olduğunu düşünen yetişkinler mevcut ve öğrenciler çoğu zaman son derece kuşkulu bir tutum sergiliyorlar. Dolayısıyla böyle bir raporun varlığından memnunum. Bununla birlikte öğrencilerin bu tutumları, bilgi kirliliğinin bunaltıcılığından kaynaklanıyor. Onlara uygulayabilecekleri pratik araçlar sağlarsanız şüphecilikleri ortadan kalkacaktır. Öğrenciler, doğruya ulaşmanın 20 dakikalık bir süreç olduğunu düşündükleri için ana eğilim olarak doğru bilgiyi kullanmaktan vazgeçiyorlar.”" Britanya hükümeti “sahte haber” ifadesini resmi evraklarda kullanmama kararı aldı,https://teyit.org/teyitpedia/birlesik-krallik-hukumeti-yalan-haber-ifadesini-resmi-evraklarda-kullanmama-karari-aldi,"Britanya hükümeti, ‘sahte haber’ (fake news) ifadesinin kurumlardaki yetkililer tarafından resmi evraklarda kullanılmaması yönünde karar aldı. Hükümet, “yanlış bilgi” (misinformation) veya “ dezenformasyon ” (disinformation) ifadelerinin kullanımının daha açıklayıcı olduğunu öne sürerek yetkilileri bu kelimeleri kullanmaya çağırıp ‘yalan haber’ ifadesinin resmi evrak ve yazışmalarda kullanılmamasına karar verdi. Yetkililer, yalan haber’ ifadesinin ne anlama geldiğinin açıkça tanımlanamamasından dolayı kavramın kısır ve yanıltıcı olduğunu savunuyor. Sahte haber ifadesinin kullanılmamasına ilişkin öneri; İngiltere’nin Dijital, Kültür, Medya ve Spor (DCMS) Komitesi tarafından sosyal medyanın seçim döneminde kötüye kullanılması endişesiyle hazırladığı raporda dile getirilmişti. Temmuz ayında DCMS Komitesi yayınladığı yıllık raporda , “özellikle seçimler ve referandumlar sırasında kullanıcıları hedef alan kişisel verileri manipüle ederek ortaya çıkabilecek demokrasi krizi” konusunda uyarıda bulunmuştu. ‘Sahte haber’ ifadesi özellikle 2016 ABD başkanlık seçimleri sırasında seçimin seyrini değiştirdiği düşünülen sahte içerikleri ifade etmek açısından yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştı. 2017 yılında ‘fake news’ Collins Dictionary tarafından yılın kelimesi seçilmişti . Fakat ‘yalan haber’ ifadesi gazeteciliği ve medya kuruluşlarını gözden düşürmek için kullanılan manipülatif bir terim haline geldi ve asıl anlamını yitirdi. ABD Başkanı Donald Trump, CNN’e “Siz ‘yalan haber’siniz. Sorularınızı cevaplamayacağım” diyerek ifadenin anlamının değişmesine yol açmıştı. İfadenin yanlış kullanımlarıyla ortaya çıkan bilgi fabrikasyonu hem okuyucu hem haberciler için bir tehdit unsuru oluşturmaya devam ediyor ." Araştırma: Haberi görüşten ayırma konusunda yeni nesil daha başarılı,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-nesil-haberleri-goruslerden-ayirma-konusunda-daha-basarili,"Bu içerik ilk kez "" Younger generations are actually better at telling news from opinion than those over age 50 "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 23 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Ellerinde akıllı telefonlarıyla sinir bozucu şekilde dolaşan bu çocuklar, haber sayfalarının, görüş yazılarından ayrıldığı basılı gazete dönemine dair hiçbir şey bilmiyor. Pew Araştırma Merkezi tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre haber ile görüş arasında ayrım yapma konusunda endişe duyulması gereken esas grup onlar değil. Pew tarafından Şubat ve Mart aylarında yürütülen bir anket, ABD’de yaşayan 18-49 yaş aralığındaki bireylerin, olgusal açıklamaları gerçek, görüş açıklamalarını ise görüş olarak sınıflandırma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu yaş aralığının üçte biri, uygulanan testte beş haber öğesini tamamen doğru tanımlarken 50 yaş üstü grupta bu oran yüzde 20’de kaldı. Diğer bir taraftan genç grubun yüzde 44’ü testteki görüş öğelerinin tamamını doğru teşhis ederken yaşça daha büyük olan grubun sadece yüzde 26’sı tüm görüş öğeleri için doğru tanımlama yapabildi. ABD’deki her bir yaş grubunda, olgulara dayalı açıklamaları gerçek olarak doğru sınıflandıran yetişkinlerin yüzdesi Beş (Tamamı)    Üç veya dört     İki veya daha az 18-49 yaş                     %32            %42            %26 +50                                %20           %49            %31 ABD’deki her bir yaş grubunda, görüş açıklamalarını görüş olarak doğru sınıflandıran yetişkinlerin yüzdesi Beş (Tamamı)    Üç veya dört   İki veya daha az 18-49 yaş                     %44           %38             %18 +50                                %26           %48            %26 Not: Açıklamaları atlayanlar, o soruyu yanlış yanıtlayan katılımcılar olarak değerlendirildi. Kaynak: Anket 22 Şubat ile 4 Mart 2018 tarihleri arasında yapıldı. (Her yaş grubundan birey, becerisini bu bağlantıdan test edebilir .) Pew’de araştırmacı olan Jeffery Gottfried şöyle bir değerlendirmede bulundu; “Bu çalışmada dijital bilginin dışında, belgelere dayalı açıklamaları ve görüş açıklamalarını doğru sınıflandırma becerisiyle iki etkenin güçlü bir ilişkisi olduğu tespit edildi: daha fazla siyasi duyarlılığa sahip olma ve ulusal haber yayın organlarından alınan bilgilere daha fazla güvenme. Genç yetişkinler, siyasi bakımdan daha az duyarlı olma ve haber yayın organlarına daha az güvenme eğiliminde olsalar da görüş yazılarını haberden ayırt etme konusunda daha başarılı olmayı sürdürüyorlar.” Amerikan Basın Enstitüsü’nün yakın tarihli bir araştırmasına ilişkin bir dipnot bu tespiti güçlendirir nitelikte. Dipnota göre, ABD’deki insanların yalnızca yüzde 43’ü dijital haber sitelerinde ve sosyal medyada yer alan görüşlerin haberlerden kolaylıkla ayırt edilebildiğini düşünüyor. Amerikan Basın Enstitüsü araştırmacıları, 30 yaş altı yetişkinlerin yüzde 52’sinin bu ayrımı sosyal medyada en azından bir dereceye kadar kolayca yapabildiğini belirttiğini, 60 yaş ve üstü yetişkinlerde ise bu oranın yüzde 34 olduğunu ortaya çıkardı: “Genç yetişkinlerde gözlemlenen kolaylık seviyesi tüm medya organlarında hemen hemen aynıydı.” Aynı zamanda araştırma, genç topluluğun “serbest kürsü” (op-ed) olarak ifade edilen basım jargonunu daha yaşlı olan kitleden açıkça daha az bildiğine dikkat çekti. Görüş sayfalarında yer alan terimler dahildir Yukarıdan aşağıya doğru sıralanmıştır : Doğal reklam, Serbest kürsü, Atıf, Analist ve yorumcu, Muhabir ve köşe yazarı, Baş makale ve haber yazısı, Haber yazısı ve basın bildirisi, Siyasi doğrulamanın tanımı, Son dakika haberlerin anlamı Soru: “Aşağıda gazetecilikte ve medyada kimi zaman karşımıza çıkan çeşitli terimlerin veya kavramların bir listesi bulunuyor. Her bir terimi veya kavramı ne kadar iyi biliyorsunuz?” Soru: “Aşağıda gazetecilikte ve medyada kimi zaman karşımıza çıkan çeşitli terimlerin veya kavramların bir listesi bulunuyor. Her bir terim veya kavram için ABD’deki birçok kişinin bu terimler arasındaki farkı veya kavramların anlamlarını ne kadar iyi anladıklarını lütfen puanlayın.” Araştırma: “Americans and the News Media,” 2018. Pew tarafından yakın zamanda yürütülen bir araştırma, ABD’deki sosyal medya kullanıcılarının yüzde 57’sinin, haberlerin “ çoğunlukla doğru olmadığını ” düşündüklerini, sosyal medyadaki haberleri takip eden daha genç kitlenin ise beklenildiği gibi, sosyal medyanın “ öğrenmelerini daha olumlu etkilediğini ” öne sürme eğiliminde olduklarını (18-29 yaş aralığının yüzde 48’i, 50-64 yaş aralığının ise yüzde 28’i) tespit etti. Serbest kürsü sayfaları şu günlerde, The New York Times’ta Trump hakkında çıkan anonim yazı ve başkanın USA Today’e yazdığı hata dolu makalesi nedeniyle haber döngüsü içerisinde daha fazla rol oynuyor. Hızla gizemli bir hale gelen terimlerle savaşmak yerine yeni nesil haber takipçilerinin gazetelerin bölümlerini anlamalarını takdir etmek dışında birkaç seçenek daha mevcut." Reuters 2018 Dijital Haberler Raporu'nun Türkiye Özel Eki yayımlandı,https://teyit.org/teyitpedia/reuters-2018-dijital-haberler-raporunun-turkiye-ozel-eki-yayimlandi,"Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü 2018 Dijital Haberler Raporu’nun Türkiye eki yayımlandı . Bu çalışma Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü Dijital Haberler Raporu 2018'in bir parçası olarak toplanan verilerin analizine dayanıyor. Rapor genel hatlarıyla kullanılan haber kaynakları, habere erişim araçları, medyaya güven, yalan haber, haber kanalları ve çevrimiçi mesajlaşmaya dair veri ve istatistikler içeriyor. Çalışma Türkiye'nin de dahil olduğu çeşitli ülkelerde haberlerin nasıl tüketildiğini anlamayı amaçlıyor. Rapordaki temel bulgular Türkiye’de televizyonun en önemli haber kaynağı olduğunu, akıllı telefon kullanımının internet ortamındaki haberlere erişimde bilgisayarı geçtiğini, çok sayıda kullanıcının medyada yalan haber paylaşımında bulunduğunu ve yalan haberlere maruz kaldığını, özel mesajlaşma uygulamalarının da haber kaynağı olarak kullanıldığını gösteriyor. Televizyon ve internet, Türkiye’de öncelikli kullanılan haber kaynaklarının başında geliyor. Başlıca haber kaynakları olan bu iki kaynağın yıllar içinde kullanımının 2017 raporuyla karşılaştırıldığında da yerini koruduğu görülebiliyor. (sf.13) Figür: 7 Zaman için ana haber kaynakları TV- Çevrimiçi kaynaklar- Sosyal Medya-Basılı- Radyo Rapor, siyasi eğilime göre hangi haber kaynaklarının kullanıldığına dair veriler de içeriyor. Sonuçlara göre sağ görüşe eğilimli kişiler haber kaynağı olarak öncelikle televizyonu kullanırken, kendilerini sola yakın tanımlayan katılımcılar ise ilk olarak çevrimiçi haberleri okumayı tercih ediyor. Türkiye’de haberleri öncelikli olarak televizyondan takip ettiklerini söyleyenlerin oranı yüzde 48 fakat bu oranın politik eğilime göre farklılıklar gösterdiğini söylemek mümkün. Kendilerini sağ görüşe yakın olarak beyan eden kişilerin haberlere ulaştıkları öncelikli mecra yüzde 59 oranı ile televizyon iken, kendini sol görüşe eğilimli tanımlayan kişiler ise yüzde 45 oranı ile haberlere internet üzerinden ulaşıyorlar. (sf.14) Figür 10: Politik eğilime göre öncelikli haber kaynağı Sol - Merkez- Sağ Çevrimiçi-Basılı-Televizyon Medyadan ulaşılan haberlere güvenen ve güvenmeyenlerin oranının dikkat çekici şekilde yakın olduğu, raporda ortaya çıkan sonuçlardan bir diğeri. Türkiye’de medyaya güvenenlerin oranı yüzde 38 iken güvenmeyenlerin oranı ise yüzde 40. Bu sonuçların, raporda da değinildiği gibi, ülkenin keskin kutuplaşma seviyesini gösterdiğini söylemek mümkün. (sf.20) Türkiye, araştırmaya katılan 37 ülke arasında habere güvensizlikte Yunanistan, Bulgaristan ve ABD ile birinciliği paylaşıyor. ABD’nin durumu önceki yıllardaki raporlarla karşılaştırıldığında, medyaya güvensizlikte ilk sıralara bu yıl yükseldiğini söylemek mümkün. Türkiye’de bu yıl yüzde 40 olan medyaya güvensizlik oranının ise geçen yıla göre yüzde 2 arttığı 2017 yılı rapor verileriyle karşılaştırıldığında görülebiliyor. Bir yıl içerisinde gözlemlenen bu artış medya tüketicilerinin karşılaştıkları içeriğe karşı daha da şüpheyle yaklaştığını ve inanma oranlarının da düştüğünü gösteriyor. Raporda özellikle son yıllarda Türkiye’de yalan haber üretimi ve paylaşımının arttığına da vurgu yapılıyor. Araştırmada buna ek olarak katılımcılarının karşılaştığı yalan haber tipleri de analiz ediliyor. Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü araştırmacılarından Dr. Richard Flecther; yalan haberi belirlemek okuyucular için öznel bir yerde durduğundan dolayı, yalan habere maruz kalma oranlarını ölçmenin hayli zor olduğunu belirtiyor. Araştırmanın bu kısmındaki veriler, katılımcılara geçtikleri hafta hangi yalan haber tipleriyle karşılaştıkları sorularak toplandı.(sf. 25) Tiplerine göre yalan habere maruz kaldığını belirten katılımcı oranları-Türkiye Anket katılımcılarının yüzde 53’ü sadece belirli bir gündemi öne çıkarmak için doğru bilginin çarpıtıldığı hikayelerle karşılatıklarını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 49’u karşılaştıkları yalan haberlerin ‘siyasi veya ticari amaçlı üretilmiş haberler’ olduğunu; bir o kadarı da ‘yanıltıcı başlıklar, çarpıtma ve yanlış bilgi içeren kalitesiz gazetecilikten kaynaklı yalan haberlere’ maruz kaldıklarını belirtiyor. Üçüncü sırada ise yüzde 44 oranıyla yeni bir haber gibi gözüken fakat içeriği reklam olan başlıklar’ geliyor. Başta politikacılar ve diğer herkes tarafından ‘yalan haber’ ifadesinin beğenilmeyen haberlere karşı yanlış kullanımı da katılımcıların son bir haftada maruz kaldıkları yanıltıcı içerikler arasında yüzde 40 oranla yer alıyor. Son olarak katılımcıların yüzde 32’si ‘sadece hiciv içerikli mizah amaçlı üretilen haberlere de sıkça rastladıklarını belirtiyor. Son bir haftada üretilmiş yalan haberle karşılaştıklarını söyleyen katılımcı oranlarına baktığımızda, araştırmaya dahil ülkeler arasında Türkiye yüzde 49’luk oranla birinci sırada yer alıyor. Geçen hafta tamamen uydurulmuş haberlere maruz kaldığını belirten katılımcı sayısı oranları Geçen hafta boyunca hangisiyle karşılaştınız? "" Politik ve ticari amaçlar için tamamen uydurulmuş hikayeler"" Raporun yalan haberler ve haber okuryazarlığı ile ilgili kısmında teyit.org ’dan “derinlemesine kutuplaşmış bir topluma ve medyaya sahip bir ülke için şaşırtıcı görünebilir ama bir doğrulama platformu olan teyit.org toplumun her kesiminde çok iyi bir üne sahip. İktidardaki AK Parti ve muhalefet partilerinin yetkilileri teyit.org ’un bulgularını aktarıyorlar.” şeklinde bahsediliyor." Facebook doğrulama programını yanıltıcı haber başlıkları için genişletiyor,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-dogrulama-programini-yaniltici-haber-basliklari-icin-genisletiyor,"Facebook'ta paylaşılan herhangi bir haberin, görselin, videonun doğruluğunun kontrol edilmeden yayılmasının, platform ve platformu kullananlar açısından özellikle ABD Başkanlık seçimlerinden bu yana ciddi bir sorun haline geldiğini söylemek mümkün . Bazı araştırmalar, güvendiğimiz arkadaşlarımız veya aile üyelerimizin paylaştığı içeriklere doğruluğunu teyit etmeden inanıp, Facebook'ta paylaştığımızı ortaya koyuyor. Facebook'un bu yapısının yalan haberin yayılımını fazlaca etkilediğini gören teyitçiler ve Facebook ekibi, geliştirebilecek olası çözümler için Aralık 2016 'dan bu yana işbirliği içindeler. Önce kullanıcıların karşılaştıkları içeriği 'asılsız' olarak işaretlemesine imkan veren bir güncelleme getiren Facebook, bunun ardından yanlış bilgi yayan görselleri tespit etmek ve yayılımlarını ölçmek için bir yapay zeka uygulamasını geliştirerek teyitçiler ile işbirliğini ilerletti. Önceden asılsız olarak işaretlenen herhangi bir paylaşımın teyitçiler tarafından sadece içeriğinin değerlendirilmesi üzerine kurulu olan sistem; şimdi ise biraz daha geliştirilerek haber başlıklarının da yanlış veya yanıltıcı olma ihtimalinin değerlendirilebilmesinin önünü açtı. Yakında, Facebook ile çalışan teyitçiler sitede yayılan bir içeriğin tamamı değil sadece başlığı yanlış olsa da haberin başlığını değerlendirebilecek ve yayılmasını yavaşlatabilecek. 22 Ekim Pazartesi günü teknoloji şirketi Facebook dünya genelinde işbirliği içinde olduğu 33 partneriyle toplanarak bu özelliği duyurdu. Bu uygulama teyitçilerin yanlış bilgi türlerini belirlemelerine ortam hazırlayan bir değişiklik olacak. Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın temel ilkelerinin imzacısı olmak ise projeye katılmak için ön koşul. Facebook sözcüsü Lauran Svensson Poynter’a gönderdiği elektronik postada; teyitçilerden gelen geri dönüşlere her zaman açık olduklarını, programın açıklığa kavuşturulması gereken gri alanlarını güncellenen rehberle ortadan kaldırmak istediklerini belirtti. Svensson aynı açıklamada; bu yeni değerlendirme seçeneğinin hem teyitçilere hem de yayıncılara daha fazla netlik getireceğini umduklarını da belirtti. Üçüncü taraf doğrulama sistemine gelen bu yeni özellik Facebook’un teyitçilerle daha önce başlattığı sahte fotoğraf, videoları doğrulama süreçlerinin geliştirilmesine ve tekrar tekrar paylaşılan sahte gönderileri tespit etmede yapay zeka kullanımını geliştirmeye yardımcı olacak. Başlıkların, haberlerin ilgi çekiciliği ve yayılma gücü üzerinde hayli etkili olduğunu ve zaman zaman aldatıcı olduğunu sık sık görüyoruz. Fakat Facebook gibi sosyal medya platformlarında çoğu zaman içeriği tam anlamıyla yansıtmayan, yanlış iddiada bulunan 'tık tuzağı' başlıklarla karşılaşıyoruz. teyit.org 'un Mart 2018'deki analizlerinden birine konu olan ""baş ağrısı şikayetiyle hastaneye giden adamın beyinsiz çıktığı iddiası"" yanıltıcı başlık meselesine çok iyi bir örnek olarak ele alınabilir. Yeni Şafak gibi haber sitelerinde ""baş ağrısı şikayetiyle hastaneye gitti 'beyinsiz' olduğunu öğrendi"" başlığıyla paylaşılmıştı. Ancak baş ağrısı sebebiyle hastaneye giden 84 yaşındaki hastanın beyninin olmadığı iddiası doğru değildi . Dünyanın önemli tıp dergilerinden BMJ’de yayınlanan makalede, doktorların hastanın rutin kontrollerini yaptığı ve beyin MRI’nın çekilmesinin ardından 84 yaşındaki hastanın sağ ön lobunda 9 cm’lik bir hava boşluğunu fark ettiği ifade ediliyordu. Yani söz konusu haberlerde geçtiği gibi hastanın beyinsiz olduğu veyahut sol beyninin yarısının olmadığı iddiası doğru değildi. Bu örnekte görüldüğü gibi yanıltıcı başlıklar kendini haber başlığının yanlış; içeriğin kısmen doğru olduğu şekillerde kendini gösterebiliyor. Temmuz 2017’de dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından Poynter’in bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (International Fact-checking Network) tarafından yayınlanan İlkeler Kılavuzu’nu (Code of Principles) tanıyarak imzacısı olan teyit.org, sahip olduğu sertifikasyon ile Facebook’un üçüncü taraf doğrulama programının Türkiye uygulayıcısı oldu . Programın başlamasıyla birlikte teyit.org , Facebook’ta şüpheli bulunan bilgileri inceleyerek, bulguları kontrol ediyor ve bilgilerin doğruluğunu tespit ediyor. 2016 yılında başlayan program, bugüne kadar Türkiye dahil Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Filipinler, Meksika, Brezilya, Endonezya, Kolombiya, Hindistan, Arjantin, Kanada, Pakistan, İsveç ve İrlanda’daki doğrulama organizasyonlarıyla iş birliği içerisinde sürüyor ." Brezilya başkanlık seçimlerinde sahte haberler WhatsApp üzerinden nasıl yayıldı?,https://teyit.org/teyitpedia/brezilya-baskanlik-secimlerinde-yalan-haberler-whatsapp-uzerinden-nasil-yayildi,"Brezilya’da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turu gerçekleşmeden önce yapılan bazı araştırmalar çok sayıda sahte haberin WhatsApp üzerinden yayıldığını ortaya koydu. 7 Ekim 2018’de başkanlık seçimi için yapılan ilk tur oylamasında Sosyal Özgürlük Partisi'nin aşırı sağcı adayı Jair Bolsonaro, İşçi Partisi'nin adayı Fernando Haddad’ı yüzde 46’ya karşı 29,3 oyla geride bırakmıştı. 28 Ekim 2018 Pazar günü yapılan ikinci turda iki aday yeniden karşı karşıya geldi ve Bolsonaro seçimi kazandı. Fakat Bolsonaro’nun kazandığı başkanlık seçimi sürecinde sosyal medyada pek çok sayıda söylenti, sahte haber ve montajlanmış görüntü yayıldı. Bu tip paylaşımların Facebook ve Twitter gibi açık platformlarda izini sürmek ve kanıtlarını bulmak çok zor olmasa da WhatsApp’in uçtan uca şifreleme sistemi sahte haberlerin nasıl yayıldığını takip etmeyi neredeyse imkansız kılıyor. Brezilya’nın güneydoğusunda yer alan Belo Horizente’deki Minas Gerais Federal Üniversitesi tarafından geliştirilen bir takip sistemini kullanan Poynter bu seçim sürecinde en çok yayılan içerikleri analiz etti. Minas Gerais Federal Üniversitesi’nde doçent olan Fabrício Benevenuto geliştirdikleri uygulamanın kamuya açık WhatsApp gruplarını izleyen bir sistem olduğunu belirtip şunları söyledi: “Bu uygulama, baktığımız grupların içinde ne olduğunu gösteriyor. Örneğin gösterge panelinde bir görselin günde 40-50 grupta paylaşıldığı görülebiliyor.” Sistem, çoğunlukla internette çeşitli yerlerde linki yayılan ve bağlantı linkine sahip olan herkesin erişebildiği açık WhatsApp gruplarından veri alarak çalışıyor. Sistemin merkezi gösterge panosunda WhatsApp’ta en çok yayılan mesajlar, görseller, videolar ve ses kayıtları görüntülenebiliyor. Araştırmacılar Brezilya’da WhatsApp kaynaklı görsel içerikler öncelikli olmak üzere, oylama sonuçları hakkındaki iddiaların farklı sosyal medya platformları arasında nasıl geçiş yaptığını analiz ettiler. Kaynak: Eleições Sem Fake WhatsApp’tan yayılan sahte haber içeriğini analiz eden ilk platform olan Eleições Sem Fake’in 22 Ekim’deki veritabanında ilk sırada yer alan fotoğraf, hükümet ait kamyonetin arkasında kutulardaki oy kaydetme makinelerini gösteriyor. Agência Lupa ’nın haberine göre Brezilya’daki WhatsApp kullanıcıları bu dört kutudan üçünün Haddad’a ait oylarla doldurulduğunu ve yolsuzluk yapıldığını iddia etti. Amazon Bölgesel Seçim Mahkemesi araçların devlete ait olduğuna ve hiçbir yolsuzluğa rastlanmadığına dair beyanat verdi. Söz konusu araba görseli 74 grupta 46 kullanıcı tarafından paylaşıldı. Eleições Sem Fake’e göre aynı ekran görüntüsü hafta boyunca 117 grupta daha paylaşıldı. Kaynak: Eleições Sem Fake Seçimden bir gün önce paylaşılan toplantı fotoğrafının Haddad’ın Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ile seçimde yolsuzluk yapmak için gizli bir toplantıda olduğunu gösterdiği iddia edildi. Bu sahte haber 44 WhatsApp grubunda görüntülendi ve Facebook kullanıcıları tarafından da ihbar edildi. Fakat 28 Ekim’de Arjantin’in doğrulama platformlarından Chequeado, Lupa ile işbirliğiyle söz konusu iddiayı içeren haberi inceleyerek, bu toplantının önceden kamuoyuna duyurulduğunu göstererek yanlışladı. WhatsApp’ta görsellerden daha az etkili olsa da mesaj zincirleri de seçim gününde sahte haberlerin yayılmasında hayli etkili oldu. Kaynak: Eleições Sem Fake 24 Ekim günü en çok paylaşılan ikinci mesaj olan bu mesajda gün ışığından yararlanma saati uygulaması nedeniyle saat 16.00’dan sonra verilen oyların geçersiz sayılacağı iddia edildi. Bu sahte haber Facebook’ta çokça paylaşıldı ve teyitçilere ihbar edildi. AosFatos 28 Ekim’de bu iddiayı gün ışığından yararlanma uygulamasının 4 Kasım’a kadar başlamayacağını öne sürerek yalanladı . Eleições Sem Fake bu mesajın sekiz farklı kullanıcı tarafından yedi grupta paylaşıldığını bildirdi. Kaynak: Eleições Sem Fake Eleições Sem Fake’in veri tabanında 26 Ekim’de birinci sırada yer alan mesaj zinciri ise Balsonaro’yu seçimin galibi göstermek için yapılan sahte bir ankete işaret ediyordu. Mesajda Balsonaro’nun yüzde 23’e yüzde 77 oy oranı ile Haddad’ı geride bıraktığı iddia edildi. AosFatos 27 Ekim’de böyle bir anketin yapılmadığını öne sürerek 33 grupta 41 kullanıcı tarafından paylaşılan iddiayı yalanladı. Kaynak: Eleições Sem Fake Bu video ile Formula 1 sürücüsü olan ve 1994 yılında hayatını kaybeden Ayrton Senna’nın kız kardeşi Viviane Senna’nın Bolsonaro’nun seçim kampanyasında Senna’nın yarışı kazandıktan sonra kullandığı tanıtım materyallerini kullanmasına izin verdiği iddia ediliyordu. 26 Ekim’de bu video WhatsApp’ta en çok paylaşılan videoydu. Eleições Sem Fake’e göre içerik 106 kullanıcı tarafından 83 farklı grupta paylaşıldı. Lupa 27 Ekim’de kullanıcıların içeriği sahte haber olarak işaretlemesi üzerine videodaki iddiayı yalanladı . Video Facebook’ta 3 bin 500 kez paylaşılmış, YouTube’ta ise 3 bin görüntüleme almıştı. Comprova , Harvard Kennedy Okulu Shorenstein Merkezi’nin bir projesi olan First Draft tarafından Brezilya başkanlık seçimi süreci için özel olarak kurulmuş yeni bir doğrulama platformu. Comprova, 2018 başkanlık seçim kampanyasını etkileyebilecek söylentileri, uydurma içeriği ve manipülasyonları belirlemek ve açıklamak için 24 farklı Brezilyalı medya şirketinden gazetecileri bir araya getirdi. Comprova’nın amacı, yaygın olarak karşılaşılan manipülasyon ve yanlış bilgileri engellemeye çalışmak. Comprava’nın yanlış bilgi hakkında bir analiz yayınlanması için en az 3 medya kuruluşunun bu içeriği doğrulaması gerekiyor. Kendi sitelerinde çok fazla trafik olmasa da medya kuruluşlarının işbirliği ile ortaya koydukları çalışmalar milyonlarca kişiye ulaştı. “Çok sayıda kötü haberin ortasında, Comprova projesiyle ne kadar gurur duyduğumu paylaşmak istedim. WhatsApp numaramıza 65 binden fazla ihbar ve mesaj geldi; işbirliği içinde 150’nin üzerinde rapor yayınladık . (bunların çoğu WhatsApp kaynaklı)” FirstDraft’tan Claire Wardle; Comprova organizasyonu ile ilgili en şaşırtıcı şeyin gazetecilerin projeye kafa yorduğunu görmek olduğunu belirtti. “Gazeteciliğe olan aşkımı neredeyse kaybetmiştim ama şimdi yeniden heyecan duyuyorum” gibi sözler duymanın farklı kurumlardaki gazetecilerin arasındaki inanılmaz bağı görünür kıldığını söyledi ve ekledi; ""Şu an gelecekte projenin nasıl bir şeye dönüşeceğine bakıyoruz ama bütün gazeteciler projeyi devam ettirmek istiyor. Seçim bittiği için sahte haberler bitmeyecek.""" Araştırma: ABD ara seçimlerinde ne tür yanlış bilgiler yayıldı?,https://teyit.org/teyitpedia/abd-ara-secimlerinde-ne-tur-yanlis-bilgiler-yayildi,"Bu içerik ilk kez "" Track Midterm Election Day Misinformation Right Here "" başlığıyla Wired arafından 11 Haziran 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Seçim günü, ister koordineli kampanyalarla ister affedilebilir hatalarla olsun yanlış bilgilerin yayılması için ideal bir ortam. Bu durum, riskli ve ağır sonuçlar doğurabiliyor. Medyaya bu süre zarfında çok sayıda sıcak gelişme yansıyor. Diğer bir taraftan ABD’deki oylama sistemini kolaylıkla anlamak daima mümkün olmuyor. Görülen şu ki ABD ara seçimlerinde yanlış bilgilerin kaynağı sosyal medya değil. Bununla birlikte Emily Dreyfuss’un geçtiğimiz hafta yayınlanan yazısına göre sosyal medya şüphesiz bu yangına körükle gidiyor. Yani, 2018 ara seçimleri çocukların da dediği gibi bir curcunaya dönüşüyor. WIRED, internet ortamında karşımıza çıkan en önemli hikayeleri, en yaygın safsata ları ve karışıklığa yol açması en muhtemel bilgileri takip etmek üzere ABD’deki seçimler hakkında bu yazıyı yayımladı. ABD polisi, yabancı kuruluşlarla bağlantılı olabileceğine inandığı birtakım online eylemler konusunda Facebook’u uyarmasının ardından sosyal medya devi, geçtiğimiz Pazartesi gecesi Facebook’ta ve Instagram’da “koordineli olarak sahte faaliyetlerde bulunduklarından şüphelenilen” düzinelerce hesap tespit ettiğini duyurdu . Facebook şimdiye kadar, çoğunlukla Fransızca ve Rusça sayfalarla bağlantılı yaklaşık 30 Facebook hesabını ve çeşitli ünlüleri ve siyasetçileri içeren çoğunlukla İngilizce olan 85 Instagram hesabını engellediğini ifade etti. Şirket bu soruşturmayı sürdüreceğini belirtiyor. Facebook’un Siber Güvenlik Politikaları Başkanı Nathaniel Gleicher bu faaliyetlerini bir gönderisinde şöyle duyurdu: “Genellikle, bir şeyi kamuya duyurmadan önce gerçekleştirdiğimiz incelemeye sıkı sıkıya bağlı kalıyoruz. Bununla birlikte büyük önem taşıyan ABD seçimlerine yalnızca bir gün kala insanları attığımız adımlar ve karşılaştığımız gerçekler konusunda bilgilendirmek istedik.” Facebook’un koordineli başka bir şebekeyi etkisiz hale getirmesinden bir hafta sonra haberler biraz yön değiştirdi; şirketin açıklamasına göre kaynağı İran olan bu şebeke, Rus trollerinin 2016 seçiminde geliştirdikleri taktikleri uygulayarak ABD vatandaşı gibi görünerek ayrıştırıcı toplumsal konuları ve ulusal olayları gündeme getiriyorlar. Şirket, Salı sabahı engellenen hesapların yabancı kuruluşlarla bağı olduğuna dair herhangi bir bilgi olmadığını belirtti. Akşam 11:30 sularında ise Facebook bir açıklama yaparak, bazı engellenen hesaplara Rusya merkezli bir İnternet Araştırma Ajansının (IRA) müdahalesinin olabileceğini belirterek tam olarak bunun teyit edilemediğini açıkladı. Gleicher konuyla ilgili şu açıklamada bulundu: “IRA ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir internet sitesi, oluşturdukları Instagram hesaplarının bir listesini yayınladı. Bu hesapların çoğunu dün, kalanlarını ise bugün itibarıyla engelledik .” “ Dün gece polis teşkilatından aldığımız bir ihbar üzerine Rusya merkezli bir İnternet Araştırma Ajansıyla (IRA) bağlantılı olduğundan ve koordineli olarak sahte faaliyetlerde bulunduklarından şüphelenilen 100’den fazla Facebook ve Instagram hesabını engelledik ve hizmetlerimize erişimlerini yasakladık. Bu akşam IRA ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir internet sitesi, oluşturdukları Instagram hesaplarının bir listesini yayınladı. Bu hesapların çoğunu dün, kalanlarını ise bugün itibarıyla engelledik . Bu durum, kötü niyetli aktörlerin pes etmeyeceğini ve bir adım önde olabilmek adına ABD hükümetiyle ve diğer teknoloji şirketleriyle işbirliği yapmamızın neden bu kadar önemli olduğunu bize tekrar gösterdi .” Bu konuda belirgin bir aldatmaca söz konusu olmasa da yanlış anlaşılmaya müsait birçok husus bulunuyor. Pazartesi günü ABD Gümrük ve Sınır Koruma Birimi (CBP) , El Paso’daki bir İspanyol mahallesinde kalabalıkları dizginleme tecrübesini kullanarak Seçim Günü “Mobil Saha Kuvvetleri” ile bir tatbikat gerçekleştireceğini duyurdu. Sivil haklar hareketinden farklı gruplar bu tatbikatın seçmenlerde büyük korku yaratacağına ilişkin endişelerini dile getirdikten sonra Teksas Sivil Hakları Projesi , CBP’nin tatbikatı başlangıç saatinden bir saat önce iptal ettiğini doğruladı. Cumhuriyetçi kanatta yer alan Georgia Eyalet Sekreteri Brian Kemp ile Demokrat Parti’den adaylığını koyan eski eyalet sözcüsü Stacey Abrahams arasındaki Georgia valiliği yarışı, ülkenin en çirkin çekişmelerinden biri haline geldi. Eyalet sekreteri olarak Georgia’daki seçmen kütüklerini denetleme yetkisine sahip olan Kemp, Afrika kökenli Amerikan vatandaşları başta olmak üzere seçmenleri sistematik olarak oy haklarından mahrum etmekle suçlanıyor . Kemp ise hafta sonu boyunca tek bir delil göstermeden Demokrat Parti’yi bilgisayar korsanlığı yapmakla suçladı . Irk ayrımcılığı üzerinden korku tellallığı yapan siyasetçinin Pazartesi günü attığı tweet şöyleydi: “Kara Panter Partisi, rakibimi destekliyor. Abrams’ın Georgia için FAZLA RADİKAL olduğunu düşünüyorsanız bu mesajımı retweetleyin!” Abrams ise ABD nüfus sayımına göre eyaletin yüzde 30,2’sini oluşturan Afrika kökenli Amerikalılardan biri. Tweet , Breitbart’ta çıkan bir makalenin bağlantısını içeriyor. Makalede, “seçmenlerin haklarından mahrum edilmesine karşı silahlanmış” küçük çaplı bir topluluk olan ve kendini Yeni Kara Panter Partisi olarak tanıtan bir Facebook grubunun 3 Kasım’da yayınlanan fotoğrafları bulunuyor. Makale, üye sayısının beşi geçmediği görülen, fakat 22 adet fotoğrafın yayımlandığı Kara Panter eylemini, binlerce kişi tarafından desteklenen Trump’ın Kemp için aynı gece düzenlediği mitingiyle kıyaslıyor. Kemp yandaşları bu fotoğrafları kullanarak Kara Panterlerin seçmenlere gözdağı verdiğini iddia etti. 54 binden fazla üyesi olan “Trump Train” adlı bir Facebook grubunda paylaşılan bir gönderide vatandaşlardan, Kara Panterleri seçim yerlerinde görmeleri halinde polis çağırmaları istendi: ""Radikal ve ırkçı militan grup Kara Panterler, seçmenleri aşırı sol demokrat aday Stacey Abrams’a oy vermeleri yönünde sindirmek ve ‘ikna etmek’ için Georgia’daki seçim noktalarının yanı sıra sokaklarda ve mahallelerde üzerlerinde silahlarla dolaşıyor."" Yeni Kara Panterler, Kemp yandaşlarının bu çağrısına hemen yanıt vermese de bu görüntülerin konu dışında olduğu apaçık ortada. Nitekim Kemp yandaşları Georgia’da seçim noktalarındaki silahlı kişiler yerine Atlanta’da Cumartesi günü bir köşe başında toplanan küçük bir grubu hedef gösterdi. Bu bağlantı üzerinden Georgia’daki yarış hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz . Alarma geçen birçok vatandaş, George Soros’un Smartmatic oylama makinelerinin sahibi olduğunu ve 16 eyaletteki seçim sonuçlarının Demokratların lehine olması için bu makineleri kullanacağını iddia ediyor. Sosyal medyada, “ DİKKAT: Seçim Gününde kullanacağınız oylama makinesinin markası SmartMatic ise oy pusulası isteyin. SmartMatic markasının sahibi SOROS ” şeklinde tipik bir uyarı tweeti dolaşıyor. 2012’den beri dolaşımda olan ve 2016 yılında muhafazakar medya organları içerisinde kendine yer bulan bu söylenti doğru değil. Snopes’un ifade ettiği gibi merkezi Birleşik Krallık’ta bulunan Smartmatic şirketinin başkanı, Soros’un Open Society isimli vakfının yönetim kurulunda yer alıyor. Bununla birlikte şirketin Soros’la olan bağlantısı bu noktayla sınırlı kalıyor. Soros’un oyları bir şekilde değiştirmek için bu sıkı olmayan ilişkilerden faydalandığını düşünseniz bile bu yılki ABD seçimlerinde hiçbir seçim bölgesi Smartmatic oylama makinesini kullanmıyor. Aynı şekilde 2016’daki seçimlerde de bu makineler kullanılmadı. MSNBC Pazartesi günü, yani oylamadan bir gün önce Florida’daki valilik yarışının sonuçlarını bir grafik üzerinde yanlışlıkla gösterdi. Oyların yüzde 99’unun sayıldığı gerçek olmayan sonuçlara göre Demokratik aday Andrew Gillum yüzde 0,6 puan farkla Cumhuriyetçi Ron DeSantis’in önünde, birinci sıradaydı . MSNBC yaptığı hatayı kısa sürede üstlendi. Chris Hayes, konuk olduğu All In programında görünüşe göre geleceği tahmin eden bu grafiğin, “bazı test rakamlarının yanlışlıkla yerleştirildiği” ekrandaki bir sistem hatasından kaynaklandığını öne sürdü. Hayes “Bu grafikte, özellikle seçim arifesi gecesinde tüm oyların hesaba katılması kesinlikle mümkün değil” dedi. “Sadece bir hata meydana geldi. Endişelenmenize gerek yok. Bu grafiği ilk ekranda gördüğümde oldukça şaşkına döndüğümü söyleyebilirim.” Ne olursa olsun, program görüntüleri bugünlerde seçime “hile karıştırıldığının” bir kanıtı olarak Facebook, Twitter, Reddit, Voat ve diğer platformlarda dolaşıyor. Reddit’te 2 bin 800’den fazla destek oyu alan r/The_Donald isimli Trump yanlısı bir gruba ait olan bir gönderide “ Soros Florida seçimine hile karıştırıyor. Sonuçları ise şimdiden MSNBC’nin elinde, ” ifadesi geçiyor. Pamela Geller, Jack Posbiac ve Jim Hoft gibi aşırı sağ görüşlü yorumcuların tweetleri ortalığı daha da karıştırmanın ötesine geçemiyor. Her seçimde ülke vatandaşı olmayan çok sayıda yabancının oy kullanacağına dair yalan haberler kendini gösteriyor. Oysa Başkan Trump’ın ABD vatandaşı olmayan milyonlarca kişinin 2016 seçiminde usulsüz oylama yapıldığına ilişkin iddiasından sonra inceleme yapan ve konuyla ilgili olarak ülke çapında sadece 50’den az sayıda vaka saptayan Brennan Center for Justice isimli tarafsız bir kuruluş, bu iddianın kesinlikle doğru olmadığını öne sürüyor. (Google Trendlere göre “göç”, bu hafta en çok araştırılan ikinci seçim konusu oldu.) Bu yıla dair yanlış bilgiler, seçimle iş başına gelmiş resmi görevlilerden ve sıradan Amerikan vatandaşlarından geldi. Başkan Trump, polis teşkilatına usulsüz oylama konusunu takip etmeleri için talimat verdiğini Twitter’da duyurdu. Buna karşın ProPublica , polis teşkilatının böyle bir talimat almadığını ortaya çıkardı. Aynı zamanda Georgia Eyalet Sekreteri olan vali adayı Brian Kemp yaptığı bir açıklamada, rakibi Stacey Abrams’ın kaçak göçmenlerden oy vermelerini istediğini iddia etti. Facebook’ta yayılan bir gönderide, çoğunluğu Demokrat olan Kaliforniya eyaletinde yaşayan Cumhuriyetçi seçmenlerden “yasadışı yaşayan bir yabancının kullanacağı bir oya karşılık Cumhuriyetçi partiye oy vermeleri” istendi. Ünlü muhafazakâr yazar Larry Schweikart, Demokrat Senato Adayı Beto O’Rourke’nin rakibi Ted Cruz karşısında oy toplamak için Teksas’ta bulunan “kaçak göçmenlere” rüşvet verdiğine ilişkin yanlış bir iddiada bulundu . Project Veritas kurucusu James O’Keefe Salı günü Twitter’da, ABD vatandaşı olmayan kişilerin geniş çapta usulsüz oy kullandıklarını iddia eden bir video yayınladı. Videoda, göçmenlik politikası DACA’nın veya Dreamers’ın ne olduğunu bilmeyen, yanlış bilgilendirilmiş bir oy sayım görevlisi görülüyor. Videoyu çeken kişi kayıtlı bir seçmenin bir Dreamer (göçmenlik reformu DREAM Yasasından faydalanabilen kişi) olduğunu belirtmesine rağmen görevli, videodaki “gizli gazeteciye”, sözü geçen kayıtlı seçmenin oy kullanabileceğini söylüyor. Bununla birlikte eğer bir kişi ülke vatandaşı değilse seçime kayıt yapamıyor. Video daha sonra, videonun gerçek olduğunu doğrulamadığını itiraf eden Teksas Valisi Greg Abbott tarafından da tweetlendi ." WhatsApp'tan yayılan sahte haber Meksika'da 2 kişinin yakılarak öldürülmesine neden oldu,https://teyit.org/teyitpedia/whatsapptan-yayilan-sahte-haber-meksikada-2-kisinin-yakilarak-oldurulmesine-neden-oldu,"*Bu içerik "" Meksika'da 2 kişi WhatsApp'tan yayılan sahte haber sonrası yakılarak öldürüldü "" başlığıyla BBC Türkçe tarafından 12 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmıştır. Meksika'nın bir kasabasında çocuk kaçıranlara ilişkin dedikodular WhatsApp üzerinden kısa bir sürede yayıldı. İddialar yalandı ancak kalabalık bir grup doğruluğunu araştırmadan iki kişiyi yaktı. 29 Ağustos'ta, Meksika'nın merkezindeki Puebla eyaletindeki ufak Acatlan kasabasında bir hediye dükkanı sahibi Maura Cordero, öğleden sonra karakol binasının önünde her zamankinden farklı bir kalabalığın toplandığını gördü. Daha büyük bir kalabalık ise polis arabasını takip ediyordu. Nezarethaneye iki kişiyi taşıyan polis arabası, dükkanının önünden geçti. Kalabalığın bağırış çağırışlarından nezarethaneye götürülen bu kişileri çocuk kaçırmakla suçladıkları anlaşılıyordu. Nezarethanenin girişindeki dar, metal kapının ardından polis, bu kişilerin çocuk kaçırmadığını, hafif suçlardan gözaltında olduklarını açıkladı. Kalabalık arttıkça, polis bu kişilerin hafif suçlardan tutulduklarını tekrar tekrar belirtti. Karakoldaki kişilerden biri, Acatlan'ın hemen dışında büyümüş ve hukuk okumak için 250 kilometre uzağa taşınmış olan 21 yaşındaki Ricardo Flores idi. Diğer kişi ise Acatlan'ın hemen dışında oturan 43 yaşındaki amcası Alberto Flores. Ricardo yakın bir zamanda akrabalarını ziyaret etmek için Acatlan'a dönmüştü. Akrabalarına göre amca-oğul o gün su kuyusunu bitirmek için inşaat malzemeleri satın almak üzere şehre inmişti. Polis bu kişilerin suç işlediklerine dair herhangi bir kanıt olmadığını, bölge sakinleri ""huzuru bozdukları"" gerekçesiyle bu kişiler hakkında şikayetçi olunca, karakola götürüldüklerini söylemişti. Ancak Reforma Caddesi'ndeki karakolun dışındaki kalabalık bilinmeyen bir şekilde ortaya atılan ve WhatsApp'ta yayılan farklı bir hikayeye inanıyordu. ""Herkes dikkatli olsun, çocuk kaçıran başbelaları ülkeye girdi"" diyordu telefondan telefona yayılan mesaj. ""Bu kişilerin organ kaçakçılığıyla ilişkili oldukları anlaşılıyor. Son birkaç günde, 4, 8 ve 14 yaşındaki çocuklar kayboldu ve bu çocuklar organlarının çalındığına dair vücutlarındaki işaretlerle ölü bulundu. Karınları kesilmişti ve boştu."" Kalabalığı kışkırtanlardan birinin Acatlan'da uzun zamandır yaşayan Francisco Martinez olduğu biliniyor. Martinez, Ricardo ve Alberto'yu Facebook ve WhatsApp üzerinden suçlayanlardan biriydi ve karakolun dışında telefonu aracılığıyla olayı Facebook üzerinden canlı yayımladı. ""Acatlan ve Puebla sakinleri, lütfen gelin ve desteğinizi gösterin"" diyordu kameraya. ""Bana inanın, çocuk kaçıranlar burada."" Martinez kentte dolaşırken, polis tarafından adı Manuel olarak açıklanan başka bir kişi, karakolun yanındaki belediye binasına tırmanarak, çanları çalıyordu. Polisin Ricardo ve Alberto'yu serbest bırakacağı konusunda kent sakinlerini uyarmak için… Üçüncü bir kişi, Petronilo Castelan, bu iki kişiyi yakmak için benzin almak üzere hoparlörle halkı para vermeye davet ediyordu. Parayı halkın arasında dolaşarak topladı. Ricardo ve Alberto Flores'in yakıldıkları yer Maura Cordero dükkanından olan biteni korku içinde izliyordu, ta ki dışarıdan bir kişinin halka koşmaları çağrısı yaptığını duyana kadar. Ricardo ve Alberto ateşe verilecekti… ""Aman Tanrım, bu gerçek olamaz"" diye düşündü. Dakikalar sonra, karakolun girişindeki metal kapı aşıldı, Ricardo ve Alberto Flores dışarı çıkarıldı. İnsanlar olanları kameraya kaydetmek için telefonlarını kaldırdıkları sırada, bu iki kişi dört basamaklı merdivenin dibinde yere itilmişlerdi ve vahşice dövülüyorlardı. Daha sonra, hazırda bekletilen benzin üzerlerine döküldü. Görgü tanıkları Ricardo'nun dövüldüğü sırada hayatını kaybettiğine inanıyor. Ancak iki adam ateşe verildiklerinde amcası Alberto hâlâ hayattaydı. Savcıların başka bir kentten Acatlan'a gelmeleri beklenirken, kömürleşmiş cesetler 2 saat boyunca yerde kaldı. Havada ise hâlâ benzin kokusu vardı. Ricardo'nun büyükannesi Petra Elia Garcia cesetleri teşhis etmesi için olay yerine çağrıldı. Olay yerine vardığında Alberto'nun yanaklarından süzülen yaşların halen görülebildiğini söylüyor. Kalabalıktan geriye kalanlara ""Onlara ne yaptığınıza bakın!"" diye bağırdı. Karakolun yanındaki taksi durağında çalışan Carlos Fuentes, ""Acatlan'da bugüne kadar olan en korkunç şeylerden biriydi"" diyor ve ekliyor: ""Dumanlar kentin her yerinden görülebiliyordu."" Ricardo Flores'in babası Jose Guadalupe Ricardo'nun anne ve babası Maria ve Jose Guadalupe çocuklarına daha iyi bir yaşam sunabilmek için onları büyükanneleriyle geride bırakarak ABD'ye taşınmıştı. 29 Ağustos'ta Maria ilk başta kötü bir rüya gibi gelen bir dizi Facebook mesajı aldı. Acatlan'daki yakın bir arkadaşı oğlu Ricardo'nun çocuk kaçırma şüphesiyle gözaltına alındığını söylüyordu. Bir hata olduğunu düşündü. Ricardo böyle bir işe asla bulaşmazdı. Ancak mesajlar gelmeye devam etti. Daha sonra ise bir Facebook canlı yayınının linki geldi. Ona tıkladığında oğlu ile kardeşinin kalabalık tarafından dövüldüğünü gördü. Canlı yayının altına bir yorum yazdı: ""Lütfen onlara zarar vermeyin, onları öldürmeyin, onlar çocuk kaçırmadılar."" Ancak mesajlarının hiç bir etkisi olmadı ve dehşet içinde üzerlerine benzin dökülmesini izledi. Acatlan'da bir kişinin oğlunu öldürecek kalabalığı toplamasını mümkün kılan teknoloji, oğlunun ölümünü izlemesine de olanak sağlamıştı. Maria ve Jose Guadalupe aynı gün 10 yıldan uzun bir süre sonra ilk kez Acatlan'a döndüler. Olayların gelişimini Facebook'tan takip eden, Alberto'nun geride bıraktığı eşi Jazmin Sanchez ile buluştular. Yıllardır Jazmin ve Alberto, Acatlan'ın 14 kilometre dışındaki Xayacatlan de Bravo'da yaşıyorlardı. Alberto öldüğünde geride eşinin yanı sıra 3 kız çocuğu ve onlar için inşa etmekte olduğu yarıda kalmış bir ev bıraktı. Jazmin, ""İyi bir adamdı, bu şekilde ölmeyi hak etmedi"" diyor. Maria ise oğlunun adaletsizliklere karşı insanları savunmak istediği için hukuk okumaya karar verdiğini anlatıyor. Acatlan'da konu hakkında çok az insan konuşmak istiyor Maria Acatlan'daki evlerinde kucağında Ricardo ile Aile, Acatlan'da Reforma Caddesi'ndeki dükkanlarının kapalı olduğunu ya da dükkanlarını kapatarak olay yerinden uzaklaştıklarını söyleyen dükkan sahipleri ve Maura Cordero dışında, bir sessizlik duvarıyla karşılaştıklarını anlatıyor. Taksi şoförü Fuentes, ""Bununla ilgili kimse konuşmak istemiyor"" diyor: ""Olayla doğrudan bağlantısı olan kişilerse çoktan gittiler."" Yetkililere göre, 5 kişiye olayı kışkırtmaktan, onlara ilaveten 4 kişiye de cinayet işlemekten suç yöneltildi. Olayı canlı yayımlayan Martinez, benzin almak için para toplayan Castelan ve çanları çalarak halkı toplayan Manuel de bu 5 kişi arasında. Polis diğer kişilerin ise arandığını söylüyor. Ricardo ve Alberto öldükten bir gün sonra Acatlan'da cenaze töreni düzenlendi. Maria, olay sırasında orada olan bazı görgü tanıklarının cenaze törenine de katıldılarını düşünüyor. Gözünden yaşlar dökülürken, yerel ve ulusal televizyon kanallarının kemaraları önünde, ""Onları nasıl öldürdüğünüze bakın! Hepinizin çocuğu var! Ve ben sevdiklerim için adaletin yerini bulmasını istiyorum!"" diyor. Acatlan'daki ailenin şimdi korku içinde yaşadığını söyleyen Maria, hâlâ kalabalığın neden bir yalana kapılıp gittiğini anlayamıyor: ""Neden doğru olup olmadığını kontrol etmediler? Ortada kaçırılan bir çocuk yoktu, kimse resmi bir şikayette bulunmadı. Sahte haberdi."" 45 yaşındaki Jose Guadalupe Flores ve 10 yaşındaki kızı Kimberly Halkı toplamak için çalınan çanlar Ricardo ve Alberto Flores'in Meksika'nın ufak bir kasabasındaki ölümü, ilk kez yaşanan bir olay değil. Facebook ve WhatsApp'tan yayılan dedikodular ve yalan haberler, Hindistan, Myanmar ve Sri Lanka'da ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına yol açtı. WhatsApp insanların büyük gruplara mesaj göndermesini sağlayan şifreli bir uygulama. Hindistan'da WhatsApp çocuk kaçıranlarla ilgili sahte haberler nedeniyle başlayan linç girişimleriyle ilişkilendirildi. Haziran ayında Assam eyaletinde Abhijit Nath ve Nilotpal Das 200 kişilik bir çete tarafından ölümüne dövüldü. Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü'nün raporuna göre, hem WhatsApp hem de Facebook Meksika'da yaygın bir şekilde kullanılıyor. Aynı rapora göre, Meksika'da internet kullanıcılarının yüzde 63'ü sahte haberlerin yayılmasından ya çok endişeli ya da aşırı derecede endişeli olduklarını söylüyor. Maria del Rosario Rodriguez oğlunun telefonunu tutuyor WhatsApp konuyla ilgili bazı önlemler alarak mesajların dolaylı olarak gönderildiğini gösteren bir işaret koydu ve bir mesajın iletilmesini dünya çapında 20 kişiyle, Hindistan'da ise 5 ile sınırladı. Şirket, kullanıcılara dezenformasyon ile ilgili, polislere ise WhatsApp'ı bir kaynak olarak nasıl kullanabileceklerine ilişkin eğitim verdiklerini anlatıyor. Meksika'da Peubla da dahil olmak üzere en az 10 eyalet vatandaşlarına çocuk kaçırmayla ilgili sosyal medyada yayılan sahte haberler konusunda bilgi verme amaçlı kampanyalar düzenliyor. Mexico City'deki siber suçlardan sorumlu polis gücü, en az 300 mahallede yaşayanlar ile doğrudan iletişim kurabilecekleri WhatsApp grupları açtı. Mexico City'deki siber suçlarla mücadele ekibi 24 Ekim'de Ricardo ve Alberto'nun yaklaşık 30 akrabası, Acatlan'daki bir kilisede anma servisi için bir araya geldi. Papaz, aileler için dua etti ve yanlarında getirdikleri 2 metal haçı kutsadı. Yaklaşık bir saat süren törenden sonra, aileler 500 metre yürüyerek son 2 aydır gitmekten kaçındıkları yere yürüdü. Jose Guadalupe, haçları Ricardo ve Alberto'nun öldüğü taş basamaklara bıraktı. Bir süre sessiz kaldılar. Maria, ""Haçlar sonsuza kadar orada kalmalı"" diyor ve ekliyor: ""Böylece Acatlan halkı ne yaptıklarını görmeli ve hatırlamalı.""" Araştırma: Twitter kullanıcıları diğer tarafa kulak verdiğinde daha çok kutuplaşıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-twitter-kullanicilari-diger-tarafa-kulak-verdiginde-daha-cok-kutuplasiyor,"Bu içerik ilk kez  "" When Twitter users hear out the other side, they become more polarized"" başlığıyla Vox arafından 18 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. Amerika’yı kutuplaştıran şey yankı fanusları değil. Medyanın siyasi kutuplaşmayı nasıl ilerlettiğinin basit bir hikayesi var. Akşamları üç haber programının olduğu ve iki yerel gazetenin basıldığı mazinin aksine medya bugün parçalanmış, rekabetçi ve algoritmalarla şekillenir halde. Eğer kendimizi liberal olarak tanımlıyorsak MSNBC izliyoruz, muhafazakârsak Fox, insanları dövüşürken izlemek istiyorsak CNN; Facebook ve Twitter bize hoşumuza gittiğini bildiği haberleri servis ediyor, bu şekilde kendimizi benzer fikirli tarafların, fikirlerin ve hatta olguların yer aldığı yankı fanuslarının içine hapsediyoruz. Böyle olunca da diğer taraftan bir şeyi görüp duymuyoruz ve tabi daha çok kutuplaşıyoruz. Bu hikaye dolambaçsız bir çözüm öneriyor: Eğer bu bilgi akışının karşısına geçebilseydik, liberaller biraz Fox izlese, muhafazakârlar biraz Rachel Maddow’la vakit geçirseydi; diğer tarafın sandığımızdan daha fazla bizim gibi olduğunu ve aslında onların da iyi noktalara değindiğini fark ederdik. Böylece düşmanlığımız ve kutuplaşmamız azalırdı. Ekim 2017’den itibaren, bir grup bilim insanı ve sosyolog bu teoriyi test etmeye karar verdi . Türünün şimdiye kadarki en büyüğü olan bu çalışmada kendini Demokrat veya Cumhuriyetçi olarak tanımlayan 1220 sıradan Twitter kullanıcısına kendi seçmeni olmadıkları partiden seçilmiş devlet görevlilerinin, medya figürlerinin ve kanaat önderlerinin tweetlerini paylaşan bir bot’u takip etmeleri için ücret ödendi. Katılımcılara göçten hükümetin bütçe harcama politikalarına, şirket kârlarından LGBTQ haklarına uzanan on konu hakkında anketlerle düzenli olarak görüşleri soruldu. Bu anketler -burası önemli olacak- en muhafazakârdan en liberale giden bir skalada insanların kendi görüşlerini 1’den 7’ye puanlamasını sağlıyordu. Araştırmacılar iki popüler model arasındaki çatışmayı test ediyordu. Birine göre, “ihtilaf halindeki gruplar arasında iletişim kurulması bu gruplar arasında pozitif bir etkileşim olmadığında oluşan basmakalıp fikirleri sorgulatabilir.” Diğerine göre ise “karşıt fikirleri olan insanlara maruz kalmak kutuplaşmayı kızıştıran bir geri tepme etkisi yaratabilir.” Diğer bir deyişle bu, o basit teorinin test edilmesiydi: Diğer tarafa kulak vermek bizi daha mı az kutuplaştırır yoksa daha mı fazla? Günün sonunda kazanan geri tepme etkisini savunanlardı. Bir ay boyunca anketlerdeki konular üzerinden diğer taraftan popüler ve otoriter fikirlere maruz kalmanın sonucu daha fazla kutuplaşma oldu. Araştırmanın yazarları, “Liberal görüşler aktaran bir Twitter botuna maruz kalan Cumhuriyetçilerin uygulamamızdan sonra daha muhafazakâr olduğunu gördük” diyor. “Demokratlar ise muhafazakâr bir Twitter botunu takip ettikten sonra liberal yaklaşımlarında hafif bir artış sergilediler, fakat bu etki istatistikî olarak kayda değer değil.” Demokrat ve Cumhuriyetçiler arasındaki tepki farkı merak uyandırıcı ve bu konunun üstüne daha çok çalışılmasını hak ettiğini gösteriyor. Fakat asıl bulgu şu ki, iki grup da diğer tarafın fikirlerine maruz kaldıklarında tepkileri kendi fikirlerini ılımlılaştırmak olmadı. İki durumda da, karşıt görüşleri duymak yandaşları daha kutuplaşmış konumlara götürdü - Cumhuriyetçiler liberalleşmektense daha muhafazakâr; Demokratlar, eğer herhangi bir etkiden söz edilebilirse, muhafazakârlaşmaktansa daha liberal oldular. Bu çalışmanın yazarlarından ve Duke Üniversitesi’nin kutuplaşma laboratuvarının yöneticisi olan Christopher Bail ile görüştüm. Bail, “Uzun zaman boyunca, karşıt görüşlere maruz kalınırsa insanların ılımlılaşması için bir fırsat yaratılır diye varsayıldı” diyor. “Bu konuda herhangi bir şeyi keşfettiğimize dair mütevazı bir iddiada bulunacak olsam, karşı tarafın fikirlerine maruz kalmanın basit bir süreç olmadığını söylerdim. Eğer Twitter, algoritmalarını Twitter ana sayfanızda her dokuz Demokrat’tan sonra bir Cumhuriyetçi gelecek şekilde ayarlasaydı bile bu ılımlılaşmayı artırmazdı.” Çalışma, insanların diğer fikirleri duyduklarında ne olduğunu göstermek üzere kurgulanmıştı, bunun neden böyle olduğunu aydınlatmak üzere değil. Ama Bail’ın bu konuda da üç teorisi var. İlk ihtimal, karşı argüman üretme durumu. Twitter’da dolaşan bir liberalseniz ve karşınıza birden Mitch McConnell’ın vergi kesintilerinin faydaları ve Obamacare’in zararlarıyla ilgili bir tweeti çıkarsa zihninizin ilk tepkisi “Hmm, McConnell’ın değindiği iyi noktalar var” olmayacaktır. Zihniniz hemen onun neden haksız olduğuna dair bir argüman üretecektir. Bizi bir bakış açısına bizden daha iyi ikna edecek kimse yok; o yüzden de politik muhaliflerimizden gelen argümanları anında reddedip baştan inandığımız şeyde ne kadar da haklı olduğumuza daha da ikna oluyoruz ve o şeye inanmak için daha çok sebep buluyoruz. Başka bir ihtimal de Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin birbirinden farklı değerlerine işaret ediyor. Değer esasları teorisi ismi verilen bir araştırma silsilesinin gösterdiğine göre, Demokratlar değer yargılarını çeşitlilik, değişim ve adalet gibi değerler üzerine inşa ederken Cumhuriyetçiler otorite, gelenek ve kesinlik üzerine kuruyor. Belki de Cumhuriyetçilerin karşıt görüşlerle karşılaşmaya daha güçlü tepkiler vermelerinin sebebi, otoriteye meydan okunmasından daha çok rahatsız olmalarıyken, Demokratların değişime açıklık üzerinden kendilerine bir kişilik oluşturmalarıdır. Burada sorun bence şu ki, bu açıklamada Demokratların fikirlerini değiştirecekleri öngörülüyor fakat olan şey bu değil. Üçüncü ihtimal ise katılımcıların siyasi seçkinlerden ipuçları almaları, olumsuz olanlar da dahil. Demokratların düşüncelerine dair çok bilgili olmayan bir Cumhuriyetçi, düzenli olarak liberal dünya görüşüne maruz kalmaya başladığında kendisini daha fazla dehşete kapılmış bir halde bulabilir. Siyasetle çok ilgili değilseniz ve kafanızdaki Demokrat imajı Hillary Clinton veya Barack Obama ise, Göçmenlik ve Gümrük İdaresi’nin (ICE) kaldırılmasına veya ulusal marş sırasında diz çökmeye dair tweetler sizi daha da sağa itebilir. Ben ilk açıklamanın bir benzerine inanmaya meyilliyim. “Cumhuriyetçi” bir kimliktir. “Demokrat” bir kimliktir. Twitter’a girip sizin hayranlık, bağlılık duyduğunuz, kendi grubunuz olarak addettiğiniz insanlara birisinin saldırdığını okursanız kendi tarafınızı savunur hale gelirsiniz ve eleştirenlere kızarsınız. Bütün bunların içindeki sorun şu ki, siyasi medya ikna için tasarlanmış değil. Bazıları öyle tabi, Ross Douthat’ın New York Times’taki köşesi liberal okuyucu kitlesini ikna etmeye çalışan ılımlı bir muhafazakâr çizgide mesela, ama fikir beyan eden siyasi medyanın çoğu zaten yazarla aynı fikirde olan taraf için yazılıyor. Benzer şekilde, taraflı olan çoğu seçilmiş devlet görevlileri kendi destekçilerine tweet atıyor, ki onları takip eden ve para bağışlayan kişiler bu insanlar, eleştirenler değil. Konuşmamız sırasında, Bail bana hakikaten kahkaha attıran bir şey söyledi. Gruplar arası iletişimin kutuplaşma ve şüpheciliği azalttığını gösteren çalışmalar aynı zamanda bu iletişimin belli özelliklere sahip olması gerektiğini de gösteriyormuş: Bu iletişim olumlu olmalı, tarafların ortak hedefleri olmalı ve tercihen, iş birliği yapmaları için bir sebepleri olmalı. Bail “Twitter bunun için gerekli olan, insanların samimi, kişiler arası ve olumlu iletişimini sağlayacak ortamı oluşturmaya elverişli mi?” diye sordu. Soru kendi kendisini cevaplıyor." Araştırma: Medyadan nefret ediyorsanız sahte haber başlığına aldanma olasılığınız çok daha yüksek,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-medyadan-nefret-ediyorsaniz-yalan-bir-haber-basligina-aldanma-olasiliginiz-cok-daha-yuksek,"Bu içerik ilk kez "" If you hate the media, you’re more likely to be fooled by a fake headline "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 19 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Medyadan hoşlanmıyor musunuz? Medyanın tamamen “yalanlardan” veya “sahte haberlerden” mi oluştuğunu düşünüyorsunuz? O halde, sizden daha az tepkili olan arkadaşlarınıza göre haber okumada muhtemelen pek iyi değilsiniz. Bu bulgu, Arizona State Üniversitesi’nin News Co/Lab isimli araştırma biriminin, Teksas Üniversitesi’nin Medya Katılım Merkezi (Center for Media Engagement) ile birlikte yakın zamanda gerçekleştirdiği bir çalışmadan elde edildi. Haber yayın organları hakkında olumsuz düşünen kişilerin bir haber başlığının sahte olduğunu fark etme olasılıklarının az olmasına ek olarak haberler ile fikirler arasında ayrım yapma olasılıkları da daha düşük. Buna karşın bu kişiler, aradıkları bilgileri internette bulma becerilerine daha fazla güveniyorlar. Bu çalışma kapsamında üç şehirde (Kansas City, Fresno ve Macon, Georgia) toplam 4 bin 854 kişiye bir anket uygulandı. Katılımcılara, “haber” sözcüğünün kendilerine çağrıştırdığı ilk sözcüğün ne olduğu soruldu. Araştırmacıların elinde daha çarpıcı sıfatlar bulunması olasılığına rağmen katılımcıların yüzde 62’si olumsuz bir bakış açısıyla “yanlış”, “yalan”, “güvenilmez” ve “saçmalık” gibi sözcüklerle anketi yanıtladı. Kalan yüzde 38’lik dilim ise olumlu veya tarafsız (“gerçeklere dayalı” gibi) sıfatları tercih etti. “Haber” sözcüğüne verilen olumlu ve olumsuz tepkiler, araştırmacıların incelediği bazı unsurlarla tutarlıydı. Örneğin, katılımcılara en azından akla yatkın olduğu düşünülebilecek ve yerel bir gazetede yayınlanabilecek üç haber başlığı ve bu başlıklara ait yazıların giriş cümleleri gösterildi. Bunlardan ikisi doğru, biri yanlıştı. Haberlere yönelik olumlu tutumu olan katılımcılar hangi seçeneklerin doğru olup olmadığını anlamada daha başarılıydı. Kansas City şehrinde haberler hakkında iyimser düşünen katılımcıların yüzde 82’si, kötümser katılımcıların ise yalnızca yüzde 69’u sahte haberi fark edebildi. (Bahsi geçen sahte haber başlığı: “Yeni araştırma: Ülkedeki bilim adamlarının neredeyse yarısı evrimi reddediyor.”) Başka bir soruda anket katılımcılarından metinleri haber, fikir, analiz veya sponsorlu içerik olarak sınıflandırmaları istendi. Olumsuz grubun haberleri doğru tanımlama olasılığı olumlu tarafa göre daha düşüktü ki sonuçlar da bu yönde oldu. Aralarında büyük bir fark olmamasına karşın başarı yüzdesi 74’e yüzde 80’di. Peki haber okumada başarılı olmayan bireyler bu özelliklerinden haberdar mı? Alınan sonuçlara göre pek değil. Başka bir soruda ise katılımcılara kendilerini en iyi anlatan cümlenin hangisi olduğu soruldu: “Haber” sözcüğüne olumsuz tepki veren katılımcılardan yardım almaya ihtiyaç duyanların oranı (yüzde 34), olumlu veya tarafsız tepki veren katılımcılara (yüzde 42) göre daha düşüktü. Diğer bir taraftan Nieman Lab okuyucularının uzun süredir tanıdığı Gina Masullo Chen, Caroline Murray, Eric Newton, Dan Gillmor, Kristy Roschke ve Natalie Jomini Stroud tarafından hazırlanan rapor, başka araştırmalarda ortaya çıkarılan bazı bulguları doğrular nitelikte. Aldığınız eğitim bir haber başlığının sahte olduğunu fark etmenizi sağlıyor mu? Soruyu “evet” olarak cevaplayan Kolej öğrencilerinin oranı (yüzde 68), eğitimi kolej düzeyinin altında olan katılımcılardan (yüzde 57) daha yüksekti. Yaş ve gelir? 65 yaş ve üzeri olan bireylerin yanlış haber başlığını fark etme olasılıkları (yüzde 60), 18-64 yaş aralığındaki bireylere (yüzde 66) göre biraz daha düşüktü. Yıllık geliri ise 150 bin ABD Dolarından yüksek olan katılımcılar arasında yanlış haber başlığını fark edebilenlerin oranı (yüzde 71), yıllık geliri 30 bin ABD Dolarından düşük olan katılımcılardan (yüzde 54) daha yüksekti. Peki ya siyasi görüş? Kansas City ve Macon şehirlerinde yaşayan Demokratların yanlış haberleri saptama olasılıklarının Cumhuriyetçilere göre daha yüksek olduğu ortaya çıktı. İki grup arasındaki fark Kansas City’de yüzde 12, Macon’da ise yüzde 18’di. (İlginç bir biçimde Fresno’daki iki siyasi görüş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.) Elbette, bu etkenlerin tamamı (siyasi görüş, yaş, gelir, eğitim ve medyadan hoşlanmama) bazı yönlerden örtüşüyor ve kesişiyor. Bu nedenle belirli bir grup hakkında olumlu/olumsuz kanaate varmak zor görünüyor. (2018 yılında yaşananlardan hareketle geliştirebileceğiniz beklentilerinize uygun olarak, Demokratların haber sözcüğü hakkında olumsuz düşünme olasılıkları -yüzde 26-, Cumhuriyetçilere göre -yüzde 75- çok daha düşük.) Önceden Niemen Lab’da çalışmalar gerçekleştiren Chen, “Belirli gruplarda haber okuryazarlığı konusunda iki ayrı sınıf olduğunu görüyoruz. Haber okuryazarlığının düşük olması kişilerin dünyada meydana gelen gelişmeleri tamamen anlama becerilerini köreltiyor,” diyor. Yerel gazetecilere çeşitli konular hakkında uygulanan anket ise yukarıda bahsedilen raporun ilgi çekici bir bölümünü oluşturuyor. Raporun kalan kısmına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz ." Araştırma: Komplo teorilerinin paylaşıldığı çevrimiçi topluluklar tarikatları andırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorilerinin-paylasildigi-cevrimici-topluluklar-tarikatlari-andiriyor,"Bu içerik ilk kez "" Online Conspiracy Groups Are a Lot Like Cults "" başlığıyla Wired tarafından 13 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Son birkaç aydır radikal komploteorilerini internetten takip eden insanların faaliyetlerini gerçek hayata taşımaya başladıklarına ilişkin haberlerde bir artış gözlemleniyor. Haziran ayında QAnon ismiyle bilinen komplo teorisi nin bir takipçisi, Nevada’daki Hoover Barajı köprüsünde silahlı eylem yapmak üzere trafiği durdurdu . Bir sonraki ay ise Cemex şirketinin gizlice çocuk kaçakçılığına yardım ettiğinden haberdar olduğunu iddia eden bir QAnon destekçisi, Cemex çimento fabrikasını işgal etmekten tutuklandı. Cemex hakkında ortaya atılan bu iddia Facebook gruplarında tartışılmış ve Twitter’ın güncel konuları arasına dahil edilmek istenmişti. Bu sırada Hindistan’daki pedofillerle ilgili WhatsApp’ta dolaşan komplo teorileri cinayetlere neden oldu. “Magabomber” olarak adlandırılan Cesar Sayoc hakkında yapılan soruşturmalar, Sayoc’un komplocu Facebook gruplarına üye olduğunu ortaya çıkardı. Diğer taraftan Tree of Life isimli sinagogdaki saldırıyı gerçekleştiren zanlı ile adı “Pizzagate” skandalıyla anılan pizza zinciri Comet Ping Pong’un tetikçisi gündeme geldi. Maalesef bunlara benzer daha birçok vaka örnek verilebilir. Elbette saldırı eylemlerine karışan kişilerin sosyal medyayı da benzer biçimde kullanmaları beklenir. Aslında bir komplo teorisine inanan çoğu bireyin şiddet eğilimi yoktur; fakat saldırgan eylemlerde bulunan kişilerin sosyal medya profillerinde ortak bir şey bulmak mümkün: Bu kişilerin suça karışmadan önce komplo teorilerinin paylaşıldığı çevrimiçi gruplarda radikalleştikleri kanıtlanmış. Eskiden, kullanıcıları belirli bir bilgi alanında kazara ağına düşüren filtre balonları konusunda endişe duyulurdu. Sosyal ağların kullanıldığı günümüzde ise bu balon genişledi: İnsanlar artık, kendi kitle iletişim araçlarını, gerçeklerini ve kurallarını uygulayan ve dış seslere bilfiil itibar etmeyen online toplulukların cazibesine kolaylıkla kapılabilir. Utah Valley Üniversitesi’nde Profesör olan C. Thi Nguyen, bu oluşumları yankı fanusları olarak ele alıyor ve şunu ifade ediyor: “Sizin gibi düşünmeyen insanları duymazsanız epistemik bir fanustasınızdır. Sizin gibi düşünmeyenlere güvenmemeniz bir yankı fanusu yaratır.” Bu topluluklara dahil olup sonradan ayrılan kişiler, topluluklar hakkında bazı ortak yönlerden bahsediyor. Bu insanlar toplulukla ilk etkileşimlerinin çoğunlukla bir soruyla başladığını ve bir arama motoru üzerinden oldukça etkili bir içeriğe yönlendirildiklerini belirtiyorlar. İçerikle yakından ilgilendikten sonra daha fazla ayrıntıya ulaşıyorlar. Bir iki gruba katılıyorlar ve kısa sürede başka gruplara yönlendiriliyorlar. Eski arkadaşlarından uzaklaşan hedef bireyler, katıldıkları gruplarda yeni arkadaşlar ediniyorlar. Araştırdıkları konu hakkında birbirleriyle sürekli konuşuyor, gruplar oluşturuyor ve topluluklarına yeni üyeler dahil ediyorlar. “Cahil biriyle tanıştığınızda ona bir uçağın ardından upuzun duman izleri bıraktığı YouTube videolarını gönderirsiniz ve ‘Gökyüzüne baksana, her şey ortada!’ gibi sözler sarf edersiniz” diyor kendini önceden Chemtrails ve İlluminati komplo teorilerine inanan biri olarak tanımlayan Stephanie Wittis. “Konunun detaylarına veya teknik tutarsızlıklara bile girmezsiniz. Karşınızdakine sadece makul, tutarlı ve aydınlatıcı, başka bir deyişle bilimsel gelen açıklamalar yaparsınız. Nihayetinde ise bu açıklamalarınızı düşünmeleri için onlara zaman tanırsınız.” Bu davranış internet çağından önce insanları tarikatlara çekmek için uygulanan, kişiyi hedef olarak belirleyen ve ardından hedef kişinin dış dünyayla bağlantısını giderek kopartan taktiklere şaşırtıcı biçimde benziyor. Amerikan Devlet Kolejleri ve Üniversiteleri Birliği dijital kutuplaşma girişimi başkanı, Mike Caulfield “Bir kişiyi radikalleştirmenin en basit yolu gerçekle ilgili görüşünü kalıcı olarak çarpıtmaktır” diyor. “Sorun aslında sadece teyit yanlılığı değil…İnsanların alternatif gerçekliklere adım adım yaklaştıklarını görüyoruz. Bu kişiler o yola girmeden önce işe sorgulayarak başlıyorlar.” Bu yol kişileri kapalı çevrimiçi topluluklara götürüyor. Bu topluluklarda ortak inanışlara bağlı olan üyelerin gerçek dünyayla bağlantı kurmaları pek mümkün olmuyor. Sayısı on binleri bulan QAnon topluluğu gibi gruplar buna örnek verilebilir. “QAnon gibi bir hareketin amacı nedir ve neden ileride, kontrol edilemeyen bir yangın gibi tanınacaktır? İnsanların, başkalarının henüz haberdar olmadığı önemli bir şeye bağlı hissetmelerini mi sağlamaktadır?” diyor kült topluluklar üzerine çalışan Rachel Bernstein ve ekliyor “Tüm tarikatların yaptığı, üyelerini özel hissettirmekte.” Konuyla ilgili “daha fazla konuşmanın” temelde bu fikirlerle baş edebileceği düşüncesi, bu çevrimiçi ortamların dinamiğini yanlış anlamaya dayalı: Grubun tüm üyeleri, katışıksız olarak inanan topluluğun da bir parçası. Grubun her bir üyesine ulaşmak için bilginin çok uzağa iletilmesine gerek yok. Paylaşılanların tüm üyelerin ahlaki bakış açısına uygun olması, grubun dünya görüşüne güç katar. Bu ortamda yaşanabilecek bir uyuşmazlık karşısında husumet doğabilir, aykırı üyenin sanal ortamdaki kişisel bilgileri detaylı olarak araştırılabilir ve o kişi taciz edilebilir. Bu topluluk içinde yüz yüze tartışma yapılmaz. Günümüzde online radikalleşme, yıkıcı ve dikkat çekici birçok suçta rol oynadığı için online radikalleşmeyi anlama ihtiyacı aciliyet kazanıyor. Dijital araştırmacıların ve ürün tasarımcılarının, psikologların uyguladığı yeniden eğitme ve radikalleşmeden uzaklaştırma yöntemlerinden öğreneceği çok şey var. “İnsanlar bir harekete katıldıklarında aslında demek istedikleri şey birbirlerine kollektif bir biçimde bağlanma arzusu.” diyor Bernstein ve ekliyor; “Başkalarının bilmediği gizli bilgilere yalnızca kendileri erişmek istiyorlar. Gizli bilgiler kendilerini koruduğu ve yetkilendirdiği için bu bilgilerin verdiği gücün, kendilerini kitlelerden ayrı kıldığına inanıyorlar. İçinde bulundukları grubu görmezden gelen toplumdan bir adım önde olduklarını sanıyorlar. Bu durum onlarda uyuşturucu hissi yaratıyor, yani sadece kendilerinin mutluluğu yakaladığını düşünüyorlar.” Bu sağlam inanışla, topluluk üyeleri gerçekleri kendilerine göre düzeltmeyi alışkanlık haline getiriyor. Teyit girişimleri açısından sorun yaratan ve odaklanılması gereken nokta da bu. Facebook, yanlış bilgileri doğrulama sürecine tabi tuttuğunda araştırmacılar zannedilenin aksine, yanlış bilgilere inanan kullanıcıların ikiye katlandığını ve tartışma konusu olan gönderinin daha fazla paylaşıldığını tespit etmiş. Facebook’un tartışmalı bilgiyi sansürlemeye çalıştığı iddia edilerek kullanıcılarının o bilgiyi öğrenmelerinin engellendiği düşünülüyor. YouTube da Facebook gibi yanlış bilgiyle mücadelesini sürdürmeye çalışıyor . YouTube, yakın zamanda, popüler komplo teorilerine ilişkin videolara, videodaki iddiaları çürüten Wikipedia sayfalarının bağlantılarını eklemeye başladı. YouTube’un CEO’su Susan Wojcicki Mart ayında WIRED’a yaptığı açıklamada, internet ortamında en çok tartışılan komplo teorilerini aydınlatan bağlantıları siteye eklediklerini ifade etti . (Belki de Wojcicki, bu küresel komplo destekçilerinin, Soykırım’la ilgili Wikipedia makalesini henüz okumadıkları varsayımıyla bu tip kararlar alıyor.) Araştırmacıların yıllar boyu süregelen açıklamalarına rağmen sosyal platformlar hala, oyunun dinamiklerini anlamıyormuş gibi hareket ediyor. Bu durumda hangi adım işe yarıyor? Birebir yapılan müdahaleler ve güvenilir ağlarda bulunan kişilerin gönderdiği mesajlar mı? Aslında bu yöntemler radikalleşmenin önüne geçmede en etkili olanları. Uzmanlar, topluluklara doğru bilgileri aşılayarak veya radikalleşme sürecine vakit geçmeden müdahale etmeye çalışarak bireylerin radikalleşmesini önlemeye çalışıyorlar. Ancak bu durum, internet platformlarının öneri süreçlerini temel olarak değiştirmelerini ve bazı kullanıcıları görmek istedikleri şeylerden uzaklaştırarak başka bir şeye yönlendirmelerini gerektiriyor. Bu platformlar kendi arama motorlarını sorgulamalı ve belki de, belirli içerik kategorilerinin potansiyel zararlarına ilişkin kararlar almalı. Önceleri, sosyal medya platformlarını bu zorlu değerlendirmeyi yapmaya iten unsurlar yalnızca halkın baskısı, hükümetin talepleri ve belirgin olarak kendini gösteren terörizmle ilgili radikalleşmeydi. YouTube, IŞİD gibi terör örgütlerinin şiddet içeren tehditleriyle başa çıkmak için “ Project Redirect ” adında bir programı devreye soktu. Bu programda IŞİD propagandasıyla ilgili arama yapan kullanıcılara, karşı kanalları öneren bir reklam sistemi kullanılıyordu. Ne yazık ki radikalleşme süreci biraz daha belirsizleştiği için sosyal medya platformları bu stratejik hamleleri uygulama konusunda pek istekli olmuyor. Sosyal medyanın, kullanıcıları online yankı fanuslarına nasıl çektiğinin her geçen gün daha fazla farkına varıyoruz. Sayıları her geçen gün artan araştırmacı ve eski komplo teorisi destekçilerinin bu dinamikleri “tarikat” gibi terimler kullanarak açıkladıklarını görüyoruz. Buna ek olarak gün geçtikçe online radikalleşmenin, şiddet eylemlerinin temellerini oluşturduğunu görüyoruz. Toplumun temelini çürütmeyi ve bizi ayrıştırmayı hedefleyen sistemler yerine bizleri bir araya getirmeyi amaçlayan yöntemler tasarlandığında değişimin ötesine geçilmiş olacak." teyit.org içerikleri Modyo TV iş birliği ile İstanbul’un toplu taşıma araçlarında,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-org-icerikleri-modyo-tv-is-birligi-ile-istanbulun-toplu-tasima-araclarinda,"* Bu yazıda bahsedilen iş birliği, başladıktan kısa bir süre sonra son buldu . Doğru bilinen yanlışlar ve teyit ipuçlarına dair teyit.org ’un ürettiği içerikler, günlük 4 milyona yakın yolcunun kullandığı İstanbul’daki metro, metrobüs ve vapur hatlarında gösterilmeye başlandı. Kentteki metro, metrobüs ve vapur hatlarında yer alan ekranlardaki yayın akışının organizasyonunu Modyo TV yürütüyor. Her hafta teyit.org tarafından hazırlanan üç yeni içerik, hatlarda yer alan 7 bin 600 ayrı ekranda gösterilecek. Haftanın doğruları yanlışları, teyitlemeye dair kısa ipuçları ve yeni medya alanındaki araştırmalar İstanbul’daki yolcularla buluşacak. Bu iş birliği ile hem teyit.org’un daha çok kişiye doğrudan ulaşması hem de sahte habere dair farkındalığın artırılması hedefleniyor." ‘Misinformation’ dictionary.com tarafından 2018 yılının kelimesi seçildi,https://teyit.org/teyitpedia/misinformation-dictionary-com-tarafindan-2018-yilinin-kelimesi-secildi,"2018 yılının kelimesi dictionary.com tarafından ‘misinformation’ seçildi. ‘Misinformation’, ‘kötü niyet ve yanıltma amacı gütmeden yayılan yanlış bilgi’ olarak tanımlanıyor. Bu kelimenin Türkçe’deki karşılığı ‘yanlış bilgi’ olarak ifade edilebilir. Dictionary.com dünyanın en büyük dijital sözlüklerinden biri olup, kullanıcılara İngilizce kelimeler için yazım ve telaffuz konusunda bilgi sağlıyor. Bunların yanı sıra çeviri, günün sözü gibi içerikler de sunuyor. Bir çevrimiçi sözlük platformu olan dictionary.com her yıl kendi sitesinde yapılan arama sonuçlarını baz alarak yılın kelimesini seçiyor. Site, 2018 yılı için ise ‘misinformation’ı yılın kelimesi olarak seçtiğini bu hafta duyurdu . Daha önceki yıllarda da çeşitli platformlar doğrulama alanıyla ilgili farklı kelimeleri yılın kelimesi olarak seçmişti. Yine bir çevrimiçi sözlük platformu olan Collins Dictionary geçen sene yılın kelimesi olarak ‘fake news’u seçmişti . ‘Fake news’ propaganda ve yanıltma amacıyla çoğu zaman sansasyonel içerikli, özellikle sosyal medyada yayılan haberler olarak tanımlanabilir. ‘Fake News’ 2017 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın sıkça kullanmasıyla gündeme oturmuş ve farklı siyasetçiler ve aktörler tarafından da yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştı. Benzer şekilde Oxford Dictionaries , yılın kelimesi olarak 2016’da ‘post truth’u seçmişti. ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’ şeklinde tanımlanıyor. Türkçe’ye ‘hakikat-ötesi’, ‘hakikat-sonrası‘ ya da ‘post-olgusal’ şeklinde çevirmek mümkün." Araştırma: Söz konusu sağlık olunca yanlış bilgiyle baş etmek stratejik düşünmeyi gerektiriyor,https://teyit.org/teyitpedia/soz-konusu-saglik-olunca-yanlis-bilgiyle-bas-etmek-stratejik-dusunmeyi-gerektiriyor,"*Bu içerik ilk kez “ Fake flus! When it comes to health, battling misinformation requires strategic thinking "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 6 Aralık 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilgiyle baş etmenin ustalık gerektirdiği tek alan siyaset değil: “Elde edilen en geçerli kanıt, yanlış bilginin üstesinden gelmenin daha etkili bir yolunun her şeyden önce yanlış bilgiyi yaymamak olduğunu gösteriyor. Bu da, gerçeği göstermeyi amaçlasanız bile çeşitli söylenceleri tekrar etmekten kaçınmanız anlamına geliyor.” Çok sayıda Amerikalı, grip aşısı hakkında en geçerli bilimsel bulguların aksine farklı inanışlara sahip. Örneğin, yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışmada Amerikalıların beşte ikisinden fazlası (yüzde 43), mevsimsel grip aşısının gribe yol açtığına inanıyor. Bilimsel araştırmalar ise bu inanışın kesinlikle doğru olmadığını ortaya koyuyor. Günümüzdeki grip aşıları canlı bir virüs içermediği için yalnızca aşıyla hastalığa yakalanmak imkânsız görünüyor. Grip aşısına güven konusunda yaygın olan bu yanıltıcı bilgiler, önemli bir kamu sağlığı sorununu beraberinde getiriyor, çünkü grip aşısının hastalanmamıza neden olabileceğine inanan kişilerin aşı olma ihtimali daha düşük . 2017 yılında ve 2010 yılından bu yana her grip salgını döneminde , Amerika’daki yetişkinlerin yarısından azı grip aşısı olmayı tercih ediyor. Grip aşısı yaptıranların oranının düşük olması, özellikle bu yıl endişe verici. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin tahminlerine göre son yaşanan grip salgını dönemi, şimdiye kadar ölüm vakalarının en fazla olduğu salgın dönemi oldu. 2017’de neredeyse 80.000 Amerikalı grip ve griple bağlantılı komplikasyonlar nedeniyle yaşamını kaybetti. Bu sayı, Amerika’da trafik kazalarında bir yılda ölen insan sayısının iki katından fazla. Sonuç olarak, kamu sağlığı çalışanlarının grip aşısına ilişkin yanlış bilgilerle en etkin şekilde nasıl mücadele edebileceği, halk sağlığı araştırmaları için son derece önemli bir konu. En son yürütülen araştırmaları dikkate alarak grip aşısı ve çocukluk döneminde yapılan aşılar hakkında bilinen yanlış bilgileri azaltmak için tasarlanan bazı iletişim stratejilerinin ne denli verimli olduğuna göz attık. Halk sağlığı alanında çalışanların griple ilgili yanlış bilgileri düzeltmelerinin bir yolu, insanları hastalığın nedenleri ve şiddeti konusunda eğitmeye ve onlara grip aşısının güvenliği hakkında bilgi vermeye çalışmak. Genellikle “salt gerçekler” yaklaşımının etkisi sınırlıdır. Örneğin, yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışma , insanları mevsimsel gribin yarattığı sağlık riskleriyle ilgili bilgilendirmenin ne onların grip aşısı yaptırma ihtimalini artırdığını ne de grip aşısının güvenliğine ilişkin yanlış bilgileri azalttığını ortaya koydu. Uzmanlar aynı zamanda insanlara başka hastalıkların sağlık açısından oluşturduğu riskler hakkında bilgi verme girişiminin de benzer sonuçlar doğurduğunu saptadı. Özellikle insanları grip aşısının güvenliği konusunda bilgilendirmek yanlış bilgiyi azaltmada bir nebze daha etkili olabilir. Son yürütülen akademik çalışmalar , anket katılımcılarına aşının güvenliğine ilişkin doğruları bildirmenin katılımcıların, aşıların güvensiz olduğuna inanma eğilimlerini azaltabileceğini gösterdi. Ne var ki bu noktada dikkat edilmesi gereken bir şey var. Aşı güvenliğiyle ilgili yanlış bilgilere inanma ihtimali azalan bireylerin ille de aşı yaptırmaları daha muhtemel değil. Burada bazı araştırmacıların “geri tepme etkisi” olarak adlandırdığı bir etmen devreye giriyor. İnsanlara mevcut inançlarına aykırı bilgi verilmeye çalışıldığı zaman bu kişiler yeni bilgiye karşı bir tutum sergiliyor. İşte buna geri tepme etkisi deniyor. Örnek olarak, bir araştırmada grip aşısının canlı virüs içermediği söylenen bireylerin aşıların güvenli olduğunu düşündüklerini bildirme ihtimalinin daha yüksek olduğu tespit edildi; ancak ne yazık ki bu düşüncelerini eyleme dönüştürme ihtimalleri daha düşüktü. Halk sağlığı alanında çalışanlar tarafından griple ilgili yanlış bilgileri düzeltmek için uygulanabilecek ikinci strateji ise “efsaneleri çürüterek” onlarla doğrudan mücadele etmek. Bu yöntem, ilk yaklaşımla yakından ilişkili. Tek farkı, bu stratejide grip aşısı hakkındaki yanlış bilgileri itibarsızlaştırmak amacıyla insanlar bu bilgilere sık sık maruz bırakılıyor. Bu strateji de şu açıdan problemli: Söylencenin yinelenmesi insanların o söylenceye inanma ihtimalini artırıyor. “ Kafalara kazınan ” yanlış bilgiyi düzeltmekse oldukça zor bir iş. Dolayısıyla söylenceyi çürütme yöntemi başlangıçta işe yarasa bile etkileri çok uzun sürmeyebilir. Örneğin, bir çalışmada insanların bilimle ilgili temel sorulara ilişkin yanlış algıları incelendi. Bunun için doğru bilgi verilen katılımcılarla bir hafta sonra tekrar görüşme yapıldı. Peki ya sonuç? Başta doğru bilgiye ikna olduğu sanılan katılımcıların bile yanlış algıları değişmedi. Bu veriler hiç de umut verici olmadığı halde bu konuyu araştıran uzmanlar efsaneleri çürütmeye yönelik bazı yaklaşımların etkili olabileceğini ortaya koydu. Bir yaklaşımda, yanlış bilgi “çürütülmeden” önce, ilk olarak yanlış bilgiyi (grip aşısının canlı virüs içermesi gibi) tekrar etmekten kaçınılıyor. İnsanlara yanlış bilgiden önce doğru bilgiyi vermek gerekiyor. Uzmanlar ayrıca efsaneyi çürüten doğru bilgiyi, tıpkı o söylence gibi ilginç ve cazip hale getirmenin o bilgiyi akılda kalıcı kıldığına işaret ediyor . Kusursuz olmasa da bu yaklaşımın, yanlış bilginin aşı olma üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığı keşfedildi. Ayrıca söz konusu yaklaşımın, en azından bazı koşullarda yanlış bilgiyi düzeltme girişiminin geri tepme ihtimalini düşürdüğü görüldü. Sağlık araştırmacıları ve uzmanlarının, insanları aşı yaptırmaya teşvik etmek için uygulayabilecekleri üçüncü strateji onların misilleme yapma isteklerine başvurmaktır. Bu yöntem çoğunlukla daha büyük grup davranışlarına hitap eder. İnsanlara, aşının güvenliğine ilişkin bilimsel fikir birliğinden bahsedilme durumuna bakılmaksızın aşı olmanın, topluluğun diğer bireylerini koruyacağı vurgulanır. Bazı araştırmalarda bu yaklaşımın belirli insanlar üzerinde etkili olduğu iddia ediliyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışma , ortak çıkarlara öncelik veren kültürlerde aşı olma oranının daha yüksek olduğunu ve “toplum düzeyinde bağışıklık” kavramından bahsetmenin bireyi, aşı olma konusunda daha istekli hale getirdiğini ortaya koydu. Benzer olarak başka bir çalışma da içinde bulundukları topluluğun, aşı olma davranışını desteklediğine inanan bireylerin aşıya daha olumlu yaklaştıklarını ve aşı olma konusunda daha istekli olduklarını gösterdi. Bireylerin, “çoğunluğun iyiliği” anlayışıyla diğer bireylerin sağlığını korumak istemeleri mümkün olmakla birlikte bu duyarlılığın benimsenmesi, maalesef sınırlı faydalar sunuyor. Böyle bir mesajın karmaşık sonuçlar doğurduğunu saptayan araştırmalar bulunuyor. Örnek olarak bir araştırmaya göre, toplumsal kimliğe ve topluluktaki diğer kişilerin davranışlarına başvurmak, bazı gruplarda etkili olabiliyor; fakat gruptaki diğer bireyleri aşı olmaları için ikna etmeye çalışmak bu kişilerin davranışlarını değiştirmiyor. Başka bir çalışma ise toplumsal çıkarlarla ilgili iletişim kurmanın, yalnızca aşı olmanın büyük fedakârlıklar gerektirmediği durumlarda etkili olduğunu ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle karşılıklı ödün ilkesi, bazı bireylerde faydalı olabiliyor; ancak genel olarak bakıldığında bu etkinin kalıcı olmadığı görülüyor. Grip aşılarıyla ilgili yanlış bilgileri düzeltmek kolay bir süreç değil. Akademik kaynaklarda ise bu sorunu ele almaya yönelik yaklaşımlar konusunda kafa karıştırıcı iddialar mevcut. Bulunan en geçerli kanıt, yanlış bilginin üstesinden gelmenin daha etkili bir yolunun her şeyden önce yanlış bilgiyi yaymamak olduğunu gösteriyor. Bu da, gerçeği göstermeyi amaçlasanız bile çeşitli söylenceleri tekrar etmekten kaçınmanız anlamına geliyor. Genel olarak kabul edilmiş toplumsal normlara başvurmak da bazı koşullarda etkili olabiliyor. Bu husus aynı zamanda yanlış bilgiyi düzeltmenin insanların sağlıkları için doğru davranışları benimsemelerini garanti etmediğinin farkında olmamız gerektiği konusunda bizleri uyarıyor. Bununla birlikte bu yalnızca bir başlangıç noktası. Bilim insanlarını, sağlık çalışanlarını ve bilimsel çalışmaları paylaşan yayınları, aşılarla ilgili yanlış bilgileri düzeltmeye yönelik alternatif yaklaşımlar geliştirmeleri ve bu yaklaşımları denemeleri konusunda destekliyoruz. Örneğin, grip virüsünün geçmiş yıllara ve trafik kazaları gibi diğer yaygın ölüm nedenlerine göre daha ölümcül bir nitelik kazanmasını ele almak, genel nüfusu aşı olmaya teşvik ederek griple ilişkili riskleri daha kontrol edilebilir hale getirebilir." İngiltere gençleri haber okuryazarlığı konusunda eğitmeye başladı,https://teyit.org/teyitpedia/ingiltere-gencleri-haber-okuryazarligi-konusunda-egitmeye-basladi,"Okullar, medya kuruluşları ve üniversitelerle birlikte gençlerin haber okuryazarlığını geliştirmek amacıyla çalışan The Student View , ortaokul öğrencilerini yalan haberlere karşı eğitmek üzere bir çalışma başlattı. Kaynak: The Student View Twitter hesabı BBC, Financial Times ve The Telegraph’tan gazetecilerin de katılımıyla gerçekleşen eğitim ve çalışmalar, gençlerin yalan haberlere karşı tutumlarını ve yazma becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. The Student View’in bu çalışması, gazetecilerin 11-15 yaş grubu öğrencilerle gerçekleştirdiği atölye ve tartışmalarla ilerliyor. Bu çalışma 2016 yılında hayata geçirildiğinden beri, Londra’daki ortaokullarda ‘haber odaları’ oluşturuldu ve bu sayının gelecekte artmasını planlıyorlar. The Student View’in kurucusu Solomon Elliot gençlerin yetersiz haber kaynaklarından beslendiklerini fark ettikleri için onları güvenilir yayınlardan haberdar etmek amacıyla böyle bir çalışma başlattıklarını söyledi. Elliott gençlerin eğlenceli olabilecek ama kesinlikle bilgilendirici olmayan kaynaklar tükettiklerini, buna karşı eleştirel medya okuyucusu ve içerik üreticisi olan bir jenerasyon yaratmayı amaçladıklarını da sözlerine ekledi . The Student View’e ait internet sitesinde çalışmaya katılan gençlerin geri dönüşleri baz alınarak ortaya çıkan bazı istatistikler bulunabiliyor. Bu sonuçlara göre öğrencilerin yüzde 88’i kapsamlı yazıları artık daha yüksek standartlarda yazdıklarını belirtiyor. Dijital yaratıcılık ve vatandaşlık konusunda ise gençlerin yüzde 95’i The Student View programından sonra karmaşık bilgileri bağımsız bir şekilde araştırabildiklerini, yüzde 86’sı ise yalan haberlerin tehlikesini daha iyi anladıklarını söylüyor. Gençlerin yüzde 87’si de düşünce ve olguyu birbirinden daha iyi ayırabildiklerini belirtiyor. Öğrencilerin programla ilgili yorumları: “Kendimi orijinal ve özel hissettim.” “Benim gibi hisseden başka birçok kişi buldum.” “Makalemi yazarak başka insanlara yardım ettim.” “Benim için neyin önemli olduğuyla ilgili yazabildim.” “Orada ne olacağını öğrenmek için hep heyecanlanmıştım.” “The Student View’ın programı beni özgürleştirdi.” Eğitim verilen okullardaki öğretmenlerin yüzde 100’ü ise bu programın öğrencilerin eleştirel medya okuyuculuğunu çok iyi derece geliştirdiğini belirtiyor. Gençler ve çocuklarla yazma, okuma ve dinleme becerileri üzerine çalışmalar yürüten bir kurum olan National Literacy Trust ve APPG (All Party Parliamentary Groups)’nin birlikte İngiltere'de yaptıkları bir araştırmanın sonucunda hazırlanan ve 13 Temmuz 2018’de yayımlanan raporda, gençlerin ve çocukların medya okuryazarlığına dair veriler bulunabiliyor. Rapor özellikle sahte haber ve okullarda eleştirel okuryazarlık becerilerinin öğretilmesini amaçlıyor. Araştırmanın sonuçlarına göre çocukların sadece yüzde 2’si bir haberin yalan olup olmadığına dair değerlendirme yapmak için gereken okuryazarlık becerilerine sahip. Çocukların neredeyse yarısı bir haberin sahteliğini değerlendiremeyeceğinden endişeli. Katılımcıların üçte ikisi ise yalan haberlerden dolayı karşılaştıkları haberlere artık daha az güveniyor. Bunlara ek olarak öğretmenlerin yüzde 53’ü ders müfredatlarının öğrencilerin okuryazarlık becerilerini sahte haberleri tespit etmek yönünde donatmadığını belirtiyor." Araştırma: Yanlış bilgiye sebep olan botlar onu durdurmak için de kullanılabilir,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiye-sebep-olan-botlar-onu-durdurmak-icin-de-kullanilabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Bots spread a lot of fakery during the 2016 election. But they can also debunk it "" başlığıyla Poynter arafından 20 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmış ve İlayda Ece Ova tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2016’da ABD'deki seçimlerden beri botların yanlış bilgiyi yaymaktaki rolüyle ilgili pek çok spekülasyon yapıldı. Şimdi ise, bu rolün büyüklüğünü niceliksel olarak saptayabiliyoruz. Nature Communications dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre , otomatikleştirilmiş Twitter hesapları son ABD seçimleri sırasında yanlış bilgileri orantısız bir şekilde yaygınlaştırdı. Botlar çalışmadaki Twitter kullanıcılarının sadece yüzde 6’sını oluştursa da Twitter’daki güvenilirliği düşük kaynaklardan paylaşılmış içeriklerin yüzde 34’ünün yayılmasından sorumlu oldukları görüldü. Indiana Üniversitesi’nde Enformatik ve Bilgisayar Bilimi Bölümü profesörü ve bu çalışmanın başkanı olan Filippo Menczer’in Poynter’a yollanan basın açıklamasında dediği üzere “Bu çalışma, çevrimiçi yayılan yanlış bilgiye botların ciddi katkısı olduğuna işaret ettiği kadar bu mesajların ne kadar hızlı yayılabildiğini de gösteriyor.” Araştırmacılar Twitter’da Mayıs 2016 ile Mart 2017 arasında paylaşılan 14 milyon tweeti ve 400 bin makaleyi analiz ettiler. Bir kaynağın güvenilirliğinin düşük olup olmadığını tespit etmek için yanlış veya yanıltıcı bilgi yaydığı bilinen sitelerin bir listesini yapan (Poynter’ın sahibi olduğu) PolitiFact gibi sitelerden faydalandılar. Güvenilirliği düşük siteler The Onion gibi hiciv sitelerinden, işi tamamen sahte haber yaymak olan USAToday.com.co gibi sitelere kadar uzanıyordu. Bu iki internet sitesi arasında oldukça geniş bir fark var ama Twitter gibi sitelerde yanlış bilgi ile hiciv arasındaki çizgi bilindiği üzere epey belirsiz ve kullanıcılar hangisi hangisine dönüşüyor karar vermede bölünmüş durumda . Botların bu kaynaklardan yanlış bilgileri nasıl yaydığının izini sürmek için çalışmanın yazarları Indiana Üniversitesi’nin iki analiz aracını kullandı: Hoaxy ve Botometer . İlki çeşitli iddiaların çevrimiçi olarak nasıl yayıldığının izini sürerken ikincisi sosyal medyadaki botları tespit etmeye yarayan makine öğrenmesi ile çalışan bir araç. Çalışma bilhassa Botometer’dan alınan, binlerce örneğe de dayanarak botları tespit eden bot skoru dağılımlarını karşılaştırıyor. Yazarlar, analizin yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuç verme olasılığının etkisini azaltmak için 5 üstünden 2.5 skorunu eşik değer olarak kullandı. Bu skor, Menczer’in ilettiğine göre bu algoritmada olabilecek en yüksek hatasızlık payı. Yanlış bilginin yayılımını genişletmekteki rollerinin yanı sıra botlar, yanlış bilginin en baştan yayılmasında da kritik rol oynuyor. Çalışmaya göre, botlar asılsız tweetleri viral olduktan sonra değil paylaşılmalarının hemen ardından yaymaya daha meyilli. Sonrasında ise kullanıcılar bu tweetleri halihazırda çok fazla insan paylaşmış gibi göründüğü için paylaşıyor. Güney Florida Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilimleri yardımcı doçenti olan çalışmanın diğer bir yazarı Giovanni Luca Ciampaglia basın demecinde, “İnsanlar, çok fazla kişi paylaşmış gibi görünen iletilere inanmaya daha meyilli.” diyor. “Botlar bu iletileri çok popülermiş gibi gösterip gerçek insanları bunları yayması için kandırarak, bu güvenden besleniyor.” Çalışmaya göre, Twitter sosyal medyadaki otomatikleşmiş hesapların sayısını kontrol altında tutarak yanlış bilginin yayılmasını azaltıyor. Şirket bu amaç doğrultusunda sadece Mayıs ve Haziran aylarında 70 milyon hesabı askıya alarak belirli bir mesafe kaydetmiş durumda. Şirket yakın zamanda Cemal Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasıyla ilgili Suudi hükümeti yanlısı görüşleri yaymaya çalışan bir bot ağını etkisiz hale getirdi ve kullanıcıların potansiyel sahte hesapları raporlamasının yolunu açtı . Yine de botlar Twitter’da bilgi karmaşasını körüklemeye devam ediyor , ama yanlış bilgi yaymak için kullanılmayanlar da var. Bu durumda teyitçiler botların yanlış bilgi yaymasıyla savaşmak için ne yapmalı? Tai Nalon geçen senenin büyük bir kısmını bu soruyu cevaplamak için harcadı. Nalon’un cevabı “botları kendi oyununda yenmek” gerektiği oldu. Brezilya’daki bir teyit projesi olan Aos Fatos’un direktörü Nalon, “Bence yanlış bilgi yayılımını engellemenin tek yolu yapay zeka ve biz bu işi yapan botlar tasarlamalıyız” diyor. “Gazeteciler insanlara haberleri okudukları yerde ulaşmalılar. Şu an Brezilya’da insanlar sosyal medyadan ve WhatsApp’tan haber okuyor. O zaman neden biz de oralarda olup habere erişim süreçlerini kötü adamların kullandığı araçları kullanarak otomatikleştirmeyelim?” Brezilya’da geçen ay gerçekleşen seçime giden süreçte Aos Fatos sahte haber paylaşan insanları otomatik olarak düzelten bir Twitter botu tasarladı. Fátima isimli bu otomatize hesap Aos Fatos’un veritabanındaki teyitlenmiş makalelerle uyan URL’leri tespit etmek için yapay zeka kullanarak Twitter’ı tarıyor. Sonrasında bot, Twitter kullanıcısına ilgili teyiti görebileceği linki ileterek cevap veriyor. (Belirtmiş olalım: Fátima Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın Brezilya’da verdiği ""İyi çıkış"" ödülünü kazandı .) Nalon’un Poynter’a aktardığı üzere, Fátima kullanıma girdiğinden beri 12 binden fazla linki taradı ve birçok kullanıcıya yaklaşık 2 bin 500 cevap verdi. Nalon’a göre bu önemli çünkü yanlış bilgi paylaşan Twitter hesaplarının hepsi teyitçileri veya doğrulanmış medya organizasyonlarını takip etmiyor. Fátima gibi botlar, kendi bilgi kaynakları ne olursa olsun tüm kullanıcıların doğrulanmış bilgiye erişimi olmasını sağlıyor. “Bence teknoloji işimizin boyutunu büyütmemizi sağlayabilir. Bu durumda en büyük sorunumuz ise teyit kaynaklarına erişimi olmayan insanlara ulaşmak” diyor Nalon. “Fátima link paylaşarak birisine cevap verdiğinde birçok kişi o tweete gidip yanlış bilgi paylaşan insanlara cevap veriyor veya cevap tweetini beğeniyor.” Aos Fatos yanlış bilgiyi otomatik olarak düzeltmek için bot tasarlayan sayılı doğrulama kuruluşundan biri. Nalon, 2019’daki hedeflerinden birinin de bu aracı Arjantin’deki Chequeado’dan başlayarak başka teyitçilerin de kullanımına açmak olduğunu söylüyor. Nalon, “Gazetecilerin ihtiyacı olan, bilgi aktarımında aracılık etmenin yollarını üretmek, ve bunu sadece Facebook ve Twitter’ın bize verdiği araçlarla yapmayacağız. Facebook, Twitter ve WhatsApp’ın içinde yeni araçlar üretmeliyiz” diyor. “Eğer farkındalık yaratıyorsak, güvenilirliği de yaratabiliriz ve insanların botlara bakış açısını değiştirebiliriz.”" Araştırma: 2019 yılında haberden kaçınanların sayısı artabilir,https://teyit.org/teyitpedia/2019-yilinda-haberden-kacinanlarin-sayisi-artabilir,"*Bu içerik ilk kez "" From News Fatigue to News Avoidance "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Nieman Lab geçen sene de olduğu gibi yeni yıla yaklaşırken, 2019 yılında gazeteciliği nelerin beklediğini, hangi konuların daha çok tartışılabileceğine ilişkin uzmanların “2019 tahminlerini” yayımladı. Ruth Palmer ve Benjamin Toff'un 2019 yılına ilişkin öngörülerini içeren yazı; Dijital çağımızın getirdiği en kaçınılmaz zorluklardan biri, günlük olarak maruz kalınan bilgi akışını yönetebilmek. Hedef kitleler, çeşitli ekranlardan ve platformlardan gelen sayısız medya içeriğinin bombardımanı altında kalırken gazeteciler, çok çeşitli potansiyel bilgi kaynağıyla baş etmeye çalışıyor. Bu çabalar maalesef her iki taraf için de sonuçsuz kalıyor ve herkesin bu bilgi kirliliği içinde bir seçim yapması gerekiyor. Birçok kişi için her geçen gün artan günlük yaşamın getirdiği stres, haberleri takip etmenin önüne geçiyor. Tahminimiz ise bu eğilimin 2019 yılında da devam edecek olması. Pew Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen bir ankette ABD’de yaşayan on kişiden yaklaşık yedisi, haberlerin yorucu ve yıpratıcı etkisi altında kaldığını bildirdi. “Haberden kaçınma” davranışı ile ilgili olarak yakın zamanda gerçekleştirilen bir araştırma da dünya genelinde benzer görüşlerin hakim olduğunu gösterdi. Reuters Institute’ün 2017 yılına yönelik Dijital Haber Raporu ’nda dünya nüfusunun (farklı ülkelerde) yüzde 6 ila yüzde 57 şeklinde değişen oranlarda, haberlere güvenmemesi veya haberleri can sıkıcı bulması nedeniyle haberlerden “ara sıra” veya “çoğunlukla” uzak durduğu bildirildi. Bu oranın ABD’de yüzde 38 olduğu biliniyor. Haberlere ayda bir kere maruz kaldığını veya hiçbir zaman maruz kalmadığını bildiren grubun oranı ise düşük (dünya nüfusunun yüzde 3’ü, ABD nüfusunun ise yüzde 8’i). Bununla birlikte bu oranların 2019 yılında yükselebileceğine işaret eden geçerli nedenler mevcut. Haber alternatiflerinin sürekli çoğalması, başlıca neden olarak gösterilebilir. Markus Prior, 2007 yılında yayınlanan ve oldukça ilgi gören bir kitabında birçok kişinin televizyonun izleyicilere sunduğu birkaç seçenekten biri olduğu için haberlere yöneldiğinden bahsediyor. Yalnızca üç televizyon kanalının bulunduğu ve tüm kanalların da haberleri aynı anda yayınladığı zamanlarda haberden uzak durmak, haberi izlemekten daha zordu. Medyadaki çeşitlilik başta kablolu televizyonla sonra ise internetle arttıkça bazı insanlar haberlerle daha az etkileşime girmeyi tercih etmeye başladı. Bu sebeple haberlerden uzak duranların sayısı en üst düzeye tırmanırken (veya en azından içinde bulunduğumuz sosyal medya çağında değişime uğrarken) şüphesiz ki haber alternatifleri de hızla çoğalıyor. Önümüzdeki yıl insanların giderek daha çok haberlerden uzak durmalarına yol açacak ikinci neden “ duygusal kutuplaşma ” başta olmak üzere birbirine zıt siyasi gruplar arasında büyüyen düşmanlığı ifade eden ve yalnızca ABD’de değil, birçok ülkede görülen siyasi kutuplaşma. Özellikle kutuplaşmanın hakim olduğu yerlerde medyaya duyulan güvensizlik ile siyasi güvensizlik arasında bir bağlantı olduğuna ilişkin bulguların sayısı giderek artıyor. Aynı zamanda insanların haberlerden “ara sıra” veya “çoğunlukla” uzak durmalarının arkasında yatan en yaygın nedenlerden biri, haberlerin keyiflerini kaçırmaları. Bu bulguların tamamı, internete girmekten kendini alamayan haber tutkunları bir tarafa, duygusal kutuplaşmanın arttığı bir ortamda insanların giderek haberlerden daha fazla uzaklaşabildiğini gösteriyor. Haberlere ilişkin yapılan bu tahminler pek umut verici değil; fakat en büyük endişemiz bu öngörülerin toplumda var olan eşitsizlikleri orantısız bir biçimde, devamlı veya artan bir oranda artırması. Yakın zamanda yayınladığımız (aynı zamanda Nieman Lab ’da geçen ay ele alınan) bir makalede açıkladığımız gibi erkeklerden daha fazla sayıda kadın, haberlerden uzak duruyor ve haberlerin keyiflerini kaçırdığını söyleyen kadın sayısı erkek sayısından daha fazla. Bahsedilen makalede öne sürdüğümüz şekilde haberden kaçış konusunda cinsiyetler arası bir fark bulunması dikkat edilmesi gereken bir sorun, çünkü “Düşük gelirli kadınlar başta olmak üzere kadın nüfusu, diğer gruplara göre siyasi konular hakkında daha az bilgi alırsa siyasi açıdan kendilerini savunmaya yetersiz hale gelebilirler.” Haberden kaçınma, haber yorgunluğu ve modern dijital çağımızın getirdiği diğer davranışlar, aslında medya sistemlerimizin ve demokrasilerin durumuna ilişkin daha büyük çaplı sorunların işaretleri. Çok sayıda tahrik edici düşüncenin ve akıllara ziyan görüntülerin baskın olduğu, ortak doğruların ise hayatta kalmaya çalıştığı bir dünyada insanların devamlı bilgi edinmelerini nasıl bekleyebiliriz? Gelişmelerden haberdar olmak ile haberlerin beraberinde getirdiği entelektüel ve duygusal yükleri sırtlanmak arasındaki denge nasıl kurulabilir? Hafiflemek bir yana, bu endişelerin 2019 yılında daha da artacağından korkuyoruz." Araştırma: ''Deepfake'i unutun! Yanlış bilgi 2019 yılında daha özel alanlarımıza kayacak,https://teyit.org/teyitpedia/deepfakei-unutun-yanlis-bilgi-2019-yilinda-daha-ozel-alanlarimiza-kayacak,"*Bu içerik ilk kez "" Forget Deepfakes: Misinformation is showing up in our most personal spaces "" başlığıyla Nieman Lab tarafından yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Nieman Lab geçen sene de olduğu gibi yeni yıla yaklaşırken, 2019 yılında gazeteciliği nelerin beklediğini, hangi konuların daha çok tartışılabileceğine ilişkin uzmanların ""2019 tahminlerini"" yayımladı. First Draft’tan Claire Wardle’ın 2019 yılına ilişkin öngörülerini içeren yazısı; Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan ve haber yayın ve doğrulama kuruluşlarına destek olmayı ve medyada doğru haberlere yönelik farkındalık yaratmayı amaçlayan First Draft , son altı ayda gerçekleşen iki seçime (Brezilya’daki başkanlık seçimleri ve ABD’deki ara seçimler) giden süreçte yaygın olarak yaşanan bilgi karmaşasını denetleyen projelere dahil oldu. Yanlış bilgi, önemli bir sorun olmaya devam etse de 2018 yılında medya tarafından yoğun olarak gündeme taşınan tek şey sahte haberler değil. Brezilya’da ve ABD’de çoğunlukla, gerçeği temel alan içeriklerle karşılaştık. Bu içerikler özgünleşerek tekrar karşımıza çıkan türdendi, paylaşılan görüntüler, bağlamı dışına çıkarılmıştı ve istatistikler, halk tarafından kolaylıkla yanlış yorumlanabilecek şekilde kullanılıyordu. İçeriklerin büyük bir kısmı metin formatındaki makalelerden ziyade Facebook, Twitter, Instagram ve WhatsApp’ta paylaşılan gönderilerden oluşuyordu. Kişilerin konumlarını güçlendirmek ve karşı tarafı kötülemek için tasarlanan bu içerik türleri, derin siyasi ayrışmalardan faydalandı. Her iki ülkede de içeriklerin dört temel konu etrafında yoğunlaştığını gördük: seçimin kurallara uygun bir biçimde işleyişi, göç, nefret (Antisemitizm, kadın düşmanlığı ve ırkçılık bağlamında) ve küresel güç ağlarına ilişkin komplo teorileri. Bu içeriklerde gizli imalar içeren mesajlar, mantık safsata ları ve hatalı denklikler gibi daha önce denenmiş ve test edilmiş ikna yöntemlerine başvuruldu. Bana kalırsa 2019 yılında kaygılanmamızı gerektirecek olan yanlış bilgiler işte tam olarak da bunlar. 2018, yapay zekadan yararlanarak birinin suratını alıp onu farklı bir bağlamda bir şey söylüyormuş veya yapıyormuş gibi göstermek üzere kullanılan “ deepfake ” teknolojisi ile ilgili abartılı manşetlerin yılıydı. Belki biraz saf görünüyor olabilirim ama endişe duyduğum şeyin bu olduğunu söyleyemem. Akademisyenler ve teknoloji uzmanları, “deepfake”lerin bize gerçekten zarar verebilecek seviyeye ulaşmasına yaklaşık dört yılımız olduğuna dair uzlaşıyor ve günümüzde bu içerik türünü etkin olarak tespit edebilecek araçlar geliştirmeye yönelik bir yarış ortamının olduğu kanaatindeler . Bunun yerine aşırı kutuplaştırıcı içeriklerin yavaş yavaş topluma yayılmalarıkonusunda oldukça endişeleniyorum. Bu konuda özellikle endişeliyim çünkü bu içerikler ağırlıklı olarak Facebook veya WhatsApp grupları, SnapChat veya Instagram Hikayeleri gibi kapalı veya kısa süreli platformlarda paylaşılıyor. En yakın arkadaşlarımızın ve aile üyelerimizin kullandığı bu çevrimiçi yerlerde ne kadar çok zaman geçirirsek bu aşırı duygusal ve görsel mesajlardan daha kolay etkilendiğimize inanıyorum. (Güvenilir bağlantılar arasında gidip gelen mesajların yarattığı etkiyi daha iyi anlamamız için bu konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylemeye lüzum yok.) Platformların bu yasal içerik türüne ilişkin yapabilecekleri veya yapmaları gereken pek bir şey yok. Çoğu kullanıcı, büyük bir kısmı teyit edilemeyen bu içeriklerin “siyaset gibi normal” karşılanması gerektiğini düşünebilir. Buna karşın bizler, tüm gün küçük ekranlardan izlediğimiz siyasetin asla normal olduğu kanaatinde değiliz. Belki teknolojik gelişmeler bağlamında biraz fazla determinist biriyimdir. Belki de bu içerik türünün pek de bir etkisi olmayacak. Ancak sorun şu ki ben, uzun soluklu çalışmaları gerçekleştirebilmek için on yıl daha beklememiz gerektiğini düşünmüyorum. Yanlış bilgi, görüş alanımızdan çıkarak daha kapalı ve geçici platformlara kaydığı için 2019 yılında yanlış bilgiyi takip etmenin daha fazla çaba gerektireceğini tahmin ediyorum. Halihazırda bir hayli zorlu olan bu durum daha da kötüleşecek gibi duruyor." Üç mini belgesel ile YouTube yayınına başlıyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/uc-mini-belgesel-ile-youtube-yayinina-basliyoruz,"İki yılı aşkın süredir internetteki şüpheli bilgileri inceleyen Teyit, üç mini belgesel serisi ile sahte haberlere karşı mücadelesini YouTube’a da taşıyor. Bilgi düzensizliği , toplumların karşı karşıya olduğu en ciddi sorunlardan biri. Din, dil, köken, siyasi görüş, cinsiyet ve cinsel yönelim üzerinden toplumsal kutuplaşmaları derinleştiren, önlem almazsak hakikatle bağımızın tamamen kopmasına yol açabilecek bu sorunun ciddiyetinin farkında mıyız? teyitpedia serisinin her bölümünde sorunun farklı boyutları; akademisyenler, gazeteciler, aktivistler ve araştırmacılarla derinlemesine inceleniyor. ‘‘Bir şekilde kulağınıza çalınıp, kaynağını çok da sorgulamadığınız için yıllardır doğru kabul ettiğiniz onlarca şehir efsanesi olabilir’’ desek, tepkiniz ne olurdu? Hangi efsane, nasıl ortaya çıkmış? Yıllar boyunca ne tür kanallar aracılığıyla yayılmışlar? Neden doğru olamazlar? Bu seride, yaygın şekilde doğru kabul edilen, kimi masum kimi ise tehlikeli birçok şehir efsanesini araştırıyoruz. Siyasetin, medyanın, akademinin ve sokağın gündemindeki hemen her tartışmada sahte haberlerin izine rastlıyoruz. Hatta kimi zaman, bu tartışmaların yanlış bilgiler yüzünden ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Eğer karşı karşıya olduğumuz sorunlarla ilgili bütün gerçekleri bilmiyorsak, bu sorunlara çözüm üretebilir miyiz? Dosya serisinde Türkiye’nin önemli gündem maddeleri etrafında dolaşan yanlış bilgileri ortaya çıkarıyoruz." Facebook'un teyit platformlarıyla yürüttüğü program nasıl çalışıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/facebookun-teyit-platformlariyla-yuruttugu-program-nasil-calisiyor,"ABD Başkanı Donald Trump’ın kafası Facebook'un yanlış bilgiyle mücadele yöntemleri konusunda karışmış durumda. Trump, hafta sonu attığı bir tweette Facebook’un “yalan haberlerin (fake news) önüne geçmeye” yönelik bir sistem kurduğunu belirtti. “Yalan haber” teriminin sürekli kötüye kullanılmasına paralel olarak, bu açıklamadan hemen sonra CNN’e yönelik saldırgan bir açıklama yaptı . ""Facebook 'fake news'un önüne geçmeye yönelik bir sistem başlatmış. Bu, sonunda CNN’in kepenkleri kapatacağı anlamına mı geliyor?"" Trump’ın tam olarak neden bahsettiği açık değilken (Facebook’un güvenilir olmayan sayfaları ve hesapları yakın zamanda silmesi mi? Doğrulama organizasyonlarıyla yaptığı ortaklık mı? Trump’ın tweetinden kısa süre önce Facebook’un bünyesindeki “war room” isimli oluşum hakkında yayımlanan NBC’nin Gece Haberleri segmenti mi?) ABD Başkanının, Facebook’un yanlış bilgiyle mücadele etme yöntemini doğru tanımlamaması çelişkili bir durum değil. (Not: Üçüncü taraf doğrulama partnerliği programına katılmanın koşullarından biri Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı'nın ilkelerinin imzacısı olmak.) Geçtiğimiz birkaç ay boyunca gazetecilerin, Facebook’un yanlış bilgi, güvenilir olmayan hareketler ve reklam şeffaflığı ile ilgili sayısız politikası arasında ayrım yapabilmeleri hiç de kolay olmadı. Şirketin sahte hesapları ve sayfaları sürekli olarak platformdan kaldırması yanlış bilgiye karşı uygulanan bir politika mı yoksa t opluluk standartlarının ihlali mi? Facebook, muhafazakâr yayıncıların sakıncalı gördükleri içerikleri sansürlemelerine izin veriyor mu? Facebook’un işbirliği içinde olduğu doğrulama kuruluşları platformda istedikleri gibi hareket edebiliyorlar mı? Bu noktada sorumluluğun en azından bir kısmı Facebook’a ait. Şirket, son 1,5 yıldır doğruluk kontrolü çalışmalarının gidişatına ilişkin yeterli bilgilendirmeyi yapmış değil . Çoğunlukla, yanlış bilgiyle ilgili çelişkili politikalarını uygulamayı tercih ediyor ve sorunu daha iyi aydınlatabilecek röportajlar vermekten sürekli kaçınıyor . Poynter, süregelen bu karmaşayı göz önünde bulundurarak Facebook’un, yanlış bilginin platformda yayılmasını sınırlamaya yönelik uyguladığı ve uygulamadığı adımları gösteren basit bir akış şeması hazırladı. Facebook yanlış bilgiyle nasıl mücadele ediyor? ( Poynter ) Şirketin doğrulama kuruluşlarıyla yürüttüğü üçüncü taraf doğrulama partnerliği programı hakkında ayrıntılı bilgi almak için bağlantıları ziyaret edebilirsiniz ." ‘Buna kim inanır?’ demeyin: 2018’den beş absürt yanlış bilgi,https://teyit.org/teyitpedia/buna-kim-inanir-demeyin-2018den-5-absurt-yanlis-bilgi,"Teyit 2018 yılında yaklaşık 350 analiz yayımladı ve sosyal medyada birçok farklı alandaki iddianın doğruluğunu araştırdı. Araştırmalar yapıp işin aslını ortaya çıkarırken karşılaştığımız bazı iddialar, bizi de hayrete düşürdü. Bu listede 2018 yılında yanlış olarak sonuçlanan inanması güç iddiaları derledik. Birçok haber kuruluşunun Mart 2018’de yaptığı habere göre İrlanda’da 84 yaşındaki bir hasta baş ağrısı şikayetiyle doktora gitti ve beyinsiz olduğunu öğrendi. Ancak durum anlatılanlardan biraz farklıydı. Hastaneye giden adamın sağ beyninde sadece dokuz santimetrelik bir hava boşluğu vardı. Sıradışı bir durum da olsa doktorlar felç tehlikesine karşı bir ilaç verip hastayı eve göndermişti . Sosyal medyada yayılan şüpheli bilgilerin Türkiye’nin içinde bulunduğu gündeme göre şekillendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu örnek de 2018’in yaz aylarına gelen Ramazan ayının etkisiyle internette bolca paylaşıldı. İddiaya göre videodaki kara balıkçıl kuşu, Ramazan ayında su içerken oruç tutan insanlara görünmemek için kanatlarıyla kendisini kapatıyordu. 1 milyondan fazla kişi tarafından izlenen videodaki kara balıkçıl kuşunun bu hareketi ise sadece bir avlanma tekniği . Neredeyse tüm haber kuruluşları tarafından kullanılan ve Çin’de gökten düşen bir ahtapotu gösterdiği belirtilen fotoğraf, 2018 yılının ilginç vakalarından birisi oldu. Çin’in doğusunda bulunan Qingdao’da bir fırtına meydana gelse de gökten düşen ahtapot stok fotoğraf sitesinden alınan bir görseldi . Show Tv Ana Haber bülteninde 17 Eylül 2018’de yayınlanan ve inişe geçtiği sırada ters dönen bir uçağı gösteren video ilk bakışta herkesi korkuttu. Ancak olay sanıldığı gibi değildi. Bir YouTube kanalı tarafından yayınlanan video aslında gerçek olmayan ve bilgisayar desteğiyle üretilen görüntülerden ibaretti. CGI (bilgisayar üretimli imgeleme) adı verilen teknik ise Hollywood filmlerinde de sıkça kullanılan bir video tekniği olarak biliniyor . 2018 yılında yapılan 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri boyunca Teyit 43 analiz yayımladı ve şüpheli bilgilerin arttığı bu dönemde doğru bilginin peşinden koştu. Seçim döneminde ortaya atılan en absürt iddialardan biri de Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) başkan adayı Muharrem İnce’nin bir camide halay çektiğini iddia eden fotoğraftı. Yapılan araştırma sonucunda fotoğrafın orijinalinin Kadıköy Sahrayicedid Camii’nde verilen bir eğitim sırasında çekildiği anlaşıldı ." 2018’de çürüttüğümüz 5 şehir efsanesi,https://teyit.org/teyitpedia/2018de-curuttugumuz-5-sehir-efsanesi,"Teyit yayın hayatına başladığı 2016 yılından itibaren internette uzun süredir dolaşan ve artık şehir efsanesi olarak nitelenebilecek birçok iddia hakkında analiz hazırladı. Kimi zaman e-posta zincirleri zamanından kalan, kimi zaman herkesin yanlış hatırladığı, kimi zaman da toplumda kulaktan kulağa yayılarak dolaşan bu iddialara teyit.org açıklık getirdi. 2018’de çürüttüğümüz 5 şehir efsanesini bu yazıda derledik. Uzun süredir internette dolaşan hatta günlük hayatımızda da farklı insanlardan sıkça duyduğumuz iddiaya göre “Alo” sözcüğü telefonun mucidi Graham Bell’in sevgilisi Allessandra Lolita Oswaldo’nun baş harflerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Dünyada mucidin aşkından sadece Türkiye’nin haberdar olduğu bu şehir efsanesi teyit.org tarafından 7 Şubat 2018’de yayımlanan analizle sonlandırıldı . Şimdi sırada dünyaca üne sahip bir şehir efsanesi var. İddiaya göre dünyanın dört bir yanından binlerce insan aşağıdaki görselde yer alan adamı rüyasında gördü ve adamın bulunması için bir internet sitesi açıldı. Hatta dünyanın farklı şehirlerinde üzerinde bu robot resim bulunan afişler sokaklara bile asıldı. Ancak söz konusu fotoğraf bir firma tarafından internette yürütülen Guerrilla marketing (Gerilla Pazarlama) hareketi için tasarlanan bir görseldi. Konu hakkında 12 Nisan 2018’de analiz yayımlayan teyit.org şehir efsanesine dönüşen bu iddianın yanlış olduğunu ortaya koydu . 2006 yılından beri bazı haber siteleri ve sosyal medya hesaplarında dolaşan şehir efsanesine göre Danimarkalı karikatürist R.C., İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’in karikatürünü çizdikten sonra evinde yanarak öldü. teyit.org , uzun süredir internette dolaşan şehir efsanesi hakkında 9 Temmuz 2018’de yayımladığı analizde, tartışmalara yol açan Hz. Muhammed karikatürlerini çizen R.C isimli birisinin olmadığını tespit etti. Fotoğrafta yer alan ve 2005 yılındaki bir dergide Hz. Muhammed’in 12 karikatürden birini çizen Kurt Westergaard isimli sanatçı ise halen hayatta. teyit.org 2018 yılında spor basınında yer alan asparagas haberlerin peşine düştü ve konu hakkında bir yazı dizisi hazırladı. Bu dizide yer alan şehir efsanelerinden biri ise Galatasaray’ın Fransız futbol takımı Monaco ile oynadığı bir maçtan sonra Star gazetesi tarafından atıldığı belirtilen “Monacoduk” manşetiydi. Gazetenin o günkü sayısını aldığını iddia edenlerin bile olduğu şehir efsanesi, Mart 2018’de teyit.org tarafından yazılan bir yazıyla son buldu. Star gazetesi sonraki gün, maçın da zorluğuna gönderme yaparak “MONAKOMA” manşetini kullanmıştı . Eski siyasetçi ve bir dönem Başbakanlık da yapan Necmettin Erbakan hakkındaki çeşitli iddiaların şehir efsanesi haline dönüşerek uzun zamandır paylaşıldığını söylemek mümkün. Elbette bu tür iddiaların Erbakan’ın mühendislik fakültesinden mezun olmasıyla ve mesleğinin çizim yeteneğiyle ilişkilendirildiği de aşikar. 2018’in son aylarında yeniden gündeme gelen efsaneye göre Necmettin Erbakan 1974 yılında KKTC’nin bugün de kullandığı bayrağını çizdi. Üstelik bayrağı çizerken İsrail’e mesaj da gönderiyordu. teyit.org, özenli bir çalışma yaparak KKTC bayrağını çizen Emin Çizenel’e ulaştı. Çizenel’in gönderdiği belgeler bu şehir efsanesinin kesin olarak son bulduğunun da göstergesi oldu." Sahte tıp haberleri kaynak yazar gibi özelliklerine bakılarak nasıl tespit edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-tip-haberleri-kaynak-yazar-gibi-ozelliklerine-bakilarak-nasil-tespit-edilir,"Bu içerik ilk kez "" How To Spot Fake Medical News With The SATCoW Method "" başlığıyla Medium 'da 9 Aralık 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Günümüzde sağlıkla ilgili birçok bilgiye internetten ulaşmak mümkün. Hastalar artık sağlık koşullarından ve mevcut tedavi seçeneklerinden haberdar. Bu onlar için oldukça güzel bir imkân. Sağlığınıza ilişkin bilgileri araştırmanız, doktorunuzla iş birliği yaparak daha iyi bir tedavi görmenizi sağlayabilir. Ne var ki “sahte tıp haberleri” dediğim tuzağa düşmemeniz için dikkatli olmanız gerekiyor. Güvenilir tıp yayınlarında bulunması gereken ve sahte tıp haberlerinde görülmeyen belirli nitelikler mevcut. Bu yazıda sizlere örnek olarak iki ayrı tıp haberi sunacağım. Yazının sonunda, geliştirdiğim bir kısaltmadan ( SATCoW - Sources, Authorship, Title, Content, Writing / Kaynaklar, Yazar, Başlık, İçerik, Yazım Biçimi ) faydalanarak hangi haberin gerçek hangisinin sahte olduğunu tespit edebileceksiniz. Örnek haberler: Bize hangi haberin sahte olduğunu söyleyebilir misiniz? Bir makaleyi okurken makalenin sayfasında bulunan bir bağlantıya tıklayarak kendinizi başka bir internet sitesinde bulabilirsiniz. Yeni web sayfasında gezinirken bağlantının sizi nereye yönlendirdiğini incelemek isteyeceksiniz. 1 no.lu haber oldukça bilinen bir üniversitenin internet sitesine ait. Haberi yayımlayan Stanford Üniversitesi, aynı zamanda haberde geçen buluşun gerçekleştirildiği yer. Şekil 1. 1 no.lu haberin yayımlandığı internet sitesi 2 no.lu haber, tıp dünyasından haberlere yer verdiği görülen popüler bir internet sitesi tarafından yayımlanmış. Buna karşın sayfadaki bağlantılara tıkladıkça sitenin sürekli aynı konular üzerine yoğunlaştığını (muhtemelen gelir getiren gündem konuları baz alınmış), tuhaf görsellerin yer aldığını ve yazılarda birçok reklamın karşınıza çıktığını göreceksiniz. Şekil 2. 2 no.lu haberin yayımlandığı internet sitesi Hangi kaynaklara güvenebileceğinizden emin değilseniz, size önerebileceğimiz bazı kaynaklar şunlar: WebMD , MedScape , PubMed , PLOS ONE , Cochrane , Mayo Clinic , Merck Manuals , FDA , CDC . Bununla birlikte gerçek tıp haberlerini belirlemek için başvurulan en önemli öğe, yazarların faydalandığı bilgi kaynakları. 2 no.lu haberde, verilen bilgileri doğrulamaya yönelik herhangi bir bağlantı, alıntı veya referans bulunmuyor. 1 no.lu haberde ise başlıkta bahsedilen buluş Stanford Üniversitesi’nde gerçekleştirildiği için bu haberde yer alan bilgilerin birincil kaynaklardan alındığı ortada. Bu haber yazısında pek fazla alıntı veya referans yer almasa da yazarın bahsettiği kişilerin akademik geçmişleri ve iş yerleri ile kesin tarihlerin yanı sıra bu kişiler hakkında ayrıntılı bilgi almaya yönelik bağlantılar bulunduğunu görebilirsiniz. Kısacası, yazının özgünlüğünü ortaya koyan birçok kanıt karşımıza çıkıyor. Şekil 3. 1 no.lu haberin ekran görüntüsü Gerçek tıp haberlerinin çoğunda en azından akademik bir dergiye yönelik bir bağlantı veya alıntı bulunuyor. Şekil 4. 1 no.lu haberin yazarı Şekil 5. 2 no.lu haberin yazarı 1 no.lu haberde yazarın, makalenin ilgili olduğu konu hakkında yazı yazabilecek nitelikte biri olduğunu gösteren gerekli bilgiler yer alıyor. Aynı zamanda yazarla temas kurulabileceği düşünülerek yazarın e-posta adresine ve hatta resmine bile yer verilmiş. 2 no.lu haberin yazarı olan Dr. Heather Morris hakkında ise ismi dışında maalesef hiçbir bilgi bulunmuyor. Haberde yazarla ilgili herhangi bir bağlantı veya iletişim bilgisi yer almadığı için böyle bir kişinin gerçekten var olup olmadığına veya taşıdığı unvana (yalnızca bir hekim mi yoksa doktora unvanına sahip bir hekim mi) dair Google’da ayrıca bir araştırma yapmamız gerekiyor. Haber başlığının amacı nedir? Okuyucuları bilgilendirmek mi, inandırmak mı yoksa etkilemek mi? 1 no.lu haberin başlığı gayet anlaşılır. Başlıktan yazının ilginç bir konu hakkında olmasına karşın başlıktaki bilgiler dışında farklı bir konudan da bahsedilmediği görülüyor. Başlıkta dikkat edilmesi gereken sözcük “aşı”. Diğer bir deyişle, bu sözcüğün kullanımının farkında olmak gerekiyor veya yazıda bu sözcükle ilgili aydınlatıcı bilgiler dikkat çekiyor. 2 no.lu haber başlığı ise okuyucuda gerçek olamayacak kadar iyi bir izlenim yaratıyor. Başlık, yazının sahte bir haber olabileceğine dair bazı ipuçları sunuyor. Öncelikle bu başlıkla, yalnızca tek bir ilacın çok sayıda hastalığı tedavi edebildiği öne sürülüyor; fakat tedavinin sınırları hiç belirgin değil. Çeşitli formlarda birçok mide ve bağırsak hastalığı bulunurken başlıkta ne tür hastalıkların hedeflendiği belirtilmemiş. Benzer olarak kanseri iyileştirdiği iddia edilen başka ürünler hakkında makaleler de görmüştüm; ancak bu tür yazılar da okuyucuya, ilgili ürünlerin hangi kanser türünü hangi aşamada iyileştirdiğine ilişkin bilgi vermiyor. İkinci ipucu ise başlıkta yer alan “iyileştiriyor” (curing) ifadesinin kullanımı. Bu ifadeye ilişkin birçok sorun yaşanıyor. “İyileştirme” sözcüğün tıp çevrelerinde dolaylı da olsa saygın bir yere sahip. Başarıyla sonuçlanan tedaviler Nobel ödülü alıyor. Ne yazık ki birçok hastalık, tamamen iyileştirilmekten ziyade ancak belirli bir yere kadar tedavi ediliyor. Ayrıca başlıkta kullanılan şimdiki zaman, “iyileştirme” fiilinin kesin olarak doğrulanmadığını gösteriyor ve iyileştirmenin kontrol altında olmadan belirli aralıklarla gerçekleştiği izlenimini veriyor. 2 no.lu haberin başlığına ilişkin bir diğer ipucu ise “modern tıbba” meydan okuması. Yani, tıp haberlerinde tıbbın sorgulanması sizce ne kadar mantıklı? İçeriği incelerken aşağıda belirtilen noktalara dikkat etmeniz gerekiyor: Gerçek tıp haberleri akademik bir gazetede bulunmasa da eğitimli yazarlar tarafından yayımlanır ve yayımlanmadan önce birçok kere gözden geçirilir. Bu nedenle bu haberlerde kullanılan yazım biçiminin neredeyse hatasız olması gerektiği düşünülebilir. 2 no.lu haber Şekil 6’da belirtildiği gibi bir dilbilgisi hatasıyla başlıyor . Ayrıca (bir sonraki ekran görüntüsünde gördüğünüz gibi) yazıda, metin yazarı tarafından bilerek düzenlenmiş veya yazarın yetersiz yazma becerisinden kaynaklanan tek cümlelik birçok paragraf bulunuyor. Üstelik haberin dili fazla basit ve sözcük seçimi özensiz. Bunlara ilave olarak ortalama bir dilbilgisi seviyesine sahip herhangi bir kişinin fark edebileceği başka hatalar da mevcut. Şekil 6. 2 no.lu haberin giriş bölümü Şekil 7. 2 no.lu haberin yazı şekline ait ekran görüntüsü Şekil 3. 1 no.lu haberin yazı şekli 2 no.lu haberin aksine, 1 no.lu haberin yazım biçimi gayet uygun görünüyor. Bu metni düzenleyen kişinin alanında uzman olduğu ve son olarak bazı düzeltmelerin yapılarak yazının kusursuz bir hale getirildiği göze çarpıyor. Sahte tıp haberlerinin tamamının yazım biçimi kötü olmayabilir; ancak bu özellik sahte haberlerde genel olarak gözlemlenebiliyor. Bu SATCoW yönteminden faydalanarak sahte tıp haberlerini tespit edebilirsiniz. Yakın zamanda duyduğunuz veya okuduğunuz sahte tıp haberleri hakkında bu sayfaya yorum yapabilirsiniz." 2018’de tekrar karşımıza çıkan beş ‘zombi’ yanlış bilgi,https://teyit.org/teyitpedia/2018de-tekrar-karsimiza-cikan-5-zombi-yanlis-bilgi,"Hiç Facebook arkadaş listenizde bulunan kişilerin sizin doğrusunu bildiğiniz yanlışları defalarca paylaştığına şahit oldunuz mu? Doğruluğuna yüzde 100 emin olduğunuz bir bilginin içinde bulunduğunuz WhatsApp gruplarında yıllar sonra bile tekrar dolaşıma girdiğini hiç fark ettiniz mi? Teyit ’in internette dolaşan bir iddianın doğruluğunu kontrol ederken göz önünde bulundurduğu kıstaslardan biri de o iddianın yaygınlığı (viral olması). Geçen iki yılı aşkın sürede sağlıktan, Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilere ve daha bir çok konuda internet kullanıcılarının kafalarındaki soru işaretlerini giderdik. Fakat yaygın bir iddiaya zamanında müdahale edilse bile daha sonraki tarihlerde aynı iddianın defalarca sosyal medyada tekrar yayılabildiğinin farkına vardık. Bu yazıda teyitlememize rağmen sürekli tekrar yayılan “zombi” iddiaları derledik. Pepsi çalışanının içeceklere HIV karıştırdığı iddiası Sosyal medyada ve WhatsApp gruplarında yaygınlaşan bir mesajda, Pepsi şirketinde bir çalışanın, içeceklere HIV bulaştırdığı iddia edildi. Ancak iddia doğru değildi. İddia, sosyal medyada 2011’den beri dolaşımda olan bir şehir efsanesi. Fakat bu analizin yayınlandığı 18 Eylül 2017’den sonra da iddia özellikle Facebook’ta yayılmaya devam etti.. Bir şey yiyerek ya da içerek HIV bulaşması mümkün değil. Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’nin aktardığına göre de bugüne kadar herhangi bir yiyecek ya da içecekten geçtiği tespit edilen bir HIV vakası bulunmuyor . Muza HIV mi enjekte ediliyor? 27 Ekim 2016’da yayımlanan analizde muzlara HIV bulaşmasının mümkün olmadığı anlatılsa da örneğin Kasım ve Aralık 2018’de bile hala aynı iddianın dolaşımda olduğunu fark ettik. HIV alanında çalışan Kırmızı Kurdele İstanbul’un internet sitesinde yer alan Bulaşı Yolları başlığının altındaki maddelere göre HIV vücut dışında uzun süre tutunamıyor . Teyit'in görüştüğü Kocaeli Üniversitesi’nden mikrobiyolog Prof. Dr. Murat Sayan, HIV’in çoğalabilmesi için yaşayan hücrelere ihtiyacı olduğunu, virüslü bir kana dokunmanın veya yemenin bulaşma için yeterli bir sebep olmadığını ifade etti. Sayan ayrıca her enfeksiyonun bir bulaşma yolu olduğunu belirtirken HIV’in bulaşması için bağışıklık sistemine temas etmesi gerektiğini, kanlı bir şeyi yemenin virüsü bağışıklık sistemine taşımayacağını belirtti. İddialara dayanak olarak kullanılan görseller ise “kan enjekte edilmiş” değil hastalık kapmış muz fotoğraflarıydı. Bitkisel enfeksiyon ya da mantar kapan bir muz siyah, kahverengi ya da kırmızı bir renk taşımaya başlıyor. Teyit'e defalarca gönderilen iddialardan biri de Suriyeli mültecilere içinde 930 TL bulunan bir yardım kartının verilmesiydi . Mayıs 2018’in başlarında Facebook’ta Yılmaz Özdil ve Onurlu Yazarlar ve daha sonrasında birçok sayfanın paylaştığı görsel Suriyeli mültecilere yardım amaçlı olarak KızılayKart verildiği ve içinde 930 TL bulunan bir kartı göstermiyor. Fakat Suriyeli mültecilere yardım amaçlı olarak KızılayKart verildiği iddiaları doğru. Mültecilere verilen KızılayKart, Yabancılara Yönelik Sosyal Uyum Yardım (SUY) programı kapsamında ihtiyaç sahibi sığınmacılara veriliyor. Çok amaçlı nakit yardımı olarak tanımlanan kart Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım Genel Müdürlüğü tarafından finanse ediliyor. KızılayKart’a başvuran ihtiyaç sahipleri uygunluk kriterlerine yönelik bir değerlendirmenin sonucunda yardım almaya hak kazanıyor. Buna göre aile üyelerine aylık 120 TL nakit yardımı yapılıyor . Analizin yayımlandığı 9 Mayıs 2017 tarihinden beri tekrar tekrar karşımıza çıkan iddialardan biri de TBMM’de 90 TL vatandaşlık aidatı alınmasına ilişkin kanun kabul edildi iddiasıydı . İddia, ilk olarak Temmuz 2016’da gündeme geldi . Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin takvimine bakıldığında 8 Mayıs 2017’de Genel Kurul toplantısı yapılmadığı görülüyor . Temmuz 2016’da kabul edilen kanunlar arasında da bu konuya ilişkin bir kanun maddesi yer almıyor . Yeni kimlik kartları için yılda 90 TL aidat ödeneceği iddiaları da Şubat ayında sosyal medyada yayılmış ancak iddiaların doğru olmadığı teyit.org tarafından belirtilmişti . Yani her vatandaştan yıllık 90 TL’lik bir aidatın alınacağı iddiası doğru değil . Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, fotoğrafın Mustafa Kemal Atatürk’ün güldüğü sırada çekildiği iddia edildi. Teyit , iddialar kapsamında internette dolaşan görseli incelediği analizi 29 Ekim 2017’de yayımladı . Ancak iddia doğru değildi. Atatürk’ün güldüğü iddia edilen fotoğraf sonradan kurgulanmış. Fotoğrafın orijinal halinde Mustafa Kemal’in gülmediği görülebiliyor. Bu fotoğraf, Mustafa Kemal 1922 yılında Büyük Taarruz öncesi denetlemelerde bulunduğu sırada çekilmiş . Son olarak 2018’de sık sık gelen ihbarlardan biri de WhatsApp’ta yayılan “Kozmik ışınlar Dünya’ya yaklaşacak ve saat 00:30 ile 03:30 saatleri arasında çok yüksek radyasyon yayılımı olacak” iddialarıydı. “Acil Bu gece 00:30 – 03:30 saatleri arasında telefon, hücresel cihaz, tablet vb. Cihazları kapattığınızdan emin olun ve vücudunuzdan uzaklaştırın. Singapur televizyonu haberi açıkladı. Lütfen ailenize ve arkadaşlarınıza söyleyin. Bu gece gezegenimiz için 12:30 ile 3:30 arası çok yüksek radyasyon olacaktır. Kozmik ışınlar Dünya’ya yaklaşacaktır. Bu yüzden lütfen cep telefonunu kapat. Cihazı vücudunuza yakın bir yerde bırakmayın, bu ciddi hasara neden olabilir. Google ve NASA BBC News’ı kontrol edin. Bu mesajı sizin için önemli olan tüm insanlara gönderin * ALINMIŞTIR / LÜTFEN Mümkün olduğu kadar çok pay(laşın) *” Mesajda yer alan iddia herhangi bir delile ve gerçekliğe dayanmıyordu. WhatsApp gruplarında dolaşıma giren mesajlar daha önceki yıllarda da İngilizce olarak yurtdışında yayılmıştı: “Tonight 12:30 am to 3:30 am cosmo rays entering earth from mars. So switch off your mobile at night. Don’t keep your cell with you & put it away while you are sleeping because they are too much dangerous rays: NASA informs BBC NEWS. Pls spread this news.” İddianın aksine ne NASA ne de BBC’nin önceki yıllarda Mars ile ilgili, ilgili analizin yayımlanmasından bir gece önce ise Süper Ay ile ilgili bir “kozmik ışın uyarısı” bulunuyordu . Kozmik ışınlara doğrudan temas etmek ciddi hasarlara verebilecek olsa da Dünya’nın atmosferi bizi bu zararlı etkilerden koruyor . Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan (BTK) yapılan açıklamada da vatandaşların bu uyarıyı ciddiye almaması istenmişti ." Bu iddiaları neden sonuçlandıramadık? 2018 yılında cevapsız kalan beş şüpheli bilgi,https://teyit.org/teyitpedia/bu-iddialari-neden-sonuclandiramadik-2018-yilinda-cevapsiz-kalan-5-supheli-bilgi,"Teyit'i takip edenlere 2018 yılında sıkça açıklamamız gereken durumlardan birisi teyit edilecek konunun seçilirken nesnel ölçütlere dayanması gerekliliği oldu. Seçme yanlılığından uzak bir noktada durmak için ekip içerisinde sürekli birbirimizi denetledik ve nesnel ölçütlerle belirli bir metodolojiyi takip etmeye çalıştık. Yazdığımız yazılara, seçtiğimiz konulara ilişkin aldığımız eleştirilerin ardından bir Serbest Kürsü yazısı yayımlamış ve sonuçlandıramadığımız iddiaları da göstermemiz gerektiğine karar vermiştik . 2018 yılının sonuna gelmişken bu yıl içerisinde Türkiye’nin gündemine oturan, fazlaca ihbar gönderilen iddiaları incelediğimiz halde neden yayınlayamadığımızı sizlerle kısaca paylaşmak istedik. Teyit edeceğimiz şeylere yönelik eleştirileri değerlendirirken yayınladığımız kadar yayınlayamadığımız analizleri de anlatabilmek belki bu soruna bir çözüm oluşturabilir. Teyit'in 2018’de incelemeye aldığı, delillerin peşine düştüğü fakat metodolojisi gereği okuyucularla paylaşamadığı ve sonuçlandıramadığı beş şüpheli içeriği özetlemeye çalıştık. Ekim ayında Tunceli’nin Nazımiye ilçesi kırsalında donarak hayatını kaybeden Ferruh Dikmen ve Asım Türkel’e ait olduğu iddiasıyla bir fotoğraf paylaşılmıştı. Bu fotoğraf incelemesi üzerinde uzun süre uğraşmış olmamıza rağmen ne yazık ki bir sonuca varamadık. Sosyal medyada bu fotoğraf Tunceli’de hayatını kaybeden iki asker olduğu belirtilerek paylaşılıyor ancak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise bu fotoğrafın doğru olmadığını iddia ediyordu. Bizim yapmamız gereken ise fotoğrafın nereden olduğunu söyleyebilmekti. Fotoğrafla ilgili yaptığımız ilk araştırma, fotoğrafın daha önce internette dolaşımda olup olmadığına bakmak oldu ancak bir ize rastlayamadık. Askerlerin üniformaları dahil etrafta kullanabileceğimiz her detayı inceledik. Uzun süre fotoğrafta görülen ağaçların türlerini tespit etmeye çalıştık. Ağaçlar Sarıçam olabilirdi. Peki Tunceli’de Sarıçam var mıydı? The European Forest Genetic Resources Programme (EUFORGEN) tarafından yayınlanan bir haritada Sarıçam’ın Tunceli’ye kadar uzanmadığını görmüştük. Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Orman Atlası’nda, Sarıçam’ın Türkiye’deki durumu hakkında da bilgilere (sf. 34) rastlanabiliyordu. Buna göre atlasta, Sarıçam’ın dünyada ve Türkiye’deki en güney sınırının Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi olduğu ifade ediliyordu . Yani Sarıçam’ın Tunceli’de olamayacağına dair kanaat oluşturabilmiştik. Uzman yorumları almaya başladık. İşler bu noktada karışmaya başladı ve uzmanların bir kısmı Sarıçam olabileceğini belirtirken bir grup uzman ise o ağacın Sarıçam olmadığını ifade etti. Ayrıca Sarıçam Tunceli’de genel olarak yetişemiyor olsa da asla yetişemeyeceğine yönelik deliller elde edemedik. Söz konusu fotoğrafta yer alan eşyalardan hareketle bir sonuca ulaşmak ise kolay görünmüyordu. Çünkü söz konusu fotoğrafta yer alan kamuflajlar birçok ordu tarafından kullanılan renkleri içeriyordu. Özellikle Sarıçam’ın yoğun olarak bulunduğu soğuk iklimli Kuzey Avrupa ülkeleri ve Rusya’da benzer askeri kamuflajlı üniformalar mevcuttu. Önceden kullanılıp kullanılmadığını tespit edemediğimiz bu fotoğrafa ilişkin peşine düştüğümüz ipuçları bizi nihai bir sonuca götüremedi. Suriyelilerin Tarsus’ta gittiği bir eczanede istediği ilaç yok diye eczaneyi basıp, çalışanları darp ettiği iddia edilmişti. Pek çok haber sitesi bu konuyu haberleştirmiş ve iddia sosyal medyada da yayılmıştı. Temmuz 2018’de gerçekleşen bu olayı incelemeye başladıktan sonra eczanenin sahibine ulaştık. Eczanenin sahibi Ali Kemaloğlu eczaneye saldıranların Suriyeli olmadığını söylemişti ancak teyit.org’un bunu kişilerin beyanlarından başka somut bir delile dayandırması gerekiyordu. Ali Bey avukatıyla konuştuktan sonra belki bize dava dosyasından ilgili kısımları ulaştırabileceğini belirtmişti. Ancak Kemaloğlu’nun avukatı bu konuda yardımcı olamayacağını ifade etti. Kişilerle ilgili detaylı bir bilgi veremeyeceğini belirten Kemaloğlu bu kişilerin Türk vatandaşı olduğunu ifade etmişti. Böyle hassas bir konuda elimizde somut bir delil olmadan yazıyı belirsiz olarak girmek istememiştik. ABD ve Türkiye arasında diplomatik krizlere de neden olan Pastör Andrew Brunson’un tutuklanmasıyla ilgili süreçte sosyal medyada şüpheli bir fotoğraf dolaşıma girdi. ABD’li Brunson olduğu iddiasıyla paylaşılan fotoğrafta, asker üniforması içerisindeki bir kişinin elinde külçe altın bulunuyordu. Bu fotoğrafla Rahip Brunson’un Irak işgali sırasında görev aldığı iddia ediliyor, fotoğrafın Brunson’un Irak’taki altınları yağmaladığını gösterdiği söyleniyordu. Fotoğraftaki askerin üniformasının üzerinde yazan isimde Brunson yerine Brown yazdığı kolaylıkla görülebiliyordu. Ancak yaptığımız araştırmada Brown soyadlı askerin tam olarak kim olduğunu bulamamıştık. Brunson ve soyadı Brown olan askerin benzerliğinin bu iddianın dolaşıma girmesine neden olduğu söylenebilirdi. Askerin tam olarak hangi birimde görev yaptığı, kim olduğu ve ne amaçla elinde altın külçesiyi tuttuğunu kanıtlayamamıştık. Irak işgali sırasında görev almış askerler, bölükler araştırıldı. Irak Savaşı’ndaki yağma iddiaları da incelendi ama bir sonuca varılamadı. 2018’de sosyal medyada paylaşılan bir belgenin, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastenesi tarafından Alaattin Çakıcı’ya verilen süresiz sağlık raporunu gösterdiği iddia edildi. Rapora göre Çakıcı, haftanın 7 günü istediği kişilerle görüşebilecekti. Buna ek olarak belgede “Yine de her şeyi Allah bilir gibi” ifadeler de yer alıyordu. Üstelik belgeyi Başhekim ve Kırıkkale İl Sağlık Müdürü de imzalamıştı. Kırıkkale Valiliği’nden belgenin doğruluğu hakkında bir açıklama ya da delil istedik. Valilik konu hakkında bir açıklama yapamayacaklarını ısrarla belirtti. Daha sonraki görüşmelerde Valilik yetkilileri Başhekim ve İl Sağlık Müdürü’nün görevden alındığını doğruladı ancak ısrarlara rağmen bu görev değişikliğinin nedeni hakkında bilgi verilmedi. Teyit , görevden alınan Kırıkkale İl Sağlık Müdürü Feramiş Ender Güngüneş’in yerine atanan kişiyle de telefonda görüştü. Yetkili göreve henüz başladığını söz konusu belgenin doğruluğu hakkında bilgisi olmadığını ifade etti. Yerel kaynaklarla da iletişime geçmemize rağmen belge hakkında bir delile ulaşamadık. Sonuç olarak belgenin yanlış ya da doğru olduğuna dair bir delil bulunamasa da kişilerin görevden alınması bu belgenin doğru olabileceği kanısını güçlendirmişti. Yine de konuya ilişkin bir kanıya varabileceğimiz kesin bir delil bulamamıştık. 24 Haziran seçimleri öncesinde ve seçim gününde teyit.org’a pek çok şüpheli içerik gönderilmişti. Seçim günü ihbar olarak gönderilen bir videonun , Erzurum’un Horasan ilçesindeki usulsüz oy kullanımını gösterdiği iddia edildi. Videoda, “AK Parti Horasan Belediye Başkanı Kadir Aydın’ın adamlarının blok şekilde oy kullandığı” iddia ediliyordu. Hemen videonun peşine düşüp, bir vekilden söz konusu usulsüzlüğün doğru olduğunu ve sandığın iptal edildiği bilgisine ulaştık. Bunun üzerine aynı vekilin partisinden Horasan İlçe Başkanı’yla görüştük ve kendisi bize nöbetçi mahkemenin sandığı iptal ettiğini ve belgeyi gün içerisinde göndereceğini söyledi. Ancak sabırla beklediğimiz tutanak bir türlü gelmedi. Daha sonra belgeye ulaşabilmek için tekrar tekrar kendisini aradığımızda bir yakınının vefat ettiğini ve aynı belgenin başka bir partide olduğunu ifade etti. Diğer parti yöneticileriyle iletişim kurmaya çalıştık ve başarılı olamadık. Elinde belge bulunduğunu iddia eden partiler vardı ancak bu belge bize bir türlü ulaştırılmamıştı. Bu nedenle bu iddianın doğru olup olmadığına dair bir cevap üretememiştik. Seçimin ardından sandıklarda kullanılan oyların açıklanmasıyla bölgede iptal edilen herhangi bir sandık olmadığını öğrendik. Bu bilgiyi YSK’daki kaynaklarımızdan da doğruladık. Ayrıca bilgiyi ortaya atan ve belge sunabileceğini belirten kaynakların iddia ettiği gibi nöbetçi bir mahkemenin sandık iptal etme yetkisi de bulunmuyordu. Sandıklar ancak YSK tarafından iptal edilebiliyordu. Seçim günü boyunca peşine düştüğümüz belge aslında gerçek değildi. Sonuç olarak iddiayı seçim günü doğrulama ya da yanlışlama konusunda güvenilir kaynaklara ulaşamamıştık." Hakikat sonrası çağda yeni medya ve yalan haber üzerine bir çalışma: teyit.org örneği,https://teyit.org/teyitpedia/hakikat-sonrasi-cagda-yeni-medya-ve-yalan-haber-uzerine-bir-calisma-teyit-org-ornegi,"Kullanıcı Arayüzü Tasarımcısı olan Murat Uluk’un yüksek lisans tezi olarak yazdığı “ Hakikat Sonrası Çağda Yeni Medya & Yalan Haber” isimli kitap yayımlandı. Kitap genel hatlarıyla yeni iletişim teknolojileri ve yeni medya, ‘yalan haber’ kavramı, hakikat sonrası çağda doğrulama platformları gibi konuları ele alırken, yalan haberin internetteki varlığını teyit.org örneği üzerinden inceliyor. Murat Uluk, kitabın önsözünde çalışmanın temel amacının yalan haberin internetteki varlığı üzerine teyit.org ’un analizleri veri alınarak kapsamlı bir inceleme yapmak olduğunu belirtiyor. Çalışmada teyit.org ’un bilgileri doğrulama yöntemleri tarama, seçme, önceliklendirme, araştırma, yayın ve etki takibi şeklinde sınıflandırılıyor. Kitapta yalan bilgi ve haberin kısa tarihi, geleneksel kitle iletişim araçları ve yalan haber arasındaki ilişki, yeni medyada yalan haberin konumu örneklerle ve açıklamalarla ele alınıyor. İnternet gazeteciliğinin yarattığı yeni medya dinamikleri içinde yalan haberin nasıl ortaya çıktığı ve kendine bu alanda nasıl bir yer bularak yayıldığına da bakılıyor. Buna ek olarak yalan haberin yükselişine dair Brexit Referandumu ve ABD Başkanlık Seçimleri örnekleri veriliyor. Sosyal ağların yalan haberin yayılmasında nasıl bir rol aldığı ve sosyal ağların yalan haberle nasıl mücadele ettiği sorgulanarak açıklanıyor. Çalışmanın niteliksel verileri dışında kavramsal arka planı da gerçek ve hakikat kavramları, postmodernizmin gerçeklik olgusu ve hakikat ile ilişkisi, hakikat sonrası çağ meseleleri ortaya koyuluyor. Bu kavramların ışığında Murat Uluk, doğruluk kontrolü (fact-checking) kavramını “medyada, çevrimiçi içeriklerde, toplum üzerinde ağırlığı olan sosyal ve siyasi aktörlerin söylemlerinde yer alan iddiaların doğru veya yanlış olduğunu kanıtlamaya yönelik çalışmalar bütünü” olarak tanımlıyor ve Türkiye ve dünyada doğrulama platformlarının kısa tarihini okuyucu ile paylaşıyor. Uluk, Türkiye özelinde doğrulama platformları konusunu ve yalan haberin internetteki varlığını teyit.org örneği üzerinden bir araştırmayla inceliyor. Çalışmada teyit.org ’un ilk analizini yayımladığı Haziran 2015 ila 20 Ocak 2018 tarihleri arasında yanlış etiketine sahip analizler inceleniyor. İnceleme sürecinde yalan haberin internetteki varlığı yalan haberlerin teyit.org ’un kaynak gösterdiği internet sitelerindeki yayın durumları, yalan haberlerin teyit.org ’un bu internet siteleri dışında başka sitelerdeki yayın durumu, yalan haberlerin Facebook’ta elde ettiği etkileşim sayısı, yalan haberlere yer veren sitelerin reklam barındırma durumları şeklinde dört başlık altında ele alınıyor. Araştırmanın örneklemini ise kaynağı ve dolaşımı internet siteleri aracılığı ile sağlanmış 111 ‘yanlış’ etiketli analiz oluşturuyor. teyit.org analizleri ele alınarak yanlış olduğu kanıtlanan haberlerin kaynak durumuna bakıldığında sosyal medya platformlarının ilk sırada bulunduğu görülebiliyor. Sosyal medya platformlarını; internet siteleri, televizyon haberleri, yazılı basın ve şehir efsaneleri takip ediyor. Uluk’un elde ettiği araştırma verilerine göre yalan haberlerin Facebook üzerinden elde ettiği etkileşim sayısı; beğeni, yorum ve paylaşımlar toplandığında 263 bin 804 sayısına ulaşıyor ve paylaşılan haberleri görüntüleyen fakat hiçbir davranışta bulunmayanlar da hesaba katıldığında ele alınan 37 haberin milyonlarca Facebook kullanıcısının haber akışına düştüğünü belirtiyor. İncelenen yalan haberlerin yayımlanma durumlarına bakıldığında teyit.org tarafından yanlışlığı kanıtlanmış haberlerin yüzde 65’inin herhangi bir değişiklik olmadan yayımlanmaya devam ettiği gözlemleniyor. Çalışmada yalan haberlerin haber siteleri tarafından yayımdan kaldırılmamasında öne çıkan üç temel unsur şu şekilde tespit ediliyor: “ Birincisi, yayınlanan haberlerin doğruluğunun öncesinde olduğu gibi daha sonradan da kontrol edilmemesi ve dolayısıyla düzeltilmemesi. İkincisi, haber sitesinin ve okurlarının ideolojisine uygun olacak şekilde bilinçli üretilen yalan haberlerin varlığını korumaya devam etmesi. Üçüncüsü ise, birer meta olan medya metinlerinin yayıncısına iyi bir gelir sağlaması, o haberlerin kaldırılmaması için güçlü bir nedendir.” Murat Uluk böyle bir çalışmayı yapma motivasyonunun ‘yalan haber’ kavramına dair merakından geldiğini ve üstüne düşünülmesi gereken bir kavram olduğunu kendisiyle yapılan telefon görüşmesinde belirtti. Zaman içinde yanlışlığı kanıtlanan haberlerin, haber kaynaklarında değiştirilmediğini ve kaldırılmadığını fark ettiğini belirten Uluk; yalan haberleri tespit etme eylemininin haber kaynaklarında bir refleks yaratıp yaratmadığını incelemeye değer bulduğunu da ekledi. Kendisi için araştırmanın en ilginç noktasının Facebook’ta en çok etkileşim alan haberleri incelemek olduğunu belirtti. Araştırmanın yapıldığı aralıkta en çok paylaşılan haberlerden olan “Cenaze aracında ölüsüne tecavüz ettiler” iddiasını örnek veren Uluk, bunun çok agresif bir haber olduğunu ve insanlarda nedeni çok düşünülmemiş bir merak uyandırdığı için çok paylaşıldığını söyledi ve bu durumun kendisini oldukça şaşırttığını ekledi. Buna ek olarak yanlışlığı kanıtlandıktan sonra yayımdan kaldırılmadığını tespit ettiği haberler olduğunu belirten Uluk, bazı haberler eski ve yalan olsa dahi üstünden zaman geçmesine rağmen etkileşimlerinin devam ettiğini ve bu durumun yalan haberin nasıl yayıldığının başka bir yüzü olduğunu da söyledi. İstanbul Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Yönetimi Yüksek Lisans programını “Hakikat Sonrası Çağda Yeni Medya & Yalan Haber” teziyle 2018 yılında tamamlayan Murat Uluk şu anda İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde doktorasına devam ediyor. Web tasarımı ve kullanıcı arayüzü tasarımı konularında uzman olan Murat Uluk, şu anda Devinim Medya şirketinde Kullanıcı Arayüzü Tasarımcısı olarak görev yapıyor. Kitaba buradan ulaşılabilir." Araştırma: Sahte haber paylaşımının yaşla bir ilgisi olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haber-paylasiminin-yasla-bir-ilgisi-olabilir-mi,"Bu içerik ilk kez "" People older than 65 share the most fake news, a new study finds "" başlığıyla The Verge tarafından 19 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. New York ve Princeton Üniversitelerinde yürütülen araştırmalar kapsamında yakın zamanda yapılan bir analize göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan ileri yaştaki insanların Facebook’ta sahte haberleri paylaşma ihtimali ülkedeki genç insanlara nazaran daha yüksek. Eğitimine, cinsiyetine, ırkına, gelirine veya paylaşılan bağlantı sayısına bakılmaksızın, yaşça daha büyük olan kullanıcılar gençlere göre daha fazla sahte haber paylaşıyor. Gerçek şu ki bu davranış, desteklenen siyasi partinin de dahil olduğu diğer bir takım özelliklerden ziyade kullanıcıların yaşına bakılarak kolaylıkla öngörülebiliyor. Sahte haberlerin seçmen davranışında oynadığı rol, 2016 yılında Donald Trump’ın Hillary Clinton karşısında zafer kazanmasından bu yana popülerliğini koruyan bir tartışma konusu. Gerçekleştirilen bir çalışmada Trump yanlısı sahte haberlerin seçmenleri Trump lehine oy vermeye ikna etme , yani seçim sonucunu etkileme ihtimali üzerinde duruluyordu. Başka bir çalışmada ise nispeten az kişinin sahte haber bağlantılarına tıkladığı , ancak bu haberlerin başlıklarının Haber Akışı üzerinden insanlara ulaşmasının muhtemel olduğu ve bu nedenle de sahte haberlerin hedef kitleye ne ölçüde ulaşıyor olduğunun anlaşılmasının zorlaştığı ortaya çıktı. İleri yaştaki bireylerin sahte haberleri paylaşma ihtimalinin daha yüksek olduğu bulgusu, sosyal medya kullanıcılarının ve platformların, yanlış yönlendirilmeyi önlemeye yönelik daha etkili müdahaleler tasarlamalarına yardımcı olabilir. Science Advances dergisinde yayımlanan ve bu yazıya konu olan araştırmada, Facebook kullanıcılarının 2016 ABD başkanlık seçiminden önceki ve sonraki davranışları analiz edildi. 2016 yılı başında akademisyenler, araştırma şirketi YouGov ile birlikte aralarında hem Facebook kullanıcılarının hem de Facebook kullanıcısı olmayan kişilerin bulunduğu 3.500 kişiyi içeren bir örneklem oluşturdu. 16 Kasım 2016’da, seçimden hemen sonra, gruptaki Facebook kullanıcılarından profillerinde yer alan bilgileri, dini ve siyasi görüşlerini, zaman tünellerinde paylaştıkları gönderileri ve takip ettikleri sayfaları içeren verileri paylaşmalarını sağlayan bir uygulama indirmeleri istendi. Kullanıcılara, ilgili veri gruplarından hangilerini paylaşıp hangilerini paylaşmak istemedikleri noktasında seçme imkânı tanındı. Ayrıca araştırmacıların Haber Akışına veya kullanıcıların arkadaşlarıyla ilgili verilere erişme izni bulunmuyordu. Facebook’u kullanan araştırma katılımcılarının yaklaşık yüzde 49’u, profillerindeki verileri paylaşmayı kabul etti. Araştırmacılar, bu kişilerin zaman tünellerinde paylaştıkları gönderileri, dijital haber şirketi BuzzFeed ’in muhabiri Craig Silverman tarafından derlenen, geçmişte sahte haberlerin yayımlandığı web alanları listesine göre kontrol ettiler. Ardından sonuçların tutarlı olup olmadığını görmek için bağlantıları, sahte haberler ve bunları içeren web sitelerinden oluşan diğer dört listeyle kıyasladılar. Sahte haber paylaşımı, tüm yaş gruplarında görece nadiren gözlemleniyordu. Çalışmaya katılan kullanıcıların yalnızca yüzde 8,5’i bir sahte haber sitesine ait en az bir bağlantı paylaştı. Muhafazakâr olarak tanımlanan kullanıcıların sahte haber paylaşma ihtimali liberal olarak tanımlananlara göre daha yüksekti: Sahte haber paylaşan Cumhuriyetçilerin oranı yüzde 18 iken Demokratların oranı yüzde 4’ten azdı. Araştırmacılar, bu bulguyu ağırlıklı olarak, 2016 yılında sahte haberlerin Trump’ın adaylığını oldukça etkili bir biçimde desteklediğini tespit eden çalışmalara bağladı. Bununla birlikte ileri yaştaki kullanıcılar bulgulardaki eğilimi etkiliyordu: 65 yaşın üzerindeki kullanıcıların yüzde 11’i asılsız haber paylaşırken bu oran, 18-29 yaş aralığında yalnızca yüzde 3’tü. 65 yaş ve üzeri olan Facebook kullanıcılarının paylaştığı sahte haber sayısı, 45-65 yaş grubu tarafından paylaşılan sahte haber sayısının iki katından fazla ve en genç yaş grubunun (18-29) paylaştığı sahte haber sayısının ise neredeyse yedi katıydı. Çalışmayı gerçekleştiren araştırmacılardan biri ve Princeton Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Andrew Guess “Yaş bulgusundan bahsettiğimizde birçok kişi ‘evet, kesinlikle öyle’ yorumunu yapıyor” diyor. “Bana göre çarpıcı olan taraf, desteklenen siyasi parti veya benimsenen ideoloji söz konusu olsa bile bu ilişkinin devam etmesi. Yaş bulgusunun diğer kriterlerden bağımsız olması beni oldukça şaşırttı. Yani, konu yalnızca daha muhafazakâr olan ileri yaştaki kitle değil.” Çalışma, ileri yaştaki kullanıcıların asılsız haberleri paylaşma ihtimalinin daha yüksek oluşunun nedenine dair bir sonuç sunmuyor olsa da araştırmacılar iki muhtemel teoriye işaret ediyor. İlk teori interneti daha geç kullanmaya başlayan yaşlı grubun gençlere göre dijital okuryazarlık becerilerinden yoksun olması. İkincisi ise yaşın ilerlemesiyle beraber yaşanan bilişsel gerileme nedeniyle ileri yaştaki kişilerin asılsız haberlere daha kolay aldanması. Daha önce yaşa bakılmaksızın, kullanıcıların sahte haber paylaşma eğilimini tetikleyen etmenin dijital okuryazarlık oranındaki farklar olduğu belirtiliyordu. Hindistan’da WhatsApp’taki viral paylaşımlar neticesinde gerçekleştiği iddia edilen seri cinayetlerin ardından WhatsApp geçen sene, 200 milyon kullanıcının büyük bir çoğunluğunun dijital dünyaya henüz yeni merhaba dediği ülkede, dijital okuryazarlığı desteklemeye yönelik bir program geliştirmeye başladı. Program her yaştan kullanıcıyı hedefliyor. Bu sırada Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ileri yaş grubu, internetteki dolandırıcılıklara karşı o kadar savunmasız ki ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun yalnızca bu konuyla ilgili bir sayfası bulunuyor . Öte yandan sahte haberlerin yayılmasını azaltmaya yönelik çok yönlü bir yaklaşım muhtemelen tek bir değişkeni çözmeye çalışmaktan daha etkili olacak. Guess ve çalışma arkadaşları her iki hipotezi de ileride test etmeyi umuyor. Bununla birlikte bu kolay bir süreç olmayacak; çünkü bir kişinin dijital anlamda okuryazar olup olmadığının nasıl tespit edilebileceği belirsizliğini koruyor. Diğer bir taraftan söz konusu sorun en azından şöyle tasarlanabilir: Facebook’ta asılsız haberlerin daha hızlı yayılıyor çünkü Haber Akışında genellikle The New York Times’ın haberi ve clickbait yapan sayfaların içerikleri aynı görün üyor. Gelecekte yapılacak araştırmalar, kullanıcıların Haber Akışında ne gördüklerini ve sahte haber yazılarının fark edilmesiyle paylaşılması arasında bir ilişki olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Sahte haber, bir kullanıcının güvenilir bir arkadaşı tarafından paylaşılmışsa o kullanıcının sahte haberi paylaşma ihtimalinin daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Facebook’un sahte haberlerin yayılmasını azaltmaya yönelik çalışmalarını araştıran Matthew Gentzkow, bu yeni çalışmada yaşla ilgili edinilen bulgularla, teknoloji platformlarının daha etkili araçlar tasarlayabileceğini ifade ediyor. (Gentzkow, NYU-Princeton çalışmasında yer almadı.) Aynı zamanda Stanford Ekonomi Politikaları Araştırma Enstitüsü’nde kıdemli uzman olan Gentzkow “Bu makalede yaşa ilişkin ulaşılan sonuç, en etkili olabilecek çözümlerin en azından sınırlandırılabileceğine işaret ediyor” diyor ve ekliyor “Sorun nispeten az sayıda kişiye yoğunlaşırsa bu kişiler üzerinde en etkili olabilecek girişimler hakkında düşünülmesi, bizi çok daha ileriye götürecektir.”" Araştırma: Medyada güven nasıl artar?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-medyada-guven-nasil-artar,"*Bu içerik ilk kez  "" How to Increase Trust in the Media "" başlığıyla Pacific Standard t arafından 13 Aralık 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bazı gazeteciler, mesleklerini savunurken düşüncelerini açıkça ifade etmeyi pek arzu etmiyor. Aralarında yaygın olan bir düşünce tarzına göre, medyayı sık sık “ halkın düşmanı ” olarak gösteren Başkan Donald Trump’ın sözlü saldırılarına yanıt vermek, muhabirleri avukat konumuna sokan ve riske atan bir davranış. Bir gazetecinin atabileceği en uygun adımın yalnızca kendi işini iyi yapmak olduğu düşünülüyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir araştırma , yukarıda bahsedilen bu düşünce tarzının tamamen yanlış olduğunu öne sürüyor. Araştırmaya göre, haber tüketicileri teyit edilmiş haberlerle birlikte gazeteciliğin öneminin tartışıldığı görüş yazılarını birlikte okuduğunda medyaya daha fazla güveniyor ve okuduğu yazılarda gerçeği ayırt etme becerisi konusunda kendilerinden daha emin oluyor. Louisiana Devlet Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent ve aynı zamanda makalenin başyazarı olan Raymond J. Pingree araştırmanın bulguları hakkında şunu ifade ediyor: “Bir grup sürekli saldırırken basının bulunduğu karşı grup, buna tepki vermediği için insanlar bir noktadan sonra, gazetecilerin, kendilerine yöneltilen taraflılık suçlamalarını kabullendiği kanaatine varıyor.” Pingree, ileri sürülen iddiaların aksini zamanında ispat etmenin bu algıyı ortadan kaldırabileceğini öngörüyor. İnternette PLoS One dergisinde yayımlanan araştırmaya Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan 1.187 yetişkin birey internet ortamında katıldı. Katılımcıların çoğu kolej mezunuydu. Siyasi görüş bakımından ise yüzde 24’ü kendini Cumhuriyetçi, yüzde 40’ı Demokrat ve yüzde 32’si bağımsız olarak nitelendirdi. 2017 yılının Haziran ayında katılımcılardan yalnızca bir haber portalını beş gün boyunca ana haber kaynağı olarak kullanmaları istendi. Bu haber portalı, çeşitli ana akım haber sitelerinden alınan haberlerle düzenli olarak güncellendi. Katılımcılar, ortalama 268 yazıya ait başlık ve haber özeti okudu ve bunlardan 27’sine ayrıntılı bilgi almak üzere tıkladı. Bir grup katılımcının haber akışına belli aralıklarla “teyit edilmiş” (fact-checked) hikayeler eklendi. Diğer gruba gazetecilik mesleğini savunan köşe yazıları sunuldu. Üçüncü grup ise hem “teyit edilmiş haberleri” hem de bahsi geçen gazeteciliği savunan köşe yazılarını okudu. Çalışmanın başlangıcında ve bitiminde katılımcıların tamamı, “Ana akım medya kuruluşları genellikle tarafsızdır” ve “Siyasi konularla ilgili gerçeklere gönül rahatlığıyla ulaşabiliyorum” gibi ifadelere katılıp katılmadıklarını açıkladı. Araştırmacılar haber doğrulama makalelerinin, medyanın imajını tek başına düzeltmediğini, ancak gazeteciliği dobra bir biçimde savunan yazılarla beraber bunun mümkün olduğunu belirtiyor. “İnternetteki bir haber portalına gazeteciliğin savunulduğu birkaç düşünce yazısı eklendiğinde haber teyit etme faaliyeti katılımcıların ana akım medyaya olan güvenlerini artırdı, siyasetteki doğruları ayırt edebilme konusunda kendilerine güvenmelerini sağladı ve ana akım bir haber portalını ileride kullanmaya ilişkin görüşlerini sağlamlaştırdı” diyor çalışmayı yürüten uzmanlar. Gazeteciliğin savunulmadığı bir ortamda sadece haber doğrulama üzerinden bu sonuçların elde edilemediğini öne sürüyorlar. Araştırmanın önemli bir noktası da bu bulgunun yalnızca Demokratlar için değil aynı zamanda Cumhuriyetçiler için de geçerli olması (Her ne kadar Cumhuriyetçiler, Demokratlara göre medyaya daha az güvendiklerini ifade etse de). Pingree ve araştırmayı yürüten meslektaşları,“Bu bulgular, siyasi doğrulara ilişkin mutlak kavramların yanı sıra haberlerde güven tazelemek ve haberlerden daha verimli bir biçimde faydalanmak açısından ümit verici” diyor. Ayrıca gazetecilerin, kendilerine yöneltilen yandaşlık suçlamalarını çürütmeleri gerektiği görüşündeler. Bu konudaki görüşlerini şöyle dile getiriyorlar: “Bu tartışmada gazetecilerin toplumun başka aktörlerine bel bağlamalarının akıllıca olmadığını düşünüyoruz. Zira amaçları, mesleki düşünceleri ve yanlılığa karşı alınacak örgütsel önlemler hakkında yetkin bir biçimde görüş sunabilecek tek taraf gazeteciler.” Gazeteciler insanların kendi hikayelerini anlatabilmelerine yardım etme konusunda çok başarılılar. Ancak bu bizim hikayemiz ve bunu anlatabilecek olanlar biziz." Araştırma: Dezenformasyon çağında gazeteciler için 5 öneri,https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyon-caginda-gazeteciler-icin-5-oneri,"Bu içerik ilk kez  "" 5 Lessons for Reporting in an Age of Disinformation "" başlığıyla First Draft on Medium tarafından 28 Aralık 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Dezenformasyon a neden olan, yani kasten yanlış bilgi yayan kaynaklar, çeşitli söylentiler çıkarmak, uydurma haberler yaymak ve nihayetinde profesyonel yayın organlarına ulaşabilmek için internetin anonim sayfalarını kullanıyorlar. Peki bu koşullarda gazeteciler manipüle edilmekten nasıl korunabilir? Büyüyen Tünel. Orijinali için tıklayın . Bilgi bozukluğuyla ilgili sayısız gazete manşetine, rapora ve konferansa rağmen kamusal alanın huzurunu kaçırmayı amaçlayan tarafların belirlediği etkili ve tehlikeli taktiklerle mücadele etme konusunda küresel haber endüstrisi, pasifliğini korumaya devam ediyor. Gazeteciler bu gerçeği ara sıra kaleme alıyor olsalar da, haber merkezlerinin mevcut ortam karşısında, planlı yalanların ve eşgüdümlü komploların ana akım medyaya karışmasını önlemek için yeni beceriler kazanmaları ve günlük işlerini, standartlarını ve etik normlarını buna göre uyarlamaları gerektiğini pek dikkate almıyorlar. First Draft’ta son birkaç yıldır yürüttüğümüz çalışmalarda vardığımız en önemli çıkarım, birçok dezenformasyon kaynağının önemli yayın organlarını nihai hedef olarak görmeleri. Bu kaynakların başvurduğu yöntemler genellikle, günümüzde çevrimiçi kaynakları, yeni haberler hakkında bilgi edinmek için düzenli olarak kullanan gazetecileri oyuna getirme ümidiyle yanıltıcı veya uydurma içerikler oluşturarak var olan bilgi ekosistemi ni kirletme yönünde oluyor. Planlı olarak çıkardıkları aldatmaca içeriklerin veya söylentilerin etkili bir haber kuruluşu tarafından öne çıkarılması ve gündeme taşınması onlar için ciddi bir kazanım. Diğer taraftan bu haber kuruluşunun yalan içeriği çürütmesi de mümkün. Bu durum tamamen haberin nasıl yayımlandığına bağlı. Hatırlarsanız 2017 yılının Mayıs ayında Fransa’da gerçekleştirilen seçimden birkaç gün önce cumhurbaşkanı adayı Macron’a ait e-postaların internet ortamına sızdırıldığı “MacronLeaks” skandalı ortaya çıktı. Bu skandalın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından BuzzFeed’in haber direktörü Ryan Broderick’in bildirdiği gibi ana akım haber kuruluşları Macron’la ilgili tartışmalı mali bilgiler konusunda bir haber doğrulama süreci başlattı. Görsel tabanlı bir forum olan 4chan kullanıcıları, bu açığa çıkarma girişiminin bir “etkileşime geçme biçimi” olduğunu düşünerek bunu sevinçle karşıladı. Önceki yıllarda bu taktiklerin dünyada çeşitli ortamlarda uygulandığını gördük. Bu platformlar birbirinden farklı olsa da başvurulan teknikler aynı oluyor. Whitney Philips’in “ İrtifa Oksijeni ” isimli başarılı raporundan ve ilk defa, dezenformasyon alanında araştırmalar yapan Ben Decker tarafından hazırlanan “Platform Göçü” şemasından faydalanarak “Büyüyen Tünel” şemasını yazımızda sunuyoruz. Bu şema, dezenformasyonun çoğunlukla haber merkezlerinde hevesle başlayan sürecini yalın bir biçimde gösteriyor. Dezenformasyon genel olarak, kullanıcılarının isimsiz olduğu anonim bir internet platformunda (4chan ve Discord gibi) başlıyor ve sırasıyla kapalı veya yarı kapalı gruplara (Twitter’ın DM grupları, Facebook veya WhatsApp grupları gibi), Reddit forumları veya YouTube kanallarında bulunan komplo topluluklarına ve Twitter, Facebook ve Instagram gibi açık sosyal ağlara aktarılıyor. Ne yazık ki sosyal ağlardan sonra da çoğu kez profesyonel medyaya taşınıyor. Bu durum, yanlış bilginin veya içeriğin bir makaleye dahil edilmesiyle veya bir haberde yeterli doğrulama yapılmadan alıntılanmasıyla gerçekleşebiliyor. Bununla birlikte dezenformasyon, bir haber merkezi, gündemdeki bir komployu çürütmeye yönelik bir makale yayınladığında veya komplonun esas kaynağını ortaya çıkardığında da profesyonel medyaya taşınıyor. Sonuç olarak dezenformasyon kaynakları, her iki şekilde de kazanan taraf oluyor. Nitekim her iki yolla da dezenformasyon kaynakları, oluşturdukları yanlış bilginin giderek daha geniş yankı bulması amacını gerçekleştirmiş oluyor. Planlı olarak çıkarılan sahte haberleri çürütme ve aydınlatma çabaları son derece faydalı olabiliyor. Bu tip çalışmalar daima kamu çıkarına yönelik olduğu halde çalışmaların özenle yürütülmesi gerekiyor. Tüm gazeteciler ve editörler, çıkarılan bir söylentinin kabul edilme ve başta haber merkezleri olmak üzere diğer platformlara yayılma riskini artık dikkate almak zorunda. Çoğu haber merkezinde yalnızca sosyal medyayı kontrol eden ve bu kapsamda çeşitli ipucu, kaynak ve kanıt niteliğinde içerik arayan ekipler bulunuyor. Sorun, bu ekiplerin internette karşılaştıkları gönderilerin, görsellerin veya videoların kaynaklarına ulaşma konusunda yeterli eğitimi almamış olması. “Dezenformasyonun kaynağı nedir? Dezenformasyonu yayınlayanların motivasyonu nedir?” gibi soruları doğru yanıtlamaları gerekiyor. Bir kaynağı nasıl sorgulayacağını bilmeyen bir gazeteci, konuya ilişkin ayrıntıların ilk kez iki hafta önce Discord’da ortaya çıktığını, bazı iletileri yaymaya yönelik 4chan’de koordineli olarak yürütülen bir kampanyanın bir parçası olduğunu, bir WhatsApp grubunda tasarlanan yöntemler doğrultusunda oluşturulduğunu veya YouTube’daki komplo topluluklarından çıkan bir rivayet olduğunu kolayca gözden kaçırabilir. Haber dünyası ne yazık ki bu tür saldırılara karşı çok kırılgan. Dünya genelinde binlerce gazeteci bulunuyor. Bu gazetecilerin çoğu sosyal ağları her gün bağımsız olarak takip ediyor ve bu ağlara çeşitli bilgiler aktarıyor. Bir gazetecinin yalan veya uydurma bir içeriği yayınlama konusunda ikna edilmesi, o içeriğin toplumun diğer kesimlerine hızla yayılması anlamına geliyor (birçok haber merkezi, diğer gazetecilerin veya haber kuruluşlarının haberleri konusunda denetimin eksiksiz olarak yapıldığını varsayarak bu haberleri yeterli özeni göstererek kontrol etmiyor). Bu durum, haber merkezlerinın elinde yeterli bilgi kaynağı olmadığında ve bilgi yayma rekabeti her zamankinden daha fazla kızıştığında meydana geliyor. Ne yazık ki gazeteciler, dijital kaynakların veya içeriklerin analizi konusunda gerekli eğitimi almadıkları için kendilerinin kandırılmaları hiç de zor değil. Karşı taraf için ise birçok şey giderek daha da kolaylaşıyor. Bir dezenformasyon kaynağı, gazetecileri yanlış bilgilerin referansları veya bağlantıları konusunda oyuna getiremiyorsa gazetecilerin iddialarını çürütme girişiminde bulunuyor. Bu taktik onlar için hiç yoktan iyi bir yöntem olup dezenformasyon kaynağının varlığını sürdürmesini sağlıyor. Diğer bir deyişle, stratejik olarak oluşturduğu anahtar sözcükler, internette daha fazla insan tarafından aranır hale geliyor. Bu da, daha çok kullanıcının dezenformasyon kaynağına ait genişleyen ağları keşfetmesini ve fikirlerini, açıklamalarını veya inançlarını daha fazla desteklemesi anlamına geliyor. Hedef topluluğun internete bağlandığında yalnızca arama yapması bile dezenformasyon dünyasının kapılarını binlerce yeni kullanıcıya açabiliyor. İçinde bulunduğumuz dezenformasyon çağında gazetecilik mesleğini yapmak inanılmaz derecede meşakkatli. Buna karşılık haber dünyasının, mevcut ortamdan gelebilecek zorlu sorularla mücadelesinin henüz başlamadığını düşünüyorum. 2019 yılındaki eğitim planlarınızın içine dijital doğrulama becerilerine ilişkin eğitimleri dahil edin. Bununla birlikte bu eğitimlerin, yalnızca bir konunun doğru olup olmadığının değerlendirilmesi haricinde başka konuları da içerdiğinden emin olun. Katılımcıların bir içeriğe ait kaynağın ne olduğunu takip edebilmeleri için dijital kaynaklar konusunda eğitim almalarını sağlayın. Benzer olarak gazetecilerinizin, bu çalışmayı güvenli bir biçimde nasıl yürüteceklerini anladıklarından emin olun. Gazetecileriniz internetteki anonim sayfalarda çalışmaya ilişkin eğitim aldı mı? Gizlilik ayarları, VPN kullanımı vs. bakımından kişisel dijital güvenlik seviyeleri yüksek mi? Haber merkezinizin internetteki kapalı veya anonim sayfalardan bilgi edinmeye yönelik etik rehberi bulunuyor mu? Çalışmalarımız, dezenformasyonun haber edilmesinin, sürecin kontrol edilemeyen aşaması olduğunu gösteriyor. Dezenformasyonun fazla erken haberleştirilmesi, normalde kısa sürede unutulabilecek olan söylentilerin ve yanlış içeriğin ömrünü uzatıyor. Dezenformasyon fazla geç haberleştirildiğinde ise yanlış içerik kök salmış ve artık önüne geçilemez hale gelmiş oluyor. Yani, artık unutulması imkansız hale gelen bir zombi söylentiye bürünüyor. Diğer bir taraftan kontrol edilemeyen nokta yalnızca bir konu değil. Bu sorun ülkeden ülkeye değişiyor. Buna karşılık küçük bir topluluktan çıkan yanlış bir içerik, bir platformda belirli bir hızda ilerlemeye başlıyor ve ardından diğer platformlara geçiyor. Dezenformasyonun takibine ne kadar zaman harcarsanız kontrol edilemeyen noktayı o kadar net görürsünüz. İşte bu nedenle haber merkezlerinin dezenformasyonu ciddiye alması gerekiyor. Ayrıca bilgiye dayalı işbirliğinin de kurulması yerinde olur. Böylece haber merkezleri, yayın alanlarıyla ilgili verilen kararlar konusunda duyulan endişeleri kıyaslayabilir. Haber merkezleri, haberi ilk kez rakiplerinin vereceği korkusuyla, söylentiler veya kampanyalar hakkında çok sık haber yapıyor. Dezenformasyon kaynaklarının da tam olarak istediği bu. Örnek vermek gerekirse bir grubun Trump’ın mitinglerine Q işaretleri ve tişörtleriyle katılmasından sonra neredeyse her haber merkezinin Trump yanlısı QAnon komplo topluluğuna ait bir kişinin açıklamasını Ağustos ayında yayınlaması, Q topluluğunun beklentilerini tamamen karşılar nitelikteydi. Bu madde, yukarıda anlatılan ikinci noktayla ilişkili. Bu komploların, yalanların veya söylentilerin çürütülmesi veya aydınlatılması onları yalnızca meşru kılmaz, aynı zamanda hedef kitlenize daha fazla araştırma yapması için çeşitli anahtar sözcükler sunar. Nispeten daha küçük ve tamamen farklı olan topluluklar bile internette önemli gruplar olarak görülebilir. İnternetin ortaya çıkmasından önce yüz yüze görüşmek hiç de kolay olmadığı için bu uzak topluluklar bağlantı kurmakta zorlanıyordu. Günümüz koşullarında ise bu toplulukların gelişmeleri gayet mümkün. (Francesca Tripodi’nin gerçeği şekillendirecek anahtar sözcüklerin gücüyle ilgili hazırladığı başarılı raporu için bkz. Alternatif Gerçekleri Araştırma ). Birçok kişi haberleri sadece tweetlerden, Facebook gönderilerinden, Google Haberler’deki başlıklardan veya anlık bildirimlerden öğrendiği için başlıkların sözcüklere dökülüşü oldukça önemli bir sorumluluk. 850 sözcükten oluşan makalenin bir öyküyü veya iddiayı çürütmeye veya o öykünün veya iddianın yalan olduğunu göstermeye yönelik içeriği ve açıklamayı sunması veya ilgili içeriğin 80 karakterlik versiyonunun yanıltıcı olması fark etmiyor. Gerçekleştirilen akademik bir araştırma başlıktaki yanlışlığın tekrar edilmesinin sorun oluşturduğunu gösteriyor. Bir başlık için yeni alternatifler bulmak kolay bir iş değil. Bu problem First Draft’ta sık sık karşımıza çıkıyor. Başlıkları, tweetleri ve gönderileri sözcüklere dökerken daha akıllıca davranmak zorundayız . Karşımıza çıkan yanlış bilgilere yalnızca tepki vermek yerine en yaygın ve etkili öyküleri önceden kullanarak haberlere dahil etmek dezenformasyonla ilgili gerçeklerin pekişmesini sağlayabilir. Brezilya ve ABD’deki ara seçimlere ilişkin gerçekleştirdiğimiz bilgi analizinden aşağıdaki başlıkların en yaygın konular olduğunu tespit ettik: seçim sisteminin bütünlüğünü sarsma girişimleri; kadın düşmanlığına, yahudi düşmanlığına, islamofobiye ve eşcinselliğe dayalı nefreti ve ayrımcılığı yayma çalışmaları; göçmenleri kötüleme çabaları ve küresel güç ağlarına ilişkin komplo teorileri. İçinde bulunduğumuz dezenformasyon çağında haber yapmak hiç kolay değil. Haber başlığı yazmaya yönelik en iyi uygulamalar hakkında akademik çalışmalar yayınlanmaya devam ediyor. Bu verilerin arasından sağlam temelli sonuçlara ulaşılması gerekiyor. Haber merkezleri, gazetecilerin bu konuda eğitilmesi için finans kaynağı bulmaya çalışıyor. Gazetecilik becerilerini dijital çağdan önce geliştiren birçok kıdemli editörün, kendilerine bağlı olarak çalışan gazetecilerin her gün karşılaştığı riskler hakkında hiçbir fikri bulunmuyor. Bununla birlikte dünya genelindeki haber merkezlerinin aldığı kararlar dezenformasyonun yayılma şeklini etkiliyor. Bilgi ekosisteminin önemli bir bileşeni olan profesyonel medya, günümüzde birçok saldırıya açık olup yalan ve yanıltıcı bilgileri yaymada piyon olarak kullanılıyor. Umarız ki 2019 yılı haber merkezleri için, ister yeni bir eğitim konusu haline getirilsin, ister etik normlara ve standartlara ilişkin yeni belgeler hazırlansın, ister dezenformasyon haberlerinin hedef kitle üzerindeki potansiyel etkisine ilişkin editör toplantıları yapılsın, dezenformasyon hakkında atılacak somut adımları belirledikleri bir yıl olur." Araştırma: En çok kullanılan teyit yöntemi aynı haberi farklı kaynaklardan okumak,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-en-cok-kullanilan-teyit-yontemi-ayni-haberi-farkli-kaynaklardan-okumak,"teyit.org ’un yürüttüğü saha çalışmasının raporu “Medya Kullanımı ve Haber Tüketimi: Güven, Doğrulama, Siyasi Kutuplaşmalar” yayımlandı. Araştırma tasarımının Gülin Çavuş, İpek Şencan, İstatistik Atölyesi, Onur Kalkan, Selin Yıldız; veri analizinin Onur Kalkan; tasarımının Işık Evirgen ve redaksiyonun Ali Osman Arabacı tarafından yapıldığı rapor Türkiye’de medyayı ilgilendiren birçok konunun ele alındığı büyük çaplı bir araştırmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Rapor, Türkiye’de medya kullanımı ve algısı üzerine yapılmış temel araştırmalardan biri olması dileği ile oldukça geniş bir yelpazede veriye dayalı bilgi ortaya koyuyor. Araştırma boyunca amaçlananlar şöyle; Ankete dayalı araştırma tekniğinin kullanıldığı çalışmada, Türkiye genelini temsil edecek şekilde bin 500 kişi ile görüşmeler yapıldı. Uygulanan anket, Türkiye’deki medya kullanıcılarının takip ettikleri medya araçlarını, haber türlerini, haberleri hangi kaynaklardan ne sıklıkla takip ettiklerini, haber kaynaklarına ne kadar güvendiklerini, haber paylaşma, haberlerin doğruluğundan şüphe duyma ve bunların doğruluğunu kontrol etme davranışlarını ortaya koymaya yönelik sorulardan oluşuyor. Katılımcıların yüzde 97,7’si günlük olarak internete bağlandığını ifade ederken, yüzde 91,5’i internete bağlanırken araç olarak en çok telefonu tercih ettiğini belirtti. Kullanıcıların internet kullanma amaçlarının başında sosyal medya geliyor. Bunu sırasıyla haber almak / bilgi edinmek, eğitim ya da oyun oynamak için kullandığını belirten katılımcılar takip ediyor. 50 yaş ve üzeri katılımcıların neredeyse yarısının interneti haber veya bilgi almak amacıyla hiç kullanmadıklarını belirtmesi, araştırmanın ortaya koyduğu dikkat çekici sonuçlardan. Bu oranın yaş azaldıkça düştüğü de görülebiliyor. Raporun ‘Medya ve Haber Kullanımı’ bölümünde haber takip alışkanlıklarıyla ilgili veriler kullanıcıların yüzde 91,5’inin haberleri ve gündemi takip ettiğini gösteriyor. Haberleri takip etmeyenlerin büyük çoğunluğunu ise 20 yaş altı ve 50 yaş üstü grup oluşturuyor. Katılımcıların haberleri takip etmeme nedenlerinin başında yüzde 26 oranıyla zaman bulamamak geliyor. Yalan / yanlış haberlerin olması ve haberlerin doğruluğuna güvenmeme ise en sık görülen diğer nedenlerden. Kullanıcılar haber kaynağı olarak en sık WhatsApp ve Messenger gibi mesajlaşma uygulamalarını tercih ediyor. Bunu sosyal medya platformları, çevrimiçi medya ve haber uygulamaları ile görsel medya (TV kanalları) takip ediyor. Basılı medya kaynaklarının kullanımının oldukça düşük olduğu ise dikkat çekici sonuçlardan. Sosyal medya platformlarını kullanım sıklığına göre haber takip durumları incelendiğinde Facebook’u kullanan katılımcıların yarıdan fazlası haberleri de oradan takip ettiğini belirtiyor. Instagram kullanıcılarına bakıldığında ise bu platformdan haber takip etmeyenlerin oranının takip edenlere kıyasla daha fazla olduğu görülüyor. Twitter kullananlar ise haberi, platform üzerinden daha yoğun takip ediyor. En çok takip edilen haber türlerine bakıldığında ise ‘Politika’ ve ‘Spor’ haberlerinin başta olduğunu görüyoruz. ‘Sağlık’ ve ‘Bilim’ haberleri ise yakın oranlarla gün içinde az takip edilen haberler olarak belirtiliyor. Araştırmanın ‘Medya ve Haber Güveni’ bölümünde güven ve güvenilirlik kavramları ele alınırken bu kavramlarla ilgili veriler okuyucuya sunuluyor. Araştırmada, bireylerin haber medyasına duyduğu çok boyutlu güvenin oldukça düşük olduğu bulgusu 2013 Edelman Güven Barometresi Raporu ve Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü Dijital Haberler Raporu 2018 verileriyle karşılaştırılarak sunuluyor. Mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya, çevrimiçi medya ve haber uygulamaları, görsel medya, basılı medya mecraları güven oranları bazında ayrı ayrı incelendiğinde de habere güven / güvensizlik dağılımının birbirine yakın olduğu gözlemleniyor. Araştırmada habere güvenin eğitim, yaş, medya araçları kullanım alışkanlıkları ve siyasi görüş ile ilişkisi de inceleniyor. Bu doğrultuda eğitim seviyesi yükseldikçe habere olan güvenin azaldığı görülüyor. İnternete dayalı tüm platformlarda ise 20 yaş altı grubun medyaya duyduğu güven 40 yaş üstü grubun duyduğu güvenden yüksek. Kullanıcılardan alınan cevaplardan medya aracını kullandıkça o medya aracına daha çok güvendikleri ya da güvendikleri medya araçlarını daha sık kullandıkları anlaşılabiliyor. Örneklemin geneline bakıldığında katılımcıların sadece yüzde 36,4’ü şüpheciliği yüksek bireylerden (ankete “her zaman” ve “sık sık” cevabını verenlerden) oluşuyor. Bu kişiler şüphe duyma nedenlerini haberlerde her türlü görüşe eşit mesafede yaklaşılmaması ve haberlerin kaynağa / veriye dayalı bilgi içermemesi olarak iki ana nedende topluyor. Şüphecilik davranışının medya ortamlarına göre de farklılık gösterdiği görülebiliyor. Basılı ve görsel medya kullanımı arttıkça şüphecilik azalırken, internet kullanımı arttıkça şüpheciliğin de arttığını söylemek mümkün. Raporun ‘Siyasi Görüş ve Kutuplaşmalar’ bölümünde siyasi görüşler çerçevesinde farklılaşan grupların birbirleriyle oluşturduğu yakınlaşmalar ve uzaklaşmalara yer veriliyor. Raporda siyasi görüş tanımı Türkiye’de ideoloji ve tanımlamaların geçişliliği sebebiyle araştırmaya katılan bireylere bırakıldı ve toplamda (Muhafazakâr ,Liberal, Laik, İslamcı, Türk Milliyetçisi, Sosyalist, Demokrat, Kürt Milliyetçisi, Atatürkçü, Ülkücü, Kemalist, Ulusalcı, Sosyal Demokrat olmak üzere) 13 grup tanımlandı. Sonuçlara göre sol ve merkez solda medya ve habere olan güvenin, sağ ve merkez sağa göre daha düşük olduğu görülebiliyor. Sosyalist, Kürt Milliyetçisi, Sosyal Demokrat, Ulusalcı, Liberal ve Laik gruplar kendilerini “medya ve habere güveni düşük” olarak tanımlıyor. Muhafazakâr, İslamcı, Ülkücü gruplar ise tüm gruplardan daha yüksek medya ve haber güvenine sahip. Ankette haber paylaşma endişesine dair sorulan soruların yanıtlarına göre kendini Türk Milliyetçisi veya Muhafazakar olarak tanımlayan gruplar tüm gruplar içinde en az seviyede haber paylaşma endişesi taşıyor. Sosyal Demokrat, Ulusalcı, Kürt Milliyetçisi, Atatürkçü katılımcıların ise haber paylaşma endişesi oldukça yüksek. Yapılan incelemeler medya ve haber güveni ile birlikte siyasi görüşler bağlamında en çok farklılaşan değişkenlerden birinin, karşılaşılan bilgiyi doğrulama davranışı olduğunu ortaya koyuyor. Ülkücü, Muhafazakâr, İslamcı, Demokrat ve Türk Milliyetçisi katılımcılar daha az doğrulama davranışı sergilerken, Sosyal Demokrat, Liberal, Sosyalist, Ulusalcı katılımcılar doğrulamaya en sık başvuranlar. Raporun ‘Sosyal Medya ve Etkileşimleri’ bölümünde sosyal medya kullanımı, sosyal medyada haber paylaşımı / haber paylaşımı endişesi ve sosyal medyada fanusa kapanma davranışları ele alınıyor. Araştırmada, “kapalılık” adı verilen kavramla bireylerin sosyal medya kullanımlarında farklı görüşten insanlar ile etkileşime girmeye ne kadar kapalı oldukları ölçülmeye çalışıldı. Katılımcıların günde en az bir kez kullandıkları sosyal medya platformlarına bakıldığında birinci sırada Instagram (yüzde 65,3) yer alıyor. Instagram’ı sırasıyla YouTube, Facebook, Twitter, Snapchat ve Linkedin takip ediyor. Haber ve gündemi takip etmek içinse kullanıcıların en çok Twitter’ı tercih ettiği görülüyor. 40-49 yaş aralığındaki katılımcıların ise haber takip etmek için en çok YouTube’u kullandıkları görülüyor. Kullanıcıların paylaşım yapma durumlarına ilişkin görüşleri ise karşılaştıkları haberi kimin paylaştığına göre değişkenlik gösteriyor. Kullanıcılar haber kaynaklarında görüp beğendikleri haberleri, takip ettikleri ünlü kişi ve politikacıların sosyal medyada paylaştığı haberlere kıyasla kendi sosyal medya hesaplarında paylaşmayı daha çok tercih ediyor. Katılımcıların üçte biri haber paylaşmaktan endişe duyduklarını belirtirken, dörtte biri ise endişe duymadığını ifade ediyor. Raporda aynı zamanda gelir düzeyi ve haber paylaşma endişesi arasındaki ilişki de inceleniyor. Gelir düzeyi 6 bin - 9 bin TL arasında olan kullanıcıların haber paylaşmadaki endişe seviyesinin gelir düzeyi bin 603 TL ve altında olan kullanıcılara göre daha az olduğu ortaya çıkıyor. Sosyal medya kullanımında daha yoğun kapalılık davranışı sergileyen katılımcıların doğrulama davranışlarında da azalma görülüyor. Bireylerin kapalılık seviyeleri birbirine yakın olsa da kendini ‘kapalı’ olarak tanımlayanlar en geniş grup. Araştırmanın en önemli konularından birini raporun ‘Doğrulama Davranışı ve Yöntemleri’ bölümü oluşturuyor. Medya araştırmalarının şu ana dek ihmal ettiği tespit edilen bu konu özellikle bireylerin medya kullanım niteliklerine yönelik önemli bulgular içeriyor. Raporda “ doğrulama ” kavramı bireylerin karşılaştıkları bir haberin doğruluğunu kontrol etmek için çeşitli eylemlerde bulunması olarak tanımlanıyor. Doğrulama davranışı ile ilgili veriler incelendiğinde göze çarpan ilk bulgu, haber almak / bilgi edinmek amacıyla internet kullanımı ile internete dayalı platfomların haber amaçlı kullanımının artmasıyla, doğrulama davranışında da artış olduğunun görülmesi. Buna ek olarak eğitim seviyesi arttıkça doğrulama davranışının da arttığı görülüyor. Doğrulama davranışı haber türlerine göre de farklılık gösteriyor. Politika, iş/ekonomi, spor, bilim konu başlıklarında sıklıkla doğrulama yapılırken sağlık, magazin ve eğlence konularında kullanıcıların doğrulama davranışı düşüyor. Kullanıcıların kullandıkları doğrulama yöntemleri de eğitim seviyesine bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. En çok kullanılan doğrulama yöntemi ise aynı haberi farklı platformlardan incelemek. Doğrulama sonrasında bireylerin fikirlerinde nasıl bir değişim gerçekleştiği de raporun ortaya koyduğu önemli bulgular arasında. Sonuçlara göre hiç şüphe etmeyenlerin hiçbir zaman fikir değiştirmemeye, nadiren şüphe edenlerin nadiren fikir değiştirmeye, ara sıra ve sık sık şüphe edenlerin ara sıra fikir değiştirmeye, her zaman şüphe edenlerin ise sık sık veya her zaman fikir değiştirmeye daha meyilli olduğu görülüyor. teyit’in İsveç Konsolosluğu’nun desteğiyle 2018’in Haziran ve Ağustos ayları arasında yaptırdığı saha çalışmasından edinilen bulguların, medya çalışmalarında önemli bir yer tutacağını, yanlış bilgi ve medyaya güven konusunda daha fazla girişimi harekete geçireceğini umuyoruz. Raporun Sivil Düşün AB Programı desteğiyle hazırlanan matbu versiyonunu edinmek isteyen medya organizasyonları, iletişim araştırmacıları ve akademisyenler [email protected] adresine e-posta göndererek talepte bulunabilirler. Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın ." Araştırma: İnsanlar neden komplo teorilerine inanırlar ve fikirlerini nasıl değiştirebiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/insanlar-neden-komplo-teorilerine-inanirlar-ve-fikirlerini-nasil-degistirebiliriz,"*Bu içerik "" Komplo Teorilerine İnanan İnsanların Fikirlerini Nasıl Değiştirebiliriz? "" başlığıyla Evrim Ağacı tarafından 6 Ocak 2018 tarihinde yayınlanmıştır. Bir grup futbol fanatiği, ben trende otururken içeri dalıyor. Belli ki tuttukları takımın kazandığı maçtan yeni çıkmışlar, çevremdeki koltuklara oturuyorlar. İçlerinden birisi kenara atılmış bir gazeteyi alıyor, Donald Trump tarafından yayılan “alternatif gerçekler”in en son çıkanını okurken alaycı bir şekilde gülüyor. Diğerleri de kısa süre içinde, ABD Başkanı’nın komplo teorisi hevesiyle ilgili kendi fikirlerini sunarak konuya giriyorlar. Sohbet kısa süre içinde diğer komplolara doğru yön değiştiriyor ve ben de grubun Earthers (Dünyacılar – Dünya’nın düz olduğu fikrini savunanlar), Kimyasal İz Memleri (yüksek irtifadaki uçakların arkalarında bıraktığı kimyasal izin ruhsal bozukluklara, iklim değişikliklerine vb. yol açması şeklindeki memler) ve Gwyneth Paltrow’un son fikri (vajinayı bir tür karışımlı buhara maruz bırakmanın çok sağlıklı olduğu fikri) hakkındaki acımasız alaylarına seve seve kulak misafiri oluyorum. Daha sonra sohbette kısa bir sessizlik anı olunca, içlerinden birisi bunu kendi fikriyle dolduruyor: “Bu tür şeyler safsata olabilir, ancak sakın bana genel kabul gören her şeye güvenebileceğinizi de söylemeyin! Örneğin insanın Ay’a ayak basması; açıkçası bir mizansen kurgulanmış, ki çok ustaca da değil. Geçen gün, ilgili fotoğraflarda hiç yıldız bile görünmediğine değinen bir blog okudum!” Beni afallatacak biçimde, grup da Ay’a inme kandırmacısına dair “kanıt”larıyla bu fikri destekliyor: Fotoğraflardaki tutarsız gölgeler, atmosferi olmayan Ay’da dalgalanan bir bayrak, kamerayı tutacak kimse yokken Neil Armstrong’un Ay yüzeyinde yürürken filme nasıl çekildiği… Bir dakika önce bu insanlar kanıtları değerlendirme ve mantıksal çıkarımlar yapma kapasitesine sahip mantıklı insanlara benziyorlardı. Ancak şu anda işin gidişatı, ipe sapa gelmez bir rotaya girmişti. Ben de derin bir nefes alarak konuya dâhil oldum. “Aslında bunların hepsi kolaylıkla açıklanabilir…” Bir yabancının kendi konuşmalarına davetsizce dâhil olduğunu görmekten şaşkın, bana döndüler. Azimle devam ettim, onlara bir yığın gerçek, mantıksal açıklamalar boca ettim. “Bayrak rüzgarda dalgalanmadı, sadece Buzz Aldrin onu yerleştirirken hareket etti! Fotoğraflar Ay’ın gündüz vaktinde çekildi, haliyle gündüz yıldız göremezsiniz. Tuhaf gölgelerin nedeni, fotoğraflarda oran bozulmalarına neden olan çok geniş açılı lenslerdi. Ve hiç kimse Neil merdivenden inerken onun videosunu çekmedi. O, meşhur adımını atarken, Ay modülünün dışına bir kamera yerleştirilmiş durumdaydı. Eğer bu da yeterli değilse, en son ikna edici kanıt da, Ay Keşif Yörünge Aracı’ndan çekilmiş ve indikleri bölgedeki yüzeyde dolaşmış olan astronotların ayak izlerinin açıkça görülebildiği fotoğraflardır.” “İşi bitirdim!” diye düşündüm. Buna karşın dinleyicilerim hiç de ikna olmuşa benzemiyorlardı. Bana döndüler, daha da fazla zırvalar ürettiler. Mizanseni Stanley Kubrick filme almıştı, teknik ekibin çekirdek kadrosu gizemli şekillerde ölmüşlerdi, vesaire… Tren bir istasyona gelince durdu. Benim ineceğim istasyon değildi, ancak yine de bunu bir çıkış fırsatı olarak kullandım. Metrodan perona inerken aradaki boşluğa düşmemeye çalışırken, mahcup bir biçimde, sunduğum gerçeklerin onların fikrini değiştirmekte bu kadar başarısız olmasının nedenini düşündüm. Basit yanıt; gerçeklerin ve mantıksal argümanların, insanların inançlarını değiştirmekte pek de iyi olmadıklarıdır. Çünkü bizim rasyonel beyinlerimiz, yeterince evrimleşmemiş evrimsel bağlantılarla donatılmıştır. Komplo teorilerinin düzenli olarak ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, dünyaya kendi yapılarımızı oturtma arzumuz ve çok gelişmiş örüntü tanıma yeteneğimizdir. Gerçekten de, yeni bir çalışma, insanların yapılandırmaya karşı duyduğu ihtiyaç ve komplo teorilerine inanma eğilimi arasında korelasyon göstermiştir. Örneğin şu diziyi ele alalım: 0 0 1 1 0 0 1 0 0 1 0 0 1 1 Bir örüntü görebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle evet! Yalnız değilsiniz. Çok daha özenli bir çalışma yı yineleyen hızlı bir Twitter anketi nin sonucuna göre, insanların %56’sı da sizinle aynı fikirde. Oysa bu sıralamayı yazı tura atarak oluşturdum . Görünüşe göre, bir yapı görme ihtiyacımız ve örüntü tanıma yeteneğimiz, örüntü tespit etmemize yol açacak şekilde fazla aktif olabiliyor; gerçekte hiç olmamasına karşın ilişkilendirmeler, köpeklere benzeyen bulutlar ve otizme yol açan aşılar gibi örüntüler. Örüntü görme yeteneğimiz, muhtemelen, atalarımızın hayatta kalabilmesi için faydalı bir özellikti. Nihayetinde, aslında mevcut olmayan vahşi bir avcıya ilişkin işaretler algılamamız, mevcut büyük bir vahşi kediyi algılamamamızdan iyidir. Ancak bu eğilimimizi alıp da bilgi zengini dünyamıza uyguladığımızda sağda solda aslında var olmayan neden ve sonuç ilişkileri görmemiz -komplo teorileri- gibi bir sonuca da yol açıyor. Komplo teorilerine inanmaya çok hevesli olmamızın bir başka nedeni de bizim sosyal hayvanlar olmamız ve (evrimsel açıdan bakıldığında) toplumdaki statümüzün doğru olmaktan çok daha önemli olmasıdır. Dolayısıyla, sürekli olarak eylemlerimizi ve inançlarımızı dâhil olduğumuz grup ile karşılaştırır ve uyum sağlamak için modifiye ederiz. Bunun da anlamı, eğer sosyal grubumuz bir şeye inanıyorsa, sürüyü takip etme olasılığımızın daha yüksek olmasıdır. Davranış üzerinde bu türden bir sosyal etki, 1961 yılında ABD’li sosyal psikolog Stanley Milgram ( otorite figürlerine itaat çalışmalarıyla tanınır) ve arkadaşları tarafından sokak köşesi deneyi ile şık bir şekilde gösterilmiştir. Bu deney, sizin de bir benzerini yapabileceğiniz kadar basit ve eğlencelidir. Sadece kalabalık bir sokağın köşesinde durup gökyüzüne 60 saniye boyunca bakın. Büyük ihtimalle sadece birkaç insan durup sizin neye baktığınızı kontrol edecektir, Milgram’ın bulgularına göre, oradan geçenlerin %4 kadarı. Şimdi bu gözleminizde size katılması için yanınıza birkaç arkadaş alın. Grup sayınız büyüdükçe, giderek daha fazla sayıda yabancı sizinle birlikte durup yukarıya bakacaktır. Grup sayısı 15’e ulaştığında, oradan geçenlerin %40 kadarı durup boyunlarını sizin gibi yukarı uzatacaktır. Çok büyük ihtimalle aynı etkiyi, pazarlarda siz de etrafında kalabalık olan tezgaha doğru gitme eğilimini hissederek bizzat yaşadınız. Bu ilke, aynı bu derecede güçlü olarak, fikirler için de geçerlidir. Belirli bir bilgiye daha fazla sayıda insan inandıkça , bizim de bunu doğru olarak kabul etme eğilimimiz artar. Bu şekilde, eğer kendi sosyal grubumuz vasıtasıyla belirli bir fikre aşırı maruz kalırsak, bu fikir bizim dünya görüşümüz içine yerleşir. Kısaca sosyal ispat , tamamen kanıt temelli ispattan çok daha etkili bir ikna tekniğidir, bu da “annelerin %80’i böyle düşünüyor” şeklindeki ispatın neden reklamcılıkta bu kadar popüler olduğunu açıklar. Sosyal ispat, kanıtı umursamamamıza yol açan çok sayıda mantık safsatasından (logical fallacy) sadece bir tanesidir. Her zaman mevcut olan ilgili başka bir şey de, insanların kendi bakış açılarını destekleyen verileri arayıp bunları destekleyen verilere inanmalarını, desteklemeyenleri ise görmezden gelmelerini sağlayan doğrulama yanlılığı dır (confirmation bias). Hepimiz bundan muzdaripiz. Yakın zamanda radyoda duyduğunuz ya da televizyonda izlediğiniz bir tartışma programını düşünün. Bakış açınıza zıt düşen bir argümanı, kendinizinkiyle uyumlu olana göre ne kadar ikna edici buldunuz? Muhtemelen, tarafların mantıksallığını bir yana bırakarak, size zıt gelen argümanları tamamen görmezden gelip, uyumlu gelenleri takdir ettiniz. Doğrulama yanlılığı aynı zamanda, hâlihazırda bizim bakış açımızla uyumlu olan kaynaklardan (ve muhtemelen ait olduğumuz sosyal gruptan) gelen bilgiyi seçme eğilimi olarak da kendini gösterir. Bu yüzden, politik görüşleriniz sizi, muhtemelen tercih ettiğiniz haber kaynaklarına zorunlu kılar. Elbette ki doğrulama yanlılığı gibi mantık safsatalarını tespit edip bunları saf dışı bırakmaya çalışan bir inanç sistemi vardır. Bilim, gözlemlerin tekrarı yoluyla, vakaları veriye çevirerek, doğrulama yanlılığını azaltıp, kanıtla güncellenebilen teorileri kabul etmektedir. Bu da demektir ki, temel kabullerini bile düzeltmeye hazırdır. Buna karşın, doğrulama yanlılığının laneti hepimizin içine işlemiştir. Fizikçi Richard Feynman , bilimin en özenli işlediği alanlardan biri olan parçacık fiziğinde bu eğilimin nasıl ortaya çıktığını tanımlamıştır: Millikan, yere düşen yağ damlalarını kullanarak yaptığı bir deneyde elektronların yükünü ölçerek, şu anda doğru olmadığını bildiğimiz bir sonuca ulaştı. Değerler normalden biraz sapmıştı, çünkü havanın akışkanlığı için yanlış değere sahipti. Millikan’dan sonra elektron yükünün ölçümlerine ilişkin tarihçeye bakmak enteresandır. Eğer bunları zamanın bir fonksiyonu olarak bir grafiğe yerleştirecek olsaydınız, bir değerin Millikan’ınkinden biraz daha büyük olduğunu, bir diğerinin bu değerden de biraz daha büyük olduğunu, bir başkasının ise ondan da biraz daha büyük olduğunu görürdünüz; ta ki hepsi gelip de Millikan’ınkinden daha yüksek bir değerde sabitlenene kadar.Peki neden daha en başta yeni değerin daha yüksek olduğunu keşfetmemişlerdi? Bu olayın tarihçesi, bilimcilerin utandığı bir şeydir, çünkü insanların şöyle bir şey yaptığı barizdir: Millikan’ınkinden çok daha yüksek bir değere ulaştıklarında, bir şeylerin yanlış gittiğini düşündüler ve bir şeylerin yanlış olduğuna dair bir gerekçe arayıp buldular. Millikan’ınkine yakın bir değere ulaştıklarında ise bu kadar titiz davranmadılar. Popüler medyadaki kavram yanılgılarının ve komplo teorilerinin üstesinden gelebilmek için “mit çökertme” (myth busting) yaklaşımını kullanmaktan kendinizi alamayabilirsiniz. Gerçeğin yanı sıra miti de tanımlayarak, doğru ve yanlışı yan yana koyup karşılaştırarak gerçeğin ortaya çıkmasını beklemek iyi bir yöntem gibi görünüyor olabilir. Ancak bir kez daha, bunun kötü bir yaklaşım olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durum “mitin gerçek olandan daha fazla hatırda kalması” olarak tanımlanan geri tepme etkisi (backfire effect) ile sonuçlanır. Bununla ilgili en çarpıcı örneklerden birisi , grip aşılarıyla ilgili “Mitler ve Gerçekler” el ilanının incelendiği bir çalışmada görülmüştür. Katılımcılar, el ilanını okumalarından hemen sonra gerçekleri gerçekler, mitleri ise mitler olarak doğru bir şekilde hatırlamışlardır. Ancak sadece 30 dakika sonra sonuçlar tepetaklak olmuş, mitler ağırlıklı olarak “gerçek” olarak hatırlanmıştır. Mitlerden sadece bahsetmek bile onları kuvvetlendirmektedir. Zaman geçtikçe miti duyduğunuz bağlamı (yukarıdaki örnekte mitin çürütülmesini) giderek unutursunuz ve sadece mitin kendisini hatırlarsınız. İşi daha da çetrefilli hale sokan, çok sabitleşmiş inançlara sahip olan bir gruba eski bilgiyi geçersiz kılan düzeltici bilgi sunulmasına rağmen, grup bakış açısını kuvvetlendirmiştir. Bize sunulan yeni bilgi, inanç sistemimizde ve bunlarla ilgili duygularımızda tutarsızlık oluşturarak rahatsızlığa neden olmaktadır. Fakat biz inandıklarımızı modifiye etmek yerine, kendi kendimizi doğrulama eğiliminde oluruz, çelişen bilgiden daha da fazla hoşlanmaz hale gelir ve kendi bakış açımız içine daha da fazla gömülürüz . Buna “bumerang etkisi” denir, bu etki insanları daha iyi davranışlara yöneltmeye çalışırken büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar. Örneğin, halka sunulan sigara, alkol ve uyuşturucu tüketimiyle ilgili bilgilendirmeyi hedefleyen mesajların hepsinin tam tersi bir etkiye sahip olduğu araştırmalarla gösterilmiştir. O zaman, eğer gerçeklerden destek alamayacaksanız, insanları mantıksız fikirlerinden ya da komplo teorilerinden nasıl kurtaracaksınız? Bilimsel okuryazarlık muhtemelen uzun vadede yardımcı olacaktır. Bununla kastettiğim, bilimsel gerçeklere, tanınmış bilimcilere ve bilimsel tekniklere bir aşinalık değil. Bahsettiğim, analitik düşünme gibi bilimsel metotta bir okuryazarlıktır. Gerçekten de araştırmalar göstermiştir ki, komplo teorilerinden kurtulabilmek, daha fazla analitik düşünmeyle ilişkilidir. İnsanların çoğu bilimle uğraşmaz, ancak bazen ilgili bir şeye denk gelirler ve günlük hayatlarında bu gördüklerinin yeri olur. Bu durumda insanların, bilimsel iddiaları eleştirel bir biçimde değerlendirebilmek için gerekli becerilere sahip olma ihtiyaçları doğar. Elbette ki bir ülkenin müfredat programını değiştirmenin, benim trendeki argümanıma bir faydası olmayacak. Daha kısa vadede sonuç veren bir yaklaşım için, bir grubun parçası olmanın çok etkili olduğunu fark etmek önemlidir. Fikri savunmaya başlamadan önce tanışın, kaynaşın. Bu arada, geri tepme etkisinden kaçınabilmek için, mitleri görmezden gelin. Hatta hiç bahsetmeyin, değinmeyin. Sadece en temel öğelerin üzerinde durun: Aşılar güvenlidir ve gribe yakalanma olasılığınızı %50 ila %60 arası azaltır , nokta. Karşıt iddialardan bahsetmeyin, yoksa bu iddialar daha fazla hatırlanmaya eğilimli olur. Aynı zamanda, rakiplerinizin diklenmesine fırsat verebilecek şekilde bakış açılarına meydan okumayın. Bunun yerine, önceki inançlarıyla uyuşan açıklamalar önerin. Örneğin, muhafazakâr iklim değişikliği inkârcıları, eğer kendilerine çevre dostu iş olanakları konusu açılırsa görüşlerini değiştirmeye daha eğilimlidirler . Bir öneri daha: Kendi görüşünüzü anlatmak için öyküleri kullanın. İnsanlar, tartışmalardan ya da tanımlayıcı diyaloglardan ziyade kendilerini öykülere kaptırırlar. Öyküler, sunmak istediğiniz sonuçları neredeyse kaçınılmaz kılacak şekilde, neden ve sonuç arasında bağlantı kurar. Tüm bunlar, gerçeklerin ve bilimsel uzlaşının önemsiz olması demek değildir. Onlar hayati derecede önemlidir. Ancak düşünme şekillerimizdeki kusurların farkında olmak, sizin, ilgili hususu çok daha ikna edici bir biçimde sunabilmenize yardımcı olacaktır. Dogmalara karşı çıkmak çok önemlidir, ancak mantıksal bağları olmayan noktaları kafamızda birleştirip komplo teorisi üretmek yerine, iddia sahiplerinden kanıt talep etmeliyiz. Bir inancı destekleyen verileri sorun, onu sınayan bilgiyi arayın. Bu sürecin bir parçası da kendi yanlı içgüdülerimizin, sınırlarımızın ve mantık safsatalarımızın farkına varmaktır. Peki bu durumda, kendi tavsiyemi dinleseydim, trendeki sohbet nasıl giderdi? Şimdi tekrar işlerin deli saçması bir hal aldığı o ana dönelim. Bu sefer, derin bir nefes alarak konuya dâhil oluyorum. “Hey, maç skoru muhteşemdi. Ben maalesef bilet bulamadım”. Kısa sürede sohbetimiz derinleşir ve biz takımın bu sezonki başarısından bahsederiz. Birkaç dakikalık bir sohbetten sonra Ay’a inmeyle ilgili komplo teorisini ileri sürene döner ve derim ki: “Hey, Ay’a inme hakkında söylediğini düşünüyordum. Fotoğrafların bazılarında Güneş görünmüyor muydu?” Başıyla onaylar." Araştırma: Kongo’da yayılan sahte haberler zorlu Ebola mücadelesini sekteye uğratıyor,https://teyit.org/teyitpedia/kongoda-yayilan-sahte-haberler-zorlu-ebola-mucadelesini-sekteye-ugratiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Fighting Ebola is hard. In Congo, fake news makes it harder "" başlığıyla Science Mag tarafından 14 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde görülen Ebola salgını, sahte haberlerle mücadele konusunda adeta doğal bir deney alanı. Çekişmeli cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortasında ve bir çatışma bölgesinde baş gösteren salgının, komplo teorilerine ve siyasi manipülasyona zemin hazırladığı ifade ediliyor. Bu durum ne yazık ki Ebola hastalarının tedavisini ve virüse karşı yürütülen mücadeleyi aksatabilir. Kamu sağlığı yetkilileri, aslında yanıltma amacı gütmeden yayılan bu yanlış bilgilerle savaşmak için eşi benzeri görülmemiş bir çaba sarf ediyorlar. Ayrıca Ebolayla mücadeledeki başarının ya da başarısızlığın yanlış bilgi kaynaklarına bağlı olabileceğini belirtiyorlar. 30 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalif lider Felix Tshisekedi’nin galip geldiği 10 Ocak’ta Demokratik Kongo Cumhuriyeti seçim komisyonu tarafından açıklandıktan sonra tansiyonun yeniden yükselmesi bekleniyor. Yabancı gözlemciler ve Roma Katolik Kilisesi, diğer muhalif aday Martin Fayulu’nun daha fazla oy topladığını ifade ediyor. Fayulu’nun destekçileri de seçim sonuçlarına hile karıştığını öne sürüyor. Kongo’daki sağlık çalışanları ise çıkan söylentilerin ortamdaki belirsizliği artırdığının farkında. New York’takiki Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu’nda Baş Danışman olan Carlos Navarro Colorado “Ekiplerime çoğunlukla iki salgınla mücadele ettiğimizi anlatıyorum: Ebola ve korku. Her şey bilgiye odaklı,” diyor. Ebola salgını ilk çıktığında UNICEF ve diğer örgütler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın ihtiyacı doğrultusunda tek bir müdahale ekibi olmak amacıyla güçlerini birleştirdi. Bu ekip ayrıca, topluluk önderleri ve dini liderleri de bir araya getirerek toplantılar düzenleyip, yanlış bilgiyle savaşmak için yayın araçlarını ve sosyal medyayı yaygın bir şekilde kullandı. Hastalıkla mücadele edenler, kimi zaman faaliyetlerini daha şeffaf kılarak ülkedeki güveni artırmaya çalışıyor. Salgınlara yönelik Biyogüvenlik Acil Bakım Ünitesi (CUBE) olarak adlandırılan yeni biyogüvenlik çadırında, hasta yakınları Ebola hastalarını tedavileri süresince ziyaret edebiliyor. 2018 yılının Ağustos ayından bu yana resmi olarak doğrulanmış 600 vaka ve 343 ölümle beraber bu salgın, Batı Afrika’da beş yıl önce baş gösteren ve 11 binden fazla can alan büyük çaplı salgından sonra meydana gelen ikinci en büyük sağlık vakası niteliğinde. Diğer bir taraftan Kuzey Kivu şehrinde yıllardır hükümet karşıtı çatışmalar yaşanıyor ve bazı riskli bölgeler, silahlı isyancıların kontrolünde olduğu için bu bölgelere karayolu veya demiryolu üzerinden erişilemiyor. Salgın ise nüfusu neredeyse 700 bini bulan Butembo şehrinin de aralarında bulunduğu bazı şehir merkezlerine yayılmış durumda. Merck tarafından geliştirilen ve şimdiye dek yaklaşık 60 bin kişiye uygulanan deneysel bir aşı sayesinde virüsün yayılması muhtemelen yavaşlasa da henüz durdurulamadı. Batı Afrika’da yayılan korku, halkı kliniklerden uzak tuttu. Yani, Ebola vakalarının yanı sıra kızamık ve sıtma gibi hastalıklar da tedavi edilemedi. Hükümetlere ve yardım görevlilerine karşı yüksek düzeyde bir güvensizlik vardı ve yaygın birçok söylenti hüküm sürüyordu. Bu durum şu anda Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kendini gösteriyor. 2018 yılının Eylül ayında muhalif siyasetçi Crispin Mbindule Mitono yerel bir radyoda Ebola virüsünün, salgının etkilediği en önemli şehirlerden biri olan “Beni’deki nüfusu yok etmek amacıyla” devlete ait bir laboratuvarda üretildiğini iddia etti. Başka bir söylenti ise Merck firmasına ait olan aşının aşı olan bireyleri kısırlaştırdığı yönündeydi. 26 Aralık 2018 tarihinde ulusal seçim komisyonu, Beni ve Butembo şehirlerini salgın nedeniyle seçim kapsamından çıkarma kararı aldı. Bu kararın ertesi günüyse protestolar sırasında bir Ebola inceleme merkezine saldırı düzenlendi. Şeffaf bir biyogüvenlik çadırı olan CUBE, sağlık çalışanlarının, koruyucu ekipman kullanmadan Ebola hastalarını tedavi etmelerine imkan sağlıyor. ALIMA/ANNE-GAELLE BORG Muhalif kuruluşlar, komisyonun bu kararını kınadığı halde Ebola’ya karşı yürütülen mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini bildirdi. Sağlık yetkilileri bunu küçük, ama önemli bir zafer olarak değerlendirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün İsviçre Cenova’da düzenlediği kampanyayı yöneten Michael Ryan, “Halkın zihninde Ebola’ya karşı önlem almayı genel siyaset gündeminden ayrı tutmayı başardık. Bu başarımızın faydalarını görüyoruz.” diyor. Ryan, hastalıkla mücadelede faaliyet gösteren çeşitli temsilcilikler için çalışmalar yapan sosyal bilimcilerin, elde ettikleri başarıda büyük rolü olduğunu düşünüyor. Bu grup, kuruluş ile halk arasındaki etkileşimi sağlayan yetkililerle beraber iş gücünün üçte birini oluşturuyor. Sosyal bilimcilerin bir rolü de virüsle ilgili bilgilerin yayıldığı sosyal ağları ortaya çıkarmak. Bununla beraber sosyal bilimciler, Cenevre merkezli Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) tarafından geliştirilen bir çevrimiçi panele aktarılantoplumun algıları hakkında bilgi topluyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinsasa’da bulunan Sağlık Bakanlığı’nın sözcüsü, Jessica Ilunga hükümetin, bazı gençleri ülkede sık kullanılan bir bilgi kanalı olan WhatsApp’ta dolaşan yanlış bilgileri bildirmekle görevlendirdiğini açıkladı. Söylentiler ortaya çıktığında iletişim uzmanları, WhatsApp veya yerel radyo aracılığıyla bu söylentileri doğru bilgilerle çürütüyor. Burada yanlış bilginin tekrar edilmemesi önem taşıyor. Nitekim yapılan bir araştırmada, halkın yanlış haberleri “unutmasını” sağlamaya ve gerçeği öne çıkarmaya çalışmak en iyi yöntem. Ebola’dan sonra hayatta kalmayı başaran kişilerin sözlü desteği de yanlış bilgiyle olan mücadelede önemli rol oynuyor. Aralarından bazıları, duydukları minneti Ebola tedavi merkezlerinde gönüllü çalışarak gösteriyor. Hastalıkla savaşan birimler aynı zamanda bilgi savaşını da kazandıklarına inanıyorlar. IFRC’de koordinatör olan Ombretta Baggio hasta olma riskiyle karşı karşıya gelen bireylere artık bir Ebola tedavi merkezinde çalışma fikrinin daha cazip geldiğini belirtiyor. UNICEF’in Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki temsilcisi olan Tajudeen Oyewale de bu salgında ilk kez kullanılan CUBE çadırlarının büyük faydası olduğunu ifade ediyor. Önceleri, Ebola tedavi merkezine gelen ziyaretçiler ile hastalar arasında belirli bir mesafe olmasına dikkat ediliyor veya ziyaret yasaklanıyordu. Senegalli bir kuruluş olan ALIMA tarafından tasarlanan ve dışarıdan müdahale etmeye yönelik girişleri bulunan şeffaf CUBE çadırıyla hastalar ve yakınları birbirlerini yakında görebiliyor ve görüşme yapabiliyor. Maliyeti 15.000 avro olan bu yeniden kullanılabilir üniteler sayesinde sağlık çalışanlarının, hareketlerini kısıtlayan ve yalnızca kısa bir süreliğine giyilebilen hantal koruyucu ekipmanları kullanmalarına gerek kalmadığı için hasta bakımı artık çok daha kolay. Bölge halkı için Ebola tedavi merkezlerine ziyaretler düzenleniyor. Bu sayede merkezlerin yakınlarına, hasta annelerin çocuklarına yönelik kreşler kuruldu. Kuzey Kivu’da bulunan ambulanslar Ebola şüphesi taşıyan hastaları taşırken artık siren çalmıyor, çünkü Batı Afrika’da bu siren sesi hastayı şeytanileştirmekle eşdeğer olduğu için bu konuda özen gösteriliyor. Eboladan yaşamını kaybeden kişilerin gömülme süreci için de önemli adımlar atılıyor. Önceki Ebola salgınlarında kurbanlar çoğunlukla inceliksiz bir şekilde ve ışık geçirmeyen ceset torbalarının içinde gömülüyor ve bu esnada ölen kişinin yakınlarının ve arkadaşlarının katılımına izin verilmiyordu. Halkın bu konudaki artan öfkesi ve naaşlardan organların çalındığına dair ortaya atılan söylentiler sonucunda Batı Afrika genelinde gömme süreci, “güvenli ve saygın” bir biçimde gerçekleştirilmeye başlandı. Artık ölen kişinin ailelerine naaşı görme ve tören sırasında bulunma imkanı veriliyor. Bu son salgında kullanılan ceset torbaları şeffaf olduğu için aileler kaybettikleri yakınlarını son kez görebiliyor. Birleşik Krallık’ta Oxford’da bulunan Anthrologica isimli bir danışmanlık firmasının direktörü olan antropolog Juliet Bedford bu konuda şunu ifade ediyor: “Batı Afrika’da aldığımız en önemli derslerden biri, geleneksel bir cenaze töreninin değiştirilmemesi gerektiği. Bize düşen tek görev, tüm koşulların tıbbi açıdan güvenli olmasını sağlamak.” Kimi zaman, koruyucu kıyafetler giyilmesi şartıyla naaşa dokunmaya bile izin veriliyor. Kargaşanın artması halinde devreye sokulacak acil eylem planları bulunuyor. Ortak temsilcilikler salgının henüz yayılmadığı çevre bölgeleri, salgına karşı hazırlamış durumda. Kampanya direktörü Ryan, siyasi sorunların olumlu etkilerinin olabildiğini söylüyor: “Direnen topluluklar oldukça aktif. Bu kitlelerin negatif enerjilerini pozitif enerjiye dönüştürebilirseniz çok faydalı şeyler ortaya koyabilirsiniz. Önemli olan tek şey, onları nasıl yönlendireceğinizi bilmeniz.”" Seçim döneminde şüphe etmemiz gereken beş içerik tipi,https://teyit.org/teyitpedia/secim-doneminde-suphe-etmemiz-gereken-5-icerik-tipi,"2019 yerel seçimlerine geri sayım başladı. Seçime ve adaylara ilişkin pek çok yalan haber de şimdiden internette dolaşmaya başladı. Çünkü seçim dönemleri, yanlış ve sahte bilgilerin özellikle sosyal medyada yayılması için çok uygun zamanlar. Kitlelerin daha da kutuplaştığı, partizanlaştığı bu süreçler sahte bilgilere karşı insanları daha hassas hâle getiriyor. Aynı zamanda siyasetin daha çok konuşulduğu bu dönemde yanlış bilginin yaygınlaşması da daha kolay oluyor. ABD’de 2016 yılında Donald Trump’ın seçilmesiyle sonlanan başkanlık seçimlerinin ardından en çok tartışılan konu ‘fake news’ olmuştu. Trump’ın yalan haberlerle başkan seçildiği ve sahte içeriklerin demokrasileri etkileyebilecek kadar tehlikeli olduğu düşüncesi platformlara karşı güven konusunu tartışmaya açsa da sorunun çözümüne dair kapsamlı bir plan ortaya konulamadı. ABD’nin ardından seçime giden ülkelerin kampanya boyunca gündemlerinde de sahte haber konusu en üst sıralardaydı. Dış kaynaklı dezenformasyon lar tartışıladursun, sahte haberlerin ülkenin iç aktörlerinin ve dinamiklerinin katkılarıyla yayıldığı açık. Ancak farklı koşullara rağmen seçim dönemi yayılan yanlış bilgiler konusunda her ülkede karşımıza çıkan benzerlikler olduğunu görüyoruz. Brezilya’dan Fransa’ya, ABD’den Zimbabwe’ye kadar, seçim dönemlerinde yayılan sahte haberler birbirine çok benziyor. Türkiye’de seçim dönemi yayılan sahte haberlerin de bize özgü olmadığı söylenebilir. (Teyit.org’da 24 Haziran seçimlerinden sonra yayımladığımız sahte haber karnelerine bakabilirsiniz ) Bunlardan birkaçını sizler için derleyerek seçim yaklaşırken şüphe edebileceğiniz beş sahte içerik tipini anlatmaya çalışacağım: Türkiye’de Suriyelilerle ilgili dezenformasyonların seçim dönemlerinde karşımıza yoğun bir şekilde çıktığını gördük. ABD seçimlerinde de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de göçmenlere / mültecilere karşı sahte haberler farklı siyasi grupların kullandığı yöntemler arasındaydı. Fransa’da devletin göçmenleri barındırmak için 100 milyon avroluk ev ve otel satın aldığı iddia edilirken Türkiye’de de uzun bir süredir dolaşımda olsa da seçim dönemlerinde Suriyelilere yapılan devlet yardımlarına ilişkin yanlış bilgiler artış gösteriyor. İsveç’teki seçimler öncesinde yayılan yanlış bilgileri inceleyen bir araştırmaya göre, sosyal medyada yaygınlaşan sahte içeriklerin çoğunluğu göçmenler, islamofobi ve yabancı düşmanlığı ile ilgili . Her seçim dönemi ABD ve Türkiye gibi ülkelerde mültecilerin ya da ülke vatandaşı olmayan çok sayıda yabancının oy kullanacağı iddia edilir. Ancak ne Türkiye’de ne de ABD’de ülke vatandaşı olmayan kişilerin usulsüz bir şekilde oy kullandığına dair delil var. Başkan Trump 2016 seçimleri sırasında ABD vatandaşı olmayan milyonlarca kişinin oy kullandığını iddia etmiş, Brennan Center for Justice isimli tarafsız bir kuruluş bu iddianın kesinlikle doğru olmadığın ortaya koymuştu. Hatta seçim sürecinde (çoğunluğu Demokrat olan) Kaliforniya eyaletinde yaşayan Cumhuriyetçi seçmenlerden kayıtdışı yaşayan yabancının kullanacağı bir oya karşılık Cumhuriyetçi partiye oy vermeleri dahi istenmişti. Fransa’da ise mülteci ve göçmenlere yönelik hassasiyet bu kez sağcı adayı vurdu. Milliyetçi Cephe karşıtı bir Twitter hesabı, başkan adayı Le Pen’in Maşa ile Koca Ayı adlı çizgi filmdeki Maşa’yı başörtüsü taktığı için eleştiren bir tweet attığı iddia edilmişti. Ancak Le Pen böyle bir tweet atmamıştı. Aşırı sağcı Jair Bolsonaro’nun zaferiyle sonuçlanan 2018 Brezilya genel seçimlerinde WhatsApp sahte bilginin en çok yayıldığı platformlardan biri oldu. WhatsApp’ta dolaşan bir fotoğrafta gazeteci Patricia Campos Mello’yu, Bolsanaro’nun karşısında yarışan sol aday Fernando Haddad’a sarılırken gösteren bir fotoğraf yayıldı . Böylece Bolsonaro karşıtı haberler yapan gazete ve gazeteciye yönelik güvensizlik aşılanıyor ve ‘bu haberleri neden yaptığının anlaşıldığı’ belirtiliyordu. Ancak fotoğraftaki kişi gazeteci Campos Mello değildi ve fotoğraf 2012 yılındandı. Fransa 2017 başkanlık seçimlerinin ilk turundan önce Macron’la ilgili bir iddia da gündeme oturmuştu. Sosyal medyada dolaşımda olan videonun Macron’un işçilerle el sıkıştıktan sonra ellerini yıkadığını gösterdiği belirtiliyor ve bu ‘aşağılayıcı’ tavrın asla kabul edilemeyeceği ifade ediliyordu. Macron hakkında yayılan video iki farklı videonun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştu ve ellerini yıkadığı görüntülerin öncesinde aslında Macron işçilerin elini sıkmıyor, bir yılan balığını tutuyordu. Montajlanarak bir araya getirilen videolar, seçimlerde adayları güç duruma düşürmek için sıkça başvurulan bir yöntem. Bazı örneklerde kurgu (editing) yeteneklerini kullanmaya zahmet eden troller, bazılarında benzer bir çabaya bile gerek duymadan fotoğrafları farklı bağlamlarla paylaşarak da sahte bilgiyi yaygınlaştırabiliyor. Türkiye’de de seçimlerde basit montajların seçim mitinglerine kadar yansıdığını görmüştük. Muharrem İnce’nin camide halay çektiğini gösteren montaj fotoğraf, İnce tarafından seçim mitinglerinde konu edilmişti. Teyit’e gelen montajlı fotoğraflar arasında ise Fetullah Gülen’in farklı siyasi figürlerle yan yana olduğunu gösteren paylaşımlar sıkça yer aldı. Özetle, göze sahici kulağa inandırıcı gelmeyen fotoğraf ve videolara biraz daha şüpheyle yaklaşmak gerekli. Bazen basit bir görsel aratma ile fotoğrafın orjinaline ulaşmak mümkün olabiliyor. Seçim dönemlerinde karşıt gruplara ‘onlardanmış’ gibi görünerek yayılan yanlış bilgiler ise diğer sahte haber tiplerinden daha tehlikeli. İnternetin anonimliği ve kişilerin kendini istediği gibi gösterme şansını avantaja çevirerek farklı görüşten kişileri seçim sürecinde olumsuz etkilemek ve fikirlerini değiştirmek mümkün. Biz bunu asimetrik propaganda olarak tarif ediyoruz. Yani ait olmadığınız siyasi grubun bir mensubu gibi görünerek olumsuz propaganda yapmak. Örneğin, Kenya’daki seçimlerde National Super Alliance’ın logo ve renkleri taklit edilerek bir bildiri hazırlanmış ve seçmenleri kandırmak amaçlanmıştı . 24 Haziran seçimlerinde asimetrik propagandaya örnek olarak, Ankara sokaklarında HDP, CHP, İYİ Parti bildirisi gibi görünen broşürlerin dağıtılmasını örnek verebiliriz . Bu partileri destekleyen ve desteklemeyen seçmenleri rahatsız edecek içeriklere sahip broşürler partiler tarafından değil, karşıt siyasi görüşten kişilerce hazırlanmıştı. Asimetrik propaganda sokaktan online mecralara da taşınmış ve benzer sahte mesajlar farklı platformlardan reklam olarak verilmeye başlanmıştı. Partileri ya da siyasi figürleri taklit ederek yapılan bu tür propagandalara aldanmamak için partilerin ve adayların resmi sosyal medya hesaplarını takip etmek önemli. Seçimlerin güvenli bir şekilde gerçekleşmesi önündeki riskler farklı ülkelerin konjonktürüne göre elbette değişiyor. Ama galiba en tehlikeli durum vatandaşın seçimlerin adil olacağına inancının kalmaması. Zimbabwe’deki seçimler sırasında ortaya çıkabilecek sahte içerikleri teyitlemek için Meedan ekibinden Wafaa Heikal, farklı gruplarla bir araya gelerek işbirliği içinde çalıştı. Seçim sürecinde ve sonrasında 80’e yakın iddia incelendi . Seçim günü incelenen dikkat çekici bir iddiaya göre Bulawayo banliyösündeki bir oylama merkezinin askerler tarafından kapatılmış olduğu ve seçmenlerle, gözlemcilerin buraya alınmadığı ifade ediliyordu. Ayrıca sandık kurulunun başına da askerlerin geçtiği bu nedenle de bağımsız bir denetimin söz konusu olamayacağı vurgusu yapılıyordu. Teyit ekipleri sandık gözlemcilerinin de yardımıyla bu iddiayı incelemişti. Bahsedilen bölgede böyle bir sandık merkezi yoktu. Toplumun içerisinde yer aldığı politik atmosferden yararlanarak kurgulanan bu sahte içerik insanları sandıktan uzaklaştırmak ve oylama süreçlerini etkilemek için kullanılmıştı. Türkiye’de bazı seçim bölgelerinde daha fazla güvenlik sorunu yaşandığı deneyimlenmiş olsa da karşınıza bu tür haberler çıktığında bir süre beklemek, gelen her video ve fotoğrafa inanmamak gerek. ABD’deki ara seçimlerde Maryland eyaletinde demokratların iki kez oy kullanmaya izin verdiği iddia edilmişti. Komplo teorisyeni Alex Jones da bu iddiayı dile getirmiş ve yaygınlaştırmıştı. Bu iddiaya dair herhangi bir delil sunulamamış ve bölgeden herhangi bir usulsüzlük bildirimi de yapılmamıştı. Tabi, mükerrer oy kullanımına ilişkin tüm bilgi ve haberler yanlış değil. Türkiye’nin her seçim döneminde gündeme oturan mükerrer oy konusunda, Oy ve Ötesi 2018 seçimlerinden sonra hazırladığı ön raporda kimlik tespiti yapılmadığı için mükerrer oy kullanılması, yanlış sandıkta oy kullanılması gibi kendilerine ulaştırılan bildirimlerden bahsediyor. Oylama sırasında usulsüzlük olabileceğine ilişkin bilgiler mevcut olsa da bunun her seçim bölgesinde yaygın bir sorun olduğunu söylemek mümkün değil. Seçim usulsüzlüklerine ilişkin haberlerin tamamının sahte olduğu söylenemese de özellikle seçim günü sosyal medyada dolaşan benzer iddialara şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Çözüme katkı koymanın bir yolu da sandıklarda görevli olmak. Brezilya’da Bolsonaro’nun seçilmesine giden süreçte sol aday Haddad hakkında ortaya atılan seçim usulsüzlüğü iddialarından birinde sandıkların Haddad oylarıyla doldurulduğunu gösteren bir fotoğraf kullanılmıştı. Bu sahte içerik WhatsApp kullanıcıları tarafından yüzlerce grupta paylaşıldı. Yolsuzluk iddialarına ilişkin Amazon Bölgesel Seçim Mahkemesi hiçbir usulsüzlüğe rastlanmadığına dair beyan verdi. Yine Türkiye’ye dönecek olursak, yıllardır sosyal medyada dolaşan ve her seçim karşımıza çıkan bir iddiada, İzmir Çınarlı'da AK Parti’ye evet mührü basılmış oy pusulaları ile dolu bir aracın yakalandığı belirtiliyordu. Bu görüntü, 2011’de gerçekleştirilen genel seçimler sırasında da yayılmış daha sonraki seçim dönemlerinde de tekrar sosyal medyada dolaşıma girmişti. Yıllara meydan okuyan İzmir Çınarlı’daki araçta aslında usulsüzlük yapılmıyor, BDP’liler okuma yazma bilmeyen seçmenlere örnek oy pusulalarıyla nasıl oy kullanacaklarını gösteriyordu. Hiç şüphe yok ki komplo teorileri seçim dönemlerinin en içinden çıkılmaz sahte içerikleri. İnsanların -eğitim seviyesi ve siyasi görüşü fark etmeksizin- komplo teorilerine inanma eğilimi epey yüksek . Time’da yer alan bir makalede Miami Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan ve 2014 yılında Amerikan Komplo Teorileri kitabının ortak yazarı Joseph Uscinski’nin şu sözlerine yer veriliyor: “Komplo teorileri kaybedenler içindir.” Uscinski, bu sözleri aşağılama maksatlı değil kelimenin gerçek anlamıyla kullandığını vurguluyor: “Seçim, para ya da nüfuzunu kaybeden insanlar bu kaybı açıklayacak bir şeyler ararlar.” 24 Haziran 2018 akşamı Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin kaçırıldığı iddiası da bu sözü hatırlatıyor. Sosyal ağlarda, İnce ve eşinin kaçırıldığı, rehin alındığı, tehdit edildiği, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda tutulduğu öne sürüldü. Muharrem İnce iddiaları yalanlamış olmasına rağmen, bu tweet’i attığı yönündeki iddialar seçim gününden sonra da devam etti. Oy sayım sürecine duyulan güvensizlik ve kaybetmeyi açıklayacak bir şey bulmaya çalışmak seçmeni bu komplo teorisi ne inanmaya itmiş olabilir. ABD’deki başkanlık seçimlerinde de ara seçimlerde de komplo teorileri adaylar arasındaki çekişmelerin alevlendiği dönemlerde seçmenlerin karşısına çıkıyor. Şu aralar komplo teorileri ve teorisyenlerinin başında QAnon’cılar bulunuyor. Eski Başkan John F. Kennedy’nin öldüğüne inanmayan bu grup, zaman zaman oylama makinalarının Soros, İlluminati ya da Rothschild tarafından kontrol edildiğini düşünüyor. Pizzagate skandalının da fitilini ateşleyen bu grup, 2016’daki ABD Başkanlık seçimleri sırasında Hillary Clinton’ın tutuklanacağına ilişkin bir komplo teorisi ortaya atmıştı. Obama, Clinton gibi pek çok Demokrat Parti mensubunun dâhil olduğu seks skandalının ortaya çıkmasını istediklerini sık sık dile getiren QAnon grubu, Trump’ın mitinglerinde boy gösteriyor. Komplo teorilerini yanlışlamadaki zorluk ise incelenebilir bir veriye ve olguya dayanmaması. Neticede bu tür teorilerin öznelerinin gizli ajandalarını bilmemiz mümkün değil. Söylentilerden ibaret içerik kırıntılarına şüpheyle yaklaşıp komplo teorilerine oksijen sağlamamak önerilebilir." Araştırma: İnsanlar neden sahte haberlere kanıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-insanlar-neden-yalan-haberlere-kaniyor,"*Bu içerik ilk kez "" Why Do People Fall for Fake News "" başlığıyla The New York Times tarafından 19 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. İnsanları yalan haberlere ve stratejik olarak yayılan diğer yanlış haberlere duyarlı yapan nedir? Ve bu konuda ne yapılabilir ya da gerçekten yapılacak bir şey var mıdır? Bu sorular son zamanlarda daha önemli hale geldi; özellikle de sosyal medya mecralarından propaganda yaparak 2016 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerini etkilemeye çalışan Rus girişimlerinin deşifre edilmesiyle birlikte. Yani siyasi kültürümüz, kendi siyasi ideolojilerine paralel giden, tuhaf ve alenen yanlış olduğu belli iddiaların taraftarı olan insanlarla çevrilmiş durumda. İyi haber şu ki, psikologlar ve diğer sosyal bilimciler, insanları propagandanın arka yüzünü görmekten alıkoyan şeyin ne olduğunu bulmak için hayli çaba sarf ediyorlar. Kötü haber ise, henüz bu konuda varılmış ortak bir kanının bulunmayışı. Araştırmacılar arasındaki tartışmanın büyük bir kısmı iki karşıt görüşe evriliyor. Bir grup, düşünme yetimizin taraflı bakış açımız tarafından zapt edildiğini iddia ediyor; yani siyasi görüşlerimiz doğrultusunda fikirlerimizi akla uygun hale getirmeye yatkınız. Diğer gruba göre ise sorun, -biz ikimiz de bu grup gibi düşünüyoruz- sık sık eleştirel yetilerimizi kullanmayı bırakmamız; yani zihnen tembeliz. Fakat güncel araştırmalar, bu çekişmeye umut vaat eder nitelikte: İki grup da sorunun bir tarafına değiniyor. Sorunun ne kadarının akla uygun hale getirme çabasından, ne kadarının tembellikten kaynaklandığını anladığımız ve ne gibi durumlarda hangisinin rol oynadığını kavradığımız zaman, bu sorunun üstesinden gelmek için çözüme yönelik daha iyi önlemler bulabileceğiz. Son yıllarda ivme kazanan gerekçelendirme kutbu minvalinde bir takım teoriler geliştiriliyor. Bu fikrin takipçisi olan araştırmacılara göre insanlar, siyasi içerikli konular söz konusu olduğunda, entelektüel yeteneklerini gerçeği keşfetmek için değil, gerçek olmasını istedikleri şeylere kendilerini inandırmak için kullanıyorlar. Bu görüşe bakılırsa, siyasi tutkular aslında insanları mantıksız hale getiriyor, özellikle de başka konularda fikirlerini gerekçelendirme noktasında gayet başarılılarsa. (Kabaca; ne kadar zekiyseniz, gerekçelendirme konusunda o kadar iyisiniz demektir.) Bu görüşü savunan en etkileyici kanıtlar 2012 yılında yapılan önemli bir çalışmadan geliyor. Bu çalışmada, hukuk profesörü Dan Kahan ve meslektaşları, iklim değişikliği konusundaki siyasi kutuplaşmanın, bilim okuryazarlığı ve sayısal beceriler konusunda daha başarılı olan insanlar arasında, bu testlerde daha düşük puan alanlara kıyasla daha derin olduğunu tespit etti. Görünüşe bakılırsa, daha “analitik” bakan Demokratlar, kendilerini iklim değişikliğinin bir sorun olduğuna dair ikna etmede başarılılarken, “analitik” Cumhuriyetçiler ise kendilerini iklim değişikliğinin bir sorun olmadığına ikna etmede daha başarılılar. Ayrıca Profesör Kahan, silah kontrolüne ilişkin bir başka çalışmasında katılımcılardan çarpıtılmış bir bilgiyi değerlendirmelerini istendiğinde de yakın sonuçlara ulaştı. Tespitler etkileyici: Siyasi eğilimimiz doğrultusundaki muhakememiz, taraflı görüşler gerçeklerle çeliştiği zaman, sorunu kızıştırabilir fakat çözüm üretemez. Bu sava kaynak gösterilen daha fazla kanıt, siyasi bilimciler Brendan Nyhan ve Jason Reifler’ın 2010’da yaptığı bir çalışma ya dayanıyor. Buna göre, haberlerdeki yanıltıcı iddialara yapılan doğrulamalar bazen geri tepebilir: Doğrulamalar sadece yanlış anlaşılmaları azaltmaz bazen de arttırır. Yani, yalana inanmaya ideolojik olarak yatkın olan insanlar, doğrulamanın neden yanlış olduğunu ortaya çıkarmak için o kadar kafa yoruyorlar ki, sonuç itibariyle bu yalana daha büyük bir inançla bağlanıyorlar. Fakat bu “gerekçelendirme”, bazı bağlamlarda ikna edici olsa da, insanların yanlış haberlere karşı dayanıksız oluşunun en doğal ve en sık rastlanan nedeni olarak göze çarpmıyor. Bizce insanlar karşılaştıkları bilgiye yeterince eleştirel yaklaşmıyorlar. Bilişsel psikoloji alanındaki araştırmaların büyük bir kısmı, biraz bile olsa muhakeme etmenin tutarlı görüşler yaratmayı desteklediğini gösteriyor. Örneğin, daha analitik düşünebilen insanlar (sadece sezgilerine güvenmek dışında analitik becerilerini de daha çok kullanan insanlar) daha az batıl inanca sahip, komplo teorilerine inanmaya daha az meyilliler ve görünüşte çok havalı olan ama aslında içi boş çıkarımlara karşı daha dirençliler (Mesela,“Bütünlük, belirsiz olayları sessizleştirir” sözü gibi). Elde edilen kanıtlar, yalan haberlerin sindirilmesini açıklarken temel etkenin, bilişsel tembellik olabileceğini savunuyor; özellikle de yeni öğelere hızlıca göz atılan ya da öylesine bir bakılan sosyal medya söz konusu olduğunda. Bu olasılığı test etmek için çeşitli siyasi kanaatleri olan katılımcıların haberlerde yer alan hikayelere inanıp inanmadıklarını araştırdığımız bir dizi çalışma yürüttük. Onlara kimisi doğru kimisi yanlış, sosyal medyada paylaşılan manşetleri gösterdik. Katılımcılarımızın siyasi kanaatleri doğrultusunda ortaya çıkan muhakemeleri ya da “sezgilerine kapılma” arasından hangisini seçeceklerini, psikolojide ve davranışsal iktisatta sıkça kullanılan ve bilişsel yansıma testi adı verilen bir test aracılığıyla ölçtük. Bu test, azıcık mantıklı düşünülebildiğinde yanlış olduğu anlaşılabilen, sezgisel olarak çeldirici ama doğru olmayan cevaplarla dolu sorulardan oluşuyor. (Örneğin, “Eğer bir yarışta ikinci sıradakini geçerseniz, hangi sıraya gelirsiniz?” Eğer o sırada düşünmüyorsanız “birinci” diyebilirsiniz; halbuki cevap ikinci sıra.) Eleştirel düşünmeye alışmış insanların, manşetlerin siyasi görüşlerine uyup uymadığı fark etmeksizin, doğruyu ve yanlışı ayırt etmede daha başarılı olduğunu gözlemledik (Eğitim seviyesi ve siyasi eğilimler gibi demografik gerçekleri de göz önünde bulundurduk). Devamı niteliğinde yayımlanacak bir diğer araştırmamızda bu tespit, yaş, toplumsal cinsiyet, köken ve ikamet yerleri farklı olan ve çeşitli uluslardan insanların katılımıyla tekrar edildi. Bu araştırmamızda insanların, sadece doğru iddiaları yanlışlarından ayırmada değil, gerçek olayların yoğun bir şekilde taraflı görüşler altında kaldığını da fark edebilmede de başarılı oldukları sonucuna ulaşıldı. Elde ettiğimiz sonuçlar muhakeme yetilerimizi bir şekilde geliştirmek ve teşvik etmenin, sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin çözümünün bir parçası olması gerektiğini gösteriyor. Başka bir çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlar, en ağır siyasi meselelerde bile, insanların gerekçelendirme kutbundakilerin iddia ettiği kadar mantıksız düşünemeyeceğini gösteriyor. Son zamanlarda gerçekleştirilen araştırmalar , partizan görüşlere sahip kişilerin inandığı yanlış bilgiyi doğrulamanın çoğu zaman geri tepmediğini -bu sonuç Profesör Nyhan ve Reifler’in yukarıda bahsettiğimiz tespitlerine ters düşüyor- aksine daha doğru kanılara varmamızı sağladığını gösteriyor. Gerekçelendirmeye ilişkin teorisini savunan Profesör Kahan’ın araştırmasının güvenilir olmadığını tartışmaya kalkmıyoruz. Bize göre, muhakeme yetimizin yolunu şaşırdığı vakalar, ki bunlar şaşırtıcı ve dikkat çekiciler, bir kuraldan ziyade istisnalar. Muhakemelerimiz her zaman taraflı yatkınlıklarımıza esir olmuyor. Çoğu vakada mantığımız, doğru kanıların oluşumuna destek olmakta. Bu sadece akademik bir tartışma değil, izlenen politikalara da ciddi etkileri var. Araştırmamız, siyasi içerikli yanlış haberlerin çözümü için, doğru bilginin yayılması ve insanları daha eleştirel düşünmeye yöneltecek ve onları eğitecek kaynaklar bulundurulmasını öneriyor. Siyasi çekişmelerin en yoğun yaşandığı dönemlerde bile mantıksız olmaya mahkum değilsiniz. Sadece aynısının fikirlerine katılmadığınız insanlar için doğru olduğunu da unutmayın." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-2018de-curuttugumuz-5-sehir-efsanesi.jpeg, Sahte habere neden inanıyoruz? [Video],https://teyit.org/teyitpedia/sahte-habere-neden-inaniyoruz-video,"Her gün yüzlerce haber bilgisayarlardan, tabletlerden, akıllı telefonlardan üstümüze boca ediliyor. Araştırmalar , Türkiye’deki internet kullanıcılarının bu bilgi bombardımanı sırasında sık sık sahte haberlere de maruz kaldığını gösteriyor. Sahte haber konusunu kapsamlı şekilde inceleyeceğimiz mini belgesel serisi #teyitpedia’nın ilk bölümünde, sahte haberlere neden inandığımızı sorguluyoruz. Yalan haber (fake news) kavramı karşı karşıya olduğumuz sorunu tam olarak yansıtıyor mu? Bu sorunun yanıtını, Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Bölümü’nden Tirşe Erbaysal Filibeli’den aldık. Kadir Has Üniversitesi’nden Doç. Dr. Akın Ünver’e Türkiye’nin neden dezenformasyon a karşı dirençsiz olduğunu sorduk. Ünver ile ayrıca sahte haber üreten ve yayan aktörlerin uyguladıkları yöntemleri konuştuk. Bekir Ağırdır ise kutuplaşmanın derinleştiği ülkelerde toplumların neden daha çok sahte haber veya dezenformasyona açık hale geldiklerini anlattı. Dünya görüşümüze uyan sahte haberlere gerçekliklerini çok da sorgulamadan inanıyor olmamızın nedenlerini ise Tevfik Uyar’dan dinledik." Araştırma: Kitle kaynak kullanımı sahte habere karşı iyi bir araç olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-kitle-kaynak-kullanimi-sahte-habere-karsi-iyi-bir-arac-olabilir,"*Bu içerik ilk kez "" MIT Sloan study finds crowdsourcing an effective tool to fight spread of fake news "" başlığıyla MIT Sloan Office of Media Relations tarafından 28 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sahte haberler yeni bir sorun değil; fakat sahte haberlerin kolayca ortaya atıldığı ve hızlıca yayıldığı sosyal medya yüzünden giderek daha ciddi bir mesele haline geliyor. MIT Sloan School of Management’tan Profesör David Rand ve Regina Üniversitesi’nden Profesör Gordon Pennycook bu konuya olası bir çözüm getirdi: Kitle kaynak kullanımı. Kitle kaynak kullanımı- crowdsourcing: Gereken hizmet, fikir veya içeriği çok sayıda insanın katkısı istenerek elde etmek, yani kitleye başvurmak. Genellikle bu veriler geleneksel anlamıyla çalışan veya tedarikçilerden değil çevrimiçi kullanıcılardan elde edilir. Araştırma sıradan bireylerin, itibarı olan haber kaynaklarına, sahte haber yayınlayan kaynaklardan daha çok güvendiğini gösteriyor. Yani sosyal medya platformları, platformdaki içerikleri öne çıkarırken haber kaynaklarına duyulan güven derecelerinden yararlanabilirler. Rand şöyle aktarıyor: Sahte haberleri ve nasıl yayıldıklarını inceleyen çok fazla araştırma var. Fakat bu çalışma, uzun soluklu olası bir çözüm öneren ilk çalışmalardan biri ve bu anlamda ölçülü bir iyimserlik vadediyor. Eğer sosyal medyada yayılan sahte haberleri azaltabilirsek, bütün siyasi partilerin temel gerçeklerde daha fazla uzlaşmasını sağlayabiliriz. Bu da umuyoruz ki daha az siyasi kutuplaşmanın yaşanmasına ve ülkenin nasıl yönetileceğine dair konularda tarafların ödün verme yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunur. Bu aynı zamanda bireylerin, yanlış iddialar öne sürerek seçim kazanmasını da zorlaştırabilir.” Rand sahte haberle mücadelede, sosyal medya şirketleri tarafından uygulanan çözümlerin şimdiye kadar çok da etkili olmadığı görüşünde. Örneğin, teyit platformlarıyla işbirliği içinde olmak geliştirilebilir bir çözüm olmayabilir, çünkü onlar da yanlış hikayelerin ortaya çıkış hızına yetişemiyor. Dahası, yanlış olduğu teyit edilen içeriğe bir etiket iliştirmek de ters tepebilir. Bu durum henüz teyit edilmemiş yanıltıcı hikayelerin doğruymuş gibi algılanması anlamına gelen “ima edilen gerçeklik” etkisini yaratabiliyor. “Çalışmamız umut verici çünkü bu soruna, sıradan Amerikalıların şaşırtıcı derecede tutarlı muhakeme gücüne dayanan, geliştirilebilir bir çözüm bulduk. Bazı şeyler, sahte haberlerin size düşündürdüğü kadar umutsuz olmayabilir,” diye ekliyor Rand. Kaynak: David G. Rand Rand ve Pennycook kitle kaynak kullanımının, yanlış bilginin yayılmasıyla mücadelede etkin bir araç olarak kullanılıp kullanılmayacağını da inceledi. Çalışmaya katılanlardan haber kanallarını üç kategori altında, aşinalık ve duydukları güven nezdinde oylamalarını istediler. Bu kategoriler; ana akım medya kaynakları, aşırı taraflı internet siteleri ve alenen yanlış içerik (sahte haber) yaratan internet sayfaları. Anket havuzundaki katılımcıların yaş, toplumsal cinsiyet, etnik köken ve siyasi eğilimleri dikkate alınarak örneklemin ulusal bazda temsil edici olması sağlandı. Araştırmacılar cevapları karşılaştırmak üzere, aynı soruları profesyonel teyitçilere de sordular. Sıradan bireylerin, itibarlı haber kaynaklarına, sahte haber yayınlayan kaynaklardan daha çok güvendiğini ve ankete katılan sıradan insanların güven derecelendirmesinin, profesyonel teyitçilerle büyük oranda uyuştuğunu tespit ettiler. Rand, “Sonuçlarımız, hangi kaynağa güveneceği konusunda sıradan insanların, çoğunluğun düşündüğünün aksine, çok daha bilinçli olduğunu gösterdi,\"" diyor. “Cumhuriyetçilerin Demokratlara nazaran bütün ana akım haber kaynaklarından (Fox News dışında) şüphe duymaları noktasında belirgin bir yandaşlık farkı olsa da, ana akım olmayan kaynakların güvenilir olmadığına dair olağanüstü bir fikir birliği söz konusuydu.” Örneğin Rand, ortalama bir Cumhuriyetçi katılımcının CNN veya MSNBC gibi sol eğilimli gözüken ana akım kaynaklarına, Breitbart gibi sağ eğilimli aşırı taraflı sitelerden daha çok güvendiğini tespit ettiklerini belirtiyor ve “bu gibi bulgular, medya kaynaklarına karşı tutumun, düşünüldüğü kadar partizanlık hükmü altında olmadığını gösteriyor,” diyor. Bu sonuçlar sahte haberlerle mücadelede geliştirilebilir bir çözüm önerisi sunuyor: Sosyal medya platformları, kullanıcılarına çeşitli haber kaynaklarına ne kadar güvendiklerine dair anketler yapabilir ve yüksek güven oranı alan sitelerin haberlerini öne çıkarabilir. Fakat gözden kaçırılmaması gereken bir konu var: Aşinalık, güven derecelendirmelerini çok büyük oranda etkiliyor. Rand bunu şöyle açıklıyor: “Eğer insanlar bir kaynağa aşina değillerse, o kaynaktan inanılmaz derecede şüphe ediyorlar. Eğer bu kaynakla ilgili az çok fikirleri varsa, duydukları güven, kaynağın ürettiği içeriğe göre değişkenlik gösteriyor. Bu, görece yeni ama aslında yüksek kaliteli haber kaynakları için sorun teşkil edecektir. Bu yüzden sosyal medya platformları, kaynağın güvenilir olup olmadığını sormadan önce, kullanıcılarına en güncel makalelerden örnekler sunabilir.” Ayrıca çalışmadan elde edilen sonuçların, ABD dışında, uluslararası alanda nasıl genelleştirilebileceği tam olarak net değil. “Bu çalışmanın olumlu tarafları var çünkü Amerikan toplumunun hangi haber kaynağına güvenilmeyeceğini anlama konusunda düşünüldüğünden daha iyi olduğunu gösteriyor,” diyor Rand. “Kitle kaynak kullanımı, eğer doğru uygulanırsa, yanlış ve sahte haberlerin yayılmasıyla mücadelede umut vaat eden bir yol.”" Araştırma: Facebook ve YouTube aşı karşıtlığının yayılmasına nasıl yardımcı oluyor?,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-ve-youtube-asi-karsitliginin-yayilmasina-nasil-yardimci-oluyor,"*Bu içerik ilk kez "" How Facebook and YouTube help spread anti-vaxxer propaganda "" başlığıyla The Guardian tarafından 1 Şubat 2019 tarihinde yayınlanmış ve Okan Sümer tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Facebook’un ‘vacci’ (İngilizce’de aşılama anlamına gelen ‘vaccination’ kelimesinin ilk 5 harfi) araması için, aşı karşıtı yanlış bilgilere yönlendiren otomatik önerileri. (Arama sonucu önerilerinde aşılamayla ilgili yeniden eğitimin tartışıldığı gruplarının öne çıktığı görülüyor.)[/caption] Mark Zuckerberg, 2015 yılında alışılmadık bir şekilde fikrini açıkça beyan etti, “Aşılama önemli ve güncel bir konu” dedi ve Eula Biss ’in Bağışıklık Üzerine isimli kitabı hakkında bir Facebook gönderisi yazdı. Gönderide şunları belirtti: "" Bilim gayet açık: aşılar işe yarıyor ve aşılar topluluğumuzdaki herkesin sağlığı için önemli."" Fakat Facebook ""topluluğu"" aşı hakkında bilgi ararken, bilimsel olmayan, aşı karşıtı propagandaya yönlendirilebilir. Aşılar hakkında bilgi arayan kullanıcılar, Facebook’un rakibi YouTube’da, Pasifik’in kuzey batısında kızamık salgınları yaygınlaşırken bile çoğunluğu ebeveynleri korkutmak için tasarlanmış aşılama karşıtı yanlış bilgilere yönlendirilmekte. The Guardian, Facebook’ta aşıyla ilgili grup ve sayfalarda yapılan arama sonuçlarının aşı karşıtı propagandanın hakimiyetinde olduğunu ve YouTube’un öneri algoritmasının da gerçeğe dayalı tıbbi bilgilerden ziyade aşı karşıtı yanlış bilgilere yönlendirme yaptığı sonucuna ulaştı. Facebook aşı karşıtı gruplardan gelen reklamları kabul ederek yanlış bilginin öne çıkarılmasına neden oluyor. Bu bulgular, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2019’da küresel sağlığa yönelik en büyük 10 tehdit arasında gösterdiği aşı tereddütüyle ilgili küresel kaygıyla uyumlu gözüküyor. Ayrıca Facebook ve YouTube’un zararlı yanlış bilgiyle mücadelelerinin etkisi üzerine sorular ortaya çıkmasına neden oluyor. Hem Facebook hem de YouTube (Facebook’un deyimiyle) “gerçek bir küresel tehdit” olan yanlış bilgileri, ek incelemeye gerek duyulan ve erişimi azaltılması gereken özel bir kategori olarak değerlendirmeye başladı. Bu politika değişikliği, Sri Lanka ve Hindistan’da WhatsApp’ta yayılan çocuk kaçırma konusundaki yanlış söylentileri izleyen linç girişimleri ve YouTube ’da ABD’deki toplu saldırı mağdurlarına yapılan taciz gibi olaylar üzerine gelen kamuoyu baskısı sonucu ortaya çıktı. YouTube kısa bir süre önce izleyicilere sağladığı tavsiyeler arasında ‘‘kullanıcıları zararlı şekilde yanlış bilgilendirebilecek’’ video miktarını azaltacağını duyurdu . Facebook ise geçtiğimiz temmuz ayında ""şiddet içeren veya fiziksel zarar amaçlayan"" yanlış bilgileri silme politikasını uygulamaya koydu. Her iki şirket de aşı karşıtı propagandaları bu politikaların ana hedefi olarak belirlemedi, ancak The Guardian’dan gelen soruları yanıtlarken, her iki şirket de aşı karşıtlığı meselesini ele almak için adımlar atmaya yöneldiklerini belirtti. YouTube sözcüsü, yeni geliştirilen önerilen videolar yaklaşımında bazı aşı karşıtı videoların “zararlı yanlış bilgiler” içerdiğini dikkate alarak değerlendirileceklerini söyledi. Facebook sözcüsü ise şirketin, aşılar ve diğer sağlık sorunları ile ilgili yanlış bilgilendirmelere karşı yeni seçenekler araştırdığını ifade etti. Bu arada, aşı hakkındaki yanlış bilgilerin yol açtığı küresel tehdit ortada. Kraliyet Halk Sağlığı Derneği tarafından yapılan son araştırmada , küçük çocuklu tüm ebeveynlerin yarısının sosyal medyadaki aşılarla ilgili yanlış bilgilere maruz kaldığı belirlendi. Düşük aşılama oranlarının bugüne kadar doğrulanmış 37 vaka ile kızamık salgınına yol açtığı Washington’da halk sağlığı acil durumu ilan edildi . Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kızamık, dünya genelinde %30 arttı. Facebook ve YouTube’da yapılan basit aramalar, aşı karşıtı propagandanın, gerçeğe dayalı bilgileri nasıl geride bıraktığını gösteriyor. Arkadaşı veya beğenisi olmayan yeni bir Facebook hesabı kullanan The Guardian, Facebook arama çubuğuna ""aşı"" kelimesini yazdı. Facebook’un arama önerileri, kullanıcıyı hemen ""aşı yeniden eğitim tartışma forumu"", ""aşı yeniden eğitimi"", ""aşı gerçeği hareketi"" ve ""aşı direnci hareketi"" gibi yanlış bilgiler içeren sonuçlara yönlendirdi. ""Aşı"" gibi tarafsız bir arama terimi yazmak, aşı karşıtı propaganda sonuçlarını karşımıza çıkartıyor. Bir kullanıcı ""aşılama"" gibi tarafsız bir arama terimi kullansa bile, sonuçlar aşı karşıtı propaganda tarafından domine edilmiş durumda. ""Aşılama"" aramasının getirdiği ilk 12 grup, her biri 140 binden fazla üyesi olan ""Zorunlu Aşılamayı Durdurun"" ve ""Aşı Yeniden Eğitim Tartışma"" isimli iki yanlış bilgilendirme grubunun liderliğinde. Facebook’un sayfalar arasındaki arama önceliklendirmesi de ilk 12 sonuçtan 8’inin aşı karşıtı sayfalar olduğu, aşı karşıtı propagandanın öne çıkacağı şekilde ağırlaklandırılmış. Facebook sözcüsü Andrea Vallone açıklamasında "" Facebook’ta doğru ve faydalı bilgiler sağlamaya kendimizi adadık"" diyor ve ekliyor"" Bir yayının popülerliği ve Facebook bağlantılarınız dahil olmak üzere birçok faktör kullanıyoruz. Topluluk standartlarımızı ihlal eden içeriği kaldırır, yanıltıcı olabilecek makaleleri belirtir ve kişilere daha fazla bilgi vermek için üçüncü taraf teyitçi makalelerini kaynak gösteririz. Yapacak daha çok işimiz var ve sağlık gibi önemli konularda insanları eğitimle ilgili bilgilere bağlama çabalarımızı sürdüreceğiz.” Şirket, aşı önleme propagandasının Facebook’un içerik kurallarını ihlal etmediğini belirtti. Facebook ayrıca aşı karşıtı gruplardan gelen reklamları kabul ederek yanlış bilgilerin performansını artırıyor. Şirketin politik reklam arşivi, “Zorunlu Aşılamayı Durdurun” grubunun ‘‘aşılar bebekleri öldürür’’ gibi açıkça yanlış ifadeler barındıran içerikler ile diğer aşı karşıtı grupların kadınlara yönelik propagandalarının yayılması için Facebook reklamlarının nasıl kullanıldığını gösteriyor. YouTube’da, kızamık konusunda Mayo Clinic tarafından yayınlanan bir videonun ardından kullanıcılara aşı karşıtı bir video izlemeleri tavsiye ediliyor. YouTube’un arama önerilerinde de aşı karşıtı propaganda kolaylıkla görülebiliyor. Kullanıcılar, Mayo Clinic ’in kızamık-kabakulak-kızamıkçık (MMR) aşıları hakkında yüklediğine benzer bilimsel olarak sağlam bir içerik bulduklarında bile YouTube’un algoritması kullanıcılara “bir sonraki” olarak aşı karşıtı bir videoyu öneriyor. YouTube sözcüsü, şirketin aşı karşıtı videoları ""kullanıcıları zararlı şekilde yanlış bilgilendirebilecek içerik"" tanımı içinde gördüğünü söylemesine rağmen, bu videoların hangileri olduğuna dair bir açıklamada bulunmadı. Sözcü, öneri algoritmasındaki değişimin kademeli olacağını ve sadece çok az sayıda videoyu etkileyeceğini belirtti. Sözcü ayrıca, YouTube’un MMR aşısı dahil olmak üzere belirli konularda videoların altındaki kullanıcılara doğrudan bilgi vermek için Wikipedia ve Encyclopedia Britannica girişlerini kullanmaya başlandığını belirtti. Kullanıcılara gösterilen bilgi kutusu MMR aşısının ne olduğunu tanımlıyor, ancak kullanıcının aşının sözde tehlikelerinden bahseden iddiaların hileli olduğunu öğrenebilmesi için bu kutudaki linkleri takip etmesi gerekiyor." Araştırma: YouTube algoritması komplo teorilerini öne çıkarıyor,https://teyit.org/teyitpedia/youtube-algoritmasi-komplo-teorilerini-one-cikariyor,"Facebook ve YouTube gibi, kullanıcıların içerik ürettikleri, içerikleri yönetip değiştirebilecekleri çevrimiçi platformlar, komplo teorilerini yayan ve yanıltıcı içerikler üreten hesap ve sayfaları tespit ederek önlem almaya başladı. Siyasi propaganda ve nefret söylemleriyle kullanıcılarını şiddete yönlendiren ve çevrimiçi dünyadan sızarak gerçek hayatta ciddi sonuçlara neden olabilen içeriklerin kullanıcılara önerilmemesi için adım atıldı . YouTube 25 Ocak 2019 tarihinde resmi blogunda yayımladığı bir yazıyla, kullanıcıların platform deneyimleri sırasında “eşik içerik” ( borderline content* ) olarak adlandırılan içeriklerin “önerilenler” olarak öne çıkmaması için çalışacağını söyledi (* eşik içerik: teknik olarak içerik politikasını ihlal etmemesine rağmen insanları yanlış yönlendiren yanıltıcı içerikler ). Fakat YouTube, yeni düzenleme yayımladıktan yaklaşık iki hafta sonra, Ruth Bader Ginsburg hakkında çıkan komplo teorilerinden dolayı eleştirilere maruz kaldı. The Washington Post ’un verilerine göre YouTube, uzun süre kanser tedavisi gören Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi Yüksek Yargıcı Ruth Bader Ginsburg’un ölümüne dair komplo teorilerini öne çıkarıyor. Ginsburg’un yaşadığı bilgisi kesin olsa da, YouTube hala otomatik aramalarda “RBG dead” (RBG öldü) sonucunu öneriyor . YouTube’un önerilenler listesi, kullanıcı memnuniyetini artırmak amacıyla yeniden düzenlenmişti. Bu düzenleme kapsamında YouTube, kullanıcıların beğenileri ve videoda harcadıkları süre gibi çeşitli verilerden yola çıkarak yeni bir algoritma oluşturduğunu ve görüntülenmesi fazla olan, tık çeken içeriklerin, artık kullanıcıların karşısına daha az çıkacağını duyurmuştu . “... Ciddi hastalıklara sahte mucizevi çareler üreten, dünyanın düz olduğunu iddia eden veya 11 Eylül gibi tarihi olaylar hakkında alenen yanlış iddialara yer veren videolar gibi, eşik içerik ve kullanıcıları yanlış bilgilendirerek zarara neden olabilecek içeriklerin kullanıcılara daha az önerilmesi için çalışmaya başlayacağız.” Fakat komplo teorilerini azaltacak olan bu algoritma, içeriğin tamamen YouTube’dan kaldırması yönünde atılmış bir adım değil. YouTube’un yürürlüğe koyduğu son düzenlemelere rağmen, genelde kişisel hesapların vloglarından oluşan ve komplo teorileri içeren videolara karşı ciddi yaptırımlar uygulamadığı şüphesi gündemde . YouTube, eşik içeriklerin, önerilenler algoritmasına daha az dahil edilmesi için çalışsa da bu tür içerikleri tamamen sitesinden kaldırmıyor. The Verg e’de yer alan bir makaleye göre YouTube, bu alanda istenilen etkiyi yaratamıyor: “YouTube, tehlikeli olduğu tespit edildiği takdirde komplo videolarına erişimi kısıtlayabilir ancak bu içeriğin siteden tamamen kaldırılmaması çok muhtemel .” Paul Lewis’e göre YouTube’un “sıradaki” adı altında otomatik olarak kullanıcılara önerdiği videolar, kullanıcıları YouTube’da daha fazla zaman geçirmeye yönelik oluşturuluyor. Bahsi geçen algoritmanın, aslında YouTube’un etki alanının genişlemesinde çok büyük bir payı var . Hatta eski algoritma mühendisi Guillaume Chaslot, sadece bu konu üzerine yoğunlaşan bir internet robotu oluşturdu. AlgoTransparency isimli çevrimiçi site aracılığıyla internet kullanıcıları, YouTube algoritmasının o gün hangi videoyu öne çıkardığını görebiliyor . “ YouTube günde bir milyar saat izleniyor. YouTube’un önerilenler algoritması tüm görüntülenmelerin %70’inden fazlasını oluşturuyor. Bu her gün 700.000.000 saat demek .\"" “Hangi videolar algoritmalar tarafından öneriliyor?” Guillaume Chaslot tarafından kurulan ve YouTube'un önerilenler algoritmasını gösteren AlgoTransparency isimli platform. YouTube, algoritmalarında hala komplo teorilerine yer vermesi hakkındaki eleştirilere karşı bir açıklamada daha bulundu. İlk düzenlemesinde YouTube, komplo videolarının “daha az” öne çıkarılacağını söylemişti. Fakat, NBC News, 10 Şubat 2019 tarihinde, YouTube’un “artık komplo videolarını öne çıkarmayacağını duyurduğu” haberini manşete taşıdı . Bu, komplo teorilerinin yayılmasını önlemede çok önemli bir adım olsa da araştırmacılara göre bunu yapmak göründüğü kadar kolay değil . NBC News: “Youtube artık komplo videolarını öne çıkarmayacağını duyurdu.” Zeynep Tüfekçi: “Manşet, YouTube’un attığı mütevazi adımdan çok daha iddialı. Bekleyip bu işin nereye varacağını görelim. Yöntem doğru fakat sorun çok büyük.” Peki, YouTube’da alınan önlemlerin etki alanı, uygulanabilirliği ve geliştirilebilirliği tartışılırken Amazon Prime bu tartışmanın neresinde duruyor? Amazon Prime Video, dijital film ve televizyon programlarını izlemeyi, kiralamayı ve satın almayı sağlayan, Türkiye’de daha yaygın olarak kullanılan Netflix’le karşılaştırılabilecek çevrimiçi bir platform . Yakın zamanda YouTube’un yanı sıra, Facebook ve Apple gibi şirketler de içerik politikalarında düzenlemeye giderek, yanlış bilgi ve nefret söylemlerinin azalmasını için adım attı. Fakat Amazon’un komplo teorisi yayan filmleri öne çıkardığı iddia edildi . Buna göre Amazon, daha önce yanlış olduğu belirtilerek çürütülmüş veya belirsiz olduğu için iddia niteliğinde olan bilgileri doğruymuş gibi gösteren filmleri “önerilenler” listesine alıyor. Daha da ilginci ise, bu tür filmlerin bazılarının “belgeseller” kategorisi altında bulunması. Amazon’un algoritmasına gelen eleştirilerden büyük bir kısmı, bu tür filmleri “önerilen belgeseller” bölümünde çıkarmasına yönelik. Yani Amazon, sadece komplo teorileri işleyen filmlerini öne çıkarmakla kalmıyor aynı zamanda bunları “belgesel” başlığı altında toplayarak kullanıcılarını yanıltıyor . Dolayısıyla, paylaşılan içerikler, gerçeklere dayanmadığı halde, belirli bir ırk, toplumsal cinsiyet veya dini grubu hedef göstermiş oluyor. Sonuçlanamamış ama insanlarda derin korku ve endişe bırakan gelişmelerin failini gösterdiğini iddia eden bu içerikler, belirli kimseleri bu konuyla ilişkili hale getiriyor ve yanlış bilginin yayılmasının önünü açıyor. Amazon’un komplo teorileri ve yanıltıcı içerik üreten filmleri “belgesel” adı altında öne çıkarmasının çok ciddi sonuçlar doğurabileceği fikri, yanlış bilginin yayılmasını inceleyen araştırmacılar arasında yaygın bir görüş . Yani bu filmler, teori olarak sunuluyor olsalar da bunların gerçek olma olasılığının tartışılmasının çevrimiçi dünyanın ötesinde çok daha ciddi bir etki yaratması bekleniyor. Bu tartışmalardaki örneklerden biri Yahudiler hakkında olan filmler. Çevrimiçi Şiddeti Önleme Enstitüsü CEO’su Andre Oboler, Amazon Prime Video’nun Yahudi tarihiyle ilişkili, yanıltıcı veya yanlış içerikli ‘belgeseller’i öne çıkardığından bahsediyor. Yahudilerin hükümeti, bankaları, haber kanalları ve sosyal medyayı ellerine geçirdikleri gibi alt metinde yatan komplo teorileri bunların arasında. Oboler’e göre internet üzerinde video akışı yapan platformların öne çıkardıkları komplo teorileri, bu konulara karşı ilgiyi arttırıyor . Amazon iddialara karşı henüz bir açıklama yapmadı; fakat Amazon’un içerik politikası bazı araştırmacılara göre, diğer çevrimiçi sitelere kıyasla oldukça esnek. Bu da komplo filmlerinin yayılmasında çok önemli bir etken ." Araştırma: Sahtelikler dünyasında gerçekleri bulmanın kusurlu hakikâti,https://teyit.org/teyitpedia/sahtelikler-dunyasinda-gercekleri-bulmanin-kusurlu-hakikati,"Bu içerik ilk kez "" The Imperfect Truth About Finding Facts in a World of Fakes "" başlığıyla Wired tarafından 18 Şubat 2018 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2006 yazında Fidel Castro, hiç beklenmedik bir anda görevini geçici olarak erkek kardeşine devrettiğini açıkladı. Sonradan anlaşıldı ki aslında bağırsak ameliyatı olması gerekiyordu. Daha sonra devlet kanalında bir sunucu, her şeyin yolunda olduğuna dair Castro’ya atfedilen bir metni okudu. Fakat ortada ne Fidel’in iyileşmekte olduğunu gösteren bir fotoğraf ne de hasta yatağından yaptığı dokuz saatlik bir radyo konuşması vardı. Kıdemli Küba liderinin ölmüş olduğu dedikoduları hızla yayıldı. Ameliyattan iki hafta kadar geçtikten sonra Küba rejimi, üzerinde Adidas ceketi ve elinde 12 Ağustos 2006 tarihli Komünist Parti gazetesi Granma’yla sakallı liderin bir fotoğrafını yayımladı. Yaşıyordu, en azından o gün itibariyle. Fidel Castro teyit edilmişti. Küba rejimi bir şeyler sezmişti. İnsanlar, Castro’nun hayatta ve iyi olduğu ifadelerine itimat etmemişlerdi. Böylece rejim, onlara reddetmesi güç bir kanıt sunmanın formülünü bulmuş oldu. (Blake Kathryn, WIRED) Bugün biz 2006’lardaki Kübalılar gibiyiz. Bizim örneğimizde hile her yerden fışkırıyor ve biz içinde boğuluyoruz. “Deepfake” videoları bir insanın bedenini bir başkasının yüzüyle birleştiriyor. Kullanımı oldukça basit yazılımlar, aslında hiçbir zaman ağzından çıkmayan sözleri söyler gözüken insanların ses ve videolarını üretebiliyor . Çok daha basitini mi arıyorsunuz? Sahte tıklar, sahte sosyal medya takipçileri, sahte istatistikler, sahte yorumlar... Kamuoyunu sarsmak ya da yönlendirmek üzere oluşturulmuş bir dizi bot, bir konunun çok ilgi çektiği izlenimini yaratabiliyor. Çevrimiçi sahte bir gazete yaratmak ise işten bile değil. 5 Kasım 2016 tarihinde bir sahte haber gazetesi olan Denver Guardian ’ın kurucusu Jestin Coler, Hillary Clinton’ın e-postalarını sızdırdığı düşünülen FBI ajanının “görünürde intihar-cinayet” sonrası evinde ölü bulunduğu “haberini” paylaştı. Coler, NPR’a verdiği bir demeçte “Her şey kurmacaydı: Şehir, insanlar, polis amiri, FBI ajanı…” dedi, “Bizim sosyal medyacılar eğlenmek için bunu Trump grupları ve Trump forumlarına düşürdüler ve büyük bir hızla yayıldı.” Bu uydurma hikaye 2016 seçiminden önce Facebook’ta viral oldu ve muhtemelen milyonlarca insana ulaştı. “Çok kolaydı,” demişti bir seferinde Coler bana. Güvenilirlik göstergelerimizi yitirdik. Çevrimiçi çağdan önce, sahte haberler paylaşan bir gazete çıkarabilmeniz için tonla para saçmanız gerekirdi çünkü öteki türlü taklit olduğu sırıtacaktı. (Aslında Ocak ayında Yes Men isimli Trump karşıtı bir grup, Washington Post ’un parodi baskısından 25 bin adet bastırmıştı. Bunu becerebilmeleri, işin içinde olan birinin gerçek Washington Post ’a verdiği ifadelere göre 30 bin dolardan daha fazlaya mâl oldu.) Fakat Facebook’ta gezinirken, The Wall Street Journal ’ı, sahte haber gazetesi Denver Guardian ’dan ayıran çizgi çok ince. Yani tufaya gelmek çok kolay. Bu bana, Castro’nun elinde gazetesiyle çekilmiş fotoğrafını hatırlatıyor. Basit fakat etkili bir doğrulama yöntemiydi. Bunun dijital denkliğini bulmak zorundayız; özellikle de belge, fotoğraf ve videolarının zaman ve mekanını teyit edeceğimiz ve şahsi kimlikleri doğrulayacağımız zaman. Göz korkutan bir görev; çünkü bu, donanım, yazılım ve protokoller geliştirmek demek. Süreci denetleyecek kuruluşlardan bahsetmiyorum bile. Peki nasıl yapılacak? Bu işlem birine basılı bir gazetenin görselini (eğer bulabilirseniz tabii) göstermekten çok daha meşakkatli çünkü dijital veriler kolayca değiştirilebiliyor. Fakat bunu andıran taslaklar geliştirmek mümkün. Örneğin, The New York Times ’ın bir fotoğrafın çekildiği aynı tarih ve saatte dijital yayımlanan ön sayfası, fotoğrafın ve meta verisinin “dijital işaretlemeleri”ni oluşturabilir. New York Times ’ın o anki halini elimizde tutabileceğimiz bir sistem mesela, tabii “elimizde tutabileceğimiz” kısmı kriptografik dijital işaretlendirme tarafından yapılacak. Bu genel bir çerçeve ve üzerinde çalışılması gereken çok fazla detay olacak: özel donanımlı kamera, geo-lokasyonu yanıltılmaya karşı dirençli hale getiren bir yöntem, “... tarihinden önce çekildi” ibaresi gösteren bir araç (güvenilir zaman damgaları gibi var olan teknikleri kullanarak) vb. Blok zinciri veritabanları da -yine bunların içinde- teyit için kullanışlı olabilir . Bu zamana kadar bir takım şahsi kimlikleri onaylama çabalarına tanık olduk. Mesela Facebook ve Twitter, hesabın kendisine ait olduğunu iddia eden birine mavi tık eklediğinde kullanıcılarına o hesaba güvenebileceklerini söylemiş oluyor. Fakat bu yazılımlar kusurlu ve kısıtlı. Bu yazının yazıldığı sırada her iki şirket de onaylama yapmayı durdurmuş ve mavi tikleri dağıtmayı bırakmıştı (halihazırda mavi tikli olanlar hala duruyor). Fakat ekili bir doğrulama sistemi, tüyler ürperten bir gerçeği de beraberinde getiriyor: Her doğrulama yöntemi gözetim altına alınma tehditi barındırıyor . Bu endişeyi dindirmenin yolları var. Kimlikleri koruyan ya da bahsi geçen bağlama yalnızca yetecek kadar bilgi veren programlar geliştirebiliriz ve tabii o kişi teyit edildikten sonra bunun doğruluğunu da ispat eden kanıtlar güvenli bir biçimde saklanabilmeli. Ayrıca doğrulamanın bir zorunluluk değil bir seçim olduğundan emin olmamız gerek. Doğrulama çabalarının aleyhine konuşan insanlar, otoriter rejimlerin muhalifleri nasıl takip ettiklerini gündeme getiriyorlar. Bu endişenin geçerli bir nedeni var fakat muhalifler muhtemelen herkesten daha çok doğrulamaya ihtiyaç duyuyor. Dünyanın farklı yerlerinden muhaliflerle konuştuğumda, bana kimliklerini gizleyerek nasıl paylaşım yapabileceklerini çok nadiren sorduklarını fark ettim. Fakat sıklıkla paylaştıkları bilginin doğruluğunu nasıl ispat edebilecekleri sorusunu yöneltiyorlar. “Evet, bu fotoğrafı burada ve bu tarihte ben çektim.” Gerçekleri sahtelerinden ayırmak imkansız olduğunda, gerçekten doğru olanlar gücünü yitiriyor. Muhaliflerin suçu belgeleyen bir fotoğraf paylaşmaları, hayatlarını tehlikeye atmalarıyla sonuçlanıyor ve günün sonunda sadece akıp giden ve kasten ortaya atılmış yanıltıcı iddialarla karşı karşıya kalıyorlar: fotoğraf 10 sene önce çekilmişti, başka bir yerden çekilmişti, üzerinde oynanmış vs. Gerçekçi gözüken taklitleri üretmenin pahalı ve zor olduğu bir dönemden ucuz ve kolay olduğu bir döneme geçiyoruz ve düsturumuz kaçınılmaz bir biçimde buna göre şekillenecek. Geçmişte, bir şey çürütülene kadar ona inanmak çoğunlukla bir anlam ifade ediyordu. Gelecekteyse karşımıza çıkan belirli bir bilgi veya iddianın sahte olduğunu varsaymak bir anlam ifade etmeye başlayacak. Elbette teyit edilmedikleri takdirde. Eğer bu size John Perry Barlow ’un fikirlerin “imtiyaz ve önyargı” olmaksızın dolaştığı dijital dünya tasavvurundan oldukça uzak, - şüphe uyandırıcı ve bürokratik bir dünya gibi geliyorsa alternatifi hatırlamak önemli: bir milyon epistemik topluluğa bölünmüş, doğruluğun doğası üzerine her biri ötekiyle savaşan bir toplum. En temel gerçekliklerin doğası üzerinde bile uzlaşmaya varamazsak, gerçekten önem taşıyan tartışmaları yapmayı bekleyemeyiz." Araştırma: Carl Sagan’ın palavra tespit yöntemleri,https://teyit.org/teyitpedia/carl-saganin-palavra-tespit-yontemleri,"*Bu içerik "" Carl Sagan’ın Palavra Tespit Yöntemleri "" başlığıyla Yalansavar tarafından 26 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmıştır. Carl Sagan ile ilk tanışmam sanırım 1998’de vizyona giren Contact (Mesaj) filmiyle olmuştu. Bir bilim kurgu sever olarak film beni derinden etkilemişti. O zamanlar Carl Sagan’ı çok da tanıdığımı söyleyemem, ismini duymuştum. İyi bir bilim insanı, halka bilimi sevdirmeye çalışan bir bilim elçisi ve astronom olduğunu biliyordum o kadar. Contact filmini seyrettikten yıllar sonra, sanırım 2006 yılında İstanbul’da İstiklal caddesindeki (daha sonra kapanan) Robinson Crusoe kitapçısında Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabına denk geldim. O zamanlarda fark etmeden de olsa eleştirel düşünce kavramını anlamaya başlamış, bildiklerimi mantık süzgecinden geçirmenin yollarını öğrenmeye çalışıyordum. Üzerinde karanlık zeminde yanan bir mum resmi olan kitabı elime aldım, arkasını okuyunca içindekiler ilgimi çekti ve satın almaya karar verdim. Yazarının Carl Sagan olduğunu ancak kasaya gelince fark ettim. Sagan’ın kaleme aldığı Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabı, elime aldığım günden beri benim için en önemli baş ucu kitaplarından biri oldu. Ondan, eleştirel düşüncenin temellerini, asılsız iddiaları nasıl tanıyabileceğimizi, duyduğumuz şeyleri nasıl irdelememiz gerektiğini öğrendim. Kitabın araladığı yolda zamanla eleştirel düşüncenin önemini kavradım, ve aynı kitap birkaç yıl sonra Yalansavar’ın ilham kaynağı oldu. Logomuzdaki yanan mum da, Sagan’ın karanlıkta yaktığı mumun ta kendisi. Sagan, 20.yy’ın en önemli bilim insanlarından biri, meşhur Voyager uzay programının baş mimarı ve rasyonel ve eleştirel düşünce akımının adeta babası idi. Eleştirel düşünce kavramını yayma amacı ile kurulmuş pek çok oluşumun ya kurucu üyesi ya da büyük destekçisi oldu. Bütün bunların yanı sıra halka bilimi sevdirmeyi başarmış çok önemli bir bilim elçisiydi. 20 Aralık 1996’da kansere yenik düşüp aramızdan ayrıldığında sadece 62 yaşındaydı. Ama 62 yıla pek çok insana yol gösterip ilham verecek, insanlığın ufkunu dünyadan öteye götürecek bir yaşam sığdırmayı başardı. Ölümün 20. yıl dönümünün hemen ardından Sagan’ı bir kez daha anmanın belki de en güzel yolu, onun Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabında kaleme aldığı ve her eleştirel düşünce tutkununun öğrenmesi gereken Sagan Palavra Tespit Yöntemlerini siz okurlarımızla paylaşmak. Buradan sonra sözü Carl Sagan’a bırakalım: “…Kandırmacalar bazen masumca toplu hezeyanlar şeklinde, bazen de ince hesaplanmış palavralar olarak ortaya çıkar. Genelde bunların kurbanları kendilerini güçlü duygular içinde bulurlar: hayret, korku, açgözlülük… Palavraları gözü kapalı kabul etmek kimi zaman size maddi anlamda pahalıya mal olabilir. Ancak bununla da kalmayıp çok daha tehlikeli sonuçlara varabilir. Palavralara kanan kurbanlara ne kadar sempati duyarsak duyalım devlet ve toplumların eleştirel düşünce yetilerini kaybetmesinin sonu felakettir…” “Bilimde, öncelikle işe deneysel sonuçlar, veri, gözlem, ölçüm ve bulgularla başlarız. Eğer becerebilirsek, gözlediklerimize bir dizi olası açıklama getirir ve her bir açıklamayı sistematik olarak bu bulgularla yüzleştiririz. Bilim insanları eğitimleri sırasında bir grup palavra tespit yöntemi ile donatılırlar. Yeni fikirler, bu palavra tespit yöntemleri ile sınanır. Eğer yeni fikir bu sınamadan geçerse, onu heyecanlı, ama gene de çekingen bir şekilde kabul ederiz. Eğer siz de her ne kadar sizi mutlu etme potansiyeli olursa olsun karşılaştığınız bir palavraya inanmak istemiyorsanız ve bu yöntemi benimsemeye gönüllü iseniz bu konuda bir şeyler yapabilirsiniz. Elimizde denenmiş, işe yaradığı kabul görmüş bir yöntem var. Bu yöntem ne mi? Eleştirel düşünce metodolojisi. Eleştirel düşünce, rasyonel bir argüman ortaya koyup onu anlamak ve daha önemlisi hatalı ya da safsata dolu bir argümanı tanımaktan ibarettir. Bunu yaparken kendimize sormamız gereken soru, mantık silsilesini takiben vardığımız sonucu ne kadar beğendiğimiz değil, vardığımız sonucun önermeyle uyumlu olup olmadığı ve bu önermenin doğru olup olmadığıdır.” Sagan’ın kitabında önerdiği palavra tespit yöntemleri şunlar: Sagan, aynı kitapta bir iddiayı inceleyip teyit ederken ne yapmamız gerektiği kadar, ne yapmamamız gerektiğine de değiniyor. Böylelikle Sagan’ın palavra tespit kiti günlük hayatta sıklıkla karşılaştığımız 20 adet argüman ve mantık safsatasını özetliyor: Carl Sagan’ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabı , bilgi kirliğinin yayıldığı, hatta kasıtlı propaganda aracı olarak dünyanın her yerinde yoğun olarak kullanıldığı şu günlerde herkesin okuması gereken bir kitap. Hepimiz, önümüze gelen iddiaları Sagan’ın önerdiği esasları anımsayarak değerlendirmeli, yaptığımız argümanlarda da bahsettiği mantık safsatalarını kullanmaktan kaçınmalı, karşımıza gelen kanıtlar sağlamsa, daha önce inandıklarımızla çelişiyor olsa bile fikrimizi değiştirmekten imtina etmemeliyiz. Sagan’ın da dediği gibi: “Bilimin kalbinde birbiriyle çelişen iki kavramın temel dengesi yatar: yeni fikirlere karşı açık fikirli olmak (ki bu fikirler bazen son derece acayip ya da alışılmadık olabilir) ve ister eski ister yeni olsun her fikrin eleştirel düşünce ve şüphecilik ile detaylıca incelenmesi. Ancak bu şekilde engin saçmalıkları, engin gerçeklerden ayırmak mümkün olabilir.”" Araştırma: Britanya: 'Sosyal medya şirketleri yalan habere karşı sorumluluk almalı',https://teyit.org/teyitpedia/birlesik-krallik-sosyal-medya-sirketleri-yalan-habere-karsi-sorumluluk-almali,"*Bu içerik "" İngiltere seçim sistemini yalan habere karşı yeniden düzenliyor "" başlığıyla Journo tarafından 25 Şubat 2019 tarihinde yayınlanmıştır. ‘İngiltere Parlamentosu Dijital, Kültür, Medya ve Spor Komitesi’ 18 aylık bir çalışmanın sonunda dezenformasyon ve ‘yalan haber’ konusundaki final raporunu yayımladı. Sosyal medya şirketlerinin sorumluluklarından çevrimiçi siyasi kampanyaların sınırlarına, demokratik süreçlere karşı dış etkilerden yeni yasal düzenlemelere kadar çokça tespiti ve tavsiyeyi barındıran 108 sayfalık rapordan öne çıkanları derledik: Sosyal medya şirketleri kendilerinin basit birer iletim mecrası olduğu iddiasıyla, mecraları vasıtasıyla yayılan zararlı içerikler ve dezenformasyon konusunda sorumlu olmadıklarını iddia edemezler. Teknoloji şirketlerinin sınıflandırılması konusunda ‘mecra’ ve ‘yayıncı’ dışında yeni bir kategori geliştirilmeli. Böylece teknoloji şirketlerinin sorumluluğu açıkça artırılmalı ve kullanıcıların paylaştığı veya ürettiği zararlı içeriklerden de sorumlu oldukları tespit edilmeli. (Bu noktada Ofcom Direktörü Sharon White, platformlar içerik üretici olmasalar dahi, barındırdıkları içerikler ve reklam servisleri vasıtasıyla kullanıcılara ulaşan içeriklerden de sorumlu oldukları yönünde görüş iletti.) Almanya ve Fransa’da benzer örnek yasalar yürürlüğe girdi. Almanya’da 1 yıldan fazladır yürürlükte bulunan kanuna göre (NetzDG olarak biliniyor) teknoloji şirketleri, kendi sitelerinde nefret söylemi barındıran içerikleri 24 saat içinde kaldırmazsa 20 milyon Euro’luk cezayla karşı karşıya kalıyor. Bu yasal zorlama dolayısıyla da Facebook’un dünyadaki her altı moderatöründen biri Almanya’da çalışıyor. Fransa’da ise kısa süre önce yürürlüğe giren bir yasa kapsamında, mahkemeler, seçim dönemlerinde dezenformasyon yaydığına kanaat getirdikleri çevrimiçi bir içeriğin kaldırılmasına hükmedebiliyor. Kanun aynı zamanda kullanıcıların, kişisel verilerinin nasıl kullanıldığının açık, anlaşılır ve şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesini de zorunlu kılıyor. Fransa’daki yasanın ihlâli hâlindeyse 1 yıla kadar hapis cezası ve 75 bin Euro’luk para cezası söz konusu. Cambridge Analytica skandalının ortaya çıkmasının esas sebebi Facebook’un veri politikasıdır. Eğer Facebook, ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC)’nun kendisi aleyhine 2011’de aldığı karar doğrultusunda kullanıcı verilerini korumak için daha hızlı koruyucu hamleler yapsaydı muhtemelen bu tip bir skandalla karşılaşılmayacaktı. Facebook, Six4Three davasında sunulan kanıtların da gösterdiği üzere FTC mevzuatını açıkça ihlâl etti. Enformasyon Komiseri’nin Komite’ye verdiği bilgilere göre Facebook, güven tesis etmek için iş modelini büyük oranda değiştirmeli. Six4Three davasında edinilen belgelere göre Facebook bilerek ve isteyerek veri güvenliğini ve rekabet yasasını çiğnedi. Enformasyon Komiserliği Ofisi tarafından, Facebook’un kullanıcı verilerini, kullanıcıların arkadaşlarının verilerini ve verileri ‘karşılıklı’ paylaşma verilerini nasıl kullandığı konusunda detaylı bir soruşturma yürütülmeli. Siyasi hareketlerin, çevrimiçi kanallarda ve sosyal medya platformlarında yapacağı reklamlara dair üzerinde anlaşılmış terimlerin ve durumların dışında, herhangi bir ödeme olmadan siyasi propaganda yapılabilen ve seçimleri etkileyen Facebook grupları gibi önemli noktaların da rolü ve etkisi göz önünde bulundurulmalı. İngiliz seçim mevzuatı, dinamik çevrimiçi reklamcılık ve ekosisteme uyumlu değil. Her an değişen kampanya teknikleri veya mikro hedefleme li reklamlara daha uyumlu düzenlemeler yapılmalı. Yasaların şu üçünü içermesi gerek: Enformasyon Komiserliği Ofisi’nin de önerdiği üzere, çevrimiçi siyasi reklamların kimleri hedeflediği ve kimler tarafından kullanıldığına dair veriler, veri kontrolörleriyle paylaşılmalı. Yasama organı, teknolojik gelişmelerle paralel bir şekilde seçim mevzuatını gözden geçirmeli. Seçim ve referandum süreçlerinde dış aktörlerin rollerine dair geçmiş pratikler üzerinde durulmalı ve yasadışı müdahaleler ortaya çıkarılmalı. İngiltere seçimleri için ülke dışından gelebilecek seçim yardımlarının ne kadar olabileceğine dair genel prensipler kabul görse de Seçim Komisyonu herhangi bir kafa karışıklığına yer bırakmayacak şekilde bu konuyu tekrar düzenlemeli. Sosyal medya üzerinden kimin yönettiği belli olmayan sayfa ve gruplar siyasi kampanyalar için risk oluşturuyor. Örneğin, Facebook’ta kimlerin yönettiği belli olmayan ve gerçek dışı bilgiler yayan, politik kara propaganda yapan sayfalar Facebook tarafından kapatıldığı an başka isimle anında tekrar açılıyor. Bu tip durumlarla nasıl başa çıkılabileceği konusunun detaylıca tartışılması şart. 2014’teki İskoç Referandumu, 2016’daki İngiltere Referandumu (Brexit) ve 2017’deki seçimler öncesindeki dezenformasyon yayılımı ve Rus etkisi üzerine İngiliz Hükümeti detaylı ve bağımsız bir araştırma başlatılmasına ön ayak olmalı. Tıpkı televizyon ve radyo yayıncılığı için uygulanan yayıncılık kuralları gibi, çevrimiçi kanallar ve sosyal medya için de teknoloji şirketlerinin yasadışı ve zararlı içeriklere karşı hızlıca harekete geçmesi için düzenleyici mevzuat oluşturulmalı. Etik kuralların uygulanıp uygulanmadığı bağımsız bir kurul tarafından denetlenmeli. Oluşturulan yasal mevzuata uymadığı bağımsız denetmenlerce tespit edilen şirketlere ağır cezalar verilmeli." Yapay zeka ve deepfakes: gelecekten sahte haberler,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-ve-deepfakes-gelecekten-sahte-haberler,"Bilgi düzensizliği nin karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan biri olduğuna hala inanmıyor musunuz? Gelin, birlikte geleceğe ufak bir yolculuğa çıkalım. Yapay zeka temelli sahteciliğin yaygınlaşacağı, sentetik ses ve video üretiminin artacağı bir gelecek bu. #teyitpedia mini belgesel serisinin ikinci bölümünde, "" deepfake s"" adı verilen bu yeni nesil sahtecilik türünü inceliyoruz. teyitpedia’da daha önce: #1 Sahte habere neden inanıyoruz?" Araştırma: Aşı karşıtı propaganda Facebook’ta viral olurken çareyi Pinterest buldu,https://teyit.org/teyitpedia/asi-karsiti-propaganda-facebookta-viral-olurken-careyi-pinterest-buldu,"*Bu içerik ilk kez "" Anti-vaxx propaganda has gone viral on Facebook. Pinterest has a cure "" başlığıyla The Guardian tarafından 21 Şubat 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Facebook’un aşı karşıtı yanlış bilginin öne çıkarılmasında kendine düşen payı açıklaması için baskılar artıyor. Pinterest ise farklı bir yöntem deniyor. Çarşamba sabahı, ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu Başkanı Adam Schiff, Twitter’da yakın zamanlarda paylaşılmaya başlanan bir görselle dünya genelinde birçok gazetecinin yer aldığı kervana katıldı : Facebook’ta “aşı” ( vaccine ) kelimesini arattı ve sonuçların ekran görüntüsünü paylaştı. Schiff’in elde ettiği arama sonuçları gerçekten endişe vericiydi: arama çubuğunda çıkan otomatik önerilenlerin arasında “aşılamayı sıfırdan öğrenmek için tartışma forumu,” “anne-babalar aşıya karşı” ve sözde kurumsal bir imaj yaratmaya çalışarak aşı karşıtı propaganda yapan “Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi” sayfası vardı. Her ne kadar Facebook, arama sonuçlarını kullanıcılarına göre kişiselleştirse de, Guardian ’ın yakın zamanda yayımladığı bir rapor , yeni açılmış bir hesabın da benzer şekilde taraflı sonuçlara ulaştığını tespit etti. Eğer kongre üyesi “aşı” ( vaccines ) kelimesini rakip sosyal medya sitesi Pinterest’te aratmış olsaydı, neredeyse tamamen boş, beyaz bir sayfanın ekran görüntüsünü almış olacaktı. Pinterest , aşıların işe yaramadığına ilişkin birkaç arama sonucunun elde edildiğini fark edince, kendi arama motorunu “bozmaya” karar verdi. Facebook’un aşı karşıtı yanlış bilginin öne çıkarılmasında kendine düşen payı açıklaması için baskılar artarken Pinterest, sağlıkla ilgili sosyal medyada yayılan yanlış bilgileri önlemek için oldukça farklı bir yol izliyor. Pinterest’in kamu politikası ve sosyal etki yöneticisi Ifeoma Ozoma, “İnsanların ilham almak için girdiği bir siteyiz ve zararlı içeriğin ilham verici bir yanı yok” diyor ve ekliyor “Biz bu tarz bir platform olmadığımız görüşündeyiz.” Geçen hafta Facebook ve Google’a sitelerinin kullanıcılarını aşıdan caydıran ve halk sağlığını tehdit eden kötü bilgilere yönlendirmelerinden duyduğum endişeyi bildirdim. Facebook’ta “aşı” kelimesinin arama sonuçları bunun çarpıcı bir örneği. Tabii durum hep böyle değildi. Bir görsel sosyal ağ olan Pinterest 2016’da denetime tabi tutulmuştu çünkü bilimsel bir çalışma platformda bulunan aşılar hakkındaki içeriklerin %75’inin olumsuz olduğu sonucuna ulaşmıştı. Ertesi sene Pinterest, “topluluk ilkeleri”ni güncelledi ve “kullanıcı sağlığına ya da kamu güvenliğe ani ve zararlı etkileri olan” yanlış bilgi karşıtı politikasının alt bendine “kronik ve tedavisi olmayan hastalıklara yanlış tedaviler öneren ve aşı karşıtı görüşlere yer veren” içerikler maddesini ekleyerek bu tip içerikleri yasaklamış oldu. Politikanın değişmesi sayesinde Pinterest, aşı karşıtı propagandayla mücadele eden birçok teknolojik yöntemi kullanabilir hale geldi. Şirket, Ulusal Aşı Bilgi Merkezi ve “Zorunlu Aşılamayı Durdur” sayfasını yöneten Larry Cook gibi aşı karşıtı propagandacıların sayfalarını yayından kaldırdı. Fakat içerik kurallarının geçmişe dönük uygulanması, şirketin izlediği yöntemlerden sadece biri. Arama sonuçlarını ele alalım. Facebook arama sonuçlarını gösteren görselde karşımıza çıkan manzara, Veri ve Toplum’un kurucusu ve araştırmacısı Danah Boyd ’un makalesinin ardından teknoloji camiasında “ veri boşluğu ” (data void) olarak adlandırılmaya başlandı. Aranan bazı terimler için, Boyd’un tabiriyle “ulaşılabilir veri kısıtlı, mevcut değil ya da tamamen sorunlu.” Aşılar nezdinde bakarsak, bilim insanları ve doktorların kabul görülen bilimsel bilgileri istikrarlı bir şekilde yeni dijital içerik olarak üretmemeleri, komplo teorisyenleri ve dolandırıcılara, korku salan propagandalar ve yanlış bilgilerle doldurulacak bir boşluk bırakmış oldu. Veri boşluğunu tanımlamak nispeten kolay olabilir fakat düzeltilmesi oldukça zor. (“Aşı” (vaccine) kelimesi Pinterest’te aratılıyor.) Üzgünüz, bu arama için “pin” bulamadık. “Veri boşluğu meselesi sorunlu içerik kaldırılarak çözülemez. Hem kaldırılması arama motorunun işlevlerine ters düşer, hem de bunu yapmak etkili olmaz ” diye yazıyor Boyd. “Kaldırılan içerik, yüksek kaliteli bir içerikle değiştirilmediği müddetçe, yeni zararlı içerikler kolayca ortaya çıkabilir.” Pinterest bunun üzerine “ihlal edilen” arama terimlerinden oluşan bir “kara liste” oluşturdu. “Kötü içeriği kaldırmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, ancak tabii biliyoruz ki henüz ulaşamadığımız kötü içerikler de var” diyor Pinterest’in kamu politikası ve sosyal etki yöneticisi Ifeoma Ozoma. “‘Kanser tedavisi’ ya da ‘intihar’ gibi arama terimlerini barındırmak istemiyoruz. Umuyoruz ki siteyi tek tek parçalara ayırma evresinden sadece iyi içerik bulundurma evresine geçebiliriz. O zamana kadar ise bunu yapmayı yeğliyoruz.” Pinterest kendi “hash bankası”nda sağlık konusunda yanlış bilgi içeren görselleri de bulunduruyor, böylece de kullanıcıların hali hazırda ihbar edilmiş ve kaldırılmış aşı karşıtı görselleri tekrardan pin’lenmesine engel oluyor. ( Hashing , görsel ve videolara özgün dijital tanımlama yapan bir teknoloji; daha çok çocuk istismarı fotoğrafları ve terör propagandası yapan içeriklerin yayılmasının engellenmesi için kullanılıyor.) Bunun yanısıra şirket belirli sitelerden gelen bütün pinleri engelledi. “Kendini sadece sağlıkla ilgili yanlış bilgi yaymaya adamış bir internet sitesi varsa, biz bunu kendi platformumuzda istemiyoruz, bu yüzden de URL’sini engelleyebiliyoruz,” diyor Ozoma. Kullanıcılar StopMandatoryVaccinations.com (ZorunluAşılamayıDurdur.com) veya Mercola.com , HealthNutNews.com ya da GreedMedInfo.com gibi “alternatif sağlık” sitelerinin linklerini “pin” olarak ekleyemiyorlar. Eklemeye çalıştıkları takdirde ise bir hata mesajıyla karşılaşıyorlar: “Geçersiz Parametre.” Bunlar Pinterest’in tamamen yanlış bilgiden arınmış olduğu anlamına gelmiyor. The Guardian “MMR” (kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşıları karşıtı) gibi henüz kara listeye alınmamış terimleri aratarak site üzerinde hala var olan aşı karşıtı propagandaları bulabildi. Ozoma’nın dile getirdiği bir diğer zorluk ise bağımsız internet sitelerinden ziyade “geniş sosyal medya platformları ve geniş video platformları” olarak tanımladığı mecralardan gelen içerik sayısı ve Pinterest, Facebook veya YouTube’dan gelen içeriklerin hepsine son vermek istemiyor. “Diğer platformlarda bu konu henüz mercek altına alınmadı” diyor Ozoma. “2017’den beri bu konuda çalışıyoruz ama bu zamana kadar hep yalnızdık. Umuyoruz ki önümüzdeki günlerde bu konu daha fazla tartışılır.”" Baybars Örsek Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın yeni direktörü oldu,https://teyit.org/teyitpedia/baybars-orsek-uluslararasi-dogruluk-kontrolu-aginin-yeni-direktoru-oldu,"Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) 2015 yılında Alexios Mantzarlis’in öncülüğünde Poynter Enstitüsü’nün bünyesinde kuruldu . Bu ağ, politikacıların söylemlerini doğrulayan (fact-checking) ve medyadaki yanlış bilginin önüne geçmeye çalışan kurumları tek bir çatı altında toplama amacıyla oluşturuldu. Global Fact isimli konferansla farklı ülkelerdeki doğrulama ve teyit organizasyonlarını tecrübelerini paylaşmaları için bir araya getiren bu yolculuk, bugün 67 farklı organizasyonu içerisinde barındıran bir ağa dönüştü. ABD Başkanlık seçimiyle birlikte 2016 yılından sonra hakikat ötesi kavramı ve “fake news”un etkisi tartışılmaya başlandı. Yanlış bilgi sorunuyla ortaya çıkan yeni gelişmeler doğrulama platformlarının sayısında bir artışa neden oldu ve neredeyse kurumların sayısını iki katına çıkardı. Süreç içerisinde platformların sayısı artarken doğrulama alanına ilişkin yöntemler de tartışıldı ve daha çok insana ulaşmayı sağlayacak farklı formatlar, yeni teknolojiler geliştirildi, seçimlere yönelik işbirlikleri yapıldı. Dünyadaki en büyük ve etkili teknoloji şirketleri olan Facebook ve Google’la yanlış bilgi sorunu üzerine çözümler üretilmesi amacıyla yapılan görüşmelerde de IFCN başı çekti. Bütün bunların gerçekleşmesini sağlayan bir de İlkeler Kılavuzu bulunuyor. IFCN’in ilkelerine göre bu ağın parçası olacak bir kurumun hem ekonomik hem kurumsal şeffaflığını, tarafsızlığını, düzeltme politikalarını tarafsız uzmanlara kanıtlamış olması gerekiyor. Alexios Mantzarlis’in üç seneden fazladır yürüttüğü direktörlük görevini bırakmasının ardından ise Türkiye’de siyasetçilerin demeçlerini doğrulayan Doğruluk Payı’nın ve İzlemedeyiz Derneği’nin kurucusu Baybars Örsek IFCN’in yeni direktörü oldu. Örsek ile birlikte görev alacak bir diğer isim ise Brezilya’daki doğrulama organizasyonu Lupa’nın kurucusu Cristina Tardáguila. Yeni görevi için çok heyecanlı olduğunu belirten Örsek, büyük bir sorumluluğun altına girdiğini, bu gelişmenin Türkiye’de Doğruluk Payı ve teyit.org gibi uluslararası standartlarda saygı gören işler yapan kurumların varlığının bir yansıması olduğunu aktardı. Tardáguila da doğrulamanın ve bu işin öneminin artmasının ve IFCN'in çok daha güçlü bir yönetime ihtiyaç duymasının harika olduğunu düşünüyor ve ekliyor ""Baybars'la birlikte çalışmaya ve topluluk için harika projeler geliştrimeye hazırım."" Yeni direktörlerini Türkiye ve Brezilya’dan seçen IFCN için Örsek ve Tardáguila’nın deneyimleri oldukça önemli. “Her iki ülkede de siyasi kutuplaşma sebebiyle medyaya duyulan güven gittikçe azalmakta ve ana akım medya çeşitli sebeplerden toplumu doğru bilgilendirme sorumluluğunu yerine getiremiyor,” diyen Örsek, iki ülkenin de doğrulama organizasyonlarının önceliklerinin benzer olduğuna vurgu yapıyor. İki ülkede uzun süredir fact-checking alanında deneyim elde etmiş iki kişinin IFCN’in yeni yönetiminde yer almasının önemli olduğunu ekliyor. Brezilya'daki kutuplaşmanın çalışmalarını fazlasıyla etkilemiş olduğunu belirten ve inovasyon, eğitim ve işbirliğinden sorumlu olacak olan Tardáguila ise yeni görevi için çok heyecanlı olduğunu aktardı. "" Hem tehditler hem finansal sorunlar nedeniyle fact-checking platformlarının büyük bir kısmı çok zor zamanlar geçirdi. Bütün enerjimi fact-checking kurumlarını ve yaptıkları güzel işleri korumak için harcayacağım. Çok kutuplaşmış bir politik ortamdan geliyor olmamın, bazı platformların bugünlerde karşılaştığı zorlukların neler olduğunu anlamama yardımcı olacağını düşünüyorum. Birlikte bu zorluklara karşı çıkış yolu bulabileceğiz. "" NewsLab’ten Sarphan Uzunoğlu’na da konuşan Örsek, uzun zamandır uluslararası fact-checking topluluğunun bir parçası olmasının ve topluluğu yakından tanımasının yeni görevine uyumunu kolaylaştıracağını belirtti. “ Öte yandan fact-checking dünyasının önde gelen isimlerinin yer aldığı IFCN’in danışma kurulu ve dünyanın en saygın gazetecilik enstitülerinden biri olan Poynter’ın da sağlayacağı deneyim ve kaynaklardan yararlanarak bu geçiş dönemini yaşayacak olmaktan oldukça mutluyum. ” Baybars Örsek’in NewsLab’e verdiği röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Doğrulama ve teyit alanında ne tür gelişmeler yaşandığını öğrenmek için ise Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın haftalık bültenine abone olabilirsiniz." Google dezenformasyonla mücadelede izlediği yol haritasını paylaştı,https://teyit.org/teyitpedia/google-dezenformasyonla-mucadelede-izledigi-yol-haritasini-paylasti,"Bu içerik Özge Çakır tarafından Teyit için yazılmıştır. 15-17 Şubat 2019 tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı ’nda, aralarında devlet liderleri, bakanlar, uluslararası organizasyonlardan ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin de bulunduğu 450 katılımcı yer aldı. Günümüzün en çok konuşulan sorunlarından biri olan dezenformasyon ve dezenformasyonun doğurabileceği küresel güvenlik tehditleri ele alınan konu başlıkları arasındaydı. Google, bu konferansta sunduğu, “ How Google Fights Disinformation?” (Google Dezenformasyon ile Nasıl Mücadele Ediyor?) başlıklı dokümanla dikkatleri üzerine çekti. Burada Google tarafından “dezenformasyon” sözcüğünün özellikle seçilmesi, toplumda karışıklık ve kaygıya yol açması amaçlanarak, yanlış bilginin bilerek ve istenerek paylaşılmasına karşı izlenen mücadeleyi vurgulanması açısından önemli. Google daha önce de yanlış bilginin yayılmasını ve bilgi kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalara imza atmıştı. Örneğin Google News Initiative (Google Haber İnisiyatifi) kurulmuş ve bu inisiyatif kapsamında, interneti aktif olarak kullanan gençlerin karşılaştıkları bilginin doğruluğunu nasıl teyit edebileceklerine dair eğitimlerin sunulduğu MediaWise programı hayata geçirilmişti. Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı ile Google arasındaki iş birliği de bu çabalar arasında oldukça önemli bir yere sahip. Dokümanda, kuruluş sürecinde Google’ın da yardımcı olduğu First Draft News ile Google'ın hem katılımcı olarak yer aldığı hem de maddi destek sağladığı Trust Project ’in de altı çizildi. Bu tarz oluşumların yanı sıra Google News, Google arama motoru ve YouTube üzerinde ortaya çıkabilecek dezenformasyonu önlemek adına yapay zeka teknolojisinden faydalanmaya devam edileceği vurgulanıyor. Bu süreçte odaklanılan üç temel nokta, bu platformlardaki içeriklerin kalitesinin iyileştirilmesi, kötü niyetli kullanıcıların tespiti ve kullanıcılara, karşılaştıkları içeriklere dair arka plan bilgisinin sağlanması olarak belirtiliyor. Yanlış ile doğrunun birbirinden ayırt edilebilmesi için, Google tarafından özel olarak geliştirilecek yapay zeka teknolojisi sayesinde, bahsi geçen platformlardaki içeriklerin gözden geçirilmesi ve içerik kalitesinin iyileştirilmesi hedefleniyor. Şirket, bu teknoloji ile geliştirilen algoritmaların herhangi bir ideolojik bakış açısını yansıtmayacağını ve kullanıcıların ulaşacağı bilginin doğruluğundan emin olabileceğini vurguluyor. İstenen sonuca ulaştığından emin olma hususunda ise kullanıcılar tarafından gerçekleştirilecek kontrollere referans veriliyor. Aynı zamanda yapay zeka teknolojisi ile kullanıcıya sunulan bilgilerin manipüle edildiğine dair iddialarla karşılaşan Google, geçtiğimiz ay gündeme gelen , YouTube üzerinden sahte video ve yanlış bilgi barındıran içeriklerin hızla yayılmasındaki hatasını kabul etti. Görselde, Google News tarafından kullanıcılara sunulan haber kaynaklarının çeşitliliğine ve seçme özgürlüğüne dikkat çekiliyor. Yararlanılan algoritmalar kullanıcıları belli kanallara yönlendirmektense, onlara farklı seçenekler sunuyor. Şirket, bahsi geçen YouTube vakası ve benzeri örneklerin tekrarlanmaması için mevcut yapay zeka teknolojilerinin iyileştirilmesi yönünde adımlar atıldığını da belirtti. Özellikle arama motoru ve Google News servislerini kullananların, alınan önlemler sayesinde, doğru bilgiye farklı bakış açılarının yansıtıldığı çeşitli kaynaklardan ulaşabilecekleri vurgulanıyor. YouTube özelinde alınan önlemlere de detaylı bir biçimde ""YouTube ve dezenformasyon"" başlığı altında yer verilirken, bu alanda Google’ın hem insan gücüne hem de gün geçtikçe gelişen algoritmalara güvendiği belirtiliyor. Bu şekilde, sitedeki paylaşımların 7/24 gözetim altında tutulduğunun ve yapay zeka ile birlikte çalışan ekibin ihtiyaç doğrultusunda büyütüldüğünün altı çiziliyor. Uzmanlar ve kullanıcılar içerik politikamızı ihlal ettiğini düşündükleri videoları işaretliyorlar. Yapay zeka teknolojisi sayesinde, ihlalin kaynağı olan videolar büyük ölçekte, ve çoğunlukla kullanıcıların karşısına çıkmadan işaretleniyor. Sonrasında atılacak adım, alanında eğitimli eleştirmenler/hakemler tarafından belirleniyor. Bütün bunlar mevcut yapay zeka teknolojimizin benzer durumlar karşısında daha doğru adım atabilmesi için iyileştirilmesinde fayda sağlıyor. Uzun yıllardır süregelen, istenmeyen e-posta ve içeriklerle mücadele sonucunda kazanılan tecrübenin, yukarıda bahsi geçen projeler ve benzeri eğitimler ile Google arama motoru ve YouTube’ta yer alması planlanan bilgilendirme panellerinin de katkısıyla medya okuryazarlığı noktasında kendini geliştirmiş ve doğru yönlendirilen kullanıcılarla buluşunca çok daha faydalı olacağı belirtiliyor. Google, yapay zekanın sunduğu teknolojik imkânların kötü niyetli kullanıcıların elinde tehlikeli hâle geldiğinin de altı çiziyor. İnternet siteleri üzerinden yanlış bilginin yayılmasında 2017 itibariyle gözlenen yükselişe dikkat çekiyor. Ayrıca, geliştirilen algoritmaların bu tip sitelerin ve verilerin arama sonuçlarında yer almasının yüzde 80 oranında önüne geçtiğini de vurguluyor. Google, konferansta sunduğu, “ How Google Fights Disinformation?” başlıklı dokümanda şirketin sadece kendi ürünleri özelinde değil, küresel alanda da kullanıcılara doğru bilginin ulaştırılmasına destek olmaya devam edeceği belirtiliyor. Özellikle, dezenformasyonun “ deepfake s” ya da yapay zeka kullanarak yanlış bilgi yaymayı amaçlayan oluşumlar ile demokratik seçimlere müdahale biçimlerinde karşımıza çıkabildiği günümüzde, Google’ın bu çabaları daha da anlamlı bir hâl alıyor. Bu anlamda özellikle sarf edilen çaba da dokümanda yer alan hususlar arasında. Siyasi içerikli reklamların Google ile ilişkili herhangi bir platformda yayınlanabilmesi için, reklam vermek isteyen kişi ya da kurumların kimliğinin daha detaylı bir doğrulama sistemi ile kontrol edilmesi buna örnek olarak veriliyor. Bu sayede, reklam verenlerin, kimlikleri ve reklamlarının içeriği konusunda kullanıcıları açık ve net biçimde bilgilendirmeleri de sağlanmış oluyor. Yakın gelecekte bu alanda kullanılan araç ve teknolojinin genişletilmesi, Amerika Birleşik Devletleri sınırlarını aşarak, dünya genelinde kullanılır hâle gelmesi hedefleniyor. Avrupa’da ve Hindistan’da gerçekleşecek geniş ölçekli seçimler öncesinde ve süresince, Google tarafından geliştirilen yapay zeka teknolojisi sayesinde bilgi güvenliğinin sağlanması ve dezenformasyonun önlenmesi, dikkat çekilen hedefler arasında. Haber merkezleri ve teknoloji şirketlerini bir araya getirerek yanlış bilgi ve dezenformasyonla mücadelenin önündeki engelleri aşmaya çalışan First Draft’ın araştırmaları ve saha çalışmaları, bilgi kirliliğinin ivme kazandığı seçim dönemlerinde daha da önemli hâle geliyor. Google tarafından bu oluşuma katkı sağlanması ve Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı ile kurulan iş birliği de bu hedefin daha geniş bir coğrafyaya yayılmasında etkili olabilecek adımlardan. Bu bakımdan, söz konusu dökümanda yer alan açıklamaların anlaşılması ve uygulamaların takibi, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla yalan haber ve yanlış bilgiye maruz kalma endişesinin arttığı Türkiye açısından da oldukça önemli. Sonuç kısmında dikkat çekilen bir diğer nokta da, dezenformasyonun büyük bir sorun olduğu ve henüz tamamen önüne geçilemediği. Bilindiği gibi Google, geçtiğimiz birkaç yıllık dönemde, yalan haberlerin yayılması ile ilişkilendirilmiş ve ağır eleştirilere maruz kalmıştı . Şirket, tek başına hareket ederek bu sorunu çözemeyeceğini kabul ediyor ve çözüm sürecine dair fikirlerin tartışılması için farklı aktörlerle kurulacak diyalogların gerekliliğine bir kez daha dikkat çekiyor. Hükümet temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarına, akademi camiasından insanlara, haber merkezlerine ve medya kuruluşlarına iş birliği çağrısı yapıyor. Google, dezenformasyonla mücadelede yol gösterici olabilecek bir kaynağı, kamuoyuyla paylaşmış bulunuyor." Medya uydurma oyun Momo'yu nasıl gerçeğe dönüştürdü?,https://teyit.org/teyitpedia/medya-uydurma-oyun-momoyu-nasil-gercege-donusturdu,"İngiltere’nin Westhoughton kasabasında yaşayan bir çocuk, annesine, okulda arkadaşları arasında konuşulan bir oyundan bahsetti. “Momo” isimli bu oyunu internette araştıran anne, daha önce yayılan haberlerden oyunun WhatsApp üzerinden tehdit mesajları yollayan ve çocukları intihara sürükleyen bir oyun olduğunu gördü. Telaşlı anne Love Westhoughton isimli yerel Facebook sayfasında 17 Şubat 2019 tarihinde diğer ebeveynleri uyaran bir metin paylaştı. Facebook sayfasındaki paylaşımın üzerine Manchester Evening News gazetesi 20 Şubat’ta bir haber yayımladı. Uyarı amaçlı yayımlanan haber, paniği büyüterek 25 Şubat’ta Kuzey İrlanda Polis Birimi’ni bir açıklama yayımlamak zorunda bıraktı. Polis biriminin uyarısında herhangi bir resmi ihbarın bulunmadığı belirtildi. Açıklamayı, 26 Şubat’ta Ulusal Çevrimiçi Güvenlik biriminin uyarısı takip etti. BBC haber merkezinin 26 Şubat 2019 tarihinde Love Westhoughton sayfasındaki paylaşımı referans alarak yayımladığı haber de hikayenin gerçek olduğuna dair algıları güçlendirdi. Facebook paylaşımını ve medyadaki haberleri referans alarak açıklamalar yapan güvenlik birimleri, hikayenin gerçek olma ihtimali yönündeki algıyı daha da pekiştirirken medya platformları birimlerin açıklamaları üzerine daha fazla Momo haberi yayımlamaya başladı. The Guardian ve The Atlantic gibi güvenilir haber siteleri de Momo’nun hikayesini sahte olduğunu belirterek ayrıntılarıyla anlattı. Birçok teyit platformu Momo’nun gerçek olmadığına dair analiz yayımlarken, iddialar da giderek çeşitlendi. The Guardian’ın haberine göre Momo’nun gerçek olduğunu belirten haberinin ardından BBC, 28 Şubat’ta güncelleme yaparak Momo’nun bir şehir efsanesi olduğunu anlatan “Momo meydan okuma oyunu: Bir aldatmacanın anatomisi” isimli makaleyle değiştirdi. İngiltere’deki okullar Momo ile ilgili bilgilendirme toplantıları yaparken, oyunun gerçekliğiyle ilgili bir kanıt hala ortada yok. Konuyla ilgili haberlerin ya da uyarıların hiçbirinde Momo’yla yapılan mesajlaşmalara dair bir kayıt ya da herhangi bir ekran görüntüsü bulunmuyor. Sözde oyunun bir uygulaması ya da linki bile yok. Momo mitine dair önlem almak isteyen yetişkinler, çocukların korkularını daha da büyütüyor. Full Fact isimli haber doğrulama platformunun ve The Guardian gazetesinin konuyla ilgili anlatısında İngiltere’deki okulların aldığı tedbirlerden de bahsediliyor. Birçok okulun durumla ilgili ailelere e-posta gönderdiği ifade ediliyor. Okullardan birinde yapılan bilgilendirme toplantısı sonucunda Momo’yu öğrenen bir çocuk, Momo’yu daha önce hiç bilmemesine rağmen, annesine internetten birilerinin gelip gece ona kötü şeyler yaptıracağını söylemiş. Momo, WhatsApp’tan mesajlar atan bir meydan okuma oyunu olarak ilk defa Arjantin’deki kız çocuğunun intiharıyla gündeme geldi. 25 Temmuz 2018’de Buenos Aires Times gazetesinde yayımlanan habere göre kendini asarak öldüren kız çocuğunun ölümünün Momo oyunuyla ilişkili olabileceğinden şüphelenilse de, polis birimi intiharın oyunla olan ilişkisi ile ilgili bir kanıt bulamadıklarını ifade etmişti. Bir gün sonra, 26 Temmuz 2018’de BBC Brezilya’nın yayımladığı habere göre Meksika Tabasco Eyaleti Bilgisayar Suçları Araştırma Birimi, her şeyin bir Facebook grubunda başladığına dair bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre, gruptaki katılımcılar bilinmeyen bir numarayla iletişim kurmaya zorlanıyordu. İngiltere’deki The Sun gazetesinin BBC’nin haberini referans göstererek 1 Ağustos 2018’de yayımladığı haberde, Momo oyununun Fransa’dan Amerika’ya ve Almanya’ya kadar birçok ülkede yayıldığı söyleniyor. Ancak bu haberlerin hiçbirinde Momo ile gerçekten iletişime geçildiğini gösteren herhangi bir mesajlaşma kaydı, Momo’ya ait telefon numarası ya da bir ekran görüntüsü bulunmuyor. Tobasco Eyaletinin 1 Eylül 2018’de yayımladığı uyarı metninde de somut bir delil gösterilmiyor. Medya platformları polis uyarılarını referans gösterirken, polis birimleri medyanın yarattığı panik ortamıyla daha fazla uyarı yapmaya başladı. Ancak, Westhougtonlu annenin paniğine temel oluşturan internetteki bu haberlerin viralliği son dönemdeki ilginin yoğunluğuna kıyasla çok düşük kalıyor. Belki zamanla kaybolup gidecek olan hikaye internette, 2019 yılının Şubat ayında bu panik içindeki annenin Facebook paylaşımıyla daha büyük bir patlamayla tekrar gündeme taşındı. Full Fact oyunla ilgili haberleri yalanladığı yazısında, Momo kelimesinin İngiltere medyasındaki bahsedilme sıklığını gösteriyor. Ağustos ve Eylül 2018 tarihlerinde Momo gündeme gelse de Şubat 2019’daki merak gözle görülebilir derecede fazla. İngiltere’de popülarite kazanan Momo hikayesi kısa bir süre içerisinde Amerika’ya da sıçradı. Kim Kardashian da 26 Şubat 2019 tarihinde Instagram hikayesinde yaptığı paylaşımda Momo’nun YouTube’da olduğu iddia edilen videoları konusunda anne babaları uyarmış. Kim Kardashian’ın da paylaşımında belirttiği YouTube’daki Momo tehlikesi yayılan haberlerle farklı bir iddiaya dönüştü. Momo’nun görüntülerinin YouTube’daki çizgi filmlerin aralarına eklendiğine dair iddialar ortaya atıldı. YouTube’un 27 Şubat 2019’da Twitter üzerinden yaptığı açıklamaya göre, platformda Momo meydan okuma oyununu içeren bir videoya rastlanmıyor. YouTube zararlı olabilecek içeriklerin politikalarına uygun olmadığını ve bu tarz içeriklerin görüldüğü takdirde kaldırılacağını da belirtiyor. YouTube’a internet trollerinin yüklediği, çocukların kendilerine zarar vermelerini teşvik eden içeriklerin bulunduğu doğru . Ancak bu içeriklerin Momo ile bir ilgisi yok. Şu an platformda Momo ile ilgili sadece hakkında çıkan haberler ve YouTuberların hazırladığı videolar bulunabilmekte . Hazırlanan videolarda özellikle İngiliz çizgi filmi olan Peppa Pig’in aralarına yerleştirilmiş Momo videolarından bahsediliyor. Ancak bu videolar YouTube’da reklam olarak çizgi filmlerin aralarına giren görüntüler değil. Çizgi filmin içindeki Momo görüntülerinin, internet trolleri tarafından montaj yoluyla eklenerek platforma yüklendiği anlaşılabiliyor. Montajla eklenen görüntülerin ham hallerini , “Momo şarkısı” ismiyle YouTube’da bulmak da mümkün. Mart ayının başına gelindiğinde artık viral hale gelmiş olan Momo efsanesinden en çok rahatsızlık duyan kişilerden biri Momo figürünün yaratıcısı Japon heykeltıraş Keisuke Aiso. Momo figürü aslında Keisuke Aiso’nun yaptığı “Anne Kuş” isimli heykeli . Keisuke Aiso filmler için özel efektler yapan Link Factory isimli şirkette çalışıyor. Heykelin altındaki kartta Link Factory şirketinin ismi görülebiliyor. “Anne kuş” heykeli 2016 yılında Vanilla Galeri ’de sergilenmiş. Sergide heykel ile birlikte fotoğraf çektiren birçok kişinin fotoğraflarını sosyal medya hesaplarında paylaştığı da görülüyor. Heykelin görseli Reddit’te de 10 Temmuz 2018’de paylaşılıyor. Paylaşım yaklaşık 5 bin kişi tarafından beğeniliyor. Japon heykeltıraş yayılan haberler üzerine, Momo lanetinin bitmesini istediğini söyleyerek heykelini yok ediyor. 2018 yılında internette çeşitli platformlarda ilgi gören figürün bir kopyasının alınarak bununla bir korku hikayesi yaratmanın çok zor olmadığı düşünülebilir. Momo oyunuyla ilgili iddiaların ortaya çıkışının da görselin sosyal medyada yayıldığı döneme denk gelmesi tesadüf değil elbette. Dünyadaki Momo paniği Türkiye’ye de sıçramış durumda. Oyunun varlığına dair, hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen medya ve güvenlik birimlerinin açıklamaları birbirini besleyerek Momo’yu gerçeğe dönüştürüyor. Hürriyet , Sabah , HaberTürk , Sözcü , CNN Türk, Gazeteduvar gibi haber sitelerinin Momo oyunu hakkında yaptıkları haberlere ulaşılabiliyor. Türkiye medyasında Momo üzerine yapılan ilk haberler 30 Temmuz 2018 tarihli. Haberlerin büyük çoğunluğunun BBC Türkçe’de, 30 Temmuz 2018 tarihinde, “WhatsApp üzerinden yayılan yeni sanal şiddet oyunu Momo nedir?” başlığıyla yayımlanan haberi alıntıladığı da görülüyor. Momo’ya olan ilginin 2019 yılında, 2018 yılına göre daha yoğun olması durumu Türkiye için de geçerli. Google Trends istatistiklerinde Momo kelimesinin bir yıl içerisindeki ilginin, son iki haftada yoğunlaştığını görebiliyoruz. Son dönemde Türkiye basınında yer alan haberlerden ilki 22 Şubat 2019 tarihli. Hürriyet gazetesinin “Momo tehlikesi yeniden hortladı: Uykuda öldürüyormuş!” başlıklı haberi, efsaneyi Türkiye’ye taşıyanlardan biri. 22 Şubat’taki haberin arkasından Sözcü , CNN Türk , Haber Türk , Sabah gibi haber sitelerinin ve Ekşi Sözlük , Listelist gibi platformların da konuyu gündemlerine aldıkları görülebiliyor. Bu haberlerde hala Momo oyunu ile ilgili somut bir kanıt bulunmamakla birlikte, Momo ile ilgili paylaşılan görüntüler arasında da Türkçe bir içerik bulunamıyor. Medyada yayılan haberleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan’ın açıklaması takip ediyor. Anadolu Ajansı’nın 7 Mart 2019 tarihli haberine göre, Ömer Fatih Sayan, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, çocukları ""Momo"" ve benzeri tehlikelere karşı korumak için Bakanlık koordinasyonunda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve diğer kurumların topyekun bir mücadele içinde olduğunu belirtiyor. Döngü, İngiltere medyasındakine benzer bir şekilde devam ediyor. Bakan yardımcısının açıklamasının üzerine Sabah gazetesi 7 Mart’ta Momo ile ilgili iki haber yayımlıyor. Sözcü gazetesinin de 7 Mart 2019 tarihinde “Sözcü duyurdu bakanlık harekete geçti: Momo’ya karşı uyarı” başlıklı haberinde Bakan yardımcısının açıklamasına yer verdiği görülüyor. Açıklamadan iki gün sonra, 9 Mart 2019 tarihinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 'Momo' oyununa erişimin engellenmesi için BTK’ya resmi başvurudabulunuyor. Ancak ortada çözülmesi gereken küçük bir sorun bulunuyor; o da böyle bir oyunun ortada olmaması. NTV haber sitesinin “Momo oyununa erişim engeli talebi (Bakanlık devrede)” başlıklı haberine göre, BTK ile yapılan görüşmede uygulamanın İngilizce olduğu, herhangi bir linkinin olmadığı, genellikle Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olduğu, Türkçe versiyonu olmadığı için Türkiye'de yaygın olmadığı yönünde bilgi alındığı ifade ediliyor. Yani linki olmayan bir oyuna erişimin nasıl engelleneceği konusu da kafalarda soru işareti yaratıyor. Momo’nun internet kullanıcıları tarafından oluşturulmuş bir “creepypasta” örneği olduğunu söylemek mümkün. Creepypasta , internet ortamında oluşturulan genellikle paranormal korku hikayelerine dayanan mitlere verilen bir isim. Bu mitlerin yaratıcıları genellikle kendilerinin tasarladıkları ya da çeşitli kaynaklardan bulup dönüştürdükleri figürler üzerine korku hikayeleri yazıyorlar. Bu korku hikayelerini yayımlayan sitelerden biri olan creepypasta.com’da 2 Mart 2019 tarihli bir Momo hikayesini görmek de mümkün. “Oğlum Momo meydan okumasını yaptı ” isimli hikayede, ayrıntılı bir olay örgüsüyle Momo oynayan bir çocuğun ve ailesinin yaşadıkları anlatılmış. Momo’ya benzeyen, internette içeriklerinin bulunabileceği birçok korku hikayesi mevcut. Bunların en ünlülerinden ve ilk örneklerinden biri olan ve oyunu da bulunan The Slender Man, 2009 yılında Something Awful forumunda Eric Knudsen tarafından bir Photoshop yarışması için hazırlanmış ve creepypasta internet ‘meme’i olarak ortaya çıkmış. Bu kurgulanmış korku hikayeleri, korku filmlerinden çok farklı değil. Yani gençleri intihara sürüklemek gibi doğrudan zarar vermeyi amaçlayan ürünler değiller. Aksine, daha korkutucu ve tuhaf olmaları hikayelerin daha başarılı ve yaratıcı olduklarını gösteriyor. Momo hakkındaki birçok haber , oyunun , Mavi Balina oyunu ile benzerliğine dikkat çekiyor. 2015 yılında Rusya’da ortaya çıkan Mavi Balina bir meydan okuma oyunu. Oyuncular WhatsApp uygulamasından kendilerine gönderilen link aracılığı ile oyuna giriyorlar. Oyunda verilen görevleri yerine getirmezlerse yakınlarına zarar vermekle tehdit edilen oyuncuların, kişisel bilgilerine de ulaşılabildiği ifade ediliyor. BBC Türkçe’nin haberine göre, 50 günlük bir süreyi kapsayan bu komutlar arasında derin olmayacak şekliyle kol ve bacakların kesilmesi, belirli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli olarak müzik dinlenilmesi gibi aşamalar yer alıyor. 50. günün sonunda ise kişiye son aşama olan "" yüksekten atlayarak ya da kendini asarak"" intihar etme komutu veriliyor. Rusya’da 130’dan fazla gencin ölümüne sebep olduğu söylenen oyun aynı Momo gibi “intihar oyunu” olarak biliniyor. Ancak Momo’nun aksine bu oyun gerçek. 2016 yılında tutuklanan oyunun yaratıcısı Philipp Budeikin’in de, suçunu kabul ettiği görülüyor. Mavi Balina’nın yol açtığı intiharlar, Momo hakkındaki iddiaların gerçek olması yönündeki algıyı artırmış gibi gözüküyor. Ancak Momo’ya ait oyuna girişi sağlayan herhangi bir link ya da uygulama olmadığına dair açıklamalar mevcut. Sonuç olarak, başlangıçtan beri gazeteler kurumları harekete geçirirken, kurumların açıklamaları Momo’nun gerçek olduğu yönündeki algıyı pekiştirdi. Karşılıklı geri bildirim döngüsü içinde yaratılan panik ortamında, ebeveynler ve çocuklar Momo’nun gerçekliğine inandı. Bu korkudan beslenen troller ise Momo’yu çizgi filmlerin aralarına sıkıştırarak, efsaneyi gerçeğe dönüştürdü. Oysa Momo başlangıçta sadece internette dolaşan bir korku hikayesiydi. Onu gerçek yapansa, yeni medya okuryazarlığı olmayan ebeveynlerin paniği, medya platformlarının tık tuzakları, kurumların özensizliği ve internet trolleri." Araştırma: Facebook aşı karşıtı gruplarla mücadele sözü veriyor,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-asi-karsiti-gruplarla-mucadele-sozu-veriyor,"*Bu içerik ilk kez "" Facebook vows to crack down on anti-vaxxer groups spreading misinformation to parents "" başlığıyla Vice News tarafından 7 Mart 2019 tarihinde yayınlanmış ve Özge Çakır tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok eyaletinde patlak veren kızamık salgınının ve kamu sağlığı görevlilerinin yoğun baskılarının ardından Facebook, platformdaki aşı karşıtı içeriklere karşı sıkı bir mücadeleye hazırlandığını belirtti. Sosyal medya devi Facebook tarafından yapılan açıklamada aşı karşıtı içerikleri öne çıkaran grup ve sayfaların arama sonuçlarında önerilenler arasında alt sıralara düşeceği ve aşı karşıtı reklamlar yayınlamak isteyenlerin taleplerinin reddedileceği belirtildi. Çoğu zaman ebeveynlerin birbirlerine tavsiyede bulunma ya da ortak fikir paylaşımı gibi amaçlarla bir araya geldikleri gruplar, yanlış bilginin çok sayıda insan arasında yayılması için oldukça elverişli alanlar hâlini aldı. Örneğin, “Zorunlu Aşılamayı Durdur” isimli gizli bir Facebook grubu, 160 bine yakın üyeye ulaştı. Şirket, Instagram’da da önlemler alacak. “Keşfet” ya da “hashtag” sayfalarında, Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri tarafından yanlış bilgilendirme olarak tanımlanan içerikler gösterilmeyecek. Vox’un haberine göre, Facebook sağlıkla ilgili paylaşımların teyit edilmesine izin verdi ve bu uygulama, Facebook’ta haber akışında görüntülenecek içeriklerin yerini etkileyebiliyor. Ancak bu konu özelinde aşı karşıtı gizli gruplara işaret edilmiyor. Amerikan Pediatri Akademisi’nin de içinde bulunduğu bazı organizasyonlar, daha önce de Facebook’a bu tip grupların yayılmasını durdurma çağrısında bulunmuştu. Aynı çağrıda, ebeveynlerin, dahil oldukları bu gruplarda, etkisi kanıtlanmış aşıları çocukları üzerinde uygulamamak konusunda cesaretlendirildikleri, dolayısıyla çocukların hayatının önlenebilir hastalıklar karşısında riske atıldığı da vurgulanıyor. Ethan Lindenberger , Ohio’da yaşayan bir lise son sınıf öğrencisi ve aşı karşıtı bir annenin oğlu. Ancak 18 yaşına geldiğinde aşılarını yaptırabilen genç, annesinin aşı karşıtı görüşlerine en büyük desteği internet ve sosyal medya üzerindeki benzer gruplarda bulduğunu belirtiyor. Ancak bu yıl, Kuzeybatı Pasifik’te çoğu çocuk yetmişten fazla insanın kızamık hastalığına yakalanması, bu tip grupların taraftar kaybetmesinde etkili oldu. Kızamık oldukça bulaşıcı bir hastalık ve özellikle küçük yaştaki çocuklar üzerinde ölümcül etkileri olabiliyor. ABD’de, kolaylıkla ulaşılabilen ve uygulanabilen aşılar ile bu hastalığın yayılması daha önce de önlenmişti. Facebook, diğer sosyal medya platformlarına kıyasla, aşı karşıtı içeriklerin yayılmasını önlemede geç kaldı. Örneğin Pinterest’in Eylül 2018’de bu konuda aldığı arama yasağı getirme gibi önlemler, geçtiğimiz Şubat ayında kamuoyuna duyurulmuştu. YouTube ise kısa zaman önce yaptığı bir duyuruda, aşı karşıtı videolar üzerinden para kazanılmasına artık imkân verilmeyeceğini belirtmişti. Facebook’un aşı karşıtı reklamları reddetmesi, aşı uygulamalarına karşı platformda örgütlenen gizli grupları da olumsuz etkileyebilir. Daha önce, Facebook’ta bir araya gelen “Zorunlu Aşılamayı Durdur” isimli bir grup tarafından verilen ve aşılamanın bebekler için hayati risk taşıdığını iddia eden bir reklam platformda yayınlanmış ve bunun ardından grup Birleşik Krallık Reklam Standartları Kurumu tarafından kınanmıştı. Reklamın hedef kitlesi, çocuk sahibi olan veya olmak isteyen Facebook kullanıcıları idi. The Guardian’ın haberine göre, Facebook’ta yayınlanan reklamda “Ebeveynler! Herhangi bir aşının çocuğunuzun ölümüne neden olabileceği yetmezmiş gibi, bu inanması zor trajedinin gerçekleşmesi durumunda doktorlar bunu ‘ani bebek ölümü sendromu’ (ABÖS) olarak adlandırıp işin içinden çıkabilirler” ifadeleri yer aldı. The Guardian, Facebook’un daha önce de benzer aşı karşıtı gruplardan reklam gelirleri elde ettiğine dair iddialara yer verdi. Facebook, bir adım daha ileri giderek, aşı karşıtı propagandalarla karşılaşan ebeveynlerin, konu hakkında doğru bilgiye yönlendirilmesi için araştırmalar yürütecek. Ancak bu yönlendirmenin kimler tarafından nasıl yapılacağına ve Facebook’un tıbbî uzmanlardan yardım alıp almayacağına dair net bir bilgi henüz kamuoyu ile paylaşılmadı." WhatsApp sahte haberlere karşı ‘görsel arama’ özelliğini deniyor,https://teyit.org/teyitpedia/whatsapp-sahte-haberlere-karsi-gorsel-arama-ozelligini-deniyor,"*Bu içerik ilk kez "" WhatsApp continues fight against fake news with new ‘search image’ feature"" başlığıyla Mashable arafından 13 Mart 2019 tarihinde yayınlanmış ve Özge Çakır tarafından Teyit için çevrilmiştir. WhatsApp , sahte haberleri önleme kapsamında çıtayı yükseltmeye devam ediyor. Uygulamanın bu seferki hedefi görsel dezenformasyon . WABetaInfo tarafından verilen bilgiye göre, Facebook bünyesinden bulunan mesajlaşma uygulaması, kullanıcıların platformda yer alan bir görseli Google’a kolaylıkla yüklemelerine imkan tanıyan yeni “görsel arama” özelliğini şu sıralar test ediyor . WhatsApp kullanıcıları, yalnızca tek tıkla uygulamadan arama motoruna görsel gönderebilecek. Mesajlaşma uygulaması bu adımdan sonra kullanıcıları, ağda bulunan “benzer veya aynı görselleri” gösteren Google arama sonuçları sayfasına yönlendirecek. Bu şekilde elde edilen bilgiler sayesinde kullanıcılar, bir görselin gerçek ya da sahte olduğunu belirleyebilecekler ve hatta görselin orijinal versiyonu hakkında bilgi alabilecekler. WhatsApp günümüzde, bir milya rı aşkın aktif kullanıcısıyla dünyanın en popüler mesajlaşma platformu konumunda. Bu kadar çok kullanıcısının olması, uygulamayı sahte haberlerin başlıca hedefi haline getiriyor. WhatsApp’ın oldukça rağbette olduğu Hindistan’da uygulamayla yayılan yanlış bilgi maalesef ülkede ölümlere bile neden olabiliyor. WhatsApp geçtiğimiz yıl sahte haber sorununu kontrol altına almak için çeşitli adımlar attı. Şirket, mezenformasyonun yayılmasını durdurmaya yönelik araştırmaları finanse edeceği bir girişim başlattı. Özellikle Hindistan’da çıkan sahte haberlerle ilgilenecek yeni bir iş pozisyonu oluşturdu. Mesajlaşma uygulaması, sahte haberlerin yayılmasını önleme kapsamında birçok kez güncelleme yaptı. WhatsApp grup sohbetlerinde grup yöneticilerine yönelik oluşturduğu, mesaj iletimine sınırlamalar getiren ve her ay milyonlarca bot ve spam hesabını engelleyen yeni denetim özelliklerini kullanıcılara tanıttı. WhatsApp, şu anda deneme aşamasında olan yeni “görsel arama” özelliğiyle resimler aracılığıyla yayılan sahte haberlerle olan mücadelesini yeni bir boyuta taşıyor." Araştırma: Dijital haber medyasında etik tartışmalar: Yurttaş medyası ve alternatif gerçeklikler,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-haber-medyasinda-etik-tartismalar-yurttas-medyasi-ve-alternatif-gerceklikler,"*Bu içerik "" Dijital haber medyasında etik tartışmalar: Yurttaş medyası ve alternatif gerçeklikler "" başlığıyla News Lab Turkey tarafından 22 Mart 2019 tarihinde yayınlanmıştır. İnternet kullanıcılarının sadece tüketici değil aynı zamanda üretici olduğu, ağlar üzerinden bilgi akışını son derece hızlı bir şekilde sağlayabildiği ve birbiriyle iletişime geçebildiği dijital çağda, bilginin formu önemli bir ölçüde değişti. Yeni teknolojiler sayesinde kolayca üretilen dijital içeriklerin, Instagram, Facebook, Twitter vb. sosyal medya mecraları üzerinden paylaşılması, özellikle sansasyonel içeriklerin haber medyasında kolayca yer bulabilmesine imkân tanıdı. Başka bir ifadeyle haber medyasının kullanıcı türevli içerik platformları (UGC), WhatsApp ihbar hatları, Youtuberlar, bloggerlar, vloggerlar, sosyal medya kullanıcıları; yani yurttaş medyası geleneksel medyanın haberi görme ve üretme biçimlerini etkiledi. Günümüzde viral olan bir içerik çok hızlı bir şekilde habere konu oluyor. Yurttaşın dijital medya içeriklerini üreten bir fonksiyona sahip olması, geleneksel gazetecilik etik kodlarının dönüşmesi ve gelişmesi gerekliliğini ortaya çıkardı. Dijital haber medyasına içerik üretirken sadece sosyal sorumluluk kuramı ekseninde onlarca yıl önce ortaya atılan geleneksel mesleki etik kodları gözetmek yeterli değil. Ancak yine de gazetecilik etiği üzerine temel bir yazı kaleme alırken önceliklendirilmesi gereken bazı ilkeler olduğunu söylemeliyiz. Etik Gazetecilik Ağı (Ethical Journalism Network) etik haberciliğin temelini oluşturan beş temel gazetecilik ilkesini doğruluk (accuracy), bağımsızlık (independency), tarafsızlık (impartiality), insan odaklılık (humanity) ve hesapverebilirlik (accountability) olarak tanımlıyor. EJN’nin kurucu yöneticisi olan Aidan White’ın ifade ettiği gibi gazeteciler öncelikle bu beş ilkeye uymalıdır. Yeni medya haberciliğinin, üzerine çok sayıda örnek vaka incelemesi yapılabilecek, çok değişkenli bir denkleme benzediği söylenebilir. Bu nedenle sözü geçen beş ilkenin yeterli olduğunu söylememiz imkânsız. Aslında tüm bu değişkenler tek bir sorudan kaynaklanıyor: “Gazeteciler yeni medya ortamında araştırma yaparken ve dijital medyaya içerik üretirken hangi etik kodlara uymalılar?” Bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü burada çok aşamalı bir süreç söz konusu. Haber sadece güvenilir kaynaklardan alınan teyit edilmiş bilgiler ile yazılmış olan bir metin olmanın ötesine geçti. Yani haber tek düzlemli bir metin olmaktan çıktı ve görüntü, ses, metin, infografik vb. görsellerin de kullanıldığı, süre ve süreç odaklı dijital bir imza hâline geldi. Bu noktada, yeni medyanın sağladığı yeni haber kaynakları ve dolayısıyla yeni haber formatları gazetecilerin işini hem kolaylaştırdı, hem de zorlaştırdı. Kolaylaştırdı, çünkü bir olay olduğunda gazeteci olay anında orada bulunan bir vatandaşın çekmiş olduğu görüntüye kolayca erişebiliyor ve olay yerinde olmamasına rağmen çok kısa bir sürede, görüntüsüyle birlikte haberi verebiliyor. Zorlaştırdı, çünkü gazeteciler yurttaş medyasından kendilerine gelen sayısız asılsız içerikle mücadele etmek durumunda. Haber medyasında çevrim içi içerik yöneticiliği yapan medya profesyonelleri bahsi geçen bilgi yığını içerisinde, doğru bilgiyi tespit etmeye çalışırken mesleki etik kodlar konusunda düşünmeye vakit bulamıyor. Bu durum, içinde yaşadığımız hakikat ötesi çağda doğruluğu tespit edilmeden dolaşıma giren çok sayıda içeriğin viral olmasına ve bilgi düzensizliği ne neden oluyor. Hakikat ve yalanı birbirinden ayırmak ya da asılsız içeriğin asılsız olduğunu ispatlamak için yeterince zaman bulmak, özellikle beş dakikada bir haber yazmak zorunda kalan internet editörleri için neredeyse imkânsız bir hâle geldi. Dijital medya tık temelli bir ekonomiye dayanıyor ve maalesef doğrulanmamış sansasyonel içerikler çok tıklanıyor. Dolayısıyla internet ortamında görev yapan gazetecilerin “doğruluk” ilkesini gözetmeye yeterince vakti kalmıyor. Bu eksende haberciler her şeyden önce çevrim içi mecralarda dolaşan asılsız içeriklerin birtakım mağduriyetlere ve hatta diplomatik krizlere yol açabileceğini bilmeli ve yurtdışındaki saygın kuruluşların yayın politikalarını örnek alarak, tık kaygısıyla emin olmadıkları içerikleri asla ve asla paylaşmamalılar. Günümüzde, basit aygıtlarla, hatta sadece arama motorlarının etkili kullanılması ile, dijital ortamda yayılan içeriğin doğru olup olmadığını tespit etmek oldukça kolay. Dolayısıyla habercilerin yeni medya okuryazarlıklarını geliştirmeleri ve dijital aygıtları haber doğrulatmak amacıyla etkin bir biçimde kullanmaları gerekiyor. Haberciler yeni medyada kendilerine gelen içerikleri doğrulatırken öncelikle haberi aldıkları mecrayı ve haberin kaynağını iyi analiz etmeli, birden fazla kaynaktan aynı haberin gelmesi durumunda bile habere şüphe ile yaklaşmalı, gelen içeriğin manipülatif, tarafgir, yönlendirici bir yanı olup olmadığı düşünülmeliler. Özellikle yurttaşlardan gelen içerikler detaylı bir şekilde analiz edilmeli ve fotoğraflar arama motorlarının görsel aramaları kullanılarak araştırılmalı. Konuya ait olduğu söylenen fotoğraf ve video çekilmiş olduğu bölge, zaman dilimi ve hareketli görüntü için arka plandaki sesler düşünülerek detaylı bir şekilde analiz yapılmadan kullanılmamalı. Özellikle haber tartışmaya/çatışmaya neden olabilecek toplumsal bir olay ile ilgiliyse olayın farklı taraflarının çekmiş olduğu birden fazla görüntü birbiri ile karşılaştırılmalı. Unutmamak gerekir ki teyit edilmeden dolaşıma giren manipülatif içerikler habere konu olan kimselerin dijital mecrada çok hızlı bir şekilde itibarsızlaştırılmasına neden olabiliyor. Aynı zamanda izinsiz kullanılan görseller insanları hedef hâline getirebiliyor ve özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edilmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla tık kaygısı ile izinsiz görsel kullanmamak ve her şeyden önemlisi haberde haber ile ilgili olan görseli kullanmak gerekiyor. 8 Mart’ta Feminist Gece Yürüyüşü sırasında, ezanı protesto ettiği söylenen kadınlar hakkında üretilen asılsız içeriklerin viral olması ve bu içeriklerin hem çevrim içi haber medyasında, hem yazılı medyada hem de televizyonda yer bulması; alternatif gerçekliklerin nasıl yaratıldığı ve haberde nasıl yer bulduğuna ilişkin ilginç ve güncel bir örnek oluşturuyor. Teyit.org bu konuda çok sayıda kişi ve kuruma ulaşarak, elde edilen tüm görüntüleri incelemiş, detaylı bir analiz ile birlikte zaman ve mekân değerlendirmesi yaparak habere konu olan videonun doğruluğunun tespit edilemediği söylemiştir. Özellikle toplumsal çatışmaya, nefret söylemi ve ayrımcılığa neden olabilecek konularda medya profesyonellerinin daha titiz davranmaları gerekiyor. Teyit.org’un yapmış olduğu bu analizler, haber medyası çalışanları tarafından haber dolaşıma sokulmadan önce yapılmalı. Bu noktada gazetecilere önerim, hızlı bir şekilde teyit etmeden haber yapmak yerine, yavaş bir şekilde izlerkitlenin ve okurun güvenini kazanarak “hesapverebilirlik” ilkesini de göz ederek haber yapmaları. Unutmamak gerekir ki gazetecilerin en önemli görevi yurttaşın bilgi edinme hakkını sağlamak. Ancak içinde yaşadığımız çağda yurttaşın doğru bilgi edinme hakkını sağlamak zor ve meşakkatli bir iş. Bu noktada haber profesyonellerinin güncel teknolojileri takip etmeleri ve değişen haber formatlarına uygun olarak haber doğrulatma reflekslerini geliştirmeleri tavsiye edilebilir. Bu yazıda özellikle çevrim içi haber medyasında çalışan ve hızlı bir şekilde içerik üreten habercilerin asılsız içeriklerle nasıl mücadele edebileceklerine değinildi. Ancak dijital haber medyası ve etik konusunda cevaplanması gereken onlarca soru bulunuyor. İlk etapta aklımıza gelen soruların bir bölümü şu şekilde sıralanabilir:" Kapana kısılanlar: Komplo teorilerinin kurbanları konuşuyor #2,https://teyit.org/teyitpedia/kapana-kisilanlar-komplo-teorilerinin-kurbanlari-konusuyor-2,"*Bu içerik ilk kez "" Trapped in a hoax: survivors of conspiracy theories speak out "" başlığıyla The Guardian t arafından 24 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Komplo teorisyenlerinin söyledikleri yalanların hedefi halindekilerin başına ne geliyor? The Guardian, söylenen yalanlar yüzünden hayatları mahvolan beş mağdurla görüştü. Dr. Paul Offit, Philadelphia’da yaşayan aşı alanında uzmanlaşmış bir bilim adamı. Offit, açık sözlü olmaktan ve bulgularını savunmaktan ödün vermeyeceğini belirtiyor. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Dr. Paul Offit aşının güvenliğine ilişkin tartışmalara ilk kez 1998 yılında dahil oldu. Ne yazık ki bundan 20 yıl sonra bile tartışmalarda hala adı geçiyor. Son ölüm tehdidini ise sadece bir ay kadar önce, aşı karşıtlarının sık sık kullandığı bir forumda bir kullanıcının Offit için “Offit’in çoktan vadesi doldu O'nu da artık öldürebilirler” sözleriyle aldı. Rota virüsüne karşı bir aşı geliştiren Offit’in Philadelphia Çocuk Hastanesi’nde bir pediatri uzmanı olarak dünya görüşü, daima bilimsel yöntemlerle ve kanıta dayalı gerçeklerle ilişkiliydi. “Varsayım şöyleydi: Tanınmış dergilerde başarılı makaleleriniz yayımlanırsa gerçek ortaya çıkar ve insanlar, asılsız inançlarından vazgeçer. Ne yazık ki işler bu şekilde ilerlemiyor.” 1998 yılında pek itibarı olmayan İngiliz gastroenterolog Andrew Wakefield’in, tıp dergisi Lancet’te MMR (kızamık, kabakulak ve kızamıkçık) aşısı ile otizm arasındaki ilişkiyi ele alan bir makalesi yayımlandı. Wakefield, çocuklara MMR aşısının yapılmaması konusundaki uyarısında ısrar edince Avrupa ve ABD genelinde tartışmalara neden oldu. Birçok kişinin bilimi savunmadığını gören Offit, 2000 yılında harekete geçmeye karar verdi. Aşının dünya çapında yılda 3 milyon ölümü önlediğine dair halkı bilgilendirmek için Aşı Eğitim Merkezi’ni kurdu. Ne yazık ki Offit’in bu hareketi kısa sürede ters etki yarattı. Kendisine Şeytan ve Nazi yakıştırmalarının yapıldığı bazı e-postalar almaya başladı. “Bu durum benim için yıpratıcı oldu ve öyle olmaya devam ediyor. İnsanlar kötü niyetli olduğumu düşünürken vurdumduymaz olmam imkânsız.” Offit bu süreçte konuşmalarını dinlemeye gelen biri tarafından sürekli takip edildiğini fark etti. Bazı protestocular, Offit’in resminin olduğu ve üzerinde “TERÖRİST” yazan pankartlarla tıp etkinliklerinin yapıldığı salonların dışında toplanıyordu. Offit, aşıların otizme neden olduğu yalanını öne sürenler aleyhinde konuşmaya başladığında ev adresi bir şekilde duyuruldu ve ölüm tehditleri almaya başladı. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Bir gün ev telefonu numarasına sesli bir mesaj bırakıldı. Mesajı bırakan kişinin Offit gibi küçük çocukları bulunuyordu. Mesajı şöyle başlıyordu: “Hepimiz çocuklarımız için en iyisini isteriz. Eminim ki sen de çocukların için en iyisini hayal ediyorsundur.” Gizemli kişi mesajda daha sonra Offit’in çocuklarının adlarından ve gittikleri okuldan bahsetti. Mesajı dinleyen Offit, ilk kez her şeyi bırakmayı aklından geçirdi. O günün gecesinde eşi Bonnie’ye aşıyı destekleyen çalışmalarına son vermeyi düşündüğünü söyledi. Eşinin bu konudaki fikrini sordu. “Bonnie benden o gece çalışmayı bırakmamı isteseydi, bırakacaktım.” Bonnie kocasına, işine devam etmesini istediğini, bilim ve çocuklar için doğru çalışmalar yaptığını ve düşmanlarına boyun eğmemesi gerektiğini ifade etti. 67 yaşındaki bu pediatri uzmanını, çalışmalarına devam etmeye teşvik eden iki unsur var. Birincisi öfke. En az 17 kapsamlı çalışmada MMR’nin otizme neden olmadığı belirlendiği halde komplo teorisyenleri yanlış bilgiyi öne sürmeye devam ediyor. Offit, özellikle “medyayı iyi bilen, siyasi bağlantıları olan, avukatlar tarafından desteklenen ve bunu yaşam biçimi haline getiren küçük bir topluluk” olarak nitelendirdiği, interneti bir örgütleme aracı olarak kullanarak sesini giderek daha fazla yükselten aşı karşıtlarına öfke duyuyor. “Dürüst olmak gerekirse kötü niyetli olan taraf onlar. Çocuklara zarar veriyorlar ve onların zarar görmesine neden oluyorlar. Bu topluluğun alt edilmesi gerektiğini düşünüyorum.” Offit’in bırakmamasını sağlayan ikinci unsur ise çocuklar. The Guardian 2018 yılının Aralık ayında sağ görüşlü kişilerin teşvik ettiği aşı karşıtı hareketlerin Avrupa’da popülerlik kazandığına ve bunun sonucunda aşı yaptırma oranlarının düştüğüne dair bir haber yayımladı. Dünya Sağlık Örgütü ise, 2019 yılı için oluşturduğu Küresel Sağlığa Yönelik 10 Tehdit listesine “aşı karşıtlığını\"" dahil etti. Sayısı giderek artan aşıyla ilgili komplo teorileri yüzünden kızamık salgını son 20 yılda zirve yaptı. 2018 yılında Avrupa’da 60 binden fazla kızamık vakası görülürken kızamık nedeniyle 72 ölüm gerçekleşti. Bu sayı, önceki sene yaşanan ölüm vakalarının iki katı. Offit bunun ne anlama geldiğini biliyor. Yaşadığı ve hafızasına kazınan bir olaydan bahsediyor. Bebeğine grip aşısı yaptırmama kararı alan bir anne, tedaviyle ilgili bazı yanıltıcı bilgiler edinmişti. Ne yazık ki kadının oğlu hastaneye kaldırıldı. Minicik bedeni ağır gribi kaldıramayan çocuk yoğun bakıma alındı. Çocuğa öncelikle oksijen maskesi takıldı. Ardından sırasıyla suni solunum cihazı, osilatör ve kalp ve akciğer makinesi bağlandı. Tüm bunlara rağmen çocuk hayatını kaybetti. “ Anne, oğlunun ağır ağır gerçekleşen ölümünü izlemek durumunda kaldı. Yaşananlar çok acıydı. ” Offit, oğlunun ölümünden sonra anneye, yeni ölümleri engellemek adına başka ebeveynlerle aşı konusunda görüşmeyi arzu edip etmediğini sordu. Anne Offit’i nazikçe reddetti. “Bana hala doğru olanı yaptığını düşündüğünü belirtti. Ona göre oğluna aşı yaptırsaydı, oğlu daha fazla zarar görecekti.” Brianna Wu, Gamergate isimli komplo tuzağına düşen ve 300’den fazla ölüm tehdidi alan bir video oyunu geliştiricisi. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Brianna Wu, bir kişi komplo teorisi özelliği taşıyan bir gerçek dünya fantezisine kapıldığında bir video oyunu geliştiricisi kimliğiyle, gözetilen çıkarları değerlendirme imkânına sahip biri. Wu’ya göre bu kargaşaya dahil olma ihtimali oldukça düşük. “ Doğrudan komplo teorisini irdelerseniz çürütmeye çalıştığınız mesajı yalnızca güçlendirirsiniz. Komplo teorisini göz ardı etmeniz halinde ise kariyeriniz son bulana kadar olumsuz tepki alırsınız ve taciz edilirsiniz. Yani, bu durumda kazanma olasılığınız yoktur ,” diyor Wu. 41 yaşındaki bu oyun geliştiricisi, yaşadığı acımasız deneyimden bahsediyor. “ O günü asla unutmayacağım ,” diyor Wu, çalıştığı sektördeki erkek komplo teorisyenlerini kınadığı tweetini anımsarken. “ Twitter hesabımda tehdit içerikli ve edepsizce bir sürü yorum yapıldı. O sırada iki seçeneğim vardı: Ya hiçbir şey yapmayacak ve sessiz kalacaktım ya da tepki gösterecektim. ” Tarafını belli eden Wu kendini, 4chan ve buna benzer 8chan, Reddit, Twitter ve diğer sosyal medya platformlarında yayılmış olan kadın karşıtı komplo teorisi Gamergate’de buldu. 2014 yılında Wu gibi bir oyun geliştiricisi olan Zoe Quinn, bir video oyunlar hakkında haberler yapan bir muhabirle birlikte olarak kariyerinde ilerlemeye çalıştığına dair yalan bir iddiayı yayan yüzlerce anonim erkek trolün hedefi haline geldiğinde her şey daha da kötüleşmeye başladı. İddia hızla yayılırken oyun dünyasındaki birkaç kadın kurbanın adı daha Gamergate’e karıştı . Wu’nun yaşadığı kâbus ise ilk video oyunu Revolution 60’ı satışa sunduktan yalnızca birkaç hafta sonra başladı. Wu, komplo teorisyenlerinin kadınları erkeklere göre daha sık hedef aldığına ve kadınların söylediklerinin pek önemsenmediğine inanıyor. “ Kadınlar yaşadıklarını açıkladıklarında o kadar büyük bir bedel ödüyorlar ki çoğu sessiz kalmayı tercih ediyor. Son birkaç yıldır birçok kez, çocuğu olan kadınların çocuklarının hedef alınmasını istemedikleri için sessiz kaldığına şahit oldum. Bu tamamen akla yatkın bir karar. Birçok kadın haklı olarak konuşmaktan korkuyor. ” Ne yazık ki Wu da aynı duruma düştü. Gamergate’in erkek trollerini tiye alan önemsiz gönderisi, etkisi halen devam eden bir saldırıyı beraberinde getirdi. Wu’nun mezun olduğu Mississipi Üniversitesi’nden bir kadın, oyun üreticisinin kimliğine bürünerek üniversitedeki kayıtlarını ele geçirme girişiminde bulundu. Ayrıca birisi gizlice Wu’nun fotoğraflarını çekmişti. Gittiği kafelerde, restoranlarda ve sinemalarda çekilen fotoğraflarının bulunduğu isimsiz mektuplar alana kadar Wu’nun bunlardan haberi olmamıştı. Brianna Wu, oyun sektöründeki kadın çalışanların kariyerlerinde ilerlemek için gazetecilerle ilişki yaşadıklarına dair yalan iddialar ortaya atan bir komplo teorisinin kurbanı oldu. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Daha da ötesi, Wu’nun yaşadığı eve ait yerleşim planı, evin adresi, Wu’nun kullandığı aracın resimleri ve araç plakasıyla beraber internette yayımlandı. Bunu yaklaşık 300 kadar ölüm tehdidi izledi. Twitter’da, Asyalı kocasının penisinin kesileceğine ilişkin bir tehdit mesajı aldı. Çift bunun üzerine evlerini terk ederek arkadaşlarında veya otellerde kalmaya başladı. Wu, bugünlerde Massachusetts’in Dedham şehrinde bulunan evinden ABD Kongresine yönelik adaylık çalışmalarını yürütüyor. Bu kapsamda federal makamlara internette yayılan komplo teorilerine ve tacizlere karşı çözüm bulmaları yönünde baskı yapmayı düşünüyor. “ FBI’nın ABD’de yaklaşık 30 bin temsilcisi bulunuyor. Özellikle internet üzerinden yapılan tehditler hakkında dava açmakla görevli bir birimin bulunmadığına dikkat çekmek için elimden geleni yaparım. Ne yazık ki mevcut öncelikleri bu değil, ” diyor Wu. Wu, Gamergate’i anımsıyor ve gözleri doluyor. Yaşadığı deneyimin olumlu tarafı hakkında şunu ifade ediyor: “ Dayanıklı olduğumu ve zorlukları yenebildiğimi gördüm. Bunların yanı sıra söylenenlere kulak asmamayı öğrendim .” Wu, ardından şunu ekliyor: “ Bir taraftan tacize iyi yanlarından bakmanın bir mantığı yok. Her gün insanların bana tecavüz etmek veya beni öldürmek istediklerini öğrenmek zorunda kalmam maalesef bende derin yaralar açtı. ” James Alefantis Washington DC merkezli Comet Ping Pong isimli bir pizza restoranının sahibi. Restoran, Pizzagate skandalında odak noktası oldu. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian 2016 yılının Ekim ayında, Trump’ın seçilmesinden bir ay önce James Alefantis, Washington DC’deki pizza restoranı Comet Ping Pong’un 10. yıldönümünü kutlamak amacıyla bir parti düzenledi. Partiden sonraki birkaç gün içinde Alefantis’in restoranı kelimenin tam anlamıyla ablukaya alındı. Alefantis kendini, modern komplo teorilerinin atası olan Pizzagate’in ortasında buldu. Komplo teorisine göre Hillary Clinton, küçük çocukların Alefantis’in bodrumunda seks kölesi olarak tutulduğu dünya çapında bir çocuk trafiği ağını yönetiyordu. Clinton’ın 2016 seçim kampanyasının başkanlığını yürüten John Podesta’nın kişisel e-postaları iddialara göre Rus ajanlar tarafından çalındı ve WikiLeaks’te yayımlandı. E-postalarda Podesta, erkek kardeşi Tony’nin arkadaşından, yemek amacıyla ara sıra bir araya geldiği arkadaşı Alefantis’ten ve Comet Ping Pong’ta beraber planladıkları bağış yemeğinden bahsediyordu. Kısa bir süre sonra, Alefantis’in Instagram hesabına yüklediği Tanrı’nın Çocukları temalı resimler sayfadan kaldırıldı ve korkunç pedofili iddialarını desteklercesine yeniden yüklendi. Komplo teorisyenleri “James Alefantis” isminde “j’aime les enfant” (çocukları seviyorum) ifadesinin ima edildiğini, peynirli pizzanın İngilizce karşılığının kısaltması olan “cp”nin çocuk pornografisi için kullanılan bir kod olduğunu iddia ettiler. Alefantis’in, restoranının bodrum katında (Comet Ping Pong’un bodrumu bulunmuyor) çocukları istismar etmek amacıyla Hillary Clinton ile iş birliği yapan bir pedofil olduğuna ilişkin korkunç sanı internette büyük bir hızla yayıldı. Bunun üzerine restoranın Facebook sayfasına ve mekân bulma uygulaması olan Yelp’teki profiline küfürlü mesajlar gönderilmeye başlandı. Restorandan hizmet alan bir kişi, internette yaptığı bir yorumda pizzasında bir çocuk eli bulduğunu iddia etti. İddialara daha güçlü öğelerin katılmasıyla durum tehlikeli bir hal aldı. Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flyn, Clinton’un “çocuklarla seks suçları” konulu bir tweet atarak konuyla ilgili tartışmaları kızıştırd ı. Bunun ardından komplo teorisyeni Alex Jones, binlerce Infowars dinleyicisine “yanlış bir şeylerin devam ettiğini ve örtbas edildiğini” söyleyerek fanatiklerini “konuyu araştırmaya” teşvik etti. Nitekim öyle de oldu. Kendi kendini tayin eden “araştırmacılar” bilgisayar ekranından ayrılarak Comet Ping Pong’a gelmeye başladılar. “ İnsanlar restoranıma zorla girmeye başladılar. Ya video çekmeye ya da etrafı incelemeye geliyorlardı. Kimisi evimin önüne geliyor ve komşularıma sorular soruyordu. Maalesef bu durumdayken kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz .” Bir komplo teorisine göre, içinde Hillary Clinton’un da bulunduğu bir cinsel istismar ağı, Comet Ping Pong’un bodrumunda çocukları saklıyordu. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Alex Jones’un fanatiklerinden biri olan Edgar Welch, 2016 yılının Aralık ayında, Jones’un şeytani çocuk ticareti ağının araştırılması için yaptığı çağrıya uydu. Kuzey Karolina’dan 563 kilometre mesafe kat ettikten sonra üzerinde üç tabancayla Comet Ping Pong’un yolunu tuttu. Welch, masaları dolaşarak müşterileri ve personeli korkuttu. Kilitli bir dolaba ateş ettikten sonra polise teslim oldu. Welch, bu olaydan altı ay sonra dört yıl hapse mahkûm oldu ve hala Ohio’daki federal hapishanede cezasını çekiyor. O günden bahsederken Alefantis’in gözleri doluyor. Welch’in bu baskınından sonraki bir yıl boyunca restoranın her iki kapısında silahlı korumalar görevlendirildi. Restoranda ise o zamandan takılan birden fazla güvenlik kamerası ve alarm düğmesi bulunuyor. Alex Jones daha sonra Pizzagate komplo teorisine önayak olduğu için özür diledi ve 2018 yılının Ağustos ayında YouTube, Apple, Facebook ve diğer önemli sosyal medya platformlarından men edildi . Medya oynatıcısı olan Roku da 2019 yılının başında Jones’u ve Infowars kanalını içeriğinden çıkardı. Jones ve Infowars yalnızca 24 saatten kısa bir süre boyunca yayım yapabildi. Buna karşılık, konulan bu yasaklar zor günler geçiren Alefantis için artık çok geçti. Alefantis, edindiği bu sıra dışı ve korkunç deneyimle beraber günümüz dünyası hakkında birçok fikir edindi. Bir keresinde arkadaşlarının bir önerisine uyarak kendisini acımasızca eleştiren birkaç kişiye ulaştı ve onlara neden bu kadar çok nefret ettiklerini sordu. “ Onlarla iletişim kurdum ve onların da korku içinde yaşadığını fark ettim. İnterneti sıklıkla kullanan genç kesim kendini yalnız ve güçsüz hissediyor ve devletin kendilerine komplo kurduğun veya çocuklarını çaldığı yönünde tuhaf şeylere inanıyor. Bu ülkede haklarından mahrum edilmiş kişiler hakkında alınacak çok ders var. ” Alefantis her şeye rağmen pozitif düşünmeyi bırakmadı ve en kötü zamanlarında yanında olan pizza tutkunlarının desteğinden güç aldı. “ Kimi zaman her şeyin kontrolden çıktığını ve nefretin arttığını hissediyorum. Bununla birlikte halkın gücünü şimdi anlıyorum. Restoranım bu sayede zor günlerin üstesinden geldi. Neden aynı şey ülkemiz veya dünyamız için geçerli olmasın ki?\""" Araştırma: Türkiye’de sosyal medya ve yalan haber: Sahadan notlar,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-sosyal-medya-ve-yalan-haber-sahadan-notlar,"*Bu içerik "" Türkiye’de sosyal medya ve yalan haber: Sahadan notlar "" başlığıyla News Lab Turkey tarafından 2 Nisan 2019 tarihinde yayınlanmıştır. Geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından yürütülen bir araştırma sosyal medyada yalan haberlerin doğru haberlere göre altı kat daha hızlı yayıldığını ortaya koydu. 2006-2016 yılları arasında toplam 126.000 haberin Twitter’daki yayılımını inceleyen araştırma ekibi, doğru olmayan haberlerin sosyal medyada paylaşılma ihtimalinin doğru haberlere göre yüzde 70 daha fazla olduğu sonucuna vardı . Araştırma kapsamında yayılımı incelenen haberlerin doğruluğu ve yanlışlığı da altı farklı doğrulama platformu ile kontrol edilmiş. Science dergisinde yayımlanan bulgular çarpıcı. Ama asıl sorular hâlâ yanıtsız, hatta sorulmamış. Yalan haber deyince kim ne anlıyor? Haberin doğruluğu ya da yanlışlığı ne ifade ediyor? Sosyal medyada haber paylaşan kullanıcılar ne amaçlıyorlar? Kullanıcıların gündelik yaşamlarını çerçeveleyen bağlamlar bu soruların yanıtlarını nasıl şekillendiriyor? Bu soruları düşününce sosyal medya ve haber konusunu niteliksel olarak ele almanın ve tespitlerin ötesine geçerek sosyal medyada haber paylaşımını toplumsal bir performans olarak derinlemesine irdelemenin önemini kavrıyoruz. Bu açıdan MIT araştırmasının dikkat çekici yanı yalan haberlerin yayılımını böyle geniş kapsamlı bir veri seti ile ele alırken botları dışarıda bırakmış olması. Yani, yalan haber sosyal medyada botlar tarafından değil kanlı canlı insanlar tarafından yayılıyor. Sosyal medya öznelerin öyle veya böyle davrandıkları, kimliklerini, aidiyetlerini sergiledikleri, performanslarıyla dönüştürdükleri kültürel bir alan. Bu anlayış konuya niteliksel bakışla yaklaşan araştırmalara çıkış noktası oluşturuyor. Mart ayı itibariyle Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ ile Türkiye’de sosyal medyada yanlış bilgi ve haber konulu bir saha çalışması yürütüyoruz. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü tarafından 2018’de yayınlanan Dijital Haber Raporu’nun Türkiye bölümünde belirtildiği gibi kamunun yalan haberden en çok şikâyet ettiği ülkeler sıralamasında Türkiye başı çekiyor. Reuters’in araştırmasına Türkiye’den katılan her iki kişiden biri sosyal medyada yalan haberle karşılaştığını söylüyor. Yerel seçimler öncesi ve sonrasında sosyal medyada yanlış bilgi ve uydurma haberler hızla yayılmaya devam ediyor. Peki sosyal medya kullanıcıları bu içerikleri nasıl değerlendiriyor, bir haberin doğruluğunu tahlil ederken hangi yöntemleri kullanıyor, haber paylaşımlarını nasıl şekillendiriyorlar? Haber deyince kime neden güveniyorlar ya da güvenmiyorlar? Bu temel sorulardan yola çıktık ve odak grup, medya günlüğü ve derinlemesine görüşme tekniklerini merkeze alan bir araştırma tasarladık. Yürüttüğümüz altı odak grup toplantısını takiben katılımcılar bir hafta boyunca sosyal medya etkinliklerini medya günlüklerine not ettiler. Bir haftanın sonunda her biriyle tuttukları günlükler üzerinden derinlemesine görüşmeler yaptık. Niteliksel araştırmada veriyi işlemek, analiz etmek zaman alıyor. Ön bulgular ve izlenimlerse araştırma özneleriyle karşılaşma anından itibaren çok canlı. Bu yazı Türkiye’de sosyal medyada yanlış bilgi ve haber konulu araştırmamızdan bazı satırbaşlarını ve saha çalışmasına dair izlenimlerimi içeriyor. Farklı sosyoekonomik statü gruplarından gelen araştırma katılımcıları sosyal medyada kendi görüşlerine yakın haber platformları ile gazetecileri takip ettiklerini ve yine kendi görüşlerine yakın haberlere inandıklarını belirttiler. Bu bilgi toplumsal kutuplaşmanın boyutlarını, kutuplaşmanın medyadaki temelleri ve yansımasını düşününce şaşırtıcı değil. Çarpıcı olan katılımcıların haber olgusuna kategorik olarak duydukları güvensizlik. Çoğu özne bir haberin doğru olmamasını doğal karşılıyor, böyle bir ihtimali verili alıyor. Kutuplaşmış medya ortamına dair bir farkındalık mevcut ama bu farkındalık çaresizlikle beraber bir kabul edişe dönüşmüş. Özneler uydurma ve çarpıtılmış haberlerden şikâyet ederken esasında hiçbir haber kaynağına güvenlerinin olmadığını ifade ediyorlar. Bir haberin doğru olup olmadığını nasıl anlarsınız sorusuna verilen yanıt “farklı kaynaklara bakarım” olsa da pek çok özne doğruluğundan yüzde yüz emin olmasa da kendi görüşüne yakın kaynakların sunduğu anlatıyı kabul ediyor. Kutuplaşmış medyanın oluşturduğu farklı gerçeklik kurguları arasından tanıdık olanı benimsemek belli ki bir rahatlık sunuyor. Toplumsal ortam böyle çetin olunca bu rahatlık duygusu güven ihtiyacının yerine geçmiş. Saha çalışmamızda ortaya çıkan en çarpıcı verilerden biri televizyonun bu denklemdeki yeri. Araştırma örneklemimiz sosyal medya kullanıcılarından oluşuyor ve katılımcıların hepsi sosyal medyada haber takip ediyor. Yalan haberle herkes karşılaşıyor, herkes şikâyet ediyor. Habere güvensizlikse tüm odak gruplarda konuşulan ortak konu. Katılımcıların önemli bir bölümü emin olamadıkları zaman doğruluğunu anlamak için bir haberin televizyonda yayınlanıp yayınlanmadığına baktıkları söylediler. Sosyal medya ve dijital platformlarda yalan haberle karşılaşmak doğal olsa da bir televizyon kanalının uydurma bir haberi yayınlaması bu katılımcılara olası gelmiyordu. Sosyal medyada herkes istediğini yayabiliyorken televizyonun belli bir ağırlığı, kurumsal kimliği ve onu sınırlayan RTÜK gibi denetim mekanizmaları vardı. Bu öznelere göre, eğer bir haber televizyonda yayınlanıyorsa kolay kolay yalan olamazdı. Bu noktada bazı haber kanallarının ve gazetelerin güvenilirlik algıları da oldukça dikkat çekici. AKP seçmeni ve hükümet yanlısı olduğunu belirten bazı katılımcılar FOX TV’ye güven duymadıklarını ve bu kanalı karşı tarafın mecrası olarak gördüklerini ifade ettiler. Bu katılımcılar TRT ve NTV’yi ise tarafsız buluyorlar. Basılı mecralardan Hürriyet her kesimden katılımcının güvenilir bulduğu bir gazete olarak gündeme geldi. Muhalif bazı katılımcılar Sözcü, FOX, Halk TV gibi mecraları takip ettiklerini ama yüzde yüz güven duymadıklarını belirtirken bazıları da NTV ve Hürriyet’e güvendiklerini, özellikle bir haberin doğru olup olmadığını anlamak için oralara baktıklarını söylediler. Aynı şekilde Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil gibi bazı figürler güven timsali olarak takip ediliyor. A Haber AKP seçmenleri dahil her kesim için güvenilirliği sarsılmış bir mecra. Bazı katılımcılar A Haber’i takip etmelerine rağmen yayınlananları abartılı bulduklarını, zaman zaman “bu kadar da olmaz” dediklerini ifade ettiler. Bunlar işlenmesi, kodlanması, analiz edilmesi gereken ham izlenimler. Şu noktada doğrudan bir sonuç olarak paylaşabileceğim konu ise insanların kamusal alanda fikir beyan etmek, görüş paylaşmak, kendilerini açık etmekle ilgili duyduğu korku. Gerek odak gruplar gerekse derinlemesine görüşmeler esnasında araştırma özneleri haber paylaşımlarını sınırlandırdıklarını, paylaşım yapmaktan kaçındıklarını ifade ettiler. Neden sorusuna verilen yanıtlar genç bir katılımcının “Silivri soğuktur” ifadesinde özetlenebilir. Yaptığımız birebir görüşmelerde sosyal medya paylaşımları ya da kamusal alandaki eleştirel söylemleri nedeniyle yargılanan, hapse giren, sıkıntı yaşayan komşulardan, akrabalardan, tanıdıkların tanıdıklarından bahsedildi. Bu, medya pratiklerini ve medya söylemlerini korku ve endişenin ele geçirdiğinin göstergesidir. Odak gruplar esnasında karşılaştığımız bir başka gösterge, katılımcıların sohbet esnasında söyledikleri sözlerden anında endişe duymaları, sözlerinin kendilerini tehlikeye atabileceğine dair bir korku yaşamaları oldu. Bu korku, sözel performansların bayrak, şehitlik, vatan gibi ortak değer olduğu varsayılan ögelerle bezenmesiyle yatıştırılıyordu. Saha çalışmasında gündeme gelen diğer konulara şimdilik değinmeyeceğim. Mesela farklı sosyal medya platformlarında farklılaşan pratikler ve platformlara yönelik değişen algılar bizim için çarpıcıydı. Instagram’ın her kesim açısından haber takibinden alışverişe kadar kapsayıcı bir platform olarak yükselişi, ya da Twitter ve Facebook’a dair algıların yeni formu ile ilgili veriler oldukça ilginç. Tüm bunları bir arada tartışan bir rapor üzerine Çiğdem Bozdağ ile çalışmaya devam ediyoruz." Araştırma: İnsanlar neden sahte haberler paylaşıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/insanlar-neden-sahte-haberler-paylasiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Why People Post Fake News "" başlığıyla Vice tarafından 11 Mart 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sicilya’da gerçekleştirilen 2017 G7 Zirvesi haftasında bir BBC muhabiri, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni’nin konuşması sırasında çeviri kulaklığı takmadığını gösteren bir videoyu Twitter’da yayımladı . ABD’li bir yazar olan Yannick LeJacq, bu haberi sosyal medyada paylaşan binlerce kişiden biri olduğunu ve haberin yer aldığı, daha önce hiç duymadığı bir internet sitesine ait olan bağlantıyı Facebook’ta paylaştığını kabul etti. LeJacq’e göre bu paylaşımda vurgulanan nokta, Trump’ın, “diğer dünya liderlerinin konuşmaları için yapılan tercümeleri bile dinleme gayretini göstermemesiydi.” Söz konusu iddia bir gün sonra önce Beyaz Saray Basın Sözcüsü Sean Spicer ve ardından blog sitesi Gizmodo tarafından çürütüldü. Ortaya çıkan fotoğraflarda Başkanın oldukça küçük bir çeviri kulaklığını sağ kulağına takmış olduğu görülüyordu. Haberi sosyal medyaya yayan BBC muhabiri, konunun açıklığa kavuşturulmasından hemen sonra Twitter’da gereken düzeltmeyi yapsa da yayımladığı yeni tweeti pek ilgi görmedi ve yalnızca 167 kere retweetlendi. Oysaki ilk tweeti neredeyse 19 bin retweet almıştı (buna karşın iki tweet arasındaki farkı gösteren başka bir tweet bunun akabinde internette hızla yayıldı). LeJacq, haberin doğru olmadığını gönderiyi paylaştıktan kısa süre sonra fark ettiğini ve ardından, buna benzer bir gönderiyi Facebook’ta paylaşan bir arkadaşını “gönderinin sahte” olduğu konusunda uyardığını belirtti. Bununla birlikte kimse bu konuya aldırış ediyor gibi görünmüyordu. LeJacq konuyla ilgili şunu ifade etti: “Gerçeği öğrenen kullanıcılar adeta öfkelendi ve ‘Trump’ın bugüne kadar etrafındakileri defalarca dinlemediği ortada. Öyleyse bu haberi paylaşmanın ne zararı var?’ görüşünde birleşti.” İnternette yaptığımız paylaşımlar söz konusu olduğunda ampirik gerçekler ile duygusal gerçeklerimiz arasındaki çizgiyi ayırt etmek oldukça güç olabiliyor. Bu durum yanlış veya abartılı bilgiyi tanımlayamadığımız anlamına gelmiyor. Sadece sürekli bir şeyler paylaşıyoruz. Bir bakıma, bir haber yazısı yayımlamanın sevdiğiniz bir şarkıyı veya yeni dekore edilen mutfağınızın resmini paylaşmaktan ya da profilinizde bir yıldönümünü kutlamaktan pek bir farkı yok. İster takdir ettiğimiz bir siyasetçiye olan desteğimizi gösterelim, ister olumsuz tepki alan bir köşe yazarının yazısına ilişkin nefretimizi yansıtalım, aslında çevremizdekilere kim olduğumuzu bu küçük detaylarla gösteriyoruz. Kendimizi bu şekilde ifade etme ihtiyacı, bazen yaptığımız paylaşımların içeriği söz konusu olduğunda bizi körleştirebiliyor. Princeton Üniversitesi’nde siyaset ve kamu işleri alanında çalışan öğretim üyesi Andy Guess “Bana göre insanların internette sahte haberleri yayma sebebine ilişkin genel hipotezlerden biri, konunun insanları yanlış yönlendirmekle veya arkadaşınızla paylaşmak istediğiniz bir şey hakkında yanılgıya düşmekle ilgili olmamasıdır” diyor ve ekliyor “Bir gruba ait olduğunuza işaret ediyor ve ‘Sizden biriyim’ diyorsanız gerçeklerin hiçbir önemi yoktur.” Guess, insanların internette dezenformasyon u paylaşma nedenleri ve kurumların ve platformların dezenformasyon paylaşımının hızını kesmek için neler yapabileceği konusunda görüşüne başvurduğum akademisyenlerden biri. Bu arayışımdaysa yalnız değilim. Trump’ın 2016 seçimlerindeki zaferinden bu yana sahte haberlerin, bireylerin oy verme kararlarını ne ölçüde etkileyebileceği konusu gündemde. Trust Project (Güven Projesi) , Columbia Journalism Review ve New York Şehir Üniversitesi’nin bünyesinde bulunan Tow-Knight Center gibi kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalarda sahte haberlerin yayılmasını önlemek adına çeşitli taktikler geliştirilmiş durumda. Bunların arasında dezenformasyonun tesbiti ve insanlara, bu tür bilgileri kendi başlarına saptamaları için gereçler sağlama gibi çeşitli taktikler bulunuyor. Elde edilen sonuçlarınsa karışık olduğunu belirtmek mümkün. İlk bulguların bazıları pek de sürpriz değil: Guess ve New York Üniversitesi’nden iki araştırma görevlisi tarafından3 bin 500 Facebook kullanıcısının paylaşım davranışı üzerinde gerçekleştirilen yeni bir çalışmada 65 yaş ve üzeri olan kullanıcıların seçimlerden önce diğer yaş gruplarına göre daha fazla sahte haber paylaştığı saptandı. Bu bulgu siyasi parti bağlantısına, eğitime veya genel gönderi paylaşım aktivitelerine bakılmaksızın tutarlı nitelikteydi. Nitekim Guess, bu yaş grubunun daha düşük olan dijital okuryazarlık düzeyinin bu durumda etkili olabileceğine işaret ediyordu. Bütüne bakıldığındaysa elde edilen sonuç, aslında örneklemde yer alan birçok kişinin sahte haber paylaşmadığıydı. Çalışmada“sahte haber” denildiğinde başkanlık seçimleri yaklaşırken Makedon gençler ve Rusya merkezli içerik oluşturma birimleri tarafından hazırlanan birçok yanlış haber yazısından bahsedildiğini söylemek gerek. Ancak yine de “Obama, Ülke Genelindeki Okullarda Yurttaşlık Yeminini Yasaklayan Kararnameyi İmzalıyor” ve “Trump, ABD’yi Terk Etmek İsteyenlere Afrika ve Meksika’ya Bedava Bilet Veriyor” gibi haberler, Facebook’ta yayımlandıkları yıl yüzbinlerce kullanıcının ilgisini çekmişti. Bu doğrultuda insanların dezenformasyonu paylaştıkları ortada. Öyleyse neden? Araştırmacıların bu soruya kesin bir yanıtı olmamakla beraber bu konuyu aydınlatmanın birçok metodolojik zorluğu bulunuyor. Örneğin, akademisyenler bu tür haberleri beğenen, paylaşan veya bu haberlerin altına yorum yapan kullanıcılardan kaçının yazıları okuduklarına ilişkin verilere genellikle erişemiyor (Facebook, bağlantıya tıklama oranları hakkında bilgi vermiyor). Diğer bir taraftan sahte haberlerin seçim sonuçlarını etkileme olasılığı şöyle dursun, insanların iki yıl önce neye inanıp neye inanmadıklarını belirlemek hiç kolay değil. Bunun yanı sıra psikologlar hala, sahte haberlerin insanlar üzerindeki olası etkilerini kesin olarak belirlemeye çalışıyor. Yale Üniversitesi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen bir çalışmada , kullanıcılarının, işlerini internet üzerinden yaptırmak için çalışan temin edebildiği kitle kaynaklı bir platform olan Amazon Mechanical Turk’ten dahil edilen çalışma katılımcılarına sahte ve gerçek haber başlıkları gösterildi. Sahte haber başlıklarını önceden gören katılımcıların, söz konusu yazılar “Üçüncü Taraf Haber Doğrulayıcıları” tarafından reddedilmiş olmasına rağmen bu haber başlıklarını doğru olarak algıladıkları gözlemlendi. Çalışmanın araştırmacılarından biri olan ve aynı zamanda Kanada’daki Regina Üniversitesi’nde davranış bilimleri alanında öğretim görevlisi olarak görev yapan Gordon Pennycook, insanların neden sahte haberlere aldandığını inceleyen kapsamlı araştırmaları derledi. Pennycook, MIT’den David G. Rand ve Yale Üniversitesi’nden Tyrone D. Cannon üç araştırma çerçevesinde , Mechanical Turk kullanıcılarından oluşan bir grupta Bilişsel Yansıma Testinden daha yüksek puan alanların, bilginin değerlendirilmesinde içgüdüsel duygularına veya duygusal sezgilerine ağırlık veren bireylere göre yanlış haberleri daha iyi tespit ettikleri belirlendi. Ayrıca araştırmada daha “analitik” olan kişilerin, siyasi inançlarına bakılmaksızın doğru ve yanlış haberleri birbirinden daha iyi ayırt edebilmesi “araştırma zahmetine girmeden” düşünmenin partizan yanlılıklardan bile daha yıkıcı olduğunu gösterdi. Tabiki, dünya görüşümüze uygun olan bilgilere güvenme ihtimalimiz hala daha yüksek. “Size tamamen mantıklı gelen bir haber başlığı görürseniz o haber yazısında kafanızı karıştıracak bir öğe bulunmadığı için haberle ilgili detaylı düşünmezsiniz” diyor Pennycook ve ekliyor “Yalnızca başınızı sallayarak onaylar ve geçersiniz.” Dahası, yukarıda belirtilen Yale çalışmasında öne sürüldüğü üzere, dezenformasyona maruz kalmak o bilginin doğruluk düzeyine yönelik algımızı güçlendirebilir. Pennycook sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu, kişilerin okudukları şeyin doğru olduğuna her zaman inandığı anlamına gelmiyor. Bu durum sadece söz konusu inançlarını görece etkileyecektir ve bunun için dezenformasyona maruz kalmak yeterli.” Pennycook, bu yazı için görüştüğüm diğer araştırmacıların da belirttiği gibi, insanların sahte haberleri paylaşma nedenleri dikkate alındığında var olan araştırmaların büyük resmin yalnızca bir kısmını yansıttığının altını çiziyor. Kendisinin paylaşma ve inanma arasındaki ilişkiyi mercek altına alan ve henüz yayınlanmamış bazı çalışmaları da bulunuyor. Bir çalışmasında iki farklı gruba aynı haber başlıkları gösteriliyor ve bir gruba başlığını gördükleri haberlere inanıp inanmadıkları sorulurken diğer gruba bu haberleri paylaşıp paylaşmayacakları sorusu yöneltiliyor. Doğruluk değerlendirmesi yapmaları istenen katılımcılar, belirli haber yazılarını paylaşmaları istenen katılımcılara kıyasla şaşırtıcı bir biçimde, doğru ve yanlış haberler arasındaki ayrımı daha iyi yapıyorlar. “İnsanlara bir habere inanıp inanmadıklarını sorduğunuzda haberin doğru mu yanlış mı olduğunu belirleyebiliyorlar. Öte yandan bir haber paylaşacakları zaman o haberin doğruluğunu tespit etmede o kadar başarılı değiller. Paylaştıkları şeyler çoğunlukla siyasi ideolojilerine uygunlar. Paylaşmak sosyal bir olgu olduğu için bu aslında mantıklı duruyor. Sosyal medyada birey olarak ‘dışa yansıtmak istenilen’ gönderiler paylaşılıyor ve ne yazık ki bu esnada o gönderinin doğru veya yanlış olduğu hesaba katılmıyor“ diyor Pennycook elde ettiği bulgulardan bahsederken. Yaygın olarak paylaşılan yanlış haberlerin duygularımıza en çok hitap edenler arasından çıkması hiç şaşırtıcı değil. Twitter’da 2006 ile 2017 yılları arasında geniş çapta paylaşılan yaklaşık 126 bin gönderiyi kapsayan ve 2018 yılında MIT bünyesinde gerçekleştirilen bir analizde tartışmalı haber yazıları, altı farklı haber doğrulama sitesinden faydalanılarak “doğru” veya “yanlış” olarak sınıflandırıldı ve ardından bu yazıların yayılma şeklini belirlemek için kullanıcının paylaşım davranışına ilişkin görseller oluşturuldu. “Tartışmalı yanlış haberlerin doğru haberlere nazaran daha hızlı yayıldığını ve daha fazla kişiye ulaştığını saptadık” diyor çalışmayı hazırlayan ekipten Soroush Vosoughi. Analize göre, doğru haberin bin 500 kişiye ulaşma süresi, yanlış haberin ulaşma süresinin neredeyse altı katıydı ve yanlış haberler içinde en hızlı yayılanlar siyasi haberlerdi. Siyasi haberlerin yaklaşık 20 bin kişiye ulaşması için geçen zaman, diğer haber türlerinin 10 bin kişiye ulaşması için gereken zamanın neredeyse üçte biri kadardı. Dartmouth College’da bilgisayar bilimleri alanında öğretim görevlisi olan Vosoughi ile meslektaşlarının elde ettiği bir diğer bulgu ise şöyle: Twitter kullanıcılarının hızla yayılan haber gönderilerine verdikleri yanıtlara bakıldığında kullanıcıların yanlış haberlere şaşırma ve bu haberlere karşı bıkkınlık hissetme ihtimali doğru haberlere göre daha yüksekti. “Bir haber yazısının internette hızla yayılma nedenini özellikle araştırmasak da yanlış haberlerin gerçek haberlerden daha tuhaf (ve daha şaşırtıcı) olduğunu gördük” diyor Vosoughi ve ekliyor “Bunun yanı sıra yanlış haberlere genellikle çok daha olumsuz ve duygusal tepkiler verildiğini tespit ettik.” Vosoughi, araştırma kapsamının dışında olduğu için şaşırtıcı ve rahatsız edici yanlış haberlerin neden bu kadar çok kişi tarafından paylaşıldığına dair yorum yapmak istemedi. Buna rağmen bir araştırma paneli olan Gallup Paneli’nin bin 440 üyesinin katıldığı, yakın zamanda gerçekleştirilen Gallup/Knight Vakfı anketinde en az bir kere yanlış haber paylaştığını kabul eden katılımcılar (anket yapılan Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 32’si, Demokratların ise yüzde 14’ü) gönderinin yanlışlığına dikkat çekmek istemeleri (yüzde 84) ve ilgili gönderinin yanlışlığından şüphelenmelerine rağmen doğru olabileceğine inanmaları (yüzde 34) dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı paylaşımda bulunduklarını belirttiler. Ne yazık ki katılımcıların yüzde 25’i mezenformasyon olduğundan kuşkulandıkları gönderileri, yaymak istedikleri için paylaştıklarını ifade ederken yüzde 21’i “gönderiyi okuyan kullanıcıları sinirlendirmek veya rahatsız etmek” amacıyla paylaştıklarını belirtti. Paylaşma olgusunu daha da karmaşıklaştıran bir diğer şey ise Amerikalıların hala “sahte haber”in ne olduğu konusunda uzlaşmamış oluşu. 2018 yılında gerçekleştirilen ve 19 binden fazla yetişkinin katıldığı Gallup/Knight Vakfı anketinde katılımcıların çoğu sınıflandırma yaparken “insanlar yanlış bilgiyi bilerek, doğruymuş gibi gösteriyor” ifadesine “daima” (yüzde 48) veya “bazen” (yüzde 46) şeklinde yanıt verdi. Bununla birlikte birçok Amerikalı “siyasetçileri olumsuz yansıtan doğru haberlerin” de bir dereceye kadar sahte haber olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. Ayrıca 10 Cumhuriyetçiden 4’ü bu tür bilgilerin “daima” sahte haber olduğunu belirtmesi Trump’ın kişisel olarak kötüleyici bulduğu tüm haberler için “sahte haber” kullanımına başvurmasını anımsattı. Yapılan araştırmada muhafazakarların ağırlıklı olarak sahte haberleri liberallere göre daha sık paylaştığı belirtilirken bunda, muhafazakarların haberlere yönelik genel anlayışlarının mı veya istatistiki olarak da ortaya koyulduğu üzere muhafazakarların ana akım medyaya daha az güven duymalarının mı ya da tamamen başka bir etkenin mi etkili olduğunu söylemek oldukça zor. Haberleri yayımlayan taraflar, muhafazakar sahte haberlerin daha fazla ilgi gördüğünü ortaya çıkardığı halde bunun yanıtı belki de, sosyal medyaya yayılan muhafazakar eğilimli sahte haber yazılarının liberal yazılara göre sayıca üstün olması olabilir. Hakikatin yorumlamaya giderek daha açık hale geldiği bir dünyada, gerçeklik kılıfına uydurulan yanlış haberlere odaklanmak, bize “İnsanlar neden dezenformasyonu paylaşıyor?” sorusunun yanıtlarından yalnızca birini veriyor. North Carolina Üniversitesi’nda iletişim alanında öğretim görevlisi olarak görev yapan Alice E. Marwick, dezenformasyonun internetteki birçok halini (YouTube videoları, podcastler, “Göçmenler ülkenizi istila ediyor” gibi üstü kapalı ifadeleri tiye alan internet geyikleri vs.) vurguluyor. Marwick, ABD’deki aşırı sağcıların ırkçı, yabancı düşmanı ve Yahudi aleyhtarı düşünceyi canlandırmak amacıyla interneti nasıl kullandıklarına dair çalışmalar yapıyor ve siyasi dezenformasyonu, temelinin dayandığı daha geniş çaplı ve taraflı söylemler bağlamında dikkate almanın önem taşıdığını ifade ediyor. Marwick 2016’da gündeme gelen dikkat çekici bir haber başlığını örnek veriyor: “Polis, Derin Dondurucularda Üzerlerine ‘Siyahların Hayatı Önemlidir’ Yazısı Kazınmış 19 Beyaz Kadın Cesedi Buldu.” Marvick sözlerine şöyle devam ediyor: “Açıkça görüldüğü gibi bu ırkçı ve sahte bir haber. Yüzyıllardır süregelen, beyazların üstünlüğünü destekleyen ve ırkçı bir kinaye kullanılıyor. Aynı zamanda “Siyahların Hayatı Önemlidir” ifadesini tehlikeli bir terör örgütünün sloganıymış gibi gösteriyor. Bu da FOX News’un ısrarla üzerinde durduğu ve muhafazakarların genel olarak konuştuğu bir konu.” Diğer bir deyişle internette dezenformasyonu paylaşma, insanların önceden var olan değerlerine ve inançlarına, daha kapsamlı bir medya ortamında halihazırda açıklanan fikirlerine dikkat çekme arzularının bir ürünü olabilir. Georgetown Law Technology Review ’da yakın zamanda yayımlanan bir makalesinde, Marwick seçkin bir haber doğrulama kuruluşu olan Snopes.com’da 2018 yılının Mart ayında yayımlanan “Hot 50” listesinin yanı sıra BuzzFeed tarafından, Facebook’ta 2016 ile 2017 yıllarında en yaygın olarak paylaşıldığı saptanan 100 sahte haber yazısını mercek altına aldı. Bunlardan kaçının “deep story” olduğunu tespit etti. “Deep story” sosyolog Arlie Hochschild tarafından geliştirilmiş, farklı partizan ideolojileri güçlendiren anlatı ve varsayımları kapsayan bir kavram. Marwick, muhafazakar medyaya en fazla nüfuz eden “deep story” örneklerinin (ör. “Kentlerde yaşayan liberallerin kırsalda yaşayan muhafazakarları hor gördüğü” inanışı) nerede yayımlandıklarını belirledikten sonra sağ görüşlü popüler sahte haber yazılarının bu sohbet noktalarından “oldukça intizamlı” bir biçimde yayıldığını ortaya çıkardı. “Muhafazakar sahte haberler, ana akım partizan medya üzerinde varlığını sürdürüyor. Aynı kinayeler ve düşünceler bu şekilde güçlendiriliyor” diyor Marwick. Marwick’in yaptığı tespitler, dezenformasyon insanların “duygusal gerçekleri”, dünya görüşlerinden hali hazırda bahsettikleri hikayeleri, algıladıkları “düşmanlar” ve bilgiyi paylaştıkları “dış gruplar”la uyumlu olduğunda o bilginin paylaşılma ihtimalinin daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Dezenformasyonun, bireylerin mevcut siyasi inançlarını tamamen yeniden değerlendirmelerine neden olabileceğine ilişkin güvenilir kanıt, henüz yetersizken Princeton’da siyaset bilimi profesörü olan Guess araştırmasında, sahte haberlerin insanların süregelen kızgınlıklarını besleyip beslemediğini saptadığını ifade ediyor. “Sanırım insanlar, internette yayılan mezenformasyon ile kutuplaşma, özellikle insanların kendi gruplarının veya partilerinin dışında kalan kişilerden hoşlanmadığı, kutuplaşmanın duygusal öğesi arasında bir ilişki olduğunu fark ediyorlar,” diyor Guess. Sonuç olarak, başkalarına kim olduğumuzu göstermek için paylaştığımız yazıların yanı sıra onlara ait olmadığımız dünyayı da gösteriyoruz. Çok sayıdaki taraflı yanlış haber, ilgili grubun dışındaki kişilere olan öfkemizi artırmaya yönelik tasarlandığı için bu haberler, karşı tarafla diyalog kurmanın kesinlikle imkansız olduğu bir ortamın oluşmasını kolaylaştırabilir. Özellikle bizi en çok öfkelendiren gazete başlıklarına göre hareket edersek yanlış haberlerle hedeflenen düşünceler kelimenin tam manasıyla insanlığın ve nezaketin sonunu beraberinde getirebilir. Kimine göreyse, bu haberler tamamen farklı olgularla işliyor gibi görünüyor. İnternette yer alan partizan dezenformasyon konusunda duyulan endişeler, 2016 seçiminden sonra iyice arttığı için haber doğrulama amacı güden gruplar dışındaki topluluklar da yanlış haberlerin yayılmasını önlemeye yönelik çeşitli stratejiler buldu. Bunlardan bazılarını Guess’in “talep tarafının” çözümleri olarak adlandırdığı ve yaygın dijital okuryazarlık eğitim ihtiyacının vurgulandığı, böylece internet kullanıcılarının tartışmaya açık haber öğelerini paylaşmaya karar vermeden önce bu öğeleri tanımlayabildiği stratejiler oluşturuyor. Bu amaçla Fransa, lise seviyesindeki dijital okuryazarlık müfredatını kamuya tanıtmaya başladı. Avrupa Birliği , Birleşik Krallık , ABD’nin bazı eyaletleri ve News Literacy Project gibi ABD merkezli kar amacı gütmeyen kuruluşlar benzeri girişimleri yakından inceliyor. Bununla birlikte bu yazı için görüşülen akademisyenler ABD’nin “arz” tarafının çözümlerine kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyduğunun ve bu çözümlerden birçoğunun sahte haberlerin hızla yayılmasını sağlayan sosyal medya platformlarına bağlı olduğunun altını çizdiler. Örneğin, Facebook 2016 yılından bu yana, defalarca yanlış haberleri yayımlayan sitelerin reklam geliri elde etmelerinin önlenmesi ve sorunlu gönderilerin gerçeklere dayalı olarak saptanması ve haberler bölümünde alt sıralara konumlandırılması için üçüncü taraf haber doğrulayıcılarıyla işbirliği yapılması dahil olmak üzere dezenformasyon karşıtı bazı girişimleri uygulamaya koyuyor. Facebook’un söz konusu ikinci girişimi kimi zaman sıkıntılı olsa da (Üçüncü taraf haber doğrulayıcısı Snopes, Şubat ayının başında Facebook’la olan işbirliğini iptal etti ) platformun bu çalışmaları verimli sonuçlar veriyor. New York Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi’nde çalışan araştırmacılar tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışmada platformdaki yanlış haber yazılarına ilişkin beğenilerin, paylaşımların ve yorumların son başkanlık seçimleri ile 2018 yılının Temmuz ayı arasındaki dönemde yüzde 50’den fazla oranda azaldığı saptandı. Buna karşın platformda bir ayda paylaşılan sahte gönderi sayısının ortalama 70 milyon olduğu belirlendi. Guess’e göre internetteki dezenformasyon sorunun kısa sürede ortadan kalkması pek mümkün değil. Sosyal medya platformları yanlış haber yazılarına son verse bile gelişen teknolojiyle beraber gerçekten uzak yeni haber türleri ortaya çıkabilir. “İnternette karşılarına çıkanlara karşı şüpheci yaklaşım geliştirme konusunda daha az deneyimi olan kişiler daima olacaktır” diyor Guess. Yani, sorunu hafifletmeye çabalayan platformların çözüm arayışında kararlı olmaları gerekecek. Aksi takdirde, çok sayıda çelişkili bilgiye maruz kalacağı için hangi kaynaklara güvenebileceği konusunda kullanıcının kafası karışacak ve bir süre sonra kullanıcı siyasi sistemi tamamen yok saymaya başlayacak. “Bunun daha büyük bir tehlike olduğunu düşünüyorum,” diyor Guess. “Mesele, bir kişinin belirli bir siyasi öneriye yönelik mevcut bir yaklaşım konusunda yanlış yönlendirilecek olması veya gerçekte meydana gelmemiş bir olayın meydana geldiğini düşünecek olması değil. Mesele, insanların kendilerine dışarıdan bakamadıkları ve makul yanıtın çabalamayı durdurmak olduğunu hissettikleri internetteki bir kakofoni ortamının toplu etkisinden ibaret.” Hepimizin internetteki bu karışıklığa etkin olarak katkı sağladığımızın bilincinde olmadan interneti kullanmamız zor görünüyor. LeJacq tarafından tanımlandığı gibi sadece doğru olduğu(nu hissettiğimiz) için tartışmalı bir haber başlığını paylaşırken kendimizi ifade etme arzusu karşısında gerçeğin bile önem taşıyıp taşımadığı net olmayabilir. Tabiki LeJacq gibi yayınladığımız gönderileri iki kere kontrol etmeye yönelik iyi niyetli çaba gösterebilir ve hata yaptığımızda yanlışlarımızı kabul edebiliriz. Diğer bir taraftan bunu yapsak bile kaç kişinin bizi dinleyeceğini bilemeyiz." Araştırma: Bir arz-talep sorunu olarak yanlış bilgi #1,https://teyit.org/teyitpedia/bir-arz-talep-sorunu-olarak-yanlis-bilgi-1,"*Bu içerik ilk kez "" Misinformation is a problem of supply and demand "" başlığıyla Defusing Dİs.info t arafından 25 Mart 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Günümüzde yaşanan yanlış bilgi krizinde bizi çözüme götürecek olan önemli bir noktayı göz ardı ediyoruz: Arz-talep denkleminin talep tarafı. Sayısı giderek artan sahte “haberlere”, propagandalara ve bilgi ekosistemi ni kirleten başka yalanlara ilişkin arzın nitelikli taleplerle dengelenmesi gerekiyor. Bu da, gerçek ile düzmece arasındaki ayrımı bilmek, sorumluluğumuzun bilincinde olarak paylaşım yapmak vb. yöntemleri karşımıza çıkarıyor. Trollerin, dezenformasyon un ve diğer manipülasyonların damgasını vurduğu 2016 yılındaki başkanlık seçimlerinin ardından ABD halkının bu durumun ne kadar tehlikeli bir hal aldığını geç de olsa fark etmesinden bu yana iki yılı aşkın bir süre geçti. O tarihten beri, konuşulanların ve mevcut kaynakların çoğu yukarıda bahsedilen yanlış bilgi arzıyla ilgili çözümler bulmaya odaklanıyor. Örneğin, popülerliği artan haber doğrulama platformları, uçsuz bucaksız olarak nitelendirilebilecek dijital bilgi dünyasında okuduklarımızın, izlediklerimizin ve dinlediklerimizin kalitesini iyileştirmeyi ve yanlış bilgi sağlayıcılarının saf bir kitleyi aldatmalarını önlemeyi amaçlıyor. Bir yanlış bilgi türü olan aşı karşıtı propaganda, bu durumun ne kadar kötü olabileceğini gösteriyor. Salgınlar öyle bir boyuta ulaştı ki Dünya Sağlık Örgütü “aşı karşıtlığı”nı küresel sağlığa yönelik 10 tehdit arasında değerlendirmeye başladı. Kimse arz kalitesinin iyileştirilmesine karşı çıkamaz (veya en azından çıkmamalı). Bu husus özellikle son yıllarda düşüşe geçen gazetecilik alanında kendini gösteriyor. Genel olarak bakıldığında çoğu gazeteci yaklaşan tehlikeyi halen kavrayamamış durumda. Öte yandan arz kalitesini nas ı l iyileştireceğimiz konusu iyileştirmeye duyulan ihtiyaç kadar net değil. Kuşkusuz ki kendimizi de geliştirmemiz gerekiyor. Bu zorunluluk siz, biz, ailelerimiz, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız dahil olmak üzere hepimiz için geçerli. Herkes doğrulama yanlılığı ndan muzdarip. İnsanlar çoğunlukla yanlış bilgiye, gerçeklerin kendilerine sunulmasının ardından, daha da körü körüne inanmayı sürdürüyor. Doğrulama yanlılığına meyilli olduğumuzu kabullenebilirsek kendimizi bu olumsuzluktan arındırabiliriz. Kendi yarattığımız filtre balonlarından dışarı çıkmak bizim elimizde. Kendimizi inandığımız varsayımları çürütebilecek bilgileri aramak üzere eğitebiliriz. Talebi iyileştirmek birçok anlam ifade ediyor. En önemlisi medyanın çalışma mekanizmasına ilişkin daha akılcı ve yoğun bir anlayış kazandırmak. Talebi iyileştirmek için insanlara şüpheci bir yaklaşımı öğretirken neye güvenmemeleri gerektiğinden ziyade neye güveneceklerine karar vermeleri sağlanabilir ve doğruyu yanlıştan ayırt etme becerileri geliştirilebilir. Bu meselenin özünde “yavaş haber” tüketimini, paylaşımını ve yaratımını esas alan bir kültürün geliştirilmesi gerekliliği yatıyor. Bilgi pazarının talep tarafı en geniş anlamıyla “medya okuryazarlığı” olarak adlandırılıyor. Ulusal Medya Okuryazarlığı Eğitimi Derneği, medya okuryazarlığını “tüm iletişim yollarını kullanarak medya mesajlarına erişme ve bu mesajları analiz etme, değerlendirme, oluşturma ve etkileme becerisi” olarak tanımlıyor . (Analiz etme ve değerlendirme “anlama”yı sağlar.) Medya okuryazarlığının bir alt dalı olan haber okuryazarlığı bu becerileri, iklim değişiminin inkarından ABD başkanının ve takipçilerinin siyaset ve medya platformlarındaki yalanlarına kadar ülkeye özgü konulara ilişkin yanlış bilginin yaygın olduğu yerlerde haber ekosistemine uyguluyor. Bir kişinin okuryazar olması için gereken becerileri ve tutumları tanımlamanın farklı bir yolu da “ haber yetkinliği ” terimini kullanmak. Eleştirel düşünce, talebi iyileştirmenin temelini oluştursa da kendi başına yeterli değil. Data & Society isimli araştırma kuruluşunun ve diğer kurumların gözlemlediği gibi yalnızca insanlara her şeye inanmamaları gerektiğini öğretirsek yalan olma ihtimali taşıyan son derece etkileyici hikayeler anlatan düzenbazların ekmeğine yağ sürebiliriz. Sadece asılsız bilgilerden şüphelenmek yeterli olmuyor: insanlara nitelikli bilgiye nasıl ulaşacaklarını göstermemiz gerekiyor. Yukarıda bahsedilen beceriler (yakın zamanda yürütülen çalışmalar yanlış bilginin en çok, yaşça daha büyük olan ve daha muhafazakar kişiler tarafından paylaşıldığını ileri sürse de), toplumun her kesiminde ve her yaş grubunda daha da geliştirilmeli. Tüm bu adımlar gerektiği gibi atılmalı. En etkili alanlardan üçü bu konuda öncelikli roller üstlenebilir. Bunlardan ikisini uzun süredir tanıyoruz: Eğitim ve medya. Üçüncüsü ise diğerlerine göre daha yeni: Teknoloji platformları. Eğitim, bu kapsamda yeterli olmasa da birtakım girişimlerin uygulandığı bir alan. Medya ve haber okuryazarlığı topluluklarının takdire şayan çabalarına (eğitimci Mike Caulfield öncülüğünde yürütülen bir proje gelecek vaat ediyor) rağmen öğretilenler henüz başarılı sonuçlar vermediği için eğitimin ne yazık ki “sınırlı” bir rolü olduğu görülüyor. Robert Kubey tarafından yayımlanan makaleye benzer akademik araştırmalar medya eğitiminin gelişimini önleyen birçok engelden bahsediyor. Bu yazıda ise farklı bir engel üzerinde duruyoruz: Bu çalışmanın amacı eleştirel düşünceyi aşılamak, bu nedenle eleştirel düşüncenin bilime karşı “şüphecilik” olarak (örneğin iklim değişikliğini inkar etme veya aşı karşıtı hareket) vücut bulduğu topluluklarda ve okullarda başarılı olma şansı bulunmuyor. Haber Okuryazarlığı Projesi , lise öğrencilerine yeni beceriler kazandırmayı hedefliyor. Çalışmalarına on yıldır pek dikkat çekmeden devam eden proje, yakın zamanda ilgi çekmeye başladı ve Facebook’un da içinde bulunduğu birçok bağışçının önemli ölçüde mali desteğini aldı. Proje çerçevesinde verilen “ Checkology ” isimli online dersin başarı potansiyeli, proje kapsamında başlangıçta geliştirilen gazetecilerin bir defaya mahsus olmak üzere sınıflara dahil edildiği yönteme göre çok daha yüksek. Kolej seviyesinde Stony Brook Üniversitesi’nin Haber Okuryazarlığı Merkezi lider konumunda ve merkezin ders materyalleri başka üniversitelerde kullanılıyor. Bunun yanı sıra Arizona Eyalet Üniversitesi’nin Walter Cronkite Gazetecilik ve Kitle İletişim Okulu bünyesinde News Co/Lab isimli bir proje uygulanıyor. Tek seferde 100 ile 200 öğrencinin katıldığı ve dijital medya okuryazarlığı hakkında online bir ders veriliyor. Birkaç yıl önce binlerce kişinin kayıt yaptırdığı ve dahil olduğu büyük çaplı bir açık online ders (MOOC) sunuldu. Bu uygulama her ne kadar faydalı olsa da istenilen ölçekte değildi, çünkü yukarıda anılan ilkelerin milyonlarca bireye ulaşması gerekiyor. Ders ve MOOC materyalleri, News Co/Lab projesinden Dan Gilmor’un Mediactive isimli kitabını baz alıyor. Dersle ilgili tüm bilgiler internetten indirilebilir. [Editörün Notu: Dezenformasyonla mücadele etmek üzere yürütülen Defusing Disinfo isimli projeye katkı sunan isimlerden biri olan Claire Wardle, Nisan ayında internette yanlış bilgi tespitine ilişkin bir MOCC ders veriyor.] Geleneksel eğitimde belirli bir büyüklüğe ulaşmanın tek yolu yetkilerle hareket etmekten geçiyor. Eğitim ağırlıklı olarak eyalet yönetimlerinin ve yerel yönetimlerin kontrolü altında olduğu için ne yazık ki kutuplaşan ABD Kongresi’nin eğitim konusuna hemen müdahale etmeyeceği düşünülüyor. 2018 yılında ABD’nin en büyük eyaleti olan Kaliforniya'da okullara medya okuryazarlığını taşımayı amaçlayan bir kanun yürürlüğe girdi. Bu kanunun çıkarılmasında Stanford Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Sam Wineburg’un önemli etkisi oldu. “Meclis üyelerinin medya okuryazarlığı hakkında bir adım atılmasına ilişkin görüşlerini paylaşıyorum. Endişelendiğim konu, kendilerinin sunacakları çözüm önerilerinin sorunu çözmekten ziyade daha da şiddetlendirme ihtimali” diyor Wineburg . Öte yandan başka bir konu karşımıza çıkıyor: Birbiriyle kesişen, ancak savunucularının işbirliği yapmak yerine rekabet etme eğiliminde olduğu büyük bir “okuryazar topluluğu”. News Co/Lab’ın kurucu ortağı Eric Newton bu grubu matruşkalara benzetiyor : “En dıştaki ve en büyük bebek, çeşitli simgelerle temsil edilen konuları anlama becerisini ifade eden temel okuryazarlık. Bir tık içeride, her türlü bilgiye ulaşabilen bilgi okuryazarlığı karşımıza çıkıyor. Bunu, dijital içeriğin kısa sürede artmasıyla beraber hızlı bir yükseliş gösteren ve yeni bir kavram olan dijital okuryazarlık izliyor. Dijital okuryazarlığı ise sırasıyla medyadaki kurmaca olmayan güncel konuları kavrama becerisine dayalı medya okuryazarlığı ve ardından haber okuryazarlığı takip ediyor. Tam ortada yer alanları ise konuya özgü okuryazarlıklar (örneğin ülke okuryazarlığı ve sağlık okuryazarlığı) oluşturuyor.” Eric’in belirttiği gibi “içinde bulunduğumuz dijital çağda haber ve bilgileri bulma, anlama, etkileme ve oluşturmaya ilişkin temel ilkeleri özümsemek” için herkesin zaman kaybetmeden kolektif olarak çalışması gerekiyor. Birkaç eyalette, okullarda “yurttaşlık bilgisi” olarak bilinen dersin modern bir versiyonunu okutuluyor. Bu dersin öğelerinin biri eleştirel düşünce ve aslına bakılırsa özünde medya okuryazarlığı. Ancak bu konu daima işlenmiyor. ABD Kongresi bahsedilen okuryazarlık tiplerine ilişkin eğitimi zorunlu kılmaya çalışsa bile Beyaz Saray’ın, gazeteciliği hor gören düzenbaz kişilerin kontrolünde olduğunu unutmamak gerek. Bu kişilerin partizan bir tutumla gerçeği ortadan kaldırmaya ilişkin yoğun çalışmaları tehlikeli bir durumun su yüzüne çıkmasını sağladı: Haber yayın organlarını beğenmeyen kişilerin sahte haberlere inanma ihtimali daha yüksek . Bu, News Co/Lab ile Teksas Üniversitesi Medya Katılım Merkezi’ndeki araştırmacıların beraber yürüttüğü bir çalışmada elde edilen bulgulardan yalnızca biri. Çalışma 2018 yılının Kasım ayında yayımlandı (PDF’in tamamına buradan ulaşılabilir) . Trump’ın yalana dayalı yönetimi göz önünde bulundurulduğunda bu becerileri kazandırmaya ilişkin federal çalışmalar yapma düşüncesi, en azından yakın gelecek için anlamsız görünüyor. Ne var ki ABD dışındaki bazı ülkelerde ümit verici gelişmeler yaşanıyor. Örneğin, Almanya gençlerin dijital okuryazar olmalarını şart koşuyor. Tabii ki bu gelişme, yanlış bilgiyle hedeflenen siyasi kutuplaşmayı ve halkı kandırmayı durdurabilmiş değil. Bu evrensel bir sorun." Facebook yanlış bilgi karşıtı politikalarında değişikliğe gidiyor,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-yanlis-bilgi-karsiti-politikalarinda-degisiklige-gidiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Facebook announces sweeping changes to its anti-misinformation policies "" başlığıyla Poynter tarafından 10 Nisan 2019 tarihinde yayınlanmış ve Özge Çakır tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Facebook yılın ikinci çeyreğine, platformun yanlış bilgilendirme ile mücadele yöntemlerine ilişkin değişiklikleri duyurarak başlıyor. Facebook, 10 Nisan 2019 Çarşamba günü platformda yayılan yanlış bilgiler içeren haber, görsel ve videolarla mücadele etmek için atılan pek çok yeni adımı ve değişiklikleri duyurduğu yaklaşık 2 bin kelimelik bir metni Poynter ile paylaştı. Yapılan değişikliklerden bazıları şu şekilde: Facebook sözcüsü Mari Melguizo, Poynter'a gönderdiği bir e-postada “Gündemimizde, çok sayıda ürün güncellemesine karşın bir-iki temel değişime gitmek var.” dedi. “Bu çabalar, insanları güvende tutmaya ve uygulamalarımız aracılığıyla aktarılan bilgilerin doğruluğunu korumaya odaklanıyor.” Bu temel değişimlerin her birinin yanlış bilginin yayılması ile mücadeledeki rolü, gazeteciler, akademisyenler ve teknoloji uzmanları tarafından sağlanan arkaplan bilgisiyle ve her bir alt başlığa ilişkin ek okumalarla okuyucuya sunuluyor. Facebook’un blog yazısının tamamına buradan erişebilirsiniz. Facebook’un duyurduğu en büyük değişikliklerden biri, art arda yanlış bilgiler içeren haber, resim ve videoları yayan grupların erişimini azaltmaya başlayacağıydı. Facebook’un bilgi bütünlüğünden sorumlu başkan yardımcısı Guy Rosen ve haber akışının bütünlüğünden sorumlu Tessa Lyons, “Bir gruptaki insanlar bağımsız doğruluk denetleme platformları tarafından yanlış olarak değerlendirilen bir içeriği art arda paylaştıklarında, bu grubun içeriklerinin genel haber akışındaki dağılımını azaltacağız.” dedi. Sosyal medya devi, geçtiğimiz birkaç ay boyunca, pek çoğu gruplarda tartışılmaya başlanan ve platformun geri kalanına hızla yayılan aşı karşıtı komplo teorileri nedeniyle eleştirilere maruz kalmıştı . Hem medya baskısı hem de Amerikalı politikacılardan gelen baskılar sonucu şirket, Mart 2019 başında aşı karşıtı propagandaların yayılmasını frenlemeye ilişkin bir planın ana hatlarını kamuoyuyla paylaştı . Bu plan dahilinde Facebook, aşı karşıtı yanlış bilginin paylaşıldığı grupların öneriler algoritmasından kaldırılacağını duyurmuştu. Bu önlem söz konusu grupların platformdan tamamen kaldırılması anlamına gelmiyordu. Ancak Facebook bu grupların yanlış içerikleri yayma konusunda oynayabileceği rolü kabullenmiş oldu. BuzzFeed News, Mart 2018’de, platformun “spamler, sahte haberler, komplo teorileri, sağlıkla ilgili yanlış bilgiler, taciz, hackleme, trolleme, dolandırıcılık ve diğer tehditler için biçilmiş kaftan hâline geldiğini” yazmıştı . Peki ama neden? Güvenlik alanında araştırmalar yürüten Renee DiResta, BuzzFeed’e yaptığı açıklamada, “Propaganda ve yanlış bilgi yaymak isteyenlerin büyük bir kitleye ihtiyaçları var ve Facebook grupları onlara bu kitleyi hazır hâlde sunuyor” dedi. “İlgili gruplara katılıp rahatlıkla paylaşım yapabildiğinizde, iletinizi yaymak için bir reklam kampanyası başlatmanıza gerek kalmıyor.” Şirket, haber akışında yanlış içeriklerin yayılmasını önlemek amacıyla bazı önlemler almış olsa da, çarşamba gününe kadar, gruplar özelinde yanlış bilgi ile mücadele adına somut bir adım atmamıştı. Gruplar üzerinde çalışan eski bir Facebook çalışanı, Ocak ayında Poynter'e “ Yanlış haber, yanlış bilgi, her neyse, bunlardan kurtulmak için somut herhangi bir çaba sarf edilmedi” dedi. “Durum çok daha kötü, çünkü yanlış bilgi ve sahte içerik haber akışında kalıyor ve orada saklanıyor… Bu en az yanlış bilgi üreten bir makine kadar kötü.” Facebook gruplarından sorumlu şirket sözcüsü Leonard Lam, Poynter'e haber akışı ve benzeri ürünler özelinde uygulanan yanlış bilgi karşıtı politikalarının tüm platform için geçerli olduğunu söyledi. Bu demek oluyor ki, Facebook ile partnerliği süren teyit siteleri tarafından yanlış ya da sakıncalı olduğu ortaya çıkarılan içerik, görsel ve videolar, ilgili platformlar tarafından sakıncalı olarak işaretlenmiş biçimde görüntülenebilecek. Bu durum gruplar için de geçerli olacak. Bu işaretler aynı zamanda hangi grupların yanlış bilgiyi tekrar tekrar yaydığını anlamada kullanılacak, ki bu Facebook’un gruplarda yanlış bilgilendirme ile mücadele özelinde attığı ilk adımlardan biri. Çarşamba günkü açıklamada dikkat çeken bir diğer nokta ise, Facebook’un dünya genelinde doğruluk kontrolü platformları ile yürütülen işbirliği ve çalışmaları genişleteceğini duyurması. Bunun, şirketin platformdaki yanlış bilgi ile mücadele etmek adına attığı adımlardan en göze çarpanı olduğu söylenebilir. Facebook, Aralık 2016'da PolitiFact, Snopes ve Factcheck.org gibi Amerikalı teyit organizasyonları ile işbirliği yaptığı programı başlattı. Amaç platformdaki yanlış haberleri tanımlamak, ortaya çıkarmak ve erişimini azaltmaktı. Bir içerik yanlış olarak işaretlendiğinde, haber akışında içeriğin erişimi azalır ve teyitçilerin kontrol listesine eklenir. (Açıklama: Projeye katılmak için Poynter’ın Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın İlkeler Kılavuzu'nun altına imza atmış olmak zorunludur.) O günden bugüne, Facebook teyit organizasyonları ile işbirliğini, bu organizasyonlara yanıltıcı görselleri ve videoları ortaya çıkarma konusunda da yetki vererek genişletti . Söz konusu işbirliği, dünya çapında 23 dilde yazılmış 47 proje ile daha da büyüdü . Snopes ve CBS gibi projeler farklı sebeplerden dolayı işbirliğini sonlandırsa da, Associated Press gibi haber ajansları ortaklığa bağlılıklarını sürdürüyor. Yanlış bilgi karşıtı yeni bir özellik, bu ortaklığı desteklemeye yardımcı olabilir. Rosen ve Lyons, hazırladıkları blog yazısında “ Dünya çapında yeterli sayıda profesyonel teyitçi bulunmuyor ve tüm iyi gazetecilik örneklerinde olduğu gibi teyit işi zaman alıyor” diyor ve ekliyor “Onların çalışmalarını desteklemek adına umut vaat eden, 2017’den beri üzerinde çalıştığımız bir fikir, Facebook kullanıcılarından oluşan grupların sürece dahil olması ile, yanlış bilgi içerdiği düşünülen içeriklerin gazetecilere özgü araçlar kullanılarak incelenmesini, kanıtlarla desteklenmesini ya da aksinin ispatını içeriyor.” Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg, ilk kez öne sürdükten neredeyse bir yıl sonra, Şubat 2019’da paylaştığı bir Facebook videosunda bu fikri yeniden gündeme getirdi. Fakat fikir gazeteciler arasında pek popüler değildi , çünkü birçoğu, sıradan Facebook kullanıcılarının haber kaynaklarının güvenilirliğini değerlendirirken yanlılıklarını bir kenara koyamayacaklarını düşünüyordu. Ancak Şubat 2018'de yayınlanan yeni bir çalışmanın sonuçları bunun aksini iddia ediyor. David Rand, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde doçent doktor olarak çalışıyor ve “Söz konusu ana akım medya ve haber kaynakları olduğunda, insanlar arasında ciddi fikir farklılıkları var. Ancak bulgularımıza göre, demokrat, cumhuriyetçi ya da profesyonel teyitçi fark etmeksizin herkesin hemfikir olduğu nokta sahte içeriklerin yayıldığı ve fanatizmin kontrolü altında olan sitelere güvenmemek gerektiği” diye belirtiyor bir basın açıklamasında. Çarşamba günkü blog paylaşımına göre, Facebook kullanıcı denetimi fikri üzerinde durmaya devam edecek ve bu konuda akademisyenlere, teyitçilere, gazetecilere ve sivil toplum kuruluşlarına danışacak. “Uyguladığımız sistem her ne olursa olsun, bilginin manipülasyonu karşısında önlemler almamız, kişisel önyargıları uzak tutmamız ve azınlıkların seslerinin duyulması şart” diyor Rosen ve Lyons. Geçmişte, teknoloji şirketleri platformlarında paylaşım yapan kaynaklar hakkında daha fazla arka plan bilgisi sağlamak için Vikipedia gibi web sitelerine başvurdu . Facebook da Çarşamba günü yaptığı açıklamada, buna benzer yöntemlerin sinyallerini verdi. “Biz insanlara, ne okuyacaklarına, neye güveneceklerine ve neyi paylaşacaklarına karar verme sürecinde yardımcı olacak özelliklere ve ürünlere yatırım yapıyoruz” diye belirtiyor Rosen ve Lyons. Facebook, The Trust Project'ten alınan, platformdaki yayıncıların etik politikaları, mülkiyet ve finansman yapısı hakkındaki bilgileri eklemek için geçtiğimiz yıl nisan ayında duyurduğu bağlam sekmesini güncelledi. Şirket, Ocak 2018’de başlattığı nitelik sekmesi sayesinde sayfa sahiplerine, sayfadaki paylaşımlardan hangilerinin teyitçiler tarafından çürütüldüğü bilgisini verebiliyor. Şirket Messenger’da da doğrulanmış anlamına gelen rozetler ile taklit ve sahtekârlığın önüne geçmeyi hedefliyor. Ayrıca, WhatsApp’tan alınan bir fikirle, Facebook iletilen mesajlara da uyarı işaretleri eklemeye başlıyor. WhatsApp benzer bir özelliği , yanlış bilginin yayılmasını azaltma amacıyla, geçtiğimiz temmuz ayında sunmuştu. Kullanıcılara sosyal medya üzerindeki yayımcılar hakkında daha fazla bilgi vermenin ve yanlış bilgi paylaşmalarını engellemenin kolay bir yolu gibi görünse de, Facebook’un bağlam tuşu gibi göstergelerin de üzerinde oynanma potansiyeli var. Geçtiğimiz yaz birileri Kaliforniya Cumhuriyetçi Parti'nin Vikipedi sayfasında partinin nazizmi desteklediğini öne sürerek partiyi karaladı. Vikipedi’deki vandalizm vakalarının çoğu oldukça hızlı bir şekilde yakalanırken, bu içeriğin Google’a ulaşması engellenemedi ve nazizm sözcüğü “Kaliforniya Cumhuriyetçiler” gibi aramaların sonuçları arasında yerini aldı. Bu örnek oldukça nadir görülen bir durumdan. Ancak gün içinde Vikipedi gibi sayfalarda kullanıcılar tarafından yapılan düzenlemelerin sayısına bakıldığında, teknoloji şirketlerinin bütün karalama kampanyalarını ve vandalizm vakalarını yakalaması zor görünüyor. Kopenhag Üniversitesi’nde araştırma görevlisi Magnus Pharao Hansen, Haziran ayında Poynter’a konuştuğunda , “Tabii ki bu sahte haberlerle mücadele etmek için oldukça zayıf kalan bir yöntem çünkü Vikipedi’nin kendisi -sayfanın da kabullendiği gibi- tam anlamıyla güvenilir bir bilgi kaynağı değil” demişti. “Vikipedi aldatıcı içeriklerin paylaşılmasına elverişli ve hâli hazırda birçok yanlış bilginin barındığı bir ortam, dolayısıyla bunun uydurma haberlerle mücadelede ciddi bir yöntem olduğu söylenemez.” Ayrıca, Facebook’un sayfa nitelikleri sekmesi gibi özellikler yanlış bilginin yayılmasını önlemede daha etkili bir yöntem. Mart 2019’da, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez hakkında, hızla yayılan bir içerik, Factcheck.org tarafından yanlış olduğu ortaya çıkarıldıktan sonra paylaşılan sayfadan kaldırıldı . Üstelik bu ilk kez yaşanan bir durum değil. Yanlış bilgiyi yayan Facebook sayfaları, şirketin işbirliği içinde olduğu teyitçiler tarafından içeriklerinin yanlış olduğunun ortaya çıkmasının ardından bu içerikleri kaldırıyor , bazıları ise web alan adlarını tamamen değiştiriyor." Kapana kısılanlar: Komplo teorilerinin kurbanları konuşuyor #1,https://teyit.org/teyitpedia/kapana-kisilanlar-komplo-teorilerinin-kurbanlari-konusuyor-1,"*Bu içerik ilk kez "" Trapped in a hoax: survivors of conspiracy theories speak out "" başlığıyla The Guardian t arafından 24 Ocak 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Komplo teorisyenlerinin söyledikleri yalanların hedefi halindekilerin başına ne geliyor? The Guardian, söylenen yalanlar yüzünden hayatları mahvolan beş mağdurla görüştü. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışmaya göre ABD halkının yarısı, en az bir komplo teorisi ne inanıyor. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Komplo teorileri önceleri, zararsız ve garip kişilerin tuhaf açıklamaları olarak görülürdü. Ne var ki artık günümüzde öyle değil. Roswell’de yaşanan UFO vakası, aya ayak basıldığının aldatmaca olduğuna ilişkin acayip teoriler veya Kennedy suikastinde çimenli bir tepede bir suikastçının daha bulunduğuna ilişkin teoriler uzakta kaldı. Bugünkü komplo teorileri ise siyasi silahlara dönüştü. Sosyal medya nedeniyle gücüne güç katan bu teoriler inanılmaz bir hızla yayılıyor ve hedefteki kişi ölüm tehditleri bile alabiliyor. Oluşturulan komplo teorileri sahte haberlerle beraber toplumun gerçeğe olan güvenini hiçe sayıyor. En kötüsü de demokrasinin temeli olan gerçeğe ortak bağlılık duygusuna zarar vererek demokrasi için büyük bir tehdit oluşturuyor. Komplo teorilerinin erişim düzeyi ve boyutu oldukça çarpıcı. Chicago Üniversitesi’nin 2014 yılında gerçekleştirdiği bir çalışmada ABD halkının yarısının en az bir komplo teorisine inandığı belirlendi . 2018 yılının Kasım ayında tekrar edilen bu araştırmada oran yüzde 61’e yükselmişti. Buna benzer bir bulgu, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir çalışmada da ortaya çıktı: Britanyalılar arasında yanlış anlatılara inananların oranı yüzde 60’tı. Bu eğilim, alternatif sağ görüşlü 4chan gibi pek tanınmayan online forumlarda başladı. Medya girişimcileri kısa sürede bu durumdan para kazanıldığını fark etti. Bunun en bilinen örneği, milyonlarca kullanıcısını akıllara zarar komplo teorileriyle (11 Eylül ABD hükümeti tarafından planlandı ; hava durumuna federaller müdahale ediyor) etkileyen Infowars isimli internet sitesinin sahibi Alex Jones’tu. Peki, baş komplo teorisyeninin bugün Beyaz Saray’da bulunmasına ne demeli? ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk siyasi söylemleri, Barack Obama’nın ABD’li olmadığı, Kenya’da doğduğu yalanına dayanıyor. Trump’ın teorileri iklim değişikliği inkarcılığı, seçimlerde büyük bir sahtekarlık yapıldığına ve aşıların çocuklarda otizme neden olabileceğine dair iddialarıyla devam ediyor. Bu tartışmalı durum dalga dalga yayılırken insanların ödediği bedel gözardı ediliyor. Söylenen yalanların hedefi haline gelenlerin ödedikleri bedel ne? Bu kişiler kendilerini nasıl savunuyorlar? The Guardian, yaşadıkları acı deneyimlerinden bahsetmeye hazır beş kişiyle görüştü. Bunlardan ilki, Massachusetts eyaletinde yaşayan ve öyküsünü ilk kez The Guardian’a anlatan Marcel Fontaine isimli bir genç. Marcel Fontaine, 2018 yılının Sevgililer Günü’nde izinliydi. Önceki gün çift vardiya çalıştığı için öğleden sonra geç saatlere kadar uyudu. Güne mutlu başladı. Düzenli bir ilişkisi vardı ve yerel bir konser salonundaki işini seviyordu. Hayatı yolunda gidiyordu. Marcel Fontaine kendisini, “queer ve otizmli bir komünist” olarak tanımlıyor. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Fontaine uykudayken ABD tarihinin en korkunç lise saldırısı yaşanmıştı. 19 yaşında bir genç, yarı otomatik AR-15 tüfeğiyle Florida eyaletinin Parkland şehrinde bulunan Marjory Stoneman Douglas Lisesi’ne girdi ve etrafa ateş açtı. On yedi kişi hayatını kaybederken kablolu televizyonu veya radyosu bile olmayan Fontaine’in bu trajediden haberi yoktu. Fontaine, bu olayın ardından bir arkadaşından mesaj aldı. İnternette fotoğrafı dolaşıyordu ve korkunç Florida saldırısını gerçekleştirmekle suçlanıyordu. Yapılan suçlamalar karşısında şaşkınlık içindeydi. Ne saldırısı? Nerede? Massachusetts’te yaşayan Fontaine, olay yerinden neredeyse 2 bin 500 kilometre uzaktaydı. Yani bulunduğu yer ile Parkland arası dört saatlik uçuş mesafesindeydi. Florida’ya yalnızca bir kere, küçük bir çocukken Mickey Mouse’u görmek için gitmişti. 25 yaşındaki Fontaine kendisini Twiter’da “korku filmlerinden ve metal müzikten hoşlanan queer ve otizmli komünist” olarak tanımlıyor. Küçükken otizm teşhisi konulan Fontaine yıllardır anksiyete ve kekeleme rahatsızlıklarıyla savaşmış. Stres düzeyi arttığında ellerini kuş gibi savuruyor. Özetlemek gerekirse Fontaine, bir karıncaya bile zarar vermeyen, sol görüşlü nazik bir insan. Maalesef bu da onu, alternatif sağ görüşlü aktivistlerin ve diğer radikallerin sık kullandığı anonim mesaj forumu 4chan’in sadistçe saçmalıklarına uygun bir kurban haline getiriyor. Parkland saldırısından birkaç gün önce, Fontaine’in üzerine parti şapkası takmış Marx, Lenin, Mao ve diğer komünist liderlerin bulunduğu bir tişört giydiği fotoğrafı Instagram sayfasından kopyalanmış ve anonim bir kullanıcı tarafından 4chan’de yayımlanmıştı. Gönderide “solcu bir budala” olarak nitelendirilen Fontaine ile alay ediliyordu. Aslında Fontaine’in giydiği tişörtte “Komünist Parti”ye esprili bir biçimde yaklaşılmıştı. 4chan’in komplo balonundaki bu hareket, Fontaine’i Parkland tetikçisi olarak suçlama girişimi öncesinde atılan küçük bir adımdı. Bu görsel katliamın ardından iki saat içinde ilan panosunda yeniden, fakat farklı bir başlıkla yayımlandı: “Florida Tetikçisi Bir Komünist!” Marcel Fontaine, Parkland tetikçisi olarak suçlandığını gördüğünde dehşete kapıldı. Yaşamı altüst oldu. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Ardından Alex Jones’a ait olan komplo teorisi sitesi Infowars bu yanlış bilgi karmaşasına dahil oldu. Sitenin “muhabiri” Fontaine’in fotoğrafını 4chan’den alarak ve haberi doğrulama girişiminde bile bulunmadan ana sayfada şu ifadeyle yayımladı: “ Tetikçi bir komünist. Zanlının, iddia edilen fotoğrafta komünizmi yansıtan kıyafetler giydiği görülüyor .” Bu yanlış söylenti Miami’den Pekin’e hızla yayıldı. Fontaine olanlardan dolayı dehşete kapılmıştı. “ Alex Jones’un takipçilerini iyi biliyordum. Jones’un ağzından çıkan her söze inanan, radikal ve aşırı uç kişilerdi ve bunların çoğu ateşli silah kullanıyordu. Hayatımın risk altında olduğunun farkındaydım. ” Fontaine, o gece Facebook üzerinden ilk ölüm tehditlerini aldı: “ Hey komünist, umarım döner kanatlı bir uçaktan aşağı atılırsın! ” Başka bir tehditte ise Fontaine’in çalıştığı konser salonundan bahsediliyordu. “Nerede çalıştığımı, ne iş yaptığımı biliyorlardı. Bunu öğrendiğimde çok korktum” diyor Fontaine. Ölüm tehditleri ve otizm, Fontaine’in sağlık durumunun kötüleşmesine neden oldu. Anksiyete, uykusuzluk ve sosyal tecrit rahatsızlıkları had safhaya ulaştı. “Çalışamaz hale geldim. Yemek yapamıyor ve kolay işleri bile yerine getiremiyordum. Günler boyu duş almadığım oldu. Dışarıya adım atmıyordum. Sadece yalnız kalmak istiyordum.” Kısa bir süre sonra ise Fontaine sık sık panik atak geçirmeye başladı. Ne var ki, Fontaine altı ayda yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Bununla birlikte halen yaşadığı panik atak nöbetlerine ve uykusuzluğa karşı tedavi görüyor. Özellikle kamuflaj desenli kıyafet giyen veya “Make America Great Again” yazılı şapka takan kişilere artık güven duymuyor. Fontaine, bu kişilerin Infowars’u takip edip etmediğini merak ediyor. “Bu insanların beni tanıma, öldüresiye dövme veya bana silah çekme ihtimali sinirlerimi oldukça bozuyor.” Fontaine, silahlı saldırının yıldönümü yaklaşırken neden hedef seçildiğine anlam veremiyor. “Bu olaydan beni en çok üzen, bir daha eskisi gibi olamayacağım.” 51 yaşındaki Lenny Pozner yeniden taşınma hazırlıkları içinde. Birkaç hafta önce komplo teorisyenleri olarak adlandırdığı “sahtekar bir topluluk”, Pozner’in yaşadığı apartmanın tam olarak nerede olduğunu Florida bölgesini gösteren bir harita üzerinde teşhir etti. Pozner, kendisini durmak bilmeden takip eden fanatiklerden uzak kalmak için beş yıl içinde sekizinci kez evinden taşınmak zorunda kalıyor. Lenny Pozner’in altı yaşındaki oğlu 2012 yılında Sandy Hook’ta yaşamını yitirdi. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Komplo teorisyenlerinin gözünde Pozner’in suçu 2012 yılının Aralık ayında Connecticut eyaletinin Newtown kasabasında gerçekleşen silahlı saldırıda yaşamını kaybeden 20 çocuktan birinin babası olmaktı. Henüz altı yaşına giren oğlu Noah, kurbanlar arasında en küçüğüydü. Olayın ardından birkaç ay içinde Alex Jones ve Infowars tarafından kışkırtılan komplo teorisyenleri internete yaymak üzere binlerce gönderi oluşturdular ve “Sandy Hook’ta Kimse Ölmedi” isimli 426 sayfalık bir kitap hazırladılar. Komplo teorisyenleri, Sandy Hook İlkokulu’nda silahlı saldırının gerçekleşmediğini öne sürüyordu. Yaşamını yitiren 20 çocuk “kriz oyuncuları”ydı. Trajedi aslında gerçek değildi. Ayrıca Noah isimli çocuk da yaşamıyordu. Noah, Photoshop programıyla oluşturulmuş bir karakterdi. Pozner bir yıl içinde bir adım atması gerektiğini fark etti. “Yaşananlardan dolayı birkaç hafta boyunca kendime gelemesem de nihayetinde, oğlumun anısını korumam gerektiğini hissettim.” Pozner, Google+ sayfasına oğlunun doğum ve ölüm belgelerini ve anaokulu karnesini yükledi. “Bunu yaparken son derece acemiydim. Yalnızca insanların yanlış bilgilendirildiğine ve oğlumun önceden var olduğunu, büyüdüğünü, sevildiğini ve öldürüldüğünü kanıtlarsam üzüntümüzü anlayacaklarına, bizi rahatsız etmeyi bırakacaklarına ve daha da önemlisi Noah’ın fotoğraflarına zarar vermekten ve internette adını karalamaktan vazgeçeceklerine inanıyordum.” Ne yazık ki bunun yerine, internet kullanıcılarının nefret dolu söylemleriyle oğlunun ikinci kez öldüğüne şahit oldu. “Yaşananlar kelimelerle anlatılamaz,” diyor Pozner ve şunu ekliyor: “Bu durum, içinde bulunduğumuz çağın bir gerçeği, yani modern zamanın cadı avıdır. Bir tür kitlesel hezeyandır.” Lenny Pozner, oğlunun önceden yaşadığını kanıtlamak için mücadele veriyor. Şimdiye kadar ölüm tehditleri yüzünden birkaç kere taşınmak zorunda kaldı. Fotoğraf: Ali Smith/The Guardian Pozner, alışılmadık biçimde kontrollüydü. Tüm duygularına ket vurmuş gibi sesi tekdüze ve sakindi. Yaşadığı apartman da sade ve minimaldi. “Artık taşınma konusunda oldukça iyiyim. Buna alıştım,” diyor Pozner. Pozner, 2013 yılında yeniden bir yaşam kurma umuduyla Noah’ın annesi olan eski karısı Veronique De La Rosa ve kızlarıyla beraber Florida’dan ayrıldı. (Pozner, The Guardian’dan şu anda nerede yaşadığını bildirmemesini rica etti.) Ayrı bir adrese iletilmiş gönderileri bulunuyordu ve birkaç posta kutusunu sahte posta kutusu olarak kiralamıştı. Pozner, en ağır ölüm tehditlerini Florida’da oturan Lucy Richards’dan aldı. Sandy Hook katliamının gerçek olmadığına pervasızca inanan Richards, Pozner’in cep telefonuna şöyle mesajlar göndermişti: “Öleceksin. En kısa sürede ölümü tadacaksın. Bu konuda yapabileceğin hiçbir şey yok.” Richards 2017 yılının Haziran ayında beş ay hapse mahkum edildi . Sonrasında ise beş ay ev hapsinde tutuldu. Pozner bu aşırı düşmanlığın, toplumun frenleme yeteneğinin önüne geçen dijital teknolojinin bir sonucu olduğunu düşünüyor. “Sosyal medya henüz olgunluğa erişmedi. Özellikle bu konuyla ilgili hukuki yaptırımların eksikliğini hissediyoruz. Yardım eli uzatacak hiçbir kurum bulunmuyor.” Pozner en büyük eleştirisini, kâr arayışıyla komploların gücünü artırmakla suçladığı Alex Jones’a yöneltiyor. Jones’a açılan ve 1 milyon doları geçen bir iftira davasında Pozner ve eşi De La Roza’nın avukatları, Infowars’un kendilerini nasıl rahatsız ettiğini kronolojik olarak açıkladılar. Infowars’a göre silahlı saldırı “aşamalı” olarak planlanmış “büyük bir yalan”dı. Okul, dikkatle hazırlanmış bir film setiydi ve yaşanan her şey “pembe bir dizi”ydi. Ne var ki Pozner’i hedef alan Jones, yanlış kişiye bulaştı. Pozner, 2014 yılından bu yana kendini komplo teorisyenleriyle mücadele etmeye adamış durumda. Kurduğu Honr Network isimli kâr amacı gütmeyen kuruluş aracılığıyla, fazla ileri gittiğini düşündüğü kişilere karşı sistematik bir savaş açıyor ve moderatörlere, ilgili gönderileri silmeleri konusunda baskı yapıyor. Yalnızca 2018 yılında YouTube’a 2 bin 568 video bildiriminde bulundu ve bunlardan bin 555’i silindi. Fontaine’in açtığı davaya benzeyen , Pozner’in Jones’a açtığı dava Teksas Austin’de görülüyor. Davanın hakimi bu yılın Ocak ayında silahlı saldırıda çocuklarını kaybeden altı aileye, bilgi almak amacıyla Jones’un finansal verilerine ve pazarlama dokümanlarına erişim imkanı verdi. Jones, bugüne kadar açılan davaların ifade özgürlüğünü gerekçe göstererek reddedilmesi konusunda başarılı olamadığı halde davacılara iftira attığını inkar ediyor . Pozner ifade özgürlüğü hakkında ise şunu söylüyor: “Kendinizi ve fikirlerinizi ifade etme hakkınız bulunuyor. Bunda ne kadar rencide edici olduğunuzun bir önemi yok. Ta ki seçtiğiniz ifade şekli, iftira ve taciz yoluyla sahip olduğum hakları engelleyene kadar.” Pozner, bu mücadeleye başlarken yanında kimsenin olmamasına şaşırdığını belirtiyor. “Başlangıçta düzenbazlara karşı koyan tek kişi bendim. Oğlumu kaybetmenin dışında uğradığım en büyük hayal kırıklığı buydu.” Pozner en azından oğlunun anısını yaşatıyor. Google’da Noah Pozner araması yaparsanız oğlunun yaşamına ve ölümüne ilişkin yüzlerce yazıya ulaşıyorsunuz. Böylece, Noah’ın önceden yaşadığına dair şüphe duyanlar cevabı Google’dan alabiliyor. Pozner’in tahminine göre dünyadaki her beş kişiden biri komplo teorilerine inanıyor ve bu kişilerin saplantıları dijital algoritmaların basit mantığıyla büyüyor. “Artık gerçekler yerine Twitter’da en çok konuşulan konuların önemi var,” diyor Pozner ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Önceleri, insanların gerçeği bulmalarını engellemek için bir sürü kitabı imha etmeniz gerekiyordu. Bugün ise gerçeği, bir Google aramasının 20. sayfasına yönlendirerek gizlemeniz yeterli oluyor.”" Bir arz-talep sorunu olarak yanlış bilgi #2,https://teyit.org/teyitpedia/bir-arz-talep-sorunu-olarak-yanlis-bilgi-2,"*Bu içerik ilk kez "" Misinformation is a problem of supply and demand "" başlığıyla Defusing Dİs.info t arafından 25 Mart 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Günümüzde yaşanan yanlış bilgi krizinde bizi çözüme götürecek olan önemli bir noktayı göz ardı ediyoruz: arz-talep denkleminin talep tarafı. Medya kurumlarının bu durumu iyileştirmeye yönelik hayati rollerine değinmeden önce dijital medya okuryazarlık dersine dahil edilen bazı kaynaklardan bahsetmek uygun olacak. Bu kaynaklardan biri, alanın öncülerinden biri olan Reene Hobbs tarafından kurulan Media Education Lab’a ait: “Mind Over Media: Analyzing Contemporary Propaganda ”. Bu kaynak her yaştan bireyi öğrenmeye teşvik ediyor. Diğer bir kaynak ise okuryazar kişilerin medyayı yalnızca tüketmelerini değil, oluşturmalarını savunan bir anlayışa dayalı. Bu kapsamda öğrencilerden Wiki Education kaynaklarını kullanarak, Wikimedia Vakfı tarafından koordine edilen Wikipedia ’yı düzenlemeleri isteniyor. Sürekli büyüyen ve gelişen bir kaynağın bir parçası olan öğrenciler bu sayede hem Wikipedia’nın hem de kendi kapasitelerinin farkına varıyor. Bu alanda sağlanan eğitim çoğunlukla tek seferlik bireysel sınıf ve programları içerse de çalışmaları daha kapsamlı kılmaya yönelik adımlar atılıyor. Sınıfların içinde ve dışında öğretmeye ve öğrenmeye yönelik dijital araçlar geliştiriliyor. Her türlü alanda ve her yaşta temel okuryazarlıkların kazanılması hedefleniyor. Bu doğrultuda yeterli kaynaklarla belirli bir büyüklüğe erişmek mümkün görünüyor. Haber okuryazarlığını artırabilecek ikinci oluşum haber kuruluşlarını, eğlence şirketlerini ve pazarlama, reklam ve halka ilişkiler şirketlerini de içine alan medya. Bu platformlarda gazetecilik alanında yaşanan gelişmeler henüz yeterli olmasa da ümit veriyor. Gazeteciler, haber ve bilgi aktarma haricinde haber okuryazarlığını uzun bir süredir asıl görevlerinin önemli bir parçası olarak görmeliler, ama maalesef bu şekilde olmuyor. Bunun nedenleri üzerine düşünürsek başlıca neden olarak birçok yerde kültürel bakımdan kök salmış bir inanış karşımıza çıkıyor: “Gazeteciliğimiz zaten ortada” ifadesini birçok kere duyuyoruz. Ne var ki bu kibir, tekelleşen iş modelinin gücünü yitirmesi sayesinde azalıyor. Gazeteciliğin ve gerçeklerin saldırılara maruz kaldığı bu dönemde gecikmeli de olsa kitlelerle gazeteciliğe dair samimi bir iletişim kurulmaya başlanması kısmen bir savunma ölçütü olabilir. Önceki yazıda bahsedilen News Co/Lab projesi bu değişimin bir parçası konumunda. Gazeteciler dijital çağın en iyi uygulamalarını ilk kez keşfediyorlar. Kimi zaman ise yeniden keşfediyorlar. Yani gazeteciler: Çok yakın zamana kadar gazetecilikte şeffaflık pek mümkün değildi ve samimi düzeyde iletişim daha az kuruluyordu. Bugün her iki özellikte olumlu gelişmeler yaşandığını görüyoruz. Yalnız bu durum, dünya geneline yayılan ve doğrudan yalana karşı mücadele eden “haber doğrulama” hareketiyle ilişkili değil. Şeffaflık, halkın haberlerin işleyişini daha iyi anlamasını sağlayarak gazetecilerin son yirmi yıldır kaybettiği güveni yeniden tesis etme yolu olarak görülüyor. Şeffaflık alanındaki “ En İyi Uygulamalar ” News Co/Lab tarafından derlendi. Buna göre, Kanada’nın en büyük online haber sitesi Toronto Star’ın şeffaflık konusunda yürüttüğü önemli proje ve Hearken platformunun, halkı gazeteciliğe dahil etmek için haber kuruluşlarıyla işbirliği yapması örnek verilebilir. En İyi Uygulamalar, ABD’deki dört şehirde bulunan haber merkezleriyle yürütülen pilot bir projeden esas alınıyor. Bu haber merkezlerinden üçü McClatchy adlı medya kuruluşuna ait. Proje kapsamında şeffaflığın ve halkın katılımının gazeteciliğe entegre edilmesiyle beraber haber merkezlerinin edindiği kültürlerde dikkat çekici değişimler gözlemleniyor. Daha yapılacak çok şey olsa da projenin aktörleri, doğru yolda gittiklerine inanıyorlar. Öte yandan diğer medya kollarının, halkın gerçeği ve yalanı daha iyi ayırt etmesini sağlamak amacıyla başka adımlar atması gerekiyor. Reklam ve halka ilişkiler şirketleri biraz zaman, beceri ve para ayırırsa kamuya yönelik olumlu yönde “ikna faaliyetlerinde” bulunabilir. Eğlence sektörü de bu yönde faydalı uygulamaları hayata geçirebilir. Tüm medya organlarının bir kamuoyu kampanyasında “ Yalan haber paylaşımı hiç havalı değil. Yalnızca yalancılar tarafından kandırılıyorsunuz. Bu yüzden sizi aldatmalarına izin vermeyin ” mesajıyla bir araya gelmesi en ideali olur. Konuyla ilgili büyük atılım yapılabilecek üçüncü oluşum, modern dünyanın neredeyse büyüklüğünü tanımlayan teknoloji platformları. Teknoloji platformları daha fazla sorumluluk almaya özen gösterirse sınırsız sayıda imkânla tutarlı bir ilerleme kaydedilebilir. Şu sıralar bu platformlardan, yanlış gidişattaki süreçler konusunda sorumluluk almaları, yani birlik olarak “aksiyon almaları” isteniyor. Bu yönde talebi olan kişilerin motivasyonlarından şüphe edilemez. Rus troller, radikallerin yayımladığı gönderiler ve videolar ve kötü amaçlı botlar hakkında harekete geçilmesini talep ediyorlar. Peki tam olarak ne yapılmalı? Teknoloji platformlarının detaylı denetim yapmalarında ısrar edilirse bu durumun internet editörlüğü yapmaktan ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemekten hiçbir farkı kalmaz. Gerçekten de arzu edilen bu mu? Platformlar kimin konuşabileceğini seçerse beğendiğimiz kişileri, hatta kendimizi bile ifade etmemizi engelleyebilirler. Kuşkusuz hükümetler sosyal medya platformlarına bu yönde hareket etmeleri konusunda baskı yapacak. Bazı ülkelerde bu uygulamalar hayata geçirilmiş durumda. Bununla birlikte teknoloji platformlarının bugün olduğu gibi, adımıza karar alırken şeffaf olmayan süreçleri uygulamalarını istiyor muyuz? Bazı seviyelerde internet editörü rolünü üstlendiklerini görüyoruz. Platformlar ideal olarak ne yapabilirler? Bilgiyi talep eden tarafı daha çok destekleyebilirler. Bu amaçla platformlarında kullanıcıların bizzat deneyimleyecekleri, içerik akışında ve arama sonuçlarında görüntülenen bazı yazıların doğrulamaya yönelik bağlantıların eklenmesi gibi düzenlemeler yapabilirler. Teknoloji platformları ayrıca medya/haber okuryazarlığı üzerinde çalışmalar yapan bazı kuruluşlara makul bir düzeyde mali destek sağlayabilir (ör. 2017 yılında Facebook Gazetecilik Projesi kapsamında News Co/Lab’a bağış yapılması). Öte yandan bu tür yardımlar destekleyici olmalarına rağmen problemin kapsamı dikkate alındığında küçük bir girişim olarak kalıyor. Platformların, bu başlangıç niteliğindeki gayretlerinin dışına çıkmaları gerekiyor. Kullanıcıların internetteki deneyimleri ve bilgi gereksinimleri konusunda daha iyi kararlar alabilmeleri için platformlar ürünlerini, kontrolün bir kısmını kullanıcılara devredecek şekilde değiştirebilirler. Facebook, Google, Twitter vs. kullanıcıların ihtiyaçları doğrultusunda iki önemli değişiklik yapmalılar. Birinci değişiklik kontrol panellerini ilgilendiriyor. Böylece kullanıcılar, kendilerine ait olan bilgi içerik akışlarını daha iyi kontrol edebilirler. Yani, içerik akışlarını filtreleyip filtrelemeyeceklerine kendileri karar verebilirler. Filtrelemeleri halinde filtrelerin nasıl çalışacağını onlar belirlerler. Uygun bulmadığımız konular için kişisel filtre balonları devreye sokulabilir. Hatta, kullanıcı grupları bu filtreleri topluca uygulayabilir. Platformlardan istenen ikinci değişiklik ise kullandıkları araçların oluşturma ve yönetme süreçlerini gözden geçirmeleri. Bu araçlar reklamcıların ve niteliksiz propagandacıların kullanıcıların verilerini kendi çıkarları için kullanmalarına ve gizliliğimizi ihlal etmelerine yardım etti. Bu araçların bireysel ve topluluk olarak kullanıcı lehine işlev görmesi ve deneyimlerimizi kendi yararımıza kontrol etmesi gerekiyor. Son birkaç yılda bu özelliklerin yanlış kullanılması, yanlış bilgiden kaynaklanan birçok problemin doğmasına neden oldu. Dolayısıyla doğru hareket edilmesi, yani yanlış bilgi kaynaklarının bize zarar vermesine izin vermek yerine bu bilgi kirliliğini azaltmak amaçlanmalı. Yukarıda bahsedilen iki değişiklik platformların, kullanıcıların sınırları belirlenmiş noktalarda kalmalarına ve devamlı tıklamalarına ve paylaşım yapmalarına dayalı iş modellerini bozabilir. Buna karşın doğru olan yapılırsa bunun en azından uzun vadede olumlu bir etki yaratacağına inanıyoruz, çünkü insanlar teknoloji platformlarını küçümseye başladığında ve değişim talepleri giderek arttığında doğru adım atan platformlar güven telkin edecektir. Bu şirketlerin yardımına gerek duyulan günümüzde umarız bu şirketler bunun nedenini iyi anlarlar. Sonuç olarak talep tarafında bulunan sizler, bizler, öğretmenler, kütüphane görevlileri, gazeteciler ve teknoloji uzmanları dahil olmak üzere herkesin yardımına ihtiyaç duyuluyor. Zaten talebi iyileştirmeden arzın düzelmesini beklemek anlamsız olur." Araştırma: Yanlış bilgiyle mücadelede kitle kaynak kullanımıyla ilgili iddialı bir plan,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiyle-mucadelede-kitle-kaynak-kullanimiyla-ilgili-iddiali-bir-plan,"*Bu içerik ilk kez "" A Wild Plan to Crowdsource the Fight Against Misinformation "" başlığıyla Wired tarafından 17 Nisan 2017 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medya ve doğrulama uzmanı Claire Wardle zombilerle savaşıyor. Burada geçen zombi ifadesi filmlerdeki anlamından ziyade çürütüldüğü ve doğru olmadığı kanıtlandığı halde internet ortamında yayılmaya devam eden sahte “olgulara” işaret ediyor. Bu türü siz de bilirsiniz. Onları yeniden canlandırmaya gerek kalmaz. Bu olayları “zombi söylentiler” olarak adlandıran Wardle kendisini, kişilerin bireysel Facebook içerik akışlarında yayımladığı yanlış bilgi, ulus-devlet destekli propagandacılar tarafından yürütülen çok geniş çaplı dezenformasyon kampanyaları ve kalıcı algoritmalarla daimi kılınan sahte haberler gibi birçok şekilde karşımıza çıkan zombi söylentilerin kökünü kurutmaya adamış. Wardle hakkında bilginiz olmayabilir. Buna karşın kendisi, dünya genelindeki öncü yanlış bilgi uzmanlarından biri. Önceden Harvard Üniversitesi’nin Shorenstein Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmalarda bulunan Wardle, dünya çapında yanlış bilgi ve dezenformasyonla mücadele eden kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan First Draft’ın kurucusu. Şu anda ise, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (IFCN) kurucu direktörü Alexios Mantzarlis ile beraber Civic (Değerleri Bilgi Kaynaklarına Dahil Etme Koalisyonu) isimli yeni bir oluşumun direktörlüğünü yürütüyor. Wardle, koalisyon vizyonunu açıklamak için TED 2019 ’un konuğu oldu: İnternette yanlış bilgi ile mücadele etmek üzere kitle desteğinden faydalanmak. İnternetteki şiddet veya vahşet içeren görüntülere ve nefret söylemlerine kıyasla, internette dolaşan yanlış bilgiyi ortadan kaldırmak bazı yönlerden daha zorlu bir süreç; çünkü bu görüntüler ve nefret söylemleri, insanların ve makinelerin tanıyabileceği şekilde alışılagelmiş kategorilere çok daha kolay ayrılabiliyor. Yanlış bilgiyi özellikle tehlikeli kılan unsur, aynı zamanda karakteristik özelliklerinden biri: Söz konusu “olgu” çoğunlukla gerçek görülebilecek yeterlilikte oluyor veya var olan yanlılıkları güçlendiriyor. Yanlış bilgi aynı zamanda temel bir duyguyu, yani korkuyu sömürüyor. “Bu özellikle insanların kendi ve sevdikleri kişilerin güvenliğine dair duydukları korkuyu barındırıyor” diyor Wardle. İşte kitleler bu noktada devreye giriyor. Wardle, insanların kendi kültürlerinin uzmanı olduğunu ve bu uzmanlığı uygulayabildikleri bir sistemin bulunması halinde internette dolaşan zombi, yani son verilemeyen söylentilere karşı mücadele edebileceklerini ifade ediyor. Peki söz konusu sistem neye benziyor? Wardle TED’deki konuşmasında “Güven Wikipediası” olarak adlandırdığı ve dürüst kişilerin internette yayılan sahte bilgileri ve bot faaliyetlerini gönüllü olarak tespit edebildiği, yorumlayabildiği ve sınıflandırılabildiği ve zombi söylenti olabilecek görsellere ve bilgilere önemli ölçüde kültürel bağlam katabildiği destekleyici nitelikte bir katılımcı modelden bahsetti. Bu gönüllüler internetteki çocuk istismarı görüntüleriyle ilgili çalışmalar yapan topluluklar gibi, arada ısrarla kendini hatırlatan zombi söylentiler için şifreli öğelerden meydana gelecek bir havuzun oluşturulmasına bile yardım edebilecek. Böylece yaygın olan yanlış bilginin otomatik olarak filtrelenmesi sağlanacak. Wardle, Civic platformu, büyük sosyal medya platformlarının tamamıyla iş birliği yapacağı için herkesin kolektif fikirlerden faydalanacağını öne sürüyor. Bunun yanı sıra sosyal medya platformları yanlış bilgi kampanyaları hakkında ayrı olarak topladıkları bilgileri, kitle kaynağının kullanıldığı Civic platformuyla paylaşacak. “Örneğin Facebook haber doğrulama süreçlerinin oluşturulmasına ilişkin üç proje yürütüyor. Bu projelerle ilgili bilgiler Facebook’un veri tabanına dahil ediliyor” diyor Wardle ve şunu ekliyor: “Bizim de açık bir veri tabanımız olmalı. Böylece Google, YouTube ve sosyal haber sitesi Reddit, gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalardan faydalanabilmeli.” Wardle’ın bundan sonra açıkladığı fikir daha radikal. Wardle insanların, Civic’in kendilerine ait olan sosyal medya verilerine doğrudan erişmesine izin vermelerini ümit ediyor, böylece araştırmacılar platformların yanlış bilgiyi nasıl ortaya çıkardıklarını ve ele aldıklarını analiz edebiliyorlar. Her bir sosyal medya içerik akışı, algoritmik olarak kullanıcıya göre optimize edildiği için araştırmacılar bu tür bilgileri hemen tespit edemiyorlar. “Facebook profilimin Haber Akışı seninkinden çok farklı olduğu için insanların neler gördüğünü incelemek imkânsız hale geliyor,” diyor Wardle. Bununla birlikte Wardle gibi araştırmacıların yanlış bilgi ekosistemi ni, yani verilerin nasıl paylaşıldığını, sunulduğunu ve yayıldığını anlamak için sosyal medyayı, kullanıcılarının gerçekte gördüğü gibi görmeleri gerekiyor. Sosyal medyaya bizim gözümüzden, diğer bir deyişle profillerimizde yayımlanan mevcut sosyal medya içerik akışlarının bağlamında bakmaları gerekiyor. Buna karşın ilk defa Facebook ile ilgili bilgi toplayan ve Cambridge Analytica skandalına yol açan kişinin bir akademisyen olduğunu göz önünde bulunduran platformlar bu verilerin sağlanması konusunda oldukça temkinli hareket ediyorlar. Bununla beraber Facebook, yanlış bilginin tespit edilmesine yardım etmek üzere araştırmacılara veri sağlama vaadinde bulundu. Wardle ise bu iş birliğinin yavaş ilerlediğini belirtiyor. Wardle, kullanıcılardan kendilerine ait olan verileri isimsiz olacak şekilde doğrudan Civic’e bağışlamalarını istiyor. “Kendilerine ait olan verileri bilime bağışlayabilecek kişilerden küresel bir ağ oluşturabilir miyiz?” sorusunu soruyor Wardle. Yukarıda bahsedilen fikirlerin tamamı henüz uygulama aşamasına gelmedi. Yalnızca Civic’in internet sitesi geçen hafta yayımlanmaya başlandı ve koalisyon şu sıralar, TED’in New York’taki tesislerinde tasarlanıyor. Civic yakın zamanda 12 ülkedeki sosyal medya kullanıcısıyla, Wardle’ın arzu ettiği ipuçlarını sağlayabilecek, aşıya ilişkin yanlış bilgi hakkında bir anket gerçekleştirdi. Wardle’ın ekibi katılımcılara şunu sordu: Bir arkadaşınız için aşı hakkında bilgi edinmek isteseydiniz internette hangi siteleri incelerdiniz ve neyi araştırırdınız? Ardından katılımcılardan ilgili ekran görüntülerini göndermeleri istendi. Alınan sonuçlar katılımcıların yaşadıkları yerlere, ilgilendikleri ağlara veya yeni bilgi edinmek için kullandıkları platformlara bağlı olarak değişiyordu. Elde edilen dikkat çekici bir sonuca göre kullanıcılar “vacc,” ifadesini yazdıklarında önerilen etiketler ve hesaplar olarak “vaccines kill” (aşılar ölüm saçıyor) veya “vaccines are the worst” (en kötüsü aşı) karşılarına çıkıyordu. “Yalnızca bu adımları uygulayarak ve ilgili ekran görüntülerini bize göndererek bu engellerin boyutunu görebiliyoruz” diyor Wardle. Bununla birlikte veri paylaşımına yönelik anonim bir küresel bilgi havuzu, basit bir ekran görüntüsünü internette dolaşan birçok zombi söylentisine karşı kullanılabilecek bir silaha dönüştürebilir." #OltayaTakılma 1: Oltalama nedir? Oltaya gelmemek için bilmeniz gerekenler,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-1-oltalama-nedir-oltaya-gelmemek-icin-bilmeniz-gerekenler,"Telefonunuza, sosyal medya hesabınıza izinsiz giriş tespit edildiğini, mesajın sonunda yer alan linke tıklayarak hesabınızın güvenliğini tekrar sağlayabileceğinizi anlatan bir SMS geldiğinde ne yaparsınız? Eğer panikleyip linke tıklar ve kullanıcı adı ile şifrenizi verirseniz muhtemelen kısa süre içinde hesabınızın çalınması gibi kötü bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. Son 30 yıldır bireysel teknoloji kullanımının nasıl bir ivmeyle arttığına şahitlik ediyoruz. Bu ivmeyi sağlayan temel itici gücün ise internet olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnternet, birçok açıdan sınırsız avantaj sağladığı gibi daha önceki dönemlerde insanların hayal dahi edemeyeceği kişisel güvenlik risklerinin ortaya çıkmasına da neden oldu. Bu yazı dizisi internetin yarattığı nimetlerden değil, “ oltalama ” olarak bilinen popüler bir dolandırıcılık yönteminden bahsedecek. İngilizcesi “phishing” olan oltalama; kötü niyetli kişi veya kişilerin, başka kurum veya kişilermiş gibi görünerek kullanıcıların hassas bilgilerini ele geçirmeye çalıştığı siber dolandırıcılık yöntemidir. Kötü niyetli kişi veya kişilerin ele geçirmeye çalıştığı hassas bilgilerin başında, kullanıcıların kimlik bilgileri ve finansal hesaplarına ait bilgiler yer alır. Oltalama, başlangıçta farklı mecra, söylem veya platformlar üzerinden yürüse de, kullanıcılar, finansal bilgilerini, kimlik bilgilerini veya kritik iletişim bilgilerini elde etmeye yönelik formlar veya onaylar isteyen sayfalara yönlendirilir. Dolandırıcılar, söz konusu sayfaları, taklit ettikleri kurum veya kuruluşun ilgili sayfalarından ayırt edilmesi zor nitelikte tasarlarlar. Örneğin bir bankayı taklit eden dolandırıcıların oluşturdukları sayfa, o bankanın ilgili sayfasının güncel görünümünün neredeyse aynısı olarak karşınıza çıkabilir. Oltalama, genellikle kullanıcıların paniklemesini, merak etmesini veya heyecanlanarak istenilen bilgileri hızlıca vermesini; bunları çok kısa sürede yapmasını amaçlar. Dolandırıcıların geliştirdikleri söylem ve taktikler, kafa karıştırmaya ve duyguları ön plana çıkarmaya yöneliktir. Devletin ilgili güvenlik birimlerini taklit eden dolandırıcılar tarafından, kişilere, kimlik bilgilerinin terör örgütleri tarafından kullanıldığı, isimlerinin terör örgütü soruşturmalarında geçtiği ve bunlardan kurtulmak için belirtilen adres ve hesaplara para göndermelerini telkin eden aramalar yapılması veya SMS gönderilmesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Son birkaç yıldır ise sosyal medya ağları üzerinden yürütülen birkaç oltalama taktiği ile karşı karşıyayız. Cazip ve kaçırılmayacak büyük çekiliş ve hediye illüzyonları yaratan dolandırıcılar, genellikle bu senaryoda bankaların yılbaşı ve özel gün çekilişlerinde verdiği lüks otomobil, telefon veya para yerine kullanılabilen sanal puanları öne çıkarırlar. Başka bir senaryoda ise sosyal medya hesabınıza kimlerin baktığını öğrenebileceğinizi öne süren bir ileti ile karşılaşırsınız. Profilinizi kimlerin incelediğini bilmeye yönelik bir merak içinizde büyümeye başlıyorsa tehlikeli bir şeyler yapmak üzeresiniz demektir. Her iki durumda da gördüğünüz linke tıklayarak yönlendirildiğiniz sayfa, gerçeğine oldukça benzer. Bu sayfalarda çekilişe katılabilmeniz, hediyenizin adınıza tanımlanabilmesi veya profilinize bakanları görebilmeniz için kimlik bilgileriniz veya banka hesap bilgilerinizi girmeniz istenen kutucuklar vardır. Kutucukları istendiği şekilde doldurduğunuzda dolandırıcıların istediği bütün bilgileri onlara vermiş olursunuz. Oltaya gelmemek için en etkili yöntem şüphesiz ki dijital okuryazarlık seviyenizi en üst düzeye çıkarmaya çalışmanızdır. Ayrıca bu ve benzeri siber dolandırıcılık yöntemlerinin her geçen gün daha karmaşık hale geldiğini düşünerek siber dolandırıcılık konusunda yazılan raporları, makaleleri ve haberleri mümkün olduğunca takip etmeniz gerekir. Her ihtimale karşı, finansal bilgilerinizin veya kimlik bilgilerinizin çalınabileceğini düşünerek; e-posta, banka ve sosyal medya hesaplarınızda iki veya üç aşamalı doğrulama yöntemlerini kullanmalısınız. Ayrıca söz konusu hesaplarınızın şifrelerinin birbirinden farklı olduğundan da emin olmalısınız." Araştırma: Sıklıkla maruz kaldığımız yanlış bilgiler belleğimizi kandırıyor olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/siklikla-maruz-kaldigimiz-yanlis-bilgiler-bellegimizi-kandiriyor-olabilir,"Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi tarafından Mart ayında hazırlanan bir rapor, yanlış bilginin hızlı artışını açıklayabilecek beş temel nedene işaret ediyor . Bunlar, çevrimiçi propaganda yayan ve kâr amacı güden yanlış bilgi siteleri; siyasetçiler, partiler ve hükümetin gerçekler yerine propagandalardan beslenmesiyle önü açılan hakikat-ötesi siyasi ortam; taraflı medya; kutuplaşmış kitleler ve arama motorlarının kişiselleştirilmesi, algoritmaların şeffaf olmaması gibi birtakım teknolojik oluşumlar . Son zamanlarda yapılan araştırmalar ve yürütülen anketler ise internet kullanıcılarının zihinsel hareketlerini anlamaya yöneliyor. Alenen yanlış olduğu bilindiği halde sahte içeriklerin paylaşılma nedenleri, yankı fanuslarında tekrar edilen söylemlerin daha kolay gerekçelendirmesi gibi karmaşık zihinsel süreçleri, bilişsel bilimin araştırmalarını anlamlandırıyor. Ana akım medyanın ve Facebook, YouTube, Pinterest gibi çevrimiçi sosyal mecraların yanlış bilginin yayılmasını önlemede yetersiz ve eksik kaldığı tartışmaları sürerken, yeni araştırmalar insan beyninin de tek başına yanlış bilgiye inanabildiğini gösteriyor. Araştırmalarında, Gordon Pennycook, Tyrone Cannon ve David G. Rand 2016 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimleri sırasında uydurulmuş, çarpıtılmış ya da aşırı taraflı içeriklerin inandırıcılığını yükselten önemli bir faktör tespit etti: yanlış habere daha önceden maruz kalmış olmak . Bilişsel bilim, bir bilgiyle daha önce karşılaşmış olmamızın algımızı ve belleğimizi etkileyebileceğini söylüyor. Hafızanın telkine açık oluşu, ön yargılardan beslenip sapması, öğrenilmiş bir içeriğin doğrusuyla güncellenmesine karşı gösterdiği direnç ve bazı bilgileri yanlış ilişkilendirmesi aslında insan belleğinin de yanlış haberlere karşı aldatıcı bir rol oynayabileceğini gösteriyor . Sahte haberlerle karşılaşma sıklığımızın belleğimizde yarattığı izlenimi inceleyen çalışmada araştırmacılar, katılımcılara gerçekten yayımlanmış sahte haber manşetlerini Facebook içerikleri formatında sundular. Buradaki amaç, katılımcıları doğru veya yanlış olduklarını bilmedikleri bilgilere “maruz” bırakmaktı. Araştırma, içeriğe sadece bir kez denk gelmenin bile, o bilginin “doğru” olduğu izlenimini arttırdığı sonucuna ulaştı. Dolayısıyla bir bilgiyle daha önceden kurulan tanışıklık, kaynağın güvenilir olup olmadığını unutmamız nedeniyle beynimizde o bilginin “doğru” olduğu yanılgısını yaratabiliyor . Bir bilgiye daha önceden rastlamış olmamız, bizim o bilgiyi doğru kabul etme olasılığımızı yükseltiyor; bilişsel bilim bu olguyu aldatıcı gerçeklik etkisi olarak adlandırıyor . Hayatımızın bir anında, bir şekilde edindiğimiz fakat etkin olarak kullanmadığımız bilgilerin zaman geçtikçe kaynağını unutuyoruz. Kaynağının güvenilir olup olmadığı bilgisini hatırlayamıyor oluşumuz ise belleğimizin yanıltıcı olmasına sebep oluyor. Zihnimizde kaynağa dair bildiklerimizin belirsizleşmesi ve bilginin sürekli gündeme taşınarak tekrarlanması artık o bilginin daha fazla süzgeçten geçmeden “doğru” kabul edilmesine neden oluyor. Özellikle sürekli içerik üretmeye, yönetmeye ve paylaşmaya teşvik eden sosyal mecralarda, yanlış bilginin sürekli tekrar edilmesi sezgisel olarak bizi onun doğru olduğu yanılgısına düşürüyor . Daha da ilginç olan ise, bu durumun sadece şüpheli içeriklerde yaşanmıyor oluşu. Çarpıcı iddialarla hedef göstermek amacıyla paylaşılan mantıksız, aşırı taraflı ve provokatif söylemler bile çok sık tekrar edildiği takdirde “doğru” olduğu yanılgısı yaratabiliyor . Yani bir müddet sonra bellek, yerleşen bilginin yanlış olabileceği ihtimalini düşünmekten bile kaçınabilir. Başında bireysel olarak başladığı düşünülen bu süreç, kısa zamanda Mandela etkisi ne dönüşebilir. İlk defa 2010 yılında, sayısız internet kullanıcısının, Nelson Mandela’nın öldüğünü “hatırlaması” (aslında o sırada halen hayattaydı) sırasında kavramsallaşan Mandela etkisi , “gerçek olmayan bir bilginin gerçekmiş gibi bir grup insan tarafından hatırlanması durumunu” tanımlıyor . Yani zihnimizin ilk önce birey düzeyinde başlattığı ‘aldatıcı gerçeklik etkisi’ tüm topluma yayılarak, kitlelerin bazı olay veya bilgileri yanlış hatırlamasına neden olabilir. Kitle olarak içine düşülen bu yanılsama ise bilginin sürekli yankılanacağı yeni bir ortam yaratacağından, insanları yanlış bilginin sürekli doğru olarak pazarlandığı bir kısır döngünün içine hapsedebilir. Jordi Fernández, zihnimizin “episodik” bir hatırlama biçimine daha yatkın olabileceğini düşünüyor . Hafızamız inandıklarımız doğrultusunda şekilleniyor ve doğru bir kayıttan ziyade aklımıza yatkın kurmaca bir hikaye oluşturmaya yöneltiyor. Bu da belleğimizin bir “arşivci”den çok bir “hikaye anlatıcısı” olarak çalıştığını gösterir nitelikte . Yanlış bilginin bu hikayelere dahil olması ise an meselesi. Ayrıca bellek direncini kırarak doğru bildiğinin yanlış olduğunu öğrense bile hala yanlış olan bilgiyi de hatırlıyor; yani çoğunlukla doğru bilginin yanlış bilginin tamamen yerini alması mümkün olmuyor. Araştırmalar da insanların sadece doğru bilgileri değil, kendi inandıklarına ters düşen yanlış bilgileri de, -kendi inançlarını savunma dürtüsüyle- hafızalarında tuttuklarını gösteriyor . Sahte haber ve komplo teorilerinin dolaşımda olduğu, hatta öne çıkarıldığı çevrimiçi platformlardan talep edilen düzenlemeler ve yanlış bilginin yayılmasına karşı alınan önlemlerin nihai sonuca yaklaşması umut ediliyor. Zihnimizin yanlış bilgiye karşı sunabileceği çözüm önerisi ise 'bilim insanı gibi düşünmek .' Yani eğer kişisel ön yargılarımızın ve değişmez sandığımız ‘gerçeklerin’ peşinden gitmez ve her zaman sorgulayıcı olabilirsek belleğimizin bizi kandırmasına karşı direnç gösterebiliriz." #OltayaTakılma 2: Sahte hesaplarla kimlik avı ve dolandırıcılık Twitter’da nasıl işliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-2-sahte-hesaplarla-kimlik-avi-ve-dolandiricilik-twitterda-nasil-isliyor,"Dijital evrende, blokzincir teknolojisini içermeyen neredeyse her türlü yazı, görsel, hesap, platform, web sitesi kolaylıkla taklit edilebilir. Sosyal medyada gerçeğinden ayırt edilmesi pek de kolay olmayan hesapları açan ve yönetenlerin amacını kabaca iki noktaya indirgeyebiliriz. Bunlardan ilki bu hesaplar üzerinden mizah üretmek, ikincisi ise hesapta taklit edilen kişi veya kurumun adı veya güvenilirliğini kullanarak maddi kazanç sağlamaktır ki bu yazıya konu olan çıkar sağlama biçimi illegal olup bankaların taklitlerini konu alıyor. Kimlik hırsızlığı, neredeyse internetin yaygın olarak kullanılmaya başlaması kadar eski bir tarihçeye sahiptir. Teknoloji geliştikçe veya kullanıcıların interneti kullanma alışkanlıkları, kullandığı mecralar ve cihazlar değiştikçe kimlik hırsızları da yeni yöntem ve söylemler geliştirmeye çabalarlar. Örneğin sosyal medya öncesi internet çağında, kimlik hırsızlığının büyük bölümü zararlı e-postalar ve kötü amaçlı yazılım dosyaları aracılığıyla yapılıyordu. Bu yöntemler hâlen kullanılıyor olsa da sosyal medya odaklı kimlik hırsızlığı ve dolandırıcılık yöntemleri son birkaç yıldır artıyor. Facebook da Twitter gibi kimlik hırsızlığı ve dolandırıcılık yapmayı amaçlayan kişiler için oldukça popüler platformlardan biri olsa da, kullanıcılarına çevrimiçi satın alma hizmeti de verdiği için özellikle reklam araçları vasıtasıyla kullanıcıların bilgi eksikliğinden veya dijital okuryazarlık seviyelerinden faydalanarak mağdur edilmelerini önlemek için büyük adımlar attı. Hem uzman çalışanların hem de makine öğrenmesi yatırımlarının yardımıyla Facebook, oluşabilecek bu tip durumları gerçekleşmeden önce tespit etmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Buna rağmen kullanıcılar için kimlik hırsızlığı ve dolandırıcılık riskinin sıfıra indirilebildiğini söylemek mümkün değil. Türkiye’deki Facebook veTwitter kullanıcıların yaklaşık bir yıldır gördüğü bazı sponsorlu içeriklerin, kullanıcıları yanıltarak hassas finansal bilgilerini elde etmeye yönelik oltalama sayfaları olduğunu tespit ettik. Bu sayfaların görünme sıklığı Facebook’ta epey düşmüşken Twitter’da günde onlarca kez karşımıza çıkacak kadar yayın frekansının arttığını saptadık. Dolandırıcıların Twitter’ı seçmesinde muhtemelen deneme-yanılma yönteminin sonuçları rol oynuyor. Dolandırıcılar, oltalamanın mantığına uygun olarak birbirinden farklı kimlikleri, farklı platformlarda taklit etmeye çalışıyor. Sonuçta da hangi platformlar ve yöntemler kendileri için en fazla çıkarı sağlıyor ise o yöntem geliştirilerek sürdürülüyor. Bankaları taklit eden sahte hesapların Twitter’da artması, Twitter’ın gerek manuel gerekse algoritmalar yardımıyla sponsorlu iletilerde kullanıcıların şikayetlerindeki ve etkileşimlerindeki anormal artış üzerine gerektiği gibi eğilmediğini gösteriyor. Twitter, sahte hesaplar vasıtasıyla dezenformasyon yayılması gibi başka konularda da yıllardır beklenen çözümlere yönelik kalıcı adımlar atmakta pek de istekli görünmüyor. Twitter’da hala görmeye devam ettiğimiz kimlik hırsızlığı ve dolandırıcılık yönteminin nasıl işlediğini adım adım şu şekilde takip edebilirsiniz; 1 ) Şüphe uyandırmayacak kadar önce açılmış ve uykuda bulunan hesabın adı, profil fotoğrafı, arka plan görseli ve kullanıcı adı değiştirilir. 2) “Profiline kimlerin baktığını öğren!” veya “Herkese 10 GB internet hediye!” gibi kullanıcıların merakını cezbeden ya da bedava fayda sağlayabileceğini düşündüren sponsorlu tweet ayarlanır. 3) Tweet’e tıklayıp vaade ulaşmak isteyen kullanıcılar, Twitter’ın giriş sayfasına benzetilen sayfadaki kutucuğa kullanıcı adlarını ve şifrelerini girerler. Bu şekilde kimlik avı kurbanı olmuşlardır. 4) Dolandırıcılar tarafından ele geçirilen hesabın adı, profil resmi, arka plan görseli, kullanıcı adı taklit edilmek istenen bankaya benzetilecek şekilde değiştirilir. 5) Hesabına giremediği için hesabının çalındığını fark eden kişi, hesabını kurtarmak için Twitter’ın önerdiği adımları uygulamaya başlar. 6) Bankanın sosyal medya hesabını taklit eden ele geçirilmiş hesaptan sponsorlu iletiler kullanılarak reklam yapılmaya başlanır. Söz konusu hesabı takip etmeyen Twitter kullanıcıları da kurulan sponsorlu iletiyi görürler. 7) Sponsorlu iletiler genellikle, aidat iadesi veya çekilişle hediye dağıtılması gibi konuları içerir. 8) Oltalama girişiminin farkında olan kullanıcılar, söz konusu iletiye yorum yaparak ve şikayet ederek etkileşime geçerler. 9) Sponsorlu iletinin, taklit ettiği banka olduğunu zannedip iletide görünen linke tıklayan kullanıcılar, bankanın internet sayfasının neredeyse aynısıyla karşılaşırlar. 10) Sayfada TC Kimlik, müşteri numarası veya hesap numarası girilecek alan ile internet bankacılığı şifresi veya kart şifresi girilmesi istenen kutucuklar yer alır. 11) Bu kutucukları dolduran kullanıcının hesabı, kullanıcı durumu fark etmeden önce boşaltılır. 12) Twitter, bir süre sonra sponsorlu içeriğe dair gelen şikayetler ve iletinin altında bulunan anormal derecede fazla ve tepki dolu yorumlar dolayısıyla reklam yayınını durdurur ve hesabın dolandırıcılık amacıyla kullanıldığını fark ederek hesabı askıya alır. 13) Hesabını kurtarmaya çalışan kullanıcı, askıya alınan hesabını tekrar kullanmaya başlar veya hesap tamamen kapatılır. Genellikle akış bu şekilde olmakla birlikte bazı maddelerin yerini değiştirmek de mümkündür. İlk aşamada hesabı ele geçirilen kullanıcının bunu ne zaman fark ettiğine bağlı olarak, daha sonra banka hesabı boşaltılmak istenen kişilere giden zincirin kırılmasına yardımcı olabilir. Kimlik hırsızlığını erken fark eden kullanıcı, gerekli şikayetleri hızlıca yaparak, çalınan hesabının bir bankayı taklit edip başka kullanıcıların finansal bilgilerinin ele geçirilmesini önleyebilir. Tam da bu noktada medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlığın öneminin, sadece kişinin kendi güvenliği açısından değil, söz konusu platformu kullanan diğer kullanıcıların güvenliği açısından da önem taşıdığını söyleyebiliriz." #OltayaTakılma 4: Bu iletilere tıklanırsa ne olur?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-4-bu-iletilere-tiklanirsa-ne-olur,"DİKKAT: Oltalama amacı taşıyan iletilere merak sebebiyle dahi KESİNLİKLE tıklamamanızı öneririz. Kullanıcı, kimlik veya finansal bilgileri ele geçirmeyi hedefleyen Twitter’da karşılaşabileceğiniz sponsorlu iletilere tıkladığınızda göreceğiniz sayfa, sizde şüphe uyandırmayacak kadar gerçeğine benzer. “Profilime kimler baktı?” içerikli sponsorlu iletilerdeki bağlantılara tıkladığınızda aşağıdaki videoda görebileceğiniz gibi Twitter’a giriş sayfasının neredeyse aynısıyla karşılaşırsınız. Görülen oltalama sayfasının, kullanıcılarda herhangi bir şüphe uyandırmamasının temel sebeplerinden biri de oltalama sayfasının, benzetildiği Twitter giriş ekranına aslında bütün kullanıcıların aşina olmasıdır. Twitter’ın gerçek sayfasından, bu sayfaların tek farkı linkleridir ki onlar bile ayırt edilemeyecek yazı karakterleri kullanılarak benzetilmeye çalışılır. Bu sayfadaki kullanıcı adı ve şifre bölümüne gerekli bilgiler girildikten sonra, butona tıklandığında, kullanıcıların beklediği gibi profillerine bakanların bir listesi ekranda görünmez. Kullanıcılar, Twitter’ın gerçek giriş sayfasına yönlendirilir. Kimlik hırsızlığı mağdurlarının bir kısmı bu aşamadan sonra bir terslik olduğunu sezse de önemli bir bölümü harekete geçmez. Artık oltalama düzeneğini kuran kötü niyetli kişi veya kişiler, siz şifrenizi hızlıca değiştirmediğiniz sürece istedikleri zaman hesabınıza erişip istedikleri gibi hesabınızı kullanabilirler. Bankalara benzetilen oltalama iletilerinde ise adımlar biraz daha uzun olsa da benzer mantıkla işler. Aşağıdaki örnek videoda da görebileceğiniz üzere, sponsorlu iletiye tıkladıktan sonra, taklit edilen bankanın internet bankacılığı giriş sayfasına benzetilen bir sayfa açılır. İlk aşamada banka müşteri numarası veya TC Kimlik Numarası ile internet bankacılığı şifresi yazılacak kutucuklar yer alır. Kullanıcı, ilk adımı geçtikten sonra gelen doğrulama kodunun girileceği sayfaya yönlendirilir. İkinci şifre buraya girildikten sonra kısa bir süre bekletildiğiniz ekranla karşılaşabilirsiniz ki o an dolandırıcıların hesabınıza eriştiği ve hesabınızı boşaltmak için harekete geçtiği aşamayı temsil eder. Daha sonra mağdur, ikinci SMS’i gireceği sayfaya yönlendirilir ki bu aşama da hesabınızdan yapılacak para transferini onayladığınız anlamına gelir. Daha sonra da bankanın çekiliş sonuçlarının size kısa süre sonra ileteceğine dair bilgilendirici ekran çıkar. Böylelikle Twitter reklam araçları üzerinden yapılan oltalama girişimi amacına ulaşır; kullanıcının banka hesabı boşaltılmıştır." #OltayaTakılma 3: Dolandırıcılık için kullanılan sahte Twitter hesapları nasıl tespit edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-3-dolandiricilik-icin-kullanilan-sahte-twitter-hesaplari-nasil-tespit-edilir,"Twitter’da bilgi alma süreçleri uzun süredir istisnasız bir şekilde sponsorlu dolandırıcılık reklamlarıyla bölünüyor. Bu sponsorlu içerikler bazen banka kredilerinden bazen bedava internet paketlerinden bahsediyor. Sponsorlu içerikleri paylaşan hesaplar ise banka isimlerini, güvenilir kurumları taklit ediyor. Yanlış bilgi türleri arasında da yer alan taklit, bir kişi ya da kurumun imitasyonunun oluşturduğu içerikler ya da hesaplar anlamına geliyor. Taklit hesaplardan korunmak içinse izlenebilecek birkaç yol var. Hesapların onaylandığını ve orijinalliğini gösteren en önemli ipucu Twitter’ın vermiş olduğu mavi tik. Bu mavi tiklere de dikkatli yaklaşmak gerekse de özellikle kurumsal hesaplar açısından güvenilir oldukları söylenebilir. Karşınıza sponsorlu bir banka ya da kurum hesabı çıktığında ilk yapmanız gereken kullanıcının profiline girerek hesabın onaylı olup olmadığını kontrol etmek. Eğer karşınıza Ziraat Bankası ya da En Para hesabı gibi görünen bir hesap çıkıyorsa ve profile girdiğinizde Twitter’ın vermiş olduğu onay anlamına gelen “mavi tik” bulunmuyorsa hesaptan şüphe etmelisiniz ve yönlendirmeye çalıştığı linklere tıklamamalısınız. Twitter’ın arama sekmesine gelerek sponsorlu içeriğini gördüğünüz kurumun adını yazdığınızda karşınıza çıkacak mavi tikli hesap kurumun orijinal hesabıdır. Altında benzer isimlerle açılmış ve muhtemel dolandırıcılar olan hesapları da beraberinde görebilirsiniz. Sahte hesaplar, dolandırıcılık yaparken kullanıcı isimlerini bankaların ya da kurumsal hesapların isimlerine benzetirler. Ama tamamen aynı adı alamayacakları için benzer isimleri kullanmaya çalışırlar. Yani bir ismin devamına, önüne farklı semboller yerleştirebilirler. Bazen harflerin yerini değiştirebilir, aynı harfi birden çok kez yazarlar. Bu yöntemi kullanmalarının nedeni ise Twitter gibi hızlı bilgi akışının yaşandığı bir platformda böylesine küçük detayların gözden kaçabilme ihtimali. Ziraat Bankası gibi görünen bir Twitter hesabının “aidat iadesi için hemen başvuru” yapılmasına ilişkin bir tweeti görülüyor. Bu tweetle 750 TL’lik iadenin yanı sıra 10 GB internet verileceği de belirtiliyor. İlk bakışta sponsorlu bu içeriğin dolandırıcılık için kullanıldığı anlaşılmayabilir. Ama daha dikkatli bakıldığında kullanıcı adının orijinal hesapla aynı olmadığı ve “Ziraat Bank” yazısından sonra alttan çizgi kullanıldığını fark edebilirsiniz. Twitter ID’si her kullanıcının hesabına ilişkin ayrı sayılardan oluşan bir numaradır. Herkes Twitter sosyal ağına katıldığında Twitter, kullanıcılara özgü numara atar ve bu numaralar 1 rakamıyla başlar. Kullanıcılar isimlerini değiştirseler dahi Twitter ID’lerini değiştiremezler. Bu nedenle güvenilir bulduğunuz Twitter hesaplarının Twitter ID’lerini tespit etmek ve bunları sahte hesapların Twitter ID’leriyle karşılaştırmak bir yol olabilir. Twitter ID’yi tespit edebilmek için yardımcı olacak internet siteleri bulunuyor. Bunlardan biri tweeterid.com. İnternet sitesinde Twitter kimlik numarasını öğrenebilmek için kullanıcının hesabında “handle” olarak ifade edilen ve başında @ işareti olan kullanıcı adının ilgili kutucuğa yerleştirilmesi gerekiyor. Twitter isminin Twitter ID’sine dönüşmesine yardımcı olan bu internet sitesine ismi girip “convert” tuşuna bastığınızda sağ tarafında yer alan kutucukta hesabın kullanıcı numarası görülebilir. Orijinal hesapların Twitter kimlik numarasını sahte hesaplarla kıyaslayabileceğiniz gibi sahte olduğunu düşündüğünüz hesapların Twitter numaralarını arama motorlarında aratarak önceden atılmış olan tweetlere de göz atabilirsiniz. Dolandırıcılık yapmak üzere ele geçirilen hesapların kullanıcı isimleri profil fotoğrafları değiştirilebilir. Ancak çoğunlukla eski atılmış tweetler silinmez. Hesapta bir gariplik olduğundan şüphelendiğinizde hesabın önceki tweetlerine mutlaka göz atın. Böylece bir banka ya da kurum tarafından kullanılmadığını anlayabilirsiniz. Orijinal hesaplar da yazım hatası yapabilirler ancak bunun çok nadir yaşanacağı göz önünde bulundurulduğunda sahte hesapların dikkatli bir şekilde hazırlanmamış görsel ve tweetleri sizleri şüpheye düşürecek şeylerden birisi olabilir." #OltayaTakılma 5: Twitter reklamları nasıl çalışır? Twitter’da neye göre reklam görürüz?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-5-twitter-reklamlari-nasil-calisir-twitterda-neye-gore-reklam-goruruz,"Twitter da tıpkı internet temelli hizmetler veren Alphabet ve Facebook grubu şirketleri gibi reklam temelli bir gelir modeline göre çalışır. Reklamverenler Twitter kullanıcılarına belli kurallar çerçevesinde kendi reklamlarını gösterirler. Twitter’ın kullanıcılarından herhangi bir ücret almadan verdiği hizmeti de yeni ürün ve hizmetler geliştirmesini de finanse eden temel kaynak bu reklam gelirleridir. Şunu unutmamak gerekir ki ilk cümlede adı geçen şirketler kar etmek amacıyla kurulmuşlardır. Platforma üye olmak ve birçok hizmetinden faydalanmanın bir bedeli olsa da, bu bedel kullanıcıların cebinden çıkan bir miktar para gibi somutlaşmadığı için birçok kullanıcının zihninde bedava hizmet aldığı yanılsaması yer alır. Platformlar, kullanıcılardan para değil kişisel verilerini ister. Bu verileri de reklamverenlerin kullanımlarına sunar. Basılı halini okumanın günler süreceği kullanım kılavuzları, gizlilik ve veri paylaşımı sözleşmeleri de platformların, reklamverenler için kullanıcıların verilerini nasıl kullanabileceğine, depolayabileceğine, sınıflandırabileceğine ilişkin hukuki altyapıyı sağlar. Twitter’da ajanslara ve kişilere özel kurgulanan reklam paketleri olmakla birlikte 3 temel reklam alanı vardır: Trend listesi, akış sayfası, profil sayfası. Trend listesi reklamları genellikle özel bir gün için veya yaygın bir reklam iletişimi uygulanacağı zaman tercih edilen ve genellikle harekete geçirici bir etiket içeren reklamlardır. Reklamverenler, kendi sahiplendikleri gün veya söylemleri bu yolla büyük bir kitleye göstermeyi amaçlarlar. Akış sayfası ve profil sayfası reklamları, kullanım amacına göre kendi içinde çeşitlenir. Kullanıcıların Twitter akışı içinde gördükleri sponsorlu içeriklerin hepsi bu kapsamda değerlendirilir. Reklamveren tarafından oluşturulacak kampanyanın temel hedeflerine göre Twitter, 8 farklı seçenek sunar. 1) Uygulama indirme 2) Takipçi edinme 3) Tweet etkileşimi 4) Video gösterimi 5) Web sitesine yönlendirme veya dönüşüm 6) Uygulama kullanımı hedefleme 7) Video gösterimi 8) Bilinirlik yaratma Birbirinden farklı kampanya hedefleri için kullanılabilen 8 farklı reklam seçeneği, akış sayfasında, profil sayfalarında ve arama sonuç sayfalarında kullanılabilir. Bu sorunun kesin bir cevabı olmasa da genellikle kullanıcılar hedeflenerek reklam yapılıyor, evet. Çevrimiçi reklamları, çevrimdışı reklamlardan ayıran en büyük özellik, kullanıcı verilerinin anlamdırılarak hedefleme yapılabilmesidir. Twitter’da da reklam vermek istendiğinde bu seçenekler kolayca görülebilir. Öncelikle yukarıda sayılan 8 amaçtan hangisi için reklam verileceği seçilir. Daha sonra isteğe bağlı olarak kampanyaya bir isim verilebilir. Kampanya için kullanılacak bütçe girilebilir, kampanyanın başlangıç ve bitiş tarihi, saati ayarlanabilir. Bütçenin nasıl bir sıklıkla tüketilebileceği de reklamverenin isteğine göre düzenlenebilir. Bir sonraki adımda reklamların gösterim hedeflemesi seçilebilir. Cinsiyet, konum, yaş, dil, kullanılan cihaz, ilgi alanı gibi hedeflemeler oluşturabilirsiniz. Sonrasında, sponsorlu paylaşımda kullanılacak kreatif materyaller seçilir. Daha önce atılan bir organik tweet seçilebileceği gibi sadece reklam iletişiminde kullanılacak bir paylaşım metni ve görseli de kullanılabilir. Hedefleme için somut bir örnek vermek gerekirse bir tweet etkileşimi kampanyasında şöyle bir hedefleme yapmak mümkündür: Herhangi bir cinsiyete dahil, Türkiye’de yaşayan, 18-34 yaş aralığında, cihaz dili İngilizce olan, iOS 9.3 ve üzeri işletim sistemi kullanan, teyit.org takipçilerine benzer davranışlar gösteren, teknoloji haberleri takip edenler. Hedeflenen grupları daha da keskinleştirmek veya farklı zamanlarda kaydedilen hedef gruplarını birlikte ele almak mümkündür. Kullanılan hedefleme seçenekleri arttıkça, platformun biriktirdiği verilerden daha fazla yararlanılacağı için reklamın birim maliyeti de elbette artacaktır. Twitter da diğer platformlar gibi kendine has reklam politikaları mevcut. Uluslararası yasal mevzuatlara ve genel ahlaki kabullere uygun olarak hazırlanan Twitter Reklam Politikaları teoride oldukça detaylı, kapsamlı ve yeterli gibi görünse de uygulamada çok fazla aksaklıkla karşılaşıldığı sır değil. “Reklamverenler, Twitter'da reklamını yaptıkları şeylerden sorumludur. Yani geçerli tüm yasa ve yönetmeliklere uymaları, dürüst reklamlar oluşturmaları ve de güvenli ve saygılı bir biçimde reklam yapmaları gerekir.” Twitter Reklam Şeffaflık Merkezi Twitter Reklam Politikaları kapsamında reklam yapan hesaplar ve sponsorlu tweetlere dair bir inceleme mekanizması olduğu vurgulansa da bu inceleme, onay veya askıya alma süreçlerine dair somut örneklere yer verilmiyor. Bu politikalar kapsamında, yasalar gereği yasaklanan ve kısıtlanan reklamların yanı sıra, platform, reklamverenlere bazı önerilerde de bulunur. Twitter’da sponsorlu reklam olarak karşımıza çıkan ve artarak devam eden oltalama girişimlerine karşı, platformun yönlendirmeleri ve aldığı reklamcılık önlemlerinin aslında pratikte kullanıcı güvenliğini sağlamada umulan başarıyı sağlamadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. #OltayaTakılma yazı dizisi kapsamında ilerleyen bölümlerde detaylarını göreceğimiz kimlik hırsızlığı ve kötü amaçlı yazılımların, Twitter reklam araçları vasıtasıyla yayılmamasına dair tavsiye niteliğinde bir madde olsa da Twitter’ın bu konuda başarılı bir sınav verdiğini söylemek şimdilik ne yazık ki mümkün değil." #OltayaTakılma 7: Dolandırıcı hesaplar dezavantajlı grupları nasıl mağdur edebilir?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-7-dolandirici-hesaplar-dezavantajli-gruplari-nasil-magdur-edebilir,"Sosyal medyada ortaya çıkan yanlış bilgilerden pek çoğu mülteciler gibi dezavantajlı grupları hedef alıyor. Teyit kurulduğundan beri özellikle Türkiye’de yaşayan Suriyelilere ilişkin ortaya atılan iddiaları doğrulamaya çalışıyoruz. Bu çalışmalar sırasında da pek çoğunun yanlış olduğunu tespit ettik. Çevirisi: Devlet desteğinden herkes yararlanabilir. Yardım almak için lütfen e-devlete hemen kayıt olun. Ayrıca bu yazıyı 100 kişiyle paylaşın. Çevirmen notu: Yazının Arapça bilmeyen kişiler tarafından, kötü bir şekilde çevrildiği söylenebilir. Yanlış bilgileri sosyal medyada araştırdığımız sırada dikkatimizi çeken şeylerden birisi Türkiye’deki Suriyelileri hedef alan dolandırıcılık amaçlı E-devlet hesapları ve internet siteleriydi. Twitter’dan ziyade Facebook’ta karşımıza çıkan bu dolandırıcılık biçimi Arapça paylaşımlar yapan E-devlet sitesi görünümlü hesaplardı. Paylaşımlar Türkiye vatandaşlığına geçiş, çifte vatandaşlık, devlet yardımlarından yararlanma, çalışma izni gibi konuları kapsıyordu. Hangi internet sitesinin veya hesabın orijinal olduğunu anlayamayan ve dil bariyeri bulunan kişiler dolandırıcıların hedefindeydi. Sponsorlu içeriklerle özellikle Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin Facebook hesabında görünen paylaşımların ne kadar kişiyi etkilediğine dair bir sonuç alamasam da mağduriyet yaşanmaması adına da pek çok paylaşımın yapıldığı söylenebilir. Paylaşımların hepsinde referans verilen linkler orijinal olmayan, aralarında nokta, tire vb. işaretler bulunan internet sitelerine yönlendiriyordu. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi paylaşılan internet sitelerinin orijinalliğinden emin olmak ve devlet sitelerinin .gov uzantılı olduğunu akılda tutmak. Twitter’daki sahte hesaplar için yapılan uyarılar da Facebook için geçerli denebilir. Sayfaların mavi tikli olduğunu kontrol etmek, “Hakkında” kısmına bakmak ve sayfa adının doğru yazıldığından emin olmak yardımcı olacaktır. Suriyelileri devlet yardımları beklentisiyle dolandırmaya çalışan hesapların büyük bir çoğunluğu kapatılmış olsa da hala benzer pek çok hesap aktif olarak sosyal medyada bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki e-devleti kullanmak için ikametgahınızın olması gerekiyor. PTT merkezlerinden alınan şifre ile e-devlet sitesine giriş yapılabilir. Bu nedenle Suriyelilerin e-devlet görünümlü internet sitelerinde gerçekleştirebilecekleri işlemler için PTT’den şifre almaları gerekmekte. Eğer herhangi bir bankadan hesap kartları bulunuyorsa da PTT merkezine gitmeden işlemleri gerçekleştirebilirler.Ancak resmi internet sitesine girdiklerinden ve e-devlet şifresine sahip olduklarından emin olmaları gerekir. Suriyeli mülteciler bu tür yanlış bilgi içeren dolandırıcılık hesaplarıyla baş edebilmek için güvenebilecekleri kurum ve kuruluşlardan yardım istemeli. Örneğin UNHCR-ASAM Danışmanlık Hattı (UNHCR-ASAM Counselling Line) 2017 Mart ayı itibariyle Türkiye’de ikamet eden tüm mülteci ve sığınmacılara hizmet vermeye başladı. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne bağlı olarak çalışan Yabancılar İletişim Merkezi (YİMER) de Türkiye’de yaşayan yabancıların vize, ikamet izni, uluslararası koruma, geçici koruma gibi konulardaki sorularına cevap veriyor. Aynı görevi üstlenen Mülteci Dayanışma Derneği, İGAM gibi diğer STK’larla da iletişime geçerek ihtiyaçları olan konular hakkında bilgi alabilirler. Dolandırıcı hesapların ne kadar ciddi mağduriyetler yaratabileceğini bu tür örneklerle görebiliyoruz. Mülteciler gibi dezavantajlı grupların sosyal medya platformlarında daha dikkatli olması için gerekli uyarıların yapılması ve platformlar tarafından gerekli önlemlerin alınması şart." #OltayaTakılma 6: Şimdiye kadar kimler etkilendi?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-6-simdiye-kadar-kimler-etkilendi,"Twitter’ın reklam aracının kullanılmasını merkezine alan oltalama yöntemi, özellikle 2018’in sonu ve 2019’un başlarında medyada da çokça yer aldı. Gazeteler, televizyon kanalları ve haber siteleri; söz konusu dolandırıcılık yöntemine karşı bilinç yaratmak üzere konuyu haberleştirdi. Hatta bu tip haberlerin ve Twitter’daki oltalama girişimlerinin artması üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da uyarılarda bulunduğu bir tweet attı . Ayrıca oltalama girişimi amacıyla oluşturulan sponsorlu iletilerle karşılaşan Twitter kullanıcıları hem tepkilerini dile getirmek hem de diğer kullanıcıları uyarmak amacıyla kendi sayfalarında bu soruna değindiler. Buradaki tweetler sizde , oltalama girişimlerinin başarısız olduğu izlenimini uyandırsa da gerçek biraz daha farklı. Öğrenim seviyesi, cinsiyet, yaş, meslek grubu, yaşadığı yer fark etmeksizin hepimiz her an oltalama girişimlerine maruz kalabiliriz. Bu çalışma kapsamında ulaşabildiğimiz Twitter kullanıcıları gibi, benzer oltalama girişimlerinin kurbanı olabiliriz. 2019’un ilk üç ayında Twitter’da en az 585 oltalama girişimi içeren ileti, sponsorlu tweet olarak kullanıcıların sayfasında göründü . Bu iletilerin bir kısmı banka hesaplarını ve onların müşterileri için yaptıkları kampanyaları taklit ederek kullanıcıların hassas finansal bilgilerini elde etmeyi amaçlıyordu. Geri kalan iletiler ise “Profiline kimlerin baktığını öğren!” gibi merak uyandırıcı ve aslında Twitter’ın vermediği bir hizmete yönelik iletilerle, kullanıcıların kullanıcı adı ve şifrelerini ele geçirerek hesapları üzerinden banka taklidi yapma amacına hizmet ediyordu. Kimlik bilgilerini hedefleyen oltalama girişimlerinin mağduru olan kullanıcılardan ulaşabildiğimiz ve sorularımızı yanıtlayan mağdurların büyük bölümü, profiline bakanları öğrenebileceklerini vadeden iletilere tıklayarak kullanıcı adlarını ve şifrelerini vermişler. Bu kullanıcıların büyük bir bölümü, iletiyi takip eden linki tıklayarak gittikleri sayfada Twitter kullanıcı adı ve şifrelerini girdikten sonra içlerinde bir şüphe oluştuğunu ancak çok da önemsemediklerini bizimle paylaştılar. Bazıları hesaplarına birkaç dakika sonra bazıları da birkaç saat sonra erişemediğini fark ettiğinde hesaplarından bankaları taklit eden iletiler yayınlandığını görmüşler. Twitter’ın hesap kurtarma kılavuzuna göre hesabına tekrar erişebilenler onlarca hakaret içeren, Emniyet Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, İçişleri Bakanlığı gibi kurumların etiketlendiği cevaplarla karşılaşmışlar. İsminin paylaşılmasını istemeyen 30 yaşında özel sektör çalışanı bir erkek kullanıcı bu olay sonrası, Twitter’a giriş için çift aşamalı doğrulama seçeneğini (SMS ile şifre alma) etkinleştirdiğini ve platforma bu şekilde girdiğini söyledi. “10 GB hediye internet” temalı oltalama iletilerine tıklayanlar ise kimlik hırsızlığı mağdurları arasında ikinci büyük grubu oluşturuyor. Bir bankayı taklit ederek veya Twitter logosunu kullanarak “İlk giren 50 kişiye 10 GB internet hediye” benzeri iletiler kullanıcılarda bir şeyler kazandığı veya bedava sahip olacağı hissi uyandırıyor. Bu hisle iletilerdeki linklere tıklayan kullanıcılar, karşılarına çıkan sayfadaki kutucuklara kullanıcı adı ve şifrelerini – bazen de telefon numaralarını- girmişler. 18 yaşındaki Ayşegül Erkoğlu da benzer bir yöntemle Twitter hesabı ele geçirilen mağdurlardan biri. Hesabı ele geçirildikten sonra, e-posta adresine şifre sıfırlama talebi göndererek hesabını tekrar kontrol edebilmiş. Twitter kullanmayı sürdüren Erkoğlu, reklam görünce tedirgin olduğunu söylüyor: “Şimdi bile tanımadığım birinden bir bildirim gelse tedirgin oluyorum. Artık hiçbir reklama bakmıyorum, direkt geçiyorum sayfayı.” Twitter’daki oltalama mağdurlarının nasıl bir profili olduğuna bakıldığında birkaç niteliğin merkezde olduğu bir şema oluşturmak mümkün değil. Şimdiye kadar görüşebildiğimiz mağdurların içerisinde akademisyen, öğrenci, işsiz, özel sektör çalışanı, mühendis, kamu personeli, esnaf, doktora öğrencisi gibi farklı sosyoekonomik gruplara dahil kadınlar ve erkekler bulunuyor. Bizimle görüşmeyi kabul eden mağdurların yaşları 18 ila 55 arasında değişiyor ki bu da aslında Twitter’ın aktif kullanıcılarını neredeyse tamamen kapsadığını söyleyebileceğimiz bir yaş aralığı. Buradan elde ettiğimiz başka bir çıkarım ise sponsorlu oltalama iletilerinde kullanıcılara yönelik yer, ilgi alanı, yaş, cinsiyet gibi hedefleme yapılmadığı oluyor. Ulaşabildiğimiz mağdurlar, hesaplarının kontrolünü tekrar ele geçirebilen kullanıcılardan oluşuyor. Görüştüğümüz 16 mağdurdan sadece bir tanesi polise veya savcılığa bu konuyla ilgili şikayette bulunduğunu söyledi. Şikayette bulunmama nedenlerini sorduğumuzda bazı kullanıcılar “Hesabımı geri aldığım için gerek yok” derken bazıları da “Twitter hesabımın çalınmasını o kadar önemli görmüyorum. Yenisini açarım.” dedi. Kimlik hırsızlığına yönelik oltalama girişimlerinin mağdurlarına ulaşmak teknik açıdan bir nebze mümkün olabilse de bankaları taklit eden oltalama girişimlerinin mağdurlarına ulaşmak, ancak onların beyanıyla mümkün. Bu beyanlardan ilkinin sahibi de Sabah gazetesi Özel İstihbarat Muhabiri Atakan Irmak olmuştu . Twitter üzerinden, Halkbank’ı taklit eden bir hesabın yönlendirdiği linke tıklayarak banka bilgilerini giren Irmak, hesabındaki bütün paranın kendi iradesi dışında başka hesaplara transfer edildiğini sosyal medya hesabında yazdıktan kısa süre sonra Twitter hesabını kapattı. Israrlı çabalarımıza rağmen iletişim kuramadığımız Irmak’ın mağduriyeti sonrası nasıl bir yol izlediğini veya parasını geri alıp alamadığını, taklit edilen bankayla nasıl bir süreç ilerlettiğini bilmiyoruz. Oltalamanın bir anlık dalgınlık ve merakla herkesi ağına düşürebileceği gerçeğinin farkında olarak, gerçek hayatta olamayacak kadar iyi tekliflere her zaman şüpheyle yaklaşmakta fayda var." #OltayaTakılma 9: Dolandırıcılık iletilerine tıklamanın ardındaki sosyal medya motivasyonları neler?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-9-dolandiricilik-iletilerine-tiklamanin-ardindaki-sosyal-medya-motivasyonlari-neler,"Son aylarda dramatik bir artış gösteren dijital dolandırıcılık saldırıları sosyal medyada, özellikle de Twitter’da benzer yöntemler kullanıyor. Para ödenerek gösterim sayısı arttırılmış bir içerik, görselde genellikle pahalı bir otomobil veya son model bir akıllı telefon, metinde ise sıklıkla “Tebrikler! Kazandınız” gibi ibareler. Tıklandığında sizi bir bankanın web sitesine çok benzeyen ama aslında bir dolandırıcıya ait sayfaya götürüyor ve hesap / kart bilgilerinizi girmenizi amaçlıyor. Peki nasıl oluyor da bu kadar bariz dolandırıcılık engellenemiyor ve yüzlerce, belki de binlerce kullanıcı bu numaralara inanabiliyor? Temelde üç sebepten bahsedilebilir: Finansal sistemin işlemesi, son tahlilde bir güven meselesidir. ATM’ye cebinizdeki paranızı yatırdığınızda, ATM’nin sahibi olan bankanın o parayı doğru şekilde alıp, sistemine kaydedip, hesabınıza işleyeceğinden şüphe etmezsiniz. Ettiğiniz noktada, o parayı o ATM’ye değil, başka bir bankanın ATM’sine yatırırsınız. Güvenmediğiniz birden fazla böyle banka olduğunda ise bankacılık sistemine olan güveniniz yok olur, paranızı evinizde bir kasada saklamaya başlarsınız. Mevcut durumda insanların bankacılık sistemine, en azından paralarını emanet edebilecekleri kadar güvendikleri muhakkak. Ancak dijital dünyanın doğası gereği güvendikleri kurumların gerçekten güvendikleri kurumlar olduğunun teyidi gibi yeni bir sorunla karşı karşıyayız. Fiziksel dünyada (veya dijital öncesi dünyada) insanlar bir bankaya girdiklerinde güven hissederler. Paralarını veznedeki görevliye uzatır, onların saydığı meblağı doğru kabul eder, kendilerine söylenen döviz kurundan şüphe etmezler. Zira bütün sistem güven üzerine kurulmuştur ve bu seviyede adi suç denebilecek dolandırıcılıkların banka tarafından yapılmayacağını bilirler. Peki, girdikleri binanın bankaya ait olduğundan, bir dolandırıcı tarafından işletilen sahte bir ‘banka şubesi’ olmadığından nasıl emin olurlar? Bu, fiziksel dünyada hiç de zor değildir zira sahihliğin bazı basit ipuçları apaçık ortada durmaktadır. En basitinden banka şube binası başlı başına bir güven unsurudur. Kimse bir banka binasını taklit edemez, kendisine bir bina kiralayıp kapısına bilinen bir bankanın tabelasını asamaz. Bunu yapmaya kalkan kişi muhtemelen daha tabelayı asarken tutuklanır. Benzer şekilde şehrin merkezine bir bankaya ait gözüken (ama aslında olmayan sahte) bir ATM’yi koymak da mümkün değildir. Çok istisnai durumlarda ATM dolandırıcılıkları gerçekleşebilse de genellikle bu suçları işleyenler hemen yakalanır ve neredeyse her durumda müşterilerin parası iade olur. Ancak dijital dünyanın içkin özellikleri nedeniyle yukarıda bahsi geçen sahihlik ipuçları fiziksel dünyadaki kadar katı, manipüle edilemez, apaçık değildir. Fiziksel dünyada sahte bir banka şube binası dikip, kapısına sahte bir tabela asmak ne kadar mümkün değilse, dijital dünyada da bir bankanın gerçek web sitesinin neredeyse birebir aynısını ‘inşa edip’ yayına almak da o kadar kolaydır. Tabii, bu dijital dünyada sahihlik ipuçları yoktur anlamına gelmez, vardır ancak fiziksel dünyadan farklıdır. Sitenin görsel ögeleri kopyalanabilir (yani binanın aynısı kolayca dikilebilir) ancak tarayıcında gördüğünüz web adresi (URL, yani bir nevi şubenin tabelası) birebir taklit edilemez. Birkaç harf veya karakter değiştirilmek zorunda kalınır. Veya web sitesinin güvenlik sertifikası eksiktir; fiziksel dünyada kapısında güvenlik, kapısında kilit olmayan bir banka şubesine güvenmeyeceğiniz gibi, dijital dünyada da SSL sertifikasına sahip olmayan (ki bunu adres satırındaki HTTPS ibaresinden ve kilit işaretinden anlayabilirsiniz) bir banka sitesine girmemeniz gerekir. Bu teknik ipuçlarının yanında çok daha basit görsel ve metinsel ögelerle de bir aldatmacanın içinde olduğunuzu fark edebilirsiniz: imlâ hataları, kurumsal renklerle uyumsuz ve özensiz görseller, kurumun normalde kullandığı dilden çok daha farklı bir dil kullanımı ve en önemlisi gerçek olamayacak kadar iyi gözüken vaatler. Dijital ipuçlarının mevcudiyeti maalesef kendi başına yeterli değil. Kullanıcıların bu ipuçlarından haberdar olması ve onları fark etmeleri gerekiyor. Bu hususta toplumun genelinde hakim olan eksik medya okur yazarlığı ve dijital okur yazarlık becerileri büyük bir sorun oluşturuyor. Gerek finansal kurumların gerekse düzenleyici kurumların bu konuda yetersiz kaldığı da üzücü bir gerçek. İletişim kuramlarında adı sıkça geçen bir kavram olan ‘eşik bekçisi’ kamusal alanda dolaşıma girecek bilginin seçiminde, filtrelenmesinde karar mekanizması işlevi gören kişi ve kurumlara verilen isim. Bilgi (aslında enformasyon, hatta sorunlu ama yaygın kullanımı ile içerik) bir eşiğe (editörün masası, posta kutusu veya televizyon yapımcısının önündeki konu listesi) geliyor ve eşik bekçisi (editör, yapımcı vs...) o bilginin, eşiğin öbür tarafına (gazete sayfası, televizyon ekranı) geçip geçmemesine karar veriyor. Konumuz bağlamında, eşik bekçileri yıllarca kritik bir rol oynamıştır zira televizyon veya gazetede, genel olarak konvansiyonel medyada yukarıda bahsi geçen türde aldatıcı reklamlar yer alamaz. Bir dolandırıcı, gerçek bir bankanı yerine geçerek reklam gösteremez, para talep edemez. Zira eski nesil eşik bekçileri bu gibi durumlarda bir güvenlik sübabı görevi görür. Oysa bugün eşik bekçilerinin mahiyeti değişmiş durumda. Eşik bekçiliği görevini insan editör ve yapımcılar değil dijital platformların algoritmaları yükleniyor. Bu algoritmaları ise aşmak görünen o ki çok da zor değil. Bu nedenle, finansal kurumlara, düzenleyicilere ve dijital platformlara teknik birçok sorumluluk düşüyor zira bu dolandırıcılık içerikli reklamların daha yayımlanmadan engellenmesi sorunu büyük ölçüde çözecektir. Sosyal medya ağlardaki takipçi sayıları, paylaşımlarının beğenilme oranı, tekrar paylaşılma oranı, o paylaşım üzerinde yapılan yorumlar aslında paylaşım yapan kişinin paylaşıma devam etme motivasyonunu da etkiliyor. Kendinize sorun: Twitter’a bir ileti yazdıktan veya Instagram’da bir fotoğraf paylaştıktan en az birkaç dakika sonra acaba iletiyi beğenen veya tekrar paylaşan var mı veya fotoğrafımı kaç kişi (ve kimler) beğenmiş diye merak etmiyor musunuz? İşte Twitter’da kullanıcıları ağına düşürmeye çalışan kimlik hırsızlarının kaşıdığı o kadim duyguya ulaştık: Merak. Snapchat’le ortaya çıktıktan sonra Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın kopyaladığı ‘Hikayeler’ özelliğine göre, kullanıcı seçtiği görseli veya videoyu kendi ayarladığı zaman aralığında ve kendi belirlediği süre kadar takipçilerine gösterebilir. Paylaşılan bu hikayeye kimlerin baktığını da kullanıcı görebilir. Yani sosyal medyada paylaştığı hikayesine toplam kaç kişinin baktığını, ne tür paylaşımlarının en çok etkileşim yarattığını takip edebilir. Hikaye paylaşanlar, paylaşımlarına dair kayıtlar tutup analitik çözümlemeler yapmasalar da farkında olmadan etkileşimi yüksek içeriklere benzer içerikler paylaşmaya meyillidirler. Paylaşılan hikayeye bakanlar ile sosyal medya hesabına bakanları görmek temelde birbirine benzemese de kullanıcılarda bu tip bir yanılsama yaratabilir. 2,2 milyardan fazla kullanıcısı olan Facebook ve 1 milyardan fazla kullanıcısı olan Instagram ile 1,5 milyardan fazla kullanıcısı olan WhatsApp’ta hikayelere kimin baktığını görebilme özelliği belki Twitter’da da hesabına bakanları gösteriyordur? Merakla ve çok da düşünülmeden yapılan birkaç tıklama ve tarayıcıya kaydedilen şifrenin girilmesiyle bu sorunun cevabı kötü yoldan alınmış olur." #OltayaTakılma 8: Dolandırıcılar toplumsal ihtiyaçlardan nasıl yararlanıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-8-dolandiricilar-toplumsal-ihtiyaclardan-nasil-yararlaniyor,"Dolandırıcıların korku, ilgi ve ihtiyaç gibi hislere yönelik içerikler paylaştığı ve bazen bütün bu hisleri aynı anda harekete geçirmeye çalıştıkları söylenebilir. Hesabınızdan yüklü bir miktar para çekildiğine ilişkin bir telefon araması aldığınızda gerçek bir dolandırıcılığın kurbanı olmanız çok olasıdır çünkü maddi kayıp yaşama korkusu sağlıksız karar almanıza neden olur. Farklı bir duyguya hitap ediyor olsa da “profilinize kimlerin baktığını” bilmek istemek de ilgi / beğenilme gibi hislerinize hitap eder. Ama sosyal medya kullanıcılarını dolandırıcıların kurbanı yapacak en çekici yol ise ihtiyaçlara hitap etmek. Sosyal medya toplumsal ihtiyaçları nasıl şekillendiriyor ve bunda medya okuryazarlığının nasıl bir etkisi var? Twitter’daki banka gibi kurumların isimlerini kullanarak dolandırıcılık yapanlar aidat iadesi ile birlikte 10 GB internet kazanma şansından bahsettikleri paylaşımlarla kullanıcıların şahsi bilgilerine ulaşmaya çalışıyorlar. İnternete her an ulaşabilmek için ihtiyacımız olan mobil internet paketlerini kullanarak her an video, dizi izleyebilmek, müzik dinleyebilmek herkesin arzu edebileceği bir şey. Ayrıca 10 GB internet gibi bir teklifin bedava olması insanların üzerinde şüpheye düşeceği de bir şey değil. Yani size bir araba, ev kazanacağınızı söylemiyor. 10 GB gibi ticari karşılığının çok fazla olmadığını düşündüğümüz ama bireylerin hayatına küçük de olsa etki edebilecek bir katkı olarak görünüyor. Bu durum da böyle bir kampanyaya inanmayı kolaylaştırıyor. Aynı şekilde 750 TL aidat iadesi için de benzeri söylenebilir. İnsanların ekonomik ihtiyaçlarını hedef alan bu paylaşımların kurbanı olmanın bazı nedenleri olabilir; bankaların benzer kampanyalar yapması, ekonomik ihtiyaçların banka gibi tüzel kişilikler üzerinden ilerlemesi, dijital medya okuryazarlığı oranının düşük olması. Türkiye 1GB internete ödenen ücret anlamında dünyada kötü bir sıralamaya sahip olmasa da alım gücüne oranla internet paketlerine ödenen ücretler ve paket aşımları sonrası ödenen ücretler kullanıcıları bedava veya kampanyalı seçeneklerden yararlanmaya itiyor. İnternetsiz herhangi bir şeyin yapılamadığı okul kayıtlarından, banka işlemlerine, fatura ödemeden sosyal medya takibine kadar internet her şey için bir ihtiyaç. Bu ihtiyaçlar üzerinden karşımıza çıkan ""bedava"" hizmet elde edebilme şansı ise insanların karşı koyamadığı bir teklif. Karşımızda pek çok seçenek bulunduğunda ekonomik değerinden bağımsız olarak, bedava olana yaklaşma gibi bir eğilim içerisinde oluruz. City Lab 'e verdiği röportajda Duke Üniversitesi profesörü Dan Ariely, davranış ekonomisi perspektifinden bu konuya ilişkin bir açıklama yapıyor; “Hiçbir şey ödemediğimizde aslında çok fazla şey ödüyoruz. Her şeyin aslında iki yüzü vardır ama bir şey bedava olduğunda olumsuz tarafı unuturuz. Herhangi bir şey bize bedava verildiğinde var olan değerinden çok daha fazlası olduğunu düşünmemize neden olan bir duygusal sorumluluk yaratır."" Bireylerin bu duygu durumuna yönelik davranan dolandırıcılara karşı bir şeyden bedava yararlanmak istediğimizde tekrar düşünmek ve rasyonel kararı alıyor olduğumuzdan emin olmak gerek. Bu tür kampanya bazlı dolandırıcılıkların merkezinde bankaların olması ise çok doğal. Yeni müşteri kazanmak, müşterilerin sadakatini sağlamak için bankaların çeşitli şirketlerle işbirliği yaptığına, farklı imkanlar sunduğuna şahit oluyoruz. Çekilişlere katılma, bedava ürünler elde etme, indirimler kazanabilme gibi kampanyaları sürekli tekrarlayan bankaların adıyla bunu yapmak, kullanıcıların aşina olduğu tanıtım içeriklerini kullanmak oldukça mantıklı görünüyor. Birden fazla kredi / banka kartı bulunan bir kişi gün içerisinde kampanya ve kredi tekliflerine yönelik en az iki SMS ya da e-posta alıyor. Mesajları almak istemediğinizi belirtmek mümkün olsa da pek çok kişi bunu iptal etmekle uğraşmıyor. Sürekli avantajlardan yararlanabileceğimiz hissiyle dolaştığımız internet ortamında karşımıza dolandırıcıların paylaşımları çıktığında bu nedenle tekrardan düşünmek aklımıza gelmeyebilir. Gündelik yoğunluğu içerisinde karşılaştığı bilgileri kontrol edemeyen kullanıcılar bunu avantaja dönüştürmeye çalışırken kendilerini mağdur konumunda bulabiliyorlar. Bu aşinalıklardan kaynaklı dolandırıcılık kurbanı olabilmek çok kolay. O yüzden de eğitim ve yaş gibi etkenler dolandırıcılık kurbanı olunması konusunda bazı farklılıklra gösterse de işin temelinde dijital medya okuryazarlığını güçlendirmek yatıyor. Dijital medya okuryazarlığının Türkiye’de oldukça düşük seviyede olması da bu tür dolandırıcılık vakalarının artmasına neden oluyor. İnsanlar gelir, eğitim seviyesi farketmeksizin dolandırıcılık kurbanı olabiliyor çünkü dijital medya okuryazarlığı, kişilerin kendilerini güçlendirmeleri gereken ve diğer vasıflarına içkin olmayan farklı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Açık Toplum Enstitüsü’nün (Open Society Institute) 2018 Medya Okuryazarlığı Endeksi’ne göre Türkiye, medya okuryazarlığı alanında sondan ikinci olmuştu. Yanlış bilgilere karşı da bir hayli dirençsiz olan Türkiye’de dolandırıcılık kurbanı olmamak için yeterli bilgiye sahip olunmadığı bu tür araştırmalarla da desteklenmiş oluyor. Dijital okuryazarlık deyince kazanılması gereken en temel yeteneklerin başında şunlar gelebilir: Sahte hesapları tespit edebilmek, orijinal hesapları bulabilmek, güvenli şifreler oluşturmak, dijital ortamda verilen kişisel bilgilerin neler olması gerektiğini bilmek, hesaplar için varsa her zaman iki adımlı doğrulama seçeneklerini kullanmak." #OltayaTakılma 10: Oltanın diğer ucundan tutan kim veya kimler?,https://teyit.org/teyitpedia/oltayatakilma-10-oltanin-diger-ucundan-tutan-kim-veya-kimler,"Bu yazı dizisi boyunca farklı yönlerini anlatmaya çalıştığımız oltalama yöntemini Twitter reklam sistemiyle birleştiren dolandırıcıların detaylı bir profilini çıkarmak şimdilik mümkün olmasa da yine de onlara dair birkaç şey söylemek mümkün. Dolandırıcılar, verimli bir şekilde kullanabilmesi kişiden kişiye göre değişmekle birlikte, çalışma mantığı ve detaylarını çözmenin birkaç gün süreceği Twitter reklam sistemine oldukça hakimler. Bu tür bir yola girmeden önce bir vesileyle sosyal medya platformlarında reklam vermeye dair birkaç denemeleri olmuş olabileceği veya bu konuda bilgi edinebilecekleri dijital pazarlama eğitimlerine katılmış olabilirler. Taklit edecekleri bankaların güncel kampanyaları, reklam yüzleri, internet bankacılığı giriş ekranlarını çok sıkı takip ettikleri araştırma kapsamında topladığımız oltalama iletilerinden yapılabilecek çıkarsamalardan biri. Ayrıca taklit edilecek bankanın iletişimlerinde kullandığı görsellerin renk tonundan, görsellerin içerdiği metin ve resimlere kadar birçok konuda tutarlılık gözetildiğini de düşünüyoruz. Görüştüğümüz kimlik hırsızlığı mağdurlarının içinden sadece birkaç kişi, hesaplarının çalındığını fark ettiğinde çalanlarla iletişime geçmeye çalıştığını söyledi. Twitter’da başka bir hesap açarak, oltanın diğer ucundaki kişilerle iletişime geçmeye çalışanlardan biri, isminin açıkça geçmesini istemeyen S.S., serbest meslek erbabı, erkek ve 30 yaşında. Hesabının çalındığını fark ettiğinde Twitter’ın yardım yönergesinden önce kendi çabalarıyla hesabını geri alabilmek için dolandırıcılarla iletişime geçmiş. Açtığı başka bir Twitter hesabından, çalınan asıl hesabına mesaj atan S. oltanın diğer ucundakilerle iletişim kurmayı başarmış. Kimlik hırsızları, S’ye, hesabını reklam yapmak için ele geçirdiklerini ve ertesi gün kendisine hesabı iade edeceklerini söylemişler. Dedikleri zamanda da S, hesabını geri almış. Dolandırıcılar, kimlik ve banka hesabı hırsızlığı için aldıkları hesapları uzun bir süreliğine ele geçirmiyorlar. Hızlıca, reklam aracılığıyla amaçlarına yönelik kullanıp sonrasında kapatılmasını hedefliyorlar veya sahiplerinin hesapların kontrolünü ele geçireceğini en baştan beri biliyorlar. Ele geçirdikleri hesaplardaki e-posta adreslerini bilinçli olarak değiştirmeyerek de, hesapların gerçek sahiplerinin Twitter’ın yönergelerini takip ederek şifre sıfırlama talebi oluşturacaklarını ve bu sıfırlama için e-posta adreslerinin kullanılması gerektiğinin farkındalar. Şu an hala aktif olan ve asıl sahibi tarafından geri alınmamış aşağıdaki hesabın adı ve açıklamasında yazanlar, S’nin anlattıklarıyla örtüşüyor. Dolandırıcılar, hesap sahiplerinin hesaplarını tekrar kontrol edebilmesine olanak sağlayacak bir şekilde (e-posta adresini değiştirmeyerek) ilerliyor. Bu durumda, kullanıcılar kısa bir kesintiden sonra hesaplarına erişebiliyor ve hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar. Twitter, şifre sıfırlama ve hesabı asıl sahibiyle tekrar eşleştirme yönergelerinin sağlıklı ve hatasız çalıştığı gibi bir geribildirimle günü noktalıyor. Dolandırıcılar, asıl URL’lerine giden yolun izlerinin üstünü örtüyor ve diğer taraftan da bankaları taklit ederek erişebildiği finansal hassas bilgileri kullanarak kullanıcıların hesaplarını boşaltıyor. Günün sonunda en büyük zarar, banka hesabının boşaltıldığını belki de birkaç gün sonra rastlantı sonucu öğrenen teknoloji ve medya okuryazarlığı zayıf kişilere dokunuyor. Ancak herhangi bir mağduriyete uğramayan ve sadece Twitter adresini belli bir süreliğine çalınan kişiler konu hakkında bir şikayette bulunmuyorlar. Belki de dolandırıcıların çaldıkları hesapları güvenli bir şekilde kullanıcılara geri vermesi böyle bir aksiyon alınmasının da önüne geçiyor. Oltanın diğer ucundakilere karşı her zaman dikkatli olun çünkü bir sonraki kurban siz olabilirsiniz." Siyasi açıdan kutuplaşmış kitlelerde bilgeliği yakalamak,https://teyit.org/teyitpedia/siyasi-acidan-kutuplasmis-kitlelerde-bilgeligi-yakalamak,"*Bu içerik ilk kez "" Finding Wisdom in Politically Polarized Crowds "" başlığıyla Nature Research Behavioural and Social Sciences t arafından 9 Nisan 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Herhangi bir şey, mesela hidrojen ile ilgili bilgi edinmek için Wikipedia’ya baktığınızda, bu eşsiz elementin fiziksel özelliklerinden tarihçesine, kullanım şekillerinden uygulamalarına kadar uzanan, -hatta hidrojen elde etmeye yönelik çeşitli yöntemler dahi öğrenebilirsiniz- henüz mürekkebi üzerinde, taze bir makaleyle karşılaşırsınız. Makalenin alt kısmına doğru giderseniz, öğrendiğiniz bilgilerin kanıtı olarak metnin içine yerleştirilmiş kaynakların bir listesini göreceksiniz. Hidrojen örneğinde bu kaynakları, bilim insanlarının da araştırma yaparken başvurduğu akademik dergilerden alınan çoğunlukla bilimsel kaynaklar oluşturuyor. Eğer yazının en alt kısmına doğru giderseniz, hidrojen hakkındaki yazının en son düzenlendiği tarihe ulaşırsınız. Bu küçük çaplı yazının nispeten güncel olmasını takdir ederken (hidrojenin ne kadar değişmez bir konu olduğunu göz önünde bulundurarak) bu yazının bir insan ürünü olduğu aklınıza gelebilir. Wikipedia’da bulunan tüm makaleler gibi bu yazı da kimyagerler, yüksek lisans öğrencileri, bilim tutkunları dahil olmak üzere hidrojen hakkında bilgisi bulunan çeşitli Wikipedia yazarları tarafından iş birliği içinde sürekli olarak yazım sürecinden geçiyor. Hidrojen hakkındaki bu makale, Wikipedia’da İngilizce yazılan yaklaşık 6 milyon makale içerisinde özel bir yerde; çünkü diğer metinlere nazaran son derece yüksek kaliteli bir içerik. Makalelerin büyük bir çoğunluğu hidrojen üzerine yazılan bu makale gibi “tam teşekküllü” değil. Böyle bir değerlendirmeyi yapabiliyoruz çünkü Wikipedia’da yayımlanan neredeyse her yazı kalite puanı alıyor. Kalite puanları, hazırlanan yazıları “Öne Çıkan Makale” kategorisinden (ör. “Hidrojen”) “Yetersiz” kategorisine (ör. “ A Bird in Flight ” (Uçan Kuş) kısacık bir sayfadan oluşuyor) kadar çeşitli kategorilerde sınıflandırıyor. Orta düzeyde puanlanan metinler örneğin iklim değişikliği ve sera gazları üzerine hazırlanan yazılar oluyor; çok önemli konuları ele alıyorlar ve ikisinin de kalite puanı “B.” Kötü bir sonuç değil fakat hidrojen yazısı kadar nitelikli de değil. “Beş Çayı” (ekibimin günlük ritüeli) hakkındaki Wikipedia makalesi “C” alıyor. Wikipedia’da yayımlanan her yazı, o yazının konusuna ilgi duyan bir editör topluluğu veya ekibi tarafından hazırlanıyor ve belirli bir puan alıyor. Dolayısıyla bazı editör topluluklarının diğerlerinden daha iyi olduğunu biliyoruz. 2016 yılının sonunda Eamon Duede ve Misha Teplitskiy, akademik metinlerden alınan bilimsel içeriğin, hidrojen yazısı gibi Wikipedia yazıları aracılığıyla nasıl herkesin erişimine açık bir bilgiye dönüştüğü hakkında bir makale (Teplitskiy, Lu ve Duede 2017) yayımladı. Duede aynı zamanda, herkesin ücretsiz olarak erişebildiği bir bilgi tabanı oluşturmak üzere kurulan ve Wikimedia platformlarında bulunan açık alıntı ve bibliyografik verileri saptamayı ve sınıflandırmayı amaçlayan ""WikiCite"" isimli yeni bir girişim kurmak için Wikimedia topluluğunun üyeleriyle çalışmalar yapıyordu. Bu grup Wikipedia hakkında ne bilindiğini ve bu bilgilere nasıl ulaşıldığını ortaya çıkarmayı hedefliyordu. Bu sıralarda James Evans ve Feng “Bill” Shi “Nature Human Behavior” isimli bir dergide yayımlanacak olan makalelerini ( Shi ve ar. 2017) bitirmek üzereydi. Makaleleri, bireylerin siyasi görüşlerinin düşünce tüketimini nasıl etkileyebileceğini inceliyordu. Evans ve Feng özellikle siyasi kutuplaşmanın, bilim tüketimi ve de edebiyat gibi diğer kültürel ürünlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Elde ettikleri sonuç ise son derece dikkat çekiciydi. Bireylerin satın aldıkları ve okudukları kitaplar konusundaki birçok tercihi, siyasi ideolojilerine bakılarak tahmin edilebiliyordu. İlginç olan nokta ise bu fikirlerin, en azından hidrojen örneğinde olduğu gibi siyasileştirilmiş olmamasıydı. Fikir tüketimi nin siyasi görüşle son derece ilişkiliymiş gibi göründüğü gözlemleniyordu. Bu yazıyı hazırlayan Knowledge Lab ekibi, fikir üretiminde rolü olan toplumsal dinamiklerin kavranmasına odaklandığı için bireylerin siyasi görüşlerinin bir grubun bilgi üretme kabiliyetine katkısı olup olmadığını ve katkısı bulunuyorsa bunun ne ölçüde olduğunu merak etmeye başladı. Bir Wikipedia makalesi çeşitli yerlerden alınan içerikleri ihtiva ediyor ve çeşitli editör toplulukları tarafından bir açıklama metni haline getiriliyor. Bu makaleler bilgi içerdiği için bu topluluklardaki siyasi kutuplaşmanın ürettikleri içeriklerin kalitesini etkileyip etkilemediğinin ortaya çıkarılması isteniyordu. Bu nedenle Knowledge Lab ekibi, araştırmanın her iki kolunu bir araya getirmeye karar verdi ve bireylerin siyasi düzeyleri ile bulundukları ekiplerde var olan kutuplaşmanın, Wikipedia’da iş birliğiyle ortaya koyulan ürünlerin kalitesini nasıl etkilediğini mercek altına aldı. Bu soruyu yanıtlamak için yalnızca Wikipedia makalelerine değil aynı zamanda bu yazıların uzun geçmişlerine odaklanıldı. Önem seviyesine bakılmaksızın, her makaleye uygulanan her bir düzeltme belgelendiriliyor ve Wikipedia’nın muazzam büyüklükteki arşivlerine kaydediliyor. Ayrıca bu düzeltmelerin uygunluğu veya geçerliliği geniş editör grupları tarafından hem otomatik hem de manuel olarak değerlendiriliyor. Kayda değer bir ekip çalışması sayesinde bu çevrimiçi ansiklopedi ortaya çıkarılıyor. Ekibin bazı üyeleri rastgele düzeltmeler yapıyor, yazım hatalarını düzeltiyor, alıntılar ilave ediyor veya yazıyı güzelleştirdiği gibi yazıya kasti olarak zarar verebiliyor (denenebilir; nerede olduğunun önemi olmadan gereken düzeltmeler çok seri bir biçimde yapılıyor). Bununla birlikte birçok kişi canı gönülden bilinçli bir şekilde hareket ediyor ve özellikle ilgi duydukları ve bilgi sahibi oldukları konulara katkı sağlıyor. Adeta bir bahçıvan gibi birkaç yazıya veya kapsamlı konuya yöneliyorlar ve bunları geliştiriyorlar. Çalıştıkları sahaların geçmişleri incelendiğinde, katkı sağlayanlara ve ne kadar ve nerede katkı sağlandığına bakıldığında Amerikan liberalizmiyle ilişkili sayfalara sıklıkla katkıda bulunan editörlerin sol görüşlü olduğu düşünülmüştü. Buna paralel olarak muhafazakar fikirlerin bulunduğu sayfaların ise sağ görüşlü editörler tarafından hazırlandığı tahmin edilmişti. Bu tartışmalı bir hipotezdi ve Wikipedia topluluğunun birçok üyesi bu hipotezin tam aksinin gerçek olabileceğini düşünüyordu. Yani liberallerin muhafazakar görüşlü sayfalarda düzeltmeler yaptığı, muhafazakarların da bu iyiliğe aynı şekilde karşılık verdiği (ör. sayfalardaki sorunları ayıklayarak) tahmin edildi. Bununla birlikte Wikipedia’nın aktif editörleriyle yapılan bir ankette, editörlerin liberal veya muhafazakar içerikli sayfalara sundukları katkının oranının, üçte bir olasılığında o siyasi ideolojiyi desteklediğini gösterdiği sonucuna ulaşıldı. Bu doğrulamanın ardından, yüz binlerce editöre çalışma yaptıkları konulara göre siyasi görüş puanı verildi ve ardından siyaset, sosyal konular ve bilim gibi kapsamlı alanlarda birçok Wikipedia yazısı hazırlayan editör ekiplerindeki kutuplaşma incelendi. Çoğu üyesinin, ister muhafazakar, ister liberal veya ister “bağımsız” olsun, aynı siyasi görüşü paylaştığı editör ekibi tarafından hazırlanan Wikipedia sayfalarının, siyasi kutuplaşma yaşanan editör ekipleri tarafından oluşturulan sayfalar kadar kaliteli olmadığı ortaya çıktı (Si ve ark. 2019). Amerika Birleşik Devletleri Senatosu içindeki kutuplaşma giderek artsa da kutuplaşma konusunda önemli ölçüde denge sağlanıyor. Eğer Senato bir Wikipedia makalesi hazırlasaydı, o metin yüksek kaliteli olur muydu? Senato Wikipedia’da, platformun ilke ve esaslarında yer alan nezaket ve denge normlarına göre hareket eder ve kendini öne çıkartmak yerine bilgi üretimini hedeflerse yukarıdaki sorunun yanıtı muhtemelen “evet” olur. Bu tespit oldukça şaşırtıcı. Bunun nedeni, Wikipedia ilkelerinin günlük söylemde yaygın olan etkili konuşma ve yanıltma üslubunu ve iğneleyici ve hareket içeren bir yazım tonunu bastırmaya çalışması. Wikipedia’nın ilkeleri, ilgili düzeltmenin ve incelenen konunun dengeli olarak dikkate alınmasını bozabilecek irdelemelere izin vermiyor. Bu ilkelerin önerilen düzenlemelerin tarafsızlığını bozabilecek söylemleri yok saydığı düşünüldüğünde kutuplaşmanın baskın olduğu ekiplerin bir makaleye dahil edilmesi düşünülen içerikleri ele almaya ve tartışmaya çok daha fazla zaman ayırmaları gerektiği söylenebilir. Bu zıt görüşler ekip üyeleri arasındaki husus ve tartışmaları su yüzüne çıkarıyor ve sonuçta içeriklerin kalitesini artırarak ekip üyelerinin ortaklaşa kabul edebileceği bir formata dönüştürüyor. Saygı ve nezaket çerçevesindeyse siyasi kutuplaşma, güçlü ve etkili bir hal alabilir." Araştırma: Akıllı telefonlar 'sahte haberlerin' ve kasten üretilen yanlış bilginin etkisini artırıyor mu?,https://teyit.org/teyitpedia/akilli-telefonlar-sahte-haberlerin-ve-kasten-uretilen-yanlis-bilginin-etkisini-artiriyor-mu,"*Bu içerik ilk kez "" Are smartphones making “fake news” and disinformation worse? "" başlığıyla Forbes tarafından 1 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Akıllı telefonlar, içinde bulunduğumuz koşuşturmacada bilgiyi üretme ve tüketme şeklimizde devrim yaptı. Bu cihazlar, yaşamlarımızı ve etrafımızdaki dünyayı gözler önüne sererek umulmadık öğeleri fotoğraflamamıza imkan veriyor. En önemlisi de nerede olursak olalım, otobüsle işe giderken e-postalara göz gezdirmekten tutun, öğle paydosunda bir videoyu internetten canlı olarak yayımlamaya, eve giderken güncel haberler edinmekten çocuğunuz antremandayken e-kitap okumaya kadar her an dünyayı tüketmemizi sağlıyor. Daima yanımızda olan akıllı telefonlarla internete serbestçe ve anında erişebiliyoruz. Bununla birlikte küçük ekranları ve hareket halinde kullanılabilme özellikleri okuduklarımızı araştırmaktan vazgeçirerek bizi “sahte haberlerin”, yanlış bilginin, kasten üretilmiş yanlış içeriklerin ve güvenlik riskinin yayılmasına yol açan belirli davranışlara yönlendiriyor. Akıllı telefonlar, internete erişmek için en sık kullanılan araçlar haline gelmiş durumda. Öyle ki internet, mobil erişimle o kadar uyumlu hale geldi ki günümüzde internet siteleri çoğunlukla mobil görünüm öncelenerek tasarlanıyor; masaüstü görünüm ise ikinci planda kalıyor. Mobil ağ kullanımını akıllı bir telefonun küçük ekranıyla uyumlu hale getiren esnek tasarım, gizli gezinme çubukları, küçültülmüş üstbilgiler, altbilgiler ve birçok gelişmiş özellik kuşkusuz ki yanlış bilginin yayılmasına katkıda bulunmaları bakımından tehlike arz ediyor. Cep telefonunuza uyumlu bir internet sitesine göz attığınızda sitenin URL çubuğu, ekranda yer kaplamaması ve rahat okunabilmesi için hemen gizlenir. URL görünebilir olduğunda bile yazı tipi genellikle oldukça küçük oluyor. Bu nedenle e-dolandırıcılık sitelerinde kullanılan incelikli harf hatalarını fark etmek neredeyse imkansız hale geliyor. Masaüstü siteleri ayırt edici kılan görsel markaların, logoların ve diğer unsurların tamamı, mobil sitelerde içeriğe daha fazla yer ayırmak amacıyla çoğunlukla ya küçültülüyor ya da tamamen siteden çıkarılıyor. Bu da durumu daha vahim bir hale getiriyor. Herhangi bir “sahte haber” sitesinin CNN’in mobil internet sitesine kusursuz olarak benzemesi için kırmızı - siyah renkli bir şema ile bir WordPress şablonu kullanılması yeterli. CNN’e ait bir makale olduğu düşünülen, ancak bir “sahte haber” sitesine ait olan bir bağlantıya gidildiğinde bile sadece birkaç kullanıcı CNN logosunun bu sitede bulunmadığını fark edebiliyor. Haber tüketimi giderek daha fazla sosyal medya üzerinde yoğunlaştığı için durum daha da kötüleşiyor. Örneğin, Papa’nın Trump’ı desteklediğini bildiren ve CNN’in Twitter hesabında yayımlanmış gibi görünen bir ekran görüntüsü CNN’e aitmiş gibi yorumlanabiliyor ve geniş çapta paylaşılabiliyor. Ne yazık ki az sayıda kullanıcı CNN’in gerçek Twitter hesabına bakma ve ilgili tweeti hesabında arayarak konuyu doğrulama zahmetine giriyor. İnternet kullanıcıları gönderinin CNN’in resmi Twitter hesabında bulunmadığını gördüklerinde bile o tweetin sahte olma ihtimalini akıllarına getirmek yerine bunun, tüm tweetlerin yüklenmesini engelleyen bir ağ kesintisinden veya ilgili tweeti filtreleyen bir algoritmadan kaynaklanabileceğini düşünüyorlar. Facebook, Twitter, Instagram ve diğer sosyal platformlarda yayımlanan ekran görüntüleriyle ilgili olarak tüm büyük sosyal platformların konuyu araştırdıklarını ve ilgili görüntülerin gerçek bir gönderinin değiştirilmemiş bir versiyonu olup olmadığını doğruladıklarını hayal edin. Bu durumda, doğrulanan görsellerin ait olduğu asıl gönderinin bağlantısı bu görsellerin altına otomatik olarak iliştirilirken doğrulanamayan görsellere, görselin doğrulanamaması nedeniyle şüpheli olduğuna dair bir not düşülecekti. Böylece bu yöntem sahte bilgilerin düşünmeden paylaşımına ilişkin yaygın alışkanlığın azaltılmasına katkı sağlayacaktı. Bununla birlikte bu tarayıcıların küçük ekranları, sınırlı bant aralığı, sorunlu arayüzleri ve mobil tarayıcılarının kısıtlı zamanlar içinde kullanılması bir yazıyı veya gönderiyi paylaşmadan önce o yazı veya gönderi hakkında kapsamlı bir araştırma yapmamızı zorlaştırıyor. Papa’nın Trump’ı desteklediğini iddia eden bir sosyal medya gönderisini okuyan bir kullanıcı, bu iddianın doğru olup olmadığını anlamak için genellikle mobil tarayıcı penceresini açarak internette bu yönde bir araştırma yapmıyor. En iyi ihtimalle, yayılmaya devam edecek olan bu gönderiyi “doğru olduğundan emin değilim” notunu ekleyerek paylaşıyor. Sosyal medya platformlarının haber doğrulama kuruluşlarıyla yapabileceği iş birlikleri, viral olan sahte haberlerle mücadelede yardım edebilir. Buna karşılık, sosyal medyada giderek daha da yayılan yanlış bilginin kapsamı, yanlış bilgiye karşı bireysel olarak savaşmaya yönelik beşeri kabiliyetlerin veya günümüzdeki teknolojik imkanların ötesine geçiyor. Yanlış bilginin dikkatsizce tüketimi ve paylaşımıyla mücadele etmek, kullanıcılara “bilgi okuryazarlığı”nı ve karşılaştıkları bilgiler hakkında eleştirel düşünmeyi öğretmekten geçiyor. Fakat cep telefonunun öncelikli olduğu bu çağda bilgi okuryazarlığını korumak hiç kolay değil. Asansör bekleyen bir kişinin karşısına, 30 saniyelik bir süre zarfında “Papa’nın Trump’ı desteklediği”ni öne süren gönderi çıkabiliyor. Bu kişi yalnızca birkaç saniye içinde, ya gönderiyi bütün takipçileriyle paylaşmak ya da konuyu derinlemesine araştırmak için beş dakikasını daha ayırmak arasında bir karara varıyor. Daha da vahimi, henüz pek yayılmamış yeni bir söylentiyle ilgili yeterli bilgi internette bulunmadığı için o söylentiyi doğrulamak kolay olmuyor. Çoğu internet kullanıcısı, bilgisayar başında oturup birkaç tarayıcı sekmesini açarak bir iddianın doğrusunu araştırmak ya da yalnızca o iddiayı paylaşarak bunu başka birine teyit etmesi için devretmek arasında kaldığında genelde ikinci seçeneği tercih ediyor. Akıllı telefonlar üzerinden girilen mobil ağın, kullanıcıları bilgi okuryazarlığına ters düşecek davranışlara teşvik ettiği su götürmez bir gerçek. Bu telefonların küçük ekranları ve sınırlı arayüzleri, çok sayıdaki sekmenin açılamaması ve bir konu hakkında kapsamlı araştırma yapılamaması anlamına geliyor. Hayatımızın bir telaş içinde geçmesi ve akıllı telefonu sıklıkla kullanmamız, söz konusu gönderiye ilişkin araştırma yapmak bir yana, gönderinin mantıklı olup olmadığı konusunda düşünmeye bile zamanımızın olmadığı anlamına geliyor. Beğendiğimiz gönderileri sadece iletiyor ve konuyu diğer kullanıcıların çözmesini bekliyoruz. İnternette herhangi bir sorumluluk paylaşılmıyor veya kolektif olarak bir sonuç alınmıyor. Yalnızca güdülere öncelik veriliyor. Yanlış olmanın herhangi bir cezası yok. Tükettiğimiz içeriğe katkı sağlamak için makine öğrenimini kullanarak bazı yanlış bilgilerin ortadan kaldırılmasını sağlayabilir miyiz? Tükettiğimiz içeriğin, internette ilave bilgi ve görüşleri ortaya çıkarmak için yürütülen araştırmaların sonuçlarıyla ilişkilendirilmesini sağlayan yapay zeka araçları kullanılabilir mi? Kötü sonuçlar alma ihtimali olduğu halde süreç doğru uygulanırsa oldukça yardımcı olabilir. Toplumun mobil üzerinden internete erişimin yaygınlaştığı dikkat süresinin kısa ve arayüzlerin kısıtlı olduğu dikkate alındığında, bütün bu özelliklerin tükettiğimiz bilgiyi değerlendirme yöntemini etkilediğini ve bilgi okuryazarlığına zarar verdiğini kabul etmemiz gerekiyor. Sosyal medya platformlarından alınan ekran görüntüleri ve dolaşan içeriğe yönelik otomatikleştirilmiş içerik otomatik olarak doğrulanırsa internet aleminin aldatıcı ve keşfedilmemiş yerlerinde doğru bilgiye ulaşma ihtimali yükselir. Sonuç olarak sosyal medya platformlarında hızlı ve geçici çözümler bulmak yerine iş işten geçmeden, mobil görünümün öncelendirildiği internet ortamının bilgi tüketimini nasıl etkilediğini ve gelecekteki arayüzlerin bu kısıtlamaları nasıl ortadan kaldırabileceğini düşünmemiz gerekiyor." "Algoritmalar: dost mu düşman mı? [teyitpedia, #3]",https://teyit.org/teyitpedia/algoritmalar-dost-mu-dusman-mi-teyitpedia-3,"Algoritmalar, dikkatimizi çekmek ve platformlarda daha fazla vakit geçirmemizi sağlamak için kıyasıya bir rekabet içerisindeler. Bizimle ilgili hemen her konuda fikirleri var. Evde, yolda, okulda, işte; uykuya dalarken, uyandığında, hep bizimleler. Peki, biz onları ne kadar tanıyoruz? #teyitpedia mini belgesel serisinin üçüncü bölümünde hızı ve viraliteyi önceliklendiren algoritmaların çalışma prensiplerini; neden nitelikli ve güvenilir içerikleri değil, sansasyonel ve çoğu zaman doğruluğu şüpheli bilgileri karşımıza çıkardığını ve limitler olmadığında dikkat tacirlerinin ne kadar ileri gidebileceklerini gösteren örnekleri inceliyoruz. Teşekkürler: Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ, Barış Özcan, Ed Finn, Tim Wu, Virtual Futures, Nekropsi ve Cem Türkel #1 Sahte habere neden inanıyoruz? #2 Yapay zeka ve deepfake s: gelecekten sahte haberler" Kullanıcılar seçimlerle ilgili yanlış yönlendiren içerikleri Twitter’a bildirebilecek,https://teyit.org/teyitpedia/kullanicilar-secimlerle-ilgili-yanlis-yonlendiren-icerikleri-twittera-bildirebilecek,"24 Nisan 2019 tarihinde Twitter, platforma yeni bir “ihlal bildirme” özelliği eklediğini duyurdu. Buna göre Twitter seçim usulü, yeri ve tarihleri, seçmenlerden istenen belgeler veya seçmeni sindirerek seçime katılmasını önleyen içerikler gibi oyları ve seçim sonuçlarını etkileyen yanlış bilgileri Twitter ihlalleri kapsamına aldı . Twitter bu tip içeriklerin daha kolay bildirilebilmesinin seçimlerle ilgili yanıltıcı veya yanlış bilgilerin yayılmasının önüne geçebileceğini düşünüyor . Öncelikle 2019 Hindistan Seçimleri (Lok Sabha) ve Avrupa Birliği Parlamentosu Seçimleri ile birlikte yürürlüğe girecek olan bu yeni özellik, Twitter kullanıcılarının hesaplarına eklenmeye başlandı. Oy verme hakkında yanlış yönlendiren içeriklerin bildiriminin, yıl içinde diğer ülkelerde de işler hale geleceği belirtiliyor. Bu özellik şüpheli, spam ve hassas içeriklerin de bildirildiği “Tweeti bildir” sekmesinin altına eklenecek . WhatsApp , Facebook ve YouTube gibi sosyal mecraların siyasi partiler ve adaylar hakkında sistematik olarak yanlış ve yanıltıcı bilgi paylaşımına açık olmaları, platform kullanıcılarının bu tip içeriklerle çok daha sık karşılaşmalarına neden oluyor. Fakat uzun vadede seçmen davranışını etkileyebilecek olan bu gönderiler, çarptırılmış, uydurulmuş, hatalı ilişkilendirilmiş veya bağlamından koparılmış olabilir . Ayrıca seçim sürecinde sadece bir gönderinin değil hesap veya sayfaların da şüphe uyandırması muhtemel. Çünkü seçim zamanlarında “güvenilir, itibarı yüksek, bilinen, ana akımlaşmış gerçek kaynakların isimleri ya da logolarının taklit edilmesiyle oluşturulan sosyal medya hesapları veya alan adları, dikkatsiz kullanıcıların sahte içerikleri güvenilir kaynaklardan okuduğu zannına kapılmasına” yol açabilir . 2016 ABD Başkanlık Seçimleri sonucunu etkileyen sahte haberlerden sonra 2018 yılında Video Advertising Bureau ve Research Now tarafından yapılan bir çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nde 18 yaş üstü oy kullanabilen her yaş grubunun sahte haberlerin seçim ve oylara etkisinden aynı oranda (yaklaşık yüzde 75) kaygılandığı sonucuna ulaşmıştı . ABD’nin ardından başka ülkelerde gerçekleşen diğer seçimler de -ki bunlara Endonezya, Hindistan, Kenya, Avustralya örnekleri verilebilir- yanlış, sahte ve yanıltıcı bilgilerin artık her seçimi hedef alabildiğini gösteriyor . Yakın zamanda Hindistan hükumeti, Facebook ve Twitter yetkilileriyle görüşerek “koordineli yayılan yanlış bilgi ve sahte haberlerin” seçim sürecinde neden olduğu krizi çözmek için adım atmıştı . Ancak araştırmacılar sadece sosyal medya platformlarının algoritmalarındaki açığını düzeltmesi ya da yanlış bilginin erişimini düşürmesinin yeterli olmayacağını düşünüyor. Yani internet kullanıcılarının karşılaştıkları içeriklere eleştirel yaklaşabilmesi ve tespit ettikleri yanlış bilgileri platforma iletebilmesi, teyitçilerin de yardımıyla daha hızlı geri dönüşler alınmasını ve yanlış bilginin yayılmasının önüne geçilmesini sağlıyor. Twitter’ın eklediği yeni özellik, kullanıcılarına yanlış bilgiyi tanımlama imkanı veren bir düzenleme çünkü her Twitter kullanıcısının oy verme ve seçimlerle ilgili yanıltıcı bilgileri bildirmelerine olanak tanıyor. Bu da kullanıcıları da seçimler konusunda daha duyarlı hale getiriyor ve bilgiden şüphe duyarak kontrol etme refleksinin kazanımına yardım ediyor. Twitter ayrıca siyasi reklamların da şeffaf olabilmesi için düzenlemelere gideceğini duyurmuştu . Twitter üzerinden yetkisiz ticari marka kullanımı, telif hakkı koruması altındaki materyallerin yetkisiz kullanımı, sahte malların satışı veya promosyonu, bir kişi veya marka taklidinin yanı sıra çocukları koruma politikalarına dahil edilen çocuklara yönelik gizlilik politikası, çocuk cinsel istismarı, pornografi ve Twitter'da paylaşılan gizli bilgiler, taciz içeren davranış ve şiddet içeren tehditler, spam ve sistemi kötüye kullanma ihlali gibi bildirimler yapılabiliyor ve bu bildirimlerin ardından incelemeye alınan bağımsız tweetler ya da hesaplara yaptırım uygulanıyordu . Hindistan ve Avrupa Birliği Parlamentosu seçimleri için 24 Nisan 2019’da eklenen yeni özellik ise oy verme hakkında yanlış yönlendiren içeriklerin de başlı başına yeni bir sekme oluşturarak daha kolay bildirilebilmesinin önünü açtı . Dolayısıyla artık seçimlerle ilgili bilinçli olarak yanlış yönlendiren bilgiler paylaşan kullanıcılar yaptırımla karşılaşacaklar. 2018 Genel Seçimleri sırasında sosyal medyada paylaşılan bu gönderi seçim usulü hakkında yanlış yönlendiriyordu çünkü oy pusulasında “EVET” veya “TERCİH” mührü dışında herhangi bir işaret ya da yazının yer alması oyların geçersiz sayılacağı anlamına geliyordu. Yeni düzenlemeye göre kullanıcılar bu tip içeriklerin Twitter üzerinden dolaşıma girdiğini fark ettiğinde bu ihlalleri bildirebilecek ve seçimler hakkında yanlış bilginin yayılmasını engelleyebilecekler. Twitter’ın son düzenlemesiyle eklenen politikaya göre seçimlerle ilgili ihlaller üç ana başlığa ayrılıyor . Bunlar, Atılan bir tweet yukarıda sayılan herhangi bir sebeple Twitter kurallarını ihlal ediyorsa yaptırımlar kapsamında o tweetin görünürlüğü sınırlandırabilir veya kaldırılması istenebilir. Eğer bir hesap sadece bağımsız bir tweetle değil, hesabını yönetirken kural ihlali yapıyorsa o zaman yaptırım bütün hesabı kapsayacak şekilde uygulanacak. Yani profilin düzenlenmesi istenebilir, hesap salt okunur hale getirilerek etkinliği kısıtlandırılabilir veya süresiz askıya alınabilir . Seçimlerle ilgili yanıltıcı bilgilerin ihlal bildirimi “Tweeti Bildir” seçeneği altına gelecek ve “Oy verme hakkında yanıltıcı bilgi içeriyor” seçeneği seçilerek bildirim yapılabilecek . Yani artık seçimlerin işleyişini olumsuz etkileyecek bir gönderi herhangi bir platform kullanıcısı tarafından fark edildiği anda kendi kategorisinde yetkililere ulaşacağı için gerekli yaptırım çok daha hızlı uygulanacak . Daha önce oy verme ve seçimlerle ilgili bir sekme olmadığından kullanıcıların bu yanlış bilgiyi en iyimser ihtimalle elle girmeleri ve yazarak bildirmeleri gerekiyordu. Şimdi ise yeni eklenen bu kategori seçimlerde yanlış yönlendiren bilgiler paylaşıldığı şüphesini pekiştirecek ve kullanıcıları etken hale getirecek. Twitter’in seçim ihlallerini belli bir kategoriye göre ayırması, bildirimlerin daha hızlı geri dönüş alması açısından oldukça önemli. Geçtiğimiz ayın (Nisan 2019) verilerine göre Türkiye’de aktif Twitter kullanıcısı yaklaşık 8.5 milyon . TÜİK’in son verilerine göre ise Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 82 milyon olarak kaydedilmişti . Bu da Türkiye’de yaklaşık her 10 kişiden birinin aktif Twitter kullanıcısı olduğunu gösteriyor. Yani sosyal mecralarda seçimlerle ilgili paylaşılan yanıltıcı içerikler sandığımızdan çok daha fazla seçmeni etkiliyor olabilir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 31 Mart 2019 Yerel Seçimler kapsamında yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar vermişti . Yakın zamanda yapılacak olan bu seçim, Twitter’ın yeni özelliğini kısa zamanda Türkiye’de de uygulayacağı beklentisini artıyor. Sosyal mecralarda seçim zamanlarında şüphe etmeniz gereken içerikler hakkında daha fazla bilgi için “ Seçimlerde yayılan 5 sahte içerik tipi ” konulu videomuzu YouTube üzerinden izleyebilir, Türkiye’de 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri sırasında karşılaşılan yanlış bilgileri ise sizin için derlediğimiz ve güncellediğimiz 2019 yerel seçimlerinde internette yayılan 42 yanlış bilgi isimli liste içeriğimizde bulabilirsiniz." Sahte haberler Facebook’ta nasıl yayılıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haberler-facebookta-nasil-yayiliyor,"*Bu içerik ilk kez "" How does fake news spread on Facebook? "" başlığıyla News@ Northeastern Edu tarafından 14 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Devamlı karşımıza çıkan sahte haber ve yanlış bilgi, tüm dünyada karmaşaya neden oluyor. Bu yanıltıcı bilgiler Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ daki seçimleri etkilerken Sudan’daki protestoların şiddetini artırıyor. Peki, sahte haberler nasıl yayılıyor? Yaygın bir teoriye göre sahte haberler kişiden kişiye sosyal medya üzerinden yayılıyor. Bu da saygın medya kuruluşlarının, yanlış bilginin sosyal medyaya yayılmadan önce bilgiyi dikkatle inceleyerek doğrulamasını engelliyor. Bugünlerde Northeastern Üniversitesi’ndeki birkaç araştırmacı, bu teoriyi ilk defa test etmeye hazırlanıyor. Çalışma kapsamında üniversite bünyesindeki dört profesör , sıkı korunan Facebook verilerine erişebilen ilk araştırma gruplarından biri oldu ve bu veriler insanların sosyal medyada sahte haberleri nasıl paylaştıklarıyla ilgili kilit bilgiler verebilir. Buna bağlı olarak araştırmacıların Facebook’tan üç veri kümesine erişimleri mümkün olacak. İlk veri kümesi araştırmacıların hem Facebook hem de Instagram’da (Facebook’un sahip olduğu bir sosyal medya platformu) haberlerin viralliğini takip etmelerini sağlayan herkese açık hesaplardan gelen bilgilerden oluşacak. İkinci veri kümesi ise ABD, Birleşik Krallık, Brezilya, Hindistan, Ukrayna, İsrail ve Avrupa Birliği ülkelerinde Facebook’ta yer alan siyasi reklamlarla ilgili veriler içerecek. Son veri kümesinde de en az 100 farklı Facebook kullanıcısı tarafından paylaşılan belirli URL’ler hakkında bilgiler yer alacak. Araştırmacılar bu Facebook verilerini, sahte haberlerin çıkış kaynaklarını saptayan bir harita oluşturmak amacıyla kullanacak. “Bu çalışma bizi oldukça heyecanlandırıyor,” diyor Northeastern Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümü doktor öğretim üyesi ve proje lideri Nick Beauchamp . “Facebook, sosyal medyaya yön veren dev bir platform. Heyecanımızın başlıca sebebi Facebook’un verileriyle etik ve güvenli bir biçimde çalışabilme imkanımızın olması.” Beauchamp siyaset bilimi, iktisat ve bilgisayar bilimi alanlarında uzmanlaşmış farklı disiplinlerden gelen bir araştırmacı grubuyla çalışıyor. Bu grupta Beauchamp'ın yanı sıra Northeastern Üniversitesi öğretim üyeleri David Lazer , Donghee Jo, Lu Wang ve SUNY Buffalo Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Kenneth Joseph var. Araştırma ekibi sahte haberlerin, Facebook kullanıcılarının haber akışına nasıl düştüğünü ortaya çıkarmaya çalışıyor; çünkü bu sorunun cevabı, sahte haberlerin içyüzünü anlamaya ışık tutabilir. Beauchamp, sahte haberlerin Facebook’ta genellikle iki şekilde yayıldığını söylüyor: Ya medya şirketleri, sahte haberleri kendi Facebook sayfalarından yayımlayarak kullanıcılara aktarıyorlar ya da kullanıcılar, sahte haberleri çevrimiçi sosyal çevrelerinde paylaşıyorlar. Beauchamp, köklü medya şirketlerinin yayımladığı sahte, yanıltıcı veya aşırı taraflı haberlerin, kullanıcıların haber akışlarına ya bu medya şirketlerin kendileri tarafından ya da Facebook’un algoritması üzerinden yayıldığı sonucuna ulaşabileceklerini söylüyor; yani sorunun temelinde bu medya şirketleri yer alıyor olabilir. Ya da sahte haberlerin sosyal mecralarda, kullanıcıların sosyal çevresi tarafından paylaşılarak yayıldığı saptanabilir. Beauchamp böyle bir tespitin, saygın medya kuruluşlarının artık haber yönetiminde başı çekmediğine dair inandırıcı bir kanıt sunabileceğini belirtiyor. Facebook 2018 yılında medya şirketleri yerine arkadaşlardan gelen gönderileri öne çıkararak haber akışında önemli bir değişiklik yaptı. Böylece kullanıcılar artık haber akışlarında ağırlıklı olarak arkadaşlarına ait olan gönderileri görürken, haber yayımcıları ve şirketler tarafından paylaşılan gönderileri daha seyrek görüyorlar. İşte bu noktada Beauchamp ve meslektaşları Facebook’un bu değişikliğinden önce ve sonra sahte haberlerin ne kadar paylaşıldığını araştırabilir. Eğer sahte haberlerin, arkadaşlardan gelen gönderiler öne çıkarıldıktan sonra daha çok yayıldığı tespit edilirse, büyüyen yanlış bilgi sorununun algoritmalardan değil insanlardan kaynaklandığı ileri sürülebilir. Beauchamp ve arkadaşlarının yürüteceği araştırma, Sosyal Bilimler Araştırma Konseyi ve Social Science One ’ın ortaklaşa desteklediği ve akademisyenlerin Facebook’un dünya genelinde demokrasi üzerindeki etkisine ilişkin çalışmalar yapmalarına yardım etmek üzere tasarlanan bir hibe programı çerçevesinde finanse edilecek. Facebook yakın zamanda, siyasi danışmanlık firması Cambridge Analytica’ya milyonlarca Facebook kullanıcısının özel verilerine erişme izni verdiği ve yüzlerce sahte hesabın, 2016 ve 2018 ABD seçimlerini etkilemek üzere yaydığı reklamların önüne geçemediği için sert eleştirilere maruz kaldı. Beauchamp, Facebook’un bazı verilerini araştırmacılarla paylaşma arzusunun, sahte haberlerin yayılmasıyla mücadelede katkı sağlayabileceğini ifade ediyor. “Facebook’taki içeriklerin zengin ve güçlü olabileceğini ve ABD’nin demografik özelliklerine hitap ettiğini düşünüyorum. Daima ilgimizi çeken bu konuyu şimdiye kadar bu kadar yakından inceleme imkanımız olmamıştı,” diyor Beauchamp." Instagram teyitçiler tarafından çürütülen gönderilerin erişimini azaltıyor,https://teyit.org/teyitpedia/instagram-teyitciler-tarafindan-curutulen-gonderilerin-erisimini-azaltiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Instagram is reducing the reach of posts debunked by fact-checkers "" başlığıyla Poynter tarafından 6 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Facebook’un dünya genelinde doğrulama platformlarıyla yaptığı işbirliği ivme kazanırken Instagram, yanlış içeriklerin erişimini azaltmaya başladı. Facebook’un mevcut olarak 30’u aşkın ülkede faaliyet gösteren 52 doğrulama platformundan herhangi biri, bir bağlantıyı, görseli veya videoyu yanlış olarak değerlendirdiğinde haber akışında o gönderinin erişimi azaltılıyor ve kullanıcılar gönderiyi paylaşma girişiminde bulunurlarsa uyarılıyor. Bu uygulama, yanlış bilginin yayılmasını engellemek amacıyla 2016 yılının Aralık ayında başladı. ( Poynter’ın Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı prensiplerinde imza sahibi olmak, projeye katılmak için gereken koşullardan biri olarak gösteriliyor.) Facebook’un bünyesinde bulanan Instagram, test çalışması kapsamında doğrulanmış içerikleri Facebook’tan alıyor ve kendi platformunda da bulunan yanlış görsellere ve capslere uyguluyor. “Yanlış bilgiye karşı yaklaşımımız Facebook’la aynı. Yanlış bilgiyi tespit ettiğimizde o bilgiyi kaldırmak yerine yayılmasını sınırlandırıyoruz ,” diyor Instagram sözcüsü Stephanie Otway. “Aynı içeriği Instagram’da bulmak için görsel tanıma teknolojisini kullanabilir ve otomatik olarak harekete geçebiliriz.” Burada harekete geçmek ifadesiyle ne kastediliyor? Otway, Instagram’ın “Keşfet” sekmesinde ve etiket aramalarına ilişkin sayfalarda çıkan yanlış gönderileri kaldıracağını belirtiyor. Böylece eğer kullanıcılar halihazırda yanlış gönderiler paylaşan bir hesabı takip etmiyorlarsa, sahte görsellerle ve capslerle karşılaşmaları daha zor olacak. Söz konusu çalışmalar ABD’deki ara seçimlerden bu yana uygulanıyor. Otway, Instagram’ın Facebook’un Haber Akışı Doğruluk Ekibi’yle daha yakından çalışmasının bu uygulamada etkili olduğunu ifade ediyor. Birçok sahte görselin, komplo teorisi nin ve kasten üretilen yanlış bilginin bulunduğu bir sosyal medya uygulaması için ölçüm niteliğinde bir değerlendirme yapmanın, Facebook gibi büyük bir uygulamadan daha zor olduğunu söylüyor . Bununla birlikte Facebook’ta hiç paylaşılmayan çok sayıda yanlış bilgi Instagram’da halen mevcut. Bu nedenle Instagram Facebook’un doğrulama platformlarının, platforma özgü yanlış bilgileri belirlemesi ve çürütmesini kolaylaştırıyor. Otway’ın ifadesine göre Instagram, Mayıs ayından itibaren şüpheli gönderileri Facebook’un çalıştığı doğrulama platformlarının yanlış bilgiyi filtrelemek için kullandığı panoya göndermeye başladı. Böylelikle doğrulama platformları iş akışlarını değiştirmeden Instagram’a özgü yanlış içerikleri seçme, çürütme ve buna bağlı olarak bu bilgilerin erişimini sınırlama imkânına sahip olacak. Instagram, doğrulama süreçlerini test etmenin yanı sıra yanlış bilgi eğitimi özelliklerini deniyor ve platforma ilave ediyor. Örneğin kullanıcılar, son birkaç aydır Facebook’ta büyük sorun teşkil eden aşı karşıtı yanlış bilgilerle ilgili arama yaptığında ekranda beliren bir görselle karşılaşıyorlar. Instagram, yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek üzere doğrulama platformlarını devreye sokan üçüncü teknoloji platformu konumunda. Facebook ise bu kategoride ikinci sırada yer alıyor. YouTube Mart ayında , Schema.org’un ClaimReview işaretleme kodunu kullanarak doğrulamaya ilişkin arama sonuçlarını ortaya çıkarmaya başladığını duyurmuştu. Bu arada Twitter yanlış bilgiye karşı tartışmaya açık da olsa küçük bir adım attı. Teyitçiler için yanlış bilginin çürütülmesine Instagram’ın da dahil edilmesi umut veren bir hamle. “Instagram gençler başta olmak üzere birçok kişinin bilgi aldığı bir ortam. Burada yanlış bilginin de var olabileceğinin bilincindeyiz,” diyor PolitiFact’ın (Poynter bünyesinde bir doğrulama platformu) Yönetici Müdürü Aaron Sharockman. “Bu yüzden Facebook’un teyitçilerle yürüttüğü çalışmaları yeni bir sahaya aktarması mantıklı görünüyor. Kesinlikle doğru bir adım.” Bununla birlikte söz konusu projenin hala bazı eksiklikleri var. Sharockman, Instagram’ın sahibinin Facebook olmasına rağmen yanlış bilginin her iki platformda oldukça farklı işlediğini ifade ediyor. Yanlış bilginin içeriği ve viralliği iki tarafta aynı değil. Instagram’da köprüler (hyperlink), gönderi yazıları veya yorumlarda çalışmadığı için, burası haber içeriklerine pek uygun bir yer değil. Dolayısıyla PolitiFact, doğrulamanın platform üzerindeki kısa süreli etkisinin belirsiz olduğunu düşünüyor. Bunların yanı sıra yanlış gönderileri işaretleme konusu ele alınıyor. Otway, Instagram’ın doğru olmadığı teyit edilmiş fotoğrafları işaretlemediğini veya bu gönderileri beğenen veya yorum yapma girişiminde bulunan kullanıcıları uyarmadığını söylüyor. Brezilya’nın doğrulama platformu olan ve Facebook’la işbirliği yapan Aos Fatos’un direktörü Tai Nalon’a göre Instagram’ın bu tutumu sorun teşkil ediyor ve bu sorun ancak gelecekte irdelenerek çözülebilecek. “ Hepimiz, her türlü görselin ve resmin herhangi bir platformda yanlış bilginin çıkış noktası olabileceğini biliyoruz ,” diyor Nalon. “Facebook’ta olduğu gibi, yanlış gönderileri paylaşanların uyarılması en ideal çözüm olacak. Buna karşın belki de bu, sadece planladıkları sürecin henüz başlangıcını oluşturuyor.” “Facebook’a ait birçok platformda yanlış bilgiyle ilgili birçok sorun olduğu halde, yanlış bilgiyle mücadeleyi en çok önemseyenler yine bu platformlar.” Açıklama : Instagram, yanlış içeriklerinin erişimini azaltmak amacıyla doğrulama platformlarını devreye sokma sürecinin henüz test aşamasında olduğunu bildiriyor." Araştırma: Konuşan ve yazan makineler yanlış bilgi sorununu büyütebilir,https://teyit.org/teyitpedia/konusan-ve-yazan-makineler-yanlis-bilgi-sorununu-buyutebilir,"*Bu içerik ilk kez "" Machines that speak and write will make misinformation worse "" başlığıyla Harward Business Review t arafından 14 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Teknoloji uzmanları uzun süredir, insanlar gibi seri konuşan makineler icat etmeyi hayal ediyor. Herkesin bildiği gibi, bu hayali ilk kez gerçekleştirmeye çalışanlar söz konusu hedefin ne kadar zor olduğunu tahmin edemedi . Yine de içinde bulunduğumuz 2019 yılında bu hedefe yalnızca birkaç adım kaldığını görüyoruz. Dünyanın lider teknoloji şirketleri, akıllı olsun veya olmasın, insanlar gibi etkili bir biçimde konuşabilen ve yazabilen bir yazılım oluşturma çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Peki bu durumda sorun ne? Bu konuşkan makinelerin başarıyla kullanıma sunulması halinde doğabilecek tehlikelerle baş etmeye henüz hazır değiliz. Bahsedilen yeniliğe ilişkin temel teknolojileri gözden geçirmek, muhtemel problemleri öngörmemizde bize yardımcı olabilir. Amazon şüphesiz, sesli asistan endüstrisinde başı çeken bir şirket. Amazon’un dijital sesli asistanı Alexa’yı geliştiren ekibin üst yöneticileri, Alexa’yı daha çok konuşkan hale getirme planlarını açıkça ifade ediyor . Merkezi Seattle’da bulunan teknoloji devi, en iyi ve en başarılı akademisyenleri harekete geçirmek üzere üç yıl önce “ Alexa Challenge ” isimli bir yarışma düzenlemeye başladı. Yarışmanın amacı Alexa’yı “kamuya açık konuşmalarda” daha etkili kılarak çeşitli konuların serbestçe ele alınmasını sağlamak. Konuşmaya dayalı bu botlar incelendiğinde karşımıza, düşük teknolojili saptanmış yanıtlar ve en ileri teknolojili yapay zeka öğrenme algoritmalarının bileşimi çıkıyor. Tahmin sinir ağları, en iyi botların anında tatmin edici yanıtlar oluşturmasını sağlıyor. Yazılım, metin oluşturmak için internet sitelerinden ve açık içerik veri tabanlarından faydalanıyor. Yaygın olarak kullanılan kaynaklar ham film senaryolarına ait kurgusal konuşmaların yer aldığı Cornell Movie Dialogs, sosyal haber sitesi Reddit ve sinema ve TV filmleri veritabanı IMDB. Botlar film diyaloglarını, Reddit’teki yorumları ve diğer içerikleri hızlıca bir araya getirerek süregiden bir konuşmaya oldukça uygun açıklamalar ve yanıtlar meydana getiriyor. Kimi zaman “robo-writer” olarak adlandırılan, içerik üreten diğer botlar otomatik olarak rapor ve makale yazmak için finansal veri ve spor skorları kullanıyor. Elde edilen bu metinlerin, insanlar tarafından hazırlanan versiyonlarından neredeyse hiçbir farkı yok. OpenAI tarafından yakın zamanda yürütülen bir araştırma, bu yeni dünyanın potansiyel tehlikelerini gözler önüne seriyor. Kar amacı gütmeyen ekip yazılımı gündemdeki güçlü bir iddiayı otomatik olarak üretmek üzere oluşturdu. Aslında yazılım o kadar kullanışlı ki OpenAl, bunun sahte haber üretmek üzere kötüye kullanılmasından endişelendiği için yazılımın tam kodunu kamuoyuna duyurmamayı tercih etti . Başarıyla konuşan ve yazan makineler gelecekte hayatımıza girmesi, üstesinden gelmesi hiç kolay görünmeyen birçok sorunu beraberinde getiriyor. Üzerinde düşünülmesi gereken birçok noktadan yalnızca bazılarını aşağıda listeledik: Bu güçlü teknolojileri oluşturan ekipler, söz konusu sistemleri kullanıcılara gerçekten faydalı olacak şekilde nasıl geliştirmeleri gerektiğine odaklanmalı. Sahte haberleri yayan botlar oluşturulabiliyorsa bu yanlışlıkları ortaya çıkaran bir teknoloji neden yaratılmasın? Bir adım daha ileri giderek tek taraflı bakış açıları öne çıkarılabilir mi? Böyle bir uygulama bilgi tüketicilerini, eleştirel düşünmekten vazgeçme tuzağına düşürebilir mi? Aşağıdaki gibi başlıkları bulunan taraflı yazıları tespit eden akıllı bir bot oluşturulduğunu farz edin: “Tarafsızlık” botu bunlara karşılık sizin dikkatinizi aşağıdaki başlıkla üçüncü bir içeriğe çekebilir: İnternet kullanıcılarının haberin sunumundaki taraflılığı fark etmelerine yardım etmek üzere tasarlanan yapay zeka tabanlı bir bot, karşı bir adım olabilir; ve hatta düşünceleri etkilemeyi veya toplumsal ve siyasi bölünmeyi artırmayı hedefleyen konuşma ve yazma özellikli botlara karşı caydırıcı olabilir. İnsanlar tarafından oluşturulan her teknolojinin avantajlarının yanında dezavantajlarının da bulunması çok doğal. Konuşma özellikli makinelerin popüler olacağı bir döneme yaklaşırken artık bu makinelerin dezavantajları üzerinde düşünmek ve bu sorunlarla mücadele etmeye yönelik araçlar tasarlamak gerekiyor." Teyit stickerları ile WhatsApp ve Instagram'da yanlış bilgi paylaşanları uyarın,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-stickerlari-ile-whatsapp-ve-instagramda-yanlis-bilgi-paylasanlari-uyarin,"Teyit Sticker Paketi WhatsApp ve Instagram için yayında! WhatApp gibi mesajlaşma uygulamalarında dolaşıma giren yanlış bilgileri tespit etmekte zorlanıyoruz. Teyit takipçilerinin WhatsApp gruplarında gerçek olmayan bilgilere ise sıklıkla maruz kaldığının farkındayız. Kapalı gruplar vasıtasıyla hızla birçok kişiye ulaşan yanıltıcı içeriklere karşı yeni bir yöntemi Teyit topluluğuyla paylaşmaktan mutluluk duyarız! Hazırladığımız stickerlar ile yanlış bilgi paylaşan arkadaşınızı ya da akrabanızı uyarabileceğiniz eğlenceli bir yöntemi sizlerle paylaşmak istedik. WhatsApp’tan bizimle sahte haber paylaşan çok yakın bir dostumuza, annemize, uzak akrabamıza, çalışma arkadaşımıza, gönderdiği bilginin yanlış olduğunu söylemenin incitici olmayan bir yolu olmalıydı. Teyit Sticker Paketi ile bilerek ya da bilmeyerek yanlış bilgiyi WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarında paylaşan kişileri uyarabileceğiniz eğlenceli bir yöntem sunmak istedik. Instagram Hikayeler 'de paylaştığınız fotoğraflar üzerinde kullanabilmeniz için stickerların hareketli versiyonlarını da hazırladık. Stickerları kullandığınız hikayelerde @teyitorg ’u etiketlemeyi unutmayın. İllustrator ve sticker tasarımcısı İdil Keysan tarafından tasarlanan Teyit stickerları ile Instagram ve WhatsApp ’ta sizinle paylaşılan bilginin kaynağını sorabilir, eğer yanlış olduğunu biliyorsanız mesajlaştığınız kişiyi uyarabilirsiniz. Teyit ’in 0546 474 54 40‬ numaralı WhatsApp hattına “ sticker” yazın, sticker paketini size WhatsApp’tan gönderelim. Kullanmak istediğiniz stickerların üzerine tıklayarak “Favorilere ekle” seçeneğini seçin. İstediğiniz stickerlar favorileriniz arasına eklenecek, böylece kullanmaya başlayabileceksiniz. Instagram Hikayeler ’de paylaşmak istediğiniz fotoğrafı belirledikten sonra sağ üstteki sticker butonuna tıklayın ve arama çubuğuna, kullanmak istediğini sticker ile ilgili anahtar kelimeyi yazın. Teyit aramasıyla bütün stickerlara erişebilirsiniz. Yine Sticker.ly üzerinden de Teyit stickerlarını indirebilir ve kullanabilirsiniz . Teyit Sticker Paketi’nin tüm takipçilerimizi yanlış bilgiye karşı güçlendirmesini umuyoruz!" Araştırma: Küresel anket: İnternetteki yanlış bilgi hakkında 7 ilginç nokta,https://teyit.org/teyitpedia/kuresel-anket-internetteki-yanlis-bilgi-hakkinda-7-ilginc-nokta,"*Bu içerik ilk kez "" 7 Interesting Things We Learned When We Asked the World About Misinformation Online "" başlığıyla Mozilla tarafından 5 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Mozilla Foundation, 2019 yılı başında internette yayılan yanlış bilgi hakkında dünya genelinde küresel anket düzenledi. Ankete yaklaşık 60 bin kişi katıldı. Anketten alınan sonuçlar ise oldukça ilgi çekiciydi. #1: Tüm dünyada insanlar, internette dolaşan yanlış bilgiden çok veya aşırı derecede endişe duyuyorlar. Ankete yanıt verenlerin yalnızca %3’ü internette dolaşan yanlış bilgiden hiçbir şekilde endişe duymadığını ifade etti. #2: İnternette yakın zamanda yanlış bilgiyle karşılaşmadığını söyleyen katılımcıların oranı düşüktü. Bu sayının içinde yer alan kişilerin çoğu hala, yanlış bilgiden çok veya aşırı derecede endişe duyduklarını ifade ediyordu. #3: Birçok kişi “sahte haber” terimini iyi biliyor. Bununla birlikte kasten üretilen yanlış bilgi anlamına gelen “ dezenformasyon ” terimi, yanlış bilgiyi ifade eden “mezenformasyon” teriminden ve “sahte haber”den daha az biliniyor. Dictionary.com’dan alınan bilgilere göre: Sahte haber , çoğunlukla sansasyonel bir özelliği olan, kazanç sağlamak, kamuya mal olmuş bir kişi, siyasi hareket veya şirketin reklamını yapmak veya itibarını sarsmak amacıyla yaygın olarak paylaşılması için üretilen yanlış haberlerdir. Mezenformayon , yanlış yönlendirme amacı taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın yayılan yanlış bilgiyi ifade eder. Dezenformasyon ise kasten üretilen yanıltıcı veya taraflı bilgi; manipülasyon; veya propagandayı ifade eder. #4: Katılımcıların çok büyük bir kısmı yanlış bilginin internette yayılmasından endişe duyduğunu söylese de bu sorunun ortadan kaldırılabileceği konusunda olumlu düşünmeye devam ediyor. Ankete yanıt verenlerin yüzde 34’ü yanlış bilginin engellenebileceğini düşündüğü için “evet” dedi. Katılımcıların neredeyse yarısı (yüzde 48’i) internette dolaşan yanlış bilginin engellenmesinin mümkün olabileceğini ifade ediyor. #5: İnternetteki yanlış bilgi sorunuyla kimlerin mücadele etmesi gerektiği sorulduğunda dünya genelindeki insanlar, bu sorumluluğun ağırlıklı olarak Facebook, Google, YouTube gibi platformlara ait olduğunu düşünüyor. Ankette dikkat çeken bir istisna şöyleydi: Asya kıtasındaki katılımcılar, internetteki yanlış bilgi sorunuyla mücadele etme konusunda gazetecilerin bireysel kullanıcılar ve hükümetlerden daha az sorumluluk taşıdığını ifade etti. #6: Birçok kişi internetteki yanlış bilgi sorununun ortadan kaldırılmasının, platformların sorumluluğu olduğunu ve bu sorunla mücadele etme konusunda en iyi imkanların yine bu platformlarda bulunduğunu düşünüyor. Katılımcıların yalnızca yüzde 7’si yukarıdaki seçeneklerden farklı bir yanıt (“diğer”) verdi. “Diğer” seçeneğinde en çok verilen yanıt “Yukarıdakilerin tamamı”ydı. #7: Katılımcılara internette dolaşan yanlış bilgiyle mücadelede en çok neyin faydalı olacağı sorulduğunda büyük bir çoğunluk (yüzde 86) eğitim yanıtını verdi. Anket katılımcıları, yanlış bilgi sorunuyla mücadelede en büyük sorumluluğun, bu konuda en iyi imkanlara sahip olan şirketler olduğunu düşündükleri halde kullanıcıların yalnızca yüzde 47’si, şirketlerin yapacağı değişikliklerle yanlış bilgiye daha az maruz kalacaklarını düşündüklerini ifade etti. Bu verilere bir bütün olarak baktığımızda hangi çıkarımda bulunulması gerekiyor? Dünya genelindeki insanların internette dolaşan yanlış bilgiden aşırı derecede endişe duyduğu görülüyor. Ayrıca insanların bu soruna karşı adım atma konusunda kendilerini güçlü hissetmedikleri gözlemleniyor. Anket katılımcılarının yalnızca yüzde 15’i internetteki yanlış bilgiyle mücadele etme konusunda yeterli donanıma sahip olduğunu düşünüyor. Birçok kişi, bu sorunun ortadan kaldırılmasına ilişkin yaptırımların Facebook, Google, YouTube gibi platformlarda olduğunu sandığı için sorumluluğu onlara yüklüyor. Buna rağmen insanlara yanlış bilgiyle mücadeleye en çok neyin faydalı olacağı sorulduğunda, Facebook ve Google gibi şirketlerin yapacağı sistem değişikliklerden bahsetmedikleri görülüyor. Aksine katılımcıların çok büyük bir kısmı, yanlış bilgiyle karşılaştıklarında bunu hemen anlamalarını sağlayacak bir eğitim istediklerini söylüyor." Medya okuryazarlığı yanlış bilginin önüne geçebilir,https://teyit.org/teyitpedia/medya-okuryazarligi-yanlis-bilginin-onune-gecebilir,"Artık bilgiye erişmenin neredeyse birincil kaynağı haline gelen çevrimiçi platformlarda sıklıkla karşılaşılan yanlış bilgi sorunu, çeşitli düzenlemeler yapılarak önlenmeye çalışılıyor. Özellikle YouTube, Facebook ve Twitter gibi dünya genelinde geniş kitlelere hitap eden sosyal mecralar, platform içi arama motorlarını değiştirmeye, algoritmalarını düzenlemeye ve yanlış içerikleri kaldırmaya davet ediliyor. Konuşan ve yazan makinalar, yapay zekalar, botlar ve sahte hesapların incelenmesi için baskılar artarken özellikle yanlış bilginin hızla yayıldığı ve ciddi sonuçlar doğuran konularda (ki buna, aşı-karşıtı propaganda örnek verilebilir) yeni yöntemler deneniyor . Dünya üzerinde platformlardan, sosyal medya yöneticilerinden ve arama motorlarından yaptırım talepleri devam ederken, Finlandiya vatandaşlarını yanlış bilgiyle mücadele konusunda eğitmek için sorunun kökenine iniyor ve daha kalıcı bir çözüm öneriyor : medya okuryazarlığı. Avrupa’da Medya Okuryazarlığı indeksi. Finlandiya yüzde 76 ile birinci sıradayken, Türkiye yüzde 16 ile 35 ülke arasında 34. sıraya yerleşiyor. Kaynak: European Policies Initiative, Open Society Institute - 2018, CNN Finlandiya hükümetinin desteklediği kapsamlı medya okuryazarlığı eğitimi anaokulundan itibaren müfredata dahil ediliyor. Lise boyunca da devam eden bu eğitim, öğrencilerin yaşlarına göre doğrulama araçlarının kullanımı gibi nitelikli beceriler hakkında da bilgi edinmeleri ve bunları aktif olarak kullanmalarını sağlanıyor . Uzmanlar Finlandiya’daki öğrencilerin sosyal mecra kullanımlarındaki bilinç düzeyinin, eğitim sisteminde sıklıkla başvurdukları eleştirel düşünceden doğrudan beslendiği görüşünde . 21. yüzyılda medya okuryazarlığı, medya içerikleri ve mesajlarına eleştirel yaklaşmak ve kullanıcının kendisinin ürettiği içeriklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesi anlamına geliyor. Medya okuryazarlığı, medya mesajlarını çözümleyebilmek, mesajın fikirlere, duygulara ve davranışlara olan etkisini incelemek ve bütün bunların sorumluluğunu bilerek medya üretmek anlamına geliyor . Özellikle de kasten üretilmiş yanlış bilgi, görsel ve videolardaki manipülasyonlar, gerçeğin sahte, asılsız veya yanlış bilgilerle karıştırması sonucu oluşturulan (ve bu yüzden de ayırt etmesi daha güç olan) karma içerikler, sindirme ve yıldırma niyetiyle üretilen yanlış veya uydurma bilgiler kapsamında düşünüldüğünde medya okuryazarlığı, teyitçilik yolunda ilk adımları oluşturuyor. Çünkü şüpheli bir bilginin yanlış olduğunun tespiti yapıldıktan sonra bu bilginin çıkış noktasında beslendiği dürtülerden ve paylaşılmasının ardındaki motivasyondan da söz etmek çevrimiçi platformlarda dolaşan ve sosyal medyada haber akışına düşen onlarca gönderiye karşı bizi daha dirençli hale getiriyor. Medyanın doğru ve bilinçli kullanımı aynı zamanda bizim çevrimiçi ağdan gerekli, yararlı ve eğlenceli bilgileri bulmamıza da olanak sağlayarak internet yolculuğumuza yeni ve anlamlı bir beceri katıyor . Finlandiya’da çevrimiçi yanlış bilgiyle mücadelenin eğitim yoluyla vatandaşlara ulaşması aslında 2014 yılında başlamıştı . Finlandiya’nın bu konuda öncü olmasının nedenlerinden biri de ülkenin Rusya’ya olan coğrafik yakınlığı. Rusya menşeili yanlış haberlerin ve siyasi propagandaların önüne geçmek ve 21. yüzyılı tanımlayan en önemli alanlardan biri olan sosyal medyanın bilinçli kullanımının teşvik edilmesi için yürütülen çalışmalar son beş yıldır ülkenin gündeminde. Finlandiya hükümeti tarafından kurulan sahte haberlere karşı bir sosyal girişimin de önceliğiyle, öğrencilere, gazetecilere ve siyasi isimlere yanlış bilgiyle mücadele yolları öğretiliyor. Finlandiya’nın müfredatına dahil edilen medya okuryazarlığı eğitimi bu konuda atılan en önemli adımlardan biri . Medya okuryazarlığının en önemli öğretisi ise aslında “eleştirel düşünce.” Eğitimin eleştirel düşünceyi önceleyen bir sistemi olması, her yaş grubundan öğrencinin o becerilere uygun bir kalkan oluşturmasına imkan tanıyor. Eleştirel düşüncenin pekiştirilmesi internet kullanıcısını, sadece içerikleri tüketen pasif konumundan alarak, irdeleyen ve sentezleyen aktif duruma taşıyor. Böylece kullanıcının, devamlı karşılaştığı içerik dizisinin arasından sorgulayarak güvenilir olanı seçebilmesini sağlıyor. CNN’de “Finlandiya sahte haberlere karşı mücadeleden galip çıkıyor” başlığıyla gündeme taşınan haberde eğitim sistemine dair ipuçları veriliyor. Örneğin lise grubu öğrencileri, gerçek örnekler üzerinden elde edilen durumlardan yola çıkarak, bir bilginin kim tarafından paylaşıldığı, nasıl yayıldığı, hangi kaynaklara dayandırıldığı ve hangi motivasyonla paylaşıldığı gibi verileri internet tabanlı arama motorları ve doğrulama araçları yardımıyla inceleyerek birlikte tartışıyor ve yorumluyorlar . Helsinki’de bir okulun müdürü Kari Kivinen, öğrencilerin sosyal medyada bir şeyi beğenmeden veya paylaşmadan önce “eleştirel düşünce” metodlarıyla söz konusu içeriği akıl süzgecinden geçirmelerini amaçladıklarını belirtiyor . Instagram, Snapchat, Facebook gibi genç erişkinlerin sıklıkla kullandığı platformlarda, belirli bir bilgiyi yaymadan veya desteklemeden önce iki kere düşünmesi, yanlış bilginin yayılmasının önüne geçebilmek için oldukça yerinde bir uygulama. Dijital okuryazarlık araçlarıyla tanıştırılan tek nesil, sosyal medya ve çevrimiçi platformların içine doğan yeni nesil değil. Finlandiya’da gençler dışında, gazeteciler gibi meslek gruplarının ve yetişkinlerin de yer aldığı eğitimler de yürütülüyor. Hatta belki de hayatında ilk kez internet kullanan yaşlı vatandaşların da bu konuda eğitilmesi hedefleniyor . Open Society Institute tarafından yapılan Avrupa Medya Okuryazarlığı indeksinde Finlandiya yüzde 76 ile en yüksek orana sahip oldu . Türkiye ise aynı araştırmada yüzde 16 ile 35 ülke arasında 34. sırada yer aldı. Bu da Türkiye’nin gerçek-ötesi (post-truth) çağa karşı oldukça dirençsiz olduğunu gösteriyor. Digital News Report tarafından yayımlanan araştırmaya göre Türkiye’de medyaya güven yüzde 38 iken, güven duymayanların oranı ilk defa güven duyanların oranını geçerek yüzde 40’a ulaşıyor . Medyaya duyulan güvenin azalması ise güvenilir olmayan kaynaklara yönelmenin önünü açabiliyor. Ayrıca Türkiye’de haberleri WhatsApp gibi kapalı mesajlaşma uygulamalarında tartışanların oranı (%30) gitgide yükseliyor. Bu da yanlış bilginin tespit edilmesi ve düzenlenmesini zorlaştırabilir. Yakın zamanda WhatsApp ve Instagram gibi kapalı sohbet gruplarında dolaşan yanıltıcı ve şüpheli bilgilere dikkat çekmek için Teyit stickerlarını sizlere sunmuştuk . Böylece bilginin geri planda hızla yayıldığı kapalı gruplarda, bir bilginin kaynağını, daha önce doğrulanıp doğrulanmadığını ya da şüpheli olduğunu düşündüğünüzü stickerlarla ifade edebilir, yanlış bilgiyle mücadelede siz de aktif rol alabilirsiniz. Reuters’a göre Türkiye haberlere, en çok sosyal medya dahil çevrimiçi kaynaklar aracılığıyla ulaşıyor. Her on kişiden dokuzunun çevrimiçi kanallarla haberle ulaşması, Türkiye’de de medya okuryazarlığıyla ilgili yeni yöntemler denenmesini mecbur kılıyor. Finlandiya’nın izini takip eden ülkelerin de yanlış bilgiyle mücadelede ulaştıkları başarılar, medya okuryazarlığının artırılmasının Türkiye’de de olumlu sonuçlar verebileceği umudunu pekiştiriyor." Neden Mars’tan gelen fotoğraflarda insan görme eğilimindeyiz?,https://teyit.org/teyitpedia/neden-marstan-gelen-fotograflarda-insan-gorme-egilimindeyiz,"NASA’nın Mars’ta mikroplar olarak bilinen küçük yaşam formlarını destekleyebilecek çevresel şartlara şimdiye kadar sahip olup olmadığını araştırmakla görevli keşif aracı Curiosity , gezegene iniş tarihi olan 6 Ağustos 2012’den bu yana Dünya’ya Mars’ta kaydettiği fotoğrafları gönderiyor. Bu fotoğraflar kızıl gezegen Mars’ın keşfi için büyük önem taşıyor. Fakat, Curiosity’nin gönderdiği bazı fotoğraflar insanlar tarafından farklı şekillerde yorumlanabiliyor. İnsanların fotoğrafları çeşitli şekillerde yorumlama yetisinden ortaya çıkan bu durum, Mars’ta bulunan cisimlere farklı anlam yüklenmesine neden olabiliyor. Mesela Curiosity tarafından gönderilen bu fotoğrafta bir kadın silüetinin olduğu iddiasına yer veriliyor . Fakat, aynı gün çekilen başka bir fotoğrafta , Curiosity’nin tekerleğine oranla, görünen cismin birkaç santimi geçmeyeceği anlaşılabiliyor. Cnet’in 2015 tarihli haberindeki röportajında, Mars’ın keşfi ile ilgili medya sorumlularından Guy Webster , ekibinin “keşfettiği” Marslı kadına aşina olmadığını ancak hemen hemen her gün Mars’tan gönderilen kamuya açık görüntülerin toplu arşivinde yaşam belirtileri bulabilen amatörlerin olduğunu, ayrıca böyle fotoğraflarda kayaları başka bir şey gibi görmenin oldukça kolay olduğunu belirtiyor . Paranormal Crucible adlı YouTube kanalının iddiası ise Mars’ta yaşayan uzaylı bir savaşçı olduğu yönündeydi. Fakat, Curiosity tarafından kaydedilen görsel ile iddia paylaşımda kullanılan görsel arasında farklılıklar bulunuyor. İki fotoğraf karşılaştırıldığında, haberde paylaşılan görseldeki cisme bir savaşçıya benzetilebilmek amacıyla farklı detaylar eklendiği anlaşılıyor. Ayrıca, Mars’ta Curiosity tarafından kaydedilen fotoğraflar farklı iddialarla da paylaşılmıştı. Mars’ta görülen garip cisimler başlığı altında paylaşılan fotoğraflarda cisimlerin kaşık , insan yüzleri , örümcek ve balığa benzetildiği iddialarını görmek mümkün. NASA tarafından paylaşılan ve iddialar hakkında herhangi bir ek açıklama bulunmayan bütün bu cisimler, aslında taşların veya toprağın farklı açılardan alınan görüntülerdeki yansımalardan veya açıları dolayısıyla farklı cisimlere benzemesinden ibaret. Bu duruma ek olarak, benzer iddialarla paylaşılan görüntülerin analizini içeren CNN’in bir haberinde , NASA’da görevli bilim adamı Ashwin Vasavada durumu şöyle özetliyor; ""Beyninizin sizi kandırdığı, deniz kızı veya başka bir şey olduğunu düşündüğünüz cisimleri bulmak için fotoğrafta bulunan puslu gölgeye yakınlaştırma işlemi uygulamanız gerekiyor. Böyle bir bölgede çekilen fotoğrafı yakınlaştırdığınızda, tepelerden düşen kumlar ve gölgelerin görüntüsü bir kadını andırabiliyor. Fakat bu figürün birkaç santimetreyi geçmeyeceğini ve aylardır kıpırdamadığını düşünürsek, aradığımız şeyin bu olmadığını anlayabiliriz.” Bu açıklamalar ise akıllara “pareidolia” terimini getiriyor. Dış dünyada görülebilen bir nesneyi, şekli veya sesi belirsiz uyaranları yanlış anlama veya yeni anlamlar yükleme durumuna pareidolia adı veriliyor. Bu durumda, kişinin herhangi bir fotoğrafta, içerikten daha farklı bir anlamı olan bir nesne, örneğin pizzasında Hz. İsa portresi veya bir biberde kızgın bir surat görmesi pareidolia olarak adlandırılabiliyor. Özetle, Mars’ta görülen ve olduğundan farklı nesnelere benzetilen cisimler de pareidolia ile açıklanabiliyor. Yunanca’da “başka” veya “yanında” anlamına gelen para ve “form, şekil veya görsel” anlamına gelen edolion kelimelerinden türetilen pareidoliaya günlük hayatta rastlamak mümkün. Ayrıca Evrim Ağacı da “ Sahte Yüz ” adlı makalesinde türümüzün, kendisine benzeyen veya en azından bildiği cisimleri andıran her olguyu benzetme yoluna giderek açıklamaya meyilli olduğunu ve bu durumun pareidoliada etkin bir rol oynadığını belirtiyor. Dolayısıyla, pareidolia etkisi taşıyan bir görüntünün küçüklüğümüzden itibaren beynimiz tarafından tanınacağını ve tereddütsüz bir şekilde insan yüzüne benzetilebileceği ifade ediliyor. Daha ileri evrede ise durumun sadece yüzlerle sınırlı kalmayacağı, insanı andıran herhangi bir silüet, gölge veya izin insana ait olduğu düşüncesinin istemsiz bir şekilde beynimize yerleşebileceği belirtiliyor. Aşağıdaki görselde pareidolia, J.C Penney’in tamamıyla kötü tasarlanmış Adolf Hitler çaydanlığında gizli. Çaydanlığın pazarlama stratejisinin orijinalinde Adolf Hitler benzetmesi bulunmuyor fakat ürünün akıllarda kalmasını sağlayan detaylar aslında tam da çaydanlığın bir yüze benzetilmesi ve benzetilen bu yüzün Adolf Hitler’e ait olması. Adolf Hitler’in saçlarını andıran bir kulp, bıyık ve Nazi selamını andıran genel görüntüsüyle bu çaydanlık pareidolia etkisini açıkça gözler önüne seriyor. Finlandiya’da bulunan Helsinki Üniversitesi Psikoloji bölümünde görevli Tapani Riekki ve çalışma arkadaşlarının araştırmaları dindar insanların ateistlere oranla fotoğraflarda insan yüzleri görmeye daha yatkın olduklarına işaret ediyor. Üzerinde Meryem Ana portresi olduğu iddia edilen 10 yıllık tost ekmeğinin 28 bin dolara Ebay üzerinden açık artırmada satılması bu iddiayı güçlendiren faktörler arasında. En yaygın pareidolia formlarından birisi de arabaların üzerinde görülebilen insan yüzleri. Bu konuyla ilgili araştırma yapan Viyana Üniversitesi Antropoloji bölümü öğretim görevlisi Sonja Windhager, batı dünyasında yaygın olan bu iddianın Etiyopya’da da aynı şekilde tepkiler alıp alamayacağı sorularına cevap bulmak amacıyla bu durumu inceliyor. Başta araştırmanın amacı konusunda şaşıran Etiyopyalılar, Disney’in “Arabalar” veya “Herbie:Tam Gaz” gibi filmlere aşina olmamalarına rağmen Avrupalılarla aynı cevapları veriyor. Windhager araştırmasında büyük geniş ön camlı,yuvarlak farlı ve küçük ızgaralı arabaların genç ve kadınsı düşünüldüğünü belirtiyor. Daha yassı farları olan ve daha büyük kare ızgaralı arabaların ise daha yaşlı ve daha erkeksi düşünüldüğünü belirtiyor. Windhager’e göre bu durum,beynimizin yaş ve cinsiyet gibi temel biyolojik bilgileri, belirsiz bir şekilde bir yüzü andıran herhangi bir cisme karşı uygulaması nedeniyle oluşuyor. Yani bu durumun pareidolianın evrimsel kökenlerinin altında yattığını ve modern çevrenin bizi bir cismi bu eski mekanizmalara göre nasıl algılamamız gerektiğini belirlemesini ilginç bulduğunu belirtiyor. Apofeni (apophenia) ve pareidolia terimleri birbirine yakın anlamlar taşıyor. Dolayısıyla bu iki terimi karıştırmak mümkün. Apofeni, dış dünyada görülen herhangi bir nesneyi, şekli veya sesi benzerlik göstermeyen başka cisimlere benzetme ve yeni anlamlar yükleme olarak tanımlanıyor . Örneğin, iddiada geçen uzaylı savaşçı benzetmesi pareidolia örneği olarak düşünülebilir fakat bu uzaylı savaşçıya uzaylı istilası işareti veya uzaylı ordusu gibi anlamlar yüklemek bu durumu apofeniye dönüştürebilir. Aynı şekilde, bir ekmeğin üzerinde oluşan silüeti Hz. İsa’ya benzetmek pareidolia olarak nitelendirilirken, kişinin o ekmeği dini bir mesaj olarak algılaması apofeni olarak nitelendirilebilir. NASA tarafından paylaşılan makalede , Curiosity keşif aracının Mars’ta eski bir yaşamı destekleyebileceğini öne süren yeni bulgular bulunduğu belirtiliyor. 3 milyon yıllık tortu taşlarının yüzeyinde bulunan moleküller ve Mars atmosferinde metan gazı keşfedildiği ifade ediliyor. Bu bulguların kesin bir yaşamın kanıtı olmadığı fakat Mars’ın yüzeyini ve yeraltını araştırma konusunda iyi bir işaret olduğu söylenebilir. NASA’nın Mars keşif programında görevli bilim adamlarından Michael Meyer Mars’ta yaşam var mı sorusunun cevabını bilmediklerini fakat bu bulguların doğru yolda olduklarını gösterdiğini belirtiyor. “Mars’ta yaşam var mı?” sorusuna cevap olarak NASA’nın Jet İtki Laboratuvarında görevli astrofizikçi Umut Yıldız şöyle diyor: “Mars’ta henüz yaşama dair herhangi bir kanıt yok. Eskiden Dünya gibi bir ortama sahip olduğunu biliyoruz, yani göller, denizler, okyanuslar. Ancak atmosferini kaybedip bunları da zaman içinde kaybetti. Sıvı suyun varlığı yaşam ile ilgili ciddi sorular sormamıza neden oluyor. Bugüne kadar herhangi bir şey bulunmasa da 2020’de gönderilecek Mars 2020 robotunun en büyük amacı Mars’ta şu anda yaşam var mı, ya da eskiden yaşam var mıydı sorularını araştırmak olacak. En azından yaşama ait bir fosil bile bulsak bizim yaşam oluşturan tek gezegen olmadığımızı anlayabileceğiz.” Özetle, Mars’ta yaşam konusundaki araştırmalar devam ederken insanların silüetleri veya cisimleri insansı olgulara benzetmesi muhtemel görünüyor. Mars ile ilgili en kapsamlı bilgileri Mars 2020 projesi kapsamında öğrenebileceğimiz düşünülüyor. Bu süre boyunca Mars’tan gelen görsellerde bir yaşam formu arayışında olmak ve pareidolianın varlığını hissetmek mümkün görünüyor." "Araştırma: Teyitçilik, yanlış bilgiye karşı mücadelede başarılı",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-teyitcilik-yanlis-bilgiye-karsi-mucadelede-basarili,"*Bu içerik ilk kez "" In the war against misinformation, fact-checking works. Big Tech needs to do more of it "" başlığıyla CNN Business tarafından 28 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Kamuoyunun, sahte haber ve yanlış bilginin etkisine tepkisi bir süredir devam ederken, teknoloji şirketleri etkili çözümler bulmaya yönelik girişimlerde bulunuyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Mark Zuckerberg, Facebook’un kullanıcıların özel bilgilerinin güvenliğine yönelik yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Ne var ki sosyal medya şirketlerinin yanlış bilginin yayılmasını engellemek için daha fazla çaba sarf etmeleri gerekiyor. Facebook’un şimdiye kadar sergilediği yaklaşım, şüpheli içeriklerin tanımlanmasında teyitçilerin yardımını almak. Teyitçilerin yanlış bilgiyi nasıl tespit edebildiklerine dair soru işaretleri bulunsa da internette dolaşan içeriklerin gerçekliğini araştırmak, yanlış bilgi akışının önlenmesi açısından son derece önemli bir strateji. Jeremy Cone, Kathryn Flaharty ve Melissa J. Ferguson tarafından yakın zamanda yürütülen bir araştırmaya göre teyit etmek, yanlış bilginin düşüncelerimizi şekillendirmesinin önüne geçiyor- hatta buna otomatik ve kontrol edilemeyen algılarımız da dahil. Doğrulama güvenilir olmayan bilgiyi ele aldığında, algılarımızın maruz kalabileceği etki önemli ölçüde ortadan kaldırılıyor. Doğru yürütülmesi halinde teyitçilik, başarılı sonuçlar veriyor. Bunun yanı sıra teknoloji şirketlerinin de buna destek vermesi gerekiyor. Yakın zamanda yayımlanan bir makalede bir kişi ile ilgili elde edilen yeni bilginin, katılımcıların o kişiye ilişkin düşüncelerini ve fikirlerini nasıl etkilediği mercek altına alındı. Çalışma kapsamında 3100’den fazla katılımcıyla gerçekleştirilen yedi deney yapıldı ve sadece katılımcıların bilinçli olarak beyan ettikleri duyguları değil otomatik ve içgüdüsel tepkileri de saptandı. Yürütülen bir deneyde katılımcılar Kevin isimde tanımadıkları biri hakkında birçok olumlu bilgi edindiler. Katılımcılar daha sonra Kevin’in, eski eşine uyguladığı aile içi şiddet nedeniyle yedi yıl önce tutuklandığını öğrendiler. Bu aşamada katılımcıların Kevin’e yönelik otomatik ve içgüdüsel duyguları ölçüldü. Kişinin (Kevin’in) görselini çok hızlı bir biçimde gösteren bilgisayar tabanlı bir ölçü kullanıldı. Ardından katılımcılardan nötr, ilgisi olmayan ve belirsiz bir görseli (ör. hiçbir katılımcının okuyamadığı Çince bir kavram yazısı) olumlu veya olumsuz olarak değerlendirmeleri istendi. Birçok deneyde Kevin’in varlığının (ve başka bir yabancının yüzünün), katılımcıların nötr görüntüleri olumlu değerlendirme ihtimalini nasıl etkilediği ölçüldü. Temelde Kevin’a ait bir görselin, katılımcıların ilgisi olmayan bir görselle ilgili duygularını nasıl etkilediğine bakılması sonucu, kullanıcıların Kevin hakkındaki otomatik duyguları ortaya çıkarılmış oldu. Araştırmada gösterilen yeni kanıtın güvenilirliği de çeşitlendirildi. Kevin’la ilgili bilginin polis kayıtlarından geldiğini bilen katılımcıların Kevin’a yönelik hızlı gelişen içgüdüsel tepkileri, diğer gruplarınkinden çok daha olumsuzdu. Bununla birlikte başka bir grup, Kevin’a ilişkin bilginin Kevin’ın eski kız arkadaşının bir arkadaşından alındığını öğrendi. Kevin’ın eski kız arkadaşının arkadaşında, Kevin hakkında bir dedikodu yayma eğilimi olabileceği için kendisi aslında daha şüpheli bir kaynaktı. Bu katılımcı grubu, Kevin için yöneltilen suçlamalar karşısında bile ona yönelik olumlu içgüdüsel tepkilerini sürdürdü. Diğer bir deyişle, katılımcıların bu yeni bilginin doğru olup olmadığını düşünmesi, otomatik olarak gelişen duygularını dahi belirledi. Farklı bir deneyde ise başlangıçta söz konusu bilginin doğru olduğunu düşünen katılımcılar, aslında bilginin şüpheli bir kaynaktan alındığını öğrendiler ve Kevin hakkındaki olumlu duygularında bir değişiklik olmadı. Şüphesiz, yanlış bilgi kampanyalarının hedefleri kimi zaman, tanınmış kişilere yönelik oluyor. İnsanların daha çok tanınmış hedeflere yönelik içgüdüsel tepkileri, aldıkları bilginin güvenilirliğinden etkileniyor mu? Bu olasılığı test etmek için yeni bir katılımcı grubundan, tanınmış ve popüler bir erkek şöhretle ilgili bir yanlış bilgiyi okumaları istendi. Söz konusu bilgi, önceki çalışmaların içeriğine benziyordu. Tek farkı, bilginin sosyal medyada bilinmeyen bir kaynaktan gelmiş gibi sunulmuş olmasıydı. Katılımcı grubunun yarısına, iddia edilen bilginin asılsız olduğu ancak deneyin sonunda bildirildi. Bu katılımcıların ilgili ünlüye yönelik izlenimleri, henüz yanlış bilgiye maruz kalmadan önce genellikle olumlu olmasına rağmen içgüdüsel tepkileri, yanlış bilgiyi edindikten sonra oldukça olumsuzdu. Buna karşılık, grubun diğer yarısına, maruz kaldıkları bilginin asılsız olduğu bilgisi, bu içeriği okuduklarından hemen sonra bildirildi. Bu katılımcıların içgüdüsel tepkilerinde hiçbir değişim gözlemlenmedi. Okudukları yazının doğru olmadığını öğrenmeleri, yanlış bilginin etkilerini yeterli düzeyde ortadan kaldırdı. Elde edilen bu bulgular, yeni bilginin güvenilirliğinin o bilginin etkisini büyük ölçüde belirlediğini öne sürüyor. Biz, karşımıza çıkan yanlış bilgiyle şekillenen kobay fareleri değiliz. Bilgi kaynağının itibarı ve güvenilirliğine yönelik bilinçli inançlarımız, içgüdüsel ve otomatik tepkilerimizi dahi büyük çapta etkiler. Herhangi bir bilginin doğruluğundan emin olmak için uygulanan doğrulama yöntemi kimi zaman yetersiz kalabiliyor. Cone, Flaharty ve Ferguson tarafından gerçekleştirilen bazı çalışmalarda katılımcıların, şüpheli olduğu her haliyle belli olan bir bilgiye maruz kaldıklarında bile içgüdüsel tepkilerinde değişiklik yaşandığı ve yanlış bilginin etkisinin azaldığı görüldü. Yani, sahte haberler, güvenilir olmamasıyla etkisini hafifletebilse de, hala önemini korumaya devam edebiliyor. İkinci olarak bu araştırma öznel inanılırlık dürtüsünün, bilginin etkisini belirlediğini öne sürdü. Buna rağmen insanların bilgiye inanmalarını veya inanmamalarını sağlayan etkenleri tespit etmeye yönelik çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Aşı karşıtlığı hareketinden ve iklim değişiminin yalanlanmasından, bilginin gerçek güvenilirliğinin, insanlar tarafından algılanan güvenilirliğiyle kimi zaman uyuşmadığını görebiliyoruz. Ayrıca, teyitçiliğin kimin sorumluluğunda olduğu sorusu hala tartışılıyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir araştırma haber kaynaklarının güvenilirliğinin, kitle kaynak kullanımına dayandırılmasının, taraflı olma potansiyeli bulunan hakemlerin değerlendirmelerinden daha etkili olabileceğini ortaya çıkardı. Yanlış bilgiyle nasıl mücadele edeceklerine ilişkin çalışmalar yapan teknoloji şirketleri, teyit birimlerini desteklemeli ve onlara önem vermeli. Teyitçiler, demokrasimizi hayata döndürebilecek siber destekler olabilir." Yerel seçimler boyunca yayılan yanlış bilgileri analiz ettiğimiz Sahte Haber Karnesi çıktı!,https://teyit.org/teyitpedia/yerel-secimler-boyunca-yayilan-yanlis-bilgileri-analiz-ettigimiz-sahte-haber-karnesi-cikti,"31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerin öncesi ve sonrasında, Teyit ’in internette ortaya çıkan sahte haberleri inceleyen Sahte Haber Karnesi: Yerel Seçimler 2019 raporu yayımlandı. Rapor, internette dolaşıma giren yanlış bilgilerin seyahatini, sıklığını, zamanını ve etkileşimlerini ortaya koyuyor. Seçim dönemi boyunca Teyit ekibinin yanlış olduğunu duyurduğu 33 sahte haberin ortaya çıktığı haber sitesi ve sosyal medya platformlarında kazandığı yaygınlık incelenerek hazırlanan rapor, bu sahte haberlerin en çok hangi sosyal medya platformları aracılığıyla yayıldığı, hangi haber sitelerinin daha çok sahte haber ürettiğini ve yanlış bilginin farklı medya mecralarında nasıl yayıldığına dair veriler sunuyor. Duyguların yükselişe geçtiği, kampanya ve propagandanın günden güne arttığı seçim dönemleri, yanlış bilginin yayılmasına uygun bir ortam sunuyor. Mehmet Atakan Foça tarafından hazırlanan Sahte Haber Karnesi ayrıca 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler döneminde yayılan sahte haberler ile yerel seçimler boyunca ortaya çıkan yanlış bilgileri karşılaştırıyor. İki dönem arasında sahte haberin aldığı etkileşime ışık tutan rapor, yanlış bilgiyi yaygınlaştıran aktörlerin iki seçimde nasıl değiştiğini de gösteriyor. Raporda sahte haberin yaygınlığının internette zamana göre nasıl değiştiği mercek altına alınırken Teyit’in sahte haberin viralitesini durdurmadaki rolü de irdeleniyor. Yanlış olduğu açık kaynaklarla belirtildikten sonra bir sahte haberin yayında kalma durumunun nasıl değiştiğini de inceleyen rapor, haber siteleri ve sosyal medya hesaplarının yanlış bilgi yaymadaki dinamiklerini de ortaya çıkarıyor. Sahte Haber Karnesi: Yerel Seçimler 2019 ayrıca son üç seçimde ortaya çıkan asimetrik propaganda yöntemlerini de incelemeye alıyor. Farklı siyasi parti taraftarlarının kimliklerini gizleyerek karşı kutbun oy verme davranışını etkilemek için ürettiği propaganda tekniğinin 2017’deki anayasa referandumundan yerel seçimlere nasıl evrildiği raporda detaylı olarak işleniyor. Teyit ayrıca 23 Haziran 2019’da tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminden sonra, bu seçim için de rapora bir ek hazırlayarak, takipçilerine sunacak. Sahte Haber Karnesi herkesin erişimine açıldı. Raporun tamamına buradan ulaşabilir ve indirebilirsiniz. Raporun veri setini indirmek için tıklayın . Bu tür raporlar, uzun süreli çalışmalar sonucu ortaya çıkıyor. Çalışmalarımızı destek.teyit.org adresi üzerinden destekleyerek 2019 planlarımızı gerçekleştirmemizi sağlayabilirsiniz." Sahte haberlere spam e-postalar gibi yaklaşmak çözüm olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-haberlere-spam-e-postalar-gibi-yaklasmak-cozum-olabilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" The return of fake news - and lessons from spam "" başlığıyla Wired tarafından 6 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bilgi ekosistemi çöktü. Siyasi söyleşiler Facebook , Youtube ve Twitter’da viral reklamcılık için oluşturulan altyapı üzerine gerçekleşiyor. Sosyal paylaşım hızı, önerme algoritmalarının gücü, sosyal ağların ölçeği ve medya manipülasyon teknolojisi sahte olayların, yarı gerçeklerin ve katışıksız yalanların cirit attığı bir ortam yarattı. Bu gerçek bir süredir biliniyor. Gazeteciler ve araştırmacılar bu sorunları tanımlamak için son iki yıldır bir veri sözlüğü üzerinde çalışıyorlar: yanlış bilgi , kasten üretilmiş yanlış bilgi ve bilişimsel propaganda . Wired bünyesinde algoritmaların toplumu nasıl değiştirdiğine dair kongre oturumlarına başlandı. Google’daki filtre balonları, Twitter’daki etkileşimli sağlık ölçütleri, YouTube’da radikalleşme ve Facebook’ta görülen “koordineli sahte faaliyetler” hakkında sık sık konuşuluyor. Şu sıralar kamuoyunun fikri bir değişimden geçiyor. İnsanlar, teknoloji şirketlerinin yalnızca tarafsız birimler olmadığını ve oluşturdukları algoritmalar üzerinden yayılan bilgilerden bir bakıma sorumlu olduklarını düşünmeye başladılar. Düzenleme mekanizmaları reklam açıklamaları , algoritmik denetim ve tekelleşmeyle mücadele dahil olmak üzere çeşitli çözümleri ele alıyor. Devlet destekli uzun süreli etki operasyonlarını saptama ve etkisiz hale getirme konusunda somut gelişmeler yaşandı. Bu operasyonlar bazı yönlerden kolay olduğu için Rus trol sayfalarına son verilirken Amerikalıların serbest konuşma özgürlüğüne zarar gelmedi. O zamanlar ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olan Nancy Pelosi’yi alkollü ve sersemlemiş bir halde gösteren sahte video milyonlarca kişi tarafından izlendi ve Facebook’ta on binlerce kullanıcı tarafından paylaşıldı. Bu konu ABD’de gerçekleştirilen 2016 seçimlerinde kendini gösteren “sahte haber” sorununu yeniden gündeme getirdi. Geçmişe bakıldığında söz konusu soruna ilişkin önemli bir ilerleme kaydedilmediği görülüyor. Birçok kişi, sahte haberleri Rusya’nın etki operasyonlarıyla bağdaştırıyor. Çünkü, bilgi kargaşasının bu iki yönü, 2016 başkanlık seçimleri kampanyalarının ardından neredeyse eşzamanlı olarak kamuoyunun dikkatini çekti. Bununla birlikte ilgili sorunlar oldukça belirgin. Rusya operasyonu, kasten üretilmiş yanlış bilgi üzerine yürütülen devlet destekli bir kampanyaydı: kutuplaştırıcı propagandayı yaymak için sahte hesaplar üzerinden sosyal platformlar kullanıldı (ABD’de yandaş medyadan alınan birçok görselden faydalanıldı). Söz konusu içeriklerin yalnızca bir kısmı doğru değildi. “Sahte haberler” aslında yanlış haberler di: ABD’deki insanlar tarafından ekonomik veya siyasi gerekçelerle kasten oluşturulan, yazılan ve paylaşılan veya bazı durumlarda yabancılar (örneğin Makedonlar ) tarafından para karşılığında hazırlanan öykülerdi. Sahte haberlerin altında yatan nedenler değişkenlik gösterse de ürün aynıydı: kurmaca öyküler. Araştırmacılar, sahte haberlerin 2016 seçimleri üzerindeki etkisini tartışmayı sürdürürken bu bilgilerin kullanıcılara erişme başarısı su götürmez bir gerçek. CBS News’te 2016 yılının Kasım ayında yayımlanan “ Facebook’taki sahte içerik üreticisi, Trump’ın başkanlık seçimlerini kendisi sayesinde kazandığını iddia ediyor ” başlıklı yazıda sahte içerik üreticisi Paul Horner’in çalışmalarından bahsediliyor . Horner’ın sürekli övündüğü erişim başarısı boş laf gibi görünse de sosyal platformlarda yaygın olarak dikkat çeken “asılsız haberleri” (bu nitelendirme bile artık yetersiz kalıyor) önde gelen siyasetçiler tarafından retweet edildi, Google Search’te yanlışlıkla gerçek haber olarak sınıflandırıldı ve kimi zaman da ana akım medyada yer buldu. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg sahte haberlerin seçimi etkilediği düşüncesini “çılgınca” bulduğunu belirttiği halde bu fikrini değiştirdiğini gözler önüne serdi. Bu sorun karşımıza yeni çıkmadıysa uzun süredir var olmasının sebebi nedir? “Sahte haberlerin” zorluklarını ve bağlamını gerçekten anlamak için 2016 yılının çığır açan olaylarına ve özellikle Facebook’un kesinlikle yanlış seçim yaptığı ve dezenformasyon araştırma gruplarında amiyane tabirle Conservativegate veya Trending Topicsgate olarak bilinen olaya geri dönmek önem taşıyor. Trending Topicsgate, 2016 yılının Mayıs ayında meydana gelen ve büyük yankı bulan bir olaydı. Facebook bünyesinde “En Çok Konuşulan Konular” (Trending Topics) özelliğine yönelik çalışan bir içerik moderatörü, tasarım ve teknoloji web blogu olan Gizmodo’ya Facebook çalışanlarının muhafazakar haberlerin platformda yayılmasını engellediğini duyurdu . Bu konu siyasetçilerin ve akademisyenlerin büyük ilgisini çekerken Facebook söz konusu iddiaya hemen yanıt verdi. Facebook’ta “En Çok Konuşulan Konular” özelliğinden sorumlu ürün yöneticisi Tom Stocky, bu özelliğin nasıl işlediğini açıklayan bir gönderi paylaştı ve suçlamayı reddetti. Stocky açıklamasında “İsimsiz kişiler tarafından yapılan suçlamaların doğru olduğuna dair herhangi bir kanıt bulabilmiş değiliz” diyordu . Şirket, bu durumu ele almak üzere medyanın önde gelen muhafazakar isimlerini Menlo Park’ta bulunan kampüsüne davet etti. Amerikalı muhafazakar siyasi yorumcu Glenn Beck de davetliler arasındaydı. Beck, toplantıdan sonraki gün Medium’da “Facebook’un gereğine uygun davrandığına ve doğru adımı atmaya gayret ettiğine ikna olduğunu” belirten bir gönderi paylaştı . Söz konusu siyasi eğilim iddiasını destekleyecek hiçbir kanıt yoktu. The New York Times, isim vermemek koşuluyla konuşan bazı Facebook çalışanlarının “algılanan güvenilirliğe dayalı ‘engelden’, yani yöneticilerin, ister sol görüşlü ister sağ görüşlü olsun, güvenilir veya kaynağını yeterli bulmadığı yazılardan, kişisel bir karar olsa da, uzak durulduğunu” ifade ettiklerini bildirdi . Diğer bir deyişle, saçma viral bilgiler paylaştığı gözlemlenen siteler, siyasi görüşlerine bakılmaksızın “Trending” kategorisinden çıkarıldı. Bununla birlikte Facebook, doğrulanmamış bu suçlamaya, “En Çok Konuşulan Konular” bölümünde insan faktörüne tamamen son vererek yanıt verdi . Böylece taraflı editörlerin bu kategoriyi etkileme ihtimali ortadan kalkacaktı. Yalnızca algoritmaların rol oynadığı bu geçiş tam anlamıyla bir faciaya neden oldu. Sürekli saçma haberler boy göstermeye başladı: Bu büyük değişimden iki gün sonra “Megyn Kelly, Fox haberlerden kovuldu!” en çok konuşulan konu başlığı olarak gösterildi. Buna rağmen Facebook çılgın trendler hakkında başka birçok yazıyı öne çıkararak “En Çok Konuşulan Konular” bölümünü iki yıl daha aktif tuttuktan sonra 2018 yılının Haziran ayında bu özelliğe son verdi . Facebook konuyla ilgili duyurusunda özelliğin tartışmalı geçmişine değinmedi. Şirket “Gelecek haber deneyimlerinin Facebook’ta önünü açmak için “en çok konuşulan konular” özelliğine yakında son veriyoruz.” ifadesinde bulundu . Bugün Facebook’ta, bir dönüm noktası olarak nitelendirilen Gizmodo iddiasından ve iddia sonrası vuku bulan karışıklıklardan öğrenilenlerden üç yıl sonra kritik bir süreç daha yaşanıyor. CNN programı Anderson Cooper 360 ’ta Facebook’un Ürün Politikası ve Terörle Mücadele bölümünün Başkan Yardımcısı Monika Bickert’le gerçekleştirilen sekiz dakikalık söyleşi , sosyal ağların, Pelosi’nin üzerinde oynanmış videosunu nasıl ele alması gerektiği sorusunu gündeme getiriyor. Söyleşide Bickert şirketin videoyu yayımlamaya devam etme kararını açıklamaya çalışsa da ifadeleri baştan savma ve tutarsız görünüyor. Yaratıcısının muhalif bir devlet adamı veya bir spam sayfasının olmadığı sahte bilgiler üzerine bir politika belirlemek sorunlu bir süreç olduğu için platformlar bu konuyu nasıl ele alacaklarını hala belirlemeye çalışıyor. YouTube ilgili videoyu silmeyi tercih ederken Facebook konuyu oluruna bırakmayı ve “bilgilendirme” yaklaşımını (“sil, indirge, bilgilendir” sisteminde bulunan) sonuna kadar kullanmayı yeğledi. Aşırı yanlı içeriklerin sansür iddialarının devamlı hüküm sürdüğü siyasi bir mayın tarlasından farkı yok. Bu nedenle karşımıza son derece tepkili ve geçici çözümler çıkıyor. Aynı zamanda kurum dışı araştırmacılar neyin nasıl yayıldığını şeffaf bir biçimde pek göremiyorlar. Pelosi’nin gerçek konuşmalarından (doğruluğu teyit edilebilir) kesilerek oluşturulan videodan farklı olarak, tamamen yapay zekayla üretilen deepfake içeriklerinin artması bu sorunu yalnızca daha çetrefilli ve daha kaçınılmaz bir hale getirecek. Tepkili ve geçici olmayan ve siyasi yanlılık suçlamalarıyla açmaza sürüklenmeyen çözümler geliştirebilir miyiz? Sahte haberleri bir dağıtım sorunu olarak ele almak, yani sahte haberlere daha çok istenmeyen bir e-posta gibi yaklaşmak çözüm olabilir. İstenmeyen e-posta, platformların halihazırda anladığı ve ilgilendiği bir konu. İnternetin ilk çıktığı dönemde sektör oyuncuları DNS kara listeleri gibi materyalleri hayatımıza dahil ettiler. The Spamhaus Project isimli bir kuruluş on yılı aşkın süredir istenmeyen e-posta engelleyicilerine ilişkin kayıtları derliyor. Önceleri, bir etki alanının düşük kaliteli olup olmadığını belirlemek için sinyal kullanımını önermek tartışmalı bir durum oluşturmuyordu. Tüm bilgileri insanların e-posta adreslerine doğrudan göndermenin anlamsız olduğuna dair bir görüş birliği vardı. Günümüzde, saçma bilgiler taşıdığı belli olan birçok e-postanın e-posta adresine ulaşması engelleniyor ve istenmeyen e-postaları gönderen tarafların serbest konuşma özgürlüğünün kısıtlanmasından kimse şikayetçi değil. Belirsiz içerikler, ayrı bir istenmeyen e-posta klasörüne yönlendiriliyor ve isteyen kullanıcılar buradan okuyabiliyor. İstenmeyen e-postaları pazarlama araçları olarak kullanan yasal şirketler cezalandırılıyor. Böylece örnek davranış göstermeye teşvik ediliyorlar. Dağıtım sürecini daha yakından incelemek, özgür ifade ve daha sağlıklı bir bilgi ekosistemi arasındaki dengeyi sağlar. Facebook’un Pelosi’nin videosu konusunda bir adım atmamasının doğru olup olmadığı tartışılırken geçmiş örneklerde olduğu gibi içerik üreticisinin yönettiği bazı sitelerdeki dağıtımı da koordine ettiği açıklık kazanıyor . Her şeyden önce söz konusu video bu kadar yayılmamalıydı. Yayıldıktan sonra ise platformda kullanıcıları daha fazla bilgi alabilecekleri bir yazıya yönlendirmek yerine videonun açık bir biçimde üzerinde oynanmış bir gönderi olduğu belirtilmeliydi. Ulusal güvenlik sorunlarını konu alan Lawfare isimli blogda yayımlanan bir yazıda konuyla ilgili güçlü ve etkili ifadeye yer verildi : “E n ideal çözüm, içeriği yayından kaldırmadan onu alt seviyeye indirerek ve işaretleyerek daha agresif bir taktik uygulamak olabilir. Böylece Facebook örneğinden daha fazla yankı bulan bir mesaj gönderilebilir. ” Başkalarının da ifade ettiği gibi kullanıcılar içeriği görmek istiyor ve taahhüde dayalı iş modellerine özgü olan problemler ele alınmıyor. Söz konusu sorunu çözmek için önemli ölçüde çaba sarf edilmesi gerekiyor. Gerilla pazarlama uzmanı ile etik davranmayan bir spam e-posta oluşturucusu arasındaki ayrım nedir? Kliktivizm nerede son bulur ve algoritmik oyun nerede başlar? Bunlar sektör tarafından kolaylıkla yanıtlanabilecek sorular değildir ve iş birliğine dayalı çözümler gerektirir. Fakat üç yıl geçti ve bu sorunla mücadele edilmesi gerekiyor. 2016 seçim kampanyasında sahte haberler yayıldığında eski ABD Başkanı Barack Obama’nın söylediği şu sözler aklı geliyor: “Gerçekleri ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu ciddiye almazsak önemli iddialar ile propaganda arasındaki ayrımı yapamazsak sorunların içinden çıkamayız.” 2020 yaklaşırken artık yeni adımlar atılması gerekiyor." 2019 Reuters Raporu: Türkiye haberden kaçınan ülkeler arasında ikinci sırada,https://teyit.org/teyitpedia/2019-reuters-raporu-turkiye-haberden-kaciniyor-haberi-whatsapp-gibi-kapali-platformlarda-paylasiyor,"Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2019 Dijital Medya Raporu yayımlandı . Rapor, geçtiğimiz sene dijital medya dünyasında nelerin olduğu, okuyucular tarafından dijital medyanın nasıl tüketildiği, siyasi kutuplaşmanın yanlış bilginin yayılmasına nasıl etki ettiği ve medyaya güveni nasıl azalttığı ilgili bilgi verirken Türkiye’de dijital medya kullanımıyla ilgili de önemli bulgular içeriyor. Raporun en önemli bulgularından biri haberlere olan güvenin araştırmanın yapıldığı 38 ülke arasında 2 puan düşerek %42’ye gerilemiş olması. Örneğin Fransa’da güven seviyesinin geçen seneden bu yana medyanın Sarı Yelekliler ile ilgili yaptığı haberler üzerine 11 puan düşerek %24’e kadar gerilediği görülüyor. Rapordaki diğer bir kritik tespit ise medya iletişiminin artarak daha kapalı hale gelmiş olması. Brezilya, Malezya ve Güney Afrika gibi ülkelerde haberlerin tartışıldığı ve paylaşıldığı en yaygın platform, kapalı bir platform olan WhatsApp. WhatsApp’ın yanısıra kapalı Facebook grupları da haberlerin yayıldığı başka bir platform. Kapalı Facebook gruplarının habere erişim amacıyla kullanımı Brezilya’da %22 iken, Türkiye’de %29’lara kadar çıkıyor. 2018 raporundaki “habere erişimde akıllı telefon kullanımının arttığı” bulgusu 2019 raporunda da yer alıyor. Rapor, sosyal medyanın haberlere erişim konusunda artık stabil olarak kullanılan bir araç olduğunu belirtirken sosyal medyanın bu bağlamda nasıl kullanıldığının değişiyor olduğuna dikkat çekiyor. Artık Facebook gibi açık platformlardan ziyade Whatsapp, Facebook Messenger, Viber ve Telegram gibi uygulamalar habere erişim için daha yaygın olarak kullanılıyor. Figür: Çeşitli ülkelerde mesajlaşma uygulamalarını haber almak için kullanan katılımcıların oranı Sorulan soru: Geçtiğimiz hafta, eğer kullandıysanız, haber almak için aşağıdakilerden hangisini kullandınız? Kapalı WhatsApp ve Facebook grupları ise haberlerin yayıldığı ve tartışıldığı ağlar haline gelmiş durumda. Türkiye, kapalı Facebook ve WhatsApp gruplarının haberlere erişmek ve siyasi tartışmalar yapmak için en çok kullanıldığı ülke. Rapor aynı zamanda Facebook ve WhatsApp kullanıcılarının %51’inin kişisel olarak tanımadıkları diğer kullanıcıların bulunduğu gruplarda da aktif üye olduğunu söylüyor. Sorulan soru: Facebook/WhatsApp sizin gibi düşünen insanlarla bir araya gelerek haberleri veya ilgili konuları tartışabileceğiniz gruplar kurmanızı ve bu gruplara üye olup katılmanızı sağlar. Geçtiğimiz ay içerisinde, eğer kullandıysanız, Facebook ya da WhatsApp’tan hangisini kullandınız? Bu bağlamda raporda Türkiye ile ilgili diğer önemli bir bulgu ise ülkede Facebook ve WhatsApp grubu üyesi olan kullanıcıların sosyal medyada karşılaştığı haberlere daha çok güveniyor olması. Türkiye’den katılımcıların %40’ı sosyal medyada gördüğü haberlere güvendiğini söylerken bu oran Facebook ve WhatsApp gruplarına üye olan kullanıcılar arasında %50’ye çıkıyor. Sorulan soru: Lütfen aşağıdaki ifadeye hangi derecede katıldığınızı belirtiniz; Sosyal medyadaki haberlere güvenebileceğimi düşünüyorum. Rapor, haberden kaçınma oranının genel olarak %32 olduğunu söylüyor. Araştırmanın katılımcılarına aynı soru 2017 yılında sorulduğunda bu oran %35’ti. Raporda bunun dünyanın daha bunaltıcı bir hale gelmesiyle ya da medyanın olup bitenleri olumsuz bir biçimde aktarması ile ilgili olabileceği ifade ediliyor. Türkiye haberden kaçınma konusunda %55 gibi yüksek bir oranla Hırvatistan’ın (%56) hemen arkasında ikinci sırada geliyor. Bu oranın en düşük olduğu ülke ise %11 ile haber okumanın çoğunlukla bir görev olarak görüldüğü Japonya. Sorulan soru: Son günlerde kendinizi haberlerden kaçınırken buluyor musunuz? Raporun olumlu bulgularından birisi katılımcıların %26’sının daha saygın haber kaynaklarına güveniyor olması. Bu davranışın özellikle yanlış bilginin en yaygın olduğu ülkelerde geliştiği görülüyor. Örneğin Brezilya’da ankete cevap verenlerin %61’ini oluşturan grup sosyal medyada potansiyel olarak yanlış olabileceğini düşündükleri bilgileri paylaşmadığını söylüyor. Bu da kullanıcıların karşılaştıkları bilgilerden şüphe duymaya başladığı anlamına geliyor. Rapor, bu bağlamda dijital okuryazarlık kampanyalarının etkili olabileceğini söylerken eğitim durumuna da işaret ediyor. Figür: Çeşitli ülkelerdeki geçtiğimiz sene online alışkanlıklarını değiştirdiğini ifade eden katılımcıların oranı Sorulan soru: Aşağıdakilerden birini geçtiğimiz sene yaptınız mı? -Daha saygın kaynaklar kullanmaya başladım -Güvenilir olmayan hikayeleri sosyal medyada paylaşmama kararı aldım. Geçen seneden bu yana Facebook, haber videoları için daha az kullanılır hale gelse de Twitter, Instagram ve Snapchat gibi platformlar haber videolarının daha sıklıkla karşılaşıldığı platformlar haline geliyor. Katılımcıların %68’i hala metin halindeki haberleri tercih ettiğini söylerken 35 yaş altı katılımcıların %13 gibi yok sayılamayacak bir bölümü ise özellikle video haberleri tercih ettiğini ifade ediyor. Aynı zamanda YouTube, Türkiye’de muhalif medyanın en çok kullandığı platform haline gelirken kullanıcıların %83’ü haberlere erişmek için haber siteleri yerine sosyal medya gibi raporda “offsite” olarak adlandırılan platformları kullanıyor. Raporun ilerleyen kısımlarında araştırmanın yapıldığı ülkelerin her birine ayrı ayrı odaklanılıyor. Türkiye’deki bulguların aktarıldığı kısımda ise ülkede en çok kullanılan haber kaynağının sosyal medyanın da dahil edildiği internet olduğu görülüyor. Türkiye’de habere erişmek için en çok kullanılan cihaz ise akıllı telefon. Katılımcıların %71’i haberlere akıllı telefonundan eriştiğini ifade ediyor. Soldaki figür: 2015-2019 yılları arasında Türkiye’deki katılımcıların haber almak kullandığı haber kaynakları. Sırası ile: internet (sosyal medya dahil), TV, yazılı medya, sosyal medya Sağdaki figür: 2015-2019 yılları arasında Türkiye’deki katılımcıların haber almak için kullandığı cihazlar. Türkiye’nin haber almak için en çok kullandığı sosyal medya platformu ise %49 oranı ile YouTube. Bunu %47 ile Facebook ve %33 ile WhatsApp takip ediyor. Geçen seneye göre kullanımında en çok artış görülen platform ise 9 puanla Instagram. Figür: Türkiye’deki kullanıcıların en çok kullandığı sosyal medya ve mesajlaşma platformları. Sağda bu platformları haber almak için kullanan katılımcıların oranı gösteriliyor. Parantez içinde ise ilgili oranın önceki raporla kıyaslandığındaki değişimi veriliyor. Raporun sunduğu en ilginç sonuçlardan biri ise Türkiye’de haberlere duyulan güvendeki 8 puanlık artış. Türkiye haberlere güvende %46’lık bir oran ile araştırmanın yapıldığı 38 ülke arasında 13. sırada. Araştırmanın Türkiye özelindeki bulgularına değinilen kısımda Teyit ’e de yer veriliyor. Raporda “Türkiye’deki siyaset ve medya kutuplaşması yanlış bilginin rahatlıkla üremesi için elverişli bir zemin oluşturdu. Bu bağlamda Teyit.org gibi güvenilir doğrulama platformlarının ortaya çıktığını görüyoruz” ifadesine yer verildi." Uçakların üzerindeki işaretler bize neler anlatır?,https://teyit.org/teyitpedia/ucaklarin-uzerindeki-isaretler-bize-neler-anlatir,"Her hava taşıtı üzerinde kimliğini belli eden bazı işaretler barındırır. Sivil uçuşlardan askeri uçuşlara kadar uçakların üzerinde yer alan bu işaretleri takip ederek bazı bilgilere ulaşmak mümkündür. 31 Mart 2019’da yapılan ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 6 Mayıs’ta aldığı karar gereği 23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlık seçimleri öncesinde, adayların kullandığı özel jetler sosyal medyada ve internet ortamında oldukça tartışıldı. Bu yazıda AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Ekrem İmamoğlu’nun kullandığı jetleri baz alarak hava araçlarının izinin nasıl sürülebileceğini anlatmaya çalışacağım. Ayrıca yazıda söz konusu uçaklar hakkında ortaya atılan iddialara da değineceğim. İster askeri uçaklar olsun ister sivil uçaklar, bir uçağın yasal şartlar altında uçabilmesi için bazı kayıt ve denetim sistemlerine ihtiyaç vardır. Bu sistemler hem hava trafiği güvenliği hem de uluslararası şeffaflık açısından son derece elzemdir. Uçaklar üzerinde herkesin dikkatini çekebilecek en görünür şey, genellikle uçağın kuyruk bölümüne yakın bir konumda bulunan “kuyruk tescil numarası”dır. Kuyruk tescil numarası tüm ülkelere göre farklılıklar taşır. Örneğin yukarıdaki fotoğrafta göreceğiniz üzere Türk Hava Yolları’na (THY) ait uçağın kuyruk numarası TC-JHT’dir. Bu kodun tireden önceki “TC” kısmı o uçağın ait olduğu ülkeyi gösterir. Her ülkeye ayrı olarak tahsis edilen bu kod uçakların adeta “milliyetini” belirler. Örneğin, F- ile başlayan bir kuyruk tescil numarası o uçağın Fransa’ya ait olduğunu, JA- kodu ile başlayan uçaklarınsa Japonya’ya ait olduğunu ifade eder. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün internet sitesinde yer alan bir listede dünyadaki farklı ülkelere ait kuyruk tescil numaralarını görebilirsiniz . Kuyruk tescil numarasının tireden sonraki diğer bölümü ise uçağın ait olduğu şirket ya da devlete göre farklılıklar barındırır. Yani bu kısım uluslararası adlandırmaya göre biraz daha öznellik gösterebilir. Hava yolları kendi envanterindeki uçakları sınıflamak ya da adlandırmak için farklı dizilimleri tercih edebilir. Örneğin THY, envanterinde bulunan ve geçtiğimiz dönemde yaptığı kazalardan dolayı uçuşlardan çekilen Boeing 737 MAX 8 tipi uçakları “TC-LCA, LCB, LCC, LCD…” şeklinde adlandırmıştır . Yani THY’de bulunan bir uçağın kuyruk kodunun LC- ile başlaması o uçağın modelinin Boeing 737 MAX 8 olduğunu bize ifade eder. Bu harflendirme sistemi tamamen havayolu, devlet veya şahısların sınıflandırma tercihleri doğrultusunda olabilir. Mode-S, uçakların 24 bit genişliğinde bireysel seçici (S= Selective) adresleme ile kodlanmasına dayanır. Böylece uçaklar kendilerine özgü kodlar sayesinde yerdeki radarlar tarafından anlık olarak takip edilir. Uçakların izini sürmemizi sağlayan bir diğer ipucu ise uçakların direkt olarak üzerinde yazmayan “Mode S Kodu” ya da diğer ismiyle “ICAO 24-bit Aircraft Address”tir. Kısaca Mode-S, hava trafik kontrol birimlerine uçağın tescil işareti, mevkii, irtifa, hız ve bir sonraki rapor noktasına tahmini varış zamanı gibi bilgileri iletmesi için geliştirilmiş bir sistemdir . Kuyruk tescil numarasında olduğu gibi her hava aracına bireysel bir Mode S ataması ICAO veya yetkisi bulunan kurumlar tarafından tahsis edilir. Bu sistem uçakları daha detaylı sınıflandırmaya ve hava trafik kontrolünü daha kolay yönetme gibi avantajları barındırmaktadır. Örneğin yukarıda bahsettiğim “TC-JHT” kuyruk tescil numaralı uçağın Mode S kodu “ 4BA914” dir. Bu kodun nasıl bulunduğu ve bize neler söyleyebileceğini yazının devamında aktaracağım . Sabah gazetesinde yer alan 6 Haziran 2019 tarihli haberlerde, Ekrem İmamoğlu’nun Haziran ayının başındaki Karadeniz gezisine üzerinde Koç Holding logosu olan “TC-RMK” kuyruk tescilli özel bir jetle gittiği ifade edildi . Ankara Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Melih Gökçek de 7 Haziran 2019’da Twitter’dan yaptığı bir paylaşımda jet tartışmalarına dahil olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aynı uçağı kullandığını belirtti. Uçağın iç bölümünden de bir fotoğraf paylaşan Gökçek, jetin kiralandığı mı yoksa Koç Holding tarafından CHP’ye tahsis mi edildiği sorusunu da takipçilerine yöneltti . Söz konusu tartışmaya son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da dahil oldu. Soylu 8 Haziran 2019’da basına yaptığı açıklamada Koç’un Ekrem İmamoğlu’na özel jet tahsis ettiğini açıklayarak ""Gezi olaylarında Taksim'deki otellerini tahsis edenler, bugün uçaklarını tahsis ediyor"" ifadelerini kullandı . Tüm bu gelişmeler sosyal medya paylaşımlarına da yansıdı. Facebook’ta birçok sayfa iddiaya atıfta bulunarak Koç Holding’in Ekrem İmamoğlu’na jet tahsis ettiğine dair paylaşımlarda bulundu . Örneğin, Hepimiz Atatürk’üz isimli bir sayfa tarafından 8 Haziran 2019’da Facebook’ta yer alan iddia 10 bin kişi tarafından beğenildi. Üzerinde Koç Holding’in logosu bulunan Falcon 8x marka uçağın kuyruk tescil numarasının haberlerde de bahsi geçtiği üzere “TC-RMK” şeklinde adlandırıldığı anlaşılabiliyor. Daha önce ifade ettiğimiz gibi burada TC- ibaresi uçağın ait olduğu ülkeyi ifade ediyor. RMK şeklinde bölüm ise uçağın şirket tarafından seçilen adı. Dünya üzerindeki uçakları anlık olarak izlendiği ve kullanım paketinize bağlı olarak uçak hakkındaki bazı bilgilere ulaşmamızı sağlayan Flightradar24 isimli internet sitesinde “TC-RMK” koduyla bir arama yaptığınızda uçağın Mode S koduna da ulaşılabiliyor . Bu bilgiye ek olarak Flightradar24’te uçağın modeli, ait olduğu firma ya da daha önce yaptığı uçuşları görmek mümkün. Benzer şekilde bahsi geçen uçağın kuyruk tescil numarası ya da Mode S kodunu anlık uçuşların da takip edilebildiği Planefinder.net isimli internet sitesinde de aratarak daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. Buna göre TC-RMK kuyruk tescilli uçak 2015 yılında üretilmiş . Bunlara ek olarak internette anlık uçuş takibi yapabileceğiniz veyahut uçaklar hakkında daha detaylı bilgilere ulaşma şansı sunan FlightAware , ADS-B Exchange , The OpenSky Network , AVDelphi , Plane Finder , Flight Stats , Plane Mapper , Flight Board , FlightView , OAG, Planeplotter ve Airfleets gibi birçok internet sitesi bulunuyor. Bu siteler çeşitli üyelik koşulları çerçevesinde kullanıcılara hizmet sunuyor. Yukarıda bahsi geçen internet siteleri yardımıyla uçaklar hakkında birçok bilgiye ulaşılabiliyor. Ancak uçakların kime ait olduğu konusunda her kaynak yeterli bilgi sağlamıyor. Özellikle ticari havayollarına ait uçakların hangi şirkete ait olduğu görece kolay bulunsa da şahıslara ait uçaklarda bilgiler gizli tutuluyor. İnternette yer alan bazı kaynaklar yardımıyla bu sıkıntıyı da bir ölçüde aşmak mümkün. Rzjets.net isimli internet sitesi bu konuda iş görebilir. Sitede yüzlerce farklı model uçağın kime ait olduğunun bilgisi yer alıyor. Ayrıca sitede TC-RMK kuyruk kodunu arattığınızda Dassault Falcon 2000 marka söz konusu uçağın Setair isimli bir şirketin envanterinde bulunduğu fark edilebiliyor . Koç Holding’e ait Setair isimli şirketin internet sitesinde de jete rastlanabiliyor . Airframes ve AeroTransport gibi internet siteleri de uçakların aidiyetleri hakkında bazı bilgiler sunabiliyor. Ancak söz konusu sitelerin farklı üyelik ve ücret sistemleri bulunuyor. ABD , Fransa , Kanada , Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerin sivil havacılık kurumlarından da uçakların kayıt bilgilerini sorgulamak mümkün. TC-RMK kuyruk tescilli jetin Ekrem İmamoğlu’na tahsis edildiği iddialarının ardından Koç Holding, 9 Haziran 2019’da Twitter üzerinden bir açıklama yaptı. Açıklamada, İmamoğlu’nun hizmet almak için Setair’a başvurduğunu ve fatura karşılığında söz konusu uçağın kiralandığı, buna ek olarak AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın da 3 Mart 2019’da seçim çalışmalarında kullanmak üzere şirketten helikopter ve yolcu uçağı kiraladığı ifade edildi. İmamoğlu’nun 4 Haziran 2019’da gerçekleştirdiği jet yolculuğunu ücret karşılığında herkes Setair aracılığıyla, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün ve uluslararası sivil havacılık kuruluşlarının talimat ve kurallarına uygun olarak yapabiliyor . Cumhuriyet , T24 , Milli Gazete , Gazete Manifesto gibi internet sitelerinde iddialara konu olan TC-RMK kuyruk tescilli jetin, Haziran 2017’de dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi tarafından Kars ziyareti sırasında kullanıldığı şeklinde haberler yer aldı. Ancak, Zeybekçi’nin 2017’deki Kars ziyaretinde kullanılan “TC-RMK” değil. Uçak yine Setair’a ait olan “ TC-MKR ” kuyruk tescilli Falcon 7X model jet. Elbette bu durum uçağın Koç Holding’den kiralandığı gerçeğini değiştirmese de uçakların farklı olduğunu belirtmekte fayda var. AK Parti’nin İBB Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın kullandığı jet de sosyal medyada tartışmalara yol açtı. Gazeteci Alican Uludağ tarafından 6 Haziran 2019’da Twitter’da paylaşılan bir gönderide Yıldırım’ın kampanya sırasında kullandığı TC-CLH kuyruk tescilli Challenger 605 tipi özel jetin Çalık Holding’e ait olduğu belirtildi . Bunlara ek olarak CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da Binali Yıldırım’ın kullandığı TC-CLH kuyruk tescilli jetin daha önce Fethullahçı yapılanma bağlantıları nedeniyle kapatılan Tarkim isimli havacılık şirketinin filosunda yer aldığını dile getirdi. AK Parti adayı Yıldırım’ın kullandığı TC-CLH kuyruk tescilli jetin, Setair’dakine benzer bir şekilde Bonair isimli özel bir şirketin bünyesinde olduğunu söylemek mümkün. Flightdb.net isimli internet sitesinde Bombardier Challenger marka özel jetlerin ait olduğu kurumların isimleri listeleniyor . Bu listede TC-CLH kuyruk tescilli uçağın Bonair isimli şirkette olduğu bilgisine ulaşılabiliyor . Daha önce bahsettiğimiz Rzjets.net’ten söz konusu uçağı araştırdığınızda da uçağın Çalık Holding’e ait olduğu görülebiliyor . Bunlar haricinde Bonair’in internet sitesinde söz konusu uçak halihazırda mevcut . Diğer jette olduğu gibi Bonair de konu hakkında açıklama yapmak zorunda kaldı. Bonair Havacılık Genel Müdürü Tolga Gül açıklamasında, özel bir şirkete ait olan uçağın 2017 yılından itibaren işletmesinin kendileri tarafından yapıldığını, durumun tamamıyla rutin bir ticari işlem olup, parti farkı gözetmeksizin isteyen kişilere uçağın kiralandığını belirtti . Havacılık haberleri yayınlayan Kokpit Aero ise bahsi geçen jetlerin muadillerinden hareketle uçakların ne kadara kiralanabileceğini açıkladı. Buna göre AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın kullandığı uçağın saatlik ücreti 3 bin ila 3 bin 500 dolar arasında değişiyor. İmamoğlu’nun uçağının saati ise 4 bin 500 ila 5 bin dolar arasında . TC-CLH kuyruk tescilli jet hakkında internette yapılan aramalarda çeşitli bilgilere rastlanıyor. Jet, 2016 yılında Fethullahçı yapılanma bağlantısı olduğu iddiasıyla yurt dışına kaçtığı belirtilen Faruk Bayındır’ın havacılık şirketi olan Tarkim’in filosunda bulunuyormuş. Şu anda servis dışı olan Tarkim’in internet sitesinin arşiv görüntüleri incelendiğinde TC-CLH Challenger 605 tip uçağın filoda yer aldığı görülebiliyor . Çalık Holding’e ait jet, 2015 yılında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da kullanılmış. Gül, TC-CLH Challenger 605 ile Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a uçmuş . Dünyada birçok devlet başkanı seyahatlerinde kendilerine özel olarak tahsis edilen jetleri kullanıyor. Siyasilere ek olarak dünyada özel şahış ya da şirketlere ait birçok uçak var. Aircharterserviceusa.com isimli internet sitesi Kuzey Kore liderinden ABD Başkanına kadar birçok politikacının kullandığı uçakları arşivinde barındırıyor . Örneğin aşağıdaki infografikte Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kullandığı hava taşıtları görülebiliyor. Private-jet-fan.com isimli internet sitesinde de ABD, Rusya ve İngiltere’deki özel jet sahiplerinin detaylı bir listesi yer alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’ne ait farklı model ve özellikte birçok uçak da mevcut. Türkiye’nin VİP filosuna son olarak 2018 yılında Katar emirinden hediye geldiği belirtilen TC-TRK kuyruk tescilli Boeing 747 katıldı. Türkiye’nin kuyruk tescil numaralarına göre bazı önemli uçakları ise şöyle: “ TC-CAN kuyruk tescilli Airbus A340-542 TC-TUR kuyruk tescilli Airbus A330-200 TC-ANA kuyruk tescilli Airbus A319-115 TC-İST kuyruk tescilli Airbus A319-133 TC-ANK kuyruk tescilli Airbus A318-112 TC-TRY kuyruk tescilli Bombardier Challenger 850 TC-ATA , TC-DAP , TC-KOP , TC-CBK kuyruk tescilli 4 adet Gulfstream G550 TC-GAP kuyruk tescilli Gulfstream G450” Siyasiler seçim dönemlerinde zamandan tasarruf etmek için özel jetler kullanıyor. Kaldı ki, seçim dönemlerinde adayların bu gibi hizmetleri satın alabilmesi için yardım kampanyaları düzenleniyor. Yani politikacıların bu tip uçakları kiralaması ve kullanması şaşılacak bir durum değil. Yine 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde CHP’nin adayı Muharrem İnce de kiraladığı jetle gündeme gelmişti. İnce, yukarıda anlatılan örneklere benzer şekilde Skyline havacılık şirketinden TC-KJA kurul tescilli Raytheon Beechjet 400A marka bir jet kiralamıştı . Dünya üzerindeki gazeteciler uçakların geride bıraktıkları izlerden hareketle çarpıcı çalışmalara imza attılar. Buzzfeed’ten Peter Aldhous ve Charles Seife, 2016 yayımladıkları çalışmalarında Flightradar24’ten elde edilen veriler yardımıyla, ABD’nin iç istihbarat örgütü FBI ve İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) uçaklarla şehirlerin üzerinde yüzlerce kez turladıklarını ortaya çıkaran haritalar oluşturdu . Yine Politico’nun 2017’de yayımladığı bir çalışmada, dönemin ABD Sağlık Bakanı Tom Price’ın özel jetlerle binlerce dolarlık uçuş yaptığı ortaya çıkarıldı . Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi dünyada sivil uçuşlara ek olarak askeri amaçlı uçuşları da bir nebze olsun takip etmek mümkün. Scramble.nl isimli internet sitesi farklı ülkelerde bulunan askeri uçakların bilgisini verebiliyor. Örneğin, sitede Türkiye seçildiğinde ve ülkedeki F-16 savaş uçaklarının gösterilmesi istendiğinde birçok sonuçla karşılaşılıyor . Site, uçakların kuyruk tescillerinin yanında hangi filoda yer aldıklarını da kullanıcılara gösteriyor. Buna ek olarak Radarbox ve ADS-B.NL gibi internet sitelerinden de belirli şartlarda anlık takip yapılabiliyor. İki gazeteci tarafından geliştirilen GVA Dictator Alert isimli bir Twitter botu da İsviçre’nin Cenevre kentine otoriter rejimlerden inen uçakları takip ediyor . Uçaklar, insan aklının geliştirdiği en büyülü araçlar gibi bir listeye rahatlıkla dahil edilebilir. Gökyüzünde onları bulma arayışı ya da inmek için süzülen bir uçağı izleme tutkusu birçok insanda ortak heyecanlar yaratır. Bu yazıda uçakların sadece hayret edilesi araçlar olmadığını, uçakların üstünde yer alan işaret ve sembollerin doğrulama platformları ya da gazeteciler için önemli ipuçları barındırdığının altını çizdik. Unutmayın, yeryüzünden yüzlerce metre yüksekte giden bir uçağın ardından çıkan iz sadece havada kalmaz!" Araştırma: Dezenformasyonun şirketlere verdiği zararla mücadele etmenin 6 yolu,https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyonun-sirketlere-verdigi-zararla-mucadele-etmenin-6-yolu,"*Bu içerik ilk kez  "" Disinformation is harming businesses. Here are 6 ways to fight it "" başlığıyla CNN Business tarafından 10 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Geçtiğimiz Mayıs ayında ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’yi alkollüymüş gibi göstermek amacıyla konuşmasının yavaşlatıldığı video sosyal medyada hızla yayıldı . Üzerinde oynanan ve yavaşlatılan bu video milyonlarca kez görüntülendi. Siyasi muhalifler video üzerinden Pelosi’nin sağlık durumunu sorguladı. Söz konusu video dezenformasyon un, yani kasten üretilen yanlış bilginin, basit bir örneği konumunda. “Deep fakes” olarak bilinen ve yapay zekayla geliştirilen gerçekçi ama sahte videolar insanları, asla yapmadıkları hareketleri yapmış gibi ya da söylemedikleri sözleri söylemiş gibi gösterebiliyor. Siyasetçiler bu sahte görüntülerin siyaset için bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte daha az tartışılan, ancak bir o kadar da tehlikeli olan diğer sorun ise “deep fake” ürünlerin ve kasten üretilen yanlış bilginin genellikle şirketleri , markaları ve pazarları tehdit etmesi. Üzerinde oynanmış videoların oluşturduğu tehlikeler bir yana, yanlış bilginin maksatlı ve üstü kapalı olarak yayılmasının işletmeler üzerindeki etkilerini görmeye başladık bile. Örneğin 2017 yılının Ağustos ayında Pittsburgh’da bulunan pediatrik tıbbi bir çalışma, sosyal medyada HPV aşısının önemi hakkında bir video paylaştıktan sonra binlerce kullanıcının yanlış ve olumsuz görüşüne maruz kaldı. Bu tepkilerin kaynağı 36 eyalette ve sekiz ülkede koordineli olarak çalışan aşı karşıtı eylemcilerdi. Aynı ay, Starbucks logosuyla atılan tweetlerde kahve zincirinin “Dreamer Day” isimli bir etkinlik düzenlediği ve belirli bir süre boyunca belgesiz göçmenlere ücretsiz içecek vereceği iddia edildi. Starbucks ise ilgili tweetlerin gerçek olmadığını sosyal medyada açıklamak zorunda kaldı. Yarı iletken çip üreticisi Broadcom, 2018 yılının Ekim ayında ""CA Technologies"" isimli şirketi 19 milyar dolara satın alma planını duyurduktan sonra ABD Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanmış gibi gösterilen bir bildiride , satın alma işleminin ulusal güvenlik tehdidi potansiyeli taşıması nedeniyle ABD hükümeti tarafından teftiş edileceği iddia edildi. Bildirinin sahte olduğu ortaya çıkarıldığında ise Broadcom hisselerinin değeri azalmıştı. Dezenformasyon saldırılarının olağan hale gelmesi ve “deep fake”lerin inandırıcılığı artmasıyla siyasi ve ticari alanlara sıçraması bu sorunu daha da kötüleşecek. Öyleyse şirketler, markalarını ve itibarlarını kasten üretilen yanlış bilgiden korumak için neler yapabilir? İşletmelerin ve diğer kurumların kendileriyle ilgili sahte haberlerin yayımlanmasından önce, yayımlanma aşamasında ve yayımlanmasından sonra aşağıdaki altı adımı atmaları gerekiyor. Başarılı şirketler pazarlarını, müşterilerini ve ortaklarını iyi anlayan kurumlar. Bu şirketlerin kurum içi teknolojilerini kullanarak veya kurum dışı bir şirketle işbirliği yaparak markalarının sosyal medyada nasıl algılandığını da anlamaları gerekiyor. Böylece bir kişinin veya bir grubun bir marka hakkında kasten üretilen yanlış bilgiyi yayma çabalarına ilişkin uyarıyı önceden alabilirler. İşletmeler bulundukları pazarlarda güven tesis edebilmek için büyük sosyal medya platformlarında resmi hesaplar açmalı ve bu hesapları düzenli olarak kullanmalı. Sahte haber saldırılarının zamanlamaları, bir markaya azami zarar vermeye ve suçluya azami fayda sağlamaya yönelik olabilir. İlk halka arzlar, birleşmeler, satışlar, büyük yatırımlar ve ürün lansmanları kasten üretilen yanlış bilgilerin hedefi olabilir. Örneğin, Broadcom’un CA Technologies’i satın almasına dair hazırlanan sahte bildiri, özellikle yatırımcıların en dikkatli olduğu dönemde yayımlandı. Şirketler, bu tür saldırılara karşı hazırlıklı olmak için öz değerlendirme yapmalı. Yakın gelecekteki hangi olaylar en yüksek riski taşıyor? Şirketin hangi tarafı saldırıdan en fazla etkilenir? Ne tür mesajlar en büyük etkiyi yaratır? Bu tür sorulara dürüstçe yanıt vermek işletmeyi hazırlıklı kılar ve bu konuda ne kadar erken etkileşime geçerlerse o kadar başarılı olurlar. Sahte gönderiler viral olduktan sonra şirketlerin etkili bir yanıt stratejisi tasarlamalarının pek bir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla nasıl siber güvenlik ihlallerine yönelik plan yapıyorlarsa bu tür olaylara karşı da hazırlanmaları gerekiyor. Şirketler, olay müdahale ekiplerinin IT (bilgi teknolojisi) direktörü, iletişim yöneticisi, baş hukuk müşaviri gibi üyelerine farklı sorumluluklar vermeli. Bu kişiler dezenformasyon saldırılarına karşı uygulamalar yürütmeli. Eğer bir şirket sosyal dinleme sürecini doğru uyguluyorsa sahte haber saldırısını kontrolden çıkmadan fark edebiliyor demektir. Şirketin, neler olduğunu teşhis ettikten sonra, kasten üretilen yanlış bilgiyi yayan hesapları ve kullanıcıları tanımlaması gerekiyor. Kötü niyetli kullanıcıların hesaplarını dondurmak veya kapatmak için saldırı içeren paylaşımların yayıldığı sosyal medya platformlarıyla temasa geçilmeli ve hizmet kullanım şartlarının nasıl çiğnendiğini göstermek amacıyla her bir platforma sunulacak kanıtları hazırlanmalı. Sağlayıcılar ve avukatlık büroları bu konuda yardımcı olabilir. Kimi zaman, kötü niyetli sözlere verilebilecek en iyi yanıt sesini daha fazla duyurmak . Aynı yöntem burada da geçerli. Şirketlerin asılsız bilgileri yok etmeleri için müşterileriyle, medyayla ve kamuoyuyla doğrudan iletişim kurmaları gerekiyor. Örneğin, yukarıda bahsedilen “Dreamer Day” gönderileri yayılmaya başlandıktan sonra Starbucks, sahte “reklamı” paylaşan Twitter kullanıcılarıyla doğrudan iletişime geçti. Yine yukarıda örnek verilen aşı karşıtlarının hedefindeki pediatrik çalışmanın CEO’su , internet ortamında aşı taraftarı bir oluşum kurmaya çalıştıklarını ifade etti. Şirketler, sahte haber sağlayıcılarına karşı dava açabilir. İfade özgürlüğü, fikirleri koruyor ancak markaları karalanan veya pazarları manipüle edilen işletmelerin kendilerini savunma hakları da bulunuyor. Hakaret, ticari iftira, bir işletmenin gelecekteki ekonomik ilişkilerine hileli olarak müdahale eden haksız ekonomik muameleler, aldatıcı ticari uygulamalar, haksız kazanç ve bir şirketin logosunu kullanan dolandırıcılara yönelik marka hakkına tecavüz ile ilgili davalar açılabiliyor. Şirketlerin dava açmadan önce konuyla ilgili gerçekleri ve dava sürecinin faydaları ve zararlarını dikkate almaları ve durumu hukuk müşavirleriyle ele almaları gerekiyor. Bu adımların atılması şirketleri, viral olan yanlış bilgilere karşı doğrudan korumasa da firmaya direnç katabilir ve dezenformasyonun işletmenin itibarına ve değerine verebileceği zararı azaltabilir." Dezenformasyonla mücadelede Wikipedia’dan öğrenecek çok şeyimiz var,https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyonla-mucadelede-wikipediadan-ogrenecek-cok-seyimiz-var,"*Bu içerik ilk kez "" T here's a lot Wikipedia can teach us about fighting disinformation "" başlığıyla Wired tarafından 6 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Wikipedia, yanlış bilginin başlıca hedeflerinden biri olarak gösteriliyor. Fakat şeffaflığı ve sitenin editörlüğünde insan gücünden yararlanılması Facebook’a, bilgi karmaşasıyla nasıl mücadele edilebileceğini öğretebilir. 2018 yılının Mart ayında İngilizce dilinde yayım yapan Wikipedia’nın editörleri, ABD’de yaşayan ve Rus ajanı olduğundan şüphelenilen Maria Butina isimli Rus bir kadın hakkında yayımlanan bir makalede bazı değişiklikler yapıldığını fark etti ( Butina, ABD’ye karşı planlanan komploya ilişkin suçunu daha sonra kabul etmişti ). Caroline456 isimli bir kullanıcı, Butina’nın yanı sıra Rusya’da toplanan parayı Ulusal Tüfek Derneği üzerinden Trump’ın kampanyasına yönlendirme teşebbüsünden suçlanan Rus uyruklu Alexander Torshin ile ilgili suçlayıcı bilgileri de silmişti. Wikipedia topluluğunu alarma geçiren şey, Caroline456 isimli kullanıcının, Butina’nın internette bulunmayan resimlerini yüklemesi oldu. Caroline456 bu resimlerin telif hakkı durumunu “kendi malzemesi” olarak listeledi. Bazı kullanıcılar yazının editörünün Butina olabileceğini düşünmeye başladı. Sonuç olarak bir görselin telif hakkını tanımlama girişimi, tam bir soruşturmaya dönüştü. Fotoğraf dosyasının metaverisi Butina hipotezini inandırıcı kılıyordu. Caroline456’nın kim olduğuna ilişkin soru işaretleri dile getirildiğinde ismini vermeyen bir grup editör, kullanıcıyı savundu. Bu kişilere ait olan IP adreslerinin kısa sürede, Butina’nın eğitim gördüğü üniversitenin kütüphanesiyle bağlantılı olduğu tespit edildi. Tüm bulgular, Butina’nın Wikipedia yazısındaki istenmeyen bilgileri örtbas etmeye yönelik planlı bir girişim yapıldığını gösteriyordu. Bu öykü, internette ücretsiz hizmet veren bir ansiklopediyi propaganda yaymak amacıyla kullanan Rus devlet ajanlarına ilişkin kesin bir delil sunuyor. Vurguladığı bir nokta daha var: Wikipedia’nın dezenformasyon a, yani kasten üretilen yanlış bilgiye gösterdiği direnç. ABD’de 2016 yılında gerçekleştirilen seçimlerden sonra kendini hissettiren büyük kamuoyu baskısına rağmen birçok internet devinin, özellikle teknolojik imkanları, bir yere kadar da insan gücünü kullanarak “sahte haber” gerçeğiyle baş etme girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. 2018 yılının başında YouTube’un popüler videolar sekmesi, komplo teorilerini öne çıkarırken Facebook, ABD’de 2018 sonunda düzenlenen ara seçimlerde İran ve Rusya kaynaklı ayrımcı reklamları kaldırma çabasını duyurmuştu. Bu şirketler, yanlış bilginin platformlarında yayılmasını önlemek amacıyla son birkaç yıldır Wikipedia’nın kâr amacı gütmeyen gönüllü topluluğuna yönelmiş durumda. Örneğin Facebook, yayımcıların sayfasında onlarla ilgili Wikipedia kaynaklı bilgilere yer vermeye başladı: ABD Facebook’ta Breitbart haber ağı tarafından paylaşılan her gönderi, Wikipedia’nın Breitbart hakkındaki “güvenilir olmayan kaynak” tanımı altında yer alacak şekilde okuyucuya sunuluyor. YouTube da, küresel ısınmayla ilgili videolar hakkında daha fazla bilgi verebilmek adına Wikipedia’dan bazı parçalar gösterme planını duyurdu. Dezenformasyonun platformlarına girmesini önleyemeyen bu dev şirketler, kullanıcılarına Wikipedia kaynaklı bilgiler sunarak yetki sahipliğini kendi üstlerinden atmaya çalışıyorlar. Varlıklı teknoloji şirketlerinin baş edemediği bu bilgi kirliliğini temizleme görevi Wikipedia’ya düştü. 2001 yılında kurulan Wikipedia, kurulduğu ilk günlerde, kesin bilgi içermeme ihtimalini barındırması ve bilgi sabotajı karşısındaki savunmasız yönü konusunda eleştiriler almıştı. Uzmanlar ve sorumluluktan yoksun olan ve kitle katılımına dayanan bu ansiklopedinin, internette yanlış olan her şeyi bünyesinde bulundurduğu zannedildi. Neticede internet sitesi beklenmedik bir biçimde, dezenformasyonla mücadelenin galibi oldu. Peki bu başarı nasıl elde edildi? Öncelikle Wikipedia’nın “insanlardaki bilgilerin tamamının düzenlenmesi” amacı, kullanıcılarına bir sosyal sorumluluk anlayışı verdi. Bir ansiklopediyi görüş birliği üzerinden oluşturmaya ve korumaya yönelik ortak hedef, kendini projenin bütünlüğüne adayan bir topluluğun gelişmesini sağladı. İkincisi, diğer platformlar serbest konuşma özgürlüğü, propaganda ve trolleme arasındaki sınırları tartışmakla meşgulken Wikipedia, başlangıçtan itibaren farklı bir yol izledi: topluluk odaklı haber doğrulama . Platformun üç temel politikasından biri “gerçeklik değil, doğrulanabilirlik.” Yani Wikipedia’da bulunan her iddianın güvenilir bir kaynağa dayandırılmasını gerektiriyor. “Gerçeğin” anlamına ilişkin herhangi bir şüphe ise anlamsız görülüyor. Diğer bir deyişle ya iddialarınıza yönelik bir kaynağınız vardır ya da yoktur. ( Wikipedia editörleri, “gökyüzü mavidir” iddiası için bile bir alıntı gerekip gerekmediğini tartışıyor ) Bu tartışma süreci, sosyal medyada yapılan tartışmadan daha az politikleştiriliyor. Wikipedia’nın topluluk standartları ortak bir gerçeğin koşullarını oluşturuyor. Son olarak, akademik çevreden meraklılara, komplo teorisyenlerine ve muhtemelen Maria Butina’ya kadar herkesin herhangi bir yazıyı düzeltmesini sağlayan Wikipedia’nın açık erişim formatı, oluşturulan şeffaflık koşulunun sağladığı bir avantaj niteliğinde. Her bir düzeltme, değişim ve tartışma şeffaflık ortamında gerçekleştiriliyor. Böylece Wikipedia editörleri birbirlerini kontrol edebiliyorlar ve içlerindeki kötü niyetli kişileri saptayabiliyorlar. Kurum içi çalışmaları ve politikaları şeffaf olmayan Facebook ve benzeri diğer platformlar ise kara kutu olma özelliklerini koruyorlar. Tüm bu noktalara bakıldığında Carolina456’nın suçüstü yakalanmasına şaşırmamak gerekiyor. Wikipedia’nın yorucu ve mecburi editoryal sürecinin Silikon Vadisi devleri tarafından baz alınan algoritmalara, moderatörlere ve haber doğrulayıcılara göre dezenformasyonla daha iyi baş edebildiği ispatlanmış oluyor. Şimdiye kadar her şeyin nasıl geliştiğine bakıldığında Mark Zuckerberg, Jack Dorsey ve diğer üst yöneticiler Wikipedia’nın yalnızca İngilizce versiyonuna ait 5 milyon 801 bin 130 sayfalık sitesinden ders çıkarabilir." Araştırma: Neden muhafazakârlar internette daha başarılılar?,https://teyit.org/teyitpedia/neden-muhafazakarlar-internette-daha-basarililar,"*Bu içerik ilk kez "" Why conservatives are winning the internet "" başlığıyla Vox tarafından 3 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Jen Schradie'nin yeni çıkan kitabında dijital aktivizmin, liberallerden çok muhafazakârlara faydasının dokunduğu öne sürülüyor. Birçok kişi internetin dünyayı demokratikleştireceğini düşündü. Daha fazla insan ve grup bilgiye erişecek ve her yönüyle harekete geçme becerisi, gücün tek bir yerde birleşmesinin yavaş yavaş önüne geçecekti. En azından böyle bir fikir ortaya atılıyordu. Ne var ki gerçek tablo oldukça farklı: İnternet dünyayı demokratikleştirmek yerine yeni bölünmelere yol açarak ve güç yapısını sağlamlaştırarak yaşadığımız dünyanın dengesini bozuyor. Sosyolog Jen Schradie yeni yayımlanan The Revolution That Wasn’t isimli kitabında bu konuya değiniyor. Schradie’ye göre teknoloji, aktivistlerin faaliyet alanlarını eşit seviyeye getirememenin yanı sıra “bir dijital aktivizm uçurumu oluşturarak” koşulları kötüleştiriyor. Sosyolog yazar, güç ve kurumda görülen farklılıkların emekçi sınıfın hareketlerini kısıtladığını ve otoriter grupları desteklediğini ifade ediyor. Sean Illing, bu durumun olası sonuçlarını ve neden internetin son zamanlarda toplumlarımıza hakim olan en etkili güçlerin siyasi silahı haline geldiğini Schradie’ye sordu. Sean Illing: Sanırım, birçok insan interneti ve sosyal medyayı hala, herhangi bir partiden siyasi bir ismin kendi çıkarı için kullanabileceği tarafsız araçlar olarak görüyor. Bu yanlış bir düşünce mi? Jen Schradie: İnternet bir araç ve o gözle bakıldığında evet tarafsız. Buna karşın geçmişte kullanılan diğer iletişim araçlarında olduğu gibi daha fazla güce, kaynağa ve kuruma sahip insanlar internetten daha iyi faydalanabiliyorlar. Örneğin, televizyonu ele alalım. Lisansla ilgili bazı sorunlara rağmen teorik olarak yeterli maddi gücü bulunan herhangi biri televizyon kanalı satın alabilir; ancak süreç gerçek hayatta böyle işlemiyor. İnternette bilgi yaymanın maliyeti televizyona, radyoya veya diğer iletişim araçlarına göre çok daha düşük olduğu için tarafsızlık düşüncesi internet için daha gerçekçi görünüyor. Bununla birlikte internetten yüzde yüz verim alabilmek için sağlam kaynaklarınızın, zamanınızın ve motivasyonunuzun olması gerekiyor. Bu imkana sahip olan ve doğru dijital stratejiyi finanse edebilen kişiler dengeyi, kendi lehlerine olacak şekilde değiştiriyorlar. Sean Illing: Dijital devrimin siyasi yönden tehlike arz etmesi ne zaman netlik kazandı? Time dergisinin 2006 yılı için hazırladığı “Yılın Kişisi”: “Sen” konulu kapağı. Bilgisayar ekranının gümüş renkli yansıtıcı bir yüzey olarak resimlendirildiği kapak, kullanıcı tarafından üretilen internet içeriklerinin modern dünyada itici bir güç olarak önemini göstermeye yönelik tasarlandı. Karen Bleier/AFP/Getty Images Jen Schradie: Bugüne kadar bazı önemli değişimler yaşandı. 2006 çok önemli bir yıl. Önceleri, internete dair ütopik görüşlere sahiptik. Time dergisi 2006 yılında “Yılın Kişisi”ni “Sen” olarak ifade ederek bu unvana okuyucularını layık gördüğünü duyurdu. Derginin ön kapağında bir bilgisayar monitörü bulunması ‘sen’in yani okuyucunun bir birey olarak çevrimiçi içerik oluşturabileceği ve bu yeni kamusal alana dahil olabileceği anlamına geliyordu. Çok sayıda sosyal medya platformu o yıllarda faaliyete geçti veya kullanıcılara açık hale geldi. Facebook, 2006’da kamuya açıldı. Kısacası o dönem, oldukça ütopik fikirlerin hayata geçirildiği önemli bir yıl oldu. Ardından 2011 yılı geldi. O yıl Arap Baharı ’nın etkisi hissedildi; Twitter ve Facebook’ta adeta devrim yaşandı. Ayrıca İspanya’da “Öfkeliler” hareketi başlarken ABD’de “Wall Street’i İşgal Et” eylemleri gerçekleştirildi. İnternet tüm bu olaylarda önemli bir rol oynadı. Ne var ki sonradan, internet olumsuz faaliyetler için de kullanılmaya başlandı. Gamergate skandalıyla beraber cinsiyetçilik ve taciz ciddi boyutlara ulaştı. ABD’nin kamu aleyhine faaliyetlerini deşifre eden Edward Snowden ile küresel kitle gözetiminin sınırı hakkında yapılan açıklamalar dünyada büyük yankı uyandırdı. Değişimlerin yaşandığı başka bir yıl ise 2016 oldu. O yıl Brexit ve Donald Trump’ın seçilmesi dengeleri büyük ölçüde değiştirdi. Fakat ben dijital aktivizmin 2014 yılındaki durumu üzerine bir araştırma yapıyordum. Birçok kişinin görüşünden farklı olarak, muhafazakârların ve otoriter güçlerin dijital ortamı kontrolleri altına aldığını gözlemlemiştim. Sean Illing: Bunun sebebi neydi? Muhafazakârlık, kendisini dijital ortamda daha etkili kılan bir özellik mi barındırıyor? Veya bu uçurumun tek sebebi aynı kaynaklara sahip olmamak mı? Jen Schradie: Bunun cevabı, muhafazakârların daha fazla kaynağa sahip olma ve bu kaynaklardan avantaj elde etme olasılığının daha yüksek olması. Bir diğer neden ise bu grubun, çevrimiçi aktivizmi teşvik etmek için gereken ve dijital iş gücünü harekete geçiren hiyerarşik altyapılar bulunduruyor olması. Diğer bir deyişle, muhafazakârların yukarıdan aşağı örgütlenmeye meyilli olmaları iş gücünü paylaştırmanın ve mesajı iletmenin daha verimli bir yolunu sunuyor. İdeoloji bakımından muhafazakârlığın yapısı, internet üzerinden muhafazârlığın öne çıkarılmasını kolaylaştırıyor. Muhafazakârlar özgürlük çerçevesinde yalın ve açık mesajlara odaklanıyor. Sol taraf ise genel olarak açıklık fikrini temel alıyor. Muhafazakârlar saldırılarında genellikle tek tip hareket ediyorlar. “Obamacare” buna örnek olarak gösterilebilir. Sol görüşlüler ise farklı seslerin çıkmasını arzu ediyorlar. Bünyelerinde farklı insanlar ve birçok değişik konu barındırmak istiyorlar. Bunun sonucunda iletilmesi çok daha zor olan karmakarışık bir mesaj ortaya çıkıyor. Jen Schradie'nin yeni çıkan kitabında dijital aktivizmin, liberallerden çok muhafazakârlara faydasının dokunduğu öne sürülüyor. Sean Illing: Muhafazakârlar sanki takip edilme hissinden faydalanıyorlar. Çünkü kendilerini ana akıma karşı bir tepki ve siyasi doğruculuğun öne çıktığı bu çağda “gerçekleri dile getirenler” olarak görüyorlar bu yüzden hazırladıkları içerikler internette özellikle alternatif haber sitelerinde daha hızlı yayılıyor. Jen Schradie: Dürüst olmak gerekirse mükemmel bir yöntem uyguluyorlar. Ayrıca önemli bir nokta bu. Sean Illing: Sol ve sağ taraf interneti farklı şekillerde mi kullanıyor? İletişim yöntemleri bakımından ayrışıyorlar mı? Örgütlenmeleri veya ayrı grupları bir araya getirmeleri farklılık teşkil ediyor mu? Jen Schradie: Muhafazakârlar ve liberallerin kendilerine özgü filtre balonları bulunuyor. Yaptığım araştırma bu balonların niteliksel olarak oldukça farklı olduğunu su yüzüne çıkardı. Sol taraf, çok sayıda kişiyi örgütlemeye ve katılımcı haline getirmeye gayret ediyor. Daha fazla etkinlik düzenlendiğini, örneğin bir sendika toplantısından sonra daha çok grubun bir araya geldiğini ve bu topluluğun yumruklarını birlik duygusuyla kaldırdıklarını görüyorum. Sağ taraf ise ulusal meselelere, internetteki popüler gönderilere, çeşitli yazılar paylaşmaya ve bu yazıların altına yorum yapmaya ilgi duyuyor. Parti tabanını harekete geçirmeye sol taraf kadar önem vermiyorlar. Bu önemli bir farklılık. Örneğin, araştırmamı yürüttüğüm Kuzey Carolina’da bulunan “The Tea Party” ve diğer aşırı sağ gruplar yerel olaylardan daha çok ulusal siyasetle ilgileniyorlardı. Yerel örgütlenmelere katılıyorlardı; fakat temel odak noktaları daha kapsamlı bir ulusal muhafazakâr medya ekosistemiydi. Sean Illing: Kitlelere ulaşma ve onları harekete geçirme imkanı bulunduğu için dijital çağda aktivizm daha kolay işliyor. Diğer bir taraftan, erişim engelleri azaldığı için sanki her şeyin önemi azalmış gibi görünüyor. Jen Schradie: Etiket aktivizminin ( hashtag activism ) tek başına çok sınırlı olduğu fikrine katılıyorum. İnternet olsun veya olmasın, toplumsal hareketleri oluşturmak, yaratmak ve yaymak daima büyük çaba gerektiriyor. İnternette hızla yayılan etiketlerin bile arkasında çoğunlukla önemli bir çalışma yatıyor. #MeToo (“Ben de varım”) hareketine veya diğer toplumsal hareketlere baktığınızda retweet edilen ve insanların hayal güçlerini yansıtan tweetler genellikle saygın veya ünlü kişilere ait oluyor. Söz konusu kişilerin bu noktaya gelmesi ise emek gerektiriyor. Tanınmış bir kişinin rol almadığı veya başlaması için gereken siyasi güce sahip olmayan siyasi bir harekette, o hareketin etiketini internette yaymak için bir gönüllü ordusuna, çeşitli botlara veya internet dışında organize edilecek bir oluşuma ihtiyaç duyulacaktır. Konu yeniden aynı noktaya geliyor; bu tip çalışmaları yürütmek için yüklü miktarda para ve birçok kaynak gerekiyor. Sean Illing: İnternetin demokrasi için varlıksal bir tehdit olduğunu düşünüyor musunuz? Jen Schradie: Çok güzel bir soru. İnternetin demokrasiye yönelik varlıksal veya aksi bir tehdit olduğunu düşünmüyorum; çünkü interneti hala iyi veya kötü amaçlar için kullanılabilen bir araç olarak görüyorum. Sean Illing: Peki internet kontrol edilebilen bir araç mı? Jen Schradie: Tam olarak değindiğiniz noktayı anlıyorum. Bana göre bu araç toplumumuzda meydana gelen olayları daha kapsamlı yansıtıyor. Neticede söz konusu mesele kullanılan araç değil, belli bir takım insanları diğerlerine göre önceleyen toplumumuzdaki eşitsizlikler. İnternetimiz olsun veya olmasın, bu eşitsizlikler daima ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla bu araca fazla güç verilmesi konusunda biraz tereddütlüyüm. Sean Illing: Geleceğin sanal siyaseti sizce nasıl olur? Bizi nereye yönlendirir? Jen Schradie: Dijital teknolojinin neden olduğu yapısal eşitsizlikleri göz ardı ederek bu teknolojinin eşitlikçi bir ortam olduğunu hayal etmeyi sürdürürsek sorunlarımızın daha da kötüleşeceğini ve dijital aktivizm uçurumunun büyüyeceğini düşünüyorum. Facebook’un iyileştirildiğini görmek ve Facebook’un yerine, kâr amacı gütmeyen ve açık kaynaklı bir sosyal medya platformu kurulması mükemmel olurdu. Böyle bir projeye katılmaktan mutluluk duyarım ve bu projenin gerçekleşmesi halinde her şeyin çok daha iyi olacağına inanıyorum. Dijital teknolojinin insanların kontrolünde olmasını arzu ediyorsak sosyal sınıflardaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu eşitsizlik, diğer eşitsizlikleri de beraberinde getiriyor. Bu nedenle gereken adımı atmalıyız." Endonezya’da estetik ameliyat kurmacası,https://teyit.org/teyitpedia/endonezyada-estetik-ameliyat-kurmacasi,"*Bu içerik ilk kez "" The face of fake news: plastic surgery hoax becomes latest disinformation scandal in Indonesia ahead of 2019 poll "" başlığıyla South China Morning Post tarafından 14 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Muhalefet tarafında kampanya düzenleyen bir kişinin tuhaf kurmacası, dünyanın en kalabalık 4. ülkesindeki yanlış bilgi sorununu gün yüzüne çıkardı. Kampanya düzenleyen muhalif Ratna Sarumpaet, estetik ameliyat olduğunu saklamak için siyasi rakiplerinin saldırısına uğradığına dair yalan bir iddiada bulundu. Fotoğraf: Reuters Hükümet karşıtı Endonezyalı bir aktivistin gizlice yaptırdığı estetik ameliyat, 17 Nisan 2019’da gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinden önce ülkenin en yeni sahte haber skandalına dönüştü. Böylece eski bir generalin Devlet Başkanı Joko Widodo’yu görevinden etme planı bozuldu. Bu tuhaf hikaye 2018 yılının Eylül ayında, eski general Prabowo Subianto’nun kampanya ekibinde yer alan 69 yaşındaki aktris Ratna Sarumpaet’in ailesine, yüzündeki ve gözlerindeki şişliklerin siyasi bir saldırıdan kaynaklandığını anlatmasıyla başladı. Ratna 21 Eylül günü başkent Jakarta’ya iki saatlik mesafede olan Bandung şehrinde, kimliği belirsiz üç erkeğin kendisine saldırdığını iddia etti. Endonezya Başkanı Joko Widodo ile rakip başkan adayı Prabowo Subianto. Fotoğraf: AFP Ratna’nın fotoğrafları internette hızla yayılırken muhalif tarafın lideri Prabowo, Ratna’yı savundu. Düzenlenen bir haber konferansında başkan adayı, Ratna’nın “sarsıntıya uğradığını” ve polis şefine “insan hakları ihlali” bildirisinde bulunacağını ifade etti. 1998 yılında Başkan Suharto’yu istifaya zorlayan reform hareketinin baş aktörü Müslüman lider Amien Rais dahil olmak üzere Prabowo taraftarları, Ratna’yı desteklediklerini açıkladılar ve saldırı hakkında soruşturma açılmasını talep ettiler. Ne var ki gözü yaşlı Ratna, yüzüne uygulanan yağ aldırma işlemi için hastaneye yattığına ilişkin görüntülerin su yüzüne çıkarıldığı polis soruşturmasının ardından gerçekleri itiraf etti. Ratna 3 Ekim’de şu itirafta bulundu: “Yaralı yüzümü çocuklarıma bir şekilde açıklamak zorundaydım, bu nedenle onlara saldırıya uğradığımı söyledim. Bu aptalca hareketin beni zor duruma sokacağı aklımın ucundan geçmedi.” Ratna sözlerine şöyle devam etti: “Yalan söylediğim için üzgünüm. Umarım, yalanımdan etkilenen herkes insan olduğumu göz önünde bulundurur. Sanırım en büyük sahte haberi ben çıkardım; bütün ülkede çalkantı yarattı.” Prabowo’nun kampanya ekibinden ayrılmaya zorlanan Ratna, ceza kanunun 14. maddesi gereğince sahte haber yaymaktan dolayı gözaltına alındı ve suçlandı. Şu sıralarda 10 yıl hapis cezası alma ihtimali bulunuyor. Polis, Ratna’nın 90 milyon rupi (5.913 ABD doları) olan ameliyat ücretini, geçtiğimiz yılın Haziran ayında feribot kazasında hayatını kaybeden yaklaşık 200 kişinin yakınlarına bağış yapılması için açılan banka hesabından karşıladığını iddia etti. Ratna’nın avukatı paranın amaç dışında kullanımı iddialarını yalanladı. Endonezya’daki siber suçlar polisi sahte haber yaymakla suçlanan şüphelinin fotoğrafını gösteriyor. Fotoğraf: AFP Prabowo “gerçekliği doğrulanmayan bir iddiaya destek verdiği” için halktan özür diledi. Analistler söz konusu aldatmacanın kamuoyu yoklamalarında Prabowo’ya, genellikle Jokowi olarak bilinen Widodo’nun peşinden giden ve aynı partiden aday olan başkan yardımcısı ve iş adamı Sandiaga Uno’ya ve Ma’ruf Amin’e zarar verebileceğini ifade ettiler. Jakarta merkezli araştırma şirketi Indikator gerçekleştirdiği bir ankette Endonezyalıların yaklaşık yüzde 58’inin yeni başkan olarak Widodo’yu, yüzde 32,3’ünün ise Prabowo’yu tercih ettiklerini tespit etti. Yanlış bilgiyle mücadele eden Mafindo isimli topluluğun kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Septiaji Eko Nugroho, “Ratna Sarumpaet’in yalanı, siyasileri hedef alan nefret ve karalama kampanyalarının hala seçimlere yönelik uygulanmaya devam edildiğini gösteriyor. Siyasi elitlerin arasında galip gelmek için ‘her yol mubah' yaklaşımı uygulanacak gibi görünüyor. Başkanlık seçimi sona erene kadar bu kutuplaşma devam edecek,” yorumunda bulunmuştu. Widodo iktidarı sürecinde yaşanan ekonomik gerilemenin yanı sıra, geçen yılın Eylül ayında ulusal para birimi Asya finans krizinden bu yana en büyük değer kaybını yaşamıştı. Bu nedenle muhalefetin 17 Nisan seçiminden önce yaşanan kayıpları telafi etmeye yönelik zamanı ve imkanı bulunuyordu. Jakarta’da siyasi analist olan Hendri Satrio “Başkanlık seçimleri kampanyaları 2014’teki gibi yalnızca altı hafta sürüyor olsaydı, bu skandalın Prabowo’ya etkisi daha fazla olacaktı. Mahkeme aşaması devam ederken Widodo taraftarlarının konuyu büyüteceklerini sanmıyorum. Aksine geri tepebilir ve halkın Prabowo’ya olan sempatisi artırabilir,” demişti. Ratna Sarumpaet. Fotoğraf: Kompas.com/Twitter Diğer bir taraftan nüfusu 260 milyon olan ülkede dijital okuryazarlığın yetersiz olması ve din ve ırk konularında tahammülsüzlüğün artması nedeniyle içinden çıkılmaz bir hal alan sahte haberlerle nasıl mücadele edileceği tartışması sürüyor. Dezenformasyon , Widodo’nun İslam karşıtı ve komünist olduğuna dair doğrulanmamış iddiaların düzenli hedefi haline geldiği 2014 Başkanlık Seçimlerinden bu yana heyecanlı seçim yarışlarına damga vurmaya devam ediyor. Hristiyan ve Çin etnik kökenli eski Jakarta valisi Basuki Tjahaja Purnama da dezenformasyon kurbanı olmuştu. Purnama, internette dolaşan, tahrif edilmiş bir videoda sözde seçmenlere Müslümanların seçimlerde Müslüman olmayan adaylara oy vermelerini yasaklayan Kur'an ayetine inanmamaları gerektiğini anlatıyordu. Jakarta mahkemesi tarafından din hakkında kötü konuşmaktan dolayı suçlu bulunan eski vali iki yıllık hapis cezasına çarptırılmıştı. İftira ve hakaret içeren nefret konuşması yapmak Endonezya kanunlarına aykırı. Kanun yapıcılar sahte haberlerle mücadeleyi hedefleyen yeni kanun önerilerinde bulunurken insan hakları aktivistleri, fazla kapsamlı kanunların siyasi görüş ayrılıklarına son vermek için kullanılacağından endişeleniyorlar. Endonezya Başkanı Joko Widodo ile rakibi Prabowo Subianto, Nisan ayında gerçekleşen Endonezya başkanlık seçimleri için bir aradayken. Fotoğraf: AP Aynı şekilde komşu ülkeler de bu sorunla mücadele ediyor. Yakın zamanda Singapur’da meclis komisyonu, yanlış bilgiyi önlemeye yönelik yeni kanun önerisinde bulundu. Malezya'da ise, Mahathir Mohamad hükümetinin ilgili kanunu yürürlükten kaldırma çalışmalarına rağmen sahte bilgi bildirimi suç kabul ediliyor. Endonezya’daki haber doğrulama topluluğu Mafindo, yalnızca 2018 yılının üçüncü çeyreğinde sahte haber içeren 230 vaka olduğuna dikkat çekti. Bu vakaların çoğu siyasetle ilgili olup Facebook, Twitter ve WhatsApp üzerinden yayılıyordu. Nugroho, “İnternette, çok sayıda kullanıcıya ulaşan, fakat ana akım medyada çürütülmeyen birçok yalan haber yer alıyor (Ratna yalanı ana akım medyada ortaya çıkmıştı, tabii). Bu durum endişe verici” dedi ve ekledi: “Görevimiz insanların dijital okuryazarlığının nasıl geliştirilebileceğini tespit etmek. Böylece insanların dezenformasyon tuzağına düşmelerini önlemeye yönelik uzun vadeli bir çözüm sunabileceğiz. Buna karşın siyasi elitlerin ve dini liderlerin de bu konuda harekete geçmeleri gerekiyor.” “Siyasi partilerin yalnızca kendilerine değil, aynı zamanda rakiplerine de zarar veren kurmaca ve sahte haberleri etkin olarak bildirmelerini umuyoruz. Konuşma yapan birçok lider ellerindeki bilgiyi WhatsApp grupları aracılığıyla yayılan dedikodulardan alıyor. Bu durum halk arasında yayılan bilginin kalitesine zarar veriyor. Sahte haberleri durdurmaya yönelik kolektif çalışmalarımıza dini liderlerin de katılması gerekiyor.”" Görselleri teyit etmek düşündüğünüzden daha zor olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/gorselleri-teyit-etmek-dusundugunuzden-daha-zor-olabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Identifying a fake picture online is harder than you might think "" başlığıyla The Conversation t arafından 24 Kasım 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir fotoğrafın gerçek olduğunu saptamak kolay olmayabilir. Aşağıdaki iki görsel, yakın zamanda Mona Kasra’nın da içinde bulunduğu bir ekibin yürüttüğü araştırmada kullanılmıştı. Siz de bu iki görseli, katılımcılardan istendiği gibi, dikkatle inceleyebilir ve tahrif edilip edilmediğini tespit etmeye çalışabilirsiniz. ""Bu tozla kaplı, küçük ve az eşyalı yapı aslında, Zimbabve’nin başkentinin yakınlarındaki bir kasabada, Harare’deki bir ilkokulun sınıfı."" ""Çin’in Zhengzhou şehrindeki bir köprünün bir bölümünün çökmesiyle en az bir kişi yaşamını yitirdi."" Fotoğrafları, yalnızca görsel ipuçlarına dayanarak değerlendirebilir ya da kaynağın ne kadar güvenilir olduğu, kaç kişi tarafından beğenildiği veya paylaşıldığı bilgileri üzerinden de yorumlayabilirsiniz. Virginia Üniversitesi doktor öğretim görevlisi Mona Kasra ve çalışma arkadaşları, internette yayımlanan yazılara eşlik eden görsellerin güvenilirliğinin nasıl ölçüldüğüne ve bu değerlendirmede hangi etmenlerin dikkate alındığına dair bir araştırma yürüttü. Araştırmaya göre internet, dijital fotoğrafçılık ve çevrimiçi platformlarla yakından ilgilenenlerin, yani “dijital medya okuryazarlığı” seviyesi yüksek bireylerin, sahte görsellere aldanma ihtimali çok daha düşük. Yukarıdaki sahte görsel / görsellere inandınız mı? Aslına bakılırsa her iki görsel de kurmacaydı. Yürütülen çalışmada, internetteki görselleri doğru tespit eden katılımcılarda birtakım etmenlerin ne kadar etkili olduğu araştırıldı. Asıl kaynağın güvenilirliğinin yanı sıra, ilgili görseli paylaşan veya yayımlayan kişiler gibi ikincil kaynağın itibarının da bu etmenler arasında olabileceği varsayıldı. Aynı zamanda fotoğrafı görüntüleyen kişinin, bahsi geçen konuya ilişkin tutumunun da etkili olabileceği göz önünde bulunduruldu: Yani incelediği fotoğrafın içeriğinden hoşlanmayan bir kişi, söz konusu görüntünün sahte olduğunu kolaylıkla düşünebilirken içeriğe daha sıcak bakan bir kişi, buna daha kolay inanabilirdi. Buna ilave olarak, görüntüler üzerinde değişiklik yapma ve kurmaca versiyonlar oluşturmaya yarayan araç ve teknikler hakkında bilgi sahibi olmanın da nasıl bir etkisi olabileceği araştırıldı. Bu yöntemler son yıllarda, kasıtlı dijital müdahaleleri algılayabilen teknolojilerden çok daha hızlı gelişti . Yukarıda bahsedilen yöntemleri alt edebilecek teknolojiler geliştirilmedikçe kötü niyetli kişiler kamuoyunu etkilemek veya manevi zarar vermek amacıyla, büyük risk ve tehlike içeren sahte görseller kullanmayı sürdürecekler. Endonezya’da geçtiğimiz Mayıs ayında seçim sonrası yaşanan karışıklık sırasında bir kişi, halk arasında Çin karşıtı hareketi alevlendirmek amacıyla sahte bir görselin kasten sosyal medyada yayılmasını sağlamıştı. Bu araştırmanın amacı, insanların nasıl çevrimiçi platformlarda karşılaştıkları görüntüleri doğru tayin ettiklerine ilişkin bilgi toplamaktı. Söz konusu çalışma kapsamında farklı konularda (iç ve dış politika, bilimsel keşif, doğal afetler ve sosyal konular) altı sahte fotoğraf oluşturuldu. Her bir fotoğrafın -bir Facebook gönderisi ya da The New York Times’in internet sitesinde yayımlanmış bir haber olsun- internette nasıl görüntülenebileceğine dair 28 adet model çıkarıldı. Her bir modelde sahte bir görsel ile o görselin içeriğine ilişkin kısa bir açıklama metni, bazı bağlamsal ipuçları, göründüğü yer gibi özellikler, kaynağı hakkında bilgi ve beğenilme sayısının yanı sıra sonradan paylaşılıp paylaşılmadığı veya diğer etkileşimlerle ilgili notlar eklendi. Bu yazıda değinilen en baştaki iki görsel de dahil olmak üzere kullanılan bütün görsel ve metinler kurmacaydı. Katılımcıların, çalışmadan önce görselin orijinal halini görmüş olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla araştırmada, yalnızca kurmaca görseller kullanıldı. Gerçek bir resmin bağlamı dışında veya yanlış bilgilerle sunulduğu ve hatalı ilişkilendirme olarak bilinen sorun üzerinde durulmadı. Çalışmaya Amazon Mechanical Turk ’ten 18 yaş üstü ABD’de yaşayan 3 bin 476 kişi dahil edildi. Her bir katılımcı öncelikle internet becerileri, dijital görüntüleme deneyimi ve çeşitli sosyopolitik konulara ilişkin duruşları hakkında rastgele sıralanan soruları yanıtladılar. Ardından kendilerine rastgele seçilen model görsel sunuldu ve görseli dikkatle incelemeleri ve inandırıcılığını değerlendirmeleri istendi. Katılımcıların, görsellerin inandırıcılığı konusundaki yargısı, görsellerin farklı bağlamlarda bulunduğu koşullarda da değişmedi. Yıkılan bir köprüyü gösteren bir görsel, yalnızca dört kişinin paylaştığı bir Facebook gönderisi olarak gösterildiğinde de, The New York Times’in internet sitesinde yayımlanmış bir makaleye aitmiş gibi sunulduğunda da katılımcılar bu fotoğrafın sahte olabileceğini düşündü. Buna karşın araştırmaya göre görselin kurmaca olduğunun fark edilmesini sağlayan asıl etmen, kişinin internet ve dijital fotoğrafçılık deneyimi seviyesiydi. Sosyal medyayı ve dijital görüntüleme araçlarını oldukça iyi bilen katılımcılar görsellerin doğruluğu hakkında daha şüpheciydiler ve nadiren içerikleri ilk bakışta doğru kabul ettiler. Ayrıca araştırma, insanların mevcut inançlarının ve fikirlerinin, görsellerin güvenilirliğine dair değerlendirmelerini büyük ölçüde etkilediği saptadı. Örneğin, gösterilen bir görselle hemfikir olmayan bir kişinin, görselin sahte olduğuna inanma ihtimali daha yüksek çıktı. Bu bulgu, kişinin yeni bir bilginin düşündükleriyle uyumlu olması halinde o bilginin gerçek veya doğru olduğuna inanma eğilimi olan “ doğrulama yanlılığı ”nı inceleyen çalışmalarla tutarlılık gösteriyor. Doğrulama yanlılığı , yanlış bilginin internette neden bu kadar hızlı yayıldığını açıklayabilir. İnsanlar görüşlerini doğrulayan bir bilgiyle karşılaştıklarında, o bilgiyi çevrimiçi iletişim kurdukları topluluklar içinde anında paylaşıyorlar. Yapılan başka bir araştırmaya göre tahrif edilen görseller, o görsellere bakan kişilerin hafızalarını ve hatta karar verme mekanizmalarını etkileyebiliyor . Yani sahte görsellerin yol açabileceği zarar gerçek ve önemli. Kasra’nın çalışmasından elde edilen bulgular, insanların çevrimiçi medya ve dijital görsel düzenleme deneyimlerini artırmalarını sağlamanın ve eğitime yatırım yapmanın sahte görsellerin potansiyel zararını azaltmaya yönelik en etkili strateji olduğunu gösteriyor. Böylece kullanıcılar internetteki görsellerin nasıl teyit edilebileceği hakkında daha fazla bilgi sahibi olacak ve sahte görsellere aldanma ihtimalleri azalmış olacak." İnternet bizi dolandırıyor ve aldatıyor olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/internet-bizi-dolandiriyor-ve-aldatiyor-olabilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" The Internet Has Made Dupes—and Cynics—of Us All "" başlığıyla Wired tarafından 24 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. İnternette oldukça sık karşılaşılan çevrimiçi dolandırıcılık vakalarını hepimiz az çok biliyoruz. Her gün olmasa da neredeyse her hafta yeni dijital dolandırıcılık türleri ortaya çıkıyor. Amerikalı taklidi yapan Rus botlar . İnsan kılığına bürünüp trollük yapan Amerikalı botlar. Hatta bot taklidi yapan insanlar. İleri etkileşimli yapay zekalar olarak tanıtılan bazı “akıllı asistanlar,” düşük ücrete tabi insanların oynattığı dijital kuklalardan çok az bir farkla öndeler. İnternet bilgiyi sadece demokratikleştirmeyecek, aynı zamanda rasyonelleştirecekti - internette tarafsız kriterlerin, en doğru fikir ve en ideal ürünleri geniş ve korunaklı bir ölçekte otomatik olarak üste çıkaracağı pazarlar yaratacağı sanılıyordu. Ne var ki bu ortamda aldatma ve kötüye kullanma eylemlerinin bugün olağanüstü düzeyde arttığını görüyoruz. İnternette geri bildirimin doğruluğunu takip eden bağımsız internet sitesi ReviewMeta’ya göre son zamanlarda Amazon’da, değerlendirmiş olduğu ürünü aslında gerçekten satın almamış olan kullanıcılara ait ürün değerlendirmelerinde çok ciddi bir artış var. Şaşırtıcı nokta ise bu doğrulanmayan alıcıların neredeyse hepsinin (yüzde 98,2) ürüne beş yıldız vermesi. Aynı şekilde dolandırıcılık iddiaları da sahte olabilir. Amazon’da güneş kremi satın almayı düşündüğünüzde bile çoğu zaman ürünün taklit olduğunu iddia eden değerlendirmelerle karşılaşıyorsunuz. Bu uyarıları okumanın rahatlığıyla ürünü satın almaktan vazgeçebiliyorsunuz. Buna karşın söz konusu değerlendirmeler rakip firmaya ait sahte tespitler olabilir. Google ve Facebook gibi büyük platformlar ağırlıklı olarak, reklam verenlerden para alarak ve reklam verenlere ve aracı olan çevrimiçi reklam komisyoncularına ziyaretçiler sağlayarak gelir kazanıyor. Buradaki amaç, reklamları tamamen hedef kitleye kusursuz bir biçimde ulaştırmak olduğu için bir marka yalnızca hedeflediği ziyaretçiler için ödeme yapar ve ziyaretçilerin reklamlarını ne kadar süreyle izlediklerini tam olarak saptamak için onları takip edebilir. Bu reklam modeli, günümüz internet dünyasının ekonomik dayanağı olarak görülüyor. Bununla birlikte sahte değerlendirmelerin, sahte tıkların ve sahte ziyaretçilerin yaygın olması, ortamı sahtekarlığa elverişli kılıyor. Facebook 2016 yılında, iki yıl boyunca platformda ortalama kaç kişinin ne kadar süre video izlediğine dair sayısal verileri şişirdiğini itiraf etti. Şirket bunu, faturaları etkilemeyen bir “hata” olarak nitelendirse de 2018 yılında bazı küçük ölçekli reklam verenler, platforma toplu dava açtı. Facebook’un, sayısal verilerini olduğundan çok daha fazla gösterdiği ve sosyal ağın bu konuyu çok daha uzun bir süredir bildiği iddia edildi. Aynı zamanda büyüme aşamasında olan bir şirket de sahte değerlendirmelere başvurabiliyor. Geçen sene Google Play mağazasındaki, fotoğraf düzenleme uygulaması ve birkaç oyun dahil, bazı uygulamaların kötü amaçlı yazılımlara yönelik Truva atları , yani botnet olduğu tespit edildi. Botnetler, telefonların arka planında bulunan reklamlara sürekli tıklama yaparak reklam ölçümünü artırıyor ve uygulama geliştiricisine gelir sağlıyordu. Bu durumda belli bir videonun gerçekten kaç kullanıcı tarafından izlendiğini kim bilebilir? Bunu yalnızca reklam verenler tahmin edebilirler. Teknoloji platformları da kazançları söz konusu olunca dolandırıcılığa maruz kalabiliyorlar. 2017 yılında Bulgaristan’da gerçekleştirilen bir operasyonda Spotify üzerinden 1 milyon dolar kazanıldığı ortaya çıkarıldı: 30 saniyelik (dinlenme sayılması için gereken süre) şarkılar ele alınıyor, bunları dinlemesi için ücretli ve otomatik sahte hesaplar açılıyor ve telif hakkı ücretleri ile bu şarkılarının dinlenmesi için Spotify’a verilen para arasındaki farktan kazanç sağlanılıyordu. Bu sahtekarlıklar genellikle fazla önemsenmiyor; ancak birçok kişi bu noktaya ulaştığında gerçekten de önemli bir mesele oluyor. Toplum bilimciler bireyler arası güvenin fazla olduğu toplumları (verimli bir etkileşimi en fazla bekleyebileceğiniz kişiler), bireyler arası güvenin az olduğu toplumlardan (daima kendinizi korumanız gereken kişiler) ayırabiliyorlar. Güven düzeyinin yüksek olduğu toplumlarda insanlar doğal olarak kurallara karşı gelebiliyorlar; ancak kanunlar, düzenlemeler ve standartlar birçok ihlalin kontrol altında tutulmasını sağlıyor. Mahkemeye başvurmanız gerektiğinde sürecin makul olmasını umuyorsunuz. Bireyler arası güvenin az olduğu toplumlarda ise bunu asla kestiremiyorsunuz. Kandırılma ihtimalinizin yüksek olduğunu biliyorsunuz ve çoğunlukla herhangi bir merciye başvurmuyorsunuz. Süreçlerin göründüğü gibi ilerlemeyeceğini ve verilen sözlerin tutulmayacağını düşünüyorsunuz ve müracaat edilmesi gereken mercilerden makul ve şeffaf bir işleyiş bekleyemiyorsunuz. Güven düzeyinin düşük olduğu toplumlarda pazarların işlemesi ve ekonomilerin gelişmesi de daha zor oluyor. Kredi almak veya vermek hiç kolay olmuyor. Peşin ödeme yapmak da oldukça riskli. İnsanlar bireyler arası güven düzeyinin düşük olduğu toplumlara doğal olarak uyum sağlıyorlar. Bilinen kaynaklardan sözlü tavsiyeler almanın önemi artıyor. Aileyle ve yerel ağlarla iş yapmak öncelikli hale geliyor çünkü yaşam boyu karşılıklı kurulan bağlar daha öngörülebilir varsayılıyor. Mafya benzeri örgütler de kendini gösteriyor ve hesap verme sorumluluğunu acımasızca dayatıyorlar. Nihayetinde bireyler arası güvenin az olduğu toplumlar, emirler yağdıran otoriter bir yöneticiyi kabullenebiliyorlar. Evet, despot yönetici doğal olarak yozlaşmış ve zalim; fakat tek alternatif emniyet ve güvenliğin yorucu ve zayıflatıcı eksikliği. Çeşitli kaynaklara göre Moğol hükümdar Kubilay Han zamanında “başında bir külçe altın taşıyan bir bakire, ülkenin her yerinde güvenle dolaşabiliyordu.” Kubilay Han mutlak teslimiyet isterdi; ancak baskı altında tutmanın bile görünüşte bazı getirileri vardı. Dijital dünyada Apple , Facebook ve Google gibi büyük platformlar da erişim alanlarında düzen oluşturmak için kimi zaman Kubilay Han gibi hareket edebiliyorlar. Google, içerik fabrikalarını ortadan kaldırıyor; Apple, AppStore’a sıkı bir denetim uyguluyor; Amazon, iade politikası kapsamında dolandırıcılığı kontrol altına almak için müşterilere eli açık, sağlayıcılara ise zorlayıcı bir süreç uyguluyor; Facebook ve Twitter ’a ise komplo teorileri ve sahte haber üreten en tehlikeli kaynakların erişimlerinin kaldırılması için baskı artıyor. Sıkı önlemler aldıklarında, insanlar ferahlıyor. Bununla birlikte genellikle sorumluluk almayan büyük şirketlere yetki vermekten kaçınmamız gerekiyor. Bu şirketlerle zıtlaşmanız halinde herhangi bir merciden güçlükle yardım alırsınız veya destek alacak hiçbir merci bulamayabilirsiniz. Facebook’un hesabınızı geçici olarak dondurması, arkadaşlarınızla, dostlarınızla ve sizi beğenen kişilerle olan dijital iletişiminizi engelleyebilir. Amazon’a veya AppStore’a erişimi kaybetmenizle geçim kaynağınız elinizden alınabilir. Bu gibi platformlardan yanlışlıkla men edilen kişinin çoğunlukla uygulayacağı yöntem, gelişmemiş ülkelerde yaşayan kişilerin sorunlarını çözmek için devlet bürokrasisinden tanıdık birini araya sokmaya çalışması gibi form doldurmak ve ilgili şirketten iletişim kurabileceği bir kişi aramak oluyor. Bireyler arası güvenin az olduğu toplumlarda da işleyiş buna benziyor. Aldatmacaları önlemenin daha iyi yolları bulunuyor. Bu prosedürler, tarih boyunca gerçek dünyada adil, refah düzeyi yüksek ve açık toplumların oluşmasını sağlayan kurumların ve uygulamaların çevrimiçi dünyaya da inşa edilmesini kapsıyor. İnternetteki işlemlerin doğruluğunu ispatlayan daha iyi kurallar ve teknolojiler, dolandırıcılığı engelleyen ve mahremiyeti koruyan farklı bir reklam teknolojisi altyapısı ve bu tip değişimleri kanunlara yansıtan düzenlemelerle işe koyulmak gerekiyor. Dijital dünyada bu noktaya geldiğimizi görmek şaşırtıcı olsa da herkes internetin sahte bilgilerle dolu bir ortam olduğunun farkında. Hayatımızın her alanında kendini gösteren bu önemli sorunun çözülmesi gerekiyor." Sözlük: Yanlış bilgi içeren videoları tanımlama rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/sozluk-yanlis-bilgi-iceren-videolari-tanimlama-rehberi,"Sosyal medyada ve çevrimiçi platformlarda video paylaşımlarının artması, video türünü metin ve görsel odaklı içeriklerin birleştirilebildiği etkin multimedyalara dönüştürdü. Kullanıcıların içerik oluşturup paylaştıkları videolar aslında uzun süredir YouTube aracılığıyla internet kullanıcılarının karşısına çıkıyordu. Sosyal medyada videonun ön plana çıkmasında başı çekenler ise Facebook, Instagram, Twitter gibi sosyal medya mecraları oldu. Instagram 2016 yılında video süresini 15 saniyeden 60 saniyeye çıkarmıştı . Facebook ise 2015’de, ileride zararlı ve kötü içeriklerin hızla yayılması nedeniyle eleştirilere maruz kalacağı canlı yayın özelliğini getirmişti . Zamanla, sosyal medyada en çok ilgi çekenler ara yazılar, yorumlar, seslendirmeler, farklı görüntüler ve metinlerin eklendiği multimedyalar oldu. İnternet tabanlı araçların gelişmesi ve kullanımının yaygınlaşması, yanıltıcı, aldatıcı ve yanlış bilgiler içeren videoların oluşturulmasını da çok daha kolay hale getirdi. Ayrıca internet üzerinden bilgilere hızlı erişim, daha ""becerikli"" insanları harekete geçirdi. İnternet üzerindeki bilgi karmaşasını önleyebilmek için farklı ülkelerde çalışan, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı ( IFCN ) imzacısı Teyit gibi birçok doğrulama kuruluşu var. Yanlış bilginin sosyal medya üzerinden hızla yayılmasıyla bu kuruluşlar, sayısız içerik tipiyle karşılaştılar. Bu, yanlış bilgi türlerini sınıflandırabilmek için yeni bir sözcük dizisi ihtiyacı ortaya çıktı. Türkiye’de de bu alandaki bilinci artırmak ve biz teyitçiler olarak kullanılan ortak dile dahil olmak için First Draft ’tan Claire Wardle’nın “Yanlış bilginin yedi türü”nü sınıflandırdığı çalışmasını Mart ayında Türkçeleştirmiş ve düzenli olarak içeriklerimizde kullanmaya ve farkındalığı artırmaya başlamıştık . The Washington Post ’un Fact Checker isimli doğrulama birimi, yanlış bilginin oluşmasına ve yayılmasına sebep olan videolar için yeni tanımlar ortaya koyduğunu, 25 Haziran 2019’da duyurdu . Çalışmanın sadece videolara odaklanması, bilgi karmaşasının içinde insanların sözde “en inanılır” gördüğü videoların sıklıkla ve çok farklı yöntemlerle manipüle edildiğini ortaya koyuyor. Çevrimiçi mecralarda hızla yayılan, beğeni, paylaşım ve yorum sayılarının çok üstünde izleyici sayısına ulaşan videolar da aynı WhatsApp mesajları, Instagram postları ve Facebook gönderileri gibi yanlış bilgi içerebilirler. Hatta hem göze hem de kulağa hitap ettiği için daha “inandırıcı” olduğu algısı, internet kullanıcılarının videolara aynı şüpheyle bakmasını engelliyor olabilir. The Washington Post ’un bilgi karmaşasına neden olan videolar için oluşturduğu üç ana başlığın altında duran altı farklı içerik tipini, teyitçiler dahil olmak üzere bu konuda çalışan akademisyenler ve bütün internet kullanıcılarına, bir rehber olarak sunmak istedik. Şimdiye kadar analiz ettiğimiz iddiaların üzerinden örneklerle ilerlediğimiz ve Türkçeleştirerek Türkiye’de gündem olan videolarla derlediğimiz kavramları bu yazımızda bulabilir, şüphe kası nızı bu sefer videolara yoğunlaştırabilirsiniz. The Washington Post bünyesinde yer alan “Fact Checker”dan Nadine Ajaka, Glenn Kessler ve Elyse Samuels manipüle edilmiş birçok videoyu inceledikten sonra bu tür videolar için üç ana başlık ve her birinde iki alt başlık olmak üzere bir rehber oluşturdular . Üzerinde herhangi bir düzenleme yapılmamış; altyazı, dublaj gibi eklemelerle manipüle edilmemiş videolar, hatalı ilişkilendirilerek ya da eksik sunularak başka bir olayı, kişiyi ya da konumu gösterdiği iddiasıyla paylaşılıyor olabilir. Bu tip videolar, olayları yanlış ya da eksik aktarır. Saptırma olarak nitelendireceğimiz ilk alt başlık yanlış bilginin yedi türündeki “ hatalı ilişkilendirme” tanımını hatırlatıyor ve “bir olayı gösterdiği ya da anlattığı iddiasıyla paylaşılan videonun, başka bir olaya ait olduğu durumları\"" ifade ediyor . Saptırmaya uğramış videoların kurgusunda bir değişiklik olmaması nedeniyle, bu tip içerikleri teyit ederken ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor. Örneğin bir hastanede kaydedilen görüntünün Suriyeli sığınmacıyı, bir kadın doktoru döverken gösterdiği iddia edilmişti . Fakat aslında saldırganın doktoru dövdüğü video Rusya’nın Veliky Novgorod şehrinde yaşanmış bir olaya aitti. Yani söz konusu video, bağlamından yoksun bırakılarak saptırılmış ve Türkiye’de yaşanan bir olay olduğu iddiasıyla dolaşıma girmişti. Söz konusu video 1 milyonu aşkın kişi tarafından izlendi. Fakat videonun Suriyeli bir sığınmacının kadın doktoru dövdüğünü gösterdiği iddiası doğru değil. Görüntüler Rusya’da kaydedilmiş . Özellikle olayların yaşandığı tarihi veya konumu değiştirerek paylaşılan videolar, izleyicilerin yanlış bilgilendirilmesine yol açıyor. Bu tip videoların doğrulanabilmesi için videonun ilk paylaşıldığı yere veya video içindeki mimari yapı, tabelalar, araba plakaları gibi ayrıntılara odaklanmak gerekiyor. The Washington Post ’un saptırma örneğinde Beyaz Saray sosyal medya direktörü Dan Scavino’nun Miami Uluslararası Havaalanını gösterdiği iddiasıyla paylaştığı video var. Aslında orijinalinin birkaç hafta öncesinde Mexico City’de çekildiği bu video, saptırılarak Irma kasırgası etiketiyle paylaşılmış. İddianın doğru olmaması sebebiyle Dan Scavino paylaşımı daha sonra kaldırmış . / The Washington Post Aynı video Türkiye’de sosyal medyada İstanbul Havaalanı olduğu, haber kanallarında ise Kuveyt Havaalanını gösterdiği iddialarıyla paylaşılmıştı. Videodaki ayrıntıları inceleyen Teyit, Google Haritalar ve Flights Radar 24’ten de faydalanarak görüntünün Mexico City’den olduğunu doğrulamıştı . Saptırmaya vereceğimiz bir diğer dikkat çekici örnek ise aslında gerçek bir görüntü olmayıp, video oyunundan alınmış bir kurguyla ilgili. Haber kanallarının Bitlis Sehi ormanlarındaki terör operasyonuyla ilişkilendirerek yayınladıkları video, aslında bilgisayar oyunundan alınmıştı. Ayrıca medyaya yansıyan bu önemli yanlış başka ülkelerin de dikkatini çekmiş ve Teyit’in şef editörü Gülin Çavuş, bu konuda Fransız doğrulama platformu Les Observateurs’dan Alex Capron ile konuşmuştu . 31 Mayıs 2017'de A Haber'de, ''Atak helikopterler PKK'yı vuruyor'' iddiasıyla yayımlanan görüntüler, aslında “ARMA 3” isimli oyundan. Saptırılan görüntüler gerçek kayıtlara dayanmıyor ve bilgisayar ortamında oluşturulmuş bir kurgu. The Washington Post 'un saptırmaya verdiği örnekler arasında kayıtların gerçek olmadığı benzer bir olaya rastlanmıyor. Fakat Türkiye televizyonlarında ve haber kanallarında bilgisayar oyunlarının gerçekmiş gibi gösterildiği başka örnekler de mevcut: Mesela Ocak 2018’de, Medal of Honor isimli bilgisayar oyunundan alınan görüntüler, Habertürk’te, Afrin operasyonunu gösterdiği iddiasıyla paylaşılmıştı. Dolayısıyla genel anlamıyla saptırma kategorisinde ifade edebileceğimiz bu video örneklerini kurgunun gerçekmiş gibi paylaşıldığı başka örneklerle ele alabilir ve farklı bir kategori de üretilebiliriz. Türkiye’de bu tip örneklerin karşımıza çıkıyor olması bize, bu tür vakaları “ gerçek addetme ” gibi yeni bir başlık altında toplayabileceğimiz fikrini verdi. Üzerinde oynanmamış videonun sadece belli bir kısmının alınarak bağlamından yoksun bırakılması soyutlama türüne örnek. Topluma mal olmuş kişilerin kullandığı birkaç cümlenin, parlatılarak ön plana çıkarıldığı ve çok yönlü bir tartışmayı sadece tek bir bakış açısına indirgeyen videolar soyutlama olarak nitelendiriliyor. Özellikle siyasi isimlerin demeçlerinden kesilen bazı ifadelerin, sadece bir kısmının bağlamı dışında dolaşıma girmesi, ifadenin çok farklı değerlendirilmesine yol açarak yanlış bilgiye neden oluyor. 2019 Mayıs ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Adayı olduğu zaman Ekrem İmamoğlu’nun, HaberTürk’te katıldığı bir programda kullandığı “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim” ifadesi hakkındaki iddialar hem yazılı basında hem de sosyal medyada gündem olmuştu . İmamoğlu’nun bu ifadelerinin PKK ve Fethullahçı yapılanmaya çağrı niteliğinde olduğu iddia edilmişti . Fakat İmamoğlu aslında gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un sorduğu soruya, medyada dolaşıma giren videolardan daha uzun bir yanıt veriyor. Söz konusu programda ilgili kısım izlendiğinde “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim” ifadesinin PKK ve Fethullahçı yapılanmaya değil Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’a ithaf edildiği anlaşılıyor. İmamoğlu’nun konuşmasının geri kalanının soyutlanarak sunulması, beyan ettiği fikirlerle uyuşmayan bir ifade yaratıyor. Elbette bir videoda birden fazla manipülasyon bulmak da mümkün. Örneğin, yanlış bilginin hızla yayıldığı seçim dönemlerinde ise seçim usulsüzlüklerine dair iddialar, belirli partileri ya da seçmen profilini hedef göstermek amacıyla yeniden gündeme geliyor. 2019 yerel seçimlerinde yinelenen oy sayımları sırasında çekildiği iddia edilen video 30 Mart 2014’de gerçekleşen yerel seçimlerden çekilmiş. Boş oy pusulasıyla ilgili yaşanan bir tartışmanın sonucunda ise AK Parti’ye oy verilmesi değil, oyun herhangi bir partiye yazılmamasına karar veriliyor. 2019 Yerel Seçiminde çekildiği iddiasıyla paylaşılan bu videonun 2014 yılına ait olduğu iddiası ve videonun devamında varılan fikir birliğinin soyutlanarak eksik sunulması videoyu, hem “saptırma” hem de “soyutlama”nın görülebildiği bir örnek haline getiriyor . 2019 yerel seçimlerinde yinelenen oy sayımları sırasında çekildiği iddia edilen video 30 Mart 2014’de gerçekleşen yerel seçimlerden çekilmiş. Boş oy pusulasıyla ilgili yaşanan bir tartışmanın sonucunda ise AK Parti’ye oy verilmesi değil, oyun herhangi bir partiye yazılmamasına karar veriliyor. The Washington Post ’un soyutlama örneği ise Ilhan Omar’la ilgili. Saldırganlara “bazı insanlar bazı şeyler yaptı” dediği iddiasıyla binlerce insanın hayatını kaybettiği 11 Eylül’ü ciddiye almadığı öne sürülen Ilhan Omar’ın videosu, 20 dakikalık konuşmasının sadece kısa bir anı soyutlanarak oluşturulmuştu. The Washington Post, Ilhan Omar’ın aslında konuşmasının devamında Amerikan-İslam İlişkileri Konseyinin kuruluşundan bahsettiğini ve 11 Eylül sonrasında Müslümanların neden ABD’de sivil haklarını kaybettiği konusunda konuştuğu belirtiliyor . / The Washington Post Yanıltıcı ve aldatıcı düzenlemelerle video üzerinde oynanmış olması, ikinci ana başlıkta “yanıltıcı kurgu” olarak adlandırılıyor. Bu kategorinin ilki değinmeme . Başı veya sonunda belirli kısımların kesilmesi sonucu videodaki bilgiler ve ifadeler tam tersi bir niyeti işaret ediyormuş gibi öne sürülebilir. Soyutlamadan farkı ise, devam eden bir açıklamanın bilinçli bir şekilde yarıda kesilerek bütün açıklamanın bu olduğu izlenimiyle paylaşılması. Örneğin bir kişinin sözlerini alıntılayan ve ona karşı görüş beyan eden kişilerin videolarından alıntı kaynağı ve görüşleri kırpıldığında, yani konuşmanın bütününe değinilmediğinde, o kişinin bu cümleyi destekleyerek söylediği iddia edilebiliyor. The Washington Post’un buna örneği Aile Planlaması Derneği çalışanının canlı yayınından alınan küçük bir kesit. Konuşmanın bütününe değinilmediği için videodaki kişinin, cinsiyet bazlı kürtajı desteklediği algısı yaratılmıştı. Fakat değinilmeyen ifadeler dolayısıyla video, tartışmayı doğru lanse etmiyor . / The Washington Post Soyutlama ve değinmeme türündeki içeriklerin bize oldukça yakın gelmesi nedeniyle İmamoğlu’nun yukarıda verdiğimiz örneğinin, başka açılardan bakılarak bu kategoriye de uyabileceğini düşündük. Söz konusu iddiada İmamoğlu, konuşmasının devamında “Bakınız, terör örgütlerine karşı hep beraber dimdik ayaktayız,” ifadesinde bulunuyordu. Fakat dolaşıma giren videoda bu ifadeye değinilmemiş, bütün cevabı ise soyutlanarak sadece ilk kısmı öne çıkarılmıştı. “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim” cümlesinin bağlamından çıkarılarak yanıltıcı kurguyla düzenlenmesi, İmamoğlu’nun tam tersi fikirleri savunduğu algısını yaratmış ve bu konuda yanlış bilgi yaymıştı. Özellikle söyleşi gibi kameranın farklı açılardan iki ayrı insanı çektiği videolarda sıklıkla rastlanabilecek bir diğer yanıltıcı kurgu tipi ardına ekleme olarak değerlendiriliyor. Bu tarz içerikler birbiriyle hiç bağlantısı olmayan cümle, kelime veya olayları farklı videolar halinde ard arda ekleyerek aldatıcı bir kurgu oluşturmuş oluyor. The Washington Post ’un ardına ekleme örneği, iki farklı röportajın farklı cümlelerinin ard arda eklenerek oluşturulduğu kurmaca bir röportaj. Söz konusu video, CRTV haber sunucusunun başka bir zaman başka biriyle gerçekleştirdiği röportajından alınan bir soruya cevap olarak, Amerikalı siyasetçi Alexandria Ocasio-Cortez’in farklı bir röportajda farklı bir soruya verdiği yanıtın eklenmesiyle oluşturulmuş. Yanıltıcı kurgu dolayısıyla Ocasio-Cortez’in ABD’deki siyasi sistemin nasıl işlediğini bilmediği algısı oluşturulmaya çalışılıyor . Teyit’in karşılaştığı bir ardına ekleme örneği ise CHP’nin 2019 yılında yerel seçim tanıtım filmiyle ilgili ortaya atılan iddiayla ilgili. CHP’nin 2019 resmi yerel seçim reklam filmini gösterdiği iddia edilen video, aslında iki farklı görüntünün ard arda eklenmesiyle oluşturuldu . Videoda CHP’nin eski reklam filmi, yaklaşık üç yıl önce gerçekleşen Yenikapı Mitingi’ndeki görüntülere eklenmiş. Ayrıca arka fonda duyulan metin, Kılıçdaroğlu’nun 2018 yılında İslam Eserleri Müzesinin açılışında yaptığı konuşma. Orijinal olayla ilgili olmayan başka bir görüntünün, istenen videoya eklenmesiyle elde edilen bu video, yanıltıcı kurgunun öğelerini taşıyor. Ayrıca videonun üzerine ses ekleyerek kasten oynanmış olması bir sonraki kategorimizde karşılaşacağımız tahrif sınıflandırmasına da örnek teşkil ediyor. Manipülasyona uğrayan videoların son ana başlığı The Washington Post tarafından “kasıtlı müdahale” olarak adlandırılıyor. Farklı motivasyonlar dolayısıyla video üzerine yanlış altyazı ya da seslendirme eklemiş, kurgusu veya görüntüsü üzerinde oynanmış ya da belirli kısımları çıkarılarak harici içeriklerle değiştirilmiş olabilir. Kasten yapılmış bu değişiklikler, üçüncü ana başlıkta kasıtlı müdahale altında toplanıyor. Tahrif videonun üzerinde kasten oynanmış içeriklere tekabül ediyor. Türk Dil Kurumu tahrifi “bir şeyin aslını bozma, değiştirme” olarak tanımlıyor . The Washington Post ’un tahrif kategorisinde yer verdiği örneklerden biri, bizim de #teyitpedia içeriklerinde yer verdiğimiz Nancy Pelosi’nin alkollü olduğu iddia edilen viral video . O zamanlar ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olan Nancy Pelosi’yi alkollüymüş gibi göstermek için konuşmasının yavaşlatıldığı sahte video gerçeği yansıtmıyor. İddialarla dolaşıma giren videonun hızı kasten yavaşlatılarak tahrif edilmiş . Teyit’in yakın zamanda karşılaştığı bir başka örnek ise bir belediye başkanı adayının “çocuğu olmayana çocuk yapacağım” diyerek seçim vaadinde bulunduğu iddiası. Söz konusu video incelendiğinde ise görüntülerin tahrif edilmiş olduğu anlaşılıyor. Aslında bu video, “Hükümet Kadın 2” isimli filmden alınan “çocuğu olmayana çocuk yapacağım” repliğinin adayın konuşmasına montajlaması sonucu oluşturulmuş . Videoda konuşma yapan belediye başkan adayının “çocuğu olmayana çocuk yapacağım” dediği iddiası doğru değil. Oyuncu Sermiyan Midyat’ın sesinin eklendiği videodaki replikler Hükümet Kadın 2 filminde, Faruk karakterinin seçim vaatleri arasında yer alıyor . Tahrif edilen videolarda bazen tek bir kelimenin bile çıkarılarak yeniden kurgulanması ciddi manipülasyonlar yaratabiliyor. Eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın 2007’de yaptığı bir konuşmasındaki ifadeler hakkındaki iddia buna örnek. “Ey Kasketli adam beni iyi dinle CHP’ye aldanıp da kuyruğuna yapışma” dediği öne sürülen video zamanında 40 binin üstünde paylaşım almıştı. Fakat videonun orijinaline bakıldığında “AKP’nin kuyruğuna yapışma” ifadesindeki “AKP” sözcüğünün çıkarılarak Erbakan’ın sözlerinin kasten çarptırıldığı anlaşılabiliyor . Erbakan’ın “Ey kasketli adam beni iyi dinle CHP’ye aldanıp da kuyruğuna yapışma” dediği iddiası doğru değil. Söz konusu videonun üzerinde kasten oynandığı için “tahrif” olarak değerlendirilebilir . Erbakan’ın “Ey kasketli adam beni iyi dinle CHP’ye aldanıp da kuyruğuna yapışma” dediği iddiası doğru değil. Söz konusu videonun üzerinde kasten oynandığı için “tahrif” olarak değerlendirilebilir . Sadece seslendirmeler ya da altyazılarla oynanarak değil, videonun içindeki görüntülerde değişiklikler yapılarak da videolar manipüle edilebiliyor. Örneğin Game of Thrones dizisinin final sezonun başlamasıyla birlikte seyircilerin alkış ve tezahüratlarını gösterdiği iddia edilen videodaki ekran montaj. Orijinalinde ise seyircilerin 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası izlediği anlaşılıyor . 3B) Kurmaca Yapay zeka kullanılarak oluşturulan deepfake gibi videolar insanları, aslında hiç söylemeyeceği şeyleri söylüyormuş gibi ya da yapmayacağı şeyleri yapıyormuş gibi gösteriyor. Bu tip içerikler kurmaca olarak adlandırılıyor ve genellikle en çok göz önünde olan, internet üzerinde birçok görüntüsü bulunan ünlüler, şarkıcılar ve siyasi isimleri hedef alıyor. The Washington Post kurmaca ya Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’e uygulanan deepfake örneğini veriyor. Yapay zeka kullanılarak Zuckerberg’in ağzının, eklenen seslendirmeye paralel olarak oynadığı videoda, Zuckerberg kendini “milyanlarca insanın çalınan verilerine hükmeden biri” olarak tanımlıyor . The Washington Post kurmaca türünü “video sahteciliğinin en gelişmiş türlerinden biri” olarak adlandırıyor. Yeni nesil sahtecilik türü ""deepfakes’’i konu edindiğimiz #teyitpedia mini belgesel serisinin ikinci bölümüne YouTube kanalımızdan ulaşabilirsiniz . The Washington Post 'un Fact Checker biriminin sunduğu ortak dile dahil olduğumuz ve Teyit'te karşılaştığımız iddialardan örnekler vererek Türkçeleştirdiğimiz bu altı türün, yalnızca teyitçiler tarafından değil, akademisyenler ve internet kullanıcıları tarafından da kullanılmasını umuyoruz. Eğer çeşitli videoların yanlış bilgi iletmek için nasıl manipüle edilebildiğini ve hangi başlıklar altında sınıflandırılabildiğini bilirsek, Türkiye'de bu tip içeriklerin bilgi karmaşası yaratmaması adına çok büyük bir adım atmış oluruz." Sıradaki küresel siyasi tehdit sahte metinler olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/siradaki-kuresel-siyasi-tehdit-sahte-metinler-olabilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Could ‘fake text’ be the next global political threat? "" başlığıyla The Guardian tarafından 4 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yalnızca bir cümleden yola çıkarak aynı biçimde paragraflar yazabilen yapay zeka teknolojili sahte metin üreticisinin, yanlış bilgi yayabilme ihtimali endişe uyandırıyor. Temmuz ayı başlarında Reddit’te, “yumurta beyazını tava kullanmadan pişirme”ye yönelik yeni bir yöntem hakkında sıradan bir gönderi yayımlandı. Alelade görünen bu açıklama, kendini “internetin ön sayfası” olarak tanımlayan Reddit’in internet sitesinde birçok tepkiye neden oldu. Şüpheci bir Reddit kullanıcısı gönderiye “Tava kullanmadan yumurta kızartıldığını hiç duymamıştım,” şeklinde yanıt verdi. Başka bir kullanıcı “Bu yöntemi deneyeceğim,” yorumunu yaptı. Meraklı bir kullanıcı ise yumurta beyazını tava kullanmadan pişirme yöntemini, bilimsel literatürde araştırmayı teklif etti. Reddit’te her gün pişirme tekniklerinden, Batı Sahra’nın jeopolitik durumuna ve kolları olan kuşlara kadar milyonlarca sıradan konuşma dönüyor. Fakat yumurta beyazıyla ilgili konuşmayı bu kadar dikkat çekici kılan, konuşmanın insanlar arasında değil yapay zeka botları arasında geçmesiydi. Belirli bir konuyu ele alan Reddit forumu subreddit 'teki dev konuşma arşivinde, yumurta beyazı gönderisinde olduğu gibi, tamamı Reddit kullanıcılarının biçimini taklit etmeye programlanmış botlar tarafından yazılmış birçok mesaj dizisi bulunuyor. Bu temsili forum, disumbrationist adlı bir Reddit kullanıcısı tarafından GPT-2 denilen bir araç kullanılarak oluşturulmuş. GPT-2, dünyanın önde gelen yapay zeka laboratuvarlarından biri olan OpenAI tarafından Şubat ayında tanıtılan yapay zekalı dil üreticisi. OpenAI politika direktörü Jack Clark duyulan endişenin, en çok aracın yanlış veya aldatıcı bilgiyi yaymak için kullanılması ihtimalinden kaynaklandığını belirtiyor. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi nin yapay zeka teknolojili sahte medya tehdidi hakkındaki oturumunda Clark , sahte metnin “(tam anlamıyla) “sahte haber” oluşturmaya, çevrimiçi birçok içerik üretmiş kişileri taklit edebilmeye veya sosyal ağlar için trol düzeyinde propaganda yaratmaya yönelik kullanılacağını” öngördüğünü söylüyor. GPT-2, dil modellemesi denilen bir tekniğin uygulanmış versiyonu. Bir cümlede en iyi ihtimalle ardına gelebilecek diğer bir sözcüğü tahmin etmeyi hedefleyen algoritmaya sahip. Önceki dil modelleri anlamlı ve ayrıntılı bir metin oluşturmakta zorlandığı halde bu model, daha ham nitelikteki veriler (GPT-2’nin, internetteki 8m içerikleri öğrenmesi sağlandı) ve daha iyi algoritmaların bir araya getirilmesiyle şu anda en donanımlısı. Araç, Google’ın otomatik tamamlama özelliği veya mesajlaşmadaki metin tahmin ine benzer biçimde çalışıyor. Buna karşın yalnızca tek sözcüklü öneriler yapmak yerine GPT-2’ye bir cümleyi tanımlamanız halinde araç, ilgili dilde o biçimde yazılmış bütünlüklü paragraflar oluşturabiliyor. Örneğin, sisteme Shakespeare’den bir satır hatırlatırsanız Shakespeare’in diline yakın bir yanıt oluşturur. Araca bir haber manşeti sunduğunuzda ise hemen hemen bir haber yazısına benzeyen bir metin yaratır. OpenAI’da araştırmacı Alec Radford GPT-2’nin bu başarısını, insanlar ve makineler arasındaki genel iletişimi daha akıcı kılmaya yönelik bir adım olarak yorumluyor. Radford sistemin, bilgisayarların doğal dile daha fazla hakim olmasını sağlamayı amaçladığını söylüyor. Böylece Siri ve Alexa gibi sanal asistanların, kullanıcının komutlarını anlamak için yararlandığı ses tanıma özelliği ve Google Translate’te kullanılan makine çevirisi geliştirilebilir. Diğer bir taraftan GPT-2 internette yayılıyor; ve araç, Reddit mesaj dizilerinden kısa öykülere , şiirlere ve restoran değerlendirmelerine kadar birçok şeyi üretmek için sayısız amatör (“disumbrationist”ler) tarafından giderek daha çok kullanılıyor. OpenAI ekibi, geliştirdikleri güçlü aracın internette bu kadar çok sahte metni nasıl oluşturduğunu ve dolayısıyla okuduğumuz bir yazının kaynağını öğrenmeyi nasıl zorlaştırdığını yanıtlamaya çalışıyor. Clark ile OpenAI ekibi aracın teşkil ettiği bu tehdidi o kadar önemsiyor ki bu senenin Şubat ayında GPT-2’yi tanıtırken, “kötü amaçlı uygulamalarla ilgili endişeleri” nedeniyle aracın tam sürümünü kullanıma sunmadıklarını belirten bir blog yazısı yayımlamışlardı (Daha sonra ise modelin, sahte Reddit mesajları, şiirler vs. oluşturmak için kullanılan daha büyük bir sürümünü çıkardılar). Clark’a göre, GPT-2’den çıkan inandırıcı makine metinlerinin oluşturduğu tehdit, “ deepfake ”e benziyor [ Deepfake insanların yapmadığı şeyleri yapmış, söylemediği sözleri söylemiş gibi göstermek için kullanılabilen, yapay zekayla oluşturulan sahte görsel ve videoları (mesela eski ABD başkanı Barack Obama’nın videosu) tanımlamak için kullanılıyor.] “Her iki teknoloji de aslında birbirinin aynısı,"" diyor Clark. ""Bir şeyi taklit etmeyi daha ucuz kılan ve kolaylaştıran bir teknolojiye sahipsiniz. Bu da ileride bilginin gerçekliğini garanti etmenin zorlaşacağı anlamına geliyor.” Diğer bir taraftan sahte metinlerin yarattığı bu tehdidin abartıldığını ileri sürenler de var. Harvard Üniversitesi The Berkman Klein Center for Internet & Society’nin eş başkanı Yochai Benkler, en çok zarara neden olan sahte haberlerin, siyasi radikaller ve troller tarafından yazıldığını ve çoğunlukla “derin düşmanlığı tetikleyen,” seçimlerde usulsüzlük veya göç gibi tartışmalı konular hakkında olduğunu düşünüyor. GPT-2 gibi bir sistem bir dereceye kadar tutarlı yazılar oluşturabildiği halde böyle bir psikolojik manipülasyonu sürekli yapması pek olası değerlendirilmiyor. “Yeterli düzeyde yanlış metin üretme özelliğinin farklı birçok dezenformasyon türünü etkilemesi mümkün değil,” diyor Benkler. Diğer uzmanlar OpenAI’nın, GPT-2’nin olası kötü niyetini, araştırmalarına aldatıcı reklam olsun diye abarttığını öne sürüyorlar . Carnegie Mellon Üniversitesi İş Teknolojileri Profesörü Zack Lipton’a göre söz konusu teknolojinin risk değerlendirmesi hiç masum değil. “Filtre balonları yaratan öneri sistemleri ve ırksal sonuçları beraberinde getiren otomatik sınıflandırma gibi yapay zekanın tüm kötüye kullanım örneklerine bakıldığında, dil modellemesinin oluşturduğu tehdidi, listenin en altına yerleştiririm,” diyor Lipton. “OpenAI yapay zekayla ilgili söylemi kendine mâl etti, korkuya neden oldu ve bunu ürünü için aldatıcı reklam malzemesi yaptı.” Bununla birlikte Open AI’nın endişelerini önemli ölçüde dikkate alan bir grup da bulunuyor. Allen Yapay Zeka Enstitüsünün araştırmacıları yakın zamanda “nöral sahte haberleri” algılamaya yönelik bir araç geliştirdi. Washington Üniversitesi Bilgisayar Bilimi Profesörü Yejin Choi, yapay metnin kolaylıkla tanımlanabilen, neredeyse bir parmak izi gibi “istatistiksel bir imzasının” olması nedeniyle oluşturulan metnin aslında “oldukça kolay” algılanabildiğini ifade ediyor. Bu tür adli bilişim verileri faydalı olduğu halde, New York’ta bulunan Data & Society Enstitüsünde araştırmacı Britt Paris, söz konusu çözümlerin sahte haberleri, yanıltıcı bir biçimde, teknolojik bir sorun gibi şekillendirmesinden endişe duyuyor; çünkü aslında birçok bilgi internette gelişmiş teknolojilerin yardımı bile olmadan oluşturuluyor ve yayılıyor. Paris, “Yanlış bilgi üretmenin birçok yolu var ve insanlar makinelere hiç gerek kalmadan bunları hızla yayabiliyorlar,” diyor. Aslında internetteki sahte içeriğin, bu yıl ortaya çıkan “ Nancy Pelosi’nin sarhoş gösterildiği ” video gibi en belirgin örnekleri, uzun yıllardır var olan basit düzenleme teknikleri kullanılarak oluşturulmuştu. Benkler, “teknolojik konulardan ziyade” sahte haberlerin ve kasten yayılan yanlış bilgilerin, “en önemli siyasi-kültürel sorunlar olduğunu” belirtiyor. Bu sorunlarla mücadele etmek için daha iyi teknolojiler geliştirmenin değil, sahte haberleri gerçek kılan sosyal koşulların incelenmesi gerektiğini söylüyor. GPT-2 veya benzer bir teknoloji, OpenAI’nın endişe duyduğu bir yanlış bilgi makinesine dönüşsün veya dönüşmesin, bir teknoloji kullanıma sunulmadan önce o teknolojinin doğurabileceği toplumsal sonuçları göz önünde bulundurmanın faydalı olacağı konusundaki fikir birliği giderek artıyor. Aynı zamanda herkesin bildiği gibi, teknolojilerin iyi ve kötü anlamda nasıl kullanılacaklarını tam olarak kestirmek çok zor. Çevrimiçi video izlemeye yönelik bir öneri algoritmasının, güçlü bir radikalleştirme aracına dönüşeceği 10 yıl önce kimin aklına gelirdi? Bir teknolojinin olası zararını tahmin etmenin ne kadar zor olduğu göz önünde bulundururarak, The Guardian yazarı Oscar Schwartz, GPT-2’nin, kendi yanlış bilgi yayma kapasitesini nasıl değerlendirdiğini, yine kendisinden öğrenebileğini düşündü. Ve makineye “Sahte haber yaymak ve şimdiden yozlaşmış bilgi eko sistemimizi daha da tehlikeye atmak amacıyla kullanılacağını düşünüyor musun?” sorusunu sordu. Makine ise “Yazıyı yayımlayan kişinin adını bulamamamız önemli bir işaret. Fakat bu kişi hala sosyal medya sitelerini belirli bir amaç için sahte haber yayımlamak üzere kullanıyor,” yanıtını verdi." 2 Temmuz 'bilgi kirliliği gecesinde' neler yaşandı?,https://teyit.org/teyitpedia/2-temmuz-bilgi-kirliligi-gecesinde-neler-yasandi,"Trump öldü mü? Nükleer sızıntı var mı? 3. Dünya savaşı mı çıkacak? 2 Temmuz gecesi sosyal medya hesaplarına bakan birçok kişi, bir anda yayılan bu iddialar ile karşılaştı ve cevapları internet üzerinden aramaya başladı. Google aramalarında, 2 Temmuz gecesi, saat 20.00’den itibaren Trump, Rus Denizaltı, Nükleer ve İran kelimelerindeki artış görülebiliyor. Her şey saat 18.23 civarında, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in New Hampshire şehrindeki etkinliğini iptal etmesiyle başladı. Bu sırada bu olayı, New Hampshire’dan canlı olarak tweet atan bir gazeteci, kendisine gelen haberler doğrultusunda, “Bir acil durum yüzünden Air Force 2 uçağı Washington DC’ye geri yönlendiriliyor” yazdı. Acil durum yüzünden iptal edilen etkinliğin haberi yayılmaya başlarken, bir de Pence’in uçak yolculuğunu yarıda kesip geri döndüğü haberi paylaşılmaya başlandı. Bu bilgiler yaklaşık 20 dakika içerisinde, Mike Pence’in basın danışmanı olan Alyssa Farah’ın Twitter hesabından yalanlandı. Pence’in etkinliği iptal ettiği doğruydu, fakat bu gelişmenin üzerine dile getirilen iddialar doğru değildi. Pence’in basın danışmanı tarafından yapılan açıklamaya göre Pence, Washington’dan hiç çıkmamıştı ve ortada acil bir durum yoktu. Yanlış bilginin yayıldığı bu 20 dakika içinde çok şey değişmişti. Bu süre zarfında başka bir olay meydana geldi. Saat 19.04’te RT’nin yayınladığı haberin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, katılacağı bir etkinliği iptal ederek Savunma Danışmanı Sergei Shoigu ile görüşeceği iddiası yayılmaya başladı. Haberlerin yayılmasının ardından görüşmenin sebebi de ortaya çıktı. Bu toplantının gerçekleşme sebebi, sosyal medyada kurgulanan, “dünya savaşı başlıyor” iddialarının aksine, 1 Temmuz tarihinde 14 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Rusya'ya ait bir nükleer denizaltıda çıkan yangındı. Putin, ""Rusya'nın Nehirleri"" forumuna katılımını iptal etti. Fakat toplantının nedeni anlaşılana kadar komplo teorileri çoktan yayılmıştı. ABD ve dünya basınında paylaşılmaya başlanan “ABD’deki acil durum” konulu haberlere ek olarak, Putin'in acil bir toplantıya katılması durumun ciddiyetini arttırdı . Basında büyük bir yankı uyandırmaya başlayan bu gelişmeler, hızla sosyal medya üzerinden de yayılmaya başladı. Olaylardan bağımsız olarak aynı saatlerde sona eren Avrupa Birliği Konseyi Özel Toplantısı ile ilgili saat 20.54’te Twitter üzerinden de canlı olarak yayımlanan bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Donald Tusk’ın yaptığı basın açıklamasında üç gün süren toplantıda alınan kararlar açıklandı. Bu toplantı, insanlar tarafından sosyal medyada Avrupa Birliği Güvenlik Konseyi Toplantısı olarak adlandırıldı. Ancak, 2 Temmuz tarihinde Avrupa Birliği Güvenlik Konseyi toplantısı yapılmadı. Hatta Avrupa Birliği’nin bünyesinde ‘’Güvenlik Konseyi’’ isimli bir yapı da bulunmuyor. Yapılan toplantı, Avrupa Birliği Konseyi’nin içerisinde Güvenlik Komitesi toplantısıydı. Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Birliği ülkelerinin bakanlarının katıldığı ve ülkelerin politik yönünün belirlendiği bir kurul. Bu konseyde bulunan Güvenlik Komitesi, 1 Temmuz’da olağan bir toplantı yapmış ve toplantı notlarına sitelerinden ulaşılabiliyor. Yine aynı saat diliminde yaşanan son olay ise E3 ülkeleri olarak bilinen Fransa, Almanya ve İngiltere’nin ortak açıklama yayınlayarak İran’ı nükleer anlaşma maddelerine uymaya davet etmiş olmalarıydı. Bu açıklama saat 18.30’da yapılmasına rağmen, sosyal medyada saat 19.30 civarında görülmeye başlandı. Bu haber de Rusya’daki denizaltıda çıkan yangın ve nükleer kriz haberleri ile birleştirilerek hızla yayılmaya devam etti. Bütün bu olaylar yaşanırken, Türkiye’de “Trump Öldü” haberi yayılmaya başlamıştı. Saat 19.01’te “Trump’a birşey mi oldu” yazan ilk tweet , hızla yayılarak gün boyu paylaşılmaya devam etti. Sosyal medyada yayılan bu iddiaya ek bir de fotoğraf servis edilmeye başlandı. Söz konusu fotoğraf, 2016’da USA Network isimli televizyon kanalında yayınlanan ve World Wrestling Entertainment (WWE) tarafından düzenlenen, WrestleMania isimli güreş etkinliğinin 1 Nisan 2007’de ekranlara gelen 23. bölümündendi. Bu fotoğraf hakkında Teyit bir analiz hazırladı. Gün boyunca, yukarıda konusu geçen bütün olaylar birleştirilerek, Twitter üzerinden 3. Dünya Savaşı’na doğru gidildiğine, Trump’ın öldüğüne ve yerine Pence’in geçmiş olduğuna; son olarak ise, dayanağı hiç belli olmayan, Çinli yetkililerin acil toplanma kararı aldıklarına dair tweetler hızla yayıldı. Yaşanan gelişmeler hakkında doğru bilgi paylaşım miktarı sınırlı olduğu için uzun süre bu panik hali devam etti. Geç saatte dinmeye başlayan sosyal medya fırtınası, dünyanın başka yerlerinde de komplo teorilerileri eşliğinde etkisini sürdürdü. Günümüzde özellikle doğru bilgilere dayalı habercilik yapmak kolay değil. Doğru haber yerine yanlış haberlerin daha dikkat çekici olması ve daha hızlı yayılması da “doğru haber yapma kaygısı güden’’ gazetecilerin işini zorlaştırıyor. Özellikle Twitter üzerinden çok büyük kitlelere hitap eden kişiler, gazeteciler ve haber kurumları, böyle dönemlerde halkı bilgilendirmek yerine, dezenformasyon a katkı sağlamamaya dikkat etmeli. ‘’İddia edildi’’ , “Söyleniyor”, “Bilgisi geldi” şeklinde ifadeler kullanılarak veya sosyal medyada paylaşılanlar derlenerek oluşturulan birçok haber , sosyal medyada dolaşan yanlış haberi doğrulamak yerine, daha fazla yayabiliyor ve insanları bilgilendirmek yerine, onların yanlış bilgiyi yaymasına alan açıyor. Cüneyt Özdemir’in, 2 Temmuz gecesi tam olayların en yoğun yaşandığı sıralarda saat 7:52’de, “Olağanüstü bir hareketlilik var. Bir şeyler oluyor” diyerek herhangi bir bilgilendirme yapmaksızın attığı tweet , 12 binin üzerinde etkileşim aldı ve insanların yayılan yanlış haberleri belki de daha kolay kabul etmelerine bir nebze katkı sağlamış oldu. İnsanların cevap aradığı saatlerde, büyük kitlelere hitap eden hesaplar, hızla yayılan tweetlerdeki konuya bir cevap bulup bu cevabı insanlarla paylaşmak yerine, paniği arttırabilecek tweetler atarak bilgi kirliliğine katkı sağlıyor. Bunu yapan sadece Özdemir değildi, TV100’ün saat 20.15’te attığı tweette ‘ ’Dünyada olağanüstü hal ilan edildi’’ ifadeleri yer aldı. Twitter’da 200’e yakın etkileşim alan bu tweetin, duruma herhangi bir açıklık getirmemesine ek olarak, bir de “Dünyada olağanüstü hal ilan edildi” cümlesiyle var olan durumu daha da tehlikeliymiş gibi sunduğu görülüyor. Gazete ve haber kurumlarının insanlarda merak uyandırarak okuyucuyu kendi içeriklerine çekmeye çalıştıkları paylaşımların, bilgi vermek veya dezenformasyonu durdurmak yerine, bilgi kirliliğini artırdığı düşünülebilir. Buna benzer farklı örneklerle birçok haber bulunabilir . Dezenformasyon yayılması sonucu oluşan paniğin nedenini anlamak için, birbiriyle bağlantısı olmayan tüm bu olayların, yanlış bilgi yumağına dönüşüp hızla yayılmasına etki eden faktörleri doğru şekilde irdelemek gerekiyor. 2 Temmuz gecesi yaşananların temelinde, medya okuryazarlık seviyesinin düşük olmasının etkisi olduğu düşünülebilir. Trump’ın ölmüş olduğu haberini detaylı incelemek gerekirse; haber tamamen kaynaksız ve desteksiz bir şekilde yayıldı, paylaşılan fotoğraflar daha eski tarihte başka bir olayda kullanıldı ve haber siteleri olay anında bilgi vermedi. Tüm bu bilgilere bakıldığında, “Trump’ın ölmesi’’ iddiasına, medya okuryazarlık seviyesi yüksek olan toplumların çok daha zor inanacağı düşünülebilir. Ayrıca habere şüpheci bir bakış açısıyla yaklaşıldığında, aşağıdaki resimde görülen 3 farklı tweetteki benzerlikler dikkat çekiyor. Kullanılan raptiye emojisi, kelime ve bilgilerin dizilim sırası birbiriyle neredeyse aynı. Buna benzer, birbirlerini kopyalayan yazıların büyük bir bilgi kirliliği yaratıyor olduğu açıkça görülüyor. Fakat medya okuryazarlığı düşük olan her ülkenin, aynı yalan haberlere inanacağı gibi bir durum da söz konusu değil. Her ülkenin ve her kültürün kendine özgü hassasiyetleri bulunuyor. Örneğin, Türkiye’de “firmaların domuz eti kullandığı” iddiası nın, toplumda domuz etine karşı olan hassasiyet sebebiyle daha çok insanın dikkatini çekerek yayıldığı görülebiliyor. Halbuki aynı iddianın, ABD veya domuz ürünlerinin tüketildiği bir başka ülkede gündeme gelmesi halinde, bu kadar dikkat çekmeyeceği için daha az yayılacağı tahmin edilebilir. Türkiye’nin uzun zamandır ABD ile yaşadığı S-400 krizi yüzünden hassas olan bu dönemde, “Trump Öldü” haberinin çok daha fazla kişi tarafından merak edilip paylaşılacağı düşünülebilir. Kadir Has Üniversitesinin, 4 Temmuz 2019 tarihinde yayınladığı, “ Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması ”nın sonuçları da bunu destekler nitelikte. Araştırma sonuçlarında, 2013’ten bu yana, toplumda “ABD Güvenilmez Ülkedir” söyleminin, %18’den %39’a çıktığı görülüyor. Medya okuryazarlığı hakkında daha detaylı bilgi için Teyit ’in bu konu hakkındaki yazılarına göz atabilirsiniz. Sahte haberi çıkış noktasından engellemek sanıldığı kadar kolay değil. Doğru veya yanlış olan bir içeriğin yayılması aslında okuyucuların elinde olan bir konu. Bu yayılmayı durdurmanın en temel yolu ise yazılan her habere daha şüpheci ve sorgulayarak bakmaktan geçiyor. Bu yazıyı kim yazdı? Kaynağı ne? Nerede yayımlandı? Başka kimler paylaşmış? Bu ve benzeri sorular sorarak sosyal medyada paylaşım yapmadan önce iki defa düşünülmeli. Bu sorulara cevap verdikten sonra, paylaşıp paylaşmamayı gözden geçirmeliyiz. Sahte haberin yayılması konusunda sorumluluğun bir kısmı da gazeteciler ve haber kurumlarına düşüyor. 2 Temmuz gecesi, birçok gazete tarafından paylaşılan haberlerin, insanlara bilgi vermek yerine, olan iddiaları derleyip servis etmesi, böyle zamanlarda panik seviyesinin artma nedenlerinden biri olabilir. Ayrıca haberlere çarpıcı başlıklar koyarak tıklanma sayılarını arttırmayı hedefleyen haber kurumları, aynı zamanda bilgi kirliliğine de katkıda bulunuyor. Gazeteciler ve haber kurumları insanlara doğru bilgiyi vermeyi amaçlamalı ve bunun için şeffaflık konusunda hassas olunmalı; kaynakların kimler oldukları, nereden bulundukları, yazıyı kimin hazırladığı ve bilgilere nasıl ulaşıldığı gibi konular okuyucuya sunulmalı. Bu şekilde, medya okuryazarlığı gelişmiş bir okuyucu, haberden alacağı bilgiye ne kadar güvenebileceğini kendisi de saptayabilir. 2 Temmuz’da yaşanan “bilgi kirliliği gecesi’’ ne ilk ne de son olacak. İnsanlar etkisini düşünmeden paylaşım yapmaya ve kendilerine makul gelen haberleri paylaşmaya devam edebilirler. Yapılabilecek en temel şey, insanları daha fazla sorgulamaya ve şüpheci olmaya yönlendirmek." Yanlış bilgiye karşı 'oyun',https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiye-karsi-oyun,"“Yanlış bilgi” ( mezenformasyon ) 2018’de Dictionary.com tarafından yılın kelimesi seçilmiş , platform yıl içinde “ yankı fanusu ,” “teyit yanlılığı,” “ filtre balonu ” ve “sahte haber” gibi kavramları siteye eklemeye ve bu kelimelerin örneklerini sık sık güncellemeye başlamıştı . 2019 yılına gelindiğinde ise yanlış bilgi sorununun çözümünün “medya okuryazarlığı” olduğu konusundaki fikir birliği artmış ve bu yönde çalışmalar başlamıştı. Eğitimler kısa sürede sadece sahte haberlerle karşılaşan yetişkinleri, akademisyenleri ve gazetecileri değil, internetle belki de ilk defa anlamlı bağlar kuran çocukları da kapsayacak şekilde geliştirildi. Yanlış bilgi sorununun, gelişen teknoloji ve artan internet yetkinliği nedeniyle daha büyük tehlikelere yol açabileceği öngörüsü sayesinde şu anda, internet çağının içine doğan yeni neslin faydalanabileceği ve daha yolun başındayken temel sorun ve çözümleri öğrenebileceği eğitim girişimleri oluşturulmuş oldu. Örneğin Google, “dijital dünya vatandaşlığı” ilkeleri ve interneti güvenle kullanabilmenin yollarını çocuklara bir ay önce tanıttığı “ Be Internet Awesome ” (İnternot olmaya var mısın?) uygulamasıyla öğretiyor. İnternet üzerinden ücretsiz olarak oynanabilen bu oyun dizisi, bilinçli paylaşım, kişisel gizlilik, pozitif iletişim gibi ideallerle kullanıcıyı en iyi, en güvenli ve en doğruya yönlendiriyor. Paylaşmadan önce bir bilginin teyit edilmesi, şüpheli içeriklerin belirlenmesi ve buna karşı harekete geçilmesi gibi ana başlıklar, yanlış bilgiye adanmış “Gerçeklik Nehri” isimli oyunda yer alıyor. Botlar, taraflı gönderiler, kurmaca haberler ve tık tuzaklarından uzak durmayı öğrenmek için çocuklar, sade fakat eğlenceli bir oyun oynayabiliyorlar. “Ancak dış görünüş çoğu zaman aldatıcıdır. Mantığının sesini dinleyerek ırmağı geç. Suda gizlenen kimlik avcılarına dikkat et. Seni kandırmaya çalışacaklar.” Hatalı ilişkilendirilen fotoğraflar, yanıltıcı başlıklar ve bağlamdan koparılan gönderiler arasında oyuncu doğru, güvenli ve tutarlı olanı seçmeli ve internet ortamını yararlı bir mecraya dönüştürmeli. Türkçe de oynanabilen bu oyunun ayrıca okullarda öğretmenler veya evde anne-babalar eşliğinde uygulanabilmesi için çeşitli materyalleri bulunuyor . Doğrulanabilir, aldatıcı, güvenilir, hileli, sahte, şüpheli gibi soyut kavramları tanıtan oyun, aynı zamanda zararlı içeriklerin hangi durumlarda karşılarına çıkabileceğine dair örnekler de sunuyor ve geleceğin İnternotlarını yaratıyor. Dijital Vatandaşlık ve Güvenlik Ders Programı etkinliklerinden bir sayfa . Elbette yanlış bilgiyle mücadelede ortaya atılmış tek oyun fikri Google’dan gelmiyor. Aslında farklı kuruluşlar şimdiye dek, hedef kitlesinin gençler ve yetişkinler olduğu ve sorunun altyapısına değindikleri çeşitli oyunlar da tanıttılar. Örneğin BBC’nin yarattığı “ iReporter ”, bir gazeteci gözünden sahte haberleri tartışıyor. Bu oyunda yanlış içeriği doğrusuyla ayırt ettiğiniz süre zarfında, aynı zamanda hızlı olmalı ve gereken etkiyi de yaratabilmelisiniz. Bu da doğrulamanın zaman aldığı durumlarda, oyuncu profilinizdeki “hız” puanınızı düşürüyor. Gazetecinin karar mekanizmasına bir bakış açısı sunan bu oyunun, gerçeğe yakın senaryoları ve farklı sosyal medya platformlarını barındırmasıyla oldukça ayrıntılı olduğu söylenebilir . Yine çevrimiçi oyunlardan biri, “ NewsFeed Defenders ” (Haber Akışı Bekçileri), gerçek hayatta karşılaşılabilecek durumlardan esinleniyor ve çocuklara kendi sosyal medya haber akışlarını nasıl yönetebilecekleri hakkında bilgi veriyor . Medya okuryazarlığı oyunu sadece yanlış bilgiyi fark edebilmeyi değil aynı zamanda yanlış bilginin farklı türlerini de görebilmeyi, bu konuda bilinç kazanabilmeyi sağlıyor. Oyunun başında, bir bilgideki kaynakların önemi ve tutarlığından bahsediliyor ve şeffaflık gibi ilkeler tanıtılıyor. Görüş yazıları, sponsorlu içerikler veya reklamlar gibi taraflı olabilecek gönderilere karşı tedbirler içeren oyunda amaç, siteyi yararlı ve güvenli bir alan haline getirmek. Oyun içinde bilgilerin nasıl teyit edilebileceğine yönelik ayrıntılı ipuçları bulunuyor. Ayrıca beğeni sayıları, yorumlar, paylaşan kişiler, birlikte paylaşılan görseller gibi her ayrıntı Facebook benzeri bir sosyal mecraya yönelik oluşturulmuş. Poynter yakın zamanda sahte haberlere karşı bilinç oluşturmak için hazırlanan oyunların bir listesini oluşturdu . Aslında bu liste oyunların sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de eğitici olduğunu gösteriyor. Bütün oyunların amacı aynı olsa da (yanlış bilgiyle mücadele), bazı oyunlar oldukça sıradışı yöntemler deniyor. Örneğin “ Bad News ” (Kötü Haber) oyununda amaç, diğer örneklere göre çok daha farklı. Bad News’de kazanmak için sahte haber üretmeli ve takipçi sayınızı sürekli olarak artırmalısınız. Tabii bunu yaparken inandırıcılığınızı da kaybetmemeniz gerektiği sürekli size hatırlatılıyor. Ayrıca anlatıcı sizinle doğrudan iletişime geçiyor ve seçebileceğiniz şıklar her zaman sizi sahte içerik üretmeye itiyor. Dolayısıyla işleyiş, oyuncunun tamamen sahte haber yayan bir kullanıcı gibi davranmasını ve o şekilde düşünmesini istiyor. Karşılıklı çevrimiçi diyalog, belli durumlarda verilen tepkilere göre ilerliyor ve eğer sahte haber yaymaktan kaçınır ve sahte Twitter profilinizde takipçiniz kalmazsa oyunu kaybediyorsunuz. Eğer sahte haber yaymaya devam ederseniz “trol” “kutuplaştırma” “taklit etme” “komplo” gibi çeşitli rozetlerle ‘ödüllendiriliyor’sunuz. “Takipçi kazanmak için başka birinin itibarından faydalanalım. Hangisini yapmak istersin? Sahte bir kurumsal Twitter hesabı oluştu rmak mı, önemli birinin kimliğini taklit etmek mi?"" Güvenli bir ortamda kullanıcılarını yanlış bilgiyle karşılaştıran ve yanlış bilginin diğer internet kullanıcılarını nasıl etkileyebildiğini göstermeyi amaçlayan oyun, oyuncuları -oyunu kazansalar bile- sahte haberlerin üstesinden gelmeye teşvik etmek için tasarlandı. İngilizcenin yanında Yunanca, İsveçce, Sırpça gibi toplamda on üç dilde oynanabilen bu oyun son zamanlarda birçok haber sitesi tarafından yanlış bilgiye karşı direnç geliştirdiği övgüleri aldı . Bad News’e atfedilen “sahte haber aşısı” tanımı, “aşılama kuramı”ndan geliyor ve verilerine dair yapılan araştırmalar, oyunun sahte haberlere karşı “psikolojik direnç” geliştirdiğini gösteriyor . Oyunun daha sade bir dil ve düzleme kurulduğu, çocuklar için yapılan versiyonuna da ulaşmak mümkün . Farklı disiplinlerden katılımcıların çeşitli problem sahaları üzerinde çalışarak yanlış bilgi sorununa çözüm ürettikleri ve Teyit’in düzenlediği Factory programında da bir oyun yaratma projesi ortaya atılmıştı. “Fanus’tan Çıkış”da sunulan ve ilk kez bu etkinlikte toplu oynanan oyun, Teyit’in yayımladığı analizlerin üzerinden ilerliyordu. Belirli bir iddiayı “doğru” veya “yanlış” olarak seçen oyuncu, doğru tespitlerde bulunursa puan alarak bir sonraki iddiayla karşılaşıyor. Oyunun herhangi bir yerinde iddiayı yanlış değerlendiren kullanıcı, oyundan atılıyor ve o iddianın Teyit’teki analizine yönlendiriliyor. “Be Internet Awesome,” “Bad News,” “NewsFeed Defender” gibi bütün bu oyunların kullanıcıları eğitme girişimleri, yanlış bilgi sorununun sadece (çoğu insanın kolayca sorumluluğu attığı gibi) sosyal medya platformları ve teknoloji şirketlerinde olmadığını gösteriyor. Çevrimiçi sosyal mecraların yaptıkları ve yapmadıklarını tartışırken, yapamayacaklarını da göz önünde bulundurmalı ve yanlış bilgiye karşı kendi çözümlerimizi de üretmeye başlamalıyız." Apollo 11’in 50. yılında Ay’a inişle ilgili asılsız iddialar hala dolaşımda,https://teyit.org/teyitpedia/apollo-11in-50-yilinda-aya-inisle-ilgili-asilsiz-iddialar-hala-dolasimda,"*Bu içerik ilk kez "" Fifty years after Apollo 11, moon landing hoaxes still thrive online "" başlığıyla PolitiFact tarafından 18 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Neil Armstrong ve Buzz Aldrin 50 yıl önce 20 Temmuz günü Ay’a ayak basan ilk insanlar olarak tarihe geçtiler . Ne var ki herkes bunun gerçekten yaşandığına inanmıyor. Konuyla ilgili komplo teorileri, neredeyse Apollo 11 uzay aracının “Sessizlik Denizi”ne indiği 20 Temmuz 1969 tarihinde başladı. The New York Times, aynı yılın Aralık ayında “Ay’a İniş Mi? Hangi Ay’a İniş?” başlıklı bir yazı yayımladı . Yazı, bu gelişmelerin hükümetin dikkatle planladığı bir kurmaca olduğunu iddia eden bir grubu ele alıyordu. O zamandan bu yana Ay’a inişle ilgili asılsız bilgilerin ardı arkası kesilmiyor. Doğrulama platformu PolitiFact’te, Ay’la ilgili yıllardır süregelen bazı komplo teorileri çürütüldü. Armstrong’un botlarının, ayda bıraktığı ayak izleriyle kıyaslandığı fotoğraf da aksi kanıtlanan teoriler arasındaydı. Armstrong, kariyerindeki bu dönüm noktası hakkında ortaya atılan asılsız söylentileri 2007’de yayımlanan bir kitapta ele almıştı: “Ay’a inişi gerçekmiş gibi göstermek Ay’a inmekten daha zor olurdu.” Yapılan anketler, olayın kurmaca olduğuna küçük bir grubun (1999’da ABD nüfusunun yalnızca %6’sı) inandığını gösterse de bahsedilen komplolar, internet çağında daha fazla dikkat çekmeye başladı. Sosyal medya platformları yeni kitlelere ulaşmak için bu tür aldatmacalara yönelik geniş bir alan sunuyor. Shane Dawson gibi meşhur YouTuber’lar Ay’a inişi açıkça sorgulayarak kanalları için milyonlarca izleyici kazanıyorlar. Binlerce Facebook kullanıcısı, Ay’a hiç ayak basılmadığına ilişkin yeni “kanıtı” tartışmak üzere bir araya geliyor. Reddit’te tamamen bu konuya ayrılan bir kategori bulunuyor . Peki Apollo komplosunu ilk kim çıkardı? Bu komplo bugün neden paylaşılmaya devam ediliyor? PolitiFact bu soruların yanıtlarını bulmak üzere geçmişi mercek altına aldı. Ay’a inişle ilgili kurmacaların kaynağının Bill Kaysing olduğu düşünülüyor. Önceden ABD donanmasında denizci olan Kaysing, Apollo’nun 17. ve son kez Ay’a inişini nden dört yıl sonra, 1976 yılında, “Ay’a Hiç Gitmedik: Amerika’nın 30 Milyar Dolarlık Dümeni” isimli bir kitap yayımladı . Kitapta Kaysing ve ortak yazarı Randy Reid herhangi bir kanıt sunmadan, devletin dolap çevirdiğini çünkü NASA’nın aslında astronotları Ay’a göndermediği öne sürüyordu. Oluşturdukları komplonun dayanağı şöyleydi: NASA, Ay’a birini gönderecek teknik uzmanlığa sahip değildi; bazı Ay’a iniş fotoğraflarında yıldızlar görünmüyordu; ve Ay’a giden astronotların, radyasyona maruz kaldıkları için sağ kalmaları mümkün değildi. PolitiFact ve diğer doğrulama platformlarına göre ise bu tip iddialar objektif olarak araştırılmamıştı. 16 Temmuz 1969 tarihinde Kennedy Uzay Merkezinin Basın Sahasında yer alan bir lagünün kıyısında toplanmış binlerce gazeteci ve fotoğrafçı, füze fırlatma platformundan büyük bir gürültüyle ayrılmaya hazırlanan ve Apollo 11 astronotlarını taşıyan Saturn 5 Roketi’ni izliyor. (AP) NASA’nın eski baş tarihçisi Roger Launius Mayıs ayında Smithsonian Enstitüsünün dergisi için yazdığı makalede , “Kaysing’in gerekçesinin arkasındaki mantık yeteri kadar geliştirilmemişti; baştan savma veriler ve gösterişli iddialar yer alıyordu” diyor. Launius makalesinde Apollo’nun faaliyetlerine ilişkin en kalıcı komplo teorilerinden birkaçına değiniyor. Kaysing daha önce, Apollo uzay faaliyetlerinde kullanılan roketleri üreten Rocketdyne şirketinde uzman teknik yazar olarak görev yapmıştı . Yazdığı kitap, Ay’a inişi karalayan en kapsamlı yayın niteliğindeydi ve ileride ortaya atılacak asılsız iddiaların temeli olacaktı. Doğru zaman gelmişti. Richard Nixon 1974 yılında Watergate skandalının çıkmasıyla başkanlık görevinden istifa etti . Bu durum halkın hükümete olan güveninin uzun yıllar boyunca sarsılmasına neden oldu . Bu olay, dönemin diğer krizleriyle beraber kısmen de olsa birtakım asılsız söylentilerin yayılmasını da beraberinde getirdi. Florida Üniversitesi Hukuk Profesörü Mark Fenster, PolitiFact’e komplo teorilerinden ayrıntılı olarak bahsettiği e-postada şöyle diyor: “İlk olay ABD’de önemli siyasi karışıklıkların ve trajedilerin yaşandığı dönemde meydana geldi. Bunlar (Martin Luther) King (Jr.) ile (John F.) Kennedy suikastleri, Vietnam Savaşı ve giderek büyüyen öğrenci gösterileriydi. Ay’a iniş, tüm bu çalkantılar sırasında ve devlete olan güvenin yerlerde olduğu bir dönemde, sıra dışı bir olay olarak kendini gösterdi.” 1977 yapımı “Hükmedenler” (Capricorn One) filmi, Ay’a inişin bir Hollywood stüdyosunda çekildiğini iddia ettiği komplo kaynaklarına ilham verdi. Film, NASA’nın Mars’a yolculuğu gerçekmiş gibi gösterdiği bir aldatmacayı konu alıyordu . Yazar ve bilim alanında gazeteci Andrew Chaikin 2007 yılında yazdığı NASA kitabında şöyle diyor: “Filmin yönetmeni Peter Hayms, Apollo’nun kurmaca olduğuna inanmadığı halde böyle asılsız bir iddianın mümkün olabileceği cazibesine kapılmıştı. İlginç bir şekilde Hayms, aslında senaryoyu 1972 yılında yazmış ve Hollywood’da büyük tepki görmüştü. 1970’li yılların sonunda filmi sattığında ise bu tepkiden eser kalmamıştı.” Başkan Richard Nixon, uzaydan Dünya’ya iniş yapan USS Hornet aracının izolasyon ünitesinde bulunan Apollo 11 astronotlarını izliyor, 24 Temmuz 1969. (AP) Dünya’nın küre şeklinde değil, düz olduğunu iddia eden Uluslararası Düz Dünya Araştırma Topluluğu 1980 yılında Ay’a iniş faaliyetlerinin gerçek olmadığı konusunda NASA’yı suçladı . Topluluk, hiçbir kanıt sunmadan, ajansın faaliyetler için Walt Disney ortaklığında Hollywood’da görüntüler çektiğini ve ünlü film yönetmeni Stanley Kubrick’le çalıştığını öne sürdü. 1980’ler ve 1990’larda bu tarz komplo teorileri yayılmaya devam etse de hiçbiri Kaysing’in teorisi kadar geniş yankı bulmadı. Senaryosunu Bart Sibrel’in yazdığı “Ay’a Giderken Komik Bir Şey Oldu” (A Funny Thing Happened on the Way to the Moon) adlı filmde “Apollo 11 astronotlarının Ay’a hiçbir zaman ayak basmadıkları” iddia edildi . Fox TV aynı sene “ Komplo Teorisi : Ay’a İndik mi?” (Conspiracy Theory: Did We Land On The Moon?) adlı benzer bir program yayımladı. Ay’a iniş komploları teorisyenleri şu günlerde, yanlış inanışlarını broşürler veya uzun metrajlı belgesellerde işlemiyorlar. Bunun yerine araç olarak Instagram’ı ve Facebook gruplarını kullanıyorlar. PolitiFact, kitle analiz aracı CrowdTangle ve tersine görsel arama araçlarından faydalanarak Facebook kullanıcılarının, Ay’a inişini konu alan ve çürütülen yanlış bilgileri nerede paylaştıklarını inceledi. Örneklerde, Çinlilere ait bir uzay keşif aracının ABD astronotlarının Ay’a indiğine ( Pants on Fire! ) ve Aldrin’in uzaylılarla karşılaştığına ( Pants on Fire! ) dair herhangi bir kanıt bulmadığından bahsediliyor. Bu komplolar özellikle Dünya’nın düz olduğunu savunan Facebook gruplarında büyük ilgi görüyor. Facebook’ta 55 binden fazla üyesi olan bir grupta Apollo komploları oldukça rağbet edilen bir konu. Grup üyelerine, Ay’a inişin neden kurmaca olduğunu düşündükleri sorulduğunda bazı üyeler, Ay’da çekilen fotoğraflarda hiç yıldız olmamasının, olayın sahteliğine yönelik bir kanıt olduğunu ileri sürdü. (History.com’da bu görüş çürütüldü .) Sadece Ay’a inişin kurmaca olduğu iddiasına dayanan gruplar da var. En popüler gruplardan birinde , Apollo’nun uzaya insansız araçlar gönderdiği iddia ediliyor ve grup üyeleri bu suçlamaları desteklemek için çeşitli fotoğraflar, yazılar ve ilgi çekici görüntüler paylaşıyorlar. Facebook'tan alınan bir gönderi Söz konusu iddialar Facebook’un dışında başka platformlarda da karşımıza çıkıyor. Yukarıda bahsedilen ve önceden çürütülen Ay’a inişle ilgili sahte gönderiler Pinterest ve Tumblr ’da da paylaşılıyor. Instagram’da \""moon landing hoax\"" (Ay’a iniş kurmacası) aratıldığında 11 binden fazla gönderi çıkıyor. Ayrıca YouTube’da da yanlış bilgi içeren ve genellikle Reddit’te komplo hakkında açılmış bir kategoriye istinaden paylaşılan birçok video bulunuyor. Amazon’da Apollo faaliyetlerinin kurmaca olduğunun resmedildiği tişörtler satılıyor . Peki bunun sebebi ne olabilir? Camden’daki Rutgers Üniversitesinde emekli Sosyoloji Profesörü Ted Goertzel PolitiFact’e, her şeyin bilimsel elitizm algısından kaynaklandığını ifade ediyor. “ Ay’a inişle ilgili komplo teorileri, bilimsel bir elit kesim tarafından aldatıldığı ve kullanıldığından şüphelenen kişilere cazip geliyor. Söz konusu komplolar bu bağlamda 11 Eylül, aşı ve küresel ısınmaya dair komplo teorilerine ve hatta dünyanın düz olduğu teorilerine benziyor. ” Fakat son zamanlarda Ay’a inişle ilgili asılsız içerikler olağan hale geldi. The New York Times , Apollo’nun Ay’a hiçbir zaman insan göndermediği hakkındaki uydurmaları yeniden gündeme getiren bazı internet kullanıcılarını tespit etti. Yarı yolda bunun “yalnızca bir teori” olduğunu söylese de, tamamen komploya adanmış video yu yükleyen Shane Dawson ve geçmişteki komplolara ilişkin benzer açıklamalarda bulunan ABD’nin ünlü stand-up komedyeni ve podcast konuğu Joe Rogan bu kişilere örnek. Diğer bir taraftan internette ve sosyal medyada Ay’a inişle ilgili komplo teorilerinin çürütülebileceği platformlar da bulunuyor. “Apollo programını takip eden amatör ve profesyonel kişilerin” oluşturduğu Clavius.org , Ay’a inişe dair yanlış bilgileri düzenli olarak çürütüyor. PolitiFact gibi doğrulama platformları da sadece bu tür komploların doğruluğunu araştırmakla kalmıyor, aynı zamanda Facebook’la işbirliği neticesinde kullanıcıların bu yanlış bilgilere erişimini de azaltmaya çalışıyorlar . Ay’a inişle ilgili komplo teorilerinin bugün daha fazla karşımıza çıkıyor olması, daha çok insanın bu teorilere inandığı anlamına gelmiyor. Mark Fenster “Sosyal medyanın yazılanları değiştirdiği veya çok daha fazla insanın konuya inanmasını sağladığı konusundan emin değilim,” diyor. “Evet iddiaları daha inanılır kılıyorlar. Fakat, Dünya’nın düz olduğu teorisine inanmak isteyen birini bulmanın daha kolay olması, buna daha çok kişinin inanacağı anlamına gelmiyor.”" Verilerle teyitçiler ve teyitçilik,https://teyit.org/teyitpedia/verilerle-teyitciler-ve-teyitcilik,"Duke Reporters’ Lab 2014 yılında doğrulama platformlarının gelişimini, izlediği yöntemleri ve etkinliklerini kayda geçirip takip etmek amacıyla veritabanını ilk kez işlemeye başladığında, dünya üzerinde 44 doğrulama projesi girişimi vardı. 2019 yılında, yani 5 yıl sonra, bu sayı 188’e ulaştı. Son beş yıl içinde sayıca 4 katına çıkan doğrulama platformları şu anda 60’dan fazla ülkede bulunuyor. IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) tarafından düzenlenen ve altıncısının Cape Town’da gerçekleştiği Global Fact-Checking Summit sırasında, dünyanın pek çok yerinden gelen teyitçilerle anketler yürütüldü . Bu verilerden oluşturulan rapor, yanlış bilgi sorununa karşı mücadele eden sivil toplum kuruluşları, akademik birimler ve medya organlarını dahil IFCN imzacısı doğrulama platformları hakkında önemli veriler içeriyor. Kuruluş yıllarına göre doğrulama platformlarının sayısı ve artışı , Duke Reporters’ Lab Doğrulama platformlarının dünya üzerindeki varlığına bakıldığında, bu girişimlerin daha çok 2014 yılı itibariyle arttığı anlaşılıyor. Sadece 2017 yılında, yanlış bilgi sorununa çözüm arayan 17 yeni oluşum kurulmuş . Bölgesel bakıldığında ise bu yıl en büyük yükselişin Asya’dan geldiği yorumu yapılabilir. 2018’de Asya kıtasında başlayan 13 yeni doğrulama girişimiyle şu anda Asya’da 35 kuruluş bulunuyor . Avrupa’da ise bu sayı bir yıl içinde 52’den 61’e yükseldi. IFCN imzacısı 188 kuruluşun 131’i ise iddialarını sınıflandırmak için “iyi tanımlanmış değerlendirme sistemi” kullanıyor . Dünya üzerindeki IFCN imzacısı doğrulama platformları, Duke Reporters’ Lab Çevrimiçi araçların ve uygulamaların geliştirilmesi, mobil erişimin artması gibi etkenler nedeniyle hızlı bir ivme yakalayan dijital yayıncılık, teyit kuruluşlarının en çok tercih ettiği mecra. Özellikle büyük kitlelere anında ulaşılabilmesi, kaynakların herkese açık olabilmesi ve gerektiğinde güncellenebilmesi dijital yayıncılığı, yanlış bilgi sorunu özelinde daha yararlı kılıyor. Ayrıca yanlış bilginin sosyal medyada gönderiler, yorumlar ve retweetler aracılığıyla hızla yayılıyor olması da, yine bu platformlar üzerinden kullanıcılara ulaşmak gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla doğrulama platformlarının neredeyse hepsinin dijital yayıncılıktan besleniyor olması şaşırtıcı değil . Ankete katılan kuruluşların yalnızca yüzde 1,3’ü tamamen basılı medyayı kullanıyor. Teyitçiler kitlelere ulaşmak için kendi internet siteleri ve sosyal medya hesapları için hazırladıkları içerikler üzerine çalışıyor. Ayrıca çevrimiçi hazırlanan bu içerikler, kullanıcılar arasında da daha kolay iletildiği için, istedikleri etkiyi yaratmada daha iyiler. Geçtiğimiz yıl ankete katılan kuruluşların yaklaşık yüzde 65’i toplumsal fayda amaçlayan, Teyit gibi, kar amacı gütmeyen girişimlerden oluşuyordu. 2019 yılında ise bu tip kuruluşların dünya üzerindeki bütün doğrulama platformlarına oranı yüzde 50 civarına geriledi . Bu oransal daralmanın nedeni ise kâr amacı güden doğrulama platformlarının artması. Ankete göre bu yıl, her iki kuruluştan biri kâr amacı güdüyor . Bu yükseliş yanlış bilgi sorunun artık başlı başına bir sektör oluşturabileceğine dair fikir veriyor. Duke Üniversitesine bağlı Reporters’ Lab’ın yürüttüğü veritabanı Mark Stencel ve Bill Adair tarafından güncelleniyor . Bu veritabanında, bilginin her yönünü inceleyen, somut iddiaları ele alarak sonuca ulaştıran, kaynaklar ve metotlar konusunda şeffaflık ilkesini uygulayan, aldığı fon ve destekleri açıkça paylaşan ve doğru bilgiyi benimsemiş tarafsız kuruluşlar ve girişimler değerlendiriliyor . Doğrulamanın belirli konulara özgü geliştirildiği oluşumlar da çalışma kapsamında dikkat çekiyor. Siyasi söylemleri teyit eden ABD’de PolitiFact ve Türkiye’de Doğruluk Payı gibi kuruluşların yanı sıra, yine belirli konularda uzmanlaşan doğrulama platformları da kurulmaya başlandı . Bunlardan en dikkat çekenler ise sağlık konusunda uzmanlaşan Avustralya’daki Metafact ve Fransa’daki Health Feedback. IFCN Poynter Ankete göre teyit kuruluşlarının neredeyse yarısının tam ve yarı zamanlı dahil 10 kişiden az çalışanı var . Ancak teyit kuruluşlarının artması, teyitçilerin yanlış bilgi sorununun çözümünde aktif rol oynaması ve özellikle Facebook, Instagram, Google gibi platformların yanlış bilgiyle mücadelesinde teyit kuruluşlarıyla yaptıkları işbirlikleri bu girişimlerin hacminin de yakın zamanda büyüyeceğine işaret ediyor ." Yaşça büyük yakınlarınız yanlış içerikler paylaşıyorsa...,https://teyit.org/teyitpedia/yasca-buyuk-yakinlariniz-yanlis-icerikler-paylasiyorsa,"Bu içerik ilk kez "" What to do if the older people in your life are sharing false or extreme content "" başlığıyla Buzz Feed News tarafından 23 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. “Büyüteç simgesini bul,” diyor Patrick Costales, ekranında YouTube’un açık olduğu tableti işaret ederken. Naomi Harris, BuzzFeed News Costales (15), Michele Bianchi’ye (81) çok sevdiği bir İtalyan televizyon programının bölümlerini nasıl arayacağını gösteriyor. Her Cumartesi, Toronto’da bir kütüphanenin bodrum katında buluşuyorlar ve Costales, Bianchi’ye “Cyber Seniors” isimli program dahilinde nasıl e-posta gönderildiğini, haberlerin nereden okunduğunu, nasıl müzik dinlenildiğini ve internetteki diğer işlemlerin nasıl yapıldığını öğretiyor. Görüntüler, beşinci kez buluştukları Cumartesi'den. Costales, Bianchi’yle olan görüşmesi sona erdikten sonra kendilerinden yaşça büyük insanların internetteki davranışlarını tartışmak üzere bilgili arkadaşı Mareson Suresh’in (15) yanına oturdu. Şimdiye kadar yetişkin bir kullanıcının sosyal medyada tartışmalı bir gönderi paylaştığını görmüşler miydi? Costales “sık sık” gördüğünü söylüyor. “Annem fotoğraf çekmekten hoşlanır. Çektiği bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşmayacağını söylese de paylaşır,” diyor Suresh. “Yani Facebook kullanmadığım için annemi Facebook’ta veya başka bir platformda takip etmiyorum; fakat annem Facebook’u çok seviyor.” İster kişisel fotoğraflar ister yanlış veya tahrik edici yazılar ve görseller olsun gençler, sürekli internette gezinen yetişkinleri idare etmeye çalışıyor ve zaman zaman bu yetişkinlerin neden olduğu sorunlarla uğraşıyorlar . 1946 ile 1964 yılları arasında doğan “boomers” kuşağı ile daha eski jenerasyonlar, içinde bulunduğumuz yeni ve karmaşık bilgi ortamında sorun yaşayan tek grup olmamalarına rağmen yapılan bir araştırma bu kişilerin sanal alemde en zorlayıcı durumlarla karşılaştıklarını ileri sürüyor . Tabii ki gençler de bu tip zorluklar yaşıyorlar. Nitekim üniversite öncesi ve üniversite öğrencilerini hedefleyen çok sayıda medya okuryazarlığı programı bulunuyor. Bununla birlikte internetteki platformlarda yaşanan hızlı değişimler ve ""Cyber Seniors"" gibi programların birçok kullanıcıya erişememesi, yaşça daha büyük olanların teknolojinin hızına yetişememelerine neden oluyor. Vancouver’da bulunan Washington Devlet Üniversitesinin karma ve ağ tabanlı öğrenme bölümünü akademisyeni Mike Caufield ’e göre buradaki zorluk, durumu faydalı sonuçlar elde edecek ve farklı jenerasyonlar arasındaki ilişkileri yıpratmayacak bir biçimde ele alabilmek. Caufield aynı zamanda, bilgi okuryazarlığını öğretmeye yönelik yeni yaklaşımların öncüsü olan Dijital Kutuplaşma Girişimi’ nin lideri. Caulfield’in öğrencileri kendilerinden yaşça büyük yakınlarının Caulfield’in öğrettiği becerileri öğrenmeleri gerektiğini düşünüyor. “Her sınıftaki öğrencilerim 'Harika dersti. Peki yetişkinler konusunda nasıl hareket edeceksiniz?' diyor. Bu soruyla devamlı karşılaşıyorum. Yarı şaka yarı ciddi bu tepkinin oldukça samimi olduğunu hissediyorum. Öğrencilerin bu konudan bahsederlerken kafalarında özellikle ilgilenilmesi gereken bireyler olduğunu anlıyorum."" Neyse ki Caulfield ve başka uzmanlar konuya ilişkin öneriler sunuyorlar. Suresh de tabii. Yaşlılara haftalarca cihazlar ve internet hakkında temel bilgiler veren Toronto’daki gençlerden biri olarak Suresh'in de çözüm tavsiyeleri bulunuyor. “Onlara açık olmanız yeterli. Ailenizle bu özel konular hakkında konuşmanızın tuhaf olduğunun farkındayım; fakat çok büyük faydasını göreceksiniz. Bu yüzden onlarla en kısa sürede konuşmanız uygun olacaktır,"" diyor. Bu soruna “John Cusack Problemi” denilebilir. Ünlü aktör John Cusack Haziran ayında karikatürlü bir tweet attı . Tweette, Davut’un yıldızı bulunan bir el insanları eziyordu. Karikatürün yanında “Size kimin hükmettiğini öğrenmek istiyorsanız sadece kimi eleştirmeye izninizin olmadığını bulun” yazıyordu. Sözler Voltaire’e atfedilmişti ama aslında beyaz nasyonalist Kevin Alfred Strom’un kitabından alınmıştı . Cusack (53) tweet’e ayrıca “Parayı takip et” yorumunu yapmıştı. Yahudi aleyhtarı mesajı geri tepen Cusack olaya bir “bot”un sebep olduğunu iddia etti. Daha sonra paylaştığı tweetin ne ima ettiğini anlamadığını söyledi. Tweet’inde “Yanlışlıkla aşırı sağ görüşlü bir hesabın gönderisini retweetledim. Filistin’de bir hastaneyi hedef alan korkunç bombalama eylemini kast ettiğini düşündüm,” diyordu. Caulfield yaşça büyük insanların radikal mesaj veya görüntüler içeren gönderileri farkında olmadan paylaşmalarının yaygın bir durum olduğunu ifade ediyor. “Bazı kişilerin, yanlış bir bilgiyi paylaşırken esasında o bilgi kaynağının kötü amaçlı olduğunu anlayıp anlamadıklarını tespit etmek çok zor. Anne babanız profillerinde Minyonlar yerine bir anda Temmuz ayının başında yaşanan çimentolu milkshake olayına ilişkin aşırı sağ gönderiler paylaşmaya başlarlarsa ne yaparsınız?” Caulfield, bu tip kullanıcılara özel olarak müdahale etmenin önem taşıdığını söylüyor. Kişiye, içeriğin içinde bulunduğu bağlamını görmesi konusunda yardım etmek gerekiyor. “Aile üyeniz konuyu anlamayabilir ve paylaşımlarından dolayı dehşete kapılabilir. Dolayısıyla müdahale edilecek noktayı iyi saptamak ve karşı tarafa ‘Tam olarak bunu kast etmediğini biliyorum fakat…’ diyebilmek gerekiyor.” Uzmanlar, zıtlaşmamanın esas olduğu konusunda hemfikirler. Daniel Kent, henüz Indiana’da bir ortaokul öğrencisiyken 2003 yılında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Net Literacy’i kurdu. Kurumun ilk programlarından biri yaşça büyük olan kişilerin interneti kullanmalarına ve temel internet becerilerini edinmelerine yardım eden “Senior Connects” programıydı. “Her şey (yaşça büyük olan insanlara) ilgi ve saygıyla yaklaşmaktan geçiyor. Bu kişilerin oldukça iyi niyetli olma ihtimali karşın uygulama kısmında bu kadar düşünceli ve duyarlı hareket edemeyebileceklerini bilmek gerekiyor,” diyor Kent. Kent ve Caulfield, bu kişilerle konuşmak istediğinizde, onlarla yüz yüze konuşmanızı ya da bu mümkün değilse mesajla veya telefonla iletişime geçmenizi öneriyor. Aksi takdirde birinden Facebook veya benzeri bir platformda açık olarak bahsedilirse o kişi muhtemelen kendisini saldırıya uğramış veya rezil edilmiş gibi hissedebilir. Ayrıca o kullanıcıdan, yaptığı paylaşımın sebebini öğrenme imkanı kalmayacak. Bir kullanıcının nereden geldiğini ve belirli bir gönderiyi neden paylaştığını tespit etmek önemli. “Gönüllülerimize olabildiğince empati göstermelerini tavsiye ediyoruz,” diyor Kent. Bireysel hareket etmek çoğunlukla en iyi seçenek olduğu halde alenen müdahale etmek isteyebileceğiniz durumlar olabilir: örneğin, bir tanıdığınızın paylaştığı yanlış veya yanıltıcı bilgi çok fazla etkileşim alıyorsa. Kent, “Tanıdığınıza doğrudan müdahale etmenin onu durdurmayacağını ve bunun yerine o gönderiyi gören arkadaşlarınız adına yapılacak müdahalenin daha etkili olacağını düşünebilirsiniz,” diyor. Agresif veya zıtlaşan tavır takınmama kuralı ise geçerliliğini koruyor. Kent, gönderinin asıl içeriğini açıklamanın, aynı konuda farklı bir bilgi paylaşarak tartışmaya dahil olmanın ve o bilginin neden daha doğru veriler sunduğunu belirtmenin uygun adımlar olacağını ifade ediyor. Bir yakınınızın gerçeklikten uzak bilgiler paylaştığını gözlemlediğinizde o yakınınızın hangi duyguyu, fikri veya düşünceyi ifade etmeyi amaçladığını anlamaya gayret edin ve o kişiyi gerçek bilgiyi edinebileceği daha iyi bir kaynağa yönlendirin. Caulfield, “Böylece ilgilendikleri konuyu kapsayan daha iyi bir kaynağa yönelmelerini sağlarsınız,” diyor. Uyarı: Belirli bir fikir veya iddia nefret uyandırıyor veya alenen yanlışsa, karşı tarafın o fikri veya iddiayı izah etmelerine yardım etmek sizin göreviniz değil. Caulfield konuyla ilgili olarak “Bu kişiler, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan kişilerse endişelerini doğrulayacak bir harekette bulunmayın. Fakat endişelendikleri konu bir dereceye kadar geçerliyse, empatiyle yaklaşabilirsiniz” diyor. Caulfield, kişiyi asıl konu veya iddiayı, veri tabanında bulunan internet sitelerini kontrol altına alan Google Haberler’de aramaya teşvik etmenin uygun olacağını söylüyor. Böylece kullanıcı, kendi bakış açısını veya hislerini onaylayan daha güvenilir bir kaynaktan bilgi alabilir. “USA Today sitesini kaynak olarak kullanırsanız neredeyse her zaman doğru noktaya temas edebilirsiniz,” diyor Caulfield. “Tıkladığınızda aynı başlığa ulaşamayabilirsiniz; fakat (farklı) bir hikaye bulmanız 10 saniyenizi alıyor.” Bu uygulama aynı zamanda kişinin aynı konu hakkında farklı haber başlıklarını görmesini sağlıyor ve hangi bilgilerin çeşitli yayın organlarınca ortak olarak korunduğunu gözlemlemelerine yardım ediyor. “Google Haberler’e başvurmak ve orada haber başlıklarını aratıp 'Bakın bu haber başlığı diğerlerinden farklı’ demek çok etkili oluyor.” Eufemia ve Michele Bianchi, Toronto Halk Kütüphanesindeler. Bilgi tüketimi konusundaki kendi alışkanlıklarınızın da ideal olan olmayabileceğini fark edecek bilince sahip olun. Bir haber yazısına yönelik başka kaynaklar bulmaya ve karşınıza çıkan detayları, olayla ilgili tutarsızlıkları belirlemek üzere kıyaslayın. Nihayetinde doğru olanı paylaşın. Arkadaşlarınıza ve ailenize müdahale etmek yerine bu alternatifi uygulayabilirsiniz. Caulfield, “Aile üyeleriyle yeni bilgiler paylaşmanız veya yanlış düzeltme adımlarınızı, yakınlarınız yerine daha büyük platformlardaki kullanıcılara yönelik atmanız çoğu durumda daha etkili olur,” diyor. Çevrenizdeki bazı yetişkinler paylaştıkları bilgiler konusunda sorun yaşasalar bile bol miktarda bilgi, deneyim ve sevgileri var. Toronto’da yaşayan 15 yaşındaki Suresh, öğrencisi 79 yaşındaki Eufemia Bianchi’ye kullandığı Samsung telefon hakkında birçok şey öğretti. Bu, aynı zamanda kendisi için de güzel bir öğrenme deneyimi oldu. Suresh, “Genelde gençlerin, çevrelerinde bulunan en bilge ve hayata dair en çok tecrübesi olan kişilerle konuşma imkanları bulunmuyor fakat bu program, bize yaşlılarla iletişim kurma fırsatı sunuyor; bu da programın en önemli özelliklerinden biri,” diyor." "Medyaya neden güvenmiyoruz? [teyitpedia, #4]",https://teyit.org/teyitpedia/medyaya-neden-guvenmiyoruz-teyitpedia-4,"Dünya baş döndürücü gündemlere tanıklık etmesine rağmen araştırmalar, haberden kaçınanların sayısının her geçen gün arttığını gösteriyor. Ayrıca medyaya güven, dünyanın pek çok ülkesinde tarihin en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. #teyitpedia ’nın dördüncü bölümünde Türkiye’de diğer ülkelere göre daha derinden hissedilen medyanın itibar krizini tarihsel bir perspektifte, araştırmalar ve özel röportajlarla ele alıyoruz. • Hazırlayan: Şükrü Oktay Kılıç • Video Editör: Cenk Arman • Görsel Editör: Denizhan Kaymak • Editörler: Mehmet Atakan Foça, Gülin Çavuş, Erhan Kuğu, Mertcan Yılmaz • Proje Asistanı: Selin Yıldız • Topluluk Editörü: Burak Avşar Teşekkürler: Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu, Doç. Dr. Ceren Sözeri ve Rıdvan Akar #teyitpedia 'nın önceki bölümleri:" "Dezenformasyon yayılıyor: botlar, troller ve her birimiz",https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyon-yayiliyor-botlar-troller-ve-her-birimiz,"Temmuz ayının başlarında Beyaz Saray, internetteki söylemlerin tehlikeli ve düşmanca tahrif edilişine farklı bir açıdan bakan ve bunların önüne geçilmesini konu alan “Sosyal Medya Zirvesi”ne ev sahipliği yaptı. Sosyal medya ekosistemini dezenformasyon a, yani kasıtlı olarak yayılması planlanan yanıltıcı içeriklere maruz bırakan algoritmalar, iş modelleri ve insani içgüdüler bir süredir detaylı olarak ele alınıyor. Büyük teknoloji şirketleri, problemi ortadan kaldırma konusunda genellikle yeterli adımları atmış olmasalar da Facebook’un “koordineli sahte davranış” olarak adlandırdığı soruna karşı harekete geçmeye başladılar. Ne var ki dezenformasyon, çoğu kişinin düşündüğü gibi sıradan bir durum değil: dezenformasyon kampanyalarını yönetenler, organik etkinliklere dikkatle organize edilmiş eylemleri dahil ediyorlar. Kitleler farkında olmadan gönüllü işbirlikçiler haline gelerek bu kampanyaların amaçlarına ulaşmalarına yardım ediyorlar. Bu durum da internetin zararlı unsurlardan korunmasını zorlaştırıyor. Nature Research, #BlackLivesMatter (Siyahların Yaşamları Değerlidir) etiket aktivizmini, krizler ve Suriye’deki çatışmalardan sonra ortaya çıkan komplo teorilerini ele alırken çoğunlukla aykırı görüşleri destekleyen dezenformasyon kampanyalarını su yüzüne çıkardı. Başlangıçta bu kampanyaların etkisinin üzerinde durulmadan, olayın arkasında daha önemli gerçeklerin bulunduğu düşünüldü. Fakat daha sonra dezenformasyon ağlarının internetteki konuşmaları ve küresel siyasi söylemi nasıl çarpıttığı anlaşıldı ve araştırmanın odak noktası değişti. Dezenformasyonun görmezden gelinmesini sağlayan çeşitli kavram yanılgıları, söz konusu tehdide gereken tepkinin verilmesini zorlaştırıyor. Dezenformasyonun yanlış bilgiden ibaret olduğu, en yaygın kavram yanılgısı olarak karşımıza çıkıyor. Kaldı ki dezenformasyon sadece yanlış bilgi olsaydı platformların paylaşılan bilgilere “doğru” ve “yanlış” etiketlerini ilave etmeleri yeterli olacaktı. Halbuki dezenformasyon çoğu zaman doğru bilgiyi yanlış bilgiyle beraber sunuyor. Gerçek bir durum yanıltıcı bir bağlamda karşımıza çıkıyor ya da gerçek bir fotoğraf kasıtlı olarak hatalı ilişkilendiriliyor. Burada önemli olan bir gönderinin veya tweetin gerçekliğini belirlemek değil, o gönderinin veya tweetin büyük dezenformasyon kampanyasında nasıl bir yeri olduğunu anlayabilmek oluyor. Başka bir kavram yanılgısı ise dezenformasyonun ağırlıklı olarak, yanlış içerik üreten kişiler (paralı “troller”) ve bu içerikleri öne çıkartan otomatik hesaplar (“botlar”) tarafından oluşturulduğu. Gelgelelim etkili dezenformasyon kampanyalarının çeşitli katılımcıları bulunuyor. Bu kampanya katılımcılarının çoğunluğunu, üstlendikleri rolden habersiz olduğu ve “ne yaptığının farkında olmadığı” halde mesajların etkisini artırarak toplulukları kutuplaştıran ve bilim, ana akım medya ve Batılı hükümetler hakkında kuşku uyandıran kişilerden oluşabiliyor. Bu strateji uzun yıllardır uygulanıyor. Dezenformasyon sorunu, 1968 yılında Çekoslovakya’dan Batı ülkelerine sığınan ünlü akademisyen Lawrence Martin-Bittman tarafından açıkça ele alınmıştı [L. Bittman The KGB and Soviet Disinformation (KGB ve Sovyet Dezenformasyonu) ; 1985]. Tarih boyunca öncelikli olarak uygulanan strateji, gazetecileri manipüle etmekti. Günümüzde ise sosyal medya platformları, yeni fenomenleri ön plana çıkarıyor ve hedeflerini genişletiyor. İnternetteki toplulukların gerçek üyelerinin dezenformasyon kampanyalarına etkin olarak katkıda bulunduklarını ve çeşitli aldatmacaların ve rivayetlerin kurgulanmasına yardım ettiklerini görüyoruz. Belirli aktörler devrede olsaydı bu kişilerin taraflı mesajlarını saptamak ve etkisiz hale getirmek kolay olurdu; ancak maalesef durum öyle değil. Ne yaptığının farkında olmayan kitlelerin rolünü tanımlamak araştırmacılar ve platform tasarımcılar için oldukça zorlu bir süreç. Bu durumda atılacak adımı belirlemek de hiç kolay olmuyor. Belki de en kafa karıştırıcı kavram yanılgısı da bir kampanyanın verdiği mesajla amaçlarının aynı olduğu. Dezenformasyon kampanyalarının, FBI’ın silahlı saldırı düzenlediğini veya Afrika kökenli Amerikan vatandaşlarını 2016 seçimlerinde oy vermekten vazgeçirdiğini iddia eden komplo teorilerini yaymak gibi belirli taktiksel amaçları bulunuyor. Bununla birlikte kampanya mesajı genellikle önem taşımıyor. Çoğu kişi, dezenformasyonun, şüpheyi artırma ve demokratik toplumlar için gereken ortak zemini istikrarsızlaştırma yoluyla yaygınlaştırılarak demokratik süreçleri baltaladığını düşünüyor. En tehlikeli kavram yanılgısı, dezenformasyonun bilgisiz veya eğitimsiz bireyleri hedef aldığı, yani sadece “diğer gruplar” üzerinde etkili olduğu yönünde. Dezenformasyonda çoğunlukla nihilist şüpheciliği geliştirmek için etkili konuşma ve eleştirel düşünce teknikleri uygulanıyor. Bu durum, kulaklıkla radyo paraziti dinlemeye benziyor. Böylece bilgiyi anlamlandırma kapasitemiz bastırılıyor ve en sağlıklı tepkinin tüm iletişimi kesmek olduğunu düşünmeye sevk ediliyoruz. İçerik siyasi kimliğimize uygunsa sorunu görme konusunda zorlanıyoruz. Dezenformasyon kampanyaları en kırılgan yönlerimizi, ifade özgürlüğü gibi toplumsal değerlerimizin etrafında gelişen değer sistemlerimizi ve sosyal medya platformlarının “kişileri bir araya getirmek” gibi amaçlarını hedef alıyor. Birey olarak internetteki bilgilerle nasıl etkileşime girdiğimiz konusunda daha derinlemesine düşünmeli ve içinde bulunduğumuz toplulukların bizi etkilemeye çalışabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Sosyal medya platformlarının, dezenformasyonu tanımlayıp, onunla nasıl mücadele edeceğini masaya yatırmadan önce sorun yaratan eylemleri (her ne kadar kâr getirseler de) saptamaları gerekiyor. Bu platformlar ayrıca teknolojinin tarafsız olmadığını ve bazı değerleri özümsediklerini kabul etmeliler. Eğer demokratik söylemi desteklemek bu değerlerden biriyse şirketlerin o değere sahip çıkmaları, ona ilişkin sorumluluklarında istikrarlı davranmaları ve dezenformasyonun sürekli yayılışından faydalanmaya çalışanların ikiyüzlü iddialarından korkmamaları gerekiyor. Araştırmacılar ve politika yapıcıları olarak bireysel dezenformasyon kampanyalarının etkilerini basit girdi (örneğin botlar veya troller tarafından gönderilen mesajlar) ve çıktı (beğeniler, retweetler ve hatta oylar gibi) modellerini uygulayarak ölçmekten daha fazlasını yapmalıyız. Dezenformasyonun vicdanları, zihinleri, ağları ve eylemleri nasıl değiştirdiğinin bilincinde olan modellere ihtiyaç duyuyoruz. Dezenformasyona karşı uygulanacak çözüm yolunda platform tasarımcıları, politika yapıcıları, araştırmacılar, teknoloji ve iş geliştirme uzmanlarıyla dürüst bir işbirliği yapmak gerekiyor. Özgür bir toplum, bu çözüme bağlı." Sahte haber kasırgasından nasıl korunmalı?,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-haber-kasirgasindan-nasil-korunmali,"*Bu içerik ilk kez "" Infocalypse now: How can media users protect themselves from the fake news superstorm? "" başlığıyla Scroll.in tarafından 26 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Amerikalı Diplomat Daniel Patrick Moynihan bir zamanlar “Herkesin kendi fikri vardır, kendine ait gerçekleri değil” demişti. Tabii bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanlarından Kellyanne Conway’in ‘yalan’ kelimesine, örtmece tabirle “alternatif gerçekler” demesinden çok önceydi. Yıllar içinde insanların devamlı “alternatif gerçek” üretmeleri birçok komplo teorisi yarattı. Peki hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu nasıl anlarız? Çoğu insanın aşina olmadığı bir bilgiyle karşılaştığında ilk yaptığı şey, o bilginin kendi görüşlerine uyup uymadığını gözden geçirmek. Gerçeği uydurma olandan ayırabilmek için bizi bilimle, tarihle ve dünya hakkında bilgilerle yüzleştiren bir eğitim şart. Eğer bilimle ilgilenen veya uzay araştırmaları hakkında birkaç bir şey okumuş biriyseniz, Apollo’nun bütün Ay seferlerini biliyorsunuzdur . Ya da tarih çalıştıysanız, Nazilerin ne yaptığı hakkında birtakım fikriniz vardır . Veya biyoloji ve evrim teorileriyle haşır neşir olduysanız ejderha mitlerinin, büyük yırtıcı hayvanlara duyulan korkudan ve tarih öncesi çağda ateşin insanlık için öneminden beslenerek ortaya çıktığını biliyorsunuzdur . Sonrasında, bazı bilgilerden tam emin olmadığınız takdirde, muhtemelen konuyla ilgili kitap, makale ve internet sitesi kurcalamaya başlayacaksınız. Yararlanılan kaynakların güvenilir olup olmadığından emin olmaya çalışacaksınız ve büyük ihtimalle tanınmış bir ansiklopedi veya saygın bir üniversitenin tuttuğu arşivden gelen bilgilere itimat edeceksiniz. Fakat bir şeye inanmaya karar verme yetimiz, karmaşık teknoloji ve siyaset ekosistemi karşısında çöküyor. Ekosistemi oluşturan bazı unsurları aşağıda derledik. Birçok insan bilgiye ve habere internetten (internet siteleri, sosyal medya ve bloglardan) ulaşıyor, gazete ve televizyonu çok takip etmiyorlar . Genel eğilim, okuduklarımızın doğru olduğunu farz etmek. Bunu bize baskı kültürü öğretti. Ders kitapları çoğu zaman bir başkası tarafından düzeltiliyor. Gazeteler de öyle. Bu kişiler adeta bekçiler gibi yazılanları, henüz yayımlanmadan kontrol ediyorlar . Fakat bu bahsettiğimiz, doğrulanmamış birçok materyalin bulunduğu ve dolayısıyla yanlışlıkların üremesine açık zemin oluşturan internet için geçerli değil. Nihayetinde yanlış bilgiler, internette katlanarak artmaya devam ediyor: hiç yaşanmamış olaylar , aslında hiç ağızdan çıkmayan şeylerin söylenmiş olduğu iddiaları ... Çoğu okur ulaştıkları bilginin kalitesi ve doğruluğundan şüphe duymaya başlıyor. Fakat ne yazık ki bu şüphecilik, zaten gerçekliği kanıtlanmış bilgileri de (doğrulanmış tarihi kayıtlar ve gerçeği kabul edilmiş bilimsel ilkeler gibi) hedef alıyor. Bugünlerde üretilen bazı sahte bilgiler hayli yüksek maliyete ve ileri düzey teknolojiyle yapılıyor; tabii bu da o bilgiyi oldukça inanılır kılıyor . Çoğu zaman yanlış içerikler, kamu söylemini etkileme gayesiyle oluşturuluyor; dolayısıyla buna uygun düşecek duygusal ‘olta’larla öfke, çaresizlik, nefret, coşku ve kin üretilmiş oluyor. Bu tür yanlış bilgiler, insanların itibarını ve yaşananların önemini artırma ya da yok etme konusunda oldukça etkililer. İnternet, özellikle de sosyal medya, üzerinde oynanmış fotoğraf, tahrif edilmiş video, düzenlenmiş belge ve sözde alınmış ekran görüntüleriyle dolu . İlgisi olmayan bölgelerde yaşanan katliamı gösteren fotoğraflar alınıyor ve yerel liderin zalimliğini göstermek için sahte bir içeriğe ekleniyor. Başka yerlerdeki gelişmiş altyapıları gösteren fotoğraflar, sanki yerelde yaşanmış başarılar gibi gösteriliyor . India Today’deki bir haberin de bahsettiği gibi, bütün bunlar “ kitleleri aldatma silahı .” Tedirgin edici bir gelişim sürecinde güçlü donanım ve yazılım çok ucuz olduğu için, deepfake videoları hızla çoğalmanın eşiğinde . Deepfake videolar hiç belli olmayacak şekilde bir videodaki insanın yüzünü başka birinin yüzüyle değiştiriyor . Bunlar halka mâl olmuş insanları, hiç söylemedikleri şeyleri söylermiş ve kendilerine ait olmayan davranışları sergilermiş gibi gösterebilir. Yaratılan bu videoların sahteliğini tespit etmek ise gitgide daha zorlaşıyor . Yanlış bilginin bu kadar ağır basması, teyitçilik mesleğinin ve teyit/doğrulama platformlarının ortaya çıkmasına da vesile oldu. Fakat bu teyitçiyi kimin teyitleyeceği konusunda tartışmalara neden oldu, çünkü kendileri de titizlikle gerçekleri doğrularken taraflı olabilirlerdi. Bütün bunlardan daha kötüsü de var: Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün araştırmasına göre sahte bilgi gerçeğinden daha hızlı yayılıyor ve insanlar yanlış bilginin yayılmasında, robotlardan daha çok rol üstleniyorlar. Çoğu insan yeğlediği bilgiye inanmaya meyilli : kendi fikirleriyle bağdaşmayan bilgiyi çoğu zaman reddediyorlar . Ayrıca insanlar, çoğunlukla kendi içinde bulundukları grubun inandığına inanıyor . Bunun nedeni “ tembel beyin. ” Birçok kez tekrar edilen uydurmaca içerik bir müddet sonra tanıdık hale geliyor ve gerçek algısı yaratıyor . Daha sansasyonel olan içeriğe inanma konusunda da genel bir eğilim var . En kötü ve felaket senaryoları ise en inandırıcı gelenleri . İnsanları yanlış bilgi yaratma ve yaymaya teşvik eden unsur, her bir noktaya nüfuz eden sosyal kutuplaşma. Bu kutuplaşma, haşin bir eşitsizlik, işsizlik ve ekonomik mahrumiyet krizinden besleniyor. Bunun sonucunda birçok ülkede, “küreselleşmiş” siyasi düzene karşı çıkan birçok farklı kültürel milliyetçilik türleri ortaya çıkmış durumda. Kültürel milliyetçilik çoğunlukçu olmaya yöneliyor ve çoğunluğun, başka ırk, kast, toplum, cinsiyet veya sınıftan gelen insanlara karşı muhalif olduğu çeşitli sosyal bölünmeleri besliyor. Birçok siyasi anlatı, kendisine verilecek desteği harekete geçirmek için yanlış bilgi kullanıyor. Yanlış içerikler vatandaşları, birbiriyle zıtlaşan milliyetçiliklerden, sosyal ayrımının doğasına ve tarihi çarpıtmaya kadar birçok mesele konusunda kutuplaştırmak için oldukça etkili bir silah. Yanlış hikayelerin üretilmesi ve tüketilmesi ideoloji yığını oluşturdu ve bu yığını derinleştirmeye devam ediyor. Kısır bir döngü bu: bu hikayeler kutuplaşmadan besleniyor ve kutuplaşma dolayısıyla da daha fazlası üretiliyor. Örneğin Hindistan’da, kültürel milliyetçiler, NDTV ’nin değil Republic TV ’nin güvenilir olduğunu düşünüyor; Jawaharlal Nehru Üniversitesi ve Hyderabad Üniversitesinin “yozlaşmış elit tabakası”yla müttefik olan “millet düşmanı” ve “insan düşmanı” liberaller ve solcular tarafından idare edildiğine inanıyorlar. Bu iki grup genelde birbirleriyle savaş modunda etkileşime geçiyorlar; televizyonda ve sosyal medyada iftira atıyor, suçlamalarda bulunuyorlar. Bu ideoloji yığını kenetlendikçe, bu iki grup da farklı evrenlere dönüşüyorlar. Diğerine göre daha büyük olan yığın, hangi fikirlerin “halkın buyruğu”nu aldığını ve milliyetçiliğinin kültürel anlamının ne olacağını belirliyor. Böylesi bir ortamda, insanların neye güveneceklerini bilmedikleri ve dolayısıyla da gördükleri, duydukları ve okudukları şeylerin doğruluğunu değerlendirmeyi de bilemeyecekleri bilgi kasırgası sarmalına hızla dolanıyoruz. Bugün, Jawaharlal Nehru hakkında bilgi edinmek isteyen biri internette, Nehru’nun yaşam öyküsünün anlatıldığı videolar izleyebilir. Fakat aynı kişi aynı zamanda, Nehru’nun çapkın, beş para etmez biri olduğu ve cinsel yolla bulaşan bir hastalık sonucunda öldüğünü iddia eden diğer videolarla da karşılaşacaktır. Birbiriyle çelişen bu bilgileri çözümlemek için, internetteki ya da kütüphanedeki başka kaynaklara , milli arşivlere ve eski kamera kayıtlarına başvurabilirler . Fakat bir on yıl kadar daha geçtiğinde, yanlış bilgi öbeğinin arasında kalmış gerçek bilgiyi ortaya çıkarmak zor olacak. Yakın zamanda yanlış bilginin, gerçeği içine çekip yuttuğu bir dünyada yaşıyor olabiliriz. İnsanların bilimi hurafeden ayıramadığı, her açıklamanın bir komplo teorisine evrildiği, hiç kimsenin hangi istatistiğin doğru hangisinin kurgu olduğunu anlayamadığı; tarihin, halkbilim akımının içinde gerçek ve mitin birbirine karıştığı çöle dönüştüğü bir dünyada... Buna karşı korunmak için medya kullanıcıları, teyitçilerden faydalanmaya teşvik edilmeli ki bu ana akım bir ölçüt kabul edilsin. Haber siteleri, eğer mümkünse, birincil kaynaklara hızlı erişim sağlamalı ki okurlar tanık oldukları şeyin gerçekliğini kendileri de değerlendirebilsinler. Yanlış bilginin ve yanlış bilgiyle mücadele yollarının öğretildiği dijital okuryazarlık kursları, müfredatın bir parçası olarak eğitim kurumlarına dahil edilmeli. Böylece eleştirel medya tüketimi alışkanlıkları gelişmiş ve taraflı ya da duygusal “olta”lara karşı bilinç kazanılmış olur. Sosyal kızgınlığın nedenleri üzerine çalışan projeler sahte haber üreticilerinin, duygusal manipülasyonu sömürdüğünü de ortaya çıkarmalı. Nihayetinde, yanlış bilgi tehdidinin şiddeti gözle görülür bir şekilde azalacak ve yanlış bilgi yaratma güdüsünün dizginlendiği daha adil ve eşit bir dünya yaratılmış olacak. Aldous Huxley’e göre uygarlığın önündeki tehdit, konu dışı bilginin konuyla ilgili bilgiyi alt etmesi olacaktı. Gerçeğin kurgu tarafından yutulacağını ise aklına bile getirmemişti." Sağlık alanındaki yanlış bilgilerle mücadelede ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/saglik-alanindaki-yanlis-bilgilerle-mucadelede-ipuclari,"Geçtiğimiz hafta teyitçiler ve teyitçilikle ilgili veriler üzerinde durmuş, belirli konularda yoğunlaşan doğrulama platformlarının varlığından bahsetmiştik. Teyitçilerin belirli alanlarda uzmanlaştıkları konular, çevrimiçi bilgi ekosistemi nin yanlış bilginin hedef aldığı yeni konulara evrilmesiyle gün geçtikçe değişiyor. Siyasi söylemleri doğrulayan kuruluşların yanı sıra, sağlık konularında uzmanlaşan teyit platformları da kuruluyor. “Salud con Lupa” (Sağlık Mercek Altında) isimli dijital platform, gazeteciliğin Latin Amerika’daki kamu sağlığı üzerine eğilmiş dalı. Bünyesindeki gazeteciler, üniversiteler, bilim kuruluşları ve sağlık alanında faaliyetler yürüten sivil toplum kuruluşları işbirliği içinde çalışıyor ve internette tıbbi konularda güvenilir ve doğrulanmış bilgilerin yer almasını önceliyor. Yanlış yorumlanan ve yanıltıcı ifadeler kullanan tıbbi istatistikleri ve bilimsel çalışmaların sonuçlarının şişirildiği ve küçümsendiği içerikleri inceliyor ve gazetecilerin bu konuda bilgi sahibi olup hassas davranması için çaba sarf ediyor. Ayrıca her hafta kamu sağlığını tehdit eden yanlış bilgiler incelenerek teyit ediliyor. Biz de bu yazımızda, sağlık alanındaki yanlış bilgilerle mücadele eden “Salun con Lupa”nın kurucusu Fabiola Torres López’in tıbbi yanlış bilgileri “tedavi eden” ipuçlarına yer verdik. López’e göre internet üzerinde sağlıkla ilgili herhangi bir içerik doğrulanmamış iddialar a yer veriyorsa, söz konusu bilgiye şüpheyle yaklaşmak şart . Özellikle “bilimsel bir çalışmaya göre” diye başlayan fakat çalışmanın ayrıntılarıyla ilgili bilgilere yer vermeyen içeriklere güvenmeden önce kapsamlı araştırma yapılması tavsiye ediliyor. Ayrıca kronik veya uzun süreli tedavi gerektiren hastalıklara sihirli çözümler öneren veya hızlı tedaviler sunan metinler de kullanıcıların kuşku duyması gereken içeriklerden. Güvenilir bir haberin birden fazla kaynağının olması ve bu kaynakların birbirlerini doğrulaması koşuluna değinen López, sağlıkla ilgili içeriklerde karşılaşılan bir diğer unsurun güvenilir kaynak eksikliği olduğunu belirtiyor . Sağlıkla ilgili haberlerde akademik dergiler, bakanlıklar veya sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu raporlardan yararlanılmamış, herhangi bir uzman görüşüne yer verilmemiş ve içeriğin yazarı belirtilmemişse, içerik yanlış, eksik, yanıltıcı veya kusurlu bilgi içeriyor olabilir. Üzerinde görüş ayrılıkları yaşanan belirli vakalar hakkında haber yaparken okura bağlamın tamamını sunmaktan kaçınmak yanlış veya yanıltıcı bilgiye neden oluyor . Gazeteciler söz konusu durumlarda, ele aldıkları konunun bütün taraflarına değinilmeli ve kapsamından bahsetmeli. Uçuk ve abartılı tedaviler ve süper yiyecekler den bahseden içerikler de yanlış, yanıltıcı ya da eksik bilgi sunuyor olabilir . Bu tür bilgilere karşı internet kullanıcısının her zaman şüpheci olması ve sağlığını tehdit edebilecek yöntemler denemeden doktorlar ve uzmanlarla iletişime geçerek en doğru tedaviye yönelmesi öneriliyor. Çevrimiçi arama motorlarından aratılan anahtar kelimeler, -bu belirli bir hastalığın semptomları veya tedavi yöntemleri olabilir- amatör internet siteleri ne yönlendiriyor olabilir. İtibarı yüksek veya kurumsal olmayan, çelişkili sayfalar ve kişisel bloglar, kullanıcıların doğrulanmamış içeriklerle karşılaşmasına neden oluyor . YouTube kanalları ve sosyal medyada herhangi bilimsel bir dayanağı olmaksızın yapılan ilaç, yöntem, besin, tedavi önerileri ise hem bireyin kendi sağlığını hem de kamu sağlığını tehdit ediyor. Amatör sitelerin yanı sıra kurumsal bir hesabı taklit eden veya asılsız kaynağa yönlendiren sitelerin de tıbbi yanlış bilgileri yayabileceği söylenebilir. Sağlık alanında yayılan yanlış bilgilerin büyük bir kısmını da görünüşte güvenilir kaynaklardan gelen ‘bilgiler’ oluşturuyor . Özellikle aşı karşıtlığı gibi internet üzerinde sık sık dile getirilen yanlış bilgiler, bilimsel addedilen kaynaklara atıfta bulunuyor olabilir. Bu nedenle kullanıcılar her zaman kapsamlı bir araştırma yapmalı ve mutlaka alanında uzman kurum ve kuruluşlara başvurmalı . Harvard Halk Sağlığı TH Chan Okulunda Profesör Vish Viswanath, tıbbi alanda yayılan yanlış bilginin sorumluluğun tek bir mercide olmadığını düşünüyor. Bu konuda Viswanath, “Hepimizin ortak sorumluluğunda olduğu düşünüyorum. Toplum olarak, medya, yayıncılar, bilim insanları, bilim kuruluşları, her birimiz sorunu en aza indirmek için neler yapabileceğimiz konusunda ortaklaşa düşünmeliyiz,” diyor . Yanlış bilginin, özellikle de kitleleri etkileme amacıyla sistematik olarak yayılan yanlış bilgilerin önüne geçmek için doğru bilginin de aynı mecralardan kullanıcılara ulaşması gerekiyor. Sağlık alanında yoğunlaşan “Salud con Lupa” gibi kuruluşların ya da uzmanlarla çalışan diğer teyit kuruluşlarının bu konuda aldıkları ve alabilecekleri önlem, kamu sağlığını koruma konusunda umut veriyor." Sahte haberler neden bu kadar yaygın?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haberler-neden-bu-kadar-yaygin,"*Bu içerik ilk kez "" Why is fake news so prevalent? Researchers offer some answers "" başlığıyla Poynter tarafından 7 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Doğrulama platformlarının geçtiğimiz on yıllık dönemde büyük bir yükselişe geçtiği şüphesiz. Peki yanlış bilgi olgusunu veya yanlış bilginin nasıl önlenebileceğini tam olarak kavrayabiliyor muyuz? Bu soruyu yanıtlamaya çalışan çok sayıda araştırma bulunuyor. Medya uzmanları ve araştırmacılar farklı yanlış bilgi türlerinin farklı bağlamlarda nasıl kullanıldığı konusunda çalışmalar yapıyor. Bu yazıda, yanlış bilgi türlerinin yayılmasının ardındaki nedenleri araştıran ve doğrulama platformlarına faydalı olacak üç bulguyu ele alacağız. İnsanlar, hikaye anlatma konusuna doğuştan hünerli varlıklar. Örneğin, Fransa’da bulunan 30.000 yıl öncesine ait çarpıcı mağara resimlerine bakıldığında hikayelerin binlerce yıldır insan yaşamında önemli bir yer tuttuğu rahatlıkla söylenebilir . Hikayeler oldukça etkileyici olabiliyor. Lincoln Ünivesitesinden Imke Henkel, gerçeklik yerine sürükleyici hikayeleri tercih etme eğiliminin, kişinin yanlış iddialardan veya söylencelerden daha kolay etkilenmesine yol açtığını öne sürüyor . Henkel, Avrupa Komisyonu’nun indeks hazırladığı “Euromyth” içeriklerinden (Avrupa Birliği ile ilgili abartılı veya uydurma popüler hikayeler) yedisinin haberlerde nasıl yansıtıldığını inceledi. Hikayelerin çoğunda aynı milliyetçi konular üzerinde durulduğunu tespit etti: 2018 yılının Şubat ayında Journalism Education isimli bir dergide yayımlanan çalışmasında konuyla ilgili olarak Henkel, “Hiciv ve kahkaha, hiçe sayma ve meydan okuma, İngiliz istisnacılığı ve gerçekleri ortaya çıkarma ve saçma kurallara karşı gelme kapasitesi,” ifadesinde bulundu. “ Espri anlayışından yoksun bir iktidar karşısında İngiliz istisnacılığını destekleyen (çoğunlukla) gülen ve saygısız Büyük Britanyalı temalı, akılda kalan bir söylence yarattılar. Gücün arkasındaki saçmalığı gözler önüne sererlerken kahkaha ve meydan okuma kazandı. ” Henkel'e göre kendileriyle ilgili olan bu hikayeye inanma ve bunu destekleme eğiliminde olan İngiliz haber okuyucuları gerçeklikten uzaklaşacak. Henkel bu kişilerin doğrulanan haberlere ilgi göstermelerinin mümkün olmadığını iddia ediyor. Diğer bir deyişle, teyitçilik tek başına yeterli değil. “Habercilikte karşımıza çıkan yanlışlar, olguların gerçek dışı temsiliyle sınırlı değil,” diye uyarıyor Henkel. Teyitçiler ve gazeteciler hikayelerin nasıl izah edildiğine ve insanların inanmak istedikleri hikayelerin söylencelerin ve aldatmacaların şekillenmesine nasıl yardım ettiğine daha fazla dikkat etmeliler. Teyitçiliğe yöneltilen yaygın eleştirilerden biri, teyitçilerin haber akışlarında yanlış bilgiye dikkat çekmesi; dolayısıyla da yanlış bilginin görünürlüğünü arttırması ve böylece etkisini yoğunlaştırması. Yale Üniversitesi öğretim üyeleri Gordon Pennycook, Tyrone Cannon ve David Rand tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışma ise her şeyin o kadar basit olmadığını gösteriyor . Çalışma kapsamında 500’den fazla kişi üzerinde yapılan anketin sonuçları incelendi. Sonuçlara göre sahte haber başlıkları sıklıkla gündeme geldiğinde -söz konusu haberler okurların siyasi eğilimleriyle örtüşmese de- insanların bu haberlere inanma ihtimali daha yüksek. 2018 yılının Haziran ayında The Journal of Experimental Psychology General’da yayımlanan çalışmalarında “BLM katilinin selfieyle Başkan Trump’a yönelik protestosu… Silahı yanlışlıkla yüzüne ateşledi” haber başlığı hem Clinton hem de Trump destekçileri üzerinde test edildi. Her iki grubun da haberi okumadan önce başlığı bir kere görmüş olmasının, haberin doğru olduğunun düşünülmesine neden olduğu sonucuna varıldı. Bu bulgu, sırf insanların siyasi inançlarını destekliyor diye yanlış haber başlıklarına inanacakları anlamına gelmediğini ortaya atabilir; ancak akademisyenlerin makalede ifade ettikleri gibi “doğruyu bulmak zorlaştığında aşinalık cazip bir etken haline geliyor” ve okurlar, haber başlığına inanmaya başlıyorlar. Bütün bunlar, teyitçilerin teyitçilikten vazgeçmeleri anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, haber doğrulamaya ilişkin uyarı etiketlerinin okurların başlığa inanma ihtimalini daima azaltmadığını ama insanların karşılaştıkları haberlerin tümünün doğruluğu konusunda temkinli olmalarını sağladığını saptadı. Akademisyenler çalışmalarında, “Bu uyarı, genel şüpheciliği artırarak sahte haberlere daha hassas yaklaşılmasını sağladı” diyor. “Bu uyarı aynı zamanda insanların sosyal medyada sahte haber başlıklarını paylaşma isteklerini de oldukça azalttı.” Bununla birlikte araştırmacılar, teyitçilik uyarısının bulunmamasının, tekrar ve aşinalıkla aynı etkiyi yaptığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla “insanların sahte haberlere inanmalarını engelleyecek daha kapsamlı çözümlere ihtiyaç var.” Araştırmacılar aynı yanlış iddiaları sürekli tekrar eden siyasetçilerin, insanları beyanlarına ikna etmede bir şekilde başarılı olabileceklerini de gösteriyor. Başka bir grup akademisyen, asılsız söylentilerin sadece kendisini tekrar etmekle kalmadığını, aynı zamanda geliştiklerini, ilgili siyasi bağlama uyum sağladıklarını ve “haber” olarak yeniden karşımıza çıktıklarını belirledi . Jieun Shin, Lian Jian, Kevin Driscoll ve François Bar Twitter’da 2012 ABD Başkanlık Seçimleri’nde 13 ay boyunca paylaşılan 17 popüler siyasi söylentinin zamanlamasını, geçirdiği dönüşümü ve kaynaklarını incelediler. Araştırmaya göre, asılsız söylentiler çoğunlukla belirli aralıklarla tekrar edilirken gerçek söylentiler tek bir kez paylaşılıyor ve yeniden gündeme düşmüyordu. Araştırmacılar bu konuyu şöyle özetliyor: “ Bu örnek, söylentileri yayanların başkalarını etkilemek amacıyla asılsız söylentileri stratejik olarak yeniden gündeme getirdikleri anlamına gelebiliyor. Özellikle bu söylentilerin birçoğunun seçim günü yaklaşırken yeniden ortaya çıktığını, seçimden sonra ise birdenbire dolaşıma girmeyi bıraktığını gözlemledik .” “ Bu bulgular siyasi yanlış bilgi olgusunun, bilgi manipülasyonuyla siyasi güç elde etmek isteyen medya uzmanları ve bireysel aktivistlerin kullanıldığı kampanya yöntemlerinin bir yansıması olabildiğini gösteriyor. ” Geçtiğimiz yılın Haziran ayında ""Computers in Human Behavior"" isimli dergide yayımlanan çalışmada, çoğu gerçek söylentinin ana akım haber kaynaklarından çıktığı, asılsız söylentilerin kaynağının ise çoğunlukla nispeten bilinmeyen internet siteleri olduğu tespit edildi. Bu söylentiler zamanla yayılma eğilimi göstererek daha abartılı ve agresif bir hâl alıyor ve yanına daha fazla sıfat ve taraflı etiketler ekleniyor. Söylentiler, eski iddiayı geliştirip haber olarak yeniden sunacak olan “geleneksel olmayan çeşitli internet siteleri” tarafından yeniden ortaya çıkarılıyor. Bu durum araştırmacıların “yalnızca yanlış iddia üretmekle kalmayan aynı zamanda açığa çıkarılan eski söylentileri canlandıran bir grup söylenti kaynağı olduğu” tahmininde bulunmalarına neden oldu. Araştırmacılar genellikle tartışmalara yol açan asılsız söylentiler yaymanın, belirli tarafları desteklemek, o tarafla bağları güçlendirmek ve grup dayanışması yaratmak için kullanılan bir taktik olduğunu ileri sürüyor. Doğrulama platformlarının sürekli yeni iddialara yoğunlaşmak yerine yeniden gündeme gelen yanlış haberlere dikkat etmeleri ve söz konusu iddialarla ilgili hazırladıkları analizleri, yanlış bilginin internette yayıldığı zamanlar yeniden paylaşmalarını tavsiye ediliyor. Çalışmada aynı zamanda, yanlış iddialara maruz kalacakları konusunda uyarılan kişilerin sahte haberlere karşı daha dirençli olduğuna belirlendi. Teyitçiler, hangi iddiaların ne zaman yinelendiğine dikkat ederlerse haber tüketicilerini yanlış bilgi kampanyalarına karşı daha etkili bir biçimde hazırlayabilirler." Araştırma: Siyasi kutuplaşma gerçeklerden değil duygularınızdan besleniyor,https://teyit.org/teyitpedia/siyasi-kutuplasma-gerceklerden-degil-duygularinizdan-besleniyor,"*Bu içerik ilk kez "" Maybe facts don’t care about your feelings — but political polarization is about feelings, not facts "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 4 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Dünya genelinde birçok siyasetçi ve uzman sık sık demokrasideki kutuplaşmadan duyduğu hoşnutsuzluğu dile getiriyor. Siyasi kutuplaşmadan bunalan vatandaşlar, diğer taraftan daha fazla esneklik bekliyor . Kutuplaşmayı kınamak, muhalif tarafları yalanlamanın bir parçası haline geliyor. Fakat kutuplaşmanın neden olduğu siyasi çıkmazların ve kızgınlıkların üzerinde durulmuyor. Sizce de ironik değil mi? Siyaset yorumcuları “kutuplaşma""dan ne kastettiklerinden pek bahsetmez. Fakat Amerikalılar, bu sorunla nasıl mücadele edeceklerini öğrenmek için öncelikle kutuplaşmanın ne olduğunu kesin olarak anlamalılar. Vanderbilt Üniversitesi Felsefe bölümünden Robert B. Talisse, yakın zamanda okurlarla buluşacak kitabında ( Overdoing Democracy: Why We Must Put Politics in its Place ) kutuplaşmanın, haberlere nereden ulaşıldığı ya da siyasetçilerin nasıl bölündüğüyle ilgili değil, siyasi kimliğinin nasıl bir kişinin yaptığı her şeyin sonucunda oluştuğuyla ilgili olduğunu tartışıyor. Mutlak olanla başlayın: Kutuplaşma, tarafları ayıran siyasi mesafeyi ifade ediyor. Fakat bu sezgisel düşünce o kadar basit değil. Siyaset uzmanları siyasi mesafeyi ölçmeye yönelik en az üç yöntem uyguluyor. İlkinde, rekabet eden partilerin platformları kıyaslanıyor. Kutuplaşma, bu platformların birbirleriyle ne kadar zıt olduğu üzerinden tanımlanıyor. İkinci yöntem, her bir partinin ideolojik türdeşliğini ölçüyor. Bu kutuplaşma tanımı, parti üyelerinden kaçının “ılımlı” veya ara bulucu olduğuna odaklanıyor. Üçüncü yöntemde ise platformlar veya parti üyeleri değil, siyasi partiye katılan sıradan vatandaşların duyguları dikkate alınıyor. Vatandaşların diğer partilerin üyelerini ne kadar sevmedikleri gözlemleniyor . Araştırmaya göre, ABD’deki büyük partiler ilk iki ölçüte göre oldukça kutuplaşmış olsa da ABD halkı, siyasi konularda 30 yıl öncesi kadar bölünmüş değil . Aslında kürtaj ve eşcinsel hakları gibi gündeme gelen bazı konular, kendini siyasi bir partiyle özdeşleştiren sıradan vatandaşları birbirine yakınlaştırıyor. Bununla birlikte Amerikalılar siyasi bölünmelerinin özellikle belirginleştirildiğine inanıyor . Üçüncü türe göre ise kutuplaşma hızla yükselişe geçti çünkü partiler arası düşmanlık 25 yıl öncesine göre bugün daha şiddetli . Diğer bir deyişle Amerikalılar, yaşanan sorunlar konusunda daha az bölünmüş olsalar da kendilerinin ileri boyutta anlaşmazlık yaşadıklarını düşünüyorlar. Siyasi bakımdan kendilerinden farklı gördükleri kişileri aşırı derecede sevmiyorlar. Bu hususu Talisse şöyle değerlendiriyor: ABD’de vatandaşlar karşı görüşlü kişilerden nefret ettiklerinde, siyasi partiler aralarındaki farkları abartma eğilimi gösteriyor, ideolojik saflığı öne çıkartıyor ve karşı tarafı yermeye başlıyorlar. Örneğin, kendilerini parti ideolojisine yeteri kadar adamadıkları görülen Cumhuriyetçileri aşağılamak için “RINO” (“Yalnızca Sözde Cumhuriyetçi”) ifadesi bugünlerde sıklıkla kullanılıyor. Benzer bir dinamik, Demokratik Parti adaylığı için rekabet eden kişilerde de görülebiliyor. Ümit veren adaylar Trump karşıtı düşüncelerine göre değerlendiriliyorlar. Yalnızca birkaç gün önce ABD Başkanı, kongredeki bazı kadın Demokrat üyelerin “tehlikeli” olduklarını ve “Amerika’dan nefret etmeye” yatkın olduklarını açıkladı . İşte bu kutuplaşma türü için kolaylıkla uygulanabilecek bir çözüm: Siyasi bakımdan karşıt fikirlere sahip kişilerden nefret etmeye son verin. Ne var ki bu çözümü anlatmak uygulamaktan daha zor. Peki insanlar, siyasi açıdan kendilerinden farklı olan kişileri neden hor görüyorlar? Bu sorunun cevabı, “grup kutuplaşması” olarak adlandırılan bilişsel bir olguyla ilgili . Yalnızca anlaştığınız kişilerle konuştuğunuz veya sadece kendi fikirlerinizi onaylayan haberler dinlediğiniz zaman inançlarınız konusunda daha radikal hale geliyorsunuz. İnsanlar bu şekilde radikalleşirken muhalif görüşleri anlama kapasiteleri azalıyor, düşüncelerine itiraz edenlere karşı daha az tahammül gösteriyorlar ve karşıt görüşlüleri yetersiz ve ahlaksız olarak görme eğiliminde oluyorlar. Bizzat yerinde seyrettiğiniz ve tuttuğunuz takımın kendi sahasında galip geldiği maçı hatırlayın. Arkadaşlarınızla beraber bağırırken herkesin takıma yönelik coşkusu en üst düzeydeydi. Bu sırada karşı takıma ve taraftarlarına olan düşmanlık da artmıştı. Oldukça keyifliydiniz ve kişiliğiniz tasvip edilmişti. Yani aynı düşünceyi paylaştığınız taraftarlarla alkış tutmak, kendinizi iyi hissetmenizi sağlamıştı. Çevrimiçi ortamlar, müthiş kutuplaşma makinaları olarak işliyor. Bireylerin bilgi kaynaklarını seçmelerini ve muhalif veya aşina olmadıkları konuları filtrelemelerini sağlıyor. Birçok kişi, “ yankı odalarının ” dışına çıkabildiğinde ve daha farklı fikirlerle maruz kalabildiğinde kutuplaşma seviyesinin düşeceğini ileri sürüyor . Bununla birlikte engelleme ile düzeltme arasında çok önemli bir fark bulunuyor. Medya alışkanlıklarınızı çeşitlendirmek, siyasi kutuplaşmayı önleyebilir fakat yine de kutuplaşmayı tamamen ortadan kaldıramayabilir. 2018 yılında gerçekleştirilen bir sosyal medya çalışmasında Demokratlara ve Cumhuriyetçilere ılımlı muhalif kişilerin görüşlerini yansıtan Twitter mesajları gösterildi . Çalışmanın sonunda katılımcıların taraflı düşünceleri, çalışma başlangıcına göre daha yanlıydı. Grup kutuplaşması kişileri etkilemeye başladığında o kişiler karşı görüşleri, şahıslarına yapılan bir saldırı olarak görme eğilimi gösterdiler. Bu, kişilerin siyasi muhalefete yönelik olumsuz tavırlarının nasıl oluştuğunu açıklıyor. İnsanlar, ortak bir kimliğin doğrulanması sebebiyle, aynı fikirde olan kişilerle uyumlu bir biçimde radikalleşiyorlar . Bu davranış, yabancılara karşı olumsuz görüşleri dahil olmak üzere ortak tutumlarını güçlendiriyor. Böylece parti platformlarında ve parti yetkililerinde kutuplaşma oluşuyor . Bütün bunların kolay bir çözümü yok. Robert B. Talisse’e göre asıl sorun, siyasi ilişkileri grup kimlikleri, siyasi partileri ise kazananın her şeyi aldığı ölümcül bir mücadelede savaşan ekipler olarak gören insanlar." Araştırma: Yapay zeka sahte haberleri gerçekmiş gibi gösteriyor,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-sahte-haberleri-gercekmis-gibi-gosteriyor,"*Bu içerik ilk kez "" Not our Father’s Bots: AI Is Making Fake News Look Real "" b aşlığıyla Council on Foreign Relations Foreign Affairs tarafından 2 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Birleşmiş Milletler yaptırım raporundan alındığı belirtilen teftiş fotoğrafının, yasa dışı ticarete dahil olan Kuzey Kore bandıralı bir gemiyi gösterdiği iddia ediliyor: "" Kuzey Kore sanayisi, başkent Pyongyang’ın ekonomisi açısından kritik bir dönemden geçiyor. Uygulanan uluslararası yaptırımlarla, pazarda ticaret yapan yabancı yatırımcılarla olan ilişkiler askıya alındı. Dış Ticaret Komitesi Başkanı ve Kaliforniya eyaleti için ABD Temsilcisi olarak görev yapan Ted Lieu’ya göre Kuzey Kore’ye aralıklı olarak mal gönderen Liberty Global Customs şirketi, Adalet Bakanlığının baskısı nedeniyle ticari faaliyetlerini bu sene başında durdurdu. "" Yukarıdaki paragrafın gerçeğe ilişkin hiçbir dayanağı bulunmuyor. Doğru olma amacı taşımasa da kulağa doğru gelen bu metin tamamen kurmaca. Hatta insan eliyle değil, Kaliforniya merkezli bir yapay zeka araştırma kuruluşu olan Open AI ’nın oluşturduğu GPT-2 isimli bir yapay zeka sistemi tarafından yazılmış. Dezenformasyon , yani kasıtlı olarak üretilen yanlış bilgi, hepimiz için ciddi bir sorun teşkil ediyor. İnsanlar tarafından değil de bilgisayarlar tarafından oluşturulan suni dezenformasyon ise karşımıza daha büyük bir sorun olarak çıkıyor. Rusya ortalığı karıştırmak için çevrimiçi “troller”i devreye sokuyor. Bu tip öğelerin otomatik hale getirilmesi dezenformasyonu bir üst seviyeye çıkarabilir. Suni dezenformasyonun, dış politikanın karmaşık meseleleri hakkında inandırıcı haberler oluşturup oluşturamayacağını görmek amacıyla bir çalışma gerçekleştirildi. Alınan sonuçlar, suni dezenformasyonun başarılı olabileceğini ortaya çıkardı. GPT-2’ye ilişkin detaylar oldukça teknik olsa da bu teknoloji genel anlamda yeni metin oluşturmak için yapay zekadan faydalanan bir program. GPT-2, küçük bir istem dahilinde metni aynı biçimde devam ettirebiliyor. Hatta bazı durumlarda yazılımın oluşturduğu metnin, insan eliyle yazılan metinden bir farkı olmuyor. Teknolojinin kötüye kullanılma olasılığı ortada. Yazılımın OpenAI’daki mühendisleri, kötü niyetli kişilerin GPT-2’yi otomatik olarak yanıltıcı haberler, kötü sözlerle dolu sosyal medya gönderileri ve spam oluşturmak için kullanmalarından endişeleniyor . OpenAI, bu olası kötüye kullanım nedeniyle GPT-2’nin tam sürümünü kamuoyuna sunmamayı tercih etti. Grup onun yerine, programın, araştırma için hala faydalı olan ve daha az risk içeren hafifletilmiş bir sürümünü kullanıcılarla tanıştırdı. GPT-2 mevcut haliyle belirli bir bakış açısını iletmek veya kesin iddialarda bulunmak amacıyla kolaylıkla yapılandırılamıyor. Bununla birlikte yapılandırmaya gerek kalmayabilir: GPT-2, isteme bağlı olarak biçimini ve konuyu otomatik olarak uyarlayacak. Komut, bir sahte haber yazısı gibi kurmaca bir olaydan bahsederse GPT-2, bu kurmaca olayı gerçekçi göstermek için ilave detaylar ve alıntılar oluşturabiliyor. Neticede önemli olan GPT-2’nin bütün detaylarına hakim olabilmek değil. Asıl önemli olan, dezenformasyon kampanyasının özel amaçlarına yönelik olarak ana kısmı insan eliyle yazılan uydurma metnin okuyucu tarafından özümsenmesi ve oluşturulan gövde metnin, olayın meydana geldiğine dair okuyucuyu inandıracak kadar güncel ve güvenilir gözükmesi. GPT-2 tarafından oluşturulan suni dezenformasyonun, dış siyasetle ilgili karmaşık konular hakkında insanların fikirlerini etkileyip etkilemediğini test etmek amacıyla GPT-2’nin genel kullanıma açık sürümünden faydalanılarak Kuzey Kore’de bir gemiye el konulduğuna ilişkin kurmaca bir metin oluşturuldu. Washington ile Pyongyang arasında uzun süredir yaşanan ve gündemden düşmeyen gerilim nedeniyle çalışma için Kuzey Kore seçildi. Amerikalıların neredeyse yüzde 90’ı Kuzey Kore hakkında olumsuz düşünse de ülkeye olan ilgileri sürekli değişkenlik gösteriyor: 2018 yılında Amerikalıların yüzde 51’i Kuzey Kore’nin ABD’nin en büyük düşmanı olduğunu ifade ederken , bu oran 2019 yılında yalnızca yüzde 15’ti. Kuzey Kore konusunda her yöne çekilebilen ABD kamuoyu, belirli bir tarafı hedef alan suni haberlerin olası etkisinin araştırılabileceği ideal bir ortam sunuyordu. Suni haber yazılarının oluşturulmasında GPT-2’nin kullanılabileceği kurmaca bir dezenformasyon kampanyası tasarlandı. Uydurma metnin esas bölümleri insanlar tarafından yazılacak; GPT-2 ise inandırıcı gövde metnini oluşturacaktı. El konulan Kuzey Kore bandıralı gemiyi anlatmak amacıyla New York Times’ta yer alan bir yazının ilk iki paragrafının devamı niteliğinde 20 metin yazılacaktı. Bunun için GPT-2’nin genel kullanıma açık sürümünden faydalanıldı. Oluşturulan 20 metin arasında en inandırıcı üç metin seçildi (Bu makalenin ilk paragrafı, söz konusu üç metinden birini içeriyor). Daha sonra bu üç paragraf bir araya getirilerek bir internet anketi olarak 500 katılımcıya sunuldu. Katılımcılara öncelikle Kuzey Kore ile ilgili fikirleri soruldu. Ardından her bir kişiden sırasıyla New York Times yazısının ilk iki paragrafını, oluşturulan üç suni öyküden birini veya orijinal yazının kalan kısmını okuması istendi. Katılımcılar tam metni okuduktan sonra kendilerine demografik soruların yanı sıra düşünceleri de soruldu. En önemli kısım ise uygulama metninin inandırıcı bulunup bulunmadığı ve bunun sosyal medyada paylaşılıp paylaşılmayacağına yönelik sorulardı. İstem kaynağı olarak, ciddi ve güvenilir tarzı nedeniyle New York Times gazetesi seçildi. Böylece çalışmada GPT-2’nin, dış siyasetle ilgili karmaşık bir sorununa ilişkin Times ’ta çıkan bir öyküyü taklit edebilme ve gerçek yazının inandırıcılığına uygun metinler oluşturabilme özelliği değerlendirilmiş oldu. Yazılımın, Times ’ın gücünü ve inandırıcılığını bozmadan yeni metinler oluşturabilmesi, özellikle dezenformasyon kampanyası hakkındaki bir çalışma bakımından oldukça faydalı oldu. Orijinal yazıyı ve üç uygulama metnini okuyanların yer aldığı dört gruptaki katılımcıların çoğu, okudukları metinleri inandırıcı buldu. Bir grupta suni yazıyı okuyan katılımcıların yüzde 72’si yazının doğruluğuna inanırken yüzde 83’ten azı, ezici bir görüş birliğiyle orijinal New York Times yazısını inandırıcı olarak nitelendirdi. En az inandırıcı bulunan uygulama metni bile katılımcıların yüzde 58’ini ikna etmeyi başardı. Katılımcıların sosyal medyada okudukları metinleri paylaşmaya yönelik ilgileri, dört grup arasında pek değişmedi. Çalışmaya dahil olan ve orijinal New York Times yazısını okuyan kişilerin yaklaşık dörtte biri bu yazıyı sosyal medyada paylaşacağını ifade etti. İnandırıcılığı en az olan suni metnin oranlarının istatistiksel bakımdan the Times öyküsünden farklı olmaması ise dikkat çekiciydi. Çalışmanın bu süreci, gerçek yaşamda düzenlenmiş bir dezenformasyon kampanyasıyla nasıl karşılaştırabilir? Bu çalışmada OpenAI’nın araştırmacılara sunduğu GPT-2’nin tam sürümünü kullanmak yerine gerçek bir dezenformasyon kampanyasında kullanılabilecek özellikleri daha sınırlı olan ve genel kullanıma açık olan sürümünden faydalanılmıştı. Metin seçim sürecinde de, bir dezenformasyon kampanyasında uygulanabilecek şeyler temel alınmıştı. Yani GPT-2’nin genel kullanıma açık sürümü, tutarlı metinleri devamlı oluşturamadığı için uyuşmayan diğer metinler insan eliyle seçilip çıkarılmalıydı (çalışmada da bu şekilde hareket edildi). Günümüzde büyük ölçekli suni dezenformasyon karşımıza çıkabiliyor. Bu tip bir dezenformasyonun, algılanan inandırıcılığı ve internette yayılma olasılığı olduğu için Times’ ta çıkan gerçek bir yazıyla boy ölçüşebiliyor. Bahsedilen suni metinleri oluşturma teknolojisi gelişirken dezenformasyon daha ucuz, daha yaygın ve daha otomatik hale gelecek. Bu içeriklerin internette çoğalması halinde kullanıcılar okudukları her şeyi önemsemeyebilirler. Halkın medyaya ve hükümet dahil olmak üzere bilgi bağlamında inandıkları diğer kurumlara olan güveni sarsılacak ve siyasi verimsizlik ve kutuplaşma olasılığı artabilir. Daha kötüsü ise insanlar okudukları her şeye inanmaya başlayabilirler. Yani yabancı hükümetler, halkı hızlı ve düşük maliyetli yollarla etkileme imkanına sahip olabilir. Trollerin yetiştirilmesine ise gerek kalmayabilir." Araştırma: Birçok insan hicivle gerçeği ayırt edemiyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-bircok-insan-hicivle-gercegi-ayirt-edemiyor,"*Bu içerik ilk kez  "" Too many people think satirical news is real "" başlığıyla The Conversation tarafından 16 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Temmuz ayında doğrulama platformu Snopes, The Babylon Bee’de paylaşılan bir içeriğin teyit edildiği analizini internet sitesinde paylaştı . The Babylon Bee muhafazakâr eğilimi olan ve hiciv yapan meşhur bir haber sitesiydi. Bunun üzerine muhafazakâr köşe yazarı David French, kendisinin “apaçık hiciv” olarak değerlendirdiği söz konusu içeriği çürüttüğü için Snopes’u eleştirdi . Birkaç gün sonra Fox News, The Babylon Bee’nin kuşkucu CEO’su Seth Dillon’un ifadelerinden bir kesit verdi . Peki herkes, hicivleri David French kadar kolay fark edebiliyor mu? The Conversation’daki iletişim araştırmacıları yıllardır yanlış bilgi , hiciv ve sosyal medya üzerine çalışıyorlar. Geçtiğimiz son birkaç ayda ise araştırmacılar Amerikalıların, kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen onlarca siyasi konu hakkındaki fikirlerini değerlendirdi. Bu kapsamda sosyal medyada çok paylaşımı olan, hem doğru hem de yanlış haberler tespit edildi. İncelemeler sonucunda yanlış içeriklerin birçoğunun, okurları aldatma niyetiyle oluşturulmuş içeriklerden olmadığı ortaya çıktı. Çoğu insanın inandığı bu içerikler aslında hiciv sitelerinden geliyordu. Aslında insanlar uzun zamandır hicivlerin gerçek haber olduğu yanılgısına düşüyor. Komedyen Stephen Colbert, hiciv haberler sunduğu meşhur programı “The Colbert Report""ta, muhafazakâr bir haber yorumcusu karakterine bürünmüştü. Araştırmacılar, muhafazakârların sürekli olarak Colbert’in gösterisini yanlış yorumladıklarını ve bütün bunların tamamen Colbert’in kendi siyasi fikirlerini yansıttığını düşündüklerini ortaya çıkardı . Hiciv haberler paylaşan başka bir internet sitesi The Onion o kadar sık yanlış yorumlanıyor ki, internette kendini sadece The Onion’ın hicivlerine kanan insanlarla dalga geçmeye adamış büyük bir kitle var . Fakat şimdilerde Amerikalılar, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilme yetileri konusunda her zaman olduğundan daha fazla endişe duyuyorlar ve uydurma haberleri, ABD’nin yüzleşmesi gereken büyük bir sorun olarak görüyorlar . Kimi zaman hicvi fark etmek kolay. Mesela The Babylon Bee, ABD Başkanı Donald Trump’ın Joe Biden'i, “insanlara uygun olmayacak kadar yakınlaşabilmedeki ve istenmeyen fiziksel yakınlık gösterebilmedeki yetenekleri” nedeniyle Ulaştırma Güvenliği İdaresinin başına getirdiğini yazdığında, bunun hiciv niteliğinde olduğu açıktı . Fakat kimi başlıkları değerlendirmek çok daha zor. Mesela, John Bolton’un “Suudi Arabistan’daki iki petrol tankerine düzenlenen saldırı bütün Amerikalılara düzenlenmiş bir saldırıdır” dediği iddiası, haberin The Onion’da çıktığını duyana kadar gerçekmiş intibası yaratabilir . Gerçek ise, çevrimiçi siyasi hicivleri anlamanın kolay olmadığı. Kendini hiciv üretmeye adamış çoğu internet sitesi haber sitelerinin dilini ve arayüzünü taklit ediyor. Anlamak için hicvedilen siyasi konuları yakından takip etmeniz gerekiyor. Normal bir siyasi hitabetin nasıl gerçekleştiğini bilmeli ve abartıyı anlamalısınız. Yoksa siz de bir hicvin, gerçek bir haber olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. The Conversation’ın yanlış bilgi ve sosyal medya üzerine yaptığı araştırma altı ay sürdü . Her iki haftada bir, hiciv amaçlı üretilmiş içerikler de dahil olmak üzere en çok paylaşılan on sahte siyasi haber belirlendi. Diğerleri, okuru kasten yanlış yönlendirmeyi hedefleyen sahte haberlerdi. Daha sonra, her kesimi temsil eden 800’den fazla Amerikalı katılımcıya, öne çıkan hikayelerdeki iddialara inanıp inanmadıkları soruldu. Çalışmanın sonuna gelindiğinde, yaygın olarak paylaşılan 120 yanlış içerik hakkında katılımcı fikirleri alınmıştı. The Babylon Bee’de yer alanlar gibi hiciv metinleri de ankete dahil edilmişti. Yürütülen neredeyse her ankette The Babylon Bee’de paylaşılan içerikler, en çok paylaşılan yanlış içeriklerin arasında yer alıyordu. Hatta bir ankette The Babylon Bee’in beş farklı yanlış içeriği de listeye girmişti. Katılımcılara her bir iddianın doğru olup olmadığını söylemeleri ve beyan ettikleri görüşlerinden ne derece emin oldukları belirtmeleri istendi. Daha sonra iddiada yer alan ifadeleri “kesinlikle doğru” olarak tanımlayan kişiler, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler olarak ayrıldı ve oranlar incelendi. The Babylon Bee’ye odaklanıldığında belirli bir örüntü ortaya çıkıyordu. İki partinin taraftarları da The Babylon Bee’nin hiciv amaçlı olduğu anlayamıyorlardı (azımsanmayacak kadar çok Cumhuriyetçinin The Babylon Bee’in hiciv yaptığını bilmediği anlaşıldı). The Babylon Bee’den gelen 23 yanlış içerikten sekizi, Cumhuriyetçilerin en az yüzde 15’i tarafından doğru olarak kabul ediliyordu. En çok inanılan yanlış içeriklerden biri, ABD Temsilciler Meclisi Vekili Ilhan Omar’a atfedilen uydurma alıntılardı. Cumhuriyetçilerin kandığı bir diğer yanlış haber ise, Senatör Bernie Sanders’in, Morehouse College mezunlarının öğrenci harç borçlarını kapatan milyarderi eleştirdiği hakkında üretilen hiciv metindi . Anket aynı zamanda The Onion üzerinden gelen dokuz yanlış içeriğe de yer verdi. Buna göre Demokratlar, The Onion’a daha çok kanmış ama yine de Cumhuriyetçiler kadar kolay inanmamışlardı. Yine de neredeyse her 8 Demokrattan biri Beyaz Saray Danışmanı Kellyanne Conway’in hukukun üstünlüğünü sorguladığına emindi . İçeriklere atılan başlıklara göre birtakım hicivlerin, belli bir siyasi parti kitlesini tufaya getirebilmesi şaşırtıcı değil. Bireylerin siyasi dünya görüşleri mütemadiyen kişilerin gerçek algısını çarpıtıyor . Esas soru ise bu sorunun nasıl çözülebileceğine ilişkin. Yakın zamanda yayımlanan başka bir çalışmasında The Conversation, doğru olmayan sosyal medya içeriklerini tanımlamanın farklı yollarını ve bu yöntemlerin etkileri karşılaştırmıştı . Çalışma kapsamında birkaç farklı yöntem denendi. Bir tanesinde hiciv içeriğin yanında, teyitçilerin söz konusu gönderinin doğru olmadığına karar verdiğiyle ilgili bir uyarı yer alıyordu. Diğerinde ise içeriğin bir hiciv sitesinden geldiğini belirten bir metin yerleştirilmişti. Araştırma sonunda, bir metnin “hiciv” ibaresiyle görünmesinin çok büyük etkisi olduğu görüldü. Kullanıcıların, “hiciv” başlığı altında toplanan hikayelere inanma olasılığı daha düşüktü ve aynı zamanda söz konusu içeriği paylaşma ve kaynağı güvenilir addetme konusunda da oldukça temkinlilerdi. Uyarılar da yol gösterici oldu. Facebook bu özelliği birkaç yıl önce denemişti . Google Haberler ise hiciv yapan içeriklerden bazılarını hiciv başlığı altında değerlendirmeye başladı. Andy Borowitz’in hiciv içeren köşe yazılarının yer aldığı “The New Yorker’s Borowitz Report” Google Haberler’de aratıldığında “hiciv” başlığın altında gözüküyor. Bu araştırmalar açıkça hiciv olduğu belirtilen içeriklerin, sosyal medya kullanıcılarının karmaşık ve kimi zaman da kafa karıştırıcı haber akışıyla daha kolay baş edebilmesine olanak tanıdığını gösteriyor. David French, The Babylon Bee’yi teyit ettiği için Snopes’u eleştirmesine rağmen yazısınını şu sözleriyle bitiriyor: “Snopes yararlı bir amaca hizmet edebilir. Ve mecraları, okurlara hicivin hiciv olduğunu hatırlatmaya müsait.” Ne mutlu ki araştırmalar da bunu gösteriyor." Araştırma: Sahte haberler sahte anılara neden olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haberler-sahte-anilara-neden-olabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Fake News Can Lead to False Memories "" başlığıyla Association for Psychological Science t arafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Psychological Science dergisi için yürütülen bir araştırmaya göre seçmenler kurmaca haberleri gördükten sonra, özellikle yazılanlar siyasi görüşleriyle örtüşüyorsa, bu konuyla ilgili sahte anılar yaratabiliyorlar. Söz konusu araştırma , İrlanda’da kürtajın yasallaştırılmasıyla ilgili referandumun 2018 yılında gerçekleştirildiği haftada yapıldı. Bununla birlikte araştırmacılar sahte haberlerin, 2020 yılında yapılacak olan ABD Başkanlık seçimleri dahil olmak üzere diğer siyasi çevreleri de benzer şekilde etkileyebileceğini öne sürüyorlar. Bu konuda College Cork Üniversitesi öğretim görevlisi Gillian Murphy, “2020 ABD Başkanlık seçimleri gibi son derece hassas ve taraflı siyasi çekişmelerde, seçmenlerin ‘aklına’ tamamen kurmaca haberler gelebiliyor,” diyor. “Seçmenlerin özellikle karşı adayı olumsuz etkileyen skandalları ‘anımsama’ ihtimali bulunuyor.” Murphy yanlış bilgi ve sahte anıların gerçek hayatta yapılan bir referandumla bağlantılı olarak incelemesinin çalışmayı özgün kıldığını ifade ediyor. Gillian ve Psikoloji Bilimi Derneği Eski Başkanı California Üniversitesi Irvine’den Elizabeth Loftus’un da aralarında bulunduğu araştırmacılar, internet üzerinden 3 bin 140 seçmene ulaştı. Seçmenlere referandumda oy verip vermeyecekleri ve hangi yönde oy kullanacakları soruldu. Bir sonraki aşamada araştırmacılar, her bir katılımcıya altı haber metni gösterdi. Haber metinlerinden ikisi, referanduma katılan diğer adayların yasadışı veya tahrik edici davranışlarda bulunduklarını iddia eden uydurma öykülerdi. Katılımcılara her bir metni okuduktan sonra anlatılan olayı duyup duymadıkları soruldu. Metinde geçen olayı duyduğunu söyleyen katılımcılardan, konuya ilişkin özellikle hatırladıkları bir şey olup olmadığını söylemeleri istendi. Daha sonra araştırmacılar seçmenleri, okudukları bazı haberlerin kurmaca olduğuna dair bilgilendirdiler ve katılımcılardan sahte olduğuna inandıkları haber metinlerini tespit etmelerini istediler. Son olarak da katılımcılara bilişsel bir test uygulandı. Seçmenlerin neredeyse yarısı en az bir uydurma olay hakkında bilgi sahibi olduğunu bildirdi. Birçok seçmen, gerçek olmayan bir haber öyküsüne ilişkin çok sayıda ayrıntı anımsadı. Kürtajın yasallaştırılmasını destekleyen bireylerin, karşı görüşteki tarafla ilgili yanlış bilgi hatırlama olasılığı daha yüksekken; kürtajın yasallaştırılmasına karşı olan grubun, kürtaj taraftarı olan kişiler hakkında yanlış bilgiler anımsama ihtimali daha yüksekti. Birçok katılımcı, kendilerine gösterilen bazı bilgilerin uydurma olduğunu öğrendikten sonra bile söz konusu olayları yanlış anımsamaya devam etti. Bazı katılımcılar ise sahte haber metinlerinde bulunmayan detaylardan bahsettiler. Murphy “Bu durum, seçmenin şüphelenmesine ve kendisine gösterilen haberlerin sahte olabileceğine ilişkin uyarılmasına rağmen tamamen kurmaca anıları kolayca yaratabileceğini gösteriyor,” yorumunda bulunuyor. Ayrıca bilişsel testte düşük puan alan katılımcılar, yüksek puan alan katılımcılara göre sahte anı yaratmaya daha yatkınlardı. Bununla birlikte düşük puan alan katılımcıların düşünceleriyle örtüşen yanlış bilgileri anımsama ihtimali daha yüksekti. Araştırmacılara göre bu bulgu, bilişsel yeteneği daha iyi olan bireylerin kişisel yanlılıklarını ve haber kaynaklarını sorgulama ihtimalinin daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Projeye katkıda bulunan diğer araştırmacılar arasında California Üniversitesi Irvine’den Rebecca Hofstein Grady ve Linda J. Levine ile University College Dublin’den Ciara Greene bulunuyor. Araştırmacılar Brexit referandumu ve #MeToo (Ben de) hareketiyle ilgili sahte anıların etkisini inceleyeceklerini, böylece bu çalışmanın kapsamını genişletmeyi planladıklarını söylüyorlar. Loftus, gelişen teknolojiyle sahte haber, görsel ve video oluşturmanın çok daha kolaylaştığı günümüzde, sahte haberlerin psikolojik etkilerini anlamanın büyük önem taşıdığını ifade ediyor. Loftus, “İnsanlar sahte anılarla hareket ediyorlar. Çoğu zaman bu kişileri sahte haberin sahte olduğuna inandırmak zor oluyor,” diyor. “Haberleri akıl almaz derecede inandırıcı hale getiren imkanlar dikkate alındığında insanların yanlış yönlendirilmesini nasıl önleyeceğiz? İşte bu sorun nitelikli psikoloji bilimi uzmanlarının ilgilenebileceği bir konu.”" Komplo teorilerini anlamak teşhis etmek ve başa çıkmak,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorilerini-anlamak-teshis-etmek-ve-basa-cikmak,"*Bu içerik "" Komplo teorilerini anlamak, teşhis etmek ve başa çıkmak "" başlığıyla Fikir Turu tarafından 4 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmıştır. Komplo kavramının kökeni Latince conspirare kelimesidir, beraber nefes almak anlamına gelir. Kötücül bir niyet doğrultusunda hareket eden bir kişinin veya bir grup insanın beraber tasarladığı gizli bir plandır komplo. Tabii, herhangi bir plandan bahsetmiyoruz, bir grup yaramaz çocuğun komşunun bahçesinden meyve aşırmasından öte, ciddi sonuçlar doğuracak, etki yaratacak, çoğunlukla kusursuza yakın bir tasarımın ürünü olan planlardan söz ediyoruz. Akademi dünyası da komplo teorileriyle ilgilenmiş, bazıları birbirleriyle çelişen tarifler yapmıştır ama yine de bütün bu tariflerden çıkartılabilecek ortak tanımın şu olduğu söylenebilir: “Başka türlü gerçekleşmesi muhtemel bir hadiseyi gizli ve sinsi bir plan ve kötücül bir failliğin varlığıyla açıklamak.” Komplo teorileri üzerine araştırma yapan önemli akademisyenlerden Michael Barkun’a göre, bir komplo teorisi zımni olarak üç önerme içerir: Bu anlamda komplo teorileri mutlak iyi ve mutlak kötü arasında gerçekleştiği varsayılan ikili düşünce tarzına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu teorilerde farklı düşmanlar yoktur, tüm düşman unsurları aynı büyük düşmanın parçasıdır. Dolayısıyla komplo dünyasında hakikat de her zaman mutlaktır, kısmi-gerçeklere tahammül yoktur. Bu duruma uygun olarak sansasyon ve cinselliğin komplo açıklamalarında kolaylıkla yer bulduğunu görürüz. Zira, kötü olanın ahlaki olarak da kötü olması beklenir. Komplo teorileri mutlak kötülüğe duydukları bu çocukça saplantı yüzünden çok nedenli ve meselenin karmaşıklığını ortaya döken ve siyah ya da beyaz dışında gri alanlara odaklanan açıklamalardan imtina ederler. Bir komplo teorisi çoğunlukla bir komployu özünde mekanik bir nedensellik üzerinden açıklar. Açıklama tek-nedenlidir ve ardında muhakkak bir fail arar. Bu fail mutlak bir kötü niyetle sarmalanmıştır. Bütün oklar açıkça telaffuz edilmese de sembolik olarak Şeytan’ı işaret eder. Komplo teorileri yanlışlanamayan iddialardan oluşur. Yanlışlanabilecek olduklarında ise sıklıkla bir başka yanlışlanamaz iddianın zırhına bürürler. Buna geri tepme etkisi de denir ( backfire effect ). Örneğin, polis faili bulur, iddiayı çürütürse polisin de işin içinde olduğu teorisi ortaya atılır. Medya meseleyi aydınlatan bir haber yaparsa, komplo iddiası medyayı da komploya dâhil eden yeni bir teoriye evrilir. Akademik bir makale yazarı komployla çelişen iddialar öne sürüyorsa komplonun parçasıdır zaten. Hatta üniversiteler de işin içinde olabilir! Zira, komplocu mantık döngüsüne göre bir olay komplo gibi gözüküyorsa komplodur, ama komplo gibi gözükmüyorsa kesinlikle komplodur. Sanılanın aksine komplo teorilerine herkes inanabilir. Komplo teorilerine inanma nedeni, bazı psikologlara göre son derece insanidir, hatta evrimsel kökenleri vardır. Sadece erkekler değil, sadece eğitimsizler değil, sadece gelir seviyesi düşük olanlar değil, herkes komplo teorilerine inanma eğilimi gösterir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalara göre cinsiyet, eğitim seviyesi ve gelir seviyesi ile orantılı anlamlı sayılabilecek korelasyonlara rastlanmamıştır. Siyasi yelpazenin sağında ya da solunda olmanız da bir komplo teorisine inanıp inanmamanız üzerinde belirleyici değildir. Aşırı sağ veya aşırı sol fikirlere yakın olanların ise inanmaya daha yatkın oldukları söylenebilir. Komplo teorileri doğuda da görülür batıda da; demokratik toplumlarda da, otoriter rejimlerde de Bir komplo teorisi çoğu zaman sadece bir komplo teorisi değildir. Komplo iddiaları genellikle sansasyoneldir ve komplo kitaplarının önemli bir kısmı çok-satan statüsündedir. Komplo teorisi dünyasında sahte kanıt, başka eserlerden kaynak göstermeden alıntı yapma, karşı tarafın argümanlarını çarpıtma ve olmayan bir şeyi uydurma yaygın faaliyetlerdir. Fakat bunların dışında komplo teorileri çoğu zaman yaftalama, çamur atma, hedef gösterme, ayrımcılık ve ırkçılık gibi unsurlardan uzak durmayı pek beceremez. Siyasi veya dini bir ideolojiye eklemlenebildikleri ölçüde de şiddet ile aralarındaki mesafe azalır. Nazi Almanyası en çarpıcı örnek sayılabilir. Komplo teorileri ender durumlarda bir ‘zihin egzersizi’ işlevi görseler bile genellikle düşünmenin bittiği yerde ortaya çıkarlar. Komplo teorisyenleri sıklıkla kendilerine ‘şüpheci’ sıfatını yakıştırırlar, ‘bilimsellik’ iddiasına tutunmaya çalışırlar. Hakikate ulaşmak için merak saiki ile hareket ettiklerini öne sürerler. Evet, bilim şüphe etmekle başlar ve belli seviyelerde ve noktalarda şüphe etmek sağlıklı ve gereklidir. Buna karşın komplo teorisyenleri ‘resmi’ teoriyi eleştirirken başvurdukları ‘bilimsel’ kriterleri kendi iddialarını sınamak için kullanmazlar. Kastettikleri merak anlayışının sahici bir akademik merak duygusuyla alakası yoktur. Komplo teorileri soru sorar ama çoğu zaman bu sorular sağlıklı bir tartışma açmak, durumu anlamak ve karmaşıklığını ortaya koymak için değil, meseleye son noktayı koymak ve tartışmayı bitirmek için sorulur. Örneğin, sıklıkla başvurulan ‘kimin çıkarına’ sorusu hakiki bir merak duygusuyla sorulmaz. Sorulan soruların cevabı çoğunlukla zaten bilinmektedir. Zira, ‘soru sormak’ başvurulan retorik bir tavırdan öte bir şey değildir. Baştan ‘komplo teorisi’ denilen bir iddia son kertede ‘doğru’ çıkabilir. Evet, böyle bir durum söz konusudur ve işleri hiç de kolaylaştırmaz. Watergate skandalı, İran-kontra skandalı ve 1950lerden itibaren CIA’in zihin kontrolü üzerine gerçekleştirdiği ve 1970’lerde başarısız oldukları için vazgeçtiği MK-Ultra deneyleri önceden ‘komplo teorisi’ olarak adlandırılan iddialardı ama sonradan doğru çıktılar. Dolayısıyla her soruna kesin çözüm bulduğunu iddia eden ‘bilimci’ bir yaklaşım bize pek yardımcı olmaz. Hangi teorinin gerçek hangisinin safsata olduğunu bize mutlak bir kesinlikle gösterecek bir turnusol kağıdı da mevcut değildir. Bir parça bilim felsefesi ve eleştirel düşüncenin yardımcı olacağı kesindir ama her zaman, her durumda bütün problemleri anında çözmeye yetmez. Modernleşme, kentleşme ve küreselleşme bizi daha fazla veri ile donatır ama aynı zamanda yabancılaşmaya, kimlik ve varoluş krizine, bir başka deyişle bu veri okyanusunda yalnız hissetmemize de yol açar. Öngörülemezliğin arttığı durumlar komplo teorilerine kapı aralar. Komplo teorileri her durumda ana akımın dışında değildir. Demokratik standartların ve değerlerin görece daha kuvvetli kök saldığı Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki örneklerde komplo teorileri ana akım medya, akademi ve siyasetin dışında, yer alan fikirlerle sıklıkla özdeşleştirilirler. Bir akademik görüşe göre, komplo teorileri tanımları gereği ‘resmi’ açıklamalara karşı kurgulanan iddialardır. Ciddi bir ‘marjinalleş(tir)me’ söz konusudur. Bu durum ‘komplo teorisi’ tabirinin yaftalamak ve itibarsızlaştırmak amacıyla kullanıldığı, muhalif fikirleri susturmak için yararlanılan siyasi bir araç olarak devreye sokulduğu yorumlarına yol açar. Yarı-demokratik, otoriter ve totaliter yönetimlerde komplo zihniyeti sıklıkla bizzat devletin kendisi ile, egemen ideoloji ile, merkezle ve dolayısıyla ana akım ile kolaylıkla ilişkili olabilir. Bir komplo teorisi bazı durumlarda resmi olana karşı konumlanmak bir yana, resmi olanın ta kendisidir. Sihirli bir reçete maalesef yok. Ama yine de yapılabilecekler var. Öncelikle eleştirel düşünmeye ve bu konuda yararlanabileceğimiz araçlara mümkün olduğunca kendimizi aşina kılmalıyız. Evet, bazı komplo iddiaları sonunda ‘gerçek’ çıkabilir ama bu durum istisnadır. Büyük ekseriyetle komplo iddialarının safsata oldukları sonunda ortaya çıkar. Bu anlamda zaman komplo teorilerinin aleyhine işler. Komplo teorileri duygusal bir mecrada işlerlik kazandıkları için sakin kalmak, şüphe etmek, düşünmek, farklı alternatifler üzerine kafa yormak ve bu anlamda zamanı kullanmak da önemlidir. İnternette ve gerçek hayatta yankı odalarından çıkmak gereklidir ama zordur. Komplo teorileriyle eleştirel düşünce unsurlarını kullanarak mücadele etmek önemlidir. Buna karşın, internetteki bir komplo iddiasını çürütmeye çalışmak, ilk bakışta takınılması gereken bir tutum gibi gözükse de, bazı durumlarda saçma sapan olduğu aşikâr bir iddiayı daha da yaygınlaştırmaya yarayabilir. Kendi başına bırakıldığında çok az insana ulaşma kapasitesi olan bir iddiayı çürüteyim derken istemeden de olsa her şeye rağmen inanmaya hazır başka bir kitleye ulaştırmada ‘kolaylaştırıcı’ bir rol oynayabiliriz. Doğrudan çürütmek bazen işe yarar, bazense tepki doğurur. Aksine, sakin kalmak ve muhatabımızın zihninde soru işareti yaratmak, bir nevi düşünmeye davet etmek daha çok işe yarayabilir. Ateşli bir komplo teorisyeni ile tartışmaya girmek sorunu çözmeyebilir. Kullandığımız akıl yürütme yöntemi doğru da olsa bir komplo iddiasının sahibi söz konusu konu hakkında bizden daha çok şey biliyor olabilir. Dolayısıyla, dersimize iyi çalışmamız, komplo iddiasını içeren konuyla ilgili bir ön hazırlık yapmamız gerekir. Her zaman tartışmanın bir neticeye bağlanmayacağına hazırlıklı olmamız da önemlidir. Birçok durumda bir komplo teorisi söylemsel olarak diğerlerini andırır. Bu anlamda, komplo teorilerinin tarihine bakmak, bu konuda okuma yapmak da faydalı olacaktır. Bir komplo teorisinin son kertede doğru ya da yanlış olduğunu kesin olarak anlamamız her zaman mümkün olamasa da elimizdeki doneler bize komplocu sularda dolaştığımızı hatırlatır, önümüzü aydınlatır. Siyasi ideolojilerle komplocu zihniyet arasındaki geçişkenlik ile ilgilenmek de işe yarayabilir. Komplo teorileri ne de olsa Aydınlanma Çağı’ndan beri farklı şekillerde önümüze çıkan aşina bir kurguya sahiptir. İçerik farklı da olsa form aynıdır. Komplo kurgusunu anlamak ve nelerle birlikte geldiğini öngörmek aslında zor değildir ve yolun yarısını geçmek demektir. Bu kurgu hayatın kendisiyle neredeyse her seferinde çelişir. Zira, komplo teorisyenlerinin hayallerinde yaşattıkları komplocular ne zannettikleri kadar kusursuz, ne zannettikleri kadar şeytani ne de zannettikleri kadar cesurdur." Araştırma: Teyitçilerin uyarısı yanlış içeriklerin paylaşımını azaltabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/teyitcilerin-uyarisi-yanlis-iceriklerin-paylasimini-azaltabilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Warnings from fact-checkers could discourage people from sharing false Facebook posts, study says "" başlığıyla Poynter tarafından 22 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilgi uzmanı Claire Wardle, Scientific American’da yayımlanan son yazısında çevrimiçi bilgi ekosistemi nin güncel durumuyla ilgilenenlere o kilit soruyu soruyor (ve ustaca cevaplıyor): İnsanlar neden sosyal medyada yanlış bilgi, komplo teorileri ve başka şekillerde yanlış yönlendiren içerikler paylaşıyor? Kâr amacı gütmeyen ve yanlış bilgiyi tanımlama yöntemleri üzerine çalışan First Draft’ın yöneticisi Claire Wardle, insanların neden bu tür içerikleri ürettiğine dair birkaç noktaya (ki çoğu, teyit bültenlerini takip edenlere tanıdık gelecektir) değiniyor. Yanlış bilgi üretenler, siyasi tartışmalara ağırlığını koymak ya da yalnızca olay çıkarmak istiyor olabilir. Belki kimileri de para peşindedir. Konu bu içerikleri paylaşmak olduğunda Wardle’a göre insanlardaki “düşünmeden paylaşma” güdüsü, yanlış bilgiyi kasten üretenlerin tam olarak istediği şey. “Buradaki amaç kullanıcıların, ana iletinin itibarını yükseltmek ve bahsi geçen görüşleri pekiştirmek için kendi sosyal sermayelerini kullanmaları.” Peki söz konusu paylaşımlarsa, hangi yöntemler insanları paylaşmaktan alıkoyabilir? Bu soruya yanıt yakın zamanda California Üniversitesi Santa Barbara’dan, gazetecilik ve haber yazımı dersleri veren Paul Mena’dan geldi. Mena’nın yeni yayımlanan araştırması, teyitçilerin lehinde sonuçlar veriyor . Çalışmaya göre kullanıcıların, teyitçilerin ""yanlış"" uyarısının yer aldığı haberleri Facebook’ta paylaşma olasılığı, teyit edildiğine dair bir bilgi bulunmayan haberleri paylaşma olasılığından daha düşük. Deneysel tasarımın kapsamında bazı gönderiler “tartışmalı” olarak işaretlendi; bu yönüyle Facebook’u anımsatıyor çünkü Facebook da ilk zamanlar üçüncü taraf haber doğrulama programı dahilinde bulundurduğu teyit kuruluşlarının “yanlış” olarak nitelendirdiği haberleri bu şekilde etiketliyordu . Platform 2017 yılının sonlarında gönderilerin bu şekilde işaretlenmesine son verdi . Şimdi ise içeriklerin teyit edildiği analizler “ilgili yazı” olarak gözüküyor ve uyarı, kullanıcı bu içeriği paylaşmaya yeltendiğinde önüne çıkıyor. Facebook ayrıca içeriğin haber akışındaki erişimini de düşürüyor. Mena’nın çalışması geniş yelpazede birçok siyasi görüşü temsil eden 501 katılımcı üzerinden örneklendirildi. Katılımcılara, araştırmada sunulan içerikleri Facebook’ta paylaşıp paylaşmayacakları soruldu. Mena, “Çalışma, uyarı iliştirilmiş kurmaca bir Facebook gönderisini gören katılımcıların bu tip içerikleri Facebook’ta paylaşma konusunda, içerik üstünde herhangi bir işaretleme görmeyen kullanıcılara göre daha çekimser olduklarını gösterdi,” diyor. Paylaşma niyetlerindeki etki ise, ilginç bir şekilde, katılımcıların farklı siyasi eğilimleri değerlendirildiğinde de aynı sonucu verdi. Mena, çalışmasının Facebook’un dışında da uygulamaya elverişli olup olmadığı konusuna gelindiğinde, sonuçların diğer platformlarda da denenmesi gerekebileceğinin altını çiziyor. Aslında bu tür uyarıların getirileri, gerçek bir örnekle yeni bir platformda sınanmak üzere. Sayısız yanıltıcı içerik ve yanlış bilginin dolaşımda olduğu Instagram geçen hafta, bağlı bulunduğu Facebook gibi, fotoğraf ve video paylaşmaya odaklı platformunda gönderileri, üçüncü taraf doğrulama programına dahil olarak teyit edeceğini duyurdu. Instagramın bu konudaki girişimi, “meme” gibi görsel içerikleri işaretlemenin ne kadar etkili olduğu hakkında araştırmacılara önemli veriler verebilir çünkü Mena ve diğer araştırmacılar meme’lerin yazılı metinlerden çok daha farklı bir yolla yayıldığını düşünüyor. Wardle’ın da Scientific American’a yazdığı yazısınında değindiği gibi “meme’ler şimdiye kadar çoğu araştırma ve siyasi çevre tarafından kasten üretilen yanlış bilginin, komplo teorileri veya nefret söylemlerinin bir aracı olarak göz önünde bulundurulmamıştı.” Fakat kolayca paylaşılabilir olmaları hem hızla yayılmalarının ve hem de bıraktıkları büyük etkinin nedeni. Poynter’dan Christina Tardáguila’nın da haberlerin çıktığı ilk zamanlar yazdığı gibi, Instagram’ın teyitçilerle nasıl çalışacağına dair detayların üzerinde hala çalışılıyor . Asıl soru ise projenin kapsamının ne kadar geniş olabileceği. Atlantic Council Digital Forensics Research Lab’den Ben Nimmo’un Wired’a Sara Harrison’a açıkladığı gibi bu girişim, teyitçilik girişimlerine ayrıca eklenen 100 milyon yeni kullanıcı demek ve “teyitçilerin uyumaya ihtiyacı var .”" Komplo teorilerinin yeni geçiti Netflix algoritmaları mı?,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorilerinin-yeni-geciti-netflix-algoritmalari-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Netflix’s algorithms seem to be a new entry point for conspiracy theories. Be Aware "" başlığıyla Poynter arafından 19 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Dezenformasyon un, yani kasten üretilen yanlış bilginin yayılması, 2016 yılının sonlarında önemli bir konu haline geldiğinde ağırlıklı olarak Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlarla ilgili olarak ele alındı. Sonraki aylarda sözde bilimsel inanışlar, komplo teorileri ve YouTube ve WhatsApp ’taki dezenformasyonla ilgili ciddi sorunlar kendini gösterdi. Çevrimiçi dizi ve film hizmeti sunan popüler Netflix platformu şimdiye kadar konunun dışında kalmayı başarmıştı. Ne var ki artık tartışmalara Netflix de dahil oldu. Platformda yakın zamanda yayımlanan başarılı bir belgesel, Netflix’te ara sıra karşımıza çıkan içerik türü konusunda şüphe uyandırdı. Belgesel, kendi platformunda yayımlanan materyallere ilişkin editoryal kontrolü, Facebook veya Twitter’dan daha fazla olan bir içerik sağlayıcısının sorumluluğunu sorgulatıyor . Ayrıca şüpheli içeriğin internette popüler hale gelen birçok şekilde ve araçla karşımıza çıkarıldığını ortaya koyuyor. İtalya’daki doğrulama platformu Pagella Politica’nın şef editörü Giovanni Zagni, Netflix’te 15 Mayıs 2019 tarihinde düz dünyacıları (flat-earthers) konu alan, Daniel J. Clark tarafından yönetilen ve ilk kez geçen yılın sonunda yayımlanan “Çağın Gerisinde Yaşamak” (Behind the Curve) isimli etkileyici bir belgesel izledi. Belgesel, alternatif teoriler hakkında nasıl konuşulması gerektiğini gösteren bir yapım. Ayrıca acımasız röntgenciliğe asla izin vermediği için de dünyanın düz olduğuna inananları ‘anlaşılmaz deliler’ olarak nitelendirmeyen önemli bir örnek. “Çağın Gerisinde Yaşamak” belgeseli, düz dünyacıların iddiaları ile bilim camiasından uzmanların fikirlerini başarıyla dengeliyor ve bu tuhaf inancı benimseyen insanların psikolojisini samimi bir biçimde anlamaya çalışıyor. Fakat bu belgeseli bitirdikten sonra Netflix algoritmasının Zagni’ye, komplo teorileri konusunda önerdiği diğer yapım, izlediğinden tamamen farklıydı. 18 Temmuz 2019 tarihinde Zagni “Bob Lazar: 51. Bölge ve Uçan Daireler” (Bob Lazar: Area 51 & Flying Saucers) isimli belgeseli izledi. Belgesel ilk defa 3 Aralık 2018’de gösterilmişti. Yapım, 1989 yılında Las Vegas’ın yerel bir televizyon kanalının kendisiyle röportaj yapmasından sonra kötü şöhret yakalayan Bob Lazar adında bir adamı konu alıyor. Belgeselde yüzü belli belirsiz gizlenen Lazar, 80’lerin başında iddiaya göre 51. Bölge'nin yanında, devlete ait S4 isimli gizli bir üstte bulunan uzaylılara ait bir araçta birkaç ay çalıştığını iddia ediyor. Bob Lazar belgeselinin Netflix’te yayımlanması, gerçek hayatta olası bazı sonuçlar doğurabilmesinin yanı sıra konunun çok büyük bir kitle tarafından ulaşılabilir olmasına da neden oluyor. Twitter hesabına bakıldığında belgeseli Nisan ayı başında izleyen Sevilen podcast yayımcısı Joe Rogan, Corbell ve Lazar ile gerçekleştirdiği 2,5 saatlik röportajı 20 Haziran’da YouTube kanalında yayımlandı . Matty Roberts isimli bir üniversite öğrencisi bu programı izledikten sonra Facebook’ta “Storm Area 51” denilen bir etkinlik oluşturdu . Milyonlarca kullanıcının ilgisini çeken bu etkinlikle, ABD Hava Kuvvetleri’nden, Nevada çölündeki askeri tesisleri ifşa etmeleri konusunda insanların “gözünü korkutan” bir açıklama yapılması talep ediliyordu . Facebook etkinliği daha sonra iptal edilse de bu girişim, bağış toplama ve gelecek ay için planlanan bir festival üzerinde yoğunlaşmaya devam etti. Özetlemek gerekirse Lazar’ın öyküsü, Netflix’te yayılmasından bu yana oldukça uzun süreli bir etki yarattı. Tabii ki UFO’lara ve kamuoyundan gizlenen ABD hükümetine ilişkin büyük bir komplonun varlığına inanma konusunda her birimiz tamamen özgürüz. Bununla birlikte Netflix belgeseli, gerçek olarak yansıtılan olaylara bakıldığında çok sayıda ciddi hata barındırıyor. Söz konusu mantıksızlıklar arasında belgeselin en fazla dikkat çeken yeri yarım saatten biraz uzun sürüyor: Lazar’a, iddiaya göre S4 üssünde (bu ismi taşıyan bir tesise ait hiçbir kayıt bulunmuyor) bahsettiği bir el tarayıcısı olan biyometrik bir cihazdan çıkan resim gösteriliyor. Şimdiye kadar internette görülmemiş gizli bir teknoloji olarak sunulan tarayıcı, aslında Lazar’la yapılan ilk röportajdan daha önce, yani 1977 yılında gösterime giren “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” (Close Encounters of the Third Kind) isimli ünlü bir bilim kurgu filminde göze çarpıyor . Ne var ki Lazar ve Corbell, Lazar’ın öyküsünü haklı çıkarırcasına bu cihaza önemli bir buluş gözüyle bakıyorlar. Zagni’nin bu gözlemleri, adı geçen belgeseli çürütme gibi bir amaç taşımıyor. Bu nedenle belgeselde geçen başka tutarsızlıklara uzun uzadıya yer verilmiyor. Buna karşın Netflix’te, “Bob Lazar: 51. Bölge ve Uçan Daireler”e benzer başka yapımların da bulunduğu bir gerçek. Çevrimiçi video platformunda yayımlanan 2017 yapımı “Yok Sayılan Kanıtlar” (Unacknowledged) isimli bir belgeselde birçok iddiaya yer veriliyor. Örneğin, Marilyn Monroe’nun Kennedyler’le olan ilişkisi nedeniyle UFO’lar hakkında önemli ölçüde bilgisi olduğu için öldürüldüğü iddia ediliyor (“Yok Sayılan Kanıtlar”ın başlangıcında çok çeşitli şiddet öğesinin varlığına dikkat çekilse de belgesel her yaştan izleyiciye uygun olarak nitelendirilmiş). Bir diğer yapım ise Netflix’te 2017’de yayımlanan, uzaylılardan gelen sinyalleri konu alan ve uzaylılar tarafından düzenli olarak gözlemlendiğimizi iddia eden “Uzaylılarla Temas: Dış Uzay” (Alien Contact: Outer Space) isimli bir belgesel. Bu tür materyaller, Netflix’teki birçok içeriğin muhtemelen yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Anahtar sözcük olarak “Komplo teorileri” araması yapıldığında yukarıda bahsedilen “Çağın Gerisinde Yaşamak” yapımını da içeren sadece bir düzine sonuç karşımıza çıkıyor. Bu başlıkların sorunlu olduğu düşünülürse sorun kolaylıkla çözülebilir. Netflix çoğunlukla kablolu televizyon kanallarını arkasında bırakacak şekilde belgeseller yayımlamaya şimdilik devam ediyor. Lazar öyküsünün aniden popülerleşmesi, 150 milyonu aşkın abonesi olduğunu öne süren bu platformun ana akım haline gelerek oldukça geniş bir kitleye ulaşma potansiyeline işaret ediyor. Bu içerikler ve Netflix algoritmasının önerilerde bulunma şekli, komplo teorileri için bir giriş noktası gibi görünüyor: kullanıcılar çelişkili de olsa komplo teorilerinden birkaçına inanma eğilimindeler. Çok çeşitli görüşlerin varlığı tüm platformlar için faydalı bir özellik. Sonuçta Netflix dahil olmak üzere herkesin, kendi düşüncesini dile getirme hakkı bulunuyor. Bununla birlikte yukarıda ifade edilen birçok durum dikkate alındığında asıl sorun düşünceler değil. Bu belgesellerde “kanıt” olarak sunulan birçok şey defalarca çürütülse de veya bilimin temel ilkeleriyle çelişse de belgesellerde geçen komplo teorileri olağan olgular olarak sunuluyor. Şüpheciliği sağlıklı bir şekilde harekete geçirmek için, devletle ilgili şaibeli komplolar üzerinde değişiklik yapmaktan daha iyi yöntemler elbette ki var. Ayrıca Netflix, içerikleri üzerinde daha fazla kontrolü olduğu için, kullanıcıların içerik üretip yönettiği Facebook veya YouTube’dan çok daha farklı bir platform. Neticede Netflix, materyalleri üzerinde seçim yapabiliyor, birçoğunun etkin olarak tanıtımını yapıyor ve yeni materyallerin oluşturulması yönünde sipariş verebiliyor. Peki editoryal kontrol, içeriğin geçerliliğini, dolayısıyla izleyicilere sunulan bilginin uyumunu, tutarlılığını ve gerçeğe uygunluğunu kontrol etmek değilse nedir?" Ses dolandırıcılığı 243 bin dolara mal oldu,https://teyit.org/teyitpedia/ses-dolandiriciligi-243-bin-dolara-mal-oldu,"*Bu içerik ilk kez "" Fraudsters deepfake CEO’s voice to trick manager into transferring $243,000 "" başlığıyla The Next Web tarafından 3 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Gerçek bir metni sahtesinden , orijinal bir videoyu deepfake’den ayırmak hiç kolay değil. Bugünlerde sahte ses teknolojisinin giderek daha sık kullanıldığına şahit oluyoruz. İlk yapay zeka tabanlı ses dolandırıcılığını haber yapan Wall Street Journal’e göre olayda mağdur olan şirket 243 bin dolarını kaptırdı. (Bu tür dolandırıcılıklar için kullanılan “ vishing” terimi “ses dolandırıcılığı” anlamına gelen “voice phishing” kelimelerinden oluşuyor ) . Sesli deepfake lerin kusursuz bir nitelik kazanması oldukça ürkütücü. Dolandırıcılar, piyasada satılan ve ses üreten bir yapay zeka yazılımını kullanarak Alman şirket patronunun sesini taklit ettiler. Zanlılar, para transferi masraflarının hemen karşılanacağı sözünü vererek Alman şirketin sahip olduğu Birleşik Krallık merkezli bir enerji firmasının baş yöneticisini, parayı bir saat içinde acilen Macar tedarikçiye göndermesi için kandırdılar. Patronunun her zamanki hafif Alman aksanını duyan firma yöneticisinin hiçbir şeyden şüphelenmediği ifade edildi. Dolandırıcılar, para transfer masraflarını karşılamadıkları gibi Alman patronun sesini yeniden kullanarak İngiliz firma yöneticisinden ikinci kez acil para transferi yapmasını istediler. Ne var ki İngiliz firma yöneticisi bu sefer ödemeyi yapmayı reddetti. Diğer bir taraftan firma yöneticisinin Macaristan’a gönderdiği para Meksika’ya ve dünyanın başka yerlerine aktarıldı. Yetkili makamlar ise bu bilişim suçunu işleyenleri henüz saptayabilmiş değil. Dolandırılan firma Euler Hermes Group tarafından sigortalanmıştı. Yani gerçekleşen para transferinin tüm maliyeti sigorta kapsamındaydı. Olay iddia edildiğine göre Mart ayında meydana geldi. Soruşturma devam ettiği için şirketin ve olaya karışan tarafların isimleri açıklanmadı. Yapay zekayla insanların taklit edildiği ve yeni yeni karşımıza çıkan bu tür saldırılar, gelecekte işletmelerin ve kuruluşların başına büyük işler açabilir. Söz konusu olayda ses oluşturma yazılımı Alman patronun sesini başarıyla taklit etti. Öte yandan bu olayın, yapay zekanın kullanıldığı tek suç olarak olarak tarihe geçmesi pek olası durmuyor. Aksine bu tip sosyal mühendislik saldırılarının başarısı ispatlanırsa daha sık karşımıza çıkacaklar. Sesleri taklit eden araçlarla daha gerçekçi sonuçlar alınırken suçluların bu araçları kendi çıkarları için kullanma ihtimali de artıyor. Böylece tehlikeli bir kişinin telefonda başka birini taklit ederek başkasının özel bilgilerine erişmesi ve kötü amaçlara yönelik kullanması kolaylaşıyor. Temmuz ayında İsrail Ulusal Siber Makamı , üst düzey işletme yöneticilerini taklit etmek için yapay zeka teknolojisini kullanan ve çalışanlara para transferi ve diğer kötü amaçlı işlemleri internet üzerinden yaptıran “yeni bir siber saldırı türü” konusunda uyarı yaptı. Yapay zeka bağlantılı suçları algılayabilecek donanımı olmayan işletmeler için durum çok daha riskli. Bu nedenle söz konusu suç türünün ilk kez hedefine ulaşmış olması masaya yatırılmalı. Dolandırıcılığa karşı ses yazılımı tasarlayan siber güvenlik firması Pindrop , geçen sene, ses dolandırıcılığında 2013 ile 2017 yılları arasında yüzde 350 oranında dikkat çekici bir artış yaşandığını ve her 638 aramadan birinin yapay yöntemlerle gerçekleştirildiğini bildirdi . Şirketlerin mali durumlarını ve itibarlarını korumak için “ses” üzerinden verilen talimatları, devamında e-posta veya başka bir şekilde teyit etmesi büyük önem taşıyor. Yapay zeka tabanlı araçların olumlu ve olumsuz yönleri var . Bu araçlar keşfetmeye ve yaratıcılığa imkan tanırken suça, dolandırıcılığa ve ne yazık ki son derece profesyonel sahtekarlık girişimlerine de açık kapı bırakıyor." YouTube düz dünyacıların uğrak yeri mi?,https://teyit.org/teyitpedia/youtube-duz-dunyacilarin-ugrak-yeri-mi,"“Hiç tartışmasız YouTube, düz dünya konusunda benim gözümü açan ana kaynak oldu .” Bu sözler BBC Reel’a konuşan düz dünyacı ( flat-earther ) Dave’e ait. Kişisel hikayesi Dave’in, dünyanın düz olduğu yönündeki yanıltıcı bilgilere YouTube aracılığıyla eriştiğini ve bu tip içeriklere yine platformun önerileriyle uzun süre maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca ana akım tarafından kabul görmüş, bilimsel olarak kanıtlanmış ve nesnel bir gerçeği reddederek dünyanın düz olduğuna inanan bu kitlenin diğer üyelerinin de hikayesi çok benzer . ""Dave. Dünyanın yuvarlak değil, düz olduğuna inanıyor."" BBC / Flat Earth: How and why did YouTube enable the flat earth community to grow? Her şey, Dave’in televizyonda yayımlanan programlardan bunalması ve “alternatif bilgi” için YouTube izlemeye yönelmesiyle başlıyor. YouTube’un önerilenler algoritması, Ay’a iniş videolarına ilgi duyan Dave’i fark ediyor ve bir süre sonra “sıradaki” olarak gözüken önerilenler kısmına düz dünya videoları çıkarmaya başlıyor. YouTube önerilenler algoritması işte böylece Dave’i, ilk düz dünya videosunu izlemeye yönlendiriyor . Düz dünya hakkında izlediği ilk videodan sonra Dave, bütün anlatılanların “saçmalık ötesi” olduğunu düşünüyor. Fakat her ne kadar eleştirel de olsa Dave’in bu tip içerikleri izleme süresi, onun karşısına daha çok düz dünya videosu çıkmasına neden oluyor. Israrla öne çıkarılan diğer komplo teorilerini inceleyen Dave, çok geçmeden dünyanın düz olduğuna inanan “düz dünyacılar”ın arasında yerini alıyor . Dave’in hikayesi, her ne kadar kişisel bir hikaye gibi gözükse de aslında birçok düz dünyacı için oldukça tanıdık. Texas Tech Üniversitesi öğretim üyesi Asheley Landrum, aksini kanıtlama iddiasıyla yanlış bilgiye maruz kalan birçok kullanıcıda bu örüntüye rastladığını belirtiyor : “ Başta düz dünya videolarını reddediyorlar. Bunların yanlış bilgi olduğunu düşünüyorlar ve sunulan bilgileri çürütmeye çalışıyorlar. Düz dünya videolarını çürüten videolar çekeceklerini düşünüyorlar. Düz dünyayla ilgili diğer videoları izliyorlar, konuyu araştırmaya başlıyorlar ve daha derine inemeden, [komplo teorileri] videolarına dayanarak dünyanın düz olduğuna inanmış oluyorlar . ” Dave’in iddiası düz dünyacıların, YouTube’da başka komplo teorileri izlerken bu konuya eriştikleri yönünde . The Guardian’da Şubat ayında yayımlanan habere göre araştırmacılar, düz dünyacıların artışının arkasında YouTube olduğu fikrinde birleşiyor . Fakat, oldukça geniş kitlelere ulaşan bu harekete göre YouTube, “aydınlanma”larının arkasındaki en büyük güç. Onlar YouTube’un, ana akımın tersine “gerçek”lerden bahsettiğini ve “doğru”lara yer verdiğini düşünüyor. Uluslararası Düz Dünya Konferansı'nda kaydedilen bu görüntüde YouTube logosu ""truth"" (gerçek) kavramıyla eşleştiriliyor. The Guardian “Flat Earth rising: meet the people casting aside 2,500 years of science” İlk buluşması Denver, Colorado’da 2017 yılında gerçekleşen “Uluslararası Düz Dünya Konferansı” (Flat Earth International Conference), 2018 yılında dünyanın pek çok yerinden aktivistin katılımıyla Raleigh, North Carolina’da düzenlenmişti . Raleigh buluşmasına katılan araştırmacılar burada 30 düz dünyacıyla anket yürütüyor ve bir kişi dışında herkes, YouTube’da öne çıkan komplo teorilerini izleyerek dünyanın düz olduğuna ‘ikna olduklarını’ söylüyor. 2018 YouGov anketine bakıldığında ise 18-24 yaş arası Amerikalıların yaklaşık üçte birinin dünyanın şeklinden emin olmadığı göze çarpıyor. Düz Dünya Topluluğu’nun internet üzerindeki kütüphanesinde, komplo teorilerine dayanak oluşturacak metinler yer alıyor . Örneğin, “Earth Not a Globe!” kitabında gezegenin “kenarları” olduğu ve 45 metre yüksekliğinde olan bu duvarların buz olduğu iddia ediliyor . Eskiden Google’da çalışan yazılım mühendisi Guillaume Chaslot “Dünyanın düz olduğuna dair videoların dünyanın yuvarlak olduğuyla ilgili videolardan daha çok öne çıkarıldığını” söylüyor . YouTube’a göre ise bu tür içerikler “eşik içerik” ( borderline content ) arasında yer alıyor . (*eşik içerik: teknik olarak içerik politikasını ihlal etmemesine rağmen insanları yanlış yönlendiren yanıltıcı içerikler ). Bu nedenle de söz konusu videoların erişiminin düşürülmesi konusunda çalışmalar sürdürülse de, tamamen platformdan kaldırılması gündemde değil. Ve evet, tabii ki YouTube’da dünyanın yuvarlak olduğunu anlatan belgeseller de mevcut. Ancak düz dünyacıların içerikleri ısrarla ön plana çıkıyor. Uzmanlar, dünyanın gerçek şeklini anlatan videoların, düz dünyacılara kıyasla daha az olmasının nedeninin, dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamaya gerek olmadığı düşüncesinden kaynaklanabileceğini gösteriyor. Landrum, “Dünyanın düz olduğuna inanmak başlı başına tehlikeli olmayabilir ama bu inanç genellikle kurumlara ve otoritelere güvensizlikle birlikte geliyor ,” yorumunda bulunuyor. Düz dünya aktivisti Roxanne Glen’in sözleri, komplo teorilerinin doğasıyla ilgili bu dürtüyü doğrular nitelikte. Roxanne, dünyanın düz olduğunu ‘keşfetmesini’ “Pandora’nın kutusunu açmaya” benzetiyor: “bir yalanı ortaya çıkarıyorsunuz sonra bir bakıyorsunuz ‘evet bu konuda da tamamen dürüst değillermiş .’ diyorsunuz."" Fakat nesnel gerçeklerin sorgulanmaya başlanması ve kişisel inanç ve görüşlere ters düşen her bilgiyi “yalan” olarak addetme dürtüsü kısa zamanda yeni ve çok büyük sonuçlara neden olabilecek komplo teorilerinin oluşmasına neden olabilir. Ayrıca dünyanın düz olduğunu gerçekçi bulmayan haber kanallarının düz dünyacılara değinen içerikler ürettiği ve istemeden de olsa bu akımı yaydığı eleştirisi de gündemde. Bu konuda, BBC yol gösterici olabilir. BBC Türkçe düz dünyayla ilgili haberlere, bizim de yaptığımız gibi, “Öncelikle bir spoiler uyarısı: Dünya düz değil.” ibaresi iliştiriyo r ve okurlar daha içerikle karşılaşmadan yanlış bilgi tehdidine karşı uyarılıyor. 1893 yılına tarihlenen düz dünya modeli. Kaynak: Library of Congress Kent Üniversitesi’nden Karen Douglas, gitgide büyüyen düz dünya hareketine karşı gereken önlemlerin alınması konusunda uyarıyor: “Eğer söz konusu, azınlığın zekice ve görünüşte bilgi verici şekilde yazılmış görüşleriyse ve taraftarlar bu sağlam fikirlerinden sapmıyorlarsa, söyledikleri çok etkili olabilir. Buna azınlık etkisi deniyor .” Bilimsel açıklamalara yer veren, kendi deneylerini yapan, Eski Mısır yazıtlarını veya dini metinleri kaynak alan görüşlerle dünyanın düz olduğuna inanan “düz dünyacılar” nesnel gerçekliği sorgulamaları ve birbirine bağlı birden fazla komplo teorisi ne inanmalarıyla kendilerine özgü bir grup olarak ortaya çıkıyorlar . Ve eğer YouTube, iddia edildiği gibi bu tip içerikleri daha fazla kullanıcıya önermeye devam ederse, kısa zamanda platform herkesin dünyanın şekli hakkında kendi teorisini üretebileceği ana mecra haline gelebilir." Araştırma: Sahte görüntüler söz konusu olduğunda kalite önemli olmayabilir,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-goruntuler-soz-konusu-oldugunda-kalite-onemli-olmayabilir,"*Bu içerik ilk kez "" I create “convincing” manipulated images and videos — but quality may not matter much "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 10 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Gerçeği saptırarak insanları, hiç sözünü etmedikleri şeyleri söylermiş ya da yapmadıkları şeyleri yaparmış gibi gösteren sahte video ve görüntüler, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi dahil birçok insanda endişe uyandırıyor . Rochester Teknoloji Enstitüsü Fotoğrafik Bilimler bölümünden Christyne Sisson, tahrif edilmiş görsel ve videoları saptama yöntemleri üzerine çalışan ABD merkezli büyük bir hükümet projesinin çalışanlarından . Sisson’un yer aldığı ekibin bu projedeki görevi ise kötü adamı oynamak. Yani sahte haber üretmenin gitgide daha aldatıcı ve inandırıcı yöntemlerini geliştiren bu ekip sayesinde diğer araştırmacılar, sahte haberleri teşhis etme yöntemlerini değerlendirmeye tabi tutabiliyorlar. Son üç senedir Sisson ve ekibi, görsellerin ve videoların içeriğini kasıtlı olarak değiştirebilecek yeni yöntemler üzerine keyifle kafa yoruyor. Hem kendi senaryolarını üretiyorlar hem de gerçek kötü adamların kamuoyunu etkilemeye çalıştığı güncel olay ve durumlardan esinleniyorlar . Ekip, şimdiye dek ortaya çıkardığı işten oldukça memnun ve çalışmalarının, medya yığınının içinde gerçeği arayan insanlara ışık tutacağını umuyor. Fakat araştırmaları, gerçek ve propaganda arasındaki çatışmanın temelinin teknolojiyle ilgili olmadığını gösteriyor. Aslında her şey, herhangi bir bilginin kendi görüşlerimizle örtüşüp örtüşmediğiyle alakalı; çünkü insanların kendi fikirleriyle uyuşan bilgileri doğru kabul etme ihtimali çok daha yüksek. Ekip kendi sahte içeriklerini üretirken işe, orijinallerini, tahrif edilmemiş görüntüleri ve videoları toplayarak başlıyor. Bunlar, yalnızca var olan görüntüleri tahrif edebilmek için hazır malzemeler değil, bu dosyalar aynı zamanda her tür medyanın nasıl, ne zaman ve hangi cihazla çekildiğini gösteren, bir tür teknik parmak izi olarak da değerlendirebilecek ve her özgün medya dosyasında tutulan verileri de barındırıyor. İşte bu veriler, hem görsel delilleri hem de dijital dokuları açısından olabildiğince gerçek bir materyal gibi gözüken sahte içeriklerin üretilmesine olanak tanıyor. Mütemadiyen değişen, zorlu bir iş; çünkü piyasaya sürekli yeni kameralar çıkıyor ve araştırmacılar adli analizler için devamlı yeni dijital yöntemler geliştiriyorlar. Sisson’un ekibinin hazırladıkları, büyük projenin diğer ortak araştırmacılarına gönderiliyor ve ekibin bu içerikler üzerinde neler yaptığı ya da kullandıkları yöntemleri bulmaları isteniyor. İşleri sadece bir içeriğin gerçek ya da sahte olduğunu saptamak değil, aynı zamanda sahtelerinin nasıl üretildiğini de açıklamaları bekleniyor. Ekip, buradan çıkan sonuçları kendi yaptıklarıyla karşılaştırıyor. Günün sonunda herkes ders çıkarıyor: Sisson ve ekibi nasıl daha iyi sahte içerik üretebileceklerini öğreniyor, araştırmacılar da bu tip içeriklerin nasıl saptanabileceğini. Her ne kadar Sisson’un içinde yer aldığı ekip, olabildiğince kapsamlı, teknik ve metodolojik çalışsalar da, sosyal mecralarda ve internette yayılan tahrif edilmiş görüntülerin kalitesi düşük olabiliyor. Sisson “Kendi çalışmalarımızın olabildiğince inandırıcı olmasından dolayı gurur duyuyorduk, fakat gördüklerimiz - mesela Nancy Pelosi’nin bulanık görüntüleri ve yavaşlatılmış sesi - bizim ölçütlerimizin yanından bile geçemez,” diyor. Fotoğrafik bilimleri, bütün girdisi ve çıktılarıyla bilen biri olarak Sisson, üzerinde oynanmış olduğu kolayca ayırt edilebilen görsel ve videoların insanları yanıltabiliyor olmasına çok şaşırıyor. “ Neler döndüğünü anlayabilmek için, ailem ve arkadaşlarımla hiç de bilimsel olmayan saman anketleri (straw polls) yürüttüm. Zamanla sosyologların ve sosyal psikologların daha akademik bulgularında yer verdikleri sonuçları kendim de öğrendim: Eğer bir görsel ya da manipüle edilmiş herhangi bir içerik, kişinin hâlihazırda sahip olduğu görüşleri destekler nitelikteyse, genellikle hiç sorgulamadan doğru kabul ediliyor . ” NFL oyuncusunun soyunma kabininde ABD bayrağı yaktığı , Parkland’da bir öğrencinin ABD Anayasasını yırttığı ya da otobanda yüzen köpek balığı gösterdiği iddia edilen sayısız sahte haber çok sık karşımıza çıkıyor. Kullanılan tekniklere bakıldığında, bütün bunlar oldukça başarısız manipülasyon örnekleri. Fakat sansasyonel görüntüler ve kendilerine özgü siyasi duruşları var. Tabii bu yüzden de sosyal medyada büyük yankı uyandırıyorlar, hatta haberlere bile çıkıyorlar. İnsanların internette gördüklerine inanmalarının ardında bir başka neden daha olabilir. Daha kaliteli sahte haberlerin nasıl saptanabileceğine dair yöntemler üzerine çalışan Sisson, diğer insanların nasıl bu kadar ucuz sahte haberlere inanabildiğini bir de oğluna soruyor. Aldığı cevap ise oldukça açık: “İnternetteki hiçbir şeye güvenemezsin. Tabii ki ben gerçek olduğunu düşünmem çünkü hiçbir şey gerçek değil.” Sisson oğlunun cevabına şaşırıyor ve insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızla değişen görüntüler içine doğan oğluna annelik içgüdüsüyle kuşkuculuktan bahsediyor. Kuşkuculuk sadece bu tip tufanlara karşı kalkan değil, aynı zamanda çağdaş medyada yolunu bulabilmek ve buradan sağ çıkabilmek için de önemli. Sisson ve ondan da önceki nesil için, özellikle de filmden dijital fotoğrafçılığa geçiş dönemini birebir yaşayanlar için, görüntülere duyulan güven kırılıyor. Medyayla yetişen genç nesil ve onların peşi sıra gelen yeni nesil için ise görüntüler hiçbir zaman güven uyandırmamıştı. İnsanlar sahte görseller hakkında konuşurlarken, medya okuryazarlığıyla ilgili en temel kavramları göz ardı ediyorlar. Hiç söylemediği şeyler söyler, hiç yapmadığı şeyleri yapar gibi gözüken insanların sahte videolarını izleyeceklerini düşündükçe, insanlardaki korku ve panik artıyor. Bu korku, eskiden beri süregelen “görmek inanmaktır” ilkesi üzerine kurulu. Fakat insanların sahte görüntülere ne kadar hızlı inandığını düşündükçe görünen o ki, bu eski söz artık doğruluğunu yitirecek. Öyle ki bazı araştırmalar sahte haberin, zayıf ve sansasyonel iddiaları doğru addetmeye daha yatkın olan insanlar tarafından yönetilebileceğini gösteriyor. Fakat ne garip ki yine bu insanlar, aynı zamanda kendi bilgileri konusunda da kendilerine haddinden fazla güveniyorlar. Sisson, ekibinin ve projede yer alan herkesin ortaya koyduğu çabanın, ileri teknolojiye sahip sahte haberlerin saptanmasında yol gösterici olacağına inanıyor. Ayrıca hem oğluyla hem de çalıştığı öğrencileriyle olan deneyimleri doğrultusunda Sisson, bugünün gençlerinin ve gelecek nesillerin, görüntü ve videoları tüketme ve değerlendirme konusunda daha becerikli olabileceğine inanıyor. Bu neslin birlikte büyüdüğü kuşkuculuk, birçoğumuzun aşina olduğu medya okuryazarlığının çok daha gelişmiş hali. Ayrıca görselleri ve videoları “kanıt” olarak addetmenin geride kalacağı, kültürel bir değişimin de habercisi olabilir. Bu nesil, gerçek olduğuna dair bir kanıtları olmadığı takdirde hiçbir şeye inanmıyor. Araştırmacılar sahte içeriklerin saptanması konusunda daha iyi olmaya, yetişkinler de çocukların çoktan bildiklerini öğrenedursun, şimdilik en iyi çözüm kuşku duymak. Bir görsele tepki göstermeden önce, nereden geldiğini ve hangi bağlama dahil olduğunu araştırın. Biri sosyal medyada olağanüstü, sansasyonel ya da ufuk açan bir görsel ya da video paylaşıyorsa, kendiniz paylaşmadan önce biraz düşünün. Arama motorlarından tersine görsel arama yapın ve daha önce bu görselin nerede kullanıldığını bulun. Belli mi olur, belki de araştırdığınız görselin aslında sahte olduğunu belirten, güvenilir bir kaynağa rastlarsınız." Araştırma: YouTube sahte kanser tedavisi videolarında büyük markaların reklamını veriyor,https://teyit.org/teyitpedia/youtube-sahte-kanser-tedavisi-videolarinda-buyuk-markalarin-reklamini-veriyor,"*Bu içerik ilk kez "" YouTube advertises big brands alongside fake cancer cure videos "" başlığıyla BBC News tarafından 15 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Birçok farklı dilde YouTube algoritması, sahte kanser tedavilerini öne çıkarıyor. BBC’ye göre internet sitesi ayrıca yanıltıcı videoların bulunduğu sayfalarda büyük markaların ve üniversitelerin reklamlarını yayımlıyor. BBC, YouTube’da 10 farklı dil üzerinden yaptığı araştırma sonucunda sahte kanser tedavileri başta olmak üzere sağlık hakkında yanlış bilgiler içeren 80’den fazla video tespit etti. Söz konusu videolardan 10 tanesi, bir milyondan fazla görüntülenmişti. Birçoğunun yanında ise reklamlar yer alıyordu. Doğruluğu ispatlanmamış bu “tedaviler” çoğunlukla zerdeçal veya sodyum bikarbonat gibi belirli besinlerin tüketilmesini öneriyor. Meyve ve sebze suyu diyetleri veya uzun süreli açlık da genel olarak değinilen konular arasında. Bazı YouTube kullanıcıları eşek sütü veya kaynar su içmenin de faydalı olduğunu öne sürüyor. Ne var ki önerilen sözde tedavilerin hiç biri, kanseri tedavi ettiği klinik olarak ispatlanmış yöntemler değil. Sahte kanser tedavisi videolarından önce kullanıcıların karşısına Samsung, Heinz ve Clinique gibi tanınmış markaların reklamları çıkıyor. YouTube’un video reklamcılığı, hem Google’a bağlı YouTube’un hem de videoyu üretenlerin, bu tür yanıltıcı içeriklerle gelir sağladığı anlamına geliyor. YouTube kanalında Arapça yayım yapan Khawla Aissane eşek sütünün, kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurabileceğini öne sürüyor . YouTube, Ocak ayında “eşik içerik* ( teknik olarak içerik politikasını ihlal etmemesine rağmen insanları yanlış yönlendiren yanıltıcı içerikler ) ve ciddi bir hastalığın sözde mucizevi tedavisinin önerildiği videolar gibi kullanıcının sağlığına mal olabilecek yanlış içeriklerin platformda daha az öne çıkarılacağını” duyurdu. Diğer taraftan şirket, değişikliğin başlangıçta yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki az sayıda videoyu etkileyeceğini ve İngilizce dışındaki dillerde hazırlanan videolar için geçerli olmayacağını ifade etti. BBC tarafından yapılan araştırma İngilizce, Portekizce, Rusça, Arapça, Farsça, Hintçe, Almanca, Ukraynaca, Fransızca ve İtalyanca dillerini içeriyor. Örneğin, arama çubuğuna Rusça “kanser tedavisi” yazıldığında, sodyum bikarbonat içilmesini öneren videolar çıkıyor. Kullanıcının bu videoları izlemesi ise “sıradaki” olarak öne çıkanlarda, havuç suyu veya uzun süreli açlık gibi doğruluğu kanıtlanmamış “tedavilere” dair içerikler görmesine neden oluyor. Data & Society Enstitüsünde Araştırma Analisti Erin McAweeney, YouTube’un algoritmasının kullanıcının henüz izlediği videolara benzer videolar önerdiğini söylüyor; bu nedenle de YouTube kullanıcılarını, videoda yer alanlar güvenilir olsun ya da olmasın, bir videodan diğerine “başarıyla sürüklüyor.” “ Kullanıcı, ilk önce güvenilir bir video izliyor olabilir ve daha sonra “sıradaki” olarak önerilen diğer bir video onu meyve suyu tedavisini izlemeye yönlendirebilir. Bu öneri sistemi, içeriğin güvenilir olup olmadığını ayırt edemiyor. ” YouTube, kullanıcıları içinden bir türlü çıkılamayan komplo teorilerine ve radikalleşmeye yönlendirmekle suçlanan öneri sisteminin değişeceğini ve güvenilir videoların öne çıkarılacağını belirtiyor. YouTube Topluluk Kuralları “tehlikeli çözüm veya tedavi yöntemlerini öneren, yani zararlı maddelerin veya tedavilerin sağlığa faydalı olabileceğini iddia eden içerikler” de dahil olmak üzere zararlı içerikleri yasaklıyor. BBC’nin ortaya çıkardığı meyve ve sebze suyu diyetleri gibi çok sayıda sahte kanser tedavisi yöntemi, kendi içinde zararlı olmasa da kanser hastalarının sağlığına dolaylı olarak zarar verebiliyor. Örneğin, bu yöntemleri öğrenen hasta geleneksel tıbbi yaklaşımları uygulamayı ihmal edebiliyor. Elizeu Correia’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda Brezilyalı YouTube kullanıcısı, kudret narı gibi egzotik bitkileri tüketerek kanserin tedavi edilebildiğini savundu . Elizeu Correia’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda Brezilyalı YouTube kullanıcısı, kudret narı gibi egzotik bitkileri tüketerek kanserin tedavi edilebildiğini savundu. BBC Monitoring ve BBC News Brezilya’nın araştırma ekibine sahte tedavi videolarından önce bazı reklamlar gösterildi. Samsung, Heinz ve Clinique’in yanı sıra araştırmacılar, seyahat sitesi Booking.com, yazma uygulaması Grammarly, Hollywood filmleri ve East Anglia ve Gloucestershire Üniversitesi de dahil olmak üzere Birleşik Krallık’taki üniversitelerin reklamlarını izlediler. Tüm reklamlar, zararlı olabilecek yanlış bilgilerle beraber yayımlanıyordu. Reklamları yapılan şirketler ve üniversiteler ise yanlış yönlendiren içeriklerle bağlarını kestiler. Samsung yürüttüğü reklam kampanyasının, sonrasında yayımlanan sahte kanser tedavisi videosuyla “hiçbir ilişkisi veya bağlantısının” olmadığını belirtti. Şirketin açıklaması şöyleydi: “Samsung, reklam verdiği tüm platformlarda marka güvenliğine ilişkin en geçerli kuralları uygulamakta ve bu kurallara olan bağlılığını daima sürdürmektedir.” Kraft Heinz şirketi ise konuyla ilgili şu açıklamada bulundu: “Reklamların uygunsuz içeriklerle beraber verilmesini önlemek için hem otomatik hem de insan eliyle sürekli denetime tabi tutuyoruz. Bahsi geçen örnek, şirketimizi ilgilendiriyor. Firma olarak bu kanalı engellemeye yönelik gereken adımları attık.” BBC araştırma ekibinin öne sürdüğüne göre reklamları, sahte kanser tedavisi videolarından önce 20 kere yayımlanan Grammarly “Konuyu öğrenir öğrenmez bu kanallardan reklamlarımızın kaldırılması ve reklamların yanlış bilgiler içeren videolarla beraber verilmemesini sağlamak için YouTube ile iletişime geçtik” açıklamasında bulundu. Öte yandan Clinique markasının sahibi Estee Lauder ile Booking.com, konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Bahsi geçen iki üniversite, reklamlarının yanlış yönlendiren videolarla beraber yalnızca bir kere yayımlandığını ve BBC ile görüşmelerinin ardından bu kanalların reklam kampanyası yapmaktan engellendiğini belirtti. Aynı zamanda kendi kanser araştırma programını yürüten East Anglia Üniversitesi, “Üniversite (özellikle sahte tedavi videosuyla birlikte verilen reklam için) herhangi bir ödeme yapmadı. Bu uygunsuz durumun bir daha yaşanmaması için Google ile temasa geçtik,” dedi. Gloucestershire Üniversitesi de şu açıklamayı yaptı: “YouTube’da gösterilen reklamlarda içerik çabuk değişiyor. İnsan gücü ve teknolojik imkanlarla gerçekleştirilen en sıkı denetimlerde bile sürekli özen gösterilmesi gerekebiliyor. Bu nedenle böyle bir durumun tekrar yaşanmaması için Google ile devamlı bir çalışma halindeyiz.” YouTube’da yayımlanan reklamlarda hedef, belirli bölgeler veya kitleler olabiliyor. YouTube’da içerik oluşturma konusunda danışmanlık yapan Video Creators’ın sahibi Tim Schmoyer, hangi reklamın kime ve ne zaman gösterileceğini belirleyen sistemlerin oldukça karmaşık olduğunu söylüyor: “ YouTube, kullanıcıların platformu terk etmelerini en aza indirmek için doğru reklamları doğru kişilere doğru zamanlarda göstermeyi hedefliyor ve en büyük değeri, reklam verenlere, içerik üretenlere ve tabii ki kendi platformuna veriyor .” YouTube’un aynı zamanda belirli kanalların “para kazanma özelliğini devre dışı bırakma,” yani içerik üreten kişilerin reklam geliri kazanmasını engelleme yetkisi de bulunuyor. Örnek vermek gerekirse site, aşı karşıtı yanlış bilgiler yayan kanalların para kazanma özelliklerini devre dışı bırakmaya başladı. Data & Society’den McAweeney’e göre kanalların para kazanma özelliğinin devre dışı bırakılması, video üreten kişilerin kazanç elde etmelerini engelleyebiliyor; fakat videolarının internette yayılmasını durduramıyor. McAweeney şöyle açıklıyor: “Kanalların para kazanma özelliğinin devre dışı bırakılmasının videonun geniş kitlelere ulaşması sorununu çözdüğüne dair hiçbir kanıt yok.” “ Sağlıkla ilgili yanlış bilginin yayılmasının arkasında birçok nedeni bulunuyor. Para bunlardan sadece biri. Çoğu durumda, dikkat çekmek ve videonun izlenmesini sağlamak bu kişiler için paradan daha önemli. ” Sodyum bikarbonat tedavisini savunan Efimova Tatyana, BBC’nin kendisine ulaştıktan sonra videosunu kaldırdı . BBC, sahte tedavi videolarının ayrıntılarını YouTube’a gönderdi. Bunun üzerine platform, gelir ilkesini ihlal ettiği için şimdiye kadar 70’ten fazla videonun para kazanma özelliğini devre dışı bıraktı. BBC aynı zamanda beş videoyu üreten kullanıcılarla görüştü. Sodyum bikarbonat “tedavisini” savunan Rus YouTube kullanıcısı Tatyana Efimova videosunda doktor olmadığını belirtiyordu. Tanıdığı birinin başından geçen kişisel bir öyküyü anlattığını ve sodyum bikarbonat kullanıp kullanmama kararını izleyicilere bıraktığını söylüyordu. Efimova, BBC ile görüştükten sonra videoyu sildi ve videonun “o kadar da önemli olmadığını” ifade etti. Brezilyalı YouTube kullanıcısı, Elizeu Correia ise kudret narı çayının tümörleri yok edebileceğini iddia eden videosunun “tehlikeli veya zehirli bir çayı konu almadığını” belirtti. Bununla birlikte Correia, görüşmeden sonra videonun gizlilik ayarlarını değiştirdi. Video artık herkese açık değil. Hint medya kuruluşu Shunyakal, BBC’ye doğrudan bir açıklama yapmadı. Fakat kuruluşun tıbbi olmayan kanser tedavi merkezi hakkındaki videosu, BBC’nin kuruluşla iletişime geçmesinin ardından kanaldan kaldırıldı. Kaldırılmadan önce video 1.4 milyon kere görüntülenmişti. BBC, eşek sütünü tedavi şekli olarak tanıtan Khawla Aissane’ye de ulaşmaya çalıştı; ancak Aissane BBC’ye yanıt vermedi. YouTube ise BBC’nin görüşme isteğini geri çevirdi. Şirket bir açıklamasında şunları ifade etti: “Yanlış bilgi büyük bir sorun. Bu sorunu ele almaya yönelik çeşitli adımlar attık. Bu adımlar arasında tıbbi konular hakkında daha güvenilir içeriklere yer vermek, güvenilir kaynaklarla bilgi panelleri sunmak ve sağlığı tehdit eden iddiaları savunan videolardan reklamları kaldırmak yer alıyor. Sistemlerimiz kusursuz değil ama devamlı iyileştirmeler yapıyoruz. Bu alanda ilerleme göstermeye gayret ediyoruz.” BBC’nin araştırmasında tespit edilen bazı YouTube videoları, profesyonel tıbbi öneriler alınması gerektiğine ilişkin uyarılar içeriyordu. Bununla birlikte birçok videoda, bahsedilen tedaviler geleneksel kanser tedavilerine bir alternatif olarak tanıtılıyordu. Önde gelen kanser uzmanı, Imperial College London’dan Prof. Justin Stebbing şöyle yorumluyor: “YouTube’da ve internette bulunan bazı bilgiler gerçekten ve tamamen tehlikeli ve herhangi bir denetimden geçmiyor.” Uzmanlar aynı zamanda YouTube gibi kullanıcıların içerik ürettiği sitelerin taşıdığı risklere de dikkat çekiyor ve içerikle ilgili kararların, çoğunlukla tıp çevresinden olmayan video üreticileri ve şirket çalışanları tarafından alındığını belirtiyor. Georgia Southern Üniversitesi Epidemiyoloji öğretim görevlisi Isaac Chun-Hai Fung’un önerisi şöyle: “Sağlık hizmetleri ve halk sağlığı konusunda uzman olmayan kişilerden, tüm vatandaşların adına sağduyu göstermelerini rica ediyoruz.” Dr. Fung ve öğrencileri YouTube’daki sağlıkla ilgili İngilizce bilgiler üzerine araştırma yaptı. Araştırma, konusuna bakılmaksızın en popüler 100 YouTube videosunun çok büyük oranda sağlık veya bilim alanında çalışmayan amatör kullanıcılar tarafından yüklendiğini öne koydu. Fung’a göre çözümün bir parçası da, uzmanların daha fazla içerik üretmesinden geçiyor. “ Amatör kullanıcılara yönelik birçok dilde yüksek kaliteli eğitim videolarının yayımlanması gerekiyor. Sağlık çalışanları medya uzmanlarıyla beraber hareket etmeli. Bu konuda yeterli yatırımın yapıldığını düşünmüyorum. ”" Araştırma: Aşinalık yanıltıcı olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/asinalik-yaniltici-olabilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Why the illusory truth effect works "" başlığıyla Big Think tarafından 15 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Araştırmalara göre yalanların sıklıkla tekrar edilmesi, insanların bunları doğru kabul etmesine neden oluyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen iki çalışmada, “yanıltıcı gerçeklik etkisi” incelendi. Söz konusu etki, tekrarlanmaları halinde yanlış ifadeleri, doğru addetme eğilimimizi açıklıyor. Bu olgu, dengelenebilmesi halinde, bilişsel akıcılıkla ilgili evrensel bir eğilim. Dünya genelinde büyük kitleleri etkisi altına alan yanlış bilginin ve kişisel gerçekliklerin egemen olduğu bir dönemde, gerçeği bulmanın neden bu kadar zor olduğunu gösteren yeni çalışmalar yürütülüyor. Yanlış bilgi ve kişisel gerçeklik, reklamcıların yanı sıra her kesimden siyasetçi tarafından sıkça kullanılan yanıltıcı gerçeklik etkisi denilen kavramla ilişkili. Yanıltıcı gerçeklik etkisi insanların, yeterli sıklıkla tekrar edilen bir yanlışı, doğru kabul edeceğini öne süren, kapsamlı ve iyi incelenmiş psikolojik bir olgu. Bu olgu, aşinalıkla ilişkili. Yani, önceden karşılaştığımız bilgiler zihninize daha kolay işleniyor. BPS Research Digest’te çalışan Matthew Warren, bağlantı kurma şeklimizin, akış hissi yaratabileceğini ifade ediyor . Böylece, içeriğin bir parçasına aşina olduğumuzda bunu, bilginin doğru olduğunu şeklinde bir ipucu olarak değerlendirebiliyoruz. İlk defa 1977 yılında tanımlanan bu olguyu konu alan iki yeni çalışmada, bazı çarpıcı çıkarımlar yapıldı ve söz konusu eğilimi, kendi yararımıza çevirebileceğimiz öne sürüldü. Zekanız sayesinde zihninizin bu oyununa gelmeyeceğinizi düşünebilirsiniz. Ne var ki Ghent Üniversitesi öğretim görevlisi Jonas De keersmaecker ve uluslararası bir psikolog grubu tarafından gerçekleştirilen deneyler , bilişteki değişimlerin, yanıltıcı gerçeklik etkisinin başarısıyla bağlantılı olmadığını gösterdi. Araştırmacılar, farklı bilişsel yetenek ve zeka düzeylerinin, bilişsel kapalılık ihtiyacı veya farklı bilişsel tarzlardın nasıl işlediğini görmek için 199 ila 336 katılımcının yer aldığı altı farklı deney yaptı. Katılımcılara, kimisi doğru kimisi yanlış, önemsiz bilgiler içeren çeşitli metinler okutuldu. Başka bir çalışmada ise siyasetle ilgili sahte ve gerçek haber başlıkları kullanıldı. Psikologlar tüm bu çalışmalar sonucunda, en çok yanıltıcı gerçeklik etkisinin baskın geldiğini ortaya koydu. Katılımcıların yanlış metinlerle daha fazla karşılaşması, o metinlerin doğru veya gerçek olarak değerlendirilme ihtimalini yükseltiyordu. Deneklerin düşünme biçimleri arasındaki farklılıklar ise etkinin gücünü değiştirmedi. Bu durum çoğumuzun, sürekli tekrarlanan bilgilere inanmaya meyilli olduğumuzu gösteriyor. Fakat araştırmacılar neticede, yanıltıcı gerçeklik etkisinin göründüğü kadar kötü olmadığına dikkat çekti. Hatta bu etki, gerçeği tespit etmenin kısa yolu olarak faydalı bir evrensel eğilim olabilir. Cognition dergisinde yayımlanan başka bir çalışmada, bilişimizin bu baskın özelliğine, nasıl karşı koyabileceğimiz araştırıldı. Harvard Üniversitesinde Nadia Brashier’in öncülük ettiği çalışma grubuna göre, yalnızca kendi bilgilerimizi kullanarak asılsız bir iddianın yanlış olduğunu tespit etmek, daha sonradan bu bilgiyi doğru kabul etmemizin önüne geçiyor. Brasher’in iki bölümden oluşan çalışmasında 103 deneğe 60 olgunun doğru olup olmadığı soruldu. Bu olguların bazıları doğru (‘Venedik, İtalya’da kanallarıyla bilinen bir şehirdir’ gibi), bazıları ise yanlıştı (‘Güneşe en yakın gezegen Venüs’tür’ gibi). Katılımcı gruplardan biri, bu ifadelerin doğru olup olmadığını incelerken diğer grup, ifadelerin doğruluğunu değerlendirdi. Çalışmanın ikinci bölümünde araştırmacılar, önceki bölümde incelenen 60 olguya ek olarak, kimisi doğru kimisi yanlış 60 yeni metin daha eklediler. Değerlendirmelerinde cümlelerin ne kadar merak uyandırdığına dikkat eden grup, cümlelerin tutarlılığına dikkat eden gruba kıyasla, yanıltıcı gerçeklik etkisine karşı daha savunmasızdı. Ortaya çıkarılan bir diğer önemli bulgu ise eğitimin tutarlılık ilkesine de değinmesiydi. ""Eğitim, yanlış bilgi sorununa yalnızca kısmi bir çözüm sunuyor; insanları, aşina oldukları konulardaki iddiaları da dikkatle kıyaslamaları konusunda harekete geçirmemiz gerekiyor.”" Doğal afetlerde yanlış bilgiden korunmak için ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/dogal-afetlerde-yanlis-bilgiden-korunmak-icin-ipuclari,"Deprem, sel, kasırga, yangın, çığ, fırtına gibi doğal afetler sırasında ve sonrasında, yaşanan felaketle ilgili birçok bilgi sosyal medyada dolaşıma giriyor. Fakat olayın sıcağıyla korku, endişe, heyecan ve öfke içinde sosyal mecralara göz atarken, paylaşılan içeriklerden şüphe duymayı bir an olsun bırakmamalıyız. Çünkü duygularımızı ve tepkilerimizi yönetmenin zor olduğu böyle anlarda, dayanışma, yardımlaşma ve uyarma içgüdüsüyle yayılmasına sebep olduğumuz bazı içerikler, gerçeği yansıtmıyor olabilir. İnternette karşılaştığımız veya mesajlaşma uygulamaları üzerinden bize iletilen içeriklerin doğruluğunu sorgulamadan paylaşmak yerine, önce kendimizi teskin etmeli ve yanlış bilginin en çok da bu tür zamanlarda yayılabileceğini hatırlamalıyız. Nitekim bu tip ani felaketlerin yarattığı tedirginlik, tekinsizlik ve belirsizlik ortamı, kötü niyetli oluşumları da besliyor. Yani kasten yanlış bilgi üretenler, yaşanan krizi bilinçli bir şekilde büyütmeye çalışıyor olabilir. Bu tür hesaplar, belki de yayınladığı sansasyonel içeriklerle ilgi çekerek etkileşimini artırmak istiyordur. Ya da felaketin sorumlusu olduğu iddiasıyla belirli bir siyasi kesimi hedef göstermeye çalışıyordur. Büyük kitlelere hitap eden sayfalar kadar, kendi anasayfanızda rastladığınız bilgiler de, bilgi karmaşasını derinleştiriyor olabilir. Yaşanan felaketlerden sonra içerikleri, yakınlarını uyarmak amacıyla paylaşanlar da, maalesef böylesi felaket anlarında yanlış bilginin yayılmasına neden olarak, bilgi ekosistemi ni istemeden zedeliyor. Biz de bu hafta teyitpedia yazımızda, doğal afetlerlerin yarattığı bilinmezlik ortamında, yanlış bilginin önüne geçebilmek için ipuçlarına yer verdik. Alanında uzman kişi ve kurumlardan felaket sırasında anında yeterli açıklama gelememesi, kullanıcıları şüpheli bilgilere yönlendirebilir. Yanlış bilgiyle karşılaşmamak için güvenilir kurum ve kuruluşların güncel olarak paylaştığı haberlere göz atın, acil ise telefon yoluyla iletişime geçin. Fotoğrafların her zaman kanıt sunduğu yanılgısına düşmeyin. Hatalı ilişkilendirilmiş veya üzerinde oynanmış görseller iddia ettiği bağlama dahil olmayabilir. Daha önce yaşanmış felaketlerin fotoğrafları, kötü niyetli kişiler tarafından bu tip kriz anlarında tekrar dolaşıma sokulur. Paylaşmadan önce emin olun. Sosyal medyada paylaştığınız bir içeriğin çok hızlı bir şekilde çok fazla insana ulaştığını unutmayın. Özellikle kargaşanın yaşandığı doğal afetler söz konusu olduğunda, dayanağı olmayan her iddianın büyük tehlikelere neden olabileceğini hatırlayın. Felaketin hemen sonrasında paylaşılan verilerden şüphe duyun. Yetkili kurumların bütün verileri değerlendirmesi ve gerçek sonuçları açıklaması zaman alır. Sağlıklı bilgi edinmek için mutlaka bilimsel yöntemlerle araştırma yapan uzman kişi ve kurumların açıklamalarını bekleyin. Doğal afetlerin ne zaman, nerede ve hangi şiddette gerçekleşeceğine dair kesin yargı ların doğru olamayacağını unutmayın. Doğal afet uzmanlarının bilimsel verilere dayandırdıkları öngörüleri, kâhin ve müneccim olduğu iddiasıyla söylenen asılsız bilgilerle karıştırmayın. Özellikle mesajlaşma uygulamaları aracıyla yayılan ses kayıtlarından şüphe duyun. Taraf tutan ve kutuplaştırıcı mesajlar içeren gönderilerin, kriz anında daha çok paniğe sebep olduğunu unutmayın. Özellikle hedef gösteren, suçlayıcı içeriklerin toplumu kutuplaşmaya, kavgaya ve düşmanlığa yöneltebileceğini hatırlayın. Toplumun tepkisini çekmeye yönelik oluşturulmuş taraflı içeriklerden şüphe duyun. Yerel örgütler, medya kuruluşları, görgü tanıkları, yetkili merciler ve kurtarma ekipleri gibi felaket anında farklı deneyimler edinen birçok farklı kaynaktan yararlanın. Çok sayıda etkileşim alan şüpheli bilgileri, alanında uzman kişilere yönlendirerek teyit edilmesini sağlayın. Kriz anlarında yaşananların hızla değişebileceğini unutmayın. Edindiğiniz bilgiler, güvenilir olduğu kadar güncel de olmalı. Eski bilgilerin, güncelleri yerine yayılmaya devam etmesine engel olun. Sosyal platformlarda hashtag’in, geniş kitlelere ulaşmanın en kolay yolu olduğunu hatırlayın. Konuyla alakalı gözüken hashtag’ler üzerinden yayılan görüntüler her zaman yaşanan felaketle ilgili olmayabilir. Heyecan, korku ve öfkenin, panik ve tehdit içeren bilgilerle beslenmesine izin vermeyin. Görgü tanıklarının anlattıkları ya da sosyal medyadaki canlı yayınlar felaketin bir noktasından edinilmiş tek bir bakış açısını yansıtır. Kısıtlı bir alanda, belirli bir süre içinde gerçekleşmiş her olayın, bütün felaketi temsil ettiğine dair genellemelerden kaçının. Olayın sıcağıyla, sosyal medyada paylaştıklarınızın tamamen içgüdüsel olmadığından emin olun. Söz konusu gönderinin kapsamı, aslında sizin iletmek istediğiniz mesajdan çok farklı olabilir. Özellikle hassas içeriklerin yanlış bilgilerle yayılması tüm topluma zarar verebilir. Doğal afetlere dair bilgiler paylaşırken ilk sırada olana değil, güvenilir olana değer verin. Takip ettiğiniz medya kuruluşlarının anında paylaşma güdüsü içinde olmadığından emin olun. Haberlere konu olan kişilerin her zaman doğal afet uzmanları olmadığını unutmayın. Sağlıklı bilgi akışının olmadığı ortamlarda şüpheli, yanlış veya asılsız bilgiler paylaşan hesapların itibarının düştüğünü ve inandırıcılığının azaldığını unutmayın. Yanlış bilgi paylaşmanın olumlu geri dönüşleri olmayacaktır. Yetersiz veya eksik bilgiler panik ortamını artırır. Yaşanan felaketin büyüklüğü hakkında bilgi almak için beklemek gerekebileceğini unutmayın. Merak duygusunun ön plana çıktığı bu tip zamanlarda, güvenilir olmayan bilgiler su yüzüne çıkabilir. Bilgi eksikliğini yanlış bilgilerle örten içeriklerden kaçının. Sosyal medyadan yerel yönetimlerin, belediyelerin, ilgili kurumların hesaplarını takibe alarak güncel ve güvenilir bilgiler edinin. Bu sayede doğal afetler sırasında ne yapabileceğinize dair yeni yöntemler de öğrenebilirsiniz." Bilişimsel propaganda yöntemlerini kullanan ülkelerin sayısı artıyor,https://teyit.org/teyitpedia/bilisimsel-propaganda-yontemlerini-kullanan-ulkelerin-sayisi-artiyor,"Her geçen gün çevrimiçi platformlarda kullanıcılar arası iletişim ve etkileşim artıyor. Sosyal medya ise bu süreçte, yalnızca ansiklopedik bilgilerin yer aldığı, temel haberleşmenin gerçekleştiği ve kişisel verilerin paylaşıldığı bir mecra olmakla yetinmiyor. Öyle ki, Oxford İnternet Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre bugün internette, belirli bir düşünce ve ideolojinin benimsetilmesi için sistematik olarak “bilişimsel propaganda”lar yürütülüyor. Algoritmalar, makina veya insan gücü yoluyla sosyal ağlarda kasten yanıltıcı bilginin yayılmasını hedefleyen “bilişimsel propagandalar” (bilişim propagandası), “demokrasiye yönelik bir tehdit” olarak görülüyor . Arama motorları, algoritmalar, botlar, sahte hesaplar, troller ve deepfake gibi yapay zeka teknolojileri kullanılarak düzenlenen ve çevrimiçi bilgi ekosistemi ne sızdırılan bu propagandalar, dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli biçimlerde ve farklı ölçeklerde yaşanıyor. Oxford İnternet Enstitüsü’nden Samantha Bradshaw ve Philip N. Howard’ın “The Global Disinformation Order” isimli raporunda, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 70 ülke inceleniyor ve resmi kurum ve siyasi partilerin, dijital propagandalarında kullandıkları araçlar, kaynaklar, oluşturdukları stratejiler ve kapasiteleri değerlendiriliyor. Rapora göre incelenen 70 ülkenin her birinde, en az bir siyasi parti veya devlet kurumu, sosyal medya üzerinden kamuoyunu yönlendirmeye ve yönetmeye çalışıyor. Ayrıca bu artışın, son iki yılda yüzde 150 oranında olduğu göze çarpıyor. Verilere göre bilişimsel propaganda 26 ülkede, üç farklı alanda bilgiyi denetlemenin bir aracı olarak kullanılıyor: insan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesi; siyasi muhaliflerin itibarsızlaştırılması ve fikir ayrılığı yaratan düşüncelerin bastırılması. Rapor, bilişimsel propagandanın sistematik olarak devam eden denetim, sansür ve şiddet tehditleriyle beslendiğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda ise genellikle hedef, gazeteciler ve siyasi muhalifler oluyor. Amacın ise kamuoyunun tartıştığı konuları veya odak noktalarını değiştirebilmek, çevrimiçi mecralarda istenilen bir fikri yaymak ve dijital alanı sınırlandırarak ifade özgürlüğünü kısıtlamak olduğu belirtiliyor. Sosyal medya manipülasyonu, rapora göre Türkiye’de en çok, Twitter ve Facebook’ta gözlemleniyor. Dünya geneline bakıldığında ise, Facebook, hala kötü niyetli siber etkinliklerin en çok gerçekleştiği platform olarak öne çıkıyor. Facebook’un küresel bir etkileşim ağına sahip olması, yapısı gereği platformunda yanlış bilginin hızla yayılabileceği birçok sayfa ve grup bulundurması, Facebook’un bilişimsel propagandalara zemin yarattığını açıklayan temel sebepler olarak belirtiliyor. Fakat 2018’den itibaren sadece Facebook değil, YouTube ve Instagram gibi, video ve fotoğraf üzerine yoğunlaşan sosyal medya platformlarının da siber etkinliklere dahil edildiği vurgulanıyor. Rapor, siyasi konuşmaların mesajlaşma uygulamalarına kayması neticesinde, bilişimsel propagandaların bu alana da sıçrayabileceğini düşünüyor. Bilgi denetimi sağlamak amacıyla bilişimsel propagandaya başvuran ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, İran, Kazakistan, Özbekistan, Suriye, Rusya, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri yer alıyor. “Siber bölükler” ( cyber troops ) denilen kötü niyetli oluşumlar, çevrimiçi bilginin denetlenmesi ve toplumun istenilen biçimde yönlendirilebilmesi için düzenli olarak çalışıyor. Kimi ülkelerde birkaç insanın yönettiği sahte hesaplar yanlış bilgi yayarken, Çin, Vietnam ve Venezuela gibi ülkelerde devlet ödenekli gruplar halkın görüşlerini şekillendirmek için çevrimiçi yollara başvuruyor. Çin, Rusya, Hindistan, İran, Pakistan, Suudi Arabistan ve Venezuela’nın siber bölüklerini dış politikaya şekil vermek için kullanması da küresel dezenformasyon un etkisinin daha çok tartışılması gerektiğini gösteriyor. Rapor devlet kurumlarının ve siyasi partilerin sosyal medyayı, dijital mecralarda siyasi propaganda yaymak ve basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlamak için kullanıldığına ve bunun kutuplaşma ve güvensizlik yaratırken, demokrasiyi zedelediğine değiniyor. Çalışmada incelenen 70 ülkeden 25’inde siyasi liderler, politikacılar; onların bir şekilde bağlantılı olduğu özel şirketlerin de katılımı ile propagandaların daha güçlü yapıldığı ifade ediliyor. Bu konuda Azerbaycan, İsrail, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan gibi ülkelerde öğrenci ve gençlerin istihdam oranının yüksekliği çarpıcı boyutta. Siber bölükler, harcamalarına, kullandıkları araç ve kaynaklara bakılarak dört farklı ölçekte sınırlandırılıyor. Bunlar asgari , düşük , orta ve yüksek kapasiteli siber bölükler. Örneğin Avustralya, Yunanistan ve Hollanda gibi ülkelerde yakın zamanda kurulmuş, asgari düzeyde kaynak ve kısıtlı miktarda araçları olan siber gruplar saptanıyor. İtalya, Macaristan, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerde ise, düşük kapasiteli siber bölükler, yanlış bilgiyi yaymak için botlardan faydalanıyorlar. Türkiye’nin de Birleşik Krallık ile aynı kategoride bulunduğu orta kapasiteli siber bölükler ise bilgi denetimini kurmak için sistematik olarak çalışan topluluklardan oluşuyor. Amerika Birleşik Devleti ve Çin’de ise yüksek meblağda bütçeler, yanlış bilgiyi yaymak için kullanılan teknik donanımı artırmak için kullanılıyor. Ayrıca bu tip yüksek kapasiteli siber bölükler kendi ülkeleri dışındaki bölgeleri de hedef alabiliyor. Orta kapasiteli siber bölüklerin yer aldığı Türkiye’de bu bölüklerin 500 kişiden oluştuğu tahmin edilirken, yüksek kapasiteli siber bölüklerin bulunduğu Çin’de bu sayının 300 bin ila 2 milyon kişiye kadar çıkabildiği tahmin ediliyor. Çin’de şu ana kadar daha çok Weibo, WeChat ve QQ gibi programlar ile yapılan bilişimsel propagandalar ise bu yıl küresel alanda yapılan yatırımlarla daha da dikkat çekici bir hal aldı. Özellikle 2019 Hong Kong eylemleri sırasında oluşturulan yeni siber bölükler, Çin’in yanlış bilgi kasını geliştirdiği şeklinde yorumlandı. Bu noktada Teyit’in ortaya koymaya çalıştığı “ şüphe kası ” kavramının da önemli bir vurgu olduğu destekleniyor. Siber bölükler, internet üzerindeki kullanıcılarla etkileşime geçerken farklı stratejiler uyguluyor. Kimi topluluklar, kişiye yönelik iftiralar ve kutuplaşmayı besleyen iddialar ortaya atarken kimi gruplar hükümet lehinde propaganda yapabiliyor. Özellikle hükümet yanlısı propaganda, ülkelerin yüzde 71’inde uygulanıyor. Muhaliflere saldıran içerikler de toplumu yanlış yönlendirme amacıyla üretiliyor. Bu yöntem ise incelenen ülkelerin yüzde 89’unda kullanılıyor. Siber bölükler resmi kurum ya da siyasi partiler tarafından yönetilebileceği gibi, askeri örgütlenmeler, özel işletmeler, hacker toplulukları, internet fenomenleri tarafından da kontrol edilebiliyor. Yürütülen araştırmaya göre, Türkiye’de resmi kurum, siyasi isimler, siyasi partiler ve vatandaşların yönettiği yanıltıcı ve yanlış bilgilerin yer aldığı propagandalar bulunuyor. Araştırmada değerlendirilen ülkelerin yüzde 80’i bot hesap lar ı kullanıyor. Bu botlar, gerçek hesapları taklit eden otomatize edilmiş hesaplar. Bunun yanında insan eliyle yönetilen hesaplar , yorum atarak ya da paylaşım yaparak etkileşime giriyor. Cyborg denilen, yani hem makine hem de insan gücüyle yönlendirilen hesaplar ise yanlış bilgiyi yayan diğer bir oluşum. Hacklenmiş veya çalıntı hesaplar kategorisi ise bu sene listeye ekleniyor. Bu hesaplar hükümeti destekleyen ya da ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı mesajlar içeren paylaşımlar yapıyor. Türkiye özelinde bakıldığında, bilişimsel propaganda yayan hesaplar arasında botların ve insan eliyle yönetilen kişisel hesapların varlığı ve yöntem olarak da hashtagler yardımıyla yanlış bilgilerin yaygınlaştırılması göze çarpıyor. Araştırmacılar Rusya’da bunlara ek olarak cyborg ve çalıntı hesapların da kullanıldığını tespit ediyorlar. Raporda ülkelerde hangi tür propaganda yöntemlerinin kullanıldığı detaylıca aktarılıyor. Ülkelerin %87’si gerçek hesaplar üzerinden, %80’i de botlar üzerinden propagandalarını yapıyor. Araştırma, bilişimsel propaganda gibi tekniklerin teknolojinin her geçen gün gelişmesiyle daha farklı şekillere evrileceğini öngörüyor: “ Bir zamanlar özgürlük ve demokrasinin itici gücü olarak gösterilen sosyal medyanın, artık dezenformasyonun güçlenmesi, şiddetin artması ve medya ve demokratik kurumlara olan inancın azalmasında oynadığı rolü inceleniyor. ”" Afet ve acil durum toplanma bölgeleri hakkında yardımcı olacak birkaç dijital araç,https://teyit.org/teyitpedia/afet-ve-acil-durum-toplanma-bolgeleri-hakkinda-yardimci-olacak-birkac-dijital-arac,"26 Eylül 2019'da İstanbul’da meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki deprem, tartışmaları beraberinde getirdi. Silivri açıklarındaki sarsıntının ardından sosyal medyada ortaya çıkan bazı görüntüler bilgi kirliliğine yol açarken Teyit, konu hakkında hazırladığı analizlerle kullanıcıların doğru bilgiye ulaşması için çalıştı. Deprem hakkında gündem olan konulardan birisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ İstanbul’da on binlerce toplanma alanı var ” dediği afet ve acil durum toplanma bölgeleri oldu . Depremin ardından binlerce internet kullanıcısı kendisine en yakın toplanma alanına bakmak için E-Devlet Kapısı ’na akın etti. Ayrıca, afet ve acil durum toplanma yerlerini gösteren tabelaların olduğu fotoğraflar sosyal medyada çokça paylaşıldı. Bu yazıda E-Devlet Kapısı üzerinden sorgulanan afet ve acil toplanma yerlerinin Google Haritalar ve Mapchecking gibi araçların yardımıyla nasıl kontrol edilebileceğini ifade etmeye çalışacağız. Türkiye’deki acil toplanma yerleri hakkında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) hazırladığı bir broşüre ulaşılabiliyor . Toplanma bölgeleri “afet ve acil durumlar sonrasında geçici barınma merkezleri hazır olana kadar geçecek süre içerisinde yaşanacak paniği önlemek ve sağlıklı bilgi alışverişini sağlamak amacıyla halkın tehlikeli bölgeden uzaklaşarak toplanabileceği güvenli alanlar” olarak tanımlanıyor. Broşürde, toplanma yerlerinin “ Türkiye Afet Müdahale Planı ” kapsamında bazı kriterlere göre belirlendiğinin altı çiziliyor. Buna göre afet ve acil durum toplanma bölgeleri; nüfus yoğunluğu , ulaşılabilirlik ve tahliye kolaylığı , mümkün olduğunca engellilerin ve yaşlıların ulaşımına uygunluk, yangın, su taşkını, tsunami, altyapı ve benzerleri gibi ikincil tehlikeler ile deniz, akarsu kenarları, sıvılaşmadan etkilenmeyecek ve fay hatlarından uzak, mümkün olduğunca engebesiz, konut alanlarına yakın ancak yapısal ve yapısal olmayan unsurlardan etkilenmeyen, elektrik, su, tuvalet gibi temel ihtiyaçlar ve benzeri unsurların karşılanabileceği yapılara yakınlık gibiseçim kriterlerine dikkat edilerek ve mümkün olduğunca kamuya ait uygun yerler seçilerek belirleniyor. Bornova eski Belediye Başkanı Y. Mimar Olgun Atila tarafından 2017 yılında kaleme alınan “ Bornova Afete Hazırlanıyor ” isimli bir kitapçıkta, afet ve acil durum toplanma alanlarının AFAD tarafından belirlenirken hangi kriterlerin göz önünde bulundurulduğuna dair bir bölüm mevcut . Buna göre Bornova’da, AFAD’ın aşağıdaki kriterleri aradığı ancak yapı yoğunluğu bulunan bölgelerde söz konusu kriterlerin “uygulanamadığı” ve “daha uygulanabilir” kriterler üzerinden çalışmaların devam ettiği ifade ediliyor. Anadolu Ajansı’nda yer alan 1 Ekim 2019 tarihli habere göre, AFAD Türkiye genelinde 15 bin 984 , İstanbul'da ise 2 bin 864 toplanma alanı olduğunu açıklamış . Bahsi geçen toplanma alanları E-Devlet Kapısı ’nda bulunan “Acil Toplanma Alanı Sorgulama” bölümündenöğrenilebiliyor. Ekrana gelen sorgu sayfasından il , ilçe ve mahalle bilgilerini girdikten sonra harita üzerinde beliren kırmızı bölgeler, size en yakın üç toplanma bölgesini temsil ediyor. AFAD tarafından 6 Kasım 2018’de Çankırı Valiliği’ne gönderilen bir yazıda, afet ve acil durum toplanma tabelalarının hangi kriterler çerçevesinde belirleneceği de detaylı bir şekilde anlatılmış . QR kodunun hemen yanında bulunan numaralar sırasıyla il trafik kodunu , ilçe kodunu , mahalle kodunu ve alan numarasın ı temsil ediyor. Buna göre İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yer alan bir afet ve acil durum toplanma tabelasındaki 3411 numarası il ve ilçeyi, 015 mahalleyi ve son olarak 01 ise bölgedeki alan numarasını anlatıyor. Fotoğraf: Anadolu Ajansı Geçtiğimiz hafta sosyal medyada paylaşılan fotoğrafın, küçük bir afet ve acil durum toplanma bölgesini gösterdiği iddia edildi. Teyit, 1 Ekim 2019’da yayımladığı analizde ise fotoğrafın aslında bağlamdan koparıldığı ve bahsi geçen Karaağaç Parkı afet ve acil durum toplanma alanının fotoğrafta göründüğünden daha büyük olduğu sonucuna ulaştı. Ancak bu noktada, Karaağaç Parkı afet ve acil durum toplanma bölgesinin iddia edilen fotoğraftan daha büyük olduğunu ifade etmek tek başına yeterli olmayabilir. Büyüklük ve küçüklük kavramlarının göreceliği üzerinden hareket ederek bahsi geçen alanda ne kadar kişi toplanabileceğini Mapchecking aracılığıyla göstermeye çalışacağız. Mapchecking isimli internet sitesinden, afet ve acil durum toplanma bölgesi olarak belirlenen Karaağaç Parkı’nın yaklaşık 352 metrekare olduğu görülebiliyor . Yine bahsi geçen internet sitesi yardımıyla söz konusu alana kaç kişinin sığabileceğini teorik olarak hesaplamak mümkün. Prof. Dr. G. Keith Still’in bir araştırmasına göre 1 metrekarelik alanda ayakta ve yan yana durabilecek insan sayısı en fazla 5 . Buna göre toplanma alanı olarak belirlenen Karaağaç Parkı’da metrekareye 5 kişinin düştüğü varsayıldığında yaklaşık bin 763 kişinin parkta bulunabileceğini söylemek yanlış olmaz . Yine Mapchecking.com aracılığıyla, metrekareye 1.5 kişi düştüğü varsayılırsa, Karaağaç Parkı’na 528 kişinin sığabileceği söylenebilir. Toplanma alanının içinde bulunduğu Karaağaç Mahallesi’nin nüfusunun ise 2018 nüfus sayımına göre 6 bin 822 olduğu anlaşılıyor . Yani herhangi afet ya da bir acil durumda metrekareye 5 kişi düşmesi durumunda Karaağaç Mahallesi’nde yaşayan vatandaşların yaklaşık dörtte biri parkta bulunabiliyor. Ancak metrekareye 5 kişinin düştüğü varsayımı da bazı sıkıntılar barındırıyor. Nitekim Karaağaç Parkı’nın içinde spor aletleri, ağaçlar ve bir çocuk parkı yer alıyor. Bu noktada E-Devlet Kapısı’nda toplanma yeri olarak belirlenen parkın tamamının toplanma alanı olarak kullanılacağı varsayımı sıkıntılı görünüyor. Örneğin, toplanma alanı olarak belirlenen Karaağaç Parkı’nın içinde halihazırda bazı oyuncaklar, ağaçlar ve spor aletleri bulunuyor. Ayrıca parka girişin yüksek bir merdivenden sağlandığı, Google Earth uygulamasından elde edilen uydu görüntüleri incelendiğinde de etrafında yüksek katlı binaların olduğu fark edilebiliyor. Sonuç olarak Karaağaç Parkı’nın AFAD tarafından belirlenen kriterlerin tamamına uygun olduğunu bu noktada söylemek zor. Karaağaç Parkı afet ve acil durum toplanma bölgesinin hemen yakınında bulunan çok katlı yapılar. Toplanma alanlarına kaç kişinin sığabileceğine dair farklı tahminler geliştirmek adına Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Kuğulu Park’ı da örnek olarak ele alabiliriz. E-Devlet Kapısı’nda Çankaya’daki Kuğulu Park’ın da afet ve acil durum toplanma bölgesi olarak tespit edildiği görülüyor. Yine Mapchecking.com yardımıyla afet ve acil durum toplanma bölgesi olarak belirlenen Kuğulu Park’ta metrekareye 1 kişi düştüğü varsayıldığında yaklaşık 10 bin kişinin toplanabileceği öngörülebilir . Karaağaç örneğinde olduğu gibi E-Devlet Kapısı’nda Kuğulu Park’ın tamamının toplanma alanı olarak işaretlendiği anlaşılıyor. Ancak etrafında yüksek yapılar olmasa da Kuğulu Park’ın ortasında ördek ve kuğuların yüzdüğü bir havuz, çocuk oyun alanları, yüksek merdivenler ve bazı tesisler mevcut . Yani parkın tamamını toplanma alanı olarak görmek yanıltıcı olabilir. Dolayısıyla metrekareye 1 kişi düştüğü varsayıldığında 10 bin kişiden daha az bir kalabalığın Kuğulu Park’ta toplanabileceğini ifade edebiliriz. Konu hakkında çarpıcı olabilecek başka bir örnek de İstanbul’un Avcılar ilçesindeki Mustafa Tete Parkı. Avcılar Gümüşpala Mahallesi’ndeki üç toplanma yerinden birisi olarak belirlenen parkın yüzölçümü yaklaşık 587 metrekare. Ayrıca 587 metrekarelik alana sahip parkın içinde bankamatikler, çocuk parkı ve çardaklar da bulunuyor . 587 metrekarelik parkın tamamı toplanma alanı olarak kullanılsa dahi metrekareye 1 kişi düşmesi durumunda Mustafa Tete Parkı’nda 587 kişi toplanabiliyor . Avcılar Gümüşpala Mahallesi’nde, 2018 yılı nüfus sayımına göre 41 bin 079 kişi ikamet ediyor. Yani afet ve acil bir durumda metrekareye maksimum sayı olan 5 kişi düşmesi durumunda ise Gümüşpala Mahallesi’nin yaklaşık ondörtte biri Mustafa Tete Parkı’nda bulunabiliyor. İstanbul’un Silivri ilçesi açıklarında 26 Eylül 2019’da meydana gelen depremin ardından gündem olan afet ve acil durum toplanma alanları hakkında sosyal medyada paylaşımlar mevcut. Toplanma alanları tabelalarının bulunduğu noktalar hakkında ortaya atılan paylaşımlar genelde bölgenin küçük ya da yetersiz olduğu şeklinde. Konu hakkındaki benzer fotoğraflardan birisi de bir Twitter kullanıcısı tarafından 1 Ekim 2019’da Teyit’e gönderildi. Fotoğrafta afet ve acil durum toplanma tabelasının olduğu ve etrafı çevrili küçük bir alan görülebiliyor. Ancak bu fotoğrafın da Bursa’daki Karaağaç Parkı örneğinde olduğu gibi bağlamdan koparıldığını söylemek mümkün. Nitekim İstanbul’un Esenler ilçesinde yer alan tabeladaki bölge daha büyük bir alanı kapsıyor. Yine Google Sokak Görünümleri ile Esenler ilçe meydanının görüntülerine ulaşılabiliyor . Görüntülerde toplanma bölgesini ifade eden tabelanın alanda bulunan küçük bir bölgeye yerleştirildiği ve Esenler’deki meydanın çok daha büyük olduğu anlaşılabiliyor. AFAD tarafından 81 ilde belirlenen toplanma alanlarının içinden kendinize en yakın olanı daha önceden araştırmak, afet ve acil durumlarda lehinize olabilir. Bu bakımdan aşağıda yer alan tavsiyelerde bulunmak yanlış olmayacaktır. Google Haritalar yardımıyla toplanma alanlarına giden güzergahları önceden inceleyebilirsiniz. Toplanma alanına giden en kısa ya da verimli yolu önceden bilmek afet ve acil durumlarda size zaman kazandırabilir." Programatik reklam yanlış bilgi taraftarlarına gelir sağlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/programatik-reklam-yanlis-bilgi-taraftarlarina-gelir-sagliyor,"Yanlış bilgiyi kasten üretenler, siyasi etkilerinin yanı sıra sitelerine aldıkları reklamlar aracılığıyla da yüksek miktarlarda gelir elde ediyorlar. Reklamı verenler ise büyük çoğunlukla, markalarının bu tür sitelerde yer almasından memnun değil. Daha da kötüsü, bazı marka ve şirketlerin, reklamlarının nefret söylemi, yanıltıcı siyasi propaganda veya yanlış bilgi içeren sitelerde yer aldığından haberi dahi yok . Örneğin, doğrulama platformları tarafından şüpheli kaynak olarak belirtilen, aşırı taraflı yanıltıcı bilgi, komplo teorisi , propaganda gibi içerikleri şeffaflık ilkesi olmadan, eksik veya belirsiz kaynaklarla sunan internet sitelerinde, dünyaca tanınan büyük araba markalarının reklamları yer alıyor. Ya da sağlık alanında uzmanlaşan güvenilir kurumların reklamları, aşı karşıtı söylemlerin yer aldığı ve hiçbir bilimsel veriye dayanmayan sözde araştırmaların yayımlandığı internet sitelerinde beliriyor . Dijital reklamcılığın, otomatize edilmiş bir sistem üzerinden yanlış bilgi üreten ve yayan platformlara gelir sağlıyor olması, kötü niyetli oluşumların bütçelerini artırıyor ve etkilerini güçlendiriyor. Programatik reklamcılık adı verilen bir dijital reklamcılık yöntemi ise tartışmaların asıl odak noktası. Araştırmalara göre 2019 yılında dünya üzerindeki dijital reklamlara harcanan bütçenin üçte ikisini, yanlış bilgi taraftarlarının gelir elde etmesine sebep olan programatik reklamcılık oluşturuyor . Global Disinformation Index’e göre, Google yüzde 70 oranında programatik reklamcılık alarak en geniş paya sahip . Programatik reklam, dünyaca tanınan büyük markalardan, yeni kurulmuş küçük şirketlere kadar düşük maliyetli olması nedeniyle sıklıkla tercih edilen, etkili bir dijital reklam verme yöntemi . Amacın tüketiciye ulaşmak olduğu bu sistemde, bireysel kullanıcıların sıklıkla ziyaret ettiği siteler yazılım aracılığıyla kayda geçiriliyor ve istenilen reklamların, tespit edilen internet sitelerinde doğrudan tüketiciye ulaşması sağlanıyor. Programatik reklamcılık, reklam görünürlüğünü ön planda tutuyor ve insan gücüne gerek kalmadan yazılımın anlık tekliflerle dijital reklamları satın alması anlamına geliyor. Yani normal şartlarda reklam veren ve reklam alan kişiler veya kurumlar arası yazışmalar gerekirken, programatik reklamcılık algoritmalardan ve verilerden faydalanarak internette reklamların gözükebileceği alanları belirliyor ve bu alanları çevrimiçi olarak satın alıyor . Dolayısıyla sıklıkla ziyaret edilen sahte haber siteleri reklam alarak gelir kazanıyor. Reklamının burada yayımlanmasını istemeyen markalar ise yazılımın sadece reklam görünürlüğünü öncelemesinden ötürü, kötü niyetli sitelere büyük miktarda para kazandırıyorlar . Çünkü programatik reklamcılık “internet sitelerinde gerçek/eş zamanlı olarak reklam alanı alış-satışı anlamına geliyor . Reklam alışverişi, markalar ve reklamı yayınlayan sosyal mecralar arasında aracı işlevi görüyorlar. Reklamların hangi alanda, yani hangi internet sitesinde, satın alındığıyla ilgili bilgilerin şeffaf olmayışı ise sorunlara neden oluyor . Markalarının internet üzerinde hangi alanlara yayılabildiğini takip edemeyen markalar, istemeden de olsa yanlış bilgi üreten oluşumlara gelir kapısı açıyor. Ayrıca hiç hesapta yokken markaları, hedeflerinde olmayan tüketicilere ulaşıyor ve yanlış içeriklerin arasında pazarlanan ürünleri markanın itibarının da zedelenmesine neden oluyor. Global Disinformation Index yakın zamanda yayımlanan raporunda kasten yanlış bilgi ürettiğinden şüphe edilen 20 bin domain inceledi. Sitelerin etkileşimi, kullanıcı kitlesi ve reklamlarına bakarak ziyaretçi başına ne kadar gelir elde ettikleri araştırıldı . Araştırılan bu domain’lerin yıllık toplam gelirinin 235 milyon dolara ulaştığı tahmin ediliyor . 2019 yılında tüm dünyada dijital reklamcılığa harcanan bütçenin yüzde 17.6 artış göstererek yaklaşık 333 milyar dolara ulaşacağı ön görülüyor . Yani ilk defa dijital reklamcılık, tüm dünyadaki bütün reklam sektörünün neredeyse yarısını oluşturacak. Dijital reklamcılıkta en geniş pay Google’ın ardından Facebook’a ait . GDI’ın teknolojiden sorumlu başkanı Danny Rogers’in dediği gibi, araştırmanın sonucu aslında sadece “buzdağının görünen kısmı .” Yanlış bilginin gelir kaynağı haline gelmesini önlemek için internet üzerindeki sitelerin yanı sıra programatik reklamcılık gibi otomatize edilmiş sistemlerin de sıkı denetimlerden geçmesi gerekiyor . Öte yandan, şirketlerin, kendi reklamlarının nerede yayımlanacağını eş zamanlı olarak takip edebilmelerini sağlayan ileri düzey programlara ihtiyaçları var . Reklam şirketlerinin ve markaların kendi reklamlarını yönetmek için ise daha fazla araştırmaya ve daha fazla insan gücüne ihtiyaçları var. Tüm bu sorunlar çözümsüz bırakılacak olursa, yanlış bilgiden faydalanan topluluklar, elde ettikleri her bir geliri, bilgi ekosistemi ne daha fazla zarar vermek için kullanıyor olacaklar." Deprem tahmincileri korkulardan beslenerek fayda sağlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/deprem-tahmincileri-korkulardan-beslenerek-fayda-sagliyor,"Deprem ülkesi Türkiye söylemi, hepimizin bildiği bir gerçeğin tek cümlelik özeti gibi aslında. Büyük bir alanı deprem tehlike bölgesi içinde bulunan Türkiye, her an yaşayabileceği olası sarsıntılarla da her zaman tartışma konusu. Yakın geçmişte Silivri’de meydana gelen deprem de mevcut tartışmaları bir kez daha gündeme getirdi. Teyit olarak depremle ilgili haberleri doğrularken karşımıza çok ilginç bir dosya çıktı. Tayvan’da Dyson Lin isimli bir şahsın iddiasına göre İstanbul’da 10 gün içinde büyüklüğü 6 ila 7 olan bir deprem olacaktı. Dyson Lin’in iddiasını araştırırken, depremlerin önceden bilinmesi ve bu konudaki etkileşimin ciddi manipülasyonlara ve ticari bir pazara dönüşebileceğini fark ettik. Çünkü çoğumuzun hafızasında yer alan ve ciddi kayıplar yaşatan depremler bizleri daha kaygılı hale getiriyor. Böyle dönemlerde rasyonalite yerine, depremleri önceden bildiğini iddia eden insanların söylemleri hepimizde beklediğimizden daha büyük etkiler yaratabiliyor. Tartışma Twitter’da @dysonlin1 isimli kullanıcının attığı tweetle başladı. Bu hesabın tahmini, kamuoyunda deprem kâhini olarak bilinen Frank Hoogerbeets ’e ait olan Ditrianium organizasyonun Türkiye sayfası olduğunu iddia eden DitrianumTR ve Haber.com gibi sitelerde de yer aldı. Dyson Lin’in yapmış olduğu analiz farklı açılardan tartışmaya açılması gereken noktaları içeriyor. Bunları kısaca ele almak gerekirse ilki Dyson Lin’in kimliği, ikincisi Lin’in metodolojisi, üçüncüsü DitrianiumTR’nin Lin’in tartışmasını alıntılarken, organizasyonun genel merkezi ile yaşadığı tartışma ve son olarak da depremlerin önceden tahmin edilip edilemeyeceği ile ilgili teknolojinin bulunduğu nokta. Dyson Lin isimli kullanıcı Twitter hesabını 2015 yılının Kasım ayında açmış ve Taiwan Quake Forecast Institute kurumunun CEO’su olduğunu vurguluyor. Çeşitli arama motorlarında Dyson Lin ismi hakkında çok fazla bilgiye ulaşmak mümkün değil. Lin’in LinkedIn hesabını incelediğimizde bahsi geçen Taiwan Quake Forecast Institute’ü 2008 yılında kurduğu bilgisiyle karşılaşıyoruz. Ancak bu bilgiyi ülkenin Ticaret Bakanlığı’nın arama motorunda araştırdığımızda ise şirkete ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamıyor. Blog sayfasında yer alan No. 117, Jincao Road, Wujie Township, Yilan County adresini Google haritalardan incelediğimizde ise, şehrin dışında küçük bir mahallede boş bir arazi ile karşılaşıyoruz. Ancak bu görselin 2012 Ekim’de Haritalar’a eklendiğini de unutmamalı. Apple ve Yandex haritalar gibi diğer araçları incelediğimizde ise sokak görüntüsüne erişmek mümkün değil. 2008’de kurulduğu iddia edilen şirket, belki 2012 sonrası taşınmıştır düşüncesi ile geçmişe yönelik arama yaptığımızda ise 2018 öncesinde bloga ilişkin kayıtlara ulaşmanın olası olmadığı ortaya çıkıyor. Kariyerinde 2003 öncesi de iki farklı kurumda çalıştığına profilinde yer vermiş. Lin’in kurduğunu iddia ettiği Taiwan Quake Forecast Institute ile ilgili ise arama motorlarında bir veriye ulaşmak mümkün görünmüyor. Firmaya ilişkin herhangi bir veri yer almazken arama sonucunda sadece Lin’in kendi hesabında paylaştığı blogspot sayfası ve deprem tahminlerini alıntılayan bir iki site ile karşılaşıyoruz. Yine Lin’in isminin herhangi bir bilimsel makalede geçmemesi, kendi profilinde dahi mesleğini tam olarak tanımlamaması kişi hakkında şüphe uyandıran noktalardan biri. Twitter profilinde takip ettiği 25 kullanıcının yarısına yakınının Türkçe hesaplar olması ve kurumsal herhangi bir organizasyonu da izlememesi bir başka soru işareti. Lin’in sadece kullanıcı profiline bakarak belki analiz gerçekleştirmek haksızlık olabilir. Bu noktada kullanıcının bu deprem tahminini nasıl yaptığına ilişkin soru gündemimize geliyor. Lin’in blogspot sayfasında çok yoğun bir tempo ile dünyanın farklı yerlerine ilişkin deprem tahminleri ile karşılaşıyoruz. Lin tahminlerini Air 2 adını verdiği bir cihaz ile gerçekleştiriyor. Cihazın ne olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi yok ancak Hoogerbeets’in yönetiminde olan Ditrianium’un Türkiye hesabı Air 2’nin işletmesini kendilerinin yaptığını belirtiyor. Ditrianium’un Türkiye hesabı olduğunu iddia eden DitrianiumTR, cihazı kullananın ve hesabı yönetenlerin kimliği hakkında bilgi vermeyeceğini de özellikle vurguluyor. Lin blog sayfasında tahmin yönteminin elektromanyetik dalgalara bağlı olmadığını ve hava voltajından yararlanarak öngörüde bulunduğunu söylüyor. Bu farkın kendisini diğer deprem tahmini yapan kişilerden ayırdığının altını çizen Lin, 2008’de Wenchuan’da olan 8.0 büyüklüğündeki deprem sırasında evinde bulunan bir domatesten gelen sinyalin araştırmalarına ilham kaynağı olduğunu anlatıyor. Lin deprem tahmin yolculuğunda ev yapımı birçok cihaz icat ettiğini ve bunu Arduino platformu altyapısı ile desteklediğini de belirtiyor. Dyson Lin ayrıca sitesinde bulunan bir linkle de ürünlerinin 1,2 ve 3 modellerini 2.000 Taiwan dolarına satıyor. Lin’in deprem tahminlerini incelediğimizde ise dünyanın farklı yerlerine ilişkin çeşitli öngörülerde bulunduğunu fark ediyoruz. 19 Eylül 2019 tarihinde Güney Japonya, Hindistan, Nepal, California, Doğu Tayvan ve Güney Pasifik’te 7 ila 8 büyüklüğünde deprem olacağını tahmin etmiş. Ancak Dünya coğrafyasını incelediğimizde Eylül ayı boyunca bahsedilen büyüklükte deprem olmadığını fark ediyoruz. 28 Ağustos 2019’da gönderdiği bir iletide ise 7 gün içinde Tokyo, Japonya, Yılan bölgesi veya Güney Pasifik’te yine 7 ila 8 büyüklüğünde bir deprem olacağını paylaşmış. Ancak tarih aralığını genişlettiğimizde bile bahsedilen büyüklükte bir deprem olmadığını fark ediyoruz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, 29 Temmuz tarihinde Güney Japonya, Filipinler, Doğu Tayvan, Güney Amerika veya Güney California’da 4 gün içinde 7 - 8 büyüklüğünde deprem olacağı öngörüsü de yanılgıya uğramış. Dyson Lin’in başta İstanbul olmak üzere dünyanın dört bir yanına ilişkin yaptığı tartışmalar sosyal medyada geniş yankı buldu. Bunlardan en dikkat çekeni ise özellikle ana akım medyanın kısa aralıklarla gündeme taşıdığı “deprem kâhini” Hollandalı Frank Hoogerbeets’in oluşumunun da dahil olduğu polemik. Twitter hesabından bir paylaşımla Air 2’deki verileri Lin işbirliği ile gündeme taşıyan DitrianumTR cihazın kontrolünün kendilerinde olduğunu ve ofis ortamında ölçümler yapıldığını dile getirdi. Lin’in İstanbul ile ilgili tahmini ise Ditrianum’umun orijinal hesabı ile DitrianumTR hesabı arasında tartışma başlattı. Hesabından Türkçe açıklama yapan Ditrianum Türkiye’de bir ofis açmadıklarını ve böyle bir çalışma ile ilgileri olmadığını belirtti. Bütün bu gelişmelerin ardından Ditrianum’un Türkiye hesabı olduğunu iddia eden DitrianumTR 3 Ekim 2019 itibari ile artık paylaşımda bulunmayacağını açıkladı. Gerekçe olarak ise tüm kullanıcıların Ditrianum hakkında yeterli bilgiye artık sahip olduğu paylaşıldı. Bilim dünyasının sıkça tartışma yaşadığı konulardan biri, depremleri önceden tahmin etmenin mümkün olup olmadığı. Depremi önceden tahmin etmek üç nokta ile açıklanıyor, depremin büyüklüğünü, yerini ve tarih/saatini bilmek. Bilimsel olarak bu konuda şu anda net bir tahminde bulunmak mümkün görünmemekte. Bu konuda bir yazı kaleme alan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan depremlerle ilgili bir olasılık hesabı yapılabileceğini, ancak depremi önceden bilmenin mümkün olmadığını söylüyor. Yer sarsıntısı öncesi yayılan P (Primary) dalgaları sayesinde erken uyarı sisteminden faydalanılabilir ama, sarsıntıyı hissettiren S dalgası ile P arasındaki farklılığın sadece birkaç saniye olması yalnızca geçici önlemler için kolaylık sağlayabilir. Bilim insanlarının da göz önüne aldığı hesaplamalardan biri olan olasılık hesabı ise dünyada olan depremler, lokasyonları ve sıklıkları üstüne kurulu istatistiki bir yöntem. Dünyada yıl başına düşen ortalama deprem sayısı ve büyüklüklerine bakılarak çeşitli yerlerde deprem olacağı söylenebilir ancak bu, depremi önceden bilmek kavramını tamamlayan bir unsur da değil. Depremleri önceden tahmin ile ilgili bir görüş hazırlayan Jeoloji Mühendisleri Odası 2005’te yayımladığı bir çalışmada “Türkiye‘nin herhangi bir kırık hattı üzerinde genellikle birkaç yüz kilometrelik alan içinde biriken ya da birikmiş bir enerjinin açığa çıkacağı bir depremin oluşması olasılığını çok uzaktan algılamak için, ancak ve ancak bu enerji biriken ve deprem olacağı varsayılan bölge içinde sürekli olarak ölçüm yapılabilen noktaların olması gerekir.” notunu paylaştı. Uzmanların konu hakkındaki görüşleri tabloyu netleştirse de ana akım medyanın daha fazla tık uğruna yapmış olduğu haberler depremle ilgili başlıkları daha da muğlaklaştırıyor. “Deprem kâhini” Frank Hoogerberts de bu konudaki çarpıcı örneklerden. Gezegenlerin dizilimi üzerinden tahminler yapan Hoogerbeets, dünyanın farklı konumlarına ilişkin sık sık uyarılarda bulunuyor. Konu ile ilgili Teyit olarak bilgi aldığımız Gazi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama Araştırma Merkezi ’nden Doç. Dr. Bülent Özmen , gezegen dizilimi, karıncaların hareketi ya da benzeri yöntemlerle depremleri bilmenin bilimsel olarak mümkün olmadığını vurguluyor. Günün sonunda bilim insanları bugün için depremi önceden bilmenin mümkün olmadığı görüşünde hemfikir. Ancak bu konuda her gün farklı çalışmalar yapılıyor. Depremi önceden tahmin edebilmeyle ilgili yazılan bir makalede bazı başlıkları gözlemleyerek bu konuda neler yapılabileceği ele alınmış. Bazı çalışmalarda radon gazında yaşanan anomaliteler, atmosfer ve iyonosferdeki değişimlerin depremlerin işaretçisi olabileceği belirtilirken uzun süreli hava iyonları farklılıklarını gözlemlemenin belli bir sonuca götürebileceği düşünülüyor. Teknolojideki gelişmeler de bu çalışmalara daha farklı boyutlar katabiliyor. ABD’de bulunan Los Alamos Ulusal Laboratuvarı bünyesinde yapılan bir çalışma, makine öğrenme teknolojisini kullanarak depremi önceden tahmin etme yolunda ilerlemeye çalışıyor. Claudia Hulbert, Bertrand Rouet-Leduc, Paul A. Johnson koordinasyonunda çalışan ekip Google ve Amazon’un farklı ürünlerinde kullanmış olduğu nöral ağ sistemini kullanarak sismik dalgaları inceliyor ve yapay zekânın da yardımı ile depremi önceden tahmin etmeye çalışıyor. Yapılan çalışmanın makalesi de yakın zamanda Cornell Üniversitesi’ne ait online dergi olan Arxiv.org’da yayımlandı. Sonuç olarak, depremleri şu anda bilimsel olarak önceden bilmek (konum, zaman, büyüklük) mümkün değil. İddiada yer alan Dyson Lin isimli kişinin bir bilim insanı olmadığı ve çalışmasının bilimsel argümanları içermediği söylenebilir. Çalışmasını yaparken veri aldığı sinyalin ise konumu ve sahipleri bilinmeyen bir hesap tarafından işletildiği ve tahmininin tutarsız olduğu söylenebilir. Hatta bu konuda satmaya kalktığı ürünlere de baktığımızda işin içinde ticari kaygılar olan ve etik açıdan problemler içeren bir tabloda olduğumuzu da vurgulayabiliriz. Fakat deprem kuşağında yer alan bir ülke olduğumuz gerçeği bilimsel bir gerçek. O yüzden deprem ve diğer doğal afetler sırasında yanlış bilgiden korunmak için dikkat etmemiz gerekenleri ele aldığımız yazıyı okumanızı öneriyoruz." Araştırma: WhatsApp'ın önlemleri yanlış bilginin önüne geçebiliyor mu?,https://teyit.org/teyitpedia/whatsappin-onlemleri-yanlis-bilginin-onune-gecebiliyor-mu,"*Bu içerik ilk kez "" WhatsApp efforts to curb misinformation aren’t entirely effective, research shows "" başlığıyla Poynter tarafından 27 Eylül 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. WhatsApp kullanıcılarının düşündüğü gibi, WhatsApp’taki bir mesajın başka kişilere yönlendirilmesine yönelik sınırlama, uygulamadaki yanlış bilginin nihai çözümü olmayabilir. Aylar önce, WhatsApp ’ta hızla yayılan yanlış bilgiye ilişkin birçok bildirimin yapılmasından sonra şirket, bir mesaj için izin verilen iletim (yönlendirme) sayısının beş ile sınırlandırılacağını duyurmuştu. Şirketin bu adımı yanlış içeriklerin etkisini azaltmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. Bununla birlikte Brezilya’da bulunan Minas Gerais Federal Üniversitesi’nde (UFMG) Eylül ayında yayımlanan bir çalışma bu sınırlamanın, asılsız bilgilerin hızla yayılmasını engellemede o kadar da etkili olmadığını ortaya çıkardı. UFMG’de Bilgisayar Bilimi Profesörü Fabricio Benevenuto, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) ile gerçekleştirdiği bir röportajda şunu ifade etti: “Bir mesajın iletim sayısını beş ile sınırlamak WhatsApp’ın verdiği bir karar. Kimse, şirketin bu yeniliği (uygulamadan önce) deneyip denemediğini veya bu kararın şimdiye kadar ne kadar etkili olduğunu bilmiyor. Bu nedenle hazırladığımız makalede bu noktayı ele aldık.” Benevenuto, WhatsApp üzerinden yayılan yanlış bilgi konusunda çalışmalar yapıyor. Profesör, araştırmacıların belirli bir günde Brezilya, Hindistan ve Endonezya’daki açık WhatsApp grupları arasında en çok hangi içeriklerin paylaşıldığını görmelerini sağlayan bir WhatsApp Monitörü geliştirdi. Benevenuto’nun söz konusu mesajlaşma uygulaması hakkında yazdığı birkaç makale arasında 2018 yılında New York Times için hazırladığı bir yazı da bulunuyor. Profesörün çalışma yaptığı ekip, iletim sayısının beş ile sınırlanmasının bazı durumlarda bilginin yayılmasını yavaşlattığı; fakat son derece viral olan içeriğin birçok kişiye ulaşmasını engelleyemediği sonucuna vardı. WhatsApp’ın popüler olduğu ülkelerde uygulama komplo teorileri, propagandalar ve asılsız bilgiler için adeta bir üs haline geldi. Brezilya’nın Eğitim Bakanı Abraham Weintraub bu sene başında, eğitim bütçesinde yüzde 30 kesintiye gitmelerinin gerekçesi olarak uçarı ve “çıplak” öğrencilerle dolan üniversite kampüslerini göstermesi üzerine gazeteciler ve teyitçiler kısa sürede bakanın bu iddialarının asılsız olduğuna dikkat çektiler. Diğer bir taraftan bakanın açıklamasına WhatsApp’ta verilen tepki ise oldukça farklıydı. Sadece 24 saat içinde çıplak üniversite öğrencilerinin eski ve konu dışı resimlerinin uygulamadaki paylaşım oranı yüzde 950 arttı . “Nasıl oluyor da bu kadar çok bilgi bu kadar kısa sürede yayılıyor?” diyor Benevenuto. Aslında bu olayların yaşandığı zaman WhatsApp kullanıcıların bir mesajı beş kişiden fazla kişiye iletmesini yasaklamıştı. Ne var ki bu özellik üniversiteler hakkında çıkarılan yanlış ve/veya yanıltıcı bilgilerin uygulamada sürekli olarak paylaşılmasını önleyemedi. Kullanıcılar asılsız söylentilerin sistemde yayılmasını sağlayacak başka yollara başvurdu. “(Uygulamadaki) bu sınırlamalar bazı şeyleri düzeltebilir ve bir yere kadar etki gösterebilir. Fakat açık olan bu siyasi WhatsApp grupları, yanlış bilginin hızla yayılmasını sağlayan altyapıyı oluşturabilir. Açıkçası bu grupların birbirleriyle bağlantılı olduğunu görmeyi ummuyorduk.” Benevenuto yanlış bilginin WhatsApp’ta yayılması üzerine çalışma yapmanın ve bu konuyu değerlendirmenin bazı zorlukları olduğunu ifade etti. Bunlardan biri mesajlaşma platformunun çelişkili bir durumu beraberinde getirmesi. Benevenuto şöyle yorumluyor: “ Bilgiler WhatsApp’ta şifreleniyor. Bu şifreleme işlemi nedeniyle yazışmaların ‘kapalı’ olması gerekiyor. Buna karşın bir yazışmanız yayılırsa ve herkes bunu birbirine iletirse ağdaki tüm kullanıcılar o yazışmadaki bilgileri öğrenir ve yazışma artık kapalı olmaktan çıkar . ” Şifrelenen verilere hiçbir şekilde erişilemiyor ve defalarca yönlendirilen o viral mesajı ilk gönderen kullanıcı tespit edilemiyor. Dolayısıyla platform, teyitçiler ve yanlış bilgiyi araştıranlar için sinir bozucu bir bilmece olmaktan öteye gidemiyor. Facebook’un sahip olduğu bu uygulama, tüm mesajlaşma ve sosyal ağlar arasında dünya genelinde en fazla kullanıcıya erişme özelliğini taşıyor. Yani, 193 ülkeden 180’inde kullanılan uygulama yaklaşık 1,5 milyar aktif kullanıcıya sahip. WhatsApp’ta grup sohbeti için izin verilen maksimum kullanıcı sayısı 256. Gruplar kapalı olduğunda yeni üyeler ancak grup yöneticisi tarafından gruba dahil ediliyor. Bununla birlikte açık gruplarda bağlantıya erişimi olan veya QR kodu bulunan herkes gruba katılabiliyor. Benevenuto WhatsApp’ın “yanlış bilginin yayılmasına son derece elverişli bir ortam” olduğunu düşünüyor. Kanada’da bulunan Uluslararası Geliştirme ve Araştırma Merkezi’nde yapılan bir araştırmada WhatsApp’ın Latin Amerika’da, Afrika’da ve Güneydoğu Asya’da siyasi mesajların yayıldığı önemli bir platform olduğu ortaya çıkarıldı. Hindistan ve Brezilya’da yakın zamanda gerçekleştirilen seçimlerde WhatsApp, adaylar ve partileri için propaganda yapılan ve siyasi kampanyaların yürütüldüğü son derece etkili bir platform olarak kullanıldı. Endonezya’da son seçimlerin ardından yaşanan ayaklanmalarda hükümet Instagram ve Facebook’un yanı sıra bu mesajlaşma uygulamasının kullanımına kısıtlamalar getirdi . Ülke genelinde yapılan bildirimlerde protestolarla ilgili asılsız haberlerin ve yanlış bilgilerin sosyal medyada hızla yayıldığı iddia edildi. Benevenuto bu konuda şöyle konuştu: “WhatsApp’ta bulunan siyasi grupların, adaylarına yardım etmek amacıyla yanlış bilgiyi yayma ihtimali çok yüksek. Bu yüzden söz konusu bilginin amaçlarına uygun olması halinde o bilgiyi, yanlış veya doğru olduğuna bakmadan hemen paylaşıyorlar.” Benevenuto’nun WhatsApp Monitörü Endonezya’da 200, Brezilya’da 400 ve Hindistan’da yaklaşık 6 bin kadar açık siyasi grupta paylaşılan içeriklerin takibini yapıyor. “Bu gruplar bilginin son sürat yayılmasına imkan veren ağda bir çeşit belkemiği niteliğinde. İlgili oluşumlarda açık ve kapalı gruplarda kendilerine ulaşan tüm bilgileri paylaşan aktivistler faaliyet gösteriyor.” Benevenuto aynı zamanda platformda dolaşan bazı yanlış içerik dalgalarının profesyoneller liderliğinde yürütülen planlı çalışmaların bir parçası olması gerektiğini düşünüyor. “(Seçimler sırasında) bir aday bir şey yaptığında, hemen ertesi gün sergilediği o davranışa ilişkin onlarca içerik takip ettiğimiz bu gruplarda kısa sürede yayılıyordu. Neticede bu grupların bilgi zincirinin ikinci halkasını oluşturdukları görülüyor. Birinci halka ise yanlış bilgi oluşturma konusunda uzmanlaşmış kişileri barındırıyor.” Brezilya’da sağcı siyasetçi Jair Bolsonaro’nun başkanlık seçimlerindeki galibiyetini duyurduktan sonra ülkenin yerel gazetesi Folha de S.Paulo, Bolsonaro’yu destekleyen bazı şirketlerin “solcu rakibi Fernando Haddad’ı hedef alan mesajları WhatsApp’ta yaymak üzere” milyonlarca dolar harcadıklarını duyurdu . Yapılan bu haberden bir hafta sonra Época isimli dergi, para alan aktivistlerin ve Bolsonaro destekçilerinin sahte haber mesajlarını göndermek için, yasa dışı edinilen telefon numaralarını kullandıklarını açıkladı . Brezilyal’daki doğrulama platformu Aos Fatos’un direktörü Tai Nalon Washington Post’taki yazısında şu ifadede bulundu: “Siyasi gruplar ayrıca bulundukları yerleri gizlemek ve WhatsApp’ın spam kısıtlamalarından kaçınmak için yabancı cep telefonu çiplerini kullanmış olabilirler.” Araştırmada, kampanya süresince hızla yayılan siyasi görsellerin yalnızca %8’inin doğru olduğu tespit edildi . WhatsApp bu krizler karşısında, bir mesajın iletim sayısını beş ile sınırlamak ve kullanıcıların bir mesajın orijinal olmadığını bilmelerini sağlamak için, iletilen mesajları etiketleme dahil olmak üzere farklı stratejiler uyguladı. Şirket Hindistan’da Tip Line adında yeni bir özelliği kullanıcılara sundu. Bu özellik, kullanıcıların söylentileri ve iletilen bilgileri, yeni kurulan yerel bir firmaya, yani Proto isimli bir doğrulama merkezine göndermelerini sağlayacaktı. Böylece söz konusu bilgiler yanlış veya doğru olarak sınıflandırılabilecekti. Ne var ki Proto kısa sürede, kendilerine gönderilen her söylentiyi doğrulayamayacaklarını ve araştırma yapmak için bilgi edinmeleri gerektiğini açıkladı . Teyitçiler de yanlış içeriklerin platformda hızla yayılmasını önlemek için yıllardır yenilikçi çözümler öneriyorlar. Birçok kuruluşun WhatsApp hesabı bulunuyor. Böylece kullanıcıların, aldıkları bilgileri doğrulatma imkanı bulunuyor. Örneğin, Kolombiya merkezli doğrulama sitesi La Silla Vacía’nın, viral zincir mesajların doğruluğunu kontrol eden bir “ WhatsApp Detektörü ” bulunuyor. San Francisco’da kâr amacı gütmeyen yeni teknoloji şirketi Meedan, teyitçilerin, yukarıda bahsedilen yoğun taleplerine otomasyondan faydalanarak yanıt vermelerini kolaylaştıracak bir hizmeti yakın zamanda sağlamaya başladı . Türkiye’deki doğrulama platformu Teyit ile Toronto merkezli İran haber doğrulama platformu FactNameh’in WhatsApp’ta ve başka mesajlaşma platformlarında kullanılabilen Sticker paketleri bulunuyor. Böylece kullanıcılar arkadaşlarını ve ailelerini yayılan sahte haber hakkında incitmeden uyarabiliyor. “Kaynağın ne?” “Teyit ettin mi?” ve “Yanlış!” Teyit’in Sticker’larında geçen ifadelerden bazıları. Güney Afrika, Nijerya, Kenya ve Senegal’de faaliyet gösteren doğrulama kuruluşu Africa Check, WhatsApp’ta What’s Crap ’ı hayata geçirmek için Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın 2019 Fact-Forward Fonu’ndan yararlandı. What’s Crap, uygulamada yayılan viral bilgileri çürüten ve kullanıcıların bölümleri kolaylıkla dinlemelerini ve paylaşmalarını sağlayan sesli bir doğrulama kanalı. Benevenuto, sayısız içeriği takip etmeleri genellikle kolay olmadığı halde teyitçilerin, WhatsApp’taki açık ve siyasi grup yazışmaları üzerinden yanlış bilgileri tespit etmeyi sürdürmelerini ısrarla tavsiye ediyor. “Çok fazla bilgi gönderiliyor ve bir veya iki grubu takip etmek bile zor olabiliyor. Bu nedenle kullanıcıların muhtemelen yalnızca bir gruba dahil olduğunu varsaydık. Buna karşın bir şekilde gruplar arasında bağlantılar bulunuyordu. Bir gruba gönderilen bilgiler başka gruplara da ulaştı.” “Çok sayıda yabancının grup yazışmalarına dahil olduğu bu özel platform yapılanması aktivistlerin harekete geçmek için kullandıkları bir yol olarak düşünülebilir. Diğer bir deyişle, aktivistlerin bilgiyi ağın diğer tarafına yayabilecek gücü bulunuyor.”" Kulaktan kulağa habercilik,https://teyit.org/teyitpedia/kulaktan-kulaga-habercilik,"Şüpheli ya da yalan haberle mücadelede her gün karşımıza farklı ve daha yaratıcı örnekler çıkıyor. Tıpkı salt aksiyona dayalı zombi filmlerinde olduğu gibi, siz birini yok ettiğiniz anda başka biri geliyor. Şekil değiştiriyor, boyu uzuyor ya da kilosu artıyor. Bu da istikrarlı bir mücadele gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu yazıda ilginç bir olay sarmalını anlatarak yalan haberin ve tık tuzağının ne hale geldiğini size aktarmaya çalışacağız. Twitter’da gezerken karşımıza çıkan bir link , “çekici” başlığı ile klasik bir tık tuzağı gibi duruyordu. Haberin linkine tıkladığımız zaman karşımıza uzunca bir metin çıktı. 25 Ağustos 2019 tarihli haberde bilimsel bir araştırma ile alışverişin seksten daha fazla haz verdiği ve insanların “ilhamlı” ve “yalnızca ortama uymak” için alışveriş yapanlar olarak iki farklı tipe sahip olduğu bilgisi yer alıyordu. İlhamlı grubun yüzde 84’ünün, alışveriş yaparken yarış tamamlamış bir Formula 1 yarışçısından daha fazla heyecanlandığı ve bu aktiviteden seksten aldığından daha fazla haz aldığı paylaşılıyordu. Haber iki ayrı kaynağa dayanarak yazılmıştı. Birisi Webtekno, diğeri de The New York Times… Bunlardan ilki Webtekno’ya girdiğimizde , orada da kaynak The New York Times olarak görünüyordu. Haberin Türkiye’deki yansımaları ile ilgili Google’da bir arama yaptığımızda ise bu haberin farklı tarih aralıkları ile birçok sitede yer aldığını fark ettik. Ve neredeyse tüm linklerde, haber bire bir aynı cümlelerle yer alıyordu. Haberle ilgili Google’da anahtar kelimeleri kullanarak yaptığımız arama sonucu ise böyle bir haberin hiçbir zaman New York Times sayfalarında yer almadığı ve kaynağın New York Post olduğunu fark ettik. Paylaşımlarla ilgili ilk sorunlu nokta; haberin, paylaşıldığı kaynağın belirsiz olması ve haberin orijinalini okumak istediğimizde bir önceki kaynağı bulamamak. Haberde yanlış bir şekilde alıntılanan bir önceki kaynak yani New York Post’ta bu içerik 27 Eylül 2017 tarihinde yayımlanmıştı. Ancak sarmal henüz sona ermemişti. Post da kaynağının The Sun olduğunu belirtiyordu. Biz de hemen The Sun’ın sayfasında ilgili habere gittik. Haberle ilgili araştırmaya devam ettikçe yeni veriler karşımıza çıktı. The Sun’ın habere bazı eklemeler yaparak, konuya ilişkin bir iki görüşe de yer vererek daha “dolu” bir habere imza attığını söyleyebiliriz. The Sun’ın haber kaynağı ise MyndPlay isimli şirketin araştırılmasına dayandırılmıştı. Haberin kaynağı olan araştırmayı incelediğimizde ise MyndPlay’in - Ebay ile ortak bir çalışma yürüttüğü ve insanların alışveriş alışkanlıklarını gözlemlediği bir rapora rastladık. MyndPlay’in sitesinde konuyu incelediğimizde ise çok kısa bir basın bülteni ile Ebay ile yapılan ortak çalışmaya atıfta bulunularak bu trendler gelecekte nasıl değişir, nasıl şekillenir ona ilişkin bir araştırma yapıldığını anladık. Daha geniş bilgiye ise Ebay’in konuya ilişkin bülteninde eriştik. Araştırma giyilebilir bir teknoloji ile The Art of Shopping isimli sergide insanların tepkilerini ölçerek yapılmış ve bazı sonuçlara erişilmiş. Sonuçlar arasında Türkiye’de de yer aldığı gibi alışverişin seksten daha fazla haz verdiğine ilişkin hiçbir tespit yok. En azından bu araştırma içinde böyle bir veri yok. Peki böyle bir araştırma var mı? Yine benzer bir yolla 2007 yılına gidiyoruz ve karşımıza DailyMail kaynaklı bir haber çıkıyor. Ancak orada da muğlak kalan ve bir yere varmayan araştırmanın mevcut haberlerle bir bağlantısı olmadığını fark ediyoruz. Sansasyonel bir haber başlığından yola çıkarak, belirsiz kaynaklar üzerine sürdüğümüz iz bizi, konuyla çok da bağlantısı olmayan bir habere ve rapora götürdü. Türkiye’de New York Times’a dayandırılan bu haberin tıpkı uzun yıllar önce okullarda oynadığımız kulaktan kulağa oyununu andırdığını söyleyebiliriz. Herkes birbirine haberi aktarırken yeni eklemeler, çıkarmalar yapıyor ve sonunda bambaşka bir manzara ile karşılaşıyoruz. Hızlıca, tekrar aşama aşama baktığımızda ortaya kısaca şöyle bir tablo çıkıyor; Peki bunun sonucu ne? Abartılı görsellerle, “Bilim insanları seksten daha fazla haz veren aktiviteyi açıkladı” başlığıyla birlikte etkileşim odaklı “yanlış” habercilik. Sonuç olarak işin tehlikeli kısmının belki de bu noktada başladığını söyleyebiliriz. Bu sansasyonel başlıklar, manipülasyon ve çarpıtma gibi yöntemlerle bambaşka bir hakikate dönüşüyor. Ve bu yeni hakikat arama motorlarında ve fanuslarımızda o kadar yaygınlaşıyor ki, döngünün en başındaki gerçeğe ulaşabilmek bile olanaksız hale geliyor. Bir süre sonra da artık yalan haber üretmeye bile gerek kalmıyor. Yalan haberin cazibesi haberin kaynağını bile manipüle ettiği için aslında sahte haber üretmeye başlanıyor ve paradoksal olarak, bu sefer haber doğru kabul edilmeye başlanıyor. Bu da mücadele edilmesi gereken, sınırları daha muğlak, daha karmaşık bir sarmalı karşımıza getiriyor." İnsan beyni yanlış bilgi tuzağına nasıl düşüyor?,https://teyit.org/teyitpedia/insan-beyni-yanlis-bilgi-tuzagina-nasil-dusuyor,"*Bu içerik ilk kez "" How do our brains fall for disinformation? "" başlığıyla The Globe and Mail tarafından 14 Ekim 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Şu sıralar Kanada medyasının en önemli konusu seçim kampanyasıyken internette sahte başlıklar paylaşan kişilerin düşüncelerine yoğunlaşan araştırmacılar şu soruyu yöneltiyorlar: Yanlış bilgi tuzağına nasıl düşüyoruz? Regina Üniversitesinden Bilişsel Psikolog Gordon Pennycook ve David Rand, Cognition isimli dergide 2018 yılında yayımlanan yazılarında sahte haber olgusunun, yani sahte olduğu alenen belli olan haberlerin, yeni bir olgu olmadığını belirtiyor: uzaylılar tarafından kaçırılma ve Elvis’in yaşadığına dair öyküler yayımlamasıyla bilinen magazin dergileri 20. yüzyılın başından bu yana faaliyet gösteriyor. Görünen o ki bu olgu, sosyal medyanın yükselişiyle yeni boyutlar kazanıyor. Makale, bilim insanlarını bu tuzağa düşen kişilerin bilişsel ve psikolojik süreçlerini araştırmaya davet ediyor. İnsan beyninin siyasi kararları nasıl aldığını araştıran McGill Üniversitesinden Nörolog Lesley Fellows’a göre yanlış içeriğe kanmamızın bir nedeni, beynimizin bilgiyi alma biçimiyle ilişkili. Beynimiz, deneyimlerimiz üzerinden oluşan taraflılığı ve kalıp yargıları devreye sokarak, etrafımızda olan bitenleri ciddi ölçüde ve devamlı olarak süzgeçten geçiriyor. Fellows’a göre bu beynin genel bir özelliği. “Beynimizin dışarıdaki tüm bilgilerle başa çıkması mümkün değil, bu nedenle beyne gelen bilgileri seçmek için önceki deneyimlerimizden faydalanıyoruz.” Bu fonksiyon, aynı zamanda görsel yanılsamaların çalışma biçimini de açıklıyor: “Beyin, olayların nasıl olması gerektiğini hayal ediyor ve o varsayıma uyan bilgiyi alıyor.” Bu durum hayatımızı verimli kıldığı halde bizi yarı gerçekler veya çarpıtılan gerçekler karşısında savunmasız bırakabiliyor. New York Üniversitesi Psikoloji ve Nöral Bilim bölümünden Jay Van Bavel’e göre, sabit bir dünya görüşüne sahip olmak ve yılların deneyimiyle şekillenmek, yaşça büyük kişilerin yanlış bilgileri paylaşmaya daha meyilli olmalarının bir nedeni olabilir. Van Bavel, 65 yaş üstü kişilerin sahte haber paylaşma ihtimalinin daha genç yaş gruplarına göre altı veya yedi kat daha yüksek olduğunu ifade ediyor. Van Bavel, bunun sebebini araştırmak için şu sıralar beyin görüntülemesiyle ilgili bir çalışma yürütüyor. Profesör, birçok kişinin aynı haber kanalını yıllardır izlediğini, dolayısıyla dünyaya belirli bir şekilde baktığını söylüyor. Ayrıca bu grup diğer yaş gruplarına kıyasla bir siyasi partiye daha bağlı olma eğiliminde. Bu durum kısmen de olsa 65 yaş üstü bireylerin, dünya görüşlerine uyduğu takdirde yanlış bir haberi, sosyal medyada paylaşmaya neden daha yatkın olduklarını açıklıyor. Van Bavel’e göre, başka bir neden bilişsel zayıflama ile ilgili olabilir: yani yaşça büyük kişiler her türlü sahtekarlık riskine karşı daha savunmasızlar. Söz konusu bulgunun sebebi ne olursa olsun yaşça büyük bireylerin oy verme oranının, gençlerden çok daha yüksek olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. “Sahte haberlerin hedef kitlesi bu yaş grubu olduğunda ve bu kişiler aldatılmaya daha elverişli hale geldiğinde mesele toplumsal sorunun ötesine geçiyor,” diyor Van Bavel. Fellows, insanların yanlış bilgi tuzağına düşme nedenleri arasında, uygulanan bilişsel süreçlerin yanı sıra psikolojik ve duygusal katmanların da bulunduğunu ileri sürüyor. Diğer bir deyişle bazı haberlere inanmanız, bu içeriklerin bizi duygusal ve psikolojik olarak nasıl etkilediğine bağlı olarak daha zor veya daha kolay olabiliyor. Kimi zaman bireyler, doğru kabul edildiği takdirde büyük korku uyandıracak veya rahatsız edecek bilgileri reddedebiliyorlar. Fellows iklim değişikliğiyle ilgili bir örnek veriyor: İklim değişikliğini reddetmek kabul etmekten daha kolay; çünkü iklim değişikliğinin gerçek olmadığına inanıyorsanız harekete geçmeye veya korkunç sonuçları hakkında düşünmeye mecbur değilsiniz. “Herhangi bir sorunu beraberinde getirmediğini ileri süren bilgilere sadık kalmak psikolojik olarak daha kolaydır,” diyor Fellows. Yanlış bilginin sosyal medya üzerinden yayılmasında duyguların da büyük bir rolü var. Van Bavel’in araştırması “tiksinti” veya “nefret” gibi Twitter’da kullanılan “ahlaki duygusal” sözcüklerde, sözcüğün geçtiği bir mesajın retweet edilme olasılığının yüzde 20 arttığını gösteriyor. (Yalnızca duyguyla ilgili olan “üzüntü” veya “mutluluk” gibi sözcükler, “adil” ve “vicdanlı” gibi ahlaki kuralları kapsayan; fakat duygularla güçlü bir bağı olmayan sözcüklerden ayrışıyor.) İnsanların, güçlü duyguları tetikleyen bilgiler karşısında harekete geçme ihtimallerinin, mantıklarına hitap eden bilgiye kıyasla daha yüksek olduğunu açıklayan Van Bavel duygunun, kişiyi harekete sürükleyen güçlü bir etken olduğunu söylüyor. Van Bavel’e göre bir diğer etken ise insanların bilgiyi tükettikleri ortam. Birçok kişi mantığını, örneğin üniversitede bir dersi dinlerken kullanıyor. Aksine, “Çoğu insan haber kaynağı olan sosyal medyayı kullanırken genellikle haberlerin rasyonel içeriğiyle ilgilenmiyor. Haberle ilgili grafiklere ve şekillere doğru dürüst bakmıyor ve bunlar üzerinde detaylı düşünmüyor. Onun yerine başlıklara, resimlerin yazılarına, kısa videolara ve görsellere tepki veriyor. Bu tür şeyler kullanıcıların duygularına hitap ediyor.” Güvenilir olmayan kaynaklardan gelen bilgilerin seçmenlerin adaylar hakkındaki görüşlerini ve göç ve iklim değişikliği gibi güncel kampanya konularını etkilemesinden endişe duyuluyor. Kanadalı liderler ve güvenlik uzmanları, yabancı aktörlerin yanlış bilgiyi yayarak seçim öncesi karışıklıklara neden olma ihtimali konusunda devamlı uyarıda bulunuyorlar. Kamu Politikası Forumu ve McGill Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Max Bell Kamu Politikası Okulu öncülüğünde yürütülen Dijital Demokrasi Projesi kapsamında hazırlanan bir araştırma raporunda, Kanada halkı arasındaki genel yanlış bilgi düzeyinin oldukça düşük olduğu belirtiliyor. Bununla birlikte raporda şu sözlere de yer veriliyor: “Genellikle insanların haberleri, kaynağı dikkate almadan takip etmeleri, bu kişilerin yanlış bilgiye karşı daha savunmasız olmalarına neden oluyor.” İnsanların sosyal çevreleri, sadece haber akışında hangi içeriklerle karşılaşacağını berlirlemiyor, aynı zamanda bireylerin yanlış bilgiye tepki verme biçimlerini de önemli ölçüde etkiliyor. Örneğin, sizinle benzer görüşleri olan bir arkadaşınızın paylaştığı bir habere inanmaya daha yatkın olabiliyorsunuz. Fellows bu konuda, “Bizlerle aynı görüşte olan insanlar aynı yargılara sahip olduğu için, kendi yargılarımız konusunda kendimizi daha emin hissediyoruz,” diyor. Buna karşın Van Bavel, bağlılıklarımızda hiyerarşik bir yapı olduğunu düşünüyor. Belirli bir kişi veya partiyle kurduğumuz birlik, başka insanlarla paylaştığımız ortak bir ideolojiye olan bağlılığımızdan daha sağlam. Bu kavram çoğunlukla ABD Başkanı Donald Trump ve destekçilerinde vücut buluyor. Van Bavel bunu şöyle izah ediyor: “Trump, ABD’nin yıllardır uyguladığı muhafazakâr iktisadi politikayla ters düşen serbest ticaret karşıtı bir iddiada bulunsaydı Trump taraftarı ortalama bir birey o iddiaya inanabilir ve bu konuda paylaşımda bulunabilirdi.” “Bu tür kişiler şu soruyu dikkate alıyorlar: Bu birey, bulunduğum topluluğun bir parçası mı? Öyleyse söz konusu iddiaya inanma ihtimalleri daha yüksek; ilgili ideoloji, değerlerine aykırı olsa bile.” Ne var ki kişinin ait olduğu topluluk, yanlış bilgiyi desteklediği gibi kontrol altında da tutabilir. Van Bavel, yanlış bilginin yayılmasına karşı bağışıklığı olmadığını kabul ediyor. Profesör, yalanların dünya geneline yayıldığı konusunda Mark Twain’e ait olduğu iddia edilen bir alıntıyı internette paylaşmış. Kısa süre sonra Van Bavel’in bulunduğu ve çoğunlukla iş arkadaşlarından oluşan internet topluluğunun üyeleri, yazarın böyle bir sözünün bulunduğuna dair herhangi bir kanıt olmadığını söylemiş. Bunun üzerine profesör paylaştığı alıntıyı teyit etmiş ve yanlış olduğunu gördükten sonra gönderisini silmiş. “Normlar bu konuda önemli rol oynuyor,” yorumunda bulunuyor Van Bavel. “ İnsanlar, sahte haberleri paylaşmanın kabul edilebilir olduğunu düşünür ve paylaşımları karşılığında ödüllendirilirlerse sahte haber dalgası daha da büyür .”" Taraflılığın en büyük nedeni medya balonları mı?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-tarafliligin-en-buyuk-nedeni-medya-balonlari-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Media Bubbles Aren’t The Biggest Reason We’re Partisans "" başlığıyla FiveThirtyEight t arafından 8 Ekim 2019 tarihinde yayınlanmış ve Sonay Ün tarafından Teyit için çevrilmiştir. Taraflı olmak söz konusu olduğunda ister filtre balonu , ister silo, ister yankı fanusu olarak adlandırılsın... Hangi sembolik, sınırları çizilmiş veya dar görüşlü yaklaşımı tercih ederseniz edin, Amerikalıların siyasi haberleri taraflı kaynaklardan takip etmelerinin en büyük toplumsal sorunlardan biri olduğunu büyük ihtimalle duymuşsunuzdur. ABD’de muhafazakârlar Fox News izlerken liberaller MSNBC’yi tercih ediyorlar. Çıkan haberlerde, televizyon izleyicisinin halihazırda inandığı konular esas alınıyor ve gerçek, taraflı tartışmalarla saptırılıyor. Ne var ki mekanizma aslında yukarıda bahsedildiği gibi çalışmıyor. Fazla büyütülen taraflı medya alışkanlıklarımızla ilgili haberler oldukça abartılıyor. Hatta “medya balonu” kavramının, sahte haber olduğu söylenebilir. Ekim ayının başında Amerikalı gazeteci Maggie Koerth-Baker’ın taraflılığın, gerçekleri yorumlama şeklimizi nasıl etkilediği hakkında yazdığı bir makalesi yayımlandı . Baker yazısında, bir soruşturmada aynı gerçekleri gören iki kişinin, konuyla ilgili çıkan haberleri oldukça farklı şekillerde yorumlayabildiğine dikkat çekiyordu. Baker’in makalesi yayımlandıktan sonra birçok okuyucu gazeteciye, medya balonlarının bu taraflılığı ne kadar etkilediğini sordu. Elbette aramızda gerçekleri farklı biçimlerde yorumlayanlarımız oluyor. Peki hepimiz söz konusu gerçeklerle ilgili aynı bilgiyi mi alıyoruz? Darthmouth College Siyaset Bilimi öğretim görevlisi Brendan Nyhan’a göre birçoğumuza aynı bilgi geliyor. “İnsanların haber kaynağı olarak yankı fanuslarını tercih etmeye yönelik bir eğilimi bulunuyor. Çoğu Amerikalının, haber ve bilgiyi aşırı taraflı bir medyadan edindiği düşünülüyor. Buna karşın deneysel kanıtlar ise bunun doğru olmadığını gösteriyor.” Nyhan’ın iddiasını destekleyen bir örnek olarak televizyon reytinglerinde yürütülen mantığı ele alalım. Yaklaşık 122 milyon Amerikalı Nüfus İdaresine 2018 yılında oy kullandığını bildirmiş. Bu seçmenlerin büyük çoğunluğu televizyonda çıkan taraflı haberleri takip etmiyor. Fox News ve MSNBC’de yayımlanan ve en iddialı kişilerin konuk edildiği programlar yaklaşık 3 milyon seyirci tarafından izleniyor . Diğer bir taraftan neredeyse 5 milyon kişi her iki kanalda yayımlanan akşam haberlerini seyrediyor . Amerikalıların taraflı olmaktan ziyade daha çok tarafsız medya alışkanlığı var . Ayrıca çoğu Amerikalı esasında medyayı hiç takip etmiyor. Yankı fanuslarının oluşmasına yönelik yeni imkanlar sağlayan sosyal medya bile çoğu kullanıcıyı siyaset alanında izole etmede o kadar başarılı görünmüyor. Nyhan ve çalışma arkadaşları 2018 yılında yayımladıkları bir makalede sahte haberlerin kol gezdiği Facebook’ta, taraflı ve çoğunlukla uydurma haberlere ilgi gösteren kullanıcı sayısının görece az olduğunu ortaya çıkardı. Çekişmeli geçen 2016 başkanlık seçimlerinin hemen öncesinde yaklaşık 2 bin 500 ABD vatandaşının yer aldığı bir örneklem oluşturuldu. Buna göre sahte haberlerin bulunduğu internet sitelerine yapılan ziyaretlerin neredeyse yüzde 60’ı, medya alışkanlıkları en muhafazakâr katılımcıların sadece yüzde 10’unu oluşturuyordu . Yani ülke genelinde bir kriz olarak değerlendirilen bu durumun aslında oldukça özgün olduğu anlaşılıyor. Sahip olduğumuz düşünceleri doğrulayan bakış açılarını duymak, tabii ki hepimizin hoşuna gidiyor. Beğenmediğimiz kişilerden daha akıllı olduğumuzu söyleyenleri daima takdir ederiz. Yapılan araştırmalar bunların, kendimizi silolamamıza neden olacağını düşünürken, gerçek ise daha farklı. 2016 yılında yayımlanan bir araştırmada haberleri ağırlıklı olarak internetten takip eden 50 bin Amerikalı gözlemlendi. Katılımcıların haberlere yönelim konusunda (algoritmanın yönlendirdiği haberlerden ziyade) baskın olarak kendi seçimlerini yaptıkları ve ana görüş olarak merkezci oldukları tespit edildi . Ayrıca sosyal ağ ve arama motorlarının kullanımı sadece taraflılık yaratmıyordu. Bunlar aynı zamanda insanları, karşı çıktıkları görüşlere de daha fazla maruz bırakıyordu. Yukarıda bahsedilen bulgu, medyada var olan kutuplaşmanın ABD’nin ulusal siyasetini etkilemediği anlamına gelmiyor. Nyhan’a göre bu kutuplaşma, birçok Amerikalı’nın kişisel fikrini şekillendirmiyor; fakat aşırı taraflı olan küçük bir grup gündemi yaratabiliyor. “Bu grup haberleri yoğun olarak takip ettiği için siyasete en çok ilgisi olan kişileri barındırıyor. Dolayısıyla partilerin en fazla duyarlı olduğu topluluk olma özelliğini taşıyor.” Bu durum birtakım sorunları beraberinde getiriyor. Örneğin, fikirlerini beyan eden bir azınlık, kendisine en yakın olan kişileri etkisi altına alabiliyor. Birebir konuşmaların kutuplaştırıcı etkisinin, aslında televizyon kanallarından veya internet sitelerinden daha fazla olduğuna dair bazı kanıtlar bulunuyor. 2018 yılında gerçekleştirilen bir çalışmada siyasi eğilimi aynı olan kişilerle iletişim kurmanın, siyasi olarak taraflı hareket eden medyaya göre kutuplaşma üzerinde çok daha etkili olduğu ortaya çıkarıldı . Sonuç olarak, yüz yüze yapılan sohbetler sahte haberlerin yayılması konusunda Facebook gibi platformlardan daha etkili olabiliyor." Haber merkezlerinin üçte birinde tam zamanlı teyitçi bulunuyor,https://teyit.org/teyitpedia/haber-merkezlerinin-ucte-birinde-tam-zamanli-teyitci-bulunuyor,"Duke Reporters’ Lab’ın verilerine göre dünya üzerindeki doğrulama platformlarının sayısı, son beş yıl içinde 4 katına çıkarak 188’e ulaştı . Şu anda 60’dan fazla ülkede aktif olarak çalışmalarına devam eden bu kuruluşların yanı sıra haber merkezlerinde görev alan ya da teyitçilik becerilerinden yararlanan gazeteciler de bulunuyor . Georgetown Üniversitesi işbirliğiyle International Center for Journalists (ICFJ) tarafından 14 farklı dilde, 149 ülkeden 4 binden fazla katılımcıyla yürütülen “2019 State of Technology in Global Newsroom” raporuna göre haber kuruluşlarının üçte biri alanında uzman teyitçileri haberlerin içeriğini doğrulamak için bünyesine dahil ediyor. Haber kuruluşlarının üçte biri alanında uzman teyitçileri bünyesine dahil etmeye başladı. Rapora göre dünya genelinde gazeteciler dijital teknolojiye yöneliyor. Teyitçilik ve sosyal medya doğrulama araçlarının kullanımı ise artış gösteriyor. Öyle ki, gazetecilerin yarısından fazlası bilgiyi teyit etmek için düzenli olarak dijital araçlardan yararlanıyor. Verilere göre haber merkezlerinin yüzde 44’ü, gazetecilerin ise yüzde 37’si son yıllarda daha fazla doğrulama yapıyor. İki yıl önceye göre iki kat daha fazla gazeteci sosyal medya doğrulama araçlarından yararlanıyor. Teyit becerilerinin gazetecilere ve haber merkezlerine dahil edilmeye başlaması, bilgi karmaşasının yaşandığı durumlarda bile kamunun doğrulanmış bilgiyle karşılaşmasını sağlayabilir. Her dört haber merkezi yöneticisinden üçü, gazetecilerin ise neredeyse yarısı yanlış bilginin sektör üzerindeki etkisinden endişe duyuyor. Yanlış bilginin sektöre karşı da bir tehdit olarak algılanması yanlış bilgiyle mücadelede daha fazla çabanın sarf edileceğini gösteriyor. Kuruluşların, kendi bünyesinde eğitimler vermesi, bu ve diğer kaygıları azaltmak için başvurabileceği en iyi yöntemlerden. Fakat gazeteciler ve yöneticiler haber merkezlerinde hangi eğitimlerin verilmesi gerektiği konusunda ayrışıyorlar. Rapora göre haber merkezleri video ve ses üretimi konusunda eğitim verirken, gazeteciler siber güvenlik, podcasting, doğrulama araçları ve sosyal medya kullanımı konusunda bilgilenmek istiyorlar. Ayrıca gazeticiler, kuruluşların sunduğu eğitim imkanlarının artmasını ve teyitçilik becerilerinin de içinde bulunduğu, dijital habercilik için önem arz eden konularda eğitim talep ediyorlar. Doğrulama yapmak için dijital araçların nasıl kullanılacağı konusundaki eğitimler, 2017’den beri aynı oranda devam ediyor. Fakat yine de haber merkezlerinin yüzde 44’ü, gazetecilerin ise yüzde 37’si geçtiğimiz yıl içinde doğrulama konusunda düzenlenmiş etkinliklere katıldığını belirtiyor. Gazeteciler, haber merkezlerinin sağladığı eğitim imkanlarından daha fazlasını talep ediyor. Daha fazla gazeteci, yanlış bilgiyle mücadele konusunu ciddiye alıyor ve üzerine çalıştıkları içeriklerde teyitçilik becerilerinden yararlanıyor. Gazetecilerin başvurduğu yöntemlerin arasında; haberlerde kullanılan görselin kaynağını belirlemek için tersine görsel arama yapmak, Teyit gibi teyit kuruluşlarının yayımlarından faydalanmak, fotoğraf ve videoları teyit etmek için oluşturulan araçlardan veya Google ve Facebook’taki güvenilir haberlere ulaşma yöntemlerinden yararlanmak sayılabilir. Ayrıca her dört gazeteciden biri en azından haftada bir defa sosyal medya doğrulama araçlarına başvurduğunu belirtiyor. Gazetecilerin yüzde 39’u ise her gün bilgiyi teyit etmek için dijital araçları kullanıyor. Gazetecilerin yarısından fazlası bilgiyi teyit etmek için düzenli olarak dijital araçları kullanıyorlar. First Draft gibi doğrulama yöntemleri üzerine kaynaklar içeren kuruluşlar, sahte haber sitelerini ayırt eden araçlar da gazetecilerin başvurduğu diğer yöntemlerden. Haber merkezlerinin ve gazetecilerin hitap ettikleri kitleye karşı güven kazanmak için teyitçilerin de sık sık başvurduğu yöntemlerden yararlanmaları dikkat çekiyor. Tek bir kaynağa bağlı kalmadan daha fazla kaynaktan yararlanmak, köşe yazıları ve haberleri birbirinden ayırmak ve birincil kaynakları öne çıkarmak en çok tercih edilen yöntemlerden. Sosyal medyada yanlış bilginin hızla yayılmasına neden olan tahrik edici, kışkırtıcı ve taraflı içeriklerin haber merkezleri tarafından da azaltılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Her 10 haber merkezi yöneticisinden 4’ü kendi kuruluşunun, sansasyonel içeriklere ve “tık tuzakları”na daha az başvurduğunu söylüyor. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Avrupa ülkelerinde, haber merkezlerinin yüzde 40’ı hedef kitlede güven yaratmak için çaba sarf ediyor . Okur ve izleyici güvenini arttırmak için yapılanlar arasında ayrıca kamuyu ilgilendiren, kamu yararını gözeten içerikler yayımlamak, teyit etmek ve daha az “tık tuzağı” kullanmak yer alıyor. Bahsi geçen bu uygulamaların, içeriğin doğal olarak, daha yayımlanmadan teyit edilmesini sağlayacağı ve bu nedenle doğru bilgiyi gündeme çıkaracağı söylenebilir. Eğer daha fazla gazeteci, yazım aşamasında teyitçi gibi düşünmeye başlarsa, sosyal medyadaki pek çok bilgi kirliliğinin önüne geçilebilir." Yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanmak için 6 ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiye-karsi-bagisiklik-kazanmak-icin-6-ipucu,"*Bu içerik ilk kez "" Six tips for inoculating yourself against disinformation "" başlığıyla IREX arafından 18 Ekim 2019 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Üzerinde oynanmış içerikler, bugünün dijital ortamını ele geçiriyor. Tıpkı olabildiğince fazla insana bulaşsın diye tasarlanmış bir virüs gibi; biz farkında olmadan etkisini gösterebilecek şekilde evriliyor. “Bilgi bolluğu”nun yaşandığı bir çağda, sosyal medya algoritmaları, cep telefonları ve 24 saat yayın akışı yapan haber merkezleri, içeriğin kalitesine bakmaksızın daha fazla ve daha sık içerik tüketebilelim diye, bilişsel sürecimizin zayıf noktalarından faydalanmak için tasarlanıyor. Bu şartlar, sağduyu ve geleneksel eğitim yöntemlerine direnç gösteren bir yanlış bilgi salgınının çıkması için birebir. Bu virüse karşı bağışıklık kazanmak çok kolay değil. Kendi duygularınız, zihniniz ve beyninizi yönlendirebilmeniz için bilinç ve çaba gerekiyor. Fakat iyiliğiniz için gerçeği, kurmaca olandan ayırt edebilme, manipülasyona direnebilme ve dijital lakırdıları azaltabilme becerisi, kesinlikle bu çabaya değer. Aşağıdaki 6 ipucunu her gün aklınıza getirirseniz, bilgiyle olan etkileşiminizde sağlıklı alışkanlıklar edinmeye şimdiden başlamış olacaksınız. İlk adım günümüzün bilgi ortamında nerede durduğunuzu anlamak. Medya ve bilgiyle ne kadar iç içe olduğunuzu ve bunu isteyerek yapıp yapmadığınızı iyice gözden geçirin. Günde ortalama 58 kez telefonu eline alan, 5 saat televizyon izleyen ve sosyal medyada iki buçuk saat geçiren sıradan bir Amerikalı’ya kıyasla siz nasılsınız? Kendinize sorun: Dikkatinizi en çok neye veriyorsunuz? Gerçekten bu kadar zamanı bilgi tüketerek geçirmek istiyor musunuz? Gördüklerinize inanıyor musun ve gördükleriniz sizi etkisi altına alıyor mu? Dijital bilgi ekonomisi, taktiklerini kumar endüstrisine borçlu. “Clickbait” denilen tık tuzakları, sırf siz tıklayın diye kışkırtıcı bir dil kullanıyor: Kredi puanınızı yükselteceğinizi veya göbeğinizi eriteceğinizi umduğunuz “tek bir mucize” - fakat sonunda asla istediğiniz şeye kavuşamıyorsunuz. Düşünmeden göz attıklarınız ve bir şey umarak tıkladıklarınız nihayetinde bağımlılığa dönüşüyor. Bizi verimli bir faaliyetten alıkoyuyor ve aslında bütün bunları çözecek “tek bir mucize” de bulunmuyor. Cep telefonlarına gelen bildirimler, beynimizin ödül merkezini uyarıyor. YouTube, algoritmaların seçtiği ve sizin sürekli platformda kalmanızı sağlayacak videoları önünüze çıkarıyor. Eğer oto-pilottan çıkmazsanız, bu sizi komplo teorilerine kadar götürebilir. YouTube’da otomatik oynatmayı kapatın ve eğer başka bir şey daha izlemek istiyorsanız, bir sonraki videoda ne izlemek istediğinize siz karar verin. Alışkanlık yaratan uygulamaları telefonunuzdan silin. Sizin hangi içeriğe tıklayacağınızı tahmin ederek, size ona göre arama sonuçları sunmayan DuckDuckGo gibi bir arama motorunu deneyin. Tık tuzaklarına direnin, değerli zamanınızı harcamanıza değecek bir ödül yok sonunda asla. Haberleri izlerken, ana sayfanızda gezinirken ve son gelişmeleri okurken kendi duygularınızın farkında olun. Eğer kendinizi öfke, panik ve çaresizlik gibi güçlü olumsuz duygular içinde bulursanız ve özellikle de bu duygulara harekete geçme isteği ekleniyorsa, durun ve olumsuz tepkilerinizin kime faydası olacağını düşünün. Oldukça duygusal hikayeler, dil ve grafik resimler çoğu zaman manipülasyon teşebbüsünün göstergesidir. Derin bir nefes alın ve duygularınızı gözden geçirin. Sonra bunun, bütün bağlamı görmek için diğer kaynaklara da bakmayı gerektirecek kadar önemli bir konu olup olmadığına karar verin. Halihazırda sahip olduğumuz fikirlerimizle uyuşan bilgi ve haberler çok çekici geliyor çünkü böyle haberler, bizi seçimlerimiz konusunda zeki, doğru ve iyi hissettiriyor. Eğer haberler ve bilgiyle etkileşiminiz bu şekilde ilerliyorsa dijital platformlar, karşılaşacağınız düşünce ve fikir çeşitliliğini kısıtlayarak size hep aynısından daha fazla gösterecektir. Ana sayfanız, tıklamaya devam etmeniz için tek taraflı olmaya başlayacaktır. Çok zaman geçmeden kendinizi, duymak istediklerinizi duyduğunuz bilgi fanusunun ( yankı fanusu nun) içine hapsolmuş olarak bulabilirsiniz. Facebook'taki “Bunu neden görüyorum?” seçeneğinden yararlanarak haber akışınızın kontrolünü elinize alın; bu seçenek sizin verinizin söz konusu içeriği görmeniz konusunda nasıl kullanıldığını gösterecektir. Size sürekli aynı bilgileri gösteren hikayeleri sessize almayı düşünün. Bütün sosyal medya hesaplarınızda bu gibi ayarları gözden geçirin. Duygularınızı sömüren içerikten kaçınsanız da kendinizi kurnazca oluşturulmuş yanlış içeriklerden korumak için, bilgi aldığınız kaynakları çeşitlendirin. Kasti propaganda ve kasten üretilen yanlış bilgi çoğu zaman yüksek bütçe ve ileri teknolojiden besleniyor, dolayısıyla sıradan bir tık tuzağını ayırt etmekten çok daha zor. Eğer güvenilir olup olmadığından emin olamadığınız bir kaynakla karşılaşırsanız, “yatay okuma” yapın: Güvenilirliğini ve doğruluğunu teyit etmek için birden fazla kaynağa başvurun. İçerikte bahsi geçen konuyu herhangi bir arama motoruna yazın ve bu konuda başka kimler konuşuyor bakın. Güncel bir olay mı yoksa eski bir haber yeniden mi gündeme sokulmuş? İçeriğin yazarı bu konuda uzman mı ve güvenilir kaynak ve kanıtlardan alıntılara yer veriyor mu? Bugünlerde, bilgiyi üreten ve tüketenlerin arasındaki fark belli belirsiz. Gönderilerimiz, “beğen”diklerimiz ve “paylaş”tıklarımız diğerlerinin olaylara nasıl tepki vereceğini, azınlıklara karşı nasıl davranacağını, çatışmayı nasıl ele alacağını veya kime oy vereceğini etkileyebiliyor. İnsani bir ihtiyaçla bir yere ait olma ve akranlarımız tarafından kabul edilme isteğimiz yüzünden, hepimiz kendi çevremizden gelen bilgiyi destekliyor ve inanıyoruz ve kendi tanıdıklarımızın da onaylayacağını umduğumuz bilgileri paylaşıyoruz. Bazen, hız kesmeyen bu dünyada, bütün bunları hiç teyit etmeden yapıyoruz ve kötü bilginin yayılmasına neden oluyoruz. Her birimizin kendi bilgi tüketimimizden ve arkadaşlarımız, ailemiz ve iş arkadaşlarımızın tükettiği bilgilerde kendimize düşen paydan sorumlu olmalıyız. Doğru olduğunu bizzat teyit etmediğiniz hiçbir içeriği paylaşmayın. Kendi çevrenizdeki herkesi bilgileri teyit etmesi için yüreklendirin." Facebook yanlış bilgiye karşı uyarı sistemini Instagram'a genişletiyor,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-yanlis-bilgiye-karsi-uyari-sistemini-instagrama-genisletiyor,"Facebook bir süredir devam ettiği yanlış bilgilendirme ile mücadele sürecinde yeni adımlar atıyor. Yaklaşık üç yıldır aralarında Teyit’in de bulunduğu bağımsız teyit platformları ile çalışan Facebook, sistemini sıkça güncelleyerek yanlış bilginin yayılmasını engellemeye çalışıyor. Firma bu konuda önemli bir değişikliğe daha gidiyor. Şirket bu kapsamda Instagram’daki yanlış bilgileri işaretleyecek bir sistemi hizmete alacak. Şirketten yapılan açıklamada kararın temel nedeni olarak, ABD’de yaklaşan 2020 seçimleri öncesi bu tip içeriklerin Instagram’da da yaygın hale gelmesinin önüne geçmek gösterildi. Kasım ayında kullanıma sunulması beklenen yeni özellik ile Instagram’da yer alan ve yanlış bilgi içeren gönderi veya hikayelerin üzerinde bir katman yer alacak. Bağımsız fact-checkerlar tarafından bilginin kontrol edildiği belirtilen bir mesajla birlikte, dilerse kullanıcılar “neden olduğunu görün” düğmesine basarak daha fazla bilgiye ulaşabilecek. Son kullanıcı gönderiyi ya da fotoğrafı görün düğmesine tıklayarak içeriğe de erişebilecek. Yeniliğin bir diğer önemli yanı ise kullanıcılar, gönderiyi paylaşmak istediğinde Facebook’ta olduğu gibi bir uyarının karşılarına çıkacak olması. Bu uyarıya rağmen paylaşım yapılır ise, yine bir ibare ile bunun yanlış bilgi olduğu notu gönderide yer alacak. Firmanın bu adımı atmasındaki önemli nedenlerden birisi ise Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 2016 seçimleri sırasında Instagram’ın en etkili araçlardan biri haline gelmesi. Facebook geçtiğimiz seçim sürecinde yaşadığı sıkıntılar ve halen devam eden komite süreci nedeniyle 2020 seçimlerinde siber güvenliği sağlamak adına bu tip güvenlik hamlelerini daha kararlı yapma amacında. Firma bu uygulama ile Facebook’ta olduğu gibi bağımsız fact-checking organizasyonlarının da katkısı ile yanlış bilginin yaygınlaşmasının önüne geçmeye çalışacak. Facebook’un yanlış bilgi ile mücadele sorunu şirketin CEO’su Mark Zuckerberg’in ABD kongresindeki Finansal Hizmetler Komitesi’ndeki ifadesinde yoğun tartışmalara neden oldu. Komitede kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ile karşı karşıya gelen Zuckerberg yanlış bilgi ile mücadele edip etmeme konusunda kendisine yöneltilen soruya evet yanıtını verdi. Tartışma konusu olan politikacıların reklamları konusunda da değerlendirme yapan Zuckerberg bu konuda da bağımsız fact-checking organizasyonu IFCN’i işaret etti. IFCN Direktörü Baybars Örsek ise Twitter hesabından bir açıklama yaptı ve Facebook ile çalışma sistemini anlattı. Örsek, üçüncü parti doğrulama programının daha netleştirilmesi gerektiğini ve standartların yükseltilmesi gerektiğini vurgularken Facebook’un son dönemde bu konuda iletişim açısından çok da başarılı olmadığını ifade etti. Örsek’in altını çizdiği bir diğer nokta ise IFCN olarak fazlasıyla şeffaf yürütülen sürecin politik kutuplaşmalar arasında kurban edilmemesi gerektiği yönünde." Teyit yeniden İstanbul’un toplu taşıma araçlarında,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-yeniden-istanbulun-toplu-tasima-araclarinda,"Teyit, İstanbul’daki metro, metrobüs, otobüs ve vapur hatlarındaki 7 bin 600 ekranda yayın yapan Modyo TV’ye içerik üretmeye yeniden başlıyor. Teyit ekibinin şehir efsaneleri, halk sağlığını ilgilendiren konularda doğru bilinen yanlışlar ve doğrulama ipuçları üzerine hazırladığı birer dakikalık içerikler, 1 Kasım’dan itibaren Modyo TV ekranlarında olacak. Modyo TV ile gerçekleştirilen iş birliği ile günde dört milyona yakın yolcunun kullandığı İstanbul’un toplu taşıma araçlarında sahte haber sorunu ile ilgili toplumsal bilinç oluşturmak ve insanların medya okuryazarlığı ile eleştirel düşünce becerilerini geliştirmelerine yardım etmek amaçlanıyor. Teyit içerikleri, 1 Aralık 2018’de de Modyo TV ekranlarında yayınlanmaya başlanmış ancak bu iş birliği bazı medya organizasyonları ve gazetecilerin başlattığı bir sahte haber kampanyası yüzünden sadece dört gün sürebilmişti. ‘‘Kent ekranlarında teyit fikri: ne umduk ne bulduk?’’ başlıklı yazıda Aralık 2018’de Teyit içeriklerinin Modyo TV ekranlarından kaldırılmasına giden süreci anlatmıştık. Tekrar dolaşıma girmesi muhtemel sahte haberlerin önüne geçmek için Teyit ve Modyo TV arasında yapılan iş birliğinin detaylarını paylaşmak isteriz." Araştırma: 10 köşe yazarından sekizi Teyit’i tanıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-10-kose-yazarindan-8i-teyiti-taniyor,"Malumatfurus.org’un envanter çalışmasına göre 6843 köşe yazarı, Türkiye genelinde yayım yapan ve ülke çapında okur kitlesine sahip basılı yayınlar, sanal gazeteler ve haber sitelerinde düzenli olarak yazıyor. Köşe yazarlarının sayısının, yerel yayınların da göz önünde bulundurulmasıyla birlikte 10 bine ulaşabileceği tahmin ediliyor. Köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi Malumatfurus.org, Ekim 2019 tarihli Hedef Kitle Araştırması ’nda 285 köşe yazarına 12 çoktan seçmeli ve beş açık uçlu olmak üzere 17 sorudan oluşan bir anket yöneltti. Bu araştırma, Türkiye’deki köşe yazarlarının yanlış bilgi konusundaki fikirleri ve doğrulama girişimleri hakkındaki düşüncelerine ait bulgular içeriyor. Yaklaşık 10 bin köşe yazarının olduğu tahmin edilen Türkiye’de, köşe yazarlarının bilgiye hangi kaynaktan ulaştığına, yanlış bilgiyi düzeltme davranışlarına ve doğrulama platformlarını ne kadar tanıdıklarına dair elde edilenler, bilgi ekosistemi ni incelemek adına değerli veriler sunuyor. Ankete katılan 285 köşe yazarının yanıtlarına göre köşe yazarlarının gündemi takip etmek için başvurduğu ana kaynaklar arasında internet üzerinden yayım yapan haber siteleri ve sosyal medya yer alıyor. Köşe yazarlarının yüzde 40’ı düzenli olarak televizyondan bilgi edinirken, yüzde 65’i basılı yayınlara başvuruyor. Ankete göre neredeyse her 10 köşe yazarından 9’u gündemden haberdar olmak için internet haber sitelerine ve yine neredeyse her 10 köşe yazarından yedisi sosyal mecralara yöneliyor. Çevrimiçi platformların birçok kişiye aynı anda hızla ulaşabildiği ve herkesin bilgi paylaşımında bulunabildiği düşünüldüğünde, bu tip mecraların bünyesinde yanlış, şüpheli veya taraflı bilgiler de barındırabileceği öngörülüyor. Dolayısıyla böyle bir durumda, internette karşılaşılan içerikleri, tartışma konusuna almadan önce teyit etmek önem kazanıyor. Köşe yazarlarının neredeyse yarısı en azından bir kez yanlış bilgi paylaştığını fark ettiğini söylerken, az bir çoğunlukla diğer yarısı hiç yanlış bilgi paylaşmadığını belirtiyor. Başka bir soruda köşe yazarlarının neredeyse yarısı, “Türkiye’deki basın sektöründeki fikrî namus ve sorumluluk, iş ahlâkı, basın etiğini” “çok kötü” olarak değerlendiriyor. Malumatfurus.org anketinde köşe yazarlarına, yanlış bilgi paylaşmalarının ardından nasıl bir tutum alacaklarını soruyor. Verilen yanıtlara göre her 10 köşe yazarından dokuzu yanlış bilgi paylaştığını fark ettiğinde okurlarından özür dileyeceğini ve düzeltme yayımlayacağını bildiriyor. Yanlış bilgi paylaştıktan sonra kendi isteğiyle, tekzip veya okurlardan gelen tepkilere bakmaksızın bu konuda hiçbir şey yapmayacağını söyleyen köşe yazarlarının oranı ise sadece yüzde 1,1. Fakat köşe yazarlarının beyanları, Malumatfurus.org’un kendi tespitlerinden farklı bir tablo çiziyor. Çünkü köşe yazarlarının ifadelerinin aksine Malumatfurus.org, 2015 yılından itibaren binden fazla inceleme yazısında, bin 400’den fazla köşe yazarının yanlış bilgi paylaştığını ve yalnızca çok az sayıda kişinin bir düzeltme yaptığını belirtiyor. Türkiye’deki doğrulama platformlarının bilinirliğine gelindiğinde ise köşe yazarlarının yüzde 15,8’inin hiçbir doğrulama girişiminden haberdar olmadığı göze çarpıyor. Doğrulama girişimleri arasında en çok tanınan ise Teyit . Ankete göre her on köşe yazarından sekizi Teyit’i bir doğrulama girişimi olarak bildiğini belirtiyor. Ayrıca katılımcılar, Doğruluk Payı (yüzde 40), Evrim Ağacı (yüzde 32,6), Yalansavar ve Günün Yalanları gibi oluşumları da bildiklerini belirtiyor. Türkiye’deki doğrulama platformlarının, yanlış bilgiye karşı mücadelede nasıl güçlenebilecekleri konusunda köşe yazarlarının da çeşitli beklentileri var. Bunların arasında şeffaflık, objektiflik, tarafsızlık gibi Teyit’in de içinde bulunduğu Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) imzacılarının kabul ettiği ilkeler yer alıyor. Ayrıca farklı sosyal mecraların kullanılması, dijital okur yazarlık eğitimleri verilmesi, doğrulama girişimlerinin işbirliğine geçmeleri de öneriler arasında. 2017 yılında teyit.org ekibi ve gönüllüleri tarafından çevirilen bu kitap, derinlemesine araştırma yapan profesyoneller için dijital araçların doğrulama amacıyla nasıl kullanılabileceğini anlatıyor . Köşe yazarlarının gerek basılı yayın, gerek kamuoyu, gerekse sosyal medya üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, yanlış bilgiyle mücadelede oynadıkları rol de oldukça önemli. Gazeteciler ve köşe yazarlarının teyitçilik becerisini artırması da bu nedenle önem kazanıyor." Araştırma: Siyasi reklamların şeffaflığı için siyasi partiler sorumluluk almalı,https://teyit.org/teyitpedia/siyasi-reklamlarin-seffafligi-icin-siyasi-partiler-sorumluluk-almali,"*Bu içerik ilk kez "" Online politics needs to be cleaned up – but not just by Facebook and Twitter "" başlığıyla the Guardian tarafından 11 Kasım 2019 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sitelerinde siyasi dezenformasyon u engellemek isteyen sosyal medya platformları, bunu önlemek adına yeni yöntemlere başvuruyor. Twitter tüm siyasi reklamlara son verdi ve Facebook'un içerik denetimi için yeni araçları var. Bütün platformlar bu işe girişmese ve bu girişimlerin tamamı verimli olmasa dahi bu iyi bir başlangıç. Ancak seçim propagandaları ve siyasi seçim kampanyaları teknoloji firmalarıyla başlamıyor. Siyasi partiler ve üye gruplarıyla başlıyor. Seçimleri özgür ve adil tutmak ve sonuçlarından emin olmak için partilerin hangi reklamları, hangi platformlarda, ne fiyata satın aldıklarını açıklamaları gerek. Seçim kampanyalarının, şeffaflığa ve sorumluluğa ne kadar önem verdiğini göstermek için şu an çok iyi bir zaman. Geçtiğimiz birkaç aydır, Oxford Üniversitesi Teknoloji ve Seçim Komisyonu, siyasi partilerin, sosyal medya platformlarının ve seçim yetkililerinin, önümüzdeki Birleşik Krallık seçiminin dış müdahalesiz, adil bir yarış olacağından emin olmak için işbirliği yapabileceği çeşitli yöntemleri araştırıyor. Ortada mevzuat boşlukları ve sosyal medya platformlarıyla veri simsarlarının (data broker) yanıtlaması gereken birçok soru var. Ancak yanıltıcı reklam satın alan ve sorunlu seçim kampanyası başlatan müşteriler, genellikle siyasi partiler ve seçim kampanyasının yöneticileri oluyor. Birleşik Krallık'taki seçim kampanyası çalışanları, 12 Aralık seçimlerine hazırlanırken büyük ölçüde veri odaklı reklamlara güveniyor ancak reklamlarının içerikleri, yerleştirmeleri ve fiyatlandırmaları hakkında çok az bilgi paylaşıyorlar. İzlenecek politikalara karar veren kişiler, teknoloji endüstrisi çalışanları, güvenlik uzmanları ve akademik çevreyle yapılan on aylık araştırma ve danışmadan sonra, başlıca öneri, reklam şeffaflığının siyasi partilerle başlaması gerektiği yönünde. Dijital siyasi reklamcılık, geleneksel, basılı veya basındaki seçim kampanyalarından farklı. Cep telefonlarında ve dizüstü bilgisayarlarda gösterilen reklamlar, nüfus içindeki küçük grupları hedefleyen, bireysel davranışlara dayalı veriler sayesinde gösteriliyor. Yanı başımızdaki insanların bizimle aynı içeriği görüp görmediğinden emin olamayız çünkü bu tekniklerin, farklı kitlelere, seçmece veya tutarsız mesajlar göndermek için kullanıldığını zaten biliyoruz. Ayrıca, veri odaklı reklamcılık ve içerik pazarlaması hızla milyarlarca dolarlık bir endüstriye dönüşürken, bu endüstriye para dökenler, siyasi partiler ve üye grupları. Britanya'daki seçim kampanyası çalışanları, bütçelerini, veri simsarları ve veri analizi yazılımları tarafından sağlanan seçmen dosyalarını kullanarak Facebook, Instagram, Snapchat ve YouTube gibi platformlara harcıyor . Bir zamanlar analog kampanyalar için tasarlanan şeffaflık ilkeleri, dijital çağda kullanılamaz hâle geldi. Şu anda, dijital kampanya harcamaları, reklamın nereye yerleştirildiğine veya ne kadara mal olduğuna dair bilgiler açığa vurulmadan bildiriliyor. Seçim kampanyası materyalinde bulunması gereken, içeriğin kime ait olduğunu belirten damga zorunluluğuna dair yasal gereklilikler çevrimiçi reklamlar için geçerli değil . Bu nedenle, reklam verenler siyasi amaçlarla kimliklerini gizli tutabiliyor. Demokratik vatandaşlık, seçmenlerin, seçim kampanyası harcamaları ve sponsorlu mesajların arkasında kimin olduğuna dair bilgilere erişilebilmesini gerektiriyor. Britanya'da demokratik yaşamın kritik olduğu anlarda, internette şüpheli seçim kampanyası mesajları ve geçerliliği olmayan haberler dolaşıp duruyor. Aralık ayında yapılacak olan genel seçimde, siyasi ana akımda, alışılmışın dışındaki seçim kampanyalarına dikkat etmeliyiz. Cambridge Analytica kapanmış olabilir ancak şüpheli geçmişleri olan birçok dijital kampanya uzmanı var . Ne yazık ki, teknoloji firmalarının şeffaflık çabaları fazlasıyla tutarsız. Twitter siyasi reklamları tamamen yasakladı ancak bu, platformun, neyi siyasi olarak gördüğü ile ilgili soruları gündeme getiriyor. Araştırmacılar, Facebook'un, hedefleme ve harcama ile ilgili bazı kısıtlı bilgiler içeren reklam kütüphanesinin, anlamlı analiz için yetersiz olduğu sonucuna vardı. Ayrıca şirket zaten, siyasi reklamları teyit etmeyeceğini söyledi . Öncelikli sorun, sıradan “ücretli reklamlar” değil, organik olarak yayılan diğer sponsorlu içerik ve mesajlar. Sosyal medya şirketleri, tüm reklamlarını her zaman arşivlemeli. Siyasi partiler farklı platformlarda, çeşitli biçimlerde para harcıyorlarsa, onlar da satın aldıkları reklamları arşivlemeli. Ayrıca partiler, kaynaklarının tam şeffaflığını sağlamak için, elde ettikleri verilerin kaynakları hakkında net bilgileri açıklamalı. Buna seçmen kütüğü, üçüncü taraf, veri simsarları, açık veri ve kendi veri kaynaklarından gelen veriler de dahil. Verileri işlemek ve kişisel bilgilere ulaşmak için hangi profil çıkarma araçlarını ve analiz yazılımını kullandıklarını açıklamalılar. Bu, şeffaflığı artırmaya, sorumlu ilkelerin oluşturulmasına ve seçim dürüstlüğü ile insanların verilerini korumaya yardımcı olacak. Önümüzde, düşünebileceğimiz bir dizi mevzuat reformu var. Siyasi seçim kampanyaları ve demokratik katılım için, verilerin yasal kullanımları konusunda (Genel Veri Koruma Yönetmeliği, 1998 Veri Koruma Yasası ve AB Gizlilik ve Elektronik İletişim Yönetmeliği gibi) mevcut, sağlam bir çerçeve var. Ancak gerçekte, seçim kampanyası yapanların, üçüncü taraf verilerinin ve matematik temelli yazılımlarının bütünlüğünü doğrulamakla mücadele ettiğini gösteriyor. Information Commissioner's Office (Bilgi Komisyonu Dairesi) bu boşluğu tamamlıyor ve siyasi seçim kampanyalarında kişisel verilerin kullanımı için bir rehber geliştiriyor. Ancak seçim günü hızla yaklaşırken en öncelikli görev, siyasi partilerin iletişim konusunda şeffaf hâle gelmelerini sağlamak. Veriler seçim kampanyalarının ayrılmaz bir parçası hâline geldiği için, yalnızca siyasi sistemlerimizi korumanın ötesine geçen ve demokrasiyi gerçekten güçlendiren kurallara ihtiyacımız var. Seçimler demokrasinin belki de en temel uygulaması. Teknoloji endüstrisi doğru yolda birkaç adım attı ancak bu yola, Birleşik Krallık’ın siyasi partilerinin öncülük etmesi gerekiyor." Doğru ya da yanlışın ötesinde: Büyüteç kategorimiz yayında,https://teyit.org/teyitpedia/dogru-ya-da-yanlisin-otesinde-buyutec-kategorimiz-yayinda,"Doğru, yanlış, karma ya da belirsiz olarak nitelendiremediğimiz, farklı boyutları yakından incelenmeyi gerektiren, kısa yoldan hakkında fikir elde edemeyeceğimiz, ancak bilgi ekosistemi nin selameti açısından kritik iddialar için yer açtık. Yanlış bilgiyi tespit etmek ve sağlıklı ve düzenli bir bilgi ekosisteminin oluşmasına katkı sunmak Teyit’in ana amacı. Bunu yaparken, incelemeye aldığımız iddiaların çoğunun kaynağını okurlarımız oluşturuyor. İhbarları değerlendirirken, keyfilikten uzak bir seçim politikası izliyor, önceliklendirme kriterlerimize sadık kalıyoruz . Bu kriterler, normal zamanlarda önem ve yaygınlık; kriz zamanlarında bunlara aciliyet de ekleniyor. İddialar Teyit’in yapısallaştırılmış metodolojisi uyarınca incelendikten ve yeterli delil elde edildiğinden emin olunduktan sonra, dört farklı sonuca ulaşılıyor: Doğru, yanlış, karma ve belirsiz. İddia, hakkında doğru olduğuna dair yeterli veri elde edilmişse doğru, yanlış olduğuna dair yeterli veri elde edilmişse yanlış olarak işaretleniyor. Belirsiz olarak işaretlediklerimizin ayırıcı niteliği ise, incelenen iddiaya dair elde edilen verilerin, bir sonuca ulaşmak için tatmin edici olmaması. Bir de karma kategorimiz var. İncelenen çoklu önerme, hem doğru hem de yanlış (ya da hem doğru hem belirsiz, ya da hem yanlış hem belirsiz) bilgiler içerdiğine dair verilere ulaşılmışsa karma olarak işaretleniyor. Burada dikkat etmemiz gereken sözcük “belirsiz”. Yani doğruluk ya da yanlışlık hakkında net bir çıkarım yapmamıza mani bir belirsizlik tespit ettiğimizde bu işaretlemeye başvuruyoruz. Ancak bazı iddialar, “belirsiz” olmanın ötesinde “tartışmalı” bir nitelik taşıyor. Konunun birden fazla boyutu oluyor, her bir boyut derinlemesine ele alınmayı gerektiriyor. Önerme ya da önermeler, “belirsiz” olmaktan öte, farklı boyutlarda doğruluğu ya da yanlışlığı açık, farklı olgular içeriyor. Bu da toptan bir işaretlemeyi olanaksız kılıyor. Bu iddialar, doğru ya da yanlış olmasalar da, yanlış bilginin yaygınlaşması için zemin yaratabiliyor, kamuoyunu yakından ilgilendiren birçok konuyu manipülasyona açık, kırılgan hale getiriyor. Bu iddiaları, incelenme açısından önem ve yaygınlık kriterlerini karşılasalar da, Teyit metodolojisiyle incelenmeye uygun olmadıklarından dışarıda tutmayı tercih ediyorduk. Diğer yandan iddiaların bazıları, bilgi düzensizliği ya da infial yaratma, kamu sağlığını riske atma, kutuplaşmayı besleme gibi riskler içeriyordu ve bu iddiaları yayın sürecinin dışında tutmak hem okuyucularımız, hem de editörlerimiz açısından huzursuzluk yaratıyordu. Derinlemesine incelemelere ayırdığımız “dosya” kategorisine “ büyüteç ” adlı bir alt kategori ekleme ihtiyacı böyle ortaya çıktı. Uzun bir değerlendirme ve tartışma sürecinin ardından, bu kategoriye duyulan ihtiyaç konusunda uzlaştık ve büyüteç kategorisini açtık. Bir örnek üzerinden giderek, bu alt kategoride nasıl incelemeler göreceğimizi daha iyi anlayabiliriz. Örneğin titanyum dioksit hakkında, tümü bilimsel niteliğe sahip farklı araştırmalar var ve bunlar birbirleriyle kıyaslanmaya uygun değil. Maddenin gıda, ilaç ve kozmetik sektörlerinde kullanımının olası zararlarını hesaplarken, bambaşka kriterler devreye girebilir. Maddenin partikül olarak kullanımı ile nano düzeyde kullanımı farklı sonuçlar doğurabilir. Elimizde olgu ve bulgu var, ama toptan bir sonuca ulaşamıyoruz. Bu ve benzeri birçok iddia, doğru, yanlış ya da karma olarak nitelendirilemiyor. Yakından ve derinlemesine incelenmesi, parçalara ayrılarak ele alınması gereken, kısa yoldan hakkında fikir elde edemeyeceğimiz, ancak bilgi ekosisteminin selameti açısından da incelenmesi gereken, çetrefilli iddiaların sayısı hiç de az değil. Bu kategoride üreteceğimiz yazıların okuyucudan beklentisi de yüksek olacak elbette. Şüphe, sabır, merak, analitik düşünme becerisi, açıkfikirlilik… Bizler de incelediğimiz her bir konuda, okuyucunun işini elimizden geldiği kadar kolaylaştıracak; en açık bulguları, en anlaşılır şekilde ifade etmeye, doğru bilginin izini sürmeye devam edeceğiz." Gazeteci kaynak ilişkisinde yanıltıcı bilgi sorunu,https://teyit.org/teyitpedia/gazeteci-kaynak-iliskisinde-yaniltici-bilgi-sorunu,"Gazetecilik önemli bir tartışmayla karşı karşıya. Sözcü gazetesinden Rahmi Turan’ın ortaya attığı “Saraya giden önemli CHP’li” iddiası hem siyaset dünyasında hem de gazetecilikte ortaya çok sayıda cümle çıkardı. Bu yazıda, gelişmelerin yanlış bilgi boyutunu ele almaya çalışacağız. Çünkü ortadaki iddialar ve yayılma şekilleri gazeteci - kaynak ilişkisindeki etik sınırların da ötesinde kaynakların yanıltması durumunda ne yapılması gerektiği sorusunu gündeme getiriyor. Olayı daha anlaşılır kılmak içinse önce ne olup bittiğini kısaca özetleyerek başlayalım. Her şey Rahmi Turan’ın 20 Kasım 2019 tarihinde Sözcü gazetesindeki köşe yazısıyla başladı. Turan, “Müthiş bir haber!” başlığıyla saraya yakın bir haber kaynağından aldığı çok önemli bir bilgiyi paylaşacağını belirtiyordu. Yazısının daha dördüncü satırında dikkati çeken bir cümle vardı. Rahmi Turan, haber kaynağının bilgiden yüzde yüz emin olduğunu ve tekzip etmenin mümkün olmadığını söylüyordu. Turan sonrasında ise çok tartışılacak iddiasını ortaya atıyordu. Turan’a göre 9 Kasım 2019 akşamı, CHP’li çok önemli bir isim Cumhurbaşkanlığı sarayını ziyaret etti. Üstelik bu sıradan bir ziyaret değildi. Bu önemli kişi, Cumhurbaşkanı ile gündemi değerlendirdi ve Erdoğan ona “Ülkenin güvenliği için senin CHP genel başkanı olman gerekir” dedi. Önemli kişi önümde engellerim var diye yanıt verince Cumhurbaşkanı ona, düşün karar ver ben destek olurum dedi. Bu yazı haliyle tozu dumana kattı. Turan bir gün sonra bir yazı daha yazarak iddiasını devam ettirdi ve kaynağının işini kaybetmekten endişelendiğini vurgulayarak o “önemli ismi” unutacağını yazdı. İkinci yazının yayınladığı 21 Kasım’da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bir televizyon programına katıldı ve iddiaya ilişkin, “Ben şaşırmadım, doğrudur” dedikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yorum yapma çağrısında bulundu. Sonrasında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Fahrettin Altun bir açıklama yaptı ve iddiaların tamamen hayal ürünü olduğunu söyledi. İki parti milletvekilleri ve sözcülerinden açıklamalar gelmeye devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bir gün sonra İzmir’de yaptığı konuşmada böyle bir görüşme olmadı dedi ve “Ben cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum. İspat ettin ettin. Etmediğin taktirde CHP genel başkanlığını bırak” çağrısı yaptı. Siyaset cephesinde tartışmalar karşılıklı açıklama yağmuruyla devam ederken 22 Kasım gecesi Rahmi Turan o “önemli ismi” açıkladı. Sarayda Erdoğan’la görüşen isim Muharrem İnce dedi ve kaynağının kendisine İnce’nin saraya giriş çıkış anındaki plakaları ve saatleri dahi verdiğini söyledi ve kaynağının iddiası olduğunu bir kez daha vurguladı. Hemen ardından İnce’den, Erdoğan’dan, Kılıçdaroğlu’ndan ve daha birçok isimden açıklama geldi. Ardından da Turan’dan bir açıklama daha geldi. Turan, “Kaynağım Talat Atilla” dedi ... Yazının başında da belirttiğimiz gibi, mevcut tartışmanın en önemli boyutlarından biri gazeteci - kaynak ilişkisi üzerine. Bir gazeteci kaynağını açıklamalı mı? Ya da hangi durumlarda açıklamalı? Gazeteci-kaynak ilişkisi ile ilgili temel bir tanımı ortaya koyarak bu bölüme başlayalım. İletişim alanındaki önemli kitaplardan Temel Gazetecilik’te Oya Tokgöz haber kaynakları ile ilgili üç noktanın altını çiziyor. Bunlardan ilki haberleri kaynağından elinden geldiği ölçüde doğru olarak toplama, ikincisi gerektiği durumlarda haber aldığı kaynakları koruma son olarak da kendisine güvenilip bilgi verildiyse buna saygı göstermek. Tokgöz bu üç maddenin hemen devamında, bugünkü tartışmalara da ışık tutacak bazı cümlelere yer veriyor: “ Gazetecinin ilk görevi, topladıklarının doğru olup olmadığını denetlemedir. Bunu da ancak, haber kaynaklarını iyi denetleyerek yerine getirebilir. Devamlı olarak, aklında kullandığım haber kaynakları güvenilir midir yoksa şaşırtıcı mıdır? soruları olmalıdır. ” Rahmi Turan, iddiayı ortaya attığı ilk yazıda, ismi geçen CHP’liyi aradığını ancak kendisine ulaşamadığını bu yüzden ismi açıklamayacağını belirtiyor. Konuyla ilgili ikinci yazısında kaynağının bilgiden emin olduğunu yineliyor. Ama yine de doğrulama yöntemi hakkında herhangi bir adımından bahsetmiyor. 24 Kasım tarihinde Rahmi Turan bir yazı daha yazarak kaynağını açıklarken, haber kaynağının 20 yıllık arkadaşı olduğunu ve haberi destekleyen belge istemesi gerekirken istemediğini belirtiyor. Turan “hata yaptım” derken her haberde kanıt arardım ama bu defa bunu yapamadım çünkü sağlık sorunlarım vardı diyor. Turan 25 Kasım’da konuyla ilgili bir yazı daha yazıyor ve kaynağı Talat Atilla’nın CHP’li bir kaynak tarafından yanıltılmış olabileceğini belirtiyor. Bu yazılarla ilgili söylenecek sözü yine Tokgöz’ün satırlarında okuyabiliyoruz. Tokgöz, gazeteciliğin ustalığının, çeşitli kişilerle görüşmenin varsa belgeler veya dosyalara inmesi, “görülmeyen” olaya, haber değeri kazandırılarak görülebilir şekle dönüşebilmesi olduğunu yazıyor ve doğruluğu kanıtlamadan anonim kaynaklara güvenmemek gerektiğini de net bir şekilde vurguluyor. Gazeteci kaynak ilişkisi üzerine birçok tartışmaya değinilebilir, hatta etik boyutları ile ilgili de birçok kaynağa ulaşmak mümkün. Ancak buradaki durumun klasik gazeteci kaynak ilişkisinin ötesinde farklı bir boyutu var. O da gazetecinin kaynağı tarafından yanıltılması durumu. Rahmi Turan’ın kaynağı olarak gösterdiği Talat Atilla 23 Kasım 2019’da yazdığı yazıda, iddiayı ortaya atanın CHP’li bir isim olduğundan bahsediyor ve Twitter hesabından da asla bu ismi açıklamayacağını vurguluyor. Rahmi Turan’ın kaynağı ile ilgisi bir yana, Talat Atilla’nın da açıklamalarını görünce akla bir soru geliyor. Gazeteci kaynağını açıklamalı mı? Bu konuda Türkiye’de üç kurumun temel gazetecilik ilkeleri bize yol gösterici olabilir. Türkiye’deki gazetelerin bu konudaki ilkeleri incelendiğinde ise, Demirören grubu ilkelerinin 17’nci, Türkuvaz grubu 11’nci maddesinde açıkça kaynağın kamuoyunu yanılttığı durumlar hariç gizliliğe önem verdiğini vurguluyor. Cumhuriyet ise ilkelerinde yer vermese de TGC ilkelerinin tamamlayıcı olduğunu belirtiyor. Gazetecilerin örgütlü yapıları ve bazı kurumlar gazeteciliğe dair ilkeleri net bir çerçeve çiziyor kuşkusuz. Ancak önemli bir ismin görüşleri ile yazıya devam edelim. Faruk Bildirici bir yazısında Türkiye tarihindeki “askeri kaynaklara dayandırılarak” yazılan haberlere ilişkin bir değerlendirmeyi kaleme alıyor. Bildirici, kaynağın kimliği gizli tutulan haberlerin yazımı ve sunumu ile ilgili temel birkaç kurala dikkat çekiyor. İlk cümlesiyse şu; gazeteci kaynağının, doğru bilgiye sahip olduğundan ve kendisini yanıltmayacağından kuşku duymamalı. Kaynağın verdiği bilgiyi mümkün olduğunca kontrol etmek, araştırmak ve analiz etmenin önemine değinen Bildirici, kaynağı korumak adına bile olsa hiçbir gerekçe okura yanlış bilgi verilmesine mazeret sayılamaz diyor. Gazeteci kaynak ilişkisi üzerine önemli noktaya değinen kaynaklardan bir diğeri ise Britanya merkezli “Ethical Journalism Network”. Aidan White’ın kaleme aldığı yazıda gazetecilerin kaynaklarıyla ilişkisinin bir ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini vurguladıktan sonra kaynakların korunmasının önemine değiniyor . Yasal durumlar gereği kaynak açıklamanın şartlarını da anlatan yazıda White, gazetecinin kaynağını açıklayıp açıklamamayla ilgili bazı sert soruları düşünmenin önemine değiniyor. Temel soru ise şu, kaynağı açıklamak kime yarar sağlayacak? Türkiye’deki durumda en başından beri söylediğimiz gibi önemli bir nokta var. Herkesin yalanladığı bu gibi durumda ne yapmalı? Yazıdaki bazı cümlelerden yola çıkarak bu konuda bir fikre sahip olabiliriz. Gazeteciler zaman zaman kaynaklarıyla ilişkisinde yakınlık derecesini ayarlamakta zorlanabilir. Güçlü konumlarda bulunan kişilerin elbetteki kendi fikirleri, motivasyonları ve hedefleri var. Gazetecinin yapması gereken de bu ilişki dinamiğini kurarken bu ajandaya hassasiyet göstermek olmalı. Elbette kaynakları açıklamak karşıdaki kişinin itibarını, işini kaybetmesine sebep olabilir. Ancak bir kaynağın gizli kalması onun şahsi amaçlarının kamuoyunu yönlendirmesine de izin vermemeli. Aslında gazetecinin bu durumda da sorması gereken bazı sorular olduğu aşikar. Gizli kaynağın anonim olma sebebi ne? Bu sebep gazetecinin yayını, kişiliği veya mesleğine zarar veriyor mu? Gazetecilik üzerine çalışmalar yapan Dan Gillmor yalan söyleyen kaynaklarla ilgili yazdığı bir yazıda New York Times’ın birkaç olumsuz deneyimini sunduktan sonra yeni bir öneri getiriyor. Bozulmaya yüz tutmuş sistemde güvenirliği yeniden sağlamak için kaynağınız size yalan söylerse ya da yanlış bilgi verirse onu ifşa edin. Bu kötü bir durum gibi görünebilir belki ama, kaynakların artık daha sağlıklı bilgi vermesini sağlayabilir. Yine tartışma konusu olaya dönersek eldeki ilkelerle konuyu tekrar gözden geçirmeye çalışalım. Haberi yazan ilk kişi Rahmi Turan köşesinde ilk üç gün kaynağını açıklamayacağını belirtiyor. Yanıldığı ortaya çıkmasına rağmen bu ismi yazmayacağını söylüyor. Sonrasında Talat Atilla’dan açıklamalar gelmeye başladığında, kaynağım Talat Atilla diye duyuruyor. Ardından da haberi doğrulatmadım benim hatam yazıyor. Bir diğer gazeteci Talat Atilla ise bilgi birçok kaynaktan yanlışlanmasına rağmen asla kaynağımı açıklamayacağım diyor. Bu sıradan bir gazeteci - kaynak ilişkisinin çok ötesinde, ilkesel bir tartışmaya işaret ediyor. Gizli kaynak bilgileri ile ilgili en temel noktalardan biri mutlaka bu verilerin çoklu kaynaklardan doğrulanmasıdır. Doğrulatılmıyorsa da bu içeriklerin yazımı büyük riskler taşır. Eğer gazeteci yanıltıldıysa kamuoyunun aydınlatılması için mutlaka kaynağını açıklamalı. Yine bu konuda yukarıda koyduğumuz ilkeleri ortaya koyarak bir soru daha sormalı, kaynak bu yanlış bilgiyi gazeteciyle paylaşarak neyi amaçlamıştır? İşte tam da bu yüzden bu isimler kaynağını açıklamak zorundadır. Yayın amacı şüpheli haberleri doğrulama olan Teyit ise analizleri ve diğer yayınlarında gazeteciliğin temel ilkelerini esas alarak rotasını belirlemeye çalışıyor. Haber siteleri ve gazetelerden Teyit ’i ayıran en önemli unsur ise şu; doğrulama, her gazete ve haber sitesi için gerekli. Ancak doğrulama Teyit ’in işinin ta kendisi. Yaygın medyada sıkça karşılaşılan kulislerden alınan bilgileri haberleştirmek Teyit ’in ekosisteminde yer almıyor. Teyit , gizli kaynaklardan kural olarak görüş ve bilgi almıyor ve kaynakların güvenilir olmadığı veya delillerin birbirini doğrulamadığı durumlarda içerik yayınlamıyor. Faruk Bildirici’nin cümlesiyle noktalayalım; “Eğer adını vermediğimiz bir kişinin demecini yazarsak, birincisi, o kişinin düşüncesini kaynak gösterdiğimiz kurumun tamamına maletmiş oluruz. Bu kuruma haksızlık. İkincisi, o kişi söylediklerinin sorumluluğunu almamış, gazeteciyi kullanmış olur. Gazeteciliğe de haksızlık.”" First Draft'ın görsel doğrulama rehberi artık Türkçe,https://teyit.org/teyitpedia/first-draftin-gorsel-dogrulama-rehberi-artik-turkce,"First Draft ’ın, sosyal medyada karşılaştığımız görselleri teyit eden gazetecilere yönelik hazırladığı rehberi Türkçe’ye çevirdik! Şimdiye kadar pek çok #teyitpedia yazımızda, teyitçilik yeteneklerini geliştirmek isteyenler için yanlış bilgi sözlüklerine ve doğrulama yaparken faydalı olacak ipuçlarına yer vermiştik. Bu içeriklerimizi #teyitpedia başlığı altında paylaşmaya devam ediyoruz. Bu sefer, First Draft ’ın beş temel soruyu temel alarak hazırladığı rehberiyle birlikte teyitçiliğin ayrıntılarına giriyoruz. Çünkü belirli bir içeriği doğrulamak için sorduğumuz her soruya aynı yanıtı almıyoruz! Şüpheli video ve fotoğrafları teyit ederken birçok farklı yönteme başvuruyor ve ulaştığımız bilgilerin en az iki kaynak tarafından doğrulanabilir olmasına dikkat ediyoruz. First Draft ’ın Görsel Doğrulama Rehberi , işte bütün teyitçilerin sorduğu bu beş temel soruyu, bu sorulara gelen yanıtları ve bu yanıtların ne anlama geldiğini anlatıyor. Türkçe’ye çevirdiğimiz bu rehberin sosyal medya kullanıcılarına, akademisyenlere, gazetecilere ve teyitçi gibi düşünmek isteyen herkese faydalı olacağını umuyoruz. Fotoğraf doğrulama rehberinin PDF formatına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz. Video doğrulama rehberinin PDF formatına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz." Britanya’da Muhafazakâr Parti Twitter hesabını teyit platformu gibi göstererek seçmenleri yanılttı,https://teyit.org/teyitpedia/birlesik-krallikta-muhafazakar-parti-twitter-hesabini-teyit-platformu-gibi-gostererek-secmenleri-yaniltti,"Bu sözler BBC’nin Newsnight sunucusu Emily Maitlis'e ait. Maitlis bu sözleri, 12 Aralık 2019’da Britanya’da yapılacak erken seçimden önce ilk kez canlı yayında buluşan Boris Johnson ve Jeremy Corbyn’ın tartışması sırasında yaşananlar için söyledi . Maitlis’e göre yaşananlar “distopik” çünkü canlı yayın sırasında Muhafazakâr Parti'nin Basın Ofisi, Twitter hesabının adını “factcheckUK” olarak değiştirdi ve doğrulama platformu olduğu izlenimi vererek Corbyn aleyhine içerikler paylaştı . Britanya Başbakanı Muhafazakâr Parti Başkanı Boris Johnson ve muhalefet lideri İşçi Partisi Başkanı Jeremy Corbyn, 19 Kasım 2019 günü ITV’de canlı yayında kamuoyunun merak ettiği konuları tartıştı . Canlı yayın tartışması sırasında Muhafazakâr Parti, Twitter’daki “Resmi Muhafazakâr Parti Basın Ofisi” hesabınının adını “TeyitBirleşikKrallık” anlamına gelen “factcheckUK” olarak değiştirdi . Twitter tarafından hesaba önceden verilmiş mavi tik ise, profildeki bu değişiklikten etkilenmedi. Dolayısıyla, canlı yayın boyunca muhalefet lideri Corbyn aleyhine tweetler atan hesap, “factcheckUK” adı altında yaklaşık 80 bin kullanıcısına erişmeye devam etti . Tartışma sırasında @CCHQPress, onaylanmış profil ismini “factcheckUK” olarak değiştirmiş ve canlı yayın bittikten sonra orijinal haline çevirmişti. Tepkiler üzerine açıklama yapan Muhafazakâr Parti’den James Clevery ise Emily Maitlis’in kamuoyunu kasten yanılttıkları eleştirilerini kabul etmedi. Clevery’in iddiasına göre dijital ekibinin çalışanları, İşçi Partisinin yaydığı yanlış bilgiye karşı bu şekilde müdahale etmeyi tercih etmişti: “Bunu yapma nedenimiz, tartışma sırasında yüz üstüne çıkan tutarsızlıklara, yalanlara dikkat çekmekti .” James Clevery, bütün canlı yayın boyunca Twitter hesaplarındaki @CCHQPress ifadesinin korunduğuna dikkat çekerek, hesabın bütün süreç boyunca kendi kimliğini açık etmiş olduğunu savundu. Yani Muhafazakâr Parti'nin açıklamalarına göre Twitter kullanıcıları “factcheckUK” yerine @CCHQPress ifadesini değerlendirerek, bunun Muhafazakâr Parti Basın Ofisi olduğunu anlayabiliyordu. Fakat Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı imzacısı, Britanya merkezli bağımsız doğrulama platformu Full Fact’ten Will Moy, Twitter’daki bilgi akışının çok daha farklı ilerlediğini belirtiyor . Twitter’da kullanıcıların karşısına çıkan bir tweet başka birçok tweetle birlikte geliyor ve özellikle de yeniden paylaşıldığında artık kullanıcılar sadece “factcheckUK” ismini görüyor . Ayrıca @CCHQPress sadece ismini değil, kapak görselini, rengini ve logosunu da değiştirmişti ve Muhafazakâr Kampanya Anamerkezi’ anlamına gelen “Conservative campaign headquarters” açıklamalardan kaldırılmıştı . "" Muhafazakâr Partinin basın ofisinin, tartışma sırasında kendi Twitter hesabını “factckeckUK” olarak değiştirmesi uygun değil ve yanıltıcı. Lütfen bu hesabı @FullFact, @FactCheck ya da @FactCheckNI gibi bağımsız doğrulama platformlarıyla karıştırmayın . Will Moy’e göre, Twitter bu durumu büyük ihtimalle fark etmişti. Eğer Twitter’ın Muhafazakâr Partiye karşı bir yaptırımı olmuş olsaydı, parti orijinal ismine dönmüş olacak ve dolayısıyla da seçmenleri yanlış yönlendiremeyecekti. Yani Moy’a göre Twitter, canlı yayın sırasında müdahale etmeliydi: “Hesabın adını zorla değiştirebilirlerdi. (...) Böyle bir seçenekleri vardı. Yapmalıydılar. Fakat buradaki sorumluluk Twitter’da değil. Bir siyasi parti, bir doğrulama platformunu taklit ediyor. Açıkça konuşalım. Doğru bilgi sunmuyorlardı, partinin ideolojisini aktarıyorlardı. Ciddi bir teyitçinin aksine, kaynak göstermiyorlardı. (...) Neden özsaygısı olan bir siyasi parti, kendi kampanyasını öne sürmek için başka birinin kimliğine bürünmeyi seçsin ki ?” Twitter ise yaşanan bu olaydan sonra şu açıklamayı yaptı: “Twitter kendini Birleşik Krallık seçimleri boyunca sağlıklı bir tartışma ortamı yaratmaya adadı. Onaylanmış hesaplar da dahil olmak üzere, insanları yanlış yönlendiren davranışları yasaklayan küresel kurallarımız var. Britanya seçim tartışmaları sırasında olduğu gibi, onaylanmış profil bilgisini değiştirerek insanları yanlış yönlendirme teşebbüslerinin her biri, nihai düzeltici faaliyet prosedürüne tabii olacak .” İktidar partilerin kendi ideolojileri doğrultusunda sözde “doğrulama platformu” kurduğu tek ülke Britanya değil. First Draft’a göre daha önce buna benzer olaylar Türkiye, Çekya, Hindistan ve Meksika’da da gözlemlenmişti . Şu zamana kadar teyitçiler seçimler sırasında en büyük çabayı, sosyal medyada yayılan ve seçmen davranışlarını etkilemek için kasten üretilen yanlış bilgileri doğrulamaya harcıyordu. Bu örnek ise bağımsız doğrulama platformu olduğu izlenimini vererek kamuoyunu kasten yanıltmaya çalışan aktörlerin varlığını ve bilgi ekosistemi ni nasıl tehdit ettiklerini bir kez daha ortaya çıkardı." Tekrar etmek nasıl 'gerçeklik yanılsaması' yaratır?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-tekrar-etmek-nasil-gerceklik-yanilsamasi-yaratir,"*Bu içerik ilk kez  "" How liars create the ‘illusion of truth’ "" başlığıyla BBC Future tarafından 26 Ekim 2016 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Doğru olsun ya da olmasın bir şeyi tekrar etmek, o olgunun daha doğru görünmesine neden oluyor. Psikolog Tom Stafford, bu etkiyi anlamanın, propagandalara kanmamızın önüne geçebileceğini söylüyor. ""Bir yalanı sık sık tekrarlarsanız gerçek olur"" sözü, genellikle, Nazi Joseph Goebbels'e atfedilen bir propaganda yasasıdır. Bunun benzeri, psikologlar arasında ""gerçeklik yanılsaması"" etkisi olarak bilinir. Bu etkiye yönelik tipik bir deney şöyle ilerler: Katılımcılar, ""Erik kurusu, kuru erikle aynı şeydir"" gibi önemsiz ögelerin ne kadar doğru olduğunu değerlendirir. Bazen bu ögeler doğrudur (örnekteki gibi), ancak bazen katılımcılara, doğru olmayan, paralel bir versiyon gösterilir (""hurma, erik kurusuyla aynı şeydir"" gibi). Birkaç dakika, hatta bazen birkaç hafta ara verdikten sonra, katılımcılar bu sürece yeniden girerler ama bu kez, değerlendirdikleri bilgilerin bazıları yeni, bazıları da ilk aşamada gördükleridir. Temel bulgu ise insanların daha önce gördükleri ögeleri, doğru olup olmadıklarına bakmaksızın, yalnızca daha tanıdık geldikleri için doğru olarak değerlendirmeye eğilimli oldukları yönünde. Yani, bu deney, ""bir yalanı sık sık tekrarlarsanız gerçek olur"" sözünün kaynağı gibi görünüyor. Ayrıca, etrafınıza bakarsanız, reklam verenlerden politikacılara kadar herkesin, insan psikolojisinin bu zaafından yararlandığını düşünmeye başlayabilirsiniz. Ancak deneyde ortaya çıkan güvenilir etki, insanların gerçek hayattaki inançları üzerinde önemli bir etki oluşturmak zorunda değil. Eğer bir yalanın, tekrar tekrar söyleyerek kulağa doğru gelmesini sağlayabilseydik, diğer ikna tekniklerine gerek kalmazdı. ‘Gerçeklik yanılsaması' Joseph Goebbels gibi bir propagandacının elinde tehlikeli bir silah olabilir . (Kaynak: Getty Images) Engellerden biri, zaten bildiklerinizdir. Bir yalan akla yatkın gelse bile, neden sırf, o yalanı tekrar tekrar duyuyoruz diye bildiğimiz şeyleri bir kenara koyalım ki? Son zamanlarda, Vanderbilt Üniversitesi'nden Lisa Fazio önderliğindeki bir ekip, gerçeklik yanılsaması etkisinin, ön bilgimizle nasıl etkileşime girdiğini araştırdı. Bu etki hali hazırda sahip olduğumuz bilgimizi etkiler mi? Ekip çalışmaları için, doğru ve doğru olmayan ifadeleri eşleştirdiler ve katılımcıların gerçeği bilme olasılığına göre de ögeleri ayırdılar (yani ""Pasifik Okyanusu dünyadaki en büyük okyanustur"" önermesi, ""bilinen"" ögelere örnek ve aynı zamanda doğru; ""Atlantik Okyanusu dünyadaki en büyük okyanustur"" ise, insanların, doğrusunu bilme olasılığı olan ancak doğru olmayan bir öge). Ekibin sonuçları, gerçeklik yanılsaması etkisinin, bilinmeyen kadar bilinen ögeler için de aynı ölçüde işe yaradığını gösteriyor. Bu da ön bilgimizin, inandırıcılık muhakememizin tekrarlar tarafından etkilenmesine engel olamayacağını öne sürüyor. Araştırmacılar, konuyu tüm detaylarıyla ele almak adına, katılımcıların, her bir ifadenin altı puanlık bir ölçekte ne kadar doğru göründüğünü değerlendirdiği ve her bir önermeyi ""doğru"" veya ""yanlış"" olarak sınıflandırdığı bir çalışma gerçekleştirdiler. Tekrar, ortalama bir ögenin, altı puanlık ölçekte yukarılara çıkmasını sağladı ve bir ifadenin doğru olarak sınıflandırılma ihtimalini artırdı. Tekrar edilen bilgi, gerçek ya da kurgu, bilinen ya da bilinmeyen önermelerin hepsinin daha inandırıcı görünmesini sağladı. İlk başta, bu, insan muhakemesi için hiç de iyi değilmiş gibi görünüyor ancak –ki bunu ne kadar vurgulasak az– psikoloji bilimini yorumlarken, gerçek verilere bakmamız gerekiyor. Fazio ve meslektaşlarının aslında bulduğu şey, bir önermenin doğru olup olmadığına karar verilirken en büyük etkinin, aslında o önermenin doğru olup olmadığı. Tekrarlama etkisi doğruyu maskeleyemez. Fazio’ya göre tekrar olsun ya da olmasın, insanlar yalanların aksine, asıl gerçeklere inanmaya daha yatkın. Bu, inançlarımızı nasıl değiştirdiğimiz konusunda temel bir şeyi ortaya koyuyor: Tekrar, aksini bildiğimiz zamanlarda bile, bazı şeylerin kulağa daha doğruymuş gibi gelmesini sağlama gücüne sahiptir, ancak, o bilgiyi geçersiz kılmıyor. Sıradaki soru şu: Bunun sebebi ne olabilir? Cevap, duyduğumuz her bilgi hakkında kesin bir şekilde mantıklı olmak için gereken çabayla ilgilidir. Bir şey duyduğumuzda, sürekli onu önceden bildiğimiz her şeye karşı değerlendirseydik akşam yemeği zamanında aklımızda hâlâ olurdu. Hızlı kararlar almamız gerektiğinden, kısayollar ve yanlıştan daha sık doğru olan sezgisel yöntemler benimseriz. Bir şeyin ne kadar doğru olduğuna karar vermek için bir şeyi ne sıklıkla duyduğumuza güvenmek, stratejilerden sadece biridir. Gerçeğin, yalanlardan daha sık tekrarlandığı herhangi bir evrende (bu oran %51'e %49 bile olsa) bu strateji, olguları yargılamak için hızlı ve kötü bir yöntem olacaktır. Tekrar, inandığımız şeyleri etkileyen tek şey olsaydı başımız dertteydi ama böyle değil. Hepimiz muhakeme gücümüzü genişletebiliriz, fakat bunun sınırlı bir kaynak olduğunu kabul etmemiz gerekir. İçgüdümüz, bir şeyin ne kadar inanılabilir olduğuna karar vermek için kısayollar kullandığı için, zihinlerimiz, gerçeklik yanılsaması tuzağına kolaylıkla düşer. Genellikle bu kısayollar işe yarar. Bazen ise yanıltıcıdırlar. Etkiyi öğrenirsek ona karşı önlem alabiliriz. Bunun bir kısmı, yaptığımız şeye neden inandığımızı iki kez kontrol etmekten geçiyor: Eğer bir şey kulağa mantıklı geliyorsa, gerçekten doğru olduğu için mi, yoksa tekrar tekrar söylendiği için mi? Bu yüzden akademisyenler kaynak göstermeye bu kadar önem veriyorlar: bir iddiaya öylece inanmaktansa çıktığı yeri takip edebilmemiz için. Fakat yanılsamaya karşı önlem almanın diğer yolu, yalanları tekrarlamayı bırakmamıza bağlı. Gerçeklerin önemli olduğu ve önemli olması gerektiği bir dünyada yaşıyoruz. Eğer doğru olup olmadığını kontrol etmeye tenezzül etmediğiniz şeyleri tekrar ederseniz, yalanların ve doğruların karıştırılmasının daha kolay olduğu bir dünya yaratmaya neden olursunuz. Lütfen, tekrar etmeden önce düşünün." Heyecan verici tıbbi araştırma haberlerine neden hemen inanmamalısınız?,https://teyit.org/teyitpedia/heyecan-verici-tibbi-arastirma-haberlerine-neden-hemen-inanmamalisiniz,"*Bu içerik "" Yakın Tarihte Yayınlanan Bir Tıp Araştırmasına (Makalesine) Neden Hemen Güvenmemelisiniz? "" başlığıyla Evrim Ağacı tarafından 25 Ekim 2019 tarihinde yayınlanmıştır. 2003 yılında American Journal of Medicine dergisine yazan araştırmacılar, tıp haberleriyle ilgili düşüncelerinizi değiştirmesi gereken bir şey keşfettiler. 1979 ila 1983 yılları arasında en popüler dergilerde yayınlanan ve ""yeni bir tedavi""nin veya ""yeni bir tıbbi teknolojinin"" çok umut vaat ettiği söylenen 101 makaleyi ele aldılar. Bu 101 tedaviden sadece beş tanesi yayımlanmasından sonraki 10 yıl içinde piyasaya sürülebildi. Sadece bir tanesi, 2003 yılında o makale yayınlandığında hala kullanımdaydı. Ama ana akım medyaya bakacak olursanız bunu fark etmeniz imkansızdır. Multipl Skeloriz için yakın zamanlarda ileri sürülen ""mucize bir tedavi"" önerisini ele alalım. MS, tedavisi olmayan dejeneratif bir hastalıktır. Hastaların bağışıklık sistemi, nöronların etrafındaki koruyucu katmana saldırır ve beyinle beden arasındaki iletişimi sabote eder. Böylece birtakım yıkıcı belirtiler gözlenir: dengesiz hareketler, görüş kaybı, mesane ve bağırsakta kontrolsüzlük ve sonunda erken ölüm... 2009’da heyecanlandırıcı bir keşif yapıldı. İtalyan Dr. Paolo Zamboni, eşinin tıkalı boyun damarlarını açmak suretiyle MS'i tedavi ettiğini iddia etti. Zamboni’ye göre MS, otoimmün (vücudun kendi hücrelerine saldırması sebebiyle ortaya çıkan) bir hastalık değildi; damarsaldı. Araştırma sağduyuya aykırıydı, hasta insanlara umut verdi ve oldukça ilgi çekici ve kişisel bir anlatı üzerine inşa edilmişti: eşini kurtarmak için zor bir yola baş koymuş bir adam! Bu, sağlık basıncılığı için karşı koyulamaz bir uyuşturucu gibiydi! Ana akım medyanın sayfaları, ""özgürleştirme tedavisi""nin romantizm yüklü tıbbi zaferleriyle doldu. Basın organları hikayenin romantik kısmına o kadar yoğunlaştılar ki; işin bilimsel kısmın küçük ölçekli ve kötü tasarlanmış bir çalışma olduğu fark edilmedi bile! Zamboni'nin araştırmasında iddia ettikleri şeyleri doğrulamaya çalışan diğer bilim insanları, aynı sonuçları üretemediler. Yani bulguların tekrarlanması süreci başarısız oldu. Ve kısa sürede korkulan oldu: Bu tedaviyi deneyenlerde komplikasyonlar baş gösterdi ve güya ""kurtulmuş"" olan hastalarda MS yeniden hortladı. Bu döngü, sürekli tekrarlanır: Alanında ilk olan bir çalışma mucize vaat eder. Haberler mucizeyi duyurur. Araştırmacılar mucizenin imkansızlığını kanıtlar. Harvard Üniversitesi'nden bilim tarihi profesörü Naomi Oreskes , bir röportajda şöyle demişti: Bir bilim insanıyla, bir basın mensubunun aynı habere bakış açısı çok, çok farklıdır. Size göre bir haber yeniyse ""iyi bir haber""dir. Zaten medyanın yeni çalışmalara yönelik pozitif önyargısı da bundan kaynaklanır. Bana göre ise yepyeni bir bilimsel sonuç ""muhtemelen yanlış""tır. Şu bir gerçek ki, her çalışma kendi içinde önyargılı ve hatalıdır. Gerçek, çoğu zaman aynı soruyu inceleyen birden fazla çalışmanın ortasında bir yerlerde gizlenmiştir. Bu, şu demektir: Gerçek keşifler, mucizevi ve tek seferlik bulgular ile veya vahiy ile gönderilen ""Evreka!"" (çeviri notu: Arşimet’in ünlü “Buldum!” nidası) şeklinde yapılmaz. Gerçek keşifler, uzun sorgulama ve deneme-yanılma testleri ve uzmanlar arası tartışmalar sonucunda yapılır. Amaç, sonucun doğruluğundan, tesadüfi olmadığından, tek bir araştırmacının öznel fikrini ispatlama mücadelesinden ibaret olmadığından emin olmaktır. Bilim kendi kendini geliştirirken, biz muhabirler ve izleyicilerimiz ""ümit veren çalışmalara"" çok fazla odaklanıyoruz. Belki, sadece ""belki"" tıpta devrim yaratmaya veya bir hastalığa çare olmaya aday bir fikir duymak heyecan vericidir. Sonuçta acı çeken insanların acısı dindirilecektir. Çoğu zaman Zamboni gibi araştırma fonu ve yeni makaleler yazma baskısı altında olan Zamboni gibi araştırmacıları abartarak bu haberleri daha da çok kışkırtmaktayız. Bilim camiasında bir konsensüs (görüş birliği) oluşmasını beklemiyoruz, araştırma sonuçlarını çok erken haberleştiriyoruz ve hastalarla yasa koyucuları hayal kırıklığıyla ve tıbba olan güvenin sarsılmasıyla sonuçlanan zararlı, gereksiz ve müsrifçe yollara yönlendiriyoruz. Tıbbi çalışmaların ezici çoğunluğunun başarısız olduğunu hatırlayabilirsek, bu eğilim en aza indirilebilir. Medyada deneysel kanser tedavilerinin çoğundan kutsal bir mucize, ""devrimsel çalışmalar zincirinin son halkası"" olarak bahsedilir. Aslına bakarsanız, son yıllarda kanser alanında devrim yarattığı söylenen 200'den fazla araştırma, başarısızlıkla sonuçlandı! Doktorlar için araştırmalar yapan saygın bir şirketin raporlarına göre, her yıl yayınlanan 50 bin dergi makalesinden ortalama üç bini iyi tasarlanmıştır ve hasta bakımını ilgilendirecek düzeyde kalitelidir. Bu oran, yüzde altıya denk gelir. Çoğu kez tekil makaleler birbiriyle çelişiyor . Bunun en tipik örneği, bir besin maddesinin kanserin nedeni mi, yoksa önleyicisi mi olduğuna yönelik araştırmalardır. Araştırmanın bütününde doğruluk payı olabilir; ancak yayınlanan her çalışmayı, yanıltıcı başlıklar altında duyurmaya meyilliyiz. Örneğin bir hafta, kırmızı şarabın ömrünüze ömür eklediğini yazarken, bir sonraki hafta sizi erken ölüme götürdüğünü yazıyoruz. Yediğimiz her şeyin kanserle ilişkisi olup olmadığını araştıran bir çalışmada akademisyenler, The Boston Cooking-School Cook Book adlı bir yemek kitabında, tariflerde yer verilen malzemelerden rastgele 50 tanesini seçtiler. Çoğu malzeme, daha önce yapılan farklı çalışmalara göre hem yararlı hem zararlı görünüyor. Araştırmacılar, çoğu zaman önceki araştırmaları tekrarlayamıyorlar , hatta bazen farklı sebeplerden ötürü deneyemiyorlar bile. Dünya çapında araştırmalar için yapılan harcamaların yüzde 85’inin, yani 200 milyar doların gereksiz veya kötü tasarlanmış araştırmalara boşuna harcandığı hesaplanıyor. Bu demek oluyor ki ilk aşamadaki tıbbi çalışmaların çoğu yanlış sonuç veriyor ve şanslıysak, doğrular eninde sonunda fark ediliyor. Daha net ifade edecek olursak: Yapılan bilimsel araştırmaların çok ufak bir kısmı insanlara faydalı olacak sonuçlar üretebiliyor. Eşi benzeri görülmemiş bilimsel keşiflerin çağında yaşıyoruz. İnternet sağ olsun, bilim dünyası parmaklarınızın ucunda. Ama daha çok bilgi demek, daha çok kötü bilgi demektir. Şüpheciliğe olan ihtiyaç hiç bu kadar büyük olmamıştı. Yolun çok başında olan bir araştırmayı haberleştirmenin herhangi bir değeri olup olmadığını sorgulamak gerekir. Bugünlerde akademik dergiler bu bulguları yayınlıyorlar, insanlar da hemen üzerine atlıyorlar. Ancak bu her zaman böyle değildi: Eskiden akademik dergiler toplu tüketim için değil, uzmanlar arası birebir tartışmalara araç olmak için yayımlanırdı. Mevcut sistemde biz gazeteciler, dergilerdeki haberleri basına veriyoruz ve oldukça gösterişli haber başlıkları atma çağrısına da kulak vermeden edemiyoruz. Bilim insanları ve araştırma kurumlarının çalışmalarına dikkat çekmek istemeleri gibi, bizler de yazacak yeni şeyler bulma konusunda teşvik sahibiyiz. Hastalar da, elbette daha iyi ilaçlar, daha iyi prosedürler - ve umut istiyorlar. Oysa bu döngü bizi incitiyor ve araştırmalardaki gerçekleri gölgeliyor: ""Kurtuluş Terapisi""nin ardındaki henüz tamamlanmamış ve zayıf bilimsel temele rağmen hastalar bu tedavi için uzun yollar kat etti; bu sözde tedaviye ekonomik kaynaklar yaratmak adına siyasi hareketler başlattılar! Kendi adıma, mümkün olduğunca yeni araştırmaları bağlamında duyurmaya çalıştım ve sistematik incelemeleri (klinik araştırmaların en iyilerinin toplu analizlerini) yayınlamaya çalıştım. Bilim insanları veya diğer basın mensupları yeni bir ilerlemeden abartıyla bahsettiğinde, haberin arkasındaki gerçeği ve belki de büyük bir keşif olmadığını fark etmeye çalıştım. Bunu daha fazla yaptıkça, Harvard’dan Oreskes'in , Stanford’dan John Ioannidis'in ve daha birçok saygıdeğer bilim insanının tekrar tekrar bahsettiği gerçeği gördüm: Gerçeği görmek için, yeni gelişmelerin ötesine bakmak; bilginin biriktiği yer olan geçmişe bakmak gerekir. Orada, daha sağlıklı bir hayat ve toplumla yaşamamıza yardım edecek keşifler bulunmaktadır. Mucize tedaviler ve sihirli haplardan yüz çevirdiğimizde, sağlık için gerçekten önemli olan şeylere odaklanacağımızı düşünüyorum: Eğitim, eşitlik ve çevre gibi... Bu her zaman kolay değil ve bizi ""en sınır bilimsel gelişmelere"" iten kuvvetler oldukça güçlü. Ama yine de ihtiyatlı yürümekte fayda var. Bugün karşımıza çıkan çalışmaların çoğunun umutsuzca kusurlu olduğunu, geriye dönüp bakmanın ne kadar değerli olduğunu kendimize hatırlatmalıyız." Araştırma: Doğru ve yanlışı ayırt edebiliyor fakat paylaşırken bunu dikkate almıyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dogru-ve-yanlisi-ayirt-edebiliyor-fakat-paylasirken-bunu-dikkate-almiyoruz,"Sosyal mecralarda karşılaştığımız içerikleri nasıl teyit edebileceğimiz hakkında araştırmalar devam ederken, Regina Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden altı araştırmacı, neden yanlış bilgi paylaştığımıza dair yeni bir çalışma yürüttü. “ Understanding and reducing the spread of misinformation online ” isimli makalede aktarılan çalışmanın detaylarına göre gerçeklik konusunda vardığımız yargı ile bu içeriği paylaşma isteğimiz arasında bir ilişki bulunmuyor . Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen ankette katılımcılara, sosyal medyada yer alan 36 haber başlığı ve görseli sunuldu. Başlıklar, taraflılığı ölçebilmek adına farklı siyasi görüşlere hitap eden içerikler arasından eşit olarak seçildi. Katılımcıların yarısından haber başlıklarını doğru ya da yanlış olarak değerlendirmeleri istenirken, diğer yarısına bu başlıkları paylaşmayı düşünüp düşünmedikleri soruldu. Bu iki veriyle çalışmanın amacı “doğruluk” ve “paylaşım” arasındaki bağlantıyı değerlendirmekti. Bulunan cevaplar ise yanlış bilginin neden paylaşıldığına yanıt olacaktı. Sosyal medya kullanıcıları gerçekten bilginin doğruluğunu teyit edemediği için mi hesaplarında yanlış içerik paylaşıyordu, yoksa gerçek-ötesi çağda insanlar artık doğruluk üzerine çok fazla düşünmüyor muydu? Anketten alınan sonuçlara göre şimdiye kadar inanılanın aksine insanların, düşük kaliteli içerikleri tespit edebildiği, fakat her şeye rağmen bu tür içerikleri sosyal medyada paylaşabildiği ortaya çıktı. Başka bir deyişle, çevrimiçi sosyal ağlarda yanlış bilgi paylaşan her bir bireyin, bilginin doğru veya yanlış olduğunu ayırt edemediği kanısı doğru değil. Tam aksine bir bilginin, paylaşım yapma düşüncesi olmaksızın doğru veya yanlış olarak değerlendirilmesi istendiğinde sosyal medya kullanıcıları bunu tespit edebilme konusunda genel olarak başarılı. Fakat söz konusu sosyal medya olduğunda yeni takipçiler edinmek, var olan takipçileri memnun etmek ve belirli bir gruba ait olma dürtüsü, araştırmaya göre, doğruluktan daha ağır basıyor. Yani bilginin doğruluğu ve hangi içeriği sosyal medyada paylaşmak istediğimiz arasında keskin bir ilişki bulunmuyor. Bu da insanların, paylaştığı içeriğin doğru olmadığını bilse bile, bunu paylaşabileceği anlamına geliyor. Öte yandan katılımcıların, bu konuda kendilerine sorulan soruya yanıtları oldukça farklı bir tablo çiziyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu sosyal medya hesaplarında sadece doğru olduğunu düşündüğü haber metinlerini paylaşmaya önem verdiğini söylerken, katılımcıların yalnızca yüzde 7,9’u paylaştığı bilginin doğruluğunun hiç önemli olmadığını belirtiyor. Yanıtlar anket sonuçlarıyla kıyaslandığında doğru bilgi paylaşmanın “çok önemli” ve “son derece önemli” olduğunu düşünen katılımcıların, gösterilen yanlış başlıkların yaklaşık yüzde 30’unu paylaşmak isteyebileceği ortaya çıkıyor. Yani paylaşma isteği başlıkların doğruluğu konusundaki yargıyla örtüşmüyor. Sosyal medya kullanıcıları, bilginin yanlış olduğunu bilseler bile bunu paylaşım yapmayı düşündükleri sırasında değerlendirmeye almıyor. Yapılan araştırmada siyasi görüşlerin “doğruluk” ve “paylaşım” konusunda ne kadar etkili olduğu da incelendi. Buna göre siyasi görüşler, içeriğin doğruluğunu belirleme konusunda çok büyük bir rol oynamıyor. Yani katılımcıların bir bilginin doğru olup olmadığı konusundaki kanıları, destekledikleri siyasi görüşlerin çok büyük etkisi altında kalmıyor. Fakat katılımcıların hangi gönderileri paylaşabilecekleri değerlendirildiğinde, siyasi görüşlerin azımsanmayacak bir payı olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü çalışma sonuçlarına göre katılımcıların, siyasi görüşleriyle uyuşan içerikleri paylaşma ihtimali, siyasi fikirlerine ters düşen gönderileri paylaşma olasılığından daha yüksek. Yani katılımcılar, siyasi görüşlerine uyan yanlış içerikleri, siyasi görüşlerine uymayan doğru olan içeriklere göre daha çok paylaşma eğiliminde. Bu sonuç, katılımcıların bilginin doğru olup olmadığı konusunda isabetli değerlendirmeler yapabildiği ama kendi fikirleriyle uyuşan içerikleri, bilginin doğruluğuna bakmaksızın paylaşabildiğini gösteriyor. İçeriğin doğruluğu hakkında varılan kanının, paylaşma isteğinde neredeyse hiç etkisi olmadığının ortaya çıkması, sosyal medyada yanlış bilginin nasıl yayıldığı konusunda yeni bir bakış açışı ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre “ sosyal medya, gerçek ve doğruluk konusunda analitik düşünmeye olanak sağlamıyor ” fakat bilginin doğruluğu hakkında gerekli vurgunun yapılması, paylaşılan içeriklerin kalitesini arttırma konusunda iyi bir başlangıç noktası." Teyit Sözlük,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk,"Afişe etmek : Başkasına ait kişisel bilgileri, kişinin izni veya haberi olmadan internete sızdırmak . Ardına ekleme : Özellikle söyleşi gibi kameranın farklı açılardan iki ayrı insanı çektiği videolara uygulanan yanıltıcı kurgu tipi. Birbiriyle hiç bağlantısı olmayan cümle, kelime veya olayları farklı videolar halinde ard arda ekleyerek aldatıcı bir kurgu oluşturmak . Asılsız haber : Herhangi bir dayanağı olmayan, tamamı uydurma ya da kurmaca bilgilerden oluşan sözde haberler. Algoritma : Belli bir görevin otomatik olarak gerçekleşmesi için yapılan işlemler zinciri. Sosyal mecralarda yer alan algoritmalar, hangi içeriğin hangi sıklıkla kullanıcının önüne çıkacağını planlamak için birtakım kişisel verilerden yararlanır . Bu veriler genelde arama geçmişi, kişinin ziyaret ettiği sayfalar, etkileşime girdiği içerikler ve uzun süre geçirdiği videolardan oluşur. Platformlar kullanıcıyı mecralarında tutmak için algoritmaların elde ettiği ipuçları doğrultusunda kişiye özel seçilmiş benzer içerikleri sunar . Asimetrik propaganda : İnternetin anonimliği ve kişilerin kendini istediği gibi gösterme şansını avantaja çevirerek, farklı görüşten kişileri olumsuz etkilemek ve fikirlerini değiştirme amacıyla yapılan eylemler. Özellikle seçim dönemlerinde bu gibi yanlış bilgi yayılımı daha yoğun yaşanır. Bağlamdan koparma : Doğru bir bilginin, içinde bulunduğu olaylar, durumlar veya ilişkiler örgüsünden koparılarak farklı bir anlatı içinde sunulması. Bot hesap : Bilgisayar programları tarafından yönetilen sosyal medya hesapları. Botlar belirli bir platformda istendiği şekilde gönderiler paylaşması veya etkileşime girmesi için oluşturulur . Otomatize edilmiş bu hesaplar, insan gücüne ihtiyaç duymaksızın gönderi paylaşabilir ve diğer içeriklerle etkileşime girebilir . Örneğin Twitter’daki botlar genellikle belirli bir hashtag üzerinden sürekli Tweet atarak konuyu gündeme taşırlar. Çarpıtma : Gerçek anlamından saptırarak yanlışa sürüklemek veya yönlendirmek için oluşturulan içerikler . Değinmeme : Videoların başı veya sonunda belirli kısımların kesilmesi sonucu, bahsi geçen bilgi ve ifadelerin tam tersini kast ettiğini iddia eden içerikler . Bu tür, videoların üzerine yanıltıcı kurgu uygulanmasıyla oluşturulur. Dezenformasyon : Kasten üretilen yanlış ya da yanıltıcı bilgi . Yanlış bilgiyi kasten üretenler genellikle siyasi, ekonomik, psikolojik ya da toplumsal dürtülerden beslenir . Doğrulanabilir bilgi : En az iki farklı kaynağın bilginin doğruluğunu belirlemede kanıt oluşturabildiği durumları gösterir. Bir bilginin doğrulanabilir olması için, aynı zamanda nesnel gerçekliklere temas ediyor olması gerekir. Geleceğe yönelik bilgiler, büyük çoğunlukla doğrulanabilir bilgi sınıfına girmemektedir. Eşik bekçisi: İletişim biliminde, kaynağın ilettiği mesajı, alıcıya ulaşmadan önce denetleyen ve alıcının şartlarına uygun hale getirmek için değiştiren oyuncular. Sosyal medyada, çok takipçisi olan veya belli bir yankı fanusu na hitap etme gücü olan ünlüler, gazeteciler ve troller, Teyit için bu kategoridedir. Etkileşim : Bir kişi, grup ya da gönderiyle doğrudan iletişim kurmak, yorum yapmak, beğenmek vasıtasıyla iletişime geçmek. Etkileşimin sosyal platformlarda en büyük göstergesi, gönderilerin altına yapılan yorumlar ve beğenilerdir. Filtre balonları (Filter bubbles) : Eli Pariser tarafından 2011 yılında ortaya atılan filtre balonları kavramı, platformların algoritmalar sayesinde kullanıcıların alışkanlıklarını bildiği ve internette yalnızca karşılaşmak istedikleri içerikleri görmesini sağladığı durumu tanımlar. Gerçek addetme : Kurgu bir video veya fotoğrafın, gerçek olduğu iddiasıyla paylaşıldığı durumlar . Geri tepme etkisi (Backfire effect): İlk defa Brendan Nyhan ve Jason Reifler tarafından kullanılan geri tepme etkisi, inançlarına aykırı bir kanıt ile karşılaşan bireylerin, kanıtı reddederek inançlarına daha da sıkı bir şekilde bağlanmalarını ifade eden “bilişsel taraflılık” demektir . Hakikat : “Gerçeklik” anlamına gelen hakikat, bilgi ekosistemi nde aldatıcı, yanlış, yanıltıcı, uydurma, kurmaca, çarpıtılmış bilgilerin aksine, doğru bilgiye dayalı içerikleri ifade eder. Hakikat sonrası (Post truth): Brexit, Avrupa’daki seçimler ve Donald Trump’ın ABD Başkanlığı kampanyası sonrası gündeme gelen hakikat sonrası kavramı, Oxford Dictionary tarafından 2016 yılının kelimesi seçildi. Hakikat sonrası, bir sıfat olarak “Belirli bir konu üzerinde kamuoyunu oluşurken, nesnel gerçeklerin duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması” diye tanımlanır . Hatalı ilişkilendirme : Bir olayı gösterdiği ya da anlattığı iddiasıyla ilişkilendirilen fotoğraf, video, alıntı ya da haber başlığının başka bir olaya ait olduğu durumlar . Hiciv : Bir olayı ya da kişiyi eleştirirken abartılı, ironik veya komik bir üslup kullanarak okuru güldürmeyi hedefleyen içerikler. Hicvin amacı yanlış bilgi üretmek olmasa da, doğru olduğu iddiasıyla paylaşılması, ortaya yanlış bir bilgi çıkmasına sebep olabilir . IFCN: Poynter Enstitüsü tarafından kurulan (International Fact Checking Network) Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı, dünya üzerindeki bütün bağımsız teyit kuruluşlarını bir araya getirir. IFCN’in sunduğu İlkeler Kılavuzu’na göre bu ağın parçası olacak bir kurumun ekonomik, kurumsal ve metodolojik şeffaflığını ile tarafsızlığını bağımsız uzmanlara kanıtlamış olması gerekir. Teyit de İlkeler Kılavuzu imzacısıdır. Kanıt & delil: Bir bilginin doğruluğunu ya da yanlışlığını belirleme kapasitesi olan, objektif olgulara ya da veriye dayalı bilgi ya da bilgiler bütünüdür. Kanıt yetersizliği : Bir bilginin doğrulanabilmesi için belirli sayıda kanıta/delile ihtiyaç duyulur. Ortaya çıkan kanıtlar tek taraflı, güvenilir, erişilebilir ya da açık değilse, bilginin doğru veya yanlış olduğuyla ilgili kesin yargılara varılamaz. Araştırma böylece kanıt yetersizliği nedeniyle sonlandırılamamış olur. Kitle kaynak kullanımı (Crowdsourcing): Gereken hizmet, fikir veya içeriği çok sayıda insanın katkısını isteyerek elde etmek, yani kitleye başvurmak . Bu bilgiler, genelde geleneksel çalışan veya tedarikçilerden değil, çevrimiçi kullanıcılardan elde edilir. Manipülasyon : Gerçek bir bilgi ya da görüntünün kandırma amacıyla manipüle edilmesi . Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme. Meme (Caps): Genellikle komik öğeler bulunduran ve internette yayılan görsel, metin, karikatür gibi içeriklere verilen ad. Objektiflik : Bağımsız bir duruşla, herhangi bir taraf tutmadan, elde edilen tüm bilgileri eksiksiz bir şekilde sunarak, nesnel bir bakış açısı geliştirmek. Parodi : Çoğunlukla haber formatına benzer şekilde, eğlence ve alaya alma amaçlı yazılan metinlere denir. Platform : Sosyal ağlar, internet siteleri gibi mecraların kendilerine ait çevrimiçi varlıklarını tanımlar. Bu alan, bahsi geçen işletmenin sorumluluğundadır. Propaganda : Kitleleri harekete geçirmek, belirli bir düşünceyi benimsetmek için sistematik ve kasten oluşturulan içerikler . Saptırma : Bir olayı gösterdiği ya da anlattığı iddiasıyla paylaşılan videonun, başka bir olaya ait olduğu durumlar. Saptırma, örneğin bir videonun dublaj gibi eklemelerle manipüle edilmemiş olsa da, bağlamından yoksun bırakılarak hatalı ilişkilendirilmesiyle oluşturulabilir . Seçim yanlılığı: Herhangi bir analize konu olan bir örneklemin belirlenmesinde rastgele davranmamayı, örneklemi varsayımı doğrulayacak şekilde oluşturmayı ifade eder. Spam : Özellikle e-posta ve diğer sosyal mecraların mesaj uygulamalarından gönderilen, ilgisiz ve genelde güvenilir olmayan iletilere denir. Spamlar büyük kitlelere ulaşmak amacıyla çok fazla sayıda kullanıcıya bir anda gönderilir. Şifreleme (Encryption): Belirli bir verinin sadece belirlenen kişi tarafından ulaşılabilecek şekilde şifrelenmesi anlamına gelir. Örneğin mesajlaşma uygulamaları, kötü niyetli oluşumların kendi platformlarında paylaşılan mesaj, fotoğraf veya videoların okunmasını engellemek için konuşmaları şifreler . Tahrif : Kurgusu veya görüntüsü üzerinde kasten oynanmış içerikler . Taklit : Bir kişi ya da kurumun taklidini yaparak kişinin veya verilen bilgilerin doğru olduğu algısını yaratma ya da karşı propaganda hedefiyle oluşturulur. Sıklıkla güvenilir, itibarı yüksek, bilinen, ana akımlaşmış gerçek kaynakların isimleri ya da logoları taklit edilir. Tarafsızlık: Bir konuyu, herhangi bir kişi veya kurumu yanına almadan, tamamen nesnel bilgiler esas alarak araştırmak. Teyit etmek: Doğrulama; bir bilginin doğruluğunu veya yanlışlığını kanıtlarla ortaya koymak. Teyit yanlılığı: Bireylerin kanıtları ve somut durumları, sahip olduğu, inandığı ya da öyle olmasını umduğu fikirleri doğrultusunda, kendi inançları ya da kanaatlerini desteklemek için seçerek değerlendirmesi. Tık tuzağı (Clickbait): Yanıltıcı, yanlış ya da sansasyonel bir başlık kullanarak sadece istenilen internet sitesine girilmesi amacıyla yapılmış link uzantıları. Bu tip içeriklerin hedefi, kişiyi istediği bilgiye ulaştırmak değil, sadece bağlantıya girilmesini sağlamak, yani tık kazanmaktır. Trolleme : Hakaret veya saldırı içeren içerikleri, okurları kışkırtmak veya halihazırda gündemde olan konulardan saptırmak için paylaşmak . Uydurma : Kandırmak ve hasar vermek için tamamı üretilmiş, herhangi bir gerçeklik payı bulunmayan içerikler. Veri didikleme / veri madenciliği (Data mining): Geniş kapsamlı bir verinin, istatistik ve yapay zeka araçları kullanılarak takip edilmesi . Videoda soyutlama : Üzerinde oynanmamış bir videonun, sadece belli bir kısmı alınarak bağlamından yoksun bırakılması anlamına gelir . Bu türde çok yönlü bir tartışma, sadece tek bir bakış açısına indirgenir. Virallik : Bir gönderinin aldığı etkileşim, beğeni veya yorum sayısının yoğunluğunun tespit edilmesi. Yaygınlık. Yanıltıcı başlık : Kapsadığı içeriği eksik, yanıltıcı ya da yanlış yönlendiren başlıklara yanıltıcı başlık denir. Yanıltıcı başlıklar, tık tuzağı oluşturmak için de sıklıkla kullanılır. Yankı fanusu (Echo chamber): Sosyal medyada kullanıcıların yalnız kendi görüşlerinin yankılandığı ve farklı düşüncelerle karşılaşmanın neredeyse imkansız olduğu bir gerçekliği tanımlar. Yankı fanusu internetin bugünkü doğasının anlaşılmasında kullanılan kavramlardan biridir. Yanlış bilgi : Mezenformasyon olarak da çevrilebilen, oluşturulma ya da üretilme nedeninin belirsiz olduğu yanlış bilgiler. Dezenformasyonun tersine, yanlış bilgi kavramı, bilginin hangi amaç doğrultusunda üretildiği hakkında bir şey söylemez. Yanlış bilgi herhangi bir kasıt olmadan da bilgi ekosistemine zarar verir. Yapay zeka (Artificial Intelligence - AI): Bilgisayar programlarının insan yeteneklerine benzer beceriler kullanılarak sorun çözmek için eğitilmesiyle oluşturulan sistemler. Yapay zeka sahteciliği (Deep fake) : Yapay zeka kullanılarak oluşturulmuş kurmaca içerikler. Mevcut video ve ses dosyalarının, yeni ama kurmaca bir içerik yaratmak için kullanılmasıyla üretilir. Bu tür videolarda kişiler, söylemedikleri sözleri söyler, yapmadıkları şeyleri yapar gözükür . Kurmaca video olarak da adlandırılır. Yaygınlık: Bir içeriğin çeşitli sosyal ağlarda kaç kişiye ulaştığı, kaç kullanıcı tarafından beğenildiği veya paylaşıldığının hesaplanması. Teyit, daha yaygın olan şüpheli bilgileri diğer şüpheli içeriklere göre daha önce incelemeye alır." KONDA 2018 Medya Araştırma Raporu'nu yayınladı,https://teyit.org/teyitpedia/konda-2018-medya-arastirma-raporunu-yayinladi,"KONDA Araştırma Şirketi 2018 yılına ilişkin Medya Raporu’nu yayınladı. Raporda Türkiye’de medya alanında son yıllarda gerçekleşen değişimlerin kitle iletişim araçlarına yansıması ve sosyal medya kullanımına ilişkin dikkat çekici bulgular var. 2008 - 2018 arası Türkiye’de medya kullanımını anlamak için hazırlanan rapor, dokuz farklı hayat tarzı kümesini ve zaman içindeki değişimi baz alınarak oluşturuldu. İlk dikkat çeken noktalardan biri, katılımcıların bilgiye ulaşmada tercih ettiği yöntem. Çalışmaya katılanların yüzde 34,9’u herhangi bir bilgiye ihtiyacı olduğunda ilk bakılacak yerin internet olmadığını belirtmiş. KONDA bu sonucu yorumlarken, her üç kişiden birinin internette gördüğüne inanmadığını, soru doğrudan sosyal medya bağlamında sorulmasa dahi, yanıttan kitlenin sosyal medyaya güvenmediğinin anlaşıldığını ifade etmiş. Katılımcıların internette takip etmeyi seçtiği içerikler de dikkat çekici. Ankete katılanların yüzde 30’u, haberleri ağırlıklı olarak internetten takip ettiğini dile getirmiş. Kurumun farklı tarihlerde katılımcılardan değerlendirmesini istediği “Twitter, Facebook gibi sosyal ağlar tüm toplumların baş belasıdır” ifadesine katılanların oranı, Nisan 2014’te yüzde 27,1 iken, son ankette yüzde 57’ye çıkmış. Yani katılımcıların yarısından fazlası, sosyal ağların toplumların baş belası olduğu görüşünde. Dünyada ana akım haberlerin güvenilirliğiyle ilgili tartışmalar sürerken, haber medyasına güvenin ölçülmesi de önem arz ediyor. KONDA araştırmasına göre 2018 yılında haber almak için en sık başvurulan mecra televizyon oldu. Hatta televizyona duyulan güven, 2015’te 70,1 iken, 72,3’e yükseldi. Raporda internet haber sitelerine güven yüzde 14,7, sosyal medyaya güven de yüzde 5,8’de kaldı. Yazılı basına güven yüzde 7,2 olarak ölçülürken katılımcıların yüzde 73,9'unun gazete okumadığı tespit edildi. Araştırmada Kanal 7, A Haber, TRT ve ATV izleyicilerinin, haber kaynağı olarak sosyal medya ve internete başvurmadığı vurgusu da yer aldı. KONDA bu sonucu, bilgiye ulaşmada bakılacak ilk mecra olarak interneti seçenlerin oranıyla birlikte yorumladı, “ yankı fanusu ” kavramına atıfta bulundu. Araştırma bulgularına göre, sadece kendi dünya görüşü, siyasal tercihi ve inandığı fikirleri destekleyen kişilerin sayısı azımsanmayacak durumda. Raporda sosyal medya kullanıcılarının profiline ilişkin detaylar da yer aldı. Araştırmaya göre son 10 yıllık dönemde Facebook kullanımında, siyasi eğilimler bazında ciddi bir değişim yaşandı. Facebook’ta AK Partili kullanıcıların oranı yüzde 32’ye fırlarken, CHP’li kullanıcıların oranı 5 puanlık düşüşle yüzde 27’ye indi. Bu haliyle Facebook kullanıcılarının yüzde 48’i “geleneksel muhafazakar” kategorisine girdi. Bu oran 2013 yılında yüzde 39 idi. Kendini modern olarak tanımlayanların oranı ise altı yılda 11 puan birden düştü ve yüzde 35’e geriledi. Twitter’da ise kendini “modern hayat tarzına sahip” olarak niteleyenlerin oranı yüzde 51. Geleneksel muhafazakar ise Türkiye’deki Twitter kullanıcılarının yüzde 36’sını oluşturuyor. Siyasi eğilim incelendiğinde, her 10 Twitter kullanıcısından üçünün, olası bir seçimde CHP’ye oy vereceği anlaşılıyor. Twitter’daki CHP’li oranı, 2016 yılına kadar azalma eğilimi gösterse de, 2019’da yüzde 32’ye kadar çıkmış. KONDA araştırması, Türkiye’de medya yapısının değişimine ilişkin önemli bulgular da içeriyor. Sosyal medyaya güvenin düşüklüğü, kullanıcıların bilgiye erişimde interneti önceliklendirmemesi, hatta güvenmemesi, tartışılması gereken başlıklar. Araştırmaya katılanların, sadece sosyal medyada değil, konvansiyonel medyada da yankı fanuslarına hapsolmuş olduğunun tespiti de raporun önemli bulgularından." Yolsuzluk araştırması yapmak isteyenler için doğrulama yöntemleri,https://teyit.org/teyitpedia/yolsuzluk-arastirmasi-yapmak-isteyenler-icin-dogrulama-yontemleri,"Daha şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim, devleti vergileriyle ayakta tutan tüm yurttaşların hakkı. Uluslararası Şeffaflık Derneği, 9 Aralık Yolsuzlukla Mücadele Günü için bir çağrı yaparak Türkiye’deki sivil toplum örgütlerini yolsuzluğun yoksullaştırıcı, yozlaştırıcı sonuçlarına karşı işbirliğine davet etti . Sosyal faydayı önceleyen bir platform olarak, çorbada tuzumuz olsun istedik. Dikkati hayli dağınık okuyucuların radarına yanlış bilgi tuzağına düşmeden girmek isteyen genç araştırmacı gazetecilere, yolsuzluklar üzerinde çalışırken destek olması için bazı ipuçlarını bir araya getirdik. Yolsuzluk ve usulsüzlük iki farklı kavram. Bir usulsüzlük yapılması için, ortada bir usul olması gerekiyor. Bir ihalenin, ihale kanununun gerektirdiği usulce yapılmaması, ya da vergi defterlerinin usulünce tutulmaması gibi. Ancak usulsüzlüğün amacı her zaman yolsuzluk olmayabilir; hata ve kusurdan da kaynaklanabilir. Yolsuzluk ise, bulunduğu konumu kötüye kullanmak suretiyle, usulsüzlük de dahil olmak üzere çeşitli araçlar kullanarak, haksız güç, para ya da statü elde etmek demek. Uluslararası Şeffaflık Derneği de yolsuzluğu “Yetkili birinin görevinden kaynaklı gücünü kişisel çıkarı için kötüye kullanması” olarak tanımlıyor . Dernek her sene Ocak ayında yayınladığı raporlarla, dünya genelindeki yolsuzluk algısını ölçüp ülkelere 100 üzerinden puanlar veriyor. Türkiye 2019’da 180 ülke arasında Bulgaristan, Hindistan ve Kuveyt’in ardından 41 puanla 78. sıradaydı . Tanımından da anlaşılacağı üzere, yolsuzluğu tespit edebilmek için, bilhassa yürütme görevini elinde tutanları yakından izlemek, hesap verebilirlik araçlarını iyi okuyabilmek, idarenin işleyişine hakim olmak ve en önemlisi de bulguları veri ve belgelere dayandırmak gerekiyor. Çünkü idareciler kadar, gazeteciler de hesap verebilir olmak zorunda. Gazeteciliğin büyük ölçüde dijitalleştiği günümüzde, bu misyonu yerine getirebilmek hem daha kolay hem de daha zor. Araştırmacı gazeteciler yanlış bilginin hızla yayıldığı böyle bir dönemde, hem kullandıkları araçlar hem de kaynaklar konusunda nelere dikkat etmeli? Gazetecilerin elinde yolsuzluğu tespit etmek için geniş bir alet çantası var. Hem geleneksel araştırmacı gazetecilik teknikleri halen geçerli, hem de yeni birçok araca kolayca ve düşük maliyetle ulaşılabiliyor. Örneğin bankalar arası para akışlarını online takip etmek, idari raporlara internet üzerinden ulaşabilmek, bütçeleri izleyebilmek, mahkeme kayıtlarına erişmek ve soruşturmaların sıkı analizlerini yapabilmek aslında eskisinden daha kolay. Beri yandan gazetecilerin en çok maruz kaldıkları ithamlardan biri “müfteri” olabilir. Bir yolsuzluk iddiasıyla ortaya çıktığınızda, minik de olsa gürültü kopacaktır; yolsuzlukla itham edilenler bir yana, iddia konusu kişi ve kurumlarla çıkar çatışması olan herkes iddialarınızı inkar edecek, çürütmeye çalışacaktır. Bu nedenle elinizde birden fazla kaynaktan doğrulanmış ve birbirini de doğrulayan deliller olması, bu delilllerin orijinalliğinden emin olmanız gerekiyor. Büyük emek harcanarak oluşturulan yolsuzluk araştırmalarının hedefine ulaşabilmesi için hem çevrimiçi, hem de şahsi kaynakları doğrulamak bu nedenle çok önemli. İllüstrasyon: Mariam Ali Yolsuzluk üzerinde çalışan gazetecilerin bilgi ve doküman temin etmek için başvurdukları en geleneksel araçlarından biri, kurumlardaki yetkililerdir. (Kaynaklar) Beri yandan, insanlar belgeler ve veriler kadar güvenilir değildir. Kaynaklar gazetecileri yanıltabilir, kendi çıkarları için kullanmak isteyebilir, yanlışa sürükleyebilir. Örneğin Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Ağı’ndan Umar Cheema, fazla göz önünde, birçok gazeteciyle aynı anda iletişime geçen kamu görevlileri, milletvekilleri gibi isimlerden uzak durulması gerektiğini öğütlüyor . Bu insanlar, işlerinin doğası gereği sürekli bir güç savaşı içinde ve kimi zaman belli ilkeleri gözardı edebilir. Reuters’in gazetecilik el kitabı , kaynaklarla kurulacak ilişkiye dair temel prensipler açısından epey yol gösterici. Ancak kaynakların verdiği bilgiyi ve belgeyi doğrulama açısından, Teyit olarak şunları da ekleyebiliriz: Yolsuzlukları araştırırken, kişisel kaynaklarınızdan elde ettiğiniz bilgi ve belgeleri inandırıcı kılmanız için kamusal kaynaklardan elde edilmiş istatistik ve veriler, en güvenilir kaynaklardır. Örneğin ‘Yolsuzluğun belgesi olmaz’ dense de, yolsuzlukların önemli bir kısmına, usulsüzlüğün de eşlik ettiğini biliyoruz. Usulsüzlükler, çelişkili ve birbirini tutmayan rakamlar, raporlar, aralarında bir bağ olması varsayılan istatistiki bilgilerdeki sapmalar gibi yerlerde kendini gösterebilir. İşte burada, farklı tipte veri ve belgeleri bir araya getirebilmek, birbirleriyle çarpıştırabilmek ve çelişkileri, kayıpları, fazlalıkları gösterebilmek, elde ettiğiniz verileri doğrulamak çoğunlukla mümkündür. Her yıl 10 birim olan bir kamu kurumunun x harcaması bir yıl 40 birim mi olmuş, bu x harcaması için yalnızca y kurumu mu ihale almış, bu y kurumunun bütün iş hacmini bu ihaleler mi oluşturuyor? Açık kaynaklardan erişebileceğiniz bu gibi bilgiler üzerinde çalışmak, ciddi açıklar yakalamamıza, argümanınızın sağlamasını yapmanıza ve verilerinizi doğrulamaya olanak verebilir. Örneğin Sayıştay, anayasanın 160. maddesinin verdiği yetkiyle, merkezi idarenin tüm gelir ve giderleri ile mallarını meclis adına denetliyor; raporları da internet sitesinde yayınlıyor . Nitekim milletvekillerinin verdiği soru önergelerinin çoğu da Sayıştay raporlarına dayanıyor. Soru önergelerine ve yayınlanmış cevaplarına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Eskiden ancak matbu dokümanları didikleyerek erişebileceğiniz bazı bilgiler de artık yalnızca bir tık uzakta. Örneğin yerel seçimlerin ardından pek çok belediyenin hep aynı şirketlere ihaleler verdikleri, bu ihalelerden bir çıkar sağladıkları gibi iddialar gündemi epey işgal etmişti. Bir ihalenin gerçekten iddia edilen kurum ya da kişiye verilip verilmediğini öğrenmek istiyorsanız “ Elektronik Kamu Platformu ” ya da “ İlan.gov.tr ” gibi internet sitelerini efektif kullanmayı öğrenmeniz epey işinize yarar. 2005-2010 arasında yapılan ihaleler için ise KSP ( Kamu Satınalma Platformu ) sorgu ekranlarını kullanabilirsiniz. Elde ettiğiniz verilerin kamunun elindekilerle tutup tumadığını denetleyebilmek için bilgi edinme hakkını kullanmaktan da çekinmeyin. Size verilen ve verilmeyen ner yanıt, elinizi güçlendirecektir. Yine şirketlerin ortaklık yapılarına ulaşmak için de “ E-şirket ” adlı internet sitesi kullanabilir, bir olayla ilişkisi olduğunu düşündüğünüz kurumlara ait belgeleri görüntüleyebilirsiniz. Örneğin sermaye artırım ilanları, imza sirküleri, faaliyet raporları, şirket esas sözleşmesi, genel kurul tutanakları gibi pek çok bilgi burada bulunuyor. Araştırılan şirket İstanbul’da faaliyet gösteriyorsa, İTO ( İstanbul Ticaret Odası ) sorgu ekranı da iyi bir kaynak. Şirketlerin sicil kayıtları kısmından da kuruluş tarihleri ve kurucu ortakları ile ilgili bilgi alınabiliyor. Birbiri ile iş ilişkisi olduğu düşünülen iş adamları ve kamu görevlilerinin ismi belki de bu belgelerde saklı. Türkiye’de kayıtlı tüm şirketlerin bilgilerine ise Ticaret Sicil Gazetesi ’nde açacağınız ücretsiz üyelikle ulaşabilirsiniz. Şüpheli gördüğünüz kurumların internet sitelerinin kim tarafından açıldığı, serverların kime ait olduğunu ise “ Who.is ” gibi araçlar sayesinde öğrenebilirsiniz. Arama kısmına ilgili internet sitelerinin linkini girdiğinizde, o kişilere ait diğer internet sitesi domainlerine ulaşabilirsiniz. Kaynak her haber için en önemli bileşen; ancak yolsuzluk dosyaları söz konusu olduğunda, haberin belli yargı süreçlerine ön ayak olması muhtemel. Bu nedenle, haberin odağındaki iddia ile ilgisiz kaynakları dışarıda bırakmalı; ilgili kaynakların ise neden önemli olduğunu ve neyi gösterdiğini, argümanınızı ne yönden desteklediğini açıkça anlatmanız gerek. Unutmayın ki kullandığınız kaynakların inandırıcılığı, ulaşılabilir ve denetlenebilir olmalarına bağlı. Örneğin bir gazete küpürü kullandıysanız, hangi gazetenin hangi sayısının hangi baskısı olduğunu, sayfa sayısını mutlaka belirtin. Eski tarihli bir gazeteyse nasıl ulaşılabileceğini açıklayın. Dijital kaynakların silinme ve kaybolma riskine karşı da önlem almalısınız. Okuyucuların kaynakların tam olarak sizin kullandığınız haline erişebilmeleri için, önemli önemsiz demeden tüm linkleri arşivleyin. “A rchive.is ” ya da “ teyit.link ” gibi arşivleme siteleri her zaman bir sekmenizde açık olsun. Yolsuzluk dosyaları genelde karmaşıktır. Olaya müdahil ya da olayla bağlantılı onlarca kişi ve kurum adı, hukuki süreçler, rakamlar, karmaşık ilişkiler ve terminolojiyi tek seferde sindirmenin zorluğu, dosyayı hazırlayan gazeteci için bir başka sorumluluk daha getiriyor: Metni okuyucunun kolaylıkla izleyebileceği ve hazmedebileceği şekilde kaleme almak. Ancak bazı dosyalarda metin yeterli olmayabilir. Alışkın olduğumuz grafik çözümlerinin yanı sıra, interaktif veri görselleştirme araçlarından da yararlanabilirsiniz. Para akışlarını, kurumlar ve kişiler arası ilişkileri, istatistikleri ağ haritalarına yerleştirebilirsiniz. Yüz binlerce belgenin en anlaşılır şekilde aktarıldığı Panama Belgeleri çalışması bu konuda çok iyi bir örnek . İnteraktif grafikler için Tableau , Graphcommons ve Infogram gibi araçlara başvurulabilir. Örneğin Birgün, Ensar Vakfı ile iktidar partisi arasındaki ilişkileri görselleştirdiği ağ haritasını, Graphcommons kullanarak hazırlamıştı . İmkanlar elveriyorsa ve üzerinde çalışılan dosya kapsamlıysa, görselleştirmeyi ehline bırakmak en iyisi olacaktır. Yolsuzlukları ortaya çıkarmada gazeteciliğin rolü genel kabul görmüş olsa da, araştırmacı gazetecilik faaliyetleri en demokratik ülkelerde bile beraberinde belli riskler getirir. Comittee to Protect Journalists (CPJ) araştırmasına göre 1992’den beri bin 200 gazeteci, bir dosya üzerinde çalışırken hayatını kaybetti. Cumhuriyet gazetesinden Pelin Ünker, Paradise Belgeleri’nin yayınından sonra yaptığı haberler nedeniyle, bir yıl hapis cezası almıştı. Bu nedenle öncelikle kendinizi ve kaynaklarınızı korumalısınız. İktidar ve güç odaklarınının çıkar ilişkilerine dokunacak bir dosya hazırlığı içindeyseniz, mutlaka hukuki destek alın, haklarınızı ve sınırlarınızı öğrenin, hazırlıklı olun. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği gibi gazetecilere ücretsiz hukuki destek sağlayan sivil toplum kuruluşlarıyla iletişime geçebilir, uluslararası örgütlerden de destek alabilirsiniz. Kaynaklarınızı korumak için ise Nieman Lab’in rehberine mutlaka göz atın. Özellikle yolsuzluk söz konusu olduğunda, kaynaklarınız bunu başka bir çıkar için yapmıyorlarsa (ki bundan asla emin olamazsınız) yüksek risk altındadırlar. Eğer anonim kalmak istiyorlarsa bu söze sadık kalın. Hem kendiniz hem de kaynaklarınızın güvenliği için, dijital olarak takip edilmenizi engelleyecek araçlar üzerinden iletişim kurun . Bunun bir hak olduğunu da unutmayın." IFCN teyitçilerin uyması gereken ilkeleri güncelleyecek,https://teyit.org/teyitpedia/ifcn-teyitcilerin-uymasi-gereken-ilkeleri-guncelleyecek,"Teyit ’in de imzacısı olduğu Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı’nın (IFCN) doğrulama organizasyonları ile ilgili yeni ilkeleri Mart 2020 itibariyle hayata geçecek. Singapur’da düzenlenen APAC Trusted Media Summit sırasında bir konuşma yapan IFCN’den Peter Cunliffe-Jones, IFCN’in ilkeler kılavuzundan ve yeniliklerden bahsederek doğrulama organizasyonları ile ilgili kritik değişiklikleri açıkladı. Konuşmasının ilk bölümünde IFCN ve imzacılarının 2016 Eylül ayından bu yana yaptığı çalışmalarla hak edilmiş bir güven kazandığını belirten Jones, bunun temelinin şeffaflık, kontrol edilebilirlik gibi ilkelerle oluştuğunu ifade etti. Teyit 'in de bir parçası olduğu IFCN ilkeleri beş ana başlıktan oluşuyor. Bu ilkeler tarafsızlık ve adillik, haber kaynaklarının şeffaf kullanımı, organizasyon yapısı ve finansman konusunda açıklık, şeffaf bir metodoloji ve dürüst/açık bir düzeltme politikası. Jones’un teyit organizasyonlarının bu süreçte yarattığı etkiye ilişkin verdiği örnek ise İngiltere’de muhafazakar partinin Johnson - Corbyn tartışması sırasında Twitter hesabının adını “TeyitBirleşikKrallık” anlamına gelen “factcheckUK” diye değiştirmesi oldu. IFCN’in 35 imzacı ile başladığı süreç, üç yıl gibi kısa bir sürede 40 ülkede 81 organizasyona ulaştı . Jones’un gündeminde bu konu da vardı. Jones bu genişlemede ve çalışma sürecinde ilkelerin öneminin altını çizdi. IFCN’in bugüne kadarki sürecinin özetlendiği ilk bölüm sonrası gündemdeki temel tartışma bundan sonra ne yönde değişimler olacağıydı. Jones bir süredir IFCN imzacıları, değerlendiricileri, medyadan iş ortakları ve diğer gazetecilerin katılımı ile çeşitli anketler ve incelemeler yaptıklarını ve nelerin değiştirilmesi gerektiğini ele aldıklarını söyledi. Bu çalışmalar sonucunda da gözden geçirilmesi gereken konular değerlendirildi ve yeni yol haritası belirlendi. IFCN imzacıları tarafından oylanarak kabul edilen yeni ilkeler önümüzdeki yılın ilk aylarında hayata geçecek. Bu kararların temel nedeni ise doğrulama süreçlerinin yaratmış olduğu geniş etkinin karşısında kötü niyetli aktörlerin olası hamleleri. Peki yeni ilkeler neleri içeriyor? Altı başlıkta derlenebilecek konulardan ilki genişleme. IFCN’in öncelikli hedeflerinden biri daha çok organizasyona, imzacıların olmadığı ülkeye erişebilmek. Ancak bu süreçteki önemli prensiplerden biri daha uzun bir gözlem süreci. Artık IFCN imzacıları altı aylık bir süreçten geçecek. Bu sürenin uzatılmasında ise en temel faktör Facebook ile teyit organizasyonlarının birlikte yürüttüğü program . Facebook, sistemindeki yanlış paylaşımların önüne geçmek için sadece IFCN prensiplerini kabul eden organizasyonlarla çalışıyor. Bu karar da daha fazla organizasyonun imzacı olma talebiyle IFCN'e gelmesine neden oluyor. IFCN de hem metodolojinin daha iyi uygulanması hem de hak edilmiş güvenin korunması adına şartlarını daha da zorlaştırmayı gündemine aldı. Sürenin üç aydan altı aya çıkarılmasının temel motivasyonu da bu. Doğrulama organizasyonlarının temel amacı kamu yararı gözetmek ve doğrulamalarını da bunun üzerine kurmak olacak. Organizasyonlar kamuya açık olacak ancak devlet kontrolündeki medya yapıları sürece dahil edilmeyecek. İkincil başlık ise doğrulama süreci ile ilgili. İmzacıların hangi iddiayı, nasıl seçtiği daha önemli olacak. IFCN’in önceliklerinden biri dengeli bir süreç götürmek. Politik tartışmalar ve içerikler konusunda adaletli bir izleme süreci yürütülecek. Herhangi bir tarafın iddialarına ağırlık vermemek önemli bir kriter olacak. Çünkü özellikle seçim dönemleri ve politik rekabetlerin arttığı ortamlarda araştırılacak iddiaları belirlemek doğrulama organizasyonlarının en önemli kararlarından birini oluşturuyor. Bir konuda iki tarafla ilgili iddiaları da olabildiğince derinlemesine inceleyip hakkaniyetli davranmak daha da önem kazanacak. Bu süreçte haksızlıklara imkan tanınmayacak. Bir diğer konu başlığı ise kaynaklar ve metodoloji. Kaynaklardan bilgi kontrolü yapılırken nitelikli kaynak seçimi fazlasıyla önemli. Kanıtların birkaç kaynaktan doğrulanması, iddiayı ortaya atan kişiyle mümkünse iletişim kurmak ve bu iddiayı ortaya atarken ne gibi bir çıkarı olduğunu gözlemlemek bu dönem IFCN’in dikkat ettiği bir diğer husus. IFCN’in ortak çalışmalar yürüttüğü medya şirketlerinin kendi doğrulama birimleri de gündeme gelen konulardan. Bu birimlerin ilkeleri özenli takip etmeleri ve açık bir düzeltme politikası gütmeleri yine yeni dönemin değişikliklerinden. Doğrulama organizasyonları belli aralıklarla bağımsız denetçiler tarafından çeşitli denetimlerden geçiyor. Yeni dönemde rastgele seçilmiş doğrulama örnekleri ile denetçilerin süreçleri izlemesi de hedefleniyor. Yine bu bağlamda, denetçiler tarafından organizasyonlar için hazırlanan raporların bir özetinin, internet sitelerinde yayınlanması gibi bir planlama söz konusu. IFCN’in bu kararı almasındaki en önemli neden ise imzacıların yüzde 60’ının İngilizce dışında yayın yapmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden denetim ve ilkelerin okuyucular tarafından daha iyi anlaşılması hedefleniyor." Araştırma: Kendi yanlış bilgimizi kendimiz üretiyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-kendi-yanlis-bilgimizi-kendimiz-uretiyoruz,"*Bu içerik ilk kez "" You create your own false information, study finds "" başlığıyla Phys.org t arafından 9 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Tartışmalı konular söz konusu olduğunda, partizan haber bültenleri ve siyasi blogların yanı sıra şaşırtıcı bir yanlış bilgi kaynağı daha var; kendimiz . Yeni bir çalışmanın bulgularına göre, tartışmalı bir konu hakkında doğru istatistiğe sahip kişiler bu rakamları, genel yargıya uyacak şekilde yanlış hatırlama eğiliminde. Örneğin, insanlara ABD’deki Meksikalı göçmenlerin sayısının son zamanlarda azaldığı gösterildiğinde bunun tam tersini hatırlamaya meyilli oluyor. Çünkü bu veri doğru olmasına rağmen, birçok insanın görüşlerine ters düşüyor. İnsanlar kafasında yarattığı yanlış bilgiyi başkalarına aktarmaya başladığında ise veriler gerçeklerden daha da uzaklaşabiliyor. Çalışmanın başyazarı ve Ohio Eyalet Üniversitesi İletişim Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Jason Coronel şöyle diyor: ""İnsanlar kendi yanlış bilgilerini yaratabiliyor. Yanlış bilginin tümü dış kaynaklardan gelmiyor. Bunu bilerek yapmıyor olabilirler ancak kendi ön yargıları onları yanlış yönlendirebiliyor. Kendi ürettikleri yanlış bilgileri başkalarıyla paylaştıklarında sorun daha da büyüyor."" Coronel, çalışmayı Ohio Eyalet Üniversitesi İletişim Fakültesi doktora öğrencileri Shannon Poulsen ve Matthew Sweitzer’le birlikte yürüttü. Çalışma, Human Communication Research dergisinde çevrimiçi olarak yayınlandı ve basılı bir yayımda da yer alacak. Araştırmacılar iki çalışma yürüttü. İlk çalışmada, 110 katılımcıya sayısal bilgiler içeren dört toplumsal sorunun kısa yazılı açıklamalarını sundular. Araştırmacılar bu toplumsal sorunların ikisinde bir ön test uyguladı. Buna göre gerçeklerle örtüşen sayısal ilişki, birçok insanın sorunu kavrayışıyla örtüşüyordu. Örneğin, birçok insan genellikle eşcinsel evliliği savunan Amerikalıların sayısının, buna karşı çıkanlara oranla daha fazla olduğunu düşünüyor, ki bu kamuoyu araştırmalarıyla örtüşüyor. Araştırmacılar katılımcılara rakamların, birçok insanın konuyla ilgili görüşüne ters düştüğü iki sorun daha sundu. Örneğin, çoğu insan Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Meksikalı göçmenlerin sayısının 2007-2014 yılları arasında arttığına inanıyordu. Ancak aslında bu sayı 2007’de 12 milyon 800 bin, 2014’te ise 11 milyon 700 bine gerilemiş durumda. Katılımcılar konulara dair tüm açıklamaları okuduktan sonra bir sürprizle karşılaştı. Katılımcılardan dört sorunun açıklamasında belirtilen sayıları yazmaları istendi. Bunun öncesinde sayıları ezberlemeleri gerektiği söylenmemişti. Araştırmacılar, insanların sayısal ilişkileri, dünyayı nasıl gördükleriyle bağlantılı olarak tahmin ettiğini ortaya koydu. Örneğin, katılımcılar genelde eşcinsel evliliği destekleyenlerin yüzdesinin, buna karşı çıkanların yüzdesinden daha fazla olduğunu yazdı, ki gerçek sayısal ilişki buydu. Ancak konu, sayıların birçok insanın öngörüsüne aykırı olduğu durumlara geldiğinde (Meksikalı göçmenlerin sayısının artması veya azalması gibi), katılımcılar bu sayıları kendi olası önyargılarıyla örtüşecek şekilde hatırlamaya yatkındı. Coronel bu konuda şöyle diyor: ""Katılımcıların, sayıları tam olarak doğru söylediği durumlar da vardı -11 milyon 700 bin ve 12 milyon 800 bin- ancak bu sayıları ters eşleştirdiler. Tahmin etmiyorlardı, sayıları birebir doğru söylediler. Ancak önyargıları, gidişatı yanlış hatırlamalarına yol açıyordu."" Araştırmacılar göz takibi teknolojisi de kullanmıştı ve katılımcıların, sorunların kısa açıklamalarını okurken istatistiklere gerçekten de dikkat ettiklerine dair ek kanıtlar buldu. Coronel bu durumu şöyle açıklıyor: ""Katılımcıların, kendi beklentilerine ters düşen sayılar gördüklerini anlayabiliyorduk. Gözleri rakamlar arasında ileri geri giderek sanki 'neler oluyor' diye soruyormuş gibiydi. Sayılar beklentileriyle uyuştuğunda ise bunu genelde yapmıyorlardı. Beklentileriyle ters düşen rakamlara daha fazla dikkat ediyorlarsa onları daha iyi hatırlamalarını beklersiniz. Fakat bizim bulduğumuz şey böyle değil."" Araştırmalar ikinci çalışmada, bu yanlış hatırlama durumunun günlük yaşamda nasıl daha da yanlış hale geldiğini ve yayıldığını inceledi ve ""kulaktan kulağa"" oyununa benzer bir çalışma tasarladı. Bu çalışmada kulaktan kulağa zincirindeki ilk kişiler, ABD'de yaşayan Meksikalı göçmenlerin eğilimi hakkında doğru istatistikleri (12 milyon 800 binden 11 milyon 700 bine düştüğünü) gördü. Bu sayıları hatırladıkları kadarıyla yazdılar, daha sonra zincirdeki ikinci kişilere aktardılar ve onlar da bunu akıllarında tutarak bir kenara yazdı. İkinci kişilerin tahminleri daha sonra üçüncü katılımcılara gönderildi. Sonuçlar şunu gösterdi: Ortalama olarak, ilk kişi Meksikalı göçmenlerin sayısının 2007'den 2014'e doğru, gerçek veri olan 1 milyon 100 bin azaldığını söylemek yerine farklı bir sayı vererek 900 bin arttığını söyledi. Zincirin sonunda, ortalama bir katılımcı, Meksikalı göçmenlerin sayısının bu yedi yılda yaklaşık 4,6 milyon arttığını söyledi. Çalışmayı yürütenlerden Sweitzer bu konuda şöyle diyor: ""Bilgi, insanlar arasında aktarıldıkça bu yanlış hatırlama durumları da giderek arttı."" Coronel, çalışmanın birtakım sorunları olduğunu söylüyor. Örneğin katılımcılara, sayıların neden beklentilere uymadığına dair açıklamalar yapılmış olsaydı yanlış hatırlama ihtimalleri daha düşük olabilirdi. Ayrıca araştırmacılar, çalışmaya katılan herkesin önyargılarını ölçmedi, yaptıkları ön testlerle belirlenen önyargıları kullandılar. Son olarak, kulaktan kulağa oyunu çalışması, yanlış bilginin yayılmasını azaltabilecek, gerçek hayattaki konuşmaların önemli özelliklerinden yararlanmadı. Ancak sonuçlar endişelenmemiz gereken tek yanlış bilgi türünün, dış dünyada karşılaştığımız yanlış bilgiler olmaması gerektiğini söylüyor. Poulsen’e göre “İçsel yanlış bilgi kaynaklarının, en az dış kaynaklar kadar, belki de onlardan daha da önemli olabileceğini anlamamız gerekiyor. Bütün günümüzü önyargılarımızla yaşıyoruz, yanlış bilgi yle ise ara sıra karşılaşıyoruz.""" Yanlış bilgi salgınına aşı olun!,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-salginina-asi-olun,"Bilim insanları söylentilerin toplum içinde yayılmasının salgın hastalıklara benzediğine inanıyor. Müthiş bir hızla kulaktan kulağa dolaşan söylentilere karşı doğru bilgi ise sandığımızdan çok daha yavaş yol alıyor. Bazen bir sohbet esnasında, bazen okuduğumuz bir haberde, bazen izlediğimiz bir film ve okuduğumuz bir kitapta farkında olmasak da yanlış bilgiye maruz kalıyoruz. Yanlış bilgi, aldığımız kararlardan bir arada yaşama pratiğimize kadar pek çok şeyi olumsuz etkiliyor. İlaç şirketlerine ve kurumlara duyulan güvensizlik asparagas haberlerin kolayca yayılabileceği bir alan yarattı. Halk sağlığı ile ilgili gerçekler bu hızla çarpıtılmaya devam ederse, geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşabiliriz. Uzmanlar aşı karşıtı ailelerin sayısındaki artışın gelecekte binlerce çocuğun ölümüyle sonuçlanabileceğini belirtiyor. Tüm dünyada aşı karşıtlığına bağlı kızamık vakaları rekor seviyelere ulaşmaya devam ediyor. Sizden, gazeteci Soner Yalçın’ın “Kara Kutu: Yüzleşme Vakti” isimli kitabıyla tekrar gündeme gelen tıp eğitimi, aşılar, antidepresanlar ve alternatif tıp hakkındaki iddiaları incelemek için destek istiyoruz. Türkiye’nin gündemi ve siyaset her zaman odağımızda oldu. Ancak aşılar, ilaç endüstrisi, modern tıp ve tıp eğitimi ile ilgili ortaya atılan iddiaların, geleceğimizi etkileyecek kadar önemli ve ciddi bir mesele haline geldiğine inanıyoruz. Bu iddiaların yoğun gündem içinde görmezden gelinmesi sorunu derinleştirebilir. Halk sağlığını ilgilendiren iddiaların peşine düşecek özel bir yayın yapmamız gerekiyor! Her zaman yaptığımız gibi ikiden fazla kaynak tarafından doğrulanan bilgileri aktaracağız. İddiaları incelerken tüm tarafların söylediklerini dikkate alacak, eleştirel yaklaşacak ve yalnızca herkesin erişebileceği açık kanıtlara dayanarak içerik üreteceğiz. 24 Ocak 2020 tarihinde yaklaşık 40 gün sürecek bir e-posta bülteni dizisine başlayacağız. Bu çalışma için teyit.org içinde hazırlayacağımız özel bir sayfayı (mikrosite) yayınlamadan önce destekçilerimizden, hazırladığımız içeriklerle ilgili geribildirim toplayacağız. Böylece yayınımızı herkese açmadan önce son kez gözden geçirme fırsatı yakalayacak, destekçilerimizin de çalışmaya katkı sunabilmesini sağlayacağız. 1 Mart 2020 tarihinde hazırlayacağımız özel sayfayı yayınlayarak, tüm içerikleri kamuoyuyla paylaşacağız. Bu sayfanın yıllar boyunca internette çevrimiçi kalmasını sağlamak, aşılar ve modern tıp ile ilgili Google’da yapılan aramalarla ulaşılabilmesine imkan tanımak istiyoruz. 15 Mart 2020 tarihinden itibaren bir podcast (kapsül yayın) serisine başlayarak Apple Podcasts, Spotify, Google Podcasts ve Spreaker gibi platformlar üzerinden, hazırladığımız yayını daha kolay erişilebilir hale getirmek istiyoruz. Teyit’in gazetecilik hisleri ve araştırma kapasitesi gelişmiş çalışkan bir ekibi var. Ancak bu çalışma için mevcut iş gücümüzü artırmak adına bağımsız araştırmacılarla da çalışmak zorundayız. Onlara ödemek istediğimiz telif ücretleri için talep ettiğimiz toplam destek miktarının yarısını ayırmak istiyoruz. Yayınlayacağımız çalışmayı ne kadar insana ulaştırırsak, etkisinin o kadar yüksek olacağına inanıyoruz. Bu çalışmayı farklı yayın araçlarıyla duyurmak için talep ettiğimiz toplam destek miktarının kalanını yaygınlaştırma faaliyetlerine ayırmak istiyoruz: Üç yıldır sosyal medya hesaplarında ortaya çıkan, oradan haber sitelerine bulaşan sahte haberlerle mücadele eden bağımsız, hevesli ve gerçeklerin gücüne inanan genç gazetecileriz. Yanlış bilginin önü alınması mümkün olmayan sonuçlara yol açmasını engellemek için internet kullanıcılarıyla birlikte yorulmaksızın çalışıyoruz. Bugüne dek internette dolaşan bine yakın bilginin yanlış, sahte, çarpıtma ve manipülasyon olduğunu açık kanıtlara dayanarak ortaya koyduk. Bizi Twitter’da yarım milyon kişinin takip etmesi, her gün onlarca kullanıcının karşılaştığı bilginin doğruluğunu bize danışması şaşırtıcı değil. Çünkü hiçbir taraf gözetmeden, kimsenin çıkarı için hareket etmeden, sadece gerçeklere ulaşma arzusuyla hareket ettik. Halk sağlığını tehdit eden ve dünyada olduğu kadar Türkiye’de de geri dönüşü olmayan sorunlara yol açma ihtimali olan iddialara yaklaşırken de aynı titizlikle hareket ediyoruz. Üzerinde çalıştığımız onlarca iddia için bilimsel kaynakları araştırıyoruz, uzmanlarla toplantılar yapıyor ve kanıtları topluyoruz." Kurgu sahte haberlerin hakkından gelebilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/kurgu-sahte-haberlerin-hakkindan-gelebilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" How Fiction Can Defeat Fake News "" başlığıyla Hint yazar Amitava Kumar imzasıyla Columbia Journalism Review Sonbahar 2019 sayısında yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. “ Kurgu yazımına bir hayalet musallat olmuş durumda: Korkarım ki romancılık yeteneklerim, sosyal medyada yalan söyleyen kişiler tarafından sınanıyor. Kurgu var, kurgu var— Linçe ve isyana yol açan yalanlar. Her ikisi de hikaye anlatıcılığına dayanıyor, ancak bu, bahçede de mezarlarda da toprak kullanıldığını söylemeye benziyor. Dilin her durumda kullanılış şekli, karşıt olmasa da tamamen farklı. ” Hint yazar Amitava Kumar Facebook'un anlık mesajlaşma servisi WhatsApp, tüm dünyaya günde altmış beş milyar mesaj iletiyor. Hindistan'daki kullanıcılar, çoğu sahte haber içeren bu mesajların büyük bir kısmından sorumlu. Geçen yıl, üzücü bir şekilde, adam kaçıranların, çocukları kaçırıp organlarını topladığına dair söylentiler, ülkenin farklı yerlerinde en az yirmi dokuz kişinin linç edilerek öldürülmesine sebep oldu. Bu kaçırılma olaylarından birini gösterdiği iddia edilen ve WhatsApp'ta viral olan bir video sebebiyle olayların fitili iyice ateşlendi; üstelik gazetecilerin ve polisin, videonun sahte olduğuna dair uyarılarına rağmen. Aslında video görüntüleri Pakistan'ın Karachi kentindeki çocuk kaçırmalarını önleme kuruluşunun reklamına aitti. Cinayetler ihbar edildikten sonra, BBC, reklamın yaratıcı yönetmeni Asrar Alam ile röportaj yaptı. ""Hiçbir şey söyleyemiyorum,"" dedi Alam. ""Bu videoyu kötü amaçlar için düzenleyen adamın yüzünü görmek istiyorum."" Bir karakteri şekillendirmek ve ona ses vermek, karakter ne kadar şeytani olursa olsun, bir yazarın en büyük arzusu. İnternet çağında, çevrimiçi olarak etkileşimde bulunduğunuz kişi çoğu zaman anonim ve sizi tehdit eden kişi uydurma bir ismin arkasına saklanır. Belki de Alam, şeytaniliğe bir surat vermek istediğini, çünkü kim olduğu belirsiz bir düşman fikrinin onun için dayanılmaz olduğunu söylemek istemiştir. Belki de sahte videoda tasvir edilen evrenin hissiyatının ve içselliğinin olmadığını söylüyordur. Her iki durumda da, bir şeyin— birinin— bir insanın varlığını istediği açıkça görülüyor. Edebiyat dünyası da böyle. ""İyi, anlamlı kurgu önceden var olan inançları doğrulamaz. Tüm varoluş nedeni, bu tür inançları bozmak ve bunlara meydan okumaktır."" Sahte haberlerin okuyucular için karşı koyulamaz olduğu ortada. Araştırmalar, insanların Twitter'da yanlış haberleri, gerçek haberlerden altı kat daha hızlı yaydıklarını gösteriyor. Tüketmek ve anlamak için belli bir zaman gereken ve karmaşık bir olay örgüsüyle kurulmuş romanlardan farklı olarak, sahte haberler tüketicilere çok az bağlamı olan veya hiç bağlamı olmayan, hazır sonuçlar sunar. Bunlar, nüans sağlamayan ve sorgulamaya davet etmeyen sansasyonel bilgilerdir. Bu hikayeler, şu an komplo teorileriyle ilgilenen, gerçekliğin arka sahnesine kapılan sayısız insan için oldukça çekici. Bilgi doğrulama genellikle aldatmacaları ortaya çıkarır, fakat bir şeyin yanlış olduğu kanıtlanana kadar, kimin umurunda? Mesele, “ yalan tarafından baştan çıkarılmanın heyecanı .” Edebi kurgudan farklı olarak, sahte haberler yeni bir şey sunmaz. Bunun yerine, mevcut, popüler önyargılara uyar. Basmakalıptır, genellikle duygusaldır ve rahatsız edici bir tekrarlama özelliğine sahiptir. Geçen yaz ortada dolaşan çocuk kaçırma videosu, türünün ilk örneği de değildi; benzer videolar Hindistan’da ilk olarak 2017 yılında WhatsApp'ta paylaşılıyordu. Bu videolar, adam kaçıran çetelere karşı insanları uyardıklarını iddia ederek ve parçalanmış çocuk cesetlerini göstererek tanıdık bir örüntü izliyorlardı. Videolar o kadar yayıldı ki polis, insanların bu görüntülere inanmamaları gerektiğini söyleyen bildiriler yayınladı. Yine de bu videolar, korkutucu bir intizam ile, insanları korkunç ve öngörülebilir şiddete doğru kışkırtmaya devam etti. Özellikle Müslümanlar sık sık sahte haberlerin hedefi oluyor. Hindistan'da, bu en sık sığır eti ile ilgili ihlallerde gerçekleşiyor: Müslüman bir adam, sığır eti yemek veya bir ineği öldürmekle suçlanıyor. Acımasızca dövülüyor. Hindu sloganlarını söylemek zorunda bırakılıyor. İzleyiciler de ona vahşice davranıyor; diğerleri telefonlarıyla video çekiyor. Polisler de genellikle suç ortağı oluyor. Üst düzey siyasi liderler bu cinayetler konusunda sessiz kalıyorlar, alenen olmasa da sessiz kalarak katillere destek veriyorlar. WhatsApp ile yayılan yalanlar ve söylentiler, dar görüşlü insanların silahlı kanun infazcıları gibi davranmalarını işte bu şekilde cesaretlendiriyor. Temmuz 2018'de, Alwar, Rajasthan'da, ineklerini köyüne götüren yirmi sekiz yaşındaki Müslüman bir sütçü, mezbahaya giden bir sığır kaçakçısı olduğu şüphesiyle bir çete tarafından dövüldü. Polis gelene kadar, olayın olduğu yerde yaralı şekilde yattı. Daha sonra Hindistan medyasında, polisin, adamı hastaneye götürmeden önce iki kez durduğu söylendi: İlk seferinde inekleri bir barınağa bırakmak, ikincisi de çay içmek için. Adam hastaneye ulaştıktan sonra öldüğü açıklandı. Bireysel acıma duygusu arayan bir yazar olarak Amitava Kumar, sütçü adamın hikayesindeki en dokunaklı şeyin, adamın babasının ifadesi olduğunu düşünüyor. Baba, oğlunun ineklerini çok sevdiğini ve onlar için yeterli yiyecek olmazsa aç kalmayı yeğleyeceğini söylemişti. Anton Çehov veya Alice Munro'nun hikayelerinde bulduğumuz türden gerçek bir sürpriz, bizi dünyaya dair hoşnutsuzluğumuzdan uzaklaştırır. Kendimiz hakkında bildiğimizi sandığımız şeylere, dahası, başkaları hakkında bildiğimizi sandığımız şeylere karşı şüpheci davranmamıza sebep olur. Ancak sahte haberler bunun tersini yapar. Dünyaya dair yetersiz ve hoşgörüsüz bir bakış açısı olan tutucu yandaşlar yaratmak için varlardır. Ekim 2018'de Amritsar'da, dini bir bayram sırasında yaklaşık altmış yolcunun ölümüyle sonuçlanan bir tren kazası yaşandı. Bir dezenformasyon kampanyası, trenin kondüktörünün Imtiaz Ali isimli Müslüman bir adam olduğunu söyledi ki bu tamamen uydurma çünkü asıl sürücü bir Hindu ismine sahip olan Arvind Kumar'dı. Bu büyük trajedi, sahte haber trajedisi ile daha da yoğunlaştı. "" Sık sık kendime soruyorum: Bu kurguları kim hayal ediyor ve aklın bu karanlık köşeleri nerede? İyi, anlamlı kurgu önceden var olan inançları doğrulamaz. Tüm varoluş nedeni, bu tür inançları bozmak ve bunlara meydan okumaktır. Basitliğe karşı, karmaşıklık. Yargılamaya karşı, anlayış. Sahte haberlere karşı, gerçek hayatın radikal sürprizleri. "" - Amitava Kumar" Şeffaflık beyanını kabul ederek Açık Açık Sosyal Girişim’de yerimizi aldık,https://teyit.org/teyitpedia/seffaflik-beyanini-kabul-ederek-acik-acik-sosyal-girisimde-yerimizi-aldik,"Teyit olarak geride bıraktığımız yıllar boyunca yüzlerce haberin doğrusunu araştırmaya çalıştık, kriz anlarında hazırladığımız içeriklerle şüpheli bilginin yayılmasını önlemek her dönem öncelikli misyonumuz oldu. Hazırladığımız video içerikler, verdiğimiz eğitimler, hepsi bir evrenin tamamlayıcı parçaları niteliğinde. Ancak tüm bunları yaparken unutmamamız gereken bir nokta vardı. O da tüm bu yaptıklarımızın sosyal etkisi. Öncelikli amacımız toplumda yer etmiş şüpheli haber sorununu çözmek. Bunu yaparken de kendimizi kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olarak tanımlıyoruz. Gelir elde eden ve bu geliri de organizasyonunu büyütebilmek için harcayan ve sosyal fayda gözeten bir model peşindeyiz. İşte tam da bu yüzden artık önemli bir oluşumun da parçasıyız. Teyit olarak, Açık Açık Sosyal Girişim beyanını imzalayarak şeffaflık içinde sosyal girişimler ekosisteminde biz de varız. Açık Açık Sosyal Girişimler , dünyanın ilk ve en geniş sosyal girişimcilik organizasyonu Ashoka’nın Türkiye ayağı , Açık Açık Derneği ve ekolojik ve adil iş modellerinin toplumsal yararlarıyla ilgili bilinç yaratmak için kurulan Türetim Ekonomisi Derneği ’nin katkılarıyla oluşturulmuş bir platform. Amacı ise gezegenimizin içinde bulunduğu yaşam krizinin içinde birçok şey kötüye giderken ekolojik ve sosyal adaletin, sürdürülebilirliğin korunmasına katkı koymak. Açık Açık Sosyal Girişimler bu bağlamda sosyal girişimlerin bugünün ve geleceğin iş modeli olduğuna inanıyor. Ancak, sosyal girişim kavramının da net olarak tanımlanması şüphesiz önemli bir ihtiyaç. Platform, sosyal girişimlerin sosyal ve ekolojik etkileri, mali durumları ve işleyişleri konusunda topluma hesap verebilir ve şeffaf olması gerektiğine inanıyor. Bu da haliyle belli prensip ve kriterleri bir araya getiriyor. İşte tam da bu yüzden Açık Açık Sosyal Girişim bu konuda faaliyet gösteren organizasyonları bir araya getirerek daha da görünür olması motivasyonuyla yola çıktı. Teyit olarak biz de bu platformun bir parçasıyız. Peki Açık Açık Sosyal Girişim’in parçası olmakla birlikte ne gibi sorumluluklar kapsayan bir beyanı imzaladık? Açık Açık Sosyal Girişimler beyanı dört ana başlıkta toplanıyor. Değerler, finansal tablo, sosyal etki ve işleyiş. Değerler başlığında doğa ve insan haklarını tanımak, hiçbir birey veya kuruma yönelik milliyet, ırk, cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelim din ya da belli kriterlerle ayrımcılık yapmamak, hiçbir şiddet eylemine katılmamak, hak edilmeyen herhangi bir gelir, ayrıcalık elde etmeye kalkmamak gibi başlıklar var. Finansal tabloda ürün, hizmet veya hisse satışlarından elde edilen kârın büyük oranda sosyal etkiyi maksimize etmek için tekrar kullanılması, kredi, yatırım gibi araçların sosyal etkiyi artırmak için gibi başlıklar var. Sosyal etki kriterleri incelendiğinde ise nasıl bir toplumsal etki yaratmanın planlandığı büyük bir öncelik. Nasıl bir yol haritası planlanıyor, etkiyi ölçmek için ne gibi çaba sarf ediyor? Bu soruların yanıtı bir sosyal girişim için büyük öneme sahip. Bunun çıktılarını kamuoyu ve ilgili paydaşlarla paylaşmak da sorumluluk beyanının bir parçası. Son başlık ise işleyiş . Güvenli, adil ücret politikasına sahip ve sağlıklı bir çalışma ortamı bir sosyal girişimin olmazsa olmazı. Hizmetlerin tanıtımı, dağıtımı ve benzeri her aşamada doğa, toplum ve insan haklarını önemsemek de bir diğer nokta. Teyit olarak saydığımız ve daha fazlasını içinde barındıran değerler doğrultusunda Açık Açık Sosyal Girişimler’in sorumluluk beyanını kabul ettik . Sorumluluklarımızın farkındayız ve sosyal etkimizi artıracak çalışmalarımızı her geçen gün geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yüzden Açık Açık Sosyal Girişimler gibi oluşumları fazlasıyla önemsiyoruz. Kabul ettiğimiz Sosyal Girişim Beyanı’nın tamamını burada görebilirsiniz." Araştırma: Aşı karşıtları çevrimiçi tacizi gerçek dünyaya taşıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-asi-karsitlari-cevrimici-tacizi-gercek-dunyaya-tasiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Anti-vaccine groups take dangerous online harassment into the real world "" başlığıyla NBC News tarafından 6 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Ekim ayında, Dr. Eve Krief, New York Long Island'daki pediyatri kliniğinin penceresinden yaklaşık 20 kadının çimlerde toplanmasını izledi. New York ve Kaliforniya'da yaşayan bir grup aşı karşıtı aktivist, ellerinde ""Hastalık değil, gerçekleri yayıyoruz,"" gibi mesajlarla dolu pankartlarla, dini gerekçelerle aşı muafiyetini kaldıran eyalet yasasını desteklediği için Krief'i protesto etmeye gelmişlerdi. Bazı protestocular pankartlarla otururken, diğerleri otoparktaki arabaların cam sileceklerinin altına aşı karşıtı propaganda broşürleri bırakıyordu. Birkaç kişi, bebekleriyle binaya giren ebeveynlere, ""Bebeğinize aşı yaptırıyor musunuz?"" diye soruyordu. Krief bu kadınlarla daha önce karşılaşmıştı. Birkaç hafta öncesinde, aşı mevzuatı tasarısı hakkında bir topluluk toplantısından sonra onu arabasına kadar takip eden grup liderini yani şehrin yerlisi bir anneyi tanımıştı. Krief'e göre tasarının yürürlüğe girmesi, aşı karşıtlarının kişisel tercihlerini dini gerekçeler arkasına gizleyerek daha şiddetli protestolar gerçekleştirmesine neden oluyor. Ayrıca bu kişiler, Krief'in kliniğinde tedavi gören hastalar olmasalar da, Yelp ve Health Grades hesaplarına olumsuz yorumlar bırakıyorlar. Ancak yüz yüze yapılan protestolar ve hastalarla etkileşim tamamen farklı. ""Rahatsız edici,"" diyor Krief bu durum için ve ofisinin, yaşananlar nedeniyle güvenlik önlemlerini artırdığını söylüyor. Aşı karşıtı örgütçüler için ise Krief'in sıkıntı çekmesi, başarılarının bir göstergesi. ""Söylemeye gerek yok,"" diyor örgütçülerden biri Facebook hesabında ""dün varlığımızla Krief'in keyfini kaçırdık."" 20 Temmuz 2019'da San Diego Comic-Con'un gerçekleştiği binanın dışında protesto yapan aşı karşıtları (Kaynak: Daniel Knighton / Getty Images ) Aşı karşıtlığı geçmişte büyük ölçüde çevrimiçi zorbalıkla sınırlıydı. Ancak artık aşı karşıtları, taciz taktiklerini giderek daha çok gerçek dünyaya uyarlıyor: Saldırgan bir şekilde kongre üyelerini ve doktorları takip ediyor ve bazı durumlarda fiziksel şiddete başvuruyorlar. Ancak son yıllarda aşı karşıtlığının arttığı kadar kızamık vakaları da artıyor. Kaliforniya ve New York'ta meydana gelen büyük salgınlar nedeniyle bu eyaletlerdeki kongre üyeleri, okula giden çocuklar için aşı zorunluluğunu artırdı. Ancak aşı karşıtı gruplardan gelen tepki de hızlı ve şiddetli oldu. Çevrimiçi komplo teorisyeni Austin Bennett, Kaliforniya yasasını öneren Senatör Dr. Richard Pan'i itip kakışını canlı olarak yayınladı. Bennett daha sonra hafif suçla yargılandı. Sonraki ay, Kaliforniya Eyalet Kongre Binasının önündeki protestoya katılan Rebecca Dalelio, polisin iddiasına göre, içerideki kongre üyelerine içi kan dolu adet kabı attığı için fiili saldırı ve vandalizmle suçlandı. Aynı zamanda pediyatrist Pan, Dalelio'nun hedefinin kendisi olduğundan şüpheleniyor: Kap, kongrenin zeminine çarptığında ""herkesin üzerine kan sıçradı."" Pan, aşı karşıtı grupların konferanslarda, konuşmalarda, hatta Washington'daki Bilim Yürüyüşü'nde bile onu takip ettiğini söylüyor. Kongre üyeleri olarak, ""her türlü tartışmalı meseleyle uğraşıyoruz— silah, kürtaj, insanların çok tutkulu olduğu birçok sorun,"" diyor Pan. ""Fakat aşı karşıtı radikallerin bunu ele alış şekli başka herhangi bir grubu aşıyor."" Aşı karşıtların ana hedefi kızamık, kabakulak ve kızamıkçığa karşı koruma sağlayan Kızamık Kızamıkçık Kabakulak (KKK) aşısı. Aşı ile otizm ve ani bebek ölümü sendromu dahil olmak üzere çeşitli durumlar arasındaki yanlış bağlantılar, sosyal medyada yaygın bir şekilde dolaşıma sokuluyor. Bu iddia edilen bağlantılar tamamen çürütülmüş durumda. Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) büyük ölçüde aşılama sayesinde 2000 yılından bu yana dünya çapında kızamık vakalarında yüzde 66'lık bir düşüş olduğunu bildirdi. Rapora göre, KKK aşısı sayesinde dünyada 23 milyon 2 bin kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin ediliyor. Ancak kızamık vakalarında düşme eğilimi, endişe verici derecede tersine dönme belirtileri gösteriyor. Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezlerine (CDC) göre, bu yıl ABD'de, 31 eyalette bin 261 kızamık vakası rapor edildi: Bu da neredeyse otuz yılda görülen en yüksek sayı. Kasım ayında New York'taki bir bulaşıcı hastalıklar konferansı sırasında Dr. Peter Hotez, bir otelde aşı karşıtı birkaç protestocu tarafından takip edildi. Saldırganlar, Hotez'i aşı aldatmacalarıyla ilgili soru yağmuruna tutarken video çekiyorlardı. Hotez, aşı bilimci, Baylor Tıp Üniversitesi Ulusal Tropikal Tıp Fakültesi dekanı ve ""Aşı Rachel'ın Otizmine Sebep Olmadı"" isimli kitabın yazarı. Hotez tweet atarak , kendi kelimeleriyle ""otelden sağ salim çıkarıldığı için"" otel görevlisine teşekkür etti. ""20 yıldır hedefleriyim,"" diyor Hotez. Fakat gerçek hayattaki taciz ""korkunç bir şekilde normalleşiyor."" Aşı karşıtları yıllardır Hotez'in sosyal medya hesaplarını taciz ederek, hiçbir zaman ilaç üreticilerinden para almamasına rağmen ona ilaç sektörünün üçkağıtçısı diyorlar. Hotez, aşı karşıtı hareket büyüdükçe, önce sosyal medyada, daha sonra da Amazon aracılığıyla kitap ve video satışıyla tacizin arttığını söylüyor. Aşı karşıtı hareket tarafından hedef alınan birçok doktor ve bilim insanı, yanlış bilgilendirmeyle ve onu izleyen tacizle büyük ölçüde kendi başlarına mücadele etmeye bırakılıyor. Hotez'e göre, Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC), sağlık bakanı ve son zamanlara kadar büyük tıp dernekleri ve doktorlar bile aşı protestocuları tarafından yayılan yanlış bilgiyi etkisiz hâle getirme konusunda yavaş davranıyor. Aşı karşıtı kalabalıkla savaşma isteksizliğinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. ""Gelecekte kızamık salgınları, grip ölümleri olabilir,"" diyor Hotez. Anüs, penis ve boğaz kanserlerinin yanı sıra rahim ağzı kanserine karşı da koruyan HPV aşısından bahsederek, ""Koca bir nesil kadını kansere mahkum ediyoruz,"" diyor. Bu saldırgan protestoların ve eylemlerin merkezinde, aşı nedeniyle oğlunun tekerlekli sandalyeye mahkum kaldığını iddia eden Joshua Coleman var. 2015 yılında yerel bir ilkokuldaki park yeriyle ilgili bir kavga sonucunda bir çocuğa karşı kasıtlı zulümle suçlanan Coleman, Hotez'i hedefleyen etkinliğe benzer etkinlikler düzenliyor. Ayrıca, son zamanlardaki protestoların olmazsa olmazı hâline gelen, aşıya yönelik yanlış bilgilerle dolu siyah kırmızı pankart şablonları hazırlıyor. Aşı savunucuları, bu yeni protestoları, Westboro Baptist Kilisesinin reklam kampanyalarına benzetiyor: İkisi de medyanın ilgilendiği etkinliklerde yoldan geçenleri taciz etmekle birlikte saldırgan pankartlara ve bazen de kostümlere yer veriyor. Times Meydanı, Disneyland ve açıksözlü bir aşı destekçisi olan aktris Kristin Bell'in rol aldığı Frozen II filminin galasındaki etkinlikler başarılı olarak görülüyor ve aşı karşıtı topluluklar tarafından Facebook ve Instagram sayfalarında geniş çapta paylaşılıyor. Bell mükemmel bir hedef; aktivistler son zamanlarda, Bell'in, Hollywood Şöhret Yolu'ndaki yıldızının açılışına davetsiz katıldılar ve konuk olduğu Jimmy Kimmel'ın programını kesintiye uğrattılar. Gerçek dünyada doktorlara, bilim insanlarına ve aşı yanlılarına yönelik saldırılar, Facebook ve Youtube'un bu yıl aldığı, platformlarında aşıyla ilgili yanlış bilgiyi dizginlemeye dair kararlara yönelik doğrudan tepkiler . Platformların ""aşıya dair yanlış bilgilendirme"" olarak etiketlediği içerik ve videolar 2016'da olduğu gibi görülmüyor ve paylaşılmıyor. ""Artık videolar aracılığıyla çevrimiçi iletişim kurup insanların görmesini sağlayamıyorum,"" diyor Coleman. ""Olayın pankartlar ve broşürlerle sokağa taşınmasına sebep olan şey de aslında bu."" Coleman yoğun bir şekilde seyahat ediyor; Kasım ayında New York, Kaliforniya ve Hawaii'deydi. Coleman'ın söylediğine göre, bu seyahatlerin masrafları, protestoların planlanması ve belgelenmesi karşılığında ona havayolu millerini veren, para toplayan veya ücretsiz kalacak yer temin eden insanlar tarafından karşılanıyor. Coleman taciz iddialarını reddediyor. ""Bu insanlar olayları büyütüyor,"" diyor Coleman. Senatör Pan'a kan fırlatan kadın gibi örnekler verildiğinde ise Coleman kendini ve bu büyük hareketi bunlardan uzak tutuyor. ""Herkes gibi ben de dehşete kapıldım,"" diyor. ""Bu, bizim insanımızın çoğunun davranışını temsil etmiyor."" Gerçekten de Coleman ve diğer önde gelen aşı karşıtı gruplar, suçluların, büyük hareketle ilişkili olmadığını söylüyor. Ancak Coleman'ın pankartları, Senatör Pan'ın bölgesinde düşük gelirli sakinlere grip aşısının yapıldığı okulda Şükran Günü için düzenlenen bir bağış etkinliğinde de vardı. Aktivistlerden biri, Facebook'ta okulun spor salonunun içinden canlı yayın yaptı. Videoda, bağış etkinliğine katılan ebeveynlere aşının zararlı olduğunu söylerken Pan ve yardımcısıyla alay ediyordu. 'Vaccinate California'nın anne-baba grubu sözcüsü Leah Russin, devam eden tacizin, kamu sağlığı savunucuları ve anne-babalar arasında soğutma etkisi yaratabileceğini söyüyor. ""Fiziksel şiddet tehlikesi her zaman vardı,"" diyor Russin. ""Ama bence son zamanlarda gerçekliği arttı. Korkum, bunun halk sağlığı savunucularını bastırıp durdurabilecek olması."" Aşı karşıtlığı eleştirisinin Florida'da etkili olduğu kanıtlandı. Senatör Lauren Book, eyaletteki okul çocuklarının, dini gerekçelerle aşıdan muaf olmalarını engelleyen bir yasa tasarısı hazırladı. Aşı karşıtı ebeveynler ve gruplar kısa süre içinde açık duruşmaları doldurarak senato üyelerinin, öneriyi reddetmeleri konusunda ısrar etti. Book aynı zamanda aşı karşıtı gruplar tarafından yürütülen, sosyal medyadaki küfür dolu karalama kampanyasının hedefi oldu. Bu gruplar ayrıca Book'u, Adolf Hitler kılığına sokan (Book aslında Yahudi) görseller de yaydı. Senato, tasarıyı tartışmayı reddetti ve tasarı senatodan geçmedi. ""Bu insanların ciddi bir grup olduğunu biliyordum ama savundukları şeye dair hırslarını bilmiyordum,"" diyor Book. ""Karşılıklı konuşma yok. Ortak payda yok."" ""Çok, çok zor bir yol oldu,"" diye ekliyor. Hem Pan hem de Book, tasarılar hakkında samimi soruları veya endişeleri olan insanlarla diyalog kurmak istediklerini ancak şiddetin, kırmızı çizgileri olduğunu söylüyor. ""Komplo teorilerine dayalı politikalar yürütmek ülkemiz için iyi değil. Toplum için iyi değil. Politikaların gerçeğe dayandırılması gerekiyor,"" diyor Pan. ""Net olmalıyız: Bu tür zorbalık ve gözdağı kabul edilemez."" Long Island'da çalışan pediyatrist Krief, hastaları aşı yaptırmaya ikna etmenin ve anna-babaların sorularını cevaplamanın ""en büyük sorumluluğu"" olduğunu söylüyor. ""Aşı sayesinde milyonlarca çocuğun hayatını kurtardık. Ancak insanların, bu hastalıkların geçmişte neden olduğu zararı ve ölümü görmediği bir çağda yaşıyoruz,"" diyor Krief. ""Bunu yaşamadıkları için anlamıyorlar.""" Araştırma: Aşı karşıtı hareket Instagram etiketleriyle yayılmaya devam ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-asi-karsiti-hareket-instagram-etiketleriyle-yayilmaya-devam-ediyor,"*Bu içerik ilk kez "" How anti-vaxxers get around and Instagram’s new hashtag controls"" başlığıyla Coda Story tarafından 6 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. 2019 yılının Mart ayında, Ohio'lu genç Ethan Lindenberger, Washington'daki ABD Senato Komitesi'nin karşısına çıkmıştı. Gözlük, takım elbise ve kravat takmış, saçlarını özenle taramış ve annesinin kendisine aşı yaptırmayı reddedişini anlatmıştı. Ethan, 13 yaşındayken annesinin aşıya dair görüşlerine karşı çıkmaya başlamış, annesinin fikirleri ise internette bulduğu komplo teorileriyle güçlenmişti. ""Annem kendi lehinde kanıtlar bulabilmek için aşı karşıtı gruplara ve sosyal medyaya yönelmişti,"" demişti Linderberger, komiteye. Senato, önlenebilir hastalıkların yeniden ortaya çıkmasının arkasındaki nedenleri incelemek üzere toplanmıştı. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Amerikalı doktorlar, yıllardır görülen en kötü kızamık salgınıyla mücadele ediyor. Küresel olarak ise, neredeyse tükenmenin eşiğinde olan çocuk felci, ölümcül bir dönüş yapıyor . Facebook, Lindenberger'in konuşmasının ardından artan baskıya yanıt vererek, platformlarında aşı karşıtı gönderileri öne çıkarmaktan vazgeçeceğini ve aramalarda aşı karşıtı içerik bulmayı zorlaştıracağını taahhüt etmişti. Ancak Coda’nın kanıtlarına göre sekiz ayın ardından aşı karşıtı hareket, Facebook'a ait olan Instagram'a akın etti ve dezenformasyon un yayılmasını engelleyen algoritmaya kafa tutuyor. Mart ayında ABD Senato Komitesi karşısında ifade veren 18 yaşındaki Ethan Lindenberger. Kaynak: Anastasia Gviniashvili Bu yılın ilkbaharına kadar aşı karşıtları, Instagram'da özgürlüğün tadını çıkarıyorlardı. Quebec'te yaşayan aşı yanlısı ve @queenofvaccines isimli hesabın yöneticisi 22 yaşındaki Anne-Julie Dionne bu konuda şöyle söylüyor: ""İstedikleri her şeyi diledikleri gibi yapabiliyorlardı."" Mayıs ayında Instagram, #vaccinescauseAIDS ( aşı AIDS'e yol açar ), #vaccineskill ( aşı öldürür ) ve #vaccinescauseautism ( aşı otizme sebep olur ) gibi en popüler aşı karşıtı etiketlerin bazılarını engelledi. Ancak, aşı karşıtı Instagram kullanıcıları, #learntherisk ( tehlikeyi öğren ) ve #justasking ( sadece soruyorum ) gibi 40'tan fazla şifreli etiket kullanarak bu kontrolleri aşıyorlar. Çevrimiçi tacizden korktuğu için anonim kalmak isteyen, aşı yanlısı @vaccinesinvogue hesabının yöneticisi 29 yaşındaki California'lı çocuk doktoru Alice bu konuda şöyle söyledi: ""Bu iş kadar basit değil ve bunlar, bilgi arayan aileler için yanıltıcı olabilir."" Instagram taramasından kaçmak için aşıyı (vaccines) ç harfiyle yazmak (vaççines) veya parantez kullanmak (va((ines) gibi taktikler de platformda hızla artıyor. ""Etrafta öncekinden daha çok olmasa da aynı derecede yanlış bilgi dolaşıyor,"" dedi Alice. ""Bilgilerini yaymak için aynı etiketi kullanan bu kişiler özel bir grup oluşturuyorlar."" Bir başka taktik, kürtaj hakkı ve cinsel rıza konularda mücadele eden Instagram kullanıcılarının kullandığı, örneğin #righttochoose (seçme hakkı), #mybodymychoce ( benim bedenim benim kararım ) ve #bodilyautonomy ( beden özgürlüğü ) gibi etiketleri kullanmak. Bu etiketlerin çoğu, şu anda aşı karşıtı propaganda ile dolmuş durumda. Özellikle #idonotconsent ( rızam yok ) isimli etiket, aşı karşıtları tarafından seçilmiş durumda. Geçen ay bu etikete sahip gönderilerin dörtte üçü aşı karşıtlığı içeriyordu. New York'ta yaşayan 24 yaşındaki Kanadalı aşı karşıtı Holly, @novaccinesnoworries isimli hesabın yöneticisi. Holly, aşı yanlısı gruplar tarafından kullanılan etiketleri kullanıyor. ""Benimki gibi hesaplar, aşı yanlısı etiketler kullanmaya başladı. Bizim kullandığımız etiketler ağır bir şekilde sansürlendiğinden, #vaxwithme ( benimle birlikte aşı yaptır ) ve #provax ( aşı yanlılığı ) etiketlerini kullanıyorum,"" diyor. Aşı karşıtı kullanıcılar Facebook'un, aşı karşıtı içerikleri öne çıkarmayı engelleme çabalarının etkilerini hissettiklerinden, Instagram'a yöneldiler. ""Bence Facebook'ta bilgi paylaşmak çok daha zor. Facebook'ta gönderiler çok daha hızlı kaldırılıyor ve daha fazla denetleniyor,"" diyor Holly. ""Ama Instagram'da, sansürlense dahi o kadar sert denetlenmiyor. Gönderiler o kadar da kolay kaldırılmıyor- birileri şikayet etse bile bu nadiren oluyor."" Şu anda aşı karşıtları tarafından kullanılan etiketlerde dolaşırsanız, aşılar ve otizm arasındaki var olmayan bağlantı veya grip aşısının çocuk düşürmeye yol açtığına dair yanlış iddialar gibi, geniş kitleler tarafından çürütülmüş sözde bilim verilerini görebilirsiniz. ""Aşı yüzünden yüzlerce bebek öldürüldü,"" iddiası, geçen ay oldukça yaygın olan sahte iddialardan biri. Bu ise Kasım ayında #idonotconsent ( rızam yok ) etiketi içeren popüler ve birçok kez repost edilmiş bir dezenformasyon örneği:"" Eğer çocuklarınızda astım, otizm, epilepsi, depresyon, diyabet, kanser, besin alerjisi, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu), anksiyete, egzema varsa sakın onlara aşı yaptırdığınızı ve 'hiçbir şeyleri olmadığını' söylemeyin."" Etiketlerin toplamı 240 bin gönderiden oluşuyor. Instagram, aşı karşıtı bir etiketi kapatmak için hangi kriterin gerekli olduğu konusunda yorum yapmıyor ve bunun, platformun yanlış bilgilendirme karşıtı savunmasını zayıflatacağını belirtiyor. Instagram, aşı karşıtlarının, şirketin kurallarını ihlal etmediğini açıkça belirtti. ""Aşı karşıtı içerikler, politikalarımıza aykırı değil ve bu tür bir içeriğe sahip olduğu için bir etikete karşı işlem başlatmayacağız,"" diyor Facebook şirket sözcüsü Stephanie Otway bir emailde. ""Bir etiket belirli bir miktarda yanlış bilgi içeriyorsa onu kısıtlayabilir veya tamamen engelleyebiliriz."" Coda, önemli ölçüde aşı karşıtı içerik barındıran etiketlerin listesini Instagram'la paylaştıktan sonra, #vaccineskill ( aşı öldürür ), #noflushot ( grip aşısına hayır ), #learntherisk ( tehlikeyi öğren ), #researchdontregret ( araştır, pişman olma ) ve #stoppoisoningyourkids ( çocuklarınızı zehirlemeyi bırakın ) etiketleri kaldırıldı. Ancak bir sürü aşı karşıtı etiket hâlâ duruyor ve her hafta kullanıcılar tarafından yenileri oluşuturulup takip ediliyor. Dezenformasyon uzmanı ve Vaccinate California isimli savunma grubunun kurucu ortağı Renee di Resta, Instagram için ""zor olan şey, kötü bilgi ile ifade özgürlüğü arasında bir denge kurmaya çalışmaları,"" diyor. Instagram ile ilgili başka bir sorun ise, di Resta'nın "" tutku asimetrisi "" olarak adlandırdığı şey. ""Kendini konuya dahil edenlerde gerçek bir tutku asimetrisi var. Aşı yaptıran insanların ezici çoğunluğunun, aşıyla ilgili tamamen olumlu tecrübesi var,"" diyor di Resta. Bu, aşılarla ilgili kampanyaların başlatılması anlamına gelebilir. ""Bu, 'dünyanın yuvarlak oluşu hakkında tweet atacağım' demekle aynı şey."" Dionne ve Alice gibi aşı yanlısı hesaplar, çok daha zor takipçi kazanma eğilimindeler. Alice bununla başa çıkmak için, kendi aşı yanlısı içeriklerine aşı karşıtı etiketler ekliyor. Aşı karşıtı meme'lerin arasında, Alice'in göze çarpan ""milenyum pembesi"" renkli gönderileri dikkat çekiyor. ""Amacım çok fazla takipçi edinmek değil, sadece bu bilgiyi paylaşmak."" ABD merkezli siber güvenlik şirketi Safeguard Cyber'in başkanı ve ortak kurucusu Otavio Freire, aşı karşıtı içeriğin, yabancı botlar ve troller tarafından yürütülen dezenformasyon kampanyalarında tercih edilen hassas bir nokta olduğunu söyledi. ""Bölücülük ve öfke yaratmak için mükemmel olan bazı konular var. Bu meme'lerin yapmaya çalıştığı şey de bu,"" diyor Freire. ""Bu hesapların ezici çoğunluğu, Instagram'ın belirli bir şekilde davranmasına sebep oluyor: Algoritmayı aldatıyorlar."" Freire, bu uygulamayı "" meme savaşı"" olarak nitelendiriyor. Bu terim, meme yoluyla gerçekleştirilen modern bilgi savaşını tanımlamak için kullanılıyor. "" Meme 'ler kolay tüketilebilir, bakması kolaydır,"" diyor Freire. ""Dezenformasyonun güçlendirilmesi için harikadırlar ve bakın şu işe, görüntü paylaşımı için en iyi platform hangisi? Instagram."" Aşı karşıtlarının faydasına olduğu ortaya çıkan bir başka Instagram özelliği ise, uygulamanın kullanıcıların kendi profillerinin ""biyografi"" alanları dışında link paylaşmalarına izin vermemesi. Bu da alıntı ve hesap verme zorunluluğu olmadan temelsiz bilgi paylaşımını kolaylaştırıyor. Aşı yanlısı Dionne şöyle söyledi: ""Facebook'ta sevdiğim şey, makale ve link paylaşabilmeniz. Instagram, insanları makale açıp okumaktan alıkoyuyor. Ben linkleri yine de koyuyorum."" Ancak bu, çabalarını boşa çıkarabiliyor. Aşı karşıtları sık sık Dionne’dan aşıların güvenli olduğuna dair ""kanıt"" istiyorlar. Eylül ayında, Facebook ve Instagram, dezenformasyonu sınırlamak ve aşılarla ilgili farkındalığı artırmak için bir önlem daha getirdi: Kullanıcılar, artık aşıları arattığında, Hastalık Kontrol Merkezini veya Dünya Sağlık Örgütünü ziyaret etmek isteyip istemediklerini soran bir açılır pencere ile karşılaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü Dr. Tedros Adhamnom Ghebreyesus bu özelliği memnuniyetle karşıladığını belirten bir açıklama yaptı. ""Başlıca dijital organizasyonların, kullanıcılarına karşı, aşılarla ilgili gerçeklere erişmelerini sağlamak için sorumlulukları var,"" dedi. Günlük olarak aşı hareketini takip edenler bu konuda daha az iyimser. ""Instagram artık, toplumdaki kazananları ve kaybedenleri seçiyor— bunun gerçek soruna yönelik daha iyi bir fikir özgürlüğü yaklaşımı olup olmadığını bilmiyorum,” diyor Freire. Freire’e göre uygulama, yanlış içeriğin hüküm sürmesine izin veren algoritmasının öncelikli olarak çözülmesi gerekiyor. Kullanıcılar, Dünya Sağlık Örgütünün internet sitesini ziyaret etmek yerine, ""yine de gönderileri gör"" seçeneğini işaretleyerek en popüler aşı karşıtı hesapların bir kısmı ile karşılaşabiliyorlar. ""Sanki 'altta yatan semptomla başa çıkamıyoruz, bu yüzden açılır pencere ile arabuluculuk yapmaya çalışalım' diyorlarmış gibi– nihayetinde dezenformasyonun sebebine değil, semptomuna saldırıyorlar.""" Google Haritalar yardımıyla nasıl iz süreriz?,https://teyit.org/teyitpedia/google-haritalar-yardimiyla-nasil-iz-sureriz,"Cadde ve sokak isimleri, sanal alemin favori konularından. Örneğin, geçen aylarda Orta Dünya adlı hesaptan yapılan bir paylaşımda , Kaliforniya San Jose’de bazı sokak ve caddelere J.R.R Tolkien'in kaleme aldığı Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan mekan ve karakterlere ait isimlerin verildiği öne sürüldü. Hatta sokaklardan fotoğraflar da paylaşıldı. Peki gerçekten San Jose’de adı Baggins, Brandybuck, Theoden ve Isengard olan sokak ve caddeler var mı? Bu konuda bir araştırma yapmak istediğinizde hangi yolları izlemelisiniz? Bu şüpheyi ortadan kaldırabilmek için ilk yapılması gereken, hangi doğrulama aracının daha uygun olacağını kestirebilmek. Teyit 'in en çok başvurduğu doğrulama araçlarından biri olan Google Maps, bu konuda bize yardımcı olabilir. Google Maps, dünyanın dört köşesindeki ülke, şehir, mahalle ve sokak detaylarını hem iki hem de üç boyutlu olarak bulabileceğimiz bir haritalama sistemi. Google Maps şimdilik, gördüğünüz bir fotoğrafın nereden olduğunu söyleyecek kadar gelişkin bir araç değil. Ancak görüntülerdeki ipuçlarını kullanarak lokasyon tespiti yapabilmeniz mümkün. Binalar, dağların yapısı, tıpkı bu örnekte olduğu gibi sokak, cadde isimleri gibi detaylar sizi aradığınız sonuca ulaştırabilir. İddiada, bölge adı da verildiğinden şanslıyız: ABD’nin Kaliforniya kentindeki San Jose bölgesi. Google Maps ’te sol üstte yer alan arama butonuna fotoğraflarda gördüğünüz isimlerden birini yazarak başlayabilirsiniz: Örneğin “Baggins, San Jose”. İddiada yer alan fotoğraflarda mekan ve karakterlerin isimlerinin yazıldığı tabelalar görüyorduk. Bu nedenle haritanın bize gösterdiği bölgede kısa bir gezintiye çıkarak o tabelalara ulaşabiliriz. Sol altta sarı renkli bir insan figürü görüyoruz. Bu insancığı kulağından tutup haritanın size gösterdiği bölgeye attığınızda, artık o caddede, sokakta rahatlıkla gezebilirsiniz. İddiadaki tabelalarda yer alan isimler de aynı yöntemlerle bulunabilir. Haritaya daha geniş bir açıdan bakıldığında diğer cadde, sokak isimleri hemen karşınıza çıkıyor. Bu kısma kadar yaptıklarımız hepimizin kolayca yapabileceği türden şeyler. Fakat Google Maps ve onun gibi diğer haritalama sistemlerini kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Tarih. Kulağından tutup attığımız insancığı hatırlarsınız. Onu bulunmak istediğimiz bölgeye taşıdığımızda karşınıza gelen ekranın sağ alt köşesinde “görüntünün çekilme tarihi” ibaresini görebilirsiniz. Örneğin aşağıdaki lokasyon oldukça yakın bir zamanda görüntülenmiş. Peki ya geçmiş bir görüntü arıyorsak? Google Maps, Street View seçeneğiyle bu imkanı da sunuyor. Oturduğunuz mahalleyi, çocukluğunuzun geçtiği sokakları hatırladığınız halleriyle de görmek isteyebilirsiniz, ama Teyit için önemli olan şüpheli fotoğraf ya da videodaki ipuçlarını değerlendirmek. Yüzüklerin Efendisi’nin kahramanı Frodo Baggins, Google Maps’i kullanabilse yüzüğü Mordor’a daha kolay ulaştırabilirdi, ama bu bizim konumuz değil. O yüzden yeniden adının verildiği sokağa dönebiliriz. Street View sayesinde Baggins sokağının 2011 yılından bu yana alınan görüntülerine ulaşabiliyoruz. Bulunduğunuz cadde ya da sokaktayken sol tarafta yer alan Street View’e tıklamanız yeterli. Ancak burada şu detayı unutmamak gerekiyor. Bulunduğumuz konum 2013 ve 2019’a ilişkin görüntüleri içeriyor olabilir, ancak bir adım sola ya da bir adım sağa gittiğinizde, çok daha eski tarihli ya da farklı yıllardan görüntülerle karşılaşmamız mümkün. Örneğin bu bölgede bir adım ileriye gittiğimizde 2011 yılından bir görüntüyle karşılaşabiliyoruz. Çünkü Google Maps’teki sokak görüntüleri, farklı tarihlerde çekilmiş çok sayıda görselin birleştirilmesiyle elde ediliyor. Baggins Ct.’nin Nisan 2011 yılındaki görünümü Google Maps’le ilgili bir diğer ipucu ise iki farklı harita görüntüleme metoduyla kullanılabilir olması. Bir bölgeyi uydu ya da harita modu ile görüntüleyebilirsiniz. Uydu modu size görmek istediğiniz caddeleri, ormanlık alanları hatta evinizin önüne park ettiğiniz aracı bile kuşbakışı gösterebilir. Harita modunda ise cadde, sokak, yol ve birer çizgi şeklinde evlerin çatılarını görebilirsiniz ve yolunuzu daha kolay bulabilirsiniz. Google Maps uydu görüntüsü Google Maps’ten bahsettik ancak daha gelişmiş bir seçenek olan ve dünyanın her yerine üç boyutlu görüntülerle ulaşabileceğiniz Google Earth Pro ’dan da bahsetmek gerek. Google Earth Pro, size dünyanın en ayrıntılı yerküre haritalarından birini sunuyor. Bu sayede, gitmediğiniz ya da gidemediğiniz her yere ulaşabiliyorsunuz. Dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce şehrin uydu görüntülerini, 3D binaları ve araziyi keşfedebiliyorsunuz. Google Earth size bir timelapse seçeneği de sunuyor, bu seçenekle son 35 yılda uydu görüntüleriyle elde edilen değişimi izleyebiliyorsunuz. Mesela, bir ormanlık alanın tahrip edildiğini duymuş ya da görmüş olabilirsiniz, fakat emin olmak isterseniz timelapse seçeneğini değerlendirin. Örneğin sosyal medyada kriz anında bir videonun yayıldığını düşünelim. Bu videonun yeni tarihli olduğu iddia ediliyor. Videonun doğruluğunu kontrol edebilmemiz için birçok yöntem var, ancak Google Maps ve Earth Pro’dan nasıl yararlanabileceğimizi düşünmeye çalışalım. Videodaki ipuçlarını toplayarak başlayabiliriz. Videoda belirgin bir yapı varsa Google Maps’te ya da Google Earth’te geçmiş yıllara ait görüntülere ulaşabildiğimiz için bu binanın yıllar içindeki değişim ve dönüşümünü de görebiliriz. Türkiye ve dünyada bu araçların kullanımıyla kontrol edilmiş birçok içerik var. Bu doğrulama araçlarının alternatifleri de var. Liste hayli uzun, ancak önemli olabilecekleri söylemekte fayda var: Yandex Maps , Bing Maps , Wikimapia , Baidumaps bunlardan başlıcaları. Yandex Maps, ilk olarak Rusça olarak geliştirilen ve yalnızca Rusya ve Ukrayna’yı gösteren bir haritalama sistemiydi. Ancak artık tüm dünyadan istediğimiz yere ulaşmamız mümkün. Baiudumaps’e değinmeden geçmemek gerekiyor. Baidumaps de tıpkı Yandex Maps gibi önce belirli ülkelerin konumlarına ulaşmamıza olanak sağlıyordu. Bu nedenle ilk olarak Çince ve Çin, Hong Kong, Makao ve Tayvan’ın haritalarını sundu. Fakat şu an, dünyanın pek çok ülkesine ait verilere ulaşmak mümkün. Bu konuda akılda tutulması gereken konu ise şu: Google Maps size detaylı veriler sunabiliyor olsa da şüpheye düştüğünüz bir içerik Çin’den olabilir. Bu durumda Google Maps yerine Baidumaps kullanmak, istediğiniz bölgeyi bulma konusunda size kesinlikle bir avantaj sağlayacak. Aynı durum Yandex Maps için de geçerli. Google Maps’te bazen karşınıza blurlu bir yol, sokak görüntüsü çıkabilir. Böyle durumlarda ikinci bir doğrulama aracınız olduğunu ve ondan da yararlanabileceğinizi unutmayın." Facebook 2020 ABD başkanlık seçimleri öncesi deep fake videoları yasakladı,https://teyit.org/teyitpedia/facebook-2020-abd-baskanlik-secimleri-oncesi-deep-fake-videolari-yasakladi,"*Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçim kampanyalarının arifesinde, Facebook ""deep fake"" (yapay zeka sahteciliği) olarak adlandırılan yapay zekayla oluşturulmuş kurmaca video ve fotoğrafları platformunda yasakladığını açıkladı . Facebook’un kararını içeren yazıyı, şirketi Enerji ve Ticaret Bakanlığı duruşmasında da temsil eden Küresel İlke Yönetimi Başkan Yardımcısı Monika Bickert kaleme aldı. Bickert, blogdaki yazısında bu tarz videoların henüz internette çok yaygın olmadığını ancak kullanımı arttıkça toplum için önemli bir tehdit oluşturduğu görüşünü paylaştı. Duyurudaki önemli vurgulardan biriyse şirketin bu çalışmalarda iş birliklerine yaklaşımı oldu. Reuters ile kurulan ortaklıktan bahsedilen yazıda ücretsiz bir çevrimiçi eğitim kursuyla dünya genelindeki haber merkezlerinin deep fake ve manipüle edilmiş videoları tanıması konusunda yapılan çalışmalara atıfta bulunuldu. Yine deep fake ve manipüle edilmiş içerikle mücadelede Cornell Tech, California Berkeley Üniversitesi, MIT, WITNESS, Microsoft, BBC ve AWS gibi kuruluşlarla yapılan iş birlikleri de içerikte altı çizilen konulardan. Şirket bu çalışmaların daha da yoğunlaşacağını belirtiyor. Şirketin duyurusunda, ""ortalama biri için anlaşılır olmayan ve insanları yanlış yönlendirebilecek şekilde"" düzenlenmiş ve yapay zeka veya makine öğrenimi algoritmaları tarafından oluşturulmuş içeriklerin kaldıracağı belirtildi. Burada merak edilen noktalardan biriyse, Facebook'un, ""ortalama biri""nin ne anlama geldiğini tanımlamıyor olması. Hatta Gizmodo'da yazılan bir yazıda bu konuyla ilgili Mark Zuckerberg veya ABD Başkanı Donald Trump ""ortalama biri"" mi? Birçok insan ortalamanın üzerinde olduklarını düşünüyor fakat buna karar verecek kişi kim sorusu yöneltildi. Şirketin söylediğine göre, parodi ve hiciv amacıyla düzenlenmiş videolar ve fotoğraflar bu ilke değişikliğine dahil değil. Fakat parodi veya hicvin ne olduğu konusunda herkesin farklı görüşleri de olabilir. Bir grup insan için açıkça şaka olan bir şey başka bir grup insan tarafından ciddiye alınabilir . Deep fake yasağı, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin (California senatörü) konuşmasının yavaşlatılarak alkollüymüş gibi gösterildiği videosunun geçen yaz sosyal medya platformlarında viral olmasından sonra gündeme geldi. Video Facebook'ta hızla yayılmış veo sırada Facebook, bu videonun şirket ilkelerinden herhangi birini ihlal etmediğini söylemişti . Ancak Pazartesi günkü deep fake yasağı, The Verge'e göre Pelosi videosu gibi içerikleri kapsamıyor. Çünkü, içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulmadığı belirtiliyor. Muhtemelen Pelosi’nin konuşmasını değiştirmek için hazır yazılımlar kullanılmış . Öte yandan Kasım ayında, Twitter kendi deep fake politikasını hazırlamaya başlamış ve platformun gelecekteki kuralları ile ilgili kullanıcılardan geri bildirim istemişti . Şirket tahrif/manipüle edilmiş içerikler hakkında henüz yeni bir kılavuz yayımlamadı." Deepfake içeriklerde yakın gelecekte bizi neler bekliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/deepfake-iceriklerde-yakin-gelecekte-bizi-neler-bekliyor,"Deepfake , yani yapay zeka sahteciliği son dönemin ilgi çeken konularından biri. Nancy Pelosi’nin manipüle edilmiş videosundan , Al Pacino’yu Taxi Driver’ın başrolü yapan paylaşıma pek çok farklı alanda karşımıza çıkan bu teknolojinin yakın geleceğimizi nasıl etkileyeceği merak konusu. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan seçimler öncesi deepfake ne kadar belirleyici olacak konusunda zaman zaman yapılan tartışmalar da mevcut . Facebook’un deepfake paylaşımlara platformunda izin vermeyeceğini açıklaması da konuyu bir kez daha gündeme getirdi . Platformun yapay zeka sahteciliğini önleme yolundaki belirgin çalışmalarından biri de Deepfake Detection Challenge ’a verdiği destek. Geçtiğimiz aylarda Kaggle platformunda yapay zeka sahteciliğini tespit eden projeler için ödüllü bir yarışma başladı. Facebook, AWS, Microsoft’un yanı sıra MIT, Oxford, Berkeley, Maryland gibi önde gelen üniversitelerin de destek verdiği bu yarışmaya toplamda 10 milyon dolar ödül ayrıldı. Yarışmada yer alan ekiplerden biri de “ deepware.ai ” adlı çalışmasıyla Zemana ekibi. Zemana, deepfake sorununu çözmek için sadece seçili videolar üzerinde çalışmanın, sorunu hafife almak anlamına geldiğini düşünen bir şirket. Siber güvenlik alanındaki çalışmaları ile bilinen Zemana, geliştirdiği teknolojiyle orijinal videolar üzerinde yapılan en ufak müdahaleleri ve değiştirmeleri saptayacak bir altyapı oluşturmaya çalışıyor. Firmanın geliştirdiği deepware.ai yani Deepware Scanner sosyal medya ağları, medsa kuruluşları ve devlet kurumlarına yönelik geliştirilmiş versiyonuyla her platforma entegre edilen bir yapıya sahip. Yazılım, gerçeğinden ayırt edilebilmesi zorlaşan sahte ses ve videoları arka planda işleyerek online olarak zaman ve mekandan bağımsız bir şekilde inceliyor ve kullanıcılara uyarıda bulunuyor. Hatta deepware.ai sitesinde bulunan arama çubuğuna deepfake olduğundan şüphelenilen bir video linki yapıştırıldığında online olarak bir tarama imkanı da mevcut. Firmanın hedefiyse Deepfake Detection Challenge’dan birinci olarak çıkabilmek. Şirketin dijital pazarlama biriminden Mehmet Emre Çetin ile hem yapay zeka sahteciliği konusunda verdikleri mücadeleyi hem de konunun sıkıntılı boyutlarını konuştuk. Çetin mevcut deep fake örneklerine bakıldığında halen gözün seçebildiği bazı üretim hataları olduğunu belirtiyor fakat yakın gelecekte kişilerin sadece yüzünün değil, tüm vucudunun modellenebildiği, adeta kukla gibi hareket ettirilebildiği bir olgunlaşmadan bahsedilebileceğini belirtiyor. Tabii bu kullanıcıları hayal ettiği tüm sportif ve sosyal aktiviteleri yapıyormuş gibi gösterebilir ancak hiç olmak istemediği biçimde de gösterebilir. Zaten teknoloji ile ilgili problemli noktalardan biri de bu noktada başlıyor. Yapay zeka sahteciliğinin birincil hedefi bugün politikacılar, devlet adamları ve sanatçılar. Bu konuda ufak birkaç arama yapıldığında birçok siyasetçiyle ilgili yapılmış videolara erişmek de mümkün. Üstelik bu teknolojiyi kullanmak için yapmak gereken tek şey ise belki de o ünlü kişinin bir vesikalık fotoğrafı. Çetin’in yakın dönemde tartışma yaratacak risklerden biri olarak gösterdiği de bu yöndeki olası gelişmeler. Liderler adına üretilmiş sahte mesajlar yayılabilir, itibar zedelenmeleri yaşanabilir bu da toplumsal kutuplaşmanın önünü daha da açabilir. Yapay zeka sahteciliğinin bir diğer riskiyse para ve sermaye piyasasında olabilecek değişimler. Çetin, bu alanda yapılacak sahte açıklamaların spekülatif etkiler yaratabileceği ve anlık olarak büyük problemler yaratabileceğini söylüyor, bir diğer vurgusuysa siber zorbalık ve kişisel hakların ihlali. Şüphesiz hedef alınan kişilerin görüntülerinin manipüle edilerek itibarsızlık yaşaması bu teknolojinin oluşturabileceği olası risklerden biri. Dikkat çekilmesi gereken bir diğer riskse kötü niyetli ticari girişimlerin rakiplerine zarar vermek için üretebileceği manipülasyonlar. Çetin bu risklere karşı Çin’deki deepfake yasakları gibi düzenlemelerin tam bir çözüm olmadığını, sadece mevcut sıkıntıları geciktireceğini belirtiyor ve öncelikli olanın insanları ve toplumları kaynağında korumak olduğunu düşünüyor. Deepware Scanner da bu alanda riskleri önleme amacıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Ülkelerin bu konuda yapacağı regülasyonların yapay zeka sahteciliğini engellemede ne gibi bir işlevi olacağını tabii şu andan öngörmek mümkün değil. Ancak sosyal medya platformlarının bu konuda alacağı kararlar bu teknolojilerin kötü amaçlı kullanımının önüne geçmek konusunda başlangıç için iyi bir adım olabilir. Facebook’un yakın geçmişte bu paylaşımların önüne geçmek konusunda işbirliğinin altını çizmesi ve platformunda yapay zeka sahteciliğini engellemek adına aldığı karar diğer platformlar için de ilham olabilir . Bunun yanı sıra Deepfake Detection Challenge gibi büyük teknoloji firmalarının destekleriyle ortaya çıkan üretimler de yapay zeka sahteciliğiyle mücadelede daha güçlü adımlar atılmasını sağlayabilir. Risklerle ilgili sorulması gereken sorulardan biri de, tehlikenin ne kadar ciddi boyutta olduğu. Yapay zeka sahteciliğinin çeşitli riskler barındırdığı bir gerçek ama Facebook’un Küresel İlke Yönetimi Başkan Yardımcısı Monika Bickert, platformun bu konudaki yasağı ile ilgili bilgiler verdiği blogda yapay zeka sahteciliği içeren videoların internette çok yaygın olmadığını ama ilerde bu teknolojideki gelişmenin çeşitli zorluklar getirebileceğini belirtti . 2020’deki Amerika Birleşik Devletleri seçimleri öncesi mutlaka ki bu alanda yayılımlar bir miktar artacaktır, hatta Twitter’ın da bu konuda çeşitli önlemler alma hazırlığında olduğu bilinen bir gerçek . Ama yapay zeka sahteciliğinin altın yılı 2020 mi olacak bunu bilmiyoruz. Teyit ’in kurucusu Mehmet Atakan Foça yapay zeka sahteciliğinin 2020’ye damga vurmasını beklemediğini belirtirken öncelikli olarak reklam ve farklı sektörlerde daha öne çıkacağının altını çiziyor ve bu teknolojinin beraberinde mutlaka çözüm alternatifi getireceğini belirtiyor. Önemli olansa belki de bu çözüm alternatiflerini güçlü bir şekilde desteklemek. Belki de Zemana gibi oluşumların faaliyetleri bu noktada daha da büyük önem kazanıyor. Zemana’dan Mehmet Emre Çetin de önceliğin kalıcı ve güvenilir bir çözüm üretmek olduğunun altını çiziyor ve bu çözümün tek bir şirketin çalışmasıyla kalıcı olarak çözülemeyeceğini belirtiyor. Karşımıza burada çıkan kavramsa birlikte çalışılması gerekliliği. Teknolojideki bu tehlikenin artması noktasında işbirliği ile üretilecek çözümler yapay zeka sahteciliği risklerini daha da aza indirecek adımlardan birisi. Deepfake Detection Challenge da bu işbirliğini geliştirmek için iyi bir fırsat. Yapay zeka sahteciliğinin kısa vadede karşımıza çok fazla tartışma konusu çıkaracağı bir gerçek. Bu konuda platformların attığı adımlar ve işbirliği üretilerek geliştirilen çalışmalar ise çözüm yolunda önemli adımlardan. Ülkelerdeki seçimler öncesi şüphesiz bu alanda daha fazla tartışma yaşanacak ama bu sorun beraberinde çözümü de getirecek. Orta vadede ise yapay zeka sahteciliğinin etkilerini hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz. Ancak şunu da belirtmeden geçmemeli internette deepfake'in yaygınlaşması tehdidinin öncesinde çok daha basit montajlarla yapılmış ve yanlış bilgi paylaşımı içeren videolar ve görseller daha büyük problem oluşturuyor. Basit bir görsel düzenleme programı ile oluşturulan montajlar birden viral olabiliyor ve bu paylaşımlara inanan kişi sayısı da normalin çok üstünde olabiliyor. Medya okur yazarlığının daha da yükseltilerek aşılabileceği bu iklim koşullarında deepfake öncesi çözülmesi gereken daha büyük problemler olduğu da altı çizilmesi gereken bir gerçek." Bellingcat tersine görsel arama rehberini Türkçeleştirdik,https://teyit.org/teyitpedia/bellingcat-tersine-gorsel-arama-rehberini-turkcelestirdik,"*Bu içerik ilk kez "" Guide to Using Reverse Image Search for Investigations "" başlığıyla Bellingcat tarafından 26 Aralık 2019 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Tersine görsel arama , birçok web tarayıcısında “Google içinde resim ara” seçeneğiyle iki tıkta işlevsel bir şekilde kullanılabilen, en çok bilinen ve en kolay dijital araştırma tekniklerinden biri. Bu yöntem aynı zamanda popüler kültürde de yaygın olarak kullanılıyor; bunlardan belki de en önemlisi, MTV'de yayınlanan program Catfish . Programda, sosyal medya hesaplarında çalıntı fotoğraflar kullanan, online ilişkilerdeki insanlar açığa çıkarılıyor. Ancak, tersine görsel arama için yalnızca Google'ı kullandığınızda çoğunlukla hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Arama sürecinizi, bir fotoğrafı orijinal biçiminde images.google.com adresine yüklemekle sınırlamak, çalıntı veya popüler görüntüler için faydalı sonuçlar verebilir. Ancak çok yönlü araştırma projeleri için elinizin altında başka siteler de olması gerekiyor — tabii bir de yaratıcılık. Bu kılavuzda, dijital araştırmalarda bir görüntünün kaynağını, insanları ve konumları tespit etmek için tersine görsel arama stratejileri üzerinde durulacaktır. Arama motorları arasındaki temel farklar detaylandırıldıktan sonra, Yandex, Bing ve Google farklı nesneleri ve dünyanın çeşitli bölgelerini gösteren beş test görüntüsüyle test edilecektir. Bu konuyla ilgili ilk ve en önemli tavsiyeyi vurgulamak gerekiyor: Google’ın tersine görsel arama özelliği pek de iyi değil. Bu kılavuzun yayın tarihi itibariyle, tersine görsel arama konusunun tartışmasız lideri Rusya kökenli site Yandex . Yandex'ten sonra Microsoft Bing ve Google geliyor. Araştırmalarda kullanılabilecek dördüncü bir hizmet ise TinEye , ancak bu site, fikri mülkiyet ihlalleri konusunda uzmanlaşmış ve görüntülerin tam kopyalarını arıyor. Yandex, yüzleri, manzaraları ve nesneleri tanıma konusunda korkunç derecede güçlü bir yeteneğe sahip ve tersine görsel arama konusunda en iyisi. Rusya kökenli bu site, yüz ve manzara tanıma sorgusunda son derece doğru sonuçlar elde ederken turist siteleri (ör. FourSquare ve TripAdvisor) ve sosyal ağlar (ör. çöpçatanlık siteleri) gibi, kullanıcılar tarafından oluşturulan içerikten ciddi ölçüde yararlanıyor. Avrupa veya eski Sovyet çevresinde çekilen fotoğraflarda çok güçlü. Kuzey Amerika, Afrika ve diğer yerlerden gelen fotoğraflarda da Yandex'ten yararlı sonuçlar elde edebiliyorsunuz ancak hedef görüntülerinizin ülkesi yerine çoğunlukla Rusya, Ukrayna ve Doğu Avrupa'dan gelen sonuçlar arasında gezinince hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Yandex'i kullanmak için images.yandex.com adresine gidin, ardından sağdaki kamera simgesine tıklayın. Buradan cihazınızda kayıtlı olan bir görüntüyü yükleyebilir veya online ortamda bulunan bir görüntünün URL'sini girebilirsiniz. Eğer kullanıcı arayüzünüz Rusçaysa: sırasıyla Выберите файл (dosya seç) veya Введите адрес картинки (görselin adresini gir), ardından Найти (bul) tıklayın. Aramayı yaptıktan sonra ise, Похожие картинки (Benzer görseller) ve Ещё похожие (Daha fazla benzer görsel göster) seçin. Yandex tarafından kullanılan yüz tanıma algoritmaları şok edici derecede iyi. Yandex, içinde bir yüz bulunan fotoğrafa benzeyen fotoğraflar aramakla kalmıyor, aynı zamanda aynı kişinin tamamen farklı aydınlatma, arka plan renkleri ve pozisyonları olan (yüz benzerlikleri ile belirlenen) diğer fotoğrafları da arıyor. Google ve Bing, benzer kıyafetler ve benzer genel yüz özellikleri olan bir kişiyi gösteren diğer fotoğrafları arasa da Yandex bu eşlemelerin yanı sıra yüz eşleşmesi yapılan fotoğrafları da arıyor. Aşağıda, üç hizmetin, MH17'in düşüşüyle ilgili bir şüpheli olan Rus Sergey Dubinsky'nin yüzünü nasıl aradığını görebilirsiniz. Yandex, çeşitli kaynaklardan Dubinsky'nin çok sayıda fotoğrafını buluyor (en iyi sonuçların sadece ikisi alakasız insanlara sahip); sonuç, orijinal görüntüden farklı ama aynı kişiyi gösteriyor. Google pek iyi iş çıkaramıyor, Bing ise Dubinsky'yi gösteren tek bir sonuç (ikinci sıra, beşinci görüntü) çıkarıyor. Yandex bir Rus hizmeti ve Kremlin'le olan bağlarına (veya gelecekteki potansiyel bağlarına) dair endişeler ve şüpheler bulunuyor. Araştırmanın yazarı Aric Toler, araştırmanın yayınlandığı bellingcat.com sitesinde, arama yetenekleri sebebiyle Yandex'in kullanıldığını söylerken insanların biraz daha paranoyak olabileceğini söylüyor. ""Yandex'i, tehlikelerini farkında olarak kullanın, özellikle de eğer VK ve diğer Rus hizmetlerini kullanmaktan endişe ediyorsanız. Eğer paranoyak değilseniz, kendinizin veya tanıdığınız birinin, dizine eklenmemiş bir fotoğrafını Yandex'te aramayı deneyin ve kendinizi veya görsel ikizinizi internette bulup bulamayacağınıza bakın."" Geçtiğimiz birkaç yıl içinde Bing tersine görsel arama yeteneklerinde Google'a yetişti ancak yine de bu yetenekler kısıtlı. images.bing.com adresinde bulunan Bing ""Görsel Arama""nın kullanımı çok kolay ve başka yerde bulunmayan ilginç birkaç özellik sunuyor. Bing görsel aramasında, aşağıda görüldüğü gibi, söz konusu fotoğraftaki belirli bir öğeye odaklanmak için bir fotoğrafı (kaynak görüntünün altındaki buton ile) kırpmanıza izin veriyor. Kırpılan görüntü ile elde edilen sonuçlar, kullanıcının tanımladığı kutunun içine odaklanarak yabancı öğeleri hariç tutuyor. Fakat görüntünün seçilen kısmı küçükse fotoğrafı kendiniz kırpmak ve çözünürlüğü artırmak daha mantıklı: Düşük çözünürlüklü görüntüler (200×200'ün altında) kötü sonuçlara sebep oluyor. Aşağıda Google Sokak Görünümü'nden alınan, Pug cinsi iki köpeği gezdiren bir adamın olduğu görüntü, köpeklere odaklanacak şekilde kesiliyor; Bing ise görsel olarak benzer sonuçlarla birlikte, fotoğrafta görünen köpeklerin cinsindeki köpeklerin görüntüsünü öneriyor (""Buna benziyor"" özelliği). Bu sonuçların birçoğu gezdirilen köpekleri gösteriyor ve kaynak görüntüyle eşleşiyor; ancak hepsi yalnızca pug cinsi köpekler değil, Fransız bulldog, İngiliz bulldog, çoban köpeği ve diğer cinsleri de gösteriyor. images.google.com adresinden erişilen Google açık ara en popüler tersine görsel arama motoru ve basit tersine görsel arama işlemleri için işe yarıyor. Bu, nispeten basit sorgular, fotoğraflardaki tanınmış kişileri tespit etmek, bir süredir internette paylaşılan görüntülerin kaynağını bulmak, bir sanat eserinin adını ve yaratıcısını bulmak gibi şeyler içeriyor. Ancak araştırdığınızın neredeyse aynısı olmayan görüntüler bulmak istiyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Örneğin, bir Trump mitinginde bir BBC muhabirine saldırmaya çalışan adamın yüzünü aradığınızda, Google kırpılmış görüntünün kaynağını bulabiliyor ancak herhangi bir ek görüntü bulamıyor, hatta en ufak benzerlik taşıyan birini dahi bulamıyor. Google, bu adamın yüzüne veya ona benzer insanların yüzüne dair başka örnekler bulmada pek başarılı olmasa da fotoğrafın, ekran görüntüsünün alındığı orijinal, kırpılmamış hâlini bularak biraz da olsa işe yarıyor. Farklı tersine görsel arama tekniklerini ve motorlarını test etmek için, hem (daha önce çevrimiçi olarak yüklenmemiş) orijinal fotoğraflar hem de geri dönüştürülmüş fotoğraflar olmak üzere, farklı araştırma türlerini temsil eden bir takım görüntü kullanıldı. Bu fotoğrafların bu kılavuzda yer alması nedeniyle bu test vakalarının gelecekte, amaçlandığı gibi çalışmayacağı muhtemel, çünkü arama motorları bu fotoğrafları dizinleyecek ve sonuçlarına entegre edecek. Bu nedenle bu kılavuz yazılırken ortaya çıkan sonuçların ekran görüntüleri kılavuza eklendi. Bu test fotoğrafları, kaynak materyal konusunda arama motorlarının gücünü test etmek adına Batı Avrupa, Doğu Avrupa, Güney Amerika, Güneydoğu Asya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden birçok farklı coğrafi bölge içeriyor. Bu fotoğrafların her birinde, her arama motorunun güçlü ve zayıf yönlerini test etmek adına belirli objeler vurgulanıyor. Bu fotoğrafları indirebilir ve yeteneklerinizi test etmek için arama motorlarında bu görüntüleri aratabilirsiniz. Bu fotoğrafların her biri, üç arama motorunun yeteneklerini ve sınırlamalarını göstermek için seçilmiştir. Özellikle Yandex zaman zaman dijital kara büyü yapıyormuş gibi görünse de, yanılmaz olmaktan uzak ve bazı arama türlerinde zorlanabiliyor. Bu kılavuzun sonuna, bu sınırlamaların üstesinden gelmenin bazı yolları ve yaratıcı arama stratejileri eklendi. Tahmin edilebileceği üzere, Yandex bu Rus binasını tespit etmede hiç sorun yaşamadı. Yandex, kaynak fotoğrafla benzer açıdan çekilen fotoğrafların yanı sıra, kaynak görüntünün bakış açısından saat yönünün tersine 90 derece de dahil olmak üzere (üçüncü sıradaki ilk iki resme bakın) diğer perspektiflerden de görüntüler buldu. Yandex, fotoğrafın ön planındaki beyaz SUV aracı Nissan Juke olarak tespit ederken de sorun yaşamadı. Son olarak, bu görüntü için en zorlu izole aramada, Yandex binanın önündeki, tanımlı olmayan gri karavanı tespit etmede başarısız oldu. Birkaç sonuç, kaynak görüntüye benziyor ancak hiçbiri gerçek bir eşleşme değil. Bing bu yapıyı saptamada tamamen başarısız oldu. Neredeyse tüm sonuçlar Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa'dan, beyaz/gri duvar veya dış cephe kaplaması ve kahverengi çatılı evler gösteriyordu. Aynı şekilde, Bing, beyaz SUV 'un bir Nissan Juke olduğunu da tespit edemedi ve bir dizi diğer beyaz SUV ve arabaya odaklandı. Son olarak, Bing gri karavanı tanımlamada da başarısız oldu ve daha büyük karavanlara ve başka tip gri karavanlara odaklandı. Google 'ın tam fotoğraf için sonuçları gülünç derecede kötü: House isimli diziyi ve çok az görsel benzerliğe sahip görüntüler çıkarıyor. Google, beyaz SUV 'un bir Nissan Juke olduğunu başarıyla tespit etti, hatta metin alanı aramasına not etti. Yandex'te olduğu gibi, arama motoruna popüler referans materyalleri ile benzer bir perspektiften bir görüntü sunmak —bir otomobilin çoğu reklamdakine benzer yan görünümü gibi— tersine görsel algoritmalarının en iyi sonucu vermesini sağlamaktadır. Son olarak, Google gri karavanın ne olduğunu tespit etti (karavan/büyük karavan), ancak ""görsel olarak benzer görüntüleri"" oldukça alakasızdı. Skor: Yandex 2/3; Bing 0/3; Google 1/3 Yandex teknik olarak manzaranın , Cebu, Filipinler olduğunu tespit etti fakat bu tesadüf olabilir. Birinci sıradaki dördüncü sonuç ve ikinci sıradaki dördüncü sonuç Cebu'dan, ancak yalnızca ikinci fotoğraf, kaynak görüntüdeki ile aynı binalardan herhangi birini gösteriyor. Aynı zamanda sonuçların çoğu Güneydoğu Asya'dan (özellikle Rus turistler için popüler bir yer olan Tayland'dan). Benzer mimari tarzları tespit edebiliyor ancak hiçbiri kaynakla aynı perspektiften değil. Yandex izole edilen iki bina fotoğrafından ( Padgett Palace ve Waterfront Hotel ), ikincisini tespit edebildi ancak ilkini edemedi. Padgett Palace binası, içinde daireler bulunan, yüksek katlı, görece sıradan bir yapı; Waterfront Hotel 'in içinde ise bir kumarhane var ve bu da içinin belirgin mimarisini gösteren turist fotoğrafları olmasını sağlıyor. Bing ’de, Cebu şehir manzarası aratıldığında Güneydoğu Asya'dan bile herhangi bir sonuç çıkmadı ve dizinli sonuçlarındaki ciddi coğrafi sınırlamaları gösterdi. Yandex gibi, Bing de kaynak görüntünün sol tarafındaki binayı tanımlayamadı. Bing, kırpma özelliği kullanıldığında da (bu yalnızca düşük çözünürlüklü fotoğraflar buldu) önceden kırpılmış görüntü kullanılarak kaynak görüntüdeki binanın çözünürlüğü artırıldığında da Waterfront Hotel 'i bulamadı. Çözünürlük dışında tıpatıp aynı olan bu iki görüntüden elde edilen sonuçların önemli ölçüde farklı sonuçlar oluşturduğunu da belirtmek gerekir. Yandex'te olduğu gibi, Google da sonuçlarında Cebu 'nun bir fotoğrafını çıkardı ancak bu fotoğrafın kaynak görüntüyle güçlü bir benzerliği yoktu. Cebu, ilk sonuçlarda küçük resimlerde (thumbnail) çıkmasa da, ""görsel olarak benzer görüntüler"" kısmına gidildiğinde, Cebu'nun siluetinin olduğu bir görüntü on birinci sonuç olarak (aşağıdaki ikinci sıradaki üçüncü görüntü) çıkıyor. Yandex ve Bing'de olduğu gibi, Google da kaynak görüntünün sol tarafındaki çok katlı binayı tanımlayamadı. Google ayrıca Waterfront Hotel görüntüsünde de başarısız oldu. Skor: Yandex 4/6; Bing 0/6; Google 2/6 Yandex bu Bloomberg reklamındaki kaynak görüntüyü bulmayı başardı: Getty Images'dan bir stok fotoğraf. Bununla birlikte, Yandex, fotoğrafın filtre uygulanmış hâllerini (ilk sıradaki ikinci sonuç) ve aynı stok fotoğraf serisinden ek fotoğraflar da buldu. Ayrıca, nedendir bilinmez ama aşağıdaki bulanık sonuçlarda görüldüğü gibi porno görüntüleri de buldu. Stok fotoğraf modelinin sadece yüzü izole edildiğinde, Yandex aynı adamın diğer fotoğraflarını (ilk sıradaki son resme bakın) ve sınıfta çekilen aynı stok fotoğrafının görüntülerini (ilk sıradaki dördüncü resme bakın) de buldu. Bing 'in arama sonuçları ilginçti: Stok fotoğrafın tam eşleşmesini buldu ve mavi gömlekli diğer erkeklerin “benzer görüntülerini” çıkardı. Sonucun ""Bunu içeren sayfalar"" sekmesi, aynı görüntünün web genelindeki sürümlerinin olduğu kullanışlı bir liste veriyor. Stok fotoğraf modelinin sadece yüzüne odaklanmak herhangi bir yararlı sonuç çıkarmıyor veya alındığı kaynak görüntüyü göstermiyor. Google , Bloomberg reklamında kullanılan görüntünün bir stok fotoğraf olduğunu anlıyor ve özdeş sonucu buluyor. Google ayrıca sınıftaki mavi gömlekli insanların diğer stok fotoğraflarını da buluyor. Öğrenciyi izole edince Google yine stok fotoğrafın kaynağına götürüyor ancak görsel olarak benzer görüntüler, stok fotoğraf modelini göstermiyor, benzer sakalı ve bıyığı olan bir dizi erkeği gösteriyor. Orijinal görüntüyü bulduğu, ancak Yandex'in yaptığı gibi spesifik modele dair hiçbir bilgi göstermediği için bu yarı faydalı olarak görülebilir. Skor: Yandex 6/8; Bing 1/8; Google 3.5/8 Yandex , bu görüntünün Brezilya'da çekildiğini anlayamadı ve Rusya'daki kent manzaralarına odaklandı. Toca do Açaí için ise nedense Yandex çoğunlukla porno sonuçları çıkardı. Görüntüler bulanık. Sonuçları görmek için buraya tıklayabilirsiniz. Ancak, bulanık fotoğrafların çokluğuna rağmen sonuçların ikisi logoyu doğru tespit etti. [Estacionamento] otopark tabelası için ise Yandex çok kötü sonuçlar çıkardı. Bing , bu sokak görünümü görüntüsünün Brezilya'da çekildiğini bulamadı. ... otopark tabelasını da tanımadı... … Toca do Açaí logosunu da. Görüntü doğrudan Google'ın Sokak Görünümü'nden alınmış olmasına rağmen Google tersine görsel araması, kendi hizmetine yüklenen fotoğrafı tanımadı. Tıpkı Bing ve Yandex gibi, Google da Portekizce otopark levhasını tanıyamadı. Son olarak, Google Toca do Açaí logosunu tanıyamadı ve çeşitli ahşap panellere odaklanarak logo ve kelimelerden ziyade görüntünün zeminine odaklandığını gösterdi. Skor: Yandex 7/11; Bing 1/11; Google 3.5/11 Yandex , bu fotoğrafın Amsterdam'da tam olarak nerede çekildiğini çözdü ve çerçevedeki çeşitli kuş türlerinin de dahil olduğu, Amsterdam'ın merkezinde çekilen diğer fotoğrafları buldu. Yandex fotoğrafın ön planındaki gri balıkçılı ( серая цапля ) doğru tanımlayabildi, ayrıca kaynak görüntü ile benzer pozisyon ve duruştaki gri balıkçıl görüntüleri de sundu. Ancak Yandex, fotoğrafın arka planında asılı olan Hollanda bayrağını belirleme testini geçemedi. Bayrağı normal deseninde göstermek için görüntüyü saat yönünde 90 derece döndürünce Yandex bunun bir bayrak olduğunu anladı, ancak sonuçlarında herhangi bir Hollandalı bayrağı çıkarmadı. Bing yalnızca bu görüntünün , içinde su olan bir şehir manzarası olduğunu anladı ve Amsterdam'a dair sonuç çıkarmadı. Bing kent manzarasını tanımlamakla zorlansa da, kuşu , gri balıkçıl olarak tanımladı ve ayrıca ""Şuna benziyor"" sekmesinde kuşu tanımlayan bir sayfaya yönlendirdi. Ancak Yandex'te olduğu gibi Bing için de Hollanda bayrağı hem orijinal hem de döndürülmüş hâllerinde fazla kafa karıştırıcıydı. Google , görüntüdeki kanalda bir yansıma olduğunu belirtti ancak başka bir şey yapmayarak şehirlerdeki parkeli yollara odaklanıp Amsterdam'a dair hiçbir şey göstermedi. Google kuş tanımlama alıştırmasında neredeyse başarılı oluyordu ancak ucundan kaçırdı — büyük mavi (great blue) değil, gri balıkçıl (grey heron) olacaktı. Google ayrıca Hollanda bayrağını da tanımlayamadı. Yandex, görüntünün bir bayrak olduğunu fark etse de Google'ın algoritması görüntüyü çerçeveleyen pencereye odaklandı ve bayrağı yanlış şekilde ‘perde’ olarak tanımladı. Son Skor: Yandex 9/14; Bing 2/14; Google 3.5/14 Bu kılavuzda açıklanan eksikliklerle bile, arama sürecinizi en üst düzeye çıkarmak ve arama algoritmalarıyla oynamak için bir takım yöntemler bulunuyor. Birincisi, bu kılavuzda detaylandırılan üçü dışında diğer, daha uzmanlaşmış arama motorları kullanabilirsiniz. Örneğin, Cornell Lab'ın Merlin Bird ID isimli uygulaması, bir fotoğraftaki kuşların türünü belirleme veya olası seçenekler sunma konusunda son derece başarılı. Ayrıca, uygulama olmasa ve bir fotoğrafı tersine arayamasanız dahi FlagID.org isimli site bir bayrak hakkındaki bilgileri elle girip nerenin bayrağı olduğunu öğrenmenize yardım edebilir. Örneğin, Yandex'in bile zorlandığı Hollanda bayrağıyla FlagID hiç zorlanmıyor. Üç renkli yatay bir bayrak seçtikten sonra, görüntüde görünen renkleri koyunca, (Lüksemburg bayrağı gibi diğer benzer görünümlü bayraklarla birlikte) Hollanda'yı da içeren bir dizi seçenek görebiliyorsunuz. Tanımadığınız bir yazımda yabancı bir dile bakıyorsanız, hayatınızı kolaylaştırmak için OCR veya Google Translate kullanmayı deneyin. Google Translate'in el yazısı aracı, elinizle yazdığınız bir harfin dilini* tespit etmenize veya (biliyorsanız) bir dil seçip sizin yazmanıza yarıyor. Aşağıda, bir kafenin adı ("" Sisteki Kirpi ""), Google Translate'in el yazısı aracıyla yazılı ve aranabilecek kelimenin (Ёжик) yazılı versiyonu bulunuyor. *Uyarı: Dilin ne olduğunu bilmiyorsanız Google Translate harfleri tanımada çok iyi değil ancak sonuçlar arasında yeterince aşağı inerseniz elinizle yazdığınız harfi eninde sonunda bulabilirsiniz. Kısa bir Twitter başlığında da ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, bir fotoğrafın öğelerini pikselleştirerek veya bulanıklaştırarak arama motorunu arka plana odaklaması için kandırabilirsiniz. Rudy Giuliani'nin sözcüsünün bu fotoğrafının tam görüntüsünü yüklemek, fotoğrafın nerede çekildiğini gösteren sonuçlar çıkarmıyor. Ancak görüntünün ortasındaki kadını bulanıklaştırırsak/pikselleştirirsek, Yandex (ve diğer arama motorları) görüntünün diğer unsurlarını eşleştirebiliyor: sandalyeler, tablolar, avize, halı ve duvar desenleri vb. Pikselleştirme yapıldıktan sonra Yandex görüntünün tam olarak nerede çekildiğini buluyor: Viyana'da meşhur bir otel. Tersine görsel arama motorları son on yılda önemli ölçüde gelişti ve gelişmeye devam ediyor. Giderek artan dizinli materyal miktarı ile birlikte, arama devleri, kullanıcılarını Google Photos gibi görüntü host servislerine kaydolmaya ikna ederek bu arama algoritmalarına, makine öğrenimi için sonsuz miktarda materyal veriyor. Bununla birlikte, Yüz Tanıma Yapay Zekası FindClone gibi ürünler tüketici alanına giriyor ve örneğin Yandex gibi bazı arama algoritmalarıyla kullanılabiliyor. Facebook veya Instagram gibi herhangi bir Batı sosyal ağını kullanan kamuya açık bir yüz tanıma programı yok, ancak belki de böyle bir şeyin ortaya çıkması ve çevrimiçi gizliliğe büyük bir darbe indirerek (büyük maliyetle) dijital araştırmanın işlevselliğini artırması an meselesi. Tersine görsel arama için bazı kolay ipuçları:" Teyit 't cetveli' ile podcast dünyasında,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-t-cetveli-ile-podcast-dunyasinda,"Sahte habere neden inanıyoruz? İnsanlar gerçekleri duymak istemiyor mu? Dijital çağın hayatımıza kattığı bu yeni problemle nasıl başederiz? Kendimizi ve aldığımız kararları yanlış bilgi bombardımanından nasıl koruruz? Mehmet Atakan Foça, Gülin Çavuş ve Emre Saklıca, her hafta teyitçilerin merceğine takılan araştırmaları, gelişmeleri ve yenilikleri konuşuyor, dezenformasyon u yaygınlığını anlamaya, doğru bilginin gücünü yaygınlaştırmanın yöntemlerine dair fikir yürütüyor. Teyit’in hazırladığı t cetveli’nin birinci bölümünde gazetecilik, yeni medya ve haber doğrulama organizasyonları açısından 2019 nasıl geçti, 2020’de neler beklemeliyiz konusunu ele aldık. Mehmet Atakan Foça, Gülin Çavuş ve Emre İlkan Saklıca’nın hazırladığı t cetveli Nieman Lab’ın 2020 öngörülerinden yola çıkarak hem yılın muhasebesini yapıyor, hem de yeni yıla ilişkin tahminlerini sıralıyor." Araştırma: Doğrulama ve teyitçilikle ilgili 2019’un öne çıkan araştırmaları,https://teyit.org/teyitpedia/dogrulama-ve-teyitcilikle-ilgili-2019un-one-cikan-arastirmalari,"*Bu içerik ilk kez "" “ Rated false”: Here’s the most interesting new research on fake news and fact-checking "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 10 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilgiyle mücadele bir yandan haber doğrulama organizasyonlarının çabalarıyla devam ederken, bu alanda yazılan makaleler de hem mevcut durumu tahlil etmek hem de yeni fikirler ve yeni mücadele yöntemleri geliştirmek için iyi fırsatlar sunuyor. NiemanLab 2020’nin başlamasıyla birlikte bir yazı yayınlayarak bu konudaki bir araştırmayı sayfalarına taşıdı. Konuyla ilgili yedi makaleyi odağına alan araştırma, sahte haberleri çeşitli açılardan ele alıyor. Makalelerde doğrulamanın en etkin şekilde nasıl yapılabileceği ve sosyal medyadaki yanlış bilgileri tespit etmede kitle kaynağın nasıl kullanılabileceği gibi konular öne çıkıyor. Bu incelemeler arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın haberlerin güvenirliğini azaltmaya yönelik “sahte haber” tweetlerinin aslında gazeteciler için nasıl faydalı olabileceğini öne süren bir çalışma da var. Bu makalenin yazarları gazetecilere bir çeşit haber jujitsusu (savaş sanatı) yapmalarını ve Trump’ın tweetlerinin negatif enerjisini haberlere karşı ilgi yaratacak bir güce dönüştürmelerini tavsiye ediyor. ""Sahte haberler için asıl çözüm? Sosyal medyadaki yanlış haberlere olan inancın azaltılmasında genel uyarıların ve bilgi doğrulama etiketlerinin etkililiğinin ölçülmesi"" adlı çalışma Political Behavior'da yayınlandı. ""Haber kaynağı kalitesine yönelik kitle kaynak çalışması kararları kullanarak sosyal medyadaki yanlış bilgiyle savaşmak"" isimli çalışma University of Regina ve Massachusetts Institute of Technology tarafından, Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayımlandı. ""Başkanın tüm tweetleri: Trump'ın gazeteciler, haberler ve durum değerlendirmesi algısına yönelik 'sahte haber' suçlamalarına maruz kalmanın etkileri"" isimli çalışma Virginia Tech ve Eab, Mass Communication and Society'de yayımlandı. ""Kim paylaştı?: Sosyal medyada hangi haberlere güvenileceğine karar vermek"" isimli çalışma Digital Journalism’de yayınlandı. ""Sosyal medyada yanlış bilginin yayılmasındaki eğilimler"" isimli makale Research and Politics dergisinde yayınlandı. ""Tembel, önyargılı değil: Partizan sahte haberlere karşı hassasiyet güdülenmiş muhakemeden ziyade muhakeme eksikliğiyle açıklanabilir"" isimli çalışma Cognition’da yayınlandı. ""Doğrulama: Neyin ve kimin için işe yaradığına dair bir meta-analiz"" isimli çalışma Political Communication'da yayımlandı." Araştırma: YouTube algoritması iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren videoları öne çıkarıyor,https://teyit.org/teyitpedia/youtube-algoritmasi-iklim-degisikligine-dair-yanlis-bilgi-iceren-videolari-one-cikariyor,"*Bu içerik ilk kez "" YouTube’s algorithm is pushing climate misinformation videos, and their creators are profiting from it "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 16 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir YouTube videosunda reklam çıktığı zaman videoyu üreten kişi genellikle reklam gelirinin yüzde 55'ini, YouTube ise yüzde 45'ini alır. Bu, içerik üreticilerinin çıkardıkları işlerin karşılığını vermek için tasarlanmış bir sistem. Ancak videolar, örneğin iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içerdiği zaman, özünde daha fazla yanlış bilgi üretilmesini teşvik etmiş oluyor. Aynı zamanda, YouTube'a reklam veren markaların, reklamlarının nerede çıktığına dair bir fikirleri yok. 16 Ocak'ta yayımlanan bir raporda, kâr amacı gütmeyen sosyal aktivizm kuruluşu Avaaz , YouTube'un iklim değişikliği hakkında yanlış bilgi içeren videoları öne çıkarma derecesini hesapladı. Avaaz, 5 binden fazla video topladıktan sonra, ""küresel ısınma"" araması sonucunda çıkan ilgili önerilerdeki 100 videodan 16'sının yanlış bilgi içerdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, ""iklim değişikliği"" arama terimiyle yapılan aramalarda biraz daha iyiydi (yüzde 9). Açık bir şekilde yanlış bilgi bulmayı hedefleyen ""iklim manipülasyonu"" aramalarında ise daha kötüydü (yüzde 21). Yanlış bilgi içeren videoların, aynı arama terimleri sonucunda çıkan diğer videolardan göre daha fazla görüntülenmesi ve daha fazla beğenisi vardı (bu oran aramaya bağlı olarak ortalama yüzde 20 ve yüzde 90). Avaaz, araştırmasının sonucunda iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren videolarda reklamı çıkan 108 farklı marka tespit etti. İşin tuhaf yanı, bu reklamların beşte biri, ""yeşil veya etik bir marka"" olan ‘Greenpeace’ veya ‘World Wildlife Fund’ gibi kuruluşların reklamları. Bu ve diğer markaların birçoğu Avaaz'a, reklamlarının iklim değişikliğine dair yanlış bilgiler içeren videolarda çıktığından habersiz olduklarını söyledi. Rapor, yanlış bilgi içeren bu videolardaki reklamlardan kazanılan miktara dair bilgi veya tahmine yer vermiyor. Ancak, BGBM'nin (Bin Gösterim Başına Maliyet) 8 Dolar olduğunu (2019'un 2. Çeyreği itibariyle YouTube medyanı) ve tüm videolarda para kazanılabildiğini varsayarsanız, Avaaz'ın hesapladığı 21.1 milyon görüntülenme, ortalama olarak YouTube'a 75 bin dolar, video üreticilerine de 92 bin dolar kazandırmış olabilir. Ancak bu, özellikle de yanlış bilgi içeren daha çok video önermekle karşılaştırıldığında görmezden gelinilebilecek bir meblağ değil. Ancak YouTube veya Google için yine de çok büyük bir rakam değil. YouTube'un video önerilerinin, insanların platformda izlediklerinin yüzde 70'ini oluşturduğu göz önüne alındığında, Avaaz, asıl suçlu olarak YouTube algoritmalarını gösteriyor . Raporda şöyle yazıyor: ""Bir kişinin iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren, izlediği veya beğendiği her bir video, benzer içeriklerin o kişiye önerilmesine neden olur, böylece izleyici bir mezenformasyon balonuna hapsolur."" YouTube bir yıl önce algoritmasını değiştirerek komplo teorisi veya yanlış bilgi içeren videoların önerilenler arasında çıkmasını azaltacağını söylemişti ve bireysel kanıtlar da bu yönde ufak gelişme olduğu yönünde . Ancak Ağustos 2019'da toplanan bu sonuçlar, hala kat edilmesi gereken bir mesafe olduğunu ortaya koyuyor. Endişelenilmesi gereken asıl konu, YouTube'un 13-17 yaşlarındaki gençler arasında en çok kullanılan platformlardan biri olması ve gençlerin yanlış bilgilendirmeyi tespit etme konusunda pek de iyi olmaması . Stanford tarafından geçen yıl yapılan bir çalışma, ""Öğrencilerin yüzde 96'sının, iklim değişikliği hakkındaki bir internet sitesi ile fosil yakıt şirketi arasındaki ilişkinin, internet sitesinin güvenilirliğini nasıl etkileyebileceğini düşünmediğini"" ortaya koydu. YouTube, geçmişte videoların altına bilgi kutucukları ekleyerek iklim değişikliği konusundaki yanlış bilgileri azaltmaya çalışmıştı. Ancak Avaaz, bu kutucukların genellikle iklim değişikliğiyle ilgili genel terimler hakkındaki Vikipedi makalelerine yönlendirdiğini ve videoların yanlış bilgi içerdiğini ifade etmediğini belirtiyor. Popular Information isimli haber bülteni yazarı Judd Legum , bu raporun bulguları hakkında Google'la (YouTube'un ana firması) konuştu: Popular Information'a yapılan açıklamada, Google, ""öneri sisteminin, belirli görüşlere göre videoları veya kanalları filtreleyecek veya geri plana atacak şekilde tasarlanmadığını"" söyledi. Şirket ayrıca ""eşik içerik ve zararlı yanlış bilgi içeren videoların önerilere çıkmasını azaltmaya ve YouTube yetkililerin seslerini yükseltmelerine çok önem verdiğini"" ekledi. Google, iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren videoların ""zararlı yanlış bilgi"" olarak nitelendirildiğini, ancak Avaaz tarafından işaretlenen bazı videoların bu kapsamda olmadığını söyledi. Örneğin Google, Fox News'ten alınan ve iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren bir videonun, siyasi ve bilimsel bir konuya dair uygun, kamusal bir söylem olduğunu belirtti. Avaaz'ın YouTube'a önerilerinden dördü şu şekilde:" Podcast: Dünyayı kurtarmak için tıklayın - t cetveli bölüm 2,https://teyit.org/teyitpedia/podcast-dunyayi-kurtarmak-icin-tiklayin-t-cetveli-bolum-2,t cetveli bu bölümünde Avustralya’daki yangınlar sırasında gündeme gelen yanlış bilgileri ve yayılma şekillerini ele alıyor. Yangının sembolü haline gelen harita neden bu kadar öne çıktı? Harita ve benzeri görselleştirmelere yaklaşırken nelere dikkat etmeli? Kriz anlarında sosyal medya kullanırken ne gibi yaklaşımlarda bulunmalı? Araştırma: Kiralık Dezenformasyon I: Kara PR uzmanları doğuyor,https://teyit.org/teyitpedia/kiralik-dezenformasyon-i-kara-pr-uzmanlari-doguyor,"*Bu içerik ilk kez "" Disinformation For Hire: How A New Breed Of PR Firms Is Selling Lies Online "" başlığıyla BuzzFeed News t arafından 6 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Peng Kuan Chin - Kaynak: Jameson Wu / The Reporter Peng Kuan Chin'in kariyeri, çevrimiçi manipülasyon hizmetlerinin, tek kişilik operasyonlardan, hizmetlerini açıkça tanıtan ve çok sayıda personel istihdam eden ajanslara doğru nasıl evrildiğini gösteren bir yol haritası. Çevrimiçi manipülasyonun geleceğini göstermek isteyen PR (halkla ilişkiler) uzmanı Peng Kuan Chin telefonunu çıkarıyor. Görünmeyen sunucular Çince makale ve yayın bulmak için interneti taramaya başlıyor. Sistem hızlıca kelimeleri ve cümleleri düzenleyerek yeni bir metin oluşturuyor. Peng’in ekranında, kendisinin, ""İçerik Çiftliği Otomatik Toplama Sistemi"" olarak adlandırdığı ürün tarafından oluşturulan ve sayısı hızla artan makalelerin listesi beliriyor. Peng'in kontrol ettiği bir dizi internet sitesi bu makaleleri yayımlıyor; sahip olduğu binlerce sahte sosyal medya hesabı, manipüle edilmiş içeriği haber akışlarına, mesajlaşma uygulamalarının gelen kutularına ve arama sonuçlarına göndererek internete yayıyor. ""Bunu kamuoyunu manipüle etmek için geliştirdim,"" diyor Peng, Taipei merkezli araştırmacı haber sitesi Reporter 'a. Ayrıca otomasyon ve yapay zekanın ""insanlardan daha hızlı şekilde trafik oluşturup reklam yapabileceğini"" de ekliyor. ""Kamuoyunu manipüle etmek için geliştirdim "" Peng, röportajda, 14 yaşında spam e-postaları göndermesinden, Malezya'nın eski Başbakanı Najib Razak'ın 2018 seçim kampanyasına yardım etmek için işe alınmasına kadar uzanan yolculuğunun detaylarını anlatıyor. 32 yaşındaki Peng, Taichung'un sanayi bölgesindeki, altından kurbağa biblosu ve şanslı bambu bitkisi gibi feng shui ürünleriyle dolu iki katlı ofisinde otururken Adidas Yeezy spor ayakkabısı giyiyor ve altın Rolex saat takıyor. Ölümcül olmayan mermili, basınçlı hava kullanan bir silah masasında duruyor. Peng bu silahı ""eğlence amaçlı"" satın aldığını söylüyor. Peng, ürününü Çin'de gördüğü bir otomasyon yazılımını model alarak tasarladı ve Çin dışındaki hiçbir yerde olmadığını düşünüyor. Ancak teknolojisi benzersiz olsa da, şirketi Bravo-Idea benzersiz değil. Artık doğru fiyatı verdiğinizde size sahte hesap, yanlış açıklama ve sahte haber sitesi dağıtmaya hazır küresel bir PR (Halkla İlişkiler) ve pazarlama firması endüstrisi var. Peng'in müşterilerini şirketler, markalar, siyasi partiler ve Asya'daki adaylar oluşturuyor. ""Müşterilerin parası var ve ne aldıkları umurumda değil."" Müşteriler, insanları büyük ölçekte etkileyebilecek, oy, ürün satışı ve algı değişikliklerine yol açacak, tam teşekküllü çevrimiçi manipülasyon sistemi satın alıyor. Peng 14 yaşındayken Tayvan'da bir e-posta spam programı yazdı. ""Bir odada 30 bilgisayarımı kullanarak spam gönderme konusunda çok önemli biri hâline geldim. Sanırım Tayvan'daki her iki kişiden biri, benim gönderdiğim spam e-postalardan almıştır."" Peng lisedeyken ürününü bir ""Otomatik Bülten Gönderme Donanımı"" olarak tanıtarak popüler internet forumlarını spamleyecek bir yazılım oluşturdu. Porno sitelerini ziyaret eden kullanıcılara şöyle bir reklam çıkıyordu: ""Aşırı mastürbasyonun iktidarsızlığa ve erken boşalmaya neden olabileceğini biliyor muydunuz?"" Peng, bu korku yaratan reklamın, tanıtımını yaptığı cinsel performans haplarının satışını artırdığını belirtiyor. Peng, müşterilerinin ürünlerini tanıtmak için popüler Çin forumlarında binlerce sahte hesap oluşturdu. Kısa bir süre sonra internetten nasıl para kazanılacağı üzerine internet siteleri tasarlayıp satmaya ve Skype üzerinden danışmanlık vermeye başladı. ""O kadar çok görüşme yapıyordum ki sesim kısılıyordu! O zamanlar lise öğrencisiydim ve annem bütün gün telefonda ne konuştuğumu merak ediyordu,"" diyor Peng. 2011 yılında, Tayvan genelindeki okul öğrencileri popüler bir televizyon şarkı yarışmasında yarıştı. Peng'in mezun olduğu okul yarışmayı kazandı; okulunun şarkıcısı, internette 41 milyondan fazla oy aldı (Tayvan nüfusunun neredeyse iki katı). Bir okul yetkilisi, Reporter'a, okulun, yarışmada Peng'den yardım istediğini doğruladı ancak daha fazla yorum yapmayı kabul etmedi. Peng 2013 yılından bu yana ""İçerik Çiftliği Otomatik Toplama Sistemi""ni geliştiriyor. Müşterileri bu sistemi, arama sonuçlarını etkileyecek, yapay zeka tarafından oluşturulmuş metinleri internet genelinde yaymak için kullanıyor. Peng, Alibaba'nın sahip olduğu büyük Çin e-ticaret sitesi Taobao'da bulabileceği her sosyal medya ve SEO manipülasyon hizmetini satın alarak bu sistemi mükemmelleştirdi. ""Başlangıçta birkaç kez dolandırıldım çünkü yazılımı gerçekten anlamıyordum,"" diyor Peng. ""Birçoğu sahteydi ya da işe yaramıyordu."" Peng, altı geliştiricisine, gördüğü şeylerin en iyisinden ilham alarak bir sistem inşa etmelerini söyledi. ""Bu pazarlama mantığı, Çin'in 1.4 milyarlık büyük nüfusuna karşı ortaya çıktı; Çin'de bir içerik yalnızca büyük hacimli olduğunda dikkat çekiyor. Buna karşın, Tayvan'da yanlızca 23 milyon kişi var. Bu mantığı uygulayarak, en kısa sürede en büyük hacmi yaratacağım ve yaydığım bilgiler herkesin dikkatini çekecek."" Peng otomasyona odaklanırken, farklı yerlerdeki kara PR firmaları, onun kodlarla yaptığı şeye karşı kaba kuvvet kullanarak el işçiliğine güveniyorlar. 2016'daki dezenformasyon a, Trump yanlısı sahte haberler yayan Makedonyalı spamcılar ve platformlarda kol gezen Rus troller damgasını vurmuştu ; 2020 ise ödeme yapmayı kabul eden herkese çok yönlü çevrimiçi propaganda sağlayan iletişim uzmanlarının yılı olacakmış gibi görünüyor . Dünya çapında politikacılar, partiler, hükümetler ve diğer müşteriler, yalan yaymak ve çevrimiçi söylemi manipüle etmek için sektörde ""kara PR"" firmaları olarak bilinen şirketleri tutuyorlar.Platformlar tarafından devre dışı bırakılmış hesapların kaldırılmasını ve güvenlik ve araştırma firmaları tarafından yapılan incelemeleri ele alan bir BuzzFeed News analizine göre, 2011'den beri en az 27 çevrimiçi bilgi operasyonunun bir kısmı ya da tamamı PR veya pazarlama firmalarıyla ilişkili . Bu bilgi operasyonlarından 19'u ise 2019 yılında yürütüldü. PR (Halkla ilişkiler) firmalarıyla ilişkili çevrimiçi bilgi operasyonları Peng en tecrübeli kara PR uzmanlarından biri olsa da bu işi yapan tek kişi değil. Suudi ve Gürcü firmalarının da aynı yolu takip ederek İsrail, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Ukrayna, Brezilya, Endonezya ve Polonya gibi ülkelerde pazarlama ve PR konularında aynı şekilde çalıştığı ortaya çıktı. Ancak Peng epey azimli. Peng, Facebook'un kontrollerinden kaçmanın kolay olduğunu ve kendi hizmetlerine olan talebin epey yoğun olduğunu söyledi. ""Bence Facebook'u aşmak çok kolay. Yazılımım Facebook'a karşı sürekli mücadele edecek şekilde geliştirildi. Bunu ortada pazar, müşteri ve ihtiyaç olduğu için ve insanların bu hizmeti ödeyecek parası olduğu için yapıyoruz. Bunu yapıyoruz çünkü ortada bir talep var .""" Araştırma: Kiralık Dezenformasyon II: PR şirketi mi Troll çiftliği mi?,https://teyit.org/teyitpedia/kiralik-dezenformasyon-ii-pr-sirketi-mi-troll-ciftligi-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Disinformation For Hire: How A New Breed Of PR Firms Is Selling Lies Online "" başlığıyla BuzzFeed News t arafından 6 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Aralık ayı sonlarında Twitter, Suudi Arabistan'da, pazarlama şirketi Smaat tarafından yürütülen ""önemli devlet destekli bir bilgi operasyonu""nun parçası olduğunu söylediği beş binden fazla hesabı kaldırdığını açıkladı . Aynı gün Facebook, Gürcistan hükümeti adına"" yabancı ve hükümet müdahalesi "" ile ilgili yüzlerce hesap, sayfa ve grubun kapatıldığını açıkladı. Facebook, operasyondan, Gürcistan'daki bir reklam ajansı olan Panda'yı ve ülkenin iktidar partisini sorumlu tuttu. Facebook'un Siber Güvenlik Politikası Başkanı Nathaniel Gleicher, BuzzFeed News'e "" aldatmacanın profesyonelleştirilmesinin "" büyüyen bir tehdit olduğunu söyledi. Eski bir CIA yetkilisi ve ""True or False: A CIA Analyst's Guide to Spotting Fake News"" kitabının yazarı Cindy Otis , BuzzFeed'e verdiği röportajda Rusya ve İran gibi ulus devletleri tarafından yürütülen bilgi operasyonlarının ""bu alana giriş yapmaya finansal olarak hevesli olan bireyler ve gruplar için bir strateji kitapçığı"" niteliğinde olduğunu belirtti. Otis’e göre, kara PR firmalarının ortaya çıkışının da platformlardaki, güvenlik firmalarındaki ve istihbarat teşkilatlarındaki araştırmacılar, ""mevcut olan kiralık dezenformasyon servislerini bulmak için giderek daha fazla zaman harcıyor"". İsrailli kara PR firması Archimedes Group, dünya çapında yüzlerce Facebook sayfası, hesabı ve grubundan oluşan bir ağ yaratarak internet sitelerinde kendi müşterilerinin isteklerine göre gerçekliği değiştirmek için her aracı kullanıp her fırsatı değerlendirdiklerini yazarak kendileriyle övünüyor. Bu şirket Mali'deki bir seçim için, yerel öğrenciler tarafından yürütüldüğü iddia eden sahte bir teyit platformu yönetti. Tunus'ta, ""Stop à la Désinformation et aux Mensonges"" (""Dezenformasyon ve Yalanları Durdur"") isimli bir sayfa oluşturdular. Nijerya'da, eski başkan yardımcısı Atiku Abubakar'ın lehinde ve aleyhinde iki ayrı sayfa yönettiler. Araştırmacılar, Abubakar yanlısı sayfanın ""muhtemelen Abubakar yanlılarını belirleyip sonrasında onlara Abubakar karşıtı içerik yollamak için tasarlandığını"" öne sürdü. Ukrayna'da, Pragmatico isimli PR firması, müşterileri hakkındaki sahte Facebook hesaplarına olumlu yorumlar yapmaları için düzinelerce genç ve dijital bilgisi olan insan kullandı. Polonya'da, Cat@Net isimli firma, evden çalışan engelliler tarafından işletilen sahte Twitter hesapları yönetti; ajans bu kişilere piyasa ücretinin altında ödeme yaparken devletten de destek alabildiği için bu kişileri tercih etmişti. Investigate Europe tarafından yapılan haberde, Cat@Net'in, Polonya'nın önde gelen PR ajanslarından olan Art-Media için de çalıştığı belirtildi . (Şirket, Cat@Net ile çalıştığını reddetti.) PR firmalarıyla bağlantısı olan çevrimiçi bilgi operasyonları artıyor Porto Riko'da gazeteciler, eski Vali Ricardo Rosselló'nun, pazarlama firması KOI'den bir danışmanın, hükümet yanlısı mesaj yaymak ve rakiplerine saldırmak için sosyal medya kampanyaları planladığı ve yönettiği bir Telegram grup sohbetinin yöneticisi olduğunu ortaya çıkardı. Ağustos ayında, Rosselló, kısmen bu sohbetlerin yarattığı öfke nedeniyle istifa etti. Araştırmacı gazeteci Vasil Bidun, Kiev'in popüler mahallerinden Podil'de sekiz saatlik vardiyalarda çalışıyordu. Farklı farklı sahte Facebook hesaplarına giriş yaparak adayların lehinde, rakiplerini eleştiren veya konuşmaları belli yönlere çekebilecek yorumlar yapıyordu. O zamanlar Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçimleri devam ediyordu ve Bidun, işvereni Pragmatico'nun cumhurbaşkanlığı için yarışan birkaç kişiyle sözleşme imzaladığını söyledi. (Trol çiftliği hakkında soru sorulan tüm politikacılar işin içinde olduklarını reddetti.) ( Troll çiftliği (troll farm): Çalışanlarının çevrimiçi ortamlarda kasıtlı olarak tahrik edici ve kışkırtıcı yorumlar yaparak çatışma ve kavga yaratmaya çalıştığı organizasyonlara verilen isim ) ""Amaç, kişiden duygusal bir tepki almak,"" diyor Bidun bir röportajda. ""Bir yorum okurlarsa, bir bot tarafından yazıldığını anlasalar bile, onları duygusal olarak etkileyebilir ve kendilerini kontrol etmeleri daha zor hâle gelebilir."" Fakat Bidun ajansta çalışırken her gün işe gitmiyordu. Ajansda gizli görev yaptıktan üç ay sonra, geniş kapsamlı bir inceleme yayımladı . O ve yaklaşık 50 Pragmatico çalışanı daha, üç vardiya hâlinde tek bir daireden çalışıyorlardı. Bidun'un söylediğine göre, bu çalışanların çoğu ek para kazanmaya çalışan, ayda 300 dolarının biraz üzerinde ödeme alan öğrencilerdi. Hiç kimse işin etiği hakkında konuşmuyordu, yalnızca kendilerine söylenenleri yapıyorlar, meşhur müzisyen Svyatoslav Vakarchuk da dahil olmak üzere hem muhafazakâr hem de ilerici siyasetçilerin reklamlarını yapıyorlardı. ""Yaz tatiliydi ve para kazanmak için bir yöntemdi,” diyor Bidun. ""Çoğu insan, çalışmalarının yaratabileceği sonuçlar hakkında fazla düşünmüyor, yalnızca yazıyorlardı."" Bidun'un incelemesinin Eylül 2019'da yayımlanmasından iki gün önce, Facebook, 168 hesap, 149 sayfa ve 79 gruba ulaşan, firmanın platformdaki aktivitesinin durdurulduğunu açıkladı . Sosyal medya devi aynı zamanda Pragmatico'nun, reklamlara 1.6 milyon dolar harcadığını da açıkladı ki bu da Ukrayna pazarı için epey önemli bir miktar. Ancak kara PR, Doğu Avrupa'nın diğer bölgelerinde sosyal medyada gelişmeye devam ediyor. Bu yıl, Investigate Europe için haber hazırlayan Katarzyna Pruszkiewicz, kendini ""çoğunlukla sosyal medyada, şirketler, özel şahıslar ve kamu kuruluşları için pozitif bir imaj inşa eden uzmanlardan oluşan elektronik PR ajansı"" olarak tanımlayan Polonya merkezli Cat@Net şirketinde altı ay boyunca gizli görevde çalıştı . ""Cat@Net bir PR şirketi olduğunu söylüyor ama aslında bir trol çiftliği. Sahte hesaplar oluşturuyorlardı,"" diyor Pruszkiewicz, BuzzFeed News'e. (Şirket, internet sitesinde yapılan açıklamada, bir trol çiftliği olduğunu reddetti .) Pruszkiewicz, meslektaşlarının ve kendinin, firmaların müşterilerine iş sunmak için sahte Twitter ve Facebook hesapları kullandığını söyledi. Bu, Polonya devlet medyasının reklamını yapmak, onları bu iş için tutan solcu politikacıları şişirmek ya da hükümetin, Amerikan F-35 savaş uçağı siparişi verme kararına karşı çıkmak gibi şeyler yapıyorlardı. Cat@Net'in çalışanları uzaktan çalışarak Slack isimli platformda bir araya gelip işlerini alıyorlardı. Bazen profesyonel bir metin yazarı onlara içerik sağlıyordu ancak çoğu zaman sahte hesaplar için yazılacak şeyleri bulmak çalışanlara kalıyordu. Pruszkiewicz, siyasetçiler gibi önemli kişiler sahte hesaplardan gelen bir yorumu yanıtladığında, ekip üyelerinin birbirleri tebrik ettiklerini söyledi. Pruszkiewicz'e göre, Cat@Net, engelli insanları işe almaya odaklanıyordu çünkü hem onlara daha az ödeme yapıyorlardı, hem de devlet yardımı alabiliyorlardı. ""Bu insanlar tekerlekli sandalyelerde ve faturalarını ödemeleri gerekiyor. Genellikle mesleki becerilere sahip değiller. Cat@Net onlara iş veriyor ve bu insanlara istihdam sağladığı için devletten yüklü miktarda para alıyordu."" Bu haber Ekim 2019'da Newsweek Poland'da yayımlandıktan sonra, Polonya hükümeti, şirketin aldığı maluliyet tazminatı üzerine soruşturma başlattı. Ancak Pruszkiewicz'in söylediğine göre, Cat@Net tarafından işletilen Twitter hesapları hâlâ çalışmaya devam ediyor. ""Sahte hesaplar hâlâ devam ediyor, hiçbir şey olmamış gibi Twitter'a yazıyorlar; her gün Twitter ve Facebook'ta yazdıkları şeyleri görebiliyorum. Bu gerçekten moral bozucu, çünkü altı ayımı bu şirketi araştırmakla geçirdim ve şirket hâlâ ayakta."" Kara PR firmalarının yükselişi hiçbir yerde Filipinler'de olduğu kadar pazarlama ve siyasetle iç içe değil. Meşru görünen birçok ajans, sahte sosyal medya hesapları, internet siteleri ve koordine edilmiş taciz kampanyaları da dahil olmak üzere birçok kara PR hizmeti sunuyor. Bu yıl Facebook, Filipinler merkezli dijital pazarlama şirketi Twinmark Media Enterprises ve Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin 2016 seçim kampanyasının sosyal medya direktörü Nic Gabunada 'ya atfedilen hesapların kaldırıldığını duyurdu. Her iki durumda da Facebook, operasyonların ""koordineli sahte faaliyetler"" yürüttüğünü belirtti. Gabunada daha öncesinde Buzzfeed News ile yaptığı röportajda, Duterte'nin Facebook seçim kampanyasının ""organik"" ve ""gönüllü odaklı"" ilerlediği konusunda ısrar etmişti. Duterte'nin sahte Facebook hesapları kullanmasını ve 2016'da trollük yapmasını kınayan bazı politikacılar da kendi seçim kampanyalarında sosyal medya manipülasyon hizmetlerini kullanmıştı . Kara PR hizmetleri Filipinler'de o kadar kârlı bir iş hâline geldi ki birçok PR firması artık bu hizmeti sunmak zorundalarmış gibi hissediyor. Bir ajans müdürü, Buzzfeed News'e, kâr potansiyeli nedeniyle kara PR hizmeti sunmanın ""cazip"" olduğunu söyledi. Bu hizmetleri sunan şirketlere karşı rekabet etmenin de zor olduğunu ekledi. ""Örneğin biz bir adayın reklam kampanyasını yürütürken başka birileri de rakip adayın reklam kampanyasını yürütüyorsa, ortaya koyduğumuz her şeye karşı çıkacak her taktiği kullanmaya istekli başka firmalarla yarıştığımız seçim kampanyaları oluyor.” Ajans müdürü, endüstri hakkında özgürce konuşabilmek için adını vermek istemedi. Massachusetts Amherst University'de global dijital medya üzerinde çalışan Jonathan Corpus Ong, yıllardır Filipinler'deki kara PR firmaları ve trollük üzerine çalışıyor. ""Filipinler, diğer ülkeler için uyarı niteliğinde bir yoldan geçiyor. PR endüstrisi içindeki dezenformasyon üretimi finansal olarak bu kadar kârlı olduğu için gizli kara market transferlerinden, şirketlerin yönetim kurumlarının profesyonel güvenilirliğine geçiş yapıyorlar."" Ong, PR firmalarının, ""yaptıkları gerçek dezenformasyon işinin utanç verici kısımlarının etkisini yok etmek"" adına müşterilerle iletişim kurarken endüstri jargonu kullandıklarını belirtti. ""Örneğin, hizmetlerini potansiyel müşterilere sunduklarında 'sahte haber siteleri' veya 'ücretli troller' demek yerine 'ek sayfalar' ve 'dijital destek çalışanları' terimlerini kullanıyorlar . Bu, işlem için bir saygınlık havası yaratıyor ve en önemlisi, politikacılara makul bir inkâr edilebilirlik seviyesi kazandırıyor."" Kara PR firmalarının yükselişi, kendi sorunlarıyla uzun süredir mücadele eden küresel PR endüstrisinin de radarında. 2017'de Public Relations and Communications Association (Halkla İlişkiler ve iletişim Derneği), Londra merkezli PR firması Bell Pottinger'ı dernekten attığında endüstri, sosyal medya manipülasyonunun karşısında yer almıştı. Bell Pottinger şirketinin atılma sebebi, milyarder müşterilerine verdikleri hizmette Güney Afrika'daki ırk ayrımını körüklediklerinin ortaya çıkması. The Bureau of Investigative Journalism (Araştırmacı Gazetecilik Bürosu) göre, Bell Pottinger’ın daha önce de Irak'ta çok gizli bir propaganda programı yürütmek için Pentagon'dan 500 milyon dolarlık bir sözleşme aldığını söyledi. Küresel ajanslar genellikle endüstri kurallarına başvuruyor. PR devi Weber Shandwick’in iletişim ve pazarlama çalışanı Jill Tannenbaum, BuzzFeed News'e şöyle söylüyor: ""Şirket, dürüst olmayan taktiklerin kullanıldığı marketlerde yarıştığında bile güvene dayalı kampanyalar yürüterek iletişim kurmalı.” ""Değerlerimize uymayan veya doğru ya da şeffaf olmayan taktikler içerebilecek müşteri etkileşimlerini değerlendirdiğimiz bir sürecimiz var; böylece ekiplerimize ve müşterilerimize buna göre danışmanlık yapabiliyoruz,"" diyor Tannenbaum. ""Filipinler’deki ve dünyadaki yerel liderlerimizin, endişe verici veya değerlerimize uymayan işleri geri çevirme yetkisi bulunuyor."" Public Relations and Communications Association’ın genel müdürü ve International Communications Consultancy Organisation’ın yönetim başkanı Francis Ingham, BuzzFeed News'le yaptığı görüşmede, kara PR firmalarının, etik şekilde çalışan uzmanların adını karaladığını söyledi. ""Üyelerimiz, endüstrinin etik parametrelerinin dışında faaliyet gösteren bu insanlar yüzünden kötü olarak görüldükleri için öfkeli."" PR veya pazarlama firmalarına atfedilen bilgi operasyonlarının sayısının artmasına rağmen, bu firmaların istisna olduğunu söylüyor Ingham. ""Her zaman gri veya siyah alanda faaliyet gösteren, kendilerini PR veya pazarlama çalışanı olarak adlandıran insanlar olacağını biliyorum."" Yasal PR endüstrisi, kendisini bu çalışanlardan ayırmaya çabalarken, platformlar için ekosistemlerinden kara PR'ı silmek giderek zorlaşıyor. ""Şirket birden fazla platformda çalışıyorsa ve çeşitli iş çıkarlarına sahipse, onları tamamen yok edemeyebiliriz,"" diyor Facebook çalışanı Gleicher. Facebook'un yaklaşımının, belirli bir operasyonda yer alan hesapları durdurmak ve tüm organizasyonu ortadan kaldırmak olduğunu belirtti. Bazı vakalarda, Facebook platformda, önemli çalışanların da erişimini engelliyor. ""Bunu yapmamızın nedeni, platformumuzda kârlı bir iş modeli olmayacağını açıkça ortaya koymak,"" dedi Gleicher. ""Böyle bir iş kurarsanız sizi çıkarıyoruz."" Bell Pottinger vakasının sonrasında, dünya çapındaki PR ticaret gruplarını temsil eden bir çatı kuruluş olarak International Communications Consultancy Organisation (Uluslararası İlişkiler Danışmanlık Örgütü), Helsinki Bildirgesi olarak bilinen 10 ilke belirledi. Bu ilkelere göre, iletişim profesyonellerinin ""sosyal medyanın gücünün farkında olmaları ve sosyal medyayı sorumlu bir şekilde kullanmaları"" ve ""asla sahte haberlerin yaratılmasına katkı sağlamamaları "" gerekiyor." Project Zoom hibe programı başlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/project-zoom-hibe-programi-basliyor,"Teyit 'in ekosistem partnerliğini yaptığı, ABD Büyükelçiliği'nin desteklediği Impact Hub İstanbul yürütücülüğündeki Project Zoom hibe programı başlıyor! Project Zoom , yeni nesil hikaye anlatıcıları ve gazeteciler gibi farklı mecralarda içerik üretenler tarafından gözden kaçmış ya da görülmemiş toplumsal meselelerin ortaya çıkarılması, görünür kılınması ve hikayelerinin anlatılmasını hedefleyen bir hibe programı. Programın odağındaysa iklim değişikliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilirlik, göç, sosyal inovasyon ve enerji temaları var. Çalışma kapsamında podcast, fotoğraf, yazı, video gibi görsel, yazılı veya işitsel formatlarda farklı mecralarda içerik geliştirilmesine destek verilecek. Destek almaya hak kazanan katılımcılara içeriklerini geliştirebilmeleri için rehberlik ve mentorluk desteğinin yanı sıra etkili medya ve iletişim ağlarına dahil olma olanağı da sunulacak. Project Zoom’un tanıtım toplantısıysa 13 Şubat 2020 tarihinde Impact Hub İstanbul’da . 17:00 - 17:30 Kayıt 17:30 - 17:45 Açılış Konuşmaları Mark Cameron (Information Officer, ABD Başkonsolosluğu) Ayşe Sabuncu (Co-founder, Impact Hub Istanbul) 17:45 - 18:00 Pitch: Çözüm Odaklı Gazetecilik 18:00 - 18:40 Panel: Sürdürülebilir bir dünya için neden hikaye anlatıcılara ihtiyacımız var? Moderatör: Mehmet Atakan Foça (Kurucu, teyit.org) 18:40 - 19:30 Networking Program, Türkçe ve İngilizce olarak iki dilli ilerleyecektir. Simultane çeviri desteği sunulacaktır. Kurulduğu ilk günden bu yana yanlış bilgiyle mücadeleyi odağı haline getiren Teyit’in en önemli profillerinden biri de sosyal girişimci yönü. Yani kâr amacı gütmeden, fayda yaratma hedefiyle bir sosyal etki yaratabilmek. Bunun yolu da işbirliği ve sürdürülebilir mekanizmaları oluşturabilecek yapıları, gazetecileri, hikaye anlatıcıları ve organizasyonları desteklemek. Project Zoom’a da benzer bir motivasyonla destek veren Teyit bir yandan da yanlış bilgiyle mücadele sorununun çözümü için Factory projesini sürdürüyor. Yanlış bilgi sorununu çözebilecek fikirleri ya da bir fikir geliştirmek isteyenleri desteklemek amacıyla başlayan ve bu yıl ikincisi düzenlenen Factory programı Eskişehir ve Ankara’da fikir geliştirme atölyeleri ve sonrasında da Bootcamp ile devam edecek. Daha fazla bilgi ve başvuruya linkten erişebilirsiniz ." Araştırma: Teyitçiler koronavirüs iddiaları için uluslararası işbirliği yapıyor,https://teyit.org/teyitpedia/teyitciler-koronavirus-iddialari-icin-uluslararasi-isbirligi-yapiyor,"Üç hafta önce Çin resmi olarak, 2019 yılında ortaya çıkan koronavirüs nedeniyle olduğu saptanan ilk ölümü bildirdi . Ancak o zamandan beri Çin hükümetinden yeni hastalığın kökeni veya yetkililerin çare bulmak için attıkları adımlarla ilgili yeterli bilgi gelmedi. Bu bilgi boşluğu, tek bir teyitçinin tek başına başa çıkamayacağı kadar büyük çapta dezenformasyon a yol açtı. Bu nedenle geçen hafta, 30'dan fazla ülkeden teyitçi bir araya gelerek bilgi paylaşımı yapmaya karar verdi. Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağının öncülüğünde, Slack ve Google E-Tablolar gibi basit araçların yardımıyla, bu topluluğun üyeleri birbirlerinin teyitlerini okumaya, içerikleri farklı dillere çevirmeye ve asılsız iddiaların yayılmasının önüne geçmek için bu içeriklerini sık sık yayımlamaya başladı. Geçtiğimiz hafta itibariyle topluluk, uluslararası düzeyde ilgilenilmesi gereken 86 yanıltıcı bilgi örneğini tespit etti. Bunlardan birçoğunda “koronavirüs patenti” olduğu iddia edilen şey bulunuyordu ki bunu çürütmek pek de zor olmadı. Çin virüsünün aslında yeni olmadığını öne süren Facebook gönderileri, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Hindistan, Fransa, Türkiye ve Brezilya'da neredeyse aynı anda ortaya çıktı. Bu gönderilerin bazılarına biyogüvenlik laboratuvarlarının varlığı hakkında çılgınca komplo teorileri de eşlik ediyordu. Diğer gönderiler ise sağlık endüstrisinin sadece aşı geliştirip bunları satabilme amacıyla paniğe neden olduğunu ""kanıtlamak"" için aşı karşıtı hareket tarafından kullanılmaya başlandı. Pazartesi günü Dünya Sağlık Örgütü, insanların virüse yakalanmalarını engellemeye yardımcı olabilecek bir önlem listesi yayınladı. Ancak bu, internet kullanıcılarının, korunma konusunda yanlış bilgi paylaşmasını engellemedi. Hastalığı önlemeye yaramayan maddelerden oluşan listede şu ana kadar tuzlu su ve sihirli bir sprey bulunuyor. Bazıları ise üzüm sirkesi , steroid ve etanol gibi ""ilaçlar"" öneriyor. Daha da fazlasının geleceğine şüphe yok. Aynı zamanda teyitçiler, kendi koronavirüs içeriklerini mümkün olduğunca geniş bir kitleye yayılabilecek formatlarda yayımlamayı düşünüyor. BuzzFeed sürekli yeni maddeler eklediği bir liste tutuyor. MediaWise, Instagram'da hikaye paylaşıyor ve bunları YouTube'da yeniden yayınlıyor. Aynı zamanda The Washington Post'un haberine göre, büyük teknoloji platformları komplo teorilerini ve virüsle ilgili yanlış bilgileri durdurmak için mücadele ediyor . Bu Facebook, Twitter ve Google için zor bir durum ancak Batı’da yaygın olarak kullanılmayan Line, KakaoTalk ve Weibo gibi platformlar için muhtemelen çok daha da zor. Teyit'in incelediği koronavirüs iddialarına "" koronavirüs "" etiketiyle ulaşabilirsiniz." Koronavirüs hakkında doğru bilgilere ulaşmaya çalışırken yardımcı olacak ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/koronavirus-hakkinda-dogru-bilgilere-ulasmaya-calisirken-yardimci-olacak-ipuclari,"Çin’in Wuhan kentinden başlayarak dünyada birçok ülkeye yayılan yeni koronavirüs salgını, uzun süredir gündemde ve öyle görünüyor ki bir süre daha gündemde kalacak. Böylesi kriz anlarında, hele de söz konusu olan halk sağlığı ise, dezenformasyon riski katlanıyor. Teyit’in yayın ilkelerine göre, içeriklerin önceliklendirimesinde bu gibi kriz zamanlarında önem ve yaygınlığa aciliyet de ekleniyor. Bu ilke, güncel koronavirüs salgını için de gözetildi. Yani yanlış olduğundan şüphe ettiğimiz içerikleri acilen araştırmalı ve dezenformasyonun önüne geçebildiğimiz kadar çabuk geçebilmeliydik. Ancak krizin kaynağı Çin olunca doğru bilgiye ulaşmak çok da kolay olmuyor. Uluslararası yayın organları ve resmi kaynakları takip etmek bir yere kadar yeterli. Birincil kaynaklara ulaşmak daha iyi sonuçlar almamızı sağlıyor. Yeni koronavirüsle tanıştığımız andan bu yana, tek farklılığı alfabesi olmayan bir ülkeyle ilgili iddiaları araştırırken, hangi doğrulama araçlarıyla yolumuzu bulduğumuza gelince… Salgın Çin’den başladığından, birçok iddiada Çince metinler, görüntü ya da ses kayıtlarıyla baş etmek zorundayız. Bu ilk anlar, Çinceye dair hiçbir fikri olmayan herkes için biraz korkutucu. Çince tahmin yürütebilmenizde İngilizce ya da Almanca gibi bir ikinci dile hakim olmanız da işe yaramıyor. Bu nedenle ilk kurtarıcımız çeviri programları oldu. Aratmak istediğiniz bir kelime ya da cümleyi önce bir çeviri programına yazar ve Çinceye çevirdikten sonra aratırsanız, istediğiniz sonuçlara ulaşma olasılığınız daha fazla. Çeviri programları arasında sizi en fazla rahatlatacak olan ise, Google Translate. Çünkü bu programı mobil telefonunuza indirdiğinizde kameranıza erişebiliyor ve görüntülerdeki metinleri de tanımlayıp çevirebiliyor. Örneğin bu özellik sayesinde iki günde inşa edildiği iddia edilen hastanenin tabelasını okumuş ve Çin arama motoru Baidu’da arattıktan sonra hastaneyle ilgili bilgilere ulaşabilmiştik. Hastane isminin Google Lens çeviri görüntüsü Çevirileri eğer hakimseniz İngilizceye ya da İngilizce’den yapmanız da işinizi kolaylaştıracaktır. Google Translate’in lens dışında işinizi kolaylaştırabilen bir özelliği daha var. Bu özellik, el yazısı seçeneği. Görselde ya da bir metinde gördüğünüz harfi tek tek elinizle programa yazabilir ve tam olarak benzetememiş olsanız da olası harf seçeneklerini görebilirsiniz. El yazısı seçeneğini bilgisayarınızda kullanabilmek için kalem seçeneğine tıklayarak el yazısını açın demeniz gerekiyor. Bunu telefonunuzda da kolaylıkla yapabiliyorsunuz, el yazısı seçeneğine tıklamanız yeterli. Bu seçenek, özellikle karakteristik yazıları olan Çince, Japonca, Rusça gibi dillerde oldukça eğlenceli ve kullanışlı. Bir hayli acemi bir çizim yapmış da olsanız Google translate çiziminizi anlayabiliyor! Günlük hayatımızda Google ve Yandex başta olmak üzere birçok arama motoru kullanıyoruz. Ancak Çinle ilgili bir iddia söz konusu olduğunda Çinli arama motorlarına başvurmak çok daha fazla ve anlamlı sonuca ulaşmanızı sağlıyor. Sogou , Haosou gibi birkaç arama motoru da size fayda sağlayabilir. Ancak bu motorlardan en büyüğü, “Çin’in Google’ı” diyebileceğimiz Baidu. Baidu’nun 2019 yılında yayınlanan bir rapora göre 1 milyar kullanıcısı bulunuyor. Google ’da ise bu sayı 2 milyar. 2020 yılı Ocak ayında We Are Social ’ın özel raporunda dünyanın en çok ziyaret edilen web siteleri sıralamasında Baidu dördüncü sırada yer alıyor. Arama motorları arasında ise ikinci. Zirveyi tahmin edebileceğiniz gibi Google çekiyor. Yani bu verilere dayanarak Baidu’nun geniş bir kullanıcı ağı olduğunu söylemek mümkün. Dünyanın en çok ziyaret edilen web siteleri sıralaması, (Sayfa 57) Baidu hakkında birkaç teknik bilgiden sonra bir anda sık kullanılanlar listemize eklenen Baidu , Baidu görseller ve Baidu haritalar ın kullanımından bahsedebiliriz. Baidu’ya girdiğiniz an tüm arayüzü Çince olan bir siteyle karşılaşıyorsunuz. Bilgisayarınızda anlık çeviri yapan bir uygulama varsa büyük kolaylık. Ancak yoksa da endişelenmeyin. Arattığınız daha önce Çinceye çevirdiğiniz kelime ya da cümlenin doğru olduğunu düşünüyorsanız, zaten karşınıza konuyla ilgili güncel cevaplar gelecektir. İlk adım: İkinci adım: Baidu’da Dabieshan Tıp Merkezi’nin arama sonuçları Doğrulama araçları içinde haritalar da önemli bir yer tutuyor. İki günde bitirildiği söylenen hastane iddiasına geri dönecek olursak, burada en önemli kanıtlardan birini, hastanenin 2018 tarihli bir inşaat görüntüsü oluşturuyordu. Hastane Çin’deydi ve Çince yazılışını öğrenmiştik. Baidu haritalara girip arama butonuna Çince Dabieshan Tıp Merkezi yazdıktan yalnızca birkaç adım sonra görüntülerdeki hastanenin önündeydim. Belli ki hastane iki günde bitirilmemişti. Baidu haritalar alışık olduğumuz Google ya da Yandex haritalar kadar kolay bir arayüze sahip. Sağ altta üç seçenek bulunuyor: Uydu, harita ve sokak görünümleri. Sokak görünümü seçeneğine tıklayarak Çin’de istediğiniz bir yere dijital yolculuk yapabiliyorsunuz. Koronavirüsle ilgili incelediğimiz iddiaların birçoğu fotoğrafa yönelikti. Ortak yönleri ise, sağ alt köşede yer alan bir amblem ve Çince yazılar idi. Bu amblem Çin’de kullanılan mikroblog sitesi Weibo ’ya ait ve fotoğrafların kaynağına ulaşmak için Weibo’yu kullanmak gerekiyor. Ancak şöyle bir sorun var: Weibo’ya bilgisayarınız üzerinden giriyorsanız size kısıtlı bir zaman diliminde paylaşılan gönderileri gösteriyor. Mobilden bakarak daha fazla ve eski tarihli gönderiye ulaşmak mümkün. Weibo’yu tam kapasiteyle kullanabilmeniz için ise, Çin’de kullanılan bir cep telefonu numarasına ihtiyacınız var. Bu arada Weibo, Çin haber siteleri için de çok önemli. Sık sık oradan alınan fotoğraflar kaynak gösteriliyor. Twitter’a benzetebileceğimiz Weibo, Çin’in önde gelen haber kanalları tarafından da kullanılıyor . Birçok kamu kurumunun onaylı ve aktif kullanılan bir Weibo hesabı var. We Are Social’ın 2020 raporuna göre Weibo, aylık 497 milyon kullanıcısıyla onuncu sırada yer alıyor. Dünyanın en çok kullanılan sosyal platformları sıralaması, Sina Weibo (Sayfa 95) Weibo’nun ara yüzü Weibo’nun kaynak gösterildiği bir haber fotoğrafı Çin, eğer yerel kaynaklarını kullanmıyorsanız bilgi edinmenin oldukça zor olduğu bir ülke. Çin’de Google, YouTube, Facebook, Instagram gibi uygulamalar yasak. Bu nedenle ülkenin kendine özgü sosyal medya uygulamaları var ve birçok içeriğin kaynağını da haliyle bu uygulamalar oluşturuyor. Bunlardan biri, mesajlaşma uygulaması olan WeChat . Bu uygulama dünyada ortalama bir milyardan fazla kişi tarafından kullanılıyor. Hayli tanıdık olduğumuz WhatsApp, Facebook Messenger gibi uygulamalardan hemen sonra geliyor ve dünyada beşinci sırada yer alıyor. Yani WeChat, Çinle bir bağlantı kurabilmek için oldukça önemli. Dünyanın en çok kullanılan sosyal platformları sıralaması, WeChat (Sayfa 95) Çin’de sık kullanılan video paylaşım plaftormları da oldukça önemli. Bunlar Youku , Tencent ve Haokan Baidu. Şüpheli videolarla ilgili yaptığımız aramalarda, bu platformlardan eski tarihli birçok videoya ulaşabildik. Bu platformlar Çin basınında yer alan bazı haberlere ulaşabilme konusunda da yardımcı. Çin televizyon kanallarında koronavirüsle ilgili yapılan yayınlar ve sosyal medyada konuşulanlara da bu sayede erişebiliyorsunuz. Kısacası, koronavirüs hayatımıza girdiğinden beri, kullandığımız doğrulama araçlarının dağılımında ciddi bir değişim oldu. Bu duruma adapte olabilmek için hızlandırılmış bir Çince kursuna ihtiyacımız olabilirdi belki ama sizi doğruya götüren araçları yerinde ve zamanında kullanmak, kurstan çok daha hızlı sonuçlar veriyor. Yani doğrulama araçları kriz anlarında sizin için birer kurtarıcı, akılda tutmakta fayda var." Twitter manipüle edilmiş görsel içeriklerle mücadeleye hazırlanıyor,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-manipule-edilmis-gorsel-iceriklerle-mucadeleye-hazirlaniyor,"Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan seçim öncesi sosyal medya şirketlerinin düzenlemeleri tek tek hayata geçiyor. Ocak ayının başında Facebook deep fake videoları yasakladığını belirten bir açıklama yapmıştı . Bundan yaklaşık bir ay kadar sonra ise Twitter’dan da yanlış bilgiyle mücadelede bir adım geldi. Şirket, manipüle edilmiş görsel içeriklere ekleyeceği yeni uyarı etiketini tanıttı . Twitter’ın 5 Mart tarihinde uygulamaya alacağı değişiklik kapsamında manipüle edilmiş ve deepfake teknolojisi kullanılarak oluşturulmuş içeriklerde bir uyarı yer alacak ya da sistemden kaldırılacak. Sistemin nasıl işleyeceği ise Twitter blogunda birkaç satır başıyla ele alındı. Birincil adım içeriğin manipüle edilip edilmediğinin belirlenmesi olarak tanımlandı. İkincisi hangi amaçla, nasıl paylaşıldığı ve paylaşanın profili. Son olaraksa içeriğin kamu güvenliğini etkilemesi veya ciddi zarar vermesi. Şirket bu konuda çalışma yapacağını 11 Kasım tarihinde yapmış olduğu bir açıklamayla duyurmuş ve sistemi nasıl işleteceğini araştıran çalışmalar yapmıştı . Akademisyenler ve alanda çalışan kişilerin de katılımıyla geçirilen süreçte katılımcıların yüzde 70’i Twitter’ın yanıltıcı görsel ve video paylaşımında adım atmamasının kabul edilemez olduğunu ve mutlaka aksiyon alınması gerektiğini belirtti. Bu tip içeriklerin etiketlenmesi fikri daha öne çıkarken kaldırılması fikriyse daha geri planda kaldı. Katılımcıların yüzde doksanıysa kamu düzenine zarar verecek içeriklerin kaldırılması gerektiğini ifade etti. Twitter da bu çalışmalardan yola çıkarak bir dizi önlemi uygulamaya sokmaya karar verdi. Sistemde etiketlemenin nasıl görüneceği de bir videoyla anlatıldı. Manipüle edilmiş medyaya yer veren tweetin altında bir uyarı yer alacak. Uyarıya tıklandığındaysa daha ayrıntılı bir bilgiye erişilecek. Twitter’ın bu geç kalmış adımı belki olumlu bir adım ama tartışmayı gerektirecek birkaç noktayı karşımıza getirdiği de önemli bir gerçek. Şüphesiz ilk sorulması gereken soru bir görselin manipüle edilip edilmediğine kim karar verecek? Twitter’ın 5 Mart’ta hayata geçireceği bu düzenlemelerde kimlerle çalışacağına ilişkin herhangi bir bilgi yok. Sıkça eleştirilse de bir diğer sosyal medya platformu Facebook birkaç yıldır Teyit’in de içinde yer aldığı IFCN üyesi bağımsız doğrulama organizasyonlarıyla bir işbirliği geliştirerek yanlış bilginin yayılmasının önüne geçmeye çalışıyor. Twitter, kurallarında manipüle edilmiş medya içeren paylaşımlarda görselin metadatası, paylaşan kişinin profili, bağlamı gibi birçok konuyu göz önüne alacağını belirtiyor. Thenextweb’de yer alan bir yazıda Twitter’ın moderasyon ekibinin paylaşımların bağlamını belirlemede büyük sıkıntılar yaşadığı ve ironi içeren tweet atan hesapları bile kaldırabildiğini vurguluyor . Teyit’in şef editörü Gülin Çavuş ise bu adımın teyitçiler için sevindirici ama içinde sorular barındırdığı görüşünde. Çavuş, Twitter’ın teknik yetkinlik gerektiren bu konuda hangi uzmanlarla çalışacağı ve nasıl bir yöntem uygulayacağının çok önemli olduğunu belirtirken, atılacak yanlış bir adımın kullanıcıların güvenini sarsabileceği ve yanlış bilgi sorununu daha da büyütebileceğini ifade ediyor. The Verge de Twitter’ın yeni kararını değerlendirdiği yazıda yine Facebook örneğini veriyor . Twitter bu konuda bazı partnerlerle çalışacağını belirtiyor ancak 5 Mart yani kararı açıkladıktan bir ay kadar sonra hayata geçireceği bir sistemde nasıl bir metodoloji izleyeceği muamma. Twitter sürecin kendileri için büyük bir deneyim olacağını ve hatalar ve geri dönüşlerle sistemi geliştireceğini de belirtiyor." Araştırma: Demokrasinin çöküşüne kötü algoritmalar neden olmadı,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-kotu-algoritmalar-demokrasinin-cokusune-neden-olmadi,"*Bu içerik ilk kez "" Bad Algorithms Didn't Break Democracy "" başlığıyla Wired tarafından 15 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir.( Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Elli yıldır Amerika’nın uyuşturucuya karşı olan savaşı, madde bağımlılığı artışının, özünde tedarik sorunu olduğu düşüncesiyle yönlendiriliyordu. Dolayısıyla buna karşı çözüm de uyuşturucu üretimi ve dağıtımını kısıtlamak, kartelleri dağıtmak, kaçakçılık rotalarını yok etmek, satıcıları tutuklamak oldu. Tahmin edilebileceği üzere bu yaklaşım, bitmek bilmeyen bir 'önüne çıkanı ez' oyununa dönüştü. Çevrimiçi yanlış bilgi paniği de 2016'dan bu yana benzer bir düşünceyle yönlendiriliyor. Bu görüşe dayanan tartışmalar ise artık aşina olduğumuz, hatta neredeyse oldukça olağan bir hale geldi. Buna dair son zamanlarda karşılaştığımız bir örnek ise komedyenSacha Baron Cohen'in Kasım ayında yaptığı konuşmaydı: ""Bugün dünya çapında, demagoglar en olumsuz içgüdülerimize hitap ediyor. Bir zamanlar sınırda görülen komplo teorileri ana akım haline geliyor . Sanki Aydınlanma Çağı, kanıtsal argüman dönemi sona eriyor, bilginin meşruiyeti giderek daha da azalıyor ve bilimsel fikir birliği reddediliyormuş gibi. Ortak gerçeklere bağlı demokrasi geri çekiliyor ve ortak yalanlara bağlı otokrasi yürüyüşe geçiyor."" Baron Cohen'in dediği üzere, bu eğilimin arkasındaki şey ""oldukça açık"": ""Bütün bu nefret ve şiddet, tarihin en büyük propaganda makinesine sahip bir avuç internet şirketi tarafından kolaylaştırılıyor."" Uyuşturucuya karşı olan savaşta da olduğu gibi, buradaki “zanlılar” da aracılar. Yani sosyal medya şirketleri ve akıl dışı içeriğin yayılmasını sağlayan algoritmalar. İnternette içerikleri ortaya çıkaran kişiler haşhaş veya koka bitkisi yetiştiren köylüler gibi tam olarak suçsuz değiller elbette ama paylaşımlarıyla başkaları tarafından tasarlanan güdüleri yansıtıyorlar. Asıl karteller Facebook, Google ve Twitter. Peki ya kullanıcılar? Teknoloji yatırımcısı ve eleştirmeni Roger McNamee'nin belirttiği üzere, kullanıcılar çevrimiçi davranışlarını ""farkında olmadan"" yürütüyor ve sosyal medya platformları da bu davranışın yayılmasını sağlıyor. Teknoloji eleştirmenleri bu konuda çeşitli çözümler sunuyor: platformları tamamen parçalamak, kullanıcıları paylaştığı içeriklerden sorumlu tutmak veya içerikleri doğruluk değerine göre elemek. Aslında ortaya çıkan tablonun neden bu kadar çekici olduğunu anlamak gayet kolay. Büyük sosyal medya şirketleri ihtişamlı bir güce sahip; algoritmaları anlaşılamıyor ve kamusal alanın dinamiklerini tam olarak anlayamıyorlar. Bunun yanı sıra yaygın ve ciddi eleştirilere verdikleri cevaplar ise gösterişli ve aşırı yapmacık olabiliyor. Örneğin Mark Zuckerberg, Ekim ayında Georgetown Üniversitesinde yaptığı konuşmada şöyle demişti : ""İnsanların, teknoloji platformlarının merkezi güce sahip olmalarına dair endişelerini anlıyorum ama bence asıl olay bu platformların, gücü dağıtarak doğrudan insanlara vermesi. Bugün buradayım çünkü ifade özgürlüğünü savunmaya devam etmemiz gerektiğine inanıyorum."" Bu şirketler hızla yayılan içeriklerin mali çıkarları hakkında açık konuşsaydı en azından dürüst görünürlerdi; kendilerini ifade özgürlüğü diyerek savunduklarında haliyle kötü niyetli suçlamalara açık hale geliyorlar. Ancak bu şirketlerin, özellikle de Facebook'un, ifade özgürlüğü hakkında konuşmasının nedeni, yalnızca yanlış bilginin artmasındaki ekonomik çıkarlarını gizlemek değil. Bu aynı zamanda, platformlarındaki kusurun kullanıcılardan kaynaklandığını söylemenin kibar bir yolu. Facebook her zaman kendini tarafsız bir altyapı olarak gösteriyor; insanlar istediği içeriği paylaşabiliyor ve istediğine erişebiliyor. Zuckerberg ""ifade özgürlüğü""nden bahsederken, arz edilen içeriğin, talep miktarını araştırma özgürlüğünün bulunduğu bir pazarı dile getiriyor. İma ederek söylediği şeyse partizan propaganda sorununun bir arz sorunu değil, talep sorunu olduğu; derinden gelen o yaygın arzunun dışavurumu. Bu can sıkıcı bir savunma olabilir ancak karşı çıkılmayacak kadar önemsiz bir argüman da değil. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde Facebook, YouTube ve Twitter'ın bir şekilde yarattığı ve hepimizin tepkisini çeken yeni düzenlemelerinin veya algoritma reformların ""kanıtsal argüman"" dönemini geri getirebileceğine dair önerme incelendiği zaman bunun geçersiz olduğu ortaya çıkıyor. 2016 seçimlerinin hemen sonrasında Makedonyalı gençler ve Rusya'nın İnternet Araştırma Ajansı tarafından yayılan ""sahte haberler"" sosyal medyanın demokrasiyi çarpıtmasının sembolü haline geldi. Bir yıl sonra ise Harvard Üniversitesi Berkman Klein Merkezindeki araştırmacılar, sahte haberlerin ""büyük ölçeğe bakıldığında oldukça küçük bir rol oynadığı"" sonucuna vardı. Kanada, Fransa ve ABD'deki akademisyenler tarafından yapılan yeni bir çalışma, çevrimiçi medya kullanımının ABD'deki sağcı popülizme olan desteği azalttığını gösteriyor. Başka bir çalışmada, çoğu aşırı sağ ile ilişkili olan 330 bin YouTube videosu incelendi ve aşırı taraflı içeriklerin önerilere çıkarılmasından tamamen YouTube'un sorumlu tutan ""algoritma radikalizasyonu"" teorisine dair çok az kanıt bulunabildi. Sonuç olarak teknoloji şirketlerinin, ifade özgürlüğü konusunda soyut argümanları tercih etmesi için yeterli sebepleri var. Kendilerini açıklarken klasik liberalizm söylemini benimsemeyi seçiyorlar. Bu, liberal eleştirmenleri tatsız bir duruma sokuyor: Bazı kesimlerin kendi taleplerinden korunması gerektiğini iddia etmek kabul edilemez bir şekilde küçümseyici bir tavır. Bu taleplerin doğruluğunu sorgulamak ve bu insanların arzularının gerçekten kendi arzuları olmadığını söylemek daha da kötü. Eleştirmenler, iyi insanların neden kötü şeyler talep ettiğini açıklayabilmek için ""suni kitle oluşturma"" gibi fikirlere itimat etmeli. Kurumsal suçlama, gözleme dayalı olmaktan ziyade amaca daha uygun. Milyarlarca kullanıcının tercihlerini ele almaktansa bir avuç şirkete karşı kullanabileceğimiz kozları düşünmek çok daha kolay. Teknoloji eleştirmenlerinin de, şirketlerin yaptığı gibi, insanların isteklerini ciddiye almaları bazen zor gibi görünse de elbette daha iyi bir çözüm olur." Araştırma: Aşı karşıtı saldırılarla mücadele eden doktorlarla tanışın,https://teyit.org/teyitpedia/asi-karsiti-saldirilarla-mucadele-eden-doktorlarla-tanisin,"*Bu içerik ilk kez "" Meet the doctors fighting anti-vax attackers online "" başlığıyla Coda Story tarafından 6 Şubat 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. (Sorumsuzluk beyanı: Teyit, Mayıs 2018 itibariyle Facebook'un üçüncü taraf haber doğrulama programının Türkiye'deki partneridir.) Yeni yılın hemen hemen ikinci haftasında, çocuk doktoru Dr. Nicole Baldwin, Cincinnati, Ohio'daki ofisinde, bilgisayarının başına oturdu. Facebook’tan bir bildirim geldiğini gördü. Sonra bir bildirim daha geldi. Ardından yüzlercesi gelmeye başladı. Gelen yorumlar oldukça saldırgandı. ""Günün kana susamış yalancı şırfıntı ödülü Dr. Nicole Baldwin'e gidiyor"" yazıyordu birinde. Bir başkasında, ""bana ya da çocuğuma bir iğneyle yaklaşırsan onu boynuna saplarım."" Her dakika onlarca bildirim geliyordu. Saldırının sebebi ise Baldwin'in, bir hafta öncesinde yaptığı, aşı yanlısı 15 saniyelik bir TikTok videosuydu. Baldwin, dünya çapında bir milyardan fazla insan tarafından kullanılan ve özellikle gençler arasında popüler olan video paylaşım platformunu denemeye yeni başlamıştı. ""Ne hakkında eğitici videolar yapabileceğimi düşünürken elbette birinin aşılarla ilgili olacağına karar verdim"" dedi Baldwin salı günü yaptığı açıklamada: ""Dördüncü videomdu."" Baldwin videoda, 2007 yılı R&B hit şarkısı Cupid Shuffle çalarken dans ediyor. ""Aşı yaptırmak şunları ÖNLER... Kızamık, çocuk felci, boğmaca, hepatit, grip, HPV, menenjit"" diye başlıyor video. ""Aşı yaptırmak şuna neden OLMAZ... Otizm."" Video TikTok'ta yaklaşık yarım milyon görüntülenme alarak viral oldu. Dr. Nicole Baldwin'in TikTok paylaşımı Ancak internetin başka bir yerlerinde, aşı karşıtı bir Facebook topluluğunda, meşhur bir aşı karşıtı Facebook kullanıcısı şöyle yazmıştı: ""Spamleyin kadını."" "" Bu doktor beni engelledi. Hangi tür bir doktor tıbbi sorulara cevap vermez ki? Hangi tür doktor annelere inanmaz ki? Ama yok hayır, maaşında onların faydasını görmüyor ki. Spamleyin kadını. "" (Baldwin'in sayfasına saldırı çağrısında bulunan aşı karşıtı bir Facebook kullanıcısı) Saldırının ilk gününün geri kalanında, Baldwin muayenelerinin arasında telefonuna bakıp yüzlerce bildirim gördü. Paniklemeye başladı. ""Bir arkadaşımı aradım ve 'Bana yardım edebilir misin?' dedim"" diyor Baldwin. O akşama kadar işler o kadar büyümüştü ki Baldwin'in kocası onlara da yardım etmeye başladı. Ancak bu korkunç saldırı kısa zamanda üçünü de bunalttı. ""O anda yardım geldi.” Dünyanın dört bir yanında yaşayan doktorlar, avukatlar, hemşireler ve aşı savunucularından oluşan 500 kişilik Shots Heard Round the World ekibi o anda olaya dahil oldu. Kendilerini ""aşı karşıtı zorbaların saldırısı altındaki tüm tedarikçilerin, doktorların ve sağlık sistemlerinin yardımına koşan çevrimiçi bir dijital süvari birliği"" olarak tanımlıyorlar. Baldwin, birkaç üyeye Facebook sayfasında yöneticilik verdi ve dünyanın dört bir yanından, gündüz saatlerine göre farklı vardiyalarda çalışan dijital süvariler, Baldwin'e saldıran kişilerle mücadele etti. Yaklaşımları iki yönlüydü: Takımın bir kısmı Baldwin'in, saldırganları gizlemesine, engellemesine ve şikayet etmesine yardımcı oldu. Ekibin geri kalanı, aşı karşıtları tarafından sıklıkla kullanılan ""flood"" tekniğini taklit ederek, Baldwin'in sayfasını aşı yanlısı yorumlarla doldurdu. Shots Heard takımı, binlerce Facebook kullanıcısının, Baldwin'in Facebook sayfasında pozitif etkileşim yaratmasının önünü açtı. ""Tıp camiasının geri kalanı senin yanında"" yazıyordu bir yorumda. Bir başkasında, ""İşini yapmaya devam et. Harika bir doktorsun ve meslektaşın olmaktan gurur duyuyorum."" ""Kızım yedi aylıkken yerel bir salgın sırasında kızamığa maruz kaldı, kabus gibi bir süreçti"" yazmıştı bir baba. ""Bize bunları yaşattıkları için aşı karşıtlarını asla affetmeyeceğim. Onlara karşı koyduğun için teşekkürler."" Baldwin’ göre Facebook'ta aşılarla ilgili böyle olumlu tartışmalar görmenin zamanı gelmişti de geçiyordu. ""Yıllardır sosyal medyaya hakim olan çok fazla aşı karşıtı yanlış bilgi görüyoruz. Sonunda bu topluluğun savaşmaya hazır olduğunu düşünüyorum."" Eylül 2019'da kurulan Shots Heard, Pittsburgh'da çalışan çocuk doktorları Todd Wolynn ve Chad Hermann tarafından yönetiliyor. Bu ikili de 2017 yılında Facebook’ta koordineli bir aşı karşıtı saldırısına maruz kalmışlardı ve hesapları sekiz gün içinde 10 bin negatif yorumla dolup taşmıştı. ""Bu ekipler ciddi anlamda koordine olup sıradaki hamlelerinin ne olacağına karar veriyorlardı"" diyor Wolynn. ""Uyumaya gidiyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki on binlerce gönderi olmuş çünkü her yerdeler; Yeni Zelanda'da, Texas'ta, Çek Cumhuriyeti'nde, İrlanda'da..."" Şimdiye kadar yaptıkları en büyük saldırı çağrısı, Ocak ayı boyunca süren, Nicole Baldwin'e yapılan saldırıydı. 5 bin 200'den fazla aşı karşıtı, tüm sosyal medya platformlarından Baldwin'e saldırda bulundu. ""Yarım saatte bir yüzlerce yorum geliyordu"" diyor Baldwin. Hermann, aşı karşıtı saldırıların, doktorlarda travma sonrası stres bozukluğu oluşturabileceğini söyledi. ""İdeolojik ve ruhsal olarak yorucu. Sanki bir kumsalda duruyormuşsunuz ve dalgalar size çarpmaya devam ediyormuş gibi ve sürekli sürekli yeni bir dalganın geleceğini biliyorsunuz."" Bilim yanlısı topluluğun içindeki baskın korku, bu saldırıların, aşı yanlılarını korkutması. ""İnsanlar –büyük sağlık sistemleri de dahil olmak üzere– yaşananları sindiriyor ve aşı dünyasına geri dönmüyor"" diyor Hermann. ""Hastaneler internette bilgi vermekten korkuyorsa, o zaman başımız belada."" Wolynn ve Hermann, aşı karşıtı saldırılardan kurtulmayı bir onur rozeti olarak görüyor.""Bu işle başa çıkmak kimse için eğlenceli değil ama kesinlikle benim kararlılığımı güçlendirdi"" diyor Baldwin. Dezenformasyon uzmanları, Baldwin'e yapılana diğer benzer aşı karşıtı saldırılara olan yetersiz tepkisi için Facebook'u eleştirdi. Baldwin'e karşı yapılan saldırının ardından, Stanford İnternet Gözlemevinde Teknik Araştırma Müdürü Renee DiResta, bir tweet atarak şöyle söyledi: ""Yapacak daha iyi şeyleri, önemli işleri olan kullanıcılar, platformların yapmadığı şeyi yapabilmek için saatlerini harcıyor… Bu noktada, Facebook için, kullanıcı kontrollü denetleme araçlarının ne kadar kötü olduğunu görmek utanç verici.” Shots Heard'ün kurucuları, nihayetinde platformların bu saldırılarla uğraşmakla sorumlu olduğuna inanıyor. ""Hepimizin bildiği üzere, bu sorunu ilk etapta platformlar yarattı. Platformlarının, aşı karşıtı hareket için kullanılmasına izin vermekle kalmadılar, aynı zamanda bunu teşvik ettiler "" diyor Wolynn. ""Bununla ilgilenme yükümlülükleri bulunuyor."" Facebook, Coda Story'nin bu konu hakkında açıklama yapma çağrılarına cevap vermedi. 3 Şubat 2019 Pazartesi günü, üç hafta süren saldırıdan sonra, Baldwin nihayet Shots Heard üyelerinin, kendi Facebook sayfasının yöneticiliğini bırakmasını isteyebildi. Tiktok'ta, rahim ağzı kanseri farkındalık ayı için yeni bir video yayımladı ve izleyicilerini HPV aşısı yaptırmaya teşvik etti." KONDA: 'Aşı zorunlu olmamalı diyenlerin önemli bir kısmı uluslararası şirketlerin bizi hasta etmek istediğini düşünüyor',https://teyit.org/teyitpedia/konda-asi-zorunlu-olmamali-diyenlerin-onemli-bir-kismi-uluslararasi-sirketlerin-bizi-hasta-etmek-istedigini-dusunuyor,"KONDA ’nın Ocak 2020’de hazırladığı barometrede ele aldığı konu başlıklarından birisi de Türkiye’de zorunlu aşıya dair algı. Kurumun 4-5 Ocak tarihlerinde 29 ilden 3 bin 594 katılımcıyla gerçekleştirdiği araştırmadan elde ettiği sonuçlar, Teyit’in “Salgın Var” kampanyası sırasında sergilediği çabanın ne denli kritik bir öneme sahip olabileceğini de gösterir nitelikte. KONDA bu çalışmada temelde kişilerin çocukların aşılanmasına dair algı ve tutumlarını irdeliyor ve bu bakımdan dolaylı olarak halk sağlığını tehdit eder nitelikteki dezenformasyon un hedef kitlesine dair de bir perspektif sunuyor. Rapordan hareketle tıbbi alandaki yanlış bilginin yayılımının nasıl sınırlandırılabileceğine ilişkin de bazı öngörülerde bulunmak mümkün. Teyit’in, “Salgın Var” kampanyasıyla da zamansal olarak denk düşen bu araştırmanın sonuçlarını bizlerle paylaştığı için KONDA’ya teşekkür ediyor, rapordan edindiğimiz izlenimleri sizlere aktarmak istiyoruz. Raporda ilk olarak araştırma kapsamında yöneltilen “Çocukların aşılanmasıyla ilgili görüşünüzü hangisi daha iyi açıklıyor?” sorusunun yanıtlarına dair istatistikler sunuluyor. Katılımcıların yüzde 69 ’u “Aşı yaptırmak ailelerin tercihine bırakılmadan zorunlu olmalıdır” derken yüzde 31’i “Aile istemiyorsa çocuğuna zorunlu aşıları yaptırmayabilir” yanıtını vermiş. Her 10 kişiden 3’ünün çocukların aşılanmasını “ailelerin inisiyatifi”nde görüyor olmasına ilişkin eğilim, Türkiye’nin içerisinden geçtiği son birkaç yılda aşılama oranlarının düşüşü ve aşı reddindeki artışla birlikte düşünüldüğünde özünde halk sağlığı açısından oldukça endişe verici. Zorunlu aşıya yönelik çekincelerin temel kaynağının neler olabileceğine dair KONDA’nın sunduğu bazı küçük ipuçlarını ise raporun devamında yakalamak mümkün. Neredeyse her araştırmasında olduğu gibi KONDA, bu rapor özelinde de bazı demografik veriler üzerinden yöneltilen ilk soruya verilen yanıtlardaki değişime göz atmış. Yaş, eğitim durumu ve hayat tarzı üzerinden yapılan karşılaştırmalar bu noktada başı çekiyor. Ancak bu verilerdeki farklılıkların kişilerin zorunlu aşıya dair tutumlarında çok ciddi değişimlere neden olmadıkları anlaşılıyor. Her ne kadar farklılıklar belirgin olmasa da üzerinde durulmaya değer birkaç küçük nokta bulunuyor. Örneğin genç katılımcılarda aşıyı ailelerin inisiyatifine bırakma eğilimi yaşlı olanlara nazaran daha yüksek görünüyor. Farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı konusunu bir yana koyarsak bunun olası nedenleri üzerine çeşitli spekülasyonlarda bulunmak elbette mümkün. Aşıların olmadığı, insanlığın aşısı bulunmayan rahatsızlıklardan oldukça muzdarip olduğu süreçleri yeni jenerasyonların eskilere nazaran daha az deneyimlemiş olması zorunlu aşılar karşısında gençlerin daha esnek tavır almalarına sebep oluyor olabilir. Burada aşıların geçmişi ve insanlık tarihindeki çarpıcı etkileri üzerine insanları bilgilendirmenin önemi su yüzüne vuruyor. Hayat tarzı söz konusu olduğunda belirgin bir farklılığın gözlemlenmemiş olması ise geçtiğimiz haftalarda aşı tereddütünde “postmodernler ve dindarlar”ın başı çektiğine dair yayınlanan haberlerle tam olarak örtüşmeyen bir çerçeve çiziyor. Rapor bu yorumları destekler nitelikte belirgin bir kutuplaşmaya işaret etmiyor. Geleneksel muhafazakarların dindar muhafazakarlara nazaran daha fazla zorunlu aşı yanlısı bir görüntü sergilediğini modern hayat tarzına sahip olanların ise bu konuda dindar muhafazakarlara daha yakın bir pozisyon aldığı görülüyor. Ancak aynı zamanda sunulan istatistikler belirgin bir farklılığa işaret etmiyor. Geleneksel muhafazakarların raporda yer verilen diğer iki gruba göre bir nebze öne çıkması, “zorunlu aşı”yı uygulayacak olan kuruma duydukları güvenle bağlantılı olabilir. Nitekim siyasi kamplaşmalar dahilinde düşünüldüğünde bugünkü siyasi iktidarın ve dolayısıyla sağlık politikalarının uygulayıcısı konumundaki mercilerin “geleneksel muhafazakar” çizgiye daha yoğun bir biçimde hitap ettiği görülebiliyor. Öte yandan bunun da üzerine gidilebilecek apayrı bir araştırma konusu olduğunu söylemek mümkün. Raporun devamında işler daha da ilginçleşiyor. KONDA, katılımcılara “Sizce aşı yaptırmak istemeyenler neden aşıya karşılar?” sorusunu yöneltmiş. Hem zorunlu aşı yanlıları hem de aşının ailenin inisiyatifine bırakılması gerektiğini düşünenler bu soruya oldukça benzer yanıtlar sunuyor. Katılımcılar başı çeken faktör olarak “Uluslararası ilaç şirketleri bizi bu yolla hasta etmek istedikleri için” yanıtını işaretlemişler. Sonrasında ise aşıların zararlı veya etkisiz olduklarına ilişkin yorumlar göze çarpıyor. Çok sınırlı bir kısım ise “Aşıların içerisinde dinen yasak şeyler olduğu için” yorumunu yapmış. Bu durum yine yukarıda bahsettiğimiz, dindarların aşı tereddütünde başı çeken gruplardan biri olduğuna ilişkin tezleri sorgulatır nitelikte. Teyit’in “Salgın Var” kampanyası kapsamında hazırladığımız yazılar aşıların sözümona zararları ve etkisiz oluşu gibi yanıltıcı yaklaşımları gidermeye çalışırken aşıların özünde bir “uluslararası komplo” olarak görülmemesi gerektiğine de vurgu yapıyor. Bu anlamda paylaştığımız analizler ve hazırladığımız makalelerin Türkiye’de zorunlu aşılara ilişkin benimsenen negatif tutumların dört temel göstergesinden üçüne nokta atışı yaptığını ifade etmek yanıltıcı olmaz. Konunun dini boyutunu irdelemek metodolojimiz dahilinde bir düzleme oturmadığı için bu noktaya eğilmeyi düşünmemiştik. Son olarak rapordan küçük bir kesite dair yorumlarımızı da bu yazıda aktarabiliriz. Araştırma bağlamında katılımcıların nerede büyüdükleri de belirtilmiş. Ulaşılan dikkat çekici sonuçlardan biri de küçük yerleşim yerlerinden büyükşehire doğru gidildikçe zorunlu aşılara mesafeli yaklaşma eğiliminin artması. Büyükşehirde büyüyen insanlar zorunlu aşıya karşı neden daha mesafeli? Bu sorunun da yanıtı elbette uzun bir araştırmanın konusu olabilir. Yine muhtemel bir yanıt sunmak gerekirse burada sürü bağışıklığının gücünden söz etmek mümkün. Büyükşehirlerde etrafımızı saran onlarca insanın aşılı olması, aşılı olmayanların da bu topluluk içerisinde hayatını idame ettirebiliyor olmasına ve dolayısıyla bu kişilerin aşının etkisine güven duymamasına sebep oluyor olabilir. Öte yanda köy gibi nüfusun az olduğu, sürü bağışıklığının çok daha kısıtlı olduğu ortamlarda yaşanabilecek bir salgının bedelinin ağır olduğu düşünülebilir ve belki de bu nedenle küçük topluluklarda yaşayan insanlar halk sağlığına ilişkin alınabilecek tedbirler söz konusu olduğunda daha temkinli davranıyordur. KONDA’nın sunduğu rapor aşı tereddütüne dair Türkiye’de ilerleyen zamanlarda yapılabilecek birçok akademik çalışmanın da habercisi niteliğinde. Halk sağlığını tehdit eden aşı karşıtı tutum ve davranışların önüne geçebilmek için bu tarz çalışmaların çoğalması ve kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Bu konuda Türkiye’de akademi kadar basın yayın kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor." Araştırma: Aşı üretimi kâr maksimizasyonuna dayanıyor ve bu halk sağlığını tehdit ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/asi-uretimi-kar-maksimizasyonuna-dayaniyor-ve-bu-halk-sagligini-tehdit-ediyor,"*Bu içerik "" Aşı Üretimi, Kâr Maksimizasyonuna Dayanıyor ve Bu, Halk Sağlığını Tehdit Ediyor! "" başlığıyla Evrim Ağacı tarafından 9 Şubat 2020 tarihinde yayınlanmıştır. Daha önceden aşıların neden önemli olduğunu, aşıların hayatımızı nasıl kökünden değiştirdiğini ve aşı karşıtlığının neden baştan sona hatalı argümanlarla bezeli olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini tüm detaylarıyla izah etmiştik. Aşılar, modern tıbbın en büyük zaferlerinden ve hastalıklarla mücadele yönündeki alet çantamızın en önemli parçalarından biri. Buna yönelik en ufak bir şüphe kırıntısı dâhi bulunmuyor . Ancak gerçekten de aşılarla ilgili bir sorunumuz var: Aşıları yeterince hızlı ve çeşitli üretemiyoruz. 2011 yılında The Lancet 'te yayınlanan bir makale , bunun nedenlerini şöyle sıralıyor: Yani aşı karşıtlarının hatası şurada: Aşıların işlevsiz olduğuna veya insanları bilerek hasta etmek için üretildiğine inanan (daha doğrusu bu tarz bir inanca ""iman eden"" ) aşı karşıtları, bu sözde ""işlevsiz"" ve ""zararlı"" aşıları üreten firmaların insanları önce bu aşılarla hasta edip, sonra tedavi ederek kâr maksimizasyonu sağladıklarını iddia ediyorlar. Bu tamamen uydurma bir komplo teorisinden ibaret; geçerli hiçbir tarafı bulunmuyor. Tabii aşı karşıtlarının yücelttiği alternatif tıbbın da, modern tıp kadar kârlı bir müessese olduğu ve aşı karşıtlığının çok daha az sayıda aktör tarafından yönetildiği gibi gerçekler de işin cabası! Gerçekte olan ise şu: Aşılar tamamen faydalı ve insan hastalıklarını önleme gücüne sahip; ancak bu aşılar arasından sadece en fazla kâr elde edilebilenler yaygın olarak üretiliyor, onlara yönelik araştırmalar fonlanıyor. Öte yandan halk sağlığını geliştirme potansiyeli olan sayısız aşıya yeterli kaynak ayrılmıyor, bunlar ya hiç üretilmiyor ya çok kısıtlı bir şekilde üretiliyor. İşte halk sağlığını tehdit eden nokta da bu: Aşıların kendisi tehdit unsuru değil; az ve sınırlı çeşitte üretiliyor olması tehdit unsuru! Aşıların kâr amacı/maksimizasyonu güden firmalarca üretildiği doğru; zaten modern ekonomide bir ""firma""nın tanımı budur. Eğer ki devlet veya kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları aşı üretimine başlamayacaksa, en nihayetinde kâr amacı gütmek işin bir parçası olacak. Bunun yarattığı asıl sorun şu: Aşılara yönelik bilimsel çalışmalar saf meraktan veya insanlığı/bilimi ilerletmek için yapılsa da, bu araştırmaların öncelikle düzgün bir şekilde fonlanması gerekiyor, sonrasındaysa geliştirilen yeni aşıların milyonlarca üretilmesi ve Dünya'nın dört bir yanına ulaştırılması gerekiyor. Aşı dediğimiz şey en nihayetinde her şey gibi kimyasal bir madde olduğundan, belli bir raf ömrüne sahip oluyor. Dolayısıyla bu aşıların düzenli olarak üretilmesi, yeni evrimsel değişimler sonrası yeniden elden geçirilmesi ve sil baştan üretilmesi gerekiyor. Sonra tekrar dağıtılması gerekiyor ve bu döngü durmaksızın devam ediyor. Her bir virüs için. Her bir ülke için. Her yıl, durmaksızın... Bu, tek (veya en azından ana) amacı kârlarını arttırmak olan firmaların yapmayı tercih ettikleri bir yatırım değil. Örneğin az sonra detaylarını göreceğimiz gibi, Ebola virüsünün keşfinden sonra üretilen ve Batı Afrika Ebola Salgını'na karşı kullanılabilecek bir aşı, herhangi bir maddi gelir sağlamadığı için yıllarca bir kenara atıldı, üretilmedi . Aşı, hastalığa karşı yüzde 100 koruma sağlıyordu ve aslında 2010-2011 yılına hazır edilebilirdi; ama edilmedi. Bu nedenle de 2013'te başlayıp, 2016'ya kadar süren salgının önüne geçilemedi; çünkü insanlar üzerinde yapılması gereken deneyler vakitlice yapılmamıştı. Bu basit hata, 11.000'den fazla insanın canından olmasına neden oldu. 2019-nCoV salgınında hazırlıksız yakalanmamızın nedenlerinden birisi de bu: SARS Salgını ve Zaire/Kongo Ebola Salgını gibi salgınlar bize aşıların önemini tekrar hatırlattı; ancak bu salgınları kontrol altına aldığımız anda, bu alandaki önlem-amaçlı aşı üretim araştırmalarını yine unutuverdik. Çünkü risk algımız son derece çarpık, son derece sınırlı: Sadece ""o anda"" tehlikeli olan şeylere odaklanıyoruz. ""Gelecekteki potansiyel tehditleri"" umursamak konusunda kitlesel olarak bir atalete sahibiz. Bu, berbat bir strateji, çünkü acil ihtiyaç olduğunda sadece canları kaybetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda maddi olarak da etkileniyoruz. Örneğin Ebola salgını o kadar hızlı ve tehlikeli bir yumruk attı ki, tıpkı 2019-nCoV salgını sırasında firmaların birden aşı ve ilaç yarışına girmesi gibi, Ebola virüsüne karşı aşı için de çılgın bir ""arayış"" başladı (evet, çözüm burnumuzun dibinde bekliyor olmasına rağmen!). Sadece ABD hükümeti bile süreci hızlandırmak için 1 milyar dolardan fazla para harcadı ve sonrasında da ek harcamalara devam etmek zorunda kaldı. Memeli hayvanlara bulaştığı bilinen en az 320.000 farklı virüs tipi bulunuyor ve bunların bazıları ( 200'den fazlası ) memeli bir hayvan türü olan insana halihazırda bulaşıyor, geri kalan yüz binlercesi de evrimsel süreç dolayısıyla insana bulaşabilir hale gelmeye aday olan virüsler. HIV bize maymunlardan bulaştı , SARS misk kedilerinden, MERS tek hörgüçlü develerden ... Zoonotik bulaşma, insan-harici bir hayvan türünden insana bulaşma anlamına geliyor ve yeni hastalıkların evriminde büyük bir risk teşkil ediyor. Tabii diğer hayvanlara gerek olmadan, insandan insana bulaşabilen yüzlerce farklı virüs bulunuyor. Dahası, virüslerin bakterileriden yüzlerce kat daha fazla sayıya sahip olduğu düşünülüyor. İnsanları enfekte eden virüslerin bir kısmı Viral Zone Buna karşılık, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre toplamda sadece 26 hastalığa yönelik geliştirilmiş 59 farklı çeşitte aşımız var. Bunlardan ortalamada sadece 14 tanesi rutin olarak uygulanıyor; Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de 10 hastalığa karşı aşılama yapılıyor. Aşılar, hastalığa yakalanmamak için bir duvar görevi görüyor; ancak aşılanmama halinde hastalığa yakalanılacak olursa da modern tıbbın sizi iyileştirmek için kullanabileceği bazı silahları mevcut: Bu virüsleri bulaştıkları zaman tedavi etmek için antiviral ilaçlar kullanabiliyoruz. Genel olarak viral hastalıklar iki şekilde tedavi edilebiliyor: Virüslerin üremekte kullandığı proteinlerine engel olan moleküller kullanmak veya antijenler kullanarak virüsleri yok etmek. Bu yöntemlerden ilki, eğer çalışırsa, tedavi açısından çok etkili olsa da, ne yazık ki bu amaçla üretilmeye çalışılan ilaçların yüzde 99'u başarısız oluyor. Bu nedenle araştırmalar, antijen üretimine odaklanıyor. Sağlıklı bir insanın doğal yollarla antijen üretmesi 2 haftayı bulabiliyor - ki bu, çoğu durumda salgınların yayılması için yeterli bir süre. Dolayısıyla virüsleri bulaştıktan sonra tedavi etmek oldukça zorlu ve masraflı bir iş. Üstelik virüslerin çoğu durumda aşırı hızlı bir şekilde evrimsel değişim geçirmeleri de büyük bir problem. Tıpkı bakterilerin antibiyotik direnci kazanması gibi, virüsler de antiviral direnci kazanabiliyorlar. Yeni bir hastalığa yönelik aşı geliştirmek için, elbette o hastalığa neden olan virüsü tespit etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla aşıları kitlesel olarak üretsek bile belli bir zaman alması kaçınılmaz olacak. Ancak yeni aşıların üretilmesi için gereken süreler aşırı yüksek ve kabul edilebilir düzeylerde değiller. Örneğin 2014 yılındaki Batı Afrika Ebola salgını için Kanada Toplum Sağlığı Ajansı tarafından üretilen (ve sonradan Merck firması tarafından hakları satın alınan) Ervebo (rVSV-ZEBOV) isimli aşı, tarihte en hızlı üretilen aşılardan birisiydi. Ancak buna rağmen geçerli bir tedavi olarak onaylanması 5 yıl sürdü! 5 yıl o kadar uzun bir süre ki, aşı resmi olarak onaylanana kadar, 2018 yılında Kongo'da ve Zaire'de yeni bir ebola salgını başladı. Ancak henüz resmi onaylar alınmamışsa bile Ervebo, Kongo'da kullanıldı (buna ""merhametli kullanım protokolü"" adı veriliyor) ve salgının kontrol altında tutulmasında büyük bir rol oynadı. Yani bir hastalığın türevlerine karşı hazırlıklı olduğumuz müddetçe, yeni bir evrimsel varyant karşımıza çıktığında çok daha hızlı tepki verebiliyoruz. Öyle ki, 2019-nCoV salgını sırasında ""çözüm"" olmaya en büyük aday olan ilaç etken maddelerinden ikisi, halihazırda tanıdığımız diğer hastalıklara (örneğin oto-immün hastalıklara) karşı kullandığımız ilaçlardı. Yani ön-hazırlık her şeydir! Bunu şöyle görebilirsiniz: Ebola virüsü yeni bir virüs değil; 1976 yılından beri tanıyorduk. Ama eğer bu virüse karşı zamanında önlemimizi alsaydık, Batı Afrika Ebola Salgını sırasında 28 bin 464 vakadan 11 bin 323'ünü (tüm vakaların yaklaşık yüzde 40'ını) kaybetmeyebilirdik! Tarih boyu Ebola salgınlarının öldürücülük oranı yüzde 25 ila yüzde 90 arasında değişmesine rağmen , gerekli önlemleri almadık. Kıyas olması bakımından, 2019-nCoV'un öldürücülük oranı sadece yüzde 2-3 civarında . MERS gibi ölümcül bir kuzeninin bile öldürücülük oranı yüzde 35-40 arasıydı. Buna rağmen, aşının etkisi barizdi: Batı Afrika Ebola Salgını'ndaki 11.000 küsür ölüme karşılık, 2018'den bu yana devam eden Kongo ve Zaire'deki salgınlarda hastalık sadece 62 kişiye bulaşabildi ve sadece 37 kişi öldü . Bu, halen muazzam bir öldürücülük oranı; ancak hastalığın salgına dönüşemiyor oluşu, salgına karşı ön hazırlığın ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Bu hayati soruna sosyolojik, ekonomik ve politik birçok çözüm önerisi ileri sürülebilir. Ancak British Medical Journal için yazan Seth Berkley şöyle diyor: Bunu aslında yapıyoruz: Sezonluk influenza (grip) aşısını düşünün. Bu virüs aşırı hızlı evrimleşiyor ve çok sayıda alt türü bulunuyor; dolayısıyla gribe karşı Dünya'nın ""en etkili"" aşısını üretmek imkansıza yakın. Böylesine zorlu bir rakibe rağmen grip aşısı her yıl on binlerce insanın hayatını kurtaracak kadar etkilidir. Bu gücü ona veren şey, yeni sezonda en aktif olan grip virüslerini tespit edip, onlara yönelik aşılarının üretiminin önceden yapılmasıdır. İşte kritik nokta da bu: Bunu yapabiliyoruz; çünkü grip virüslerini artık çok iyi tanıyoruz. Dahası, grip virüsü o kadar geniş kitleleri hastalandırıyor ki, firmalar için grip aşılarına yatırım yapmak makul bir seçenek oluyor. Gerçi aynı ekonomik kaygılar, var olan aşıların da tüm Dünya'ya yayılması ve erişilebilir hale gelmesini zorlaştırıyor. The Lancet makalesi, kâr amacı güdülmesinden ötürü çocukların aşısız kalması konusunda şöyle yazıyor: Elde aşısı var olan virüsler bir yana, geriye kalan ve insanlara an itibariyle bulaşabilen yüzlerce virüs türüne aynı aşı üretim, araştırma ve geliştirme önemini vermiyoruz. Kaldı ki henüz insanlara bulaşmayan ama 2019-nCoV örneğinde olduğu gibi sonradan bulaşabilir hale gelme potansiyeli olan binlerce virüse karşı önlem alabilelim! İşte bu nedenle de, bir noktada bu potansiyel tehditlerden birisi evrim geçiriyor ve ölümcül bir salgına sebep oluyor. Biz de hazırlıksız yakalanıyoruz; çünkü ne spesifik olarak o virüse hazırız ne de onun yakın akrabalarına yönelik hazır aşılarımız ve ilaçlarımız var. Olanlar da yeterince yaygın olarak erişilebilir değil. Bunu çözmek için küresel bir çaba sarf etmek şart; çünkü güncel ekonomi-politik, anlık veya en azından kısa vadeli kâr ihtimalleri olmaksızın yatırımdan uzak duruyor. Bunu önlemek adına Batı Afrika Ebola Salgını sonrasında Epidemik Hazırlık ve İnovasyon Koalisyonu (CEPI) kuruldu. Zaten 2019-nCoV için üretilen aşılardan birinin destekçilerinden birisi de CEPI. Benzer şekilde, Küresel Aşı ve Aşılanma Birliği (GAVI) de benzer amaçlarla kuruldu. Fakat tekil koalisyonlar, sayısız potansiyel viral enfeksiyona karşı önlem almak için yeterli olmayabilir. Halkın daha fazla önlem talep etmesi ve bu yönde hükümetlere ve firmalara baskı uygulaması şart gibi gözüküyor. Sonuç olarak, salgınlara artık daha fazla önem vermemiz gerektiği aşikar. Aşı karşıtlığı gibi antik düşüncelere ""düşünce ve ifade özgürlüğü"" maskesi altında platformlar sağlayarak , halk sağlığını doğrudan tehlikeye atıyoruz. Daha da fenası, aşıların üretilme süreçlerine gerekli miktarda fon ayırmayarak ve halk olarak daha fazla aşı talep etmeyerek bu tarz salgınların önünü kendi ellerimizle açmış oluyoruz. Eğer 2019-nCoV gibi küresel krizlerin önüne geçmek istiyorsak, daha fazla eğitime, bilime ve teknolojiye ihtiyacımız var. Veya Seth Berkley'in sözleriyle:" Türkiye'de aşılar toplumsal sağlığı tehdit eden hastalıkları hedef almıyor mu?,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-asilar-toplumsal-sagligi-tehdit-eden-hastaliklari-hedef-almiyor-mu,"Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak’ın katkısıyla hazırlanmıştır. Ülkemizde aşıyla önlenen çocukluk çağı hastalıkları sahiden de azalmış durumda. Hastalıkların unutulacak kadar nadir görülmesinin sebebinin, yıllardır başarılı bir şekilde uygulanan bağışıklama programları olduğu ise her uzman tarafından dile getiriliyor . TTB’nin aşılarla ilgili hazırladığı dokümanda ülkemizde doğan çocukların yüzde 90’dan fazlasının aşılarının tamamlandığı belirtiliyor. Belgede önemli bir vurgu daha var: Bir hastalığın görülmemesi, bir daha hiç görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Özellikle seyahatin kolaylaştığı, göç gibi nedenlerle yer değiştiren kişilerin sayısının arttığı günümüzde hastalıklar da bizler gibi sınırları kolaylıkla geçiyor. Soner Yalçın katıldığı televizyon programlarında ve kitabında Türkiye’deki aşı takviminin toplumsal sağlığı tehdit eden hastalıklara odaklanmadığını iddia ediyor. Aşı takvimi elbette güncellenebilir. Ancak aşı takviminde yer alan hastalıklar TTB raporunda da değinildiği gibi çeşitli nedenlerle tekrar karşımıza çıkabilir ya da bağışıklama hizmetlerinde yaşanan bir çökme salgınların patlak vermesine neden olabilir. Örneğin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağışıklama hizmetlerinde yaşanan çökme, Azerbaycan’da difteri (kuşpalazı) salgınlarına yol açmıştı. Yalçın, hangi aşıları gereksiz görüldüğüne dair spesifik bir tanımlama yapmıyor. Bu nedenle hangi hastalığın toplumun sağlığını tehdit etmediğini öne sürdüğü de anlaşılamıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün dünya çocuklarının tümü için 12 hastalığa karşı önerdiği aşılar var. Hepatit B, verem, çocuk felci, difteri, boğmaca, tetanos, kızamık, kızamıkçık, hemofilus influenza B etkeniyle oluşan menenjit ve diğer istilacı hastalıklar, pnömokok ile oluşan pnömoni ve diğer istilacı hastalıklar, rotavirüs ile oluşan ishalli hastalıklar, HPV ile oluşan rahim ağzı kanseri, yüksek bir aşılama oranı sağlanabilmesi koşuluyla kabakulak ve suçiçeği, hem gebeleri hem de aşılanamayacak dönemde bebekleri korumak için gebelere yapılan grip aşısı... Bu aşılar zorunlu olmasa da yapılmasının önerilmesinin altında pek çok neden var. Çok uzun yıllar sonra yok olmaya yüz tutan kızamık, buna iyi bir örnek. Bu tip salgınların ne zaman yaşanacağı ve vaka sayılarının ne zaman artacağı bağışıklama sisteminin etkisine bağlı. Türkiye’deki aşı takvimine baktığımızda da DSÖ’nün önerdiği aşıların çoğunun Türkiye’deki takvimde de bulunduğunu görebiliyoruz . TTB’nin Türkiye’deki bağışıklama hizmetlerine ilişkin vurguladığı noktalardan birisi, Türkiye’de bağışıklama hizmetleri sunumunda zaaflar bulunduğunu ve hizmetin sunum biçimindeki değişikliğin yarattığı uygun zeminin bazı hastalıkların tekrar tartışılmasını zorunlu kılması. Aşı takibi yapılamayan sığınmacılar ve etkin bir müdahalede bulunulmayan aşı kararsızlığı etkisiyle 2010 sonunda başlayan kızamık salgını, 2017’de bir yıllık duraklama dışında etkisini sürdürüyor. 2019’da kızamık vakası sayısı 2 bin 719, kızamık nedeniyle hastaneye yatırılan kişi sayısı 967, ölen çocuk sayısı beşti. Aşıların koruyuculuğu dokuz aylık bebeklere yapıldığında yüzde 86, 12. aydan sonra yüzde 90-95. Yani aslında hastalıktan kaynaklı hastaneye yatışlar ve ölümler, hemen tümüyle önlenebilir nitelikte . Aşı takviminde yer alan bir aşı, zamanında ve takvime uygun yapıldığında, bağışıklık sistemi düzgün çalışıyor. Ancak toplum sağlığını tehdit edebilecek hastalıklardan biri olan kızamık aşısını olmamış bir hastanın, hayatını kaybetme ihtimali bile var. Bu yüzden de toplum sağlığını hedeflemeyen herhangi bir aşıya takvimde zaten yer verilmiyor. Hatta aşı ile önlenebilir hastalıkların dünyada dağılımı gözetilerek, DSÖ’nün aşı önerdiği hastalıklara ek olarak, kimi ülkelerde ek aşılamalar da öneriliyor. Sarı humma ve Japon ensafalti gibi. Japon ensefalti için aşı önerilen yerler Sarı humma için aşı öneriler bölgeler Hastalıkların bazıları ülkelere göre farklılık gösterse dahi Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği aşıların yapılmasının nedeni tam da toplum sağlığını en çok tehdit edebilecek hastalıklar olmaları. Salgın hastalıkların bir kısmına rastlamıyor olsak da kızamık gibi vakalarda bunun tekrar hortlayabildiğine şahit oluyoruz." Covid-19 Postası yolda: Virüsle soğukkanlı mücadele için takip edin,https://teyit.org/teyitpedia/covid-19-postasi-yolda-virusle-sogukkanli-mucadele-icin-takip-edin,"İlkini 6 Mart Cuma günü göndereceğimiz Covid-19 Postası’na abone olmak için aşağıdaki görsele tıklayabilirsiniz. Salgınlar korkutucudur; ama bir gün geçerler. Son iki aydır dünyanın ciddi bir kısmını etkileyen Covid-19 salgınını, sakin kalarak, aklı başında önlemler alarak ve sorumlu davranarak atlatmak da mümkün; panikten eli ayağına dolaşmış bir halde, korku ve kaygılarımıza esir düşerek de… İlk yolu seçmek, bu salgından hem kendimiz hem de ortak hikayemizle ilgili bir tecrübe edinerek çıkmak istiyorsak, doğru ve güvenilir bilgi en büyük yardımcımız olacak. Aslında doğru bilgi de yetmiyor; mevzu sağlık ve tıp olduğundan, bize ulaşan bilginin anlaşılabilir ve sindirilebilir olması, düzenli olarak güncellenmesi de lazım. Malum, insan yabancısı olduğu her şeyin etrafında bir gizem haresi görmeye meylediyor. Aşık olmamızın sebebi de bu hare, bir salgın karşısında panikleyip divane davranmamızın da… Yaklaşıp tanıdıkça büyü bozuluyor bozulmasına, ama o zarfı nasıl geçirdiğimiz, bizlerin ve etrafımızdakilerin hayatını doğrudan etkiliyor. Salgın başladığı günden bu yana önünüze düşen paylaşımları şöyle bir gözden geçirin. Bilimsellikten uzak, dedikodudan başka kaynağı olmayan, ırkçı ya da yabancı düşmanı, abartılı, komplo teorilerinden beslenen ve yanlış olduğu en fazla birkaç gün içinde ortaya çıkan içeriklerin maliyetini hesap edin. Değer miydi? Teyit olarak, yeni koronavirüs, ya da bilimsel adıyla Covid-19 ile mücadelede yalpalamayalım diye, üzerimize düşeni yapmak için yola çıktık. Abonelerinin doğru, güncel, sade ve derli toplu bilgi edinebilecekleri bir bülten tasarladık. Bülteni tasarlarken en temel ihtiyaçlara odaklandık; derde deva olabilecek, gündelik hayatımızı etkileyebilecek konularla sınırlı kalmaya gayret gösterdik, dil ve anlatımımızı sadeleştirebilmek için görsel çözümlere başvurduk. Bültene abone olanlar, salgının gidişatına dair teyitli istatistiki verileri, güncel ve hayatımızı etkileyebilecek gelişmeleri, salgın etrafında dolaşan yanlış bilgileri, kullanışlı tavsiyeleri ve işe yarayacak bazı terimlerin anlamlarını, derli toplu olarak öğrenebilecek. Covid-19 Postası şimdilik haftada iki gün gönderilecek. Salgının ve doğru bilgi ihtiyacının gelişimine göre sıklaşabilir de. Salgınla mücadele için ellerinizi düzenli olarak dezenfekte etmekle kalmayın, Covid-19 Postası’na da abone olun. Unutmayın ki büyü bozulup hare dağıldığında karşıdaki başta olduğu kadar korkutucu ve güçlü gözükmeyecek." Araştırma: Neden yanılgıya düşüyoruz?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-neden-yanilgiya-dusuyoruz,"*Bu içerik ilk kez "" Forget Fake News: Why we are wrong about nearly everything "" başlığıyla The Daily Beast t arafından 17 Şubat 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Kasten üretilen yanlış bilgi ve sosyal medya işin bir parçası, ancak kronik yanlış algılama hissinin tek bir çıkış noktası yok. Bize ne anlatıldığı kadar, bizim ne düşündüğümüzle de ilgisi var. İnsanlar genellikle ülkelerindeki temel sosyal ve politik gerçeklikler hakkında oldukça yanılıyorlar. Örneğin ABD’de insanlar, her yıl gençlerin yüzde 24'ünün doğum yaptığını düşünüyor; aslında bu oran yüzde 2. Ayrıca Amerikalılar, nüfusun yüzde 33'ünün göçmen (aslında yüzde 17) ve yüzde 17'sinin Müslüman olduğunu (aslında yüzde 1) düşünüyor. 30 ülkede sadece yüzde 15’lik kesim ülkede işlenen cinaye t oranının 2000 yılından beri azaldığını düşünüyor. Oysa ki bu oran 2000’den beri yüzde 29 azaldı. ABD'deki kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların genel olarak oldukça mutlu bir topluluk olduğunu ortaya koyuyor; 10 kişiden 9'u çok veya oldukça mutlu olduklarını söylüyor. Fakat Amerikalılar kendileri hakkında böyle düşünmüyor: onlara göre Amerikalıların sadece yarısı mutlu olduğunu söyler. 1 milyondan fazla çocuk üzerinde yapılan incelemeler de dahil olmak üzere kanıtlar, sağlıklı çocuklarda aşı ve otizm arasında bir ilişki olmadığını gösteriyor. Fakat her 10 Amerikalıdan 4’ü bir ilişki olduğuna inanıyor ya da bundan şüphe duyuyor. Buna ""hakikat-ötesi"" diyebiliriz ve insanları yanlış yönlendirdikleri için, gittikçe daha sansasyonel olan medyayı, sosyal medyayı ve politikacıları sorumlu tutabiliriz. Ancak bu yeni bir olgu değil. Benzer yanlış algılamalar 1940'ların Amerika'sında da görülüyordu: Yani yanılgılarımız zaman dilimlerini, ülkeleri ve sorunları aşar vaziyette. Yanlış algılamalarımızın istikrarı ise önemli bir sonuca işaret ediyor: Bunun tek bir sebebi yok. Bu, etkileşimde bulunan iki etki öbeğine dayanan bir ""yanılgı sistemi"": Çok sayıda ön yargımız ve hatalı kurduğumuz zihinsel bağlantılarımız yani ""nasıl düşündüğümüz"" ve medya, sosyal medya ve politikacılar tarafından ""bize söylenenler"". Denklemin ""nasıl düşündüğümüz"" tarafında sayısız etkisi bulunuyor ama yalnızca dört ana etkiden bahsedeceğiz. Bunlardan ilki, en önemli ön yargılarımızdan birinin, olumsuz bilgilere olan doğal odağımız olması. Bunda evrimsel bir unsur var. Olumsuz bilgiler daha acil, hatta hayati olma eğilimindeler : Mağaralarda yaşadığımız zamanlarda, pusuya yatmış kılıç dişli kaplana karşı, mağarada yaşayan diğer dostlarımızın uyarısını aklımızda tutmamız gerekiyordu; tutamayanlar ise gen havuzundan silindi. Deneklerin beyinlerindeki elektriksel aktiviteyi inceleyen nöroloji deneylerinin de ortaya koyduğu üzere, beynimiz az önce bahsi geçen sebepten ötürü olumsuz bilgileri daha farklı ele alıp daha erişilebilir şekilde depoluyor . Sakatlanmış bir yüz veya ölü bir kedi gibi olumsuz görüntülere daha güçlü tepki veriyoruz ve bunları beynin farklı bölgelerinde farklı yoğunlukta işliyoruz. Bu nedenle kötü haberlere ve politikacıların suç veya terör saldırıları gibi konularda yaptıkları konuşmalardaki tehdit duygusuna daha çok uyum sağlıyoruz. Olumsuz bilgiye daha fazla odaklanıyoruz ve bu nedenle hayalimizdeki risk veya meselenin ölçeği artıyor. İkinci olarak, hatalı bir değişim görüşümüz var: Özellikle, her şeyin kötüye gittiğine dair olan o yanlış hisse yatkınız . Doğal olarak sosyal psikologların "" pembe retrospeksiyon "" ismini verdikleri şeyi yaşıyoruz: Kötü sınav sonuçlarımızdan mükemmel olmayan tatillerimize kadar, geçmişimizdeki kötü şeyleri tam anlamıyla siliyoruz. Ancak bu beynimizin bir arızası değil; zihinsel sağlığımız açısından geçmiş başarısızlıklar veya zorluklar üzerinde durmamak iyi bir şey. Ancak bunun, şimdinin ve geleceğin, geçmiş anılarımızdan daha kötü olduğunu düşünmemize sebep olma gibi talihsiz bir yan etkisi var: Örneğin yalnızca suçun oranını abartmıyoruz, aynı zamanda bu oranların daha da kötüleştiğini düşünüyoruz. Üçüncüsü ise gerçekleri değerlendirirken, sosyal psikologların "" duygusal hesapsızlık "" olarak adlandırdıkları şeyi yaşıyoruz: Yani bilinçli olarak farkında olsak da olmasak da gerçeklerle ilgili soruları yanıtladığımız zamanlarda bizi endişelendiren şeyi iletirken aynı zamanda doğru cevap da vermeye çalışıyoruz. Neden ve sonuç iki yönlü işliyor: Endişelerimiz, yanlış algılamaya yok açarken yanlış algılamalar da endişe yaratıyor. Bundan şöyle bir çıkarım yapılabilir: Basite indirgenmiş efsaneleri çürütme yöntemleri, yani yanlış algılamaları yalnızca gerçeklere dayanarak düzeltmek, her zaman kısıtlı bir etkiye sahip olacak. Çünkü bu, hatanın nedeninin bir kısmını yanlış değerlendiriyor. Gerçeklik algımız kısmen duygusal tepkilerimiz tarafından yönlendiriliyor, tarafsız hesaplamalar tarafından değil. Son olarak, bazı ön yargılarımız yönsel olarak güdülenmiş muhakeme aracılığıyla, hali hazırda sahip olduğumuz görüşlerimizle ilgili. Örneğin ABD'deki insanlar, Cumhuriyetçi mi yoksa Demokrat mı olduklarına bağlı olarak, ABD'deki silahlı ölüm oranı konusunda tamamen farklı görüşlere sahip. Demokratların yaklaşık yüzde 80'i silahların, Amerika'da bıçak veya diğer şiddet eylemine göre daha fazla insanın ölümüne yol açtığını düşünerek doğru bir tahminde bulunuyorlar; ancak koyu Cumhuriyetçi olarak tanımlanan insanların sadece yüzde 27'si aynı önermeye katılıyor. Mevcut politik görüşünüze bağlı olarak aynı gerçeklik tamamen farklı görülüyor. Kendi ön yargılarımızın yanı sıra siyaset, medya ve sosyal medyada, gerçekleri çarpıtarak ya da düpedüz yalan söyleyerek bize belirli bir dünya görüşünü kabul ettirmeye çalışan kişiler bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şubat 2017'de, Beyaz Saray'da Ulusal Şerifler Birliğine verdiği konuşmada şöyle söylüyor: “Ülkemizdeki cinayet oranı son 47 yılda görülenin en yükseği. Bunu biliyor muydunuz? 47… Basın böyle söylemiyor. Bunu söylemek kendi yararlarına değil.” Ancak basının böyle söylememesinin iyi bir neden var: Çünkü bu doğru değil. Bununla birlikte Trump'ın söyledikleri, insanların ön yargılarına, olumsuz bilgiye odaklanmamıza ve işlerin kötüye gittiğini düşünme eğilimimize hitap ederek, hedef kitlesiyle duygusal bir bağ kurmada etkili oluyor. Politikacılar, medya ve sosyal medya, özellikle etkili, olumsuz ve basmakalıp haberler yaparak istedikleri tepkiyi elde ediyorlar , çünkü doğru ama kuru istatistiklere oranla bunlardan daha fazla etkilenmeye yatkınız. Politikacılar, gazeteciler ve içerik üreticileri bunu sezgisel olarak anlıyorlar, çünkü (bazılarının düşündüğünün aksine) onlar da insan. Bizimle aynı ön yargılara sahipler, bu yüzden, yaptıkları şeyler adice bir planın parçası olmasa bile kendi sanrıları, mesajlarını şekillendiriyor. Bu daha sonra, politik sonuçlara ulaşma ve giderek artan popülarite, izlenme, tıklanma, paylaşım veya beğeni oranları gibi geri bildirim döngüleriyle daha da güçleniyor. Mücadele etmemiz her zamankinden daha önemli hale geliyor çünkü yeni bilgi ortamımız dünyanın, gerçekliğe dayalı bakış açısını hızla daha fazla tehdit ediyor. Geçmişte olduğumuzdan daha hatalı olmasak da hatalı algımızdaki kesinliğimiz daha fazla kutuplaşmaya neden oluyor ve ülkeleri, sosyal ve politik temelleri bile tamamen farklı gören parçalara ayırıyor. İnternetin ve daha sonra sosyal medya platformlarının ilk günlerinde insanlar, bunların bilgilendirme ve bağlantı kurma güçleri hakkında umutluydu. Tam tersi olacağına dair sistemsel riskleri büyük oranda göz ardı etmiştik. Ön yargılarımızın ve sezgilerimizin bu yeni bilgi ortamıyla nasıl etkileşime gireceğine yeterince odaklanmamıştık. Teknolojik gelişmeler bizi kör etmişti ve pratikte bilgi üretimimizin ve kullanımımızın kusurlu, güdümlü ve manipülatif (kısaca insani) yönlerini unutmuştuk. Bu yalnızca, görece küçük ""sahte haber"" kavramı ya da daha büyük bir tehdit olan kasıtlı olarak üretilen yanlış bilginin yayılmasıyla ilgili değil. Bunların ötesinde, internette gördüğümüz şeylerin ne ölçüde filtrelendiği ve nasıl bize uygun hale getirilebildiğine ve bütün bunların nasıl biz fark etmeden ya da bilmeden yapıldığına dair etmenler de var. Görünmeyen algoritmalar ve taraflılığımız, kolektif dünya anlayışımızı bireysel gerçekliklere bölme riskini arttırmak için etkileşime giriyor . Ancak tüm bunlarda, her şeyin ciddi derecede düşüşte olduğu veya çoktan bittiği yanılgısına karşı koymalıyız. Eylemi teşvik etmek için umut gerekli; aynı zamanda her şeyin çok kötü olduğunu söyleyen radikallere karşı kendimizi savunmamız için de çok önemli. Bu, her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Ancak gerçekliğe olan bağlılığımızı baltalamak ve bizi yeni bir distopik çağda yaşadığımıza ikna etmek için ön yargımızla oynayan kişilerden derinden şüphelenmemiz gerekiyor. Çünkü bu gerçekten sahte haber." Araştırma: Hamile kadının ‘özgür doğum’ hikayesi II: Çevrimiçi gruplara 'danışmak',https://teyit.org/teyitpedia/hamile-kadinin-ozgur-dogum-hikayesi-ii-cevrimici-gruplara-danismak,"*Bu içerik ilk kez "" ' I brainwashed myself with the internet "" başlığıyla NBC News tarafından 21 Şubat 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Judith bir çiçekçide çalışıyordu. Yolu arabayla bir saatti ve bu vakti podcast dinleyerek geçiriyordu. Hamile kaldığında, kadınların doğum hikayelerini paylaştığı ve hastanede doğumdan evde doğuma kadar çeşitli içeriklere yer veren popüler ""The Birth Hour"" ve ""Indie Birth"" gibi programların bölümlerini dinliyordu. Ancak Judith'e asıl hitap eden ""Free Birth Podcast"" ( Özgür Doğum ) olmuştu. ""Doğuma dair özerk seçimlerini öğrenen, araştıran ve kutlayan insanlar için destekleyici bir alan"" olarak nitelendirilen ""Free Birth Podcast"", ‘ özgür doğum ’ savunucusu ve (Free Birth Society) Özgür Doğum Derneğinin kurucusu 35 yaşındaki Los Angeles'lı Emilee Saldaya konuşuyordu. Grubun Instagram'da 46 bin takipçisi vardı ve podcast geçen yıl bir milyon kez indirilmişti. Podcastte Saldaya, annelerle ‘ özgür doğum ’ hikayeleri hakkında röportaj yapıyordu. Bu podcastlerdeki kadınlar doktorları değil, vücutlarını dinliyorlardı. Sırt üstü yatarak birinin bebeği çıkarmasını beklemiyorlar, bebeklerini kendi elleriyle dünyaya getiriyorlardı. Çöl evinde altı günlük yorucu bir doğumdan sonra bebeğini kaybeden bir üye hakkında birkaç gönderi paylaşan blogger’a tepki olarak Kasım 2018'de Free Birth Society 6 bin üyeli Facebook grubunu kapattı. The Daily Beast, haberi paylaştığında viral oldu. Saldaya grupta paylaştığı son gönderide üste çıkmaya çalıştı. ""Kaçmanın, saklanmanın ya da susmanın zamanı değil,"" yazdı Saldaya. ""Bu dünyadaki en derin yaraları iyileştirmeye dair bu radikal çalışmada daha kararlı, daha güçlü ve daha korumalı olma zamanı."" The Free Birth Society'nin Facebook grubunun kapanışının Judith'in özgüveni üzerinde hiçbir etkisi olmadı; Judith haberi gördüğünü hatırlamıyor. Fakat gün geçtikçe özgüveni sarsılmaya başladı. Judith küçük ama gitgide büyüyen endişesini gidermek için amniyotik sıvısını yerel bir hastanede kontrol ettirdi. Her şey yeterince iyi görünüyordu ama doktor suni doğum başlatmak için gün istedi. Judith bir randevu aldı ama ertesi gün iptal etti. Ayrıca bir ebeyle de görüştü ancak nazik ve ısrarcı suni doğum tavsiyesini görmezden geldi. Judith Facebook'tan ikinci bir görüş aldı. Free Birth Society'nin Facebook sayfası kapansa da Judith'in planları hakkında konuşabileceği güvenli alanlar sağlayan diğer bazı özel gruplar vardı. Judith, ""önerilenler"" kısmında ortaya çıkan “Destek almadan Hamilelik ve Doğum"" ve ""Evde Doğum Yardımı & Desteksiz Sansürsüz"" gibi gruplara girdi. #43weekspregnant (43 haftalık hamile) etiketini arayınca Judith'in ne yaşadığını anlayan yüzlerce kadından oluşan “On Aylık Hamile"" adlı bir Facebook grubuna ulaştı. Judith gruba katıldı. ""Bugün 43+1 hafta oldu, suni doğumu kibarca reddediyorum. Deli olduğumu düşünüyorlar."" Judith Ocak 2019'da On Aylık Hamile grubuna bunları yazdı ve ebelerin endişelendiği şeylerin listesini ekledi; bu listede bebeğin büyük boyutu, kendisinin azalan amniyotik sıvısı ve anneden bebeğe oksijen ve besin taşıyan plasenta bütünlüğü bulunuyordu. ""Bu bebek de evde doğum istiyor gibi hissediyorum ama kesinlikle sınanıyoruz. Siz neler yapıyorsunuz?"" Yorumlar hızla geldi. Gönderi başına 50 yorum vardı. ""Vücuduna güven."" ""Bebeğin dışarı çıkmaya hazır değil!"" ""Ben de aynısını yapardım!"" ""Devam et annecik, bebeğini ve içgüdülerini dinle, yapabilirsin."" Her yeni yorum bildirimiyle bir rahatlama dalgası hissediyordu. Hamileliğinin son iki haftasında Judith birden fazla grupta gönderi paylaşıyordu ve yorumları ""saplantılı bir şekilde"" okuyordu. Her yeni yoruma cevap veriyor ve 43 haftayı geçen annelerin hikayelerinin ekran görüntülerini alıyordu. ""Tamam, eğer kötü hissedersem bunu okuyabilirim,"" diye düşünüyordu. Judith'in bulunduğu gruplardan hiç kimse onu ebelerin tavsiyelerine kulak vermeye teşvik etmedi ve bunun iyi bir sebebi vardı: Bu tür tepkiler ya genel olarak caydırılıyordu ya da kurallara açıkça karşıydı. 4 bin 600 üyesinin, başka bir üyenin doktora veya ebeye gitmesini önermesini açıkça yasaklayan "" Destek olmadan Gebelik ve Doğum "" grubun ilk kuralı ""Destek konuşması yok""tu. “Bu, ebenizin yaptırmanızı istediği tahlilleri ya da kadın hastalıkları ve doğum uzmanınızın, bebeğinizin makatının ‘çok büyük’ olduğunu düşündüğünü ya da başka düşüncelerini duymak istemediğimiz anlamına geliyor. Yapmayın. Burası yeri değil,"" diye devam ediyordu kurallar. ""Suni doğum tartışması yasak. Suni doğumu savunmuyoruz çünkü doğal değil."" Kurallar Judith'e güven veriyordu. ""Kadınlar doktora gitmek konusunda tavsiye almak için başka herhangi bir yere gidebilir ama bu alana özellikle dahil oluyorlar, olumsuz yorumlara maruz kalmamak için,"" diyor Judith. ""Kafanızı istemediğiniz bir şeyle doldurmak istemiyorsunuz."" Son yıllarda uç ve aşırı görüşleri öne çıkardıkları ve kullanıcıları tehlikeli yankı fanuslarıyla buluşturan algoritmalar kullandıkları için sosyal medya platformları çokça eleştiriliyor. Bu eleştirilerin çoğu siyasi aşırılığa odaklanmış olsa da uzmanlar ve kanun yapıcılar, sağlık konusundaki yanlış bilginin neden olduğu aşırılığı bireyler ve halk sağlığı için bir tehdit olarak gösteriyor. Alternatif sağlık topluluklarının sosyal medya davranışlarını inceleyen, Austin'deki Texas Üniversitesinde araştırmacı Kolina Koltai, ""İşler biraz zorlaşabilir,"" diyor. ""Tüm grupları şeytanlaştırmak istemem ancak kadınlar sağlıkla ilgili sorunları teşhis etmeye ve kitle kaynak haline getirmeye başlayınca oldukça tehlikeli olabilecek kötü tıbbi tavsiyeler alabiliyorlar."" ""Oldukça tuhaf bir zamandayız. Sanki yeni ve dijital bir Vahşi Batı,"" diyor Koltai. Judith'in hamilelikteki internet ve sosyal medyaya bağımlılığı ender rastlanan bir durum değil; hamile kadınlar ve küçük bebekleri olan anneler interneti en erken ve en aktif benimseyenler arasındalar. ""İlk kez anne olanlar yalnızlık ve soyutlanma duygusu yaşıyorlar ve bir nesil önce sahip oldukları deneyimsel bilgi eksikliği ile baş ediyorlar,"" diyor Deborah Lupton. Lupton, Avustralya'daki New South Wales Üniversitesinde dijital sosyolog ve profesör. Yeni evli ve ailesiyle çoğu arkadaşından çok uzakta yaşayan Judith için ise internetteki doğum topluluğu bu boşluğu dolduruyordu. Judith en çılgın, en radikal içeriğe doğru yönelmiş ve seçimlerini doğrulayan kişileri bulmaya çalışmıştı. Facebook ve Instagram'daki ana akım doğum hesaplarını engellemiş ve yalnızca destek almadan doğumu teşvik eden içerikler okumuştu. Her gün daha radikal hissetti ve ""ne olursa olsun"" evde ebesiz doğum yapacağına karar vermişti. ""Sanırım internetle beynimi yıkadım"" Sonunda Judith kaçınmak için çok çabaladığı tıbbi yardımı kabul etti: doğumu hızlandırmak için Pitocin, mide bulantısı için ilaç, ağrı için bir epidural anestezi. Judith gözyaşları kuruyana kadar ağladı. Kocası da onunla birlikte ağladı. Önlerindeki 10 saat boyunca doğumun ilerlemesini beklerken Judith hastane yatağında yatıyordu; midesi bulanıyordu, televizyon izledi ve ağrı kesici veren düğmeye bastı. Bir noktada zihni Facebook gruplarına döndü. Kadınlar onu merak ediyordu kesin ve şu anda onların desteğine ihtiyacı vardı. ""Çok kötü haberlerim var,"" diye başladı gönderiye. ""Bebeğimizi doğumda kaybettik."" Judith doğum hikayesini anlattı: bebeğinin hala karnındayken öldüğünü ve kendini suçladığını. ""Doğurup veda ederek buradan gidene kadar bunu aileme söylemeyeceğim,"" diye yazdı. Sonra, ilaçlardan sersemlemiş ve şoktan uyuşturulmuş halde uykuya daldı. Bir hemşire Judith'i uyandırdığında ve ona itmenin zamanı geldiğini söylediğinde itti. Doktor, bebeği yönlendirmek için Judith'in vücuduna uzandı ve bebek doğdu. Sarı, karmakarışık sarı saçları vardı ve 4,5 kiloydu. Judith bebeğini kollarında uzun süre tuttu. O kadar ağırdı ki yeni doğmuş bir bebek gibi değil, diye düşündü. Judith onu öptü, sarıldı ve ağladı. Telefonuyla çektiği fotoğraflarda Judith'in bebeği tombul ve sağlıklı görünüyor. Mükemmel, diye düşündü Judith. ""Çok, çok üzgünüm,"" dedi ona defalarca. Birkaç saat sonra Judith ve kocası bebeğe veda etti. Judith yas tutarken dünyanın dört bir yanından kadınlar Facebook gruplarında başsağlığı diledi. Ama herkes destek vermek için orada değildi. En az bir üye için Judith bir örnek olacaktı. Judith'in ölü doğumundan saatler sonra evde doğum karşıtı bir blogger ona ulaşmadan bir makale yayımladı. Ekran görüntülerini içeren ancak Judith'in adının karartıldığı gönderiden, Facebook gruplarından birine, Judith'in trajedisini gören ve sohbetlerinin fotoğraflarını sızdıran, ‘özgür doğum’ hareketi karşıtı birinin girdiği açıktı. Bu ihanetle Judith, Facebook'taki tüm hamilelik gruplarını terk etti. Casusluk edildiğini bilen On Aylık Anneler grubunun yöneticisi grubu kapatarak bir zamanlar ""samimi ve harika"" bir grup olduğunu, artık ""ebeveynlerin paylaşım yapması için güvenli bir yer"" olmadığını açıklayan son bir yazı yazdı. Fakat Judith'in bir parçası olduğu diğer ‘özgür doğum’ ve geç doğum grupları kaldı. 2 bin üyeli özel bir grup kapak fotoğrafı olarak hala Judith'in 42. haftada su altında çekilen hamile karnını kullanıyor. Hastaneden eve döndüğünde Judith internete girmedi ve dışarı çıkmadı; bebeği hakkında soru sorabilecek birine rastlamaktan korkuyordu. Birkaç ay sonra Judith ve kocası küçük kasabalarında yas tutamayacaklarına karar verdiler ve 2 bin km uzağa, Judith'in hiç gitmediği ve kimsenin bebeği bilmediği bir eyalete taşındılar. Atları besleyip bakabilecekleri kiralık bir çiftlik evi buldular. ""Saklanmak için güzel bir yer,"" diyor Judith. Judith yürüyüşe çıkıyor, atları besliyor ve kimseyle paylaşmadığı şiirler ve mektuplar yazıyor. Sanat da yardımcı oluyor. O cilalı taşlardan takı ve ahşap ve sicimden rüya kapanı yapıyor. Yaptıklarını yerel sanat fuarlarında satıyor. Facebook'ta ölü doğum ve yas tutan anne destek grupları, ‘özgür doğum’ topluluklarının yerini aldı. Judith, ‘özgür doğum’ işletmeleri ve blogları tarafından sunulan rüya gibi doğum hikayelerinden birini paylaşamamış olsa da başka bir hamile kadının hikayesini duyup bir şeyler öğrenmesi için hala çok geç olmadığını umuyor. ""Üzücü hikayeler gerçek,"" diyor Judith. ""Belki hikayemin birine yardımı dokunur.""" Araştırma: Hamile kadının 'özgür doğum' hikayesi I: 'İnternetle beynimi yıkadım',https://teyit.org/teyitpedia/hamile-kadinin-ozgur-dogum-hikayesi-i-internetle-beynimi-yikadim,"*Bu içerik ilk kez "" ' I brainwashed myself with the internet "" başlığıyla NBC News tarafından 21 Şubat 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Şubat 2019'da Judith dayanılmaz derecede endişeli hale gelmişti. ABD'nin batı kıyısında yaşayan 28 yaşındaki kadının doğum tarih gelmişti de geçiyordu. İki gün sonra tam 45 haftası dolacaktı. Karnı o kadar şişmişti ki parlıyordu; vücudunun her yeri şişti ve ayak parmaklarından saçlarına kadar neredeyse her yeri ağrıyordu. 42. haftaya kadar doğumu gerçekleşmemiş gebe kadınlara hemen hemen her doktor ve doğum uzmanı, serviksin yumuşayarak açılmasını veya rahmin kasılmasını sağlayan ilaçlara başlamayı önerir. Ancak özgür düşünen ve ""tüm o hippi caz""a inanan sanatçı Judith farklı bir doğum planlıyordu: Tıbbi tavsiyeleri reddeden ve doğaya ve sezgiye dayanan steril bir hastaneyi yerine kendi evindeki sıcak havuzu tercih eden ve doktorlarla ebelerin olmadığı bir doğum. Judith yalnızca kocası ve en yakın arkadaşlarıyla olmak istiyordu. Doğumunu bu şekilde gerçekleştiren kadınlar arasında buna “ freebirth ” (özgür doğum) yani evde ebesiz doğum deniyordu. Judith, planını pek fazla kişiye anlatmadı. Kocası destekliyordu fakat ailesinin ve arkadaşlarının geri kalanı, anlaşılabileceği üzere endişeleniyordu. Hikayesini anlatırken soyadını vermek istemeyen Judith, hamileliğinin son birkaç ayını internette, bu kararını destekleyen ve yardım ve bilgi vermeyi teklif eden kadınlardan oluşan topluluklarında harcadı. Özel Facebook grupları, Instagram hesapları, podcastler ve çevrimiçi kurslar, Judith'e, bebeğini nasıl dünyaya getirecebileceğine dair bilmesi gerektiğini düşündüğü her şeyi öğretmişti. Bazı şüpheler vardı elbette: Judith'in planını bilen, gerçek hayattaki arkadaşları ve devlet sigortasından yararlanması için görünmesi gereken doktorlar. Ancak Judith, evde ebesiz doğum yapan annelerin internete yazdıklarını okuyarak ve Facebook'tan aldığı anlık destekle, giderek büyüyen tedirginliğe karşı kendini güçlendirmişti. Giderek sorgulanabilir hale gelen bilgi ve kaynakları öne çıkaran algoritmaların da yardım ile, Judith internetin en en uç, ekstrem hamile toplulukların bir parçası haline gelmişti. Doğum sancılarının başlamasıyla Judith’in aklındaki en ufak şüphe bile yoktu; bir ay geç fakat içten gelen bir hisle. Judith inanılmaz mutluydu. Ne de olsa bebeğini evde doğuracaktı. Facebook gruplarına iyi haberi vererek mukus tıkacının düştüğünü ve kasılmaların başladığını söyledi. Ayrıca bir soru sordu. ""Bebekler doğum yaklaştıkça daha mı hareketsiz oluyorlar?” diye bir gönderi paylaştı. ""Biraz tekmeliyor ama her zamanki gibi değil."" Grup üyeleri, ""Kendine, vücuduna ve önsezine güven,"" gibi rahatlatıcı yorumlar yaparken Judith telefonunu bırakarak doğuma hazırlandı. Kasılmaları devam ederken saatlerce yürüdü, dans etti ve kocasının su doldurduğu havuzda bekledi. Müzik dinledi ve doğum koçu olan bir arkadaşı sırtına masaj yaparken kasılmalar arasında birer dakikalık hafif uykulara daldı. ""Yapıyorum,"" diye düşündü. Vücudu gerektiği gibi, takıntılı bir şekilde okuduğu hikayelerdeki gibi çalışıyordu. Sonra durdu. Ağrı arttıkça ve kasılmalar arasındaki süreler kısaldıkça Judith hedeflediği doğum hayalini aklında tutmaya çalışıyordu ancak doğumun 10. saatinde işler kontrolden çıkmaya başladı. Kusuyordu ve korkuyordu. Kasılmalar o kadar acı verici ve hızlıydı ki bir sonraki gelmeden önce kendini toparlayamıyordu. Bebeğin kalp atış hızını ölçmeye çalıştı ancak aldığı fetal stetoskopu kullanabilecek kadar hareketsiz ya da sessiz kalamıyordu. Sonra suyu geldi. Bununla birlikte gelen koyu kahverengi akıntıyı gördü: Solunması halinde bir bebek için tehlikeli olabilirdi. Judith yardıma ihtiyacı olduğunu anladı. Judith elleri ve ayaklarının üzerinde arka koltukta dururken kocası onu yakınlardaki bir hastaneye götürdü. Doktorlar ve hemşireler karnına bir monitör bağladılar ve doğumu gerçekleştirmek için hızlıca hazırlık yaptılar. Ancak Judith'in kasılmaları yeniden başladığında oda sessizleşti ve bir doktor öne çıktı. Kalp atışı yoktu. ""Bebeğini kaybeden bir annenin feryadı farklı olur,"" diyor Judith. ""Tüm sorumluluğunuz çocuğunuzu korumaktır ve ben daha nefes almaya fırsatı bile yokken bunu yapmadım."" Judith'in dalgalı, kahverengi saçları, aynı renk badem gözleri ve doğal bir gülümsemesi var. Kayıbından dokuz ay sonra oturma odasındaki kanepesinde oturuyor ve tırnaklarını yemiş olması onu yiyip bitiren endişeye işaret ediyor. Judith trollerden, tıklanma başına para alan bloggerlardan ve doğum tercihlerini tartışmak için internette bir araya gelen iyi niyetli sağlık savunucularından gelecek olan tepkilerden korktuğu için soyadını vermek istemiyor. En karanlık anlarda kendine zaten söylediği şeyleri söylemelerinden korkuyor. ""Daha fazla suçluluk duyamam,"" diyor. Judith 42. haftada doğumu gerçekleşmiş, sezaryen doğum planlamış ya da yaptığı seçimler dışında herhangi bir seçim yapmış olsaydı bebeğinin hayatta olup olmayacağını bilmek imkansız. Hastane otopsi yapmadı ve doktorlar bebeğin kalbinin neden durduğunu tam olarak açıklayamıyor. Fakat yine de o zamandan beri Judith her gününü, farklı senaryolar kurarak, daha iyi olası sonuçlar hayal ederek ve buraya nasıl geldiğini sorarak geçiriyor. Çıkarabildiği tek sonuç her şeyin podcastlerle başlamış olduğu. Judith bir çiçekçide çalışıyordu. Yolu arabayla bir saatti ve bu vakti podcast dinleyerek geçiriyordu. Hamile kaldığında, kadınların doğum hikayelerini paylaştığı ve hastanede doğumdan evde doğuma kadar çeşitli içeriklere yer veren popüler ""The Birth Hour"" ve ""Indie Birth"" gibi programların bölümlerini dinliyordu. Ancak Judith'e asıl hitap eden ""Free Birth Podcast"" ( Özgür Doğum ) olmuştu. ""Doğuma dair özerk seçimlerini öğrenen, araştıran ve kutlayan insanlar için destekleyici bir alan"" olarak nitelendirilen podcastte, ‘ özgür doğum ’ savunucusu ve (Free Birth Society) Özgür Doğum Derneğinin kurucusu 35 yaşındaki Los Angeles'lı Emilee Saldaya konuşuyor. Grubun Instagram'da 46 bin takipçisi var ve podcast geçen yıl bir milyon kez indirildi. Podcastte Saldaya, annelerle ‘ özgür doğum ’ hikayeleri hakkında röportaj yapıyordu. Bu kadınlar Judith'e kendini hatırlatmıştı; doğumları hakkında güçlü ve radikal terimlerle konuşan üniversite eğitimli, düşünsel, yaratıcı tiplerdi: Küvette, doğada veya kendi yataklarında, yanlarında eşleri ve aileleri olan doğumlardan bahsediyorlardı. Bu podcastlerdeki kadınlar doktorları değil, vücutlarını dinliyorlardı. Sırt üstü yatarak birinin bebeği çıkarmasını beklemiyorlar, bebeklerini kendi elleriyle dünyaya getiriyorlardı. Judith yaklaşık 70 bölüm dinledi. En sevdiği bölümleri tekrar tekrar dinledi. Bu bölümlerden birinde yanında yalnızca kocası ve bir köpekle, Kalifornia dağlarında, insanlardan uzakta bir çadırda doğum yapan bir kadın vardı. Dinlerken Judith ileride podcaste konuk olduğunu hayal ediyordu. ""Saplantı hale getirmiştim,"" diyor Judith. 'Acaba benim hikayem nasıl olacak?' diye merak ederek, 'Benimki de bunlar gibi havalı olsun,' diye düşünüyordum."" Podcastler, Free Birth Society'nin ücretli hizmetlerini, yani çevrimiçi kurslar ve özel danışmanlık hizmetlerini tanıtan reklamlarla başlıyordu. Hazırlanmak için Judith, grubun 10 dersten oluşan, evde nasıl ebesiz doğum yapılacağını anlatan video rehberi için 299 dolar ödedi. Kurs, bebek bekleyen anneleri savaşçı olarak; uzmanları, doktorları ve ebeleri ise düşman olarak gösteriyordu Free Birth Society eğitmeni Yolande Norris-Clark, karşılama videosunda, ""Doğum tıbbi bir olay değil, biyolojinin kendiliğinden gerçekleşen bir işlevidir,"" diyor. Kanada'nın New Brunswick eyaletinde yaşayan sanatçı ve sekiz çocuk annesi Norris-Clark'a göre evde ebesiz başarılı bir doğumun anahtarı şans değil, eğitim, düşünce yapısı ve bebeğe olan sevgi. Ne Saldaya ne de Norris-Clark tıbbi deneyime veya uzmanlığa sahip. Elbette, asıl mesele de bu. (Saldaya ve Norris-Clark yorum taleplerine cevap vermedi.) Ancak New Mexico Üniversitesi Hastanesindeki anne-bebek ünitesinin tıbbi direktörlerinden Dr. Lawrence Leeman, doğum esnasında destek kabul etmemenin çok büyük riskler doğurduğunu söylüyor. ""Hassas bir konu,"" diyor Leeman. ""Doğumla ilgili annelik özerkliğinizi dengeliyorsunuz. Öte yandan, gebelik ve doğum esnasında meydana gelen ve tespit edilip bu durumlarda bilirkişiler tarafından kontrol altına alınarak önlenebilecek ciddi sorunlar bulunuyor."" Judith çoktan doktorları, çocukken kendine anestezi yapıldığı, gençken jinekolojik muayeneye girdiği ve bir doktor üniversitede iç kulak ağrısının ciddiye alınmadığı zamanlarla özdeşleştirmişti bile. ""Doktorlardan edindiğim deneyimleri hesaplıyorum da,"" diyor Judith, ""hiçbir zaman anlaşıldığımı hissetmedim. Hiçbir zaman beni dinlediklerini hissetmedim."" Judith bu podcastlerin doktorlara ve tıbba karşı olan huzursuzluğunu körüklediği söylüyor. Bu durum evde ebesiz doğumu savunan toplulukta sık sık yaşanıyor. Hastanede yapılan doğumlar genel olarak travmatik deneyimler olarak anlatılıyor: aceleci, kadınları iteleyen yataklara bağlayıp zihni bulandıran ve sevgiden sorumlu hormonları bastıran ilaçlar veren bezgin sağlık ekipleri... ""Endüstriyel obstetrik (doğum) zulüm"" ve ""tecavüz kültürü"" gibi terimler sıklıkla kullanılıyor. ‘Özgür doğum’ fikirleri radikal olsa da ideolojileri meşru kaygılara dayanıyor. Günümüzde Amerika'da bir kadının hamilelik ya da doğum sırasında ölme ihtimali annesine oranla yüzde 50 daha yüksek . Bu ölümlerin birçoğu önlenebilir olsa dahi ve sebepleri yanlış tıbbi bakımdan ziyade erişim sorunu olsa dahi istatistiğin kendisi kadınların tıbbi kurumlardan şüphe etmesine neden olabiliyor. Ayrıca, ABD'li kadınların üçte biri sezaryen doğum yapıyor; uzmanlar bu oranı hayat kurtarabilecek bir prosedür için endişe verici olarak adlandırıyorlar fakat aynı zamanda anneler ve bebekler için artan sağlık risklerinin de beraberinde geldiğini söylüyorlar. Aynı zamanda 6 kadından 1'i, “Reproductive Health” dergisinde geçen yıl yayınlanan bir ankete göre, hamilelik ve doğum sırasında sağlık hizmeti verenler tarafından kötü muameleye —sözlü taciz, tehdit, yardımı göz ardı etme, fiziksel mahremiyet ihlali ve fiziksel istismar— maruz kaldıklarını bildirdi. Yine ankete göre hastanelerde doğum yapan kadınların, evde doğum yapanlara göre kötü muameleyi bildirme olasılığı beş kattan fazlaydı. Washington merkezli savunma grubu National Partnership for Women & Families tarafından yürütülen farklı bir ankete göre ise 2002 yılında ankete katılan annelerin yüzde 45'i , doğum yapmanın kesinlikle tıbbi olarak gerekli olmadıkça müdahale edilmemesi gereken doğal bir süreç olduğu fikrini savunuyordu. 2018 yılına gelindiğinde ise bu oran yüzde 74'e yükseldi. Boston Üniversitesi Halk Sağlığı Okulunda Halk Sağlığı Bilimleri Profesörü Dr. Eugene Declercq şöyle söylüyor: ""Evde doğum yapan anneler, evin hastaneye göre daha güvenli olduğunu düşünüyor."" (Planlı evde doğumla hastane doğumunun güvenliği ve riski sorusu gergin tartışmalara konu olsa da American College of Obstetricians and Gynecologists 'e göre her iki tarafı da destekleyecek kanıtlar sınırlı. Ebelerin katıldığı ev doğumları sayı olarak nadir —tüm doğumların yüzde 1'inden daha azına tekabül ediyor— evde ebesiz doğum ise veri toplanamayacak kadar nadir gerçekleşiyor.) ""Kadınlar istemedikleri müdahalelere ve uygun olmadığını düşündükleri uygulamalara baskı yoluyla maruz kalmadan seçim yapmak istiyorlar,"" diyor Declercq. ""Elbette, evde doğum yapanlar daha fazla kontrole sahip: Uzmanlar evlerine geliyor."" ""Bunun nihai ifadesi şu şekilde: 'Kimse evime gelemez.’” Judith 40. haftasına yaklaşırken güç almak için Free Birth Society kursunun ""geç doğum"" bölümünü inceledi. Videoda Norris-Clark doğumu başlatmaya karşı uyarıyor ve suni bir şekilde doğumu başlatmayı ""rahim tahliyesi"" olarak adlandırıyordu. Norris-Clark, tüm doğumlarında standart 40 haftalık gebeliğin çok ötesine geçtiğini, bunlardan birinin neredeyse 43 haftaya kadar uzadığını söylüyordu. ""Bariz olay"" olarak adlandırdığı ölü doğum endişesini ele alırken Norris-Clark hızla ilerliyor ve ""bebeklerin 42 haftadan önce doğması gerektiği fikrini saçmalık"" olarak görüyordu. ""Bebekler doğar,"" diyordu Norris-Clark. ""Bebekler eninde sonunda doğar."" Ama bazen doğmuyorlar..." Salgın zamanlarında yanlış bilginin maliyeti,https://teyit.org/teyitpedia/salgin-zamanlarinda-yanlis-bilginin-maliyeti,"Yeni koronavirüs ya da bilimsel adıyla Covid-19 salgını başladığı günden bu yana yüzlerce haberle karşılaştık. Salgının yayılma hızı, bulaştığı ülkeler, ölüm oranları… Ancak haberler sadece bunlarla sınırlı değildi. Yetkililerin ya da bu alanda çalışma yapan kurumların açıklamaları ile güncel gelişmeler paylaşılırken, sosyal medyayı kasıp kavuran bir yanlış haber dalgası da başladı. Teyit olarak metodolojimize uyan iddiaları olabildiğince incelemeye çalıştık. Sirkenin Covid-19’un çözümü olduğundan sıcak su içmenin virüsü öldüreceğine, rakıyla virüsten kurtulunacağından gargaraya birçok başlık karşımıza çıktı. Üstelik bunlar sadece beslenmeyle ilgili olanlardan birkaçıydı. Yere yığılan doktorlar, aşının bulunduğu iddiaları ve daha nicesi de analiz ettiğimiz diğer birkaç örnek. Bütün bu iddialarla tek uğraşan da biz değildik, dünya çapında neredeyse tüm bağımsız doğrulama platformları salgının başladığı günden bugüne 800’e yakın yazı hazırladı. Fakat sosyal medya, eski tabirle fısıltı gazetesi ve her konuyu bilen uzmanlar, hız kesmeden her gün yeni yanlışları ortaya atmaya devam etti. Peki bu yanlış bilgilerin nasıl bir faturası olduğunu hiç düşündünüz mü? 10 Mart 2020 tarihinde haber merkezlerine Covid-19’la ilgili bir haber düştü. Virüsün en sert etkilediği ülkelerden İran’ın Ahvaz şehrinde bir söylenti ortaya çıkmıştı. İddialara göre alkol tüketimi Covid-19’den koruyordu. Haberi duyanlar alkole yüklendi ve sahte alkol zehirlenmesi nedeniyle 36 kişi yaşamını yitirdi. Gelen haberlere göre 270 kişi de halen tedavi görüyor . Tablo fazlasıyla dramatik. Avrupa’da birçok ülkede, daha üç beş vaka varken marketlerin yağmalandığına şahit olduk. İnsanlar tuvalet kağıdı için birbirleriyle kavga etti. Tuvalet kağıdının salgının önüne geçmesinde bir faydası olmadığı gibi marketlerde anlamsızca yapılan yağmalama niteliğindeki alışverişler sadece cebimizi vurmaya yarıyor. Ürünlerde arz talep dengesi bozuluyor ve gıda, temizlik ürünü fiyatları tırmanıyor. Alkol tüketiminin virüse karşı koruduğu, virüsü öldürdüğü ya da benzeri hiçbir bilimsel kanıt yok. Ancak tek bir söylenti onlarca insanın hayatına mal olabiliyor. Bu örnek yanlış bilginin yayılımı ve insan hayatına etkisini tartmak için aklımızın bir yerinde dursun. Olayı İran özelinden biraz daha genele çekelim. Covid-19 ile ilgili bilgi karmaşasının peşine bir takılırsak, benzer bir olayın başımıza gelmeyeceğinin garantisi yok. Mesela bir grup, Türklerin genetik yapısı nedeniyle bu hastalıktan etkilenmeyeceğini düşünüyor, buna inanarak “Bana hiçbir şey olmaz” derseniz ne olacak? Ya da “Tuzlu su ile gargara yaparım virüs bana hayatta gelmez” diye düşünürseniz? Tüm bunlar olası. WhatsApp gruplarında dolaşan ses kayıtları, şeytanın aklına gelmeyecek tedavi yöntemleriyle dolu. Burada öncelik panik olmamak ve sakin kalmak. Aslında çaresiz değiliz. Covid-19 son dönemde karşılaştığımız en büyük salgın; bu tartışmasız. Ancak ölüm oranı yüzde 2-4 arasında. Salgının size gelmesinden önce alınacak öncelikli önlemlerden biri de yanlış bilgiden korunmak. Yetkililerin açıklamalarına kulak kabartmak hiç de fena olmayan bir çözüm. Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi gibi kurumlar sık bilinen yanlışlara karşı birçok uyarı yayınlıyor. Sağlık Bakanlığı da internet sitesinde yine salgına karşı alabileceğiniz bazı önlemlere yer veriyor. Yanınızda olan bir diğer yer de Teyit. Virüsün ortaya çıkmasından bu yana beslenmeden ses kayıtlarına, fotoğraflardan videolara onlarca yanlışın önüne geçecek analizler hazırladık . Bu yazıları takip etmek de duyduğunuz şeye inanmadan önce iyi bir tavsiye olabilir. Tabii bu konuda yanlış bilgiyle mücadeleyi burada bırakmaya hiç de niyetimiz yok. Salgının başlaması sonrasında en problemli noktalardan biri korku ve kaygıyla atılan adımlar. İşte bunun da önüne geçmek için şimdilik haftada iki kez e-postanıza gelecek olan bir bülten hazırladık. Teyit editörü Nilgün Yılmaz koordinasyonunda hazırlanan bu bültende teyit edilmiş bilgiler, ortada sık yayılan söylentiler, salgına ilişkin en son veriler Salı ve Cuma günleri posta kutunuzda oluyor. Covid-19 Postası’na üye olmak da bir diğer tavsiyemiz." DSÖ: Gazeteciler sağlık sisteminin doğal bir parçası,https://teyit.org/teyitpedia/dso-gazeteciler-saglik-sisteminin-dogal-bir-parcasi,"Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını başladığından bu yana, yanlış bilgi sorununun her yüzüyle muhatap olduk. Örneğin sosyal ve siyasi bagajlarımızı tıbba aktarmakta büyük maharet sergiledik. Türkiye’de henüz bir vaka görülmemiş olmasına, temizlik normlarımızla ile kurumların inkar etmesi arasında bir açıklama bulmaya gönülsüzüz. Komplo teorilerine ve felaket senaryolarına, yahut çocuksu çözümlere inanmaya da bir o kadar hevesli. Belli ki epey korkmuşuz. Bu elbette yalnız bize ait bir sorun değil. Salgın henüz 102 ülkeye ulaştı; ancak yanlış bilgi salgını yeryüzünün en ücra köşesine, sosyal medyanın gücüne şükürler olsun çoktan yayıldı. “Paylaştığım bir WhatAapp mesajı nasıl bir sorun yaratabilir ki” dememek gerek. İnsanlar bir anda maske sırasına girince, sağlık profesyonellerinin kullanması gereken N95 stoklarında sorun yaşanmaya başladı. Online siparişler düştü. Uzakdoğulular gittikleri her yerde dışlanmaya, hor görülmeye başlandı. Sorunun en çok farkında olanlar da, en çok muhatap olanlar. Tam da bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, Kızılhaç ve BBC Media Action, 4 Mart günü tüm dünyadan gazetecilerle “COVID 19 ile mücadele ve hayat kurtarmada medyanın rolü” adlı bir webinar gerçekleştirdi; salgınla baş etmeye çalışırken yardımcı olacak temel ipuçları ile düşülmesi muhtemel tuzaklara işaret etti. Webinar dört başlıkta yapılandırılmıştı. Bilgilendirme ve ile motivasyona odaklanan ilk başlıkta, salgının geldiği noktada Dünya Sağlık Örgütü’nün geliştirdiği iletişim modeli anlatıldı. Bu model, örgütün medyayı da kapsayan paydaşlarıyla iletişimine odaklanıyordu. Örgüt, bu paydaşlara güncel ve doğru bilgi aktarımını önceliklendirmiş ve risk analizini yapmıştı. Buna göre, salgın yapısal olarak “kabul edilebilir” bir risk değildi. Öngürülemez, ölçülmesi zor, kontrol edilemez, getiri vaat etmeyen, adil olmayan bir risk olarak görülüyor ve bu nedenle de yanlış bilgi yayılımına kapı aralıyordu. Amaç, bu risk algısını tersine çevirmek, salgının ölçülebilir, bizim kontrolümüzde, doğal, adil ve sonunda bir şeyler kazanabileceğimiz bir risk olarak algılanmasını sağlamaktı. Yani salgın etrafındaki gizem ve bilinmezlik haresini dağıtmak, onu baş edilmesi bize bağlı bir meydan okuma olarak görmemizi sağlamak. Nitekim böyle de. İkinci başlık biraz da bu süreçte güven inşası ile kurumlar ve sağlık profesyonellerine güvene dayanıyordu. 21. yüzyılda en çok yıpranan duygularımızdan biri olarak güven, elbette verili bir duygu değil. Güvenmek için olumlu tecrübelere ihtiyacımız var; ama onları yok sayarak bu güveni inşa edemeyiz. Webinarda tam da burada işaret edilen ve altı özellikle çizilmesi gereken bir ilke dile getirildi: Gazeteciler aslında sağlık sisteminin doğal bir parçası. Kurumların gazetecileri, gazetecilerin de kurumları ciddiye alması ve birbirlerini önceliklendirmeleri kamunun doğru bilgiye erişimi için yaşamsal. Türkiye’deki sağlık otoritelerinin de bu ilkeyi ciddiye almaları gerek. Yanlış bilgi ile mücadele ise webinarın kuşkusuz en önemli başlığıydı. İlk olarak meşhur “infodemic” tabirinin tanımı yapıldı. Infodemic’ten kasıt yalnız yanlış bilginin yayılımı değildi: Webinarın son bölümünde ise damgalama (stigma) ve ayrımcılıkla mücadele konuşuldu. Aslında bu sorun salgının başladığı ilk günden bu yana karşımızda. Önce Uzakdoğu’nun beslenme alışkanlıklarıyla karşımıza çıktı; şimdi de Avrupa’nın tuvalet alışkanlıkları gündemde. Asıl tehlike ise, salgın ülkeye ulaştığında, enfekte olanlara yönelik kişisel damgalama ve ayrımcılığın yükselmesi. Uzmanlar bu tepkinin başta anlaşılır ve insani olduğunu düşünüyor. Yeni bir virüs, çok fazla bilinmeyen var, korku ve kaygı uyandırıyor ve başkalarını suçlamak başvurulabilecek en kısa yol. Burada ısrarla izlenmesi gereken patika, ne kadar önlem de alınsa, hastalıkların coğrafi sınır, etnik köken ya da topluluk ayırmayacağı. (Aslına bakarsanız virüs bu bakımdan epey “eşitlikçi” bile görülebilir.) Virüs ve hastalıklara bölgeleri ve toplumları işaret eden isimler vermemek de bir yol; Wuhan koronavirüsü dememek, Covid-19 adına sadık kalmak örneğin. Samimi ve açık iletişimi sürdürmek, tek tek kişilere değil tedavi ve aşı çalışmalarına odaklanmak, tekinsizlik yaratacak belirsiz ifadelerden uzak durmak gibi bazı ipuçları epey işe yarıyor. Webinarda aktarılanlardan en akılda kalıcıları başlıklardan biri de, “doğruluk kontrolünü, hakikat kontrolüne çevirmek” olarak özetlenen bakış açısıydı. Özellikle biz teyitçiler, doğrulama yaparken yalnız olguları aktarmakla kalmamalı, bir gerçeğin neden hep belli bir yöne büküldüğünün altında yatan hakikati görmeye de odaklanmalıydık. Kamuoyunu rahatlatmanın ve aklıselime davet etmenin başlangıç noktası olarak empati… Konuyu haberleştirir ya da doğrulama yaparken, bu salgının bize içinde bulunduğumuz dünya ve değerlerimiz hakkında da bir şeyler anlattığını akılda tutmak gerekiyor belli ki." Araştırma: Kimler yanlış bilgiye inanmaya daha yatkın?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-kimler-yanlis-bilgiye-inanmaya-daha-yatkin,"Africa Check, Chequeado ve Full Fact’in birlikte yürüttüğü araştırma programı , teyitçilere ilişkin önemli verileri inceliyor. Araştırmanın konusunda sosyal medyadaki etkilerin nasıl güçlendirilebileceği, nasıl kalıcı bir şekilde yanlış iddiaların önüne geçilebileceği ve farklı topluluklardaki sosyal medya kullanıcılarına ulaşma yöntemlerine dair veriler ele alınıyor . Akademik dergiler ve bağımsız araştırmacıların yürüttüğü çalışmalardan elde edilen bulgularla hazırlanan rapor , yanlış bilgiye inanmaya ve paylaşmaya en çok kimin yatkın olduğunu sorguluyor. Rapora göre yaşça büyük bireyler, gerçekleri ve görüşleri birbirinden ayırt etme konusunda gençlere göre daha az başarı gösteriyor. Gençler arasındaki artan üniversite eğitimi oranı gibi etmenler bu genellemeyi desteklese de asıl başarı dijital okuryazarlık ile geliyor. Bu yanılgının günlük olarak gözlemlendiği tipik bir örnek ise köşe yazısı ( opinion ) ve haber ( article ) arasındaki fark. Bu farkın medya kuruluşları tarafından okura tam olarak aktarılamaması ya da okurun bunu göz ardı etmesi, fikir ve görüş belirten içeriklerin nesnel gerçekler olarak ele alınmasına neden oluyor. Kısaca değinmekte fayda var: Haberler kanıtlanabilir, nesnel bilgiler içeren ve genellikle 5N1K olarak adlandırdığımız soruların cevaplarını doğrudan veren yazılar. Bu yazılar gerçek ve doğru bilgiler barındırır ve tarafsız bir şekilde konunun farklı noktalarına değinir. En önemli ayırt edici özelliklerinden biri ise kullanılan sade dildir. Köşe yazılarında ise genelde yazar, belirli bir konu hakkında kendi fikirlerini belirttiği bir yazı kaleme alır. Gerçekleri, kişisel görüşleri, beklentileri ve önerileriyle harmanlar. Çoğu zaman köşe yazarı, kendi görüşü doğrultusunda öne çıkarmak istediği kısımlara odaklanır ve belirli noktaları vurgular . Bu nedenle köşe yazılarında hangi bilginin doğrulanabilir, hangisinin belli bir bakış açısından kaynaklandığını ayırt edebilmek zor olabilir. Türkiye’de köşe yazarları odaklı yanlışlama girişimi Malumatfurus.org , bu konuda okurlara yardımcı olabilir. Yaşlılarla ilgili araştırmalarda öne çıkan bir diğer konu ise kendi fikirlerine olan bağlılıkları. Raporun yer verdiği verilere göre yaşça büyük bireyler, uzun zamandır inandıkları ya da destekledikleri görüşlerine daha bağlılar. Yani yaşlılar kendi fikirlerine kafa tutan ya da hayata bakışlarını veya ön yargılarını sorgulayan herhangi bir bilgiye karşı gençlere göre daha çok direnç gösteriyorlar. Zamanla benimsedikleri ve kendi yaşamlarına dahil ettikleri fikirlerini yeni ve doğru verilerle güncelleme konusunda genellikle çok istekli olmuyorlar. Ancak bunu aşmak elbette ki mümkün. Eğer etrafınızda yanlış bilgi paylaşan yaşça büyük yakınlarınız varsa, daha önce konuyla ilgili paylaştığımız içerikler size yol gösterebilir. Dijital teknolojinin gelişmesi ve “sayısal uçurum” dediğimiz eşitsizliklerin kısmen de olsa daralmaya başlaması, bilginin yayılması, üretilmesi ve tüketilmesi evrelerinde önemli değişiklikler yarattı. Ana akım haber kanalları kadar resmi devlet kurumları da gün geçtikçe sosyal mecraları daha çok kullanmaya başladı. Sosyal medyanın, birçok kişi tarafından ana haber kaynağı olarak adlandırılması bunun en büyük göstergesi. Ancak ‘kaynak bellek’ ile ilgili yapılan çalışmalar, internet sitelerine kıyasla sosyal medyada karşılaştığımız içeriklerin kaynaklarını hatırlamada daha çok zorlandığımızı ortaya koyuyor. Bunun yarattığı sorun ise ortada: ana sayfamıza düşen çoğu bilginin hangi kaynaktan geldiğini hatırlayamadığımız için bilginin doğru olup olmadığını da sorgulayamıyoruz. “Kaynak belleğinde (source memory), kaydedilmiş bilgilerin hangi kaynaklardan elde edildiği incelenir. Burada kullanılan “kaynak” kelimesi, belleğimizdeki kayıtların kökenlerini işaret eden her türlü bilgiye karşılık gelmektedir. Kaynak bilgisi; anının edinildiği yer, zaman, modalite/yöntem veya kim tarafından/eyleyen gibi çeşitli bağlamsal bilginin hepsini kapsamaktadır.” Ayrıca konu sosyal medyada karşılaştığımız yanlış bilgiler olduğunda, kaynak belleğimiz yaşımız ve eğitimimiz fark etmeksizin bizi yanıltabiliyor. Söz konusu paylaşmak olduğunda ise duygularımıza hitap eden ya da hali hazırda desteklediğimiz fikirlere uyan haberleri paylaşma eğilimi gösteriyor. Rapora göre bunun nedeni paylaştıklarımızın aynı zamanda duruşumuzu, nelerden hoşlandığımızı veya neler umduğumuzu gösterme biçimimiz olması. ‘Yanıltıcı gerçeklik etkisi,’ “tekrarlanmaları halinde yanlış ifadeleri doğru addetme eğilimi”mizi açıklıyor . Rapora göre yanlış haberlerin teyitçiler ve doğrulama kuruluşları tarafında yanlışlanması veya Facebook gibi sosyal mecraların bu tip içeriklere uyarı iliştirmesi bile bu etkinin önüne geçmede yetersiz kalabiliyor. Yine de bu etkiyi tersine çevirmek teyitçilere olduğu kadar sosyal medya kullanıcılarına da düşüyor. Çünkü aynı şekilde doğru bilgilerlerin sıkça tekrarlanması, yanlış bilgilere olan inancı kırıyor. Ayrıca rapora göre doğru “görünen” bilgilere inanmaya da yatkınız. Yapılan çalışmalar, karşı tarafa hızla ve kolayca iletilen bilgilerin, yani akıcı bilginin daha güvenilir ve daha doğru olduğu izlenimini yarattığını ortaya koyuyor. Yani cümlenin yapısı (mesela devrik olmaması), kullanılan yazı tipi (kolayca okunabilir olması) ve görsel anlamda kolay sindirilebilir olması gibi unsurlar bilginin ‘doğru’ olarak algılanmasını kolaylaştırıyor. Bu teyitçiler için önemli bir bulgu; çünkü bu konulara dikkat edilirse, teyitli bilgiler yanlış bilgilerin önüne geçebilir. Hayata bakış açımız, ön yargılarımız ve deneyimlerimiz, karşımıza çıkan yeni bilgileri nasıl algıladığımız konusunda bize söz geçirebiliyor. Raporda ‘ güdülenmiş muhakeme ’ üzerine çalışmaların son zamanlarda arttığına değiniliyor. Güdülenmiş muhakeme bilişsel ön yargımızla ilgili olduğu için, belirli bir eğitim veya siyasi fikirden etkilenmiyor. Yani bize yakın gelen, kendimizle özdeşleştirebildiğimiz bilgilere karşı daha açıkken, bunu sorgulayan bilgilere karşı daha dirençliyiz. Ama eğer yeterli çabayı sarf edersek eleştirel düşüncemizi ön plana çıkarabilir ve güdülenmiş muhakemenin bizi yönlendirmesinin önüne geçebiliriz. Rapor teyitçilere ve sosyal medya kullanıcılarına da birtakım ipuçları da veriyor:" Covid-19 ile ilgili seri ve karmaşık iddialara nasıl yaklaşmalı?,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-koronavirusle-ilgili-seri-ve-karmasik-iddialar-iceren-paylasimlara-nasil-yaklasmali,"Her şeyi bildiğini, sıradan insanlardan esirgenen gizli gerçeğe vakıf olduğunu ima eden, gaipten haberler veren içeriklerden kaçının ve Teyit’i takip etmeye devam edin. Zor zamanlardan geçtiğimiz aşikar. Tüm dünya enerjisini pandeminin sona ermesi için harcıyor. Yoğun ve muğlaklıklarla ve bazen de yanlış bilgilerle dolu bir bilgi akışı var. Kriz dönemlerinde böyle paylaşımların arttığı bildiğimiz bir gerçek. Elimizden geldiğince bu içerikleri ele alıp incelemeye çalışıyoruz ki salgının başladığı günden bu yana yüzlerce iddiayı analiz ettik . Ancak bazen öyle içeriklerle karşılaşıyoruz ki, içinden çıkmak samanlıkta iğne aramak gibi. Birçok farklı bilgiyi bir araya katarak karman çorman bir bilinmezlik denklemi kuran uzun tweet zincirleri ya da videolardan bahsediyoruz. Mesela “Türk” genlerimizin bizi koronavirüs salgınından koruyacağı bu iddialardandı . İddia o kadar komplike kurgulanmış ki, bu veri sağanağını ve parçaların eklemlenişini gördüğünüzde şaşırıp, “bu kadar da olmaz” diyebiliyorsunuz. Salgının başlarında bunlar genelde virüsün kökenleri ve siyasi otoritelerle ilişkili komplo teorilerine odaklanıyordu. Salgın ilerleyip aşı çalışmalarında büyük yol kat edildikçe, korktuğumuz başımıza geldi. Uzun ve anlaşılmaz iddialar, aşı karşıtlığı etrafında dolanmaya başladı. Bu önümüzdeki aylarda hayatımıza girebilecek bir aşı adayına karşı direnci besleyebilir; hepimizin sağlığını aynı anda tehdit edebilir. Böyle yığınların ortak bir noktası var. Bir iki doğru bilgi kırıntısının, geri kalanları kanıtlamak için sahaya sürülmesi, bu içeriklerin en önemli özelliği. Bu bilgilerden bazıları geçmişteki koronavirüs salgınları, bazıları grip virüsü, bazıları da bu konulardan tamamen bağımsız olaylar hakkında olabiliyor. Aklımızda tutmamız gereken birinci nokta şu, yeni koronavirüs, yani Covid-19'a yol açan SARS-CoV-2 çok yeni bir virüs. SARS ve MERS gibi korona ailesinin bir ferdi, onlarla benzerlikleri de var, büyük farklılıkları da. Büyük ilerleme kaydedilse de halen onaylanmış bir aşısı ve ilacı yok. Salgın hakkında on binlerce bilimsel makale yazıldı. Ama virüs ve yol açtığı hastalık hakkında halen birçok bilinmez var. Bu bilinmezlerle baş edebilmek için bilim insanların geniş gruplar üzerinde araştırmalar yapmaya ve zamana ihtiyaçları var. İlginizi çekebilir: Aşı otizm arasında bağ olduğunu söyleyenlerin bilimsellik iddiası Böyle durumlarda basit düşünmek faydalı olabilir. “Ockham’ın usturası” kavramını duymuşsunuzdur. Ockham’ın usturası basitçe, her şey eşit olduğunda daha az önerme içeren hipotezin daha akla yatkın olacağını ifade eder. Yani basit ve anlaşılır olanı tercih etmek, hataya düşme ihtimalimizi düşürür . Bu elbette ki içeriklerden şüphelenmeyin ya da olaylar arasında bağ kurmayın anlamına gelmiyor. Keskin köşeleri olan bir cümle kurarken, birkaç kez düşünmeniz kafi. SARS’a iyi gelen, Covid-19’a iyi gelmeyebilir ya da bir viroloğun tutuklanma tarihi tesadüfen salgınla aynı döneme denk gelebilir . Bu beş benzemezi fantastik bir senaryoda birleştirmenin kimseye faydası yok. Teyit olarak bu gibi iddialarda biz nasıl bir yol izliyoruz? En mühim rehberimiz bilim insanlarının ortaya çıkardığı ve yetkililer tarafından belli bir süzgeçten geçirilmiş bilgiler. WHO, TTB, KLİMİK, CDC, Sağlık Bakanlığı gibi alanında uzman kuruluşların açıklamaları, paylaştıkları bilimsel verilerden şaşmamak gibi. Anlaşılmaz, kanıtlanması zor, belirsizlik içeren ve karşıdakine kendini aciz hissettirecek önermelerle mesafeliyiz. Karmaşık tweet zincirleri tam olarak böyleler; doğruluğu ispat edilmemiş haberler, konuyla alakasız içerikler üzerine kurulular ve bazıları metodolojik olarak doğrulanmaya uygun da değil. Mesela Eickstedt’in kafatası ölçerek ırklara kendince getirdiği tanımın Covid-19 ile ilişkisini kurmak, bilimsel olarak çürütülemeyecek kadar absürd. Ya da aşı için çalışan firmalardan birinin adını oluşturan harfler üzerinden kurgulanan bir komplo teorisi ni hayal edin. Biliyoruz, korkularınız ve kaygılarınız var. Herkes benzer hislere sahip. Ama böyle içerikler her şeyi daha da komplike hale getiriyor. İçindeki bilgilerin birçoğu kontrol edilemiyor ya da tamamen ilgisiz. Karşınıza böyle bir içerik çıktığında unutmayın: Henüz ortada bütüncül bir Covid-19 resmi yok. Zaten olmuş olsaydı, bu derece geniş önlemler alınmasına da gerek kalmazdı. Önlemlerin temel amaçlarından biri de, hastalığı ve virüsü yeterince tanıyana kadar zaman kazanabilmek. Her şeyi bildiğini, gizli gerçeğe vakıf olduğunu ima eden, gaipten haberler veren içeriklerden kaçının ve Teyit’i takip etmeye devam edin." Bir şüpheli vaka nasıl yedi farklı kenti gezdi?,https://teyit.org/teyitpedia/bir-supheli-vaka-nasil-yedi-farkli-kenti-gezdi,"Yeni koronavirüs (Covid-19) şüphesiyle sedyede taşınan kişiye ait bir fotoğrafın yedi şehirde, sekiz farklı hikayesi yazıldı, ama araştırmamız bizi test sonucu “negatif” çıkan ve Sakarya’da yaşanan bir karantina vakasına taşıdı. Peki bu araştırmayı nasıl yaptık ve sonraki sefer benzer bir iddia ile karşılaşırsanız yolunuzu nasıl bulabilirsiniz? Sosyal medya platformlarında yayılan fotoğraf farklı tarihlerde İstanbul, Ankara, Samsun, Alanya, Derince, Bursa veya Sakarya’da yaşanmış gibi paylaşılmıştı . Bazı kullanıcılar durumu farkedip isyan etti. Aynı isyan, bazı yerel medya sitelerinde de vardı. Paylaşımlar fotoğrafın Ümraniye Devlet Hastanesi, Ankara Sincan Lokman Hekim Hastanesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, Bursa Şevket Yılmaz Eğitim Hastanesi, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Hacettepe Hastanesi, Derince Sopalı gibi hastanelerden olduğunu iddia ediyordu. Böyle bir durumla karşılaştığınızda ilk yapmanız gereken, fotoğrafı kaydedip, ya da video ise temiz bir ekran görüntüsü alıp tersine görsel arama ile aratmak . Biz fotoğrafı tersine aramayla arattığımızda, fotoğrafın ilk olarak 4 Mart tarihli haberlerde kullanıldığını gördük. 4 Mart itibariyle Türkiye’de tespit edilmiş bir Covid-19 vakası yoktu. Ulaştığımız haberler olayın Sakarya’da yaşandığını, umre ziyaretinden dönen bir kadının Covid-19 şüphesiyle Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldığını anlatıyordu. Yani görsel Ankara, İstanbul ya da başka bir şehirden değil, Sakarya’dandı. Böyle durumlarda daha derin bir araştırma yapmak için iddia konusu görsel ya da videonun yüksek çözünürlüklü haline ulaşmak da çok önemli. Bunu yapmak için arama ayarlarını kullanabilirsiniz. Biz bu vakada, fotoğrafın yüksek çözünürlük haline Sakarya merkezli Medyabar üzerinden ulaştık. Sakarya kaynağı üzerinden gittiğimiz, yerel basında karşımıza çıkan bir başka haber ise bizi bu fotoğrafın karşıdan çekilmiş bir başka versiyonuna ulaştırdı. Yine 4 Mart tarihli haberde hastanın daha ileri tetkikler için Kaynarca’dan Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nakledildiği yazıyor ve aynı anda çekilmiş bir fotoğraf daha yer alıyordu. Aynı anda farklı açılardan çekilmiş fotoğraflara ulaşabilmek, doğrulama için büyük fırsat, çünkü fotoğraflardaki detaylara ilaveten, konum belirlemek için de bize şans veriyor. Örneğin ulaştığımız her iki görselde de yer alan detaylar saptadık: Üç sağlık görevlisi ve taşınan bir hasta, refakatçi olduğu anlaşılan siyah giyimli kadın, ambulans ve polis araçları, ambulansın yakınında oturduğu görülen üç kadın. Yine de içiniz rahat etmediyse ve konumdan emin olmak istiyorsanız, görseldeki mimari detayları da kullanabilirsiniz. İddialarda adı geçen tüm hastanelerin dış görünümlerinin güncel hallerine Google Maps üzerinden ulaşılabiliyor. Örneğin Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’nin dış cephesi sarı, iddia konusu görseldekininki ise gri. Ortaya atılan iddialarda ismi geçen Bursa Şevket Yılmaz Hastanesi’nin de dış cephesi gri; ancak giriş kapısı alanının üzeri kapalı. İddia konusu fotoğrafın çekildiği yerin üzeri açıktı. Ankara Hacettepe, Ankara Lokman Hekim, Kocaeli Derince, Samsun, İstanbul Ümraniye ve nihayet Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesini de aynı yöntemle taradığımızda, Sakarya’daki hastanenin hem binası, hem de binada kullanılan tabelaların renklerinin uyduğunu görüyoruz. Bir fotoğraf ya da videoyu doğrulamaya çalışırken, daha önce doğrulanıp doğrulanmadığına bakmak da iyi bir yöntem. Sanal alemde aynı görsellerin defalarca farklı kılıklarda karşımıza çıkması adettendir. Çoğu daha önce doğrulanmış ya da yanlışlanmış olabilir. Nitekim iddia konusu görseldeki hastanın Sakarya Üniversitesi Hastanesi’ne, Kaynarca Devlet Hastanesi’nden taşındığı bilgisi bizi, 7 Mart’ta yayınladığımız Farklı illerden olduğu iddiasıyla paylaşılan karantina videosuna götürdü. Videoda ele aldığımız konu, karantinaya alınan hastanın Kartal, Ümraniye, Beylikdüzü, Yalova ya da Ankara Etimesgut’ta görüldüğünü öne sürüyordu. Yayılan videoyu tersine görsel arama yöntemiyle aradığımızda haber ajanslarının verdiği Kaynarca Devlet Hastanesi’nden, Sakarya Üniversitesi’ne taşınan Covid-19 şüphelisi bilgisini doğrulamıştık. 4 Mart tarihinde video olarak karşımıza çıkan iddia, ayın 18’inde aynı videonun devamı ve bir fotoğraf olarak karşımızda duruyor. Son bir bilgi verelim: Umre’den dönüp Covid-19 şüphesiyle Kaynarca’daki Devlet Hastanesi’nden Sakarya’ya test edilmek üzere nakledilen hastanın test sonuçları negatif çıkmıştı . Yani bir fotoğraf farklı kentlerde, farklı hikâyelerle dolaşsa bile, gerçek hikayesi ancak bir tane oluyor. O hikayeye ulaşmak da çevrimiçi araçları kullanmayı öğrendiğimiz sürece zor olmayabilir. Gördüğümüz bir fotoğrafı duygularımıza yenik düşüp paylaşmadan önce, bu adımlardan en azından bir ikisini atabiliriz." Araştırma: Covid-19: Bilinçli habercilik için ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/covid-19-bilincli-habercilik-icin-ipuclari,"*Bu içerik ilk kez "" Tips for reporting on Covid-19 and slowing the spread of misinformation "" başlığıyla First Draft News tarafından 10 Mart 2020 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bütün dünya yeni koronavirüs hastalığı hakkında vakitli, doğru bilgi bekliyor. Peki gazeteciler, kendi okurlarının bilgi ihtiyacını nasıl en iyi şekilde karşılayabilir? Covid-19 hakkında haber yapmak gazeteciler için birçok zorluğu beraberinde getiriyor. Haberciler, okurlara en güncel bilgileri sunma sorumluluğunu üstleniyor – ki bu virüsün etrafında dolaşan belirsizlik içinde hiç de kolay bir iş değil . Ayrıca güncel bilgilerin, insanları dehşete düşürecek ya da yaşananların ciddiyetini azımsayacak bir dille aktarılmaması gerekiyor. Yanlış bilgiyi büyütmek başlı başına bir sorun, aynı şekilde korkuyu büyütmek de. First Draft, Covid-19 hakkında bilinçli habercilik için ipuçları sunuyor. Rehber, sağlık ve bilim muhabirleri, sağlık çalışanları ve gazetecilik bölümü akademisyenleriyle yapılan röportajları, First Draft’ın hali hazırda bulunan eğitim materyalleri ve son derece iyi birkaç koronavirüsü haberleştirme rehberinden yararlanılarak hazırlandı. “Hiç kaçış yok,” “kıyamet,” “öldürücü,” ve “felaket” gibi abartılı duygu yüklü kelimeler, tık kazanma konusunda başarılı olabilir ancak zaten büyümekte olan panik hissini de iyice besleyecektir. Halbuki sağlık görevlileri, epidemiyoloji ve viroloji uzmanları tam olarak tersinin, yani sakin olmanın gerektiği konusunda uyarıyor. Cardiff Üniversitesinde gazetecilikte duyguların kullanımı üzerine çalışan Profesör Karin Wahl-Jorgensen şöyle diyor: “Gazeteciler, hem tehlikenin kendisini hem de insanların duygularını yönlendirmedeki sorumluluklarını anlamalı; gereğinden fazla korku yaratmamalı.” Wahl-Jorgensen, İngilizce dilinde yayımlanan belli başlı gazetelerde yeni koronavirüsün nasıl haberleştirildiğini inceliyor. Fotoğraflar ve görselleri özenle seçin ve bağlamını verin. Basmakalıp ön yargıları pekiştirecek hazır görsellerden uzak durun. Mesela maske takan Asyalı birinin fotoğrafını kullanmadan önce, bu görselin sizin haberinizle nasıl bir bağlantısı olduğunu sorgulayın. Haberinizdeki özneler Asyalılar mı? Yoksa haberiniz, virüsün yayılımını önlemede maskelerin etkisiyle mi ilgili? Asyalı Amerikan Gazeteciler Derneği, Covid-19 haberlerinde yabancı düşmanlığı ve ırkçılığı körüklemeyi önlemeye yönelik bir rehber hazırladı. Aynısı lüzumu olmadığı halde panik yaratan görseller için de geçerli. Tehlikeli maddelere karşı koruyucu elbise giymiş insanların fotoğrafları okurlarınızı telaşlandırıyor olabilir mi? Boş bir hasta yatağıyla eve girmeyi bekleyen bir ambulans fotoğrafı mı kullanıyorsunuz? Virüsün etkisi hakkındaki endişe artarken, kapak görsellerinin etkisini göz önünde bulundurun. Aynı şekilde uzmanları ve kaynakları, tahmini veya sansasyonel açıklamalar yapmaları için cesaretlendirmek okurlarınıza her zaman iyi gelmeyebilir. “Bildiklerimiz üzerine yoğunlaşmalıyız” diyor Wahl-Jorgensen. Haber merkezleri, neyi bilmedikleri hakkında da dürüst olmalı. Minnesota Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Profesörü Emily Vraga , belirsizliğin bizi rahatsız ettiğini söylüyor. Bu da bizi, güvenilir veya doğru görünümlü yanlış bilgilere karşı daha savunmasız kılıyor. Vraga virüsün yayılmasını önlemek için uzmanların onayladığı şekilde harekete geçilmesinin öğütlenmesi gerektiğini söylüyor. “Özellikle koronavirüs ile ilgili somut adımlar okurlar için oldukça yararlı olabilir çünkü bu öneriler insanlara denetim hissi verir.” Dünya Sağlık Örgütü gibi alanında uzman kaynaklar, toplum için en iyi bilgiye sahipler. (Güvenilir olduklarını doğruladıktan sonra) okurların sağlık kuruluşlarına ve sağlık çalışanlarına duydukları güveni arttırın, böylece okurlarınız sonraki adımlar için kimleri takip edeceklerini bilmiş olurlar. Bilim muhabiri Roxanne Khamsi’nin First Draft’a açıkladığı gibi (Reuters da yakın zamanda yayımlanan bir makalesinde buna dikkat çekmişti), salgın başladığından beri taslak yazılar ve ön baskılarda artış var. Bu tip içerikler, akademik hakemlerden henüz geçmemiş bilimsel çalışmalar. Bu çalışmalar her ne kadar güncel araştırmalar konusunda yararlı bilgi barındırsalar da, bazıları büyütülmemesi gereken sahte iddiaları öne çıkarıyor. Eğer hakemli dergilerde yayımlanmamış bilimsel makalelerden yararlanıyorsanız, Khamsi yazınızı yayımlamadan önce bağımsız bir bilim insanına danışmanızı öneriyor: Bu araştırma kontrolden geçti mi? “Yayın hakemliğinin benzerini yapamazsınız ama bağımsız bir uzmanın kontrol etmesini istemek yardımcı olabilir.” Haberinizi birden fazla yetkilinin açıklamalarını temel alarak hazırlayın, diyor Khamsi. “Etrafınıza bakın. Farklı viroloji uzmanları, yapbozun farklı parçalarını tamamlayacak noktalara temas ediyor. Büyük resmin tamamını gördüğünü iddia eden kişilere karşı temkinli olun."" Kıyıda köşede kalmış toplulukların arasında dolaşan veya çok az etkileşim alan söylentilere dikkat çekmemeye özen gösterin. Bir söylentinin taşma noktasına gelip gelmediğini anlamak için aşağıdaki beş soruyu sorun: First Draft’ın daha önce yayımladığı eğitim materyalleri gazetecilerin başlıklarda ve sosyal medya içeriklerinde söylentinin kullandığı dili kullanmayarak söylentinin yayılmasını yavaşlatabileceklerinden bahsediyordu. First Draft bu fikirlerini yeniden gözden geçiriyor – haber merkezleri kullandıkları başlıkları farklı platformlar için özel olarak tasarlayabilir. Böylece kullanıcıların sosyal medyada gördükleri başlıklarla insanların arama motorlarında bilgi ararken karşılaştıkları başlıklar arasında fark gözetilebilir. Twitter veya Facebook gibi algoritmik bir akış içinde kullanıcıların tesadüfen rastlayacağı başlıkları seçerken, söylentiyi daha önce görmemiş veya duymamış olduklarını düşünün. Buradaki amaç söylentiyi büyütmeyi önlemek. Haberciler, eğer okurlar sadece başlıkları okuyorsa onları yanlışlıkla yanlış bilgilendirmeyi istemez. Bu nedenle bilgiyi düzeltirken gereksiz yere bir söylentiyi tekrar etmekten kaçının. Fakat Google, Bing ve hatta YouTube gibi arama motorlarında bulunan başlıklar için geçerli olan şu: İnsanların belirli anahtar kelimeleri aratmaları bu söylentiyi çoktan duymuş oldukları anlamına geliyor. Dolayısıyla söylentiyi büyütmemeye çalışmak bu bağlamda daha küçük bir mesele. Buradaki amaç söylentiyi araştıran okurlara, yanlış bilgi toptancıları veya korku tacirlerden önce ulaşmak. Söylentideki anahtar kelimeleri başlıklarınızda kullanmak okurların sizin içeriğinize kolayca ulaşması konusunda yol gösterici olabilir. Böylece yanlış bilginin veri boşluğu na düşmeleri daha zorlaşır. Başlıklar kilit nokta; çünkü metin neden söylentinin yanlış olduğuyla ilgili detaylı açıklamalar içeriyor olsa da çoğu insan başlıktan veya sosyal medya gönderisinden daha fazlasını okumuyor. Eğer söylentiyi çürüttüğünüz yazıda yeriniz varsa, George Lakoff’un “ truth sandwich ” (doğruluk tostu) tekniğini değerlendirin: Doğruyla başlayın, yalanı belirtin (yalanın içinde kullanılan aynı kelimeleri tekrar etmeden) ve doğru olanla bitirin. University of Western Australia Psikoloji Bölümünden Briony Swire-Thompson ve Ullrich Ecker’in dediği gibi, yanlış olduğunu belirtmeden yalanla başlamak “yanlış fikre olan aşinalığı arttırır ve yanlış fikrin daha sonradan yanlışlıkla doğru olarak hatırlanması riskini yükseltir .” İçeriklerinizi basit ve kısa tutun. Bahsettiğiniz noktaları örneklendirmek için grafiklerden yararlanın. Doğru olanın söylentilerden daha kolay okunabilir olduğundan emin olun (örneğin daha büyük ya da kalın bir yazı tipi kullanın). Bütün efsaneleri ardarda dizmekten kaçının. Özellikle de hızlıca ekranı kaydırırken beynimiz, hangisinin doğru veya yanlış olduğunu kavramakta zorlanır. Gerçeklere odaklanırken merak uyandıran, basit yollar seçin ve insanların atabileceği adımlarla ilgili somut öneriler getirin. Bazı teoriler yanlış yönlendiriyor olsa da insanların virüs korkuları gerçek. Bir tedavi mantıksız gözüküyor olabilir, ama onu “garip,” “saçma” olarak değerlendirmek okurları itebilir ya da görüşlerinde daha inatçı olmalarına neden olabilir. Belirsiz durumlarda endişe oldukça olağan bir tepki. Gazeteciler bu konularda yargılamak yerine empati gösterebilirler. Microsoft’tan Michael Golebiewski “veri boşluğu” terimini, “ulaşılabilir konuyla ilgili verinin sınırlı olduğu, bulunmadığı ya da son derece şüpheli olduğu” sorgulamaları tanımlamak için kullanmıştı. Son dakika haberlerinde “insanlar cevap bulmak için isimler, etiketler ve birtakım bilgi parçacıkları kullandığında, daha önce hiç araştırılmamış yeni sorgulama dalgaları ortaya çıkar” ve okurlar veri boşluğuyla karşılaşırlar, diyor (Microsoft Araştırma ve Veri Platformundan) Golebiewski ve Danah Boyd. Haber merkezleri, okurların arayabilecekleri Covid-19 soruları ve anahtar kelimeleri üzerine düşünmeli, kimin bu sorular çerçevesinde içerik ürettiğini incelemeli ve veri boşluğunu kaliteli içeriklerle doldurmalı. Örneğin aşağıdaki ekran görüntüsü Google’daki “Kargolardan koronavirüs bulaşır mı?” sorusunun arama sonucunu gösteriyor. Bu sorunun cevabını arayan okurlar ABD Senatosu’nun acil koronavirüs harcamaları hakkında yayımladığı makalelere rastlıyor olabilirdi -ki bu da büyük ihtimalle aradıkları şey olmayacaktı. Fakat Harvard Üniversitesi ve The Washington Post bu söyletinin yarattığı boşluğu kapamak için çaba sarf ediyor: Harvard Üniversitesi ve The Washington Post, arama motoru optimizasyonundan başarıyla yararlanarak “koronavirüs” “kargo” ve “Çin” gibi anahtar kelimeleri içeren açıklamalar yayımlıyorlar. Bu kelimeler doğrudan The Washington Post’un başlıklarında kullanılıyor. Söylentinin başlıkta tekrar edilmesinin, kullanıcıların kendi sorularına kaliteli içerik bulması konusunda yardım edebildiğini gösteren bir örnek bu. Başlığınız ve kullandığınız görselde olduğu gibi, görselleştirmeleriniz de doğru olmalı ve korkuyu körüklememeli. Bu konuda Kenneth Field’in ArcGSI’deki bilinçli bir şekilde koronavirüsü haritalandırmak yazısını ve First Draft’ın yanıltıcı haritalar konusundaki içeriğini okuyabilirsiniz." Araştırma: Küresel sağlık krizi sırasında yanlış bilgi,https://teyit.org/teyitpedia/kuresel-saglik-krizi-sirasinda-yanlis-bilgi,"*Bu içerik ilk kez "" Misinformation Telephone: How people and platforms spread stories during a global health crisis "" başlığıyla Slate tarafından 20 Mart 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. ""Bilmiyorum... Ama bence bu salgın, bir nüfus kontrolü yöntemi."" ""İki hafta önceye kadar neredeyse hiç kimsenin virüsten haberi yoktu. Şimdi ise aşı neredeyse hazır. Tehlike çanları daha ne kadar çalabilir?"" ""İlaç sektörü dünya hükûmetlerini ele geçirdi.” ""Arkadaşlarımız hedef alınıyor, saldırıya uğruyor ve medya gerçekte neler olduğu hakkında yalan söylüyor."" Meşhur sosyal medya gönderilerindeki bu fikirler, son zamanlarda haberleri takip eden herkese tanıdık gelecektir. Fakat bunlar koronavirüs hakkında değil; bu yıl yayınlanmış gönderiler bile değiller. İlki 2014 Ebola salgınından, ikincisi 2015 Zika salgını sırasında meşhur olan bir capsten ve sonuncusu 2019 Samoa kızamık salgını hakkında. Çevrimiçi yanlış bilgi ve aldatmaca, son zamanlarda salgınlar esnasında ortaya çıkan bir tür ikincil hastalık haline geldi. Salgın zamanlarında hastalığın nedeni ve gidişi hakkında her zaman yanlış bilgi olur: Örneğin hastalığın bir laboratuvarda tasarlandığı, patentini alan bir kuruluş tarafından yayıldığı veya hükümetin çuvallayıp dünyaya bir biyolojik silah yaydığı iddiası gibi. Tedaviler ve aşılar hakkında da komplolar olur: İlaç sektörü rantçılarının, halkı aşılara mecbur bırakmak için panikten yararlandığı, elit kesimin temiz aşılar aldığı, her şeyin nüfus artışı gündeminin bir parçası olduğu iddiası... Sahte tedaviler satan dolandırıcılar da vardır: C vitamini, koloidal gümüş, kenevir yağı... Hepsi de capsi yayımlayan kişinin internet sitesinden satın alınabilir vaziyettedir elbette. Salgını siyasallaştıran partizan medya figürleri de olur. Özellikler değişse de bu anlatılar tekrarlanır. Genellikle yanlış anlatılar ve komplolar, büyük ölçüde etkilenen belirli topluluklarla veya coğrafi bölgelerle sınırlı kalır. Örneğin gözle kolayca fark edilebilen doğum kusurlarına neden olan Zika Virüs Hastalığı (ZVH) birkaç hafta boyunca dünyanın dikkatini çekmişti. Ancak ağırlıklı olarak sivrisinek kaynaklı ve cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan büyük ölçüde coğrafi olarak sınırlı kaldı. Bu bölgesel merkezileşme, salgınla ilgili sosyal medya gönderilerine yansıdı. Facebook'ta yayılan yanlış bilgilendirme ve aldatmacaların çoğu Brezilya'daki topluluklar ve daha az ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlıydı. Bu kez ise hastalığın kendisi ve insanların gösterdiği ilgi sosyal medya çağında Zika, kızamık ve önceki salgınlardan tamamen farklı bir ölçekte. Erken ölüm sayısı ve yayılma hızı fazlasıyla rahatsız ediciydi ve etkilenen insanların hikayeleri (Çin'in kontrollü sosyal medya ortamına rağmen) dünyayı, bu olayı takip etmeye zorladı. Pandeminin gittikçe artan bedeli sosyal medya sohbetlerine yansımaya başladı. Anlatılar küreselleşiyor; ""tedavi"" aldatmacaları ve ""bir arkadaşın doktor olan arkadaşından"" edinilen bilgiler büyük hızla yayılıyor ve diğer dillere çevrilip bir çevrimiçi topluluktan diğerine, dünyanın dört bir yanına sıçrıyor. Küresel bir yanlış bilgi telefon oyununa benziyor: İşin sonunda kimse kaynağın ne olduğunu hatta orijinalinde ne dendiğini bile bilmiyor. Sosyal medya, bazıları belirli ülkelere veya bölgelere hizmet eden yeni uygulamalar ve özellikler ortaya çıktıkça sürekli değişim gösteren bir ortam. Her platformun kendi kural ve tutumları var, bu da yanlış bilgiyi çok çeşitli bireysel ortamlarda ele alınması gereken bir olgu haline getiriyor. Örneğin TikTok , önceki salgınlarda henüz yaygın olarak kullanılmıyordu; koronavirüs günlerinde ise genç kullanıcı tabanının bilgi paylaştığı yer halini aldı. Karantina capsleri, uygulamadaki kültürün bir parçası oldu. TikTok'un güvenlik ekibi, kötü bilgilerin viral olmasını önlemek için çalışırken Dünya Sağlık Örgütü'nün içerikleri de #coronavirüs aramalarında belirgin bir şekilde yer alıyor. Daha eski olan diğer platformlar geçmişteki salgınlardan ders verebilir: Zika salgını zamanında Brezilya nüfusunun yüzde 50'si WhatsApp 'taydı. Anlaşılan o ki nüfusun büyük bir kısmının tek bir dijital mecrada olmasının hem olumlu hem olumsuz yanları bulunuyordu: Brezilya'daki doktorlar tıbbi sohbet gruplarında bilgi paylaşarak salgının ilk günlerinde karşılaştıkları tuhaf semptomları tartışıyordu. Halk sağlığı kuruluşları gruplara kamu spotları yaymaya başladı ve hamile kadınlar destek kanalları başlattı. Tüm kusurları ve yanlış bilgi boşluklarına rağmen bunlar değerli iletişim kanalları. Aynı zamanda yetkili kaynakların, oldukları yerde halka ulaşması için önemli bir fırsat sunuyorlar. Platformlar için zor olan şey bunu sağlamak ve toplulukların saçmalık ve sahtekarlıkla dolmasını önlemeye çalışırken aynı zamanda sosyal destek işlevlerini de çalışır kılmak. İnsanların kendi deneyimlerini tartışmalarına olanak sağlamakla birlikte yetkili içerik ve sesleri de yükseltmek zorundalar. 2019 Brooklyn ve Samoa kızamık salgınlarına kadar teknoloji şirketleri yetkili sağlık bilgileri ve yanlış içerikleri ortaya çıkarma sorumluluğunu kabul etmemişti. Araştırmacılar yıllar boyunca platformların sahte tedavi gruplarıyla ve aşı karşıtı gruplarla ilgilenmesi gerektiğini öne sürmüştü. Facebook'taki sağlıkla ilgili komplolar, 2017'de başlayan teyit programlarıyla birlikte ""sahte haber"" kategorisine girmeye başladı. Ancak gruplardaki ve sayfalardaki organik gönderilerdeki viral yanlış içerikler hala büyük ölçüde ifade özgürlüğü sorunu olarak değerlendiriliyordu. Bunların oluşturduğu zararların sonuçları hemen görülmediğinden platformlar işin içine dahil olmadı; bireysel sağlık veya halk sağlığı üzerindeki etkisi tam olarak dikkate alınmadı. Bu müdahalesiz yaklaşıma dair dikkate değer bir istisna ise 2013'te ""Paranız veya Hayatınız"" adlı bir politika uygulayan Google Aramalar'dı. Google, önemli şahsi etkilere sahip olabilecek konulardaki arama sonuçlarının daha üst bir önem derecelendirmesine tabi olması ve yalnızca popülerlik veya diğer değişebilir ölçeklere göre belirlenmemesi gerektiğini kabul etmişti. Ancak önlenebilir kızamık vakaları geçen yıl Brooklyn'de yayılırken medya ve seçilmiş yetkililer, sosyal platformlarındaki bilgilerin, aşı yaptırıp yaptırmama konusunda oynadığı role ve sonuçta ortaya çıkan salgına odaklanmaya başladı. Ortada karmaşık bir resim buldular: Sosyal dinamikler bu konuda oynadığı bir rol vardı ancak bunlar hem çevrimiçi hem de çevrimdışı faktörleri içeriyordu. ABD milletvekili Adam Schiff, YouTube, Facebook ve Amazon'a, platformda yayılan komploların halk sağlığını belirgin bir şekilde olumsuz yönde etkilemediğinden emin olmak için attıkları adımları açıklamalarını isteyen mektuplar yazdı. Şirketler yeni politikalar yayınladı: Doğru olmayan içerikler platformda kalabilecekti ancak platformlar artık bunları reklamlarda çıkarmayacak veya bunu paylaşan grupları veya sayfaları öneri motorunda önermeyecekti. Sağlığa dair yanlış bilgiler indirgenmiş ve kullanım dışı bırakılmıştı. Bu politikalar koronavirüse de uygulanıyor. Kullanıcılar koronavirüs kelimesi içeren aramalar yaptıkları zaman Twitter , ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin linkinin olduğu bir uyarı çıkarıyor. Bilimsel açıdan itibarlı olduğuna emin olmadığı arama sonuçlarını sınırlandıran Pinterest , sadece önemli sağlık örgütlerinin içeriğini öne çıkarıyor . YouTube arama sonuçlarında yetkili kaynakları öne çıkarıyor ve asılsız tedavi içeriklerini silmek için aktif şekilde çalışıyor. Reddit komplo topluluklarını karantinaya alıyor. Son derece komplocu topluluklardaki birebir yanlış bilgi yayılımıyla boğuşan Facebook 'ta ise Mark Zuckerberg, bir dizi gönderi paylaştı. Facebook'un, platformların, sağlık hakkındaki yanlış bilgiyle mücadeledeki sorumluluğu kabul etmedeki evrimini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Bu önlemler geçmişteki salgınlara göre belirgin bir gelişme gösteriyor ancak sahtekarlık ve yanlış bilgilendirme hala hızla çoğalmaya devam ediyor. Bunun önüne geçecek insan moderatör sayısı azaldı çünkü şirketler ofislerini kapatarak bizi yapay zekaya daha da muhtaç hale getirdi. Kriz anında yanlış bilgiyi kontrol altında tutabilme zorluğu genel olarak bu hastalığın yayılma hızı ve ölçeğiyle artıyor. Her ülke koronavirüs tarafından etkilendi veya muhtemelen etkilenecek. Bazı ülkelerdeki otorite krizi, sorunu büyütüyor. Örneğin ABD'de koronavirüs çoktan siyasete alet edildi; hangi medya ortamına güvendiğinize bağlı olarak çok farklı şeyler görüyorsunuz. Yetkili kaynakları güçlendirmek, diğer tarafın bakış açısını sansürleme iddialarına yol açıyor (gerçekten yanlış olsa ve gerçek bilim tarafından desteklenmiyor olsa bile). Sosyal medya platformları, platformlarındaki sansasyonelliğin ve yanlış bilgilerin, salgını daha da kötü bir duruma sokmaması için baskı altında, ki öyle de olmalı. Bu platformlar kriz sırasında iyi bilginin bekçileriler. Sorun şu ki, tıpkı hastalık gibi, yanlış bilgi insanların toplandığı her yerde yayılıyor. Gruplarda, sayfalarda, subredditlerde, Discord sunucularında... Aynı zamanda dijital telefonlar aracılığıyla tercüme edilen ve iletilen iMessage'da ve mesajlarda; 1990'ların sonlarında viral hale gelen e-posta iletilerinde. Yanlış bilgi paylaşan insanlar bunu iyi niyetle yapıyor. Topluluklarını ve arkadaşlarını uyarmak istiyorlar. En güncel haberleri ve hikayeleri paylaşmak istiyorlar. Bu nedenle de bize, yaymadan önce, karşılaştığımız her şeyi iyice kontrol etmek düşüyor. Bunu elinizi yıkamak gibi düşünün: Kendinizi ve başkalarını korumak için." Krizler karşısında çözüm arayışı: Hack the Crisis Turkey başlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/krizler-karsisinda-cozum-arayisi-hack-the-crisis-turkey-basliyor,"Yeni koronavirüs salgını günlük hayatımızda neredeyse her şeyi değiştirdi. Bu farklılaşma rutinlerden iş düzenine birçok noktada farklılığa neden oldu. Virüsle değişen hayatlarımız, beraber olmanın ve umudu kaybetmemenin de önemini karşımıza çıkarıyor. Tam da bu dönemde sorulacak önemli bir soru var: Toplum olarak koronavirüs krizinin getirdiği zorluklarla nasıl yüzleşebilir ve birlikte yeni çözümlerin geliştirilmesini nasıl teşvik edebiliriz? İşte Teyit ’in de desteklediği Hack the Crisis bu soruya yanıt aramak için yola çıkıyor. 27 ila 29 Mart tarihinde ATÖLYE , imece ve ara stüdyo işbirliğinde üç günlük bir hackathon düzenlenecek. Dijital bir ortamda gerçekleştirilecek etkinlikte sosyoloji, tasarım, teknoloji, psikoloji, insan kaynakları, yönetim ve iletişim gibi farklı disiplinlerden yaratıcılar bir araya gelerek, ortadaki karmaşık akut problemi dönüştürmenin yollarını arayacak. Hack the Crisis dört ana başlıkta sorunlara odaklanacak; Acil durum ve sağlık müdahalelerini sağlık personeli, hastalar, yakınları ve tüm sağlık malzemeleri tedarikçileri için teknoloji, malzeme, lojistik, bilgi paylaşımı gibi açılardan nasıl kolaylaştırabiliriz? Bireylerin ve toplulukların sosyal mesafe sürecinde günlük işlerine destek olan, dayanışmayı artıran, bilgi ve malzemelere erişimini kolaylaştıran, psikolojilerini ve sağlık durumlarını güçlendiren çözümleri nasıl geliştirebiliriz? Koronavirüs krizi süresince ve sonrasında bilgi ve beceriye erişimi farklı gruplar için mümkün kılan; etkileşimi artıran ve kolaylaştıran öğrenme deneyim ve ortamlarını nasıl geliştirebiliriz? Koronavirüs krizi sebebiyle çalışmalara ara verme, uzaktan çalışma, kolektif dijital çalışma gibi pratiklerle iş dünyasını nasıl dönüştürebiliriz? Ekonomik krizin etkilerini bireyler ve kurumlar için nasıl hafifletebiliriz? Estonya’da düzenlenen etkinlikten ilham alarak yola çıkan projeyle süreçteki sorunlara çözüm üretmek ve üreten ekiplerin desteklenmesi amaçlanacak. Bir sosyal girişim olan Teyit için öncelikli konulardan biri yanlış bilgiyle mücadele edecek aktörleri desteklemek ve ekosistemi güçlendirmek. Çünkü bu alanda konulacak her taş bilgi kirliliğine karşı önemli bir mücadele aracı olacak. Özellikle içinde bulunduğumuz kriz anlarında bilgi kirliliğine karşı çalışacak ekiplerle işbirliği yürütmek, onları desteklemek ve problemleri dönüştürmek Teyit için büyük bir öneme sahip. Yakın geçmişte ekosistem partnerliğini üstlendiğimiz Project Zoom ve bu yıl ikincisi üzerinde çalıştığımız Factory bu alanda attığımız adımlardan sadece birkaçı. Bu yüzden Hack the Crisis Turkey böyle bir kriz döneminde yeni çalışmaların ortaya çıkabilmesi için önem arz ediyor. Hack the Crisis Turkey, fikirleri veya projeleri olan birey ve takım başvurularını kabul ediyor. Bireysel olarak başvuru yapanların da süreç içerisinde takım olması sağlanacak. Başvurular sonrasında 25 takım seçilecek ve Teyit’in de aralarında bulunduğu partnerler tarafından sağlanacak mentorluk/tasarım ağına erişebilecek. Seçilemeyen takımlarsa kendi kaynaklarıyla devam ederek herkese açık seans ve eğitimlere katılıp süreç sonunda proje fikirlerini sunabilecek." Araştırma: Koronavirüs sırasında komplo teorisyenleri ve 5G karşıtları fazla mesai yapıyor,https://teyit.org/teyitpedia/koronavirus-sirasinda-komplo-teorisyenleri-ve-5g-karsitlari-fazla-mesai-yapiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Coronavirus has conspiracy theorists and anti-5G campaigners working overtime "" başlığıyla Coda Story tarafından 20 Mart 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Facebook koronavirüsle ilgili önemli ve tehlikeli olabilecek yanlış bilgi türleriyle mücadele etmeyi taahhüt ederken platformdaki komplo teorisyenleri de kollarını sıvadı. 19 Mart günü bir Facebook videosu hızla Londra'daki Covid-19 WhatsApp gruplarında yayıldı. Jason Nota adlı bir İngiliz, virüsün bir aldatmaca olduğunu iddia eden aşırı sağ komplo teorisi QAnon'daki teorileri anlatmadan önce kameraya, ""Yeni bir dünya düzeni istediklerini biliyoruz,"" diyordu. ""Koronavirüs, kamuflajdan başka bir şey değil."" Video, Nota'nın profiliyle birlikte kaldırılmadan önce iki milyondan fazla görüntüleme ve 80 binden fazla paylaşım aldı. Bu da zaten çoktan panik içinde olan çevrimiçi ortamda, virüsün dünya çapında yayılmasını gizli komplo teorilerine ve detaylı dünya düzeni planlarına bağlamak için yarışan insanların önünü açtı. En çok ses çıkaranlar insanlardan bazıları 5G karşıtı gruplarda bulunuyor . Stop 5G UK (5G'yi Durdur Birleşik Krallık) isimli Facebook sayfasının 30 binden fazla üyesi var ve günde yaklaşık bin 600 gönderi atılıyor. Sayfa, virüsün, 5G'ye maruz kalmak, kitlesel bir nüfus azalması projesi, Bill Gates'in liderliğindeki bir komplo veya insanları takip mikroçipiyle aşılamayı hedefleyen bir girişim kaynaklı olduğunu iddia eden kıyamet senaryosu mesajları ve videolarla dolu. Stop 5G UK grubunda dolaşan en popüler komplolardan biri ise COVID-19'un bir laboratuvarda üretildiği. Coda Story'nin haber yaptığı bu komplo son aylarda Rus ve Çin devlet medyası tarafından da yoğun bir şekilde öne çıkarıldı. Görünüşe göre bu strateji işe yarıyor. Pew Araştırma Merkezi tarafından 18 Mart 2020'de yayınlanan araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 29'u bu teoriye inanıyor. Diğer insanlar ise COVID-19 pandemisinin, yeni kablosuz teknolojiye kitlesel bir tepki olduğuna inanıyor. ""Koronavirüsün lanet olası bir virüs olmadığını biliyor musunuz? İnsanları öldüren şey aslında 5G, bir 'virüs' değil,"" diye yazıyor Stop 5G UK üyelerinden biri 10 Mart'ta. Gönderi bin 300'den fazla paylaşıldı. Sosyal psikolog Daniel Jolley, Northumbria Üniversitesinde komplo teorisyenleri üzerine çalışıyor. Jolley’e göre, dünya hükümetleri COVID-19'un yayılmasını yavaşlatmak için mücadele ederken kafa karışıklıklığı ve korku, birçok insanı başka yerlerde cevap aramaya itiyor. ""İnsanlar daha tereddütlü ve daha endişeli hissedecekler, bu yüzden komplo teorisi anlatılarına daha çok yönelecekler,"" diyor Jolley. Araştırmacıların, 2015-16 Zika virüsü salgını sırasında da benzer örüntüleri gözlemlediklerini ekliyor. "" Komplo anlatıları, aşırı kaygı ile başa çıkma yöntemi olarak ortaya çıktı ."" Stop 5G UK Facebook sayfasında, Devon'da yaşayan 47 yaşındaki Bree Long tarafından atılan bir gönderi öne çıkıyor. ""Epey çıldırmış hissediyorum. Pek çok insan bunun gerçek yüzünü görmüyor. Bölünme her zamankinden daha büyük ve daha uzaklaştırıcı hissettiriyor ve gerçekten zorlanıyorum."" Long, Coda Story’e verdiği röportajda, Facebook gruplarına katıldığında genellikle dünya hakkındaki endişelerinin daha da kötüleştiğini itiraf etti. ""Kesinlikle kendimi daha kötü hissediyorum— kim bilir kaç kere 'Facebook'tan çıkmam lazım,' demişimdir,"" diyor. Fakat ana akım medyaya olan derin güvensizliğinden, Long için internet, onun gibi düşünen bir topluluğun parçası olmasına yarıyor. ""İnternette kalmak istiyorsunuz çünkü kalmazsanız diğer şeyler tarafından sürükleneceksiniz— ana akım şeyler tarafından."" Perşembe günü Facebook'un sağlık başkanı Kang-Xing Jin, platformda yanlış bilgilendirmeyi sınırlandıracağı hakkında uzun bir açıklama yaptı. ""Ayrıca önde gelen küresel sağlık kuruluşları ve yerel sağlık yetkilileri tarafından işaretlenen, onlara inanan insanlara zarar verebilecek sahte iddia veya komplo içeriklerini kaldırmaya başlayacağız,"" dedi. Şirket, yanıltıcı koronavirüs reklamlarına yasak koydu ancak çoğu zaman özel olan, Stop 5G sayfaları gibi her gün binlerce gönderiyle dolu komplo teorisi grupları konusunu henüz çözmediler. COVID-19'un, 5G'nin bir yan etkisi olduğu teorisinin en önemli savunucularından biri, Kuzey İngiltere'de, Gateshead'de yaşayan 59 yaşındaki Mark Steele. 2018'te Steele, belediye meclisinin 5G teknolojisi ile donatılmış yüksek teknolojili sokak lambaları takarak kadınların düşük yapmasına neden olduğu iddiasıyla İngiliz basınının ulusal manşetlerinde yer almıştı. Meclis iddiaları reddetmişti. ""Televizyonda bu sözde virüsten etkilendiğini söyleyen birçok oyuncu gördüm. Onlar oyuncu. Yaptıkları şey bu, oyunculuk yapıyorlar,"" diyor Steele, Coda Story'ye verdiği röportajda. Hükümetin COVID-19'a karşı tedbirlerinden rahatsız olduğunu da sözlerine ekliyor. ""Bu evde planlı tecrit resmen hapis,"" diyor. ""Sürü zihniyetine zorlanıyoruz."" Jolley'ye göre bu tür inançların yaratacağı tehlikeler fazlasıyla gerçek: "" Sağlıkla ilgili komplolara inanan insanların resmi bilgi kaynaklarına inanmaları pek mümkün değil .” Jolley bu nedenle bu tip insanların, düzenli el yıkama ve sosyal mesafe gibi sağlık önerilerine uyma ihtimallerinin de düşük olduğunu söylüyor. Steele ise İngiltere hükümetinin tavsiyelerini görmezden geldiğini ve hayatına normal bir şekilde devam etmeye çalıştığını söyledi. Yani ""koronavirüs aldatmacası"" isimli YouTube videosunu günde iki kez Facebook sayfasına atmaya devam ediyor. ""Dün bir restorandaydım,"" diye ekliyor. ""Masa bulmakta hiç zorlanmadım.""" Araştırma: ‘Doğruluk dürtmesi’ Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri azaltabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dogruluk-durtmesi-covid-19-hakkindaki-yanlis-bilgileri-azaltabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Study: ‘Accuracy nudge’ could curtai lCOVID-19 misinformation online "" başlığıyla MIT Management Sloan School t arafından 23 Mart 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Eğer sosyal medya ağları ‘ doğruluk dürtmesi ' uygulayabilirse, Covid-19 ile ilgili yanlış bilgiler büyük ölçüde azalabilir. 19 Şubat'ta, Ukrayna'nın Novi Sanzhary kasabasında, yeni koronavirüs ve neden olduğu COVİD-19 hastalığıyla ilgili panik başladı. ""Çin'den 50 hasta sanatoryumumuza getiriliyor,"" mesajı, mesajlaşma uygulaması Viber’da yayılmaya başladı. ""Nüfusumuzu yok etmelerine izin veremeyiz, sayısız ölümü önlemeliyiz. Millet, ayaklanın. Hepimizin çocukları var!!!"" Kısa bir süre sonra başka bir mesaj daha geldi: ""bu gece uyursak yarına ölü çıkarız."" Vatandaşlar harekete geçti. Yollara barikatlar kuruldu. Gerginlik yükseldi. Ayaklanmalar patlak verdi; sonunda dokuz polis memuru yaralandı ve 24 kişi tutuklandı . Sonra haberlerin yanlış olduğu ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü’nün de son zamanlarda söylediği gibi, ""yalnızca bir virüs salgınıyla savaşmıyoruz; aynı zamanda bir yanlış bilgi salgınıyla da savaşıyoruz."" Son zamanlarda yürütülen yeni bir çalışma , sosyal medya ağlarından gelecek bir ‘doğruluk dürtmesi'nin COVİD-19 hakkındaki yanlış bilgilerin yayılmasını azaltabileceğini öne sürüyor. MIT Sloan ve Regina Üniversitesindeki araştırmacıların ön makalesi, Covid-19 hakkındaki yanlış bilgilerin sosyal medyada nasıl ve neden yayıldığını inceliyor. Araştırmacılar aynı zamanda bu yayılımı yavaşlatabilecek basit bir müdahaleyi de ele alıyorlar. (Makale, yanlış bilgilerin çevrimiçi ortamlarda nasıl yayıldığına dair önceki çalışmalara dayanıyor.) Çalışma, Regina Üniversitesinde profesör Gordon Pennycook, MIT Sloan’da araştırma görevlisi Jonathon McPhetres, MIT Sloan doktora öğrencisi Yunhao Zhang ve MIT Sloan’dan Doçent David Rand tarafından yazıldı. İlk deneyde yaklaşık 850 kişi iki gruba ayrıldı. Grupların birinden, Covid-19 ile ilgili çeşitli haber başlıklarını doğru ya da yanlış olarak sınıflandırmaları istendi. Diğer gruba aynı başlık seçkisi verildi ve haberleri sosyal medyada paylaşıp paylaşmayacakları soruldu. Çıkan sonuca göre, yanlış başlıkları doğru olarak değerlendirenlerden yüzde 50 daha fazla kişi, bunları sosyal medyada paylaşmayı düşünüyor. Yani insanların, yanlış bilgiye inanmaktan ziyade bilgiyi paylaşma olasılıkları yüzde 50 daha fazla. ""Katılımcılarımız, istediğimizde doğru ve yanlış başlıkları oldukça etkili bir şekilde sınıflandırabildiler ancak yine de sosyal medyada birçok yanlış başlığı paylaşmaya istekliydiler,"" diyor Rand. ""Yani bu, insanların yanlış bilgi paylaşma sebebinin, doğruyla yanlışı ayıramama sorunu olmadığını ortaya koyuyor."" Peki insanlar neden yanlış olduğunu bildikleri şeyleri paylaşıyor? Araştırmacıların öne sürdüğüne göre sebebi kötü niyet değil; sosyal medya, doğruluğun yanı sıra başka motivasyonları da harekete geçriyor: örneğin arkadaş ve takipçileri onayı ve övgüsünü kazanma isteği. Doğru olsun ya da olmasın, kışkırtıcı içerikler çekici oluyor. Daha sonra ikinci bir deney, bu hislere karşı koymanın veya bastırmanın yollarını araştırdı. Yanlış bilgi paylaşımını azaltmak için küçük bir müdahale olabilir miydi? Katılımcılar yine iki gruba ayrıldı. İlk deneyde olduğu gibi bir gruba, bazıları doğru bazıları yanlış olan haberleri başlıklarına göre paylaşma istekleri soruldu. İkinci gruba da haberleri paylaşma istekleri de soruldu ancak önce tek bir başlığın doğruluğunu derecelendirmeleri istendi. İnsanların, doğruluk hakkında düşünmelerini sağlayan bu küçük ""dürtme"", iş doğru veya yanlış haberleri paylaşmaya geldiğinde onları daha seçici hale getirdi. Görevi yerine getirenlerin yanlış haberleri paylaşma olasılığı daha düşük, doğru haberleri paylaşma olasılığı daha yüksek oldu. Bu bireyler üzerindeki etki küçük olsa da Rand bundan daha fazlası olabileceğini belirtti. İlerideki etkileri çok daha büyük olabilir. ""Bir kullanıcı tarafından paylaşılan içeriğin kalitesini artırmak, takipçilerinin gördüğü içeriği geliştirir ve bu nedenle de takipçilerinin paylaştığı içeriği geliştirir,"" diyor Rand. ""Bu da takipçilerinin takipçilerinin gördüklerini ve paylaştıklarını geliştirir ve bu böyle devam eder. Bu nedenle, böyle bir müdahalenin gittikçe artan etkileri, yalnızca söz konusu bireyleri incelerken gözlemlenenden çok daha büyük olabilir."" Bu sonuçların sosyal medyanın ötesindeki dünyalar için de geçerli olup olmadığı cevapsız kalmaya devam ediyor. Örneğin e-posta veya mesajlar üzerinden paylaşılan bilgiler ne olacak? Ancak temel bulgu açık ve kaçınılmaz. Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya platformları, açılır pencereler veya sayfa içi içeriklerde rastgele haber başlıkları çıkarıp kullanıcılara bunların doğruluğunu sorabilir. ""Deneyimize göre, insanları içeriklerin doğruluğuna dikkat etmek için ‘dürtmek’, çevrimiçi ortamda paylaştıkları Covid-19 içeriklerinin kalitesini artırabilir,"" diyor Rand. ""Bu, sosyal medya platformlarının kolayca uygulayabileceği, ölçeklenebilir bir müdahale. Umarım yaparlar!""" Tartışmaların merkezindeki program Zoom güvenli mi?,https://teyit.org/teyitpedia/tartismalarin-merkezindeki-program-zoom-guvenli-mi,"Covid-19 salgınının dönüştürdüklerinden biri de iletişim biçimimiz oldu. Yüzyüze toplantılara, fiziki mekan paylaşılarak yapılan görüşmelere şimdilik ara verildi ve bütün aktiviteler çevrimiçine taşındı. Bu halden eğitim de nasibini aldı. Türkiye, Covid-19 ülkeye resmen girdikten bir gün sonra, yani 12 Mart tarihinde ilk ve orta dereceli okullarda uzaktan eğitim kararı aldı . Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk sistemle ilgili ayrıntıları 13 Mart tarihinde paylaştı ve derslerin EBA üzerinden verileceğini açıkladı . Dersler hem televizyon hem de internet üzerinden yayınlanmaya başlandı. Sistem ilk günlerinde içerik açısından eleştiriler alsa da, işleyişini sürdürdü. Ancak 6 Nisan sabahı Sözcü gazetesinde yayınlanan haber uzaktan eğitim konusunun başka bir boyutunu gündeme getirdi: Dijital güvenlik. Habere göre Zoom kullanan bir öğretmenin banka hesabından 58,5 dolarlık kesinti yapılmıştı. Çekim, Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük perakende şirketlerinden Walmart ’ın adıyla kredi kartı kayıtlarına yansıdı. Öğretmen “Zoom” hariç hiçbir yurtdışı teması olmadığı da söylüyordu. Konu hakkında bilgi aldığımız Sözcü gazetesi muhabiri Sultan Uçar’a göre, öğretmen yalnız değil; başka illerde de öğretmenlerden daha yüksek meblağlar çekildi. Uçar belgeleri bakanlıkla paylaştığını da belirtti. Haber yayılınca bilhassa öğretmenlerin kafasında soru işaretleri belirdi: “Acaba bilgilerim tehlikede mi? Benim de kredi kartı bilgilerim çalınacak mı? Maaşımdan kesinti olacak mı?” Birçok öğretmenin bilgisayarından Zoom’u sildiği paylaşılırken, Teyit ’e de birçok ihbar geldi. Zoom’dan kısaca bahsetmekte fayda var. Zoom uzun yıllardır kullanılan sesli ve görüntülü bir video konferans programı. Çok sayıda kullanıcının eş zamanlı görüntülü bir araya gelmesini, mesajlaşabilmesini ve dosya paylaşılabilmesini sağlıyor; genelde sorunsuz bağlantı sunması ve kullanılışlılığıyla tercih ediliyor. Zoom’un Jitsi, Microsoft Team, Hangouts gibi birçok alternatifi de var. Zoom.us üzerinden indirilen program ücretsiz sürümü ile 100 katılımcıya kadar 40 dakikalık ücretsiz görüşme imkanı sunuyor. Burada ilk olarak altı çizilmesi gereken nokta şu olsa gerek, Zoom’u kullanmak için kredi kartı bilgisi girmeye ya da ödeme yapmaya gerek yok . Ancak daha üst düzey bir kullanıma ihtiyacınız varsa karşınıza çeşitli planlar çıkıyor . Fiyat listesi incelendiğinde 58,51 dolarlık bir plana rastlanmıyor. Zoom’un görselde göründüğünden farklı planları da var. Bir paketi aldığınızda onu daha üst bir tarifeye de geçirebiliyorsunuz. Yani ortaya farklı fiyatlar çıkmış olabilir. Üstelik Uçar’ın bahsettiği gibi farklı meblağlar söz konusu olduğuna göre, mevzu göründüğü kadar basit olmayabilir. Yani işin içinde farklı bir dolandırıcılık söz konusu olabilir. Oltalama ( phishing ) adı verilen bir dolandırıcılık yöntemiyle kullanıcılar tuzağa çekilmiş olabilir . Yani kullanıcının hassas bilgilerini ele geçirmek isteyen suçlunun, güvenilir bir firma veya kişinin kimliğine büründüğü bir saldırıdan bahsediyoruz. Teyit’in bu konuda hazırladığı kapsamlı çalışmaya linkten ulaşabilirsiniz . Oltalama, başlangıçta farklı mecra, söylem veya platformlar üzerinden yürüse de, kullanıcılar, finansal bilgilerini, kimlik bilgilerini veya kritik iletişim bilgilerini elde etmeye yönelik formlar veya onaylar isteyen sayfalara yönlendirilir. Dolandırıcılar, söz konusu sayfaları, taklit ettikleri kurum veya kuruluşun ilgili sayfalarından ayırt edilmesi zor nitelikte tasarlarlar. Örneğin bir bankayı taklit eden dolandırıcıların oluşturdukları sayfa, o bankanın ilgili sayfasının güncel görünümünün neredeyse aynısı olarak karşınıza çıkabilir . Kartından para çekilen kişi veya kişilerin hikayesine tam anlamıyla vakıf olmadığımız için sürecin ilerleyişini tahmin etmemiz zor. Ancak mağduriyetin nedeninin, uygulamanın kendisinden ziyade, yeterli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması da olabilir. Video konferanslara katılırken, kredi kartı gibi bilgilerinizi paylaşmanız gerekmiyor. Kredi kartı bilgilerinizi, herhangi bir şey satın almıyorsanız paylaşmayın. Gazetedeki örneği incelediğimizde de Walmart ismi dikkati çekiyor. Normal şartlarda Zoom’un yaptığı çekimin ZOOM.US ismiyle görünmesi gerekir. Bu da başka birinin, kullanıcının bilgilerine eriştiği izlenimini güçlendiriyor. Zoom ile yapılan ödemede gelen bildirim Zoom son güvenlik bildiriminde kredi kartı bilgilerinin kesinlikle depolanmadığını, yalnızca kullanıcıya ait birkaç bilginin kaydedildiğini açıkladı. Teyit olarak Öğretmen Ağı ve Hayalini Tasarlayanlar'la birlikte yaptığımız ortak çalışmayla, 100’den fazla öğretmene konuya yaklaşımlarını sorduk. Topluluk üyesi öğretmenler, Google dokümanlar üzerinden hazırlanan bir anketi yanıtladı. Kullanıcılara çalışmanın Teyit’le birlikte hazırlandığı anketin başında belirtilirken, ankette paylaşılan kişisel bilgilerden toplu ve ortalama sonuçlar çıkarılabileceği vurgulandı. Katılan öğretmenlerin neredeyse tamamı Zoom uygulamasını kullandığını belirtti. Katılımcıların yüzde 8’i Zoom deneyimlerini olumsuz olarak işaretlerken, yüzde 20'si fikir belirtmedi, kalan kişilerse olumlu yanıt verdi. Olumsuz deneyimler incelendiğinde, velilerin çekinceleri ön plana çıkıyordu. Bu soruya verilen yanıtlar içinde, okul idaresinin Zoom kullanılmaması önerisinde bulunması da öne çıkıyordu. Katılımcılardan hiçbiri, kredi kartı bilgilerinin çalındığı ya da hesabından para çekildiğini bildirmedi. Öğretmenlerin yüzde 40’ı Zoom’u güvenli bulmadığını belirtirken, yüzde 11’i de güvenli olduğunu düşündüğünü paylaştı. Öğretmenlerin yüzde 32’si gelişmeler sonrası Zoom’u bırakacağını ifade etti, yüzde 23’ü ise hayır cevabını verdi. Konunun tartışma yaratmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı da bir açıklama yaptı . Bakanlık EBA dışındaki platformlar üzerinden sanal sınıf uygulaması yapıldığı takdirde güvenlik adımlarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu tip programlarda kamera açılmaması, kişisel verilerin paylaşılmaması gibi önlemlerin altı çizildi. Sözcü’deki haberde de yer aldığı gibi bakanlık Zoom kullanılması yönünde bir baskı uygulamıyor. Öğretmenler uzaktan ders verirken istediği programı kullanmakta özgür. Konu hakkında bilgi aldığımız Anadolu Eğitim Sendikası da, üyelerine Zoom konusunda baskı yapılmadığını belirtti. Bilgi aldığımız Eğitim-İş Başkanı Orhan Yıldırım ise öğretmenlerin bu tip programları kullanmak zorunda bırakıldığını ve yeterince bilgilendirmedikleri için çok sayıda mağduriyet yaşandığını kaydetti. Yıldırım, öğretmenlerin programa kredi kartı bilgisi girilmemesi gerektiğini bilemeyeceğini, nitelikli altyapı oluşturulmadığı için öğretmenlerin başlarının çaresine bakmak zorunda kaldığını ifade etti. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi günümüzde en popüler uygulamalardan birinin Zoom olması doğal bir eğilimin de oluşmasına neden oluyor. Milli Eğitim Bakanlığı da kurum içi eğitimlerini bu dönemde Zoom’la veriyor, diğer bakanlar da kendi teşkilatlarıyla Zoom aracılığıyla görüşüyor . Zoom güvenlik konusunda tartışılan bir program. Diğer alternatifleri de kusursuz değil, ancak Zoom ile ilgili güvenlik açıkları haberleri daha sık. Yakın zamanda The Guardian’da yayınlanan bir yazıda, programda uçtan uca şifreleme problemleri olduğu bilgisi paylaşıldı . Vice’da yayınlanan bir yazıda da, programın güvenlik kusurları olduğu, ancak bunun radikal sorunlar yaratmayacağı ve açıkların hızla kapatıldığı belirtildi . Kaygılı kullanıcılar için de şifreli toplantıların güvenli olabileceği bilgisi paylaşılmış. BBC Türkçe’nin hazırladığı bir haberde de konu ele alındı ve Zoom’un Britanya hükümeti tarafından da kullanıldığı vurgulandı . Zoom'un güvenliğiyle ilgili bir diğer önemli gelişmeyse New York'ta yaşandı . Fortune'un haberine göre uygulama, ""zoombombing"" yani davetli olmayan kişilerin sanal konferans odalarına girerek şiddet ve cinsel içerikli videolar paylaştığı siber saldırılar nedeniyle New York'ta okullarda yasaklandı. Uygulama bu soruna karşı yakın zamanda bir güncelleme yayınlamıştı . Birleşilen payda şu: Zoom da dahil hiçbir program yüzde 100 güvenli değil . Güvenliğin odağı kullanıcı. Salgının Türkiye’ye ulaşmasıyla 20 milyona yakın kişinin dijital eğitime geçmesi şüphesiz sancılı bir deneyim. Öğretmen, öğrenci ve velilerin kapsamlı bir güvenlik eğitiminden geçmesi gerek ve bu hemen olacak bir şey değil. Eğitim verilse de, güvenlik açıkları kapatılsa da, milyonlarca kişinin bir anda uyum sağlaması mümkün olmayabilir. Şu anda salgın devam ettiğine ve uzaktan eğitim de sürmek zorunda olduğuna göre, çare ne? Zoom’u silmek mi? Bu da bir alternatif. Ancak yerine ne yüklenecek? Hangisi daha güvenli? İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkan Saka, Zoom’un alternatiflerinin de açıkları olduğunu vurguluyor . Yazar ve Dijital Güvenlik Eğitmeni Ahmet Sabancı da, güvenlik sorumluluğunun toplantıyı yöneten kişide olduğunu belirterek, bazı tavsiyeler veriyor: Teyit olarak bilgi aldığımız Ağ ve Güvenlik Uzmanı Yiğit Uslu ise, Zoom’un kötü niyetli bir yazılım olmadığına, ancak güvenlikle ilgili dikkat edilmesi gerekenler olduğuna işaret ediyor. Programın hızla popülerleşmesinin, güvenlik araştırmacıları ve hackerların ilgisini çektiğini ifade eden Uslu, programın sorunlarının daha yüksek sesle konuşulduğunu belirtiyor. Uslu, Zoom’un bilinen açıkları olarak ise kişilerin mail adresleriyle kendisiyle alakasız toplantılara dahil edilmesi, kişisel verilerin Facebook ile paylaşılması ve veri toplama yönünde kodlama problemlerini hatırlatıyor. Uslu, açık kaynaklı alternatiflerin de denenebileceğini ve bilgisayarları güncel tutmanın, antivirüs ve antimalware yazılımları kullanmanın önemini vurguluyor. Alternatif Bilişim Derneği de yayınladığı açıklamayla, çevrimiçi görüşmelerde kişisel verilerin korunması önerilerinde bulundu . Metinde görüntü, fotoğraf ve belge paylaşımında dikkatli olunması gerekliliğinin altı çizildi. Zoom, tıpkı muadilleri gibi mükemmel olmayan ve açıkları olan bir program. Kullanıcıların dikkat etmesi gereken birçok güvenlik önlemi var. Alternatifleri için de benzer sorunlardan bahsedilebilir, ama hangi program kullanıyor olursa olsun, dijital güvenlikten şaşmamak lazım. Milli Eğitim Bakanlığı tüm sınıflar için EBA üzerinden ders verme sisteminin yakında hayata geçeceğini belirtiyor. Ama şu anki boşluk kullanıcıları yeni arayışlara itiyor ve bu da sorunlu bir alanın ortaya çıkmasına neden oluyor. Tabii son cümle olarak EBA’nın da güvenlik sisteminin çok güçlü olması gerektiği vurgulanması gereken konulardan." Araştırma: Twitter'da koronavirüs endişesi yaratanlar bot olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-twitterda-koronavirus-endisesi-yaratanlar-botlar-olabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Meet ‘Sara’, ‘Sharon’ and ‘Mel’: why people spreading coronavirus anxiety on Twitter might actually be bots "" başlığıyla The Conversation tarafından 1 Nisan 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. ‘Sara,’ ‘Sharon,’ ve ‘Mel’ ile tanışın. Twitter’da koronavirüs endişesi yaratanlar bot olabilir. Son zamanlarda Facebook, Reddit, Google, LinkedIn, Microsoft, Twitter ve YouTube, platformlarından koronavirüs ile ilgili yanlış bilgileri kaldırmayı taahhüt etti . Covid-19, sosyal medya çağının ilk büyük salgını olarak tanımlanıyor . Sıkıntılı zamanlarda sosyal medya önemli bilgileri kitlelere yaymaya yardımcı oluyor. Ne yazık ki bu, çoğu sosyal medya botlarıyla yayılan sayısız yanlış bilgiyi de beraberinde getiriyor. Bu sahte hesaplar Twitter, Facebook ve Instagram'da yaygın. Tek bir amaçları var: korku ve sahte haber yaymak. Buna 2016 ABD başkanlık seçimlerinde ve orman yangını krizindeki kundaklama söylentilerinde tanık olmuştuk; şimdi de koronavirüs salgınıyla tekrardan görüyoruz. Bu grafik, 24 saat boyunca botlar tarafından en çok atılan Twitter etiketlerini gösteriyor. Yanlış bilginin yayılımının tam olarak ölçülmesi zor. Ancak küresel varlığı, Covid-19 ile ilgili etiketlerdeki Twitter bot katılımının ekran görüntüleriyle hissedilebilir düzeyde. Bot Sentinel , puan ve derecelendirme kullanarak olası Twitter botlarını tanımlamak için makine öğrenimini kullanan bir internet sitesi. Siteye göre, 26 Mart'ta son 24 saatte atılan, #coronavirus etiketlerindeki 828, #COVID19 etiketindeki 544 ve #Coronavirus etiketindeki 255 tweet bot hesap lara ait. Bu etiketler sırasıyla, en çok trollenen Twitter etiketleri arasında birinci, üçüncü ve yedinci sırada yerlerini aldı. Koronavirüs ile ilgili bot tweetlerinin gerçek sayısının muhtemelen çok daha yüksek olduğunu belirtmekte fayda var; çünkü Bot Sentinel yalnızca (#coronavirus gibi) etiketleri tanıyor ve ""coronavirus"", ""COVID19"" ya da ""Coronavirus"" gibi kelimeleri seçmiyor. Botlar genellikle sosyal medya bot ""kampanyaları"" adı verilen otomatik programlar tarafından yönetiliyor ve bunlar insanlar tarafından kontrol ediliyor. Bunun gibi bir kampanyayı yaratma süreci nispeten basit. İnsanlara bunu ""pazarlama"" amacıyla nasıl yapabileceklerini öğreten birkaç internet sitesi var. Bu tür hizmetler, karanlık ağdaki (dark web) yeraltı hacker ekonomisinden kiralanabiliyor . Botları, onları kontrol eden insanlara atfetmek zor olsa da, bot kampanyalarının amacı açık: yanlış bilgi yayarak toplumsal kargaşa yaratmak. Bu, halkın kaygısını, gerilimini ve belirli durumlarda yetkililere karşı öfkesini artırabilir. Oxford İnternet Enstitüsü araştırmacıları tarafından 2019'da yayınlanan bir rapor , ""hükümetler ve siyasi partiler tarafından yapılan sosyal medya manipülasyonu""nda endişe verici bir eğilim ortaya koydu. Rapor şöyleydi: ""Organize sosyal medya manipülasyon kampanyalarının 2017'de 28 ülkede, 2018'de 48 ülkede görülürken 2019'da 70 ülkede görüldüğüne dair kanıtlar var. Her bir ülkede, kamuoyunun yönlendirmek için sosyal medyayı kullanan en az bir siyasi parti veya devlet kurumu bulunuyor."" Genellikle Covid-19 mesajları bağlamında, botlar iki ana teknikle yanlış bilgiyi yayıyor. İlk teknik içerik oluşturmak . Botlar bu içeriklerde, dünya çapındaki mevcut eğilimleri doğrulayan veya yansıtan fotoğraflarla yeni gönderiler atıyor. Örneğin yiyeceklerle dolu alışveriş sepetlerinin veya süpermarket raflarını boşaltan istifçilerin fotoğrafları. Bu, endişe yaratıyor ve insanların diğer kaynaklardan okuduklarını doğruluyor. İkinci teknik içerik artırmak . Botlar, fikir ayrılığı yaratmak için resmi hükümet gönderilerine ve haber sitelerine yazıyor. Kullanıcılar arasında korku ve öfke yaratmak için endişe verici tweetleri retweetliyor ya da yanlış yorumlar ve bilgiler ekliyor. Botlar genellikle ""sinir bozucu bir olay"" veya ""sevdiklerinin"" karşılaştığı bazı sosyal adaletsizlikler hakkında konuşuyor. Aşağıdaki örnek, Queensland Health'in resmi Twitter sayfasından bir Twitter gönderisini ve bot oldukları anlaşılan ""Sharon"" ve ""Sara"" isimli hesaplardan gelen yorumları gösteriyor. Sara'nın gönderisini okuyan birçok gerçek kullanıcı, şüphesiz ki ""annesi"" adına bir adaletsizlik duygusu hissedecektir. Queensland Health: Eğer ülke dışına çıkmadıysanız veya tanı konulmuş bir vakayla temas haline geçmediyseniz size yeni koronavirüs (Covid-19) testi yapılmayacak, çünkü soğuk algınlığı veya grip gibi başka bir virüse sahip olma olasılığınız daha yüksek. Sharon: Peki kim olduklarını ve nerede olduklarını bilmiyorsak tanı konulmuş bir vakayla yakın temasa geçip geçmediğimizi nasıl anlayacağız??? Sara: Annemin korona olduğundan şüpheleniliyor... Altta yatan sağlık durumları olmasına rağmen test etmeye gerek olmadığını söylediler. Ne komik! Toplum içinde yayılıyor artık! En riskli ülkelerden gelen insanlarla teması olmadı. Bunların bot hesapları olduğundan yüzde yüz emin olamasak da birçok neden bu durumun çok muhtemel olduğuna işaret ediyor. Bot Sentinel gibi programlarda makine öğrenimi algoritmaları geliştikçe botları doğru bir şekilde tanımlama yeteneğimiz daha iyiye gidecek. Botların özelliklerini öğrenmek için Sharon'ın ve Sara'nın hesaplarını daha yakından inceleyelim. Her iki profil de insan eşsizliğinden yoksun ve bot olabileceklerine dair bazı belirgin özellikleri bulunuyor: ·    Takipçileri yok ·    Twitter'a yeni katılmışlar ·    Soyadları yok ve harflerle sayılardan oluşan kullanıcı isimleri var (Sara89629382 gibi) ·    Yalnızca birkaç kez tweet atmışlar ·    Gönderilerinin tek bir konsepti var: panik yaratan yorumlar yaymak ·    Çoğunlukla haber sitelerini, hükümet yetkililerini veya belirli bir konuda (bu durumda virüs, bilim ve tıpla ilgili) oldukça etkili olan kullanıcıları takip ediyorlar. News Breakfast: Hükümet koronavirüs salgını esnasında ekonomik yatırıma hazırlanırken ne yapmasını istersiniz? Hükümet, Avustralya'nın ekonomik durgunluğa girmesini durdurmak için daha fazla önlem almayı düşünüyor ve NSW (New South Wales) Hükümeti bugün bir teşvik paketi açıklayacak. Sharon: Acele edip kötü kararlar almayın. Sağlık beklemez, ekonomik bekler. Sharon hakkındaki incelemeler sonucunda bot'un, federal hükümetin koronavirüs tepkisi hakkındaki bir haberinde öfke yaratmaya çalıştığı ortaya çıktı. ""Sağlık beklemez, ekonomik bekler"" cümlesi anadili İngilizce olmayan biri olduğuna işaret ediyor. Görünüşe göre Sharon, ""kötü kararlar"" diyerek halkın öfkesini alevlendirmeye çalışıyor. Sharon'ın tweetlerine bakınca Sharon'un, kendi programlanmış gündemine sahip bot arkadaşı ""Mel""i görebiliyorsunuz. Cumartesi günü bir Qantas yolcusunun testi pozitif çıktığı bilgisini aldıktan sonra #COVID19 dan kurtuldum. Sonuçlar 69 saatte geldi – bu şartlar altında fena değil, Peter Dutton'un altı saatlik destansı sonucu değil gerçi! Teşekkürler #StVincents Mel: genç kızım geçen Cuma sabahı test edildi ve sonuçlarımız hala gelmedi! Endişe verici olan şey ise bir bot değil, bir insan kullanıcının Mel ile iletişim kurması: MattO: bu oldukça kısa bir bekleme süresi Mel. Yanlış bilgiyle mücadelede yardımınız dokunabilir. Şu anda, bot odaklı yanlış bilgi kampanyalarının gerçek kaynağını nitelemek çok zor. Bu yalnızca sosyal medya şirketlerinin işbirliği ile başarılabilir. Bir bot kampanyasının güdüleri, kargaşa yaratmaktan jeopolitik kontrolü kullanmaya kadar değişebilir. Ayrıca bazı araştırmacılar arasında hala ""bot""u neyin oluşturduğu hakkında bir fikir birliği yok. Ancak kesin olan bir şey var: Avustralya'nın bu otomatik suçluları tespit etmek ve durdurmak için mevzuat ve mekanizmalar geliştirmesi gerekiyor. Meşru sosyal medya kampanyaları yürüten kuruluşlar, sahte hesapları ayıklamak ve raporlamak için bir bot algılama aracı kullanmaya zaman ayırmalı. Ayrıca koronavirüs çağında bir sosyal medya kullanıcısı olarak, şüpheli hesapları bildirerek siz de yardımcı olabilirsiniz. İhtiyacımız olan son şey, zaten endişe verici olan bir krizi daha da kötüleştiren kötü niyetli botlar." Araştırma: Koronavirüs salgınında haber tüketimi ve ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/koronavirus-salgininda-haber-tuketimi-ve-ipuclari,"*Bu içerik ilk kez "" How to consume news during the coronavirus pandemic "" başlığıyla Poynter tarafından 25 Mart 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bugünlerde haberlerden bunalmış hissediyorsanız yalnız değilsiniz. Öğrenecek çok şey, bunları öğrenmenin ise birçok yolu var. Bir bakıma, gelişmelerden haberdar olmamız hiç bu kadar önemli olmamıştı; toplum sağlığımız buna bağlı. Ancak aynı zamanda stres seviyemize ve bilgi alma kapasitemize de dikkat etmeliyiz. Birkaç güvenilir haber kaynağı bulmanızı, sizin için en iyi olacak şekilde o kaynaklara başvurmanızı ve sonrasında birazcık geri çekilmeniz i önerebiliriz. Bu rehber, haber kaynaklarının hangisinin sizin için, size uygun olduğuna karar vermenize yardımcı olacak. Hala abone olmadıysanız Covid-19 Postası’na buradan abone olabilirsiniz. Ayrıca Mart başından beri haftanın iki günü gönderdiğimiz bültenimizin eski sayılarına bile ulaşabilirsiniz ! Covid-19 ile ilgili güncel ve teyitli bilgilerden YouTube’daki videolarımızı izleyerek de haberdar olabilirsiniz. Video içeriklerimizin devamı için bildirimlerinizi açmayı unutmayın! Podcast’ımızın son üç bölümünde yeni koronavirüsü konuştuk. t cetveli’ne göz atmadıysanız buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca sitemiz içinde koronavirüs etiketiyle arama yapabilir, sosyal medyada karşılaştığınız şüphe uyandıran gönderilerin teyitli haline ulaşabilirsiniz." Covid-19 Postası videoları Habertürk ekranlarında,https://teyit.org/teyitpedia/covid-19-postasi-videolari-haberturk-ekranlarinda,"Yeni koronavirüs ile ilgili internette yayılan asparagas haberler, sosyal medyadaki şüpheli bilgileri tespit etmeyi sağlayacak tüyolar ve doğrulama yöntemleri haftanın her günü Habertürk ekranlarında! Teyit’in 6 Mart’ta başladığı ve her hafta üç gün, internet kullanıcılarının yeni koronavirüs ile ilgili dozunda bilgi almasını sağlamaya çalışan Covid-19 Postası e-bülteni, yeni formatıyla bugünden itibaren Habertürk ekranlarında olacak. Teyit’in Ciner Grubu’yla yaptığı ve herhangi bir maddi ilişkiye dayanmayan anlaşma kapsamında, Covid-19 ile ilgili yanlış bilinenlerin anlatılacağı videolar Habertürk ekranlarında yayında olacak. Teyit ekibi tarafından hazırlanan ve haber tüketicilerinin ilgisini çekmeyi hedefleyen videolar ile internetteki yanlış bilgiye karşı kullanıcıların güçlendirilmesi ve bilgilendirilmesine çalışılacak. Adamor Toplum Araştırmaları Merkezi’nin internet üzerinden yaptığı araştırmaya göre katılımcıların yeni koronavirüse karşı önlem olarak yüzde 14,8'i tuzlu suyla sıkça gargara yaptığını, yine yüzde 10,5'i ise burunlarına tuzlu su veya deniz suyu sıktıklarını belirtiyor . Teyit daha önce tuzlu su ve gargaranın virüsten koruduğuna dair herhangi bir bilimsel çalışma olmadığını yayınladığı farklı çalışmalarla aktarmıştı. Buna rağmen araştırmanın sonuçları gösteriyor ki, yanlış bilgi, virüse karşı korunma önlemlerinde etkin bir rol oynuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstatistik Ofisi tarafından yapılan çalışmaya göre koronavirüsle ilgili gelişmeleri sosyal medya ve internet haber sitelerinden takip eden İstanbulluların oranı yüzde 37,7 iken yüzde 60,2’si televizyonlardan takip ediyor . Geçmiş haber tüketimi çalışmalarından bildiğimiz kadarıyla, televizyon haber tüketiminde hâlâ ciddi bir yer tutuyor . Bu nedenle Teyit’in yaptığı doğrulama çalışmaları ve internetteki şüpheli bilgileri tespit etmeye yönelik dijital okuryazarlık tüyolarının televizyon ekranlarında haber tüketicileriyle buluşturulmasının önemli olduğuna inanıyoruz. Covid-19 Postası’na abone olarak, yeni koronavirüs ile ilgili güncel gelişmeleri, asparagas güncesini ve dayanışma kitlerini haftanın üç günü e-posta adresine alabilir veya YouTube kanalımıza abone olarak video formatında seyredebilirsiniz ." Rapor: Covid-19 dijital platformlarda haber alma alışkanlıklarımızı nasıl değiştirdi?,https://teyit.org/teyitpedia/rapor-covid-19-dijital-platformlarda-haber-alma-aliskanliklarimizi-nasil-degistirdi,"Yeni koronavirüs (Covid-19) salgınının Türkiye’de ulaşmasının üzerinden bir ayı aşkın süre geçti. Mesai sistemleri, alışveriş düzeni, toplu taşıma rutini dahil, yaşamın A’dan Z’ye her veçhesinde değişim yaşadık. Medya tüketim alışkanlıklarımız da bunlardan biriydi. Kriz başladığından beri Teyit’e ulaşan ihbar ve yanlışlanan bilgi sayısındaki artış, ekranlardaki konuk profilinin değişimi ve bilgiye erişim için herkesin kulak kabarttığı Twitter… Habere yaklaşımda gerçekten bir şeyler değişiyor mu? Teyit - Vircon Group ortaklığında Albatros’un verilerine dayanarak hazırlanan “Covid-19 Kitlesi - Davranışsal Değişim Analizi” tam da bu soruya odaklanıyor. Teyit’in kurucusu Mehmet Atakan Foça ’nın sunumuyla başlayan rapor, Covid-19 salgını boyunca kullanıcıların medya kanalları ve figürleri, Twitter, Instagram, YouTube gibi mecralardaki eğilimleri ile haberden kaçınma davranışındaki farklılaşmaları inceliyor. Çalışmada pandemi öncesi döneme ait 2 milyon 628 bin kişilik kitlenin 4 milyon 300 bin gönderisi incelendi. Pandemi döneminden ise 1 milyon 573 bin kişinin 4 milyon 632 bin paylaşımı ele alındı. Kitlenin belirlenmesinde ve analizinde çalıştırılan Albatros, konu ve sektör bazında içgörüler, kitlesel eğilimler ve rakip analizleri sunan bir yapay zeka ürünü. Vircon’un geliştirdiği Türkçe NLP teknolojisini kullanarak büyük sosyal medya verilerini anlamlı halde kullanıcılara sunuyor. Sekiz ayda kitlesel bazda ele alınan 33 milyonu aşkın sosyal medya kullanıcısı arasından, genel Türkiye verileriyle uyumlu ve tamamen aktif kullanıcılardan oluşan 2.5 milyonluk bir kitle oluşturuldu. Sonrasında genel Türkiye kitlesinin davranışları ve eğilimleri incelendi. Raporun ortaya çıkardığı en önemli bulgulardan biri, kullanıcıların tedbir ve uyarılara ilişkin hızlı bilgi alma ihtiyacının arttığı. Pandemi öncesi etki gücü ve dağılım açısından ele alındığında NTV, CNN Türk, Fox Türkiye gibi ana akım medya organizasyonlarının, habere erişimde en çok tercih edilen kaynaklar olduğu görülüyor. Pandemi sonrasındaysa ilk sıraya Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ikinci sıraya ise Sağlık Bakanlığı yerleşti. Bakan Koca’nın ve bakanlığın sık paylaşım yapması, birincil kaynağa ulaşabilme isteğiyle birleşip, Twitter’ı bir numaralı haber alma platformu yaptı. Pandemi öncesinde habere ulaşmada ilk sırada yer alan televizyon, salgın süresince dördüncü sıraya geriledi. Twitter ve YouTube’da yer alan haber içerikleri habere en çok ulaşılan mecra olurken, onları internet siteleri izledi. TV kanalları arasında salgın Türkiye’ye gelmeden önce NTV, TV figürleri arasında ise Fatih Portakal ilk sıradaydı. Bu dönemde Fatih Portakal yerini korudu, ancak NTV sıralamaya dahi giremedi. Haber almada birincil kaynak haline gelen Twitter’da, Covid-19 öncesi ve sonrası arasında da kayda değer farklılık var. Tweetlere verilen tepkilerin ve gelen yorumlardaki pozitif - negatif duygu durumunun değerlendirilmesiyle “kitleye doğrudan ulaşabilme gücü” ve “real influence” değerine göre sıralama yapıldığında en olumlu etkileşim odağı olan isimler şöyle sıralanıyor; Covid-19 öncesi Pandemi sonrası dönemde dikkati çekenlerden biri, Sağlık Bakanı’nın ilk sıraya erişmesi. Bunun nedeni en hızlı şekilde birincil kaynağa erişim. Haluk Levent ve Mansur Yavaş gibi isimlerin üst sıralarda bulunması da insanların zor zamanlarda birbirine yardımcı olma ve işe yarar hissetme motivasyonlarının işareti gibi. Covid-19 dönemi Listenin yedinci sırasındaysa Teyit var. Bu da yanlış bilgiyle mücadele eden organizasyonların bu dönemde dijital etkisini artırması, kullanıcıların doğru bilgi gereksiniminin büyüdüğünü anlatıyor. Kriz döneminde kitleler doğru bilgiye bu kadar ihtiyaç duyarken, medya kuruluşlarının bu ihtiyacı yerine getiremiyor gözükmesi, doğrulama platformlarına medyanın değil kamu kurumlarının eşlik etmesi de dikkat çekici. Instagram’da da durum benzer. Salgın öncesi eşik bekçileri, sporcular ve sanatçılarla örülü bir liste karşımıza çıkarken, sonrasında liste epey değişti. Covid-19 öncesi Covid-19 dönemi Raporda haber tüketiminin ilk birkaç haftalık yükselişin devamında düşmeye başlaması da gözden kaçmıyor. Evlerde geçirilen sürenin artması, sosyal medyadaki kullanımına da yansıdı, ancak bu gündemden kaçınma davranışının yayılmasına engel olmadı. Bu kullanıcıların bilgi karmaşasından ve kaygıdan uzaklaşma eğiliminde olduğu anlamına geliyor. Çünkü doğru olup olmadığı bile belli olmayan ama ruh halimizi olumsuz etkileyen içeriklerin hacmi, böyle dönemlerde büyüyor. Aynı duvarın YouTube için örüldüğünü söylemek ise güç. YouTube’daki bilgilendirici kanallar bu dönemde daha fazla tercih edilir oldu. YouTube’un komplo teorisi ve yanlış bilgi eleme konusunda yeterince başarılı olmadığı şerhini de düşmek gerek. Raporun sonuç bölümünde, yaşanan tüm bu değişime işaret ediliyor ve salgının kullanıcıları alternatif kaynaklar konusunda sorgulamaya ittiği vurgulanıyor. Foça bu durumu şu sözlerle değerlendiriyor: Bu sürecin sonunda uzun zamandır hakikat sonrası tartışmalara eşlik eden güvensizlikte yeni bir restorasyon sürecinin başlaması beklenebilir. Kelle paçanın hastalığı tedavi edebileceği, salgının yayılımının gen havuzuyla ilgili olduğu gibi bilimsel olmaktan uzak yorumlar yapan sahte uzmanlar ile halk sağlığı için çaba sarfeden gerçek uzmanlar arasındaki fark belirginleşti. Salgının atlatılmasından sonra da söylemleri bilime dayanan uzmanların itibarlarını yeniden kazandıklarına tanık olacağız. Vircon Group CEO’su Kerim Kaya ise; “Covid-19 süreci ile birlikte sosyal medyalarda büyük veri yüksek bir oranda spesifikleşti, her gün milyonlarca veri bütün dünyayı ilgilendiren bir şekilde networklerde insanlara ulaşıyor. Bu yönelim, yeni koronavirüsü gibi hayati önem taşıyan bir alanda, doğrulanmış bilginin konumlandırılması, potansiyel dezenformasyon lar konusunda kitlelerin bilgilendirilmesi, iletişim stratejilerinin verimliliği gibi birçok kritik sürecin analiz edilmesini gerektirdi. Albatros’un ve Teyit’in bu alanlardaki uzmanlıklarını birleştirerek Türkiye sosyal medyasındaki büyük veriyi analiz ederek bilgi ve iletişim süreçlerinin şeffaflaşması konusunda bütün gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz.” görüşünde. Raporun tamamına linkten erişebilirsiniz." 5G ile yeni koronavirüs arasında bağ olduğu iddiaları Türkiye’ye nasıl geldi?,https://teyit.org/teyitpedia/5g-ile-yeni-koronavirus-arasinda-bag-oldugu-iddialari-turkiyeye-nasil-geldi,"Yeni koronavirüs (Covid-19) salgınına ilişkin onlarca farklı yanlış bilgi sosyal medyada, WhatsApp gruplarımızda ve ana akım medyada yayılmayı sürdürüyor. Gerçekte sağlığımızı tehdit eden “koronavirüsten korunma reçeteleri” ile her geçen gün bir yenisi eklenen Covid-19 komplo teorileri arasında Teyit de yoğun bir mesai yapıyor. WhatsApp gruplarınızda sizleri önemseyen aile bireylerinizin kasıtsız da olsa yanlış bilgi yaydığını görüyorsunuz. Peki kasten yanlış bilgi yayanlar yok mu? Tüm bu dezenformasyon nereden geliyor? Pandemi süresince yayılan her bir iddianın nereden ortaya çıktığına ilişkin derinlemesine bir araştırma yapmak güç. Yüzlerce iddia ve bu iddiaları yayan binlerce aktör arasında kaybolmak işten değil. Onun yerine konuyla ilgili oldukça konuşulan bir komplo teorisi nin Türkiye özelinde çıkış noktasını araştırmak daha makul görünüyor. Öncelikle belirtmek gerek ki 5G ile Covid-19 arasında bağ olduğu iddiaları Türkiye’de geliştirilmiş değil. Salgın henüz Türkiye’ye ulaşmadan önce yurtdışında bu iddialar dile getiriliyor ve herhangi bilimsel bir temele dayanmadıkları da çeşitli teyit platformlarınca belirtiliyordu. B2Press aracılığıyla elde ettiğimiz veriler ve Medya Takip Merkezi üzerinden kayıtları takip ederek yaptığımız araştırma sonucu, iddiaların Türkiye’ye sosyal medya değil, konvansiyonel medya üzerinden girdiğini tespit ettik. Türkiye’de köşe yazılarının insanların görüş ve eylemlerini etkileme konusunda geçmişe nazaran zayıf oldukları tespitinde bulunmak mümkün. Hal böyleyken sesini duyurma arzusundaki köşe yazarları, kutuplaşmadan da faydalanarak kalem sivriltmenin gerekli olduğuna inanmaya başlıyor. Bu stratejinin zaman zaman “işe yaradığını” görmek mümkün. Türkçe’de 5G ile pandemi arasında bağlantı kuran ilk isimler de bu zihniyetle seslerini duyurmaya çalışanlardı. Elde ettiğimiz veriler Türkiye’de 5G ile pandemi arasında bir ilişki olduğunu öne süren temelsiz iddiaları ilk dile getirenin, okurlarımızın “Salgın Var” çalışmamız dolayısıyla yakından tanıdığı Soner Yalçın olduğunu ortaya koyuyor. Sözcü gazetesinde 25 Şubat 2020 tarihli “Bize açı lazım” başlıklı yazısında Yalçın şöyle diyor: “5G denemesi mi koronavirüse yol açtı? Yoksa koronavirüs mü 5G teknolojisinin önüne geçmek için piyasaya sürüldü?” Sözcü gazetesinin 25 Şubat 2020 günkü tirajı Medya Takip Merkezi verilerine göre 247 bin 167 idi. Yalçın’ın Sözcü’deki en popüler köşe yazarlarından biri olduğunu düşününce, bu ithal “teori”nin yansımaları elbette olacaktı. CrowdTangle’dan edindiğimiz verilere göre ilgili yazı Facebook’ta toplamda bine yakın beğeni alırken bin 200 kullanıcı tarafından da paylaşıldı. Sozcu.com.tr adresinin Alexa verilerine göre Türkiye’de en çok ziyaretçi ve etkileşim alan siteler arasında Nisan 2020 itibariyle 13. sırada yer aldığını da belirtelim . Salgının başlarında haber kanallarındaki tartışma programlarında birçok “uzman” gördük. Salgın öncesi her ay farklı bir “uzmanlık” alanına sahip olmaları ile dikkatimizi çeken isimler, yeni koronavirüsle ilgili dezenformasyonun da en ateşli savunucularındandı. Televizyon ekranlarında 5G ile Covid-19 salgını arasında bağ kuran ilk kişi Abdullah Çiftçi oldu. 5 Mart 2020 tarihinde Türker Akıncı’nın sunumuyla Beyaz TV’de yayınlanan “Ne Var Ne Yok” isimli programın 41. dakikasında Akıncı, Abdullah Çiftçi’ye “Türkiye’ye gelir mi koronavirüs?” sorusunu yöneltti. Çiftçi ile Akıncı arasındaki diyalog ise şöyle gelişti: Çiftçi: Gelir de devlet bunun böyle abartıldığı gibi bir şey olmadığını anlayacak. Panik, vesveseye gerek yok. Bununla mücadele edilir. Akıncı: Sağlık Bakanlığı çok güzel bir çalışma yürütüyor şu an. Çiftçi: Biz şu ana kadar iyi gittik. Öyle aşırı paniğe, korkuya gerek yok. Ölüm sayıları belli. Trafik kazalarından daha az günlük. Bu çok uzatılmaz. Akıncı: Aşısı hemen devreye girer mi? Çiftçi: Ya bunun çok aşıyla alakalı bir şey olduğunu ben zannetmiyorum. Bu adamlar öyle bahsettikleri gibi bir şey değil. Bu 5G endeksli bir uygulama. Yani çok detaylı araştırdım da şimdi girmiyorum. Çünkü Türkiye’ye hazır olmadığı bilgiyi verdiğimiz zaman komplocu diye algılıyorlar. Çiftçi, bu çıkışın habercisi olan bir mesajını ise “Ne Var Ne Yok” yayınından iki gün önce, 3 Mart 2020 tarihinde Twitter hesabı üzerinden yaymaya gayret göstermişti. Nitekim bin 800’ün üzerinde beğeni ve 400’ün üzerinde retweet alan tweetinde Çiftçi şunları söylemişti: Abdullah Çiftçi bu teorisini Soner Yalçın’ı okuduktan sonra mı geliştirdi, yoksa kendi de Yalçın gibi ithal mi etti bilemiyoruz. Ancak görünen o ki Yalçın’ın köşesinden tanıttığı bu yanlış bilginin televizyon ekranlarındaki ilk temsilcisi Çiftçi oldu. Çiftçi’nin 5 Mart’ta katıldığı “Ne Var Ne Yok” yayınının ardından yine Beyaz TV’deki aynı programda bu sefer 19 Mart tarihinde Kürşad Berkkan söz konusu iddiayı dile getirdi. Televizyon ekranlarında 5G ile Covid-19 arasında bağ olduğu iddiasının dile getirildiği bir başka kanal ise Akit TV’ydi. İddia Ömer Kul tarafından 27 Mart’taki “Açık Söz” yayını sırasında dillendirildi. 5G ile ilgili komplo teorilerinin Türkçede ilk kez dile getirildiği 25 Şubat tarihinden 9 Nisan’a kadar geçen sürede, 5G ile salgını ilişkilendiren veya bu ilişkilendirmeyi çürütmeye gayret eden metinlerin, 4 Nisan’dan sonra artışa geçtiğini söylemek mümkün. Haber sitelerinde 4 Nisan’a değin irili ufaklı kitlelere hitap eden köşe yazıları ve birkaç hatalı ilişkilendirilen video ile gündeme gelen 5G ile Covid-19 bağlantısı, 4 Nisan’da bir çok basın kuruluşunda “İngiltere’de kısmi sokağa çıkma yasağı ihlal edildi” başlığıyla yer verilen haber sonrası yankı uyandırmaya başladı. Anadolu Ajansı tarafından servis edilen haberde yanlış bir bilgi yoktu. ‘Çarpıcı bir gelişme’ olarak İngiltere’de yaşanan bir olaya yer verilmişti: 5G istasyonları yakılıyor Öte yandan, virüsü 5G şebekelerinin yaydığı yönündeki komplo teorilerinin sosyal medyada yayılması üzerine ülkenin bazı yerlerinde baz istasyonlarının yakıldığı bildirildi. Başbakan Yardımcısı Michael Gove, günlük basın toplantısında konuya ilişkin bir soru üzerine, ""Bu sadece saçma değil, aynı zamanda tehlikeli de."" dedi. İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) Tıp Direktörü Stephen Powis de virüsü 5G şebekelerinin yaydığı yönündeki iddianın tamamen saçmalık olduğunu belirterek, ""Cep telefonu ağları bizler için kesinlikle kritik öneme sahip, özellikle de insanlardan evde kalmalarını istediğimiz bir zamanda."" diye konuştu. 5G ile Covid-19 arasında bağ olduğuna yönelik teorilerin bu gelişmenin ardından daha sıklıkla konuşulduğunu Teyit’e iletilen ihbarlardan da anlayabiliyoruz. Birçok haber kuruluşu bu bağlantının “saçma” oluşuna vurgu yapıyor olsa da, haberlerin olumsuz etkilediği bir kitleden bahsetmek de mümkün. Çevrimiçi haber portallarında yaptığımız tarama sonucu 25 Şubat ile 9 Nisan arasında 5G ve yeni koronavirüs bağlantılı anahtar kelimeler içeren bin 100’e yakın makaleye eriştik. Yalnızca 100 civarında yazı 4 Nisan öncesine aitti. İngiltere’deki muhtemelen tekil olduğu söylenebilecek bir gelişmenin Türkiye’ye taşınması sonucu, tartışmaların ivme kazandığını söylemek gerek. 4 Nisan sonrası yayınlanan haberlerin ekserisi komplo teorilerini yanlışlama amacı taşıyor gibi görünse de, aralarda sivrilen teorisyenler olduğu da unutulmamalı. Haberin yarattığı etkinin farkına varan haber portallarının 6 Nisan’da geleneksel magazinciliğe soyundukları anlaşılıyor. “İşte ünlülerin inandığı komplo teorisi” ve benzeri başlıklarla servis edilen metinler, tık çekme amacı taşıyan haberciliğin dezenformasyonu yaymada ne denli tehlikeli olabileceğini gösterir nitelikte. Gün içinde hızla yayılan, 6-7 Nisan tarihlerinde televizyon ekranlarında, TV100’deki haber yayınları sırasında da dile getirilen bu ve benzeri haberlerin, salgınla mücadeleye ne faydası olduğunu anlamak zor. Bu haberler, ilgili yanlış bilgiye “komplo teorisi” diyor demesine, ama örtülü bir “bir bilen safsata sı” taşıyor gibi de duruyorlar. Bir iddianın doğru olduğunu, yalnızca dile getirenin uzmanlığıyla açıklayan ve başkaca da bir kanıt öne sürmeyen argümanlar, bir bilen safsatası (appeal to authority) olarak sınıflandırılıyor. Bu safsatanın türlerinden biri de otorite olma vasfının yanlış kişiye vakfedilmesi. İngilizcesi appeal to false authority olan bu safsata türü şöyle formüle edilebilir: Son olarak 6 Nisan’da ilk olarak Haber Vaktim ve Sözcü tarafından duyurulan bir haberle, 5G ile salgın arasındaki bağ iddiası yaygın bir biçimde gündeme taşındı. Bir vatandaşın teknoloji firmalarına açtığı davayı konu alan haberde kısaca şöyle deniyordu: Antalya'da yaşayan Muammer Karabulut, 5G teknolojinin corona virüsü yaymasında etkili olduğu iddialarını gerekçe göstererek Çin'in ünlü telefon şirketi ve ABD'li yazılım firmasına dava açtı. Şikayetçi dilekçesinde iki şirketin insan sağlığını hiçe sayarak, “Teknolojik buluşları piyasaya sürmek ve olası yan etkilerini gizlemek, dünyayı bir savaş ortamına getirmek suçu” işlediğini iddia etti. Dava nasıl sonuçlanır bilinmez, ama Muammer Karabulut isminin daha önce de gündeme geldiğini belirtmek gerek. Noel Baba Barış Konseyi isimli bir organizasyonun yönetim kurulu başkanı olan Karabulut hakkında, OdaTV’de çeşitli haberlere rastlamak mümkün . Sonuç olarak 5G teknolojisinin salgınla ilintili olduğu iddialarının Türkiye’de öncelikle köşe yazarları tarafından dile getirildiğini, sonrasında ekranlara taşındıklarını ve ilgili haberlerin geçen haftadan bu yana sürekli gündemde tutulduğunu görmek mümkün. Elbette bu süreçte tüm bu çalışmaların sosyal medyada da yansımaları olduğunu gördük. Ancak sosyal medya platformları üzerinden konuyla ilgili yapılan paylaşımları değerlendireceğimiz ayrı bir yazımız olacak. O yazımızda ise aşı karşıtları ile 5G üzerine komplo teorileri geliştiren isimlerin bir hayli ilginç buluşmasına tanıklık edeceksiniz. Kısacası 5G ile Covid-19’u ilişkilendiren dezenformasyonun yayılımında bazı trendler öne çıkıyor ve bu yanlış bilgi salgınına son vermek için bu trendlere dikkat kesilmek gerekiyor. Böylesi kriz dönemlerinde tüm sorumlu medya kuruluşlarının ve köşe yazarlarının bu örüntüleri doğru okuması gerek." "Covid-19: Yanlış bilgi türleri, kaynakları ve iddiaları",https://teyit.org/teyitpedia/covid-19-yanlis-bilgi-turleri-kaynaklari-ve-iddialari,"Bu çalışma ilk kez 7 Nisan 2020 tarihinde Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü tarafından yayımlanmış ve Teyit tarafından çevrilmiştir. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü nden Dr. J. Scott Brennen, Felix Simon, Dr Philip N. Howard, ve Profesör Rasmus Kleis Nielsen tarafından hazırlanan bu makalede, Covid-19'a dair şu ana kadar görülen başlıca yanlış bilgi (mezenformasyon) türleri, kaynakları ve iddiaları tanımlanıyor. First Draft tarafından sağlanan teyit koleksiyonu içinden seçilen, 2020 Ocak ayından Mart'ın sonuna kadar İngilizce dilinde yayınlanmış ve teyitçiler tarafından yanlış ya da yanıltıcı olarak işaretlenmiş 225 mezenformasyon örneklemi analiz ediliyor. Bulgular şöyle: Şubat ayı ortalarında, Dünya Sağlık Örgütü, yeni koronavirüs pandemisine yanlış bilgi salgınının ( infodemic ) da eşlik ettiğini açıkladı ( DSÖ 2020 ). Bilim, teknoloji ve sağlık hakkındaki dezenformasyon ve mezenformasyon ne yeni bir şey ne de Covid-19'a özgü. Benzeri görülmemiş küresel bir sağlık krizinin ortasında, birçok gazeteci, politikacı ve akademisyen, Dünya Sağlık Örgütü'nün söylediklerini tekrarlayarak pandemi hakkındaki yanlış bilginin, halk ve kamu sağlığı için ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı'nın (IFCN) Genel Müdür Yardımcısı Cristina Tardáguila, Covid-19'un ""teyitçilerin karşı karşıya kaldığı en büyük güçlük"" olduğunu söyledi . Haber merkezleri, salgını ve atılan adımları yoğun bir şekilde ele alırken sosyal medya platformu şirketleri de topluluk standartlarını sıkılaştırarak başka şekillerde adım attı. Birleşik Krallık da dahil olmak üzere bazı hükümetler, zararlı olabilecek içeriklere karşı koymak adına çeşitli hükümet birimleri kurdular. Bu makale, şu ana kadar görülen Covid-19 mezenformasyonunun bazı ana türlerini, kaynaklarını ve iddialarını tanımlamak adına bir teyit örneklemi kullanıyor. Diğer analizlere dayanarak ( Hollowood ve Mostrous 2020 ; EuVsDİS 2020 ; Scott 2020 ), virüs ve pandemi hakkındaki teyit edilmiş iddiaları, etkileşim ölçeğini ve kapsamını gösteren sosyal medya verileriyle birleştirerek sistematik bir içerik analizi yapılıyor. Analiz edilen 225 adet yanlış bilgi, First Draft tarafından toplanan ve yanlış veya yanıltıcı olarak değerlendirilen içeriklere odaklanan, İngilizce dilindeki teyitlerden örneklendi. Bu çalışma, teyitçi katılımcılar tarafından Mart ayı sonuna kadarki makaleleri iki ayrı ağ ile birleştiriyor: Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) ve Google Doğrulama Araçları. Teyit edilen her bir bilgi, sistematik olarak incelenip mezenformasyon türüne, kaynağına, içerdiği iddialara ve arkasındaki güdülere göre kodlanıyor. Ayrıca, farklı yanlış veya yanltıcı iddiaların göreceli erişimine ve etkileşimine dair ölçümler almak adına, örneklemde teyitçiler tarafından tanımlanan ve eşleştirilen tüm içeriklerin sosyal medya etkileşim verilerini topladık. Buna göre örneklemin çoğunluğu (yüzde 88) sosyal medya platformlarında görülmüş. Küçük bir miktarı (aynı zamanda) televizyonda da görülmüş (yüzde 9), haber merkezleri tarafından yayınlanmış (yüzde 8) veya diğer internet sitelerinde görülmüş (yüzde 7). Bu makaledeki yanlış bilgiler, bağımsız ve profesyonel teyitçiler tarafından yanlış veya yanıltıcı olarak değerlendirilen içerik örneklemine dayanıyor. Teyitçilik, yanlış bilgileri zamanında tanımlamak için güvenilir bir yol sunuyor. Fakat teyitçiler her yanlış bilgiyi ele alamıyor ve sınırlı kaynaklara odaklandıklarından, mesleki çalışmaları muhakkak çeşitli seçim önyargıları barındırıyor (Graves 2016). Ayrıca teyitçilerin özel kanallarda, e-posta yoluyla, kapalı gruplarda ve mesajlaşma uygulamalarıyla (ve çevrimdışı konuşmalarda) yayılan yanlış bilgilere erişimi kısıtlı. Benzer şekilde, burada analiz edilen sosyal medya gönderilerinin etkileşim verileri, yanlış bilgiye hem çevrimiçi hem de çevrimdışı birçok farklı şekilde, daha geniş çapta bir etkileşim ve maruz kalma hakkında sadece bir fikir verebilir. Çoğu durumda, platformlarda birçok hesap tarafından tekrarlanan ve yayılan iddiaların bu verilere dahil olmaması muhtemel. Yine de etkileşim verileri farklı iddiaların göreceli erişimine dair bazı ipuçları sunuyor. Bu nedenle, bu analiz ne kapsamlı (aramalarda, fotoğraf paylaşım platformlarında, mesajlaşma uygulamalarında, Reddit gibi sitelerde veya haber merkezleri ve devlet iletişimi yoluyla yayılan yanlış bilgileri sistematik olarak incelenmiyor) ne de detaylı (yalnızca İngilizce dilindeki teyit örneklemi inceleniyor). Yine de sorunların ölçeğini ve kapsamını daha iyi anlama yönünde bir adım. Aşağıda içerik analizine dayanarak, Covid-19 ile ilgili yanlış bilgilerin 31 Mart'a kadar oluşumunu ve dolaşımını tanımlayan beş bulgu sunuluyor. Dolaşımdaki yanlış bilgilerin hacmi ve çeşitliliğindeki büyümeye cevaben, Covid-19 ile ilgili teyitli içeriklerin sayısı son üç ayda önemli ölçüde arttı (bkz. Grafik 1). Dünya çapında birçok teyit kuruluşu, pandemi hakkındaki iddiaları çürütmek adına zamanlarının ve kaynaklarının çoğunu harcıyor. Buna rağmen, teyit kuruluşları hala incelemek için yeni iddialar bulmaya devam ediyor ve etrafta dolaşan yanlış bilgilendirmeleri ele alıyor. Örneklemimizdeki yanlış bilgilerin çoğu tamamen uydurma olmaktan ziyade, mevcut ve çoğu zaman gerçek bilgilerin büküldüğü, çarpıtıldığı, bağlamının değiştirildiği veya üzerinde oynandığı çeşitli ‘yeniden yapılandırma’ türleri içeriyor (bkz. Grafik 2) (Wardle 2019). Toplanan sosyal medya verilerinden yola çıkarak, yeniden yapılandırılmış içerikler, uydurma içeriklere göre daha yüksek etkileşim gördü. Mevcut bilgileri yeniden yapılandıran üç farklı yanlış bilgi alt türü tanımlandı. En yaygın yanlış bilgilendirme türü olan ""yanıltıcı içerikler"" (yüzde 29), bazı doğru bilgiler içeriyordu ancak ayrıntılar, onları yanlış veya yanıltıcı hale getiren şekillerde yeniden yapılandırılmış, seçilmiş ve bağlamı değiştirilmişti. Çok paylaşılan bir gönderi, virüsün nasıl tedavi edileceği ve önleneceği hakkında hem doğru hem de yanlış bilgileri birleştiren ve birinin amcasından gibi sunulan tıbbi tavsiyeler gibi veriyordu. Elleri yıkamak gibi bazı tavsiyeler tıbbi görüşlerle uyuşsa da, diğer öneriler uyuşmuyor. Örneğin, birinin iddiası şu şekilde: ""Bu yeni virüs ısıya dayanıklı değil ve sadece 26/27 derecede ölüyor. Güneşten nefret ediyor."" Isı virüsü öldürse de, 27 santigrat derece bunu yapacak kadar yüksek değil. İkinci bir yaygın yanlış bilgi türünde, olduklarından farklı bir şekilde etiketlenmiş ya da tanımlanmış görseller ya da videolar bulunuyor (yüzde 24). Örneğin, bir gönderide, ürünlerin boşaldığı bir markette el değmemiş vegan yiyeceklerin bir fotoğrafı bulunuyor ve ""Koronavirüs paniğiyle yapılan alışverişte bile kimse vegan yemek yemek istemiyor,"" yazıyor. AFP Avustralya, bu görüntünün 2017 Harvey Kasırgası öncesinde Teksas'taki bir marketin rafı olduğunu buldu. Bu aynı zamanda bazılarının ""malinformation"" (gerçekliği olan, fakat birine, bir kuruluşa ya da bir ülkeye zarar vermek için kullanılan bilgi) ismini verdiği şeye bir örnek (Wardle 2019). Örneklemimizde az sayıda manipüle görüntü ve video bulunuyor. Oynanmış veya manipüle edilmiş içeriklerin tamamı, basit ve düşük teknolojili fotoğraf veya video düzenleme teknikleri kullanılarak yapılmış. Bir videoda Covid-19'u önleyebileceğini veya tedavi edebileceğini öne süren haberde, üzerinde oynanmış muz görüntüleri bulunuyor. Son zamanlarda büyük bir endişe yaratmasına rağmen ""deep fake"" veya yapay zeka tabanlı diğer araçlar kullanılan yanlış bilgi örneklerine rastlamadık. Aksine, manipüle edilen içerikler, fotoğrafçılık ve filmciliğin başından beri var olan teknikler kullanılarak üretilen ""cheap fake"" yöntemiyle üretilmiş (Paris ve Donovan 2019). Üst düzey politikacılar, ünlüler veya diğer önde gelen halk figürleri, örneklemimizdeki yanlış bilgilerin sadece yüzde 20'sini üretmiş veya yaymış; ancak bu yanlış bilgiler, örneklemdeki tüm sosyal medya etkileşiminin büyük bir çoğunluğunu almış. Bu örneklerin bazıları sosyal medyada yayınlanan içeriklerden oluşurken, yukarıdan aşağıya aktarılan yanlış bilgilerin yüzde 36'sı kamuya veya medyaya konuşan politikacılardan geliyor. Örnek olarak, New York Times ve diğerleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın etkinlikler, Fox News ve Twitter'da konuyla ilgili bir dizi yanlış açıklama yaptığını belgeledi. Verilerimiz televizyon aracılığıyla yayılan yanlış bilgilerin erişimini incelemese de sosyal medyada yukarıdan aşağı yayılan yanlış bilgiler, örneklemimizdeki sosyal medya etkileşimlerinin toplamının yüzde 69'unu oluşturuyor (bkz. Grafik 3). Bunların bazıları yüksek mevkilerdeki yetkililer, ünlüler ve diğer önde gelen halk figürleri tarafından atılan ya da yayılan ve çok etkileşim alan yanlış bilgilerle ilerliyor. Ancak vatandaşlar tarafından üretilen ve yayılan, aşağıdan yukarıya gelwn yanlış bilginin miktarını (veya etkisini) hafife almamak da önemli. Hacim açısından örneklemimizin büyük çoğunluğunu yalnızca bu içerikler oluşturmuyor; örneğin saunalar ve saç kurutma makinelerinin Covid-19'u önlediğine dair bir iddia gibi tekil bilgiler de yüksek sayıda etkileşime sahiplerdi. Vatandaşlar genellikle çevrimiçi olarak oldukça belirsiz uygulamalarla meşgul olduklarından, dürtüleri yalnızca içeriğe göre değerlendirmek zor (Philips ve Milner 2017). Vatandaşların yanlış bilgileri paylaşma konusunda birçok sebebi var: örneğin ""trollük"" isteği, bilginin doğruluğuna olan inançları ve siyasi partizanlık. Ayrıca, örneklemdeki yanlış bilgilerden yalnızca çok azının kâr gütmeyi amaçladığı da dikkate değer. Yalnızca altı (yüzde 3) içerik sözde tedaviler, aşılar veya koruyucu ekipmanlarla açıkça bağlantılıydı ve reklam ağırlıklı internet sitelerinde sekizi (yüzde 4) yayınlanıp tıklanması için kullanılmış. (Bu, daha geniş bir yanlış bilgi evreninden ziyade profesyonel teyitçilerin önceliklerini yansıtıyor olabilir; çünkü teyitçilerin dikkatinden kaçabilecek reklam geliri kazanmaya çalışanlar tarafından yayınlanan çok miktarda düşük dereceli, kâr amacı güden koronavirüs mezenformasyonu bulunuyor). Örneklemdeki yanlış bilgiler arasında en yaygın iddialar, ya bireysel ulusal/bölgesel/yerel yönetimler ve sağlık otoriteleri ya da DSÖ ve BM gibi uluslararası kuruluşlar gibi, kamu makamlarının Covid-19'a yönelik eylem veya politikalarla ilgili (bkz. Grafik 4). En yaygın ikinci iddia türü, virüsün topluluklar aracılığıyla yayılmasıyla ilgili. Bu, coğrafi bölgelerin ilk enfeksiyonlarını gördüğü iddialardan, belirli etnik grupları virüsü yaymakla suçlayan içeriklere kadar uzanıyordu. Özellikle, hükümet eylemleri ve virüsün halka yayılması hakkındaki yanlış bilgiler, genellikle çeşitli kamu yetkililieri tarafından verilen, hem doğrudan politikalarını ileten hem de acil kamu bilgileri veren bilgilere karşı çıkıyor. Bu konuların ehemmiyeti, teyitçilerin doğrulaması için daha kolay bir işlevde olsa da, hükümetlerin her zaman açık, yararlı ve güvenilir bilgi sağlamayı başaramadıklarını gösteriyor olabilirler. Yeterli bilginin yokluğunda, bu konularla ilgili yanlış bilgiler, kamu anlayışındaki boşlukları doldurabilir ve hükümetlerine veya siyasi seçkinlerine güvenmeyen kişiler, bu konularda resmi haberlere güvenmekten kaçınma eğilimi gösterebilirler. Büyük sosyal medya platformlarının bazıları, Covid-19 ile ilgili yanlış bilgilerin yayılmasını sınırlamaya çalışmak için adımlar attı. Politikaları değişse de Facebook, Twitter ve YouTube dahil olmak üzere bazı platformlar, pandemiye yanıt olarak sıkılaştırılmış topluluk standartlarına atıfta bulundu ve teyitçilerin yanlış ve zararlı olarak işaretlediği gönderileri kaldırmaya başladıklarını söyledi. Facebook ayrıca artık bazı durumlarda, bağımsız teyitçiler tarafından yanlış olarak değerlendirilen içeriklere uyarı etiketleri ekliyor. Örneklemde yanlış olarak değerlendirilen sosyal medya gönderilerinin çoğuna sosyal medya platformları karşılık verdi Yine de bu, şirketten şirkete çok önemli ölçüde değişiyor (bkz. Grafik 5). Twitter'da yanlış bilgi içeren gönderilerin yüzde 59'u doğrudan uyarı etiketi olmadan aktif kalırken, bu oran YouTube'da yüzde 27 ve Facebook'ta yüzde 24. Ayrıca, her bir yanlış iddianın herhangi bir platformda biraz farklı permütasyonlarda var olabileceğini ve analizde yalnızca söz konusu platformun teyitçiler tarafından yanlış olarak tanımlanan ilk veya ana bilgiye zıt düşmesi durumunda incelendi. Doğrudan karşılaştırılabilir bir veri mevcut değil ancak teyitçilere göre, platformların, Covid-19 ile ilgili yanlış bilgilere karşı harekete geçme olasılığı, örneğin siyaset ile ilgili yanlış bilgilere karşı harekete geçme olasılığına göre daha yüksek. Eğer durum böyleyse, bu şunu ortaya koyuyor: Pandemiye dair açık ve mevcut bir tehlike; daha az partizan anlaşmazlık ve birçok siyasi tartışmada olana kıyasla neyin yanlış olduğunu açıkça belirlemek için uzmanlık ve kanıt bulunuyor (Vraga ve Bode 2020). Analiz, Covid-19 yanlış bilginin birçok farklı kaynaktan, birçok farklı türde geldiğini ve birçok farklı iddiada bulunduğunu gösteriyor. Tümüyle yeni bir içerik kurgulamaktansa sıklıkla var olan veya doğru içerikler yeniden yapılandırılıyor ve manipüle edildiği yerlerde ise üzerinde basit araçlarla oynanıyor. Pandeminin kapsamı ve ciddiyeti göz önüne alındığında, bağımsız medya, teyitçiler, platformlar ve diğerleri tarafından yapılan eylemler, virüsle ilgili yanlış bilgilerin ele alınmasında önemli bir rol oynuyor. Teyitçiler doğru materyal içindeki yanlışları, yanıltıcı iddialardaki doğru bilgileri ayırt etmede yardımcı olabilir. Birçok yanlış bilginin, doğrudan ya da dolaylı olarak kamu otoritelerinin (hükümetler, sağlık otoriteleri ve uluslararası kuruluşlar da dahil olmak üzere) eylemlerini, yetkinliklerini veya meşruiyetlerini sorguladığına dair bulgu, bu kurumların bu konuyu birden fazla sorunla karşılaşmadan doğrudan ele almasının veya düzeltmesinin zor olacağını gösteriyor. Kendini kötü gösteren yanlış bilgileri çürütmeye çalışan bir hükümeti kaç kişi güvenilir kabul edecek? Buna karşılık, bağımsız teyitçiler, platformlara yanıltıcı ve sorunlu içeriği tanımlama konusunda yardımcı olurken yanlış bilgiye dair güvenilir bir analiz sağlayabilir. Bağımsız haber merkezleri de hükümetlerin ve diğerlerinin pandemiye (değişen başarı dereceleriyle) karşı ne adımlar izlediklerine dair güvenilir raporlar hazırlayabilir. Analiz ayrıca, önde gelen halk figürlerinin Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri yaymada büyük bir rol oynamaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Örneklemimizdeki bireysel yanlış bilgilerin sadece küçük bir yüzdesi önde gelen politikacılar, ünlüler ve diğer halk figürlerinden gelirken, bu iddialar genellikle çeşitli sosyal medya platformlarında çok yüksek sayıda etkileşim almış. Haber merkezlerinin bazılarının, önde gelen politikacıların hatalarını ve yalanlarını ortaya koyma yönündeki artan isteklilik belki de buna yardımcı olabilir (ancak bu, en güçlü destekçilerini kaybetmelerine de neden olabilir.9 Benzer şekilde, Twitter, Facebook ve YouTube'un Mart ayı sonlarında Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro tarafından paylaşılan mesajları koronavirüse dair yanlış bilgiler içermeleri sebebiyle kaldırma kararı , platform şirketlerinin birçok yanlış bilginin üstten gelmesi sorununu nasıl ele aldıklarına dair önemli bir an. Verilerimize dahil olmasa da, tanınmış halk figürlerinden gelen yanlış bilgiler, televizyon gibi diğer kanallardan da yaygın olarak yayılabilir. Teyitçiler ise düzelttikleri yanlış bilgileri, çok nadiren aynı yayılma derecesinde ya da aynı ağlarda yayımlıyorlar (Bounegru ve ark. 2017). Güvenilir teyit ve medya kuruluşlarının önde gelen halk figürlerini, yaptıkları iddialardan tüm kanallarda sorumlu tutması ve çalışmalarını dağıtıp yaymak için yeni yollar bulması şart. Bununla birlikte, teyitçilik kıt kaynaklarda. Bulgular, teyit kuruluşlarının Covid-19'u çevreleyen yanlış bilgileri ele almak için sınırlı kaynaklarını bu konuya harcadıklarını gösteriyor. Teyitçilerin, değerlendirdikleri ve doğruladıkları iddialarda, örtüşmeyi sınırlamak adına, koordinasyonu artırmaya devam etmesi önemli. Aynı zamanda, koronavirüs bilgilerini doğrulamak konusundaki acil zorunluluk, diğer konularla ilgili yanlış bilgilerin daha az belirgin veya daha az önemli hale geldiği anlamına da gelmiyor. Covid-19 ile ilgili haberlerin mevcut haber kullanımını değiştirmek yerine desteklediğine dair bazı göstergeler göz önüne alındığında, küresel çapta dolaşan kapsamlı bir yanlış bilgi alanı kaldığından şüphelenmek için yeterli sebep var. Teyit kaynakları ve çabalarında bu hızlı değişimin daha büyük bilgi çevresi üzerinde ne gibi bir etkiye sahip olacağı belirsizliğini koruyor. Bağımsız teyitçlerin önemi göz önüne alındığında, daha fazla sayıda fon sağlayıcının, bu tür çalışmaların ilerlemesini desteklemeye istekli olacağı umuluyor. Covid-19 ile ilgili yanlış bilgileri ""bilgi salgını"" olarak tanımlamak, ölçeği anlamamıza yardımcı oluyor. Fakat bunun, karşılaştığımız sorunların doğasını yanlış karakterize etme riski de var. Etrafta dolaşan yanlış bilgi türleri, virüsle ilgili iddialar ve neden üretildiklerinin altında yatan motivasyonlar çok çeşitli. Pandeminin kendisinin aksine koronavirüsle ilgili yanlış bilginin yayılmasının arkasında tek bir neden yok. Bunun yerine Covid-19, birçok farklı konu hakkında çeşitli yanlış bilgi türleri üretmek için farklı motivasyona ve hedefe sahip çok farklı aktörlere fırsat sağlıyor. Bu anlamda, Covid-19 ile ilgili yanlış bilgiler, bu konudaki bilgiler kadar çeşitli. Koronavirüsle ilgili yanlış bilgi çeşitliliğini farkına varamamak, bu problemler kümesine tek bir çözüm olabileceğini varsaymaya neden olabilir. Bunun yerine, bulgular, çözüme dair sihirli bir değnek olmadığını ortaya koyuyor – yeni koronavirüs mezenformasyonunun ""tedavisi"" yok. Buna karşın, Covid-19 hakkındaki yanlış bilgilerin yayılmasını ele almak, halkın pandemiyi anlamasına ve yönlendirmesine yardımcı olmak için bağımsız teyitçiler, bağımsız haber merkezleri, platform şirketleri ve kamu otoritelerinin sürekli ve koordineli çabasını gerektiriyor." Araştırma: Koronavirüsle ilgili bilgi edinmek için en çok çevrimiçi ortamlara başvuruluyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-koronavirusle-ilgili-bilgi-edinmek-icin-en-cok-cevrimici-ortamlara-basvuruluyor,"Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, “Yanlış Bilgi, Bilim ve Medya” isimli raporunda altı farklı ülkede insanların, Covid-19 ile ilgili bilgileri nereden edindiği ve çeşitli bilgi kaynaklarının ne kadar güvendiğini araştırdı. Arjantin, Almanya, Güney Kore, İspanya, Britanya ve ABD’de küresel salgının daha ilk aşamalarında Covid-19 ile ilgili bilgi ekosistemi ni inceleyen rapor, haber tüketimi hakkında önemli ipuçları sunuyor. Bilginin dolaşıma girdiği alanlar çeşitlendikçe, bilgi almak için başvurulan mecralarda da değişiklik gözlemleniyor. Ayrıca sosyal mecraların herhangi birinden kolayca bir diğerine aktarılan içerikler, mesajlaşma uygulamalarına, çevrimdışı günlük konuşmalara da yayılıyor. Rapora göre bahsi geçen ülkelerin hepsinde farklı yaş grupları ve farklı eğitim düzeylerini temsil eden ve farklı siyasi görüşlere sahip birçok katılımcı, bilim insanları, doktor ve sağlık uzmanlarını koronavirüsle ilgili bilgiye ulaşabilecekleri güvenilir kaynaklar olarak görüyor. Katılımcıların dörtte üçü ulusal ya da uluslararası sağlık kuruluşunun paylaştığı bilgilere güveniyor. Konu halk sağlığı krizi olduğunda, insanların hangi bilgiye erişip, hangi bilgiyi tükettikleri önem kazanıyor. Dünya Sağlık Örgütü 15 Şubatta Covid-19’un yarattığı belirsizliğin yanlış bilgi salgınını (infodemi) da beraberinde getirdiğini berlirtmişti. Covid-19’un etrafındaki muğlaklık aslında karşılaşılan birçok içeriğin de doğrudan doğruya yanlış/doğru olarak nitelendirilmesini zorlaştırıyor. Fakat rapora göre tam da böyle zamanlarda, insanların güvenebildiği ve koronavirüs kriziyle başa çıkabilmelerine destek olabilecek bilgilere ulaşabilmesi oldukça muhim. Katılımcılara son hafta içinde haberlere erişmek için hangi platformu kullandıkları sorulduğunda, araştırmadaki ülkelerin hepsinin en çok çevrimiçi kaynaklar üzerinden bilgi edindikleri görülüyor. Arjantin ve Güney Kore’de neredeyse her 10 kişiden biri çevrimiçi mecralardan haberleri takip ederken, Britanya ve İspanya’da neredeyse her 10 kişiden 8’i çevrimiçi kaynaklara yöneliyor. Amerika’da ve Almanya’da ise bu oran 7 kişi. Raporda değerlendirilen altı ülkenin de haber için en sık başvurdukları mecra, çevrimiçi platformlardan sonra televizyon oluyor. Gazete ve radyo gibi geleneksel olarak değerlendirebilecek kaynaklara ise görece çok daha az talep var. Soru: Geçtiğimiz hafta içinde aşağıdakilerden hangisine haber kaynağı olarak başvurdunuz? Çevrimiçi (sosyal medya dahil); Televizyon; Sosyal Medya; Radyo; Gazete Son hafta içinde Covid-19 ile ilgili bilgi edinmek için katılımcıların ulaştıkları kişi veya kurumlar sorulduğunda altı ülkede de haber merkezlerinin “ana” haber kaynağı olarak nitelendirildiği anlaşılıyor. İspanya, Arjantin ve Almanya’da neredeyse her 5 kişiden biri siyasi isimlerden koronavirüsle ilgili bilgi aldığını belirtiyor. Koronavirüsle ilgili bilgi edinmek için ziyaret edilen diğer kaynaklar ise ulusal ve uluslararası sağlık kuruluşları ve bilim adamları, doktorlar ve sağlık uzmanları. Genel olarak, eğitim seviyesi yüksek olan bireyler sağlık otoritelerine ve uzmanlara daha çok başvuruyor. Sosyal medyayı “ana” haber kaynağı olarak belirten katılımcı sayısı ise yüzde 16. Raporda, Güney Kore dışında her ülkede Google arama motorunun Covid-19 ile ilgili bilgi edinmek isteyenlerin sıkça başvurduğu yer olduğu anlaşılıyor. Son haftada koronavirüs hakkındaki haberler için Google aramaları kullananların sayısı ABD’de, bu amaçla Instagram kullananların sayısının neredeyse 4 katı. Almanya da ise Google Aramalar, YouTube’a oranla iki kat daha fazla kullanılıyor. İlgi çekici bir veri ise Britanya ve ABD’de, Facebook'un haber kaynağı olarak, Google Aramalar’a oldukça yaklaşması. ADB’de katılımcıların yüzde 38’i Google Aramalar’a yönelirken, Facebook için bu sayı yüzde 36. Twitter ise yüzde 30 ile en çok İspanya’da bilgiye erişmede önemli bir rol oynuyor. Katılımcıların yalnızca küçük bir kısmı sosyal medya platformlarında çok sayıda yanlış ya da yanıltıcı bilgiyile karşılaştığını söylüyor. Aşağıdan yukarıya yayılan yanlış ya da yanıltıcı içerikler katılımcıların şahsen tanımadığı sıradan insanlardan kaynaklanıyor. Katılımcıların ortalama üçte biri bu tip aşağıdan yukarıya yanlış bilgiyle son bir hafta içinde sıklıkla rast geldiğini söylüyor. Rapora göre yaşça genç olanlar Covid-19’la ilgili haber tüketimi gözetildiğinde, Instagram ve Snapchat gibi yeni nesil görsel ağlara ilgi gösteriyor. Hatta TikTok’un bile halk sağlığıyla ilgili bir takım mesajları iletmede kullanıldığı belirtiliyor. Rapora göre sosyal medya kullanımında görüldüğü gibi mesajlaşma uygulamaları da yaşça genç olan ve eğitim seviyesi düşük olanlar tarafından çokça kullanılıyor. Katılımcılara son haftada kimlerle hangi sosyal medya platformunu koronavirüs hakkında konuşmak için kullandıkları sorulduğunda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Buna göre Britanya, İspanya, Almanya ve Arjantin’de aile grupları en çok WhatsApp üzerinden salgını tartışıyor. Arkadaş grupları da WhatsApp ve Facebook üzerinden salgın hakkında iletişimde önemli bir yer tutuyor. Katılımcıların tanımadıkları kişilerin yer aldığı gruplarda dahil olduğu tartışmalar ise mesajlaşma uygulaması WhatsApp’a göre Facebook’ta daha olağan duruyor. Veriler, WhatsApp ve Facebook'ta aile ve arkadaş grupları ve herkese açık gruplarda koronavirüsle ilgili bilgi alışverişinin dağılımını gösteriyor. Altı ülkede de koronavirüs haberlerinde en çok güvenilir kaynaklar bilim insanları, doktorlar, halk uzmanları ve sağlık kuruluşlarından alınan bilgiler olurken, en az güven duyulan kaynak, katılımcıların şahsen tanımadığı kişiler oluyor. Ayrıca Almanya’da her 4 kişiden biri siyasi isimlerin verdiği korona haberlerinin güvenilir olmadığını söylerken bu sayı Güney Kore’de yüzde 46’ya çıkıyor. İspanya, Güney Kore ve ABD’de siyasetçilerden elde edilen Covid-19 haberlerini güvenilir bulmayanların sayısı güvenilir bulanların sayısını geçerken, Almanya ve Arjantin de bu tam tersi. Britanya’da hükümetten gelen bilgilendirmeleri her 10 kişiden 7’si güvenilir bulurken, İspanya’da neredeyse 2 kişiden biri devlet açıklamalarına güveniyor. Her altı ülkede de arama motorlarından elde edilen bilgileri güvenilir bulan kişi sayısı, bu kaynağı güvenilir bulmayanlardan fazla. Britanya, Almanya ve İspanya’da neredeyse her iki kişiden biri sosyal medyaya güvenmediğini belirtiyor . Bu tutum mesajlaşma uygulamaları için de benzer bir tablo çiziyor. Her ne kadar büyük bir çoğunluk haber medyasının, krizi anlayabilmeleri konusunda destek olduğu söylese de, katılımcıların üçte biri haber medyasının abarttığını düşünüyor. Rapora göre katılımcıların yüzde 32’sine göre haber medyası pandemiyi abartıyor. Katılımcılar hükümet ve medyanın pandemi karşısında atılacak adımlar konusunda aynı ölçüde faydalı olduğunu düşünüyor. Hükümetlerin pandemiyi anlamlandırmada yardımcı olduğu fikrine katılımcıların yüzde 54’ü katılırken, bu oran haber medyası için yüzde 60’a çıkıyor. Bu da böylesi bir salgında medyanın üstlendiği rolü bir kez daha gösteriyor." ,https://cdn.teyit.org/wp-content/uploads/2020/03/teyitpedia.png, 5G ile yeni koronavirüs arasında bağ olduğu iddiaları Twitter’da nasıl yayıldı?,https://teyit.org/teyitpedia/5g-ile-yeni-koronavirus-arasinda-bag-oldugu-iddialari-twitterda-nasil-yayildi,"5G ile yeni koronavirüs salgını arasında bir bağ olduğuna yönelik iddialar çeşitli isimlerce dile getirilmeye devam ediyor. Konuyla ilgili olarak hazırladığımız bir önceki yazıda bu iddiaların Türkiye’de kitlesel bir biçimde dillendirilmesine aracı olanları tespit etmeye çalışmıştık. İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: 5G ile yeni koronavirüs arasında bağ olduğu iddiaları Türkiye’ye nasıl geldi? İlgili yazıda yanlış bilginin yayılmasına aracılık edenlerin, sosyal medyada değil, konvansiyonel medyada öbeklendiği tespitinde bulunduk. Özellikle Soner Yalçın ve Abdullah Çiftçi gibi isimler dikkatleri çekiyordu. Bu kişilerin gelişimine katkıda bulundukları dezenformasyon ortamının, sosyal medyada da yansımaları olacağını tahmin ediyorduk. Albatros tarafından hazırlanan “Covid-19 & 5G Kitlesi: Kitle ve Yayılım Analizi” raporu bu konuda ilginç bir perspektif sunuyor. Albatros’un tespitine göre 21 Ocak ila 13 Nisan 2020 tarihlerinde Türkiye’de 2 bin 611 aktif Twitter kullanıcısının, 5G ile Covid-19’un ilişkilendirildiği paylaşımlar yaptığı ya da bunlarla etkileşime girdiği tespit edilmiş. Verileri değerlendirmeden önce, raporun Twitter odaklı olduğunu anımsatmak gerek. Teyit’te Facebook ve Instagram’daki 5G karşıtı paylaşımların ciddi bir etki alanına sahip olduğunu, paylaşımların 5G ile yeni koronavirüs arasında bağ olduğu yönündeki fikirleri etkileyebildiğini gözlemlemiştik. Albatros’tan edindiğimiz bilgiye göre, Instagram’da bu ve benzeri paylaşımların sınırlılığı ve paylaşımların yoğunlukla “story”ler aracılığıyla yapılması, böyle bir analizin önüne geçebiliyor. Facebook’un Cambridge Analytica skandalı sonrası veri paylaşımına ciddi sınırlamalar getirmiş olması da, bu platformun burada sunacağımıza benzer bir analize tabi tutulmasının önüne geçiyor. Raporda bahsi geçen paylaşımların 21 Ocak’ta şekillenmeye başladığı tespit edilmiş. Ancak paylaşımların uzun süre yaygınlaşmadığı anlaşılıyor. Bir önceki yazımızda 5G ile Covid-19 arasında bir bağ olduğunu konvansiyonel medya araçlarında dile getiren ilk kişinin Soner Yalçın olduğunu belirtmiştik. 25 Şubat günü 247 binin üzerinde tiraj yapan Sözcü’deki köşe yazısında Yalçın “5G denemesi mi koronavirüse yol açtı? Yoksa koronavirüs mü 5G teknolojisinin önüne geçmek için piyasaya sürüldü?” diyerek konuyla ilgili dezenformasyona kapıları aralamıştı. Öte yandan Albatros’un raporunda Yalçın’ın Twitter’da etkisinin hayli sınırlı kaldığı görülüyor. Nitekim paylaşımlarda 25 Şubat günü, önceki günlere nazaran ufak bir artış gözlemleniyor olsa da, kısa vadede ciddi bir etki yaratmadığı anlaşılıyor. Önceki yazımızda Yalçın’ın ardından 3 Mart tarihinde Twitter’dan ve 5 Mart tarihinde Beyaz TV ekranlarından 5G ile ilgili komplo teorilerini dile getiren ikinci ismin Abdullah Çiftçi olduğunu belirtmiştik. Bu isimlerin yine dezenformasyonun yayılımının ilk günlerinde Twitter’da sınırlı bir kitleye seslenebildiği anlaşılıyor. Ancak zamanla hem Yalçın hem de Abdullah Çiftçi’nin ilgili iddiaları defalarca dile getirmesi işe yaramış görünüyor. Paylaşımlarda özellikle 14 Mart ve sonrasında yavaş yavaş ivmelenen bir artış görülüyor. 14 Mart’ta Yeniçağ gazetesi yazarı Arslan Bulut’un “T.C. pasaportundan çatısı olan evler İsrail basınında!” başlıklı köşe yazısında 5G ile Covid-19 arasındaki olası bağı ima etmesi de süreci hızlandırmış gibi. Bu süreçte bot aktivitelerinin ise sınırlı olduğu, organik paylaşımların etkisini hissettirdiği görülüyor. Twitter’daki ilk patlamanın ise 31 Mart tarihinde yaşandığı açık. Twitter’da 5G - Covid-19 gündemi dahilindeki hashtag ve mentionların zamansal değişimine odaklanan bu video için Albatros’a teşekkürler. 31 Mart 2020 tarihinde Twitter’da bir hashtag kampanyası düzenlendi. O gün yaptığımız araştırmada #5GyeHayir hashtagini Türkiye gündemine sınırlı bir süre de olsa sokmayı başaran Twitter kullanıcılarının kimler olduğunu anlamaya gayret gösterdik. Düzenlenen kampanya günü aktif olan, ancak sonrasında kapanan @5GyeHayir isimli Twitter hesabı, ilgili paylaşımları yapan onlarca hesaptan yalnız biriydi. Hesabın takip ettiği az sayıda ismi listelediğimizde, karşımıza çeşitli bakanlık hesapları ile cumhurbaşkanlığının sosyal medya hesapları çıkıyordu. Ancak bu listede hesabın ilk takip ettiği kullanıcılar arasında @isuda20 isimli bir kullanıcı da vardı. @5GyeHayır isimli hesap @isuda20’nin kampanya günü yaptığı bazı paylaşımları retweet de etmişti. Peki bu hesabı nereden tanıyorduk? Ocak sonlarına doğru 8 Mart 2020 tarihinde Yeditepe Üniversitesi’nde düzenleneceği belirtilen garip bir konferansın afişiyle karşılaşmıştık. Konferans “I. Uluslararası Aşı Gerçekleri Sempozyumu” adını taşıyordu . Aşı karşıtı olduğu katılımcı profili ve izlenen retorikten rahatlıkla anlaşılabilen konferans, 8 Mart tarihinde düzenlendi. Ancak arada yaşananlar neticesinde Yeditepe Üniversitesi, konferansın üniversitede yapılmasının önüne geçecek adımlar atmıştı. Bu nedenle konferans “Retaj Royale” isimli bir otelde düzenlendi. Etkinliğin organizatörü ise o dönem daha önce adını duymadığımız Su Somuncuoğlu isminde bir kişiydi. Instagram’da @isuda kullanıcı adıyla Su Asaad olarak biliniyordu . Somuncuoğlu’nun @isuda20 kullanıcı adlı Twitter hesabı şu an gizli. Ancak 31 Mart tarihinde yaptığı Instagram paylaşımından düzenlenen 5G karşıtı hashtag kampanyasının arkasında olabileceği anlaşılıyor. Açıkça onun organize ettiğini söylemek mümkün olmasa da, sinyallerin kuvvetli olduğunu belirtmek gerek. Somuncuoğlu’na 14 Nisan tarihinde Instagram hesabı üzerinden ulaşmaya çalıştık, ancak şu ana kadar herhangi bir yanıt alamadık. İlgili hashtag kampanyasının ardından Nisan ayının başlarında görülen 5G ile Covid-19’u ilişkilendiren paylaşımlardaki dalgalanmalar ise, o günlerde yapılan “sansasyonel” haberlerle uyumlu bir seyir izliyor. Bir önceki yazımızda bu haberlere ve bu haberlerin yarattığı enformasyon ortamına dair çıkarımlarımıza yer vermiştik. Albatros tarafından hazırlanan raporda 5G ile Covid-19’u ilişkilendiren kitlenin takip ettiği hesaplar şöyle belirtilmiş: BBC News Türkçe, Euronews, Cumhuriyet ve BirGün gibi basın kuruluşlarının da bu listede yer alabildiği görülüyor. Bu, ilgili kuruluşlara dezenformasyonu önlemek için adım atma kararı almaları halinde, belli bir avantaj bile sağlayabilir. Ancak örneğin Cumhuriyet’te 26 Mart tarihinde Bedri Baykam’ın “Teknoloji koronavirüsün tetikleyicisi olabilir mi?” başlığıyla bir yazı kaleme aldığı ve bu yazının dezenformasyonun yayılımına katkıda bulunduğu da hatırlatmak gerek. Bu nedenle herkesin yayın ilkelerini gözden geçirmesinde fayda var. Bahsettiğimiz basın kuruluşlarının yanı sıra, doğru bilginin yayılımını kolaylaştırabilecek bazı isimleri de Albatros’un hazırladığı rapordaki ilgili kitleye doğrudan ulaşma imkanı bulunan hesaplar arasında görüyoruz: Abdullah Çiftçi’yi bir yana koyarsak, geri kalan isim ve hesapların 5G ile Covid-19 arasında bir bağ olduğunu düşünen kitleye ulaşma ve onları doğru bilgilendirme imkanının yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Siyasilerin etkisi, bu bakımdan azımsanacak gibi görünmüyor. Özetlemek pandemi sırasında Türkiye’de 5G ile yeni koronavirüsü bağlayan komplo teorilerinin merkez üssünün konvansiyonel medya olduğu, ancak artçıların sosyal medyada dalga dalga hissedildiği anlaşılıyor. Albatros tarafından hazırlanan raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz." Medya Ali’nin gerçek hikayesini neden aktaramadı?,https://teyit.org/teyitpedia/medya-alinin-gercek-hikayesini-neden-aktaramadi,"27 Nisan 2020 tarihinde Türkiye’de yoğun kullanıcı trafiğine sahip Sabah , Mynet , Ahaber gibi sitelerde bir haber yer aldı. Demirören Haber Ajansı’na dayandırılan habere göre, Adana'da polisin kontrol yaptığını görünce kaçan Suriyeli Ali A. (19), 'dur' ihtarına da uymayınca, bacağından vurularak yakalandı ve sonrasında da hastanede tedavi altına alındı. Bazı haberlerde ise gencin yanlışlıkla vurulduğu belirtiliyordu . Haber sosyal medyada ve haber sitelerinde yayıldıktan birkaç saat sonra, gerçeğin göründüğü gibi olmadığı ortaya çıktı. Haber sitelerinde yer almayan bir video sosyal medyada dolaşmaya başladı. Videoda gencin göğsünden vurulduğu açıkça görülüyor ve öldüğü söyleniyordu . Video kısa sürede viral oldu ve sosyal medyada tartışılmaya başlandı . Sonradan adının A.H. olduğunu öğrendiğimiz gence kalp masajı yapıldığı da görülüyordu. Videoda konuşanlardan birinin “Çocuğun peşinden koştu polis, durmayınca da vurdu kalbinden” dediği de duyuluyor. Bir adım geriye, yani sosyal medyada yayılan videonun öncesine gidelim. Yani işin olağan akışına ya da gazeteciliğin doğasına. Böyle bir gelişmenin ardından normal şartlarda bölgede görev yapan ya da konuyla ilgilenen gazetecilerin yapması gereken bazı önemli sorgulamalar var. Olaya şahit olanlar var mı? Mahallenin muhtarı gördü mü? O bölgede ne gibi kritik yapılar var? Kim nereden neyi görmüş olabilir? Bölgede güvenlik kameraları bulunuyor mu? Bu kişi gerçekten bacağından mı vuruldu? Benzer sorular sormak, belki de Teyit’in sürekli vurguladığı gibi şüphe kası nı çalıştırmak gerekli. Türkiye’de geçmişte benzer birçok örnek yaşanmış olması bile, aslında bu soruların sorulmasını anımsamak için yeterli. Ancak bu soruları yanıtlarını, gazeteciler değil, bir sosyal medya kullanıcısının yayınladığı video verdi. Bu soruların neden sorulmadığı, ya da sorulamadığını sorgulamamız gerek. Çünkü, sosyal medyada yayılan video olmasaydı, bu haber belki de uzun süre aynı başlıklarla yayında kalacaktı. Peki ne yapılabilirdi? Böyle bir haber geldiğinde ilk aşama doğrulama refleksini kullanmak olmalı. Konuştuğumuz olay her boyutuyla gazeteciler tarafından sorgulanmayı hak ediyor. İlk işi soru sormak olan gazeteci olaya şüphe ile yaklaşarak ""burada ne oldu?"" sorusu üzerinde mesai harcamalı. Bu kadar hassas gündeme sahip bir olayı yayınlarken hız bir kenara bırakılmalı ve tüm dinamikleri ile yavaş gazetecilik devreye girmeli. Yerel muhabirler söylediğimiz gibi olay yerinde sorular sormalı, incelemeler yapmalı. Ama mesele bununla kalmamalı. Teknolojik gelişmelerin getirdiği nimetlerden, araçlardan faydalanmalı. Teyit’in Türkçe’ye çevirdiği Doğrulama El Kitabı bu konuda yol gösterici bir niteliğe sahip. Kitapta yer alan bir vaka çalışmasında Anthony De Rosa gazetecilere bir “polis telsizi” kullanmasını öneriyor. ""Polis telsizi bulmak kolay mı?"" diye sorabilirsiniz belki, De Rosa’nın telsizden kastı çok gelişmiş bir güce sahip olan Tweetdeck. Ayrı bir üyelik gerektirmeyen ve Twitter kullanıcı adıyla kullanılabilen Tweetdeck ile olayın yaşandığı mahalle, ilçe, il ya da olaya ilişkin anahtar kelimeler aracılığıyla bir arama yapılabilir. Bu sayede haberi yayınlamadan önce sosyal medyada yayılan videoya hızlıca erişilebilirdi. Çünkü vatandaş gazeteciliği ya da bir sosyal medya kullanımı alışkanlığı olarak insanlar çevresinde olan olaylar sonrasında bildiklerini, gördüklerini, duyduklarını sosyal medya aracılığıyla paylaşıma açabilir. Kullanıcılar tarafından oluşturulan içerikler günümüzde haberlerin oluşturulmasında artık büyük öneme sahip. Yine Instagram, Facebook gibi sosyal medya platformları da gazetecilerin bu konuda tarayabileceği bir diğer kaynak. Tabi içeriğin orijinalliği, yüklenme zamanı, kim tarafından yüklendiği de dikkat edilmesi gereken noktalar. Zira bölgede oturan birine Facebook üzerinden ulaşıp ona çeşitli sorular sorulabilir. Ondan alınan bilgiler çapraz doğrulama yöntemiyle kontrol edilerek habere farklı boyutlar da katılabilirdi. De Rosa sosyal medyada görülen bilginin son söz olmadığının altını çiziyor ve meydana gelen olayları teyit için ilk adım olması gerektiğini vurguluyor. İşin sırrıysa mümkün olduğunca fazla gözlem yapmak, kanıtları birleştirmek, diğer içeriklerle karşılaştırmak ve ilgili kişilerle doğrudan iletişime geçip doğruluğunu desteklemeye çalışmak. Kullanıcıların ürettiği içeriğin artık gazetecilikteki önemini vurgulayan bir çalışmada günümüzde olay yerinde bulunan kişilerin, yaşananları aktarmadaki önemi İran’daki Arap Baharı protestoları üzerinden anlatılıyor ve daha gazeteciler sahada bile değilken sosyal medyada bu konudaki içeriklerin yayılım hızına atıfta bulunuluyor. Çalışmada sosyal medyanın haberlerin üretim aşamasındaki artan payı ve bu aşamadaki doğrulamanın önemi de bir diğer altı çizilen nokta . Bu aşamada örnekler artırılabilir ancak söylenecek önemli bir cümle var. Gazetecilerin olaylar karşısında teyitleme reflekslerinin gelişmemesi, görmezden gelinemeyecek ipuçlarını atlamalarına neden olabilir ve oluyor. Bu olayda gördüğümüz en büyük aksaklıklardan biri de bu. Kaldığımız yere dönersek, görüntülerin yayılmasından kısa süre sonra Adana Valiliği’nden açıklama geldi . Açıklamada yaralanan A.H.’nin hayatını kaybettiği ve ilgili polis memurunun açığa alındığı yazıyordu. Polis memuru açığa alındıktan kısa süre sonra Adana Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Adana Cumhuriyet Savcılığı da kasten öldürme suçuyla soruşturma başlatıldığını belirtti . Gelişmelerle ilgili Adana Barosu da bir yazılı açıklama yayınladı. Baronun açıklamasında otopsi raporu ve görgü tanıklarının ifadelerine atıfta bulunuldu ve polis memurunun kimlik kontrolü yaptığı esnada üç metre mesafeden gencin göğüs bölgesine tek el ateş etmesi sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi. Polis memurunun ifadesi ve karar incelendiğinde de A.H.’nin göğsünden vurulduğu anlaşılıyor. Polis memuru, A.H.’yi kovalarken sendeleyerek düştüğünü ve silahın o sırada ateş aldığını belirtti. İfadeler incelendiğinde memurun, olayın gerçekleştiği mahalleyle ilgili güvenlik kaygıları olduğu, A.H. ve yanındaki arkadaşından şüphelendiği ve silahını bu yüzden çektiği gibi bilgilere ulaşılabiliyor. İfadelerdeki olay bölgesinde çok sayıda görgü tanığı olduğu, hatta polis memurunun kovalamaca sırasında bir ses duyduğu ve ateş edildiğini düşündüğü gibi ayrıntılar dikkat çekici. Yani aslında bölgede görgü tanıkları olduğu anlaşılıyor. Buradaki kritik noktalardan biri de olayın hemen sonrasında bir kişinin görüntüleri çekmesi ve olayı videonun aydınlatması. Elbette bu gibi olaylarda, görgü tanıklarının ya da yakınlardakilerin bilgiye gazetecilerden daha hızlı erişmesi normal. Ancak burada önemli olan, olayla ilgili doğru bilgiyi ulaştırma sorumluluğu olan gazetecilerin, bambaşka bir senaryo aktarması. Olay yerinde ilk duyulan bilgi bir kişinin bacağından vurulduğu yönünde olabilir, ama sonrasında belki hastanede bu kişinin akıbetini sormak, bu kişiyle ilgili biraz araştırma yapmak herkesin daha doğru habere ulaşması için bir görev. Olayın ortaya çıkmasından sonra bazı haber siteleri içeriklerini değiştirmeye başladı. Örneğin Google’da konuyla ilgili arama yapıldığında Milliyet’in sitesinde, içeriğin eski haline ilişkin ipuçlarına rastlanırken siteye girildiğinde haber metninin değiştiği dikkati çekiyor . Sabah , Ahaber , Mynet gibi siteler 28 Nisan 2020 18.00 itibariyle kontrol edildiğindeyse halen polisin yanlışlıkla vurduğu ve gencin bacağından yaralandığı ibaresinin yer aldığı görülüyor Başlığını ve içeriğini değiştiren başka siteler de var. Güvenilir ve sağlıklı haber sağlaması gereken ajansların ve internet sitelerinin olayı görüşündeki kusurlar dikkati çekiyor. Sitelerde yer alan içeriklerde kişinin bacağından vurularak yakalandığı ve hastanede tedavi altına alındığı belirtilirken, işin aslı sosyal medya sayesinde ortaya çıktı. Gazetecilikle ilgili bu önemli sınavda olan yanlışları ise Gazeteci Faruk Bildirici blogundan yayınladı . Bildirici, medyanın sınıfta kaldığı bu süreçte beş başlıkta hataları sıralıyor. İlki “silahsız bir kişinin polis tarafından vurulmasına, medya görev kazası gözüyle bakamaz” vurgusu. Bazı haberlerde yer alan “yanlışlıkla”, “başka çare bırakmadı” gibi ibarelere atıfta bulunan Bildirici, “Gazeteci okura verileri objektif yansıtmak zorundadır” diyor. Bildirici’ye göre bu tip başlıklar polisin davranışlarını meşru göstermek ve bu da gazetecinin görevi değil. Bildirici’nin son ve belki de en önemli tespiti ise haberlerdeki dile ilişkin. İnternet sitelerinde yer alan “Suriyeli” ibaresinin konuyla bir ilgisi olmadığını yazan Bildirici, bunun ayrımcılık olduğunu ifade ediyor ve “Bu polisin silah kullanmasına gerekçe yaratma çabası” diyor. Medyada nefret söylemi Türkiye’de yeni değil. Bu konuda raporların yanı sıra akademik alanda da çalışmalar mevcut. Öte yandan Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi A.H.’nin yaşamını yitirmesinin ardından bir açıklama yayınladı . Açıklamada A.H.’nin sigortasız, güvencesiz ve asgari ücretin altında çalıştığı belirtildi; 20 yaş altına getirilen sokağa çıkma yasağına rağmen çalışmak zorunda kaldığı vurgulandı: “Türkiye’de yaşayan göçmenlerin deneyimlerinde polis kontrolü demek aynı zamanda sınır dışı edilme riski, kötü muamele korkusu demektir.” Konu artık yargıda; ancak medyanın ciddi bir haber değeri taşıyan bu olayı aktarışındaki kusurlar, maddi hataların ötesinde sorunlar olduğunu gösteriyor. Bildirici’nin de dediği gibi içinde büyük sorunlar barındıran bu gazetecilik deneyimi, sosyal medyada yayınlanan bir videonun aracılığıyla doğru yansıtılabildi. Amaç belki hız, belki de otoriteleri korumaktı; ancak görünen o ki, ardındaki niyetten bağımsız olarak ülkedeki güncel anaakım gazetecilik pratikleri yeni yanlışlara gebe. Medyadaki ayrımcı dilin yaratabileceği tehditler de karşımızda duruyor." Araştırma: Uzmanlar koronavirüsle ilgili yanlış bilgilerle mücadelede ne öneriyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-uzmanlar-koronavirusle-ilgili-yanlis-bilgilerle-mucadelede-ne-oneriyor,"*Bu içerik ilk kez "" What experts say works for combating coronavirus misinformation "" başlığıyla Axios t arafından 28 Nisan 2020 tarihinde yayınlanmış ve Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Araştırmalara göre söz konusu yanlış bilgiyle mücadele olduğunda yetkililerin, yanlış bilgiler dolaşımdayken erkenden ve düzenli olarak doğru bulguları paylaşma ları, her bir yanlış bilgiyi doğrusunu ispat ettikten sonra çürütmeye çalışmalarından veya ‘yanlış’ olarak herkese duyurmalarından daha etkili. Bu araştırma, sağlık uzmanları, hükümet yetkilileri, internet platformları ve haber merkezlerinin koronavirüs bilgi salgınıyla (‘infodemi’) daha etkili ve verimli bir şekilde baş edebilmesi için bir yol haritası niteliğinde. FactCheck.org’un kurucu ortağı ve Pennsylvania Üniversitesi Annenberg Kamu Politikası Merkezinden Kathleen Hall Jamieson’ın araştırmasına göre, halkın gribe karşı aklıselim tedavilerle ilgili (mesela C vitamininin virüsden koruyup korumadığı gibi) bilgi birikiminde eksiklik olması, “ krizden çok daha önce gerekli bilgilerin etkili bir şekilde iletilmesi gerektiği ni” gösteriyor. Bristol Üniversitesi Bilişsel Psikoloji Bölümü Başkanı Avustralyalı psikolog ve profesör Stephan Lewandowsky’e göre eğer insanlar komplo teorilerindeki mantık hataları ndan haberdar olursa, buna benzer teorilere karşı daha dirençli olabilirler. Yanlış bilgi salgını sırasında milyonlarca olmasa da binlerce yanlış bilginin peşinden koşmamak için, NewsGuard’ın ortak kurucuları Steven Brill ve Gordon Crovitz, yanlış bilginin kendisinden ziyade, yanlış bilginin sürekli tekrar ettiği belirli internet siteleri veya yazarlar gibi, bilginin kaynağını tespit etmenin daha önemli olduğunu söylüyor. Hall Jamieson’a göre sağlık çalışanlarının, insanların yanlış bilgiyle çoğunlukla karşılaştıkları mecralarda bilgi vermeleri çok önemli. Hall Jamieson gibi bazı uzmanlara göre, belirli bir yanlış bilgiyi çürütmeden önce yüzde 10’luk bir kitleye ulaşmasını beklemek daha iyi bir yöntem. Aksi takdirde, gerçekten sorun yaratacak mertebeye ulaşmamışken, istemeden de olsa söylentinin yayılmas ını göze alıyorsunuz demektir. Hall Jamieson’e göre sağlık çalışanları, politika yapıcıları, haber merkezleri ve diğerlerinin, çürütmenin gerekli olduğu o eşiği anlama yetisine ek olarak dikkat etmeleri gereken bir şey daha var: Bir konuda yapacakları yatırımı belirlerken belli başlı yanlış bilgi türlerinin ne kadar sorun yaratabileceğini de değerlendirmeye alıyor olmalılar. Bu çabaların çoğu insanların, doğruluğu ne olursa olsun kendi siyasi görüşleriyle uyuşan bilgilere karşı gitgide daha da taraflı olduklarını hesaba katmıyor. Bir yere kadar, teknoloji platformları da küresel anlamda gerçek sağlık problemlerine neden olabileceğini düşündükleri yanlış bilgileri platformlarından kaldırarak bu yöntemi seçtiler. Toplum, 2016 yılındaki ABD Başkanlık seçimlerinden sonra ciddi bir şekilde “sahte haber” ve yanlış bilgileri fark etmeye başladığında, bilgiyi doğru ya da yanlış olarak işaretleyen ve buna göre engelleyen ya da platformdan kaldıran ikili çözümleri harekete geçirmek için çok gayret sarf edildi. Uzmanlar bunu iki nedenden dolayı tartışmalı buluyor. Bazı uzmanlara göre, ikili etiket gördüğünde insanlar sırf merakına yenik düşerek “yanlış” olarak işaretlenen içeriğe tıklıyor. Lewandowsky yargısını tamamıyla kanıtlayamamış olsa da ona göre “insanlar, gerçekleri doğrulayan ya da söylentileri çürüten açıklamalarla karşılaştıklarında, gerçeklere olan inançları daimi olur. ” Hall Jamieson şöyle diyor. “Biri ‘yanlış’ olarak işaretlenen bir şey gördüğünde, geriye kalan her şeyin doğru olduğunu zannediyor. Sorun ise, doğru olmayan birçok şeyin olduğu fakat bunların henüz işaretlenmemiş olması .” Teknoloji şirketleri, insanları yanlış içeriğe tıklamaya özendirmeden nasıl en iyi şekilde işaretleme yapabilecekleri konusunda çalışıyorlar . Koronavirüs pandemisini kuşatan yanlış bilgi krizini çözecek sihirli bir değnek yok. Fakat konu hakkında ve özellikle de internet çağına özgü olduğuna dair çıkacak daha fazla araştırma, bu konuda yol kat etmek için faydalı olabilir." Araştırma: Yanlış bilgi uyarıları sahte haberlerin sosyal medyada yayılmasını yavaşlatabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgi-uyarilari-sahte-haberlerin-sosyal-medyada-yayilmasini-yavaslatabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Red-flagging misinformation could slow the spread of fake news on social media "" başlığıyla Science Daily t arafından 28 Nisan 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medyada sahte haberlerin yayılması, 2020 ABD Başkanlık seçimleri için vahim sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir eğilim yaratıyor. Gerçekten de araştırmaların ortaya koyduğu üzere, halkın sahte haberlerle olan etkileşimi, ana akım kaynaklardan gelen meşru haberlere oranla daha yüksek. Bu da sosyal medyayı propaganda için güçlü bir kanal haline getiriyor. Dezenformasyon , yani kasten üretilen yanlış bilginin yayılımıyla ilgili yeni bir çalışmaya göre, haber başlıkları, teyitçiler, halk, haber medyası ve hatta yapay zekadan gelen güvenilirlik uyarılarıyla eşleştirilirse, insanların bu haberleri paylaşma isteğini azalabilir. Ancak bu uyarıların yarattığı etki, siyasi yönelim ve cinsiyete göre değişiyor . Doğru bilgiyi arayanlar için iyi haber ise şu: Resmi teyit kaynaklarına güven neredeyse sonsuz. Çalışma, New York Üniversitesi Tandon Mühendislik Fakültesinde Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Profesörü Nasir Memnon ile yine aynı üniversitenin aynı fakültesinde misafir araştırma profesörü ve Indiana Bloomington Üniversitesi Luddy Bilişim, Programlama ve Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Sameer Patil tarafından yürütüldü. Çalışmada, okurları hatalı ya da doğru olmayan haber başlıkları konusunda uyarmak için tasarlanmış birtakım yanlışlık bildirimlerinin etkisi de incelendi. ""Güvenilirlik Göstergelerinin Sosyal Medyada Haber Paylaşım İsteğine Etkileri"" adlı çalışma, 2020 ACM CHI Konferansı'nın Bilgi İşlem Sistemlerinde İnsan Unsurları üzerine yaptığı konferansta yayınlandı. Çalışmaya çevrimiçi ortamda bin 500 kişi katıldı ve haber başlıklarının altında gösterilen ""güvenilirlik göstergeleri""nin farklı gruplar arasındaki etkisi ölçüldü. ""Güvenilirlik göstergeleri"" şunlardı: ""Sosyal medya kullanıcılarının sahte haberleri paylaşma olasılıklarının, bu göstergelerden biriyle birlikte daha düşük olup olmadığını ve farklı güvenilirlik göstergelerinin, insanların paylaşım isteği üzerinde farklı düzeylerde etki edip etmediğini bulmak istedik,"" diyor Memnon. ""Ancak aynı zamanda yaş, cinsiyet ve siyasi yakınlık gibi demografik ve bağlamsal unsurların, bu göstergelerin etkisini ne oranda etkilediğini de ölçmek istedik."" Bin 500'den fazla ABD vatandaşından oluşan katılımcılar, 12 doğru, yanlış veya hiciv içeren haber başlığından oluşan diziye baktı. Yalnızca yanlış veya hiciv içeren başlıkların altına kırmızı bir yazırtipiyle güvenilirlik göstergesi dahil edilmişti. Katılımcılara tüm başlıklar için, ilgili makaleyi sosyal medyada arkadaşlarıyla paylaşıp paylaşmayacakları ve nedeni soruldu. ""İlk gözlemimizde, siyasi ideolojinin ve bağlılığın yanıtlarla yüksek oranda ilişkili olduğunu ve bireylerin siyasi düşünce merkezinin cumhuriyetçi de olsa demokrat da olsa hiçbir fark yaratmadığını gördük,"" diyor Memnon. "" Göstergeler siyasi yönelimden bağımsız olarak herkesi etkiledi , ancak demokratlar üzerindeki etkisi, diğer iki gruba kıyasla çok daha yüksekti."" Güvenilirlik göstergelerinden en etkili olanı açık ara teyitçiler oldu : Araştırmaya katılanlar, bu göstergeye sahip yanlış haberler başlıklarını yüzde 43 daha az paylaşma eğilimindeydi. Buna karşın bu oran ""Haber Medyası"", ""Halk"" ve ""Yapay Zeka"" için sırasıyla yüzde 25, yüzde 22 ve yine yüzde 22'ydi. Ekip, siyasi bağlılık ile her bir güvenilirlik göstergesinin paylaşma isteğini etkileyen eğilimi arasında güçlü bir ilişki buldu. Hatta yapay zeka güvenilirlik göstergesi cumhuriyetçilerin, gerçek olmayan haberleri paylaşma isteklerinin artmasına sebep oldu: Cumhuriyetçilerin güvenilirlik göstergelerinden etkilenme olasılığı daha düşük, sahte haberleri sosyal medyada paylaşma eğilimi ise daha yüksekti Sameer Patil, siyasi bağlılık ve cinsiyete bakılmaksızın teyitçilerin en etkili gösterge türü olduğ unu kabul etmekle birlikte teyit işinin çok emek gerektirdiğini ve yoğun bir iş olduğunu söylüyor. Aynı zamanda Cumhuriyetçilerin, yapay zeka tarafından güvenilir olmadığı söylenen haberleri paylaşmaya daha meyilli oldukları gerçeğine ekibin çok şaşırdığını belirtiyor. "" Muhafazakarlar haberlerin doğruluğunu saptamada daha geleneksel yollara güven eğilimi gösterse de bunu beklemiyorduk,"" diyor Patil. Aynı zamanda takımın, en etkili güvenilirlik göstergesini (yani teyitçileri), nasıl bugünün haber ortamıyla başa çıkabilecek kadar verimli hale getirebileceğini araştıracağını da ekledi. ""Belki de doğal dil algoritmalarını kullanmayı gerektirebilecek, yalnızca en çok ihtiyaç duyulan içerikleri teyit edebiliriz. Yani bu aslında kabaca söylemek gerekirse insanların ve yapay zekanın nasıl bir arada yürüyebileceği sorusu."" Ekip ayrıca erkeklerin, gerçek olmayan başlıkları kadınlardan bir buçuk kat daha fazla paylaşma eğiliminde olduğunu ve en büyük farkın, Halk ve Haber Medyası göstergelerinde olduğunu ortaya koydu. Erkeklerin güvenilirlik göstergelerinden etkilenme olasılığı daha düşük, sahte haberleri sosyal medyada paylaşma eğilimleri ise daha yüksek. Ancak göstergeler, özellikle de teyitçilerden gelenler, herkesin sahte haber paylaşma niyetini azaltıyor. Katılımcıların bir haber başlığını paylaşma nedeni için en sık verdikleri cevap ‘ sosyalleşmek ’ti. Sahte haber paylaşma nedenleri arasında en çok tekrar edilen sebep ise haberin komik olduğunu düşünmeleri oldu." Factory’de bootcamp tamamlandı sıra 'kuluçka'da!,https://teyit.org/teyitpedia/factoryde-bootcamp-tamamlandi-sira-kuluckada,"Teyit’in farklı disiplinlerden katılımcıların yanlış bilgi sorununa yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmesi için tasarladığı Factory programının Bootcamp aşaması tamamlandı. Factory’e gelen 50’ye yakın başvuru arasından altı aday bootcampe katılmaya hak kazandı. Bootcamp sonunda da gepetto ve Turnusol kuluçka programına dahil edildi. Ekipler altı ay boyunca Teyit ve Impact Hub İstanbul tarafından desteklenecek. Medya ve bilgi ekosistemi ndeki yanlış bilgi sorununa alternatif çözümler üreten aktörleri çoğaltmak ve desteklemek için yürüttüğümüz ve bu yıl ikincisini geliştirdiğimiz Factory’nin 2020 programı tamamlandı. Bu yıl Impact Hub İstanbul’un program tasarımı ve kolaylaştırıcılığıyla yürüttüğümüz Factory’nin Eskişehir ve Ankara’da düzenlediğimiz Fikir Geliştirme Atölyeleri’ne yanlış bilgi sorununu çözmek isteyen 50’yi aşkın katılımcı dahil oldu. Bu atölyelerde henüz çözüm fikri geliştirmemiş katılımcılar atölye kolaylaştırıcılarının sağladığı araçlarla hem yanlış bilgi sorununu etraflıca tartışma hem de alternatif çözüm yolları geliştirme fırsatı yakaladı. Programın olağan akışta Nisan ayında düzenlenecek Bootcamp ayağı ise Covid-19 salgını sebebiyle Mayıs ayında çevrimiçi gerçekleştirildi. Başvuruların ekipçe yapıldığı Bootcamp’e toplamda 35 başvuru alındı. Yapılan değerlendirmeler ve mülakatlar neticesinde yanlış bilgi sorununun farklı problem sahalarına çözümler geliştiren altı ekip programa katılmaya hak kazandı. Factory 2020 Bootcamp katılımcıları tanışma etkinliği Bootcamp çözüm odaklı ve sürdürülebilir fikirlere iş modeli geliştirilmesi için tasarlanmış bir program. Bu programda ekipler iş fikirlerinin hedef kitlesinden, potansiyel gelir kaynaklarına pek çok meseleyi tartışma ve planlama fırsatı yakaladı. 9-10 Mayıs ve 16-17 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen Bootcamp’te ekipler geliştirdikleri iş modelleri ve fikirlerle ilgili geri bildirimler almak ve varsayımlarını test edebilmek için farklı disiplinlerden gelen, alanında uzman mentörlerle görüştü. Etkinlik çevrimiçi gerçekleştirildiği için topluluğun birbiriyle kaynaşması ve biraradalığını sağlamak maksadıyla kullandığımız Miro programında katılımcıların kendilerini tanıtmak için oluşturdukları karakterler. Mentör görüşmelerinin ardından nihai halini alan iş modellerini Factory topluluğu ve jüriye sunan ekipler içlerinde girişimcilerin, akademisyenlerin ve medya profesyonellerinin de olduğu jüri tarafından değerlendirmeye alındı. Etki potansiyeli, yenilikçilik, ölçeklenebilirlik gibi kriterler göz önünde bulundurularak yapılan değerlendirme sonucunda Ankara’dan Turnusol ve Eskişehir’den geppetto ekibi Teyit’in bu yıl ilk kez başlatacağı altı ay sürecek kuluçka programına katılmaya hak kazandı. Dijital mezuniyet töreni Turnusol metin madenciliği ve makina öğrenmesi yöntemleri kullanarak medyadaki sahte haberleri tahmin edebilecek bir algoritma geliştirmeyi amaçlayan iki kişilik bir ekip. Ekipten Suat Atan, Factory deneyimleriyle ilgili şunları aktardı; Adı üzerinde, ""Factory"". Bu girişim fabrikasına çözmek istediğimiz soruna dair fikrimizi girdi olarak sokup çıktı olarak bu soruna dair somut bir girişimin temellerini görmek istiyorduk. Factory öylesine bir etkinlik değil bir zorunluluktu? Neden mi? Innovator’s Hypothesis adlı kitabında Michel Schrage çoğu kez ""iyi fikirlerin pek işe yaramadığını söylüyor"". Söz gelimi kilo vermek için bol egzersiz ve diyet iyi bir fikirdir ancak bu fikir obezite sorununu çözmez diye ekliyor. Aynı durumdaydık. İyi fikrimiz vardı ancak bunun somut bir şekle gelmesi ""haydi başlayalım"" heyecanı ile değil daha makul adımlarla ilerlemesi gerektiğine inanıyorduk. Factory bunu da yaptı, varsayımlarımızdan emin miyiz?"" sorusu belki de aldığımız en önemli dersti. Bootcamp boyunca edindiğimiz bilgiler, sahiplerinin sesinden duyduğumuz somut tecrübeler, Teyit ’in deneyimleri bizi ""dönüştürdü"". Şimdi ise ilk fikrimiz veya bundan sonra ortaya çıkacak başka fikirler ne olursa olsun atmamız gereken adımların (tabii gerekiyorsa atmamamız gereken adımların) ne olduğunu biliyoruz. Teyit ettik. Teşekkürler Factory. Eskişehir’den katılan 3 üniversite öğrencisinin oluşturduğu geppetto, Blockchain teknolojisini kullanarak değiştirilemez, şeffaf ve merkeziyetsiz bir ağ oluşturmayı hedefliyor. Bu amaçla teyitçileri ve kullanıcıları bir araya getiren bir platform tasarlayan geppetto, teyitçilerin elini güçlendirerek yanlış bilgiyle mücadele ediyor. geppetto’dan Ali Turan Çetin ise programla ilgili düşünceleri şöyle aktardı ; Karmaşık ve çok yönlü bir problem olmasından dolayı yanlış bilgi problemi tek bir kuruluşun veya kişinin tek başına çözebileceği bir sorun değil. Bu problemle başa çıkmak veya probleme karşı tutarlı çözümler üretebilmek için ana odak noktası yanlış bilgi olan bir topluluğa ihtiyacımız var. İşte bu noktada ülkemizde yanlış bilgi sorunuyla savaşın en başarılı temsilcilerinden teyit'in sorumluluğu üstüne alması ve bu topluluğu oluşturmak için Factory programını düzenlemesi hem çok değerli hem de örnek bir davranış. Farklı alanlardan ve farklı perspektiflerden katılımcıların bir araya gelerek yanlış bilgi sorununa multidisipliner çözümler ürettiği Factory programı bizim için kurguladığımız çözümün geçerliliğini ve sürdürülebilirliğini test edebilmemiz ve çözümümüze farklı bakış açıları getirebilmemiz açısından çok faydalı oldu. Programın düzenlenmesinde ayrıca büyük emeği olan Impact Hub Istanbul ve Joon ekibine de çok teşekkür ediyoruz. geppetto olarak Factory topluluğunun bir parçası olduğumuzdan dolayı çok mutluyuz ve kendimizi hedef aldığımız soruna karşı çok daha güçlü hissediyoruz. Program tasarımı ve kolaylaştırıcılığı üstlenen Impact Hub kurucu ortaklarından Semih Boyacı, programın odağındaki sorunların çözümünün ekosistem odaklı bir bakış açısını gerekli kıldığını belirtirken, bu sorunun ne denli büyük olduğunun Covid-19 sürecinde bir kez daha deneyimlendiğini belirtti. Boyacı, odaklandığı alanda başarılı olan ve etki yaratan sosyal girişimlerin bu gibi iş geliştirme süreçlerini desteklemesinin toplumsal faydayı artırdığı ve bu yüzden Teyit ekibiyle tematik bir kuluçka programı tasarlamanın anlamlı olduğu görüşünde. Teyit kurucusu Mehmet Atakan Foça da programın yanlış bilgiyle olan mücadeleyi güçlendirmesinin yanı sıra, aynı soruna farklı çözümler getirmek isteyen kişi ve gruplarla da bir topluluk haline gelmeyi sağlayacağı inancında. Altı aylık kuluçka desteklerinden faydalanacak Turnusol ve geppetto ekibi Aralık 2020’ye kadar Teyit ve Impact Hub İstanbul’un sağlayacağı çeşitli desteklerden faydalanacak. Kuruluş aşamasında ekiplere beşer bin lira başlangıç hibesi, Teyit ve Impact Hub ağlarına erişim, altı ay boyunca danışmanlık, veri ve araştırma desteği bu aşamada önem verdiğimiz noktalardan. Factory giderek büyüyen bir topluluk. Bilgi düzensizliği yle mücadele etme gayesi güden her ekibi yaratmak istediğimiz yeni bilgi ve medya ekosisteminin bir parçası olarak görüyoruz. Bu bilgi ekosistemi doğru bilgi temelli, bilgiye erişimin adil, bilgi paylaşımının şeffaf ve işbirliğinin hüküm sürdüğü bir ekosistem. Bu ekosistemin hayalini kuranlarla birlikte önümüzdeki yıllarda Factory’de yeniden buluşmayı umuyoruz." Araştırma: Amerikalılar Covid-19 bilgi salgınıyla başa çıkmakta zorlanıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-amerikalilar-covid-19-bilgi-salginiyla-basa-cikmakta-zorlaniyor,"*Bu içerik ilk kez "" Americans Struggle to Navigate Covid-19 “Infodemic "" başlığıyla Knight Foundation t arafından 1 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Koronavirüs küresel salgınıyla birlikte ortaya, Dünya Sağlık Örgütü'nün “infodemi,” yani bilgi salgını olarak adlandırdığı, Covid-19 hakkında bir kısmı yanlış olan bilgi fazlalığı durumu ortaya çıktı. Amerikalılar, çok çeşitli bilgi kaynaklarına kolay erişebilmeleri nedeniyle koronavirüs hakkında bilgi edinmenin zor veya kolay olduğu konusunda eşit olarak bölünmüş durumda. Yüzde 58 virüs hakkında iyi bilgilendiklerine inanıyor. Yüzde 36 ise bunalmış hissettiklerini ifade ediyor. ABD'li yetişkinler, virüsle ilgili yanlış bilgilerin büyük bir sorun olduğunu kabul ediyor. En yaygın iki yanlış bilgi kaynağı nı tanımlamaları istendiğinde, toplamda yüzde 68 sosyal medya, yüzde 54 ise Trump yönetimi cevabı veriyor. Ancak ilk cevap olarak Trump yönetimini (yüzde 47) verenler, ilk cevap olarak sosyal medya (yüzde 15) cevabını verenlerden daha fazla. Amerikalılar doğru bilgileri yanlış bilgilerden ayırt etme konusunda üç kaynağa eşit derecede güveniyorlar: sağlık uzmanları veya bilgi kaynaklarına doğrudan başvurmak, en güvenilir haber kaynaklarına bağlı kalmak veya normalde olduğundan daha fazla haber kaynağını taramak. Ancak genç ve yetişkinlerin stratejilerinde fark var. Bu sonuçlar, Knight Foundation Trust, Media and Democracy girişiminin koronavirüse odaklanan özel Nisan 14-20 Gallup / Knight Foundation anketinin bir parçası. Koronavirüs esnasında Amerikalıların haberlere ilgisi arttı . Televizyon ve gazete gibi standart haber kaynaklarına ek olarak, internet ve sosyal medya aracılığıyla istedikleri zaman bilgi edinebiliyorlar. Koronavirüs hakkındaki mevcut bilgi miktarının, iyi bilgi edinmeyi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı sorulduğunda, yarısı kolaylaştırdığını, diğer yarı da zorlaştırdığını söylüyor. İnsanların bilgi edinmenin kolay ya da zor olduğu hakkındaki görüşleriyle, medya hakkındaki tutumları arasında sıkı bir bağıntı var (partizanlık da dahil olmak üzere diğer değişkenlerden daha sıkı bir bağıntı bu). Medya hakkında olumlu görüşü olanların yüzde 70’i, bilgi edinmenin daha kolay olduğunu söylerken, haber medyasına karşı olumsuz görüşleri olan kişilerin yüzde 64'ü daha zor olduğunu düşünüyor. Ankete göre Amerikalıların yüzde 58'i, kendilerini koronavirüs hakkında iyi bilgi edinmiş olarak tanımlıyor. Haber medyası hakkında olumlu görüşleri olan Amerikalıların bu konudaki oranı (yüzde 79), haber medyasına karşı olumsuz görüşleri olanların oranının yaklaşık iki katı (yüzde 41). Aynı zamanda, ABD'li yetişkinlerin yüzde 36'sı, koronavirüs hakkındaki bilgi miktarının boğucu olduğunu ifade ediyor. Bilgi edinmenin daha zor olduğunu söyleyenlerin yüzde 48'i, yani neredeyse yarısı, bilgi bolluğundan bunaldıklarını söylüyor. Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve bağımsızlar, tıpkı haber medyası hakkında olumlu veya olumsuz görüşlere sahip olanlar gibi, bunalmış hissettiklerini söyleme konusunda eşit oranlara sahipler. Ancak gençlerin, yetişkinlere oranla bunaldıklarını söylemeleri daha olası. Yaş farklılıklarının arkasındaki nedenler belirsiz. Gençler, yetişkinlere (55 yaş ve üstü) göre haberlere daha az dikkat ettiklerini belirtseler de dikkat seviyeleri orta yaşlı yetişkinlerle eşit. Koronavirüs hakkındaki bilgileri teyit derken hangi yolu izledikleri sorulduğunda, Amerikalıların üç yaklaşımdan faydalandığı ortaya çıktı. Katılımcıların yüzde 34’ü en çok güvendikleri bir veya iki kaynaktan bilgi aldıklarını söylüyor; yüzde 31 doğrudan sağlık uzmanlarına veya resmi sağlık kuruluşlarının internet sitelerine başvuruyor; yüzde 30 ise normalden daha fazla ve farklı haber kaynaklarına başvuruyor. Yeni koronavirüs hakkındaki bilgileri çözümlemek için yalnızca yüzde 4 arkadaşlarına ve ailesine güveniyor. Genç ve yaşça daha büyük Amerikalılar koronavirüs hakkındaki bilgilerin doğruluğunu tespit etmek için çok farklı yaklaşımlar izliyor . 35 yaş altı çoğunlukla sağlık çalışanlarına veya sağlıkla ilgili internet sitelerine başvururken, 55 yaş ve üstü yetişkinler genelde en çok güvendikleri bir veya iki haber kaynağına bakıyor. Hatta gençlerin sağlık çalışanlarına başvurma olasılığı (yüzde 41), yaşça daha büyük yetişkinlere göre iki katından daha fazla (yüzde 18). Yaşça büyük olan yetişkinlerin en güvenilir haber kaynaklarını temel alma olasılığı (yüzde 49) gençlere kıyasla iki katından daha fazla (yüzde 23). Gençler ve yetişkinler Covid-19 hakkındaki bilgileri değerlendirmek için farklı yaklaşımlar izleseler de partizanlar büyük ölçüde böyle yapmıyor. Cumhuriyetçilerin ve Demokratların ana haber kaynaklarına odaklanma oranları (sırasıyla yüzde 40 ve 36) veya birden çok haber kaynağına başvurma oranları (yüzde 32 ve 29) birbirine yakın. Demokratların sağlık çalışanlarına veya sağlıkla ilgili internet sitelerine başvurma eğilimi (yüzde 32) Cumhuriyetçilere göre biraz daha yüksek (yüzde 22). Federal ve eyaletlerin seçilmiş yetkililerinin koronavirüsle nasıl mücadele ettiklerine dair taraflı olağan tartışmalara ek olarak, bu konudaki bilgiler, Covid-19'un olası tedavileri ve bu hastalıktan kaçınma yöntemlerini içeriyor. ABD'li yetişkinlerin yüzde 78’i, koronavirüs hakkındaki yanlış veya hatalı bilgilerin büyük bir sorun olduğuna inanıyor. Geri kalanların çoğu, bunun küçük bir sorun olduğunu söylüyor. Çoğu önemli alt grup mensupları, koronavirüs hakkındaki yanlış bilgiden yüksek düzeyde endişe duyuyor: Demokratların yüzde 82'si, bağımsızların yüzde 79'u ve Cumhuriyetçilerin yüzde 73'ü bunun büyük bir sorun olduğuna inanıyor. Amerikalılardan, en sık başvurdukları iki bilgi kaynağı nı söylemeleri istendiğinde çoğunluk, birinci ve ikinci seçenek olarak sosyal medyayı (yüzde 68) ve Trump yönetimini (yüzde 54) söyledi. Yüzde 45, Covid-19 ile ilgili yanlış bilginin en çok kaynaklandığı birinci ve ikinci mecra olarak ana akım ulusal medyayı söyledi. Diğerleri ise seçilmiş devlet yetkililerini, aile ve arkadaşları veya yerel haberleri seçiyor. Sosyal medya, birinci ve ikinci seçeneklerde ilk sırada yer alsa da yalnızca yüzde 15'lik bir kitle sosyal medyayı ""ana kaynak"" olarak tanımlıyor. Amerikalılar çoğunlukla Trump yönetimini (yüzde 47) veya ana akım ulusal haberleri (yüzde 33) birincil mezenformasyon kaynağı olarak seçiyor. Partizanların, yanlış bilgiden en çok hangi şahısların sorumlu olduğuna dair net fikirleri var. Demokratlar için Trump yönetimi; Cumhuriyetçiler için ise ana akım ulusal haber medyası. Ancak Demokratların Trump yönetimini işaret etme olasılığı, Cumhuriyetçilerin ana akım medyayı sorumlu bulma olasılığından daha yüksek. Bağımsızlar ise eşit şekilde, Trump yönetimini ve ana akım haber medyası olduğunu düşünüyor. On Amerikalıdan dördü sosyal medya şirketlerinin, koronavirüs hakkında yanlış bilgi içerdiğinden şüphelendikleri gönderileri internet sitelerinden veya uygulamalarından derhal kaldırması gerektiğine inanıyor. Eşit orandaki diğer bir kesime göre ise sosyal medya şirketleri, içinde yanlış bilgi olduğunu doğrulayana kadar gönderi platformda kalmalı. Yüzde 14’lük görece az bir kesim ise sosyal medya şirketlerinin, gönderilerin yanlış bilgi içerip içermediğine bakmadan platformda bırakması gerektiğini düşünüyor. Demokratların, yanlış bilgiyle mücadelede Cumhuriyetçilere ve bağımsızlara oranla agresif bir yaklaşımı destekleme olasılığı çok daha yüksek. Demokratların çoğunluğu (yüzde 57) sosyal medya şirketlerinin, yanlış bilgi içerdiğinden şüphelenilen gönderileri hemen kaldırması gerektiğine inanıyor. Cumhuriyetçiler ve bağımsızlar sosyal medya şirketlerinin, yanlış bilgi içerdiğini kesinleştirene kadar gönderiyi platformda bırakması gerektiğini düşünüyor. Tüm parti grupları arasında en çok Cumhuriyetçiler, doğruluğunu teyit etmeden gönderilerin platformda bırakılması gerektiğini düşünmeye yatkın. Bulaşıcı hastalıkları inceleyen sağlık çalışanları dışında Amerikalılar, hastalık ABD'ye yayıldığında koronavirüs hakkında hiç ya da çok az bilgi sahibiydi. Bununla birlikte, haber medyası, internet ve sosyal medya gibi önemli bilgi kaynakları, bu bilgi boşluğunu doldurmaya yardımcı oldu. İnsanların Covid-19 hakkında öğrendikleri bilgilerin doğruluğu ve niteliği, beden sağlığını etkileyebilir ve hatta ölümcül sonuçlar doğurabilir. Amerikalıların geniş bir bilgi yelpazesine erişebildiği bir zamanda ""bilgi salgını"" yalnızca bilim insanları ve hükümet yetkilileri tarafından bildirilen gerçek bilgileri değil, aynı zamanda asılsız söylentileri ve tamamen yanlış bilgileri de kapsıyor. Bu nedenle, federal ve eyalet halk sağlığı kurumları, federal ve eyaletteki seçilmiş yetkililer ve haber medyası da dahil olmak üzere halkı eğitmeye çalışan kurumlara güven, küresel salgınla başa çıkma konusunda kritik öneme sahip. Kurumlara güvenin öneminin kanıtı olarak, haber medyası hakkında olumlu görüşlere sahip Amerikalılar, koronavirüs hakkında bilgi almanın daha kolay olduğunu söylerken, haber medyasını olumsuz olarak görenler, bilgiye erişmenin daha zor olduğunu belirtiyor." Twitter Trump gerilimini nasıl okumalı?,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-trump-gerilimini-nasil-okumali,"Son günlerde hakikat sonrası çağın köşe taşı olabilecek tartışmalarından birini yaşıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile Twitter arasında, medya ekosisteminin tüm aktörlerini ilgilendiren bir gerilimle karşı karşıyayız. Twitter’ın, Trump’ın iki tweetine koyduğu “teyit uyarısı” ile başlayan süreç, bir başkanlık kararnamesi yayınlanmasına kadar vardı. Twitter 2020’nin ilk çeyreğinde, yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde manipüle edilmiş görselleri işaretleyeceğini açıklayarak doğrulama konusunda adım atacağının sinyalini vermişti . Gelişmenin öncesinde t cetveli isimli podcastimizde de konuyu tartışmış ve Twitter gibi bir sosyal medya şirketinin olası uygulamanın metodolojisi ve nasıl adımlar atılacağının açıkça belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştik . Geçen zamanda tartıştığımız konularla ilgili pek bilgi paylaşılmadı. Ancak Covid-19 kriziyle birlikte Twitter yanlış bilgi içeren bazı tweetleri işaretlemeye başladı. Hatta BBC, bu konuyu haberleştirirken Shayan Sardarizadeh’in bir yorumuna da yer verdi. Sardarizadeh, Facebook’a benzer bir işaretleme yapan Twitter’ın bağımsız teyitçilerle çalışmadığını hatırlatırken, sosyal medya şirketlerinin düşünce özgürlüğüne hassasiyet göstermesi gerektiğini vurgulamıştı . Uygulama sonrasında politik bir alana geçti . 26 Mayıs tarihinde ABD Başkanı Donald Trump attığı tweetiyle 3 Kasım'daki başkanlık seçimlerinde posta yoluyla kullanılacak oyların hileye açık olduğunu, oy sandıklarının çalınacağını ve sahte oy pusulası basılacağını öne sürmüştü. Bu paylaşımın ardından Trump’ın tweetinin altında bir uyarı belirdi ve ""bu konudaki gerçekleri öğrenin"" notu iliştirildi. Hamlenin ardından Trump bir açıklama yaptı ve ""yalancı basın"" ifadesini da tekrarlayarak Twitter’ın ifade özgürlüğünü kısıtlamasına başkan olarak izin vermeyeceğini söyledi. Sonrasında el artırarak gerekirse sosyal medya platformlarını regüle edecek düzenlemeler uygulayacaklarını, hatta kapatabileceklerini belirtti. Başka bir tweetinde de doğrudan bir Twitter çalışanını hedef gösterdi . Twitter CEO’su Jack Dorsey de karşı bir açıklama yaptı; yanlış veya tartışmalı bilgileri engellemeye devam edeceklerini söyledi ve çalışanların konu dışında bırakılması gerektiğini vurguladı . Polemiğe Facebook’un yöneticisi Mark Zuckerberg de dahil oldu ve bir televizyon programında Twitter’ı eleştirdi : “Bu konuda Twitter’dan farklı bir politikamız olduğunu düşünüyorum. Facebook’un insanların internette söylediği her şeyde gerçeğin belirleyicisi olmaması gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyorum. Genel olarak özel şirketler, özellikle de bu platformlar bu pozisyonda olmamalı.” Sonrasında da meşhur başkan kararnamesi yayınlandı. Kararname sosyal medya şirketlerine yönelik yasal korumanın azaltılmasını ve bu şirketlerin daha sıkı denetlenmesini öngörüyor. Kararname denetleyici kurumlara, Facebook ve Twitter gibi şirketlere karşı gerektiğinde yasal işlem başlatma yetkisi de veriyor . Twitter da bu düzenlemenin ifade özgürlüğünü ve demokrasiyi engellediğini dile getiren bir yanıt verdi . Tartışmalar burada bitmedi. Minneapolis’te George Floyd adlı siyah bir vatandaşın polis tarafından öldürülmesi, ırkçılık tartışmasını alevlendirdi. Sokaklarda polise ve politikalara yoğun tepki sürerken, Trump bir tweet daha attı ve yağma başlarsa silahların ateşleneceğini söyledi . Twitter Trump’ın bu tweetini de şiddeti övdüğü gerekçesiyle engelledi. Tweete eklenen mesajda, Twitter’ın topluluk kuralları hatırlatılıyordu . Beyaz Saray hesabından atılan tweete de aynı işlem uygulandı . An itibariyle tansiyon karşılıklı açıklamalarla artmaya devam ediyor. Twitter’ın doğrulama uygulamasına geri dönelim. Sosyal medya şirketlerinin doğru haberleri öne çıkarması, yanlış bilgi bombardımanının yoğun olduğu günümüzde önemli. Ancak bir o kadar önemli olan bir diğer konu da bunun nasıl yapıldığı. Facebook birkaç yıl önce bu konudaki tehditlerin ve yayılımın önüne geçmek için, bağımsız teyit platformlarıyla anlaştı ve platformunda bu bilgilerin önlenmesi için çalışmalarına hız kazandırdı. Teyit’in de bir parçası olduğu anlaşmayla platformda birçok yanlış bilginin yayılmasının önüne geçildi. Facebook IFCN ile anlaşarak sahte haberle mücadele ederken nitelikli bir yöntem izlenmesini kabul etti. Yani yanlış bilgiyle mücadelede çok güçlü bir metodoloji ve herkese aynı standartta uygulanan bir usül merkeze alındı. Ancak Twitter doğrulama hamlesini, farklı bir strateji izleyerek yaptı. Platform sahte haberle mücadele edeceğini belirtti, ancak metodoloji ve yol haritasını açıklamadan önce, dünyanın en popülist siyasi liderlerinden birinin tweetini engellemeyi seçerek savaşın fitilini ateşledi. Attığı adımın geri tepmesi bir yana, sosyal medya platformlarının engellenebilmesine bile zemin hazırlayan bir kararnamenin de ortaya çıkmasına neden oldu. Trump’ın imzaladığı ve devletin sosyal medyaya doğrudan müdahalesini mümkün kılan kararname, günün sonunda yaklaşan başkanlık seçimleri öncesi gazeteciler ve teyitçiler için de tehdit. Sosyal medya ile mücadelede devletin rolü konusu da zaman zaman Teyit’in podcastinde tartıştığımız konulardan biriydi . Teyit’in kurucusu Mehmet Atakan Foça ise Twitter’ın adımının yarardan çok zarar getirdiği görüşünde. Foça bunun şeffaflığı, tarafsızlığı test edilmemiş bir uygulamayla yapılmasının gereksiz bir kavga başlattığını belirtirken “'İlk kez' ve 'sadece' Trump'la sınırlı kalmasaydı, Twitter kullanıcıları daha önce bu yöntemi görmüş ve geribildirim vermiş olsaydı, tasarım A/B testiyle denenseydi, neyin yanlış olduğu kararını Twitter değil bağımsız teyitçiler verseydi, yine sonuç bu mu olurdu?” görüşünü dile getiriyor . IFCN direktörü Baybars Örsek de, teyit işlemlerinin şeffaf ve tarafsız olması, bir olguyu kimin ve nasıl teyit ettiği ile ilgili tanımların açıkça belirlenmesi gerektiği görüşünde . Birçok başka teyitçiden de benzer tepkiler geldi . Akademisyen Sarphan Uzunoğlu ise kişiye özel mecra çıkışlı doğrulamanın göze hoş gelen bir halkla ilişkiler uygulaması olduğunu, ancak problemin özüne müdahale etmediğini belirtiyor . TGS Akademi koordinatörü Orhan Şener de ""Trump'a yöneltilen eleştiriler, düzeltmeler birçok devlet başkanı için de geçerli. Hepsine aynı muamele gerekir derken, iş sadece somut bir olgu doğrulama ile sınırlı tutulsa ve görece nötr 3. bir kuruma yaptırılsa durum farklı olurdu ama mevcut hâli ile garip"" diyor . Twitter’ın hamlesi belli ki tartışılmaya devam edecek. Bu adım teyitçiliğin sansür olmaması gerektiğinin altını bir kez daha çizerken, kişilerden bağımsız, tarafsız ve gerçeğe odaklı doğrulama yapılmasının önemini de ortaya çıkardı. Twitter’ın doğrulama politikasında değişikliğe gidip gitmeyeceği merak konusu; Trump’ın çıkardığı kararnamenin yaratabileceği olası tehditler ise ayrı bir tartışma." Yeni BDDK yönetmeliğinin sosyal medya denetimi ile zoraki ilişkisi,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-bddk-yonetmeliginin-sosyal-medya-denetimi-ile-zoraki-iliskisi,"Aslında finansal kurumların piyasa manipülasyonunu engellemek için çıkarılan bir yönetmelik, nasıl oldu da sosyal medyada yanlış bilgi yayan bireylerin yaptırıma uğratılması sonucunun çıkarılmasına neden oldu? Mayıs ayının ilk haftası Türkiye ekonomisi açısından epey hareketliydi. Enflasyon verilerinin açıklanmasıyla başlayan ayda dolar/TL paritesi 7,27’yi gördü . Ekonomistler yükselişin sebebini piyasada artan likidite ihtiyacı olarak yorumlarken zaten bir süredir dolaşımda bulunan “Merkez Bankası’nın para bastığı, rezervlerinin döviz ihtiyacını karşılayamayacak düzeye indiği” iddiaları kamuoyu tarafından gündeme getirildi . Bir yandan da Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın internet üzerinden yabancı yatırımcılarla yaptığı toplantı konuşuluyordu . Ekşi Sözlük'teyse ""ekonomiyle ilgili haberlerin yasaklanması"" başlığı açılmıştı bile. Dolar kuru zirvede seyrederken 7 Mayıs 2020’de Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelik incelenmeye değer. Yönetmelikte özetle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na (BDDK) bankaların finansal piyasalara yönelik “manipülatif ve yanıltıcı” olduğu düşünülen faaliyetlerine karşı yetki tanıyor. Yönetmelik, geçtiğimiz Şubat ayında Bankacılık Kanunu’na eklenen “Finansal piyasalarda manipülasyon ve yanıltıcı işlemler” maddesine referansla çıkarılmış. Yani sosyal medyada adı geçen düzenlemenin, dolar kurundaki dalgalanmaları amaçladığı doğru değil. Ama manipülatif içerikler yayınlayanlara yönelik cezalar eskiden iki yıldan başlayan hapis cezası iken artık bu cezanın tabanı üç yıla çıkarılmış oluyor. Değişikliğin Teyit ’in radarına girmesinin sebebiyse dördüncü maddesinin (f) fıkrası : f) Yanlış veya yanıltıcı olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde, bir referans değer hakkında yanlış veya yanıltıcı bilgiler iletmek, yanlış veya yanıltıcı girdiler sağlamak ya da bir referans değerin hesaplanmasını manipüle edici herhangi bir davranışta bulunmak. Bu düzenlemede “yanlış ve yanıltıcı” denerek hangi bilgiler kastediliyor? Teyit ’in görüştüğü Avukat Nusret Arslan yönetmeliğin bireylere yönelik bir yaptırım içermediğini, yalnız bankaları hedeflediğini belirtti. Alternatif Bilişim Derneği’nden Avukat Faruk Çayır da Teyit ’e bireylerin hedeflenmediğini söyledi. Yönetmelik Şubat 2020’de değişen Bankacılık Kanunu’nun 76. maddesine atıfta bulunuyor. Kanunda manipülatif işlemler şöyle sıralanıyor : “İnternet ortamında yalan bilgiler” ifadesinin muğlak olması, konunun Ekşi Sözlük gibi mecralarda da yanıltıcı haberlere yasak gelmiş gibi konuşulmasına sebep olmuş. 10 Mayıs 2020’de BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben ilgili düzenlemeler ve üç bankaya konan işlem yasakları hakkında AA’ya konuştu . Akben yönetmelikte Avrupa Birliği'nin 2014 tarihli Piyasa Bozucu Eylemler Regülasyonu’nun ( Market Abuse Regulation ) esas alındığını belirtiyor. Gerçekten de AB düzenlemesinin 47. maddesinde, yalan haberlerin serbest piyasayı bozabileceği ve “kasten yanlış yönlendirmenin” engellenmesi gerektiği söyleniyor. Başkan Akben ayrıca ekonomiyle ilgili haber analizlerinin engelleneceğinin doğru olmadığını belirtmiş. Yani şimdilik dolar kuru ve piyasadaki spekülasyonlarla ilgili bir haberin devlet tarafından engellenip cezalandırılmayacağını anlıyoruz. Bu yönetmelik maddesiyle ilgili Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü'nden Refet Gürkaynak da Teyit ’e iktisadi sonuçların bahsedilmesinin kovuşturma sebebi sayılmasının bankaların kendisinden banka çalışanlarına kadar pek çok tarafı etkilediğini, değişikliğin bu nedenle sanki haberlere yönelik bir yasaklamaymış gibi algılandığını açıkladı. Gürkaynak, geçen hafta üç yabancı bankaya gelen ve dört gün sonra kaldırılan SWAP yasağının da kişiler üzerinde korkuya yol açmış olabileceğini ekledi. Gazeteci Erdal Sağlam da DW Türkçe’de ekonomi hakkında yorum yapma yasağı gelebilmesi ihtimalini “artık ucu açık suçlamaların mümkün olabileceği” şeklinde yorumluyor . Finans analisti Dr. Murat Kubilay ise “En nihayetinde herkes TV’leri açtığında döviz kurunu, altın, faiz fiyatını, çarşı pazarda da durumu görüyor. Dolayısıyla ekonomiyi çözemiyoruz, konuşulmasını azaltalım demek, çözüm değil. Hükümet muhtemelen, yurtiçi yerleşiklerin daha fazla döviz mevduatlara yönelmesini engellemek istiyor” yorumunu yapıyor . Ekonomi hakkındaki yayımları engelleme çabaları aslında yeni değil. Ağustos 2018’de liranın dolar karşısında yine bir gecede değer kaybı sonrasında Sermaye Piyasası Kurulu 13 Ağustos 2018’de bir açıklama yapmıştı . Bu duyuru sonrası ekonomi hakkında sosyal medyada sahte haberleri yayan kullanıcılara karşı soruşturmalar başlatılmıştı. 2018 Ağustos’unda “kurların yükseldiği” haberi yapanlar hakkındaki duruşmalar da halen devam ediyor. Poynter’da yer alan bir yazıda ülkelerin sahte haberle mücadele yolları özetlenmiş . Bu kaynak niteliğindeki yazı sık sık güncelleniyor. Ekonomi alanında yayılan sahte haberlere devlet müdahalesi Benin, Çin ve Mısır gibi ülkelerde bulunuyor. Fakat bu ülkelerde durum çok iç açıcı değil. Örneğin Benin’de Nouvelle Economie isimli bir ekonomi dergisinin editörlerinden biri yayımlanan ekonomi haberleri sebebiyle Nisan ayında tutuklandı . Ekim 2018’de de Mısır’ın ekonomi politikalarıyla ilgili haber yapan aktivistler hapse girmişti . Oysa ki serbest piyasa ekonomisi, devletin piyasalar üzerindeki minimum müdahalesi üzerine kurulu. Ekonomik faaliyetlerin rekabet şartları içinde serbestçe yapılabildiği ve sorunların fiyat mekanizmasıyla çözüldüğü koşullarda, bu mekanizmayı oluşturan şey pazar koşullarından haberdar olan aktörler. Piyasada oluşan arz ve talep sonucunda mal ve hizmetin fiyatı ortaya çıktığına göre, liberal ekonomide piyasaya dair haber analizi ve yorumu okumak doğal karşılanmalı. Ancak Türkiye’de bir süredir gündemde olan sosyal medya üzerinde devlet denetimi tartışmaları ile ifade özgürlüğü hakkındaki kaygılar, BDDK düzenlemesindeki boşluk ya da muğlaklıkların, başka bazı düzenlemelerle ilişkilendirilmesine neden oldu. Diyelim ki yönetmelikteki muğlaklık, gelecekte bireysel paylaşımların da yaptırımla karşılaşmasıyla sonuçlanabilir; sahte haberleri yayan aktörlerin kim olduğu nasıl saptanacak? BDDK Başkanı haberlerin yasaklanması gibi bir durumun gerçekleşmeyeceğini söylese de böylesi bir noktada kimin sahte haber paylaştığı kim tarafından tespit edilecek? Bu bizi geçen ay gündeme gelen bir başka düzenlemeye götürüyor. Tüm ülke pandemi haberleriyle çalkalanırken Nisan ayının başlarında görüşülen torba yasa taslağında yer alacağı belirtilen maddelerden biri sosyal ağ sağlayıcılarının (bildiğimiz anlamda Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarının) Türkiye’de birer temsilci bulundurması ve verilerini ülke sınırları içinde barındırmalarını öngörüyordu. Böylelikle devletin platformlar üzerindeki denetimi artacak ve yasal takip kolaylaşacaktı. Torba yasa konuşulurken medyaya yansıyan bazı haber başlıkları[/caption] Bu girişim hayata geçmedi. Ancak çok geçmeden Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, 30 Nisan’da ilgili TBMM komisyonuna 5651 sayılı İnternet Kanunu’na dair bir değişiklik teklifi daha verdi. Hala komisyonda olan teklife göre, yalan haberlerin yayılmasının önlenmesi ve sahte hesapların ortadan kaldırılabilmesi için ülke çapında 500 binden fazla kullanıcısı olan yerli ve yabancı sosyal ağların Türkiye’de temsilci bulundurması gerekecek. Ayrıca sahte hesapların önüne geçmek için de sosyal ağ üyelikleri T.C. kimlik numarasıyla yapılacak. Bu veriler KVKK ile korunacak ve teklif yasalaşırsa, bu şartlara uygun hizmet vermeyen sosyal ağlar kademeli olarak yasaklanacak veya para cezasına çarptırılacak. Öztürk’ün teklifinin gerekçesinde Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2018’de yayınladığı Dijital Medya Raporu’na atıfta bulunuluyor. Ayrıca teklifte sahte hesapların da vatandaşları yanlış bilgilendirdiğinden bahsediliyor. Ancak Ceza Kanunu’nda sahte habere karşı hiçbir hüküm bulunmaması saikiyle bir kanun teklifi verilmesi, ifade özgürlüğü açısından endişe verici. T.C. kimlik numarası ile platformlara giriş yapılması şartı da kaygı uyandıracaktır. Çünkü benzer uygulamalara, yalnızca otoriter rejimlerde rastlanıyor . Örneğin Çin’deki WeChat platformu, kimlik numarası ile kullanılabiliyor. Kişilerin dijital medya üzerinden takip edilmesi, demokrasinin temel ilkeleriyle, hak ve özgürlüklerle çelişkili. Tek tek kullanıcılar sosyal ağlar üzerinden takip edileceklerse WhatsApp, Instagram, Facebook gibi platformların kendi topluluk kuralları dışında farklı kurallara mı uymak zorunda kalacaklar? Kaldı ki zaten Facebook dünyanın pek çok ülkesinde Facebook üçüncü taraf doğrulama platformları ile bu ağlar üzerindeki yanlış bilgi ve sahte haberlerin paylaşımını düşürmek için çalışıyor. Ayrıca bu örnekteki Çin hak ve özgürlükleri önceleyen bir demokrasi değil ve böyle bir iddiası da yok. 2019’un yaz aylarında Çin devleti Hong Kong’da başlayan protestolar sırasında politik paylaşımlar yapan binlerce hesabı kapatmış ve buradan konum tespitleri yapmıştı. Kimlik numarasıyla girdiğiniz bir uygulamada beğendiğiniz alelade bir gönderi için hapse girmeniz an meselesi. Yani sahte habere karşı alınacak yasal bir önlem aslında çoğu zaman bireylerin hareket alanını engelleyecek biçimde gerçekleşiyor; otoriter devletleri ise koruyor. Bir başka endişe verici gelişme ise teklif sonrası muhtemel haber alma özgürlüğüne ve medyaya gelecek kısıtlama. Bu kısaca bir ülkede medyanın işlevsizleştirilmesi anlamına geliyor. Mahmut Tezcan da 7 Mayıs 2020’de Gazete Duvar’da yayımlanan yazısında yukarıda bahsedilen kanun teklifinin adeta bir gözetim toplumu yaratma amacı güttüğünü savunuyor. Son dönemde meclis gündemine gelen bu engelleme girişimleri düşünülecek olursa 7 Mayıs 2020’de yayımlanan yönetmeliğin sanki bireylerin haber paylaşmalarının yasaklanması ihtimalinin akıllara getirmesi çok doğal denebilir. Demokratik toplumlarda, haber alma özgürlüğü ile fikir ve ifade hürriyeti, nihai karar vericiler yurttaşlar olduğundan yaşamsal değere sahip. Hakkında yeterli bilgi, görüş ve yoruma sahip olmadığınız bir konuda nasıl karar verebilirsiniz ki? Ekonomiyle ilgili geniş kamuoyuna sahip yanlış bir bilgi, piyasanın işleyişini teoride engelleyebilir. Ama hangi bilgi ya da tahminin doğru, hangisinin yanlış olduğuna kim karar verecek? Haber mecraları arasında adeta bir üst mahkeme gibi işleyen kurullar mı kurulacak, haber ombudsmanları mı görevlendirilecek? Ekonomik analizlerin yanlış yönlendirme içerdiği kanıtlanmış mı? Bu soruların açık birer yanıtları yok. Devletin tek elden yaptığı gerçeklik kontrolleri ve “bu manipülatif değildir” kaşesi doğru habere ulaşarak ülkenin ve dünyanın nereye gittiğini öğrenmek isteyen bir yurttaşın kafasını karıştırabilir. Kaldı ki finans piyasalarını bilgi kadar beklentiler de belirliyor ve yurttaşlar bir projeksiyona diğerinden daha fazla prim veriyorlarsa, sorgulanması gereken tekil bir içerik değil, negatif projeksiyonun daha fazla alıcı bulmasına neden olan şartlar olmalı. Singapur , Malezya ve Rusya … Sahte haber yasalarını kendi lehlerine çevirmekten geri durmayan ülkelere sadece birkaç örnek. Bu yüzden de sahte haberi “yasaklayan” onu paylaşanı “cezalandıran”, “hapse atan” yasal düzenlemeleri gündeme getirmeden önce sahte habere maruz kalan kişileri eğitmek, dijital medya okuryazarlığını artırarak eleştirel düşünme geleneğini sağlamlaştırmak gibi daha dönüştürücü çözümlere yönelmek gerek." Araştırma: Koronavirüs etrafındaki yanlış bilgi salgınını durdurmanın beş yolu,https://teyit.org/teyitpedia/koronavirus-etrafindaki-yanlis-bilgi-salginini-durdurmanin-bes-yolu,"*Bu içerik ilk kez "" 5 ways to help stop the ‘infodemic,’ the increasing misinformation about coronavirus "" başlığıyla The Conversation t arafından 21 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Hastalığın yayılma hızının yavaşlamasında herkesin payı var. Yapılan her şey dahil buna. Aynısı, haber fazlalığı ile gerçek, söylenti ve sahte haberin birbirine girdiği yanlış bilgiye karşı savaş için de geçerli. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu olguyu bilgi salgını (infodemi ) olarak tanımlıyor. The Conversation'ın sosyal medya propagandası konusunda yaptığı araştırmanın ortaya koyduğu üzere eylemsizlik, sahte haberlerin yayılmasını teşvik edebilir . İnternete erişimi olan herkes, yanlış bilgiyle savaşa katkı verebilir; örneğin çoğu insan önlem mesajlarıyla dolu videolar veya şarkılar yapıyor. DSÖ'ye göre Covid-19 bilgi salgını virüsün kendisi kadar tehlikeli. Limon dilimli ılık su veya saf olmayan alkol içmek gibi geleneksel Afrika tedavileri yahut sahte ilaçlar gibi yanlış önlemler, hastalıkla mücadelenin önünü kesiyor. Benzer şekilde, Çin'i virüsü üretmekle itham eden , hastalığı yaydığı iddiasıyla 5G baz istasyonlarını suçlayan veya salgını aşı satmak için iş insanı Bill Gates 'in çıkardığını öne süren komplo teorileri , halk sağlığının ötesinde sonuçlar doğurabilir. Bu tür söylentiler ve abartılı gerçekler, çevrimiçi ve çevrimdışı yabancı düşmanlığının yeni formlarını körüklüyor . Çin veya Doğu Asya kökenli birçok kişi hakarete ve saldırıya uğruyor veya kamu hizmetinden mahrum bırakılıyor. Dini gruplar, bazı azınlık lar ve elit gruplar, bu çevrimiçi yayılımdan dolayı suçlanıyor. Virüsle dalga geçen caps , video veya fotoğraf paylaşan internet kullanıcıları, kötü niyetleri olmasa da yanlış bilgi yayma, insanlarda panik ve kafa karışıklığı yaratma riskini göze alıyor . İnsanlar artık kime güveneceklerini bilmiyor ve manipülasyon ile siber suçlara karşı daha savunmasız hale geliyorlar. Kafa karışıklığına sebep olan başka bir şey ise Pekin'in tutumu. Almanya Başbakanı Angela Merkel önderliğindeki batılı hükümetler, Çin hükümetine virüsün kökenini ve Çin'deki pandeminin gerçek kapsamını sordu. Pekin bir şeyler sakladıklarını reddetti , ama Çin muhbirlerinin ortadan kaybolması doğru ya da yanlış, spekülasyonları körüklüyor. Sahte haberlerin dolaşımını engellemek için, dünyada şimdiye kadar çeşitli önlemler alındı. Asya ülkeleri Covid-19 ile ilgili yanlış bilgi salgını hakkında cezai yaptırımlar uygulamada tereddüt etmedi. Kanada’nın Québec eyaletinde, Rumour Detector gibi teyit hizmetleri halka açık hale geldi. DSÖ çeşitli dillerde yayınlanmış yanlış bilgileri bulmak için EPI-WIN adlı ağını kullanıyor. Aynı zamanda DSÖ teknoloji devlerinden, sahte haberleri filtrelemelerini ve güvenilir kaynaklardan gelen bilgileri öne çıkarmalarını istiyor . Google, Covid-19 hakkındaki yanıltıcı bilgileri YouTube, Google Haritalar, Play gibi geliştirme platformları ve reklamlardan kaldırdı . Twitter, diğer şeylerin yanı sıra, Covid-19 hakkında güvenilir bilgi kaynakları olan hesapları kontrol ediyor ve virüs üzerinde aranan anahtar kelimelerin güvenilir bilgilere erişim sağladığından emin olmak için konuşmaları izliyor . DSÖ ayrıca virüs hakkında doğru bilgi sağlamak için Whatsapp 'ta bir sağlık uyarısı ve Facebook Messenger'da bir sohbet botunu devreye soktu. Birleşmiş Milletler , yanlış bilgiyle ve krizi istismar eden siber dolandırıcılarla mücadelede elinden geleni yapıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağındaki 45'den fazla ülkeden 100'den fazla teyitçiyi bir araya getiren #CoronaVirusFacts işbirliğini destekliyor. Bilgi salgını, Covid-19 kadar gerçek. Kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için, virüse karşı olduğu gibi bilgi salgınına karşı da her türlü önlemi almalıyız. Sosyal medyada paylaşılan sahte haberler hızlıca durdurulmadığında, çabucak viralleşebilir ve çok sayıda kullanıcıyı etkileyebilir. Hiçbir belirti göstermeyen, görünmez bir virüsü kontrol etmek zor. Nasıl Covid-19'un yayılmasının önüne geçmek için fiziksel mesafe, hijyen önlemleri ve maske gerekliyse, sahte ve yanlış haberleri ortadan kaldırmanın en iyi yollarından biri de dikkat . Birincisi, yalnızca birkaç tıkla yanlış bilgileri tespit edebilirsiniz . İkincisi, güvenilir bilgi elde edebileceğiniz ve ihtiyaç duyduğunuzda başvurabileceğiniz birkaç kaynak var. Binlerce kaynaktan gelen ölçülemez miktarda bilgi yığınına maruz kalındığında, eleştirel olmaya devam etmek kolay değil. İnsanlar, çok uluslu şirketler ve hükümetler bile, bilgi salgınının kapsamını hafifletemezken kendilerinin nasıl anlamlı bir adım atabileceklerini merak ediyorlar. Covid-19 ile ilgili yanlış bilgi salgınıyla mücadele etmek için teyitçilik ve rasyonel tartışma esas, ancak bu stratejiler tam ters etki de yaratabilir . Zika virüsü üzerine yapılan bir araştırma , yanlış bilgiyi temizleme girişimlerinin, virüsle ilgili yanlış kanıları azaltmadığını, aksine insanların DSÖ'nün salgınla ilgili verdiği bilgilerinin doğruluğuna olan güvenini azalttığını ortaya koydu. Açıklamalardan biri, yeni bir tehlikenin kaynağı ve nasıl korunulacağına dair çok az bilginin bulunduğu kaotik ortamlarda, bazı insanların karmaşık bilgileri çözümlemektense basit açıklamalara tutunmasıydı. Ancak yanlış bilgi salgını esnasında yanlış bilgiye karşı koymak herkesin sorumluluğu. Her bir yanlış haberi meydana çıkarmaya çalışmadan erişimini azaltabiliriz. İşte yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için beş önlem : Bu basit davranışlarla ve genellikle güvenilir bilgileri paylaşarak, siz ve çevreniz yanlış bilgi salgınının tehlikelerine daha az maruz kalabilir. Sosyal medya kullanıcıları internette her zamankinden daha fazla zaman geçiriyor. Bu nedenle, muhtemelen kapsamının daha da ötesine yayılmaya devam eden sahte ve yanlış haberlerin yayılmasını durdurmak için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor ." Koronavirüs: Yanlış bilgi üreten ve yayan yedi insan tipi,https://teyit.org/teyitpedia/koronavirus-yanlis-bilgi-ureten-ve-yayan-yedi-insan-tipi,"*Bu içerik ilk kez "" Coronavirus: The seven types of people who start and spread viral misinformation "" başlığıyla BBC News tarafından 4 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Koronavirüs ile ilgili komplo teorileri, yanlış bilgiler ve spekülasyonlar sosyal medyada kol geziyor. Peki bu söylentileri kim çıkarıyor? Kim yayıyor? Küresel salgın esnasında çıkan yüzlerce yanıltıcı haberi araştırdık. Bu sayede yanlış bilgilerin arkasında kim olduğu ve neden yaptıklarına dair fikir edinebildik. İşte yanlış bilgi üreten ve yayan yedi insan çeşidi... Hükümetin Londralıları doyurmak için Wembley Stadyumu’nda devasa bir lazanya yaptığına dair WhatsApp'tan sesli bir mesaj geldiğinde, kimsenin buna inanmayacağını düşünebilirsiniz. Fakat bazı insanlar şakayı anlamadılar. Biraz daha ciddi bir örnek vermek gerekirse, bir şahıs dalga geçmek adına sahte bir ekran görüntüsü düzenledi: görüntüde bir kişiye evden çok fazla çıktığı için hükümet para cezası kesmişti. Bu kişi, sokağa çıkma yasağını çiğneyen insanları korkutmanın eğlenceli olacağını düşünmüştü. Takipçilerini bunu Instagram'da paylaşmaya teşvik ettikten sonra, gönderi bir şekilde yerel Facebook gruplarına ulaştı. Orada da bazıları bunu ciddiye aldı ve gönderi endişeyle paylaşılır oldu. ""Panik yaratmak istemiyorum aslında,"" diyor bunu yapan ve gerçek ismini vermek istemeyen kişi. ""Ama eğer sosyal medyada gördükleri bir ekran görüntüsüne inanıyorlarsa, internetteki bilgi tüketimlerinin nasıl olduğunu yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor."" Hükümet veya yerel konseyler tarafından gönderildiği iddia edilen diğer metinler ise küresel salgından para kazanmaya çalışan dolandırıcılar tarafından üretiliyor. Doğrulama platformu Full Fact tarafından araştırılan ve Mart ayında ortaya çıkan bu tür bir dolandırıcılık örneği, hükümetin insanlara yardım ödemesi yaptığını iddia ederek banka bilgilerini istiyordu . Bu sahte metine dair görüntüler Facebook'ta paylaşıldı. Bu dolandırıcılık örneği, metin mesajı üzerinden yayıldığından, işin arkasında kimin olduğunu bulmak güç. Dolandırıcılar virüs üzerinden para kazanmak adına sahte haberleri kullanmaya Şubat ayında başlamışlardı bile: insanlara ""koronavirüs tedavisi incelemesi"" olduğu ya da salgın nedeniyle vergi iadesi alabileceklerini iddia ettikleri internet bağlantılarının olduğu e-postalar gönderiyorlardı . Yanlış bilgiler yalnızca internetin karanlık köşelerinden gelmiyor. Geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump, hastaların vücutlarına morötesi ışın uygulamanın veya dezenfektan enjekte etmenin, koronavirüs tedavisine yardımcı olup olamayacağını sorgulamıştı. Yaptığı şey, spekülasyon yaratmak ve gerçekleri bağlamından koparmaktı. Sonradan ise yorumlarının kinayeli olduğunu iddia etti. Fakat insanlar yine de acil hatları arayıp kendilerini dezenfektanla tedavi edip edemeyeceklerini sordular . Bunu yapan yalnızca ABD Başkanı da değil. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri, Covid-19'un Wuhan'a, ABD Ordusu tarafından getirildiği fikrini ortaya attı . Salgınla ilgili komplo teorileri Rus devlet televizyonlarında ve Kremlin yanlısı Twitter hesaplarınca sık sık tartışılıyor. Virüsle ilgili belirsizlik, komplo teorileri için tam da uygun aranan yarattı. Kaynağı belirsiz olan ve Birleşik Krallık'taki ilk aşı denemelerinde gönüllü olan bir kişinin hayatını kaybettiği iddiası Facebook'taki büyük aşı karşıtı ve komplo teorisi gruplarında sıkça dolaştı. Elbette iddia kurmacaydı. Sosyal medyada, Oxford aşı denemelerine katılan ilk gönüllünün öldüğüne dair sahte haberler dolaşıyor. Bu doğru değil! Bu sabah Elisa Granato ile Skype üzerinden birkaç dakika görüştüm. Kendisi basbayağı hayatta ve bana ""kesinlikle iyi"" olduğunu söyledi. David Icke ile YouTube'da yapılan ve şu an kaldırılan röportajla, koronavirüsün 5G ile ilgili olduğuna dair yanlış iddialar da yayıldı. Icke aynı zamanda, sonradan Birleşik Krallık'ın yayın standartlarını ihlal ettiği anlaşılan bir Londra TV istasyonunda da bulunmuştu. Facebook sayfası sonradan, şirketin söylediğine göre ""fiziksel zarara yol açabilecek, sağlıkla ilgili yanlış bilgiler"" paylaştığı için kaldırıldı . Aynı zamanda komplo teorileri nedeniyle birçok 5G istasyonuna saldırı gerçekleşti . Bazen de yanlış bilgiler güvenilir bir kaynaktan, bir doktordan, profesörden ya da bir hastane çalışanından gelebiliyor. Ancak ""bilgi sızdıran"" genelde bunlardan biri değildir. Crawley, West Sussex'li bir kadın, genç ve sağlıklı koronavirüs hastalarına dair vahim -ve tamamen asılsız- ölü sayısını öngören, endişeli sesli mesajı gönderen ilk kişiydi. Acil tıbbı teknisyen olduğundan içeriden bilgi verdiğini iddia ediyordu. Yorum ya da işine dair kanıt sunma isteklerine cevap vermedi, yani gerçekten sağlık çalışanı olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki o da sesli mesajının asılsız olduğu. Bu panik yaratan sesli mesajın ve daha birçoğunun viral hale gelmesinin sebebi, insanları endişelendirmiş olmaları. Bu insanlar sonra bu mesajları aileleri ve arkadaşlarıyla paylaştılar. Buna Essex'te yaşayan, dört çocuk annesi Danielle Baker da dahil. Baker bu mesajı Facebook Messenger'da ""ne olur ne olmaz diye"" paylaşmış. ""Başta biraz temkinliydim, çünkü tanımadığım bir kadın göndermişti,"" diyor Baker. ""Mesajı paylaşmamın sebebi şu: benim de kızkardeşimin de aynı yaşlarda bebeğimiz ve daha büyük yaşlarda çocuklarımız var. Yani hepimizin evinde yüksek risk var."" Yaptıkları şey yardımcı olmaya çalışmak. Ayrıca gerçekten olumlu bir şey yaptıklarını düşünüyorlar. Ama elbette bu, ilettikleri mesajların doğru olduğu anlamına gelmiyor. Olay yalnızca annenizle ya da amcanızla bitmiyor. Ünlüler de yanıltıcı iddiaların yayılmasına yardımcı oluyor. Şarkıscı M.I.A. ve oyuncu Woody Harrelson, 5G koronavirüs teorilerini, sosyal medyadaki yüz binlerce takipçilerine yayan kişiler arasında yer alıyor. Reuters Institute'un en son haberine göre, ünlüler, internetteki yanlış bilgileri yaymada kilit rol oynuyorlar . Bazıları ise geleneksel medyada da büyük platformlara çıkıyor. Eamonn Holmes, ITV This Morning isimli televizyon programında 5G komplo teorisyenlerine prim verdiği için eleştirilmişti. ""Kabul edemediğim şey, ana akım medyanın, doğru olmadığını bilmedikleri şeylerin yanlış olduğunu söyleyip bastırmaya çalışması,"" diye açıklama yapmıştı Holmes. Holmes sonradan özür diledi. Birleşik Krallık'ın hükümet onaylı yayın denetleme kurulu Ofcom, ITV'ye ""kılavuz gönderdi"" ve yorumları ""tedbirsiz"" olarak değerlendirdi ." Araştırma: Arkadaş ve akrabalarınız Covid-19 hakkında yanlış bilgi yayıyorsa...,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-arkadas-ve-akrabalariniz-covid-19-hakkinda-yanlis-bilgi-yayiyorsa,"*Bu içerik ilk kez "" How to stop friends and relatives from spreading misinformation about Covid-19 "" başlığıyla CNBC tarafından 26 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medya akışlarınızda koronavirüs hakkında yanlış bilgiler mi görüyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Çalışmalara göre, nüfusun büyük bir kesimi Covid-19 hakkındaki iddialardan en az birine inanıyor ve birçok insan, görüşlerini çevrimiçi olarak da desteklemek için içerik paylaşıyor. Örneğin Amerikalıların yüzde 30’undan fazlası, bu teori büyük ölçüde yalanlanmış olmasına rağmen, bilim insanlarının yeni koronavirüsü laboratuvarda oluşturduğuna inanıyor. Pandemi esnasında yanlış iddialar o kadar yayıldı ki Dünya Sağlık Örgütü bu duruma “infodemi”, yani yanlış bilgi salgını ismini verdi. Peki sosyal medyada yanlış bilgi paylaşan insanlar gördüğümüzde ne yapmalıyız? Onları aksine ikna etmenin bir yolu var mı? CNBC birkaç uzmanla konuştu ve arkadaş veya ailemizi kendimizden uzaklaştırmadan bilgilerin yanlış olduğunu nasıl söyleyebileceğinizi sordu. Hepsi bunun denemeye değer olduğu konusunda hemfikir ve çok sayıda çalışma da bunu destekliyor ; ancak her seferinde başarılı olamayacağınızı kabul etmeniz gerek. İşte uzman ipuçlarından bazıları: Connecticut Üniversitesi Sağlık Bilimleri Profesörü Sherry Pagoto konu hakkında bir süredir düşünüyor. İnsan davranışları üzerine çalışan Pagoto, pandemi sırasında kendi sosyal medya hesaplarında da yanlış bilgilerin artan bir hızla yayıldığını gördü. Tavsiyesi ise şu: Yanlış bilgi paylaşan kişileri herkesin önünde utandırmaktan ve kendilerini aptal gibi hissetmelerine sebep olmaktan kaçının. Aksi takdirde daha savunmacı davranacaklardır. Eğer fikirlerini değiştirmek istiyorsanız bu da ters etki yaratacaktır. Bunun yerine o insanla olan yakınlığınıza bağlı olarak özelden yazın ya da yüz yüzde konuşma ayarlayın. “Bunun insanları utandırdığınız bir an olmasını istemeyiz” diye uyarıyor Pagoto. Herkese açık gönderi paylaşmanın değerli olduğunu, bu sayede topluluktaki diğer insanların gönderiyi görebileceğini ve yorum yapabileceğini de belirtiyor. Ancak çoğu zaman ilk olarak özel mesaj atmayı tercih ediyor ve gönderiyi atan kişinin utanç hissetmeden içeriği kaldıracağını umuyor. Güney California'da yaşayan teknoloji araştırmacısı Dan Ness, yakın zamanda Nextdoor üzerinden birinin, yerel bir siyasetçinin Covid-19 nedeniyle gerçekte kaç kişinin öldüğünü sorguladığı bir gönderi paylaştığını gördü. Gönderinin amacı, iş yerlerinin yeniden açılması ile ilgili bir tartışma başlatmaktı. Ness bilgi kaynağının şüpheli göründüğünü fark etti. Bu nedenle onunla özel olarak konuşup siyesetçinin sözlerini doğru alıntılanmamış olma ihtimaline karşı haberi bir kez daha kontrol etmesini rica etti. Bu işe yaradı. Söz konusu kişi gönderiyi kaldırmayı tercih etti. “Onu aşağıladığımı düşünüp kırılmadı” dedi Ness bu stratejinin neden başarılı olduğu sorulduğunda. San Diego'lu davranış bilimci Gina Merchant yanlış bilgiyle savaşırken olaylara ilgi ve empatiyle yaklaşıyor. Örneğin akışında “Çin virüsü” ile ilgili bir şey görürse tartışmayı genişletmek için sorular soruyor. (Kamu sağlığı uzmanları, ABD Başkanı Trump tarafından kullanılan ve Asya kökenli insanlara olan düşmanlığa ve ırkçılığa yol açan “Çin virüsü” ifadesini eleştiriyor.) “Genelde, ‘virüsün nereden geldiğini konuşmak ilginç bir konu’ gibi şeyler yazıyorum” diyor Merchant, terimle ilgili bir konuşma başlatmadan önce. “Konuşmayı duygusallıktan uzaklaştırmaya çalışın” diye de ekliyor. Pagoto, bir kişinin, yanlış bilgiyle çatışan bilgiyi aktarmadan önce o yanlış bilgiyi merak uyandırıcı bulabileceğini kabullenmemiz gerektiğini öne sürüyor. “Yanlış bilgilerin gittikçe daha karmaşık hale geldiği göz önüne alındığında, bu anlaşılabilir” diyor Pagoto. Dr. Ashely Alker, Plandemic adlı viral bir video hakkında bir sürü soru almaya başladığında, ailesi ve arkadaşlarına bilgi vermesi gerektiğini biliyordu. Acilde çalışan Dr. Alker bu nedenle, videoda öne sürülen yanlış iddiaların çoğunu yalanladığı tweetleri bir araya getirdi. Dr. Alker, yanlış bilgilerle mücadele etmeye zaman ayırdığını, ancak bunu insanların ilişki kurabileceği bir şekilde yapmaya çalıştığını belirtti: “Bilimi herkesin anlayabileceği bir şey haline getirmekten hoşlanıyorum. İnsanların bilgiyle ilişki kurmasını sağlamak yardımcı oluyor .” Alker genelde insanların bildiği veya kabul ettiği bilimsel bilgilerle başlayarak ve bunların üzerine bir şeyler koyarak ilerliyor. Tıp jargonunu kullanmaktan mümkün olduğu kadar kaçınıyor. Bu yaklaşım şimdiye kadar başarılı olmuş ve şu anda da bilimin çeşitli yönlerini açıklamak için haftalık bilgi görselleri oluşturuyor. “İşe yaramayan şey, politik olmak ya da insanları aptal hissettirmek” diye ekliyor. Sağlık strateji uzmanı Zayna Khayat veri paylaşımına dair farklı başarıları var. Khayat son zamanlarda, işyerlerinin Covid-19 nedeniyle kapatılmasına karşı çıkan ve geçmişte de çok sayıda Amerikalıyı öldüren bir salgın hakkında bilgi veren uzak bir aile dostunu düzeltmeye çabaladı. “Ona basit bir teyit ile cevap verdim ve tüm makaleyi çürüten üç dört bilgi ekledim.” “Cevap vermedi” diyor. Pagoto'nun deneyimine göre bilim insanı olmayan kişiler gerçekler, grafikler, listeler ve istatistiklerden ziyade hikâyeleştirilmiş bilgileri daha kolay sindirebiliyor. Bazı kişiler çelişkili bilgilerle karşılaştıklarında yeni kanıtlara uyum sağlamak yerine, kendi bakış açılarını destekleyen başka veriler -genellikle gayri meşru kaynaklardan gelen veriler- arayarak mevcut görüşlerini üsteliyorlar. “ Herkes kararlarını ve fikirlerini verilere dayandırarak oluşturmuyor ” diyor Pagoto. Bu nedenle uygun yerlerde veri kullanmanızı, ancak hikâye anlatımı veya kişisel anekdotlar kullanarak iletişim kurmanızı öneriyor. “İnsan olarak görünmeniz daha iyi” diye de ekliyor Alberta Üniversitesi Mezenformasyon Araştırmaları Uzmanı Kanadalı Hukuk Profesörü Timothy Caulfield: “Hepimiz endişelerimizle empati kuran gerçek bireylerle iletişim kurmak isteriz.” Uzmanlar, itirazınızı yaparken güvenilir araştırmalara dair birkaç internet bağlantısı atmanızın faydalı olduğu konusunda hemfikir. Çocuk nörofizyoloji araştırma görevlisi Dan Freedman, bir arkadaşı, tartışmalı bilim insanı Dr. Shiva Ayyadurai'nin Dr. Anthony Fauci hakkında yanlış iddialarda bulunduğu bir video yayınladığında bu yaklaşımı benimsedi. Ohio'da yaşayan Freedman gönderiyi atan kişinin, Ayyadurai'nin karmaşık geçmişinden haberdar olmadığını varsaydı. Bu nedenle Ayyadurai'nin enfeksiyon hastalıkları ya da immünoloji uzmanı olmadığına, aşıyı eleştirdiğine ve e-postayı icat ettiğine dair sahte bir iddiada bulunduğuna dikkat çekti: “Hatasını fark etti ve gönderiyi sildi (ve) sonra başka biri bunu paylaştığında, ‘bu adam aşı karşıtı’ yorumunu yaptı.” Freedman bilgiyi arkadaşça verdiğinden ve gönderiyi attığı için onu yargılamadığından bu yaklaşımın işe yaradığını düşünüyor. “Ona Ayyadurai'nin geçmişinden haberdar olmadığını bildiğimi ve bu bilginin fikrini değiştirebileceğini düşündüğümü söyledim.” Alberta Üniversitesi Mezenformasyon Uzmanı Caulfield yine de kısa bir özet vermenin, bilimsel kaynaklara dair birkaç bağlantı göndermenin ve güvenilir haber kaynaklarına atıfta bulunmanın önemli olduğunu belirtiyor. Bu her zaman işe yaramıyor, ancak bazı insanlar bu bilgilere inanıp sonrasında başka insanları da düzeltebiliyor. Yanlış bilgi ile mücadele etmek için zaman ayırdıysanız internete hizmetiniz için teşekkürler. Ancak herkesi ikna edemeyeceğinizin farkında olun. Merchant aşı karşıtı içerikleri araştırırken bazı insanların yeni bilgilere açık olduğunu fark etti. (Onlara ""tarafsız gözlemci"" diyor) Ancak bazı sert aşı karşıtları yeterli bilimsel kanıtlar karşısında bile ödün vermeye istekli değil. Yani bazı durumlarda belki de müdahil olmayabilirsiniz. Birini sosyal medyada sessize alma veya engelleme seçeneğinizin her zaman orada olduğunu da unutmayın. İçeriği Facebook da dahil olmak üzere bazı sosyal medya sitelerinde yanlış olarak da bildirebilirsiniz. (Bu şirketler yanıt verme konusunda çok yavaş olmasına rağmen) Sonuç olarak uzmanlar tartışmanızı öneriyor. Ancak lütfen bu süreçte psikolojik olarak yıpranmayın." Araştırma: Yanlış bilgiyi önlemek için dört adım,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiyi-onlemek-icin-dort-adim,"*Bu içerik ilk kez "" You are probably spreading misinformation. Here’s how to stop "" başlığıyla The Washington Post tarafından 5 Haziran 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Herkes bir trolü beslemememiz gerektiğini bilir. Ancak o trolü aynı zamanda yeniden paylaşmamalı veya takip de etmemelisiniz. Önce küresel salgın ( pandemi ) geldi. Şimdi ise bir yanlış bilgi salgınıyla ( infodemi ) karşı karşıyayız. Koronavirüsle ilgili gerçek dışı bilgilerden sonra şimdi de George Floyd'un ölümü ve Black Lives Matter protestoları hakkında troller, botlar ve provokatörler yanlış bilgi yayıyor . Ve bu konularla en çok ilgilenen insanlar yanlış bilgileri yanlışlıkla daha da yayılıyor olabilir; bunu 2016’daki ve 2018’deki ABD seçimlerinde görmüştük. Zaafımızdan faydalanılmaması için onların yöntemlerini öğrenmeli ve Facebook, Instagram, WhatsApp, YouTube, Reddit ve Nextdoor'da gördüğümüz şeylerle başa çıkmak için yeni yöntemler öğrenmeliyiz. Birkaç saniye ayırıp aşağıda sıralananları yapmak, yediden yetmişe herkesin, başkalarının bilgi savaşında silah olmasını önleyecek. İnsanlar kişisel olarak kefil olamayacakları bilgileri çok hızlı paylaşabiliyorlar. Bu nedenle içgüdüsel bir kasise ihtiyacımız var . Kasten yanlış bilgi üreten kişilerin bizi manipüle etmek için kullandıkları ana araç duygular. “Görünüşe göre korktuğumuz zaman pek şüpheci olmuyoruz ,” diyor Wardle. Ve şu an herkes çok korkuyor. Özellikle güçlü tepkiler veriyorsanız durup bir daha düşünün. Gördüğünüz içeriğe bakmayı bırakın, sonra birkaç dakika sonra tekrar okuyun ve kendinize şunu sorun: “Gerçekten bunu paylaşacak kadar çok şey biliyor muyum?” Bu özellikle de görüşlerinizle uyuşan fikirler için geçerli. “ Zihnimiz kısayollar bulmaya, zaten doğru olduğunu düşündüğümüz bilgileri bulmaya çalışıyor ,” diyor Atlantik Konseyi'nin Adli Bilişim Araştırma Laboratuvarı Müdürü Graham Brookie. “Bunun farkında olmak, savaşmanın yarısıdır.” Yanlış bilgiyi kasten yayan kişiler aynı zamanda ailenizi silah haline getiriyor. Taktiklerden biri insanları “gerçekten önemsiyorsanız paylaşın” gibi şeyler söyleyerek paylaşmaya ikna etmek. Bu, zincirleme mektupların diijtal eşdeğeri. Dahası: Başkalarının deneyimlerini ve fikirlerini paylaşmak ve bunlar hakkında yorum yapmak yerine kendi deneyim ve düşüncelerinizi yazmaya odaklanın. Bilgileri değerlendirmeye çalışmak zor ve vakit alan bir şey olabilir. Bunun yerine, b ilgi kaynağının itibarını değerlendirmek için birkaç saniyenizi ayırın. İnternetle büyümüş insanlar bile tüm bilgilerin eşit yaratılmadığını unutabiliyor. Yalnızca arkadaşınız tarafından yeniden paylaşılması veya kaynağın isminin kulağa meşru gelmesi, bu bilgiye güvenebileceğiniz anlamına gelmez. Bu önemli bir konu, çünkü sosyal medyada bir kaynağı paylaştığınızda veya takip ettiğinizde onu destekliyor oluyorsunuz. Niyetiniz bu olmayabilir, ancak sosyal medya yazılımları bu şekilde işliyor; her takipçi, bir kaynağın daha çok yayılmasına ve hepimizin ne göreceğine karar veren algoritmalarda daha yüksek seviyelere çıkmasına yardımcı oluyor. Kendinize bir kural oluşturun: Kaynağın profil sayfasına bakmadan bilgiyi paylaşmayın . Kaynakları incelemek için bazı ipuçları: Eğer bir hareketin parçasıysanız, topluluğunuzun üyelerinin gerçekte kim olduğunu bulmak için zaman ayırın. Başkasının işine burnunu sokan kişilerin tuzaklarından, internette sesi en çok çıkan kişiye inanmaktansa yalnızca öne çıkan doğrulanabilir hesaplarından gelen bilgilere inanabilirsiniz. Orman yangını gibi yayılan görüntüler ve sloganlar olan meme 'ler eğlenceli olabiliyor. Ancak aynı zamanda silah olarak kullanıldıklarını da bilin. Örnek olay: 2016 seçimleri zamanında Rus hesapları eğlenceli birçok görsel paylaştı; bunlardan birinde Amerikan bayrağı sallayan golden retriever köpek vardı ve “Harika bir hafta olacağını düşünüyorsanız beğenin!” yazıyordu. Görselin kaynağı Being Patriotic (Vatansever Olmak) adlı bir Facebook sayfasıydı. Sayfa aşırı milliyetçilik övgüsü yapıyordu ve 200 binden fazla takipçisi vardı. Evet, dezenformasyon yayan kişiler yavru köpekleri kendi emelleri için kullandı. Aynı zamanda Beyoncé meme 'leri de kullandılar. Bir gönderinin tehlikeli olması için yanlış olması gerekmiyor. Dezenformasyon yayan kişiler, sizin kendi konumlarını geliştirmenizi sağlayarak paylaşım mekanizmalarını ele geçirme konusuyla daha çok ilgileniyorlar. Bu da bizi ikimci adıma geri götürüyor: kaynakları kontrol edin. Paylaştığınız, beğendiğiniz, yeniden paylaştığınız zaman kimi destekliyorsunuz? “ Hiç tanımadığınız insanların içeriklerini yaymak için hiçbir sebebiniz yok ,” diyor Jankowicz. Meme , kasten yanlış bilgi yayan kişiler için giderek daha yaygın hale gelen bir mecra olan Facebook grubundan çıksa bile bu geçerli. Gruplar kendilerini sıkı fıkı topluluklar olarak pazarlarlar, ancak grup duvarlarının arkasında kötü şeyler saklıyorlar olabilirler. Bazen hızlıca kaynak kontrolü yapmak sonuç vermez ancak paylaşılan bilgilerle hâla ilgileniyor olabilirsiniz. Böyle zamanlarda Caulfield'ın "" yatay okuma "" ismini verdiği şeyi yapabilirsiniz. Elinizdeki bilgileri derinlemesine incelemek yerine internetteki başka kaynaklara bakın. Sorulacak sorular: Düşünceli vatandaşlar arkalarında gerçeklik kırıntıları bırakarak diğer insanların yanlış bilgilere kanmamasına yardım edebilir ve etmeli. Caulfield'ın söylediğine göre içerik, teyitli bir bilgiyle yorum aldığında insanların o bilgiyi paylaşma olasılığının daha düşük oluyor. Ancak bunu dikkatli yapın. Asıl bilgiyi yorum ekleyerek paylaşmak bazen asıl kaynağın yayılmasına yardımcı olabiliyor. Bazı profesyonel teyitçiler tarafından kullanılan daha iyi bir fikir ise görüntü veya videonun ekran görüntüsünü almak ve ardından kırmızı bir X çizerek bunu paylaşmak. Başkasının gönderisi hakkında yorum yapıyorsanız çoğu insanın düzeltilmekten hoşlanmadığını unutmayın. “Haklı olduğunuz için kavga etmeyin,” diyor Brookie . “Böyle yaparsanız, karşınızdaki kişinin muhtemelen tepki vereceğini ve onları aptal hissettirdiğiniz için başta inandıkları şeye daha da inanacaklarını gösteren çokça veri bulunuyor.” Doğrusunu nasıl yapacaksınız? Mitchell yakın zamanda bir aile üyesinin koronavirüsle ilgili yanlış bilgi içeren bir videoyu paylaştığını görünce ilk başta öfkelendi. “Aptalca olduğunu düşünmüştüm,” diyor Mitchell. Sonra akrabasının buna neden inandığını anlamak için videoyu izledi: Video kötü şöhretli Tuskegee frengi çalışmasına dayanan, hükümet itimatsızlığı yayıyordu. “Dezenformasyonun çekirdeğinde gerçekler yatıyor,” diyor Mitchell. “Yani dezenformasyonu kesip incelerken gerçeği bulup onun hakkında konuşmanız ve geri kalanının yalan olduğunu söylemeniz gerekiyor.”" Araştırma: Okurlar teyite ne zaman inanır?,https://teyit.org/teyitpedia/okurlar-teyite-ne-zaman-inanir,"*Bu içerik ilk kez "" When are readers likely to believe a fact-check? "" başlığıyla Brookings Edu tarafından 27 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Medya birlikteliklerinin , yıkıcı sonuçları olan işten çıkarmaların ve gazetecilerin doğrulanabilir gerçeği haberleştirme kabiliyetine yönelik saldırıların gittikçe arttığı bu çağda, teyitçilik dikkate değer bir şekilde öne çıkıyor. Haber merkezleri sözleşme imzaladıkça teyitçilik de büyüyor. Duke Reporters Lab tarafından yapılan bir ankete göre, 2019'da 68 ülkede toplamda 210 aktif teyit kuruluşu var . Poynter’ın Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN), ortak ilke ve kurallara uyan 50’den fazla, doğrulanmış ""imzacı"" teyit kuruluşuna ev sahipliği yapıyor. PolitiFact gibi bazı teyit kuruluşları ise yerel medya pazarlarına teyit sağlamak için 'Milwaukee Journal Sentinel' gibi yerel gazetelerle ortaklık yapıyor. Teyit gazeteciliğinin, insanların doğru olan şeylere inanma olasılığının artmasına yardım edebileceğini inceleyen son araştırmalara göre teyitlerin etkisi gazetecilerin kontrolü dışındaki etmenlere dayanıyor. Teyitlerin etkisi, teyitle karşılaşmadan önce konu hakkında bildiklerimize (ve fazla bilmiyorsak bunu kabul etmeye istekli olup olmadığımıza) ve haberin açıkça ‘teyitlenmiş’ olarak etiketlenip etiketlenmediğine göre değişiyor. Araştırmacılar genellikle siyasi bilgiyi, insanların bir şey bilip bilmediğini değerlendirerek inceliyor. Ancak akademisyenler, yanlış bilgilerle ilgili kesin düşünceleri olan insanlarla, inançları hakkında emin olmayan ve bilgisiz insanlar arasında yapılması gereken ayrımın önemini vurguluyor. Brookings'in yürüttüğü ve 500 Amerikalı’nın katıldığı bir çalışmada, farklı siyasi bilgi düzeyi arasında ayrım yapıldı. Bazı insanlar bir bilgiyi biliyordu ve bunu bildiklerinden emindi. Bu kişiler ""bilgilendirilmiş"" olarak sınıflandırıldı. Bazı insanlar ise ülkede olan olaylar ya da güncel olaylar hakkında bazı önemli gerçekleri bilmediklerinin farkındaydılar. Anketlerdeki bilgi sorularına, ""Bilmiyorum,"" cevabını veren bu kişiler ""bilgilendirilmemiş"" sınıfına ayrıldı. Bazı insanlar ise hatalı olsalar da yüksek bir özgüvenle bir sorunun cevabını bildiklerini düşünüyordu. Bu bireyler ""yanlış bilgilendirilmiş"" olarak değerlendirildi. Güncel bir bilgi hakkında soru sorulduğunda bazı insanlar yalnızca tahminde bulunduklarını söylüyorlardı. Bazıları doğru tahmin ediyor, bazıları edemiyordu; önemli olan şey emin olmadıklarını itiraf etmeleriydi. Bu grup ""muğlak/belirsiz bilgilendirilmiş"" olarak adlandırıldı. Brookings insanların bilgi düzeyinin, bir teyiti okuduktan sonra haber hakkındaki gerçekleri görme olasılığını etkileyip etkilemediğini inceledi. PolitiFact ya da FactCheck.org gibi bir teyit grubundan alınan 25 gerçekten oluşan bir listeyle katılımcılar test edildi. Aynı zamanda katılımcılara her cevaptan ne kadar emin oldukları soruldu. Sonra, daha öncesinde test edildikleri konulardan biri hakkında bir teyit gösterildi. Grafiğin gösterdiği üzere, başta ""bilgilendirilmiş"" olan insanların, bir teyiti okuduktan sonra ""bilgilendirilmiş"" olarak kalma olasılığı en yüksekti. Gerçeği görme olasılığı en yüksek olan ikinci grup ise birkaç dakika öncesinde ""bilgilendirilmemiş"" olan kişilerden oluşuyordu. Aynı zamanda ""muğlak bilgilendirilmiş"" kişiler de bir teyit okuduktan sonra iyileşme gösterdi. ""Yanlış bilgilendirilmiş"" kişiler —bilgileri hatalı olan ama haklı olduklarından emin olan insanlar— teyitten en az etkilenen kişiler oldu. Daha da kötüsü, aşağıdaki grafiğin gösterdiği üzere, ""yanlış bilgilendirilmiş"" kalan kişilerin, bir teyiti okuduktan sonra bile, söz konusu gerçekle ilgili yanlış cevabı seçme olasılığı, seçmeme olasılığından daha yüksekti. Buna kıyasla diğer grupların yanlış yanıtı seçme olasılığı düşmüştü. Sonrasında başka bir çalışmada, bir haberi ‘teyitlenmiş’ olarak etiketlemenin, tartışmalı bilgileri doğrudan karara bağlamayan tipik bir habere kıyasla insanların inanma düzeyini nasıl etkilediği incelendi. 800 Amerikalı üzerinde kapsamlı bir anket yapıldı. Bazı insanlar başlıkta ve haberin içinde ‘teyitlenmiş’ olarak etiketlenmiş bir teyit haberi okudu. Diğerleri ise aynı haberi herhangi bir etiket olmadan okudu. Beklendiği üzere ‘teyitlenmiş’ etiketi, insanların olay hakkındaki gerçeklerle ilgili sorularda daha başarılı olmasına yol açtı. Ancak, bunun bir bedeli vardı. Araştırmacılar uzun zamandır "" düşman medya etkisi ""nin farkındalar: bir konuyu çok önemseyen insanların , bu konunun kendi bakış açılarına göre düşmanca ele alındığı haberleri bulacağı fikri. Peki bu durum teyitler için de geçerli mi? Evet. İki ayrı teyit etiketleme çalışmasına göre, bir haberi ‘teyitlenmiş’ olarak adlandırmak insanların gerçekleri bulmalarına yardımcı oluyor, ancak aynı zamanda insanların, teyitin taraflı olduğunu bildirme olasılığını da yükseltiyor. Bu nedenle gazeteciler büyük bir güçlükle karşı karşıya kalıyorlar: insanların gerçekleri öğrenmelerine yardımcı olmak —ki bunu haberleri ‘teyitlenmiş’ olarak etiketleyerek yapabiliyorlar— ancak aynı zamanda insanların, haberlerinin taraflı olduğunu düşünmelerine yol açabiliyorlar. Haber medyasını taraflı olması nedeniyle suçlama kla birlikte, neyin doğru olduğunu anlama konusunda gerçekten daha iyi olmak istiyorsak aynaya bakmalı ve bilmediğimiz şeyleri itiraf etmeli, itibarı yüksek kaynaklar tarafından doğrulanmış bilgileri ciddiye almalı ve tutumlarımızı buna göre değiştirmeliyiz." 2020 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu: Covid-19 haber tüketiminini derinden etkiledi,https://teyit.org/teyitpedia/2020-reuters-enstitusu-dijital-haber-raporu-covid-19-haber-tuketiminini-derinden-etkiledi,"Altı kıtada 40 ülkeden 80 bin çevrimiçi haber tüketicisinin katılımıyla yapılan Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2020 Dijital Haber Raporu yayımlandı. Küresel salgının her alanda hissedilmeye başlanan etkisi, dijital haber tüketimini de kendini gösterdi. Toplumun habercilerden, hala birçok belirsizlik barındıran koronavirüs hakkında zamanında ve doğru bilgilendirme beklentisi artıyor. Çevrimiçi platformlar ise bu sırada komplo teorileri ve kasten üretilen yanlış bilgilerin yayılmasına imkan sağlamaya devam ediyor. Sosyal medyayı ve internet üzerindeki haber sitelerini kullananlar birçok spekülasyon, ‘alternatif gerçek,’ uydurma haber, felaket senaryoları ya da inkarla karşılaşırken, doğru bilgiye ulaşmak isteyenlerin doğrunun peşinde ısrarla koşması ve ‘yanlış bilgi salgını’nın arasından sıyrılması gerekiyor. 2020 yılına dair rapor, işte bu nedenlerle özellikle koronavirüsün haber tüketimi ve yayımcılar için ekonomik etkilerine değiniyor. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, bazı ülkelerden salgın öncesi ve sonrası veri aldı. Buna göre koranavirüsün ortaya çıkışı sonrası ana akım medya yoluyla haber tüketimi arttı. Çevrimiçi ve sosyal medya platformları arasında ise en çok WhatsApp’a ilgi büyüdü. Ayrıca sadece tüketim değil, tüketimin sıklığı da koronavirüsle artış gösterdi. Rapora göre bütün katılımcıların yüzde 28’i, habere ulaşmak için ilk önce internet sitelerine ve uygulamalara başvuruyor. Özellikle Z jenerasyonu olarak adlandırılan 18-24 yaş arası kullanıcılar, internet siteleri ve uygulamalardan uzaklaşırken, haberlere daha çok sosyal medya üzerinden ulaşıyorlar. Bütün yaş grupları dahil edildiğinde, Instagram’da haber tüketenlerin sayısı 2018’den itibaren iki katına çıktı ve gelecek senelerde Twitter’ı geçmesi bekleniyor. Bu özellikle, Instagram’daki doğru bilgi arayışını hızlandırmak için oldukça önemli bir veri. Nisan itibariyle Covid-19 ile ilgili haberciliğe güven, tüm ülkelerde göreceli olarak yüksek çıktı. Ayrıca genele bakıldığında hükümetlere, siyasi isimlerin bireysel açıklamalarından daha fazla güven duyuluyor. Medyaya güven ise, sosyal ağlara, mesajlaşma uygulamalarına duyulan güvenin neredeyse iki katı. Yanlış bilgiye karşı endişe küresel bir boyuta taşındı. Henüz yeni koronavirüs salgını ortaya çıkmadan bile dünya genelindeki bütün katılımcıların yarıdan fazlası internette paylaşılan haberlerin doğru veya yanlış olması konusunda endişe duyuyordu. Bu oran özellikle sosyal medya kullanımının yüksek ve kurumların zayıf olduğu Brezilya, Kenya ve Güney Afrika’da artıyor. Tam tersi eğilim ise kutuplaşmanın daha az olduğu Hollanda ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde görülüyor. Rapora göre internette haber tüketimi söz konusu olduğunda neyin gerçek neyin sahte olduğuyla ilgili kaygılı yüksek. İnternetteki yanlış bilgi konusunda 40 ülke arasında kaygı oranı en yüksek ülke yüzde 84 ile Brezilya. Türkiye’de bu oran yüzde 62 iken, Hollanda'da yarı yarıya inerek yüzde 32’de kalıyor. Yanlış ve yanıltıcı bilgiler kadar kimden veya hangi kaynaktan geldiği de endişe yaratıyor. Tüm örneklemde en çok siyasi isimlerden (yüzde 40) gelen yanlış bilgi kaygı sebebiyken, gazeteciler ve sıradan insanlar için bu oran yüzde 13. Özellikle Danimarka, Finlandiya ve Almanya gibi ülkeler için ise yabancı hükümetlerden (yüzde 10) gelen yanlış bilgiler endişe yaratıyor. Platformların siyasi reklamlar konusundaki girişimi değerlendirildiğinde Türkiye’nin dünya genelinden farklı düşündüğü ortaya çıkıyor. Çok sayıda ülke teknoloji şirketlerinin siyasi partilerden gelen ve yanlış olabilecek reklamları engellemesi gerektiğini, çünkü platformların kendi mecralarında doğru bilgi barındırması konusunda sorumlu olduğunu düşünüyor. Türkiye’de ise Facebook, Google ve Twitter’ın sorumlulukları konusunda tam tersi bir görüş hakim. Rapora göre Türkiye genelinde teknoloji şirketlerinin neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleme sorumluluğu olmadığından reklamları engellemesi konusunda bir girişimi de olmamalı. Yani siyasi bir isim veya siyasi bir partiden gelen ve yanlış bilgi içeren reklamlara teknoloji şirketleri herhangi bir müdahalede bulunmamalı. Sadece Türkiye’de, ""siyasi reklamlar yanlış bilgi içeriyorsa bile izin verilsin"" diyenlerin oranı, ""reklamlar kaldırılsın"" diyenlerden fazla. Katılımcılar en çok sosyal medya konusunda endişeli. Yanlış veya yanıltıcı bilginin en çok endişe yarattığı platformlar arasında dünya genelinde Facebook öne çıkıyor. ABD gibi Türkiye’de de yanlış ve yanıltıcı bilgi konusuyla en çok ilişkilendirilen mecranın Facebook olması, Teyit’in Facebook ile yaptığı işbirliğinin önemini vurgular nitelikte. Teyit, 2018 yılından beri Facebook’un üçüncü taraf haber doğrulama kuruluşu. Dünya genelinde yanlış bilginin en çok endişe yarattığı kanallardan biri yüzde 29 oranında Facebook. Onu YouTube (yüzde 6) ve Twitter (yüzde 5) takip ediyor. Brezilya’da ise katılımcılar en çok WhatsApp’da yanlış bilgiyle karşılaştıklarını belirtiyor. Bu tür eğilimi olan ülkelerde ise yanlış bilgiyle mücadele teyitçiler için daha zor. Çünkü kapalı mesajlaşma uygulamalarında yanlış bilgiyi tespit etmek ve yine aynı mecra üzerinden bununla başa çıkmak ayrı bir çaba gerektiriyor. Genel olarak en çok Facebook dikkatleri üzerine çekse de, Facebook’un çok daha az kişi tarafından kullanıldığı ülkelerde, yanlış bilgi konusunda en çok endişe uyandıran platformlar Twitter ve YouTube. Japonya’da yanlış bilgi konusunda en büyük şüpheli Twitter olarak görülürken, Güney Kore’de ise en büyük kaygıyı YouTube yaratıyor. Podcast dinleyenlerin sayısı, Covid-19 süresince biraz farklılık gösterse de genelde geçen seneye göre arttı. Bütün katılımcıların yarısı podcast’ların diğer medya türlerine göre daha derinlikli bilgiler sunduğunu düşünüyor. Spotify ise diğer podcast uygulamalarını geride bırakarak en çok kullanılan podcast uygulaması oldu. Fakat Avrupa’da haberi ‘dinlemeyi’ tercih edenler yalnızca yüzde 7’yi oluşturuyor. En çok podcast dinleyenler 18-24 yaş grubu iken, en az dinleyenler 55 yaş ve üstü. Avrupa’da haber okumayı tercih edenler yaklaşık yüzde 50’yi oluştururken, haber izlemeyi tercih edenler için bu oran yaklaşık yüzde 30. Rapora göre son dokuz yıldır değişmeyen bir eğilim ise şu: Haber kaynağı olarak çevrimiçi yayınlar, televizyonun önüne geçiyor. Sosyal medya platformları hızlı bir yükselişe devam ederken, basılı yayınlar, özellikle de gazetelere olan talep düşmeye devam ediyor. Fakat yeni koronavirüsün bu eğilim üzerinde bazı etkileri oldu. Örneğin Almanya’da televizyon gibi geleneksel haber kaynaklarına yönelim, Covid-19 ile birlikte düşüş eğilimini geriye çevirdi. Yine Almanya’da küresel salgın boyunca sosyal medya kullanımı artış gösterirken, basılı yayınlara başvuranların oranı düşmüştü. Haber medyasının yeni koronavirüsü nasıl ele aldığına yönelik ABD, Britanya, Almanya, İspanya, Arjantin ve Güney Kore’den katılımcılarla yapılan ankete göre ise yüzde 60 “medyanın krizi anlamaya yardım ettiğini” düşünüyor. Medyanın bireylerin ne yapabileceği konusunda bilgilendirmesini yüzde 65 olumlu olarak değerlendirirken, katılımcıların yüzde 32’si medyanın yeni koronavirüsün etkisini ‘abarttığı’ fikrinde. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün ilgili raporuna dair daha önce yayımladığımız içeriğe hemen aşağıdan ulaşabilirsiniz. Türkiye’deki verilere bakarken, raporun daha çok şehirde yaşayan katılımcıların yanıtlarıyla oluşturulduğunu göz önünde bulundurmak gerek. Buna göre çevrimiçi haber tüketimi yüzde 85’te, yani oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Bu eğri son beş yıl içinde küçük bir gerilemeyle (yalnızca yüzde 3) birlikte yüksek devam ediyor. Televizyonu, ana haber kaynağı olarak değerlendirenler yüzde 58. Basılı yayınlara başvuranların oranı da (yüzde 42) ve tıpkı televizyona başvuranların oranı gibi düşüş eğiliminde. Türkiye’de neredeyse her iki kişiden biri (yüzde 55) haberlere güvendiğini belirtiyor. Bu, önceki rapora göre yüzde 9’luk bir artış demek. Sosyal medyadaki haberlere güven yüzde 51 iken katılımcıların kendi başvurduğu haberlere güveni ise yüzde 61. Haberlere nereden ulaşıldığı kadar, haberlerin hangi yollarla paylaşıldığını anlamak da Teyit gibi doğrulama kuruluşları için oldukça önemli. Rapora göre katılımcıların yüzde 57’si haberleri sosyal medya, e-posta veya mesajlaşma uygulamaları yoluyla paylaşıyor. En çok kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarına bakıldığında Facebook’un başı çektiği söylenebilir. Facebook genelde yüzde 67 kullanım gösterirken haber için kullanımı yüzde 49. Türkiye’de çevrimiçi haber videoları tüketimi de oldukça yüksek oranda seyrediyor. Haber tüketiminde ikinci sırada YouTube ve sonrasında Instagram’ın kullanıldığını görüyoruz. Türkiye’de yüzde 95, her hafta çevrimiçi videolardan haber takip ederek 40 ülke arasında birinci sıraya oturuyor. 40 ülkenin haftalık ortalaması ise yüzde 67. Whatsapp ve Twitter ise Türkiye’nin önceki raporlarına göre haber tüketiminde düşüş gösteriyor. Dünya geneline bakıldığında da Facebook ve YouTube’un en çok kullanılan sosyal ağlar olduğu göze çarpıyor. Katılımcıların neredeyse üçte ikisi her hafta düzenli olarak Facebook ve YouTube kullanıyor. Her iki kişiden biri ise WhatsApp kullanıyor. Bu da özellikle kapalı mesajlaşma uygulamalarında yayılan yanlış bilgilerin önüne geçilebilmesi konusundaki endişeleri destekliyor. Türkiye’de olduğu gibi, Instagram dünya genelinde yükselişte. Özellikle hikaye (story) ve IGTV gibi özelliklerin eklenmesiyle, görsel içerikleri daha da zenginleştiren Instagram, katılımcıların yüzde 36’sı tarafından kullanılıyor. Çevrimiçi ve çevrimdışı haber kuruluşlarından yararlanma konusunda Türkiye’de paralellik olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin CNN Türk, televizyonda (çevrimdışı olarak) katılımcıların yüzde 42’si tarafından izlenirken, CNN Türk’ün çevrimiçi içerikleri yine oldukça yakın bir yüzdeyle (yüzde 39) takip ediliyor. Hürriyet, TRT Haber ve Sözcü’nün de çevrimdışı ve çevrimiçi tüketimi paralellik gösteriyor. Sıralama olarak bakıldığında ise sadece çevrimiçi platformu olan sondakika.com gibi haber sitelerinin oldukça sık kullanıldığını görüyoruz. Rapora göre en çok güven veren ilk beş haber merkezi, Fox TV (yüzde 77), NTV (yüzde 74) ve hepsi yüzde 73 güven oranı alan Sözcü, Habertürk ve Cumhuriyet. Güvensizliğin yüzde 30’lara ulaştığı iki kaynak ise Sabah ve Ahaber. Rapora göre katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ı Ahaber ve Sabah’a güvenirken yüzde 30’u bu mecralara güvenmediğini belirtiyor. Türkiye’de haberlere telefon üzerinden ulaşanlar devamlı bir artış içinde. 2020 itibariyle yüzde 40, haberleri bilgisayarından takip ederken, yüzde 72, haberleri telefonundan okuyor. Aynı şekilde ABD, Britanya, Almanya, Fransa, Japonya ve İspanya’da da haberlere ulaşmak için akıllı telefon kullanımının son yedi yılda artış gösterdiği görülüyor. Dünya genelinde haberciliğe talep hala var. Hatta sürekli değişen, yenilenen ve takip gerektiren birçok konu için kullanıcılar ilave haber tüketmeye de başladı. Fakat bu, bazı durumlarda basılı yayın sağlayıcıları için daha az gelir demek. Buna bağlı olarak ise dijital yayınlara abonelik artabilir. Örneğin çevrimiçi haberlere yönelik paralı abonelik Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 4 artarak yüzde 20’ye, Norveç’te ise yüzde 8 artarak yüzde 42’ye yükseldi. Covid-19'un getirdiği yeni alışkanlıklar ve bu süreçte edindiğimiz tecrübelerimiz dijital haber tüketimizi değiştirirken, dijital ağların öneminin altını bir kez daha çizmiş oldu. Haber tüketimi kadar sosyalleşme ve hizmet alma konusunda da dijital türevlere yönelmemiz uzun vadede dijital platformların gelişmesine yol açabilir. Bu süreç aynı zamanda abonelik, üyelik, bağış gibi okur odaklı gelir modelleri tartışmalarını da besleyebilir. Kim bilir belki de haber tüketiminde sosyal medya kullanımının artması, haber merkezlerinin Teyit gibi doğrulama kuruluşlarıyla kurabileceği işbirliklerinin öncüsü olur. Belki de yanlış bilgi salgınının yaşandığı bu dönemde, en büyük doğru bilgiye ulaşma rehberimiz, dijital okuryazarlık konusundaki çalışmalar önem ve hız kazanır." Araştırma: Aileniz yanlış bilgi yayıyorsa…,https://teyit.org/teyitpedia/aileniz-yanlis-bilgi-yayiyorsa,"*Bu içerik ilk kez "" When Your Family Spreads Misinformation "" başlığıyla The Atlantic t arafından 16 Haziran 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Khushbu Shah'ın hikayesi kriz anlarında aile sohbet gruplarının, nasıl yanlış bilgilerin yayıldığı tehlikeli platformlara dönüşebildiğini anlatıyor. Nisan ayında bir sabah aile WhatsApp grubundan gelen 77 bildirimle uyandım. Genelde bu kadar çok mesaj şu ikisinden biri olduğu anlamına gelir: Ya birinin doğum günü ya da birisi çocuğunun klasik Hint şarkısı söylediği bir video atmış olabilirdi. Ancak bu sefer ailem koronavirüs hakkında konuşuyordu: Bir akrabamız, virüsün bir düzine başka hastalıktan daha az ölümcül olduğunu iddia eden ve bunun küresel salgın olmadığını ima eden bir liste göndermişti. Bir başkasının gönderdiği videoda da doktor önlüğü giyen ve Gujarati dilinde konuşan bir adam, nefesinizi tutarak güvenilir ve ücretsiz koronavirüs testi uygulayabileceğinizi söylüyordu. “[İlk] üç saniye öksürmezseniz koronavirüs değilsiniz,” diyordu. Teyzelerden biri, herkese zencefil ve zerdeçal karıştırılmış ılık su içerek bağışıklık kazanmalarını söyleyen bir mesaj atmıştı. Psikologlar, insanların doğrulanmamış bilgileri kendilerine en yakın olan kişilerle daha çabuk paylaştıklarını ve arkadaşları ile aile üyeleri tarafından gönderilen sahte haberlere inanmalarının daha olası olduğunu ortaya koydu . Bu unsurlar, aile gruplarını yanlış bilgilerin yayıldığı tehlikeli platformlara dönüştürebiliyor. Koronavirüs düşüncelerimize, kariyerlerimize ve hareket özgürlüğüne el koymadan önce, ailem birbirlerinin hayatlarına girip çıkan dağınık bir grup insandan oluşuyordu. Siyaset ya da iklim değişikliği hakkında nadiren konuşurduk ve en gergin tartışmalar ebeveynlerin, çocuklarının Tahoe'de kayak yaparkenki ya da İsviçre'de yarım maraton koşarkenki fotoğraflarıyla birbirlerini geçmeye çalıştıkları zaman meydana gelirdi. Şimdi ise koronavirüsle ilgili yanlış bilgiler, dünya çapındaki birçok aile sohbetinde de olduğu gibi gündelik akışı zehirliyor. İnsanlar kriz zamanlarında aile üyelerine bilgi ilettiklerinde bir rahatlama duygusu hissediyorlar . Belirsizliğin çok olduğu dönemlerde, grup tartışmaları insanlara neler olup bittiği konusunda bir şeyler bildikleri hissini verebiliyor. Sosyolog Emma Spiro, Science dergisi ile yaptığı bir röportajda, bu sürecin insanların kaygılarını yatıştırmaya yardımcı olduğunu söyledi: Çünkü “bir nevi toplumsal grup düzeyinde anlayışa dayalı” kararlar alıyormuş gibi hissediyorlar. Ancak bir konuşmanın amacı rahatlamak olduğunda insanlar gerçeklere dayanan bilgiler yerine onlara hitap eden bilgileri gönderme eğiliminde oluyorlar . UC Irvine'den Cailin O'Connor'ın bana söylediğine göre bu sorunu daha da güçleştiren şey, insanların yakın bağları olan kişilerden gelen yanlış bilgilere inanma eğiliminin yüksek olması . Birçok kişi, edindiği bilgileri yalnızca bilginin niteliğine göre değil, aynı zamanda bilgiyi aktaran kişiyi kendilerine sosyal ve kültürel olarak ne kadar benzer gördüklerine göre değerlendiriyor. “ Kendinizi birine ne kadar yakın hissederseniz paylaştıkları bilgilere daha çok güveniyorsunuz ,” diyor O'Connor. “Sanırım söz konusu aile olduğunda çoğu zaman bu yakınlık aileden kaynaklanıyor.” Aynı zamanda, aile gruplarında muhtemelen sosyal medyaya daha az aşina olan ve platformlardaki yanlış bilgi dalgalarını filtrelemeye yabancı insanlar bulunuyor. Örneğin, Amish yerleşkesinde bir Hint tapınağında yaşayan 80 yaşındaki büyükannemin telefonu yalnızca haftalık Google Hangouts görüşmelerimiz için var. Herkese halini hatrını sorduktan sonra konuşmanın ortasında telefonu kapatıyor. 2019 yılında Science Advances 'da yayınlanan bir çalışma , e ski nesil insanların, eğitim ve parti ilişkisi gibi unsurlar dikkate alındığında bile, genç aile üyelerine oranla yaklaşık yedi kat daha sık yanlış bilgi paylaşma eğiliminde oldukları nı ortaya koydu. Ayrıca insanlar akrabalarının yanlış bilgi yaydığının farkında olsa da yakın bağlar nedeniyle bunu söylemek güçleşebiliyor. 2019 yılında yürütülen bir çalışma , İngiltere'de ankete katılan kişilerin yalnızca yüzde 21'inin yanlış veya hatalı bilgi paylaşan kişileri düzelttiğini belirtti. O'Connor'ın söylediğine göre, aile gruplarında bu sayının daha da az olması muhtemel, çünkü size yakın olan insanlara katılmamak doğal olarak rahatsız edici bir şey: insanların bayramlarda tartışmayı seven akrabalarıyla uğraşmaktan çekinmesi gibi. “Birazcık uyum sağlamamızı ve çıkıntılık yapmamamızı isteyen psikolojik bir güç bulunuyor,” dedi O'Connor. “Aileler içinde bu büyük bir güç olabiliyor. Yani birisi, ‘Ben buna inanıyorum,’ dediği zaman diğer insanları bunu kabul etmeye ve ‘Şey, bunun hakkında yanılıyorsun,’ dememeye itiliyor.” Aile grubundaki koronavirüs ile ilgili yanlış bilgiler genelde ortak paydamız olan Güney Asya Hindu kültürü ve özellikle yaygın olarak kabul edilmiş homeopatik ilaçlardan etkileniyor. San Francisco'da yaşayan bir avukat olan Sharlyn Vareed de benzer bir deneyime sahip. Bana bazı aile üyelerinin aloe vera suyu, amla ve kudret narı da dahil olmak üzere “koronavirüsten korunmak için her gün yenmesi gereken yiyecekler” paylaşıp durduğunu söyledi. Bir kuzeni Vedik astrolojisine göre 23 Eylül’de koronavirüsün sonunu getireceğine dair bir harita gönderdiği zaman daha da endişelenmiş. Birçok Hindu, astrolojiye son derece inanıyor; bazılarımız doğduğumuz zaman, doğum zamanı ve yerine göre geleceğimizi özetleyen, kişiselleştirilmiş burç yorumları alıyor. Geçen yıl bebeğe hoşgeldin partisi planlamaya çalıştığım zaman annem yıldızların doğru konumda olmadığına inandığı için partinin tarihi altı yedi kez değişti. Bowling Green State Üniversitesi’nde medya ve iletişim profesörü Radhika Gajjala’ya göre, astroloji ve evde yapılan ilaçlar paylaşmak, kültür duygusunu korumanın bir yolu. Ancak bir halk sağlığı krizi esnasında bu uygulamalara aşırı güvenmek zararlı sonuçlar doğurabilir. Ben ve bazı arkadaşlarım için aile grupları hakkındaki en rahatsız edici şeylerden biri, akrabalarımızın bir grup insanı şeytanlaştıran yanlış bilgiler paylaşınca buna seyirci kalmamız. Üniversiteden arkadaşım Namita Dodeja, bazı aile üyelerinin koronavirüsün yayılmasından Müslümanları sorumlu tutan sahte haberleri yaymak için sosyal medyayı kullandığını söyledi. Vareed için bardağı taşıran son damla ise bir akrabasının ona virüsün yayılmasından Çin kökenli herkesi sorumlu tutan, içeriğiyle oynanmış bir National Geographic makalesi gönderdiği zamanmış. Yanlış bilginin yayılmasını engellemek için aile üyelerinin, sevdikleriyle rahatsız konuşmalara yol açsa bile grup sohbetlerindeki sahte haberleri saptayıp insanları uyarması gerekiyor. Gajjala, genç neslin, yaşlı akrabaları tarafından gönderilen yanlış bilgileri püskürtmek için gerekli sorumluluğunu üstlendiği ni fark ettiğini söyledi. WhatsApp grubundan gelen ardı arkası kesilmez bildirimleri sessize aldıktan kısa bir süre sonra kuzenlerimden biri, bir yerde Hint hükümetinin yanlış bilgi var mı diye özel sohbetleri izlediğini ve kanıt bulurlarsa yöneticileri cezalandıracağını okuduğunu yazdı. Koronavirüs öncesi doğum günü kutlamalarına geri dönsek daha iyi olur, diye ekledi. Birkaç gün sonra bunların doğru olup olmadığını öğrenmek için onu aradım. “Bilmiyorum ama mesajların durmasını sağladı,” dedi gülerken. Yanlış bilgileri durdurmuş olan şeyin bir yanlış bilgi olması da tıpatıp uymuş." Araştırma: Sahte haber öldürüyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haber-olduruyor-nasil-durdurabiliriz,"*Bu içerik ilk kez "" Fake news is killing us. How can we stop it? "" başlığıyla Grist.org tarafından 11 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Salmon Arm, Kanada Rocky Dağları'ndaki kalabalık kayak pistlerinden çok uzak olmayan, British Columbia'nın merkezindeki, 17 bin nüfuslu küçük bir kasaba. Büyüleyici mavi göllere, ağaçlarla kaplı dağlara ve Covid-19'un sahte olduğunu iddia eden endişe verici sayıda postere ev sahipliği yapıyor. Ancak bu posterlerin sayısı eskisinden daha az. Okanagan Üniversitesinde İngilizce profesörü olan Tim Walters, birkaç ay önce ortaya çıkmaya başladıklarından beri, bu posterleri tek tek kaldırıyor. Posterler British Columbia'nın ""uyanmasını"" talep ediyor ve aşırı sağcı bir komplo hareketi olan Qanon 'a ait bir etiket kullanıyor. Walters haziran ayında günde üç dört saat yürüyüp gittiği her yerde afişleri söküyordu. Tim Walters Söylediğine göre bu ""düşük seviyeli bir takıntı"" haline gelmiş. ""Fazla delice oldukları için insanlar bu komplo teorilerini ciddiye almıyor."" Komplo teorisyenleri bu duruma, posterleri yerden 2 veya 2.5 metre yükseğe koyarak cevap verdi. Fakat Walters 1.90 cm boyunda ve kolları epey uzun. İnsanlar mahallelerindeki, ulaşamadıkları yükseklikteki afişlerin konumlarını ona atıyor. Kaynak: Tim Walters Gerçek şu ki, sahte haberler insanları öldürüyor . Araştırmalar, maskelerin Covid-19'un yayılmasını yarı yarıya indirebileceğini ortaya koyuyor ancak maske kullanımının güvenliği ile ilgili yanıltıcı iddialar artmaya devam ediyor. Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü 'nde yapılan bir modele göre, herkes halka açık alanlarda maske takarsa ekim ayına kadar tahmini olarak 33 bin Amerikalının hayatı kurtulabilir. Sahte haberler ve halkın bilim anlayışı hakkında bir kitap yazmakta olan, Güney California Üniversitesi eğitim profesörü Gale Sinatra, ""Covid hakkındaki yanlış bilgiler virüsün kendisinden daha hızlı yayılıyor,"" diyor. Epidemiyologlar, bir pandeminin halk sağlığı krizi olduğu kadar iletişim krizi de olduğunu söylüyor. Bu olay iklim değişikliğini anımsatıyor: aşırı ısınan gezegenimiz üzerindeki yıkıcı etkileri gösteren bir yığın kanıt olmasına rağmen Amerikalıların sadece üçte ikisi bu konuda endişeli olduklarını söylüyor. Bu, bu mesajların insanlara ulaşmadığının göstergesi. Ya da belki de sahte haberler onlara daha çok hitap ediyor. Aynı zamanda iklim krizi ve Covid-19, Amerika'daki kutuplaşma girdabına kapılmış olgular. Ve pandemi hayatımızın bir parçası haline geldikçe, insanların iklim değişikliği ile karşı karşıya kaldıklarında yüzleştikleri aynı psikolojik engellerin birçoğunu harekete geçiyor. ""Herkeste Covid yorgunluğu var,"" diyor Sinatra. Koronavirüsü inkar etmek ve iklim değişikliğini inkar etmek, yani küresel ısınma hakkındaki bilimsel fikir birliğini reddetmek arasında birçok benzerlik bulunuyor . İkisi de çoğunlukla aynı insanlar tarafından yayılıyor ve bu uçuk teorilerin argümanları genellikle çok benzer oluyor: ana akım bilimin reddetmek, kriz üretmeyi planlayan hükümetler ve yapılacak en iyi şeyin her zamanki gibi devam etmek olduğu mesajı. Peki neden maske takalım ki? İlginizi çekebilir: Buradan nereye gideceğiz: İklim gündemimizin bugünü Çalışmalar, sahte haberlerin sosyal medyada gerçek haberlerden daha hızlı yayıldığını ortaya koydu . Twitter'da insanların yanlış haberleri paylaşma olasılığı, gerçek haberlere oranla yüzde 70 daha fazla. Ve bunu durdurmak çok zor. ""Yanlış bilgiler maalesef sıradan bilgilerden daha ilginç,"" diyor Sinatra. Komplocular, filmlerdeki sürpriz sonlar gibi şaşırtıcı ve dramatik öyküler uyduruyorlar ve bunlar da her gün haberlerde gördüğümüz, ""Covid-19 vakaları artıyor!"" haberlerine bir kontrast oluşturuyor. Peki poster yırtmak dışında insanlar yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için neler yapabilir? Sinatra'nın söylediğine göre seçeneklerimizden biri, kavram hatalarıyla yüzleşmek. Ancak bunun dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor, yoksa geri tepebilir. Çünkü yanlış iddiaları çürütme sırasında onları tekrarlamak, daha da yayılmalarına sebep olabiliyor . Bir şeyleri tekrarlamak kalıcı hale gelmelerini sağlıyor. Dilbilimci George Lakoff'un belirttiği üzere, insanlara ""fil düşünmeyin"" dediğinizde akıllarına ister istemez bir fil görüntüsü gelir. ""Sadece, 'yanılıyorsun,' demek işe yaramaz,"" diyor Sinatra. Bir şeyin neden yanlış olduğunu açıklamalı ve ikna edici bir karşı argüman sunmalısınız . ""Bence onlarla yüzleşmelisiniz,"" diyor İngilizce derslerinde ""çürütme"" yöntemi de kullanan Walters. Yakın zamanda iklim krizi hakkında bir ders vermiş ve öğrencilerinin çoğunun, David Wallace-Wells'in, onları eğiten (ve dehşete düşüren) The Uninhabitable Earth (Yaşanmaz Dünya) kitabını okumadan önce bilim hakkında kararsız olduğunu, neyin doğru olduğundan emin olmadıklarını fark etmiş. Walters öğrencilerine iklim değişikliği hakkındaki gerçekleri anlatmış ve öğrendiklerini arkadaşları ve aileleriyle tartışmaya teşvik etmiş. Onlara yardımcı olan kaynaklardan biri de iki bilişsel bilim insanı Stephan Lewandowsky ve John Cook'un yazdığı yeni Conspiracy Theory Handbook olmuş. Conspiracy Theory Handbook , komplo teorilerinin nasıl çürütüleceğine ve onlara inanan insanlarla nasıl konuşulacağına dair ipuçları sunan ücretsiz bir çevrimiçi kaynak. Buna rağmen, sahte haberlerle başa çıkmanın en iyi yolu, insanları en başından neyin sahte, neyin gerçek olduğunu değerlendirebilecekleri araçlarla donatmak olabilir. ""İnsanları komplo teorilerine karşı önceden aşılamak , sonradan işe karışıp hasarın etkilerini geriye almaya çalışmaktan daha iyi,"" diyor George Mason Üniversitesi profesörü Cook, The Verge 'e verdiği bir röportajda. Ancak buradaki sorun, yanlış bilgi altındaki insanların bu ""aşıyı"" yaptırmayı kabul etmemesi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan News Literacy Project , sahte haber saptama konusunda ABD'deki öğrencilerin donanımlı olmasını ve internette karşılaştıklarına karşı eleştirel düşünebilmelerini sağlamayı hedefliyor. Bu yaklaşımın her yaştan insana yardımcı olduğuna dair kanıt var. Michigan Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, insanların, öncesinde, ""Haberi yayınlayan haber kuruluşunu tanıyor muyum?"" veya ""Gönderideki bilgiler inandırıcı görünüyor mu?"" gibi birkaç soru cevapladığı zaman, iklim değişikliği ile ilgili Facebook'taki sahte haberlere inanma, ""beğenme"" veya paylaşma olasılığı düşüyor. Bilim insanları ve halk sağlığı uzmanları, Covid-19 pandemisiyle ilgili zor zamanlar geçiriyor, çünkü virüs hakkındaki temel gerçekleri ve nasıl yayıldığını haftalar geçtikçe olarak öğreniyorlar. Yeni bulguları halka gerçek zamanlı olarak iletmeye çalışıyorlar ve gün geçtikçe gelişen ve değişen öneriler doğal olarak kafa karışıklığı yaratıyor. İki kriz arasındaki büyük fark da işte bu: iklim bilimcileri temel bulguları yıllar önce oturttu. ""İklim değişikliğini ilgilendiren bilim on yıllardır gelişiyor,"" diyor Sinatra. ""Covid ise yalnızca son altı aydır gezegenimizde.""" Covid-19 ile ilgili yanlış bilgiyle mücadele: Bilim insanları için rehber,https://teyit.org/teyitpedia/covid-19-ile-ilgili-yanlis-bilgiyle-mucadele-bilim-insanlari-icin-rehber,"*Bu içerik ilk kez "" Preventing Covid-19 Misinformation: A Guide for Scientists "" başlığıyla FEMS tarafından 24 Nisan 2020 tarihinde yayınlanmış ve düzenlenerek Kansu Ekin Tanca tarafından Teyit için çevrilmiştir. Covid-19 küresel salgınıyla yüzleşirken, Covid-19’un etrafındaki yanlış bilgi salgınıyla da karşı karşıyayız. Yanlış bilgiler Sars-CoV-2 koronavirüs hakkında, sebep olduğu Covid-19 hastalığı ya da uluslararası kuruluşlar ve yerel yönetimlerin, hastalığın etkisi ve yayılımını sınırlandıracak kamu sağlığına yönelik tavsiyeleri hakkında da olabilir. Yanlış bilginin yayılmasıyla birlikte insanlar, yanlış sağlık tedbirleri alma eğilimi gösterebiliyor, krizin ciddiyetini hafife alabiliyor ya da riskli ve denenmemiş yanlış sağlık önlemlerine tutunabiliyorlar; bunların hepsinin ise faydadan çok zararı var. Federation of European Microbiological Societies tarafından hazırlanan rehber, yanlış bilgilerle mücadelede bilim insanlarına ipuçları sunuyor. Hangi bilgi kaynaklarının güvenilir olduğunu biliyorsunuz. Sizin için aşikar olan, başkaları için o kadar da açık olmayabilir. Bu nedenle kibarca nitelikli bilgiye ulaşmak için gidilmesi gereken doğru yerleri gösterin ve sakince bir kaynağın veya makalenin neden güvenilir olmadığını açıklayın. Görünür olun ve insanlarla yakından ilgilenin. Örneğin kötü dil veya dilbilgisi, mantık hataları, eksik bilgi, şüpheli kaynak, hiç kaynak olmaması, gizli gündem, yetersiz araştırma gibi nedenleri açıklayın. Bu yerlere ulusal ve uluslararası kurumlar dışında tanıdığınız uzmanlar da dahil. Bilimin bazı yönlerini oldukça iyi açıklayabilecek çok yetenekli insanlarla birebir yan yana çalışıyor olabilirsiniz. Bu nedenle tanıdığınız insanları da bu işe dahil edin, daha eğlenceli ve içten hale getirin. Genellikle insanlar bilgiyi birden fazla kişiden tasdik etmek istiyor. Bilimsel bir bakış açısını sadece bir fikir olarak değil, fikir birliğinin bir parçası olarak sunmak iyi bir yol olabilir. Bu nedenle diğer insanların aynı şeyi açıklamak için çokça zaman harcadığını unutmayın ve ikinci kopyayı yapmaktansa onların çabalarından faydalanın. Gazetecilerle, blogger’larla ve YouTuber’larla konuşun, haber kuruluşlarına yazın. Eğer takipçiniz varsa kendi sosyal medya hesabınızı kullanabilir ve insanların gelişmesine yardımcı olabilirsiniz. İnsanları dinleyin ve sorularını cevaplayın. Artık herkes bilgi ve eğlence için sosyal medyaya yöneldiği için bu öneriden daha iyisi olamaz. Gruplara dahil olun, yorumlara cevap atın, internette arkadaş edinin! Anı takipçileriniz ve arkadaşlarınızla iletişime geçerek değerlendirin, onları dinleyin ve sorularını cevaplayın. Soru sormaları için ortam yaratın ve nazikçe cevaplayın. Karşılaştırmalar, basit grafik ve görseller çoğunlukla karmaşık ifadeler kullanmadan karmaşık noktaların karşıya geçmesinde işe yarıyor. Bu kadar fazla bilgi dolaşımdayken neyin doğru olduğunu bilmek zor; insanlar korkuyor, kafaları karışıyor ve şaşkına dönüyor. Sosyal medya akışlarında paylaştıklarının yanlış olduğunu herkesin içinde açıkça belirtmeniz insanları utandırabilir. Dolayısıyla anlayışlı olun ve utandırmadığınız ve üzerine gitmediğinizden emin olun. Her zaman sakin, kontrollü ve kabullenici bir dil kullanın. İlk önce sıradan bir insan, sonra bir bilim insanı gibi yaklaşın. İnsanlar her zaman ne bildiğinizle ilgilenmiyor olabilir ama bunu önemsediğinizi bilmek istiyorlar. Epidemiyoloji uzmanları moleküler virologlar değil. Mikrobiyologlar da halk sağlığı uzmanı değiller. Eğer bir başkasının uzmanlık alanına temas ediyorsa, insanları doğru uzmanlara ve kaynaklara yönlendirin. Yani, kullandığınız terimler için çok fazla kapsamlı açıklamalara gerek duymayın, insanların çoğunlukla bunlar için vakti olmayacak. Nihai hedefiniz, hitap ettiğiniz kitlenin sizin ne dediğinizi gerçekten anlaması. Sadece sosyal mesafenizi koruyun gibi tavsiyeler vermeyin. Bir şeyleri yaparlarsa neden daha faydalı olur bunu anlatın. Ya da bilimsel bir tavsiyeye uymanın nasıl iyi etkisi olabilir bunu gösterin (ve nasıl kötü bir sonucu önleyebileceklerini). Ne zaman duracağınızı bilin. Çok uzun süre ya da çok sert bir dille devam etmek yalnızca heves kırıcı olur. İnsanlar, yanlış olarak etiketlenseler de okuduklarını hatırlama eğilimindeler. Dolayısıyla WhatsApp, Facebook, Twitter gibi mecralardan yanlış bilgiyi yönlendirmeyin. Asıl virüsün epidemiyolojisi gibi, yanlış bilginin akışını kesmek de, nihayetinde olumlu sonuçlar verir. Çok fazla bilginin dolaşımda olduğunu ve iyiyle kötüyü ayırmanın zor olduğunu kabul ederek anlayış gösterin. Gidişatla ilgili bilim insanlarının bile korkması, kafasının karışması ve yorulmuş olmaları anlaşılabilir bir durum olmalı. İçinde bulunduğumuz küresel salgını saran yanlış bilgi tufanıyla, sıradan insanlar için ispat edilmiş bilimsel olguları, geniş alanlara yayılmış yanlış bilgiyle ayırt etmek zor bir hale geldi Topluluklarımızı herkesin bu farkı anlamasına yardımcı olması ve herkesin kendine düşen payı yapması konusunda cesaretlendirmeliyiz. Sadece hepimiz kafa kafaya vererek yanlış bilgiyle mücadele edebiliriz." Araştırma: Yanlış bilgi salgınının arkasında kültürel etkenler yatıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgi-salgininin-arkasinda-kulturel-etkenler-yatiyor,"*Bu içerik ilk kez "" Cultural factors are behind disinformation pandemic: why this matters "" başlığıyla The Conversation tarafından 5 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Koronavirüs pandemisi ile ilgili yanlış bilginin yaygınlığı , Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü Tedros Adhanom Ghebreyesus'un şu şekilde bir uyarı yapmasına sebep olmuştu: ""Yalnızca bir pandemiyle değil, bir infodemiyle (yanlış bilgi salgını) de savaşıyoruz . "" Infodemi, yani yanlış bilgi salgını, bir salgın esnasında yayılan, bazıları doğru, bazıları yanlış olan bilgi yığını olarak tanımlanıyor . Bu da insanların hangi kaynakların güvenilir olduğunu anlamalarını zorlaştırıyor. Sorunun bir kısmı ise yanlış bilginin yaygınlaşmasından kaynaklanıyor. Yanlış bilgi salgınıyla mücadele etmek için, yanlış bilginin belirli ortamlarda nasıl yayıldığını anlamamız gerekiyor. Bu da medya kullanıcıları kültürünü, bağlamını ve deneyimini incelemeyi gerektiriyor. Yanlış bilgi virüsünü kontrol altına almak ve hafifletmek için çok seviyeli sosyo-kültürel yaklaşımlara ve yöntemlere ihtiyacımız var. Medya literatüründe ve kültürel literatürde mevcut olan bu tür analiz araçlarından biri, klasik ""kültür dolaşımı"" kavramı. Bu model, sosyo-kültürel olguların gelişiminde yer alan karmaşık ve birbiriyle ilişkili anları ve süreçleri açıklıyor. Aynı zamanda yanlış bilginin bir dizi etkenlere bağlı olarak nasıl yayıldığını, tüketildiğini, güçlendirildiğini veya kısıtlandığını açıklamaya yardımcı olabilir. Yanlış bilginin üretildiği ve tüketildiği politik ve ekonomik bağlamlara ek olarak, kültürel yönleri de dikkate almak önemli. Kültür dolaşımındaki bu farklı açıların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu anlayabilirsek daha uygun müdahaleler tasarlayabiliriz. Kültür dolaşımıyla ilgili unutmamamız gereken beş açı var. Metinler, anlamların tartışıldığı ve karşıt anlamların üretildiği mücadele alanlarıdır. Mesajlar ortamlarına göre kodlanır ve çözülür. Örneğin maske takma hakkında bir bilgi, sağlık yetkilileri tarafından virüsün yayılmasını nasıl önlediğini açıklamak amacıyla teknik bir şekilde kodlanırsa, fakat halk tarafından özgürlüklerine bir saldırı olarak çözülürse anlam kayması meydana gelebilir. Bu anlam kaymalarında ortaya kolayca yanlış bilgi çıkabilir. Kültürel çalışmalar, yanlış bilgilerin nasıl insanların günlük duygularına, korkularına ve endişelerine hitap edecek şekilde ortaya çıktığını ve hangi siyasi söylemlerin onlara hitap ettiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Yanlış bilgi tüketmek ve paylaşmak, insanlara nasıl aidiyet ve topluluk duygusu veriyor? Yapılan çalışmalar, siyasi bağlılı k, yaş, demografi ve benzer kimlik pozisyonlarının, insanların yanlış bilgi paylaşma olasılığını artırabileceğini gösteriyor. Dijital medya ekolojisi, bilgi üretimi ve tüketimi arasındaki çizgilerin bulanıklaşmasını sağladı. Parodiler, söylentiler, caps 'ler ve espriler ortak dil haline geldi. Kullanıcılar, virüsün 5G istasyonlarından kaynaklandığından sözde bilimsel tedavilere kadar, kişisel önyargılarının ve inançlarının ""yankı fanusları"" ya da ""filtre baloncukları"" içinde doğrulandığını görebiliyorlar. Yanlış bilgi salgınıyla savaşta, medya üretimindeki bu değişimin etkilerini kavramak önemli. Kültürel çalışmalar, medya kullanıcılarını pasif alıcılar değil, anlam yaratmada aktif katılımcılar olarak görüyor. Medya kullanıcıları sadece yanlış bilgi almakla kalmıyor, yanlış bilgiyi şekillendiriyor, düzenliyor ve paylaşıyor. Afrika'daki sosyal medya kullanıcılarının büyük bir kısmı , uydurma olduğunu bildiği bir haberi paylaşmış olduğunu kabul ediyor. Peki neden? Bu soruyu yalnızca kullanıcı deneyimi ve bağlam açısından cevaplayabiliriz. Resmi bilgi kaynaklarına olan güven eksikliği, insanların alternatif bilgi kaynaklarına olan güveninin artmasına sebep olabiliyor. Afrika'da devletin sahip olduğu medya, uzun zamandır insanların, gayri meşru otorite kaynaklarını zayıflatma amacı güden dedikodu, şaka ve mizah devrelerine yönelmesine sebep oluyor. Covid-19 salgını sırasında haber medyası tüketiminde küresel bir artış olmasına rağmen , küresel olarak genel güven seviyeleri şu anda tarihteki en düşük noktada. Reuters Institute tarafından yapılan ankete katılan on kişiden yalnızca dördü (yüzde 38) haberlere çoğu zaman güvendiğini söylüyor. Aşırı bilgi yüklenmesi ve ""gürültü"", güven erozyonuna ve bilinçli kararlar verilememesine yol açıyor. Aynı çalışma, insanların yüzde 56'sının, internetteki bilgilerin gerçek veya sahte olup olmadığını hâla anlayamadığını ortaya koyuyor. Afrika'da , yüksek oranda yanlış bilgiye maruz kaldıklarını bildiren insanlar, aynı zamanda medyaya olan güvenlerinin de düşük seviyede olduğunu bildiriyorlar. Örneğin tedaviler, aşılar veya maske kullanımıyla ilgili kafa karıştırıcı yönlendirmeler hakkındaki çelişkili ve spekülatif raporlar, bu eğilimlerin artmasına sebep olmuş olabilir. Resmi anlatılardaki şüphecilik, insanları yanlış bilgilendirmeye daha duyarlı hale getirebiliyor. ABD'de yapılan bir araştırma, halk sağlığı sisteminin siyahlara yönelik devam eden sistematik başarısızlığının, bu topluluğun hükümet müdahaleleri ve tıbbi otoriteler hakkında şüpheci davranmasına sebep olduğunu ortaya koyuyor . Çalışmaya göre topluluklar, hayatta kalmak için topluluk bilgisine güvenebiliyor. Bu aynı zamanda tehlikeli yanlış bilgilere maruz kalmalarına da sebep olabiliyor. Bazı ülkelerin ( Güney Afrika ve Brezilya gibi) Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri suç haline getirme girişimleri, özgür ifade ve siyasi mesuliyeti bastırabileceği korkusu nedeniyle insan hakları ve konuşma özgürlüğü savunucularından büyük tepkiler aldı. İnsanların neden ana akım medyaya güvenmedikleri veya neden yanlış bilgi paylaştıklarını daha iyi anlayabilirsek daha uygun müdahaleler düşünebiliriz. Literatürde öne sürülen bazı motivasyonlar şunlar: finansal veya siyasi kazanç, kişinin duygularını ifade etmesi, belirsizlikle başa çıkma, ilişki kurma veya siyasi bir düzene karşı harekete geçme. Altı Afrika ülkesinde yapılan bir odak grup araştırması birkaç motivasyonun daha olabileceğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yanlış bilgiyi paylaşmalarının en yaygın nedeni, (hatalı) bir vatandaşlık görevi duygusundan kaynaklanan farkındalık yaratma isteğiydi. En yaygın ikinci sebep, başkalarının, yanlış bilginin farkında olmasını sağlamaktı. Üçüncü olarak ise Sahra altındaki ülkelerdeki medya kullanıcıları yanlış bilgileri ""eğlencesine"" paylaştıklarını belirtti. Mizah, dedikodu ve hiciv, ciddi veya iç karartıcı haberlere boğulmuş medya kullanıcıları için eğlenmek ve topluluk oluşturmak için bir sığınak oluşturuyor. Yanlış bilgilerin sosyo-kültürel olgu olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulayan şey, bu bağlamsal, sosyal ve kültürel farklılıklar. Bu açıdan bakıldığında, her derde deva bir çözüm bulmaya çalışmak yerine, belirli bağlamlar için en uygun yanıtların ne olabileceğini değerlendirebiliriz." Azerbaycan'da yayına başlıyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/azerbaycanda-yayina-basliyoruz,"Teyit’in yanlış bilgiyle mücadelesi Azerbaycan’a uzanıyor. Sahte haberlerin engellenmesi için Facebook’la 2018’den bu yana yürüttüğümüz işbirliğini Azerbaycan’a genişletiyoruz. Dili, kültürü ve gündemiyle Türkiye’ye çok benzeyen Azerbaycan’da, kullanıcıların eleştirel düşünce alışkanlıkları ve dijital okuyazarlıklarını geliştirmeyi hedefliyoruz. İçinde bulunduğumuz ve hakikat sonrası olarak adlandırdığımız dönem, doğruyla yanlışın birbirine girdiği, komplo teorilerinin sıkça karşımıza çıktığı ve bunların hasar verici etkilerinin göz ardı edildiği bir çağ. Yanlış bilgi bombardımanı ve bu karmaşayla mücadele çabamızı, 2018 yılında Facebook’la yaptığımız anlaşmayla bir adım ileriye taşımıştık. Anlaşmayla bir yandan Facebook’ta yer alan şüpheli haberlerin önünü kesmeye çalışırken, bir yandan da ülkedeki medya ekosistemindeki sorunlar, yanlış bilginin kaynağı ve medya okur yazarlığının geliştirilmesi konuları önceliklerimiz halini almıştı. Facebook’la iki yılı aşkın süredir Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (IFCN) bir parçası olarak süregiden işbirliği olumlu sonuçlar verse de, daha fazlasını yapma gerekliliği her geçen gün kendini daha çok hissettirmeye başladı. 2020’nin hemen başında tüm dünyayı saran koronavirüs salgını, yanlış bilginin nasıl küresel bir tehdit olduğunu ve mücadelede işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu da bir kez daha göz önüne getirdi. IFCN üyelerinin dayanışmasıyla çıkan içerikler, pandemi döneminde dozunu artıran komplo teorileri, manipülatif içerikler ve toplum sağlığını tehdit eden haberlerin yaygınlığının hız kesmesine aracı oldu. Ancak yanlış bilginin yayılmayı sürdürdüğü coğrafyalar da, azımsanamayacak sayıdaydı. Azerbaycan da bunlardan biri. 5G’nin koronavirüs yayılmasına neden olduğu ya da salgını Bill Gates’in başlattığı gibi iddialar, Azerbaycan’da da epey yaygın. İşte bu yüzden Teyit yanlış bilgiyle mücadelesinde büyük bir adım atma kararı aldı ve Facebook’la olan üçüncü taraf haber doğrulama programı kapsamındaki işbirliğini Azerbaycan’a genişletti. Anlaşma tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, Teyit’in Facebook’taki asılsız haberleri işaretleyerek, sitesinde yayınladığı analizlere yönlendirmesiyle sürecek. Facebook da bu asılsız haberlerin erişimini düşürerek daha az kullanıcıya ulaşması için aksiyon alacak. Bu işbirliğinin altı çizilmesi gereken yanlarından biri de, üzerinde hassasiyetle durduğumuz ve Azerbaycan’da da uygulamayı sürdüreceğimiz metodoloji olacak. Yine içerikler aynı metodolojiyle incelenecek ve analizler IFCN İlkeler Kılavuzu doğrultusunda hazırlanacak . Üçüncü taraf haber doğrulama sistemi, asılsız haberlerin tespitiyle başlıyor. Facebook'taki kullanıcıların bildirdiği görüşler gibi çeşitli işaretler kullanılarak asılsız olabilecek haberler tespit edilecek ve sonrasında Teyit’in gündemine gelecek. Teyit içerikleri gözden geçirecek ve içerdiği bilgileri kontrol ettikten sonra doğruluğunu değerlendirecek. Asılsız olarak değerlendirilen içerikler, haber akışında daha alt sıralarda görülecek ve Instagram’da da keşfet alanının dışında tutulacak. Bu da haberi gören kişi sayısını önemli ölçüde azaltacak. Sürekli asılsız haber paylaşan sayfalar ve internet siteleri ise paylaşımların azaltılması gibi bazı kısıtlamalarla karşı karşıya kalacak. Sonuç olarak düzenli olarak yanlış bilgi üretenlerin reklam alma imkanları da daralacak. Elbette Teyit’in yegane amacı, yanlış bilginin önünü kesmek değil. Sahte haberlerin oluşmasına imkan veren şartlar da odağımızda. Medya ekosistemindeki aksaklıklar, medya okur yazarlığının geliştirilmesi ve desteklenmesi, eleştirel düşüncenin yaygınlaştırılması, yani şüphe kası nın güçlendirilmesi, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da önceliğimiz olacak. Bu yolculuk Teyit olarak bizleri fazlasıyla heyecanlandırıyor. Azerbaycanca içeriklerimizin yer aldığı internet sitesine, az.teyit.org adresinden erişebileceksiniz. Yine Twitter , Facebook ve Instagram gibi sosyal medya mecralarından da bizleri takip edebileceksiniz. Yanı sıra Teyit’in ekibi de Azerbaycan coğrafyasında genişlemeye devam edecek. Gazeteci Sayyara Mammadova da ekibimizi güçlendiren ilk isim. Sayyara, teknoloji alanındaki birikimi ve yerel medya tecrübesiyle, Teyit’in yolculuğunda önemli katkı sunacak. Facebook ile Teyit’in Azerbaycan’a uzanan üçüncü taraf haber doğrulama işbirliğiyle ilgili değerlendirme yapan Facebook Türkiye Kamu Politikaları Departman Başkanı Çağatay Pekyörür, atılan adımdan duyduğu mutluluğu şöyle dile getiriyor: ""Topluluğumuz için zararlı olduğuna inandığımız yanlış bilgilerin platformlarımızda yayılmasını engellemek her zaman için en büyük önceliklerimizden biri oldu. Bu doğrultuda, platformlarımızdaki asılsız haberleri belirlemek ve değerlendirmek amacıyla başlattığımız üçüncü taraf haber doğrulama programımızı 2018’de Türkiye’de Teyit iş birliğiyle başlatmıştık. Bu işbirliği, Türkiye’deki topluluğumuza doğru bilgi sunma ve onları asılsız ve yanlış bilgilerden koruma yönünde attığımız en önemli adımlardan biri oldu. Bu nedenle, bu iş birliğini komşu ülkemiz Azerbaycan’a taşıdığımızı duyurmaktan büyük mutluluk duyuyorum."" Teyit kurucusu Mehmet Atakan Foça’nın vurgusuysa dil, kültür ve gündemiyle Türkiye’ye çok yakın olan Azerbaycan’da kullanıcıların eleştirel düşünce alışkanlığını geliştirmek: ""Türkiye’de sahte haberle mücadelemizin en önemli paydaşlarından olan Facebook ile Azerbaycan’da da iş birliğimizi sürdürecek olmaktan mutluyuz. Dilleri, kültürleri ve gündemleri birbirine çok yakın olan bu iki ülkede yanlış bilginin yayılmasının önüne geçmek için yeni adımlar atmayı sürdüreceğiz. Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da kullanıcıların eleştirel düşünce alışkanlıklarını ve dijital okuryazarlıklarını desteklemek en önemli hedefimiz.""" Araştırma: Doğruluk 'dürtmesi' yanlış bilgi paylaşımının önüne geçebilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dogruluk-durtmesi-yanlis-bilgi-paylasiminin-onune-gecebilir-mi,"*Bu içerik ilk kez "" Can an accuracy ‘nudge’ help prevent people from sharing misinformation? "" başlığıyla Poynter t arafından 16 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Birleşmiş Milletler birkaç hafta önce, insanların sosyal medyada Covid-19 hakkında paylaşım yaparken durup düşünmelerini sağlamayı amaçlayan ""Pause"" (Dur) adlı yeni bir girişim başlattı. Kampanyaya #takecarebeforeyoushare ( paylaşmadan önce dikkat et ) etiketi eşlik ediyor. Bu tür kampanyaların, dünya çapında virüsle ilgili sahte tedavilerin ve diğer gerçek dışı iddiaların, yani ""infodemi""nin (yanlış bilgi salgını) yayılmasını engellemede ne kadar etkili olacağını bilmek zor. Ancak Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve Kanada'daki Regina Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü yeni bir çalışmaya göre bu girişim, yani insanların biraz durup, paylaşmayı düşündükleri içeriklerin doğruluğunu değerlendirmesi umut vaat ediyor. 30 Haziran'da Psychological Science dergisinde yayınlanan, ""Sosyal medyada Covid-19 ile ilgili yanlış bilgilerle mücadele: Ölçeklenebilir doğruluk dürtmesi müdahalesi için deneysel kanıtlar"" adlı bir çalışma, insanların Covid-19 hakkında yanlış iddialar paylaşma sebebinin ""kısmen, ne paylaşacaklarına karar verirken içeriğin doğru olup olmadığı konusunda yeterince düşünemedikleri "" olduğu sonucuna vardı. Çalışma iki bölümden oluşuyor. İlk olarak, 856 kişi iki gruba ayrıldı ve hepsine Covid-19 hakkında bazıları doğru, bazıları yanlış haber başlıkları gösterildi. Bir gruba haber başlıklarının doğrulukları, diğerine ise bu başlıkları paylaşma olasılıklarının ne olduğu soruldu. Amaç insanların bir gönderinin doğruluğunu düşünürken ve o gönderiyi paylaşıp paylaşmamaya karar verirken ne kadar ayırt edici olduklarını kıyaslamaktı. Başlığın doğruluğuna karar verdikleri sıradaki ayırt etme gücü ya da doğru ve yanlış haber başlıklarına verdikleri tepkiler, paylaştıkları sıradaki ayırt etme kabiliyetinden daha yüksekti. İkinci bölümde ise 853 kişi daha iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da başlıkları paylaşıp paylaşmayacakları soruldu. Ancak bundan önce, bir gruptan Covid-19 ile hiçbir ilgisi olmayan bir başlığın doğruluğunu derecelendirmesi istendi. Bu ikinci grubun ayırt etme kabiliyeti üç kat daha fazlaydı. İlginizi çekebilir: Araştırma: ‘Doğruluk dürtmesi’ Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri azaltabilir Regina Üniversitesi Davranış Bilimleri profesörü ve makale yazarlarından Gordon Pennycook’a göre önceki benzer çalışmalarla birlikte sonuçlar, insanları doğruluk hakkında düşünmeleri için ""dürtmenin"" sosyal medyada ne paylaştıklarına dair kararlarını olumlu yönde değiştirebildiğini gösteriyor . Çalışma bulguları ""sosyal medya platformlarının doğrudan uygulayabileceği doğruluk dürtmelerine dayanan bir dizi müdahaleye işaret ettiğini"" gösteriyor. Pennycook, hangi tür doğruluk dürtmesinin en iyi şekilde çalışacağına dair tahmin yürütmekte tereddüt ediyor ancak sosyal medya şirketlerinin ""benzer ilkeleri paylaşan müdahaleleri kolayca uygulayabileceğinden ve optimize edebileceğinden"" emin. Nedenlerden biri de sosyal medyanın kendi bağlamı. Dikkatsizliğin veya dikkat dağınıklığının, insanların sosyal medyada yanlış bilgi paylaşmasının ana nedeni olması, insanların bu platformları kullanırken sahip oldukları düşünce yapısını yansıtıyor olabilir. İnsanlar rahatlamak ve arkadaşlarından onay almak için sosyal medyaya giriyorlar. Pennycook’a göre, diğer araştırmalar insanların doğru olmayı önemsediğini gösterse de, haberlerin bebek fotoğrafları ve hayvan videoları ile bir arada bulunduğu platformlarda, insanlar doğruluktan uzaklaşıyor. İnsanlar sosyal medyada çok düşünme eğiliminde değiller, diyor. ""Düşünmeye ara vermek için Facebook'a giriyorlar.""" Araştırma: Beynimiz neden yanlış bilgi yaymak istiyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-beynimiz-neden-yanlis-bilgi-yaymak-istiyor,"""Bu içerik ilk kez "" Why Our Brains Want to Spread Misinformation "" başlığıyla OneZero t arafından 10 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Simon Pitt, banal veya zararsız bile olsa neden yanlış bilgi yaymaktan kendimizi alamadığımızı anlatıyor. Geçen gün tatlı bir videoya rastladım. Bir hafıza oyununu inanılmaz derecede iyi oynayan bir maymun vardı. Hatta benim yapabileceğimden çok daha iyi. Altında da şöyle bir açıklama vardı: ""Milyonlarca yıl önce, atalarımız, kısa süreli hafızalarının önemli bir kısmını kaybetti ve bunun yerine farklı beyin özellikleri edindi. Ama neden? Konuşabilmek için."" Sonuca göre, güya bu fedakarlıkta bulunmayan şempanzelerin inanılmaz hafıza becerileri var ama bu fedakarlıkta bulunan bizlerin yok. Bu şaşırtıcı ve biraz da hoş bir sonuç. Eski insanların dolapta yer açarmış gibi, beyinlerinin bir kısmını başka bir şeyle değiştirmeleri fikri beni güldürüyor. Maymunun hafıza oyununa dokunup durduğu videodan birkaç saniye izleyip aşağı kaydırdım. (Videoda maymun iki buçuk dakika boyunca ekrana dokunuyor. Bu günlerde kimin bu kadar zamanı var ki?) @BrianRoemmele : Düşünün: milyonlarca yıl önce öncüllerimiz sol loblarında büyük bir fedakarlıkta bulundular. Kısa süreli hafızamızın önemli bir kısmını kaybettik ve bunun yerine Broca, Wernicke ve fonolojik döngü edindik. Ama neden? Konuşabilmek için. Bu nedenle şempanzeler bunu yapabiliyor— biz yapamıyoruz ."" Birkaç hafta sonra, bazı arkadaşlarımla konuşurken kısa süreli hafıza konusu ortaya çıktı ve şempanzeden bahsettim. Videoyu göstermek için Twitter'da arama yaptım. Ancak orijinal tweet yerine bir evrimsel antropologun bunu alıntıladığı bir tweet 'e rastladım. ""Çürütülmüş bu bulgu ortaya çıkıp duruyor,"" yazıyordu, ""insanlar da bu işte en az şempanzeler kadar iyi. Bu pratik yapma etkisi."" Herkes maymun videosunu görmek için beklediğinden, bunu göstermeyip videoyu oynattım. ""Şey, bazı insanlar aslında pratik yaparak bu konuda bizim de iyi olabileceğimizi düşünüyor,"" dedim akılsızca. Bu konuyu açtıktan sonra kendi kendime anında bilgiyi teyitleyip işin eğlencesini bozmak yanlış hissettirmişti. Bu yüzden videoyu izledik. Sonra da hayatlarımıza devam ettik. Bu ""gerçeği"" barındıran tweet 100 binden fazla beğeni aldı ve 3 milyon kez görüntülendi. Doğru olmadığını açıklayan tweet ise 339 kez yeniden paylaşılmıştı. Yanlış bilgi! Sonradan, bağlam sunma konusundaki yarı gayretsiz girişimime rağmen, yanlış bilgi yaydığımı fark ettim. ""Bazı insanların"" bunun doğru olmadığını düşündüğüne dair söylediğim yarı sessiz yorum, Twitter'ın, Donald Trump'ın tweet'lerine koyduğu mesajlara benziyor. Sözlerimi adeta sanal bir mesajla damgaladım: Maymun hafıza oyunuyla ilgili gerçekleri öğrenin. Twitter gibi ben de iki tarafın da gönlünü yapmaya çalışıyorum. Bu sayede edindiğim etkileşimi istiyorum ama aynı zamanda gerçek olmadığını da söylüyorum. Bunun doğru olmayabileceğini düşünen ""bazı kişiler""in uzmanlar, bu işi araştırmış olanlar olabileceğini açıklamıyorum. İnsan hayatı yanlış anlamalar, yarı hatırlanan gerçekler ve bilişsel ön yargılarla dolu. Dünya görüşümüzü doğrulayan şeylere katılıyoruz. Bize benzeyen insanları dinliyoruz. Karşı örnekleri görmezden geliyoruz. Gerçekler fikrimizi değiştirmiyor . Bir açıdan da bazen doğru şeyler doğruymuş gibi görünmüyor. Güneşe baktığınızda sanki Dünya'nın etrafında dönüyor gibi görünüyor. Yeryüzündeki konumumuz açısından gezegen düz gibi görünüyor. Galileo'nun, zamanında neden pek sevilmemiş olduğu açık. Tüm matematiksel modellerinizi ve felsefi inançlarınızı, sırf doğru olmayan bir şeye dayanıyor diye değiştirmek çok uğraş verici. ""Bir yalan,"" diyormuş Mark Twain'in meşhur bir sözünde, ""gerçek, ayakkabılarını giymeden önce dünyanın dört bir yanına gidebilir."" Ama Mark Twain aslında bunu hiç söylemedi ! Winston Churchill de. Ya da Thomas Jefferson da. Hepsi başka birçok iyi şey söylediler ama bunu söylemediler. Fakat yine de sık sık onlara atfediliyor. Buna ""hale etkisi"" deniyor. Bu insanları çok takdir ettiğimiz için onlara başka olumlu şeyler de atfediyoruz. Bunun gibi özlü, iyi ifade edilmiş bir gözlem, Mark Twain'in söyleyebileceği türden bir şey, bu yüzden onun gerçekten söylediğini varsayıyoruz. Bu alıntıyı her gördüğümüzde bu kişilerden birine atfedilmesi de işi zorlaştırıyor (buna ""zihinsel kestirme"" deniyor: bazı olguların gerçek olduğunu düşünüyoruz çünkü onları tekrar tekrar görüyoruz). Çok fazla bilişsel yanlılığımız bulunuyor. Örneğin ""kör nokta yanlılığı"" aslında yanlı olmadığınız düşüncesine verilen isim. ""gözlem yanılsaması"" ise kendi düşünce süreçlerinizi incelediğiniz inancına deniyor. Kısacası dolusuyla bilişsel yanlılığımız var. Birçok yarı gerçek ve ifade, yeniden anlatım sürecinde geliştiriliyor ve iyileştiriliyor. Hemingway'in de söylediği üzere, ""Yazım, yeniden yazımdır."" (Bir an için, Hemingway'in bunu gerçekten söylediğine inanamadım ve orijinali kontrol etmek zorunda kaldım. Bu, Hemingway'in söylemesini beklediğim türden bir şey, bu nedenle söylememiş olduğunu varsaydım. O kadar inandırıcıydı ki inanmadım. Yanlış bilgi vakit alır.) Bu uyum yetisi, yanlış bilgilerin hayatta kalmasını sağlıyor. Yalanlar doğru olmadıkları için yayılmıyor, doğru tarafından kısıtlanmadıkları için yayılıyor. Gerçekliğin külfetli zorbalığıyla uğraşmak zorunda değiller. Kendilerini daha çekici hale getirmek adına adapte olabiliyorlar. Charles Darwin'in hiçbir zaman söylemediği üzere, ""Hayatta kalan tür en güçlüsü değil, değişime en adapte olabilenidir."" Bazı yanlışlar oldukça zararsız olabiliyor. Yaygın yanlış bilgiler listesine baktığınızda kulağa oldukça bilgiç geldiklerini görebilirsiniz. Bir alıntıyı yanlış aktaran kişiye karşı çıkıp onu düzelten biri olmayı gerçekten ister misiniz? Kafa karışıklığı yaşamak çok normal; tıpkı benim Hemingway hakkında yaşadığım anlık telaş gibi . Yanlış bilgi söz konusu olduğunda, bilgiyi özlüyorum. Rus troller tarafından manipüle edilip edilmediği konusunda endişelenmeden bir şeyler okuyabilmeyi özlüyorum. Medyamız demokratikleşti ve artık çeşitli görüşlerin seslerine yer veriliyor. Ama bu aynı zamanda kötü niyetli yorumların da artmasına yardım etti. Okuduğumuz şeylerle ilgili sürekli şüphe duymak yorucu bir iş. Günümüzde insanların farklı oy verme ve davranmalarını etkileyen ""gerçeklere"" karşı uyanık olmalıyız. Artık insanların niyetlerinin olumlu olduğunu varsayamayız. Ortada mez enformasyon ve dez enformasyon var. Mezenformasyon, iyi niyetle ya da en azından (benim maymun videosunu paylaşmam gibi) kasıt olmadan, zararsız bir şekilde, eğlence için paylaşılan yanlış bilgiler verilen isim. Dezenformasyon ise kandırmak için kasıtlı olarak yanlış bilgi yaymak. Kelimenin kökeninde bile dezenformasyon bulunuyor. Yazar Ion Mihai Pacepa , Disinfomation kitabında bu kelimenin, Stalin tarafından icat edilen Rusça dezinformatsiya kelimesinden geldiğini ve Stalin'in bu kelimeyi özellikle kulağa Fransızcaymış gibi gelmesi için seçtiğini, çünkü kasıtlı yalanların Batı'dan geliyormuş gibi gösterilmek istendiğini anlatıyor. Dezenformasyon özgönderimsel, hatta neredeyse yansıma bir sözcük. Kendi tarihini anlatan bir kelime. Bu neredeyse komik. Ya da en azından bunlar demokrasinin temellerini yavaş ve emin adımlarla yok etmiyor olsaydı komik olurdu. Ama yine de bu döngüde sapkın hoşlukta bir şey var. Benzer şekilde, Donald Trump ""sahte haberlere"" atıfta bulunduğunda iyi araştırılmış, dengeli gazetecilikten bahsediyor. Bu sırada asıl ""sahte haberleri"" (komplo teorileri ve kötü niyetli yorumları) gerçek haber olarak takdim ediyor. Her şey bu kadar iç karartıcı olmasaydı ironiler oldukça güzel olurdu. Çeşitli ""mez"" ve ""dez""enformasyonla mücadele etmek için birkaç ipucu var. Web of Deception: Misinformation on the Internet editörü Anne Mintz 2008'de şöyle söylemişti: ""Kendime, 'Mantıklı mı?' diye soruyorum . İnternet sitesinin kimin adına kayıtlı olduğunu öğrenmek için WHOIS veritabanını kontrol edin."" Bu harika bir fikir ama günümüzde ne kadar uygun olduğunu merak ediyorum. Şüpheli iddiaların çoğu sosyal medya platformlarında yayılıyor, bu yüzden WHOIS üzerinden bilgi edinmek zor. Bu tavsiye daha masum bir döneme ait. İnternette, ATM'ye şifrenizi tersten yazarsanız polis geleceğini öğrendiğimiz döneme. (Polis gelmiyor. Ama çok tatlı bir fikir.) Bunların hepsi, bu şeyleri araştıracak vaktiniz olduğunu varsayarsak geçerli. Okuduğunuz her şeyi teyit edemezsiniz. Hemingway alıntısında yaptığım gibi, kendinizi çıkmaza sokup her şeyden şüphe etmeye başlayabiliyorsunuz. Belli bir noktada bir şeye inanmak zorundayız. Bir şeyin doğru olup olmadığını başka nasıl doğrulayabiliriz? Bir yayınevi çalışanının, beni kandırmak için Hemingway kitabıma o repliği eklemediğine güvenebilir miyim? Daha da kötüsü, bir şeyin doğru olup olmadığını doğrulamak için çabalayanların, komplo teorileri tarafından kandırılma olasılığı daha düşüktür. Yanlış bilgileri, sahte haberleri, komplo teorilerini ve şüpheli bilgileri tespit etmek için birçok ipucu bulunuyor . Ancak bu sitelerden birine girdiğiniz zaman zaten gördüğünüz şeylerden şüphe ederek okuyorsunuz. Eğer kandırıldıysanız karşı delil aramıyorsunuz; delillere karşı koymanın yollarını arıyorsunuz. ""Sevimli videolar,"" diyor araştırmacı Claudio Tennie Twitter'da , ""'zombi fikirler' üreten zihin virüsleridir."" Fakat bunlar, yakalanmak istediğimiz zihin virüsleri. Jessica Maddox'un belirttiği üzere, ""inanmak istediğimiz şeyle örtüşen haberler ve görüntüler, bir başa çıkma mekanizması olabilir."" Bu haberler güzel. Onlara inanmak istiyoruz. Unutulmaz yanlış bilgilerle ilgili sorunun bir parçası da bir kez okuduğunuz zaman, doğru olmadığını bilseniz bile kafanıza girmesidir. Örneğin maymunlarda kısa süreli hafıza ve dil hakkındaki gerçeği ele alalım. Bunun doğru olmadığını öğrenmek, onu unutmamı sağlamadı. Hala aklımda. Korkarım sonsuza dek beynimde kalacak. Ama şimdi hem gerçeği hatırlamam hem de bunun doğru olmadığını hatırlamam gerekiyor. Tatlı bilgileri hatırlamak ve doğru olmayan, daha sıkıcı noktaları unutmak çok kolay. ""Zihin virüsleri"" şu anki durumumuza ürkütücü bir şekilde benziyor. Yayılmasını durdurmak için toplum olarak birlikte çalışmalıyız. Ne yazık ki maske ve sosyal mesafe burada işe yaramıyor." Araştırma: TikTok yanlış bilgiyle mücadele için yeni bir video serisi başlatıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-tiktok-yanlis-bilgiyle-mucadele-icin-yeni-bir-video-serisi-baslatiyor,"*Bu içerik ilk kez "" TikTok has a misinformation problem—and is turning to popular creators for help "" başlığıyla Fast Company t arafından 16 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. TikTok videoları, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin yeniden iyi bir fikir gibi görünmesini sağlayan hızlı komedi, yaratıcılık, dans, tuhaflık ve kişilik patlamaları içeriyor. Ancak bu platformun en iyi özellikleri, aynı zamanda yalanların ve propagandanın yayılmasına da neden olabiliyor. Aşı karşıtlarından, 5G ağlarının koronavirüs belirtilerine sebep olduğu yönünde yanlış iddialarda bulunan insanlara kadar TikTok'ta çeşitli yanlış bilgi biçimlerini bulmak için uzaklara bakmak gerekmiyor. Ayrıca, ABD Başkanının ""yarı gerçekler""i dile getirdiği içerikler paylaşan birçok Trump yanlısı hesap bulabiliyorsunuz. TikTok şimdi ise platformda kullanıcılarını, diğer kullanıcılar tarafından yayımlanan yanlış bilgileri nasıl tespit edecekleri konusunda eğitmeyi ve bunları paylaşmamayı öğretmeyi amaçlayan yeni videolar yayımlıyor.""Be Informed"" (Haberdar Olun) adlı kampanyada TikTok'un en popüler video üreticileri, TikTok videolarındaki kaynakların güvenilirliği nasıl incelenir ve gerçeklerle görüşler nasıl ayırt edilir gibi konuları ele alıyor. TikTok, platformundaki yanlış bilgi tehdidi konusunda gergin olmakta haklı. Koronavirüsün ortaya çıkışı, ekonomik çalkantı ve büyük ABD seçimi öncesinde, bu kısa süreli video platformunun büyük skandallara yetecek gücü yok. Şirket halihazırda hem yasal güvenlik endişelerinden hem de TikTok'un Çin bağlantıları gibi daha soyut endişelerin artmasından dolayı (ana şirketi Bytedance bir Çin şirketi), gerçek bir ABD yasağı olasılığıyla karşı karşıya. TikTok, komik bilgi reklamlarına benzeyen videoların içeriğiyle ilgili yardım almak için Ulusal Medya Okuryazarlığı Eğitimi Birliği'ne (NAMLE) başvurdu. TikTok, aynı zamanda Family Online Safety Institute ve ConnectSafely gibi çevrimiçi güvenlik kuruluşlarıyla da çalıştığını söylüyor. ""Bu video serisi, içeriğin nasıl değerlendirileceği ve bu becerilerin yanlış veya yanıltıcı bilgilere karşı korunmak için nasıl kullanılacağı konusunda tavsiyede bulunmak üzere tasarlandı,"" diyor TikTok'un Yaratıcı Topluluk Direktörü Kudzi Chikumbu. "" Böylece günün sonunda ne tükettiklerini ve ne yarattıklarını gerçekten düşünecekler ."" TikTok, büyük ABD teknoloji şirketlerinin hiçbirinin öngöremediği yeni bir video formatı ve basit ama etkili üretim araçları sunan büyük bir atılım oldu. Doğal olarak kullanıcılar yığın halinde geldiğinde onlarla birlikte propagandacılar, komplocular ve komplo teorisyenleri de geliyor. Ancak TikTok'un Topluluk İlkeleri ’ndeki yanlış bilgi bölümü, henüz oluşturulma aşamasında. TikTok yeni koronavirüse yanıt olarak, ""bir kişinin sağlığına veya geniş ölçekte kamu güvenliğine zarar verebilecek"" yanlış bilgiler içeren videoları yasakladı. Ayrıca ""korku, nefret veya ön yargıları"" körüklemek için tasarlanmış videoları da yasakladı. Aynı zamanda, ""zarar vermek için tasarlanmış asılsız haberler, kimlik avı girişimleri veya manipüle edilmiş içerikler\"" (kötü niyetli veya onur kırıcı deepfake içerikler bu kategoriye girebilir) ve insanları seçimlerle ilgili yanlış yönlendiren içerikleri de yasakladı. Uygulamada kullanıcıların, yanlış bilgi politikasını ihlal ettiğine inandıkları içerikleri bildirebilecekleri bir ""yanıltıcı bilgi"" kategorisi oluşturuldu. Bildiriler Los Angeles merkezli, özel bir moderatör grubuna gönderiliyor ve hesaplar ve videolar TikTok'un yanıltıcı bilgi politikalarına göre inceleniyor. Koronavirüs ile ilgili videolarda TikTok artık koronavirüsle ilgili bilgilendirici bir sayfanın bağlantısını ekliyor ve kullanıcılara güvenilir kaynaklardan gelen doğru bilgileri aramalarını hatırlatıyor. Stanford'daki İnternet Gözlemevi'nden Alex Stamos, yakın tarihli bir The Verge podcast 'inde TikTok'un şu anda altyapı oluşturduğunu ve insanların yanlış bilgilerle başa çıkmaya ihtiyaçları olduğunu söyledi. ""Burada bunun hakkında çok fazla düşünen, yasal yetki sahibi güvenirlik ve güvenlik çalışanları var,"" diyor Stamos. ""Ama aynı zamanda Çinli bir şirket olan Bytedance'in kısıtlamaları içinde çalışmak ve çok hızlı bir şekilde önyükleme yapmak zorunda kalıyorlar."" TikTok, yeni videoların zamanlamasının mevcut olaylarla ya da platformundaki yanlış bilgi birikimiyle ilgili olduğuna yönelik yorumları reddediyor. Ancak TikTok'un, sorunun önüne geçmek için açtığı pencere belli bir süre açık kalacak. Ayrıca ABD düzenleyicileri olayları yakından izliyor." Araştırma: Dezenformasyon kampanyaları ve küresel salgından dersler,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dezenformasyon-kampanyalari-ve-kuresel-salgindan-dersler,"*Bu içerik ilk kez "" Disinformation campaigns are murky blends of truth, lies and sincere beliefs – lessons from the pandemic "" başlığıyla t he Conversation tarafından 28 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Covid-19 salgını ortaya bir infodemi çıkardı. Bu, bilgi, yanlış bilgi ve dezenformasyon un olduğu geniş ve anlaşılması güç bir karışım. Bu ortamda, yanlış anlatılar (virüsün ""planlı olduğu"" , bir biyolojik silah olarak ortaya çıktığı, Covid-19 semptomlarının 5G kablosuz iletişim teknolojisinden kaynaklandığı gibi) sosyal medyada ve diğer iletişim platformlarında orman yangını gibi yayıldı. Bu sahte anlatılardan bazıları dezenformasyon kampanyalarında rol oynuyor. Dezenformasyon kavramı genellikle totaliter devletler tarafından satılan, kolay anlaşılır propagandayı akla getiriyor, ancak gerçek çok daha karmaşık. Dezenformasyon bir gündeme hizmet etse de çoğu zaman gerçeklerle kamufle ediliyor ve masum, çoğu zaman da iyi niyetli kişiler tarafından ilerletiliyor. Kate Starbird, krizler esnasında iletişim teknolojilerinin nasıl kullanıldığını inceleyen bir araştırmacı . Starbird’e göre bilgi türlerinin karışmasıyla, çevrimiçi platformları oluşturanlar ve işletenler de dahil olmak üzere insanlar, organik bir söylentiyi organize edilmiş bir dezenformasyon kampanyasından ayırt etmekte güçlük çekiyor. Ve Covid-19'u anlama ve buna karşı koyma çabaları bu yılki ABD başkanlık seçimlerinin siyasi entrikalarına kapıldığı için bu güçlükler hiç de kolaylaşmıyor. Aslında kriz dönemlerinde söylentiler her zaman karşımıza çıkıyor. Krizlere genellikle olayla ilgili belirsizlik, olayın etkileri ve insanların nasıl tepki vermesi gerektiği konusundaki endişe eşlik ediyor. İnsanlar doğal olarak bu belirsizliği ve kaygıyı çözmek istiyorlar ve çoğu zaman bunu kolektif anlam verme yoluyla yapmaya çalışıyorlar. Bu da bilgi toplamak ve ortaya çıkan olay hakkında teori geliştirmek için bir araya gelme süreci oluyor. Söylentiler doğal yan ürünler. Söylentiler illa kötü olmak zorunda değil. Ancak söylentilere yol açan koşullar, insanları dezenformasyona karşı savunmasız hale getiriyor ki bu daha zararlı. Kasıtlı olan ya da olmayan söylentiden ve yanlış bilgiden farklı olarak dezenformasyon, genellikle siyasi veya finansal bir amaç taşıyan, yani belirli bir hedef için yayılan yanlış veya yanıltıcı bilgilere verilen isim. Dezenformasyon, Sovyetler Birliği'nin istihbarat teşkilatları tarafından insanların dünyadaki olayları nasıl anladıklarını ve yorumladıklarını değiştirmeye çalışmak için kullanılan dezinformatsiya uygulamasına dayanıyor. Dezenformasyonu tek bir bilgi veya hatta tek bir anlatı olarak değil, bir kampanya olarak , siyasi amaçlar için, aldatmak için üretilen ve yayılan bir dizi eylem ve anlatı olarak düşünmekte fayda var. Çekoslovakya'dan kaçan ve daha sonra dezenformasyon profesörü olan eski Sovyet istihbarat subayı Lawrence Martin-Bittman , etkili dezenformasyon kampanyalarının genellikle gerçek veya makul bir temel etrafına inşa edildiğini anlatıyor. Bu kampanyalar hedeflenen bir grup veya toplumdaki mevcut yanlılıkları, bölünmeleri ve tutarsızlıkları kullanıyorlar. Ve genellikle içeriklerini yaymak ve hedeflerini ilerletmek için ""olaylardan bihaber ajanlar"" kullanıyorlar. Çek Cumhuriyeti'ndeki Kara Göl, gerçek Nazi belgelerini ve oyuna getirilen bir Çek televizyon ekibini içeren, Batı Almanya'ya karşı, Sovyet dönemi dezenformasyon kampanyasının yürütüldüğü yerdi. Ladislav Boháč / Flickr , CC BY-SA Fail kim olursa olsun, dezenformasyon çeşitli düzeylerde ve ölçeklerde işliyor. Tek bir dezenformasyon kampanyasının belirli bir amacı olsa da (örneğin, bir siyasi aday veya politika hakkındaki kamuoyunu değiştirmek) her tarafa yayılan dezenformasyon, demokratik toplumları baltalamak adına daha derin bir düzeyde çalışıyor." Araştırma: Türkiye’de bilgi ekosistemi pandemi sürecinden nasıl etkilendi?,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-bilgi-ekosistemi-pandemi-surecinden-nasil-etkilendi,"For English please click here . Covid-19 pandemisinin bilgi ekosistemi nde etkisini Teyit olarak salgının ilk günlerinden itibaren yakından takip etmeye çalıştık. Yeni koronavirüse ve bu virüsün tetiklediği hastalığa ilişkin iddiaları, kritik oldukları için izlediğimiz metodoloji dahilinde önceliklendirdik. Ağustos 2020 itibariyle Teyit’in internet sitesinde #koronavirüs etiketi taşıyan 200’ün üzerinde içerik var. Ekosistemi yanlış bilgiden, elimizden geldiğince arındırma çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Araştırmayı kitapçık versiyonunda okumak için tıklayın . Daha önce benzer bir salgın deneyimlememiş nesiller için Covid-19 pandemisinin belirsizlik hissi yarattığını ifade etmek yanlış sayılmaz. Kısa vadeli planlarımızın boşa düşmesi ve uzun vadede bir program çizmekte zorlanmamızın muhakkak ki psikolojik etkileri var. Gözümüzle göremediğimiz bir tehlike olarak aramızda dolaşan virüsün, bizi bir anlam arayışına sürüklediği de gerçek. “Virüs neden ortaya çıktı? Virüsten nasıl korunabiliriz? Bu salgın ne zaman sona erecek?” gibi sorularımızın temelinde, belirsizliği giderme ve stres kaynaklarını ortadan kaldırma güdümüz olabilir. Burada endişe duyduğumuz bir kısayol devreye giriyor: Yanıtları “yanlış yerde arama” veya farklı bir kanaldan “yanlış yanıtı edinip benimseme” hali. Komplo teorileri, anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz olgular için “makul görünen” bir çerçeve sunuyor. Farklı türlerdeki yanlış bilgiler, virüsle ilgili bir anlatı kurarken,  temelde yorucu stressörleri baskılamaya çalışıyor. Gerçeklerle olan ilişkimiz muğlaklaşırken kendimizi “iyi” hissediyoruz. Öte yandan benimsediğimiz yanlış bilgiler, kimi zaman hayati olabiliyor. Hatırlarsanız salgının ilk zamanlarındaki “alkol tüketiminin koronavirüsten koruduğu” iddiaları hayli can almıştı. Teyit olarak bu perspektifle Türkiye’de bilgi ekosisteminin pandemiden nasıl etkilendiğini merak ediyorduk. Tandans Veri Bilim Danışmanlığı ile Temmuz 2020’de gerçekleştirdiğimiz “Pandemi Sürecinde Yanlış Bilgi Sorunu: Yanlış Bilgi, Haber Tüketimi ve Teyit Etme Davranışları” başlıklı araştırma, bu soruya yanıt arıyor. Türkiye genelini temsil edecek şekilde tesadüfi örneklem yöntemi kullanılarak seçilen bin 25 internet kullanıcısı ile yaptığımız çalışmada , Teyit’te edindiğimiz izlenimlerin bireylerin tutumlarıyla ne denli örtüştüğünü anlamaya gayret gösterdik. Yanlış bilginin kaynağı olarak işaret edilen araçların neler olduğunu görmeye; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve sosyoekonomik durum gibi değişkenlerin yanlış bilgiye maruz kalma veya inanmada etkisini tespit etmeye çalıştık. Bireylerin haber tüketimi ve bilgiyi teyit etme davranışında pandemi sürecinde herhangi bir değişim olup olmadığını yakalamak da değerliydi. Başlamadan önce ufak bir not Bulgulardan bahsetmeden önce, çalışmanın bazı sınırlılıklardan söz etmemiz gerek. Anketin internet ortamında gerçekleşmiş olması, örneklemin temsiliyeti açısından bazı sorular getirebilir. Nitekim örneklemin, ortalama eğitim ve gelir seviyesinin Türkiye ortalamasından yüksek olduğu düşünülebilir. Bulguları yorumlarken bu sınırlılıkları akılda tutmak gerekiyor. Bununla birlikte pandemi koşullarında yürüttüğümüz anketin bu tarz bir çalışma için genel olarak tatmin edici sonuçlar sunduğu kanısındayız. Komplo teorileri ile yanlış tedavi yöntemleri kıskacında mıyız? Teyit’e salgınla ilgili gelen iddiaları değerlendirdiğimizde, farklı kategorilere konulabilecek bir dizi yanlış bilgiyle karşılaşıyoruz . Ancak gerek sosyal medya ve konvansiyonel medyada, gerekse WhatsApp benzeri kapalı iletişim kanallarında dolaşan iddialardan edindiğimiz izlenim, bu kategorilerden ikisini ayrıştırmanın makul olabileceği sinyalini veriyordu. Bunlar komplo teorileri ile etkili olduğu öne sürülen tedavi yöntemleriydi. Elde ettiğimiz veriyi değerlendirirken dikkatimizi çeken bir nokta, katılımcıların eğitim durumunun yanlış bilgiye duyulan inanç seviyesiyle bağlantısıydı. Eğitim düzeyindeki artışı, yanlış önermelere inanç seviyesindeki düşüş takip ediyordu. Altı önermenin beşinde bu korelasyonun istatistiksel olarak anlamlı olduğunu tespit ettik. Yalnızca “Virüs laboratuvar ortamında geliştirildi” önermesine duyulan inancın, eğitim seviyesiyle bağlı olmadığı ortaya çıktı. Bunun ankette yer verdiklerimiz arasında en çok inanılan yanlış önerme olduğunu da hatırlatmak  gerek. Öte yandan çalışma kapsamında belirttiğimiz önermelere duyulan inanç ile katılımcıların yaşları dolayısıyla mensubu oldukları kuşaklar arasında belirgin bir bağlantı yakalayamadığımızı da ek olarak belirtmek gerek. En çok yanlış bilgiye salgının ilk zamanlarında maruz kaldığımızı düşünüyoruz Teyit olarak kulaktan kulağa yayılan iddiaları pandeminin en başından itibaren takip etmeye gayret gösterdik. Türkiye’de ilk Covid-19 vakası tespit edilmeden önce dile getirilen “Türk geni” benzeri absürd iddialar, salgın ulaşınca oluşacak muhtemel atmosferin de habercisiydi. Konunun ehemmiyetinin farkında olmayan veya reyting uğruna “sansasyonel” haberciliğin pençesine düşen yayın kuruluşlarının, bilimsel olmaktan uzak yorumları ekranlara taşıması da, yanlış bilginin yayılımı için verimli bir zemin oluşacağını gösteriyordu. Katılımcılara pandemi sürecinde yanlış bilgilere en çok hangi dönemde rastladıklarını da bu bağlamda sorduk. Yanıtlar ağırlıklı olarak salgının ilk dönemlerine işaret ediyordu. Katılımcılara ne çeşit yanlış bilgilere rastladıklarını düşündüklerini sorduğumuzda ise, yüzde 54’ü “virüsün ortaya çıkış nedenleri” diye yanıt verdi. Katılımcılar bu kategori altında değerlendirilebilecek yanlış bilgilere, en çok “virüs Türkiye’ye girmeden önce” maruz kaldıklarını ifade etmiş. Yanlış bilginin baş sorumlusu haber programları mı? Edindiğimiz bir diğer izlenim ise, haber programlarında yaşanan “uzman” enflasyonunun yarattığı olası tahribattı. Bilgi ekosistemini ciddi anlamda kirleten yayınlara, kimi zaman konu hakkında hiçbir uzmanlığa sahip olmadığından emin olduğumuz kişiler katılırken, kimi zamansa “güvenlik uzman”ları konuk oluyordu. Astrologların pandemi hakkında yorum ve tavsiye iletebildiği bu ortam, yanlış bilgi sorunuyla meşgul bizler için dehşet verici olabiliyordu. Araştırmamız kapsamında haber programlarına ilişkin izlenimlerimizin çoğu insan tarafından da kolaylıkla tespit edilebilebildiğini gördük. Katılımcılara hangi kaynaklarda yanlış bilgiye rastladıklarını düşündüklerini sorduğumuzda, yüzde 49 ile “televizyondaki haber programları” seçeneği başı çekiyordu. İnsanların bir haberi paylaşmadan önce ne zaman teyit etme ihtiyacı hissettikleri ile bilgi kaynaklarına yaklaşımları arasında bir paralellik yakalamak da mümkün oldu. Katılımcıların hangi durumlarda teyit reflekslerini aktifleştirdiklerine baktığımızda ilk sırada yüzde 55 ile “haber kaynağına güvenmediğim durumlarda” seçeneğini görüyoruz. Kaynağa güven duymama ve kaynağın yanlış haber paylaştığını düşünme hali, bir çeşit tavuk-yumurta ikilemine neden olsa da, arkaplanda yatan etmeni, Türkiye’de medya kuruluşlarına duyulan güvende ve genel olarak ülkedeki kutuplaşma ortamının kurumlara duyulan güveni nasıl şekillendirdiğinde aramak makul gözüküyor. Bilgi almak için aileye güvenenler WhatsApp’a yöneldi Salgın süresince WhatsApp gibi kapalı mesajlaşma programlarında dolaşan ses kayıtları ve yeni koronavirüse ilişkin dile getirilen birbirinden farklı iddialar hepimizin malumu. Dışarıdan erişmenin olanaksız olduğu bu platformlarda dolaşan iddialar, Teyit’te bizi en tedirgin eden yanlış bilgilerdendi. Facebook ve Twitter’da veya konvansiyonel medya araçlarında görüp tespit edebildiğimiz ve viralliğini ölçebildiğimiz iddialarla, WhatsApp’ta dolaşanlar zaman zaman ayrışıyordu. Nesnel bir ölçüm yapamasak da, aile WhatsApp gruplarında sıklıkla paylaşımların yapıldığını kendi çevremizden görebiliyorduk. Araştırmada katılımcıların farklı kaynaklardan Covid-19 ile ilgili edindikleri bilgilere güvenme oranları arasında bir değerlendirme yapmaya da çalıştık. Katılımcıların yüzde 78’i bu süreçte “bilim insanları ve sağlık uzmanları”nı güvenilir bulduklarını belirtirken, yüzde 72’si “hastalığı geçirmiş kişiler”e güvendiklerini ifade etti. Güvenilen haber kaynaklarında zaman içinde yaşanan değişimi de takip edebildiğimiz araştırmamızda, sağlık alanındaki profesyonellere duyulan güvende yaşanan artışla, benzer konularda ünlüler veya fenomen isimlere duyulan güvendeki azalma dikkat çekiciydi. Katılımcıların kendi hayatlarını derinden etkileyebilecek bir sağlık sorunu söz konusu olduğunda müspet kaynaklardan bilgi almaya yönelmiş olmasını salgının beklenmeyen olumlu bir etkisi olarak düşünmek mümkün. Bu sırada bahsettiğimiz bir önceki noktaya dönersek çalışma kapsamında “aile bireyleri ve arkadaşlar”ından gelen bilgileri güvenilir bulanların oranının yüzde 48 olduğu ortaya çıkmıştı. Analizimize pandemi sürecinde katılımcıların Whatsapp gibi kapalı mesajlaşma uygulamaları kullanım sıklığını dahil ettiğimizde, “aile bireyleri ve arkadaşlar”a duyulan güven ile bu uygulamaların kullanım sıklığındaki değişim arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yakaladık. Yani özetle yakın çevresine daha çok güven duyanlar, WhatsApp gibi uygulamaları daha sık kullanmaya başladığını ifade ediyordu. Bu şaşırtıcı olmasa da, endişe verici bir sonuç. Her üç internet kullanıcısından biri Teyit’i daha önce duymuş Bir kurum olarak Teyit’i duyup duymamanın, pandemide karşılaşılan şüpheli haberlerle kurulan ilişki açısından bazı noktalarda bir gösterge olarak ele alınabileceğini düşündük. “Teyit’i duymuş olma” hali de esasında bir tavuk-yumurta ikilemi olarak görülebilir. Katılımcılara yönelttiğimiz bir başka soru kapsamında “son iki ay içinde kullanılan haber kaynaklarındaki bilgileri teyit ettiğini” belirtenler ile, Teyit’i duyanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki var. Ancak bir kurum olarak Teyit’i bilmenin insanları şüpheli bilgileri sorgulamaya ittiğini söylemek için biraz erken. Nitekim nedensel ilişki tam tersi yönde de ilerliyor olabilir ve aslında teyit mekanizmalarını kullananlar, habere daha şüpheci yaklaşan bir kurum olarak Teyit’i de bu pratiklerinin bir parçası olarak görüp takip ediyor olabilir. Salgının bilgi ekosistemine etkilerini incelemeyi sürdürmeliyiz Tandans Veri Bilim Danışmanlığı ile gerçekleştirdiğimiz “Pandemi Sürecinde Yanlış Bilgi Sorunu: Yanlış Bilgi, Haber Tüketimi ve Teyit Etme Davranışları” başlıklı bu araştırmanın, halihazırda benzeri konularda çalışan araştırmacılara, farklı bazı bakış açıları sunabileceğine inanıyoruz. Elbette çalışmamız bu kısa raporda aktardıklarımızdan daha fazlasına olanak tanıyor. Biz Teyit olarak söz konusu soruna farklı açılardan yaklaşarak çalışmayı sürdüreceğiz. Öte yandan bu çalışma özelinde elde ettiğimiz ham veriye erişmek isteyen araştırmacıların da [email protected] adresi üzerinden çalışma yapmayı düşündükleri konuya ilişkin kısa bir özetle birlikte bize ulaşabileceklerini hatırlatmak isteriz. Araştırma Raporu Yazarı: Mert Can Yılmaz Editörler: Gülin Çavuş & Kansu Ekin Tanca Rapor Tasarımcısı: Ahmet Fahri Küçük" Yanlış bilgi psikolojisi II: Düzeltmek neden bu kadar zor?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-psikolojisi-ii-duzeltmek-neden-bu-kadar-zor,"*Bu içerik ilk kez "" The psychology of misinformation: Why it’s so hard to correct "" başlığıyla First Draft News tarafından 14 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Neden psikolojimiz yanlış bilginin düzeltilmesini bu denli zor hale getiriyor? First Draft’tan Tommy Shane üçlü serinin ikincisinde ana kavramları açıklıyor. Yanlış bilgi psikolojisi, yani doğru olmayan şeylere inanmamız için bizi yüreklendiren zihinsel kısayollar, karışıklıklar ve yanılsamalar, bunun zararlı etkilerini nasıl önleyebileceğimiz konusunda bize çok fazla bilgi verebilir. Psikolojimiz, düzeltmelerin işe yarayıp yaramadığını, medya okuryazarlığı derslerinde ne öğretmemiz gerektiğini ve neden ilk etapta yanlış bilgilere karşı savunmasız olduğumuzu etkileyen şey. Aynı zamanda insan beynine büyüleyici bir bakış açısı sunuyor. Yanlış bilgi psikolojisi serisinin ikinci bölümü, teyit ve çürütme gibi düzeltmelerle ilgili psikolojik kavramları ele alıyor. Bu bölümde sürekli ortaya çıkacak ana tema, temel doğrulama sorunu: Yanlış bilgiye maruz kaldığımızda bunu kafamızdan çıkarmak çok güç. Düzeltme psikolojisi üzerine temel bir okuma yapmak istiyorsanız, özellikle Briony Swire-Thompson tarafından yazılan ""Misinformation and its Correction: Cognitive Mechanisms and Recommendations for Mass Communication"" ı öneriyoruz. Devam eden tesir etkisi, yanlış bilginin düzeltildikten sonra bile insanlara tesir etmeye devam etmesi. Kısacası, düzeltmelerin başarısız olması. Bazen ""inanç yankıları"" olarak da adlandırılan bu olgu, düzeltmeler söz konusu olduğunda anlaşılması gereken en önemli psikolojik kavram. Yanlış bilgiye maruz kaldıktan sonra bunu beyninizden çıkarmanızın çok çok zor olduğu konusunda fikir birliği var. Düzeltmeler genellikle başarısız oluyor, çünkü yanlış bilgi çürütülerek bağlamıyla açıklansa bile daha sonra gerçek bir bilgiymiş gibi hatırlanabiliyor. Çift süreç teorisi ne geri dönecek olursak, daha hızlı, otomatik düşünme, bilgiyi hatırladığımız ama düzeltildiğini unutabildiğimiz anlamına gelebiliyor. Örneğin, siyasi bir ismin sarhoş olarak gösterildiği üzerinde oynanmış bir video hakkında bir teyit okuduğumuz zaman, sonrasında bu politikacının sarhoş olduğu fikrini hatırlayabiliyor ama bunun çürütülmüş olduğunu unutabiliyoruz. Yanlış bilgileri tekrarlamak yerine gerçekleri doğrulayan, çok fazla ayrıntıya sahip etkili düzeltmeler bile yalnızca bir hafta sonra etkisini yitirebiliyor . Batı Avustralya Üniversitesi (UWA) bilişsel bilim insanı Ullrich Ecker'in sözleriyle, ""devam eden tesir etkisi, kendisini ortadan kaldırma girişimlerinin çoğuna meydan okuyor."" En önemlisi de bu, yanlış bilgiler söz konusu olduğunda, önlemin tedaviye tercih edildiği anlamına geliyor. İleri okuma önerisi: Stephan Lewandowsky, Ullrich K.H. Ecker, Colleen M. Seifers, Norbert Schwarz ve John Cook tarafından yazılan ve 2012’de Psychological Science in the Public Interest, 13 (3), 106–131 ’de yayınlanan “Misinformation and Its Correction: Continued Influence and Successful Debiasing.” Zihinsel model, olan bir şeyi anlamak için kullanılan çerçeveye deniyor. Eviniz yanıyorsa ve kırık bir molotof kokteyli görürseniz yangının bir saldırıdan kaynaklandığına dair makul bir zihinsel model oluşturabilirsiniz. Bir itfaiyeci, yangının önünüzdeki molotof kokteylinden kaynaklanmadığını söyleyerek sizi düzeltirse zihinsel modelinizde bir boşluk oluşuyor; özellikle de yangına neden olan şey hakkında. Bu da düzeltmelerin, yarattıkları boşluğu alternatif bir nedensel açıklamayla doldurması gerektiği anlamına geliyor. Fakat, bunu başarmak çok zor: Zihinsel bir modelin değiştirilmesi her zaman mevcut bilgilerle mümkün olmuyor. İleri okuma önerisi: Briony Swire ve Ullrich K.H. Ecker tarafından yazılan ve 2018’de Misinformation and Mass Audiences ’da yayınlanan “Misinformation and its Correction: Cognitive Mechanisms and Recommendations for Mass Communication.” İma edilen gerçeklik etkisi, bir şeyin düzeltilmediği için doğru görünmesi. Bu, platformlar için büyük bir sorun. Bilginin teyit edildiği analizler gibi düzeltmeler gönderilerin tamamına değil, bazılarına uygulandığı zaman, etiketlenmemiş gönderilerin doğru olduğu ima edilmiş oluyor. Gordon Pennycook ve meslektaşları kısa bir süre önce, sosyal medya gönderilerinin bazılarında yanlış bilgi uyarısı çıkıp, bazılarında çıkmadığında ima edilen gerçeklik etkisinin yaşandığını ortaya koydu. İleri okuma önerisi: Gordon Pennycook, Adam Bear, Evan T. Collins ve David G. Rand yazılan ve 2020’de Management Science ’ta yayınlanan “ The Implied Truth Effect: Attaching Warnings to a Subset of Fake News Headlines Increases Perceived Accuracy of Headlines Without Warning. Kusurlu gerçeklik etkisi, düzeltmelerin insanların diğer gerçek bilgilerden şüphe etmeye başlamasına neden olması. Bunun tehlikesi ise düzeltmelerin ve uyarıların, insanlarda medya gibi kaynaklardan okuduklarına dair genel bir güvensizlik yaratması. İma edilen gerçeklik etkisinde olduğu gibi, kusurlu gerçeklik etkisi (""yayılma etkisi"" olarak da biliniyor) de sosyal medyada yanlış bilgilerin etiketlenmesiyle ilgili olası bir sorun oluşturuyor: İnsanların internette gördükleri her şeyden şüphe etmeye başlamasına neden olabiliyor. İleri okuma önerisi: Malwina Szpitalak ve Romuald Polczyk yazılan ve 2010’da Polish Psychological Bulletin , 41(3), 105-112 ’da yayınlanan “Warning against warnings: Alerted subjects may perform worse. Misinformation, involvement and warning as determinants of witness testimony.” Tekrarlar, yanlış bilginin insanların zihnine oturmasına neden oluyor ve düzeltmeyi çok daha zor hale getiriyor. Bunun birkaç nedeni var. İlk olarak, bir ifadeyi bir kereden fazla duyduğunuzda bunun doğru olduğuna inanma olasılığınız artıyor. Tekrarlar aynı zamanda bir düşüncenin olduğundan daha yaygın hale gelmiş gibi görünmesine neden olabiliyor; bu da bu düşüncenin inandırıcılığını artırabiliyor. Bunun sonucunda da insanlar bu düşünceye inanan çok kişi olduğunu varsayarak bilginin doğru olduğuna dair yanlış bir sonuca varabiliyor. İleri okuma önerisi: Kimberlee Weaver, Stephen M. Garcia, Norbert Schwarz ve Dale T. Miller tarafından yazılan ve 2007’de Journal of Personality and Social Psychology, 92, 821–833 ’de yayınlanan “Inferring the popularity of an opinion from its familiarity: A repetitive voice can sound like a chorus.” Yanıltıcı gerçeklik etkisi, doğru olmayan bir şeyin aşinalığı yüzünden doğruymuş gibi görünmesine sebep oluyor. Bu yalnızca bir kez bile yanlış haber başlıklarına maruz kaldığınızda yaşanabiliyor. Maruz kalmak, insanların dünya görüşleriyle çelişen haber başlıklarının inandırıcılığını artırabiliyor. İleri okuma önerisi: Gordon Pennycook, Tyrone D. Cannon ve David G. Rand tarafından yazılan ve 2018’de Journal of Experimental Psychology: General 147(12):1865‐1880 ’da yayınlanan “Prior exposure increases perceived accuracy of fake news.” Geri tepme etkisi düzeltmenin, yanlış bilgiye olan inancı güçlendirebileceği teorisi. Bu etki, aşırı geri tepme etkisi, dünya görüşü geri tepme etkisi ve aşinalık geri tepme etkisi olarak üçe ayrılıyor. Hepsinin açıklamalarını aşağıda veriyoruz. Geri tepme etkisi yanlış bilgi söz konusu olduğunda en tartışmalı psikolojik kavram. Çok bilinmesine rağmen henüz bir norm olarak benimsenmedi ve hatta bazıları bu etkinin var olmadığından şüpheleniyor. Full Fact ilgili literatürü gözden geçirdikten sonra bunun normdan ziyade bir istisna olduğunu ortaya koydu. Daha yakın zamanda ise araştırmacılar şu sonuca vardı : ""teyitçiler, teyitlerinin grup düzeyinde inanç artışına yol açmasının oldukça olasılık dışı olduğu konusunda emin olabilirler."" Ancak bu toplum bilincine nüfuz etmeye devam ediyor. İşin garip yanı ise bunun düzeltilmesi zor bir söylenti olması. İleri okuma önerisi: Amy Sippit tarafından yayınlanan ve 2019’da Full Fact ’te yayınlanan “The backfire effect: Does it exist? And does it matter for factcheckers?” Aşırı geri tepme etkisi, yanlış bilgi, aşırı karmaşık düzeltmeden daha inandırıcı olduğunda gerçekleşiyor. Bu da düzeltmenin geri tepmesine ve yanlış bilgiye olan inancın artmasına neden oluyor. Bir düzeltme anlaşılması zor, çok ayrıntılı veya çok fazla karşı argümana sahip olduğu zaman çok karmaşık olabiliyor. Son zamanlarda yapılan bir çalışmada çok fazla karşı argümanın geri tepmeye yol açtığına dair hiç kanıt bulunamadı. İleri okuma önerisi: Ullrich K.H. Ecker, Stephan Lewandowsky, Kalpana Jayawardana ve Alexander Mladenovic tarafından yazılanve 2018’de Journal of Applied Research in Memory and Cognition ’da yayınlanan “Refutations of Equivocal Claims: No Evidence for an Ironic Effect of Counterargument Number” . Dünya görüşü geri tepme etkisi, bir kişinin kendi dünya görüşüyle örtüşmediği için bir düzeltmeyi reddettiği zamanı tanımlıyor. Ve kişiler böyle yaparak var olan inançlarını güçlendiriyorlar. Bütün geri tepme etkileri gibi bunun da varlığına dair sağlam kanıtlar bulunmamış olsa da bu etkiyi hafifletmek için sunulan öneriler yine de önemli ve bunlara dikkat edilmeli. Örneğin bir çalışma , düzeltme yaparken insanların dünya görüşlerini doğrulamayı öneriyor. Öz doğrulama da yardımcı olabiliyor: Bir çalışmaya göre insanlardan, kendileri hakkında gurur duydukları şeyler hakkında yazmaları istendikten sonra, dünya görüşlerine zıt düşen görüşleri kabul etme olasılıkları daha yüksek oluyor. İleri okuma önerisi: Briony Swire-Thompson, Joseph DeGutis ve David Lazer tarafından yazılan ve 2020’de ön baskısı yapılan “ Searching for the backfire effect: Measurement and design considerations . ” Aşinalık geri tepme etkisi, yanlışlarını tekrarlayarak yapılan düzeltmelerin, yanlış bilgileri daha tanıdık, dolayısıyla daha inandırıcı hale getirdiği durumu tanımlıyor. Northeastern Üniversitesi yardımcı araştırmacı ve bilim insanı Briony Swire-Thompson ve meslektaşları, aşinalık geri tepme etkisine dair hiçbir kanıt bulamadı: ""söylentiyi tekrarlayan düzeltmeler, geri tepmekten ziyade (teyitlerle karşılaştırıldığında) sadece daha az etkili."" İleri okuma önerisi: Briony Swire, Ullrich K.H. Ecker ve Stephan Lewandowsky tarafından yazılan ve 2017’de Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition, 43(12), 1948-1961 ’de yayınlanan “The role of familiarity in correcting inaccurate information.”" Yanlış bilgi psikolojisi I: Neden savunmasızız?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-psikolojisi-i-neden-savunmasiziz,"*Bu içerik ilk kez "" The psychology of misinformation: Why we’re vulnerable "" başlığıyla First Draft News tarafından 20 Haziran 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Psikolojimiz bizi yanlış bilgiye karşı nasıl daha savunmasız hale getiriyor? First Draft’tan Tommy Shane üçlü serinin ilkinde ana kavramları açıklıyor. Yanlış bilgi psikolojisi, yani doğru olmayan şeylere inanmamız için bizi yüreklendiren zihinsel kısayollar, karışıklıklar ve yanılsamalar, bunun zararlı etkilerini nasıl önleyebileceğimiz konusunda bize çok fazla bilgi verebilir. Psikolojimiz, düzeltmelerin işe yarayıp yaramadığını, medya okuryazarlığı derslerinde ne öğretmemiz gerektiğini ve neden ilk etapta yanlış bilgilere karşı savunmasız olduğumuzu etkileyen şey. Aynı zamanda insan beynine büyüleyici bir bakış açısı sunuyor. Psikolojik kavramlar akademi kaynaklı olsa da pek çoğu günlük konuşmaya da yerleşti. İlk olarak 1957'de açıklanan bilişsel uyumsuzluk bunlardan bir tanesi; teyit yanlılığı ise bir başkası. Ve sorunun bir kısmını da bu oluşturuyor. Tıpkı epidemiyoloji hakkında bilmeden konuştuğumuz gibi, bilişsel bilim hakkında da bilmeden konuşabiliyoruz ve bu kavramların yanlış ifade edilmesi yeni yanlış bilgi biçimleri yaratabiliyor. Muhabirler, teyitçiler, araştırmacılar, teknoloji uzmanları ve yanlış bilgilerle çalışan fenomenler (ki kabul edelim hepsi bunu yapıyor) bu farklılıkları anlamazsa bu iş belirsiz bir akademik terimi yanlış anlama vakası olmaktan çıkıyor. Bu, sorunun bir parçası olma riski taşıyor. First Draft bu serinin ilkinde yanlış bilgiler, bunları düzeltme ve önleme konularıyla ilgili temel psikolojik kavramları listeliyor. Bunlar son sözden ziyade bir başlangıç noktası olarak tasarlandı; daha fazlasını öğrenmek için önerilen ileri okumalara bakabilirsiniz. Bizi yanlış bilgilere karşı en savunmasız kılan psikolojik özelliğimiz, bilişsel olarak cimri olmamız. Sorunları çözerken daha fazla düşünce ve çaba gerektiren yollardan ziyade daha basit, daha kolay yolları kullanmayı tercih ediyoruz. Mümkün olduğunca az zihinsel çaba sarf edecek şekilde evrimleşmişiz. Bu, beynimizi bu kadar etkili kılan şeyin bir parçası: Her şey hakkında çok fazla düşünmek istemiyoruz. Ama bu aynı zamanda, yapmamız gerektiğinde de bir şeyler hakkında yeterince düşünmediğimiz anlamına geliyor; örneğin internette gördüğümüz bir bilginin doğru olup olmadığını düşünürken. İleri okuma önerisi: Londra Üniversitesi'nden Dario Tarborelli tarafından yazılan ve 2008'de Current Issues in Computing and Philosophy 'de yayınlanan "" How the Web Is Changing the Way We Trust ."" Çift süreç teorisi, iki temel düşünce biçimine sahip olduğumuz bir kavram. Sistem 1 az çaba gerektiren otomatik bir süreç ve Sistem 2 ise daha fazla çaba gerektiren analitik bir süreç. Bilişsel cimriler olduğumuz için, kolay yoldan kurtarabileceğimizi düşündüğümüz zamanlarda genellikle Sistem 1 düşüncesini (yani kolay olanı) kullanıyoruz. Otomatik süreç, iki nedenden ötürü yanlış bilgi tehlikesi yaratıyor. İlk olarak, bir şeyi işlemek ne kadar kolay olursa bunun doğru olduğunu düşünmemiz o kadar olası; bu yüzden hızlı ve kolay kararlar genellikle doğru olmasa bile öyle hissettiriyorlar. İkincisi, bunun etkili olması yüzünden ayrıntıları, hatta bazen en önemlilerini kaçırabiliyoruz. Örneğin, internette okuduğumuz bir haberi hatırlayabiliyor, ancak bunun çürütüldüğünü unutabiliyoruz. İleri okuma önerisi: Gordon Pennycook tarafından yazılan ve 2017'de Dual Process Theory 2.0 'de yayınlanan “ A Perspective on the Theoretical Foundation of Dual Process Models .” Kestirme yollar ise hızlı kararlar vermek için kullandığımız göstergeler anlamına geliyor. Kestirme yolları kullanma sebebimiz, bunun karmaşık analizler yapmaktan daha kolay olması; özellikle de çok fazla bilginin bulunduğu internette. Kestirme yollarla ilgili sorun, genellikle doğru olmayan sonuçlara yol açmaları. Örneğin, bir içeriğin güvenilir olup olmadığını değerlendirmek için, güvendiğimiz birinin sosyal medya hesabında bu gönderiyi onayladığı (örneğin retweet lediği) ""sosyal-tasdik kestirme yolu""na inanabiliriz. Ancak bu kişiye ne kadar güvenirseniz güvenin, bu tamamen güvenilir bir gösterge değil ve doğru olmayan bir şeye inanmanıza neden olabiliyor. First Draft'ın kurucularından ve ABD direktörü Claire Wardle'ın Bilgi Düzensizliğini Anlamak için Temel Kılavuz 'da açıkladığı gibi, “ sosyal medyada, kestirme yollar (dünyayı anlamlandırmak için kullandığımız zihinsel kısayollar) eksik . Gazetelerde hangi bölüme baktığınızı anladığınız ve köşe yazıları veya çizgi film bölümünde olduğunuzu görebildiğiniz görsel ipuçlarının olmasının aksine, internette durum böyle değil."" İleri okuma önerisi: Miriam J. Metzger ve Andrew J. Flanagin tarafından yazılan ve 2013'te Journal of Pragmatics, Volume 59 (B) ’de yayınlanan ""Credibility and trust of information in online environments: The use of cognitive heuristics."" Bilişsel uyumsuzluk, inançlarınızla çelişen bilgilerle karşılaşmanın ardından gelen olumsuz deneyim. Bu durum, insanların uyumsuzluğu hafifletmek için güvenilir bilgileri reddetmesine neden olabiliyor. İleri okuma önerisi: Monika Taddicken ve Laura Wolff tarafından yazılan ve 2020'de Media and Communication, Volume 8 (1), 206-217 'de yayınlanan ""'Fake News' in Science Communication: Emotions and Strategies of Coping with Dissonance Online."" Doğrulama ya da teyit yanlılığı, mevcut inançlarımızı doğrulayan bilgilere inanma ve onlarla çelişen bilgileri reddetme eğilimi . Dezenformasyon üreten ve yayan aktörler, mevcut inançları güçlendirmek için bu eğilimden faydalanabilir. Teyit yanlılığı, uzun bir listeden oluşan bilişsel yanlılıklardan yalnızca bir tanesi. İleri okuma önerisi: Raymond Nickerson tarafından yazılan ve 1998'de Review of General Psychology, 2(2), 175-220 'de yayınlanan “ Confirmation Bias: A Ubiquitous Phenomenon in Many Guises .” Güdülenmiş muhakeme , insanların gerçeği saptamak yerine inanmak istedikleri şeylere inanmak için akıl yürütme becerilerini kullanmaları. Buradaki en önemli nokta, tembel ya da irrasyonel düşünceden ziyade insanların rasyonel yetilerinin yanlış bilgiden doğan inanca neden olabileceği fikri. Güdülenmiş muhakeme, yanlış bilgi psikolojisindeki mevcut tartışmanın önemli bir tarafını oluşturuyor. New York Times' ta yayınlanan 2019 tarihli bir makalede , Virginia Üniversitesi ve MIT'de çalışan iki bilişsel bilimci David Rand ve Gordon Pennycook bu görüşe şiddetle karşı çıktılar. İddiaları, insanların bir bilgiyle karşılaştıklarında yeterince analitik olmadıkları yönündeydi: “ Bir grup, muhakeme yetimizin taraflı bakış açımız tarafından zapt edildiğini iddia ediyor; yani fikirlerimizi akla uygun hale getirmeye yatkınız. Diğer gruba göre ise sorun, -biz ikimiz de bu grup gibi düşünüyoruz- sık sık eleştirel yetilerimizi kullanmayı bırakmamız; yani zihnen tembeliz. "" Rand ve Pennycook, yanlış bilgilere karşı psikolojik olarak savunmasız olmamızın ana nedeninin güdülenmiş muhakeme değil, düşünce tembelliği olduğuna dair güçlü kanıtlar çıkarmaya devam ediyor. Bundan sonra ne okumalı: Gordon Pennycook ve David Rand tarafından yazılan ve 2019'da New York Times 'da yayınlanan ""Why do people fall for fake news?"" (Teyit tarafından çevrilen Türkçesi: Araştırma: İnsanlar neden sahte haberlere kanıyor? ) Çoğulcu cehalet , toplumdaki diğer insanların ne düşündüğü ve neye inandığını anlama yoksunluğu . Bu, politik bir görüş söz konusu olduğunda insanların, aslında çok az kişi bir görüşe sahipken, bu kişilerin çoğunlukta olduğunu düşünmelerine neden olabiliyor. Bu, yanlış bilgilerin çürütülmesiyle (örneğin, komplo teorileri) daha da kötüleşebiliyor, çünkü bu görüşleri gerçekte olduğundan daha popüler hale getirebiliyorlar. Bunun başka bir hali de yanlış fikirbirliği etkisi : Yani insanların, kendi görüşlerini paylaştığını düşündüğü kişilerin olduğundan fazla olduğunu zannetmesi. İleri okuma önerisi: Stefan Lewandowsky'nin 2011'de Shaping Tomorrow's World 'de yayınlanan ""The Loud Fringe: Pluralistic Ignorance and Democracy."" Üçüncü şahıs etkisi insanların, yanlış bilgilerin başkalarını kendilerinden daha çok etkilediklerini varsayma eğilimi . Yakın zamanda, Romanya'daki National University Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde iletişim profesörü Nicoleta Corbu, insanların yanlış bilgileri saptama konusundaki algılanan yetilerinde önemli ölçüde üçüncü şahıs etkisi bulunduğunu ortaya koydu : İnsanlar yanlış bilgileri saptama konusunda kendilerini diğer insanlardan daha iyi görüyor . Yani insanlar, savunmasız olduklarını azımsıyorlar ve uygun önlemleri almayabiliyorlar. İleri okuma önerisi: Oana Ştefanita, Nicoleta Corbu ve Raluca Buturoiu tarafından yazılan ve 2018'de Journal of Media Research, Volume. 11 3 (32), 5-23 'te yayınlanan ""Fake News and the Third-Person Effect: They are More Influenced than Me and You."" Akıcılık, insanların bilgiyi ne kadar kolay işlediğini ifade ediyor. İnsanlar bir bilgiyi akıcı bir şekilde işleyebiliyorsa o şeyin doğruluğuna inanma olasılıkları artıyor; doğru hissettiriyor, bu nedenle doğru görünüyor. Bu yüzden tekrarlar çok güçlü: Daha önce duyduysanız daha kolay işliyorsunuz ve bu nedenle buna inanma olasılığınız daha yüksek oluyor. Birkaç kez tekrarladığınızda ise etkisi artıyor. Bu nedenle, bir bilginin çürütülmüş olduğunu duymuş olsanız bile asıl iddianın sürekli tekrar edilmesi onu daha tanıdık, akıcı ve inandırıcı hale getirebiliyor. Bu aynı zamanda anlaşılması kolay bilgilerin daha inandırıcı olduğu , çünkü daha akıcı bir şekilde işlendiği anlamına geliyor. Stephan Lewandowsky ve meslektaşlarının açıkladığı üzere: ""Örneğin, aynı ifade düşük yerine yüksek kontrastlı yazdırıldığında doğru olduğuna karar verilme olasılığı daha yüksek. Ya da kafiyesiz yerine kafiyeli bir şekilde sunulduğunda veya tanıdık gelmeyen bir aksan yerine kulağa aşina gelen bir aksanla iletildiğinde. Dahası, okunması kolay bir yazı tipiyle yazıldıklarında yanıltıcı soruların tanınma olasılığı daha düşük oluyor ."" İleri okuma önerisi: Rolf Reber ve Christian Unkelbach tarafından yazılan ve 2010'da Rev Philos Psychol. Volume 1 (4): 563–581'de yayınlanan "" The Epistemic Status of Processing Fluency as Source for Judgments of Truth ."" Saçmalık duyarlılığı, gerçekle çok az ilgisi olan bilgilere ne kadar duyarlı olduğunuzla ilgili; anlamsız bir klişeye mesela. Fakat saçmalık, kasıtlı olarak gerçekle çelişen yalandan farklı. Pennycook ve Rand, saçmalık duyarlılığı kavramını, yanlış haber başlıklarına olan hassasiyeti incelemek için kullanıyor. ""Gizli anlam eşsiz soyut güzelliği dönüştürüyor"" gibi sözde derin bir cümleyi (yani bir saçmalığı) kabul etme olasılığımız ne kadar yüksekse yanlış haber başlıklarına karşı da o kadar duyarlı oluyoruz. Bu da Pennycook ve Rand'ın, yanlış haberlere duyarlılığın, güdülenmiş muhakemeden ziyade yetersiz analitik düşünceden kaynaklandığına dair kapsamlı teorisini destekliyor. Başka bir deyişle, Sistem 1'in otomatik düşüncesinde çok sıkıştık ve Sistem 2'nin analitik düşüncesinde yeterli değiliz. İleri okuma önerisi: Gordon Pennycook ve David Rand tarafından yazılan ve 2019'da Journal of Personality 'de yayınlanan ""Who falls for fake news? The roles of bullshit receptivity, overclaiming, familiarity, and analytic thinking.""" Araştırma: Sahte haberler neden gerçek hissettiriyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haberler-neden-gercek-hissettiriyor,"*Bu içerik ilk kez "" What makes fake news feel true when it isn’t? For one thing, hearing it over and over again "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 21 Ağustos 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. ""Timsahlar gözleri kapalı uyurlar?” Rainer Greifeneder, Mariela Jaffe, Eryn Newman ve Norbert Schwarz editörlüğünde yeni çıkan araştırma makaleleri koleksiyonu: The Psychology of Fake News: Accepting, Sharing, and Correcting Misinformation [Sahte Haber Psikolojisi: Yanlış Bilgileri Kabullenmek, Paylaşmak ve Düzeltmek]. Routledge tarafından yayınlanan kitap, ücretsiz olarak indirilebiliyor veya çevrimiçi ortamda okunabiliyor ; insanların yanlış bilgiye neden ve nasıl inandıklarına dair birçok araştırma içeriyor. Bazı bölümlerde araştırmacılar, ""içeriğini detaylı bir şekilde incelemeden önce bile bir mesajın neden ‘doğru hissettirebildiğini"" ve bunun yanlış bilgiye olan etkilerini irdeliyor. İşte insanların, bir bilginin doğru olduğuna inanmalarına neden olan unsurlardan bazıları: Yinelemenin etkisi en çok da, insanların kararsız hissettiği iddialarda belirgin, bir de iddialar hakkında daha fazla tanısal bilgi olduğunda görülüyor ( Fazio, Rand ve Pennycook, 2019 ; Unkelbach ve Greifeneder, 2018 ). Daha da kötüsü tekrar, iddianın yanlış olduğunu bilenler arasındaki fikir birliğini de artırıyor; tabi üzerine düşünüyorlarsa ( Fazio, Brashier, Payne ve Marsh, 2015 ). Örneğin, ""Atlas Okyanusu dünyadaki en büyük okyanustur"" ifadesinin tekrarı, Büyük Okyanus'un daha büyük olduğunu bilen insanlar arasında dahi bu fikrin kabulünü pekiştiriyor. Tekrarlanan ifade tanıdık geldiğinde, kendi bilgilerine dahi başvurmadan başlarını sallayarak onaylıyorlar. İddiaların bazılarının yanlış olduğu uyarısı bile bu etkiyi tamamen ortadan kaldıramıyor, yalnızca azaltıyor. Daha da önemlisi uyarı, ancak iddialara maruz kalınmadan önce yapılırsa etkili; sonrasında ayırt edilebilir bir etkisi görülmüyor ( Jalbert, Newman ve Schwarz, 2019 ). Sadece telaffuz edilmesi kolay bir isme sahip olmak bile, daha güvenilir olunduğu hissi uyandırmada yeterli. Örneğin tüketiciler, eBay adını kolay telaffuz edilebilir bulduğunda, daha fazla güveniyor. Ürünün, satıcının vaatlerini ve reklamı yapılan iade politikasını yerine getireceğine inanma olasılıkları artıyor ( Silva, Chrobot, Newman, Schwarz ve Topolinski, 2017 ). Benzer şekilde, aynı iddiayı paylaşan bir kaynağın adı da kolaysa, diğer kaynaklara kıyasla doğru kabul edilmesi daha olası ( Newman ve ark., 2014 ). Yalnızca doğru bilgilere maruz bırakılmak bile zaman geçtikçe insanların, bu bilgilerin yanlış bir versiyonunu kabul etmelerini daha olası hale getirebiliyor. Garcia-Marques, Silva, Reber ve Unkelbach (2015) katılımcılara belirsiz ifadeler sundu (mesela ""timsahlar gözleri kapalı uyur"") ve sonra da daha önce görülenlerle aynı olan veya doğrudan çelişen ifadelerin doğruluğunu değerlendirmelerini istedi (mesela ""timsahlar gözleri açık uyurlar""). Katılımcılar bu kararları hemen verdikleri zaman tekrarlanan özdeş ifadeleri doğru olarak değerlendirdi ve çelişkili olanları, daha önce görmedikleri yeni ifadelere kıyasla daha az doğru olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, bir hafta sonra aynı ve çelişkili ifadeler, yeni ifadelerden daha doğru görülüyordu. Basitçe söylemek gerekirse, gecikme yeterince kısa olduğunda insanlar gördükleri kesin bilgileri hatırlayabiliyor ve tam tersini reddedebiliyor. Fakat zaman geçtikçe detaylar kayboluyor ve çelişkili bilgiler, kimsenin duymadığı bilgilerden daha makul geliyor : ""Evet, timsahlar ve gözleri hakkında bir şey vardı, bu yüzden muhtemelen budur."" Zaman geçtikçe insanlar inandıkları şeye olan güvenleri sayesinde ilk kaynağın güvenilir olduğu çıkarımına da ulaşabiliyor. Örneğin, Fragale ve Heath (2004) katılımcıları yaklaşık iki ya da beş kez, ""Hazır erişte bardaklarını astarlamak için kullanılan parafinin sıçanlarda kansere neden olduğu ortaya çıktı"" benzeri ifadelere maruz bıraktı. Daha sonra katılımcılar, bazı ifadelerin National Enquirer'dan (düşük güvenilirlik kaynağı) ve bazılarının Consumer Reports'tan (yüksek güvenilirlik kaynağı) alındığını ve ifadeleri, olası kaynaklara atfetmek zorunda olduklarını öğrendi. Katılımcılar bir açıklamayı ne kadar çok duyarlarlarsa o ifadeyi National Enquirer'dan ziyade Consumer Reports'a atfetme olasılıkları daha yüksekti. Kısacası sık maruziyet, bir ifadenin gerçekliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda güvenilir bir kaynaktan geldiği inancını da artırıyor. Benzer şekilde, CDC ve Los Angeles Times'ın ""etobur muzlar"" hakkındaki söylentileri çürütmeye yönelik iyi niyetli çabaları, Los Angeles Times'ın insanları bu tehlikeli muzları yememesi konusunda uyardığı inancına dönüştürmüş ve söylentiyi güçlendirmişti (Emery, 2000) . Güvenilir olduğu iddia edilen kaynak göz önüne alındığında, kaynak ilişkilendirmesindeki bu tür hatalar, insanların bu bilgileri, bilgiyi kabul etme (ve yayma) olasılığı daha yüksek olan insanlara aktarma olasılığını artırıyor (Rosnow & Fine, 1976) . Katılımcılardan, bilgisayar ekranında genel kültür bilgileri içeren iddiaları gördükleri bir teste katılmaları istendi (Newman ve ark., 2012) . Bu deneydeki ana manipülasyon, iddiaların yarısının ilgili olmayan bir kanıt fotoğrafıyla birlikte gösterilmesiydi. Yani fotoğraf, iddiaya dair hiçbir kanıt sunmuyordu. Tıpkı haberlerde ya da sosyal medyada karşılaşabileceği gibi. İddiaların diğer yarısı da fotoğraf olmadan gösterildi. Çalışmaya katılanlara örneğin, ""Zürafa sıçrayamayan tek memelidir"" gibi bir iddia, zürafanın kafasının fotoğrafıyla ya da fotoğrafsız gösterildi. Fotoğraflar hiçbir kanıt sunmuyor olsa da (zürafanın kafasının fotoğrafı, zürafaların sıçrayıp sıçrayamadığı hakkında bilgi vermiyor) bir fotoğrafın varlığı, katılımcıları iddiaların doğru olduğunu söylemeye itti . Fotoğraflar sanki doğruymuş gibi bir algı yarattı, yani kanıtsız bilgilerin eklenmesiyle iddialara inanmaya sebep olan yanlılığa yol açtı. Aynı makalede yayınlanan başka bir deney dizisinde, Newman ve meslektaşları bu bulguyu kavramsal olarak çoğalttı. Bu deneylerde, katılımcılardan farklı bir oyun oynamaları istendi: ""Ölü mü hayatta mı?"" Bu bir ortak yazarın eski radyo programlarından hatırladığı bir oyundu. Ana görev, ""Bu kişi hayatta"" iddiasının ekranda görünen her ünlü isim için doğru ya da yanlış olup olmadığını tahmin etmekti. İddiaların yarısında bu ünlü isimler kanıt yerine geçemeyecek bir fotoğrafla gösterildi; yani ünlüleri mesleklerini icra ederken gösteren ancak ""bu kişi hayatta"" iddiasının gerçekliği hakkında herhangi bir kanıt sunmayan fotoğraflarla. Örneğin, denekler elinde bir mikrofonla sahnede durup şarkı söyleyen Nick Cave'in bir fotoğrafı ile ""Nick Cave"" adını görmüş olabilir. Fakat fotoğrafla ilgili hiçbir şey Nick Cave'in gerçekten hayatta olup olmadığı konusunda herhangi bir ipucu vermiyordu. Çoğu kez de fotoğraflar ünlülerin stok fotoğraflarıydı. Bu deneyin sonuçları açıktı: Ünlü bir isim, bir fotoğraf ile birlikte gösterildiği zaman insanların, ""Bu kişi hayatta"" iddiasını kabul etme olasılıkları yükseliyordu. Daha da şaşırtıcısı olansa şuydu: Bir grup katılımcıya aynı ünlü isimler ve aynı fotoğraflar gösterildi, ancak bu sefer fotoğraflara tersine bir iddia olan, ""Bu kişi ölü"" iddiası eşlik etti. Sonuç değişmedi. Başka bir deyişle, aynı fotoğraflar katılımcıların, ünlülerin hem ""ölü"" hem de ""hayatta"" olduklarına inanmalarına yol açtı. Başka deneylerde Cardwell, Lindsay, Förster ve Garry (2017) katılımcılardan, çeşitli karmaşık süreçleri ne kadar bildiklerini (örneğin, gökkuşağının nasıl oluştuğunu) değerlendirmelerini istedi. İçeriklerin yarısında, insanlara işlem sürecinin yanı sıra kanıt niteliğinde olmayan bir fotoğraf da gösterildi. Mesela ""saatler nasıl çalışır"" sorusunun yanında bir saat fotoğrafı. Saat, bir saatin mekaniği hakkında bir bilgi vermiyor olsa da, insanlar fotoğrafı gördükleri zaman süreç hakkında daha fazla bilgi sahibi olduklarını iddia etti. Cardwell ve meslektaşları bu süreçler için gerçek bilgi düzeylerini inceledikten sonra, fotoğrafı görenlerin, görmeyenlerle benzer bilgiye sahip olduğunu sandığını gördü. Sahte haberler ve yanlış bilgi bağlamında bu tür bulgular bilhassa endişe verici. Ayrıca bu şunu da gösteriyor: Medyadaki stok fotoğraflar, insanların bilgiyi değerlendirmelerinde yanlılığa yol açmakla kalmıyor, iddia hakkında şişirilmiş bir bilgi veya hafıza duygusuna sebebiyet veriyor . The Psychology of Fake News: Accepting, Sharing, and Correcting Misinformation kitabının tamamını buradan inceleyebilirsiniz." Sosyal etki peşinde dört teyit kuruluşu,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-etki-pesinde-dort-teyit-kurulusu,"* Bu içerik "" 4 fact-checking organizations seeking social impact "" başlığıyla İ ngilizce olarak Poynter 'da da yayınlanmıştır. / Read the English version on Poynter . Duke Reporters’ Lab ’a göre dünya üzerinde aktif olarak faaliyet gösteren 300 doğrulama kuruluşu var. Duke Reporters’ Lab’ın ilk defa doğrulama kuruluşlarının verilerini tutmaya başladığı 2014 yılında ise bu sayı 44’dü . Her teyitçi gibi biz de titizlikle çalışmalarını sürdüren doğrulama kuruluşlarının gelişimini ve artan sayısını umutla karşılıyoruz. Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı ( IFCN ) tarafından bu yıl Haziran sonunda, yeni koronavirüs sebebiyle ilk defa çevrimiçi düzenlenen Global Fact 7 ’de, Teyit’in şef editörü Gülin’in de yer aldığı bir oturumu dinlerken, sosyal etkiyi ön planda tutan Teyit gibi başka teyit kuruluşlarıyla konuşmanın anlamlı olabileceğini düşündüm. Bu nedenle hepsi sosyal etki odaklı faaliyet gösteren FactCheckNI ’in kurucu ortağı ve direktörü Allan Leonard , Maldita.es ’in kurucu ortağı Clara Jiménez Cruz , Teyit ’in kurucusu Mehmet Atakan Foça ve sivil toplum kuruluşu FactSpace West Africa ’in projesi olan GhanaFact ’in sorumlu editörü Rabiu Alhassan ile iletişime geçtim. Konuşma fırsatı bulduğum bu dört doğrulama platformunu birleştiren en büyük özellik doğrulama girişimlerinde sosyal etki yi önceliklendirmeleri. Örneğin FactCheckNI , yaptığı doğrulamalarla topluluğunun bilgiyle ilişkisini güçlendirmek ve kullanıcıların eleştirel düşüncelerini geliştirmek için kuruluşundan beri doğrudan Kuzey İrlanda’daki yerel topluluklara fayda sağlamayı hedefliyor. FactCheckNI ’ın kurucu ortağı Allan’ın ifadesiyle “hesap verilebilirlik gazetecilerin ve teyitçilerin bilinen bir görevi olsa da, bir sosyal girişim olarak yanlış bilgiyle mücadele etmenin en büyük farkı ‘ güçlendirme ’yi daha geniş bir topluluğa yayma çabası.” GhanaFact ise FactSpace West Africa adlı sivil toplum kuruluşunun bir projesi. GhanaFact ’in sorumlu editörü Rabiu’ya göre sosyal etki “bilgi akışını ve ekosistemini, büyüklüğü ne olursa olsun, olumlu bir şekilde etkilemek.” Gana’da haber doğrulama ve teyitçilik kavramlarının, gazetecilik alanına nispeten yenice girdiği söyleyen Rabiu, GhanaFact ’in karar vericilerden doğruluk ve titizlik talep etme çabalarının, halkın da takdirini kazanmaya başladığını belirtiyor. Bağımsız bir gazetecilik platformu olan Maldita.es ise topluluklarının da etkileşime girmesi ve üretilen işin bir parçası olduklarını hissetmesiyle kendi etkilerinin büyüyeceğine inanıyor. Bunun için ise topluluğunu, doğrulama sürecine dahil olmaları ve doğru bilgileri çevrimdışı iletişimlerinde de yaygınlaştırmaları için cesaretlendiriyor. 2019’da, dünyanın en geniş sosyal girişimcilik ağı Ashoka tarafından fellow seçilen, Maldita.es ’in kurucu ortağı Clara, ‘güçlendirme’nin iki taraflı yaşandığını belirtiyor çünkü takipçileri ve toplulukları sayesinde ekip, hiç dahil olma fırsatı bulamadıkları ve ulaşamadıkları yerlerle buluşuyor. Teyit ise sosyal girişim olarak faaliyet gösteren bağımsız bir doğrulama platformu. 2017’de Ashoka Fellow seçilen Teyit ’in kurucusu Atakan’a göre yanlış bilgiyle mücadelede sosyal girişim olmanın farkı, çalışmalarımıza sosyal etki gözüyle baktığımız için, sosyal etki yaratabileceğimiz yerleri ve dolayısıyla da sorunun nerede yattığını keşfedebilmemiz. Ayrıca Atakan, Teyit’in sadece doğrulama girişimlerini değil, medya alanındaki yaratıcı fikirleri de beslediği, sistemdeki sosyal girişimcilik fikrini güçlendirdiği ve adil ve eşitlikçi bir düzen önerisi getirdiği görüşünde. Sosyal etki yaratma konusunda konuştuğum girişimler, topluluklarının ve topluluklarıyla kurdukları iletişimin öneminden bahsediyor. Doğrulama kuruluşlarının çok büyük bir kısmı gibi FactCheckNI de iletişim stratejileriyle çevrimiçi etkileşimlerini artırmak için çalışıyor. FactCheckNI ’dan Allan’a göre sosyal etkiyi büyütmenin yolu “ hizmet sunduğun topluluğun içine karışmak ,” bu nedenle de topluluk oluşturmak çok önemli. Maldita.es ’ten Clara, yanlış bilgi sorununun en nihayetinde bireyleri etkilediğini vurguluyor. Ayrıca bir içeriği paylaşma, doğrulama ya da üretme konusunda da son sözü söyleyenler de onlar. Bunun için de çevrimiçi yanlış bilgiyle mücadelede gerçek farkı, topluluğun çözüme dahil edilmesi yaratıyor. Televizyon ve radyo mecralarının çok geniş kitleler tarafından takip edilmesinden dolayı, GhanaFact çevrimiçi platformların yanı sıra halka geleneksel medyada da ulaşmayı hedefliyor ve topluluğunu iki yönlü büyütüyor. Teyit de benzer şekilde sosyal etki yaratabilmek için insanların hayatlarına temas edebilmenin üzerinde duruyor.  Çünkü sosyal bir soruna yönelik geliştirilen çözüm önerileri ancak başarılı olduğunda sosyal etki yaratılmış oluyor. Atakan’a göre yanlış bilgi sorunu tek bir kuruluşun tek başına çözebileceği bir sorun değil, bu sorunun çok katmanlı olması da kolektif bir çaba gerektiriyor. Topluluk oluşturmanın en önemli kısmı da “aynı değeri ve aynı idealleri benimseyen insanları bir araya getiriyor olmak.” Atakan’a göre “ fact-checking dünyasının Greta’sının ortaya çıkması için önce bir topluluk hareketi gerekiyor.” Bir diğer ortak özellik ise bu dört girişimin, topluluklarını güçlendirmek için eğitime, eğitim içerikleri üretmeye ve ekosistemi beslemeye çaba harcamaları. GhanaFact ’ten Rabiu, eğitimleri sırasında gazetecileri ve topluluklarını doğrulama araçlarıyla buluşturarak, doğru bilginin peşinde koşan bir teyitçi topluluğu yaratmayı ve böylece de uzun vadede demokrasinin korunmasına destek olacaklarını vurguluyor. FactCheckNI okullarda ve yerel bölgelerde doğrulama eğitimleri düzenlediklerini söylüyor. Teyit ’in çalışmaları ise en çok kullanıcıların dijital okuryazarlığını geliştirmeyi ve eleştirel düşünceyi, yani ‘ şüphe kası ’nı güçlendirmeyi hedefliyor. Atakan’a göre “Teyit’in kuluçka programı Factory makro seviyede medya ekosistemini dönüştürmeyi hedeflerken, mikro seviyede kullanıcılar ve mezzo seviyede toplulukların dönüşmesini önceliyor.” Son olarak küresel salgının sosyal etkiye yönelik çalışmaları nasıl dönüştürdüğünü soruyorum. Küresel salgın, bütün bu girişimleri sağlık alanını öncelendirmeye yöneltmiş gibi duruyor. Örneğin Maldita.es şu sıralar en çok insanların sağlığını doğrudan etkileyen bilim karşıtı yanlış bilgilerle mücadele ettiklerini söylüyor. İspanyolca yayın yapan Maldita.es , siyaset, göç, yoksulluk konularında yaptıkları ve genelde İspanya’yla kısıtlı kalan diğer çalışmalarına kıyasla sağlık alanındaki çabalarının ve etkilerinin İspanyolca konuşan diğer ülkelerde de hızla yayıldığını belirtiyor. FactCheckNI ise halkın sağlık okuryazarlığını artırmak ve halka Covid-19 ile ilgili doğru ve güncel bilgiler vermek için sağlık alanında çalışan sivil toplum kuruluşu Community Development and Health Network (CDHN) ile işbirliğine gitti . Yenice kurulan GhanaFact ’in ise yerel ve küresel çapta ilk büyük mücadeleleri salgının etrafındaki yanlış bilgiyle mücadele oldu. GhanaFact IFCN #CoronaVirusFactsAlliance ’ın kendi ekibini de çok geliştirdiğine inanıyor. Teyit ise modern tıp ve aşı karşıtı iddiaları taradığı Salgın Var projesinden sonra şimdi e-posta bültenleri, sosyal medya kartları, YouTube mini belgeselleri ve analizleriyle farklı formatlarda halk sağlığı için mücadele ediyor. Örneğin Teyit editörü Nilgün tarafından hazırlanan ve yeni koronavirüsle ilgili doğru ve anlaşılır bilgiler sunan Covid-19 Postası , daha virüsün Türkiye'ye girdiği resmi olarak açıklanmadan gönderilmeye başlanmıştı. Her ne kadar dünyanın dört bir yanında farklı kültürel ve sosyopolitik dinamikler varsa da, konu gerçeğin, doğru bilginin öncelenmesi ve bilgi ekosistemi nin bu doğrultuda gelişmesi olduğunda, bütün bu çabalar sosyal etkinin topluluklardan, bireyleri güçlendirmekten ve ekosistemi dönüştürmekten ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor. Yani, etki odaklı girişimleri diğer bütün aktörlerden ayıran bir diğer özellik de bu girişimlerin, çabalarını topluluk odaklı yürütmeleri ve sürdürmeleri. Kapak görseli: Freepik" Yanlış bilgi psikolojisi III: Nasıl önlenir?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgi-psikolojisi-iii-nasil-onlenir,"*Bu içerik ilk kez "" The psychology of misinformation: How to prevent it başlığıyla"" First Draft News tarafından 27 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Psikolojimizi, yanlış bilgilerin yayılımını ve insanları etkilemesini önlemek için nasıl kullanabiliriz? First Draft’tan Tommy Shane üçlü serinin sonuncusunda ana kavramları açıklıyor. Yanlış bilgi psikolojisi, yani doğru olmayan şeylere inanmamız için bizi yüreklendiren zihinsel kısayollar, karışıklıklar ve yanılsamalar, bunun zararlı etkilerini nasıl önleyebileceğimiz konusunda bize çok fazla bilgi verebilir. Psikolojimiz, düzeltmelerin işe yarayıp yaramadığını, medya okuryazarlığı derslerinde ne öğretmemiz gerektiğini ve neden ilk etapta yanlış bilgilere karşı savunmasız olduğumuzu etkileyen şey. Aynı zamanda insan beynine büyüleyici bir bakış açısı sunuyor. Yanlış bilgi psikolojisi serisinin üçüncü bölümü, yanlış bilgilerin önlenmesi ile ilgili psikolojik kavramları ele alıyor. Yanlış bilgileri düzeltme psikolojisi nde de gördüğünüz üzere tedavi yerine önlem tercih ediliyor. Burada zihinsel (ve dolayısıyla sosyal) dayanıklılığımız konusunda bize yardımcı olabilecek psikolojik kavramlar açıklanıyor. Bu bölümle birlikte yanlış bilgiyi yavaşlatmak için ihtiyaç duyduğumuz kaynakların çoğunun beynimizde, kullanılmayı bekliyor olduğunu fark edeceksiniz. Şüphecilik, manipülasyon olasılığına karşı farkındalığa sahip olma ve gerçeği doğru bir şekilde anlama arzusu. Bu genel bir güvensizlik hali olan sinizmden farklı. Şüphecilik, bilgileri değerlendirirken daha fazla bilişsel kaynak gerektiriyor ve sonuç olarak yanlış bilgilere karşı savunmasız olma durumunu, yani duyarlılığı, azaltabiliyor. Bu, ""saçmalık duyarlılığı"" ile karşılaştırılabilir. Ayrıca Gordon Pennycook ile David Rand'ın yanlış bilgi duyarlılığının güdülenmiş muhakeme *den değil, analitik düşünce eksikliğinden kaynaklandığına dair tezine destek olabilir. ( *güdülenmiş muhakeme: bir şeyin doğru olmasını istediği için kişinin kendini bunun doğru olduğuna inandırması ) İleri okuma önerisi: Briony Swire ve Ullrich K.H. Ecker tarafından yazılan ve 2018’de Misinformation and Mass Audiences ’da yayınlanan “ Misinformation and its Correction: Cognitive Mechanisms and Recommendations for Mass Communication.” Duygusal şüphecilik, olası bir manipülasyonu duygularınız yoluyla farkında olma durumu. Şok edici ama yanlış bir gönderi paylaşmadan önce sakinleşmek için bir dakikanızı ayırabilirsiniz. Duygular, sosyal medyadaki paylaşımlarda ve dolayısıyla dezenformasyon kampanyalarında güçlü bir itici güç olsa da medya okuryazarlığı kampanyalarında genellikle göz ardı ediliyor. Hangi tekniklerin duygusal şüpheciliği besleyebileceğini ve bunun yanlış bilgi paylaşımını nasıl yavaşlatabileceğini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. İleri okuma önerisi: Cameron Martel, George Pennycook ve David G. Rand tarafından yazılan ve 2019 ön baskısı yapılan “ Reliance on emotion promotes belief in fake news .” Tetikte olmak, yanlış bilginin etkilerine karşı yüksek farkındalık sahibi olmak demek. 2010 yılında yanlış bilgi üzerine çalışan araştırmacı Ullrich Ecker ve meslektaşları, devam eden tesir etkisi gibi yanlış bilginin etkilerine karşı insanları uyarmanın, onları daha tetikte, daha uyanık hale getirebileceğini ortaya koydu. Yanlış bilgilere karşı tetikte olmak buradan gelecek etkileri azaltabiliyor. İleri okuma önerisi: Ullrich K.H. Ecker, Stephan Lewandowsky ve David T.W. Tang tarafından yazılan ve 2010’da Memory and Cognition 38, 1087–1100 ’de yayınlanan “Explicit warnings reduce but do not eliminate the continued influence of misinformation.” Üzerinde düşünme, kafa yorma olarak da bilinen analitik düşünme, hızlı ve sezgisel yargılardan ziyade özenli bir değerlendirme içeren, bilişsel bir süreç. Düşünmek için birkaç saniyeden fazla zaman ayırmak yanlış bilgileri tespit etmenize yardımcı olabilir. Yanlış bilgi üzerine çalışan araştırmacılar, ""haber başlıkları bağlamında analitik düşüncenin, gerçeği doğru bir şekilde ayırt etmeye yardımcı olduğunu"" keşfettiler. İleri okuma önerisi: Bence Bago, David G. Rand ve George Pennycook tarafından yazılan ve 2019’da ön baskısı yapılan “Fake news, fast and slow: Deliberation reduces belief in false (but not true) news headlines.” Direnç, örneğin bir doğrulama butonu gibi teknik bir engelle karşılaşıldığında, yani işlemesi veya gerçekleştirmesi zor bir şeyle karşılaşıldığında ortaya çıkıyor. Akıcılığın tam tersi. Direnç yanlış bilgilere olan inancı azaltabiliyor. Vanderbilt Üniversitesi araştırmacısı Lisa Fazio’ya göre paylaşım yapılmak üzereyken direnç yaratırsanız, örneğin insanlardan bir başlığı paylaşmadan önce neden doğru olduğunu düşündüklerini açıklamalarını isterseniz, yanlış bilgi yayma olasılıkları daha düşük oluyor. İleri okuma önerisi: Lisa Fazio tarafından yazılan ve 2020’de Harvard Kennedy School Misinformation Review ’da yayınlanan “ Pausing to consider why a headline is true or false can help reduce the sharing of false news ” "" Önceden çürütme "" olarak da bilinen aşılama, yanlış bilgilere karşı önleyici dayanıklılık oluşturan teknikleri ifade ediyor. Tıpkı aşıda olduğu gibi bu yöntemde de insanlar, ileride yanlış bilgileri tanımaları ve reddetmelerine yardımcı olmak için yanlış bilgi örnekleri veya yanlış bilgi tekniklerine maruz bırakılıyor. Aşılamanın, komplo teorilerine olan inancın azaltılmasında ve iklim değişikliği konusundaki bilimsel fikir birliğine olan inancın artmasında etkili olduğu ortaya konuldu. İleri okuma önerisi: John Cook, Stephan Lewandowsky ve Ullrich K.H. Ecker tarafından yazılan ve 2017’de PLOS ONE 12 (5) ’te yayınlanan “Neutralizing misinformation through inoculation: Exposing misleading argumentation techniques reduces their influence.” Dürtmeler, belli etmeden davranış öneren küçük ipuçları. Bu kavram davranış biliminden ve özellikle de 2008'de yayınlanan "" Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness "" kitabında ortaya çıktı. Yanlış bilgilere karşı dayanıklılık oluşturmak söz konusu olduğunda, dürtmeler genellikle analitik düşünmeyi teşvik etmeye çalışıyor. Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre insanları, yanlış bilgi paylaşmadan önce bunun doğruluğu hakkında düşünmeleri için dürtmek, bilginin doğru olup olmadığını ayırt etme yetilerini önemli ölçüde artırıyor. İleri okuma önerisi: George Pennycook, Jonathan McPhetres, Yunhao Zhang, Jackson G. Lu ve David G. Rand tarafından yazılan ve 2020’de ön baskısı yapılan “Fighting COVID-19 misinformation on social media: Experimental evidence for a scalable accuracy nudge intervention.”" Araştırma: Bilgi ortada durduğunda ne yapmalıyız?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-bilgi-ortada-durdugunda-ne-yapmaliyiz,"*Bu içerik ilk kez "" It’s not just misinformation that’s confusing us, it’s also missing information ” başlığıyla Data & Society: Points tarafından 4 Ağustos 2020 tarihinde yayınlanmış ve düzenlenerek Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Görünen o ki, yanlış bilgi ve dezenformasyon un yapısı, Covid-19 konusunda her zaman geçerli olmayan temel bir varsayıma dayanıyor. Birinin; bir noktada, bir yerde, bazı durumlarda temel bir gerçekliğe sahip olabileceği fikri. Peki ya tartışmaya çalıştığımız bilgi kimse tarafından bilinmiyorsa? Söz konusu yeni bilgi olduğunda yalnızca yanlış bilgiyi değil, aynı zamanda “ midinformation,” yani ortada duran bilgiyi de düşünmekte fayda var. Şu an çok az şey biliyoruz, sonra daha fazlasını öğreneceğiz ve her şeyi tamamen öğrenemeyebiliriz. Başka bir deyişle, bilgi ortada duruyor ve biz de çabalıyoruz. Bilim insanları bu konuda kesin bilgiler ediniyor, ancak bilimsel fikir birliğinin oluşması ve halkın bunu anlayabilmesi için biraz zaman geçecek. Başka bir deyişle, ‘ortada duran bilgi’ ( midinformation ) bir konu hakkında tüm gerçekler bilinmediği zaman ortaya çıkan bir tür bilgi krizi. Bu bilgi vakumunda her türlü söylenti, komplo teorisi , yanlış anlamalar ve yanlış kanılar ortaya çıkabiliyor; çünkü doğru ve güvenilir hissettiren bir noktanın olması rahatlatıcı. ‘Ortada duran bilgi,’ genellikle yeni ortaya çıkan bilimsel bilgilerle ilgili yetersiz veya çelişkili kanıtlara dayanan bir bilgi belirsizliği olarak tanımlanabilir. Covid-19 salgını ise ‘ortada duran bilgiler’le dolu. Her zamanki medya okuryazarlığı dersleri temel şeyleri öğretiyor: kaynaklarınızı kontrol edin, destekleyici kanıtlar arayın, yatay okuma yapın . Ancak ‘ortada duran bilgi’ olgusu, gazeteciler, eğitimciler ve hepimiz için yeni beceriler gerektiriyor. İşte bunlardan bazıları: Bu epey açık bir öneri ancak dikkat ekonomisinde haberleri teyit etmeye direnmek gittikçe zorlaşıyor. WIRED yazarı Angela Watercutter 'ın belirttiği üzere, doomscrolling , olan bitene daha iyi hazırlandığımızı hissetmemizi sağlıyor ama aslında bize zarar veriyor olabilir.* ( Doomscrolling ,trajik veya korkunç olaylar hakkında internette saplantılı olarak araştırma yapmak, bunların üzerine sürekli bir şeyler okumak.) Şu anda insanlar kolay çözümlerin olmadığı bir zamanda, hızla değişen çok sayıda çelişkili ""gerçek"" ile yaşıyor. Michigan Üniversitesi Bilişim Fakültesi'nde iletişim ve sosyal medya üzerine çalışan Nicole Ellison'a göre bu, bunu anlamak için bilişsel işleme çok fazla talep olduğu anlamına geliyor. Bize yardımcı olacak kapsamlı bir anlatı yok. Bu yalnızca hissettikleri stres ve endişeyi daha da kötüleştiriyor. Watercutter, Covid-19'un bir sürat koşusu olmadığını, bir maraton olduğunu belirtiyor. Zihinsel sağlığımıza dikkat etmeli, haberlere verdiğimiz dikkatin ne zaman yıkıcı olabileceğini anlamalı ve pandeminin çözümünün haftalar veya aylar değil, yıllar alacağını hatırlamalıyız. Data & Society’den An Xiao Mina, doomscrolling alışkanlığını frenlemek için kitap okuduğunu ve yatmadan önce telefonunu kaldırdığını söylüyor. Dünya Sağlık Örgütündeki bir araştırmacının deneyimi, halk sağlığı araştırmacıları için genel bir gerçeği yansıtıyor: Çoğu zaman veri yok ve veri olduğunda ise doğrulanmamış oluyor ve hatta diğer çalışmalarla çelişebiliyor. Bilimsel yöntem, sonuçların tekrarlanabilirliğini gerektiriyor; ancak bu süreç yıllar olmasa da aylar sürebiliyor. Bu da tipik bir haber döngüsünden çok daha yavaş ve kesinlikle viral medyanın hızının çok gerisinde. ""Pandeminin altıncı ayındayız,"" diyor DSÖ araştırmacısı kamu açıklamasında. ""Yapılan çok sayıda araştırma var, ancak hâlâ tam olarak kavrayabilmiş değiliz."" An Xiao Mina, yazar Gus Andrews ile yaptığı son konuşmada, bunu nasıl ele aldıklarını sordu. Fizik, kimya ve astronomi alanlarındaki önemli bilimsel ilerlemeler nedeniyle, önemli konularda bilimsel fikir birliği olmasına alışmıştık. Fakat Gus Andrews bunun yeni bir koronavirüs olduğunu ve artık halkın önünde bilim yaptıklarını söyledi. Bu da ateşli tartışmaların, yetersiz verilerin, bilirkişi denetiminden geçmeyen makalelerin ve önceden genellikle uzmanlarla sınırlı kalan her türlü konuşmanın artık pandemi ve konuya olan büyük ilgi sebebiyle halka açık olduğu anlamına geliyor. Bilimsel fikir birliği eksikliğinin neye benzediğini anlama ve infodeminin sularında nasıl gezineceğimiz konusunda birbirimize yardımcı olmamız hayati önem taşıyor. Ve bildiklerimize odaklanmayı unutmayın: Mümkün olduğunca evde kalın, dışarı çıkarsanız maske takın. 'Ortada duran bilgi'den kaynaklanan kaçınılmaz karışıklığın bilgi nihilizmini teşvik etmesine izin vermememiz önemli. Gus şöyle diyor: ""En güncel anlatıları dinlemeleri ve kendilerini bu konuda eğitmeleri için teşvik ederek insanlara, gelişmekte olan tartışmanın bir parçası oldukları hissini verebilir miyiz? Bu anlatılar belki de bir podcast veya başka bir formatta çıkıyor ve ilgi çekici bir topluluğun parçası olmak için değer ve güvenlik hissi buluyorlar. Hepimiz birlikte öğreniyoruz ve bunu yaparak daha da güçleniyoruz."" Teknik açıdan bakıldığında, arama sonuçlarının sadece içeriğinin değil, tarihinin de veritabanlarımızda düzenli olarak güncellendiğinden, bağlam veya tarihte sonradan değişebilecek yeni bilgiler için açık işaretler olduğundan ve tarih gösteriminin açık ve doğru olduğundan emin olmak çok önemli. Covid-19 Expert Database ekibi her şeyin güncel olduğundan emin olmak için düzenli olarak çalışıyor ve bilimsel gelişmelerden sonra önemli konulara geri dönüyor. Tıp doktorlarının belirsiz ve kafa karıştırıcı durumlar sırasında sunabileceği çok fazla bakış açısı var. Birçoğumuz için doktorumuzun, kırık bir kemikten kansere kadar, hâlâ öğrenmekte olduğu bir sağlık durumu hakkında bize bilgi verdiği olmuştur. Doktorlar, insanların ‘kesinlik’ istediği bir dönemde ‘belirsizliği’ ifade etme sanatını mükemmelleştirdi. Çoğu kanser teşhisi ikaz, kısıtlama ve ""bilemiyoruz""u beraberinde getiriyor. Tıp gazetecisi Seema Yasmin'in sürekli belirttiği üzere, ""bilmiyorum,"" demek, doktorların güven oluşturması için önemli bir adım. Bilgi nihilizmi ile doğrulanmamış gerçeklere olan sonsuz güven arasında bir yerde, sert bir gerçeklik ortaya çıkıyor : Toplum olarak uzunca bir süre için belirsizliği kabul etmeli ve bununla birlikte yaşamalıyız. ""Henüz bilmiyoruz ama sonra tekrar kontrol edin."" cümlesi başta zor gelebilir; ancak hastalığın birçok yönü düşünüldüğünde, gerçeğe en yakın açıklama şu an bu. Bu yöntem ayrıca insanları, daha fazla bilgi edinirken kontrol etmeye devam etmesi için de teşvik ediyor." Teyit’in infodemi ile mücadelesi TTB Covid-19 altıncı ay değerlendirme raporunda,https://teyit.org/teyitpedia/dogruyu-teyit-teyitin-covid-19-infodemisi-ile-sekiz-aylik-macerasi,"Türk Tabipleri Birliği, Covid-19 salgınının Türkiye’de görüldüğü ilk günden beri iki ay süreyle salgının etkileri hakkında değerlendirme raporları yayınlıyor. Eylül ayında da Covid-19 pandemisi altıncı ay değerlendirme raporunu yayınlandı. Küresel salgınının etkisi birçok alanda hissediliyor. Raporlar, pandemiyle ilgili ulusal ve küresel gelişmeleri, yürütülen mücadeleyi, sorunları ve çözüm yollarını dokümante etmek amacıyla hazırlanıyor. Bununla beraber raporda salgının sağlık, yerel yönetimler, ekonomi, toplum, eğitim, psikoloji, kırılgan gruplar ve medya gibi farklı alanlara etkisi de ele alınıyor. Bu raporda da Teyit salgın sürecinde infodemiyle mücadelesini anlattığı bir yazıyla yer aldı. Önce raporda öne çıkan başlıklara değinip, sonra da Teyit’in katkısına odaklanalım. Salgın, toplumda var olan eşitsizlikleri belirginleştiriyor ve kadın, yaşlı, LGBTİ+ gibi gruplarda kırılganlıkları artırıyor. Salgında en savunmasız gruplardan biri olan yaşlıların mevcut sorunları, pandeminin getirdikleriyle iç içe geçti. Fiziksel mesafe önlemleri bulaşma ve hastalık riskini azaltıyor; ancak yaşlı nüfusun sosyal ve fiziksel aktivitelerini sınırlayarak beden ve ruh sağlıklarını olumsuz etkiliyor. Salgın kadınların ücretsiz ev içi emek yükünü de çarpıcı bir şekilde artırdı. Bakım veren kurumların, özellikle de kreş ve okulların kapatılmasıyla birlikte kadınlar, çocuklara olduğu kadar hastalara, engellilere ve ailedeki yaşlı bireylere de bakmaya başladı. Evde geçirilen zamanın artmasının, standart ev işlerinin hacmini büyütmesi de buna eklendi. Raporda pandemi sürecinde LGBTİ+ bireylerin toplumun geneline oranla bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklara karşı daha duyarlı oldukları da belirtiliyor. Bunun en temel sebebi, grubun Covid-19’dan önce de yaygın olan sağlık erişimine olan sorunları. Salgından önce de var olan ayrımcılık ve damgalanma korkusu, farklı cinsel yönelimi olan hastaların sağlık kurumlarına başvurmasının önünde büyük bir engel oluşturuyordu. Uygulanan ayrımcılık ve üzerine gelen fiziksel mesafe ve izolasyon kuralları, bu topluluğun sağlık hizmetlerine erişimini engelleyecek katmanlar yaratıyor. Rapor, salgın gibi olağandışı durumların, kırılgan grupların temsiline her alanda ve her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, hastanelerin büyük oranda pandemi hastanesine dönüşmesi, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının Covid-19 polikliniklerinde görevlendirilmesi ve hastaların enfekte olmaktan duydukları korku nedeni ile sağlık hizmetlerine erişimde aksamalar yaşanıyor. Düzenli takibi gereken hastalıklarda takibin sürdürülememesi, hastalarda ilaçları aksatma, kesme ya da doğru olmayan yöntemlere başvurma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Bu mevcut rahatsızlıkların ilerlemesine neden olabiliyor. Raporda, diğer sağlık hizmetlerinin de kesintisiz sürdürülebilmesi için pandemi hastaneleri uygulamasının belli hastaneleri kapsayacak şekilde daraltılması, önlemlerin gevşetilmesi sırasında Covid-19 dışı hastaların muayene ve tetkiklerinin enfeksiyon yayılımını önleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği öneriliyor. Covid-19 pandemisinin ilk günlerinden itibaren dünyada dil, din, ırk, etnik köken ve toplumsal cinsiyet açısından kırılgan gruplar, önyargılı, ayrımcı ve damgalayıcı bir tutumla karşılaşıyor. Bu dönemde Asyalılara, özellikle Çinlilere yönelik ayrımcı söylem ve davranışlar dikkat çekiciydi. Salgın döneminde damgalamada, asılsız bilgilerin sosyal medyada hızla yayılmasının da payı büyük. Hastalığın ortaya çıkışına ya da Asyalılarının yemek alışkanlıklarına dair yanlış bilgiler de ayrımcılığı güçlendirdi. Teyit , Çinlilerinin yemek kültürünün Covid-19 salgınıyla nasıl yanlış ilişkilendirildiğini anlatmıştı . Damgalamadan kaçınılması için raporda dil kullanımına özen gösterilmesi tavsiye ediliyor. Çünkü mevcut olumsuz kalıplar ve yanlış varsayımlar hastalık ve diğer faktörler arasındaki yanlış ilişkileri güçlendirebilir, yaygın korku yaratabilir veya hastalığı olanları canavarlaştırabilir. Türkiye’de 11 Mart’ta ilk olgunun bildirilmesinin ardından 16 Mart 2020’de eğitime ara verildi ve daha sonra eğitimin uzaktan tamamlanması kararı alındı. Pandeminin halen devam ettiği ve yakın zamanda bitmesinin olası görünmediği bu dönemde, çocukların ve gençlerin bir an önce güvenli bir biçimde okullarına geri dönebilmeleri için arayışlar devam ediyor. Ancak okulların açılması kararı, toplum sağlığı açısından önemli sonuçları olabileceği için tartışmalı. Raporda bu karar alınırken, toplum sağlığının önceliklendirilmesinin altı çiziliyor. Ayrıca, eğitimin ve teknolojinin öneminin artmasıyla birlikte bu bilgi ve teknolojiye ulaşabilenler ve ulaşamayanlar arasında “dijital” bir yarılma ortaya çıkıyor. Bu pandemi sürecinde uzaktan eğitimde internet ve dijital araç erişimi olmayan dar gelirli hane çocukları ve gençleri uzaktan eğitimden yeterince yararlanamıyor. Salgın toplum sağlığını tehdit ettiği kadar salgın hakkında ortaya çıkan infodemi de yeni koronavirüsle ilgili bilgi ekosistemi ni etkiliyordu. Yeni koronavirüsün özellikleri, virüsün ortaya çıkış şekli ve tedavi yöntemleri gibi birçok konuda yanlış ve yanıltıcı bilgi ortaya atıldı. Teyit , Türk Tabipleri Birliği’nin altıncı ay değerlendirme raporunda salgın süresindeki gözlemlerini aktardı. Teyit salgın boyunca ürettiği tüm içeriklerde, konu her ne kadar acil olursa olsun, metodolojiye uydu, aktardığı bilginin doğruluğundan emin olana kadar zamanla yarışmayı reddetti. Bu kuruma, okuyucuların güveni olarak döndü. Stratejinin merkezine, kullanılan araçlar ve işbirliği yapılan kurumların sayısını artırmak kondu. Çünkü konu acil, ciddi, zor ve teknikti. Teyit salgın döneminde Tandans Veri Bilim Danışmanlığı ile Pandemi Sürecinde Yanlış Bilgi Sorunu: Yanlış Bilgi, Haber Tüketimi ve Teyit Etme Davranışları başlıklı bir araştırma yaptı. Araştırmada katılımcılara pandemi sürecinde yanlış bilgilere en çok hangi dönemde rastladıkları soruldu. Yanıtlar ağırlıklı olarak salgının ilk dönemlerine ve “virüs Türkiye’ye girmeden önceki” döneme işaret ediyordu. Bunun sebebi virüsün özellikleri, etkileri ve tedavi yöntemleri hakkındaki belirsizlik olabilir. Araştırma kapsamında edinilen bir diğer izlenim ise haber programlarında yaşanan “uzman” enflasyonunun bilgi ekosisteminde yarattığı kirlilikti. Salgın başladığından beri her gün onlarca televizyon kanalına kimi zaman uzmanlık alanı dışında fikir beyan eden bir sürü kişi katıldı. Katılımcılara hangi kaynaklarda yanlış bilgiye rastladıklarını düşündüklerini sordulduğunda, yüzde 49 ile “televizyondaki haber programları” seçeneği ilk sırada yer aldı. Katılımcıların yüzde 78’i bu süreçte “bilim insanları ve sağlık uzmanları”nı güvenilir bulduklarını belirtirken, yüzde 72’si “hastalığı geçirmiş kişiler”e güvendiklerini ifade etti. Aile bireyleri ve arkadaşlarından gelen bilgileri güvenilir bulanların oranının yüzde 48 olduğu ortaya çıktı. Salgın boyunca Teyit ’in incelediği analizleri kabaca dört kategoriye ayırabiliriz: Hatalı ilişkilendirilen görüntüler kategorisinde filmlerden, dizilerden sahnelerin gerçekmiş gibi sunulduğu ya da önceden kaydedilmiş görüntülerin salgın sürecindenmiş gibi paylaşıldığı içerikler yer alıyor. Örneğin ‘The Simpsons’ senaristlerinin Çin’de ortaya çıkan koronavirüsü önceden bildiği iddiası ortaya atılmıştı. Ancak bölümde virüs Çin’den değil, Japonya’dan geliyordu ve dizideki hastalık “Osaka flu” olarak adlandırılıyordu. Bu tarz hatalı ilişkilendirilen görüntülerin çoğunlukla sosyal medyada ve kapalı mesaj gruplarında yayıldığını söylemek mümkün. Virüsün henüz ortaya çıktığı zamanlarda Covid-19’un özellikleri hakkında henüz yeterince bilgiye sahip olunmaması sebebiyle virüsün özellikleri, kimleri etkilediği, yüzeylerde yaşama süresi, hatta mevsimsel gripten farkı olmadığı gibi çeşitli başlıklarda birçok iddia ortaya atıldı. Bu iddiaların birçoğunun kısa sürede yanlış olduğu ortaya kondu. Yeni koronavirüsün özellikleri ve insan vücudundaki etkileri halen araştırılan bir konu olduğu için zaman zaman bilgilerimizi güncellememiz gerekiyor. Bu yüzden teyitçiler olarak Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası ve denetim mekanizması sağlam sağlık örgütlerini yakından takip ediyoruz. Covid-19 pandemisine henüz aşı ve ilaç gibi bilimsel bir tedavi yöntemi bulunmamışken gündeme gelen iddialardan bir diğeri ise virüsten nasıl korunacağımız ya da virüsü nasıl yeneceğimizle alakalıydı. Bu başlıkta en çok karşımıza çıkan iddialar, virüsten koruyacağına inanılan mucizevi gıdalar oldu. Örneğin limon kürü, rakı, sumak suyu, kahve, tonik, üzüm sirkesi tüketmenin Covid-19’dan koruyacağı iddia edildi. Bu gibi mucizevi gıda iddialarında kaynak olarak bilimsel araştırmaları ve güvenilir sağlık otoritelerinin ifadelerini baz aldık. Uzmanlar bağışıklığı güçlü tutmayı tavsiye etse de, virüsün bulaşmasını engelleyebilecek ya da virüsü öldürebilecek mucizevi bir gıda bulunmuyor. Bunlarla birlikte bir de bilimsel dayanağı olmayan çeşitli tedavi yöntemleri sıkça gündemdeydi. Örneğin buhar solumanın ya da sırt üstü öksürmenin Covid-19’u tedavi ettiği, saç kurutma makinesinin Covid-19’u öldürdüğü iddialarını inceledik. Bu iddialarda da çoğunlukla referans olarak alternatif tıp yöntemleri ya da kulaktan dolma bilgilerin sunulduğunu söylemek mümkün. Covid-19 virüsünü henüz yeni tanımaya başladığımız dönemde popüler olan her alanda olduğu gibi pandemi sürecinde komplo teorisyenleri Covid-19 hakkında çeşitli teoriler üretti. Çünkü komplo teorisyenleri bilinmezlik zemininden faydalanıyordu. Bunlar arasında hastalığın gerçek nedeninin virüs değil 5G olduğu gibi iddialar yer alıyor. Olmayan bir şeyi doğrulamak ya da yanlışmalak epey güç. Bu durumda teyitçiler olarak gerçeği bilimsel kanıt ve olgular ile aktarmaktan başka bir şey yapmadık. Fakat bunu teorilere inananların inanış biçimlerini ve mantıklarını küçümsemeden yapmak biraz güçtü. Dolayısıyla süreçte en zorlandığımız alardan birinin komplo teorileri olduğunu söylemek mümkün. Sonuç olarak Covid-19 salgını, Teyit ’in kurulduğu 2016 yılından bu yana baş etmek zorunda kaldığı ilk kriz olmasa da, en uzun soluklu ve hayatımızı en yakından etkileyeniydi. Birincil amacı kullanıcılara medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünce kabiliyeti kazandırmak olan Teyit , burada birkaçı aktarılan doğrulama yol ve yöntemlerini, içeriklerinde de açıkça gösteriyor. Teyit tarafından hazırlanan makalenin tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kapak görseli: Freepik" Araştırma: 10 soruda sahte haberler nasıl saptanır?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-on-soruda-sahte-haberler-nasil-saptanir,"*Bu içerik ilk kez "" Ten Questions for Fake News Detection ” başlığıyla The News Literacy Project ve Checkology tarafından hazırlanıp yayınlanmış ve düzenlenerek Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Bir haberin sahte olma olasılığını ölçmek için aşağıdaki soruları sorabilirsiniz. 1. Duygusal tepkinizi ölçün: Tepkiniz sert mi? Kızgın mısınız? Bu bilginin şiddetle doğru çıkmasını mı istiyorsunuz? Ya da yanlış çıkmasını mı? 2. Bu içeriğe nasıl rastladığınızı düşünün. Bir internet sitesinde reklamı mı yapılıyordu? Sosyal medya akışınızda mı gördünüz? Tanıdığınız biri mi gönderdi? 3. Başlığı veya ana mesajı düşünün: 4. Bu bilgi, örneğin bir internet geyiği, caps gibi, kolay paylaşım için mi tasarlanmış ? 5. Bilginin kaynağını düşünün: 6. İçerikte tarih belirtilmiş mi? 7. İçerik, resmi ve uzman kaynaklar da dahil olmak üzere çeşitli kaynaklara referans veriyor mu? Sunulan bilgiler (diğer) haber kaynaklarının haberlerinde var mı? 8. İçerik, nitelikli diğer kaynaklara bağlantı veriyor mu? Başka bir deyişle, üzerinde oynanmış mı veya bağlamından koparılmış mı? 9. Tersine görsel arama yaparak içerikteki herhangi bir görselin gerçek olduğunu (yani üzerinde oynanmamış veya bağlamından koparılmamış olduğunu) doğrulayabiliyor musunuz? 10. İçeriği, teyit siteleri ve doğrulama kuruluşlarında arattığınızda bilginin tamamen doğru olmadığını söyleyen bir etiketle karşılaşıyor musunuz? Unutmayın" Araştırma: Aşı karşıtı bir ebeveynin zihni,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-asi-karsiti-bir-ebeveynin-zihni,"*Bu içerik ilk kez "" Inside the mind of an anti-vax parent ” başlığıyla Salon tarafından 13 Eylül 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Aşı karşıtı hareketi inceleyen araştırmacı Jonathan M. Berman, bu yazıda tipik bir aşı karşıtının psikolojik profilini inceliyor. Tipik bir "" aşı karşıtı "" ebeveyn kimdir? Onları doktor, bilim insanı ve halk sağlığı alanında çalışanların tavsiyelerini dikkate almamaya iten şey ne? Neye değer veriyorlar? Kimleri denkleri olarak görüyorlar? Ve düşünceleri neden doğru yoldan sapmış? Özümsenmiş yanlılık, güvenilirlik kısayolu, algıda seçicilik, Dunning-Kruger etkisi ve geri tepme etkileri gibi bilişsel etkileri inceledik. Aynı zamanda yanlış bilginin ulaşılabilir olmasının, insanları nasıl yanlış yola sürükleyebileceğine de baktık. Andrew Wakefield, Robert F. Kennedy Jr , Robert Sears ve Geierlar gibi aşı karşıtı hareketin büyük isimleri tarafından dile getirilen argümanları da detaylıca inceledik. Aşı karşıtı aktivistlerin ve onların tarihsel öncüllerinin demografik ve dini inançlarını irdeledik. Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? Öğrendiklerimize dayanarak tipik bir aşı karşıtı ebeveyn portresi çizelim. Bu araştırmanın amacı yıkmanın kolay olacağı çöp adamlar yaratmak değil, doğrudan mesajlaştığımız kişilerin somut bir tasvirini çizmek ve onları anlamak. Aşı karşıtı ebeveynlerin iyi ebeveynler olma konusunda derinden endişeleri var. Üniversite bitirmiş ve genellikle orta sınıf mensubu kişiler. Birden fazla ebeveyn kitabı okumuşlar ve belki de mahallelerindeki veya internetteki bir ebeveynler grubunun üyeleriler. Akranlarıyla yapılan tartışmalar sonucu nasıl bir ebeveyn olmaları gerektiği konusunda karar vermişler. Emzirmek mi biberonla beslemek mi? Devlet okulu mu özel okul mu? Kendilerini ""bağ odaklı"" veya ""doğal"" ebeveynlik ile ilgilenen ebeveynler olarak görebiliyorlar. Hadi hayal etmek için onlara bir isim verelim: Michigan'ın Measlton şehrinde yaşayan Jim ve Jenny. Günlerden bir gün Jenny, “Measlton Anneleri” isminde bir Facebook grubunda bir tartışma görüyor. Bir ebeveyn şöyle diyor: ""Çocuk doktoruna gittim ve bebeğime aşı yapmak istediler. Hayır dedim. Bebeğime toksin enjekte etmelerini istemiyorum."" Başka bir ebeveyn gelip şöyle diyor: ""Kızım aşı mağduru. MMR (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısı yapıldıktan sonra üç gün boyunca ateşi vardı ve nöbet geçirdi."" Bu hikayeler Jim ve Jenny'yi endişelendiriyor. Karar vermeden önce daha fazla bilgi edinmek istiyorlar. Jim, Natural News ve InfoWars gibi internet sitelerinde makale araştırıyor. Jenny ise Amazon'dan bir kitap buluyor. Okuduklarından bazıları endişe verici. Çocuklara enjekte edilen ve kanı zehirleyen tıp sahtekarlığı iddiaları... Çocuklar üzerinde deney yapan Nazi doktorlarıyla kıyaslamalar... Jim'in kuzeni bir gün ziyarete geldiğinde fikrini söylüyor: ""Çocuklarıma aşı yaptırmadım. Bakın, ne kadar sağlıklılar."" Bu kaynaklar bilim yerine ahlaki kaygılara dayanıyor. Ahlaki temeller kuramı, insanların ahlaki argümanlara nasıl tepki verdikleriyle ilgili değişkenleri açıklamak için tasarlanmış bir sosyal psikoloji kuramı. Bu kuram ahlaki argümanların, belirli temellere dayanma eğiliminde olduğunu öne sürüyor: bakım veya zarar, adalet, sadakat, otorite ve saflık ile ilgili endişelere. Bazı araştırmalar bu endişelerin, en iyi zarar veya adalet üzerine kurulu argümanlara karşılık verdiğini ve muhafazakarların otorite, sadakat ve saflığa dayalı argümanlara da tepki gösterme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Jenny kendini daha liberal olarak görüyor ve aşıların çocuklara zarar verdiğini ve hükümetin ailesine böyle bir seçimi empoze etmesinin haksızlık olduğunu iddia eden argümanlardan etkileniyor. Kendisini daha muhafazakar olarak gören Jim ise yalnızca bu argümanlardan değil, aynı zamanda aşı karşıtı görüşleri destekleyen yetkili doktorlar ve bilim insanlarından ve çocuğunun vücuduna yabancı madde enjekte ederek saflığını tehlikeye atıyor olma fikrinden de etkileniyor. Doğru olduğunu düşündükleri şeyi yapıyorlar. Jenny, bebeğini muayene ettirmeye götürdüğünde Dr. Smith aşı programı konusunu açıyor. Jenny aşıyı reddediyor ve internetten ve kitaplardan edindiği bilgileri sıralamaya başlıyor. Aşılarda otizme neden olan cıva maddesinin olduğu konusunda ısrar ediyor. Aşılarda bulunan ve uzun isimleri olan kimyasalları sıralıyor. Dr. Smith şaşırıyor. Ertelemeyi kabul ediyor, ancak bir sonraki ziyaretinde Jenny'yi tekrar ikna etmeye çalışıyor. Dr. Smith bir sonraki ziyarette hastası tarafından öne sürülen aşı karşıtı iddialara vereceği yanıtlar için hazır. Ancak verebileceği her cevap için Jenny'nin de bir karşılığı var. Aşı tekrar erteleniyor. Jenny, Dr. Smith'in üzerine geldiğini hissediyor. ""Araştırmamı yaptım,"" diyor. ""Bir anne olarak, kendi çocuğum için neyin iyi olduğunu herkesten iyi biliyorum."" Jim ve Jenny çocukları için ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını düşünüyorlar. Olası bir tehlike saptamışlardı, araştırmalarını yaptılar ve bu tehlikeden kaçınıyorlar; iyi ebeveynlerin görevi de bu değil mi zaten? Dr. Smith onları gerçekler ve verilerle ikna etmeye çalıştığında başarısız oluyor çünkü Jim ve Jenny, çocuk doktorunun söylediği her şeye güvenmemeleri gerektiğine inanıyor. Doktorların her şeyin en iyisini bildiği ve hastaların söyleneni yapması gerektiği günler geride kalmış artık! Kendilerinin ve çocuklarının alacağı sağlık hizmetleri konusunda karar mercii artık Jim ve Jenny. Peki Dr. Smith, Jenny'yi aşı yaptırmaya ikna etmek için ne yapabilirdi? Belediyeler, komşuları ve arkadaşları Jim ve Jenny'nin daha iyi seçimler yapmasına yardımcı olmak için ne yapabilir? Dr. Smith 'bilgi açığı' modeliyle çalışıyordu. Jim ve Jenny'nin yeterli bilgiye sahip olmadığına inanıyordu. Ancak Jim ve Jenny yeterli bilgiye sahip. Fakat sahip oldukları bilgi, kötü bilgi. Kötü bilgi, Jim ve Jenny'nin güvendiği insanlardan, arkadaşlarından ve akrabalarından geliyor. İyi bilgi ise otorite bir figüründen geliyor. “Measlton Anneleri” Facebook grubundaki bir kişinin o ilk gönderiden sonra çıkıp, ""Üç çocuğuma da aşı yaptırdım ve hiçbir şeyleri yok,"" dediğini ve işlerin nasıl değişeceğini düşünün. Ya da gülümseyen bir çocuğun fotoğrafının olduğu ve ""24 ay bağışıklık aşısı yapıldı!"" yazan bir gönderi olduğunu... Belki de Jim ve Jenny araştırma yapmak için yola çıktıklarında ortaya çıkan kaynaklar daha iyi olsaydı kendilerini durdurabilirlerdi. Jim, InfoWars ve Natural News yerine New Scientist, Scientific American veya çoğunlukla güvenilir başka bir kaynağa yönlendirilmiş olabilirdi. Amazon'un algoritması, Jenny'yi aşı inkarcılarının kitapları yerine Paul Offit 'in kitaplarına yönlendirmiş olabilirdi. Jim ve Jenny'nin aşı karşıtı duruşu, daha önce tartıştığımız birçok insani eğilim, yanlılık ve zihinsel kısayollarla birlikte ortaya çıkıyor. Tanıdığımız insanlar tanımadığımız insanlardan daha güvenilir geliyor. İstatistikler de hikayelerden daha az ikna edici duyuluyor. Doktorlar ve devlet kurumu görevlileri gibi yetkililer güvensizlik yaratıyor. Uzun ve telaffuzu zor isimleri olan kimyasallar ve maddeler korkutucu olabiliyor. Vücudumuza doğal olmayan şeyler sokmanın bizi kirleteceğinden korkuyoruz. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve akranlarımıza nasıl göründüğümüz, iyi bir ebeveyn olmayı nasıl gördüğümüzü gösteriyor. Jim ve Jenny doğru şeyi yaptıklarına çoktan ikna oldular, ancak fikirlerini değiştirilebilir mi? Daha önce aşı karşıtı olan biri fikrini değiştirmiş mi?" ,https://md.teyit.org/img/asi-karsiti-ebeveyn-teyitpedia-cev.webp, Araştırma: Sağlıkla ilgili yanlış bilgilere karşı bağışıklığınızı güçlendirin,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-saglikla-ilgili-yanlis-bilgilere-karsi-bagisikliginizi-guclendirin,"*Bu içerik ilk kez "" Health vs. Hoax: Immunize Yourself Against Health Misinformation Online ” başlığıyla Data Detox Kit tarafından 24 Ekim 2020 tarihinde yayınlanmış ve düzenlenerek Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. İnternette dolaşan sağlıkla ilgili yanlış bilgiler, işe yaramaz önerilerden tehlikeli iddialara kadar uzanıyor. Bunlar, aslında yardım etmek isteyen ancak tavsiyeleri tam olarak doğru anlayamayanlar tarafından yayılabiliyor veya korku veya gerginliğin üzerinden para kazanmaya çalışanlardan gelebiliyor. Peki tavsiyenin yanlış olduğunun ortaya çıkması ne kadar kötü olabilir? Şimdilerde internette arkadaş ve ailenizin, ünlülerden ve politikacılardan sağlıklı kalmaya ve koronavirüs (Covid-19) gibi hastalıklardan nasıl korunulacağına dair edindiği ve sizin de duyduğunuz kafa karıştırıcı mesajlar sebebiyle bunalmış hissediyor olabilirsiniz. Artık ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla sık sık yıkamanın mikropların yayılmasını durdurmada çok önemli rol oynadığını biliyorsunuz. Fakat sağlıkla ilgili yanlış bilgileri nasıl saptayacağınızı ve bunları nasıl yaymayacağınızı öğrenmek , sizin ve çevrenizin iyiliği için aynı derecede önem taşıyor. Data Detox Kit’un aşağıdaki ipuçları, sağlıkla ilgili karşılaştığınız iddialara eleştirel bakmanızı ve neyi takip ettiğinizi, paylaştığınızı veya görmezden geldiğinizi bilmenizi sağlayacak. Aynı zamanda bu ipuçları, ortak dijital ekosistemimizi güçlendirmenize de yardımcı olacak. O halde başlayalım! Ortada birçok farklı yanlış bilgi türü var. 2019 tarihli Understanding Information Disorder ( Bilgi Düzensizliği ni Anlamak) raporunda açıklandığı üzere bütün bunları, sizi ne denli olumsuz etkileyebileceklerini ölçebildiğiniz bir spektrumunda düşünmeniz işe yarayabilir. Aynı zamanda sağlık ile ilgili yanlış bilgileri de aynı spektrumda inceleyebilirsiniz. Hadi göz atalım: Düşük zarar, kafanızı karıştıran ama size zarar vermeyecek ya da sizi hasta etmeyecek yanlış bilgileri tanımlıyor. Hiciv, parodi ya da sağlığınızın üzerinde hiçbir etkisi olmayan ya da sağlığınıza zararı dokunmadan plasebo etkisine yol açan tavsiyeler bu kategoriye giriyor. Orta zarar, sizi strese sokan veya sahte bir korunma hissi yaratabilen, para harcamanıza neden olabilen, hatta sizi hasta edebilecek yanlış bilgileri tanımlıyor. Hileler, şakalar veya yanıltıcı tavsiyeler ve ürünler ( Goop isimli internet sitesinin öne çıkardığı reklamlar gibi ) bu kategoriye giriyor. Yüksek zarar, uzun vadeli, ciddi veya geri dönüşü olmayan fiziksel veya psikolojik hasara ( sahte tedaviler veya zehirli olabilecek tavsiyeler gibi) neden olabilen veya tıbba veya bilime güvenmemenize sebep olabilecek ( Plandemic veya 5G ile ilgili komplo teorileri dahil) yanlış bilgileri tanımlıyor. Sağlıkla ilgili yanlış bilgilerin zarar derecelerini ne kadar çok sorgular ve bu spektruma göre değerlendirirseniz, bu tür bilgileri ne zaman umursamayacağınız, ne zaman şikayet edeceğiniz veya ailenizi ve arkadaşlarınızı bu konuda uyarmak gibi ne zaman daha güçlü önlemler alacağınız konusunda kendinizi daha emin hissedersiniz. İnternette ve haberlerde sağlıkla ilgili birçok bilgi kaynağı olduğundan kimi dinleyeceğinize karar vermek kafa karıştırıcı olabiliyor. En güvenilir sağlık tavsiyelerini veren kaynaklar, aşağıdaki nitelikleri paylaşıyor: ● Bir veya birden çok yazar ismi verirler : Bu yazarları internette arattığınızda, başka hangi projeler üzerinde çalıştıklarını ve kimin için çalıştıklarını öğrenebiliyor olmalısınız. Kimlik bilgilerini kontrol edin: Size uzmanlık alanları dahilinde mi tavsiyelerde bulunuyorlar? ● Tüm iddialara/raporlara yayınlanma tarihi eklerler : Bilgilerin zaman içinde geliştiğini bilirler, bu yüzden tavsiyelerini en son ne zaman güncellediklerini açıkça belirtirler. ● Herkese uyan tek bir çözüm olmadığını açıkça söylerler : Kendi yapınıza veya sağlık geçmişinize bağlı olarak, başkasına iyi gelen bir tedavi sizin için zararlı olabilir veya tam tersi bir durum yaşanabilir. ● Temkinli bir dil kullanırlar : Bir şeyin işe yarayacağını ""garanti etmezler,"" bunun yerine ""yardımcı olabilecek"" bir şey önerirler. Güvenilir bir kaynağın işareti doğrudan gerçeklerin olması. Eğer haber duygularınız üzerine oynayan kelimeler kullanıyorsa (""mucize tedavi"" gibi) bu, sizi etkilemek için kasıtlı olarak yapıldığının bir işareti olabilir. ● Sağlık yolunda yavaş bir yol izlerler: ""Anında tedavi""nin olmadığını ve tedavilerin zaman, kontrol, takip ve kişiselleştirilmiş düzenlemeler gerektirdiğini kabul ederler. Geçmişte güvendiğiniz birinden geliyor bile olsa, internette duyduğunuz veya gördüğünüz önerileri ve yorumları sorgulamaya devam etmek iyi bir yöntem. Bu soruları sorabilirsiniz: ● Bu tavsiye kulağa gerçek olamayacak kadar iyi mi geliyor? Belki de zaten gerçek değildir. Anında tedavi, hızlı iyileşme veya tam bağışıklık iddiaları, dikkatinizi çekmek için kullanılan tipik pazarlama terimleridir. Bu tür aşırı ifadelerin kullanımını bir uyarı olarak görün ve daha fazla araştırma yapmak için bir neden olarak düşünün." Doğrulama El Kitabı’nın üçüncüsünü Türkçeleştirdik!,https://teyit.org/teyitpedia/dogrulama-el-kitabinin-ucuncusunu-turkcelestirdik,"Dezenformasyon ve medya manipülasyonuna odaklanan Doğrulama El Kitabı serisinin üçüncü kitabı artık Türkçe! Craig Newmark Philanthropies’in desteğiyle Avrupa Gazetecilik Merkezi ( European Journalism Centre ) tarafından yayınlanan el kitabı, Teyit ekibi tarafından Türkçeye çevrildi. Doğrulama El Kitabı serisinin tamamına ücretsiz olarak yayınlar sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Serinin üçüncü kitabı olan Dezenformasyon ve Medya Manipülasyonu üzerine Doğrulama El Kitabı ’na ise bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Editörlüğünü Craig Silverman’in üstlendiği “ Dezenformasyon ve Medya Manipülasyonu üzerine Doğrulama El Kitabı ,” manipüle edilmiş içerikler, botlar, deepfake videolar ve yapay hareketlilikleri merceğine alıyor. Kitapta çeşitli görsel doğrulama teknikleri, birincil kaynağa ulaşma metotları ve internet sitelerinin sahte olup olmadığını saptama yolları aktarılıyor. Aynı zamanda kitap, son dakika haberlerinde iz sürmenin inceliklerini öğrenmek ve sosyal medya platformları ile buralarda faaliyet gösteren hesapları ayrıntılı olarak incelemek isteyenler için de yol gösterici bir rehber niteliğinde. Kitapta yer verilen vaka çalışmaları ise hem teyitçilerin hem de araştırmacı gazetecilerin faydalanabileceği ipuçları sunuyor. Bellingcat, BuzzFeed News, Visual Social Media Lab ve First Draft gibi kuruluşlardan isimler ve alanında deneyimli gazeteciler tarafından hazırlanan toplamda 20 makaleyi içeren Dezenformasyon ve Medya Manipülasyonu üzerine Doğrulama El Kitabı üç ana bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde dezenformasyon ve medya manipülasyonu tanımlanıyor ve bilgi düzensizliği ne dair ana kavramlar aktarılıyor. İkinci bölüm ise aktörler ve içeriklerin araştırılmasına odaklanıyor. Bu bölümde gelişmekte olan manipülasyon teknolojilerine, deepfake , yani yapay zeka sahteciliğine ve sentetik medyaya ayrılan kısımlar da var. Üçüncü bölümdeki makaleler ise çalışmalarını sosyal medya platformlarında veya platformlar arası bir perspektif izleyerek derinleştirmeye gayret edenler için birebir. Bu bölüm özellikle aktörlerin farklı platformlardaki hareketini izleyebilmek ve genel bir çerçeveden, büyük ağı tespit edebilmek için çok önemli yaklaşımlara yer veriyor. Teyit’in podcast programı t cetveli ’nde el kitabından yola çıkarak ele aldığımız vaka çalışmaları ve inceleme yöntemlerini “ Medya manipülasyonu ve dezenformasyonla mücadele ” bölümünden dinleyebilirsiniz. Doğrulama El Kitabı serisinin ilki, “Kriz anlarında dijital verilerin doğrulanması için rehber,” alt başlığıyla, 2015 yılında Teyit’in kurucusu Mehmet Atakan Foça editörlüğünde ve Korsan Parti öncülüğünde Türkçe’ye çevrilmişti . Serinin ikinci kitabı ise araştırmalarını açık kaynaklar üzerinden yürüten araştırmacı gazetecilere rehber niteliğinde yayınlanmış ve yine Teyit ekibi tarafından 2017’de çevrilmişti . Teyit’in kuruluşunun dördüncü yılını kutladığımız bu günlerde Türkçesini okurlarımızla buluşturduğumuz Dezenformasyon ve Medya Manipülasyonu üzerine Doğrulama El Kitabı ’nın bilgi ekosistemi ne faydalı olmasını umuyoruz. Çeviri Editörü: Me rt Can Yılmaz Çeviri Koordinatör ve Redaktörü: Kan su Ekin Tanca Çe viriyi Yayına Hazırlayan: Gülin Çav uş Çe virmenler: Ca n Başaçek, Hilal Ebru Yakar, Kansu Ekin Tanca, Ayşe Ece Zübeyir, Sinefin Gış Tasarı m: Sadi Gökay Gadış" Araştırma: Gerçeklerle görüşler nasıl ayırt edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-gerceklerle-gorusler-nasil-ayirt-edilir,"*Bu içerik ilk kez "" How Do You Separate Fact from Opinion? "" başlığıyla Auburn.edu tarafından 28 Ekim 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Webster's Dictionary'e göre, gerçek ""yapılan ya da olan her şey; aslen var olan her şey; kesinlikle doğru olan herhangi bir ifade; hakikat."" (Türk Dil Kurumu’na göre ise gerçek, “bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel” anlamına geliyor .) Somut ve belgelenebilecek üç gerçek örneği şunlar: Öte yandan görüş, ""bir inanca, kanıya, düşünceye, fikre işaret etme"" olarak tanımlanıyor. Cümlelerin ""genellikle şöyle düşünülüyor,"" ""bence,"" ""şu gün çok üzücüydü"" gibi kelimeler içermesi, bunların görüş olduğuna işaret ediyor: Örneğin, yukarıdaki üç gerçeğe düşünce veya kanı ekleyerek bir görüşe dönüştürebiliriz: Bazen gerçeklerle görüşleri birbirinden ayırmak zor olabiliyor. Örneğin, aşağıdaki ifade gerçek mi yoksa görüş mü? ""Abraham Lincoln, ABD başkanlarının en dilbazıydı."" Bu bir görüş, ancak bunu net bir şekilde anlamak için ""dilbaz""ın betimleyici bir kelime olduğunu bilmeniz gerekiyor. Betimleyici kelimeler, öznel veya birinin görüşünü belirten kelimeler. Birçok insan aynı görüşe sahip olduğunda gerçekle görüşü ayırt etmek zor olabiliyor. Bu noktada da yanlılık kelimesinin ne anlama geldiğini anlamak önemli hale geliyor. Yanlılık, bir şeye karşı olumlu ya da olumsuz görüşümüz veya tavrımız. Yanlılık genellikle rasyonel düşünceden ziyade duygularımızdan kaynaklanıyor. Her birimizin yanlı olduğunu idrak etmek çok önemli. Bazı insanlara, faaliyetlere ve fikirlere karşı olumlu veya olumsuz yargılara sahibiz. Bazı insanlar, faaliyetler veya fikirler bir düzeyde bize hitap etmediği için yanlı hale geliyoruz. Aynı zamanda ""iyi yanlılıklar""ımızın da olduğunu anlamak eşit öneme sahip; yani bazı insanları, faaliyetleri ve fikirleri tercih ediyor, uygun görüyoruz. Bu durumlarda, olumlu yanlılıklarımız da tıpkı olumsuz yanlılıklarımız gibi mantıksız. Çoğu zaman yanlılıklarımızı kendimize saklayıp bunları kime oy vereceğimize, üniversitede hangi bölümü okuyacağımıza ve toplumda nasıl görünmek istediğimize karar verirken kullanıyoruz. Diğer zamanlarda ise insanlar yanlılıklarının ve fikirlerinin, onları tehlikeli faaliyetlerde bulunmaya itmesine izin verebiliyor. Irkçılık, bireysel silahlanma, kürtaj ve vatanseverlik gibi konular birçok insanı yanlılıklarına göre hareket etmeye ve başkalarına zarar veren şeyler yapmaya teşvik ediyor. Yanlılıklar barışçıl bir şekilde paylaşıldığı sürece neredeyse hiç zararları yok. Ancak güçlü yanlılıklar kontrol altına alınmadıklarında öfkeye yol açabiliyor ve aynı fikirde olmayanlara karşı nefret yaratabiliyor. Gerçeklerle görüşleri ayırmak tam da bu noktada çok zor hale geliyor. Yanlılıklarımızın çoğu, gerçeklere veya makul yargılara değil, ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımız tarafından bize aktarılan görüşlere dayanıyor. Ne yazık ki çoğu zaman yanlılıklarımızın kaynağını incelemeye zaman ayırmıyoruz ve çoğumuzun bu nedenle sağlıklı olmayan görüşleri ve önyargıları var." Aşı gönüllüleri anlatıyor: 'Üzerime düşeni yapıyorum',https://teyit.org/teyitpedia/turkiyeden-asi-gonulluleri-anlatiyor-uzerime-duseni-yapiyorum,"Covid-19 pandemisi dünyada 11, Türkiye’de ise resmi kayıtlara göre sekizinci ayını geride bırakmak üzere. Virüse karşı geliştirilen aday aşı çalışmaları da emsalsiz bir hızla devam ediyor. 26 Kasım 2020 itibariyle, 48 aşı klinik deney aşamasında, yani insanlar üzerinde denenmeye başladı. Henüz onaylanmış bir aşı yok, ancak altı aday aşı sınırlı kullanım izni aldı; 164 aşının da klinik öncesi çalışmaları sürüyor. İlginizi çekebilir: Aşı karşıtlığı ve Covid-19 İlginizi çekebilir: Covid-19 tedavisinde denenen ilaç ve aşı çalışmaları ne durumda? Bu aday aşılardan ikisi Türkiye’de de insanlar üzerinde deneniyor: Almanya’dan BioNTech ve ABD’den Pfizer’ın aday aşısı ile Çin’den SinoVac’ın aday aşısı. Aşı tartışmasının komplo teorileriyle birlikte genişlediği bu günlerde, aşı gönüllüsü olan Seda Akyüz, Korcan Yakşi, Mahmut Aziz Usal,  Erdal-Gülen Akşen Yanbuloğlu çifti ile konuştuk, ne düşündüklerini öğrendik. Gönüllülerinin anlattığına göre, aday aşı uygulanmadan önce hastanede, PCR ve kan testi yapılıyor. Antikor ya da PCR testinde SARS-CoV-2 tespit edilmesi halinde aşı uygulanmıyor. Aşılama sonrası, hem hastane hem de ilaç firması, gönüllerinin sağlık durumlarını takip ediyor. SinoVac, gönüllüleri aşılama sonrası bir yıl takip ederken, bu süre Pfizer ve BioNTech’in aşısında iki yıl. Sinovac gönüllülere bilgilendirici broşür ve aşı kartı da veriyor ve kişiden 30 gün ateş ölçümü yapmasını istiyor. Gönüllüler yan etki ya da semptom yaşamaları durumunda iletişim kurabilecekleri bir irtibat listesine de sahip. Pfizer ve BioNTech’in protokolündeyse, gönüllüler telefonlarına indirdikleri bir uygulamayla takip ediliyor. Kişiler sağlık verilerini ilk dozdan sonra bir hafta boyunca her gün, sonraki süreçte de haftada bir, uygulamaya not ediyor. Bu takip iki yıl sürecek. Gönüllülere bu süre boyunca destek vermesi için görevlendirilmiş, 24 saat ulaşılabilen bir hat ve kurye var. Pfizer ve BioNTech aşı denemelerinin İstanbul’daki merkezlerinden biri ise Mega Medipol Bağcılar Hastanesi. Eğer ateş düşmüyorsa gönüllüler buraya başvurabiliyor. SinoVac aşısı için Türkiye’den 12 bin 450 gönüllü katılımı öngörülmüş. Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Çin aşısının Türkiye koordinatörü Prof. Dr. Murat Akova, 20 bin başvuru aldıklarını belirtti. Bu iyiye işaret. Pfizer ve BioNTech ise klinik çalışmasını 550 gönüllü ile yürütüyor. SinoVac aşı gönüllülerine verilen takip kartı. Gelelim gönüllülük hikayelerine… Diyarbakır’da yaşayan mimar Mahmut Aziz Usal (44), SinoVac’ın çalışmalarına gönüllü olarak katılmaya Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde çalışan hekim bir akrabası aracılığıyla karar vermiş. Aşı çalışmalarını yakından izlediğini söyleyen Usal, akrabasına da güvendiği için eşiyle birlikte gönüllü olmayı düşündüklerini söylüyor. Mahmut Aziz Usal fotoğrafını Twitter üzerinden “Dicle Üniversitesi Hastanesinde, Prof.Dr. Mustafa Kemal Çelen’in yürüttüğü Çin'de geliştirilen Covid-19 aşısı CoronaVac’ın üçüncü faz çalışmasında gönüllü oldum. Dilerim insanlık bu beladan en yakın zamanda kurtulur. #Türkiye #Diyarbakır #Covid_19 #CoronaVac #DicleÜniversitesi ” notuyla paylaştı. Ankara’da gazetecilik yapan 27 yaşındaki Seda Akyüz’ün gönüllülük hikayesi ise ani gelişmiş. Akyüz aşı çalışmalarını yakından takip ettiğini, SinoVac’ın aday aşısı için gönüllü arandığını duyduğunu ve canlı yayın için gittiği şehir hastanesinde aşıyı olmaya karar verdiğini söyledi. “‘Neden ben de aşı çalışmalarında yer almayayım?’ diye düşündüm ve gönüllü oldum.” Seda Akyüz (27 ) Genç gönüllü adaylardan bir diğeri de 29 yaşındaki çevre bilimci Korcan Yakşi. O da SinoVac için gönüllü arandığını öğrendikten sonra başvuranlardan, fakat henüz yanıt almamış. Gönüllü arandığını duyar duymaz internet sitesine girmiş ve sitenin çöktüğünü görünce telefonla yetkilileri aramış. Halen yanıt bekliyor ve aşırı talepten dolayı cevabın geciktiğini düşünüyor. 29 yaşındaki Korcan Yakşi, aşı çalışmaları için gönüllü olma başvurusu yapanlardan. Aşı çalışmalarını zaten takip eden Yakşi, gönüllü olmak istediğini fark edince araştırmalarını derinleştirmiş: “Daha çok yabancı kaynaklar ve bilimsel makalelerden okumalar yaptım, zayıflatılmış bir virüs olduğunu görüp, ölen kimse olmadığını öğrenince karar vermiş oldum. ” Gönüllülük motivasyonlarından birinin de Türkiye’de yaşamanın aşı tedarikini zorlaştırabilecek olması fikri olduğunu belirtiyor: “ Türkiye’de yaşadığımız için Avrupa’dan gelecek aşıların bize geç ulaşacağını, normal yollarla o aşıları olmamızın çok uzun süreceğini düşünüyorum. Şu an anne ve babamla görüşmüyorum, arkadaşlarımla da. Onları görebilmemin yolu bu aşıyı olmak, bunun en kolay yolu da denek olmak. En azından ben bağışık olursam görüşebiliriz. ” Bu süreçte aşı karşıtı komplo teorileriyle savaşmak için gördüğü şüpheli içerikleri Teyit’e de göndermiş. Arkadaşlarının aşı gönüllüsü olmasına değil ama, Çin’den gelen aşıya gönüllü olmasına tepki verecekleri görüşünde. Zira çevresi Çin aşısının Avrupa’dakilere göre daha az şeffaf bir süreçle geliştirildiği görüşünde imiş. “ Şu an anne ve babamla görüşmüyorum, arkadaşlarımla da. Onları görebilmemin yolu bu aşıyı olmak, bunun en kolay yolu da denek olmak.” Korcan Yakşi (29) Şeffaflık belki de aşı karşıtlığının yanında daha “hafif” bir tartışma. Zira bireylerin aldığı aşılanmayı erteleme ya da hiç aşılanmama kararı, temelde bütün halk sağlığını etkiliyor . Aşı reddi yayıldığında, hastalığa karşı bağışık nüfusun oranı azalıyor ve hastalığın yaygınlığı artıyor . Örneğin, 2019’da Amerika Birleşik Devletleri’nde kızamık hastalığı 1992’den beri günümüzde en yüksek vaka sayısına ulaştı . Vakaların çoğu kızamık aşısı olmamıştı. Görüşüne başvurduğumuz aşı adayı Mahmut Aziz Usal da, çocuklarına çiçek ya da kızamık aşısı yaptırmayan insanlar yüzünden bu hastalıklarla tekrar karşı karşıya kalabileceğimizi düşündüğünü söylüyor. Usal’a göre, nasılsa diğer insanlar aşı oldu diye düşünüp Covid-19 aşısı olmayanlar yüzünden virüsün sonu gelmeyebilir. “Aşı yaptırdıktan sonra normal hayatıma devam ediyorum” Mahmut Aziz Usal (44) Aşı çalışmaları hızla devam ederken, bazı insanların aşıların güvenilirliği hakkında şüpheleri olması çok normal. Covid-19’un kendi bile görece yeniyken, aşıların olası yan etkileri hakkında sorular olması anlaşılır. Ancak aşılar, bulaşıcı hastalıkların neden olduğu ölüm ve diğer yaygın halk sağlığı sorunlarını önlemede en etkili müdahale yöntemleri arasında . Bu nedenle 20. yüzyılın en önemli buluşlarından biri olarak görülüyor. Aşılar, kullanıma sunulmadan önce güvenilirlik ve etkinliklerinin kanıtlanması için birçok aşamadan geçiyor. İlk iki faz, yani klinik öncesi ve klinik laboratuvar aşamaları ile hayvanlar üzerindeki  deneyler  tamamlandıktan sonra üçüncü faz başlıyor. Bu aşının insanlar üzerinde denendiği aşama. Bu sayede aşıların insanlar üzerinde yaratabileceği olası yan etkiler en aza indiriliyor. Yani aşılar etkinlik ve güvenliklerinden yeterince emin olunmadan insanların kullanımına sunulmuyor. Kaldı ki Dünya Sağlık Örgütü’ne göre herhangi bir aşının olası yan etkisi, hastalığın kendisinin oluşturacağı olumsuz sonuçtan daha tehlikeli değil . Aşıların, insan yaşamını uzattığı ve halk sağlığı için yaşamsal olduğunu unutmamak gerek. İlginizi çekebilir: Aşı ve ilaçlar nasıl geliştiriliyor? Görüşüne başvurduğumuz aşı gönüllülerinden Seda Akyüz, küçük endişeleri olsa da, virüsü dışarıdan kapmaktansa, kontrollü bir şekilde aşı olmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor. “Gönül rahatlığıyla aşı gönüllüsü oldum. Koronavirüs vakalarında ciddi rakamlara ulaştık, çember gitgide daralıyor. Aşıyı olup da çok büyük yan etkisi olan birini görmedim, ancak hastalığa yakalanırsam daha ciddi sorunlar yaşayabilirim.” Seda Akyüz, küçük endişeleri olsa da, virüsü dışarıdan kapmaktansa, kontrollü bir şekilde aşı olmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor. Aşıların etkinliği ve güvenilirliğiyle ilgili komplo teorileri, insanların aşıyla ilgili fikirlerini değiştiriyor olabilir. Aşı çalışmalarına katılan gönüllülere, komplo teorileriyle nasıl başa çıktıklarını da sorduk. Mahmut Aziz Usal, sık sık maruz kalsa da, komplo teorilerinden etkilenmediğini, “virüs belasından” kurtulmamız gerektiğini düşünerek gönüllü olduğunu dile getiriyor. Usal bir tariz de yapıyor: “Gerçekten insanlığın sonunu getirmek ya da genetiğimizi değiştirmek isteyenler var olsa, bunu aşıya ihtiyaç duymadan da basit yollarla yapabilirler.” “Aşının güvenilir olduğunu düşünmek istiyorum. İnsanoğlu bir nevi çaresiz, virüsten ancak aşılarla kurtulabiliriz.” Mahmut Aziz Usal (44) Seda Akyüz’e göre, komplo teorileri ülkeler bazında da şekilleniyor. Ona göre Çin aşısı hakkında olumsuz görüşlerin kaynağı biraz da Çin’in virüsün ortaya çıktığı ülke olması. Akyüz, komplo teorilerine sosyal medyada rastladığını, ancak bilimsel bir dayanakları olmadığından ciddiye almadığını ifade ediyor. Aklında aşıyla ilgili bir soru olduğunda doktorlara danıştığını belirtiyor ve endişeli değil. Sosyal medya kullanımı arttıkça, fikirlerini bu mecralar üzerinden beyan edenlerin sayısı da büyüyor. Bu, aşılar hakkında uzman olmayanlarca aktarılan görüşler ve sağlık tavsiyelerini de beraberinde getiriyor. Doğruluğu teyit edilmemiş bu bilgilerin dolaşımı, panik ve kargaşayı besleyebiliyor da. Yanı sıra böyle zamanlarda doğru da olsalar, yüklü miktarda, karmaşık ve teknik bilgiye de maruz kalıyoruz. İşte bu yoğun, teknik, karmaşık ve zaman zaman da yanlış bilgiden oluşan kitlesel enformasyon akışına “infodemi” deniyor. İnfodemi ya da bilgi salgını, en az Covid-19 kadar tehlikeli. Kendimizi korumak için, virüse karşı olduğu gibi bilgi salgınına karşı da önlem almalıyız. Mücadelenin en etkili yolu da, alanında uzman kurum, kişi ve güvenilir kaynaklara itibar etmek. Mahmut Aziz Usal da, sosyal medyada herkesin bir fikri olduğunu, ancak aşılar hakkında, işinin ehli kişilerden bilgi almak gerektiğini vurguladı. Pfizer ile BioNTech Ekim ayında Türkiye’den 550 gönüllüye ihtiyaç olduğunu açıklamıştı . Bu çağrıya yanıt verenlerden ikisi de Yanbuloğlu çifti. 48 yaşındaki Erdal Yanbuloğlu Kartal Hürriyet Aile Sağlığı Merkezi doktorlarından biri, hekimlikte 20. yılında. Covid-19 pandemisinin bu çağın en büyük krizi olduğunu düşünüyor. 44 yaşında ve kendi tabiriyle ikinci çocuktan sonra mecburen ev hanımı olan eşi Gülen Akşen Yanbuloğlu’nu da gönüllü olmaya o ikna etmiş. 5 Kasım’da aday aşının ilk dozunu olan gönüllülere, 24 Kasım tarihinde de ikinci doz vurulmuş. Erdal Yanbuloğlu ilk dozdan sonra herhangi bir yan etki yaşamamış, Gülen Yanbuloğlu ise hafif yan etki görmüş. Fakat ikinci doz her ikisinde de ilkine göre daha etkili olmuş; baş ağrısı, kol ağrısı, bitkinlik, mide bulantısı ve ishal yaşamışlar. Yanbuloğlu çifti Pfizer&BionTech aşısı gönüllülerinden. Onlara göre bu hastalıktan kaçış yok. Erdal Yanbuloğlu, aile hekimi olarak günde 250 hastayı kontrol etmek için aradığını, gün içinde pek çok Covid-19 hastasıyla yüz yüze geldiğini belirtiyor: “Dokuz aydır neredeyse korunaksız çalışıyorum. Ek bir hastalığım yok, ama aşı olmasam eninde sonunda hasta olacağım. Kaçınılmaz sona gittiğimi fark ediyorum. Umutsuzluk da var burada; sağlık politikaları, pandemi yönetimi derken bu salgının büyüyerek süreceğini düşünüyorum. Bu yüzden sürecin parçası oldum. İlk yaptırdığımda çok eleştirildim ama bir tercihte bulundum. ” Erdal Yanbuloğlu şirketin süreci şeffaf yürüttüğü görüşünde: “ Pfizer internet sayfasından ilan açtığı zaman bu konuyu araştıran insanlar zaten detayları görmüş olmalı. ” Yanbuloğlu’nun kulağına gelen komplo teorilerinden biri, gönüllülerin şirketle imzaladıkları takip protokolünden özgürce çıkamayacağı olmuş, fakat imzaladığı sözleşme aksini söylüyormuş: “ Bu takip sürecinden istediğimiz zaman çıkabiliriz. Herhangi bir hukuki yaptırım yok. Bu maymun kobaylığı değil. Aşı çalışmalarını başından beri takip ediyorum, şirket de süreç de bana şeffaf geldi ve gönüllü oldum. ” Yanbuloğlu’nun aktardığına göre gönüllülerin bir kısmına plasebo aşı enjekte edilmiş durumda. Bu katılımcıların haberdar olduğu bir bilgi, fakat gönüllü hangi sınıfa dahil olduğunu bilmiyor, bunu iki hafta içinde öğrenecekler. Bu aşamada psikolojik etki ölçülüyor. Pfizer gönüllüleri 30 gün sonra antikor testi için hastaneye gidecek. Kişi eğer plasebo deney grubundaysa, şirket bu kişilere de aşı sağlamayı taahhüt etmiş durumda. Yani aşı lisansı aşaması tamamlandığında, Yanbuloğlu çiftinin de içinde olduğu 550 gönüllü ilk aşılananlardan olacak. Çift, bundan önce çok maliyetli olması gerekçesiyle hiç antikor testi yaptırmamış ve şirketin onlara sağlayacağı ücretsiz antikor testi seçeneğini bekliyor. Erdal Yanbuloğlu “ Ne durumda olduğumuzu merak ettik ama sokağa saçabileceğimiz milyonlarımız yok, antikor testleri ucuz değil ” diyor ve ekliyor: “ İnsanlara seçenek yaratmak gerekir. Devamını da devlet düşünmeli, ben üzerime düşeni yapıyorum, doğru bir yol izledik. ” Sürecin getirdiklerini ve getireceklerini, bir bakıma kabul ettiğini anlatıyor. “İnsanlara seçenek yaratmak gerekir. Devamını da devlet düşünmeli ben üzerime düşeni yapıyorum, doğru bir yol izledik.” Erdal Yanbuloğlu (44) Gülen Akşen Yanbuloğlu ise, eşinin araştırmalarına ve bilime sadakatine güveniyor: “ Eşim her şeyi derinlemesine araştırdı. Öte yandan bu tür pandemilerin artacağı konuşulurken, tek çare aşıdır. Artık sevdiklerime sarılmak istiyorum. ” Nihayetinde Dünya Sağlık Örgütü de sosyal izolasyonu korusak da sevdiklerinizle internet aracılığıyla haberleşmeyi salık veriyor. Yanbuloğlu’nu aday aşı çalışmalarına katılmaya heveslendirenlerden biri de Prof. Dr Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci’nin göçmen çocukları olması olmuş, çünkü kendi de öyle. Bu duygu ona güven vermiş. Bugünlerde yaşadıkları yan etkiler nedeniyle evde çocuklar biraz huzursuz hissetse sürecin parçası olmaktan memnun ve komplo teorilerine kulak asmadığını anlatıyor: “ Biz evrende bir kum tanesi kadarız ve bana çip takmak ne anlama gelebilir ki? ” SinoVac ile Pfizer ve BioNTech aşıları dünyanın farklı yerlerinde de deneniyor. Türkiye’de konuştuğumuz gönüllülerin katılım sebepleri çeşitlilik gösterse de bilim merkezli düşünmeleri ortak noktaları. Geçen yıl bu zamanlar haberdar dahi olunmayan bir salgınla baş etmek için, bilim insanları epey kısa zamanda müthiş bir ilerleme kaydetti. Aday aşıları konuşmamız, salgınla mücadelede mühim adımlar atıldığının kanıtı. Daha önce de pek çok kez dillendirdiğimiz gibi, aşı karşıtlığına da bir salgın gibi yaklaşmamız şart. Gönüllülerden Erdal Yanbuloğlu’nun sözleriyle bitirelim. Gen değişikliği komplo teorileriyle gelenlere yanıtı şu olmuş: “ Virüsün tamamını alıp enfekte olduğumda genlerimde bir sorun olmuyor, ama aşıyla o virüsün bir parçasını aldığımda kıyamet kopacak, öyle mi? Sizce bu gerçekçi mi?”" Araştırma: Yanlış bilgi hakkında çocuklar ve gençlerle nasıl konuşulur?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgi-hakkinda-cocuklar-ve-genclerle-nasil-konusulur,"*Bu içerik ilk kez "" How to talk to kids and teens about misinformation? "" başlığıyla MIT Technology Review tarafından 2 Kasım 2020 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Çocuklar ve gençler birbirlerinden farklı değil. Genç olmak, hiçbir zaman kolay değildi. Fakat şimdi sosyal medya, televizyon programları ve hatta yetişkinler gerçekleri büktüğünde, genç olmak daha da zor. İşte hem yetişkinler hem de gençlerin faydalanabileceği ve yanlış bilgi hakkında nasıl konuşacağınıza, tükettiğiniz ve paylaştığınız bilgilerin doğruluğundan nasıl emin olacağınıza dair bazı ipuçları. Çocukların komplo teorilerinden ve yanlış bilgilerden nasıl etkilendikleri hakkında pek fazla bilgimiz yok. ""Gençlerde komplo teorilerine olan inancı inceleyen çok az araştırma var,"" diyor Kent Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü ve iki çocuk annesi Karen Douglas. Literatüre göre bu konuda daha fazla eğitim, insanları yanlış bilgilere karşı korumada etkili olabiliyor. Aynı mantık, muhtemelen yaşları küçüldükçe yanlış bilgilere inanma olasılıkları artabilen çocuklar için de geçerli. Douglas, gençlerde komplo teorisi ne olan inancı ölçecek psikometrik bir ölçek geliştiriyor ancak o zamana kadar çocukların yanlış bilgiyi nasıl kavradıklarını tam olarak bilemeyeceğiz. Bu da mücadeleyi daha da zorlaştırıyor. Yaşa uygun davranın. Örneğin çocukların hepsi George Floyd cinayetiyle ya da bunun altında yatan sistematik ırkçılığın şiddet içeren ayrıntılarıyla başa çıkmaya hazır değil. CommonSense Media'nın eğitim birimi editöryal strateji sorumlusu Tanner Higgin 'e göre çocuklar yedi yaşından küçüklerse hazır olmamalılar da. ""Yedi yaşın altındaki çocukları siyasi tartışmalara dahil etmeyin veya endişelendirmeyin,"" diyor Higgin. Küçük çocukların güvende olduklarını ve ebeveynlerinin onları güvende tutuyor olduğunu bilmeye ihtiyaçları var; onları endişelendirmek (özellikle de arkadaşlarıyla daha az temas kurdukları salgın sırasında) geri tepecek. Fakat olayları masumlaştırmayın. Anlamlı sorular soran ve kaygı ya da endişeye dönüşmeden bilgileri sindirebilen, olgun bir çocuğunuz varsa açık ve dürüst olun. Yalan söylemenin, gerçeği başka bir yerden öğrenecek olan çocuklara faydası olmaz. ""Küçük çocuklar bile gerçeği söylememenin veya yanlış bilgilere dayanarak kararlar almanın ne kadar zararlı olabileceğini anlayabilir,"" diyor News Literacy Project'in kıdemli başkan yardımcısı Peter Adams . ""Ayrıca açıklık veya doğruluğun önemi gibi temel gazetecilik kavramlarını da anlayabilirler. Örnekleri veya içerikleri onlara ulaşabilecek şekilde uyarlamanız yeterli."" ""Hafifletilmiş"" bir komplo teorisinden bahsetmeyi deneyin. Bu mantığa aykırı olabilir, ancak Douglas, özellikle daha kolay kandırılabilen küçük çocuklar için bunu yapmanın önemli olduğunu söylüyor: ""Komplo teorilerine inandıklarında bu inançların düzeltilmesi zor."" Çocuklar gerçek dünyada komplo teorilerine maruz kalmadan önce yanlış bilginin hafifletilmiş bir versiyonundan bahsedin ve bu bilgiyi onlarla birlikte çürüterek çocukları koruyun. Bu yöntem, çocukların mantıksal açıdan neyin hatalı olduğunu anlamalarına yardım ediyor ve sonrasında daha ikna edici bir komplo teorisiyle karşılaştıklarında geri adım atıp sorgulayabilmelerini sağlıyor. Unutmayın, siz de yanlış bilgiye kanabilirsiniz. Evet, siz bile. ""Pek çok genç, özellikle de teknoloji meraklısı olanlar, yanlış bilgiye kanmayacak kadar zeki olduklarını, bu yüzden endişelenmelerine gerek olmadığını düşünüyor,"" diyor Adams. Ancak tekrar etmekte fayda var: Hiç kimsenin yanlış bilgiye karşı bağışıklığı yok. Yeniden paylaşılanlara dikkat edin. ""Bir iddiayı veya ekran görüntüsünü farklı bir platformda görmeniz, bağlamın eksik olduğunun bir işareti olabilir,"" diyor Alexa Volland . Volland, MediaWise'ın Teen Fact-Checking Network (Poynter Enstitüsü ve Google News Initiative işbirliği) aracılığıyla Amerika Birleşik Devletleri’ndeki genç teyitçileri eğitiyor. Ekran görüntüsü içinde ekran görüntüsü olan birçok Instagram hikayesi ya da bir Instagram hikayesinin veya bir TikTok gönderisinin içinde tweet lerin ekran görüntülerini sayısız kez görmüş. Çözüm: Asıl platforma gidin ve paylaşmadan önce o kişinin ne söylediğini kontrol edin. Tersine görsel arama , caps leri kontrol etmek için harika bir araç. Bazen insanlar sosyal medyada belirli bir haber hakkında olduğunu düşündükleri, ancak aslında bu olayla hiçbir ilgisi olmayan dikkat çekici görüntüler paylaşıyor. Volland’a göre, basit bir tersine görsel arama yapmak, viral bir görüntünün gerçekten iddia edilen olayı gösterip göstermediğini teyit etmenin en kolay ve en hızlı yollarından biri. Kendinize bu bilginin arkasında kimin olduğunu sorun. Haberi ilk olarak paylaşan kuruluşu veya kişiyi inceleyin ve olası motivasyonlarını düşünün. Paylaştıkları bilgilerden ne kazanacaklar? Gerçeği, yanlışa saptırma motivasyonları olabilir. Kanıt bulun. Kendi kendinizin teyitçisi olun ve bu bilgileri mümkün olan en iyi şekilde doğrulamaya çalışın. Şunları göz önünde bulundurun: Kanıtlarınız ne? Kaynakların bağlantıları ( link leri) var mı? Bu kaynaklar güvenilir mi? Birden çok kaynak aynı şeyi söylüyor mu? FactCheck.org ve PolitiFact gibi doğrulama platformları faydalı olabilir. Kendi yanlılığınızı kontrol edin. Teyit yanlılığına merhaba deyin: Eğer, ""Iy, iğrenç!"" gibi bir tepkiniz varsa ya da bir gönderiyle aynı fikirde olup şiddetle başınızı sallıyorsanız duraklayın. ""Eğer iddia yoğun bir duygusal tepki tetikliyorsa, sizde onaylama hissine yol açabiliyor,"" diyor Volland. Böylece yanlış bilgiye inanma olasılığımız daha yüksek oluyor. Bağlamı kontrol edin. Volland, sosyal medyada viral olan birçok yanlış içeriğin, caps yaratmak için görselleri bağlamından kopardığını söylüyor. Örneğin, Volland'ın grubu, son zamanlardaki Black Lives Matter protestoları hakkında olduğu iddia edilen, ancak birkaç yıl önce Ferguson, Missouri'deki protestolardan olan görüntülerle insanları yanlış yönlendiren viral bir görseli çürütmüştü. Özel olarak konuşun. İster yemek masasında olsun, ister Facebook'taki yorumlar kısmında, kimse saldırıya uğramayı sevmez. Yanlış bilgi edinmiş kişilerle özel mesajlardan veya başkalarından uzakta, özel olarak konuşun. Başka bakış açıları arayın. ""Bir makaleyi iyice okumaya dikkat ediyoruz, ancak önemli olan birden fazla sekme açmak ve yankı fanuslarınızdan çıkmak,"" diyor Volland. Bu da sizin eğiliminizin tam karşıtı bir haber kaynağını incelemek veya katılmadığınız politikacıların tweet lerini ve basın açıklamalarını okumak anlamına geliyor. Bu zor olabilir; ancak daha geniş bir bakış açısına sahip olmanızı sağlayacak ve neyin doğru neyin şişirildiğini fark etmenizi sağlayacak. Yorumları kontrol edin. Yorumlar, alternatif diğer kaynaklara işaret ettiğinden yazılanın doğru olup olmadığını belirlemede genellikle çok işe yarıyor ve gönderinin başkaları tarafından şüpheli veya yanıltıcı olarak işaretlenip işaretlenmediğini görmek için de hızlı ve kolay bir yol olabilir. Konuşmak, diğerleriyle orta yolda buluşmak anlamına gelir. Daha önce de söylediğimiz gibi nazik olmak, nihayetinde yanlış bilgi hakkında konuşmanın en güçlü yolu. İnsanlara inandıkları üzerinden saldırmak, bu inançların güçlenmesine sebep olabilir. Volland, bir haber tartışmalıysa ""kaynakları değiştirmeyi"" öneriyor. Bir ipucu daha: Eğer kişi bir haber kaynağından şüphe duyuyorsa o kaynaktan bilgi vermek ikna edici olmayacaktır. Volland bunun yerine iki kişinin de karşılıklı kabul edebileceği ve bilgi bulabileceği bir kaynak bulmayı öneriyor." Teyit’in yeni yanlış bilgi raporu yayında: Azerbaycan Ermenistan çatışmaları,https://teyit.org/teyitpedia/teyitin-yeni-yanlis-bilgi-raporu-yayinda-azerbaycan-ermenistan-catismalari,"27 Eylül tarihinde başlayan ve ateşkesin imzalandığı 10 Kasım’a kadar devam eden Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmalarda, internette dolaşan yanlış bilgilere yakından baktığımız “ Yanlış bilgi raporu: Azerbaycan Ermenistan çatışmaları | 27 Eylül-10 Kasım 2020” yayınlandı. Rapor, çatışma boyunca internette yayılan ve Teyit ’in radarına giren yanlış bilgilerin türlerini, mecralarını, etkileşimlerini ve aktörlerini analiz ediyor. Raporda çatışma boyunca Teyit ekibinin “yanlış” olarak işaretlediği 33 yanlış bilgi inceleniyor. Çalışma bu bilgilerin en çok hangi platformlarda yayıldığı, etkileşim oranlarının mecralara dağılımı ve yanlış bilginin en çok hangi türleriyle karşılaştığımıza dair veriler barındırıyor. Krizin ardında bıraktığı verileri yorumlayarak hazırlanan raporda, 44 gün boyunca yayınlanan 33 analizin yanı sıra, ihbarlar ve sonuçlandırılamayan iddialara dair içgörüler de var. Ali Osman Arabacı , Sayyara Mammadova ve Seçil Türkkan tarafından kaleme alınıp İsmet Mert Subay tarafından tasarlanan rapor, farklı çatışma ve krizlerin yarattığı yanlış bilgi evrenlerini de kıyaslıyor. Duygusal yükselişlerin, travmatik olayların yaşandığı, toplumda polarizasyonun yükseldiği, olaylara bağlı nefret söyleminin arttığı dönemleri Teyit, “kriz” olarak adlandırıyor. Raporda, Barış Pınarı Harekatı ve Covid-19 pandemisi ile son çatışmada yanlış olarak işaretlenen iddiaların öbeklendiği krizler de irdeleniyor. Teyit 18 Haziran 2020 tarihinde yanlış bilgiyle olan mücadelesini Azerbaycan’a doğru genişlettiğini duyurmuştu . 27 Eylül - 10 Kasım tarihleri arasında yaşanan Azerbaycan Ermenistan çatışmalarına dair rapor yazacak kadar veri ve içgörüye sahip olmamızda, Azerbaycan dilinde yayına başlamış olmamızın payı yadsınamaz. Geçen altı aylık zarfta, her iki krizi de yakından takip ettik. Toplam 40 analiz yayınladığımız Temmuz ve Eylül çatışmalarındaki yanlış bilgilerin türlerini ve internetteki seyahatlerini raporda bulabilirsiniz. Yanlış bilgi raporu: Azerbaycan Ermenistan çatışmaları | 27 Eylül-10 Kasım 2020 raporu Türkçe yazıldı, Azerbaycanca ve İngilizceye de tercüme edildi. Raporun Türkçe versiyonuna internet sayfamızın yayınlar bölümünden ulaşabilir ve indirebilirsiniz . Çatışma ile ilgili yayınladığımız tüm analizleri ise 27 Eylül 2020 Azerbaycan-Ermenistan çatışması etiketi altında internet sitemizde okuyabilirsiniz." Yanlış bilgileri çürütme el kitabını Türkçeleştirdik!,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgileri-curutme-el-kitabi,"Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabı , en güncel araştırmalardan yola çıkarak çürütmenin nasıl, hangi yöntemlerle ve ne zaman yapılması gerektiğine yönelik ipuçları veren bir rehber niteliğinde. George Mason Üniversitesi Center for Climate Change Communication tarafından desteklenen, alanında uzman 22 araştırmacının bir araya gelerek hazırladığı ve Teyit’in Türkçeleştirdiği el kitabını Teyit’in yayınlar sayfasından indirebilir ve okuyabilirsiniz . Yanlış bilgiler, ister kasten yanıltmak amacıyla yayılmış olsun ( dezenformasyon ), ister yanlış olduğu bilinmeden yaygınlaştırılmış olsun (mezenformasyon), bireylere ve topluma zarar verebiliyor. Yanlış bilgileri düzeltmek ve doğru olanı öne çıkarmak, yanlış bilginin sebep olabileceği zararı azaltmak ve yanıltıcı bilginin olumsuz etkilerinin önüne geçebilmek için önemli. Aşılama, önleyici bir yanlışlama ve önceden çürütme yöntemi olarak biliniyor. Yani eğer her birimiz yanlış bilginin yanıltıcı yönlerini iyi aktarabilir, yanlış bilgi yayan aktörleri tanımlayabilir ve doğru bilgiye ulaşmaya yönelik ipuçlarını içselleştirebilirsek, aşılanmış, yani yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanmış oluyoruz. Aşılamanın birçok farklı konuyu kapsar şekilde teyitçiler ve doğrulama platformları tarafından düzenli olarak uygulanıyor olması ise bağışıklığın artması noktasında etkili. Aşılama, yani “önceden çürütme” olarak da bilinen pre-debunking yöntemine ek olarak, doğruluk dürtmeleri gibi uyarılar da yanlış bilgiye olan duyarlılığı artırıyor ve “ şüphe kası ”nı çalıştırıyor. Teyit’in 30 Ekim 2020 tarihinde, İzmir depremi yaşandıktan hemen sonra şüpheli bilgilerin yayılacağını öngörüp Twitter üzerinden bir uyarı tweet i paylaşması bu tarz bir uyarı ve ikaz çabasının örneği . Şüpheli ve yanlış bilgilerin karşımıza çıkabileceğine dair yapılacak genel bir uyarı bile, Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabı ’na göre, “bu bilgilerin internette paylaşılma olasılığını azaltıyor.” Yanlış bilgi zarar verebiliyor. Yanlış bilgi zarar verebildiği gibi “akılda kalıcı” ve “inatçı” da olabiliyor. Bunu aşmanın yolu ise yanlış bilgi henüz yayılmamışken hızla müdahale edip “aşılama” yapmak veya zaten gündemde olan bir yanlış anlatıyı etkili bir şekilde çürütmek. Öneri: Yanlış bilginin ortaya çıkacağı ve internette dolaşıma gireceği öngörülüyor fakat yanlış bilginin henüz yayılmadığı gözlemleniyorsa bazı uyarılar yapmak yol gösterici olabilir. Ayrıca aşılama ve önceden çürütme yöntemlerine başvurmak, ana sayfalarımıza düşebilecek içeriklerin neden yanıltıcı olabileceğini açıklamak da olası yayılımın önüne geçebilir. Özellikle salgınla birlikte yeni koronavirüsün ortaya çıkışı, olası tedavi yolları ve süregiden aşı çalışmalarıyla ilgili pek çok yanlış ve yanıltıcı bilgi internette dolaşıyor. Seçimler, doğal afetler, çatışmalar gibi bilgi yığını yaşanan ve arkasında bir bilgi krizi bırakan dönemlerde ise şüpheli bilgiler daha da hızla yayılıyor. Yanlış bilgi belirli bir taşma noktasını ( tipping point ) aşmış ve pek çok kullanıcıya, çok farklı platformlar üzerinden ulaşıyorsa, bu bilgileri çürütmek en iyisi. Çünkü yüksek etkileşim alan yanlış bilgileri, hızla çürüterek doğrularını sunmak ve doğru bilgiyi, yanlış bilginin o zamana kadar yayıldığından çok daha geniş mecralarda yaygınlaştırmak gerekiyor. Yanlış bilgiyi çürütme sürecinin kendisi, yanlış bilgiyi yeniden tekrar ediyor olmamızı gerektiriyor. Tekrarlar, yanlış bilgiye olan aşinalığı arttırsa da doğru bir çürütme yöntemiyle, düzeltmelerin daha etkili olmasını sağlayabiliriz. El kitabının diğer bir önemli vurgusu ise çürütmelerin, doğru yöntemlerle ve doğru bir zamanlamayla yapılması halinde “işe yarayacağını” gösteriyor olması. Bu tartışmaların ortasında ise teyitçilerin sıkça üzerinde düşündüğü “geri tepme etkisi” ile ilgili güncel çalışmalara yer veriliyor. Geri tepme etkisi, çürütme veya teyit gibi düzeltmelerin, yanlış bilgilere duyulan inancı azaltmak yerine geri teperek yanlış bilgiye duyulan inancı daha da arttıracağı düşüncesi. Bu etki, daha önce çevirdiğimiz “Yanlış Bilgi Psikolojisi” isimli çalışmada da düzeltmenin neden zor olduğundan bahsedilirken aktarılıyordu. Teyitçiler, özellikle geri tepme etkisi yaratmadığından emin olmalı çünkü geri tepme etkisi, düzeltmenin sadece işe yaramadığını değil ters teperek yanlışa olan inancı daha da artırabileceği anlamına geliyor. Fakat yapılan son araştırmalar, geri tepme etkisinin çok nadiren oluştuğu sonucuna varıyor . Yani düzeltmeleri ulaştıracağımız kişilerin tutumlarını değiştiremeyeceğimiz ya da geri tepeceğinden endişe duyduğumuz için düzeltmekten çekinmek iyi bir yöntem değil, bunun yerine doğru yöntemlerle çürütmeleri yayınlamak gerekiyor . Bu grafikte yanlış bir anlatının, zaman içinde sıkça tekrarlandığı görülüyor. Devamlı tekrar edilen yanlış anlatıya duyulan aşinalık ise, bu nedenle zaman içinde artıyor. Yanlış anlatı yaygınlaşmışken yayınlanan etkili bir çürütme ise aşinalığı bastırıyor. Bu da doğru bilginin aşinalığı artırma yolunda atılması gereken ilk adımlardan biri. Yanlış bilgiyle mücadelede en çok dayanıklılık, direnç ve yılmazlık kavramları öne çıkıyor. Dijital, medya ve bilgi okuryazarlıklarının kazandırdığı beceri ve yetiler de bireylerin yanlış bilgiye olan direncini artırmayı sağlıyor. Bütün içeriği tamamen okumadan paylaşmamak, bilgi kaynağının geçmişini, daha önceki paylaşımlarını göz önünde bulundurmak, kaynağın güvenilirliğini sorgulamak ve birden çok kaynağa başvurmak, kolayca harekete getirilebilecek ve hızla alışkanlık haline gelebilecek önemli ipuçlarından. Yanlış bilgiyi çürütmeye hazırlanıyorsanız, dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. Adımları sırayla takip edebilirsiniz. Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabını buradan okuyabilirsiniz ." Aşı kararsızlığı: Neden şüphe ediyoruz ve aşılara nasıl yeniden güvenebiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/asi-kararsizligi-neden-suphe-ediyoruz-ve-asilara-nasil-yeniden-guvenebiliriz,"Aşılar, önlenebilir hastalıklarla mücadele etmede tartışmasız en etkin ve güvenilir araçlar. Bilim insanları her geçen gün Covid-19’a çare olabilecek aşı çalışmaları ile ilgili umutlu haberler veriyor; ancak Türkiye’de herkes Covid-19 aşılarına karşı aynı güvene sahip değil. İpsos’un 4 Ocak 2021’de yayınladığı araştırmaya göre Türkiye’de Covid-19 aşısı yaptırma eğilimi Ekim sonunda yüzde 51 seviyesindeyken, Aralık ortasında yüzde 38’e kadar düşmüştü. Aralık sonu itibariyle aşı yaptıracağını söyleyenlerin oranının tekrar yüzde 44'e ulaştığı belirtiliyor. Lakin Türkiye’de “aşı karşıtı değilim, ama...” diyen kişi sayısı halen azımsanmayacak kadar fazla. İlginizi çekebilir: Covid-19 tedavisinde denenen ilaç ve aşı çalışmaları ne durumda? 12 Ocak 2021 itibariyle dünyanın farklı yerlerinde sekiz Covid-19 aşısı kısıtlı kullanım, iki aşı ise tam kullanım izni almış durumda . Türkiye’de ise anlaşması yapılan iki Covid-19 aşısı bulunuyor . Henüz onay almış olan Covid-19 aşılarına karşı bazı temel şüphelerimizin olması hayli normal. Ancak bu şüphelerin çoğu bilimsel yanıtlarla giderilebilir. Türkiye'ye ulaşan aşıların uygulanmadan önce güvenlik ve etkililik testlerinden geçmeleri beklenirken, Türkiye’de aşı karşıtı olmayan ama Covid-19 aşılarına karşı kaygılı olan üç kişi ile endişe sebeplerini ve bu endişelerin nasıl giderilebileceğini konuştuk. Aşı kararsızlığı, hızla büyüyen bir sorun ve aşı ile önlenebilir hastalıklarla mücadelede elde edilen kazanımların kaybedilmesi tehlikesinin açığa çıkmasına neden olabilir. Aşı tereddüdü kavramının geniş bir spektrumu bulunuyor, yani bu kararsızlığı yaşayan herkes aşıyı reddedecek diye bir tehdit yok. Aşıları tamamen reddedenler, en uçta yer alıyor ve bütünde az bir kesimi oluşturuyor . Aşı kararsızlığı, aşı hizmetlerinin ulaşılabilirliğine rağmen aşıların kabulünde gecikme veya reddedilme olarak tanımlanıyor . Bu durum epey karmaşık ve bağlama özgü; kararsızlık aşının türüne, zamana ve mekana göre değişiklik gösterebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü Aşı Danışma Grubu (SAGE), aşı kararsızlığında etkili faktörleri rahatlık , aşıya ulaşmada zorluk ve güven eksikliği olarak sıralıyor. Rahatlık, aşıyla önlenebilir hastalıklardan doğabilecek risklerinin düşük olduğu ve aşılamanın gerekli bir önleyici eylem olarak görülmediği durumlarda karşımıza çıkıyor. Aşıya ulaşmada zorluk, kişi mevcut sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ve kişinin aşıya erişim sağlamaması ile ilgili. Güven eksikliği ise, aşıların etkinliği ve güvenliği ile beraber sağlık hizmetlerinin ve sağlık profesyonellerinin güvenilirliği ve yeterliliğini kapsıyor . Gülsen Solaker, 47 Görüşüne başvurduğumuz gazeteci Gülsen Solaker’in (47) aşılara karşı genel bir karşıtlığı yok ve çocukken de bütün aşıları olmuş. Ancak ilk kez böyle büyük çaplı bir pandemiyle karşılaştığımız için insanların mantıklı düşünme yetisinden uzaklaşmış olabileceği görüşünde. Aşıyla şüpheciliğinin de bunun bir uzantısı olduğunu düşünüyor. “Maruz kaldığım bilgileri kendi akıl süzgecimden geçiriyorum” Gülsen Solaker modern tıbba güveniyor ve günümüzdeki gelişmelerin tıp ve bilim sayesinde olduğunu düşünüyor; kolera, çiçek, veba gibi birçok salgın hastalığın aşılar sayesinde kontrol altına alındığını da ekliyor. Solaker bir sağlık çalışanı olmadığından, koronavirüs aşıları hakkında da herkes kadar bilgiye sahip olduğunu, bilgiyi güvenilir doktorlardan ve uluslararası haber kaynaklarından aldığını belirtiyor. Aşı karşıtlarıyla Facebook gibi sosyal medya platformlarında karşılaşmış, ancak böyle şüpheli ve uydurma bilgilerden etkilenmediğini belirtiyor. Covid-19 aşılarıyla ilgili yanlış bilginin en çok yayıldığı yerlerden birinin de WhatsApp olduğunu söyleyen Solaker’in adı, aile gruplarında yanlış bilgileri düzelttiği için kötüye çıkmış. İlginizi çekebilir: WhatsApp Grupları - t cetveli Solaker aşıları topyekün reddetmese de hükümet ve bilim kurulu gerçek sayı ve verileri açık bir şekilde paylaşmadığı için Çin aşısına karşı mesafeli olduğunu söylüyor. Sağlık bakanına güvenmek istediğini belirten Solaker, siyasi otoritelere güvensizliğin bilimsel tarafsızlıkla ilgili şüpheye düşmesine sebep olduğunu dile getiriyor. Temmuz ayında yaşanan vaka ve hasta sayısı tartışmaları da, Solaker’i güvensizliğe iten sebeplerden: “Hükümetten beklentim bize kötü de olsa durumu gerçekliğiyle paylaşması ve buna göre çözüm sunması.” Bulutcan Kıran, 36 Avukat Bulutcan Kıran (36) da Covid-19 aşıları hakkında global bir güvensizlik hissetmediğini, ancak Türkiye’de gerçek hasta ve vaka sayılarının en başından beri verilmemesinin güvene  zarar verdiğini düşünüyor. Kıran’a göre virüsün daha çok yayılması siyasi başarısızlık değil. Çünkü virüsü siyasiler değil, bilim insanları ortadan kaldıracak. “Bilim insanlarının fikrini daha çok duymak Covid-19 aşılarına karşı güven duygumu artırır.” Yeni koronavirüs ilk kez 2019 sonunda Çin’de tespit edilmişti. Aşıların etkinliğinden şüphe duymasalar da, kimilerine göre Covid-19 aşısının virüsün ilk görüldüğü ülkeden ithal ediliyor olması da endişe verici. Gülsen Solaker aşıya karşı olmadığının altını çizerek aşının, virüsün kaynağından gelecek olmasının biraz temkinli yaklaşmasına sebep olduğunu belirtiyor. Bulutcan Kıran’ın da Covid-19 aşı üreticisiyle ilgili bir tercihi var. “ Bu aşı Çin malı, buna güvenmem” gibi bir yargısı olmasa da, Avrupa’dan gelecek bir aşıyı tercih edeceğini  söylüyor. Kubilay Gürsoy Eğitim sekreteri Kubilay Gürsoy ise, Çin’de üretilen inaktif aşıyı tercih edeceğini ifade ediyor. Devletin önerdiği aşıya güvendiğini söyleyen Gürsoy, güvenmesinin nedenini ise aşının yıllardır kullanılan bir teknolojiyle üretilmiş olmasına bağlıyor. mRNA aşılarından zorlu saklanma koşulları, pahalı olmaları ve yan etkilerinin hala belirsiz olması sebebiyle uzak durmayı seçiyor. Gürsoy, batılı ilaç ve aşı firmalarının aşılarını “şaibeli” olduklarından tercih etmeyeceğini de ekliyor. Kısacası sebepler farklı olsa da, aşıların üretim yeri ve geliştirme yöntemi aşı kararsızlığında belirleyici bir rol oynuyor. Yıllardır kullanılan yöntem olan inaktif aşılar yanında nispeten yeni sayılsa da, aslında mRNA aşıları belirsizliklerle dolu değil. mRNA teknolojisi neredeyse 30 yıl önce keşfedildi . Geleneksel aşılara göre mRNA aşıları güvenlik, etkinlik ve üretim açısından birçok avantaja sahip. RNA aşıları güçsüzleştirilmiş virüslerle yapılmadığı için, bulaşıcı olma ihtimali yok. Aşıdaki RNA zinciri, protein yapıldıktan sonra bozuluyor ve yok oluyor. Bu aşılar, etkinlikleri bir kez kanıtlandıktan sonra hızlı ve düşük maliyetle üretilebiliyor. Bu da aşının toplumun her kesimine ulaşması açısından bir avantaj. İlginizi çekebilir: RNA aşılarının insan DNA’sını değiştireceği iddiası Bazı insanlar da Covid-19 aşıları normalden daha kısa sürede geliştirildiğinden güvensizlik besliyor. Bulutcan Kıran da benzer bir endişeye sahip. Bugüne kadar olduğu aşılardan zarar görmediğini ve aşı karşıtı olmadığını söyleyen Kıran, çocukken olduğu aşıların 30 yılda geliştirildiğini belirtiyor ve ekliyor: “ Bir yılda geliştirilen Covid-19 aşılarına karşı şüphelerim var.” Kubilay Gürsoy’ün aşıların genel etkinliği ya da güvenilirliği ile ilgili şüphesi yok; hatta aşı karşıtı propaganda yapılmaması gerektiği görüşünde. Ancak normalde 10 yılı aşkın bir onay sürecinden geçen aşıların, durum acil de olsa bir yıl içinde geliştirilmiş olmasından dolayı bazı soru işaretleri var. Covid-19 aşıları hazırlanırken bazı aşamaların hızlandırıldığı aşikar. Ancak bu durum küresel bir komplodan değil; salgının kendine has koşulları ile çağın getirdiklerinden kaynaklı. Nitekim bu aşılar da, herhangi bir ilaç ya da aşının güvenli ve etkili olduğundan emin olunmasını sağlayan tüm prosedürlerden geçti. Herhangi bir aşamanın savsaklandığı ya da atlandığını gösteren hiçbir bulgu yok. Bilakis, örneğin Oxford Üniversitesi ile AstraZeneca’nın aday aşısının üçüncü faz denemeleri, meydana gelen güvenlik problemleri sebebiyle iki kez duraklatıldı . İlginizi çekebilir: Covid-19 aşısı nasıl oldu da bu kadar kısa sürede bulundu? Gürsoy’a göre, Covid-19 aşısı olunsa bile belli bir süre sonra antikor seviyesi düştüğü için tekrar aşı yaptırmak gerekecek, bu da üreticilere bir nevi “abone” olunmasını sağlayacak. Sırası geldiğinde Covid-19 aşısı olacağını belirten Gürsoy’u, her yıl Covid-19 aşısı yaptırma ihtimali  rahatsız ediyor. Bulutcan Kıran da ilaç şirketlerine güvensizliğin de aşı kararsızlığına yol açabileceğini düşünüyor. “Aşılara değil, ilaç şirketlerine güvenmiyorum” Peki gerçekten birilerini zengin etmek için aşı oluyor olabilir miyiz? Elbette üretici firmalar belli bir kâr ediyor, ama aslında aşıların keşif ve üretim süreci epey maliyetli ve zor. Yani aşıların keşfi için harcanan zaman, enerji ve para düşünüldüğünde, aşılanmayı doğrudan ekonomik çıkarla ilişkilendirmek kolay değil. Aşılanmadan Covid-19 geçirdiğimizde harcanacak tedavi masraflarını da unutmamak gerek. Günün sonunda aşı olmak hem sağlayacağı koruma oranı hem de ekonomik açıdan çok daha kârlı bir seçenek. İlginizi çekebilir: En ucuz tedavi aşı Söyleşilerde dikkat çeken bir diğer ortak nokta da, yaşça büyük aile bireyleri ve yakınlar  için endişe ediliyor olmasıydı. Örneğin Gülsen Solaker, başta SinoVac aşısı hakkında annesi için endişeli olduğunu belirtti. Ancak daha sonra güvendiği doktorlarla görüşmüş ve Çin’den gelecek aşının güvenilirliği konusunda ikna olmuş. Şimdi, olumsuz bir sonuç çıkmazsa annesine de aşı yaptıracağını söylüyor. Kubilay Bey de risk grubunda olmadığından kendi için endişe taşımadığını ifade etti. Solaker, dünyada Covid-19 aşısı olanların sayısı artınca ve sosyal hayat normale dönünce aşı karşıtlığının azalacağı görüşünde. Solaker’in iki arkadaşı Türkiye’de sürdürülen Covid-19 aşısı üçüncü faz çalışmalarına gönüllü olarak katılmış. Solaker, arkadaşlarının sağlığının yerinde olduğunu görünce içinin rahatladığını söylüyor. Bu yüzden ortaya aşılarla ilgili somut veriler çıktıkça ve aşı yaptıranların görünürlüğü arttıkça, aşıdan şüphe duyanların içinin rahat edeceğini düşünüyor. Bulutcan Kıran da, Covid-19 pandemi hastanelerinde çalışan her sağlık çalışanın aynı anda aşı olmasının ve bilimsel verilerin paylaşılmasının güven duygusunu destekleyebileceğini  düşünüyor. Kıran epidemiyolojik verilerin de, bilgi kirliliğine yol açmadan şeffaf bir şekilde açıklanması gerektiğinin altını çiziyor. Covid-19 aşılarına karşı bazı şüpheler olmasının bir diğer sebebi de, aşılar hakkında henüz kesinleşmemiş meseleler olması. Örneğin Gülsen Hanım SinoVac aşısının ara değerlendirme sonuçlarının açıklanmasında yaşanan gecikmenin belirsizliğe yol açtığını belirtiyor. Kubilay Bey, Covid-19 aşıları hakkında uzman olsun ya da olmasın herkesin yorum yapmasının da karışıklığa yol açtığı kanısında. Aşıların etkinliği, güvenliği hakkında bu kadar çok ses çıkması da belirsizlik ortamı yaratıyor. Kubilay Bey’in bu konudaki tavsiyesi, ilk olarak bu tarz belirsizliklerin ortadan kaldırılması. Böylece Covid-19 aşılarına karşı güvensizlik azalabilir: “Geliştirilen aşılar hakkında bilim insanlarının daha kesin veriler ile uyumlu ve tutarlı şekilde açıklamalar yapılması güven duygumu artırır.”" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-dogrulama-el-kitabini-iii-turkcelestirdik.jpeg, "Vikipedi’nin sadece tüketicisi değil, teyitçisi de olun",https://teyit.org/teyitpedia/vikipedinin-sadece-tuketicisi-degil-teyitcisi-de-olun,"İnternette pek çok bilgi var. Her bir bilgiyle birlikte sormamız gerekenler de. Peki ya Vikipedi? Burada karşılaştığımız bilginin doğruluğuna, kullanılan kaynaklara, erişebildiğimiz kaynakların güvenilirliğine veya güncel olup olmadığına dikkat ediyor muyuz? Aslında Vikipedi’nin güvenilirliğiyle ilgili tartışmalar yeni değil . Dünya üzerinde en çok ziyaret edilen sitelerden biri olduğunu düşünürsek, Vikipedi’nin bu kadar dikkat çekiyor olması da şaşırtıcı değil . Hatta Vikipedi’de, sitede yayınlamış doğru olmayan, tamamen uydurularak yazılmış ve sonrasında fark edilerek silinmiş içeriklere  özel “ Asparagaslar listesi ”ni bile bulabiliyorsunuz. Bu listede kimi 10 yıl boyunca Vikipedi sayfalarına tutunmuş uydurma kelimeler , kimiyse aslında olmayan spor türleri , hatta hit şarkısı olduğu iddia edilen ama hiç var olmamış müzik grupları hakkında sayfalar yer alıyor . Vikipedi hakkında daha az bilinen ise, burada yanlış bilgiyle mücadelenin pek çok yolunun olduğu. “İnternette yanlış her zaman olabilir, Vikipedi de buna dahil” diyor Wikimedia Topluluğu Kullanıcı Grubu Türkiye ( WMTR ) kurucu üyelerinden Başak Tosun ve Zafer Batık . Vikipedi’yi güçlü kılan ise gönüllülerinin katkıları. Örneğin Asparagaslar listesi ni hazırlayanlar ile uydurma sayfaları tespit ederek düzenlemeleri yapanlar da Vikipedi gönüllülerinin kendileri, yani Vikipedistler. Vikipedi 20 yıldır gönüllülerin katkılarıyla var. Gönüllü Vikipedi editörlerinin oluşturduğu topluluklar ise Wikimedia toplulukları olarak dünyanın dört bir yanında topluluklarını büyüterek, gönüllüleri arttırmak için çalışmalar yapmaya devam ediyorlar. Biz de Vikipedi’nin 20. yaşında, WMTR’den Başak Tosun ve Zafer Batık ile Vikipedistler, Vikipedi’yi doğru bilgiyle zenginleştirmek ve Vikipedi’de yanlış bilgiyle mücadele üzerine konuştuk. Vikipedi: Özgür Ansiklopedi ücretsiz, açık kaynak kodlu, reklam almayan, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen çevrimiçi bir ansiklopedi. Wikimedia Vakfı ’nın bir projesi olan Vikipedi (Wikipedia) 15 Ocak 2001’den beri herkesin erişebileceği bir internet ansiklopedisi yaratma amacıyla faal. Şu anda, kaybolmaya yüz tutmuş diller de dahil olmak üzere 300’ün üzerinde dil edisyonu olan Vikipedi’nin Türkçe dil sürümü ise, 2003 yılında hayatımıza girmişti. Vikipedi geometri, antropoloji, finans, tıp, ekoloji, iklim, hobi, medya ve bunun gibi birçok alanda sürekli gelişmeye, dönüşmeye ve değişmeye devam ediyor. Buradaki bilginin hacmini hayal etmek zor, bu yüzden de Vikipedi, dünyaca tanınan Encyclopædia Britannica ciltleriyle karşılaştırılarak anlatılıyor . Bir Encyclopædia Britannica cildinde 1 milyon 375 bin civarında kelime olduğu tahmin ediliyor . Vikipedi’nin bütün dil edisyonlarında ise toplam 29 milyar kelime olduğu düşünülüyor. Yani Vikipedi tüm dil edisyonlarıyla 20 binin üzerinde Encyclopædia Britannica cildi demek . Vikipedi bilginin tüketildiği kadar sıfırdan da üretilebildiği, olanın düzenlenebildiği, geliştirilebildiği dinamik bir mecra. Yani Vikipedi’nin hem tüketicisi, hem üreticisi hem de teyitçisi olabilirsiniz . Bu da herhangi bir sorun tespit ettiğiniz anda harekete geçebilecek ve fark yaratabilecek gücünüz olduğunu gösteriyor. Tabii burada Vikipedi’nin “teyitçi”si, salt  yanlış bilgiyi doğrulayan değil, doğru bilgiyi yaygınlaştıran anlamına da geliyor. Vikipedi’de katkı vermeye başlamak çok kolay. Tosun, “Kaynağı değiştir butonuna bastığınız anda editörsünüz” diye anlatıyor bunu ve Vikipedi okurlarını katkıya davet ediyor. Çünkü tüm dünyada Vikipedi sayfalarını okuyanların sayısı, katkı verenlerin 100 katından fazla . Başka bir deyişle, 100’den fazla kişi Vikipedi’yi okurken, sadece bir kişi “kaynağı değiştir” butonuna basıyor. Ayrıca WikiStats’a göre tüm Vikipedi dil sürümlerinde her saniyede yaklaşık iki düzenleme yapılıyor . Bu bir saatte gönüllüler tarafından yapılan 7 binin üzerinde düzenleme demek. Bu Vikipedi’nin dinamik yapısını çok iyi anlatıyor. Vikipedi’de pek çok bilgi var; yanlış bilgi de. Fakat WMTR Vikipedi’yi iyileştirmenin ve geliştirmenin pek çok yolu olduğunu vurguluyor. WMTR’nin kuruluşu Türkiye’deki Vikipedi engelinden kısa bir zaman önceye denk geliyor. Türkiye’de Vikipedi’ye erişim engeli 29 Nisan 2017 tarihinde gelmiş, üç yılın ardından 15 Ocak 2020’de kaldırılmıştı . Zafer Batık, engel boyunca da Vikipedi Türkçe’ye gönüllü editörlerin katkılarının devam ettiğini söylüyor: “Ama ne yazık ki engeli aşmak bu dönemde teknik bir beceri gerektirdiği için ve genel kitlenin de erişimi engellenmiş olduğu için yapılmış olan katkılar çok fazla kişiye ulaşamadı.” Engelin kalkması ise Vikipedi Türkçe’nin daha çok güçleneceğinin habercisi. “ Wikimedia hareketi, ” Vikisözlük (Wiktionary), Vikikaynak (Wikisource), Vikiveri (Wikidata) gibi Wikimedia Vakfı’nın diğer proje ve oluşumlarını da içeren ve buralara katkı sunan gönüllü insanlar ile yine bu insanların yürüttüğü etkinliklerin tamamını kapsıyor. Bu hareketin ortak değerleri “ifade özgürlüğü” ve “herkes için bilgi.” Tosun’a göre “Vikipedi’de noktası olmayan bir cümleye nokta eklemek, Wikimedia hareketinde yer almanın ilk adımı.” Vikipedi Türkçeye, farklı uzmanlık alanları olan, farklı meslek, görüş ve disiplinlerden Vikipedistlerin dahil olması, Vikipedi’nin gelişebilmesinde kilit role sahip. Gönüllü editörlerin çeşitliliğinin artması, yankı fanuslarını yıkmak, bilginin tarafsızlığından emin olmak ve doğru bilgiye ulaşabilmek için önemli. Ayrıca Vikipedi’nin dilindeki cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele etmek de Wikimedia hareketinin en önemli amaçlarından biri. Vikipedi 20 yıldır, 300’ün üzerinde dilde erişilebilir bilginin peşindeki gönüllülerin katkılarıyla var. Vikipedi’deki doğru bilgiler de." ,https://md.teyit.org/img/asi-gonulluleri-anlatiyor-teyitpedia.png, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-gerceklerle-gorusler-nasil-ayirt-edilir.jpeg, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-teyitin-de-imzacisi-oldugu-ifcn-nobel-baris-odulu-adayi.png, Teyit’in de imzacısı olduğu IFCN Nobel Barış Ödülü adayı,https://teyit.org/teyitpedia/teyitin-de-imzacisi-oldugu-ifcn-nobel-baris-odulu-adayi,"Teyit’in de imzacısı olduğu Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı (IFCN), Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi . IFCN’in adaylığını Eski Norveç Kültür ve Eğitim Bakanı Trine Skei Grande duyurdu. NRK’ye verdiği mülakatta IFCN’in dezenformasyon la mücadeledeki faaliyetlerinin altını çizen Grande, teyitçiliğin günümüzde her zamankinden daha önemli bir hale geldiğini belirtti . Grande konuyla ilgili bir de tweet atarak , “Savaşların ilk kurbanı hakikattir. Joe Biden’ın konuşmasında bahsettiği gibi yalanlarla mücadelenin çok önemli olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Bu yıl Nobel Barış Ödülü’ne teyitçileri aday gösteriyorum. Bizim desteğimize ihtiyaçları var” dedi. IFCN direktörü Baybars Örsek de, haberden duyduğu mutluluğu dile getirerek, teyitçiliği küresel çapta daha ileriye taşımak için çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti . Hakikat sonrası çağda teyitçilik, doğru bilgiye erişim için büyük önem taşıyor. 2015 yılında kurulan IFCN, dünya çapında teyitçiliğin daha güçlü standartlara sahip olması, güvenilir, doğru bilgiye ulaşılmasını sağlamayı amaçlıyor. Organizasyon, yayınladığı ve Teyit’in de imzacısı olduğu ilkeler kılavuzuyla, 51 ülkede 79 teyit kuruluşuyla birlikte yanlış bilgiyle mücadele ediyor. Organizasyon bir yandan da ürettiği çözümlerle dezenformasyonla mücadele için teyitçilik, doğrulama, medya okuryazarlığı ve araştırmaları destekliyor. IFCN 2020 yılında oluşturduğu #CoronaVirusFacts işbirliği ile 70’ten fazla ülkeden 99 teyit organizasyonunu bir araya getirdi ve şimdiye kadar 10 binden fazla içeriği havuzunda topladı . Nobel Barış Ödülü, her yıl ulusların bir arada yaşamasını güçlendiren, silah ve orduların azaltılması için çabalayan kişi ve kuruluşlara veriliyor. Ödül, Oslo’daki Norveç Nobel Komitesi tarafından veriliyor. Komite üyeleri de Norveç parlamentosu tarafından seçiliyor. Ödülü geçen yıl Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı kazandı. Daha önces Kofi Annan, Sınır Tanımayan Doktorlar, Nadia Murad, Malala Yusufzay gibi isimler bu ödüle layık görülmüştü. Teyit IFCN İlkeler Kılavuzu’nu 2017 yılında imzalayarak şeffaflık ve tarafsızlığını ortaya koymuştu. Kılavuz, dünyada doğruluk kontrolü yapan organizasyonlar arasında editöryal süreçlerinde, tarafsızlık, şeffaflık ve düzeltme politikası gibi ilkeleri dikkate alan doğrulama sitelerinin ortaya koydukları işlerin uluslararası geçerlilik kazanmasına yardımcı oluyor. Teyit’in objektiflik ve açıklık, ekonomik şeffaflık, ekip, metodoloji ve düzeltme politikasına buradan ulaşabilirsiniz. Kılavuzun orijinaline buradan ulaşabilir, Teyit’in başvurusunu ve bağımsız değerlendiricinin başvuru hakkındaki görüşlerini inceleyebilirsiniz." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-saglik-dezenformasyonu-neden-bu-kadar-hayati.png, "Araştırma: Sahte haberlerin yayılımını azaltabiliriz, hem de hiçbir şey yapmadan",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-haberlerin-yayilimini-azaltabiliriz-hem-de-hicbir-sey-yapmadan,"*Bu içerik ilk kez "" How to reduce the spread of fake news — by doing nothing "" başlığıyla Nieman Lab tarafından 5 Ocak 2021 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sosyal medyada yanlış bilgilerle karşılaştığımızda onlara cevap verme ya da tartışma ihtiyacımızın oluşması çok doğal. Fakat araştırmalara göre bunun yarardan çok zararı var. Mantıksız görünebilir ancak sahte haberlerle mücadele etmenin ve etkisini azaltmanın en iyi yolu hiçbir şey yapmamak olabilir. Sosyal medyadaki yanlış bilgiler büyük bir sorun. İngiltere Parlamentosu Komitesi, internetteki yanlış bilgilerin ""demokrasimizin dokusuna"" tehdit oluşturduğunu söylemişti. Yanlış bilgiler, toplumdaki bölünmelerden beslenebiliyor ve bunları derinleştirebiliyor. Myanmar ve Amerika Birleşik Devletleri gibi, yanlış bilgilerin huzursuzluğa ve şiddete yol açtığı görülen birçok örnek var. Yanlış bilgiler siyasi süreçleri etkilemeye çalışmak için de sıkça kullanılıyor. Son zamanlarda yayınlanan bir raporda, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık da dahil olmak üzere 48 farklı ülkede organize sosyal medya manipülasyon kampanyaları yapıldığına dair kanıtlar bulundu. Ayrıca sosyal medya kullanıcıları aşılar ve virüs salgınları hakkında düzenli olarak zararlı olabilecek yanlış bilgilerle karşılaşıyorlar. Bu Covid-19 aşılarının piyasaya sürüldüğü dönemde özellikle önemli, çünkü yanlış bilgilerin internette yayılması, insanların aşı yaptırma isteğinin önüne geçebilir; bu da durumu ölüm kalım meselesi haline getiriyor. Bu ciddi sonuçlar göz önüne alındığında internetteki yanlış bilgilere yorum yapmak, doğru olmadığını söylemek ya da katılmadığımızı belirtmek çok cazip olabiliyor. Bu neden kötü bir şey olsun ki? Yanlış bilgiyle etkileşime geçmek, bu bilgiyi başkalarının da görme olasılığını artırıyor. Bir konuya katılmadığımıza dair bile yorum yaptığımızda veya tweeti alıntıladığımızda bu içerik sosyal medyadaki kendi arkadaşlarımız ve takipçilerimizle paylaşılıyor. İster bağlantıya tıklamak, ister öfkeli emoji ile tepki vermek olsun, bir şekilde etkileşime girmek sosyal medya platformunun, bu içeriği diğer insanlara gösterme olasılığını artırıyor. Bu şekilde yanlış bilgi çok ve hızlı bir şekilde yayılabiliyor. Yani aslında bir şeyle tartışırken bile onu daha çok yayıyoruz. Bu çok önemli bir nokta, çünkü daha fazla insan görürse ya da daha sık bu içerik karşılarına çıkarsa, o kadar büyük bir etkiye sahip oluyor. NiemanLab’den Tom Buchanan kısa süre önce toplam 2634 katılımcıyla, insanların neden internette sahte içerik paylaştıklarını inceleyen bir dizi deney yaptı. Bu deneylerde insanlara farklı koşullar altında yanlış bilgi örnekleri gösterildi ve bunları paylaşıp paylaşmayacakları soruldu. Ayrıca geçmişte internette yanlış bilgi paylaşıp paylaşmadıkları da soruldu. Bazı bulgular pek de şaşırtıcı değil. Örneğin insanların doğru olduğunu veya inançlarıyla tutarlı olduğunu düşündükleri şeyleri paylaşma olasılıkları daha yüksek. Ama iki şey göze çarpıyor. İlki, bazı insanlar, doğru olmadığını bildikleri siyasi bilgileri kasıtlı olarak internette paylaşmış. Bunun farklı nedenleri olabilir (örneğin bilgileri çürütmeye çalışmak). Göze çarpan ikinci şey ise insanlar, bir içeriği daha önce gördüklerini düşünüyorlarsa bu içeriği paylaşma olasılıkları daha yüksek oluyor. Yani bir şeyi daha önce gördüyseniz, onu tekrar gördüğünüzde paylaşma olasılığınız daha yüksek oluyor. İnsanların bir bilgi ne kadar çok görürse ona inanma ihtimalinin de o kadar arttığı çeşitli çalışmalar tarafından kanıtlandı. Propagandaların ortak özelliği, bir yalanı yeterince sık tekrarlarsanız gerçeğe dönüşmesi . Bu, internetteki yanlış bilgiler için de geçerli. 2018'de yürütülen bir çalışma , insanların sosyal medyada yanlış haberleri tekrar tekrar görmelerinin, bu içerikleri doğru olarak değerlendirme olasılıklarını artırdığını ortaya koydu. Ayrıca bu, haberler teyitçiler tarafından işaretlendiğinde de geçerli. Diğer araştırmalara göre ise yanlış bilgilerle tekrar tekrar karşılaşmak insanları, bu içerikleri yaymanın daha az etik dışı olduğunu düşünmeye itebiliyor (doğru olmadığını bilseler ve içeriğe inanmasalar bile). Bu nedenle yanlış bilgilerin etkilerini azaltmak için görünürlüğünü azaltmaya çalışmalıyız. Hepimiz yanlış bilgilerin yayılımını önlemeye çalışmalı. Bu sosyal medya şirketlerinin, uyarı eklemek yerine yanlış bilgileri tamamen kaldırmayı düşünmeleri gerektiği anlamına geliyor. Ve sosyal medya kullanıcılarının yapabileceği en iyi şey, yanlış bilgiyle hiç etkileşimde bulunmamak." Birdwatch: Twitter yanlış bilgiyle mücadelede yüzünü topluluğa dönüyor,https://teyit.org/teyitpedia/birdwatch-twitter-yanlis-bilgiyle-mucadelede-yuzunu-topluluga-donuyor,"Facebook ve TikTok gibi platformlar yanlış bilgiyle mücadelede üçüncü taraf doğrulama programları yürütürken, Twitter da platformundaki yanlış bilgilerin önüne geçebilmek için farklı yöntemlere başvuruyor. Bunlardan biri de uzun zamandır üzerine çalıştığı “yanıltıcı bilgiye karşı topluluk odaklı bir yaklaşım” olan Birdwatch . Vikipedi’yi andıran kitle kaynak ve topluluk odaklı yaklaşımı, şu anda sadece pilot sürümünü deneyebilmek için başvuran ABD merkezli kullanıcılar test edebilecek. Birdwatch’ın gelen geri bildirimlerle geliştirilmesi ve herkese açılması öngörülüyor . İlginizi çekebilir: Vikipedi’nin sadece tüketicisi değil, teyitçisi de olun Peki ne demek bu “topluluk odaklılık”? Birdwatch, kullanıcıların Twitter’da gördükleri yanıltıcı bilgilere karşı harekete geçmelerini hedefleyen ve kullanıcılar arası iletişim yoluyla yanıltıcı bilgilerin tartışılmasını öngören bir sistem üzerine kurulu. Yani kullanıcıların, yanıltıcı bilginin arkasındaki bağlamı görebilmelerini ve bir içeriğin neden doğru olmadığına dair diğer kullanıcılardan gelen yorumları okuyabilmelerini sağlıyor . Birdwatch’a katkı vermek isteyen kullanıcılar - ‘ Birdwatche r’, yani kuş gözlemcisi diye de anılıyor - yanıltıcı bilgi içerdiğini düşündüğü bir tweet gördüğünde harekete geçebiliyor. Yorum atmadan önce kullanıcılardan bir alt başlık seçmeleri isteniyor. Bunlar paylaşımın, Kullanıcılardan tweetin neden yanıltıcı olduğunu belirledikten sonra, yaratabileceği olası zararı tespit etmeleri bekleniyor . Sonrasında neden bu kanaatte olduklarını açıklayabiliyor, kendi kanıt ve kaynaklarını eklemeleri konusunda teşvik ediliyorlar. Pilot sürümünde kullanıcıların bütün katkıları Birdwatch’ın sitesinde, ayrı olarak gözükecek. Doğrudan topluluk çabasına dayanan Birdwatch, kullanıcıların başkaları tarafından yapılan yorumları değerlendirmelerine de olanak tanıyor . Kaynak: NBC News . Birdwatch’un pilot sürümüne dahil olmak için ABD merkezli bir telefon operatörünü kullanıyor olmak, Twitter’a doğrulanmış bir telefon numarası ya da e-postası ile kayıtlı olmak, iki aşamalı kimlik doğrulamasını açık tutmak ve yakın zamanda Twitter kurallarını ihlal etmemiş olmak gerekiyor . Bütün bu şartlara uyan hesaplar, gizli hesaplar da dahil olmak üzere, pilot sürüme dahil olmak için başvurabiliyor. Ancak hesabın gizli olması durumunda Birdwatch’taki yorumlar herkese görünür olacak . Twitter’ın bu çabası, pilot sürümünün duyurulmasıyla pek çok tartışmaya da neden oldu. Birdwatch özelliğinin, Twitter’ın ihbar özelliğinden ne farkı olduğu, kötüye kullanılıp kullanılmayacağı, taraflı görüşlerin teyitçilik çabasını nasıl etkileyeceği, hangi kaynakların referans olarak kullanılabileceği ve Twitter’ın neden üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarıyla çalışmadığı gibi sorular şimdiden endişe yaratıyor. Twitter’ın tanıtımda yanıltıcı içerik örneği olarak “balinalar gerçek değil” cümlesini seçmesi, hangi içeriklerin “yanıltıcı” olarak değerlendirildiğiyle ilgili de bir muğlaklık yarattı. “İnternette gördüğünüz her şeye güvenemezsiniz” uyarısıysa, Birdwatch’ın kendinin neden güvenilir olabileceği şüphesini doğuruyor . Twitter yakın zamanda Donald Trump’ın hesabını kalıcı olarak askıya almıştı . Ayrıca Covid-19 ile ilgili zararlı olabilecek içerikler ve seçimlerle ilgili yanıltıcı bilgiler için uyarılar eklemeye , uyarılarını çeşitlendirmeye , gündemlere (trends) bağlam eklemeye , aşılarla ilgili komplo teorilerine yer veren tweetleri kaldırmaya ve devlet kontrollü hesaplara uyarı etiketi yerleştirmeye başlamıştı. İlginizi çekebilir: Kullanıcılar seçimlerle ilgili yanlış yönlendiren içerikleri Twitter’a bildirebilecek Twitter Ürün Başkan Yardımcısı Keith Coleman, 25 Ocak’ta yaptığı açıklamada, insanların Twitter ya da merkezi başka bir otorite yerine, “topluluğun sesi”ne daha çok önem verdiğini tespit ettiklerini aktardı . Twitter’ın yürüttüğü araştırmaya göre, insanlar doğru, yanlış etiketleri yerine bağlamın verilmesini tercih ediyor . Pilot sürümüyle birlikte de Birdwatch’ın geliştirilmesi için pek çok farklı disiplinden uzmanın görüşüne başvurulacağı belirtiliyor . “Kalabalığın bilgeliği”ne güvenin, Twitter’da doğru bilgiye erişimi sağlayıp sağlamayacağı ise pilot sürümüne gelen geri bildirimlerle daha iyi anlaşılacak. Bu yöntemin, yanıltıcı bilgi yayılırken hızla harekete geçilebilmesi için önemli olduğunu düşünen Twitter, deneme sürecinden sonra geliştirecekleri Birdwatch’u tüm kullanıcılara açmayı hedefliyor ." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-arama-motorlari-nasil-yanlis-bilgi-yayabilir.jpeg, Haber başlıkları bizi neden yanıltabilir?,https://teyit.org/teyitpedia/haber-basliklari-bizi-neden-yaniltabilir,"“Yanıltıcı başlık: Uzaktan eğitim kalıcı olacak”, “Ziya Selçuk’un uzaktan eğitimin kalıcı olacağını açıkladığı iddiası nasıl yayıldı?”, “Eğitimin tamamen uzaktan olacağı yanılgısı”. Bu yazının başlığı olarak kullanılabilecek seçenekler çoğaltılabilir, hangisini seçeceğimiz, neyi anlatmak istediğimize bağlı. Başlıklar yazıyı okurla buluşturabilme gücüne sahip; peki yanıltıcı başlıklar bizi nereye götürebilir? Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un uzaktan eğitimin kalıcı olacağını açıkladığı iddiası, geçtiğimiz haftanın gündeminde yer edinen konulardandı. Konuya ilişkin analizde de belirttiğimiz gibi, Selçuk aslında hibrit bir model üzerinde çalıştıklarını dile getiriyordu. Bu yazıda,  konuyu bir de yanlış bilgi boyutundan ele alacağız. Önce kısaca neler olduğunu hatırlayalım. Mart 2020’de yüz yüze eğitime ara verilmesi pandemi sebebiyle alınan ilk önlemlerden biriydi. O tarihten bu yana farklı yaş grupları için haftanın bazı günlerinde mümkün olan yüz yüze eğitimin süresi, illerin Covid-19 risk haritasındaki durumuna göre farklılaşıyor. Uzaktan eğitim, gerçekleştirilemeyen yüz yüze eğitime alternatif yaratabilmiş olmasının yanında erişilebilirlik sorunları, çocuk gelişimi üzerindeki etkisi gibi eksilerle de tartışılan bir model olmaya devam ediyor. Bu sebeple Selçuk’un açıklaması salgın döneminde eğitimden uzak kalan öğrencileri haklı olarak tekrar gündeme getiriyor. Covid-19 gölgesinde eğitim I: Covid-19 salgını eğitimi nasıl etkiliyor? Covid-19 gölgesinde eğitim II: Türkiye'de ve dünyada farklı uygulama Tam bir yıldır ağırlıklı olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ve EBA TV üzerinden yürütülen eğitim öğretim hakkında Selçuk, ""Salgın bitse de uzaktan eğitim artık kalıcı olacak . EBA altyapımızı güçlendirdik. Hibrit modelini uygulamaya ilişkin ciddi bir deneyimimiz oldu. Bundan sonraki süreçte hangi derslerin yüz yüze hangi derslerin uzaktan yapılabileceğine ilişkin çalışmalardan sonra yeni yol haritası belirleyeceğiz. Birçok okulumuzun buna ilişkin altyapısı uygun"" dedi. Yani “ uzaktan eğitim artık kalıcı olacak ” sözleri Selçuk'a aitti ama sözler bundan ibaret değildi. Nitekim, yüz yüze eğitimin esas olduğu bir hibrit model üzerinde çalıştıklarını da yineledi. Bazı şüpheli bilgilerin konusu gereği bazı topluluklarda daha hızlı yayılabildiği veya daha fazla yankı uyandırabildiği ortada. Bu örnekteki topluluk ise Öğretmen Ağı ile birlikte Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği desteğiyle yürüttüğümüz Öğretmenler için Eleştirel Dijital Okuryazarlık projesi ile yakından iletişim kurma fırsatı bulduğumuz öğretmenler oldu . Selçuk’un açıklamasına dair haberlerin öğretmenlerden velilere, tüm eğitim camiasında kafa karışıklığı yarattığı dile getirildi. Bu şüpheli bilginin yayılımını öğretmenlerin nasıl deneyimlediğini farklı branş ve şehirlerden öğretmenlere sorduk; bilgi kirliliği ile sahada yarattığı etkiyi daha iyi gözlemleyebildik. Öğretmenler konunun sıkça konuşulduğunu, özellikle resim müzik gibi branş öğretmenlerinin işsiz kalma ihtimalleri üzerine tartışıldığını, öğrenci ve velilerin bilgi almaya çalıştığını belirtti. Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) konunun teyide muhtaç bir hale geldiğini hatırlatırken dikkat çektiği bir nokta vardı; haber başlıkları. “Uzaktan eğitim kalıcı olacak ” başlığı  yanıltıcı idi. Peki bir haber başlığı nasıl yanıltıcı olabilir? Önce yanıltıcı başlık ifadesi ile neyi kastettiğimizi açıklamakta fayda var. Ele aldığı konuyu eksik, yanıltıcı ya da yanlış yönlendiren başlıkları yanıltıcı olarak tanımlamak mümkün. Teyit’in daha önce incelediği yanıltıcı başlık örneklerine göz atmak da tanımı somutlaştırmaya yardımcı olabilir. Basit birer tık tuzağı ( clickbait ) olduklarında ayırt etmek daha kolay olabilir, ancak yanıltıcı başlıklar bundan ibaret değiller. Başlıkların, güncel haberlerin ilgi çekiciliği ve yayılma gücü üzerinde hayli etkili olduğunu ve bazen aldatıcı olabildiğini de görüyoruz. Başlıkların yanı sıra sosyal medya platformlarında yer alan paylaşım görsellerinin de içeriği tam anlamıyla yansıtmayan, yanlış iddia da içeren türde olabileceğini hatırlamakta fayda var. Yeni Akit’in Ziya Selçuk’un açıklamalarına ilişkin haber için sitede ve sosyal medya paylaşımlarında kullandığı görsel Takvim’in Ziya Selçuk’un açıklamalarına ilişkin haber için sitede ve sosyal medya paylaşımlarında kullandığı görsel Upworthy isimli internet sitesinin Facebook sayfasında hatalı link ile yayınlanan paylaşımın, tıklayanları yazıya yönlendirmemesine rağmen 2 binden fazla yorum alması, her kullanıcının sosyal medya platformlarında paylaşılan haberin içeriğine bakmadığını, dolayısıyla platformlarda yer verilen başlık ve görsellerin nasıl yanıltıcı olabileceğini gösteren güncel bir örnek . Yanıltıcı başlıklar bu örnekte olduğu gibi, kendini haber başlığının yanlış; içeriğin kısmen doğru olduğu şekillerde de gösterebiliyor. Neredeyse tüm haber sitelerinin ortaklaştığı başlık “Ziya Selçuk: Salgın bitse de uzaktan eğitim kalıcı olacak” ifadesiydi. Peki haberlerin devamında Selçuk’un sözlerinin tamamına yer verildiğini de dikkate aldığımızda, tek başına başlıklar yanıltıcı olmak için yeterli mi? Batı Avustralya Üniversitesi'nden psikolog Ullrich K. H. Ecker’in 2014 yılında yürüttüğü çalışma , yanıltıcı bir başlığın, ortada içeriği doğru anlama niyeti olsa dahi, zarar yaratabileceğini gösteriyor. Ecker ve meslektaşları yanıltıcı manşetlerin en büyük sorununun, tamamen yanlış olmaları değil, yanıltıcı olmaları olduğuna inanıyor. Yanlışı düzeltmek büyük bir zihinsel çaba gerektiriyor. Çalışma insanların, yanlışlığı fark ettiklerinde düzeltmeyi daha kolay yapabildiğini, ancak yanıltıcı başlıklar söz konusu olduğunda, düzeltme ihtiyacının her zaman doğmadığını ortaya koyuyor. ""Özellikle belirgin olmayan yanıltıcı başlıklarda, okuyucular tutarsızlığın farkında olmayabilir ve bu nedenle herhangi bir doğrulama refleksi çalıştırmayabilirler .” Öğretmenlere paylaşımların onlarda, haberin doğruluğuna dair bir şüphe uyandırıp uyandırmadığını sorduğumuzda, çeşitli sebeplerle bunun mümkün olabileceğini düşündükleri için iddianın kendilerinde şüphe uyandırmadığını söyleyenler de vardı. İddiayı doğrulama ihtiyacı duyan öğretmenlerin bu amaçla yöneldikleri kaynaklar arasında haber sitelerinin de olması ve farklı yanıltıcı başlıklara gelen sosyal medya yorumları , okurların haber sitelerinden ne beklediğini gösteren önemli örnekler." Araştırma: Arama motorları nasıl yanlış bilgi yayabilir?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-arama-motorlari-nasil-yanlis-bilgi-yayabilir,"*Bu içerik ilk kez "" It’s not just a social media problem: How search engines can spread misinformation ” başlığıyla Nieman Lab tarafından 11 Mart 2021 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Arama motorları, toplumu bilgiye ve insanlara ulaştıran ana geçitlerden biri. Ancak aynı zamanda yanlış bilgiye giden yol da olabiliyorlar. Sosyal medyanın tartışmalı algoritmaları na benzer şekilde arama motorları da, sizin ve başkalarının daha önce tıkladıklarını öne çıkarmayı öğreniyor. Sansasyonel içerikler insanların ilgisini çektiğinden, algoritmalar ve insan doğası arasındaki bu dans, yanlış bilginin yayılmasını teşvik edebiliyor. Çoğu çevrimiçi hizmet gibi arama motoru şirketleri de sadece reklam satarak değil, aynı zamanda kullanıcıları izleyerek ve verilerini gerçek zamanlı olarak satarak para kazanıyorlar. İnsanlar genellikle, sansasyonel ve eğlenceli haberlerin yanı sıra, görüşlerini onaylayan veya çelişen yanlış bilgilere yöneliyorlar. Örneğin yapılan bir çalışmaya göre, diyabetle ilgili popüler YouTube videolarının, konuyla ilgili daha az popüler videolardan tıbbi olarak daha geçerli bilgilere sahip olma olasılığı daha düşük . Sosyal medya platformları gibi, reklam odaklı arama motorları da arama şirketlerinin metriklerinin artırmasına neden olduğu için cazip bağlantılara tıklamayı ödüllendirmek üzere tasarlanmışlar. Chirag Shah ve meslektaşları, arama ve öneri sistemlerini inceleyen araştırmacılar olarak , bu tehlikeli “kurumsal kâr motivasyonu ve bireysel duyarlılık” kombinasyonunun, sorunu çözmeyi zorlaştırdığını gösteriyor. Bir arama sonucuna tıkladığınızda arama algoritması, tıkladığınız bağlantının aramanızla alakalı olduğunu öğreniyor. Buna alaka düzeyi geri bildirimi deniyor. Bu geri bildirim, arama motorunun gelecekte bu arama için o bağlantıya daha fazla ağırlık vermesini sağlıyor. Yeterli sayıda kişi bu bağlantıya yeterince tıklar ve böylece alaka düzeyi hakkında güçlü geri bildirim verirse, söz konusu internet sitesi, bu ve ilgili aramaların sonuçlarında daha yukarıda görünmeye başlıyor. İnsanların arama sonuçları listesinde daha yukarıda görünen bağlantıları tıklamaları daha olası . Bu da olumlu bir geri bildirim döngüsü oluşturuyor: Bir internet sitesi ne kadar yukarıdaysa tıklamalar da o kadar fazla oluyor ve internet sitesi ya daha yukarılara çıkıyor ya da yukarılarda kalıyor. Arama motoru optimizasyonu teknikleri, internet sitelerinin görünürlüğünü artırmak için bu bilgiyi kullanıyor. Bu yanlış bilgi sorununun iki yönü var: arama algoritmasının nasıl değerlendirildiği ve insanların manşetlere, başlıklara ve kısa haberlere nasıl tepki verdiği. Çoğu çevrimiçi hizmet gibi arama motorları da birçok metrik kullanılarak değerlendiriliyor ve bunlardan biri kullanıcı katılımı. Okumak, izlemek veya sadece tıklamak istediğiniz şeyleri sunmak, arama motoru şirketlerinin çıkarına en uygun şey. Bir arama motoru veya herhangi bir öneri sistemi, sunulacak öğelerin bir listesini oluşturduğu için öğelere tıklanma olasılığını hesaplıyor. Önceden bu, en alakalı olacak bilgileri ortaya çıkarmak anlamına geliyordu. Fakat alaka düzeyi kavramı bulanıklaştı, çünkü insanlar bir süredir gerçekten alakalı bilgilerin yanı sıra eğlenceli arama sonuçlarını bulmaya çalışıyorlar. Piyanonuz için bir akort aleti aradığınızı düşünün. Birisi size piyano çalan bir kedi videosu gösterse tıklar mısınız? Birçok kişi piyano akort aletiyle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen tıklar. Arama hizmeti, olumlu alaka düzeyi geri bildirimleri nedeniyle doğrulanmış hissediyor ve insanlar piyano akort cihazı aradıklarında piyano çalan bir kedi göstermenin normal olduğunu öğreniyor. Aslında birçok durumda bu, ilgili sonuçları göstermekten daha iyi. İnsanlar komik kedi videoları izlemeyi seviyor ve arama sistemi, daha fazla tıklama ve kullanıcı katılımı kazanıyor. Anlattıklarımız zararsız görünebilir. Peki, insanların zaman zaman dikkati dağılırsa ve aramalarıyla alakalı olmayan sonuçlara tıklarsa ne olur? Sorun şu ki insanlar heyecan verici görüntülere ve sansasyonel manşetlere kendilerini kaptırabiliyolar. Sadece piyano çalan kediler değil, komplo teorilerine ve sansasyonel haberlere de tıklamaya eğilimliler ve bunlara gerçek haberlere veya ilgili bilgilere tıkladıklarından daha çok tıklıyorlar. 2018'de, yeni bir ölümcül örümceğin, ABD’de birden fazla eyalette birkaç kişiyi öldürdüğü iddia edilen bir Facebook gönderisinin ardından Google'da “yeni ölümcül örümcek” araması büyük artış gösterdi . Bu popüler aramanın ilk haftasında “yeni ölümcül örümcek” sorgusunun Google Arama'daki öne çıkan yüz sonucu analiz edildi. Haberin sahte olduğu ortaya çıkmıştı, ancak bunu aratan insanlar büyük ölçüde sahte gönderiyle ilgili yanlış bilgilere maruz kaldı. İnsanlar bu yanlış bilgilere tıklamaya ve bunları paylaşmaya devam ettikçe Google bu sayfaları arama sonuçlarının en üstünde sunmaya devam etti. Heyecan verici ve doğrulanmamış haber örüntüleri ortaya çıkmaya ve tıklanmaya devam ediyor. İnsanlar ya hakikatle ilgilenmiyorlar ya da Google Arama gibi güvenilir bir hizmet bu haberleri gösteriyorsa doğrudur, diye düşünüyorlar. Daha yakın zamanlarda, yeni koronavirüsün Çin'deki bir laboratuvardan sızdığını iddia eden tersi ispatlanmış bir haber , bu kısır döngü nedeniyle arama motorlarında ilgi görmüştü. İnsanların doğru ve yanlış bilgiyi ne kadar iyi ayırt edebildiklerini denemek için “ Google’dan mı değil mi "" adlı basit bir oyun tasarlandı. Bu çevrimiçi oyun, aynı arama için iki sonuç kümesi gösteriyor. Amaç basit: güvenilir, itimatlı veya en alakalı kümeyi seçmek. (Arama motorunda “korona yiyeceklerden bulaşır mı” sorgulanıyor.) Bu iki kümeden birinde, doğrulanmış ve yanlış veya çürütülmüş haber olarak etiketlenmiş sonuç bulunuyor. Oyun herkese açık. Şimdiye kadar toplamda otuzdan fazla ülkeden 2 bin 100 yanıt toplandı. Sonuçlar analiz edildiğinde, insanların yarısının, yanlış bilgi bulunan sonucu güvenilir olarak seçtiği görüldü. Yüzlerce başka kullanıcıyla yapılan deneylerdeki birçok yinelemede benzer bulgulara ulaşıldı. Başka bir deyişle, insanların yaklaşık yarısı komplo teorileri ve sahte haber içeren sonuçları seçiyor. Bu yanlış ve yanıltıcı sonuçları daha fazla insan seçtikçe arama motorları insanların istediğinin bu olduğunu öğreniyor. Beş büyük teknoloji şirketinin (ç.n: GAFAM - Google, Amazon, Facebook, Apple, Microsoft kısaltması) regülasyon ve öz regülasyon sorunları bir yana, insanların bu sistemlerin nasıl çalıştığını ve nasıl para kazandıklarını anlamaları da önemli. Aksi takdirde, piyasa ekonomileri ve insanların göz alıcı bağlantılara çekilme eğilimi kısır döngüyü devam ettirecek." Komplo teorileriyle mücadele: Komplo teorisi el kitabı,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorileriyle-mucadele-saptamak-curutmek-ve-inananlarla-konusmak,"Stephan Lewandowsky ve John Cook'ın yazdığı ve Türkçeleştirdiğimiz Komplo Teorisi El Kitabı , bu teorilerin ve komplo odaklı düşünmenin özelliklerini açıklıyor. Komplo teorilerinin nasıl saptanabileceğine ve çürütülebileceğine dair ipuçları veren kitap, komplo teorilerine inananlarla nasıl konuşulabileceğine de değiniyor. Türk Dil Kurumu komplo teorisi ni “bir kimse, kuruluş veya ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan düşüncelerin tümü” diye tanımlıyor . Salgın yüzünden virüs ve aşılarla ilgili pek çok komplo teorisi gündeme geldi. Mesela Teyit’te, virüsün laboratuvar ortamında geliştirildiği , bir devletin virüsü kasten yaydığı ve salgının nedeninin 5G teknolojisi olduğu gibi komplo teorilerini incelemiştik . Aşı çalışmalarının ilerlemesiyle Covid-19 aşılarıyla çip entegre edildiği gibi aşılarla bağlantılı pek çok komplo teorisinin dolaşıma girdiğine tanık olduk. Sadece salgınla ilgili değil, Evergreen gemisinin kaçırılan çocukları taşıdığı ve Wayfair’in çocuk ticareti yaptığına dair yanlış iddialar da komplo teorilerinin tipik özelliklerini taşıyordu. Hala komplo teorileri pek çok farklı konuda internetin farklı köşelerinde ses bulup, hızla dünyaya yayılıyor. Peki komplo teorileri neden bu denli yaygın? Komplo teorisi el kitabına göre, komplo teorilerine daha çok inanma ve onları yaygılaştırmaya daha meyilli olanlar, güçsüz veya savunmasız hissedenler . Ayrıca komplo teorileri, tam açıklayamadığımız olayları ya da cevaplandıramadığımız soruları, yahut belirsizlikleri “gizli” ve “kötücül” bir komplonun sonucu oldukları varsayımına dayandırdıklarından da ilgi çekebiliyor. Komplo odaklı düşünenler, onlar için “sıradan” duyulan açıklamaları ‘büyük olayların arkasında büyük nedenleri olmalı’ yanılgısıyla yeni ve gerçeği yansıtmayan anlatılara oturtma eğilimi gösteriyor. Ayrıca el kitabına göre mevcut düzene veya resmi anlatıya karşı çıkma motivasyonu da, komplo teorilerinin bu denli yaygın olmasına neden oluyor. Komplo odaklı düşünme, eleştirel düşünme ve makul süphecilik pratikleriyle karıştırılmamalı. Makul bir şüphecilik, nitelikli ve derinlikli araştırma, veri temelli bilimsel verileri kaynak olarak kullanma ve tutarlılık için uğraş demek. Komplo odaklı düşünme ise, paranoyak şüpheciliğe varan yedi özellik barındırıyor: Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabı ’nda da bahsedildiği gibi, yanlış bilgiyle mücadelede önemli yöntemlerden biri “ önceden çürütme ” ya da “aşılama” olarak bilinen, uyarı ve farkındalık kazandırma süreci. Örneğin yayılan bir komplo teorisindeki iddialarla ilgili önceden yanıtlar üretebilmek ve kullanıcıları karşılaşması muhtemel yanıltıcı bilgilere karşı uyarmak, “önceden çürütme” olarak adlandırılıyor. Komplo teorilerini etkili bir şekilde çürütmenin pek çok yolu var. Doğrularını vererek komplo teorisinin yanlış olduğunu açığa çıkarmak, komplo teorilerinin kullandığı kaynakları irdeleyerek bu kaynakların güvenilir olmadıklarını ortaya koymak, iddiaların hedef aldığı gruplara değinerek komplo teorisinin üretilme motivasyonunu göstermek, teorideki mantık hatalarını ortaya çıkarmak gibi pek çok stratejiye başvurulabilir. Komplo teorisine inanan kişilerle açık iletişim kurmamak ve kaba ve alaycı olmak, yanlış bilginin her türünde olduğu gibi komplo teorisiyle mücadelede de başarılı değil. Bu nedenle komplo teorisine inanan biriyle konuşurken her zaman nazik, anlayışlı ve sabırlı olmak şart. Burada News Literacy Project’ten John Silva’nın “PEP talk” olarak adlandırdığı yöntemi, el kitabının ışığında hatırlamak faydalı olacak. Silva bu yöntemde, komplo teorilerine inanan insanlarla nasıl konuşabileceğimizi aktarıyor . *PEP talk üç farklı kelimenin baş harflerinden oluşturulmuş: patience (sabır), empathy (empati), persistence ( sürerlilik ). Ayrıca “pep-talk” İngilizcede “moral konuşması” anlamına geliyor. Yöntemin ismi bu iki özellik gözetilerek verilmiş. Aşağıda aktarılan ve karşı tarafı yüreklendirme amacı güden yöntemi aklınızda Türkçe olarak tutmak isterseniz SES kısaltmasını hatırlayabilirsiniz (sabır-empati- sürerlilik ). Sabır: İlk olarak komplo teorilerine inanan insanları anlamaya çalışmak öneriliyor. Bu da düşünceleri veya hissettikleri nedeniyle onları eleştirmek ve alay etmekten kaçınmak anlamına geliyor. Örneğin iddialarla ilk nerede karşılaştıklarını, hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını ve bu komplo teorisinin onlara ne hissettirdiğini anlamak için çaba göstermek atılacak ilk adım olabilir. Empati: İkinci adım, empati. Doğrudan kişinin bütün inandıklarının yanlış veya “saçma” olduğunu söylemek geri tepme etkisine yol açabilir. Geri tepme etkisi onların, komplo teorisine ve mevcut inançlarına daha sıkı sarılmalarına neden olabilir. Bu yüzden empati kurmaya çalışmak, bize en iyi nasıl iletişim kurabileceğinize dair daha iyi bir içgörü sağlar. Sürerlilik : “PEP talk,” komplo teorisine inanan insanlarla konuşmak isteyenlerin sebat göstermeyi unutmaması gerektiğini vurguluyor. Yani sebatk â r ve düzenli bir şekilde komplo teorisine inanan kişiyi sağlıklı şüpheciliğe teşvik etmek; onu doğru bilgiye yönlendirecek ve kendisinin araştırma yapmasını sağlayacak öneriler paylaşmak etkili bir iletişim yürütmenizi sağlayacak. Bunu, güvenilir kaynakları iletirken neden güvenilir olduklarını açıklayarak veya gönderdiklerinizin neden doğru bilgi içerdiğini ve nasıl bir akıl yürütme süreci yürüttüğünüzü aktararak yapabilirsiniz. Komplo Teorisi El Kitabı'nı buradan indirebilir ve okuyabilirsiniz." Veri güvenliği I: Şirketlerden ne beklemeliyiz?,https://teyit.org/teyitpedia/veri-guvenligi-i-sirketlerden-ne-beklemeliyiz,"Veri güvenliği ile ilgili bir rehber hazırlama fikri, yaşanan siber hırsızlığa dair Yemeksepeti’nin yaptığı açıklama ile birlikte ortaya çıkmıştı. Yazı için araştırma yaparken farklı şirketlerden birbiri ardına benzer haberler gelmeye başladı. Yemeksepeti’nin ardından Facebook, LinkedIn ve Clubhouse da yaşadıkları siber saldırılarla haberlere konu oldu. Yaşananlar ilk değil , son olacak gibi de görünmüyor. Peki sorumluluk kimde ve benzer olaylara hazırlıklı olmak mümkün mü? Mart ayının sonunda Yemeksepeti sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı açıklama ile bazı kullanıcıların kullanıcı adı, adres, telefon, elektronik posta, şifre, IP bilgilerinin çalındığını duyurdu. 21 milyondan fazla kullanıcının etkilendiği olayda, kredi kartı ya da finansal verilerin güvende olduğu vurgulandı. Ardından, 533 milyon Facebook kullanıcısının telefon numaraları ve kişisel verilerinin çevrimiçi olarak sızdırıldığı haberi geldi. Şirket ise olayın 2019’da yaşandığını ve sorunun çözüldüğünü açıkladı. Ancak ele geçirilen verilerin bir internet forumunda paylaşıldığı yeni ortaya çıktı . Sızdırılan veriler arasında kullanıcı adı, konum, cinsiyet, meslek, ülke, e-posta adresleri, telefon numaraları ve medeni hal bilgisi var. Hatta Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’ün bilgilerinin bile forumlarda yer aldığı belirtiliyor . Facebook’un söz konusu sızıntıya sebep olan güvenlik açığı hakkında daha önce uyarıldığı ortaya çıktı . Etkilenenler arasında Türkiye’den 20 milyon kullanıcı da var. Kaynak: Getty Images, Odd Andersen / AFP Kullanıcılar ne yapılması gerektiğini düşünmeye başlamışken, ses temelli sosyal medya uygulaması olan Clubhouse ’tan 1,3 milyon kişinin ve profesyonel hayatta sıkça kullanılan sosyal ağ LinkedIn ’de ise 500 milyon kullanıcının verisinin sızdığı anlaşıldı. Uzmanlar çalınan bilgilerin güncel örneklerde de gördüğümüz gibi farklı kanallarda ve farklı amaçlar için satılabileceğini, hedefli oltalama saldırılarında veya kimlik hırsızlığı için kullanılabileceğini belirtiyor. Çözümü yalnızca kullanıcıların atacağı birkaç adımda aramak gerçekçi değil. Birçok öznenin dahil olduğu, farklı kolları olan bir konu veri güvenliği. Kullanıcılar bu öznelerden yalnızca biri. Şirketler ve devletler ise diğer aktörler. Teknoloji ve dijital güvenlik alanında çalışan yazar Ahmet Sabancı şirketlerin sorumluluğunu şöyle hatırlatıyor: “ Bu alana bütçe ayırmaktan ve güvenlik konusunu önemsiz görmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Maalesef yeni nesil teknolojiler ve platformların en büyük sorunu önce ürünü yapıp güvenliği sonradan “ihtiyaç olursa” ekleme mantığıyla ilerlemeleri. Bu da bizleri sürekli risk altında bırakan bir durum. Girişimcilerin ve teknoloji geliştiricilerin bu yaklaşımı geride bırakması ve sürecin en başından itibaren güvenliği de temel bir parça olarak görmesi gerekiyor. ” LinkedIn ve Clubhouse örnekleri hatırlanmaya değer. Her iki şirket de söz konusu verilerin halka açık profil bilgilerinden ibaret olduğunu ve durumun bir veri ihlali (data breach) değil, veri kazıma (data scraping) olduğunu belirten açıklamalar yaptı . Ama Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) veri ihlalini, verilerin herkese açık olup olmamasına göre tanımlamıyor . Yani teknik olarak bir ayrım söz konusu olsa da, bu ayrım hukuki bir değişiklik yaratmıyor. Önce bu kavramları ayırt edebilmekte fayda var. Veri ihlali (data breach) genellikle yazılımdaki yetersiz erişim kontrolleri veya güvenlik zayıflıkları nedeniyle verilerin savunmasız bir sistemde yanlışlıkla açığa çıktığı bir olay. Veri kazıma (data scraping) ise genel anlamıyla, bir bilgisayar programının veri kaynağından veri çıkarma işlemini ifade ediyor. Peki bu açıklama kullanıcıların endişe duymaması için yeterli mi? Sabancı, şirketlerin teknik anlamda haklı olduğunu, ancak olası bir güvenlik sorunu da bulunduğunu hatırlatıyor: “Her ne kadar herkese açık bilgiler olarak adlandırılsa da, aslında bu bilgilere erişip toplayabilmek için uygulama/platform içerisinde çok hızlı hareket edebilecek botlar (crawler) kullanılması gerekiyor, kimse öyle büyük bir veriyi tek tek profil ziyaret ederek toplayamaz çünkü. Bu da aslında sistem içerisinde böyle otomasyona bağlı eylemlerin tespit edilemediğinin ve bu tarz yollarla uygulamalar içerisinde başka şeyler yapmanın da mümkün olduğu anlamına geliyor. Özetle, mevcut veriler büyük bir risk teşkil etmese de bunların ele geçirilme şekli platformların başka güvenlik sorunları yaşamasının mümkün olduğunun bir işareti olarak görülebilir.” Şirketlerin yanıtları, kişisel verilerin gizliliğine ne kadar değer verdikleri hakkında fikir verebiliyor. Hassasiyeti artırabilecek etkenlerden biri, temel bilgi teknolojisi kavramlarına ve dijital okuryazarlık becerilerine hakim kullanıcıların talepleri. Veri güvenliği II: Siber hırsızlığa karşı hazırlıklı olmak" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-yanlis-bilgi-krizini-cozmek-icin-vikipediye-bakilabilir.png, Veri güvenliği II: Siber hırsızlığa karşı hazırlıklı olmak,https://teyit.org/teyitpedia/veri-guvenligi-ii-siber-hirsizliga-karsi-hazirlikli-olmak,"Kullanıcılar olarak verilerimizin tamamen güvende olduğundan emin olacağımız o güne kadar, atacağımız birkaç adım, benzer olaylardan en az zararla ayrılmamızda bize yardımcı olabilir. Veri güvenliği I: Şirketlerden ne beklemeliyiz? Facebook’un güncel olarak 2,6 milyar kullanıcısı var. Yani 2021'in Nisan ayında yaşanan veri sızıntısı her 5 Facebook kullanıcısından birinin kişisel verilerinin siber suçluların eline geçtiğini gösteriyor. Siber güvenlik alanında çalışan bir firmanın yaptığı araştırma , ABD’nin yüzde 56’sının yaşanan bir veri ihlali sonrası atılması gereken adımları bilmediğini gösteriyor. Bu da akıllara, veri ihlali konusunda kullanıcı düzeyinde bilinçlenmek için neler yapabileceği sorusunu getiriyor. Uzmanlar veri güvenliğine ilişkin şüphelerin oluştuğu anda atılması gereken ilk adımın bu bilgiyi doğrulamaya çalışmak ve sızıntıdan etkilenenler arasında olup olmadığınızı öğrenmek olduğunu belirtiyor. Kişisel veri güvenliği konusundaki düzenlemeler, veri sorumlularını, yaşanan ihlalleri bildirmekle yükümlü kılıyor. Yapılacak resmi açıklamaları takip etmek veri ihlalini ve boyutlarını anlamak için yararlı. Ancak Facebook’ta, 2019’da yaşanan veri ihlalinin bir buçuk yıl sonra ortaya çıkması ve şirketin daha önce konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamış olması, resmi açıklamaları beklemenin her zaman yeterli olmadığını gösteriyor. Teknoloji ve dijital güvenlik alanında çalışan yazar Ahmet Alphan Sabancı, kullanıcıların hangi bilgilerin çalındığını öğrenmesinin ve bundan etkilenip etkilenmediklerini tespit etmenin nasıl bir hasarla karşı karşıya olduklarını anlamaya yardımcı olacağını hatırlatıyor. Bunu anlamak için kullanılabilecek HaveIBeenPwned ve Firefox Monitor gibi uygulamalar mevcut. Bunu yaparken de kullanılan uygulamaların güvenilir olduğundan emin olmak önemli. HaveIBeenPwned’in eski ve güvenilir olduğunu belirten Sabancı bu uygulamaların çalışma prensibini şöyle özetliyor; “ Troy Hunt tarafından yürütülen bu platform basitçe veri sızıntılarını aktif bir şekilde takip ediyor ve bunlara erişim sağlayarak ya da boyutlarını kurumlardan öğrenerek insanların kullanabilecekleri bu platforma bilgi olarak ekliyor. Aracın kendisi ise hiçbir şekilde size dair bir bilgi tutmuyor.” Veri ihlalinden etkilendiğinizi doğruladıktan sonraki adım, ilgili platformdaki şifrenizi ve aynı şifreyi (veya benzer bir şifreyi) kullandığınız diğer sitelerdeki şifrenizi hemen değiştirmek. Kredi kartı bilgileri gibi finansal bilgilerin çalınması söz konusuysa, bankanıza haber vermek ve etkilenen kartları iptal etmek bir diğer çözüm. Farklı platformlardaki kullanıcı profillerinizi güvene almak için iki adımlı güvenlik önlemlerini aktive etmek de her zaman dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta. Olağandışı etkinlikleri yakalayabilmek için finansal faaliyetlerinizi yakından takip etmek, veri ihlalinin yaşandığı şirket yetkililerinden geldiğinden emin olduğunuz güvenilir bilgilendirmeleri takip etmeye devam etmek hesapları korumaya aldıktan sonra atılacak son adım. Ancak burada veri ihlalinin yarattığı panik ortamından faydalanmak için, veri hırsızlarının sahte logolar ve benzeri işaretleri kullanarak gönderebileceği, herhangi bir linke tıklamanızı veya çeşitli bilgileri girmenizi isteyen sahte e-postalara karşı da dikkatli olmakta fayda var. İlginizi çekebilir: OltayaTakılma 1: Oltalama nedir? Oltaya gelmemek için bilmeniz gerekenler Daha önce çalınan verilerin nasıl kullanılabileceğinden ve muhtemel risklerden bahsetmiştik. Uzmanlar kullanıcılara bu risklerden herhangi biri sebebiyle bir zarara uğramaları durumunda başvurabilecekleri hukuki yollar olduğunu hatırlatıyor. Bilişim Hukuku Derneği Başkanı Kürşat Ergün’e göre 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında kullanıcı verilerinin ele geçirilmesi nedeniyle kullanıcıların maddi veya manevi zarara uğraması durumda zararlarının şirket tarafından tazmin edilmesi gerekiyor. “ Zarara uğrayan kullanıcı, bu zararın giderilmesi için mahkemeye başvurarak tazminat davası da açabilir. Ayrıca KVKK, söz konusu kullanıcı bilgilerinin çalınmasında gerekli tedbirleri almadığını tespit etmesi halinde Facebook şirketine ayrıca para cezası da kesebilir. "" Diğer yandan Kişisel Verileri Koruma Kurulu Yemeksepeti ve Facebook için inceleme başlattığını açıkladı. İtalya veri güvenliği otoritesi LinkedIn hakkında, İrlanda ise Facebook konusunda inceleme başlattığını duyurdu. Muhtemel bir veri hırsızlığı sırasında kullanıcıların izlemesi gereken adımlar bunlar. Peki benzer olaylara karşı bağışıklık kazanmak mümkün mü? Verilerimiz çalınmaması için yapılabilecek şeyler neler? Sabancı'ya göre kişisel olarak yapabileceklerimiz sınırlı. Bunun nedeni çalınan verilerin çok temel ve değiştirmesi pek mümkün olmayan türden olması. Ancak hasarı en aza indirmek için her uygulamada farklı ve güçlü bir parola kullanmak ve bunları bir parola kasası ile güvenli bir şekilde saklamak uygulanabilecek önlemler arasında. Parola kasası uygulamalarına HaveIBeenPwned gibi sistemleri entegre ederek otomatik uyarılar almak da mümkün. Görece daha az güvenli uygulamalara kredi kartı gibi hassas bilgileri vermemek de alınabilecek diğer önlemler arasında. Her benzer olayda ortaya çıkan güvensizlik ortamı nedeniyle, kullanıcıların bu teknolojilerin güvenilirliğini ve gerekliliğini sorgulaması doğal. Ancak Ahmet Sabancı şirketlerin kötü pratikleri sebebiyle bu konuya farklı bir perspektiften bakmamız gerektiğini söylüyor. “ Maalesef şirketlerin bu konudaki kötü pratikleri gerçekten hiç kullanmamak en güvenlisi gibi bir yaklaşımı destekliyor. Ancak bahsettiğimiz uygulamaların birçoğu hayatımızın önemli bir parçası ve şu aşamada vazgeçmemiz mümkün değil. Bu noktada asıl ihtiyacımız sivil toplum ve yasalar yoluyla şirketlerin bizlerin verilerini güvende tutma işini daha ciddiye almak zorunda kalmalarını sağlamak. ” Kapak görseli: Money/ Mark Wang" Araştırma: Yanlış bilgi krizini çözmek için Vikipedi’ye bakılabilir,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgi-krizini-cozmek-icin-vikipediye-bakilabilir,"*Bu içerik ilk kez "" Want to solve the misinformation crisis? We already have a proven solution at our fingertips What would Wikipedia do? ” başlığıyla Fast Company tarafından 8 Nisan 2021 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Zamanımızın en distopyavari özelliği, aşılması zor güçlüklerle karşılaşmamız değil. Farklı bir çağda yaşasaydık, şiddetsiz bir başkanlık değişimi sürecini, aşı tereddütünü, ırk konusunda yaşanan gerginliği ve hatta iklim değişikliğini sorunsuz atlatabilecek yeterli ortak inançlarımız olabilirdi. Ancak bugün siyasi topluluğumuz, bu ciddi tehditleri uygun şekilde karşılama yeteneğimizi engelleyen bir bilgi enfeksiyonu ndan muzdarip. Sosyal medya kanallarına, toplumumuzu bölecek, güvensiz hale getirecek ve etkisiz kılacak kadar çok yanlış bilgi enjekte ediliyor. Kullanıcı odaklı içeriklere yapay zeka destekli öneriler politik kutuplaşmayı daha da kötüleştirdi. Yabancı hükümetlerse 2016 ve 2020 ABD Başkanlık seçimlerine müdahale etmek için bu algoritmaları ustalıkla manipüle ettiler. YouTube'daki Rusya destekli dezenformasyon , seçim yıllarından sonra da milyarlarca izlenme almaya devam etti ve FBI'ın iç terör tehdidi olarak gördüğü komplo hareketlerini körükledi . Sosyal medya aynı zamanda az çok önlenebilir olduğu belirlenen ölümlerin yüzde 60'ın yaşanmasına neden olan Covid-19 ""infodemisinin"" de birincil vektörü. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) direktörü, “ sahte haberlerin bu virüsten daha hızlı ve daha kolay yayıldığı ve aynı derecede tehlikeli olduğu ” konusunda uyarıda bulunmuştu . Peki ne ters gitti? Google, YouTube ve Facebook, Çin dışında dünyanın en popüler üç internet sitesi . Bu durum tesadüfi değil: Bu siteler, popülerlik endeksli algoritmalara göre, dünyada üzerindeki bilgileri son derece iyi şekilde organize ediyorlar . Bu platformların faydalarına rağmen popülerlik, gerçeklik arasında rahatsız edici bir ilişki var . Viral içeriklere göre optimize olan sistemler, hızla güvenilmez bilgi yayıyorlar. YouTube'da İngilizce dilinde en çok izlenen koronavirüs videolarının dörtte birinden fazlası yanlış bilgi içeriyor. MIT bilim insanlarının hesaplamalarına göre sahte haberler Twitter'da gerçek haberlerden altı kat daha hızlı yayılıyor. Peki hayat kurtarmak için bilgi sistemlerimizi nasıl geliştirebiliriz? NYC Media Lab'den Steve Rosenbaum'un belirttiği üzere, ne teknoloji platformlarına ne de hükümetlere, interneti düzenlemek konusunda tam olarak güvenilemez. “Bu nedenle hükümetten başka, Facebook, YouTube ya da Twitter’dan başka büyülü bir varlığa ihtiyacımız var.” Rosenbaum kesinlikle haklı: Yanlış bilgi krizini çözmek için, bilgiyi ekonomik veya politik amaçlar adına manipüle etmeye yönelik herhangi bir dürtüden yoksun, “büyülü” bir üçüncü varlık gerekiyor. Fakat gerçekleri yanlışlardan ayırt etmek için yeterince hızlı ve ölçeklenebilir bir sistem oluşturabilecek varlıklar, teknoloji şirketlerinin ta kendileri. Bu yalnızca teorik bir çözüm değil; temel bileşenleri çoktan iyi geliştirilmiş ve kanıtlanmış bir çözüm. Dünyanın en popüler internet siteleri arasında, içeriği popülerliğe göre sıralamak üzerine kurulmamış bir istisna internet sitesi var. Çin dışındaki beşinci en büyük internet sitesi, dünyadaki bilgileri, güvenilir şekilde belgelenmiş gerçeklere göre düzenliyor ve Amazon, Netflix ve Instagram'dan daha yüksek sırada yer alıyor. Bu internet sitesi Vikipedi . Fakat bu site gerçekte ne kadar doğru? 2005 yılında, Nature 'da yapılan bir kör araştırmada , Vikipedi'nin, Encyclopædia Britannica 'dan daha ciddi hataları olmadığı sonucuna varıldı. 2007 yılında bir Alman dergisi bu sonuçları Bertelsmann Enzyklopädie ve Encarta ile karşılaştırınca aynı sonuçlara ulaştı. 2013 yılına gelindiğinde, Vikipedi, 255'ten fazla dilde yazılmış 155 bin makale ve o yıl 4.88 milyar sayfa görüntülenmesi ile dünyanın en popüler tıp kaynağı haline geldi. Hekimlerin yüzde 50 ila yüzde 70'i ve tıp öğrencilerinin yüzde 90'ından fazlası, Vikipedi'yi sağlık bilgisi kaynağı olarak kullanıyor . İlginizi çekebilir: Vikipedi’nin sadece tüketicisi değil, teyitçisi de olun Günümüzde ABD’de federal mahkeme belgelerinde Vikipedi'ye atıfta bulunuluyor ve Apple'ın Siri'si ve Amazon'un Alexa'sı Vikipedi'ye güveniyor. Google, Vikipedi'ye dayanarak arama motorunun popüler Bilgi Paneli bölümü için alıntılara yer veriyor. Vikipedi'nin Covid-19'u ele alma şekli, The Washington Post 'ta “ kirlilik denizinde bir umut ışığı ” olarak tanımlanıyor . Peki Vikipedi nasıl “insanlık tarihinin en büyük kaynakçası” ve “ kamu teyitçiliği ” haline geldi? Platformun üç basit temel içerik politikası var: tarafsız bakış açısı, doğrulanabilirlik ve sıfır orijinal araştırma; bununla birlikte, gerçek bir ortak hukuk organı haline gelen yüzlerce sayfa politika ve kılavuz tarafından da yönetiliyor. Herkes bir düzenleme gönderebilse de Vikipedi'nin resmi bir yönetim hiyerarşisi bulunuyor. Editörler fikir birliğine varmaya çalışıyorlar, ancak platform aynı zamanda pek çok anlaşmazlık çözme mekanizması da sunuyor. Ayrıca Vikipedi, 11 koruma yöntemiyle hassas konuların yer aldığı sayfaları koruyor. İnsan gözetimi, dakikada binlerce düzenleme yapabilen, yapay zeka destekli, vandalizmi tersine çeviren botlarla uyumlu olarak çalışıyor. Üstelik tüm bunlar şeffaflıkla kaydedilen bir ortamda gerçekleşiyor. Bu olağanüstü teyit teknolojisinin verimi kesinlikle hayret verici: Vikipedi'nin “ Küresel ısınma tartışması ” hakkındaki makalesinin ilk paragraflarını okuyun. Vikipedi'nin “ Aşılar ve otizm ” hakkındaki makalesini, YouTube'da bu kelimelerle arama yaptığınızda çıkan ilk beş videoyla karşılaştırın; bu aşı videolarının yüzde 32'si, bağışıklamaya karşı çıkıyor . Sosyal medya platformları, zayıflıklarını azaltmak için Vikipedi'nin güçlü yanlarına bakabilir. Bu platformlar içerik denetleme sistemlerinde açık kaynaklı bir teyit alanı sağlamalı. Bu sadece etik bir sorumluluk değil, aynı zamanda mevzuat yenilgisinin önüne geçmek için akıllıca bir hareket. Bu, şu şekilde işleyebilir: Sosyal medyadaki içeriklerin küçük bir yüzdesi, halk sağlığına zararlı, viral yanlış bilgilerden oluşuyor. Teknoloji şirketleri, bu tür içerikleri açık kaynaklı teyite uygun hale getirecek politikalar uygulamaya başlamalı. Platformlar, şüpheli içerikleri, dağınık bir inceleme sürecine aktarmak için çeşitli mekanizmalar kullanabilir. Burada, teyitçilik yapan kullanıcılar, doğrulanabilirliği ölçmek için Vikipedi'de başarılı şekilde gelişen aynı açık kaynaklı yazılımı ve mekanizmaları kullanacak. Teyitin “ görünür süreci ,” ideal olarak çok paydaşlı bir kuruluş tarafından yönetilen MediaWiki'de gerçekleşecek. Gerçeklerin, “temel gerçeklerin"" kendileri en az düzeyde yazarlık ve editörlük gerektiren, İngilizce Vikipedi makaleleri olacak. Bu çözümü güçlendirmek için büyük bir üçüncü taraf işgücü, yani sosyal medya kullanıcıları halihazırda mevcut. Vikipedi, milyonlarca gönüllünün parasal tazminat ödenmeden bilgileri teyit edebileceğini kanıtlıyor. Hatta araştırmalar , insanların sadece beyindeki dopamin stimülasyonu karşılığında bile ahlaki ihlalleri cezalandırmaya yatkın olduğunu gösteriyor. Gerçekten de, altruistik cezalar zaten bugün sosyal medya faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Teknoloji platformları zararlı yanlış bilgileri temizlemek için bu içgüdüyü kullanmalı. Teyitçi davranışları üzerine yapılacak ileri araştırmalar, kullanıcı tarafından desteklenen bir içerik denetleme mekanizmasının gerekli ölçeğini netleştirmeye yardımcı olabilir. Bazı Vikipedi editörleri, kâr amacı güden bir şirkete “fayda sağlamak” için çalışmak istemeyebilir. Bununla birlikte, sosyal medya teyitçileri muhtemelen çok daha büyük bir insan havuzundan gelecektir. Büyük teknoloji şirketlerine katkıda bulunan kitle kaynaklı çalışmaların emsalleri bulunuyor. Örneğin, Yerel Rehberler, Google Haritalar'ı önemli miktarda bilgiyle zenginleştiriyor. Bu motivasyon döngüsü, bu insanlar Google'a çalıştıkları için motive olduklarından değil, arkadaşlarına ve ailelerine yardımcı olduklarını düşünerek içsel olarak motive olduklarından işliyor. Sosyal medya şirketleri işe teyitçi alırken iki önemli noktayı belirtmeli: (1) Teyitçilik, yanlış bilgileri azaltarak topluluğun yararını gözetiyor. (2) Zararlı içeriklerin erişimi azaltılacak ve bunun üzerinden para kazanmaları kısıtlanacak, bu şekilde de hem üçüncü taraf içerik üreticiler hem de teknoloji platformu adına kötü içeriklerin kârı azalacak. En başarılı teyit teknolojisini, popülariteyi en üst düzeye çıkaran sosyal haber platformlarımıza hızlıca uyarlamamızın büyük sonuçları var. Statükoyu korursak, giderek daha tehlikeli bir hakikat sonrası çağda yaşayacağız. Bununla birlikte, Facebook, YouTube ve Twitter'daki önemli yanlış bilgi alanlarını Vikipedi'nin yarısı kadar hafifletebilirsek bilgi çağımız, herkesin ortaklaştığı bilgi, anlayış ve refahı artırmayı başaracaktır." Dijital Veli olmaya hazır mısın?,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-veli-olmaya-hazir-misin,"Veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli, 21 Mayıs'da yayın hayatına başlıyor. Dijital ebeveynlik; çağımızın dijital dünyasının gereklerini yadsımayan, temel düzeyde dijital araçların kullanımına hâkim, uçsuz bucaksız bir alan olan dijital ortamlardaki olanakların ve risklerin farkında olan, çocuğunu bu risklere karşı koruyabilen, dijital araçların doğru kullanımı hakkında çocuğuna rol model olan, kişi haklarına gerçek hayatta saygı duyulması gerektiği gibi sanal ortamda da aynı şekilde davranılması gerektiğini çocuğuna aşılayan, teknolojik gelişmelere daima açık ebeveyn olarak tanımlanıyor . Günümüzde bilgisayar ve internet çocukların yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bir kuşak neredeyse tamamen dijitalleşiyor. Ancak Türkiye’de dijital araçların kullanımının tarihi pek eskiye dayanmadığı için ebeveynler ile çocuklarının araçları kullanma becerileri arasında bazı farklılıklar bulunabiliyor. Örneğin Türkiye’de çocukların yüzde 78’ inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip olduğu ortaya çıkmış. Anlaşılan çocuklarımıza bizim yol göstermemiz gerekirken durum tam tersi. Britanya’da yaşayan bir çocuk, annesine, okulda arkadaşları arasında konuşulan “ Momo ” isimli bir oyundan söz etti. “Momo” ismini internette araştıran anne, haberlerden oyunun “tehdit mesajları yollayan ve çocukları intihara sürükleyen” bir tehlike olduğunu düşündü. Annenin sosyal medyada ebeveynleri uyaran bir metin paylaşması işleri daha da büyüttü. Panik ortamında, ebeveynler ve çocuklar Momo’nun gerçekliğine inandı. Oysa Momo başlangıçta sadece internette dolaşan bir korku hikayesiydi. Rusya’da birçok gencin ölümüne sebep olduğu ifade edilen ve gerçekliği kanıtlanmış Mavi Balina isimli oyun Momo hakkındaki iddiaların gerçek olması yönündeki algıyı artırmıştı. Fakat Momo’yu gerçek yapan faktörlerden önemlisi dijital medya okuryazarlığı konusunda daha fazla çaba sarf etmesi gereken ebeveynlerin paniğiydi. Belirlenen konular çerçevesinde uzman ya da yetkin isimlere de yer vereceğimiz bültenin ilk konuğu Türk-Alman Üniversitesi ’nden Elif Posos Devrani olacak. Dijital Veli şimdilik süresiz olarak düşünüldü. Gerçek hayatta olduğu gibi bazı aylarda biz de sömestr yapıp dönem değerlendirmeleri yapacağız. Ayrıca topluluk dinamiğini yüksek tutmak için ay içinde etkinlikler de olacak. Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığı geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştıracak olan da elbette sizlersiniz. Yani veliler olarak dijitalleşme sırası sizde! Dijital Veli’yi her ayın üçüncü haftasında e-posta kutunuzda görmek isterseniz bu linki kullanarak kayıt olabilirsiniz ." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-basin-ozgurlugu-medya-okuryazarligi-kapak.png, Güvenilir kaynaklar tehlikede: Basın özgürlüğü ve yanlış bilgiyle mücadele,https://teyit.org/teyitpedia/medya-okuryazarligi-icin-basin-ozgurlugu-guvenilir-kaynaklar-tehlikede,"Pandemi gibi kriz zamanları, yanlış bilginin nasıl hayati bir sorun haline gelebileceğinin belki de en somut örneği. Yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanmanın yollarından biri de bilginin kaynağını sorgulamak, güvenilir olduğundan emin olmak . Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi ise güvenilir kaynakların tehlikede olduğunu gösteriyor . Haberler hepimiz için güçlü birer bilgi kaynağı olmaya devam ediyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF), 180 ülkeyi değerlendirdiği 2021 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, ülkelerin yüzde 73’ünde özgür bir basın ortamından bahsetmek mümkün değil. Sonuçlara bakılırsa, pandeminin yarattığı koşullar, gazetecilere yönelik baskı için bir araç olarak kullanılıyor ve basın özgürlüğünde küresel çapta devam eden bir gerileme söz konusu. 2021 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi , RSF (İyi- beyaz, Tatmin edici- sarı, Sorunlu- turuncu, Zorlu- kırmızı, Çok ciddi- siyah) 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. Amaç basının demokrasiyi korumadaki rolünü vurgulamak, etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının sansürlendiği ülkelere bir mesaj göndermek. 2021 yılının teması ise “ Kamu yararına bilgi” . Tema kapsamında altı çizilen konulardan biri de insanların gazeteciliği kamusal bilginin hayati bir parçası olarak tanımasına, savunmasına ve talep etmesine olanak tanıyacak medya ve bilgi okuryazarlığı kapasitelerini geliştirmenin önemi. Basın özgürlüğü için bilgi ve medya okuryazarlığının önemine, iyi bir örnek Finlandiya olabilir. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ikinci sırada yer alan Finlandiya, yanlış bilgiyle mücadele konusunda medya okuryazarlığının etkisine inanıyor; vatandaşlarını medya okuryazarlığı konusunda güçlendiren politikalarıyla biliniyor. Finlandiya Open Society Institute tarafından yayınlanan 2021 Medya Okuryazarlığı Endeksi’ne göre de Avrupa’daki 35 ülke arasında ilk sırada. İlginizi çekebilir: Medya okuryazarlığı yanlış bilginin önüne geçebilir Ülkede kapsamlı medya okuryazarlığı eğitimi okul öncesi eğitimle başlıyor,  dijital okuryazarlık araçlarıyla tanıştırılan tek nesil eğitim çağındakiler da değil. Gazetecilerin de dahil olduğu farklı meslek grupları ile yetişkinlerin de yer aldığı eğitimler yürütülüyor. Medya Okuryazarlığı Endeksi 2021, kaynak: Open Society Institute - Sofia Medya okuryazarlığı endeksinde tekrar karşılaştığımız kavram ise basın özgürlüğü . Endeksi oluştururken takip edilen metodoloji incelendiğinde ülkedeki basın özgürlüğünün medya okuryazarlığı için gösterge olarak seçildiği görülüyor . İki sıralama arasındaki benzerlik de buradan geliyor. Yani basın özgürlüğünü geliştirmek ve korumak için, gazetecilerin bilgi ekosistemi ndeki önemli rolünü  kabul etmiş, bilgi ve medya okuryazarı bir toplum gerekli. Tersi de geçerli: Medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünme becerilerini besleyen başlıca etkenlerden biri de  basın özgürlüğü. RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, gazetecilik için “bilgi kirliliğine karşı tek aşı ” benzetmesini yapıyor ; mesleğin dijital platformlar ve sosyal medya aracılığıyla sınırların ötesine yayılan dezenformasyon a yanıt olarak , kamusal tartışmanın gerçeklere dayanmasını sağlamanın en etkili yolu olduğunu belirtiyor. Ancak endeks gazeteciliğin, 180 ülkenin 130’unda tamamen veya kısmen engellendiğini gösteriyor. RFS ülkeler özelinde yayınladığı analizlerde de çeşitli devlet ve hükümet başkanlarının salgın döneminde dezenformasyonun yayılımına katkıda bulunduğunu hatırlattı. Macaristan , Tacikistan ve Malezya 'da pandemiyle ilgili haberlerin “yalan” oldukları gerekçesiyle cezalandırılmasını kolaylaştıran “sahte haber karşıtı” yasalar çıkarıldı. Mısır ’da vaka sayılarına dair resmi olmayan verilerin yayınlanması yasaklandı. Çin , Venezuela , Sırbistan ve Kosova gibi çeşitli ülkelerde medya mensuplarının koronavirüs ile ilgili yaptıkları habercilik nedeniyle gözaltına alındı. Tanzanya 'da Başkan John Magufuli virüsü “batı komplosu” olarak nitelendirdi ve Tanzanya'nın virüsü “dua yoluyla” uzak tuttuğunu öne sürdü . İlginizi çekebilir: Büyüteç: John Magufuli’yi kim öldürdü? Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro tıbbi olarak kanıtlanmamış Covid-19 ilaçlarını destekledi, ancak iddiaları gazeteciler tarafından çürütüldü. İlk vakanın Mart 2020’de görüldüğü Rusya ’da gazetecilerin gerçek Covid-19 verileri için uzun süre mücadele etmesinin ardından, Aralık 2020'de Moskova resmi rakamın üç katı olan bir koronavirüs ölüm oranını kabul etti. Bu bulanık atmosferi anlayabilmek için uzağa gitmemize gerek de yok. Koronavirüs verilerinin açıklanma şekli , Sağlık Bakanlığı’nın vaka ve hasta tanımlarında gittiği ayrım sebebiyle ortaya çıkan kafa karışıklığı, sık sık değişen kurallar ve hastalığa iyi geldiği iddiasıyla paylaşılan onlarca tedavi yöntemi Türkiye’nin diğer örneklerden çok da uzakta olmadığını gösteriyor. İlginizi çekebilir: Covid-19 verilerinde şeffaflık tartışması: Herkes güvende olmadan kimse güvende değil Basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasından 153. olan Türkiye, medya okuryazarlığı sıralamasında ise 35 Avrupa ülkesi arasında 31. sırada. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) da, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününde “ Basın Belada” başlığı ile “ Türkiye’de medya özgür değil. Gazeteciler sansürleniyor, kovuluyor, hapse atılıyor. Böylece toplum haber alma hakkını, ülkemiz demokrasisini kaybediyor. ” diyerek gazetecilerin yalnızca son bir yılda uğradıkları hak ihlallerini sıraladı. Gazeteciliğin kamunun bilgiye erişimi konusundaki önemini kabul etmiş bir toplum için ise medya okuryazarlığı vazgeçilmez bir öğe." ,https://md.teyit.org/img/asi-haberleri-teyitpedia-kapak-.png, Aşılarla ilgili yanlış bilgilerle mücadelede sorun ve çözüm: Aşı haberciliği,https://teyit.org/teyitpedia/salginla-mucadelede-asi-haberleri,"Dang humması , tropikal ve subtropikal iklimlerde bulunan, Aedes cinsi sivrisinekler tarafından taşınan ve bulaştırılan viral bir enfeksiyon. Nisan 2016'da, Dang Hummasını önlemeye yardımcı olmak için geliştirilen bir aşı olan Dengvaxia, Filipinler'de tanıtıldı ve okullarda yürütülen bir kampanya ile 800 binden fazla çocuğa uygulandı. 2018 yılına gelindiğinde Dang hummasına yakalanmış kişilere uygulanan aşının etkili olduğu, fakat hastalığa yakalanmamış kişilere aşılama yapıldığı takdirde uzun vadede bazı hastalık risklerinin ortaya çıkabileceği açıklanınca Filipin hükümeti kampanyayı durdurdu . Bunu, blog yazarlarının ve ulusal medyanın yaşananları haberleştirirken kullandıkları dil/yöntem ve konuyu ele alış biçimleri sebebiyle artan çevrimiçi panik ve çokça politik bir soruşturma izledi. Tüm bunların ortasında, aşılara duyulan güven Filipinler’de yüzde 82'den yüzde 21'e düştü . Araştırmacılar bu durumun, ülkede son dönemde çocuk felci ve kızamık gibi aşıyla önlenebilen hastalıklara dair vakalarda artışa neden olmuş olabileceğini düşünüyor. Filipinlerin güncel sayılabilecek bu deneyimi bize medyanın yaşananları ele alış biçiminin, etkili birer önleyici tedavi oldukları kanıtlanmış aşılar hakkında ortaya çıkan yanlış bilgileri ve dolayısıyla aşı kararsızlığı ve karşıtlığını körüklemedeki etkisini de gösteriyor. “Dengvaxia iki çocuğun ölümünden sorumlu” başlıklı haber . Not: Bugüne kadar Filipinli çocukların ölümleri ile Dengvaxia aşısı arasında nedensel bir ilişki kurulmadı. Dengvaxia, Avrupa Birliği ve ABD dahil 19 ülkede satış için onaylandı ve tahmini 1 milyondan fazla hayat kurtadı . First Draft’ın yayınladığı vaka çalışması , “ aşı karmaşası”, “dang ölümü ”, ""Dengvaxia riski "" gibi örneklerin haber başlıklarında en sık yer verilen kelime öbekleri olduğunu ortaya koyuyor. Başlıklarda yer bulamayanlar ise daha karmaşık ve incelikli detaylar barındıran doğru bilgiler. Covid-19 salgınının başından bu yana incelediğimiz iddialarda haber sitelerinde yer alan içeriklerin payı dikkate değer. Öne çıkan içerikler ise bağlamından koparılarak oluşturulmuş yanıltıcı başlıklar. İlginizi çekebilir: Haber başlıkları bizi neden yanıltabilir? Bazen basit bir tık tuzağı bazen ise daha fazlasını barındıran başlıkların ortak özelliği aşıya karşı oluşabilecek şüpheyi beslemedeki başarıları. Sözcü tarafından “Covid-19 aşısı oldu, eve dönerken öldü” başlığı ile yayınlanan haberle karşılaşan bir okurun haberdeki kişilerin Covid-19 aşısı nedeniyle öldüğünü düşünmemek için tek sebebi, tık tuzaklarının haber sitelerinin sıkça başvurduğu bir yol olduğunu bilmeleri olabilir. Sözcü'nün 3 Mayıs'ta yayınladığı ""Covid-19 aşısı oldu, eve dönerken öldü” başlıklı haberin Twitter paylaşımı Bağlantıya tıklayıp haberin devamını okumak isteyen okurun karşılaşacağı hikaye ise Covid-19 aşısı olduktan sonra eve dönerken aracı yoldan çıkarak ağaca çarpan sürücünün hayatını kaybetmesi. Yani kazanın Covid-19 aşısıyla ilgisi yok. Tık tuzağı (clickbait) olduklarında ayırt etmek daha kolay olabilir, ancak yanıltıcı başlıklar bundan ibaret değil. Bağlamından koparılmış başlıklar, haberin, dolayısıyla yanlış bilginin ilgi çekiciliği ve yayılma gücü üzerinde hayli etkili. Pfizer ve BioNTech aşısı denemelerine plasebo grubundaki dört, deney grubundaki iki kişinin hayatını kaybettiğini aktaran haber "" Altı kişiyle ilgili korkulan şey oldu” başlığı ile verilmişti. Ya da İsrail’de kalp krizi nedeniyle hayatını kaybeden 75 yaşındaki kişinin ölümüne Covid-19 aşısının neden olduğunu gösteren bir bulgu olmamasına rağmen haberin başlığı “ Koronavirüs aşısı olduktan iki saat sonra hayatını kaybetti” idi. Salgın gibi belirsizliğin arttığı dönemlerde, belirsizlikten beslenen korku ve endişe gibi duygularımıza hitap eden haberlerdeki yanıltıcı dil yalnızca bu salgına ve Covid-19 aşılarına yönelik süreci değil, genel olarak aşılara duyulan güveni de tehlikeye atıyor olabilir. Bilimsel kanıtlara dayanan, güvenilir kaynakları takip ederek yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanmak mümkün. Bilimsel araştırmalar ile kamuoyu arasında köprü oluşturma görevi ise gazetecilerin. Ancak gelişemeleri aktarırken yapılabilecek yanlışlar kaygının ve belirsizliğin büyümesine, bağlamından koparılmış bilgilerin yayılmasına ve en önemlisi halk sağlığının riske girmesine neden olabilir. Bu durum bazen araştırmadan elde edilen çıktıların bağlamından koparılarak aktarılmasından kaynaklanıyor. Mesela “Araştırmalar, sosyal mesafenin koruyucu olmadığını ortaya çıkardı” haber başlığındaki araştırma, aslında sosyal mesafenin işe yaramadığını değil, tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Milli Gazete'nin ""Pfizer/BioNTech aşısında şok iddia! Yüzde 50 koruma sağlıyor!” başlıklı haberi Ya da “Pfizer/BioNTech aşısında şok iddia! Yüzde 50 koruma sağlıyor!” başlıklı haberin okuyucuya aktarmadığı gerçekler, aşının ilk doz korumasının yüzde 50 olmasının olağan olduğu ve tam korumanın ikinci dozdan sonra sağlandığı. Bazen de sorun, sağlık haberciliğinde özellikle bilimsel araştırmalara yönelik bulguları aktarırken gerekli olan uzmanlık ve özen eksikliği oluyor. Haberlere “Güney Afrika varyantı BioNTech’i ‘aşabilir’” ve “ Gerçek veriler açıklandı: BioNTech / Pfizer aşısı Güney Afrika ve İngiliz varyantlarına karşı koruma sağlamayabilir ” şeklinde yansıyan konu, araştırma metotlarını doğru incelemenin önemini hatırlatıyor. Çünkü araştırma, aşının Güney Afrika varyantına karşı koruma sağlayamayabileceğine dair kesin bir bulgu barındırmıyor. Zaten araştırmanın metoduna dikkat edildiğinde de bu başlıklara sebep olacak bir yargıya ulaşmanın mümkün olmadığı görülüyor . Craig Silverman sağlık dezenformasyon una yol açan bilgilerin genelde, küçük ve yönetilebilir risklerin insanları alarma geçirecek komplo teorilerine dönüştürülmesi ile ortaya çıktığını hatırlatıyor. “ Ortalama bir insan bu medikal risk ile günlük rutinde karşılaştığımız risklerin birbirine ne kadar benzer olduğunu anlamakta zorlanabilir. Öne çıkardığınız tek şey risk olursa bunun insanları gerçekten etkileme olasılığını perde arkasında bırakmış olursunuz. ” Zerdeçal , lavanta , zeytin yaprağı , sarımsak suyu gibi ürünlerin koronayı tedavi ettiği ya da yeni çıkan bir ilacın hastalığa karşı etkili olduğu gibi işe yaramayan “zararsız” öneriler barındıran haberler ise sahte bir güvenlik hissi yaratabiliyor. Faruk Bildirici tüm bu bilgi akışını kamuoyuna aktarırken gözetilmesi gereken değerleri şöyle özetliyor : “ Uzman ve deneyimli sağlık muhabiri istihdam etmek, piyasaya yönelik kaygılarla hareket etmeyen, sağlık haber ve yazılarında gazetecilik ve tıbbi etik ilkelerin uygulanmasına özen göstermek, en önemlisi de kamu çıkarını her türlü ticari kaygının üzerinde tutmak gerekir. ” İlginizi çekebilir: Neden ve nasıl sağlık teyitçiliği yapıyoruz? Aşı hakkında bir haber ya da içerik hazırlanırken tüm kaygıların üzerinde tutulması gereken bir nokta var: Halk sağlığı . Çünkü aşılar, bulaşıcı hastalıkları önlemede en basit, etkili ve güvenli müdahale yöntemi ve 20. yüzyılın halk sağlığı açısından en büyük kazanımı. Bunun için haberde konu ""aşı"" olarak tartışılmaktan ziyade, hangi aşıdan bahsediliyorsa doğrudan adı vermek önemli bir kriter. Bir diğer önemli nokta ise, haber ve içeriklerde aşıların etkinliğini ve faydalarını sorgulayanların görüşlerini aktarmak yerine, her zaman bilimsel kanıtlara dayalı bilgilere ve yetkin kişilerin değerlendirmelerine odaklanmak. Elbette aşıların olası yan etkileri açıklanırken, korku ve endişeye sebep olabilecek abartılı ifadelerden kaçınmakta da fayda var. Medya çalışanları, halka aşı gelişmeleri hakkında doğru bilgi verme açısından hayati bir rol oynuyor. Bu nedenle toplumun aşılar hakkında doğru bilgilendirilmesi her zamankinden daha yakıcı bir öncelik. Medyada aşı karşıtlığının alevlendirilmemesi, aşı kararsızlığı ile mücadele edilmesi ve bulaşıcı hastalıkları önlemedeki önemi vurgulanarak aşıların yaygınlaştırılması için çaba harcanması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Bildirge de aslında bu çabanın bir ürünü. Bildirgeye asibildirgesi.org üzerinden erişebilirsiniz. Kapak: First Draft/ Fotoğraf: Pexels (Anna Shvets, Artem Podrez)" Rehber: Deepfake ve cheapfake’leri tespit etme yolları,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-deepfake-ve-cheapfakeleri-tespit-etme-yollari,"İngilizce deep learning (derin öğrenme) ve fake (sahte) kelimelerinin birleşimiyle oluşan deepfake , yani yapay zeka sahteciliği, insanların yüzlerini, hareketlerini ve seslerini gerçekçi bir şekilde taklit veya değiştirmek için yapay zeka teknikleri kullanılarak oluşturulan fotoğraf, video veya sesleri tanımlamak için kullanılıyor. Deepfake teknolojisi temelde üretici hasmane ağlar (Generative Adversarial Network/GAN) isimli makine öğrenmesi tekniğine dayanıyor . GAN, bir görseli tanımak üzere kendini eğitmek için bir dizi algoritma kullanıyor. Bu eğitim sahte görüntüler üretebilmek için gerçek özellikleri öğrenmesine yardımcı oluyor. Yüz değiştirme , dudak senkronizasyonu , gerçek zamanlı yüz hareketi yakalama, ses sentezi ve film ve dizilerde gördüğümüz görsel performanslar , karşılaşmış olma ihtimalinizin yüksek olduğu deepfake örnekleri. Son dönemde önce TikTok’ta, daha sonra tüm internette viral olan deepfake Tom Cruise videolarının yaratıcısı Chris Ume, @deeptomcruise isimli TikTok hesabından yayınladığı videolar ile kullanıcılara bu tür içeriklerin üretiminin bir anda gerçekleşmediği mesajını vermek istediğini belirtti. Tom Cruise’a benzeyen Miles Fisher (solda) ve Chris Ume tarafından yaratılan deepfake Tom Cruise (sağda). Görsel ya da işitsel içeriklerin gelişmiş yöntemlerle manipüle edilmesine dayanan deepfake tabiri, benzer  manipülasyonların hepsini kapsamaya yetmiyor . Bu manipülasyonları bir spektrum olarak düşündüğümüzde, diğer uçta yer alan ve hatırlanması gereken bir tür daha var: Cheapfake . Yaygın olarak bilinen deepfake içeriklere kıyasla cheapfake ’ler, daha ucuz ve erişilebilir araçlarla oluşturuluyor . Deapfake teriminin ardından, cheap (ucuz) ve fake (sahte) kelimelerinin birleşmesiyle oluşan cheapfake yerine, shallowfake (sığlık) ya da dumbfake (aptallık) terimleri de kullanılabiliyor. Herhangi bir yazılım kullanmadan üretilen cheapfake örneklerine rastlamak da mümkün. Cheapfake içerikler, genellikle Photoshop gibi bilgisayar programlarının yardımı, mevcut çekimlerin kırpılarak veya birleştirilerek bağlamından koparılması veya video içeriğinin hızının değiştirilmesi gibi çeşitli yöntemlerle üretiliyor. Ancak cheapfake’ ler de hızla viral olup, tartışma yaratabiliyor. Özellikle yanlış bilgiyle mücadele üzerine düşündüğümüzde, yanlış bilginin yayılması için içeriğin her zaman profesyoneller tarafından üretilmiş, ikna ediciliği yüksek ve neredeyse ayırt edilemeyecek kadar gerçekçi olmasına gerek olmadığını hatırlamakta fayda var. Mesela, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin sarhoş olduğunu gösterdiği iddiasıyla paylaşılan görüntüler , Pelosi’nin görüntülerinin  yavaşlatılmasıyla üretilmiş ve epey  “inandırıcı” bir cheapfake örneği. Manipülasyon yanlış bilginin yedi türünden biri. Deepfake ve cheapfake içerikler de bu kategoride değerlendirebileceğimiz, reklam, şaka, troll , itibarsızlaştırma, finansal veya siyasi avantaj sağlama gibi çeşitli amaçlarla yapılabilen müdahaleler. Oyuncu Kemal Sunal’ın göründüğü reklam filmi deepfake teknolojisi ile üretilen güncel örneklerden. Bu tür içeriklerin kişiler ve kurumlar için yarattığı riskler ve bugüne kadar sebep olduğu zararlar ortada . Bu alanda çalışanlar ise çözümün işbirliğinden geçtiğini belirtiyor. Farklı platformlar kullanıcıları deepfake içeriklerden korumayı amaçlayan adımlar atıyor. İçeriklerin yüksek etkileşim alarak hızla yayıldığı platformların bu konuda attığı birkaç adım var. Örneğin, Facebook ve Twitter platformlarında yayılan deepfake türündeki içeriklerle mücadele edeceğini açıklamıştı. İlginizi çekebilir: Facebook 2020 ABD başkanlık seçimleri öncesi deep fake videoları yasakladı İlginizi çekebilir: Twitter manipüle edilmiş görsel içeriklerle mücadeleye hazırlanıyor Bunun yanında ABD , Çin gibi, deepfake içeriklerin yayılmasını önlemek için farklı yasal düzenlemeler getiren ülkeler de var. Uzmanlar deepfake teknolojisinin yarattığı bilgi düzensizliği ile mücadelede çözümün yine yapay zeka teknolojilerinden geçtiğini belirtiyor. Teknoloji firmaları deepfake içerikleri işaretleyecek tespit sistemleri geliştiriyor; Deepfake Algılama Mücadelesi ( DFDC ) gibi oluşumlar da, işbirliği yoluyla inovasyonu teşvik ederek deepfake’leri saptamak için çözüm üretiyor. Bunlarla beraber, deepfake içeriklerin varlığı, yaygınlığı ve yarattığı risklerin farkında olan kullanıcılar da çok önemli. Rehberde değinmek istediğimiz nokta da bu. Diğer tüm gelişmelerin yanında, deepfake ve cheapfake içerikler ile arkalarındaki niyeti ayırt edebilmek, bu içeriklerle birlikte yayılan yanlış bilginin önüne geçmek için gerekli. Peki bu tür içerikleri nasıl tespit edebiliriz? Teknoloji geliştikçe tespit etmesi zorlaşsa da , bir içeriğin deepfake olduğunu saptamak için her zaman kullanabileceğiniz bazı ipuçları var . Gözler: Videodaki kişinin doğal olmayan göz hareketleri varsa veya hiç göz kırpmıyorsa, bu bir deepfake ipucu olabilir. 2018’de araştırmacılar deepfake içeriklerin göz kırpma eylemini doğal görünen bir şekilde üretemediğini keşfetti. O zarfta göz kırpabilen deepfake içerikleri geliştirmek için biraz yol alınsa da, buraya dikkat etmekte hala fayda var. Göz bebeklerindeki anormal yansımalar da bir diğer ipucu. Yüz: Deepfake teknolojisiyle üretilmiş içeriklerde cilt pürüzsüz veya çok kırışık görünebilir ya da yüzdeki  bir  ben gerçekçi durmuyor olabilir. Gözlükler: Herhangi bir parlama var mı? Kişi hareket ettiğinde parlamanın açısı değişiyor mu? Deepfake içerikler aydınlatmanın ve yansımanın doğal fiziğini müthiş bir isabetle temsil etmekte başarısız olabiliyor. Doğal olmayan yüz ifadeleri: Bir yüzle ilgili detayların doğru ve doğal görünmediği durumlar yüz değiştirme tekniğine işaret edebilir. Görüntüdeki kişinin yüzü, söylediği şeyle birlikte gitmesi gereken duyguyu sergilemiyorsa, bu durum eklemeleri ve değişimleri fark etmenize yarayabilir. Garip görünen vücut veya duruş: Bir kişinin vücut şeklinin doğal görünmemesi veya baş ve vücudun garip veya tutarsız konumlandırılması önemli ipuçlarından. Bu, tespit edilmesi daha kolay tutarsızlıklardan biri olabilir, çünkü deepfake teknolojisi genellikle tüm vücut yerine yüze odaklanır. Doğal olmayan vücut hareketi: Bir kişi döndüğünde veya başını hareket ettirdiğinde bir kare diğerine göre sarsıntılı veya bağlantısızsa, şüphe kası nız çalışabilir. Doğal olmayan renklendirme: Anormal cilt tonu, renk değişikliği, garip aydınlatma ve göz ve kaşların etrafına yanlış yerleştirilmiş gölgeler, gördüğünüz şeyin sahte olduğunun işaretleri olabilir. Saçlar: Deepfake ile üretilmiş içeriklerdeki saçlar genellikle donuk, tutamlar birbiriyle uyumsuz görünebilir. Saçların beyazlaması ile yüz ve gözdeki yaşlanma ve kırışıklık birbiriyle uyumsuz da olabilir. Aynı şekilde sakallar da yeterinde gerçek görünmüyor olabilir. Doğal olmayan dişler: Algoritmalar tek tek diş üzerine çalışamayabilir, bu nedenle tek tek tüm dişlerin ana hatlarının olmaması bir ipucu olabilir. Bulanıklık veya yanlış hizalama: Görüntülerin kenarları bulanıksa veya görseller yanlış hizalanmışsa - örneğin, birinin yüzü ve boynu vücuduyla buluştuğunda - bir şeylerin yanlış olabileceğini düşünebilirsiniz. Tutarsız gürültü veya ses: Zayıf dudak senkronizasyonu, robotik sesler, garip kelime telaffuzları, arka plan gürültüsü ve hatta sesin yokluğu sahte içerikleri ayırt etmek için kullanılabilir. Yavaşlatıldığında doğal olmayan görüntüler: Akıllı telefon ekranından daha büyük bir ekranda video izlerseniz veya bir videoyu normal oynatma hızından daha yavaş izlerseniz, görüntülere yaklaşabilir ve inceleyebilirsiniz. Örneğin kişinin dudaklarına yakından bakmak, gerçekten konuşup konuşmadığını veya dudak senkronizasyonunun kötü olup olmadığını görmenize yardımcı olabilir. Tersine görsel arama : Bir fotoğrafın veya videonun herhangi bir şekilde değiştirilip değiştirilmediğini belirlemeye yardımcı olmak için benzer videoları çevrimiçi olarak arama yöntemi kullanılabilir. Tersine video arama teknolojisi henüz çok gelişmiş olmasa da videodan bir kare seçilerek tersine görsel arama yapılabilir. Dijital parmak izleri : Kusursuz olmasa da, blok zincir  tabanlı doğrulama sistemi bir videonun orijinalliğini belirlemeye yardımcı olabilir. Basitçe, bir video oluşturulduğunda, içerik değiştirilemeyen bir deftere kaydedilir ve videonun orijinalliğini kanıtlamaya bu sistem yardımcı olabilir. Farklı ekipler geliştirdikleri yazılımlarla yapay zeka şeffaflığı sağlamanın ve kullanıcıları deepfake’e karşı güçlendirmenin yollarını çeşitlendiriyor. Sensity AI , DeepFake-o-meter , Deepware AI gibi araçlar kullanarak, şüphelendiğiniz videoyu incelemeyi deneyebilirsiniz. İlginizi çekebilir: Sözlük: Yanlış bilgi içeren videoları tanımlama rehberi İçeriklerin deepfake olup olmadığını anlamada kullanılan algoritmaların yaratıcıları, en yeni deepfake 'lere kendi yeni teknolojileriyle yanıt verirken deepfake teknolojisi de öğrenmeye ve gelişmeye devam ediyor. Şüpheli bir içeriği incelerken dikkat edilmesi gereken noktalar da zamanla değişiyor. Bu çekişme devam ederken, içeriklerin arkasındaki teknolojinin nasıl işlediğini anlayabilmek ve tespit için kullanılabilecek ipuçları sunan detayları fark edebilmek, deepfake içeriklere karşı şüphe kasını güçlendirmenin en etkili yollarından." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-yanlis-bilgiyi-yaymanizi-onleyecek-yedi-yol.jpeg, Rehber: Resmi belgeleri doğrulamak için 9 ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-resmi-belgeleri-dogrulamak-icin-9-ipucu,"Farklı kamusal figürlerle ya da resmi kurumlarla ilişkilendirilen resmi belgeler, sosyal medyada hızla yayılıyor. Kimileri yıllardır dolaşımda, kimileriyse aktüel. Bu belgelerin doğruluğundan emin olmak için takip edilebilecek birkaç adım var. Belgeleri konu alan iddiaların çoğunluğunda iddia resmi bir belge üzerinden kurulduğundan, böyle durumlarda dikkat edilebilecek ilk nokta belgenin idari yazışmalarda takip edilmesi gereken usul kurallarını takip edip etmediği. Resmi Yazışmalarda Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ’te sıralanan detaylar, hem gizli belgelerde hem de günlük resmi yazışmalarda izlenmesi gereken usullere yer veriyor. Örneğin Adalet Bakanlığı’nın AIDS uyarısını gösterdiği iddia edilen belgenin uydurma olduğunu gösteren bulgulardan biri de, yönetmeliğe uymayan yazı formatı, fontu, büyüklüğü gibi detaylardı. Resmi belgelerin sayı bölümüne ilişkin belirlenen özellikleri taşımayan , yazı tipi ve şekil konusunda yönetmelikte belirtilen kurallarla uyuşmayan farklı belgelerin sahte olduğu da böyle tespit edilmişti. Dönem dönem resmi kurumlardan gelen açıklama ve yazışmalarda yapılan hatalar gözümüze çarpsa da yazım hataları belgenin doğruluğu konusunda şüphe uyandırması gereken ilk ipuçlarından. Sahte belgelerde sıkça görülen bir hata, hemen ilk satırdaki yanlış kesme işareti kullanımı. Yazının iletileceği kurumun ismi yazılırken kurumun adına ilave edilen eklerin kesme işareti ile ayrıldığı görülüyorsa, belgeyi incelemekte fayda var. Resmi belgelerde kurumlar, “Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na” değil; “Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığına” diye yazılır. YSK’nın “Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na” hitaben yazdığı iddia edilen metindeki “içtihat” gibi bazı kelimelerin yanlış yazılması da dikkat çeken bir diğer noktaydı. Belgede yer alan kurum adı, adresi, internet sitesi, telefon numarası, birim isimleri, logo, kurum yetkilisi gibi detayların doğruluğu kontrol edilebilir. Mesela, Osman Gökçek'e para transfer edildiğini gösteren belgenin uydurma olduğu, ABD Ulusal Bankası (National Bank of USA) ismiyle bir banka olmadığı bilgisi ile, Cumhurbaşkanı’nın İBB’ye gönderdiği iddia edilen belgenin gerçek olmadığı ise “istaç genel müdürlüğü” isminde bir kurum veya “i spark üst yönetim merkezi” isminde bir birim olmadığı bilgisiyle doğrulanmıştı. Sağlık Bakanlığı gizli ibaresiyle dolaşıma sokulan metindeki imza kısmını kontrol ettiğimizde ise, ismin doğru olduğunu ancak imzanın yetkili isme değil Vitali Klitschko isimli ağır siklet boks şampiyonuna ait olduğu tespit edilmişti. Sahte belgelerin üzerine inandırıcılıklarını artırmak için mühür ya da “-çok gizli” (bazen de İngilizce confidential) gibi ifadeler eklenebileceğini unutmayın. E-imza sisteminin de yaygınlaşmasıyla birlikte, her belgede her zaman mühür kullanılmadığını da akılda tutmak önemli. Eğer iddia konusu belgedeki yer alan kişi veya kurumlarca düzenlenmiş olduğu kesin olan başka belgelere ulaşmak mümkünse, bu belgelerle incelediğiniz belgedeki detayları karşılaştırmak, belgenin orjinalliği hakkında fikir verebilir. Örneğin belgenin Berat Albayrak’ın izniyle yapılan 14 milyar avroluk transferi gösterdiği iddiasını incelerken, iddia konusu belge karşılaştırıldığında, logonun farklı yerde durduğu ve orjinal belgelerde kullanılan fonttan başka bir font kullanıldığı görülebiliyordu. Berat Albayrak’ın izniyle yapılan 14 milyar avroluk transferi gösterdiği iddiasıyla yayılan belge (üstte), Deutsche Bank’ın düzenlediği orjinal örnek belge (altta) İddia konusu belge orjinal başka bir belge veya şablon tahrif edilerek oluşturulmuş olabilir. Tersine görsel arama yapmak, sahte bir sertifika oluşturulurken kullanılan şablonun orjinaline, sahte hesap dökümü belgesi oluşturulurken kullanılan örnek banka dökümanlarına, başka bir resmi evrak tahrif edilerek oluşturulan sahte genelgenin ilk haline ulaşmanızı sağlayabilir. Google , Yandex , Bing , Baidu , TinEye gibi farklı arama motorlarını kullanarak yapabileceğiniz görsel aramayla arattığınız görselin kullanıldığı diğer yerlerin yanında, asıl görselle benzerlik taşıyan içeriklere de ulaşmak mümkün. Montajlanarak oluşturulan genelge (sağda) ve orijinal belge (solda) Resmi yazışmaların artık büyük kısmı elektronik ortamda yapılıyor. E-imzalı yazışmaya ait dökümanın sonunda doğrulama yapılabilecek internet sitesinin adresi ve doğrulama kodu yer alıyor. Mesela, Hatay Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün gönderdiği iddia edilen belgenin doğruluğunu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Elektronik Belge Yönetim Sistemi Evrak Doğrulama üzerinden teyit edebiliyoruz . Karşınıza çıkan belgenin e-imza ile düzenlendiği anlaşılıyor ancak doğrulama kodu görünmeyecek şekilde paylaşılmışsa, tersine görsel arama yöntemiyle belgenin daha büyük haline ulaşmayı deneyebilirsiniz. Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’nun üniversitedeki LGBTİ Çalışmaları Aday Kulübünün kapatılmasına yönelik verdiği kararı gösteren dökümanın gerçek olduğunu bu şekilde doğrulamıştık. Belge üzerinde düzenleme veya montaj gerçekleştirilmiş olabilir. Çevrimiçi araçlar kullanılarak, görsel üzerinde yapılmış manipülasyonlar tespit edilebilir. Örneğin, AK Parti teşkilatında 128 sayısını anmanın yasaklandığını gösterdiği iddia edilen belgenin fotoşop yardımıyla düzenlendiği FotoForensics isimli araç yardımıyla görülebiliyor. İddia konusu belgeyi düzenleyen ya da belgenin hitaben yazıldığı kuruma ulaşarak yazışmayla ilgili bilgileri olup olmadığını sorabilirsiniz." Araştırma: Yanlış bilgiyi yaymanızı önleyecek yedi yol,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgiyi-yaymanizi-onleyecek-yedi-yol,"*Bu içerik ilk kez "" 7 ways to avoid becoming a misinformation superspreader ” başlığıyla The Conversation tarafından 18 Mart 2021 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Yanlış bilgi sorunu bitecek gibi değil. Facebook ve Twitter gibi internet platformları, yanlış bilginin yayılımını durdurmak için bazı adımlar attı ve daha fazlasını yapmak için çalıştıklarını söylüyorlar. Ancak henüz hiçbir yöntem, yanıltıcı içeriklerin sosyal medyadan çıkarılmasında tamamen başarılı olmadı. O halde en iyi savunma, öz savunma. Geniş kapsamda ""mezenformasyon"" olarak adlandırılan, yanıltıcı veya alenen yanlış bilgiler, haber kaynağı gibi gözükmeye çalışan internet sitelerinden, siyasi propagandalardan veya anlamlı gibi görünen fakat aslında anlamlı olmayan "" sözde derin "" araştırmalardan ortaya çıkabiliyor. Dezenformasyon ise kötü niyetlerle, kasıtlı olarak insanları yanıltmaya yönelik üretilen yanlış bilgi türüne verilen isim. Yani dezenformasyon, yanlış olduğu bilinerek paylaşılıyor; ancak mezenformasyon, bilginin doğru olmadığını bilmeyen insanlar tarafından paylaşılabiliyor . Çünkü insanlar internette çoğu zaman düşünmeden bağlantı paylaşıyorlar. Son zamanlarda yayınlanan bir psikoloji araştırmasında, toplumumuzu mezenformasyondan korumaya yardımcı olabilecek bazı taktikler ortaya atıldı. İşte yanlış yönlendirilmenin önüne geçmek ve kendinizin ve başkalarının, yanlış bilgileri yaymasını önlemek için kullanabileceğiniz yedi strateji. Dünya Sağlık Örgütünün "" infodemi "" olarak adlandırdığı olguya karşı en iyi aşı, dezenformasyon yayan aktörlerin sizi manipüle etmeye çalışmak için kullandıkları hileleri anlamak. Buna yönelik stratejilerden biri “ ön çürütme .” Ön çürütme, efsaneleri ve yalanları henüz duymamışken yapılan çürütme türü. Araştırmalar, dezenformasyon hilelerini tanımanın , yanlış haberlerle karşılaştığınızda onları fark etmenize yardımcı olabileceğini ve sizi bu hilelere karşı daha dirençli hale getirdiğini ortaya koyuyor. Cambridge Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, "" Bad News "" isimli bir oyun geliştirdiler. Çalışmalarına göre bu oyun, oyuncuların yanlış bilgileri tespit etme becerisini artırıyor . İlginizi çekebilir: Yanlış bilgiye karşı 'oyun Oyunların yanı sıra, internet ve sosyal medya platformlarının nasıl çalıştığı hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Bu sayede, sizi manipüle etmek isteyen kişilerin kullanabileceği araçları daha iyi anlamış olursunuz. Ayrıca, sağlıkla ve bilimsel konularla ilgili yalanlara ve yanıltıcı açıklamalara karşı direncinizin artmasına yardımcı olabilecek bilimsel araştırma ve kanıt standartları hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Ön çürütme yaklaşımı siyasi yelpazedeki tüm insanlarda işe yarıyor. Fakat yanlı olduğunun (taraf tuttuğunun) farkında olan insanlara kıyasla yanlılıklarını hafife alan insanlar, yanıltılmaya daha açıklar. Araştırmalar insanların, mevcut görüşleriyle uyumlu olan yanlış bilgilere karşı daha savunmasız olduğunu ortaya koyuyor. Kişi hali hazırda sahip olduğu görüşlerini doğrulayan bilgilere inanmaya eğilimli olduğundan, buna “ doğrulama (teyit)  yanlılığı ” deniyor. Burada öğrenmemiz gereken şey, hemfikir olduğunuz veya kendinizi yakın bulduğunuz gruplardan veya insanlardan (siyasi, dini, etnik köken veya uyruk gibi ortaklıklar) gelen bilgilere bilhassa eleştirel yaklaşmak. Diğer bakış açılarını ve konuyla ilgili diğer kaynakları araştırmayı unutmayın. Yanlılıklarınızın ne olduğu konusunda kendinize karşı dürüst davranmak da fazlasıyla önemli. Birçok insan başkalarının taraf tuttuğunu varsayıp kendilerinin yanlı olmadığına inanıyor ve başkalarının yanlış bilgi paylaşma ihtimalinin, kendilerinden daha yüksek olduğunu düşünüyor. Medya kuruluşlarının da yanlılıkları var. Medya Yanlılığı Grafiği , en çok ve en az partizan kaynakları ve bu kaynakların gerçekleri haberleştirirken ne kadar güvenilir olduklarını açıklıyor. Haberlerin internetteki farklı sunuluş şekillerine karşı ne kadar savunmasız olduğunuzu görmek için de “ Fakey ” adlı internet oyununu oynayabilirsiniz. Haber tüketirken, kaynağın ne kadar güvenilir olduğunu ya da güvenilir olup olmadığını öğrenin. İçgüdülerinize güvenmekten ziyade , kime ve neye güvenebileceğinizi öğrenmek için daha az yanlı olan ve daha fazla gerçeklere dayanan diğer kaynakların haberlerini kontrol edin. Ayrıca, dezenformasyon yayan bazı aktörlerin, gerçek haber kaynaklarına benzeyen sahte siteler oluşturduğunu unutmayın. Bu nedenle hangi siteyi ziyaret ettiğinize dikkat edin. Kendi düşünme süreciniz hakkında düşünebilmek , gerçeği kurmacadan ayırt etme yeteneğinizi geliştiriyor. Çoğu insan internete, özellikle sosyal medyaya, eğlenmek, bağlantı kurmak ve hatta dikkat dağıtmak için giriyor. Doğruluk, öncelik listesinde üst sıralarda değil. Bununla birlikte, çok az insan yalancı olmak ister ve yanlış bilgi paylaşmanın bedeli bireyler, ilişkiler ve bir bütün olarak toplum için çok fazla olabiliyor. Bir şeyi paylaşmaya karar vermeden önce, durup gerçeğe ve doğruluğa verdiğiniz değeri hatırlayın. “Paylaştığım şey doğru mu?” diye düşünmek, yanlış bilginin yayılmasını durdurmanıza yardımcı olabiliyor ve paylaşmadan önce başlığın ötesine bakmaya ve muhtemelen de sizi teyit etmeye teşvik ediyor. Özellikle doğruluk hakkında düşünmüyorsanız bile, paylaşmadan önce durmak , zihninizin duygularınıza yetişmesi için bir şans verebilir. Kendinize bunu gerçekten paylaşmak isteyip istemediğinizi ve nedenini sorun. Paylaşmanın olası sonuçlarının ne olabileceğini düşünün. Araştırmalara göre çoğu yanlış bilgi hızlı ve fazla düşünmeden paylaşılıyor. Düşünmeden paylaşma dürtüsü, partizan paylaşma eğilimlerinden bile daha güçlü olabiliyor . Kendinize zaman tanıyın. Acele etmeyin. Binlerce kişinin acil haber aldığı, son dakika haberleri yayınlayan bir kuruluş değilsiniz. İnsanlar genellikle eleştirel düşünme neticesinden ziyade içgüdüler nedeniyle bir şeyler paylaşıyorlar. Son zamanlarda yapılan bir çalışmanın ortaya koyduğu üzere, sosyal medya akışlarını duygusalken inceleyen kişilerin, daha rasyonelken inceleyenlere göre yanlış bilgi paylaşma olasılığı çok daha yüksek . Özellikle öfke ve endişe , insanları yanlış bilgilere karşı daha savunmasız hale getiriyor. Herkes içinde yanlış bilgiye karşı koyun. İnternette arkadaşlarınıza karşı çıkmak, özellikle tartışma korkusu yaşıyorsanız rahatsız edici olabiliyor. Bir teyit sitesi bağlantısı attığınız kişi, hatasının yüzüne vurulmasından rahatsız olabiliyor. Fakat gönderideki mantık yürütme sürecini gözden geçirerek neden yanlış olduğuna dair bağlantılar yoluyla karşı delil sunmanın etkili bir yöntem olduğu biliniyor. ""Bu doğru değil,"" demek gibi kısa çürütmeler bile hiçbir şey söylememekten daha etkili. Karşıdaki kişiyle alay etmek değil ama mizah da işe yarayabiliyor. İnsanların internette yanlış bilgileri düzeltmesi , sosyal medya şirketlerinin bir gönderiyi şüpheli olarak işaretlemesinden daha çok olmasa da en az o kadar etkili olabiliyor. İnsanlar algoritmalardan ve botlardan ziyade diğer insanlara daha çok güveniyor ; özellikle de kendi sosyal çevrelerindekilere. Bilhassa konuyla ilgili uzmanlığınız veya içeriği paylaşan kişiyle yakın ilişkiniz varsa. Ayrıca herkesin önünde yapılan çürütmeler, diğerlerinin de paylaşmadan önce daha dikkatli olması gerektiği uyarısında bulunarak ekstra fayda sağlıyor. Yani asıl gönderiyi paylaşan kişiyi olmasa da başkalarını caydırmış oluyorsunuz. Diyelim ki birinin, bir haberin yanlış olduğunu belirttiğini gördünüz: ""Başkası çoktan söylemiş, benim söylememe gerek yok,"" demeyin. Daha fazla kişinin bu gönderinin yanlış olduğunu belirtmesi, yanlış bilgi paylaşmanın genel olarak hoş karşılanmadığı hissini veriyor . Yanlış bilgiye karşı duranların yanında olun. Eğer destek olmazsanız ve o içerik tekrar tekrar paylaşılırsa, herkes paylaştığı ve çok az kişi buna karşı durduğu için insanlarda yanlış bilgi paylaşmakta sorun olmadığı inancı güçlenir . Yanlış bilginin yayılmasına müsaade etmek, buna daha da çok kişinin inanmaya başlamasını da daha olası hale getiriyor. Çünkü insanlar başta doğru olmadıklarını bilseler bile, tekrar tekrar duydukları şeylere inanmaya başlıyorlar . Bu işin mükemmel bir çözümü yok. Bazı yanlış bilgilere mücadele etmek diğerlerinden daha zor ve bazı taktikler farklı zamanlarda veya farklı insanlar üzerinde daha etkili. Ancak kendinizi ve sosyal ağlarınızdaki insanları karışıklıktan, aldatmacalardan ve yanlışlardan korumak için atabileceğiniz pek çok adım var." Sürdürülebilir dezenformasyondan ne anlayabiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/surdurulebilir-dezenformasyondan-ne-anlayabiliriz,"İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, suç örgütü liderliğiyle itham edilen Sedat Peker’in iddialarına yanıt vermek için katıldığı Habertürk yayınında, duymaya alışkın olmadığımız bir kavram kullandı. Sürdürülebilir dezenformasyon . Soylu bu kavramı BBC Türkçe’de yayınlanan bir haber hatırlatıldığında kullandı: “ Sürdürülebilir dezenformasyon var. BBC Türkçe dezenformasyon kanalıdır, hem ekonomik hem siyasi dezenformasyon kanalıdır. Ben çalışma bakanlığı yaptım, oradan beri takip ediyorum. Bunun için dostum olan İngiltere İçişleri Bakanı'nı defalarca aramış bir kişiyim, ‘Bakın burada bir yanlışlık var, bakın dezenformasyon yapıyor’ demişimdir. Ben kendi bakanlıklarıma sokmadım. ‘Sokmayacaksınız, karşılaşmayacaksınız’, defalarca o dönem demişimdir. Bugün dünyaya gelmişiz gibi karşı karşıya kalıyoruz bazen. Kimlerin Türkiye'ye operasyon çektiğini hep beraber biliyoruz. ” İzleyicilerin aklında bir soru belirdi. Sürdürülebilir dezenformasyon neydi ve kavram BBC Türkçe ile nasıl ilişkilendirilmişti? “Sürdürülebilir dezenformasyon” diye bir kavramın literatürde karşılığı yok. Zaten Soylu da sözlerine BBC’nin “dezenformasyon ürettiği” iddiasıyla devam ediyor. Soylu’nun söyledikleri üzerine düşünmeden önce dezenformasyonun ne olduğunu hatırlayalım. Zira Google Trends verilerine göre canlı yayının olduğu gün dezenformasyon kelimesi ile “Dezenformasyon nedir?” sorusu hiç olmadığı kadar popülerdi. Dezenformasyon kasıtlı olarak üretilen ya da yayılan yanlış ya da yanıltıcı bilgi diye tanımlanıyor. Yanlış bilgiyi kasten üretenlerin tipik olarak siyasi, ekonomik, psikolojik ya da toplumsal motivasyonları olduğu hatırlatılıyor. Medya kuruluşlarının da yanlış bilginin yayılmasında rolü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Teyit’in kurulduğu 2016’dan bugüne incelediği şüpheli bilgiler dikkate alındığında BBC Türkçe’nin bugüne kadar yalnız iki haberinde yanlış bilgi paylaştığı tespit edilmiş . BBC Türkçe, her iki haberini de düzeltmiş. Elbette Teyit mevcut tüm medya kuruluşlarının bugüne kadar yayınladığı tüm bilgileri doğrulayamıyor; bununla birlikte BBC Türkçe’nin sistematik olarak dezenformasyon üreten bir adres olduğunu söylemek de güç. Ancak bakanın dezenformasyon tabirinden muradı bir başka şey olabilir. İnternet sitesine göre BBC, Kraliyet Tüzüğü ile kurulmuş bir kamu hizmeti yayıncısı ve kamu tarafından ödenen lisans ücreti ile finanse ediliyor. Belirli dönemlerde yoğunlaşan tarafsızlık eleştirilerinin aksine, yayıncılıkta özerk ve özgür, yani hükümet ya da kraliyete karşı da yansız davrandığını belirtiyor. Ancak bir kişi ya da kurumun tüm ideolojik çerçevelerden tamamen uzak olduğunu iddia etmek zor. Bu II. Dünya Savaşı sonrası gelişen eleştirel teorinin üzerinde en çok durduğu konulardan biri. Bu gelenek, bilgi ve ideolojilerin de, toplumsal ilişkileri düzenlemekte üretim ilişkileri kadar önemli olduğunu söylüyordu. Bu yüzden de “kanaatleri yönetmek”, en az üretim ilişkilerine hükmetmek kadar mühimdi. Hakikaten de, bugün bildiğimiz anlamıyla medya, rolü ve bu role bağlı haklarını, liberal demokrasinin varsayımlarından alıyor. Başka bir varsayım, medyanın bağımsız ya da tarafsız olmasına pek o kadar kıymet vermeyebilir. Soylu gerçekten “bir ideolojik aygıt olarak” medyanın rolüne atıfla mı bu tabiri kullandı tahmin etmek güç; ancak olası en makul açıklama bu gibi duruyor. Çünkü “sürdürülebilirlik” kavramını böyle tefsir etmek mümkün. Ancak bu tartışmanın da bir bağlamı ve “ana akım medya” olmanın kendince prensipleri var. Temel gazetecilik ilkelerine bağlı kalmak, şeffaflık, olgusal yanlışlara düşmemek, ilgili haberden doğrudan etkilenecek tüm taraflara söz hakkı tanımak, kamu yararı gütmek gibi… Kaldı ki dünyada pek çok devletin resmi bir yayıncısı var. Türkiye’de de Anadolu Ajansı ve TRT, vergi mükellefleri ile hayatta kalıyor ve kamu yayıncılığı yapıyorlar . Üstelik tüm devlet yayınlarının “ana akım” ilkelere her zaman sadık kaldığını iddia edebilmek de güç. Yani dezenformasyon kaynağı olarak medya kurumlarını işaret etmek, yeni bir adet değil. Ancak devletler de artık oyunu kuralına göre oynuyor ve propaganda tekniklerini dijital alana doğru genişletiyor. Biraz somutlaştıralım. Oxford İnternet Enstitüsü tarafından yapılan ""The Global Disinformation Order"" başlıklı araştırma , devletlerin internet aracılığıyla kamuoyunu yanıltmaya yönelik sistematik girişimlerinin dünya genelinde yükseldiğini gösteriyor. Rapor Türkiye'nin de aralarında yer aldığı 70 ülkede vatandaşların devlet kurumları ya da siyasi partilerin yönlendirdiği dijital kampanyalarla yanıltıldığını ortaya koyuyor. Arama motorları, algoritmalar, botlar, sahte hesaplar, troller ve deepfake gibi yapay zeka teknolojileri gibi çeşitli yöntemlerle yaratılan propaganda kampanyalarına, sadece otoriter değil demokratik rejimlerde de başvurulduğunu görebiliyoruz. İlginizi çekebilir: Bilişimsel propaganda yöntemlerini kullanan ülkelerin sayısı artıyor Ancak elbette otoriter rejimlerde bu niyet daha sarih gözlemlenebiliyor. Özellikle Çin, Rusya, Hindistan, İran, Pakistan, Suudi Arabistan ve Venezuela’da devlet ödenekli ekiplerin bu yöntemleri dış politikaya şekil vermek için kullanmaya devam ettiği tespitler arasında. Bu iddiaları öne süren tek yetkili Soylu da değil. Cezayir’de süren hükümet karşıtı Hirak protestolarını ele alış biçimi nedeniyle Cezayir hükümetinden uyarı alan France24’ün akreditasyonu Haziran ayında iptal edildi . İptalin gerekçesi ise “ Medyada dezenformasyon ve manipülasyonlarda bulunmasının yanı sıra, Cezayir'e karşı kesinleşmiş bir düşmanlık içinde olması” . Uluslararası medya kuruluşları ve basın mensupları ile ilişkisi epey kırılgan olan Çin ise en bilinen örnek. 3 Şubat'ta Uygur kadınlara Çin'deki kamplarda işkence ve cinsel şiddet uygulandığı iddialarına dair haberi ardından Çinli yetkililer BBC’nin yanlış bilgi yaydığı iddiasında bulunmuş , ardından Çin Ulusal Radyo ve Televizyon Kurulu haberi gerekçe göstererek BBC’nin ülkedeki yayınını durdurduğunu açıklamıştı. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün yürüttüğü araştırmaya göre, yaşananlar sosyal medya platformlarında, BBC’nin Çin hakkında dezenformasyon yaydığı, Çin'e karşı önyargılı olduğu, Çin hakkındaki haberlerinin yabancı aktörler ve istihbarat teşkilatları tarafından kışkırtıldığı iddiaları etrafında şekillenen propaganda atmosferini güçlendirdi . Çin, uzak ve sert bir örnek olsa da bu gerilim politikacıların “dezenformasyon” kavramını tersinden nasıl kullanabileceğine örnek. Fotoğraf: Mark Ralston, AFP Yani dezenformasyon söylemi, dezenformasyonu pekiştirmek için de kullanabiliyor. Suyu bulandırmak pahasına özensizce başvurulan ""dezenformasyon"" etiketinin bilgi ekosistemi nde yarattığı sorunlar var. Makul çözümler önerebilmek için, kullandığımız kelimelerin kavramsal sınırlarını belirgin tutabilmeye önem veriyoruz. İçeriğin yaratıcısının motivasyonunu öngören ve bilgi düzensizliği nin ortaya çıkabileceği alanı haberlerle kısıtlayan bir tanım olan “yalan haber” yerine, ""yanlış bilgiyi"" tercih etmemizin nedeni de bu. Terimin bağlamından koparılarak, gazetecilere saldırmak için kullanılan bir silaha dönüştürülmesi, bu istenmeyen etkiyi görmek için iyi bir örnek . Yanlış bilginin dezenformasyon amaçlı üretilip üretilmediğini belirlemek Teyit’in önceliği değil. Ancak dezenformasyonu ayırt edici bir biçimde tanımlayabilir, sistematik dezenformasyonun sonucu olan vakaların yol açığı sonuçları belirleyebilirsek, eleştirel düşünce alışkanlığını yaygınlaştırabilir, dijital medya okuryazarlığını güçlendirir ve günün sonunda kutuplaşmayla baş etmek için uygun bir zemin yaratabiliriz." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-saglik-alaninda-anekdotal-aktarimlara-guvenebilir-miyiz.png, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-nereye-kadar-suphe-kapak.jpeg, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-deepfake-yafta-kapak.png, Nereye kadar şüphe duyacağız?,https://teyit.org/teyitpedia/nereye-kadar-suphe-duyacagiz,"Bizi yanlış bilgiye karşı savunmasız kılabilen bilişsel cimrilik , teyit yanlılığı gibi psikolojik faktörleri , doğrulama faaliyetine rağmen yanlış bilginin yayılmaya devam etme nedenlerini ve tüm bunlara karşı alabileceğimiz önlemler olduğunu sıklıkla tekrar ediyoruz. Yapılacaklar listesinde ilk sırada her zaman şüphe duymak ( skepticism ) var. Eleştirel düşünmenin pratikle geliştiğini düşündüğümüzden, “ şüphe kası ” Teyit’in sık kullandığı bir kavram. Şüphe kasımızı çalıştırmak, yanlış bilginin önüne geçmek için atabileceğimiz ilk adım. Ancak şüphe, yalnızca teyitçilerin önem verdiği bir konu değil. Komplo teorilerisyenleri tarafından da fazlaca sahipleniliyor. Aslında bu iki şüphe arasında fark var. Şüphenin temellerine, şüpheyi besleyiş ve sorulara yanıt arayış yöntemlerine bakarak, makul şüphecilikle, komplo teorilerine kadar giden paranoid şüphe arasındaki farkı anlamak mühim. Her ne kadar şüphede ortaklaşılsa da, eleştirel düşünme ve makul süphecilik pratikleriyle paranoid şüphe karıştırılmamalı. Kanıtlara duyarsızlık ve çelişki gibi özellikler barındıran bu şüphe biçiminin komplo teorilerinin de temelinde yattığını hatırlamak önemli. Teyitçilerin benimsemediği bu şüphe biçimini, bir bilgiyle karşılaştığımızda, zihnimizde beliren fikre uymayan tüm kanıtlara karşı aşırı şüphecilik, fikrimizi destekleyen kanıtları büyüterek yorumlamak ve bu iki adım arasındaki tutarsızlık olarak tanımlamak mümkün. Türk Dil Kurumu komplo teorisi ni “bir kimse, kuruluş veya ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan düşüncelerin tümü” diye tanımlıyor . Komplo teorileri üzerine araştırma yapan akademisyen Michael Barkun’a göre; bu teoriler “ hiçbir şey tesadüf değildir, hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve her şey birbirine bağlıdır ” gibi üç temel önerme içeriyor. Bu üç önermeden hareketle paranoid şüphenin temel özelliklerini ortaya koymak mümkün. Bu özellikleri sıralarken Stephan Lewandowsky ve John Cook’un yazdığı ve Teyit olarak Türkçeleştirdiğimiz Komplo Teorisi El Kitabı ’na göz atmakta fayda var. Kitap gerçek komploların olabileceğini notunu da düşerek komplo odaklı düşünme ile geleneksel düşünme yöntemleri arasındaki farkları ortaya koyuyor. Eğer varsa, gerçek komploları açığa çıkaracak yolun nasıl ve neden komplo odaklı düşünme sisteminden geçmediğini açıklıyor. Aksine, gerçekte halkı aldatmaya yönelik girişimleri ortaya çıkarmak için sağlıklı şüpheciliğe, kanıta ve tutarlılığa önem veren geleneksel düşünme gerektiğini hatırlatıyor. Buna göre komplo odaklı düşünmeye yol açan paranoid şüphenin dört temel özelliği var. Yazının başında bahsettiğimiz bilişsel nedenlerin de bu dört özelliği beslemekte epey etkili olduğunu hatırlamak da önemli. Peki aradığımız şüphe bu değilse ne? Teyitçilerin vurguladığı şüphecilik, manipülasyon potansiyelinin farkındalığı ve gerçeği doğru bir şekilde anlama arzusu olarak tanımlanabilir. Yani genel bir güvensizlik olan sinizmden farklı. Şüphe kası temelde eleştirel düşünme becerilerinden kuvvet alıyor. 5N1K sorularını bilginin içeriği, kaynağı, bağlamı için sorabilmeyi ve soruların cevaplarına eşit mesafede durabilmeyi gerektiriyor. Yukarıda temel özellikleri sıralanan paranoid şüphenin aksine, makul şüphenin kanıtlarla ilişkisi mümkün olduğunca objektif. Bu noktadan paranoid şüpheye varmadan önce, şüphe duymanın eleştirel düşünme pratikleri için elzem olduğunu, ancak şüpheye yanıt ararken, güvenilir kaynaklara ve bilimsel verilere dayanan kanıtları öncelememiz gerektiğini hatırlamak gerek. Karşılaştığı bilgileri makul şüphe ile sorgulayan bir kişinin temel özellikleri şöyle sıralanabilir: Kaynak: Komplo Teorisi El Kitabı Komplo teorilerine inanmanın, hatta yalnızca maruz kalmanın bile ortaya çıkardığı belli zararlar olduğu biliniyor . Araştırmalar komplo teorilerine inanmanın, siyasete katılma ya da karbon ayak izlerini küçültme isteklerinin azaldığını gösteriyor. Bu zararların etkisini en aza indirebilmek için siyasi otoritelerin, sosyal platformların, gazetecilerin ve teyitçilerin farklı boyutlarda çeşitli çözümler üretmesi gerekiyor. Eleştirel düşünmeye ve yararlanabileceğimiz araçlara aşinalık, paranoid şüphenin sınırlarını bilen ve makul şüpheyi pratik edebilen bireyler olarak çözümün parçası olmamızı sağlayabilir. Bilişsel kırılganlıklarımızı akılda tutarak, bilgi karmaşasının içinde yönümüzü makul bir güven ve şüphe karışımıyla bulmak mümkün. Kapak illüstrasyonu: Franziska Barczyk" Sağlıkla ilgili anekdotal aktarımlara güvenebilir miyiz?,https://teyit.org/teyitpedia/saglik-alaninda-anekdotal-aktarimlara-guvenebilir-miyiz,"Sağlıkla ilgili yayılan çevrimiçi yanlış bilgiler, Covid-19’a yönelik sahte ve mucizevi tedavi yöntemlerinden aşıların işe yaramayacağına kadar geniş bir alana yayılabiliyor. Bu yanlış bilgilerin bir kısmı güvenilir kaynakların yanlış yorumlanmasından kaynaklanırken, bir kısmı “bilimsel” sayılmayan şahsi görüşler ve anekdotlara yaslanıyor. Sosyal medyada bir hesap sahibi olmak, konuda uzmanlığınız olmasa dahi, insan yaşamını doğrudan etkileyebilecek konularda fikir belirtmek için yeterli olabiliyor. Peki çevrimiçi platformlarda gördüğümüz kişisel hikaye ve görüşleri, bilimsel gerçeklermiş gibi kabul etmek doğru mu? İfade özgürlüğü, insan olmaktan gelen en tabi haklarımızdan. Ancak şahsi hikayeler ve görüşlerle bilimsel gerçekleri birbirinden ayırt etmek de bir sorumluluk. Çünkü bu gözetilmeden paylaşılan yanlış bir bilgiye göre alınan hatalı bir karar, insan hayatını tehdit edebilir. Peki anekdotları bilimsel verilerden, olguları görüşlerden nasıl ayıracağız? Bir anekdot, birinin kendi başına gelen ya da bir başkasından duyduğu bir olaydır . Örneğin teyzenizin bel fıtığının yerde yatmaya başladıktan sonra hafiflemiş olması bir anekdottur. Bilimsel veri ise şöyle oluşur : Diğer tüm değişkenler sabit kalmak koşuluyla, teyzeniz ile aynı durumdaki çok sayıda hastanın bir kısmı yerde yatar, bir kısmı kendi yatağında. Yerde yatanlarda belirgin bir iyileşme gözlenirse, artık elinizde bilimsel bir veri vardır. Ancak bu da bir gerçek değildir. Verinin bilimsel bir gerçeğe dönüşmesi için, yerde yatmanın hangi mekanizmalar ve nasıl bir etkiyle bel ağrısına iyi geldiğinin de araştırmalarla ortaya konması gerekir . Teyzenizin belinin daha az ağrımasına neden olanı ortaya çıkarabilecek kontrollü koşullar sağlanamadığı sürece, bu bilgiyi belli bir rezervle aktarmanız ya da okumanız daha hayırlı olacaktır. Bilimsel veriye dayanan bir örnek Anekdotal aktarım örneği Gelelim görüşlere… Belli bir konuyla ilgili yeni bir bilgi ya da veri aktarmayan, ama o bilgi ya da veriyi belli bir şekilde yorumlayanlar “görüş bildiriyor” olur. Görüşler bilimsel ya da bilimsel olmayan (yani kişisel görüş) biçimlerde bildirilebilir. Bilimsel görüş, veri ya da bilginin, bilimsel birikim ve belli bir metodoloji dahilinde yorumlanmasıyla oluşur. Kişisel görüşler ise belli bir metoda yaslanmaz, şahsın yargılarından, değerlerinden, inançlarından ve içinde bulunduğu subjektif koşullardan, duygularından etkilenmeye meyillidir . Bilimsel olmayan bir görüş örneği Bilimsel bir veriye dayanan görüş örneği. Bilimsel gerçeklerin doğru veya yanlış oldukları delillerle gösterilebilir; genellikle deneysel veri ve bilgilere dayanırlar . Kişisel görüş ve hikayeler de gerçeklere dayanabilir. Ama bu aktarımların karşıdakini kasıtlı ya da kasıtsız olarak yanıltma potansiyeli olduğunu akılda tutmak gerek. Üstelik mesele sağlık olunca, görüş ve kişisel hikayelere çok fazla maruz kalıyoruz. Başınızın ağrıdığını söylediğinizde, size yardım etmek isteyen biri kendine iyi geldiğine inandığı bitkisel bir tedavi önerebilir. Bu “iyi niyetli” tavsiyeler nadiren işe yarasalar da, çoğunlukla ve en iyi ihtimalle “bir derde deva” olmazlar. Daha kötü ihtimal ise bu tavsiyelerin sağlığımızı tehlikeye atabilecek olması. Hepimiz benzersiziz. Bilimsel geçerliliği olan tüm tıbbi tedaviler ve etkileri de bireysel. Bu yüzden kanıta dayanmayan anekdotlar ilgi çekiciler, ancak tekil deneyimlere dayalı genellemelere güvenmek bizi doğruya götürmez . Peki anekdotal aktarımları çöpe mi atalım? Hayır, aslında çok değerliler: Semptomların doğasını ve tedavinin yan etkilerini anlamanıza yardımcı olması açısından, bu bilgileri sağlık çalışanlarıyla paylaşmalısınız . Aşılar ve yan etkiler hakkında bilimsel gerçekleri ve görüşleri ayırt etmek için başvurulabilecek kolay ama yaşamsal bir soru var: “Kanıtlanabilir mi?” Ancak biraz daha zihin jimnastiği yapabilmek için ek sorgulamalara da girişebilirsiniz: Bir bilgiyi akademik olarak temellendirmek istiyorsanız, izlemeniz gereken bir usul, bir kurallar bütünü var . Bir metodu aşı karşıtları söylediğinde kabul edip, aşıların faydası hakkında yazanlar başvurduğunda reddetmek adil de değil. Bu nedenle de anekdotal gözleme doğrudan inanmak yerine iddianın bilimsel bütünlüğünü sorgulamak, haliyle akademinin ve bilimin kurallarına tabi olunduğunu kabul etmek gerek. Peki bahsettiğimiz bilimsel gerçekler ve kurallar bütünü içerisinde anekdotal gözlemler nerede yer alıyor? Bunun için bilimsel bilgi hiyerarşisi olan kanıt piramidini inceleyelim. Bilimsel araştırmalarda delil hiyerarşisi izleniyor. Yani yayınlanacak makalenin güvenilirliği, sunulan kanıtlara ve araştırmanın metoduna bağlı. Bu nedenle de, güçlü bir araştırma, çalışmayı daha güçlü ve güvenilir hale getiriyor. Kanıt piramidi, hangi çalışmanın önceliklendirileceğini gösteren bir rehber denebilir. Bu kanıtlar piramidindeki hiyerarşiden anlamamız gereken şu; her bilimsel çalışma aynı açıklayıcı güçte ve delil güvenilirliğinde değil. Kişilerin anıları ve başına gelenlerin anlatıldığı bir blog ya da haber ise bu çalışmaların hiçbiriyle karşılaştırılamayacak kadar güvenilmez sayılıyor ." Deepfakeler mi daha tehlikeli deepfake yaftaları mı?,https://teyit.org/teyitpedia/deepfakeler-mi-daha-tehlikeli-deepfake-yaftalari-mi,"Kırılgan bir siyasi ve ekonomik atmosferde, 2018’in son aylarında hasta olduğu açıklanan Gabon Devlet Başkanı Ali Bongo, bir süredir ortalarda yoktu. Yetkililerden gelen tutarsız açıklamaların ardından Bongo'nun öldüğü söylentileri yayıldı. Ocak 2019'da, geleneksel yeni yıl konuşmasıyla halkın karşısına çıkan Bongo’nun videosu , beklenenin aksine öldüğü iddialarını daha da güçlendirdi. Gabon Devlet Başkanı Ali Bongo’nun deepfake olduğu iddia edilen görüntüleri. Bongo’nun normalden farklı göründüğü, videonun deepfake olduğu iddiası hükümetin halktan bir şeyler sakladığı şüphelerini körükledi. Bir hafta sonra ordu, videoyu gerekçe göstererek başarısızlıkla sonuçlanacak bir darbe girişimi başlattı. Yapılan incelemelerin hiçbirinde videoda manipülasyon olduğu sonucuna ulaşılamadı ancak video deepfake etiketini yemişti bir kere. Gabon'da yaşananlar, deepfake fikrinin büyütebileceği şüpheyi ve şüphenin yaratabileceği riskleri göstermek için iyi bir örnekti. Deepfake’ler yayılmaya başladığında bilgi ekosistemi ndeki ilk endişe, özellikle seçim dönemlerinde, ikna edici bir şekilde seçmenlerin görüşlerini değiştirecek deepfake içerikler üretilmesiydi. Ancak henüz deepfake içerikler, bilgi kirliliği yaratan diğer içerik türlerinden çok da farklı bir performans sergilemedi ve korkulan olmadı. ‘Gerçek’ yanılgısını tam anlamıyla yaratacak deepfake içerikler üretmek hala çok zor. Üstelik bu içerikleri tespit etmek için kullanılabilecek birçok ipucu var. İlginizi çekebilir: Rehber: Deepfake ve cheapfake’leri tespit etme yolları Deepfake içerikler hakkında yürütülen araştırma , yanıltıcı bilgilere aldanmamızın nedenlerinin, üretimlerinin arkasındaki teknolojiden daha çok, bizi güvenmeye veya güvenmemeye götüren zihinsel süreçler olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de 5 bin 750 katılımcıyla gerçekleştirilen bir araştırma , deepfake içeriklerin seçmenleri yanlış bilgiye inandırma konusunda emsalsiz bir yeteneğe sahip olmadığını gösteriyor. Hangi içeriğin gerçek hangisinin deepfake olduğunu ayırt etmeleri istenen katılımcıların yanıtlarında dikkati çeken, katılımcıların ait oldukları siyasi tarafı kötü gösteren gerçek bir videoyu “sahte” ilan etme olasılıklarının daha yüksek olması. Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev ile seçim sonrası bir anlaşma hakkındaki imalarını gösteren sızdırılmış gerçek görüntülerin gerçek olduğuna inanan cumhuriyetçi katılımcı oranı yüzde 58 iken, demokratlarınki yalnız yüzde 22. Ya da eski başkan Donald Trump’ın Apple CEO’su Tim Cook’un adını yanlış söylediği videonun gerçek olduğunu tespit eden demokratların oranı yüzde 87, cumhuriyetçilerin ise yüzde 51. Yani karşımıza çıkan içeriği değerlendirirken algımızı içeriğin altında yatan teknolojinin kendinden çok, mevcut görüş ve inançlarımız şekillendiriyor. Araştırma ekibi gerçek videolar ile deepfake’leri birbirinden ayırmada kritik rolü, siyasi ve dijital okuryazarlığın oynadığını vurguluyor. İlginizi çekebilir: Siyasi fikirlere bağlılığımız gerçeklik algımızı etkiler mi? Deepfake içerik uzmanı Henry Ajder, “ Deepfake’ler sahte medyanın gerçek gibi görünmesi açısından risk oluşturuyor; ancak şu anda daha somut tehdit, deepfake fikrinin gerçek içerikleri sahte göstermek için nasıl kullanılabileceğidir "" diyor. Deeptrace tarafından 2019’da yayınlanan rapor deepfake'lerin siyasi etkisi hakkında spekülasyon yapan haberlerin, deepfake'lerin etkili olduğu gerçek vakaları gölgede bıraktığını ortaya koyuyor. Daha önce deepfakelerin ne olduğunu ve nasıl tespit edilebileceğini incelediğimiz yazıda teknoloji şirketlerinin ve araştırmacıların deepfake’lerin sahte içerikleri gerçek gibi göstererek yaratabileceği risklere odaklandığını, deepfake içerikleri tespit etmeye yarayan araçlar geliştirildiğinden bahsetmiştik. Ancak uzmanların ikinci bir endişesi daha var. İnsanlara hak ihlallerini kayıt altına alma konusunda destek olan sivil toplum örgütü Witness, polis şiddetine maruz kalan vatandaşların, bir memurun bir sivili öldürürken çektikleri herhangi bir videonun artık soruşturma için yeterli olmayacağından endişe ettiğini, gerçek kanıtların sahte olarak reddedilebileceğine dair korkunun, yürüttükleri atölye çalışmalarında tekrar eden bir tema haline geldiğini belirtiyor . Kuruluşun Program Direktörü Sam Gregory;  “ İnsanların yolsuzluğu göstermek için kullanmaya çalıştıkları her şey hakkında 'deepfake’ diyebilmek güçlülerin eline başka bir silah daha veriyor.” Yapay zeka teknolojileri kullanılarak oluşturulan deepfake içerikler ve Gabon örneğinde olduğu gibi onlarla birlikte gelen deepfake yaftaları son yıllarda gündem olsa da benzer şekilde montaj iddiaları, her tartışma konusu belge, fotoğraf, ses kaydı ya da video için dile getiriliyor. Deepfake gibi teknolojilerin gelişmesi, aslında gerçek olan içeriklerin çeşitli manipülasyonlarla üretildiği iddialarını destekleyecek bir argüman haline gelip, gerçek ve uydurma arasındaki çizgiyi belirsizleştirebiliyor. Belirsizliği giderebilmek için sahte içeriklerin sahte olduğunu tespit edebilecek yetkinliğe sahip olmak önemli. Önemli olan bir diğer nokta ise içeriği tahrif etmenin de içeriğin doğruluğuna ilişkin şüphe uyandırmanın da kasıtlı olarak kafa karışıklığı yaratmak amacıyla kullanılabileceğini akılda tutmak. Kapak illüstrasyonu: Yann Bastard" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-gazeteciler-haberlerinde-yanlis-bilgi-yaymaktan-nasil-kacinabilir.png, 2021 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu: Yanlış bilgi kaygısı büyümeye devam ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/reuters-enstitusu-2021-raporu-yanlis-bilgi-kaygisi-buyumeye-devam-ediyor,"Tamamı küresel salgının gölgesinde geçen yılın ardından, 46 ülkeden haber tüketicilerinin katılımıyla hazırlanan Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2021 Dijital Haber Raporu yayınlandı. Rapor pandemi, komplo teorileri, seçimler ve diğer siyasi gerginliklerin gölgesinde, hangi haber kaynaklarını kullanacağını daha fazla önemseyen kritik bir kitle oluştuğunu tespit ediyor ve farklı mecraların bu gereksinimi karşılamadaki rolüne odaklanıyor. Raporda habere duyulan güvenin ve yerel haberciliğe verilen önemin arttığı, ancak medyaya genel ilginin beklenenin altında kaldığı, yazılı basına ilginin salgının etkisiyle düştüğü, televizyona ilgininse yükseldiği belirtiliyor. Rapora göre yanlış ve yanıltıcı bilgiye dair endişe belirginleşmiş durumda. Rapora göre pandeminin ardından haberlere duyulan güven ortalama yüzde 6 arttı. Dünya genelindeki katılımcıların yüzde 44'ü çoğu zaman çoğu habere güvendiklerini belirtiyor. Finlandiya yüzde 65’le habere duyulan güvenin en yüksek olduğu ülke. Güven oranının yükselmediği ABD ise yüzde 29 ile en düşük orana sahip. Bunda başkanlık seçimleri, çalıntı oylarla ilgili iddialar, George Floyd’un öldürülmesi ve kongre baskını gibi faktörlerin dahli olabileceğinin altı çiziliyor. Habere duyulan güven oranı ile sosyal ağlardaki haberlere duyulan güven oranı arasındaki uçurum ise derinleşiyor. Genel olarak haberlere güven yüzde 44, sosyal medyada karşılaşılan haberlere güven yüzde 24, haber tüketicilerinin kendi kullandıkları haberlere güven yüzde 50, arama sonucu erişilen habere güven ise yüzde 34. Sosyal ağlara nazaran geleneksel haber merkezlerine güvende artışının sebebinin, pandemide resmi verilere ve güvenilir kaynaklara duyulan ihtiyaç olduğu düşünülebilir . Bu fark Türkiye’de epey düşük. Habere güven (yüzde 41) ile sosyal ağlardaki habere duyulan güven (yüzde 36) arasında yalnızca beş puan fark var. Dünya çapında genel olarak haberlere duyulan güven yüzde 44, sosyal medyadaki haberlere güven yüzde 24. Genel olarak habere duyulan güven oranı ile sosyal ağlardaki haberlere duyulan güven oranı arasındaki uçurum derinleşiyor. Rapor haberlere daha az güvenenlerin alternatif kaynaklar arama olasılıklarının daha yüksek olduğunu ve ana akım haber kaynaklarına daha az dikkat ettiklerini ortaya koyuyor. Örnek olarak ise özellikle birçok partizan ve alternatif görüşün kendine yer bulduğu ABD’deki YouTube kullanımı veriliyor. Daha düşük güvene sahip olduğunu belirtenlerin alternatif kaynaklara dikkat ettiklerini söyleme olasılığının beş kat fazla olduğu belirtiliyor. Dünya genelinde yanlış bilgiye karşı duyulan endişe geçen yıla göre iki puan artarak yüzde 58 oldu. Oran özellikle Afrika’da (yüzde 74), Latin Amerika’da (yüzde 65), kongre baskını etkisindeki ABD’de (yüzde 63) yükseliyor. Katılımcıların yüzde 54’ü koronavirüs, yüzde 43’ü politika, yüzde 20’si ise iklim değişikliği hakkında son bir haftada yanlış bilgi ile karşılaştığını düşündüğünü belirtmiş. Koronavirüs hakkında yanlış bilgiye maruz kaldığını düşünenlerin çoğunluğunu sosyal medya kullanıcısı katılımcılar oluşturuyor. Kenya ise siyasetle ilgili yanlış bilgiyle karşılaşma oranının salgından yüksek olduğu tek ülke. Covid-19, politika, ünlüler ve iklim değişikliği ile ilgili yanlış bilgi ile karşılaştıklarını düşünenlerin oranı. Soru: Geçtiğimiz hafta sayılan konulardan herhangi birinde yanlış veya yanıltıcı bilgiye rastladınız mı? Rapor aynı zamanda Covid-19 hakkında yanlış bilgilerin yayılması söz konusu olduğunda, en yüksek (yüzde 29) kaygı sebebinin politikacılardan gelen yanlış bilgi olduğunu gösteriyor. Bu oran doğrulama platformlarının, Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro tarafından salgın hakkında yaklaşık 900 yanlış bilgi yayıldığı tespit ettiği Brezilya’da (yüzde 41) en yüksek seviyede. Yine benzer şekilde, ABD’de bu oran yüzde 33. (Eski ABD Başkanı Donald Trump ölümcül sonuçlara neden olabilecek bir yanlış bilgiyi, koronavirüsü öldürmek için dezenfektan enjekte etmeyi önermişti.) Covid-19 hakkında yaydığı yanlış bilgiden en çok endişe duyulan gruplar; siyasi isimler (yüzde 29); sıradan insanlar (yüzde 16); aktivistler (yüzde 15); gazeteciler (yüzde 11); yabancı hükümetler (yüzde 9). Soru: Koronavirüs ve etkileri üzerine düşündüğünüzde, sayılanlardan hangisinden gelen yanlış veya yanıltıcı bilgi en çok endişe uyandırıyor? Koronavirüs hakkındaki yanlış bilgilerinin yayıldığı platformlar söz konusu olduğunda, en büyük kaygıyı Facebook’un (yüzde 28) uyandırdığı görülüyor. Bunu haber siteleri ve uygulamaları (yüzde 17), WhatsApp ve diğer mesajlaşma uygulamaları (yüzde 15), arama motorları takip ediyor (yüzde 7). Twitter (yüzde 6) ve YouTube (yüzde 6) ise küresele baktığımızda görece daha az kaygı yaratıyor. Diğer yanda Brezilya, Endonezya, Hindistan, Nijerya ve Güney Afrika gibi ülkelerde koronavirüs hakkındaki yanlış bilgi konusunda en çok endişe uyandıran platformlar WhapsApp gibi kapalı mesajlaşma uygulamaları. Bu ağların kapalı ve şifreli yapısı, doğrulama platformlarının yanlış bilgiyi tespit etmesini zorlaştırıyor. Haliyle burada esas görev bireysel kullanıcılara ve dijital medya okuryazarlığına düşüyor. Sosyal medya yoluyla haber tüketimi özellikle genç ve düşük eğitim düzeyindeki kullanıcılar arasında yaygınlaşıyor. Facebook, Twitter gibi alışıldık platformlarda ana akım medya kuruluşları ve gazeteciler ilk tercih olurken TikTok, Snapchat ve Instagram gibi görsel temelli platformlarda haber tüketimi de influencer’ lar ve alternatif profiller aracılığı ile sürdürülüyor. TikTok’u haber almak için kullananların yaşlara göre dağılımı; mavi renk herhangi bir nedenle kullananlar; turuncu renk haber tüketmek için kullananlar. Habere erişim tercihinde yaş da önemli bir faktör. Haberlere bir internet sitesi veya uygulama aracılığı ile ulaşmayı tercih edenlerin oranı geçen yıla göre üç puan düşük, yüzde 25. 35 yaş altı kişilerin internet siteleri ve uygulamalar ile bağlantıları daha zayıf (yüzde 18) ve haberlere sosyal medyadan erişmeyi tercih etme olasılıkları daha yüksek (yüzde 34). Telegram ve TikTok’un hem genel kullanım için hem de haber tüketimi için tercih edilme oranı da artıyor. Bu platformlar son dönemde yükselen ve gençlerin çoğunlukta olduğu protestoların merkezinde yer alıyor. Peru, Endonezya, Tayland, Myanmar ve daha birçok ülkede TikTok protestolarda önemli bir rol oynadı. Tüm platformlar pandemiye karşı dayanışmayı dile getirmek için çeşitli şekillerde kullanıldı. Sosyal ağların haber tüketimi için kullanım oranları: mavi renk haftalık (genel) kullanım; turuncu haftalık haber tüketimi için kullanım. Soru 1: Geçtiğimiz hafta sayılan platformlardan hangisini genel olarak(herhangi bir amaç için) kullandınız? Soru 2: Geçtiğimiz hafta sayılan platformlardan hangisini haber bulmak, okumak, izlemek, paylaşmak veya tartışmak için kullandınız? Kullanıcıların haber söz konusu olduğunda sosyal medya platformlarında dönüp baktıkları çeşitli aktörler var. Örneğin ABD’de, hem Facebook'ta hem de Twitter'da sosyal medyadan haber tüketenlerin büyük bir bölümü ana akım medyaya ve gazetecilere dikkat ediyor. Ancak, birçok kullanıcı orada buldukları alternatif bakış açılarını da takdir ettiğini belirtiyor. Sosyal medyadan haber tüketenlerin arasında YouTube'a ilgi, ünlüler, politikacılar ve sıradan insanlar dahil olmak üzere, çeşitli haber ve eğlence kaynakları arasında eşit bölünüyor. ABD’de Twitter, Facebook ve YouTube’u haber alma amaçlı kullananların bu platformlarda dikkat ettikleri isimler. Soru: Twitter, Facebook ve YouTube’da haber tüketimi söz konusu olduğunda genelde hangisine daha çok dikkat ediyorsunuz? (Turkuaz renk, haber kanalları ve gazeteciler; turuncu renk, alternatif haber kanalları; mor renk, politikacılar ve aktivistler; lacivert renk, internet ünlüleri; yeşil renk, genel kullanıcılar; kırmızı renk, diğer.) Genç kullanıcıların Instagram, Snapchat ve TikTok gibi görsel temelli sosyal ağları benimsedikleri daha önceki raporlarda da ortaya konmuştu. Bu raporun eklediği detay ise platformlar özelinde haber kaynağı olarak kullanılan aktörlerin değişkenlik gösteriyor oluşu. Bu ağların kullanıcıları için temel motivasyon eğlence olsa da, ruh sağlığı, iklim değişikliği, pandemi ve Black Lives Matter gibi haber konuları da bu platformlarda geçen yıl geniş çapta tartışılan konular arasındaydı. Ancak mesele haberler olduğunda tartışmanın gazeteciler tarafından değil, tanınmış kişiler veya sıradan insanlar etrafında çerçevelendiğini gösteriyor. 35 yaş altı kullanıcıların yoğunlukta olduğu Instagram, Snapchat ve TikTok’ta konu haberlere geldiğinde en çok ilgi çekenlerin gazeteciler ya da medya kuruluşları değil, internet personalities ( bireysel içerik üreticileri, influencerlar, ünlüler) olduğu görülüyor. Bu durum teyitçilerin dikkat etmesi gereken alanın, haber kuruluşlarının paylaşımlarından ya da siyasilerin söylemlerinden daha geniş olduğunu gösteriyor. Z kuşağının haberlere haber sitelerinden veya uygulamalardan değil, sosyal medyadan veya “news aggregator” olarak bilinen Bundle, Google News gibi uygulamalardan eriştikleri de bir diğer buldu. Instagram, Snapchat ve TikTok’u haber alma amaçlı kullananların bu platformlarda dikkat ettikleri kimseler. Soru: Instagram, Snapchat ve Tiktok’da haber tüketimi için hangisine daha çok dikkat ediyorsunuz? (Turkuaz renk, haber kanalları ve gazeteciler; turuncu renk, alternatif haber kanalları; mor renk, politikacılar ve aktivistler; lacivert renk, internet ünlüleri; yeşil renk, genel kullanıcılar; kırmızı renk, diğer.) Rapora gelen yanıtlar bu platformlarda dolaşımda olan haberlerin ekonomi veya siyasetten çok sağlık, moda, cinsellik gibi konuların etrafında dolaştığını gösteriyor. Üretilen içeriklerin ilk amacı gerçekleri açık ve doğru bir şekilde ortaya koymak, kamuoyunu bilgilendirmek olmasa da epey yaygın olduğunu söylemek mümkün. Diğer yandan sosyal medyadaki influenceların aşılar ya da 5G’ye ilişkin komplo teorilerinin yayılmasında da rol oynadığı biliniyor. Gazeteciler ve haber kuruluşları, bu ağlarda daha etkili olmanın ve daha güvenilir bilgiler sağlayabilmenin yollarını arıyor. Güçlü görüşler veya haberlere daha eğlenceli bir yaklaşım, nesnellik ve tarafsızlık geleneklerine bağlı gazetecilere alışılmadık gelse de farklı tonda denemeler yapan kurumlar ve gazeteciler de var. Örneğin Washington Post'un 'TikTok adamı' Dave Jorgenson, düzenli olarak haberlerle bağlantılı, eğlenceli içerikler üretiyor . Rapor tarafsız haberciliğin talep edildiğini gösteriyor. Kullanıcılar konulara dair karar verme ve görüş oluşturma haklarının kendilerinde kalmasını tercih ediyor. Medya kuruluşlarının konuları tarafsız bir şekilde ele almasının önemli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 66, farklı görüşleri yansıtan haberleri tercih ettiklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 74. Yüzde 24 ise bazı konularda tarafsız olmaya çalışmanın anlamsız olduğu görüşünde. Özellikle 18-24 yaş aralığındaki katılımcılar ırkçılık, aşı karşıtlığı, iklim krizi gibi konularda karşıt görüşlere eşit alan tanınmasının gerekli olmadığını, özellikle aşı karşıtlığı ve iklim krizi gibi konularda bilimsel verilere ve uzman görüşlerine ağırlık verilebileceğini düşünüyor. Raporda ana akım medya kuruluşlarının sosyal medyayı kendileriye aynı editoryal ilke ve değerlere sahip olmayan bir dizi başka içerik oluşturucuyla paylaşmakta oldukları ve haber sitelerine veya uygulamalara nadiren giden gençlere erişmek için farklı bir yol gözetmenin gerekliliği hatırlatılıyor. Pek çok yayıncı, politika yapıcı ve akademisyen yerel (ve ulusal) medyanın geleceği konusunda endişe duysa da, rapor tüketicilerin çoğunun bu endişeleri paylaşmadığını gösteriyor. Kullanıcıların sadece dörtte biri (yüzde 27) medya kuruluşlarına yardımcı olmak için herhangi bir hükümet müdahalesini desteklediğini belirtiyor. Türkiye’deki verilere bakarken, raporun daha çok şehirde yaşayan katılımcıların yanıtlarıyla oluşturulduğunu göz önünde bulundurmak ve Türkiye için dijitaldeki erişime dair verilerin tartışmalı olduğunu hatırlamak önemli. Emre Kızılkaya bu yılki raporda Türkiye özelindeki araştırma panelinde, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’nin hazırladığı Dijital Medya Raporunda yer alan eleştirilere paralel olacak şekilde, bazı noktalarda değişikliğe gidildiğini, metodolojinin değiştiğini ancak verilerin yine de sorunlu olduğunu belirtiyor. 2020 raporuna göre Türkiye’de yüzde 55 olan habere duyulan güven oranı, 14 puanlık bir düşüşle yüzde 41’e geriledi. Sosyal medyadaki haberlere güven yüzde 51’den yüzde 36’ya gerilerken, katılımcıların kendi başvurduğu haberlere güveni ise yüzde 47. Dikkat çeken bir diğer değişim ise haber kaynağı olarak basılı yayınlara başvuranların oranının yüzde 42’den yüzde 30’a gerilemesi. Türkiye’de haber tüketim kaynakları. (2015 yılından 2021 yılına kadar haber kaynağı olarak kullanılan çevrimiçi kanalların(turuncu), televizyonun (turkuaz), sosyal medyanın (lacivert), yazılı basının (mor) değişimini gösteriyor) Haberlerin nerede tüketildiğine ek olarak nereden paylaşıldığına bakıldığında rapor Türkiye’deki kullanıcıların yüzde 44’ünün sosyal medya veya kapalı mesajlaşma platformları veya e-posta aracılığıyla haber paylaşımında bulunduğu görülüyor. Facebook’ta haber paylaşımı Türkiye’de son yıla kıyasla yüzde 19 gerilemiş; öte yandan Twitter ve Telegram’da ise haber paylaşımının arttığı gözlemleniyor. Hem genel kullanım hem de haber tüketimi için sosyal ağların Türkiye’deki kullanım oranları; platformlar kullanım sırasına göre dizilmiş. Solda haber tüketimi sağda ise genel kullanım oranları veriliyor. Diğer yandan YouTube hem haber hem de genel paylaşımlar için ilk sırada yer alıyor. Yakın zamanda hayatımıza giren kapalı mesajlaşma platformu Telegram’ın haber paylaşımı için kullanılma oranı ise sekiz puan artarak yüzde 13’e yükselmiş durumda. Covid-19'la geçen bir yılın ardından habere duyduğumuz ihtiyaç ve erişim şeklimiz de değişti. Dijital ağların günlük rutinimizdeki önemi bir kez daha belirginleşti. Haber tüketme alışkanlıklarımızın değiştiği ve haber kaynaklarımızın her geçen yıl çeşitlendiği ortada. Yanlış bilgiye dair endişenin artmaya devam etmesi, yanlış bilgi konusunda kaygı uyandıran aktör ve platformların belirginleştiği görülüyor. Özellikle gençler ile habere güveni düşük kullanıcıların alternatif mecralara ve bu mecralardaki farklı içerik üreticilerine yöneldiği gözlemleniyor." Teyit Azerbaycanca: Yanlış bilginin peşinde geçen bir yıl,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-azerbaycanca-yanlis-bilginin-pesinde-gecen-bir-yil,"Teyit 2016 yılından beri Türkiye’de sürdürdüğü yanlış bilgiyle mücadelesini 2020 yılının Haziran ayında Azerbaycan’a doğru genişlettiğini duyurdu. Teyit Azerbaycanca, Covid-19 salgınının yayıldığı ve pandemiyle ilgili Türkiye’de sık karşılaştığımız yanlış bilgiler ile komplo teorilerinin, Azerbaycan’da da yayıldığı bir dönemde kuruldu . Teyit Azerbaycanca, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (IFCN) şeffaflık ve tarafsızlık ilkelerini kabul ederek kurumun imzacısı haline gelen ve Azerbaycan dilinde yayın yapan yegane teyit kuruluşu. Ayrıca, Facebook’un IFCN ile işbirliği içerisinde yürüttüğü Üçüncü Taraf Haber Doğrulama Programı’nın Azerbaycan’daki uygulayıcısı. Azerbaycan’da yayına başladığımız tarihten 31 Mayıs 2021 tarihine kadar toplam 651 iddia paylaşımını içeren 129 farklı şüpheli bilgiyi sonuçlandırmayı başardık. Tüm bu iddiaları teyit ederken bin 241 farklı kaynağa başvurduk. Yayına başlamamızdan kısa süre sonra, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sıcak çatışmayla ilgili yanlış bilgileri incelediğimiz bir rapor yayınladık . Teyit Azerbaycanca’nın bir yılına dair veriler ve içgörüler barındıran bu rapor, Teyit’in bir sene boyunca Azerbaycan’da yanlış bilgiyle mücadelesini derli toplu sunmak, Azerbaycan’ın kendi gündemiyle birlikte dünyada yaşanan olayların ülke gündemine nasıl yansıdığını ve yanlış bilgi evrenini nasıl oluşturduğunu verilerle anlamak amacı taşıyor. Bir yılda Teyit Azerbaycanca’da yayınladığımız 129 farklı iddiadan ikisi “doğru”, üçü ise “karma” olarak sonuçlandı. Geri kalanlar yanlıştı. Eğer elde edilen kanıtlar incelenen iddiadaki çoklu önermenin hem doğru hem de yanlış yönleri olduğunu gösteriyorsa, iddiayı “karma” kategorisine ekliyoruz. Yanlış bilginin en çok hangi konularda yayıldığına yakından bakmak da hem kullanıcıların hangi içerikleri paylaşmaya ve “doğru” olarak kabul etmeye yatkın olduğunu gösteriyor, hem de Azerbaycan’ın bir sene içerisinde hızla değişen gündeminde yanlış bilginin en çok hangi konularda yayıldığını anlamamızı sağlıyor. Teyit’te incelediğimiz iddiaları konu başlıklarına göre 22 farklı kategori ile etiketliyoruz. Bazen bir analiz birden fazla kategoride de olabiliyor. Bunlar, kültür sanat ve eğlence, çevre, yaşam&keyif, çatışma, teyitçililk, polis adliye, sağlık, siyaset, iklim ve hava, sosyal girişimcilik, ekonomi&finans, bilim, din ve inançlar, tarih, kaza&afet, eğitim&gençlik, teknoloji, tarım&gıda, göç&iltica, iş yaşamı&emek, spor ve gazetecilik. Teyit Azerbaycanca’da yayınladığımız analizler bu kategorilerin 16’sına girmeyi başarmış. Yayınladığımız teyitlerin kategorilere göre dağılımı ise şöyle... Azerbaycan dilinde yayınlanan 129 analizde “çatışma”, “sağlık” ve “siyaset” kategorileri belirgin. Bu analizlerden 124’ü, yani yüzde 96,1’si “yanlış” sonuçlanmış. Geri kalan beş iddiadan ikisi “doğru”, üçü “karma” olmuş. Yanlış sonuçlanan 124 farklı iddiadan 50’si, yani yüzde 40,3’ü çatışma kategorisinde yer almış. Konu başlıklarına yakından baktığımızda, yanlış bilgiyle en çok ‘çatışma’ kategorisinde karşılaşıyoruz. Azerbaycan’ın son bir senede gündemine oturan çatışmaları göz önünde bulundurursak bu olağan. Nitekim, Azerbaycan’ın Tovuz kentinde yaklaşık iki hafta süren “Temmuz çatışmaları” boyunca internette dolaşan yedi iddiayı “yanlış” olarak sonuçlandırdık. Tespit ettiğimiz ve incelediğimiz iddialar da çoğunlukla bu tür görsel ve videoları içeriyordu. Tovuz krizinden iki ay sonra, bölgedeki tansiyon yükselerek 27 Eylül 2020 tarihinde başlayacak ve 44 gün sürecek bir savaşa dönüştü. Ekip olarak süreci hem Türkçe, hem de Azerbaycanca’da yakından takip ettik; sekiz farklı dilde iddialarla karşılaştık. Çatışma döneminde biriktirdiğimiz içgörüler ve verileri bir rapora dönüştürerek , Azerbaycanca, Türkçe ve İngilizcede yayınladık. Raporda yanlış bilginin Twitter, Telegram gibi farklı sosyal ağlara sıçraması, yanlış bilgi yayan aktörlerin değişimi gibi içgörüler vardı. Azerbaycan’da yayına başladığımız günler, Covid-19’un tüm dünyaya yayıldığı, sıkı kısıtlamaların uygulandığı pandemi dönemiydi. Hem Türkiye’de hem de dünyada salgına dair yanlış bilgiler de hızlı yayılıyordu. Komplo teorileri sadece Türkiye’de değil, Azerbaycan’da da yaygındı. Keza Teyit Azerbaycanca’da da “çatışma” kategorisini 32 analiz ile “sağlık” izlemiş. Bu tüm sonuçlanan iddiaların yüzde 24,80’ü demek. 30’u “yanlış” olarak sonuçlanan iddiaların 17’si, yani yüzde 56’sından fazlası Türkiye’de de yaygınmış. Sağlık kategorisinde sonuçlandırdığımız 32 farklı iddiayla ilgili tespit ettiğimiz haber ve sosyal medya paylaşımı sayısı 136. Üç farklı sosyal medya platformu, 50 farklı haber sitesinde yer alan bu iddiaların toplamının aldığı etkileşim, yarım milyondan fazla. Sağlık kategorisindeki iddiaları çürütmek için 394 açık kaynağa başvurduk. George Floyd protestoları, Beyrut patlaması, ABD seçimleri, Mescid-i Aksa gibi küresel gündemin önemli gelişmeleri de Azerbaycanca iddialarda kendini gösterdi. Örneğin Teyit 4 Ağustos 2020 Beyrut patlamasıyla ilgili 10 iddia, Teyit Azerbaycanca ise dört iddia sonuçlandırdı. Teyit, yanlış bilgiyi daha iyi anlamdırabilmek için, 2017 yılında First Draft ekibinin önerdiği yedi maddeden oluşan bir kategorilendirme kullanıyor . Sonuçlandırdığımız her şüpheli iddianın hangi yanlış bilgi türüne ait olduğunu o iddianın analizinde belirtiyoruz. Bazen bir iddia birden fazla yanlış bilgi türünü içerisinde barındırabiliyor. 124 farklı iddianın hangi yanlış bilgi türüne ait olduğuna baktığımızda aşağıdaki tablo ile karşılaşıyoruz. Kaynak: az.teyit.org 124 farklı iddianın 73’ünün, yani yüzde 58,8’nin yanlış bilgi türü “hatalı İlişkilendirme” olarak tespit edilmiş. Yanlış bilginin bu türünün öne çıkması aynı zamanda Azerbaycan Ermenistan çatışmaları ile de ilgili olabilir. Çünkü “Hatalı İlişkilendirme” türünü barındıran analizlerin kategorilerine baktığımızda ise en çok “çatışma” kategorisindeki iddiaların bu türe ait olduğunu görüyoruz. Yanlış olduğunu tespit ettiğimiz iddiaların ait olduğu en yaygın ikinci yanlış bilgi türü ise “uydurma”. Teyit Azerbaycanca’da yayınladığımız 124 yanlış iddianın 25’i, yani yüzde 20,16’sı bu yanlış bilgi türüne ait. Uydurma olarak sonuçlanan iddiaların çoğunun sağlık kategorisinde olduğunu görüyoruz. Bu tablonun nedeni ise Covid-19 pandemisiyle ilgili iddialar. Yanlış bilginin nerede yayıldığına bakmak onun türlerini anlamak kadar önemli. Yanlış bilgi haber siteleri ile sınırlı kalmıyor, kapalı mesajlaşma uygulamalarından sosyal medya platformlarına kadar birçok ağda yayılıyor. Bu nedenle de Teyit, 2018 yılında, Facebook’un Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (IFCN) onayladığı teyit kuruluşları ile birlikte sürdürdüğü Üçüncü Taraf Haber Doğrulama Programına katıldı. Ayrıca 2020 yılında kurduğumuz Teyit Azerbaycanca da Facebook işbirliğiyle gerçekleşiyor . Bu işbirliği kapsamında Teyit, Facebook ve Instagram’da hem Türkçe hem de Azerbaycanca yanlış bilgi ile mücadele ediyor. Bu bölümde Azerbaycan dilinde tespit ettiğimiz yanlış bilgilerin yayıldığı sosyal mecralara ve haber sitelerine yakından bakacağız. Elde ettiğimiz veriler bize Azerbaycan dilinde yanlış bilginin nasıl yayıldığına dair ipuçları sağlıyor. Teyit Azerbaycanca için hazırladığımız ve sonucunu “yanlış” olarak işaretlediğimiz 124 farklı iddia sekiz farklı sosyal medya platformunda, 102 farklı haber sitesinde yayılmış. Azerbaycan’da yaygın kullanılan sosyal medya platformlarından biri olan Facebook tespit ettiğimiz yanlış bilgilerin de en çok görüldüğü yer. 124 analizin 109’unda tespit edilen iddia paylaşımlarında sosyal medya platformları yer alıyor. Bunlardan 71’i Facebook platformunda paylaşılmış. Yani yanlış sonuçlanan ve sosyal medyada yayılan 109 iddianın yüzde 65,1’i kullanıcıların karşısına bu platformda çıkmış. Kaynak: az.teyit.org Facebook’da paylaşılan yanlış bilginin çoğunluğun yine “çatışma” kategorisinde olduğunu görüyoruz. İddiaların anahtar kelimelerine baktıkta ise 27 Eylül çatışmalarının yanı sıra, Pakistan, Rusya ve Türkiye ile ilgili iddiaların da sık sık gündeme geldiğini görüyoruz. Bazen Teyit’te Türkçe olarak hazırladığımız ve Türkiye’nin gündemi ile ilgili olan konuların Azerbaycan’da da yansımasına şahit oluyoruz. Aynı şekilde Rusya’da ve Pakistan’da gelişen olaylar da, Azerbaycan gündemine yansımış. Facebook’taki iddiaların aldığı toplam etkileşim en az 132 bin 585 olmuş. Diğer yandan veriler bize Azerbaycan’daki kullanıcıların sosyal medya alışkanlıklarına dair de içgörü sağlıyor. Azerbaycan ve Ermenistan çatışmalarında incelediğimiz yanlış bilgilerin Twitter’a da sıçradığını tespit ettik. Azerbaycan’daki kullanıcılar savaş döneminde Twitter’ı etkin kullanıyordu. Bunun nedeni ülkede yaşananları dünyaya duyurmak isteği olabilir. Örneğin, çatışma döneminde Azerbaycan’ın Gence şehrinde sivil konutlara yapılan saldırılarda birçok kişi hayatını kaybetti. Kullanıcılar bu olayla ilgili videoları ve görselleri Twitter’da #PrayForGanja etiketiyle paylaşıyordu. Bu dönem çatışmalarla ilgili birkaç etiket Twitter’da gündem olmuştu. Toplumda hassaslığın ve duyguların yükseldiği bu kriz dönemi yanlış bilginin de yayılmasına sebep olmuş, saldırılarla ilgisiz içerikler de hızla yayılmaya başlamıştı. Analizlerimizden 18’inde tespit ettiğimiz iddia paylaşımları Twitter’da yer almış. Bu 18 farklı iddianın 16’sı Azerbaycan Ermenistan çatışmaları ile ilgili iddiaları kapsıyor. Yanlış olarak işaretlediğimiz 124 farklı iddianın 36'sına haber sitelerine rastlıyoruz. Bu iddialardan 15'ini ise sadece haber sitelerinde tespit etmişiz. Genel olarak incelediğimiz içerikler 102 farklı haber sitesinde yer alıyor. Bu haber sitelerinin arasında çatışma döneminde tespit ettiğimiz Türkçe, İngilizce yayın yapan 10 haber sitesi mevcut. Geri kalan 92 haber sitesi Azerbaycan dilinde yayın yapıyor. Genel tabloya baktığımızda tüm bu haber sitelerinden 36’sı birden fazla kez yanlış bilgiye yer vermiş. Eğer tespit ettiğimiz bir yanlış bilgi düzeltilirse, bunu sitemizde “düzeltme yapanlar” kısmına ekliyoruz. Teyit Azerbaycanca’da paylaştığı yanlış bilgiyi düzelterek Teyit’e bildiren üç farklı haber sitesi oldu. Düzeltilen yanlış bilgi sayısı ise toplam sekiz. Teyit’in Azerbaycan’daki yolculuğun ilk senesi krizlerle geçti. Bu raporda, bir yıl boyunca karşılaştığımız iddiaları ve edindiğimiz içgörülerini özetlemeye çalıştık. Bir yıl boyunca Azerbaycan’ın bilgi ekosistemi ndeki bozukluklar açısından da Türkiye’den pek farklı olmadığını gözlemledik. Çatışma gibi kriz dönemlerinde Azerbaycan’da da yanlış bilginin en çok “hatalı ilişkilendirme” türüne rastladık. Bazı krizlerde yanlış bilginin Twitter, Telegram gibi farklı platformlara sıçradığına şahit olduk. Azerbaycan’ın kendi gündemi ile birlikte Türkiye, Rusya, Pakistan gibi ülkelerle ilgili iddiaların da sık sık paylaşıldığını tespit ettik. Azerbaycan Ermenistan savaşı 10 Kasım 2020 tarihinde sona ermiş olsa da konuyla ilgili iddiaların 2021 yılında bile gündeme geldiğini gördük. Masamızdaki iddiaların konu başlıklarında ise “sağlık"", “çatışma” ve “siyaset” vardı. Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da internette yanlış bilgi ile mücadele etmeye, kullanıcıların medya okuryazarlığının gelişmesi için başvurduğumuz tüm kaynak ve yöntemleri analizlerimizde anlatmaya devam edeceğiz. Bu raporun, alanda çalışan gazeteciler, medya kurumları, sivil toplum kuruluşları ve akademik araştırmalar için başvurulabilecek bir rehber olacağını umuyoruz." Araştırma: Gazeteciler haberlerinde yanlış bilgi yaymaktan nasıl kaçınabilir?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-gazeteciler-haberlerinde-yanlis-bilgi-yaymaktan-nasil-kacinabilir,"Bir yanlış bilgiyi ele alırken görsellere yer vermek önemli olabiliyor. Sosyal medya gönderilerinin ekran görüntüleri gibi, yanlış bilgiye dair görsel örnekler, iddialarımıza kanıt olabiliyor; haberlerimizi daha da ilgi çekici, unutulmaz ve bilgilendirici hale getirebiliyor. Fakat bir sorun var. Yanlış bilgiyle ilgili görsellere yer vermek, o bilginin daha da yayılmasına neden olup zarara yol açabiliyor. Bu iki anlama geliyor: İlk olarak, haberde yer alan yanlış bilgi, okurlarda mesajı ve duyguyu yeniden canlandırarak belki de asıl gönderiden daha fazla insana yayılmasına sebep olabiliyor. Birçok kötü niyetli aktörün haberlerinizde yer almayı hedeflediği düşünüldüğünde bu durum işlerine yarayabiliyor. İkincisi, haberinizde kullandığınız görselin ekran görüntüsü alınarak belki iyi belki kötü amaçlarla başka bağlamlarda tekrar kullanılabiliyor. Görsellerin internette güvenle dolaşmasını sağlamak için yeni araçlara ihtiyacımız var. Üst katmanlar da bu araçlardan biri. Bu yazıda, üst katman derken ne demek istendiği ve kuruluşunuzun bunları nasıl tasarlayıp kullanabileceği açıklanıyor. Eğer doğru uygulamazsak işe yaramayabilirler. Üst katman terimi, yanlış bilgi içeren bir görüntünün üzerine yerleştirilen görsel bir filtreyi ifade etmek için kullanılıyor. Katman, gazetecilerin yanlış bilginin yayılmasını önleyebilmesinde yardımcı bir araç. Yanlış bilgi içeren görüntülere filtre uygulamak, okurlara bağlam sunmanıza yardımcı oluyor. Bu, orijinal yanlış mesajı yeniden üreterek zararlı içeriği yaymamızı önlemeye ve bu görselin farklı bağlamlarda yeniden kullanılmasını engellemeye yardımcı oluyor. Üst katmanlar, gazetecilere diğer iki önemli hususta da yardım edebiliyor: Hassas görüntülerin yol açtığı sorunu azaltmak ve bireylerin kimliklerini korumak. Bu en iyi şekilde, görselin ilgili kısımları bulanıklaştırılarak yapılıyor. Üst katmanlarla ilgili kılavuzumuz yalnızca makalelerde kullanılan görüntüler için geçerli, sosyal medyadaki görüntüler için değil . Sosyal medya görselleri farklı bir tasarım stratejisi gerektiriyor: Okurların kendi tercihleriyle girdiği, bağlam sunacak olan makalelerin aksine sosyal medya görselleri, insanların akışlarına rıza ya da bağlam olmadan giriyor. Üst katmanlar aynı zamanda platformlar tarafından sosyal medya gönderilerine uygulanan uyarıları ifade etmek için kullandığımız bir terim olan ‘etiketlerden’ farklı. Yanlış bilgi etiketi tasarlama konusunda platformlar için hazırlanan ayrı bir rehber bulunuyor. First Draft 2020'de, 80'den fazla kuruluşun, insanları yanlış bilgi konusunda uyarmak için görüntüleri nasıl kullandığını araştırdı . Daha sonra bilişsel psikoloji ve endüstriyel uyarı tasarımı gibi çeşitli alanlardan gelen önerileri anlamak adına kapsamlı bir literatür taraması yaptı. Buna dayanarak, First Draft'ın kendi yaklaşımında uyguladığı ve diğer kuruluşların da faydalanabileceği, üst katmanların yedi ilkesi oluşturuldu. Önlem aldığımız davranışlardan biri ‘kötü niyetli kırpma’ olarak adlandırdığımız şey, yani haberdeki yanlış bilginin görüntüsünün kopyalanıp veya kırpılıp başka bir yerde kullanılması. Tüm görüntüyü kapsamayan bir üst katman örneği. Görsel: The Washington Post . Ek üst katman First Draft tarafından uygulanmıştır. Bazı durumlarda üst katmanlar, tüm görüntüyü kapsamadıkları için bunu önlemeyi başaramıyor. Herhangi biri ise üst katmana hiç bulaşmadan yanlış bilgiyi kolayca kırpabiliyor. Tüm görüntüyü kapsamayan bir üst katman örneği. Kaynak: BBC . Ek üst katman First Draft tarafından uygulanmıştır. Bunu, stok görsellerde bulunan benzer filigranlar kullanan Aos Fatos'un yaklaşımından ilham alarak önleyebilirsiniz. Bu yaklaşım sayesinde yanlış bilginin tamamının üzerinin kapatıldığından emin olun. İkinci tasarım ilkesi, üst katmanın bütünlüğü için kritik olan, sahteciliği önlemek. Temel ilke şu: Katman, görsel olarak ne kadar basitse, birinin değiştirmesi de o kadar kolay. Bu tehlikelerden biri, görülür bir iz bırakmadan kesilip düzenlenebilecek düz renkler. Bunun bir örneği, Dünya Sağlık Örgütü'nün koronavirüs önlemleriyle ilgili yanlış bilgileri çürüttüğü görselde görülmüştü: Düz mavi arka plan sayesinde görsele yeni bir metin kolaylıkla yerleştirilebilmişti. Bu gibi küçük sahtecilikler bile markaların güvenilirliğini zayıflatabiliyor. Düz renkli arka plan yüzünden yapılabilen, DSÖ'nün sahte çürütmesi. Kaynak: Reddit . Ek üst katman First Draft tarafından uygulanmıştır. Desen, doku veya degrade gibi ince detaylar, görsel kırpılırsa veya üzerinde oynanırsa daha belli olmasını sağlıyor. İkinci taktik ise klişeleşmiş ""yanlış"" damgasındansa sahtekarların erişemeyeceği, özel olarak tasarlanan çizimler ve işaretler kullanmak. Kullanıcılar üst katmana baktığında görselin yanlış bilgi içerdiğine ya da üzerinde oynandığına dair bir uyarı bulunduğunu fark etmeli. Uyarının, kişi yanlış bilginin anlamını ve etkisini algıladıktan sonra değil, algıladığı esnada etkinleştirildiğinden emin olmak çok önemli. Psikolojide buna “eş uyarılma"" ( co-activation ) deniyor (Swire, Briony ve Ullrich KH Ecker, 2018). Yani uyarının ilk bakışta belli olması ve yanlış bilginin bilgisel ve duygusal içeriğiyle rekabet etmesi gerekiyor. Uyarıyı sol tarafa eklemek ( sağdan sola yazılan dillerde sağa eklemek) ve yanlış bilgiyi merkezden uzaklaştırmak, buna yönelik taktiklerden biri. Bir diğer taktikse fazlasıyla görünür uyarı simgeleri. Uyarıya vurgu yapmanın yanı sıra, öğeleri siyah beyazlaştırarak veya bulanıklaştırarak yanlış bilginin duygusal şiddetini azaltmak da faydalı olabilir. Üst katman oluştururken amacımız yanlış bilgiyi çürütmek ya da paylaşan kişiyi ayıplamak değil. Yani, özellikle okurlarımız bu görsele inanmış ve bunu paylaşmış olabileceğinden, alenen yargılayıcı üslup kullanmayın. Bu nedenle de kırmızı renkten ve çarpı işaretinden kaçının. Bunun yerine, ünlem işareti ve olumlu veya olumsuz anlamı olmayan bir renk seçin. Bu, uyarıyı etkinleştirmek ve yargılayıcı üsluptan kaçınmak arasında bir denge oluşturuyor. Üst katman oluşturmanın en önemli nedenlerinden biri, yanlış bilgilerin bağlam dışında dolaşımını önlemek. Yani bazı bağlamlar görselle birlikte dolaşıyor ve bu nedenle üst katmana dahil edilmesi gerekiyor. Üst katmanlara üç özellik ekleyebilirsiniz: Kuruluşunuzun adı, üst katmanın oluşturulma tarihi ve asıl görsele üst katman eklendiğine dair bir açıklama. Haber merkezleri, görsele neden üst katman eklediklerini de kısaca açıklayabilir. Örnek: ""yanıltıcı iddia."" Ayrıca, üst katmanları nasıl ve neden kullandığınız hakkında okurların daha fazla bilgi edinebileceği bir bağlantı da ekleyebilirsiniz. Yukarıdaki ilkelerin her biri erişilebilirlik açısından değerlendirilmeli. Her görselde AA kontrast standartlarını karşılamayı hedefleyin. Çoğu zaman bu, diğer tasarım ilkelerinden ödün vermeyi gerektiriyor. Örneğin, tasarımın ince detaylarını azaltarak etkisinden taviz vermek. Dahası, yanlış bilginin kendisi erişilebilirlik standartlarını karşılayamayabiliyor. Ancak, üst katmanları okumayı zor bulanlar da dahil olmak üzere, tasarımları mümkün olduğunca herkes için yapmak çok önemli: Dünya çapında 2,2 milyar insan görme bozukluğu yaşıyor. Üst katmanınızın ve markanızın güvenilirliğini korumak için, bir üst katmanın sizin tarafınızdan oluşturulup oluşturulmadığını herkes doğrulayabilmeli. Teknik açıdan bakıldığında, yayıncılar üst katmanların güvenilirliğini sağlayabilecek şifreleme seçenekleri bulabilir. Örneğin, belli imzalar veya parmak izi bunlardan bazıları. Ayrıca arama yapılabilecek bir üst katman veritabanı, üst katmanın sizin tarafınızdan oluşturulup oluşturulmadığının kontrol edilmesine yardımcı olabilir. Son olarak, alan adı, sunucu yapılandırması ve sunucu kullanılabilirliği değişiminden sağ çıkmak için, üst katmanların doğrulandığı kanalların kararlı depolama mekanizmaları kullanması gerekiyor. Örneğin, belli bir yayıncının internet sitesi bazı ülkelerde engellenebilir veya o kuruluş, varlığını sonlandırabilir. Bunun için, sansür ve kritik altyapı arızası ve/veya tıkanma koşulları altında, bir üst katmanı doğrulama kapasitesini koruyabilen, merkezi olmayan sistemler de tavsiye edilebilir." Yangınları açık kaynaklardan nasıl takip edebiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/yanginlari-acik-kaynaklardan-nasil-takip-edebiliriz,"28 Temmuz 2021'da başlayan Türkiye’nin 38 iline yayılan 150 kadar orman yangınından 13’ü, 2 Ağustos 2021 tarihi itibariyle devam ediyor. Dünyanın yörüngesinde dolaşan uydulardan gelen veriler bize bu yangınları uzaydan görüntüleme ve takip etme olanağı sağlıyor. Bu yazıda yangınları takip edebilmek için başvurulabilecek bazı ücretsiz ve açık kaynaklı araçlardan bahsedeceğiz. Yangınların takibi için araç arayışında karşımıza ilk çıkan platform NASA’nın Fire Information for Resource Management System (FIRMS) isimli sitesi oluyor. Bu araç uydulardaki MODIS (Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer) ve VIIRS (Visible Infrared Imaging Radiometer Suite) isimli sensörlerden gelen verileri işliyor. Bu sensörler, orman yangınları, volkanik patlamalar, gaz patlamaları gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkan termal anomaliler , yani normalin çok dışındaki ısı artışlarını tespit ediyor. Başka bir deyişle bu araçta gördüğünüz her “yangın uyarısı” orman yangını olmak zorunda değil. The Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer ( MODIS ) sensörü, 1999 yılında NASA tarafından Terra uydusunda, 2002 yılında ise Aqua uydusunda kullanılmaya başladı. MODIS verileri piksel başına 1 kilometre çözünürlükte algılıyor ; yerdeki sıcak alanları belirledikten sonra yanan alanlarla diğer alanları kıyaslayarak aktif yangınları haritalıyor. 2011 yılında başlatılan Visible Infrared Imaging Radiometer Suite ( VIIRS ) isimli aktif yangın sensörü ise, MODIS ile aynı yörüngede olsa da verileri piksel başına 375 metre çözünürlükte algılıyor. Yani VIIRS sensörleri MODIS’in gözden kaçırdığı daha küçük yangınları da tespit kapasitesine sahip. NASA verilerine dayanan yangın haritasında MODIS ve VIIRS isimli sensörler yardımıyla tüm yerküredeki yangınları takip etmek mümkün. Siteye dahil olduğumuzda ve 29 Temmuz 2021 tarihini seçerek hem MODIS hem de VIIRS verilerinin tümünü filtrelediğimizde aşağıdaki küçük ve büyük çapta tüm termal anomalileri görüntüleyebiliriz . 29 Temmuz 2021 , NASA'nın Kaynak Yönetim Sistemi için Yangın Bilgileri (FIRMS), MODIS ve VIIRS sensörlerinin verilerine dayanan görüntü. Yangın uyarılarını e-posta olarak almak isterseniz bu da mümkün. VIIRS sensörlerinin MODIS’in gözden kaçırdığı daha küçük yangınları da tespit edebildiğini öğrenmiştik. Eğer küçük yangınları haritada göstermesini istemiyorsak VIIRS'i devre dışı bırakarak da sadece MODIS sensörünün verilerine dayanan dünya çapındaki yangınlara da bakabiliriz . Böyle bir filtreleme yaptığımızda, kırmızı alanların azaldığını görüyoruz . 29 Temmuz 2021, NASA'nın Kaynak Yönetim Sistemi için Yangın Bilgileri (FIRMS), MODIS sensörünün verilerine dayanan görüntü. Uydu görüntüleri ile küresel çapta yangınları takip etmek için kullanabileceğimiz başka araçlar da var. NASA Worldview, Avrupa Birliği’nin Copernicus Emergency Management Service isimli aracı, Sentinel Hub’ın ise EO Browser isimli tarayıcısı gibi. NASA Worldview aracı yine FIRMS gibi verileri MODIS ve VIIRS sensörlerinden alıyor. Burada yangınları takip edebilmek için farklı filtreler mevcut. Siteye dahil olduğumuzda “Satellite detection of fire” seçimine tıkladığımızda yangın algılama algoritması ile farklı filtreler karşımıza çıkıyor. Bunlar arasında gece gerçekleşen yangınları görüntüleme, yangının ardından havaya salınan aerosolleri görüntüleme gibi veya karşılaştırmalı modda izleme gibi farklı seçenekler mevcut. Aşağıda 30 Temmuz 2021 tarihinde Manavgat, Antalya yangının gece görüntüsü mevcut. 30 Temmuz 2021, Worldwiew, Manavgat, Antalya, Gece görünümü Avrupa Birliği’nin Copernicus Emergency Management Service isimli aracı da NASA’nın FIRMS aracına benzer filtrelemeler mevcut. Bunlar arasında belirli tarihleri seçme özelliğinin yanı sıra, yangın çıkma ihtimali olan alanları veya sadece aktif yangınları görüntülemek de mümkün. Bu araç da MODIS ve VIIRS sensörlerinden gelen verileri gösteriyor . Sadece aktif olan yangın alanları için “Active Fires” seçiminde her iki sensörden gelen verileri görmek mümkün. Ayrıca NASA’daki gibi burada da VIIRS veya MODIS’i devre dışı bırakabilirsiniz. Aşağıda 1-2 Ağustos 2021 tarihlerindeki MODIS ve VIIRS verilerine dayanan sadece aktif yangınları görebilirsiniz . 1-2 Ağustos 2021, Copernicus Emergency Management Service, Dünya, “Aktif Yangınlar”, MODIS ve VIIRS sensörleri Copernicus tarafından sağlanan araç sadece bu değil, ayrıca atmosferdeki karbonmonoksit, karbondioksit, metan, partiküller madde gibi farklı maddelerin tahmini ölçümünü yapan araç da mevcut. İnsan, hayvan ve bitkilerin sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olan partiküler maddeler katı yakıtlar, yangınlar, madencilik gibi farklı olayların sonucunda atmosfere salınabiliyor . 30 Temmuz 2021 verilerine baktığımızda Türkiye’deki yangınların sonucunda atmosferde oluşan tahmini partiküller maddeleri görmek mümkün. Buradaki ayarlara göre ince partikülleri (PM2.5) veya kaba partikülleri (PM10) seçerek haritada görüntüleyebilirsiniz . Haritada koyu renkler partiküler maddenin tahmini yoğunluğunu temsil ediyor. 30 Temmuz 2021, Copernicus Monitoring Service, Türkiye, “Partikül Madde Tahmini” Uydu görüntülerinin taraması, görselleştirilmesi ve analiz edilmesi için kullanabileceğimiz diğer araç da Sentinel Hub’ın EO Browser isimli tarayıcısı. Bu tarayıcı vasıtasıyla özel görselleştirmeler yapmak mümkün . Sentinel Hub’da farklı senaryolara göre uygulanabilecek tarım ve ormancılık, kentsel planlama, afet yönetimi ve önleme gibi farklı algoritmalar altında özel komut dosyaları mevcut . Afet yönetimine dair algoritmalar listesinde aktif yangınları takip edebileceğimiz “Aktif Yangın Tespiti” isimli bir komut dosyası da bulunuyor. Bu komut dosyasını haritada Türkiye’ye uyguladıkta aktif yangınları görselleştirebiliyoruz. Her görselleştirme zamanı araçta verinin kaynağını “dataset” kısmından seçmek mümkün. Aktif yangın tespitine dair verilerin kaynağı ise Avrupa Uzay Ajansı’nın Dünya Gözlemi (Earth Observation) misyonun bir parçası olan Sentinel 2 uydusundan alınıyor . Aşağıdaki görsel 30 Temmuz 2021 tarihine dair verileri gösteriyor . 30 Temmuz 2021, Sentinel Hub EO Browser , Sentinel-2 L2A, “Active Fire Detection”, Antalya Ancak Sentinel Hub’ın tarayıcısında yangınları görüntülemenin tek yolu bu komut dosyası değil. Tarayıcıya dahil olduğumuzda solda “Discover” yani keşfet bölümünde direkt “Wildfire” yani orman yangınlarını seçebiliyorsunuz. Ardından hangi tarihte hangi uydunun verilerine bakmak istediğinizi seçip “Visualize” yani görselleştirme kısmına geçiyorsunuz. Burada görselleştirme zamanı yapabileceğiniz seçeneklerden ilki “True Color” yani gerçek renklerde görselleştirme. Bu kompozisyon uydunun kullandığı 13 banttan gerçeğe en yakın görüntü elde edebilmek için kırmızı, yeşil ve mavi olanları kullanıyor. Bu durumda diğer yangın takip araçlarına göre aşağıdaki gibi daha gerçekçi ve yüksek çözünürlüklü bir görüntü elde etmek mümkün. 30 Temmuz 2021, Sentinel Hub EO Browser, Sentinel-2 L2A, “True Color” script , Antalya Ancak orman yangınına bakarken seçebileceğimiz başka kompozisyonlar da mevcut. Örneğin, “Burned Area Detection” seçtiğimizde yanmış alanları kırmızı renkte görürüz . Pierre Markus tarafından geliştirilen “Wildfires” seçimine tıkladığımızda ise gerçek arka plan üzerinde yangınları aşağıdaki gibi görüntülemek mümkün. Veriler yine Sentinel-2 uydusundan alınıyor. 30 Temmuz 2021, Sentinel Hub EO Browser, Sentinel-2 L2A, “Wildfires” script, Antalya Yangınları takip için yerel araçlar da kullanabiliriz. Orman Genel Müdürlüğü’nün resmi internet sayfasında da yönlendirdiği harita gibi. Araçtaki veriler anlık olarak görüntülendiği için geçmişe dönük takip seçeneği yok. 2 Ağustos 2021, Orman Genel Müdürlüğü yangın haritası. Yangın takip araçlarının aldığı veriler dünyanın yörüngesinde dolaşan uyduların sensörlerinden gelen veriler sayesinde sağlanıyor. Bazen bu sensörlerin gözden kaçırdığı veya algılayamadığı yangınlar olabileceğini de unutmamak gerek. NASA’nın da belirttiği MODIIS ve VIIRS sensörleri, yangının uydunun göremediği bir zamanda başlamış ve bitmiş olabileceği, bulutların, yoğun dumanın yangını tamamen gizleyebileceği veya sadece sensördeki bir sorundan dolayı yangını gözden kaçırabileceği anlar mevcut. Bazen de yangının sıcaklığı veya boyutu bu soruna neden olabilir. Kullanıcı rehberindeki bilgilere göre MODIS sensörünün algıladığı en küçük yangın boyutu 1000 metrekare. Çok iyi gözlem koşullarında ise bu boyut 50 metrekareye kadar inebiliyor. VIIRS sensörünün algılayabildiği en küçük yangın boyutu ise 5 metrekare ." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-twitter-bildirim-guncelleme.jpeg, Twitter kullanıcıların yanıltıcı paylaşımları bildirebileceği yeni özelliğini deniyor,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-ilk-defa-kullanicilara-koronavirus-hakkindaki-yaniltici-paylasimlari-bildirme-izni-veriyor,"Twitter 17 Ağustos’ta, TwitterSafety hesabı üzerinden, kullanıcıların yanıltıcı görünen paylaşımları bildirebileceği bir özelliği test ettiğini duyurdu . Açıklamaya göre ABD, Güney Kore ve Avustralya'daki bazı kullanıcılar, “tweeti bildir” butonuna tıkladıktan sonra bir paylaşımı ""yanıltıcı"" olarak işaretleyebilecek. Kullanıcılar bir paylaşımın ""politika"", ""sağlık"" veya ""başka bir şey"" hakkında yanıltıcı olduğunu belirtme seçeneğinin ardından, politika seçerlerse seçimlerle ilgili olup olmadığını, sağlığı seçerlerse özellikle COVID-19 hakkında yanıltıcı bir tweet olup olmadığını belirtebilecekler. Solda: Kullanıcılar paylaşımın sağ üstünde yer alan üç noktaya tıkladığında karşılarına çıkan tweeti bildirme bölümüne eklenen “yanıltıcı” bölümü. Sağda: “Tweet ne hakkında yanıltıcı?” sorusuna verilebilecek “politika”, “sağlık”, “başka bir şey” yanıtları. Bunun etkili bir yaklaşım olup olmadığını anlayabilmek için küçük adımlarla ilerlediğini belirten Twitter, her işaretleme için harekete geçemeyebileceğini, buradan gelecek verileri daha çok yanlış bilgi eğilimleri hakkında bilgi edinmek için kullanacağı hatırlatmasını da yaptı. Yani kullanıcılar raporladıkları tweetlerin akıbeti hakkında herhangi bir güncelleme almayacak. Yeni raporlama seçeneği şirketin yerleşik denetleme sistemine bağlanacağı için platform şimdilik özelliği kötüye kullanabilecek kullanıcılar konusunda çok endişeli durmuyor. Ancak Twitter'ın bu adımının, organize kaynaklara sahip ve motive olmuş topluluklar tarafından kötüye kullanılabileceği ya da en basitinden, kullanıcıların bildirimde bulunurken bir kenara bırakmakta zorlanacakları inançlarının yaratacağı kaygan muhakeme zemini eleştirileri de baki. Twitter'ın seçimler ve Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri engellemeye yönelik çeşitli politikaları mevcut. Ancak ABD Başkanı Joe Biden kısa süre önce Covid-19 aşılarına dair sosyal medyada dolaşan yanlış bilgilerin 'insanları öldürdüğünü' söyleyip sosyal medya şirketlerinin yeterince çaba göstermediğini düşündüğünü vurgulamıştı. Platform 2020 yılının Mayıs ayında Covid-19 ile ilgili zararlı olabilecek içerikler ve seçimlerle ilgili yanıltıcı bilgiler için uyarılar yerleştirmeye , Eylül ayında ise gündemlere (trends) bağlam eklemeye başlamıştı. Ağustos ayında devlet kontrollü hesaplara uyarı etiketi yerleştiren Twitter Aralık ayında da aşılarla ilgili komplo teorilerine yer veren tweetleri kaldırmaya başlamıştı. İlginizi çekebilir: Kullanıcılar seçimlerle ilgili yanlış yönlendiren içerikleri Twitter’a bildirebilecek Twitter, 2021 yılının Ocak ayında eski ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabını kalıcı olarak askıya almış ve bu müdahalesiyle dikkat çekmişti. Son olarak Birdwatch isimli, topluluk odaklı pilot programını Ocak 2021’de duyurup, üçüncü taraf doğrulama platformlarına tamamen bağlı olmayan bir moderasyonla ilgilendiğini göstermişti. Poynter’ın ilk analizine göre ise Birdwatch kullanıcılarının yalnızca yarısından azı bildirimlerinde kaynak gösteriyor ve birçok teyit notu partizan söylemler içeriyordu. İlginizi çekebilir: Birdwatch: Twitter yanlış bilgiyle mücadelede yüzünü topluluğa dönüyor Şirket yakın zamanda, IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) imzacısı Associated Press ve Reuters ile Birdwatch'ın nasıl performans gösterdiğini anlamak için bir ortaklık yürüteceğini ve bu iki kurumdan teyitçilik anlamında destek alacağını da açıkladı. Twitter ve diğer teknoloji şirketleri, yanlış bilginin sosyal platformlarda hızla yayılmasından dolayı eleştiri almaya devam ediyor. Türkiye’de yeni sosyal medya yasası hakkındaki tartışmalar yanlış bilgi yayan kullanıcıları cezalandırma etrafında şekillenirken, platformların bu alandaki sorumluluğu gözden kaçırılıyor olabilir. IFCN Direktörü Baybars Örsek de bu yeni özelliğin yanlış bilginin yayılması hakkında teyitçilere verebileceği ipuçlarının önemli olduğunu hatırlatıyor, “ Sosyal medya platformları gün geçtikçe kullanıcılarından aldıkları geri bildirimlere daha çok ihtiyaç duymakta ve bunu farklı yöntemlerle sistemlerinin içine entegre ediyolar. Günde 500 milyonun üzerinde içeriğin paylaşıldığı bir platform olarak Twitter’ın da içerik raporlama özelliğine yanıltıcı bilgi seçeneğini eklemesi bu alanda önemli bir adım olmakla beraber bu özelliğin Birdwatch ve yakın zamanda açıklanan AP & Reuters gibi kurumlarla işbirlikleriye entegrasyonunu takip etmek ve yanlış bilginin platformda yayılımı ile ilgili şeffaflık raporlarının takipçisi olmak gerekiyor.” Twitter test ettiği bildirim özelliğini Ocak 2022’de Brezilya, İspanya ve Filipinler’e genişlettiğini açıkladı. Twitter’dan Yoel Roth’un açıklamasına göre bugüne kadar 3.7 milyondan fazla bildirim geldi; ihbarların yalnızca yüzde onunun gerçekten aksiyon almaya uygun olsa da özellikle yalnızca fotoğraf, video veya link içeren paylaşımların tespitinde önemli rol oynuyor. Twitter bireysel bildirimleri etkili bir şekilde değerlendirmek için önce bildirimleri süzen ve önceliklendiren bir teknoloji geliştirmeyi amaçlıyor. Bu yüzden bildirim uygulamasını bir anda tüm kullanıcılara değil, kademeli olarak, özellikle de İngilizce dışında farklı diller konuşan ülkelere açtıklarını belirtiyor. Kapak fotoğrafı: Bloomberg / Getty Images" Yangınlar sırasında yayılan beş yanlış bilgi türü,https://teyit.org/teyitpedia/yanginlar-sirasinda-yayilan-bes-yanlis-bilgi-turu,"2021 yazında Türkiye’de ve Akdeniz havzasındaki çeşitli ülkelerde başlayan yangınlar şimdilik kontrol altında. Ancak olağandışı şekilde hızlanan ve büyük alanları etkisi altına alan bu yangınlar ilk değildi, uzmanlara göre iklim değişikliğini tetikleyen etkenler devam ettiği sürece son da olmayacak. Böyle kriz anları, internette şüpheli ve yanlış bilgilerin hızla dolaşıma girdiği bilgi krizlerine de yol açıyor. Yetkililer yanlış bilgilerin yangınla mücadelenin önünde bir engel oluşturduğunu hatırlatıyor. Peki internet kullanıcıları olarak dikkat etmemiz gerekenler neler? Geride bıraktığımız yangınlar sırasında incelediğimiz iddiaları gözden geçirerek, benzer krizlerde karşınıza çıkabilecek beş yanlış içerik türünü derledik. Hayır, kendini kurtaran kişiye sarılan köpek , ekinleri kurtarmak ve yangını kontrol altına almak için cesur hamleler yapan traktör sürücüsü , yangında kümesteki yumurtalarıyla birlikte hayatını kaybeden anne kuş ya da yangından kurtarıldıktan sonra itfaiyecilerin su verdiği koala Türkiye’den değil. Farklı zamanlarda, farklı ülkelerde çıkan yangınlarda çekilen birçok fotoğraf geçtiğimiz Temmuz ayında Türkiye’de çıkan orman yangınlarından olduğu iddiasıyla paylaşıldı. Kriz anlarında hissettiğimiz endişe, üzüntü, korku ve heyecan, karşılaştığımız içeriklere eleştirel yaklaşmamızı zorlaştırabiliyor. Karşımıza çıkan bilgileri, yardım etmek için iyi niyetle olsa bile paylaşmaya ve yaygınlaştırmaya başlayabiliyoruz. 2019 yazında İzmir’de çıkan yangınların ardından paylaşılan eski tarihli fotoğrafları düzeltmiş, bazı takipçilerimizden yanıt olarak “ ne fark eder? ” tepkisini almıştık. Yanlış fotoğrafların doğru amaçlara hizmet edip edemeyeceğini sorguladığımız yazıda da bu eleştiriye yanıt vermiştik. İlginizi çekebilir: Yanlış fotoğraflar doğru amaçlara hizmet edebilir mi? Hatalı ilişkilendirilerek başka bir andan olduğu iddiasıyla dolaşıma giren fotoğraflar doğal afetlerden siyasi krizlere kadar birçok konuda karşımıza çıkabiliyor. Teyit ekibinden Ali Osman Arabacı’nın bu yazıda belirttiği gibi “bir yanlıştan doğru çıkarmak ya da yanlışlardan hareket ederek eylemlerin olumlu şeylerle sonuçlanacağına inanmak gerçek olgusunun bütünlüklü yapısına zarar verebilir.” Hatalı ilişkilendirilerek paylaşılan bir fotoğrafın zararsız olabileceği düşüncesi, kriz anlarında karşımıza çıkan görsellere eleştirel yaklaşmamızı engelleyebiliyor. Sosyal medya kullanıcıları olarak bizleri doğru bilgiye görütecek şey bazı kategorideki yanlışları görmezden gelmek değil, şüphe kası mızı karşımıza çıkan her türlü içerikte diri tutmak . Bu tür yanlış bilgiler özellikle tehlikeli olabilir, çünkü görseller yaygın bir düşünceyi pekiştirmek ve yanlış inançları desteklemek için güçlü bir araç. Özellikle yangın ve deprem gibi etkisi büyük toplumsal krizlerde hatalı ilişkilendiren güçlü görseller, duyguları harekete geçirerek herkesi bir araya getirebilse de, böyle anlarda dikkatli olabilmek, fotoğrafların ayrıştırıcı olabileceği diğer kriz anları için de bizleri güçlendiriyor. Yani hatalı ilişkilendirme ihtimalini her daim akılda tutmak önemli. Böyle anlarda karşınıza çıkan fotoğrafları paylaşmadan önce şüphe kasınızı çalıştırarak ve kısa bir tersine görsel arama yaparak yanlış bilgiyi kontrol altında tutmaya yardımcı olabilirsiniz. Örneğin Google Chrome kullanıyorsanız görsel üzerinde sağa tıklayıp “Google içinde resim ara” diyerek daha önce internette paylaşılıp paylaşılmadığını görebilirsiniz. Yangın haberlerinin hemen ardından gelen en kuvvetli iddialardan biri de yangınların sebebini bulmaya yönelik olanlar. Yangın çıkaran kundakçıları ya da lazerli saldırı sonucu çıkan yangını gösterdiği iddia edilen videolar aslında bir yangınla mücadele yöntemi olan karşı ateş uygulamasındandı. Ya da Adalar’da kasten yangın çıkardıkları için yakalandıkları ve terörle bağlantılı oldukları iddia edilen üç kişi gerçekte denize buldukları yağ dolu bidonu suya karışmaması için alıp çöpe atıyordu. Bu iddialar orman yangınları sırasında yayılan sabotaj iddialarından yalnızca üçü. İlginizi çekebilir: Büyüteç: Ormanları Ateşin Çocukları mı yaktı? Yangınlar henüz söndürülememişken ve yaşanan kriz tüm gerçekliğiyle devam ederken özellikle sabotaj iddialarının hızla yayılmasının sebeplerinden biri kriz anlarının yarattığı belirsizliği gidermek isteyen zihnimiz olabilir. Yangınlar Türkiye’ye özgü olmadığı gibi, sabotaj iddiaları da değil. 2018’de Kaliforniya’yı etkisi altına alan yangının da lazer ışınları kullanılarak başlatıldığı öne sürülmüştü. İddianın gerçeği yansıtmadığı, yangının aslında elektrik iletim hattındaki arızadan kaynaklandığı ortaya çıktı. Ancak lazer saldırısı teorisi ilerleyen yıllarda Kanada ve Avustralya'ya da sıçradı. Avustralya’da bir haber sitesi 183 kişinin kundakçılık sebebiyle tutuklandığı başlığını atmıştı, ancak gözaltına alınanlardan yalnız 24’ünün tutuklandığı ortaya çıktı . Güçlenen sabotaj iddialarının devamında gelen, silahlanarak sabotajcıları arayan yerel halk da Türkiye, ABD ve Cezayir’deki ortak gündemlerden. İlginizi çekebilir: Orman yangınlarında sabotaj iddiaları Türkiye’ye has değil Araştırmacılara göre fail arayışına ilişkin temelsiz çıkarımlar yangınların gerçek sebeplerini görmeyi zorlaştırıyor ve sorumluluk alması gerekenlerin arka planda kalmasına neden oluyor . Cezayir’de Ağustos 2021’de yaşananlar asılsız iddiaların yaratabileceği riskleri tüm ciddiyetiyle ortaya koyuyor. Sıkça tekrar edilen sabotaj iddiaları, sabotajcıları aramaya koyulan yerel halkın bölgeye yardıma giden Djamel Ben İsmail’i darp ederek öldürmesiyle sonuçlandı. Yangınların sebebine ilişkin araştırmalar zaman alabilir. Bu tür paylaşımlara bunu akılda tutarak temkinli yaklaşmak kriz anında atılacak ilk adım olabilir. Bu süreçte, verilerin çarpıtılabildiğine şahit olduk. İddia edilenin aksine Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi 2020 tarihli raporunda Türkiye'nin yangınlara müdahalede hızlı olduğunu ortaya koyan herhangi bir veri bulunmuyor. Aksine rapor dikkatle incelendiğinde ülkenin 2020 yılında yangınlardan en çok etkilenen dördüncü ülke olduğu anlaşılıyor. Sosyal medyada dolaşıma giren iddiaların bir kısmı buna benzer karşılaştırmalara dayanıyor. Veri okuryazarlığı eleştirel düşünmenin bir parçası. Sunulan verilerin çarpıtılmış olabileceğini akılda tutmak önemli. İlginizi çekebilir: Ülkelere ait karşılaştırmalı verileri incelemek için ipuçları Çeşitli araştırmalardan alınan veriler dışında çarpıtılan farklı bilgiler de var. Mesela orman yangınlarında sadece çam ailesinden ağaçlar yanmıyor ya da kozalaklar patlayarak yeni orman yangınlarına neden olmuyor. Ancak böyle olduğunu iddia eden paylaşımlar kısa sürede binlerce etkileşim alabiliyor. Buna benzer bilgileri paylaşmadan önce, iddia sahiplerinin konuyla ilgili bir uzmanlığı olup olmadığına dikkat etmek ve uzmanların açıklamalarını takip etmek önemli. Hatanın nerede yapıldığını anlamaya çalışırken bilimsel verilerden faydalanmak önemli. Ancak çarpıtılmış, yanlış yorumlanmış verilerle doğruya ulaşmak pek mümkün görünmüyor. Siyasi kutuplaşmanın ve şeffaflık sorununun olduğu, yetkililerden gelen çelişkili açıklamaların birbiri ardına sıralandığı ortamlar endişe ve güvensizliği büyütüyor. Bilgi düzensizliği nin olduğu bir ortamda komplo teorilerinin güç kazanması da olası. Time dergisinin Türkiye’deki orman yangınlarını işaret eden bir kapağı yangınlardan önce yayınladığı iddiası hızla yayılabiliyor ve kızılçamların Amerika Birleşik Devletleri'nden Marshall yardımlarıyla 1947 yılında getirildiği ve bunun ABD’nin bir “tuzağı” olduğu iddiası gazetelerde kendine yer bulabiliyor. Oysa Time kapağı küresel iklim değişikliğinin etkilerini göstermek için hazırlanmış, kızılçamlar Türkiye’de doğal olarak yetişen beş çam türünden biri ve çamların ise 23 milyon yıldır Anadolu’da var olduğu biliniyor. Geçmiş deneyimlerle tasdiklenen güvensizlik, yangınların sebebine dair bir teoriyi daha güçlendiriyor: Yangınların otel gibi çeşitli işletmeler inşa etmek için kasten başlatıldığı. Muğla Güvercinlik’te yanmaya ramak kalan otel 2007’deki orman yangınından sonra yanan bölgeye inşa edildiği için kullanıcıların bu gibi olasılıkları düşünmesi normal olsa da, durum iddia edilenden biraz farklı. Yangın sekiz arazöz, altı itfaiye aracı ve 40 orman işçisinin çabalarıyla söndürüldü ve otelin kendi hidrant sistemiyle yangının otele sıçramasının önüne geçildi. Hukukçular ormanlık bir arazide yapılaşmanın önünü açan birçok usulsüzlük olduğunu, ormanların otel dikmek için yakıldığını düşünmenin gerçekte ranta kapı açan usulsüzlüklerin görmezden gelinmesine yol açabileceğini belirtiyor. Yangınların uzun bir süre kontrol altına alınamaması Türkiye’nin öngörülebilir yangınlara hazırlıklı olup olmadığı sorusunu akla getirdi. Dolayısıyla şüpheli bilgiler de yangın söndürmeye yönelik süren ya da süremeyen çalışmaların gidişatı ve yöntemleri etrafında gelişti. Türkiye’nin sahip olduğu yangın söndürme uçaklarına ve yangınla mücadele eden diğer ülkelerin filolarına dair birçok görsel dolaşıma girdi. Müdahalenin yetersiz kaldığı hissi sosyal medya etiketlerine de yansıdı. Özellikle #HelpTurkey etiketinin “dış güçlerce” başlatıldığı iddiası sosyal medya etiketleri ve bot aktiviteleri etrafında bir tartışma yarattı. Vaka çalışmamız etiketin başlangıcına şüpheyle yaklaşabilmek mümkün olsa da büyümesinin organik olduğunu gösterdi . Etiket tartışmasının bir benzeri Avustralya’da yaşanmış, yangınlardaki iklim krizi etkisine vurgu yapmayı amaçlayan #ClimateEmergency (iklim krizi) etiketinin aksine, kundakçılık iddialarını öne çıkaran #ArsonEmergency (kundaklama krizi) etiketinin ardındaki bot aktiviteleri gündeme gelmişti. Her durumda, kriz anlarında hızla büyümeye müsait sosyal medya etiketlerine dahil olmadan önce durup düşünmekte ve akılcı hareket ettiğimizden emin olmakta fayda var. Kapak İllüstrasyon: Amelia Bates" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-telefondan-gorsel-dogrulama.png, Rehber: Akıllı telefonunuzdan görsel doğrulamanın dört yolu,https://teyit.org/teyitpedia/akilli-telefondan-gorsel-dogrulamanin-dort-yolu,"Uçan bir ağaçkakanın arkasına yapışan gelincik fotoğrafı sosyal medyada viral olmuştu. Üzerinde oynanmış bir fotoğrafın özellikleri olsa da Google'da tersine görsel arama yapınca bunun gerçek olduğu ve amatör fotoğrafçı Martin Le-May'e ait olduğu ortaya çıktı. Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı (GIJN), sosyal medyada gördüğünüz fotoğrafın gerçek olup olmadığını kontrol edebilmenize yarayan adım adım görsel doğrulama kılavuzunu güncelledi . İnternette sahte görsellerin ne kadar çok yayıldığı düşünüldüğünde, TinEye, Google Tersine Görsel Arama, Photo Sherlock ve Fake Image Detector gibi görüntülerin kaynaklarını bulabileceğiniz ve üzerinde oynanıp oynanmadığını öğrenebileceğiniz, kullanımı kolay birçok ücretsiz aracın bulunması çok güzel. Bazen sosyal medyadaki bir fotoğrafı, videoyu veya gönderiyi doğrulamak, internette arama yapmakla çözülecek kadar basit olabiliyor. Böyle durumlarda güvenilir bir teyit kuruluşunun bu işi sizin için çoktan yapmış olduğunu keşfedebilirsiniz. İpucu: İncelemek istediğiniz şeyi anahtar kelimelerle Google'da aratın ve ""fact-check"" ya da ""teyit"" kelimelerini ekleyin. Ücretsiz ve güçlü bir tersine görsel arama aracı olan TinEye , internette aynı veya benzer bir görselin yayınlanıp yayınlanmadığını bulmanıza yardımcı oluyor. Diğer tersine görsel arama araçlarının aksine, bir fotoğrafın “en çok değiştirilen,” “en eski” ve “en yeni” yinelemelerini görebileceğiniz gelişmiş arama özelliği bulunuyor. ""Most changed"" (en çok değiştirilen) özelliğini kullandığınızda bir görselin çeşitli hallerini görebiliyorsunuz. ""Oldest"" (en eski) özelliği ise genellikle bir fotoğrafın ilk ne zaman kullanıldığını belirlemenize yardımcı oluyor. Ellinizdeki görselin ilk veya diğer kullanımlarının tarihi, sizin baktığınızdan önceyse bir şeyler yanlış olabilir. TinEye'ın, diğer tersine görsel arama araçları gibi, yalnızca internette yayınlanan fotoğrafları bulabileceğini unutmamak önemli. Yani bir kişi bir fotoğraf çekip örneğin yalnızca bir WhatsApp grubuna gönderirse ve internette paylaşmazsa bu sonuçları görüntüleyemezsiniz. Tersine görsel arama yaparken aranacak temel bilgiler, fotoğrafın ilk ne zaman, hangi bağlamda kullanıldığı, kaynağı ve kaynağın güvenilir olup olmadığı. Birkaç yıl önce, uçan bir ağaçkakanın arkasına yapışan gelincik fotoğrafı sosyal medyada viral oldu ve birçok insan bu hayret verici görüntüden meme oluşturdu. Görsel gerçek olamayacak kadar iyi görünüyordu ve üzerinde oynanmış, sahte bir görüntünün tüm özelliklerini barındırıyordu. Ancak Google’da tersine görsel arama yapınca bunun gerçek olduğu ve amatör bir fotoğrafçının fotoğrafı olduğu ortaya çıktı. Aramada çıkan sonuçlardan biri, BBC'nin, fotoğrafçının kendisiyle yaptığı röportajdı ; fotoğrafçı hayatta bir kez yakalayabileceği bu inanılmaz fotoğrafı nasıl çektiğini anlatıyordu. İpucu: TinEye'ın ""en çok değiştirilen"" işlevini kullanarak yapacağınız arama bu görselde epey işe yarar. İpucu: Google Chrome'u varsayılan mobil tarayıcınız olarak kullanıyorsanız, bir internet sitesindeki fotoğrafa basılı tuttuğunuzda bir açılır menü çıkacak. Tersine görsel arama yapmak için “Google Lens ile Ara” seçeneğini kullanın. (Eski sürümlerde bu “Google'da bu resmi ara"" olarak görünebilir.) Photo Sherlock uygulaması ücretsiz olmanın yanı sıra, üç farklı arama motorunu kullanarak tersine görsel arama yapmanıza olanak sağlıyor: Google, Yandex ve Bing. Ayrıca bir dergideki veya gazetedeki poster ya da fotoğrafın kaynağını arama seçeneği de sunuyor. İlk olarak, uygulamayı Android telefonunuza veya iPhone 'unuza indirin. Photo Sherlock'u açtığınızda şu seçenekleriniz olacak: Bu uygulama, bir görüntünün kaynağını ve doğruluğunu araştırırken iki aşamada çalışıyor. Bunlardan ilki görselin bir kısmının tahrif edilip edilmediğini görmek için sıkıştırılma oranını inceleyen “hata düzeyi analizi.” Diğeri ise bir fotoğraf çektiğinizde otomatik olarak gömülen ""sahne arkası"" verileri, yani meta veri. İpucu: Bu araç yalnızca Android mağazasında bulunuyor ancak Veracity iPhone kullanıcıları için iyi bir araç. Apple App Store'dan ücretsiz olarak edinebilirsiniz, kullanımı güvenlidir. Uygulamayı kullanmaya başlamak için Fake Image Detector uygulamasını Chrome veya Firefox uygulama mağazalarından indirip yükleyin. Ardından uygulamayı açın ve iki seçenekten birini seçin: Geliştirdiğiniz gazetecilik yeteneklerinin yanı sıra, gerçek olmadığından şüphelendiğiniz bir görselle karşılaştığınızda sorabileceğiniz bazı sorular: Gazeteci olarak da sıradan bir vatandaş olarak da bir görseli incelerken sormamız gereken en önemli sorulardan biri şu: Fotoğrafı çeken kişinin niyetini biliyor musunuz? Fotoğraf sizi üzüyor mu, kızdırıyor mu, başka güçlü duygular uyandırıyor mu? Üzerinde oynanmış veya bağlamından koparılmış fotoğraflar genellikle insanların duygularına oynamak için tasarlanıyor. Sonuç olarak, emin değilseniz, paylaşmayın. “Sahte haber” çözümünün de sorununun da bir parçası olabilirsiniz." Orman yangınlarında sabotaj iddiaları Türkiye’ye has değil,https://teyit.org/teyitpedia/orman-yanginlarinda-sabotaj-iddialari-turkiyeye-has-degil,"Birbirine yakın zamanda başlayan ve etkisi hızla büyüyen yangın haberlerine, henüz ortada kesin bir kanıt yokken, büyük bir iddia eşlik ediyordu: Yangınlara kundaklamalar neden olmuştu. Sosyal medyada yangınların kasıtlı olarak başlatıldığı ve bir örgütün işi olduğu iddiaları, ormanlık alanda bulunan torpil fotoğrafları , sözde itiraf videoları ya da asılsız haberler eşliğinde kontrolsüzce yayıldı. Medya kuruluşlarının kullandıkları yanıltıcı başlıklar ve güvenilir kanıt olmaksızın yer verdikleri iddialar yanlış bilginin yayılımına hız katarken, siyasi figürlerden gelen körükleyici açıklamalar da bilgi karmaşasının derinleşmesine neden oldu. “Ankara ve Manavgat’taki orman yangınlarında sabotaj şüphesi! PKK ormanları hedef alıyor?” başlıklı haber . İlginizi çekebilir: Büyüteç: Ormanları Ateşin Çocukları mı yaktı? Sabotaj iddiası sadece terör şüphesi eşliğinde değil, yakılan alanların yeniden imara açılacağı kaygıları etrafında da şekillendi. Kriz anlarında yükselen korku, endişe, heyecan ve üzüntü gibi duyguların hakim olduğu zihnimizdeki belirsizliği ve karmaşayı hemen gidermek, krize yol açan “faili” bulmak istiyoruz. Kamu görevlilerinden gelen yetersiz veya tutarsız açıklamaların büyüttüğü şeffaflık sorunu, bu fail arayışının sokaklara yansımasına neden oldu. WhatsApp grupları aracılığı ile örgütlenen ve silahlanarak ormanlık alan girişlerinde kimlik ve araç kontrolü yapan sivil gruplar ile asılsız haberler nedeniyle linç edilen masum kişilerin görüntüleri yayıldı . Yetkililerin ortak vurgusu ise yaşananların süreci daha da zorlaştırdığıydı. Ancak kriz ardından gelen koordinasyon tartışmaları ve kutuplaşmanın körüklediği asılsız iddialar, Türkiye’ye has değil. İklim değişikliğinden ayrı düşünülemeyeceği belirtilen olağandışı orman yangınlarının sayısı ve etkilediği alanlar tüm dünyada büyüyor. Bu yeni fenomeni ikrar zor olunca, sabotaj iddiaları yangınlardan etkilenenlerin buluştukları bir payda haline geliveriyor. Haziran 2019’da başlayıp Eylül’de ciddi boyutlara ulaşan ve 240 gün süren Avustralya’daki orman yangınları, ülkenin birçok bölgesini etkisi altına almıştı . Yangınlarda yaklaşık 19 milyon hektar yanmış, 34 insan hayatını kaybetmiş, 3 binden fazla ev yok olmuştu. Aşırı sıcaklar ve kuraklığın körüklediği yangınlarla geçen dönem, “kara yaz” olarak anılıyor. Yetkililer yüksek sıcaklık ve kuraklığın, nasıl başladıklarına bakılmaksızın orman yangınlarını tırmandırdığına vurgu yapsa da Avustralya'da da yangınlarla birlikte sebebi hakkındaki komplo teorisi ne varan iddialar da hızla büyüdü. İlginizi çekebilir: Alevlerin ortasında ve henüz kanıt yokken Türkiye: İklim krizi mi, sabotaj mı? Komplo teorilerine yatkınlığı ile bilinen bağımsız parlamento üyesi Craig Kelly “ yangınların sebebi iklim değişikliği değil kundakçılık” iddiasını en açık ve güçlü şekilde savunanlardan oldu .  İklim değişikliğine karşı etkili politikalar yürütemediği konusunda eleştirilen hükümet yetkililerinin kundakçılık iddialarını destekleyen paylaşımlarıyla birlikte büyüyen sabotaj iddialarının ardından, aynı Türkiye'deki gibi sabotajcıların yakalandığı, polisin kundakçılık iddialarını doğruladığı gibi iddialar yüksek etkileşim aldı. Avustralya'da devam eden yangınlarda kundakçılık şüphesiyle yakalanan 183 kişinin tutuklandığı iddiası çeşitli siyasi figürlerin de haberi paylaşmasıyla birlikte uluslararası ölçekte yayıldı. Ancak yargılanan 183 kişiden yalnız 24’ü yangın başlattığı gerekçesiyle hüküm giydi. Sabotaj iddiaları sosyal medyada bir diğer tartışma konusu olan etiketlerle ( hashtag ) birlikte gündemde kalmaya devam devam etti. Yetkililer kundaklama iddiaları ile birlikte paylaşılan rakamların doğruyu yansıtmadığını açıklasa da özellikle Twitter’da orman yangınlarının etrafında dönen tartışmada #ArsonEmergency (kundaklama krizi) etiketi hızla yayıldı. Araştırmalar, kundakçılık anlatısını tahkim etmek için oluşturulan bu etiketin bot ve trol hesap lar tarafından güçlendirildiğini tespit etti. Etiket yangınlardaki iklim değişikliği faktörüne dikkat çekmek amacıyla kullanılan #ClimateEmergency (iklim krizi) etiketine karşı oluşturulmuştu. İlginizi çekebilir: Vaka çalışması: #HelpTurkey etiketinin hikayesi Yangınların iklim aktivistleri tarafından kasten başlatıldığı, IŞİD’in yangınlarla ilgisi olduğu, Yeşiller Partisi’nin yangınları kontrol etmeye yönelik adımları kasıtlı olarak zorlaştırdığı iddiaları da, yanlışlığı kanıtlanan diğer iddialar idi. Ülkenin batı yakasında dönemsel kuraklıkla ilişkili olarak etkisi büyüyen orman yangınlarını kontrol altına almak her yıl daha da zorlaşıyor. 2020'de Kaliforniya, Oregon ve Washington'da bir dizi büyük orman yangını meydana geldi. Uzmanlar yaşananları benzeri görülmemiş, iklim değişikliği kaynaklı bir olay olarak tanımlandı . Yangınlarla birlikte başlayan tartışmalarda en popüler başlık yine sabotaj şüpheleri oldu. Son dönemde ülkede meydana gelen her toplumsal krizde, bir şekilde gündemle ilişkilendirilen Antifa ise sabotaj iddialarında ilk şüpheli oldu . Yangınlar ve Antifa ilişkisi doğrulanamadı. Antifa, ‘antifaşist’ teriminin kısaltılmış hali. Birçok farklı ülkede kendini Antifa üyesi olarak tanımlayanlar var; en etkili oldukları ülke ise ABD. Uzmanların bir örgütten ziyade bir ideoloji olarak gördüğü Antifa, resmi üyeliğe dayalı hiyerarşik bir yapıya veya liderliğe sahip değil. Irkçılık, cinsiyetçilik ve kapitalizm karşıtı fikirlerde birleşenlerden oluşuyor. Sabotajcıların Antifa üyesi olduğunu iddia edenlerin yanında, sorumlunun aşırı sağ grup Proud Boys’un olduğunu iddiası da vardı . Medford Polis Departmanı her iki iddianın da doğru olmadığı açıkladı . Sorumlunun Antifa olduğunu iddia eden paylaşımlar Kaliforniya’da devam eden yangınlar için de yaygındı . Yerel yönetim görevlileri, polis teşkilatı ve hatta FBI iddiaların doğru olmadığını açıklamak zorunda kaldı. Tartışma Oregon Eyaletine bağlı Clackamas ilçe temsilcisi yangın başlatan Antifa üyelerini gösterdiği iddiasını dile getirdiği videoyu paylaşmasıyla tekrar alevlendi. Temsilci daha sonra görevinden alındı . Hatta sızdırılmış kolluk kuvvetleri kayıtları arasındaki bazı belgeler çeşitli kamu kurumlarının ellerinde delil olmaksızın, orman yangınları başlamadan önce, Antifa’yı kundakçılıkla ilişkilendirdiğini ortaya çıkardı . Gazeteciler Justin Yau, Sergio Olmos ve Alissa Azar çıkan yangınları haber yaparken “antifaşist kundakçıları” arayan silahlı kişiler tarafından tehdit edildiklerini belirtti . Paylaştıklan görsellerde ellerinde silah olan sivil kişiler görülebiliyor. Gazeteci JustinYau’nun Twitter hesabından paylaştığı görsel Başka bir fotomuhabir Gabriel Trumbly de benzer bir deneyim yaşadı. Trumbly, ortağıyla birlikte orman yangınlarının görüntülemeye çalışırken, olay yerindeki biri araçlarının fotoğraflarını çekip internete yükledi. İkilinin Antifa ile bağlantılı olduğu söylentileri yerel halkın gazetecileri vurmakla tehdit ettiği paylaşımlar eşliğinde Facebook’ta hızla yayıldı . Tanıdık bir iddia da 2018’de Kaliforniya’yı etkisi altına alan yangından. Temsilciler Meclisi üyesi Marjorie Taylor Greene’in komplo teorisyeni grup QAnon tarafından da desteklenen teorisi, yangının lazer ışınları veya benzer bir araç kullanılarak başlatıldığını öne sürmüştü . İddianın gerçeği yansıtmadığı ispatlandı. İlginizi çekebilir: Görüntülerin Alanya Güzelbahçe’de lazerli saldırı sonucu çıkan orman yangınını gösterdiği iddiası Ağustos başında Cezayir ülke tarihinin en yıkıcı orman yangınlarından birini yaşadı. 71 farklı noktada çıkan ve üç gün boyunca devam eden yangınlarda en az 90 kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı . Yetkililerin ısrarla vurgu yaptığı nokta ise sabotaj şüphesiydi. Cezayir İçişleri Bakanı Kamel Beldjoud yangınların ""ülkeye karşı nefretle dolu haydutlar tarafından çıkartıldığını"" düşündüğünü belirtti . Başkent Cezayir'in doğusundaki Kabylie bölgesindeki Tizi Ouzou’da yaşananlar ise kanıta dayanmayan sabotaj iddialarının yaratabileceği yıkımı gösteren en somut örneklerden biri oldu. Dört bir yanı saran sabotaj iddiaları Cezayir’de de halkı sabotajcı aramaya itti. Sosyal medya hesaplarında yardım etmek için yangın bölgesine doğru yola çıktığını belirten Djamel Ben İsmail bölgeye ulaştığında yerel halk tarafından sabotajcı olduğu şüphesiyle yakalandı ve darp edilerek öldürüldü . İsmail’in ölümü hakkında soruşturma başlatıldı . Yetkililer ise kundaklama iddialarını yinelemeye devam ediyor. Harvard Üniversitesi Shorenstein Medya, Siyaset ve Kamu Politikası Merkezi’nden araştırmacıların 2018’de yayınladığı bir araştırma , Kaliforniya yangınları etrafındaki komplo teorilerine odaklanıyor. Grafikler yangınların “yönlendirilmiş enerji silahları” kullanılarak, hedefli ve planlı bir şekilde başlatıldığı iddiasının sosyal medya paylaşımlarıyla hızla yayıldığını gösteriyor. Avustralya’daki yangınların ardından, Queensland Teknoloji Üniversitesi'nden araştırmacılar ise hedefli, koordineli bir çevrimiçi kampanyanın, yangının ana nedeninin kundaklama olduğu şeklindeki çürütülmüş fikri destekleyerek halkı yanlış yönlendirmeye çalıştığını tespit etmişlerdi. Araştırmacılar daha sonra ABD’de yaşananların da benzer bir örüntü izlediğini, yangının sebebinin kundaklama olduğunu söyleyerek sorumluluk almaktan kaçınan siyasi figürler ve şüpheli bot ve trol aktivitelerinin dikkat edilmesi gereken gerçek sorunları gölgede bıraktığını belirtti. Uzmanlar yangına ilişkin izlenmesi gereken önleyici politikaların eksikliği, yangın anında zayıf kalan kriz yönetimi ve en temelde iklim değişikliği gibi konuların tartışmanın merkezine çekilmesi gerektiği görüşünde ." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-guvenilir-bilim-insanlari-nasil-ayirt-edilir.png, "Kime ""güvenilir bilim insanı"" diyeceğiz?",https://teyit.org/teyitpedia/guvenilir-bilim-insanlari-nasil-ayirt-edilir,"Dünya Covid-19 salgınıyla mücadele ederken, Covid-19’un kendisi, aşılar ve tedavi yöntemleri etrafındaki yanlış bilgi salgınıyla da karşı karşıyayız. Yanlış sağlık tedbirleri almak ve yanlış tedavi yollarına yönelmekle sonuçlanabilecek bu salgından korunmanın ise birçok yolu var: Aşırıya kaçmadan dozunda bilgi tüketmek, şüphe kası nı çalıştırmak, sosyal medyada eleştirel olmak, güvenilir kaynaklara kulak vermek… Söz konusu sağlık olduğunda, güvenilir kaynaklar bilim insanları ve hekimleri de kapsıyor. Peki bir bilim insanı ve hekimi güvenilir kılan ne? Tüm uzman ve hekimleri dinlemek mi gerekli? Bunu belirleyen pek çok ölçüt var. Bizim bu yazıda değineceklerimiz ise bilim insanının uzmanlık alanı, kurumsal bağlantıları, şeffaflığı ve nezaketi olacak. Teyit , salgının başından beri kime kulak verilmesi konusunda iki önemli kıstasa işaret ediyor: Konusunda uzman olanlar ile mümkünse bir kurumu temsilen konuşanlar . Bu kıstaslardan ilki, liyakat ve doğru bilgi için kategorik bir zorunluluk. Bir bilim insanının konu hakkında belirttiği fikirlerin değerli ve güvenilir olabilmesi için fikir belirttiği alanda uzmanlık eğitimi alması gerekiyor . Söz konusu sağlık olduğunda da böyle. Misal, Covid-19 pandemisinin başında uzmanlık alanı viroloji ya da enfeksiyon hastalıkları olmayan kişilerin virüs ve tedavi yöntemleri hakkında televizyonlarda konuşmaları kafa karışıklığı yaratmıştı. Nasıl ki kolunuz kırıldığında dermatoloğa gitmiyorsanız, Covid-19 salgını için de konunun uzmanı olmayanların görüşleri dinlemek bulanıklığa yol açabilir. İkinci önemli husus uzmanların temsiliyeti ile bağlantıları. Çünkü kurumsal hesap verme sorumluluğu çerçevesinde konuşmak, mesleki hırslar ve şahsi zaafları engelleme gücüne sahip. Misal Dünya Sağlık Örgütü, Türk Tabipleri Birliği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği gibi sağlık meslek örgütleri bünyesindeki uzmanlar, kendi hesabına değil, belli bir kurumu temsilen konuşuyorlar ve sözlerinin sorumluluğunu almak zorundalar. Çıkar çatışması, belirli bir sonuç üretmeyi teşvik eden herhangi bir şeydir ve hakikat arayışını bozar. Aynı zamanda, bir kişinin kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etme riskinin bulunduğu durumları da tanımlar. Sağlıkta esas olan kamu yararı olduğundan, olası çıkar çatışmaları karşısında dikkatli olmak önemli bir ilke. Misal uyuşturucu kullanımının sağlık risklerine ilişkin bir hükümet araştırması, olumsuz risklere dair kanıt bulmaya meyilli olabilir. Ya da bir mısır gevreği şirketi tarafından finanse edilen araştırmanın, mısır gevrekleri faydalı bulmaya eğilimli olma ihtimali yüksektir. Aynı şekilde, gıda takviyesi ya da alternatif tedavi yöntemlerinden ekonomik çıkar elde eden bir hekimin, kanıta dayalı tıbba saldırması da epey beklenir bir durum. Bilim insanlarını güvenilir yapan bir ölçüt daha var: Kendi kişisel menfaatlerinden ziyade kamusal faydayı gözetmeleri. Elbette bilim insanlarının araştırmalarını yapabilmeleri için destek almaları olağan ve bu yüzden finansal destek almaları güvenilmez olmaları anlamına gelmiyor. Mühim olan bu olası çıkar çatışmalarının açıklık ve dürüstlükle sergilenmesi, meslektaşların ve kamunun kontrolü için alan açılması. Türk Tabipleri Birliği, hekimlerin, mesleğini uygularken ticari reklamlara araç olamayacağını, insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamayacağını belirtiyor . Güvenilir bir bilim insanının, kendini uzmanı olduğu alandaki yeni araştırmalar ve gelişmeleri takip eden, kendini ve bilgisini sürekli güncelleyen kişi olduğunu söylemekte de fayda var. Çünkü bilimsel bilgi, sınanır ve gerek olduğunda değişir. Gelelim bilim insanları ve hekimlerin iletişim biçimlerine. Türk Tabipleri Birliği hekimlerin, kendi meslektaşları ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile iyi ilişkiler kurması gerektiğini vurguluyor . Bilim insanlarının ve hekimlerin nezaket anlayışı içerisinde işbirliklerine açık olmaları, halk sağlığı alanında yayılan yanlış bilgilerin önüne geçebilir. Bir ekibin parçası olarak çalışmaları, insanların anlayabileceği ölçüde bilgi paylaşmaları veya dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarıyla işbirliği yapmaları, hem bilgi ekosistemi hem de bilimsel gelişmeler açısından önemli. St. George's Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Acil Hekimi Dr. John Madden, “İyi bir dinleyici olmak, iyi bir hekim olmak için çok önemlidir” diyor . İletişim becerilerinin ve nezaket anlayışının gelişmiş olması yalnız hastalar açısından değil, sağlık sistemi genelinde bilgi aktarımı için de kritik öneme sahip. Bu yüzden işbirliği içerisinde bilgi aktarımı yapan uzmanların güvenilir kaynaklar olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin sosyal medyada ya da televizyonlarda megaloman, saldırgan, bilim insanı ihtiyatından uzak, buyurgan, dramatik ya da suçlayıcı ifadeler kullanan bir hekimi dikkate almak için ciddi bir nedeniniz olmayabilir. Sağlık alanında güvenilir kaynakları bulabilmek, kişilerin doğru ve yerinde sağlık kararları alması açısından kıymetli. Uzman olmayan kişilerden gelen iyi niyetli tavsiyeler, nadiren işe yarasalar da, çoğunlukla işlevsiz olabiliyor. Daha kötü ihtimal ise bu tavsiyelere uyulmasının sağlığımızı tehlikeye atması. Bu yüzden güvenilir uzmanlara kulak vermek önemli." Araştırma: Yanlış bilgiyle mücadelede ‘tedavi’ yerine ‘önceden çürütme’,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-yanlis-bilgiyle-mucadele-tedavi-yerine-on-mudahale,"Doktorlar kariyerlerine başladıklarında Hipokrat yemini ederler. Yanlış bilgiyle mücadele eden insanlar olarak bizler benzer bir yemin edecek olsak, ""Önlem, tedaviden iyidir ,"" ifadesini ödünç alabilirdik. Tıpta olduğu gibi yanlış bilgi konusunda da yanlış bilginin yayılmasını önlemek, yayıldıktan sonra onu çürütmeye çalışmaktan daha iyi. Nedeni şu: Çürütmeler, insanlara yanlış bilgi kadar çok ulaşmıyor ve yanlış bilgi kadar hızlı yayılmıyor. Ulaştıklarında da genelde yanlış bilgiyi tartışmalarımızdan ve beynimizden silmekte güçlük çekiyorlar. Hatta araştırmalara göre, bilginin yanlış olduğu söylendiğinde bile o yanlış bilgi düşüncelerimizi etkilemeye devam ediyor . Bu nedenle bu konuda tıptan yardım alabiliriz: Yanlış bilgiyle mücadelede tedavi yerine önlemler daha etkili bir yol olabilir. Önlemlerin nasıl işlediğini (ve işlemediğini) anlamak gazeteciler, teyitçiler, politika belirleyiciler ve platformlar için çok önemli. İnsanları yanlış veya yanıltıcı bilgilere karşı aşılama fikri çok basit. İnsanlara yanlış bilgi örnekleri gösterdiğinizde, yanlış bilgileri tespit etme ve sorgulama konusunda daha donanımlı olurlar . Tıpkı aşıların, bir virüse karşı bağışıklık sisteminizi eğitmesi gibi, yanlış bilgi konusunda bilgi sahibi olmak da yanlış bilgilerle karşılaştığınızda onları dikkate almamanızı sağlıyor. Aşılama çeşitli araçlar ve yaklaşımlarla yapılabilir: Örneğin, günde bir kez bir konuyu mesaj olarak size ileten First Draft kısa mesaj kursu ; kendinizi kötü niyetli bir aktörün yerine koymanızı sağlayan ""Go Viral!"" oyunu; temel iddiaları ve teknikleri önceden çürüten makaleler bulup paylaşma becerisi. Araştırmalar bu yöntemlerin işe yaradığını ortaya koyuyor. Örneğin beş dakika boyunca ""Go Viral!"" oynamak, yanlış bilgiye karşı savunmasızlığı üç aya kadar azaltabiliyor. En erişilebilir aşılama tekniği önceden çürütme ; yani belirli yanlışlarla, taktiklerle ve kaynaklarla karşılaşmadan önce bunları çürütme süreci. Gazeteciler, teyitçiler, hükümetler ve diğer kişi/kuruluşlar için hem hızlılar hem de düşük maliyetliler. İyi bir önceden çürütme, insanların endişelerini giderir, deneyimlerine hitap eder ve o bilgiyi paylaşmalarını sağlar. Önceden çürütmeler çok güçlüdürler: Amaç, yalnızca bilgileri düzeltmek değil kitlenizle aranızda güven bağı oluşturmaktır. Temel olarak üç çeşit önceden çürütme var: Araştırmalara göre mantığa dayalı yaklaşım, en çok fayda sağlayanı . İnsanlara taktikleri tespit etmeyi öğrettiğinizde taktikleri, tekil iddialara kıyasla daha çok tespit edebiliyorlar. Avustralya'nın Melbourne kentindeki Monash Üniversitesi İklim Değişikliği İletişim Araştırma Merkezinde araştırma görevlisi John Cook, yıllardır aşılama konusunu inceliyor . Cook'un First Draft'a söylediğine göre ideal bir önceden çürütmede, ""insanların hem gerçekleri hem de gerçekleri saptırma teşebbüslerini anlayabilmeleri için gerçeklerle mantığın"" bir arada bulunması gerekiyor. 1. İnsanların hangi bilgilere ihtiyacı olduğunu bulun Kitlenizin sorularını önceden tahmin edin. Kendi sorularınızın, kitlenizinkiyle aynı olduğunu farz etmeyin. Trend soruları veya sorunları bulmak için Google Trends gibi araçları kullanabilir, topluluktaki kişilerle iletişim kurabilir ve insanların, sorularını gönderebilecekleri bir alan oluşturabilirsiniz. İnsanların hangi konuda kafası karışıyor? Kötü niyetli aktörler, önceden var olan hangi anlatıları kötüye kullanabilir? Seçimler veya sağlık kampanyaları gibi, insanların daha fazla bilgiye ihtiyaç duyabileceği herhangi bir olay yakın mı? Bu taktiklere ve anlatılara kanma ihtimalinin düşmesi için insanlara nasıl yardımcı olabilirsiniz? 2. Örneğinizi dikkatle seçin Bazı söylentiler tekrar tekrar ortaya çıkar. Bunlara odaklanın. John Cook bu yöntemi, iklim değişikliğiyle ilgili yanlış bilgilere karşı aşılama teorisini araştırırken öğrenmiş. Katılımcılara tütün hakkındaki yanlış bilgilerde kullanılan taktiklerin örneklerini göstermiş. Sonrasında ise siyasi düşüncelerinden bağımsız olarak herkes iklim değişikliği hakkındaki yanlış bilgileri tespit edebilir hale gelmiş. Cook bu konuda, ""Buradan şunu anlıyoruz ki siyasi spektrumun neresinde olursanız olun kimse kandırılmaktan hoşlanmıyor,"" diyor. 3. Doğru bilgilerle bezeyin Doğru bilgiye öncelik verin. Yani anlatılarınıza, ya gerçeklerle başlayın ya da bilginin nasıl değiştirildiğini net bir şekilde anlatın. “Bilgileri gerçeklerle bezemek ” hem önceden çürütmeler hem de çürütmeler için işe yarıyor. 4. Kitlenizi uyarın Söylentiyi tekrarlamadan önce kitlenizi uyarın. Kitlenize bazılarının bizi manipüle etmeye çalıştığını ve nedenini hatırlatın. Bu, insanların tetikte olmasını sağlıyor ve yanlış bilgiye olan zihinsel direnci artırıyor . Örneğin, iklim değişikliğine ilişkin bilimsel fikir birliğinin, siyasi nedenlerle manipüle edilmesi veya bazı kişilerin sahte tedaviler satmaktan kâr elde etmeleri. Cook bunu, ""Söylentiden bahsetmeden önce ipucu vermek ya da uyarı yapmak çok önemli, çünkü insanların, o söylentiyi okurken bilişsel açıdan tetikte olmalarını istiyoruz,"" diyerek açıklıyor. 5. Ayrıntı ekleyin Kitlenizi bunaltmadan, bir şeyin neden yanlış olduğuna dair birkaç sebep toplayın. Bu, inancın artmasına yardımcı oluyor ve insanları, o iddiayla karşılaştıklarında çürütebilmek için kullanabilecekleri karşı argümanlarla donatıyor. 6. Kullanılan taktiği ortaya serin Yanlış bir iddiayı düzeltiyorsanız, kitlenize bu taktiğin bu örneğe özgü olmadığını hatırlatın. Yanlış iddia örnekleri vererek kitlenizin manipülasyon için kullanılan taktikleri ya da stratejileri tanımasına yardımcı olun. Bazen kitleniz için daha az politik bir konudan bir örnek vermek, etkili bir eğitim aracı olabiliyor. 7. Bildiklerinizi nereden bildiğinizi (ve henüz bilmediklerinizi) açıklayın Bildiklerinizi ne şekilde bildiğinizi açıklamak, güven oluşturmanıza ve insanların gerçeklerle söylentiler arasındaki çatışmayı çözmelerine yardımcı oluyor. Ayrıca kitlenize, gelecekte bu iddiayı kabul etmemelerine yarayacak araçlar sunuyor. Henüz bilmediklerinizi açıklamak, olaylar geliştikçe gerçeklerin değişebileceği konusunda kitlenizi uyarmanıza yardımcı oluyor. Bunu başarmanın bir yolu da fikir birliği : İnsanlara uzmanların ne konuda mutabık olduğunu ve nedenini hatırlatın. Bilim insanlarının neredeyse tamamının hemfikir olduğu ve yanlış tartışmalara yönelik dezenformasyon taktiklerinin gösterilebileceği iklim değişikliği konusu bunun bir örneği. 8. Basit tutun Daha sonrasında hatırlamanın ve tespit etmenin daha kolay olması için fikri basit parçalara ayırın. Özellikle sıkça paylaşılan fikirlere dair infografikler, iyi bir önceden çürütme yöntemi. Her biri bir fikir içeren beş çürütme, beş fikir içeren, karmaşık tek bir çürütmeden daha iyi olur. Detaylarla boğuşarak vakit harcamayın. 9. Paylaşılabilir hale getirin İnternette olsun olmasın, sonuçta insanlardan bahsediyoruz. İnsanlar yanlış bilgi yayıyorlar çünkü cevap arıyorlar ve bulduklarını paylaşıyorlar. Önceden çürütmenizin yayılmasını istiyorsanız, paylaşılabilir olacak şekilde tasarlayın. Kötü niyetli aktörlerin dezenformasyon yaymak için kullandıkları stratejileri düşünün: İşe yaradığı kanıtlanan bu teknikleri iyilik için kullanın. Önceden çürütmelerinizi cep telefonlarını göz önünde bulundurarak tasarlayın. Birçok insanın internete olan tek erişimi cep telefonları ve zamanlarının çoğunu WhatsApp veya Facebook Messenger gibi fazla internet kullanmayan kapalı mesajlaşma uygulamalarında geçiriyorlar. 10. Kitlenizin nerede olduğunu bulun ve orada yayın yapın Başarılı önceden çürütmelerin yolu, kitlenizin zaten vakit geçirdiği alanlarda ve platformlarda olmasından ve buralara entegre edilmesinden geçiyor. Bunu bir parti gibi düşünün: Herkes bahçede bir şeyler içerken siz bir odada tek başınıza doğru bilgi verirseniz önceden çürütmeniz pek yayılmaz. ""Partinin"" gerçekleştiği dijital alanları öğrenmek için sosyal dinleme ve gözlemleme araçları kullanın. Partilerde olduğu gibi, konuşmaya katılmadan önce ortamı gözlemlemelesiniz. Belirlediğiniz çevrimiçi alanın veya platformun kültürünü göz önünde bulundurun. İlgi çekici içerikler nasıl oluyor? İnsanların iletişim kurmak için kullandıkları trendler veya tarzlar neler? İnsanlara bilmesini istediğiniz bilgileri etkili bir şekilde iletmek için bunları nasıl kullanabilirsiniz? Dr. Stellac , insanların sorularını öngörerek bilgi vermek için dans trendlerini kullanarak TikTok'ta düzenli olarak önceden çürütme yayınlıyor. Aşılama teorisine ve bu konudaki bulgulara Cook, Dr. Sander van der Linden ve diğer birçok araştırmacı öncülük ediyor. Sürekli yeni araştırmalar yayınlanıyor ve aşılama temelli kampanyalar, oyunlar ya da projeler yürütüyorsanız bunları takip etmek önemli. İşte başlangıç okumaları (İngilizce): Bunlar biraz sıkıcı görünüyorsa kendinizi aşılamak için bu oyunlardan birini deneyin:" Covid-19 aşıları toplum ve medya tarafından nasıl algılanıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-covid-19-asilari-toplum-tarafindan-nasil-algilaniyor,"Covid-19 pandemisi ile mücadelede elimizdeki en etkin araçlar aşılar. Bugün toplum bağışıklığının sağlanması ve virüsün yayılımının kontrol altına alınabilmesi için bireylerin aşılar hakkında doğru bilgilerle donanmış olmalarının ne denli kritik olduğu görülebiliyor. Yanlış bilgi bireyleri aşı tereddüdüne ve hatta aşı karşıtlığına sürükleyebiliyor. Toplum içinde Covid-19 aşılarına ilişkin algıların ne durumda olduğunu anlamaya çalışmak, doğru bilgilerle bezenmiş etkili bir aşı kampanyasının birincil gereği. Nitekim çoğu zaman algılar, davranışlara paralel gelişiyor. Toplumun aşı konusundaki tutumlarını incelemenin toplum bağışıklığını sağlama yönündeki adımların planlanmasındaki önemini yadsımamalı. Tutumların anlaşılması için izlenebilecek birçok bilimsel yöntem varsa da, pandemi şartlarında yüz yüze röportaj, birebir anket, odak grubu araştırmaları ve benzeri yöntemlerin zorlu olduğunu söylemek gerek. Ancak toplumu belli bir düzeyde anlayabilmek için yüzümüzü çevirebileceğimiz bir başka kaynak da yok değil: Sosyal medya. 2021 yazında gerçekleştirilen SICSS'de (Summer Institute in Computational Social Sciences) bir araya gelen Sabancı Üniversitesi’nden Özgür Can Seçkin, Ege Ötenen, Umut Duygu ve Edinburgh Üniversitesi’nden Aybüke Atalay yaptıkları çalışmada Türkiye’de Covid-19 aşılarına yönelik toplum algısını Twitter verileri üzerinden inceliyor ve şu soruları yanıtlamaya çalışıyor: Çalışma kapsamında 1 Mart 2020 ila 18 Haziran 2021 tarihlerinde Türkçe atılmış ve içinde aşılarla bağlantılı 40 anahtar kelimeden en az biri geçen 629 bin 334 tweet incelendi. Anahtar kelimelerin belirlenmesinde özellikle Türkiye’de kullanılan veya ithalatı gündemde olan aşılarla (Coronavac, Sputnik V, BioNTech/Pfizer) bu aşıların üretici firmaları (Pfizer, Sinovac ), bu aşıların üretici ülke ile ilişkilendirilme biçimleri sonucu ortaya çıkan etiketleri (Çin aşısı, Rus aşısı, Alman aşısı) ve tüm bunların alternatif ifade ediliş biçimleri (pfizer yerine fayzır gibi) baz alındı. Seçilen 40 anahtar kelime şunlardı: biontech, biontek, biyontek, bayontek, biyonteck, pfizer, fayzır, fayzir, pifizer, fizer, rus aşı, rus asi, sputnik aşı, sputnik asi, sputnik ol, sputnikv, sputnik bes, sputnik 5, korona asi, kovid asi, sinovac, sinovak, sinowac, sınovac, covd asi, çin aşı, cin asi, coronavac, koronavak, koronavac, korona aşı, covid aşı, kovid aşı, gavur aşı, gavur asi, alman aşı, alman asi, germen aşı, germen asi, mrna Çalışmada izlenen metodoloji ise şu şekildeydi: Farklı aşı isimlendirmelerinin hangi sıklıklarda kullanıldığına aylık bazda bakıldığında çalışmanın odaklandığı zaman aralığında en çok bahsedilen aşının Pfizer/BioNTech olduğunu söylemek mümkün. Aşıların Türkiye’ye ulaşmalarının ardından Twitter’da daha sık konuşulmaya başlanmış olmaları ise tesadüf değil. Aşılarla alakalı içerikler arasındaki söylemsel farklılıkları yakalamak ve aşıların menşe ülkelerin toplumun aşılara karşı algısını şekillendiren bir etmen olup olmadığını anlamak da hayli önemli. Çalışmada Türkiye'deki Twitter kullanıcılarının batıda geliştirilen aşıdan bahsederken daha çok marka ve şirket ismini tercih ettikleri (Örneğin Alman aşısı yerine BioNTech/Pfizer ), batılı olmayan ülkeler tarafından geliştirilen aşılardan bahsederkense daha çok ülke adını ( Örneğin Sinovac yerine Çin Aşısı ) kullandıkları anlaşılıyor. Ek olarak, Twitter kullanıcılarının Pfizer/BioNTech aşısından bahsederken Pfizer yerine daha çok BioNTech demeyi tercih ettiği görülüyor. 2021'in başından itibaren aşıyla ilgili Türkçe haberlerin büyük ölçüde Covid-19 aşısını geliştiren firma olan BioNTech'in Türk-Alman CEO'larının başarısı etrafında yoğunlaşması, etmen olarak düşünülebilir. Pfizer isimlendirmesini kullanmak yerine BioNTech aşısı deme eğilimi bunun bir tezahürü gibi görünüyor. Aşılar ve aşıların isimlendirilmesi odağında yapılan duygu analizi ise Türkiye’de aşılara yönelik tutumların bambaşka boyutlarını gözler önüne serer nitelikte. Atılan tweetler analize tabi tutulduğunda, bütün aşılarda marka adlarının (BioNTech, Pfizer, Sinovac, Sputnik V) olumlu duygularla, ulusal isimlendirmelerle anılmaları halinde ise (Çin aşısı, Rus aşısı, Alman Aşısı) olumsuz duygularla ilişkilendirildiği görülüyor. Bu ise bireylerin Alman, Çin, Rus uluslarına karşı tutumlarının aşılar nezdinde ufak bir yansıması olarak okunabilir. Kelime kullanımlarına göre tweetlerin duygu analizi (+ pozitif, - negatif duygu durumunu ifade ediyor) Türkiye’de ulusal basındaki kutuplaşma, güvenilir haber arayan haber tüketicilerinin Türkçe haber üreten yabancı medya kanallarına yönelmesiyle ile sonuçlanıyor. Yabancı medya kanallarının sıklıkla eleştirildiği noktalardan biri ise bu kuruluşların devlet destekli olmaları ve bulundukları ülkelerin kamu diplomasisi misyonunu üstlenmeleri. Türkçe yayın yapan yabancı medya kuruluşlarının, aşılar üzerinden yaptıkları haberlerin kapsamına ve bu haberler aracılığıyla aktardıkları duygulara bakarak farklı aşılara karşı olan tutumları ve bu tutumların menşe ülkelerinin tutumlarıyla örtüşüp örtüşmediği de incelendi. Twitter üzerinden Türkçe yayın yapan 12 yabancı medya kuruluşu analize tabi tutuldu: BBC Türkçe, Sputnik TR, Independent, Sarkul Awsat, IRNA, Euronews Türkçe, Al-Monitor, CRI Türkçe, Deutsche Welle Türkçe, Xinhua News Türkçe, Voice of America Türkçe, Rudaw . Batılı medya kuruluşlarının ( DW, Euronews, BBC, ve Independent ) Pfizer-BioNTech aşısını daha fazla ele aldığı görülürken Çin merkezli medya kuruluşlarının ( Xinhua ve CRI ) Sinovac ile ilgili haberlere nispeten daha fazla yer verdiği görülüyor. Resmi anlamda geliştirildiği ilan edilen ilk aşı olmasına rağmen, Sputnik V'nin yabancı medyada ( Sputnik Türkiye dışında ) çok fazla yer bulamadığı görülmekte. Genel olarak ise Türkçe haber yapan yabancı basında en fazla yer bulan aşının Pfizer/BioNTech olduğu ve onu Sinovac’ın takip ettiği görülüyor. Yabancı medya kanallarının farklı ülke aşılarına yönelik duyguları analiz edildiğinde de ilginç bulgulara erişmek mümkün. Yukarıdaki görsel için dikkat edilmesi gereken, aşı sınıflandırmalarının aşılar ile ilgili anahtar kelimeler toplamını ifade eden terimler olmaları. Örneğin “Çin aşısı” başlığı Sinovac, Coronavac, Çin aşısı, Sinovak gibi terimleri içeren bir başlık. Bu skalaya göre yabancı medyanın aşılara yönelik yansıttığı genel duyguların olumlu olduğu gözleniyor. Hiçbir kuruluş belirli bir aşıya dair negatif bir duygu yansıtmamış. Batılı medya kuruluşlarının ( BBC, DW, VOA, Independent ) Pfizer aşısından diğer aşılara göre daha olumlu duygu gösterdiği görülüyor. Medya kuruluşlarından bağımsız olarak Sinovac aşısına yönelik tutum da olumlu, ancak yalnızca Xinhua News, diğer kanallara kıyasla Sinovac'tan nispeten daha olumlu bahsediyor. Son olarak Sputnik V için, yalnızca Sputnik TR nispeten güçlü bir olumlu duygu sergilerken, diğer medya kaynaklarının nispeten daha zayıf bir olumlu duygu sergilediği görülüyor. Aşılar hakkındaki söylemlerinin yakınlığına göre medya kanalları ağı Çalışma kapsamında botlara da göz atıldı ve analiz sonucunda bin 31 bot hesabı ile bu hesaplardan atılan 3 bin 331 tweet tespit edildi. Mayıs 2021'de aşıyla ilgili tweetlerin neredeyse yüzde 20'si botlar tarafından gönderilmiş. Her aşı markası için bot aktiviteleri ayrı ayrı kontrol edildiğinde ise en fazla sayıda botun Pfizer/BioNTech aşısıyla ilgili tweetler etrafında olduğu görülmekte. Bot kullanımının aşılara göre dağılımı Botlar tarafından gönderilen tweetler üzerinde yapılan duygu analizi sonucunda, botların aşıların üretici şirket ismiyle anıldığı tweetlerde aşılar hakkında daha olumlu, ulus adı üzerinden konuşulan tweetlerde ise daha aşı karşıtı bir söylem izlediği anlaşılıyor. Bu bulgular ışığında botların aşının kendinden ziyade, ulusal kimlikleri kötülemeye karşı motive olduğu iddiasında bulunulabilir. Yalnız Sputnik V aşısında farklı bir durum söz konusu. Botlar tarafından atılan Sputnik V/ Rus aşısı ile ilgili tweetlerde, üretici firma ismi ya da ulus adı farketmeksizin, güçlü olumlu söylem tespit edilebiliyor. Bu, potansiyel bir organize propagandaya işaret ediyor olabilir. Ancak Sputnik V etrafında epey sınırlı bot ve tweetin bulunuyor olması, bu çıkarımı destekleyecek yeterli veriye sahip olmadığımız anlamına geliyor. Botların farklı aşılara göre duygu analizi Özetle, bireylerin aşılara karşı algılarının ve bunu yansıtma biçimlerinin aşıya göre değişiyor olduğu tespitinde bulunmak mümkün. Ulus isimleri kullanılarak bahsedildiklerinde aşılar görece olumsuz, firma adıyla bahsedildiklerinde ise daha olumlu duygularla ilişkilendirilmişler. Bu da bireylerin uluslara karşı önyargılarının bu tartışmada belirleyici bir rolü olabileceğinin sinyalini verir nitelikte. Bu noktada saptanan bot hesap larından atılan ve aşıları ulus isimleriyle kullanan ilgili tweetlerde olumsuz duygular yansıtılmış olması da önceki bulguyla paralel bir biçimde okunabilir. Yalnızca Twitter kullanıcılarının değil, medya kanallarının da aşılar özelinde farklı tutumlar sergiledikleri görülüyor. Türkçe yayın yapan Batılı haber kanalları Pfizer/BioNTech'i daha fazla ve daha olumlu bir duyguyla ele alıyor. Bu kanalların aşılar özelinde takipçilerinin tutum ve davranışlarını nasıl etkilediği ise bir başka çalışma kapsamında ele alınabilir." Çocuklara ve gençlere yönelik Veri Detoksu etkinlik kitabını Türkçeleştirdik,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklara-yonelik-veri-detoksu-etkinlik-kitabini-turkcelestirdik,"Data Detox Kit ya da Veri Detoksu Kiti, insanları dijital alışkanlıklar konusunda bilinçli tercihler yapmaya yönelten ve bireylerin çevrimiçi yaşamlarının kontrolünü ellerinde tutmalarına yardımcı olmaya çalışan bir araç . Türkçenin de aralarında bulunduğu 35 dile çevrilen internet sitesinde dijital yaşama, gizlilik ve güvenliğe dair kolay anlaşılır, herkesin rahatça uygulayabileceği ipuçları bulunuyor. 2017 yılında Mozilla Vakfının da destekleriyle kurulan Data Detox Kit, insan hakları, teknoloji, sivil özgürlükler gibi alanlarda çalışmalar yürüten Berlin merkezli uluslararası kuruluş Tactical Tech ’in bir projesi. Tactical Tech’in bir başka projesi olan, veri ve gizlilik üzerine interaktif bir sergi niteliğindeki The Glass Room ’un parçası olarak hazırlanan Data Detox Kit ilerleyen zamanlarda kendi internet sitesi üzerinde faaliyet göstermeye başladı. Data Detox x Youth ise Avrupa Birliği finansmanı ile Save the Children Italy ve Uluslararası Kütüphane Dernekleri ve Kurumları Federasyonu (IFLA) işbirliğiyle 11 ila 16 yaş, kendi cihazı olan çocuklar için oluşturuldu. Etkinlik kitabı, “Dijital Gizlilik,” “Dijital Güvenlik,” “ Dijital Esenlik ” ve “Yanlış Bilgi” başlıklı dört bölümden oluşuyor. Her biri iki sayfalık bu bölümler, akıllı cihazlara odaklanarak bu cihazlardaki verilerinizin izini sürmeye, bunları kontrol etmeye, veri ihlallerine karşı güçlü şifreler oluşturmaya, teknolojiyle iyi bir ilişki kurmaya ve yanlış bilgiyle mücadele etmeye dair ipuçları ve uygulayabileceğiniz çeşitli etkinlikler sunuyor. Teyit olarak Türkçeleştirdiğimiz etkinlik kitabını buradan inceleyebilirsiniz. Rastgele kelimelerden oluşan dizilere parola ismi veriliyor. Şifrenin paroladan farkı şu: Şifreler, parolaların aksine rastgele kelimelerin değil, simgelerin yan yana gelmesinden oluşuyor. Parolaları hatırlamak, şifreleri hatırlamaya kıyasla çok daha kolay ve başka birinin tahmin etmesi daha güç. Siz de “T@v$anlar markette zıpzıP ediy0R!” gibi güçlü bir parola oluşturmak için aklınıza gelen dört ya da beş kelimeyi yan yana getirebilir, bu kelimelerin harflerinden bazılarını rakamlarla değiştirebilir, aralara noktalama işaretleri ekleyebilir ve bazılarının yerine n özel karakter ekleyebilirsiniz. Google Arama, YouTube, Drive, Haritalar gibi hemen hemen herkesin kullandığı ücretsiz uygulamalar hayatımızın bir parçası. Ancak bu ve benzeri uygulamalara para ödemiyor oluşumuz, şirketlerin bizden bir şeyler almadığı anlamına gelmiyor. Bu tür uygulamaları (ya da internet sitelerini) kullandığınızda profiliniz, reklam verenlerin, nelerden hoşlandığınızı anlamaları için kullanılıyor. myactivity.google.com adresine giderek ve Diğer Google etkinlikleri → Google Reklam Ayarları → Reklam Ayarlarını Yönet adımlarını izleyerek Google’ın sizin için çıkardığı reklam profilini görebilirsiniz. Bu bilgiler arasında yaş aralığınız, cinsiyetiniz, konuştuğunuz diller ve ne gibi şeylerle ilgilenip nelerden hoşlandığınız yer alıyor. Dilerseniz herhangi birinin üzerine tıklayarak bunları devre dışı bırakabilir ya da reklam kişiselleştirmesini tamamen kapatabilirsiniz. Özellikle sosyal medya gibi bazı platformlara bağımlı olmak, çoğunlukla bizim suçumuz değil. Bu platformlar kullanım devamlılığını sağlayacak şekilde tasarlandığından, kullanıcıların kolay vazgeçmesi mümkün olmuyor. Platformların, bizi uygulamada tutmak için kullandığı tasarım özelliklerinden bazıları: Algoritmalar, etkileşime girdiğiniz içerikleri,nelerden hoşlandığınızı ve ne tür içeriklerde daha çok vakit harcadığınızı tespit ederek size uygun içerikleri önünüze çıkarmayı amaçlıyor. İnternette sürekli hoşunuza giden, ilginizi çeken ve benzer şeyleri görmenize ve benzer fikirleri duymanıza “ yankı fanusu ” ismi veriliyor. Yankı fanusuna hapsolmak, sürekli aynı görüşlere maruz kalmanıza sebep oluyor. Yankı fanusunu kırmak, algoritmaların işleyişi sebebiyle çok kolay olmayabilir. Ancak karşılaştığınız içerikleri çeşitlendirmek için bu fanusu genişletebilirsiniz. Data Detox x Youth’un ilk bölümü, ‘Dijital Gizlilik’ “veri simsarlarının” verilerinizden para kazanmasının önüne geçmek için çeşitli ipuçları veriyor, gereğinden fazla uygulamanız olup olmadığını anlamanıza ve eğer varsa bunları elemenize yardımcı oluyor, bazı uygulamaların gereksiz yere konum bilginize erişmesini engellemenizi sağlıyor. ‘Dijital Güvenlik’ bölümü ise hesaplarınızın ele geçirilmesini önleyecek güçlü şifreler oluşturmanıza olanak sağlıyor, hesaplarınızı daha da güvenli hale getirebilmeniz adına iki faktörlü ya da çok faktörlü kimlik doğrulama özelliklerini açmanızı telkin ediyor. ‘Dijital Esenlik’ bölümü, internette geçirdiğimiz vaktin zihinsel açıdan bizi nasıl etkilediğine odaklanarak, platformların özellikle oldukları şekilde tasarlandığına dikkati çekiyor ve teknolojiyle nasıl daha sağlıklı bir ilişki kurabileceğimize dair ipuçları veriyor. ‘Yanlış Bilgi’ bölümü ise sosyal medya hesaplarınızdaki yankı fanuslarınızdan nasıl çıkabileceğinizi, yanlış bilginin tehlikesini, internette paylaşım yaparken daha dikkatli davranılması gerektiğini anlatıyor. Etkinlik kitabının Türkçesine buradan erişebilir, veri detoksu yolculuğunuza başlayabilirsiniz." Nobel Barış Ödülü Filipinler ve Rusya’dan iki gazetecinin,https://teyit.org/teyitpedia/nobel-baris-odulu-filipinler-ve-rusyadan-iki-gazetecinin,"Filipinli gazeteci Maria Ressa ve Rus gazeteci Dmitry Muratov, demokrasinin ve kalıcı barışın önkoşulu olan ifade özgürlüğünü koruma çabalarından dolayı 2021 Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü . Ödül Komitesi Başkanı Berit Reiss-Andersen, “ Ressa ve Muratov'un demokrasinin ve basın özgürlüğünün giderek daha elverişsiz koşullarla karşı karşıya kaldığı bir dünyada bu ideali savunan tüm gazetecileri temsil ettiklerini” söyledi . Gazeteci Maria Ressa, Filipinler’de faaliyet gösteren haber sitesi Rappler’in kurucusu. 2012’de bir Facebook sayfası olarak faaliyetine başlayan Rappler, Filipinler’de artan otoriterlik, şiddet ve yolsuzluğa odaklanıyor. Platform Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı’nın (IFCN) imzacısı ve teyitçilik faaliyeti yürütüyor . Ressa, aynı zamanda 2021 Uluslararası Hrant Dink ödülünün sahibi. Maria Ressa 2016 yılında yayınlanan araştırmasıyla Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin sosyal medyayı sahte haberleri yaymak, muhalifleri hedef haline getirmek ve kamu söylemini manipüle etmek için nasıl bir araç haline getirildiğini ortaya koydu . Ressa, Duterte ve destekçilerinin hedefi haline geldi ve sosyal medya üzerinden çeşitli saldırılara maruz kaldı. Filipinler çevrimiçi dünyaya erişim için büyük ölçüde Facebook’u kullanıyor. Filipinlilerin, Facebook'un onlar için neredeyse internete eşdeğer olduğunu söylediği biliniyor . Ressa ise şirketin, nefret ve dezenformasyon un yayılmasına karşı koruma sağlamada başarısız ve “gerçeklere karşı önyargılı” olduğunu düşünüyor . Ressa bu ödülü “ teknoloji devleri görevinden 'vazgeçtiği' için gazetecilere bir selam ” olarak nitelendiriyor: “ Haber kuruluşları eşik bekçiliği yapma gücünü teknoloji platformlarına kaptırdı, bu platformlar sorumluluklarını kamusal alana bıraktı ve bu da gerçekleri tartışmalı hale getirdi. Çünkü gerçekler ve yalanlar eşit muamele görüyor .” Ressa açıklamasında, “Komitenin seçimi gerçekleri korumamız gerektiğini gösteriyor. Ancak doğru bilgiyi yaymakla sorumlu kişiler daha önce hiç olmadığı kadar büyük tehlikelerle karşı karşıya” dedi. 2021 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi ’ne göre basın özgürlüğünde 180 ülke arasında Filipinler 138, Rusya 150. sırada. İlginizi çekebilir: Güvenilir kaynaklar tehlikede: Basın özgürlüğü ve yanlış bilgiyle mücadele Rus gazeteci Dmitry Andreyevich Muratov, Novaya Gazeta’nın kurucu ortağı ve genel yayın yönetmeni. Komite Muratov'un “baş etmesi giderek zorlaşan güç koşullarda on yıllardır ifade özgürlüğünü savunduğunu” ifade ediyor. Kurulduğu 1993 yılından bu yana Novaja Gazeta, yolsuzluk, polis şiddeti, yasadışı tutuklamalar, seçim sahtekarlığı, sosyal medyadaki trol faaliyetleri gibi konuları ele alıyor . Muratov, ödülünü Novaya Gazeta'da çalışmaları nedeniyle öldürülen gazetecilere adadığını belirtti. Bu seneki Nobel Barış Ödülü adaylarından biri de Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı yani IFCN’di. Adaylığı Eski Norveç Kültür ve Eğitim Bakanı Trine Skei Grande duyurmuştu. 2015 yılında kurulan IFCN, dünya çapında teyitçiliğin daha güçlü standartlara sahip olması, güvenilir, doğru bilgiye ulaşılmasını sağlamayı amaçlıyor. Organizasyon, yayınladığı ve Teyit’ in de imzacısı olduğu ilkeler kılavuzuyla, Ekim 2021 itibariyle 51 ülkede 79 teyit kuruluşuyla birlikte yanlış bilgiyle mücadele ediyor. Bu yılki Nobel Barış Ödülü’nün bir önemi daha var: Reuters’a göre bu, 80 yılı aşkın süreden sonra bir gazeteciye verilen ilk ödüldü. Alman Carl von Ossietzky, ülkesinin savaş sonrası gizli yeniden silahlanma programını ifşa ettiği için ödülü kazandığında yıl 1935’ti . Komite yaptığı açıklamada “ Özgür, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik, gücün kötüye kullanılmasına, yalanlara ve savaş propagandasına karşı korunmaya hizmet ediyor ” dedi. Tüm bu gelişmeler akılda tutulması gereken bir konuya vurgu yapıyor: Dezenformasyon barışı tehdit ediyor. Kapak görsel : Nobel Ödülleri için Niklas Elmehed" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-komplo-teorilerine-insanlar-neden-inaniyor.png, "Türkiye'de aşı dezenformasyonu: Yanlış bilgiyi kimler yayıyor, ilişki ağları ne?",https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-asi-dezenformasyonu-yanlis-bilgiyi-kimler-yayiyor-iliski-aglari-ne,"Neredeyse ikinci yılını geride bırakan Covid-19 pandemisi, Ekim 2021 itibariyle 5 milyona yakın cana mal oldu. Toplum bağışıklığı ve kayıpların en aza indirilmesi için eldeki en etkili araç, etkinliği kanıtlanmış aşılar. Ancak rekor bir hızla geliştirilen aşılar hakkında tereddütleri olanlar, aşılarla ilgili organize dezenformasyon kampanyalarından etkilenebiliyor. Bu Türkiye’de de böyle. Dezenformasyon kampanyalarını yürütenler, basit tereddütleri olanları yanlış yönlendirerek, bilimin üzerinde uzlaştığı aşıların hayat kurtardığı gerçeğine gölge düşürebiliyor. Peki kim bu dezenformasyondan sorumlu olanlar? Başvurdukları temel anlatılar neler? Bu anlatıları yayanların argümanlarına inanmaya daha meyilli olanların ortak özellikleri neler? Esas mesele ilk bakışta görüldüğü gibi modern tıbbi pratiklere kategorik bir karşıtlık mı yoksa daha genel bir güven sorununun tezahürü mü bu? Bir diğer deyişle, eldeki tüm bilimsel veriler aksini gösterirken, bir insanı aşı karşıtı olmaya ya da aşı karşıtlarına prim vermeye sürükleyen nedir? Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de aşı karşıtlığı yanıltıcı, mantık safsata larıyla bezeli ve çarpıtmalarla yüklü argümanlardan besleniyor. Bu sebeple iddialar ve bu iddialar çerçevesinde kurulan anlatıları derinlikli bir biçimde açığa çıkarmak, aşı hakkında tereddütleri olan insanların dezenformasyon kampanyalarından etkilenmelerinin önüne geçebilmek için değerli. İlginizi çekebilir: Büyük Uyanış mitingi: “Bir küreselci sembolü verir misiniz memur bey?” Türkiye’de aşılara odaklanan dezenformasyon aktörlerini, bu aktörlerin sosyal medya platformlarının yıkıcı algoritmalarını fırsat bilerek yaygınlaştırabildikleri anlatılarını ve bu anlatı ağının toplumda nasıl bir etki yarattığını Öğretim Üyesi Dr. Onur Varol’un danışmanlığında Sabancı Üniversitesi’nden Özgür Can Seçkin, Ege Ötenen, Umut Duygu ve Edinburgh Üniversitesi’nden Aybüke Atalay ile Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine hazırladığımız yazı dizisinde açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. 2021 yazında gerçekleştirilen SICSS'de (Summer Institute in Computational Social Sciences) bir araya gelen bu çalışma grubuna, Teyit ekibinden Mert Can Yılmaz eşlik ediyor. Literatürde aşı karşıtlığını inceleyen çalışmalar olsa da, bu Türkiye’de aşı karşıtlığını anlayabilmek için akademi teyitçi işbirliği ile yapılan ilk çalışma olma özelliğini de taşıyor. Çalışmanın hem doğrulama kuruluşları hem de halk sağlığı alanında çalışanlar için önemli olabilecek ipuçları içerdiğini düşünüyor, gelecek işbirlikleri için de bir model olabilmesini umuyoruz. Teyit, Türkiye’de Covid-19 pandemisinin başından itibaren aktif bir biçimde pandemiye dair yayılan yanlış bilgi kırıntıları ile başa çıkmaya çalışıyor. Bu çalışma kapsamında Twitter’da yanlış bilgi yayan aktörlerin tespiti için, Türkiye’de aşılar hakkındaki çeşitli anlatıları yaygınlaştırma amacıyla kullanılan hashtag ler etrafında bir araya gelen kullanıcılar arasında kasten yanlış bilgi yayan yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli hesaplar a odaklanıldı. Kasıt faktörünün, çalışmamızı bilgi bozukluğu meselesinin belli bir boyutuyla sınırladığını belirtmek gerek. Kısaca kasıtsızlıkla karakterize mezenformasyondan ziyade, kasta dayalı dezenformasyona ve onu yayanlara yakından bakma ihtiyacı hissettik. Kriterimiz şuydu: Yanlış bir bilginin doğrusunun, Teyit veya Türkiye’de Teyit benzeri faaliyetler gösteren doğrulama kuruluşları tarafından paylaşılmasına rağmen içeriğini kaldırmayan veya düzeltmeyenler. Bunları, kasten yanlış bilgi yayan Twitter hesapları olarak nitelememizin ardındaki bir sebep, yanlış bilgiyi biteviye yinelemeleri ve daha geniş bir çevreye yaygınlaştırmaya odaklanmaları. Teyit analizleri kendilerine yanıt olarak sunulduğunda gelen itirazları reddeder bir görünüme bürünmeleri veya orijinal paylaşımlarını silerek itirazların görünürlüğünü engellemeleri ve sonrasında yanlış bilgiyi yeni bir içerikmiş gibi tekrar paylaşmaları gibi davranış örüntüleri bir seçim kriteri olarak düşünüldü. İlgili anlatıları yaygınlaştırma amacıyla kullanılan hashtagler ve bu hashtaglerin etrafında kümelenen kullanıcıların birbirleriyle etkileşimlerinden yola çıkarak hazırlanan sosyal ağ haritasından, bu ağdaki etkin aktörlerin tespitinde faydalanıldı. İncelenen hashtagleri kullanan yaklaşık 101 bin Twitter kullanıcısını içeren bu haritanın en aktif ve etkileşimi en yüksek yüzde 5’lik kısmında Teyit’in hazırladığı analizler kapsamında aşılar hakkında kasıtlı olarak en az iki farklı yaygın yanlış bilgi yaydığını daha önce tespit ettiği 36 yüksek takipçili ve yüksek etkileşimli Twitter hesabı saptandı. Bu 36 hesabın etkileşime girdiği kullanıcıların harita üzerinde sarıya boyandığı göz önünde bulundurulduğunda, sosyal ağ üzerinde ne denli büyük bir etkileri olduğunu ve bu hesapların sosyal ağın merkezinde bulunduklarını görmek mümkün. Neden Twitter? Sosyal medya platformları ve özellikle de Twitter, bireylerin gerçek hayattaki davranışlarına dair anlamlı çıkarımlarda bulunabileceğimiz birer kaynak. Günlük yaşamın dijitalleşmesiyle birlikte Twitter’ın Türkiye’de hatırı sayılır büyüklükteki bir grup insan için çevrelerinde yaşananlara dair haberleri edindikleri temel kaynaklardan biri haline gelmesi, çalışmanın odak noktasını buraya taşıyan etmenlerden diğeri. Ek olarak Twitter, Facebook ve Instagram gibi alternatiflerine nazaran, veri toplama ve analizde daha geniş imkanlar sağlıyor. Özetlemek gerekirse doğrulama kuruluşlarının Covid-19 aşılarına ilişkin yanlışladığı iddiaları Twitter’da yaygınlaştırmak için paylaşımlar yapan, paylaşımlar yanlışlansa da karşı aksiyon almayan, dezenformasyonun yayılmasına olanak tanıyan, genel olarak Türkçe dilinde Twitter paylaşımlarında bulunan ve bu incelemeye dahil edilen yüksek takipçili 36 aktör ve 10 Ekim 2021 itibariyle takipçi sayıları aşağıdaki şekilde: Covid-19 aşıları hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgi yayan ve bu listeye girmemiş yüksek takipçili başka aktörler olması muhtemel. Örneğin abdullahciftcib , KurtogluKagan , ve yazarmuratakan gibi hesaplar da Twitter’da Covid-19 aşılarıyla ilgilli dezenformasyon yayan hayli yüksek takipçili hesaplar arasında. Öte yandan bu hesaplar ele alınan geniş hashtag listesindeki hiçbir etiketi kullanmamış olmaları nedeniyle metodolojik anlamda bu çalışmada daha sağlıklı çıktılar geliştirebilmemiz açısından listeye alınmadı. Burada bazı hesapların kasıtlı bir biçimde Twitter’ın yanlış bilgi filtrelemek için kullandığı algoritmalarının radarına girmemek için gönderilerinde herhangi bir etiket kullanmamış olabileceğini düşünmek mümkün. Bunun yanı sıra her ne kadar Teyit sosyal medyada viralite kazanmış yanlış bilgiyi farklı yöntemlerle tarayıp tespit edebiliyor olsa da Teyit’in radarına girmemiş yüksek takipçi ve yüksek etkileşimli dezenformasyon aktörlerinin bulunması da muhtemel. Bu çalışmada hazırladığımız analizler kapsamında Covid-19 aşıları hakkında en az iki farklı yaygın yanlış bilgi yaydığını daha önce tespit ettiğimiz hesaplar göz önünde bulundurulduğundan radarımıza henüz düşmeyen hesapları burada görmüyor olabilirsiniz. Bu tarz bir durumun söz konusu olduğunu düşünüyorsanız ilgili hesabı ve hesabın yanıltıcı içeriklerini [email protected] adresinden bize iletebilirsiniz. İlginizi çekebilir: Teyit’in Editoryal Kuralları: Seçme ve Önceliklendirme Kriterleri Eksikliklerine karşın listede yer alan isimler üzerine yapılacak bir analizin, Twitter’daki temel aşı karşıtı ağı ve bu ağın kullandığı anlatıların bir özetini sunabileceğini düşündük. Ele alınan hesapların temsil gücü yüksek bir örneklem oluşturduğu kanaatindeyiz. Listedeki hesapların attığı tweetleri inceleyerek bir sık kullanılan kelimeler listesi oluşturulabiliyor. Kullanılan her bir kelimenin bulunma sıklığını listede yer alan kullanıcıların atmış olduğu tüm tweetler içinde incelemek mümkün. Burada büyük, dünya, gerçek ve yalan gibi kelimelerin kullanılmış olması aşılar hakkında kasten yanlış bilgi yayanların hayatı yorumlamada izlediği yola ufak da olsa bir ışık tutuyor. Genel çerçeveden bakınca “büyük oyun” teması göze çarpıyor. Burada yalnızca aşılara ilişkin tweetlere değil, ilgili aktörlerin tüm tweetlerine bir bakış atılmış olması, bu kişilerin olay ve olguları yorumlama perspektiflerine dair bir sinyal veriyor. Kullanılan kelimelere bir kelime bulutu oluşturarak baktığımızda ise bu genel anlatının aslında farklılaşan kolları olduğunu da görebiliyoruz. Bu hesapların aşılara ilişkin tweetlerine baktığımızda ise zamana bağlı bazı dalgalanmalara rastlıyoruz. Ay ay her bir aktörün attığı aşı ile ilgili tweetlerinin o ay attıkları tüm tweetlere oranı ışığında bir ortalama çıkardığımızda, tweetlerin Ocak 2021’de Türkiye’de aşılamanın başlamasının ardından düzenli bir artışla yoğunlaştığı görülüyor. Bu süre zarfında kendi attığı tüm tweetlere oranla aşılarla ilgili en fazla tweet atan kullanıcılar Ali Osman Önder ( aliosmanonder34 , toplam 766 tweet içerisinde yüzde 32) ve Bilgehan Bilge ( OpDrBilgehan , toplam 1515 tweet içerisinde yüzde 32) gibi görünüyor. Aşılar hakkında dezenformasyon yayanların, aşılarla ilgili tweetlerine etkileşimin zamanla artmış olması endişe verici . 2020 ve 2021 yıllarının aynı dönemleri (Ocak - Eylül) arasında verileri kıyasladığımızda bu artış kolayca görülebiliyor. Toplam retweet ve beğeni sayıları ciddi olarak artmış gözüküyor. Etkileşimleri 2020’de atılan tweet sayısına oranla incelediğimizde tweet başına yaklaşık 40 retweet ve 115 beğeni alınmış görünüyor. 2021’de ise hesapların görünürlüklerinin artmasıyla bu istatistikler endişe verici şekilde tweet başına 120 retweet ve 390 beğeniye çıkmış. Doğrulama kuruluşlarının ve halk sağlığı üzerine çalışan kurumların, bu aktörlerin popülerleşmesinin önüne geçemediği çıkarımında bulunmak mümkün. Dezenformasyon aktörlerinin aşılarla ilgilli attıkları tweetleri, aldıkları etkileşim ve aktörlerin kullandıkları kelimelerin birbirlerine benzerliği açısından incelediğimizde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Burada aktörler üzerinden oluşturulan bir sosyal ağ haritası hayli aydınlatıcı. Burada ağ haritasındaki renklerin anlamı şu: Hesapların kullandıkları kelimeler bakımından ne kadar çok diğer hesapla ortak noktası varsa renk o kadar koyulaşıyor. Dairelerin büyüklüğü ise Twitter’da aldıkları etkileşimle orantılı. Bu açıdan bakıldığında Bilgehan Bilge ( OpDrBilgehan ), Erkan Trükten ( ErkanTrukten ) ve Cemil Can ( CemilCan5834 ) dezenformasyon aktörleri arasında almış oldukları etkileşimlerin büyüklüğü ve ürettikleri içeriklerin çeşitliliği bakımından önemli yere sahip gibi duruyor. Yine b​u ağ haritasından yola çıkarak görebiliyoruz ki aşılarla ilgili dezenformasyon yayanları içeren ayrı ayrı topluluklar oluşmuyor . Atılan tweetleri incelediğimizde daha net ortaya çıkıyor ki aşı karşıtı hesaplar genel olarak aynı söylemleri kullanıyor ve tek bir argümanla yetinmiyorlar . Öte yandan Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine hazırladığımız bu yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde bu durumu büyük veride analiz edecek ve benzer bir durumun sadece dezenformasyon aktörleri listemizdeki aktörler için değil ilgili tüm Twitter kullanıcıları arasında da geçerli olup olmadığını anlamaya çalışacağız. Dezenformasyon aktörlerinin aynı söylemleri kullanması ve tek bir argümanla yetinmemesi ise şöyle bir örnekle açıklanabilir. Bir aktör aşılarla birlikte ""Bill Gates çetesi"" tarafından geliştirilen çipin insanlara takılacağını belirtirken aynı zamanda aşı pasaportunun asıl amacının da insanları takip etmek olduğunu söyleyebiliyor. İncelenen 36 Twitter hesabında karşılaşılan aşı karşıtı anlatılar ise genel hatlarıyla şu şekilde: İlginizi çekebilir: Oxford Üniversitesi mezunu sanılan Sean Brooks’un mRNA aşılarıyla ilgili iddiaları İlginizi çekebilir: Covid-19 mRNA aşısı olanların kan sulandırıcı kullanması gerektiği iddiası İlginizi çekebilir: Fatih Erbakan’ın gösterdiği kuyruklu ve tüylü bebek fotoğrafları İlginizi çekebilir: Bill Gates’in aşılarla dünya nüfusunu azaltmayı amaçladığı iddiası İlginizi çekebilir: İtalyan milletvekilinin Bill Gates ve yeni koronavirüse dair iddiaları İlginizi çekebilir: Koronavirüs salgınının arkasında Gates Vakfı'nın olduğu iddiası İlginizi çekebilir: Pfizer-BioNTech aşısının yan etkisinin ölüm olduğu iddiası İlginizi çekebilir: Sinovac aşısının bağışıklık sistemine saldırarak felç bıraktığı iddiası İlginizi çekebilir: FDA’nın Covid-19 aşısının kalp krizi riskini 71 kat artırdığını söylediği iddiası Haklar bağlamında ele alınabilecek bir yan anlatı ise aşı pasaportunu merkeze alan anlatılar. Aşıların yapılmasıyla birlikte aşı pasaportlarının da ortaya çıkacağını vurgulayan bu anlatıda, asıl amacın insanların haklarının ihlal edilerek takip edilmeleri ve hareketlerinin kontrol altına alınması olduğundan söz ediliyor. İlginizi çekebilir: Aşıların insanları humanoid haline getirip haklarının ellerinden alınmasına neden olacağı iddiası İlginizi çekebilir: Görüntülerin Brezilya'daki aşı karşıtı eylemleri gösterdiği iddiası İlginizi çekebilir: Bazı kişilerin kollarına mıknatıs yapışmasının Covid-19 aşılarında çip olduğunu gösterdiği iddiası İlginizi çekebilir: Delta varyantının Britanya'da Covid-19 aşısı olanları daha fazla enfekte ettiği iddiası İlginizi çekebilir: İsrail'de aşının delta varyantı kaynaklı ağır vakaları önleyemediği iddiası İlginizi çekebilir: Nobel ödülü sahibi Luc Montagnier'in Covid-19 aşısı olanların iki yıl içinde öleceğini açıkladığı iddiası Temel anlatılar bu şekilde. Ağ haritasında önemli bir yere sahip olduğunu belirttiğimiz Bilgehan Bilge ( OpDrBilgehan ), Erkan Trükten ( ErkanTrukten ) ve Cemil Can ( CemilCan5834 ) gibi dezenformasyon aktörlerinin temel argümanlarına daha yakından bakmak da faydalı olabilir. Bilgehan Bilge ( OpDrBilgehan ), Twitter hesabında genelde mRNA aşılarına ve aşının yan etkilerine ilişkin yanıltıcı bilgilere yer vermiş. Bu arada “Bill Gates” ve “küresel lobi” gibi kullanımlara ise tweetlerinde rastlanmıyor. Öte yandan 11 Eylül 2021’de Maltepe’de yapılan ve “Küresel çetelere karşı tek ses” sloganının benimsendiği aşı karşıtı mitingde öne çıkanlardan biri olması, bu anlatıya çok da uzak olmadığını gösteriyor. Erkan Trükten ( ErkanTrukten ) ise yukarıda bahsettiğimiz yanıltıcı tüm anlatıları yaygınlaştırmak için sıkı çalışanlardan. Cemil Can ( CemilCan5834 ) yakından incelendiğinde 36 aktör arasında Ocak 2020’den bu yana attığı 12 bini aşkın tweet ile Twitter’ı en aktif kullanan dezenformasyon aktörlerinden. Bahsettiğimiz tüm anlatılara tweetlerinde yer veren Cemil Can’ın en çok tercih ettiği anlatı ise varyantlara ilişkin. Genel bir tablo çıkarmak gerekirse, 36 hesap arasında yukarıda bahsedilen beş temel anlatıdan üç ve daha fazlasına gönderilerinde yer veren en az 33 hesap bulunuyor. Beşte beş yapan 30 hesap var. Ulaşılan bulgular, aşılarla ilgili kasten yanlış bilgi yayanlar ve izledikleri anlatılar açısından, doğrulama kuruluşları ve halk sağlığı için çalışan kurumlar için kritik içgörüler sunuyor. Özellikle dezenformasyon aktörleri tarafından mRNA aşılarına ilişkin yaratılan kafa karışıklığı, çarpıtılan veya direkt olarak uydurulan yan etki verileri ve yeni varyantlara ilişkin kurulan iddiaları doğrulamaya tabii tutmak ve çürütmek çoğunlukla kolay. Veri okuryazarlıklarındaki eksiklik ve doğrulama yanlılığı gibi bilişsel bazı zaaflar bu anlatıları kurgulayan dezenformasyon aktörlerinin zayıf noktaları. Akademik literatürü takip etmeme, seçme ( cherry-picking ) bulgularla insanları korku ve aşı tereddüdüne itme eğiliminin önüne nesnel verilerle ve doğru, açık bir anlatımla geçmek mümkün. Öte yandan Bill Gates ve küreselciler odaklı anlatının kökü çok daha derinlerde. Pek de gelişkin olmayan bir kapitalizm eleştirisi dahilinde dezenformasyon yayanlarca ""yaratılan"" kötücül aktörlerin gerçek niyetlerinin o veya bu oluşuna dair spekülasyonlara ilişkin verilere yaslanan bir değerlendirme yapmak ve bu değerlendirmeyle insanları ikna etmek güç. Küresel kapitalizm ve başvurduğu bazı araçların kötücül karakteri muhakkak. Ancak gerçekte olmayan, nesnel bulgulara dayanmayan, basit karikatürleştirmelerden ibaret bir “küreselci” eleştirisinin gerçek bir kapitalizm eleştirisi olmadığını, bu karikatürleştirme gayretlerinin sağlıklı eleştirileri gölgede bıraktığını ifade etmeden geçmemeli. Hak merkezli anlatılarda ise gerçek dışı “bizi humanoid canlılara dönüştürecek, haklarımızı alacaklar” bağlamında geliştirilen bilim kurgu iddiaları bir yana bırakırsak ifade özgürlüğü ve bireysel bütünlük merkezli çıkışların anlamlı olduğunu söylemek gerek. Öte yandan yukarıda bahsettiğimiz dezenformasyon aktörleri için insan hakları temelli çıkışlar, aşı karşıtı diğer anlatılarını desteklemek için dayandıkları sadece ufak bir zeminden ibaret. İnsan hakları hukuku açısından karşılığı olan bir tartışmanın aşı karşıtları tarafından araçsallaştırılarak bir bakıma sömürüldüğünü görebiliyoruz. İlginizi çekebilir: Aşıların insanları humanoid haline getirip haklarının ellerinden alınmasına neden olacağı iddiası Türkiye’de aşı karşıtlığı üzerine Sabancı ve Edinburgh Üniversitelerinden araştırmacılar ile hazırladığımız bu yazı dizisinin devamında Covid-19 aşısı karşıtı aktör ve anlatıları incelemeyi sürdürecek, bu durumun halk sağlığı açısından yarattığı riski ve toplumsal yansımalarını detaylı bir biçimde ortaya koymaya çalışacağız. İlerleyen çalışmalarda yüzümüzü dezenformasyon aktörlerinin seslendiği kitlelere dönecek ve hangi grupların Covid-19 aşılarına ilişkin dezenformasyona karşı daha savunmasız olduğunu ve yanlış bilgiye inanmaya daha eğilimli olduğunu tespit etmeye gayret göstereceğiz. Nihayetinde çalışmamız bireyleri aşı karşıtlığına götüren mekanizmayı derinlemesine bir biçimde aydınlatmayı hedefliyor. Hazırlayanlar: Öğretim Üyesi Dr. Onur Varol’un danışmanlığında Sabancı Üniversitesi’nden Özgür Can Seçkin, Ege Ötenen, Umut Duygu, Edinburgh Üniversitesi’nden Aybüke Atalay, Teyit'ten Mert Can Yılmaz" Kutuplaşmanın yüksek olduğu dönemlerde haber okuryazarlığını okullara taşımak,https://teyit.org/teyitpedia/kutuplasmanin-yuksek-oldugu-donemlerde-haber-okuryazarligini-okullara-tasimak,"Küresel salgın, ABD'de ırka dayalı adaletsizlikle hesaplaşma, ABD'deki tartışmalı başkanlık seçimleri ve yine ülkenin başkentindeki ayaklanma da dahil olmak üzere manşetleri ele geçiren tarihi çalkantılar dünyanın çoğunu ayıran derin bölünmelerin altını çizdi. Böylesine kutuplaşmış bir çağda, güncel olaylar ortaya çıktığında partizanlık ve sert eleştiriler kolayca sınıf ortamına sızabiliyor. Ancak günümüzün kutuplaşmış ikliminde haber okuryazarlığının aktarılmasının zorlukları, tartışmalı olaylarla ilgili öğrenci ve velilerin yüklü tepkileriyle birlikte, aynı zamanda öğrenme ve büyüme için çeşitli fırsatlar da sunuyor. Sınıftaki tartışmaları değerli kılmak adına, aşağıda yer alan sekiz strateji, sosyal ve siyasi farklılıkları idare ederken gündemin en önemli haberlerini ve sorunlarını öğretmenize yardımcı olabilir: Bu sekiz ipucuna ek olarak, aşağıda yer alan infografik, stratejilerin eyleme geçirilmesine yardımcı olacak sınıf uygulamalarına dair fikirler ve yönlendirmeler içeriyor. Tartışmalı haberlerin ve siyasi kutuplaşmanın çok yoğun olduğu dönemde haber okuryazarlığı öğretmek bunaltıcı hissettirebilir; fakat sınıf içi tartışmalara bu stratejileri akılda tutarak yaklaşmak, partizanlığı azaltmaya yardımcı olurken öğrencileri güçlendirerek güvenilir haberleri ve bilgileri tespit etmelerini sağlar. ""Kutuplaşmanın yüksek olduğu dönemlerde haber okuryazarlığını okullara taşımak"" infografiğinin PDF formatına bu link üzerinden erişebilirsiniz. Haber tüketicileri olarak yanlılıklarının farkına varmak, öğrencilerin işine yarıyor. Şahsi geçmiş ve deneyimler, ırk, etnik köken ve cinsiyet gibi unsurlar, dünyayı nasıl gördüğümüzü ve haberleri nasıl algıladığımızı etkiliyor. Öğrencilerin, kendi yanlılıklarının, haber ve köşe yazılarını algılayışlarını nasıl şekillendirdiğini düşünme alışkanlığı edinmelerine yardımcı olun. Öğrencilere güncel olayları tartışmanın amacının “kazanmak” olmadığını hatırlatın. Öğrencilerin, tartışmaları kolaylaştırmaya odaklanmalarına destek olun, böylece tartışmalı konular hakkında karşılarındakilere saygı duyarak aynı fikirde olmadıklarını söyleyebilirler. Sınıf tartışması için temel kuralları belirlemek adına beyin fırtınası yapın. Bu kurallar şunlar olabilir: Birincil kaynaklardan belgeler, kısa öyküler, şiirler ve sınıfta incelenen diğer metinler gibi haber metinleri de tartışma ve analiz için çeşitli fırsatlar sunuyor. Öğrencilere haber metinlerine, sınıftaki diğer metinlere olduğu gibi yaklaşabileceklerini hatırlatın: her bir bilgiyi ve destekleyici kanıtı yakından, eleştirel bir şekilde değerlendirin. Haber yazılarına dair tartışmaları nitelikli gazetecilik standartları odağına yöneltmek, ortak bir zemin oluşturmaya yardımcı olabilir. Tartışmalı konular hakkında veya hangi haber kaynaklarının güvenilir olduğu konusunda hemfikir olmayanlar kişiler bile, güvenilir haberlerin adillik, doğruluk ve şeffaflık gibi standartlara tabi olması gerektiği konusunda hemfikir olabilirler. Öğrencilerden, güvenilir haber toplama kaynaklarından (görgü tanıklarından, uzmanlardan, yetkililerden ve belgelerden) gelen haberleri okumalarını ve akıllarında şu soruları tutmalarını isteyin: Bilgi nereden geliyor? Kaç farklı kaynak var? İlgili görüşler veya bakış açıları eksik mi? Bu yaklaşım, sınıftaki konuşmanın odağını netleştirmeye ve öğrencilerin, bir haber konusunda düşünmeden verdikleri tepkilerin ötesine geçmeye yardımcı olabilir. Öğrencilere gerçeklerin var olduğunu hatırlatmak ve gerçeklerle görüşler arasındaki farkı anlamalarını sağlamak önemli. Yanlış bilgiler genellikle tartışmalı konular ve güncel olaylarla ilgili yayılır, bu nedenle öğrencilerin, bakış açılarını doğru bilgilere dayandırmalarının önemini fark etmeleri çok mühim. Öğrencileri, gazetecilik standartlarını ve gazetecilik etiğini ciddiye alan çeşitli güvenilir haber kaynaklarına yönelmeleri ve çeşitli bakış açılarını inceleyerek medya tüketim alışkanlıklarını çeşitlendirmeleri için teşvik edin. Özellikle sosyal medyada partizan haber fanuslarına düşmek kolay. Öğrencileri, normalde başvurdukları ve kabul ettikleri veya mevcut görüşlerini doğrulayanlar kaynaklara ek olarak farlı kaynak ve bakış açıları aramaya çağırın. Diğer haber kuruluşlarının aynı konuyu nasıl ele aldığını düşünmek için, manşetler ve son dakika haberleri de dahil olmak üzere haberleri karşılaştırın. Öğrenciler hangi benzerlikleri veya farklılıkları fark ediyor? Haber okuryazarlığına dair besleyici konuların çoğunun kesin cevapları yok; ancak bu, bu konuları öğrencilerle birlikte ele almanızın önüne geçmemeli. Belirsizliği kabullenmek, kesin cevaplarla meşgul olmaya gerek kalmadan zor sorulara ve anlamlı tartışmalara yer açıyor. Haber okuryazarlığı, öğrencilere haberler ve diğer bilgiler hakkında ne düşüneceklerini değil, nasıl düşüneceklerini öğretmeyi amaçlıyor. Provakatif ve açık uçlu sorular sorun : "" Ne propaganda olarak nitelendiriliyor ve buna kim karar veriyor? İnsanlar bir haberin bir tarafa 'meyilli' olduğunu söylediklerinde ne demek istiyorlar? Haberlerde neyin yanlılık olarak sayılıp sayılmadığına kim karar veriyor? Belirli bir konu hakkındaki en adil ve doğru haber nasıl olur? Birinin bilerek yanlış bilgi paylaşıp paylaşmadığını nasıl bilebiliriz? ” Konuşmayı haberin belirli bölümlerine odaklanarak yürütmek, haber kuruluşu veya konunun kendisiyle ilgili tartışmalardan kaçınmanıza yardımcı olabilir. Örneğin, başlangıç noktası olarak öğrencilerin haberdeki yanlılık algılarını kullanın ve manşetler, başlıklar veya sözcük seçimleri gibi ayrıntılara odaklanmalarını isteyin. ""Daha doğru veya adil olabilir miydi?"" ya da ""Bu haberi gözden geçirip değiştirecek olsanız ne gibi değişiklikler yapardınız?” gibi sorular sorun. Öğrencilerden, büyük bir habere dair sıcak gelişme yazılarında kullanılan ifadeleri karşılaştırmalarını isteyin. Ya da öğrencilerden, haber kuruluşlarının önemli ve büyük haberleri nasıl etiketlediğine odaklanmalarını isteyin." Araştırma: İnsanlar komplo teorilerine neden inanıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-insanlar-komplo-teorilerine-neden-inaniyor,"Bir komplo teorisyeni düşünün. Dünyayı nasıl görüyor? Gözüne ne çarpıyor? Ne geri planda kalıyor? Şimdi kendinizi düşünün. Bakış açınızın farkı ne? Sizce düşünce şeklinizin hangi yanı bunlara inanmanızı engelliyor? Komplo teorileri uzun zamandır hayatımızın bir parçası olsalar da son zamanlarda iyice önemli hale geldiler. Aya gerçekten gidilip gidilmediği gibi zararsız konular, aşıların güvenli olup olmadığı ( güvenliler ) veya 2020 ABD seçimlerine hile karıştığı ( karışmadı ) gibi çok daha etkili düşüncelerle kıyaslandığında çocuk oyuncağı gibi kalıyor. Komplo teorilerine inanan yakınlarımızın çıldırdığını söylemek kolay olsa da bilimin ortaya koyduğu üzere işler bundan çok daha karışık. İnsanların bu inançlara daha yatkın olmalarına sebep olan özellikler var ve bu özellikleri çıkardığınız zaman, dünyanın kertenkele insanlar tarafından yönetildiğine ikna olan kuzeninizden çok da farklı olmadığınızı göreceksiniz. Yeterince düşünmeden karara varma önyargısı, kişinin, çok az kanıt olmasına rağmen bir konu hakkındaki fikrini çok hızlı oluşturmasına verilen isim. Bu konu üzerine yapılan bir araştırmada , bahsi geçen önyargıya sahip kişilerin, komplo teorilerini doğru kabul etmeye daha yatkın oldukları ve bunun farklı yanılgılarla da ilişkili olduğu ortaya koyuldu. Çok az kanıt inceleyip karara varan kişilerin, komplo teorilerine inanma olasılığının daha yüksek olması şaşırtıcı değil. Ancak siz de bu kategorideyseniz, korkmayın. Hayatınızın kalanı boyunca saçmalıklara inanacağınız anlamına gelmiyor. Bu, bulmacanın sadece bir parçası. Bu tür çalışmaların bize neler anlatıp anlatamayacağını anlamak önemli. Çalışmaların çoğu, yalnızca belirli özellikler ve komplo teorileri arasındaki korelasyonu inceliyor ki hepimizin bildiği üzere korelasyon ille de nedensellik anlamına gelmiyor . Komplo teorilerine inanan insanların X özelliğine sahip olma ihtimalinin daha yüksek olması, onları komplo teorilerine yatkın yapan şeyin X özelliği olduğu anlamına gelmiyor: İkisi birbirinden apayrı olabilir. Hatta nedensellik etkisi bulunsa dahi X özelliği olan herkesin bir komplo teorisi ne inanacağı ya da X özelliğine sahip olmayan herkesin saçmalıklara karşı dirençli olduğu anlamına gelmiyor. Union College'da psikoloji profesörü olan ve komplo teorilerine inanmaya eğilimli insanların kişilik özelliklerini inceleyen Joshua Hart, ""Bu iş olasılıksal,"" diyor.  Hart’a göre kitleyi bütün olarak ele aldığınızda bu özelliklerin, komplo teorilerine inanmayla ilişkili olduğunu görebiliriz, ancak bu, bireysel düzlemde tek bir özelliğin mutlaka kişinin komplo teorilerine inanmaya yatkın olduğunu gösterdiği anlamına gelmiyor: ""Hiçbirinin sonucu etkileyecek güçte olduğunu zannetmiyorum."" Yine de yürütülen faydalı bir araştırma, komplo teorilerine inanmaya kimin daha yatkın olduğuna dair daha iyi bir tablo çizmemize yardımcı oluyor. Katılımcılara bir dizi yazı tura sonucunun gösterildiği bir alıştırmayı ele alalım. Katılımcılara, her biri 10 bozuk paradan oluşan 10 set gösterildi. Her diziden sonra, sonuçların rastgele mi yoksa özellikle mi tasarlanmış olduğunu düşündüklerini soruldu. Katılımcıların yedi puanlık bir ölçek üzerinden (bir puan tamamen rastgele, yedi puan özellikle tasarlanmış olmak üzere) değerlendirmeleri istendi. Yukarıdaki diziye bakın: Siz nasıl değerlendirirsiniz? Cevap basit: Dizi rastgele. Bu alıştırma, hayali örüntü algısı isimli olguyu ölçmek için 2018'de yapılan bir çalışmada kullanıldı : Hayali örüntü algısı, örüntü olmayan yerlerde örüntü görmeye olan yatkınlığa verilen isim. Yazı tura dizilerinde önceden özellikle oluşturulmuş bir örüntü olduğuna inanan katılımcıların komplo teorilerine inanma olasılıkları daha yüksekti. Araştırmacılar, katılımcıların, soyut modern sanat resimlerindeki örüntüleri tespit etmeye çalışması gibi, hayali örüntü algısını ölçmek için birkaç yöntem daha denediler ve benzer sonuçlara vardılar. Bir başka çalışmanın sonucuna göre bu özellik aynı zamanda, rastgele oluşturulmuş saçma ifadelere anlam yükleyen insanlarla da ilişkili. Bu bulgular yine komplo teorisyenleri hakkındaki varsayımlarımızla uyuşuyor: Alakasız olaylar veya semboller arasında bağlantı kurmak, birçok komplo teorisinin ortak işareti. Karmaşadaki düzeni algılamak, epey insani bir özellik. Bulutlarda tavşan, ev aletlerinde yüzler görüyoruz. Hayali örüntü algısı, bu evrensel olgunun abartılı halinden ibaret. Bir egzersiz daha deneyelim. Şu soruyu yanıtlayın: Bir koşu yarışında ikinci sıradaki kişiyi geçtiniz. Kaçıncı sırada yer alırsınız? Bu sorunun iki olası cevabı var: sezgisel (ilk sırada) ve analitik (ikinci sırada). Ancak yalnızca ikincisi doğru. Bunun gibi sorular, genellikle kişinin doğal olarak analitik düşünmeye yatkın olup olmadığını ölçmek için kullanılıyor: Yanıt vermeden önce soruyu düşünmeye zaman ayırıyorlar mı yoksa içgüdüleriyle hareket etmeye mi eğilimliler? Çok sayıda çalışmada, bu gibi sorulara analitik cevap veren kişilerin, yani ""ikinci sırada"" cevabını verenlerin, komplo teorilerine inanma olasılıklarının daha düşük olduğu ortaya konuldu . Hatta 2014 yılında yapılan bir çalışmada, kişiyi analitik düşünmeye yöneltmenin, komplo teorilerine olan inancı azaltabileceği ortaya çıktı. Bunların her biri, insanları komplo teorilerine inanmaya karşı yatkın hale getirebilecek bilişsel unsurların çok küçük birer parçası. Ancak bu, komplo teorisyenlerinin aklını kaçırdıkları anlamına gelmiyor: Kişiyi çılgın fikirlere inanmaya yönelten özelliklerin çoğu, hepimizin biraz da olsa eğilimli olduğu şeyler. Hepimizin içinde küçük bir komplo teorisyeni var. Bilişsel tuhaflıklar, insanların komplo teorilerine inanma sebeplerini açıklamak için yeterli değil. Çevresel unsurları da göz önünde bulundurmak önemli. Regina Üniversitesinde akıl yürütme ve karar verme konularını araştıran davranış bilimleri profesörü Gordon Pennycook, ""Komplo odaklı düşüncelere ne ölçüde maruz kaldığınız çok önemli bir unsur,"" diyor. “Kimse karşılaştığı her yanlışı dikkate almayacağını görmek için düşünüp taşınmaz. Tekrar tekrar maruz kalırsanız bazı şeylerden etkilenirsiniz."" Modern komplo teorileri bağlamında sosyal medya, bu teorileri, yatkın olabilecek kişilerin önüne çıkarmada önemli bir rol oynuyor. Koronavirüs aşısı ile ilgili komplo teorileri buna açık bir örnek. Sosyal medya siteleri geçtiğimiz yıl aşı karşıtı içerikleri kaldırmak için girişimlerde bulunmuş olsalar da, bu içeriklerin en başında yayılmış olma sebebi sitelerin algoritmaları. Çoğumuz salgın sırasında evde ve internette daha fazla zaman geçirdiğimiz için, etrafımız çeşitli komplo teorisiyle dolup taştı. Bu tür düşünceye en ufak eğilimi olan herhangi birinin, bunlardan kaçmakta zorlanması normal. Bu inanca neyin yol açtığına dair araştırmalar, işin, kişinin aklını kaçırmış olması kadar basit olmadığını ortaya koyuyor: bilişsel tuhaflıklar ve çevresel faktörlerin bir birleşimi. Kendinizde bu özelliklerden bazılarının olduğunu fark etmiş olabilirsiniz; etmediyseniz bile öyle olduğunu hayal edin. Örneğin, “yeterince düşünmeden karara varma” önyargısı bir spektrum ve ortaya çıkışı, duruma bağlı olabiliyor. Daha önce atılan yazı turalara göre bir sonrakini tahmin etmeye yatkın olmasanız dahi, muhtemelen az bilgiyle karar verebileceğiniz başka senaryolar hayal edebilirsiniz. Hiçbirimiz inançlarımızın ve düşüncelerimizin her birini mükemmel bir şekilde akıl yürüterek ve kapsamlı araştırmalar yaparak oluşturmuyoruz. Doğru kararlar vermemiz, beynimizin diğerlerine göre daha etkili çalıştığı anlamına gelmiyor. “Çoğu düşünceye saf mantıkla ulaşılmıyor. Dünya her konuda doğru çıkarımlar yapan Spock'lardan oluşmuyor,"" diyor Joseph Uscinski. Uscinski, Miami Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü ve komplo teorileri üzerine çalışıyor. ""İnsanlar böyle değil."" Tüm bunlar komplo teorilerine olan inancın neden şaşırtıcı derecede yaygın olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir. ABD halkının yaklaşık yarısı en az bir komplo teorisine inanıyor. 2017'de gerçekleştirilen SurveyMonkey anketine göre, eski ABD Başkanı John F. Kennedy'nin suikastında birden fazla kişinin işin içinde olduğu popüler komplo teorisine Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı inanıyor . Sizin de bir komplo teorisine inanıyor olma ihtimaliniz yüksek. Hepimizin beyni kısayollara başvuruyor, varsayımlarda bulunuyor ve mantıksız çalışabiliyor. Bunu ne kadar erken fark edersek ve komplo teorilerine inanan sevdiklerimizi ümitsiz vaka olarak görmeyi ne kadar erken bırakırsak, demokrasiyi ve halk sağlığını tehdit eden inanışları da o kadar erken engelleyebiliriz. Sonuçta hepimiz insanız. Kertenkele insanlar hariç." Af Örgütü: Covid-19 ile ilgili sansür ve bilgi kirliliği halk sağlığını tehdit ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/af-orgutu-covid-19-ile-ilgili-sansur-ve-bilgi-kirliligi-halk-sagligini-tehdit-ediyor,"Uluslararası Af Örgütü “ Susturulmuş ve Yanlış Bilgilendirilmiş: Covid-19 Pandemisinde İfade Özgürlüğü Tehlikede ” isimli raporunu yayımladı. Rapora göre hükümetlerin sansür politikaları ve internetteki bilgi kirliliği sebebiyle Covid-19 ile ilgili doğru bilgiye erişim kesintiye uğruyor ve bu halk sağlığı için bir tehlike . Uluslararası Af Örgütü Kıdemli Araştırma, Savunuculuk ve Politika Direktörü Rajat Khosla sansür politikalarının bilgi kirliliğini artırdığını düşünüyor: “Pandeminin ortasında gazeteciler ve sağlık çalışanları susturulup hapse atıldı. Bunun sonucunda insanlar kendilerini ve topluluklarını nasıl koruyacakları da dahil olmak üzere Covid-19 hakkında bilgilere erişemedi. 5 milyon civarında insan Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti ve bu sonuca yol açan bir unsur bilgi eksikliği olabilir . ” Rapor, hükümetlerin ifade özgürlüğü karşıtı hamlelerine, sağlık hakkındaki bilgilerde sansür ve cezalandırmaya başvurmanın sonuçlarına, veri şeffaflığı ihtiyacına, sosyal medya platformlarının yerine getiremediği sorumluluklarına mercek tutuyor. Rapor yetkililerin kriz boyunca sansür ve cezalandırmaya başvurmasının, insanlara ulaşan bilginin niteliğini düşürdüğünü ortaya koyuyor. İlk örnek 2019’dan, pandeminin başlangıcından. İfade özgürlüğü konusundaki tartışmalı uygulamalarıyla bilinen Çin’de virüsün ortaya çıktığı ilk haftalardan itibaren, “yanlış ve zararlı bilgi üretip kasıtlı olarak yaydıkları” gerekçesiyle insanlara soruşturma başlatıldığı, çeşitli makalelerin silindiği ve sosyal medya etiketlerinin kaldırıldığı hatırlatılıyor. Daha önce gazetecileri, insan hakları savunucularını ve hatta bazen yalnızca görüşlerini paylaşan bireyleri kriminalize etmek ve baskılamak için kullanılan “yalan haber”, “toplumsal değerler”, “toplumsal güvenlik tehdidi” ya da “terörizm” gibi kavramların yanına, Covid-19 ile birlikte “halk sağlığını tehdit” de eklendi. Raporda bunun doğru bilgiyi aktarmaya çalışan kişileri baskılamak için bir araç haline geldiği ifade ediliyor. Mevcut dezenformasyon yasalarının bu alandaki ifade özgürlüğünü kısıtlamak için başvurulan ilk araçlardan olduğu örneklerle aktarılıyor. Rusya, Tanzanya, Endonezya, Özbekistan, Küba, Uganda, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Tayland benzer gerekçelerle başvuran ülkelerden. Diğer yandan, etkili önlemler almasını beklediğimiz ve almadığı için eleştirdiğimiz yetkililerden bazılarının, ülkelerinde Covid-19 hakkında yayılan yanlış bilgilerin büyük bir bölümünden sorumlu olduğuna da dikkat çekiliyor. Herkes için belirsizliğin derin olduğu salgının ilk dönemlerinde, ABD, Brezilya, Meksika, Çin, İran, Filipinler ve Tanzanya gibi ülkelerde politikacılar tarafından seslendirilen yanlış bilgilere ya da en ‘iyimser’ şekilde pandeminin hafife alınmasına ilişkin sayısız örnek olduğu hatırlatılıyor. Çoğu durumda yanlış bilgi, siyasi güç elde etme, kutuplaşmayı ve baskıyı derinleştirme fırsatı yaratmış oluyor. İlginizi çekebilir: John Magufuli’yi kim öldürdü? Pandemiyle mücadele kapsamında hızla getirilen yeni yasalar ve acil durum önlemlerinin, krizlerin (serbest bilgi akışını bastırmak da dahil olmak üzere) yeni baskıcı yasaların türemesi için ne kadar verimli bir zemin olduğunu gösterdiği vurgulanıyor. Bu tarz düzenlemelerdeki belirsiz kelime seçimlerinin hükümleri geniş yoruma ve kötüye kullanıma açık hale getirdiği belirtiliyor. Hükümetlerin izlediği mücadele yöntemlerini nesnel ve doğrulanabilir bulgularla eleştiren kişilerin görüşleri “halk sağlığını tehdit ettikleri” gerekçesiyle baskılanabiliyor. Dezenformasyon sorununa “tedavi” gibi sunulan düzenlemelerin birçok ülkede salgın bağlamındaki kamusal tartışmaları bastırmak için kullanıldığı aktarılıyor. Rapor yaşananların, sansür veya “sahte haberlerin” suç sayılması gibi tedbirlerin, yetkililere duyulan güvensizliğin artmasına, meşru tartışmaların bastırılmasına ve komplo teorilerinin büyümesine yol açabileceğini vurguluyor. İfade özgürlüğünün ve bilgiye erişimin güvence altına alınmasının tartışma ortamını ve katılımı güçlendireceğini ve böylece krizin üstesinden gelmek için uygulanabilecek çözümlerin çeşitlenerek, kaynakların en doğru şekilde kullanıldığından ve toplumun her kesiminin halk sağlığı önlemlerine erişebildiğinden emin olunabileceği ifade ediliyor. Raporda çeşitli Avurpa ülkelerinden Brezilya’ya kadar birçok ülkede bilgi edinme hakkı yasalarının değişikliğe uğradığı gösteriliyor. Kamu kurumlarının bilgi edinme hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin esnetildiği, yanıt verme sürelerinin uzatıldığı, reddedilen bilgi edinme taleplerine karşı itiraz yolunun kapatıldığı belirtiliyor. Ekvator Ginesi hükümeti, verilerin muhalefet tarafından halk sağlığı çalışmalarını itibarsızlaştırmak için kullanıldığını savunarak, Mayıs 2020'de yeni enfeksiyon sayılarını yayınlamayı durdurmuştu. Rapor bazı ülkelerin itibar, kapasite, güvenlik ve kamu düzeni ile ilgili endişeleri öne sürerek Covid-19 istatistiklerini yayınlamayı başaramadığı ya da reddettiğini ortaya koyuyor. Uluslararası Af Örgütüne göre sansür ve baskı uygulamaları aşırı derecede cezalandırıcı ve yanlış bilgiye karşı genellikle etkisiz önlemler. İnsanları halk sağlığı rehberliğine uymaya teşvik etmek için güven ve işbirliği gerekli. Baskı ve sansür yetkililere duyulan güvensizliği besleyebiliyor, bu şeffaflık eksikliğinin yarattığı güven boşluğu ise yanlış veya yanıltıcı bilgilerle ve komplo teorileriye dolmaya oldukça müsait. Teknoloji şirketlerinin yanlış bilginin yayılmasında önemli bir rol oynadığı pandemi öncesinde de biliniyordu. Tekrarlanan çağrılar ve artan baskının ardından, bazı teknoloji şirketleri yanlış bilginin platformları üzerindeki etkisini azaltmak için birtakım önlemler almaya başladı. Ancak yanlış bilgileri kaldırmayı veya işaretlemeyi, belirli grupları ve kullanıcıları platformdan uzaklaştırmayı veya bir mesajın iletilebileceği kişi sayısını azaltmayı içeren bu adımların ne kadar etkili olduğu yeterince açık değil. Uluslararası Af Örgütü ise teknoloji firmalarından gelen bu yanıtları dağınık ve yetersiz buluyor. Şirketlerin kendi içinde yaptığı düzenlemeler etkisiz olarak görülüyor ve devletler dijital düzenleme ve veri koruma yasalarını yürürlüğe koymadığı ve uygulamadığı sürece, teknoloji şirketlerinin bu hakları benimseyeceğine inanmanın zor olduğunu düşünülüyor. Uluslararası Af Örgütü’nün raporu bir öneri listesi ile sonlanıyor. Öneriler iki farklı özneye yönelik. Öneriler tek tek incelendiğinde gerçekçi ve uygulanabilir olmaktan uzak gibi duyuluyor olabilir. Ancak yanlış bilgi sorununun çok katmanlı yapısı, çeşitli müdahaleleri içinde barındıran bir çözüm kurgulamayı gerektiriyor. Sağlık alanında yaşadığımız bu geniş çaplı kriz bize doğru bilginin hayati bir öneme sahip olduğunu gösteriyor. Çünkü güvenilir, nesnel ve kanıta dayalı bilgilere erişimden yoksun olduğumuzda, kendi sağlığımız hakkındaki bilinçli karar verebilme becerilerimiz de sınırlanıyor. Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kapak: Jaskiran K. Marway / Uluslararası Af Örgütü" Gazeteciler için Telegram’da araştırma rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/gazeteciler-icin-telegramda-arastirma-rehberi,"Kapalı ağlar olarak da nitelendirilen mesajlaşma uygulamaları, yapıları gereği teyitçiler ve gazeteciler için şüpheli haber takibini de zorlaştırıyor. Ancak son yıllarda popülerliği gittikçe artan mesajlaşma uygulaması Telegram, haber takibinden, farklı toplulukları gözlemlemeye kadar gazetecilere çeşitli imkanlar sağlıyor. Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2021 Dijital Haber Raporu’na göre , Türkiye’de Telegram’ın haber paylaşımı için kullanımında önceki yıla göre yüzde 8 artış var. Telegram kullanıcılara diğer kapalı mesajlaşma uygulamalarında olduğu gibi birebir iletişim hizmeti sunuyor. Bunun yanı sıra 200 bin kişiye kadar katılımın mümkün olduğu büyük gruplar oluşturmaya ve kanal kurarak sınırsız sayıda kişiye erişebilmeye de imkan sağlıyor. Platformda belirli standartlara ve kurallara sahip, tanınan haber merkezleri tarafından yönetilen kanalların yanında, anonim yayıncılar tarafından yönetilen ve kaynağı belirsiz bilgi yayan kanallar da bulunuyor. Nitekim, Teyit olarak Azerbaycan ve Ermenistan çatışmaları sırasında Telegram’ın yanlış ve doğru bilgi paylaşımı için sıkça kullanıldığını gözlemledik . Telegram, kullanıcıların kendi topluluklarını kurmasını ve diledikleri topluluklara katılmasını mümkün kılan özelliklere sahip. Aylık 500 milyon aktif kullanıcısı olan platform 600 binin üzerinde kanala ev sahipliği yapıyor . Diğer mesajlaşma uygulamalarından en farklı yönü ise gruplarda yüksek sayıda katılımcıya izin verilmesi ve yayın kanallarında katılımcı sınırının olmaması. Uygulama şu özelliklere sahip: Telegram ilk kurulduğunda kendini imha eden mesaj özelliği ve tamamen gizli sohbet odalarıyla, mahremiyet vaat eden bir uygulamaydı. Basın açıklamalarında sansür karşıtı olduğunu vurgulayan platform, 2015 Paris saldırılarının ardından politika değişikliğine gitti ve herkese açık yayın kanallarında şiddete çağrı, pornografi ve telif hakları ihlalini yasakladı . Uygulama anonimlik sağlayabiliyor. Bu da belirsiz kaynaklardan gelen bilginin kısa zamanda büyük kitlelere ulaşması için uygun bir zemin demek. Farklı kategorilerde var olan Telegram kanallarında ve gruplarında araştırma yapmak için birden fazla konu başlığı mevcut. Öncelikle, gazeteciler belirli konulara ilişkin gündem takibini Telegram üzerinden sürdürebilir. Örneğin, Azerbaycan ve Ermenistan çatışmalarında, çatışmayla ilgili bilgi ve görüntüleri bu platformda takip etmiştik. Telegram’da şüpheli içerikleri taramak için çatışmayla ile ilgili diğer sosyal medya platformlarında paylaşılan anahtar kelimeleri kullandık. Platform, çatışma süresince tespit ettiğimiz yanlış bilgilerin büyük kitlelere erişimi açısından üçüncü sıradaydı. Telegram, o sıra toplam etkileşimin yüzde 14,09’dan sorumluydu. Telegram vaka çalışmaları için de gazetecilerin işine yarayabilecek bir platform. Örneğin Türkiye’den bir vaka analizi , kripto para piyasasındaki bir manipülasyonun bir Telegram grubu üzerinden yürütüldüğünü göstermişti. Bu rehberde üç adımda gazetecilerin yukarıdakilere benzer araştırmalar için herkese açık kanalları ve grupları nasıl takip edebileceğini anlatıyoruz. Gazeteciler araştırma konusuna göre bu konuyla ilgili olabilecek içerikleri Telegram’da taramak için çeşitli araçlar ve veri tabanları kullanılabilir. Ancak bu aşamaya geçmeden önce dijital güvenlik önlemlerinin alınması gerek (Tarama öncesi dijital güvenlik üzerine hazırlanmış rehberlere başvurulabilir ). Telegram, topluluk oluşturmanın ve kişisel mesajlaşmaların yanı sıra, dezenformasyon yayan gruplardan kimlik bilgileri satanlara , şiddet propagandası yapanlardan çatışma görüntüleri paylaşılan gruplara kadar çeşitliliğin olduğu bir platform. Bu nedenle, konuya göre bu durum değişse de saldırgan ve hassas içeriklere de  hazırlıklı olmak gerekebilir. Aşı karşıtı iddialara ve topluluklara dair araştırma yapılacağını varsayalım. İlgili içerikleri bulmak için öncelikle anahtar kelimeler belirlenebilir. Bu anahtar kelimeleri belirlemek için Twitter, Facebook gibi diğer sosyal medya platformlarında, forumlarda ve o konunun tartışıldığı diğer ortamlarda kullanılan anahtar kelimeler örnek alınabilir. Daha sonra aşağıdaki araçladan faydalanılabilir: Her araç araştırmada farklı amaçla kullanılabilir. Aşı karşıtlığı örneğinden devam edelim. Konuyla ilgili yaygın “plandemi”, “mrna aşıları” gibi anahtar kelimeler yardımıyla Intelligence X veya listedeki benzeri platformlarda arama yapıldığında ilgili haberlerin, tartışmaların sürdüğü herkese açık paylaşımları görüntülemek mümkün. Arama motorlarında ulaşılan bu kanalların aylık büyüme oranı, toplam erişim rakamları ve abone sayısı gibi bilgileri araştırmak için ise Tgstat.com sitesine gözatılabilir. Bu sitede 675 binin üzerinde kanal kayıtlı. Kanal veya grupları bu veritabanında bulabilir, iki veya daha fazla kanalın istatistiklerini burada kıyaslayabilirsiniz. Spesifik sözcüklerle arama yapmadan, platformda genel bir analiz yapmanın diğer bir yolu ise Telegramchannels.me’de farklı kategorilerde listelenen Türkçe kanallara göz atmak. Burada haber kategorisinden, sanat, ekonomi ve seyahat gibi farklı kategorilere kadar kanalları görüntüleyebilirsiniz. Birinci adımda, konuya dair anahtar kelimeler belirlenmiş ve araçlar yardımıyla konuya ilişkin paylaşımlar tespit edilmişti. İkinci adım, tespit edilen paylaşımları içeren ve daha yakından incelenecek olan kanal ve grupları düzenli takip etmek. Telegram’ı araştırma için kullanırken masaüstü sürümünü indirmek taramaları daha kolay yapmanızı sağlayabilir. Sonrasında Telegram’ın “klasör” özelliği sayesinde takip edilecek kanal ve herkese açık gruplar düzenli olarak takip edilebilir. Bunun için önce uygulamayı indirmek, ardından “ayarlar” bölümüne giderek “sohbet klasörleri”ne tıkladıktan sonra yeni bir klasör oluşturmak gerekiyor. Telegram’ın klasör özelliğine örnek Klasörleri isimlendirdikten sonra içerisine ekleme yapmak için iki farklı seçenek mevcut. Bunlardan birincisi, takip ettiğiniz tüm kanalları veya grupları klasöre koymak. Bu durumda iki farklı konu üzerine çalışıyorsanız hepsini aynı klasöre koymak işlevsel olmayabilir. İkinci seçenek ise her kanalı “ara-bul-ekle” yolunu izleyerek klasöre ilave etmek. Klasöre eklemek için arama sonuçlarına dair örnek Bu durumda kanal veya grubu ararken ismini değil, paylaşım linkini kullanarak arama yapmak daha doğru sonuca götürecektir. Telegram’da birbirinin benzeri isimlere sahip birçok kanal ve grup mevcut. Sadece isimle arandığı zaman, asıl istenen kanal veya grup yerine parodi veya taklit olanlarına gitmek mümkün. Sonuçlarda çıkan kanalın resmi olup olmadığını kontrol etmek için “mavi tik”e sahip olması, resmi hesap ve sitelerden yönlendirme, takipçi sayısı gibi özelliklere dikkat edilebilir. Link ile arayarak ulaştığımız mavi tikli Teyit hesabı Yukarıdaki örneklerde Telegram’daki topluluklar, kanallar ve paylaşımlar üzerine araştırma yaparken farklı araçların aramayı kolaylaştırabileceğini gördük. Ancak Telegram kanallarını bulmanın tek yolu Telegram üzerinde araştırma yapmak değil. Telegramdaki kanal yöneticilerinin, yeni takipçi çekmek için diğer platformları da kullandığı akılda tutulabilir. Instagram, Facebook, Twitter gibi başka sosyal medya platformlarında “https://t.me/” komutu arama kutusuna yazılabilir ya da ilgili kanal ve grupları bulmak için geliştirilmiş arama yapılabilir . Örneğin, konu hakkında yayın yapan blogların iletişim sayfalarından kanallara ulaşılabilir, veya Google arama operatörlerinin de yardımıyla konuya göre spesifik arama sorgusu oluşturulabilir. Telegram’dan indirilen görsel içerikler tersine arama yöntemi gibi tekniklerle arama motorlarında araştırılabilir. Her konunun farklı metodolojisi olacağı için kendi ihtiyaçlarınıza göre araçları birleştirerek kullanabilirsiniz. Her geçen gün büyüyen Telegram gazetecilerin ve teyitçilerin hem kendi topluluklarını oluşturarak doğru bilgiye erişimi kolaylaştırabilecekleri bir alan, hem de mevcut araştırmalarına ışık tutabilecek onlarca ipucunu barındıran bir araç. Kapak görseli: Freepik" ,https://md.teyit.org/img/ekonomik-veriler-enter-teyitpedia-kapak-son.png, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirmaci-gazeteciler-icin-teyit-rehberi-kapak.png, Araştırmacı gazeteciler için teyit rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/arastirmaci-gazeteciler-icin-teyit-rehberi,"Haberinizi iyi planlamak, bilgileri doğru aktarmaktan çok daha fazlasını gerektiriyor. Haberinizin kalite kontrolden geçmesi için baştan itibaren titiz bir yaklaşım izlemeniz gerek. Neden adım adım ilerlemek gerek? Gereksiz ve bürokratik bir süreç gibi görünebilir, ancak süreci yapılandırmadığınız zaman, işin gerekli kısımlarının bitmemesi riskiyle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Bunu göz önüne aldığımızda, adım adım ilerlemenin önemi büyük. Bir saatlik toplantılar ve teyit etmek için günde bir kez zaman ayırmak, küçük haber merkezlerinin, araştırmacı gazetecilerin ya da serbest çalışan gazetecilerin gözünü korkutmasın. Yayın vakti yaklaştığınızda içinizin rahat olması, mükafatınız olacak. Haber üzerine yapılan ön araştırmalardan sonra, muhabir ilk zorlu görevine hazır: Haberin ana hipotezi, yani neyin neden araştırılması gerektiği teorisi sağlam mı? Hipoteze karşı yanıtlar ne olabilir? Bir projenin yatırıma değip değmeyeceğine karar verilen o ilk toplantıların temel sorusu budur. Muhabirler sorunlu yönleri gözden kaçırma eğiliminde olduklarından, karşıt görüşlere yer vermeye, yani şeytanın avukatlığını yapmaya gerek var. Meslektaşına meydan okumak isteyen bu kişi editör veya başka bir muhabir olabilir. Her şeye iyi hazırlanması gereken bu kişi, kalite kontrol sürecinin baştan sona önemli bir parçası olacak. Bu tür eleştirel sorular ortamın gerilmesine yol açabilse de işin sonunda herkes bunun iyi niyetle yapıldığını anlıyor. Hesap verebilirlik, toplantının kontrol listesindeki başlıca maddelerden. Araştırma öznesiyle nasıl ve ne zaman iletişime geçileceği konusunda bir plan hazırlanmalı. Bunu mümkün olan en kısa sürede yapmak gerekiyor. Bunun bir nedeni, elinizde haber değeri taşıyan bir şey olduğundan emin olmak; diğer bir nedeni ise adil davranmak. Elbette, örneğin baskıcı ülkelerde, haber yayınlanmadan hemen öncesine kadar beklemenizi gerektirebilecek istisnalar da var. En azından ilk taslak hazır olduğunda yapılan bu toplantının amacı, nitelik meselesini tartışmak. Bu noktada önemli değişiklikler için hala zamanınız var. Şunları sorun: Hakikati söylemeden gerçeklerin haberini yapabilirsiniz. Ne yazık ki, muhabirler genellikle doğrulama yanlılığı davranışını göstererek kendi haberlerini doğrulayan bilgileri araştırmalarına dahil edip, aksi bilgileri görmezden geliyorlar. Sonuçta ortaya, önemli gerçeklerin eksik olduğu, ciddi derecede yanıltıcı bir araştırma çıkabiliyor. Yalnızca muhabir hangi gerçeklerin seçildiğinin içyüzünü bilir. Aşağıdaki, dürüst yanıtlar vermeniz gereken sorular hikaye anlatım sürecinde tekrar tekrar sorulmalı: Son olarak iki soru: Satır satır teyitlemeden önce, araştırmanın öznesinden gelen iddialara bir yanıt vermeniz gerekiyor. Bu kişi olay hakkında, muhabir de dahil olmak üzere, muhtemelen herkesten daha fazla bilgiye sahip. Kötü haberler veriyor olsanız bile araştırmanın öznesiyle aranızda en azından bir ortak yön olabilir: yayınlanacaksa bilgiler doğru olmalı. Araştırmanızda yer alan kişiler röportaj vermeyi reddetse de onlarla iletişime geçtiğiniz zaman, bilgilere yanıt vermeleri için iyi bir fırsat. Açık davranarak, araştırmanın öznesine iddialar hakkında detaylı bilgi vermeniz gerekiyor. Hatta bazı durumlarda haberde kullanacağınız üslup hakkında bilgilendirmeniz bile gerekiyor. Ancak kaynaklarınızın kim olduğuna yol açabilecek ayrıntıları kesinlikle açıklamayın. Haberin öznesi olan ""gerçek uzmandan"" aldığınız teyidin başka faydaları da var: Açıklamaları incelemeye vaktiniz olacak ve haberinizdeki boşlukları doldurabileceğiniz yeni bilgiler edinebileceksiniz. Ayrıca tepkiyi haberin yayınlanmasından sonra değil, önce almanız daha iyi. Elbette, bu şeffaf yöntemi kullanamayacağınız birçok durum var. Örneğin şiddet yanlısı gruplarla veya otoriter hükümetlerle uğraşırken, Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı’nın (GIJN)'in Tips for the No Surprises Letter isimli makalesindeki gibi farklı bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Ancak tehlikeli kişilerle uğraşmanız, doğru ve adil olmanın gerekliliğini azaltmıyor. Aksine, bu durumlarda doğru ve adil davranmak daha da kritik olabiliyor. Şimdi satır satır ilerleme aşamasına geçelim. İlkemiz çok basit. Haberdeki her doğrulanabilir bilginin kaynağına gitmelisiniz. Bu teyit aşaması için yayından önce yeterli teslim süreniz olması gerekiyor ve burada şeytanın avukatı çok kilit bir konumda. Sürecin etkili olabilmesi için araştırma belgelerinin hazır bulunması gerekiyor. Her sayfanın veya bölümün sonunda bağlantı vermek, belgeleri izlemeyi kolaylaştırıyor. Teyitçilik tüm dikkatinizi vermenizi gerektiriyor, ancak uzun bir gün boyunca sürekli tetikte kalmak zor olabilir. Bu nedenle, esas ve daha zor konularla başlamak daha akıllıca. Haberde sorgulanabilecek bir şey her zaman olur. Bu nedenle, kendinizi ayrıntılara kaptırmadan önce esas meselelere odaklanmanız gerekiyor. Şunu sormayı unutmayın: Tüm sonuçlar sağlam bir temele dayanıyor mu? Sivriltilmeleri veya yumuşatılmaları gerekebilir. Haber karmaşıksa, teyit aşaması başlamadan önce muhabirin, sonuca nasıl ulaşıldığıyla ilgili araştırma materyalini sunması gerekiyor. Bazen bu zor olabiliyor. Örneğin, bulgular büyük veri kümeleri veya finansal raporlardan elde edilen rakamlar gibi karmaşık araştırma belgelerine dayanabiliyor. Bu gibi durumlarda, belki de bir uzmanla birlikte bu belgeleri satır satır incelemeniz gerekebilir. Gerekirse bilgileri tekrar doğrulamak ya da metodolojiyi gözden geçirmek için dışarıdan ücretsiz yardım alabilirsiniz. Cevaplanması gereken ek sorular: Satır satır düzenleme yaparken, tüm bilgileri, görünüşte zararsız olanları bile kontrol etmek çok önemli. En ufak bir hata bile sizi kötülemek isteyenler tarafından kullanılabilir. ""Doğru olduğunu biliyorum"" demek bir istisnayı haklı çıkarmaz. Son olarak isimleri, unvanları, tarihleri, rakamları ve doğrulanabilecek diğer her şeyi yeniden kontrol edin. Buna alıntılar da dahil: Röportaj yaptığınız kişi hatalıysa bunu bilmeniz gerekiyor. Bu süreç, haberin güvenilirliğine, araştırmacı gazeteci olarak size, daha da önemlisi, araştırmanın öznesine haksız yere ciddi zararlar verebilecek hataları kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracak. Satır satır düzenleme yapmanın karşılığını hemen alacaksınız ve gecenin ortasında soğuk terlemeyle uyanıp bilgilerin doğruluğu konusunda endişelenmeyeceksiniz. Yanlış olma riskini en aza indirmek için elinizden geleni yaptığınızı bilerek mışıl mışıl uyuyabilirsiniz." Bot hesaplar nasıl tespit edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/bot-hesaplar-nasil-tespit-edilir,"Aşağıdaki Twitter hesabının sizi takip ettiğini gösteren bir bildirim aldınız diyelim. Siz de onu takip eder miydiniz? Görselde ""Anlamislar"" isimli bir Twitter hesabı gözüküyor. Twitter hesabının mavi renkli onay tikine sahip, Haziran 2021’de açılmış ve bin 39 takipçisi var ancak takip ettiği hiçbir hesap yok. Bu hesap Temmuz 2021’de Twitter’ın mavi tik verdiği altı hesaptan biri. Daha sonra bu hesapların bir bot ağının parçası olduğu anlaşıldı ve hesaplar kapatıldı. Birbirine yakın zamanda oluşturulmuş bu hesapların biner takipçisi ve şüpheli profil fotoğrafları vardı . Takipçi listesi neredeyse ortak olan bu hesaplar, hiç paylaşım yapmamış ve hiçbir hesabı takip etmiyorlardı. Altı profil fotoğrafından ikisi tersine görsel arama yla ulaşılabilen stok fotoğraflar, üçü kadın figürü çizimleri, biri ise stok fotoğraf modeli bir kediye aitti. Araştırmalar kötü niyetli bot hesap ların internet trafiğinin yüzde 25’inden sorumlu olduğunu gösteriyor. Bot gerçek profiller gibi görünen ancak aslında bir algoritma tarafından yürütülen otomatik sosyal medya hesaplarına deniyor. İngilizce “robot” kelimesinin kısaltılması. Son yıllarda çevrimiçi kamusal tartışmalardaki rolleriyle ele alınsalar da, internet sadece kötü niyetli botları barındırmıyor. Daha doğrusu bilgisayar programları kategorik olarak “kötü niyetli” olmak zorunda deği l. Otomatik olarak şiir , fotoğraf ya da hava durumu paylaşan bot hesaplar da var. K anadalı yayıncı CBC’in, Ekim 2019’daki seçimler sırasında, insanların sahte haberlerle ilgili sorularını otomatik olarak yanıtlamasına yarayan anlık sohbet hizmeti de bir diğer iyi bot örneği. Twitter otomatik paylaşım yapan bot hesapları etiketlemeye başlayacağını ve bu uygulamayı küçük bir kullanıcı kitlesiyle birlikte denemeye başladığını duyurdu . Uygulama şimdilik deneme aşamasında ve yalnızca ‘iyi’ botları kapsıyor. Öte yandan kötü niyetli botlar yanlış bilgi yaymak, belli bir grubun mesajlarını yaygınlaştırmak, gerçek kullanıcılar için “spam” başvurusunda bulunmak gibi motivasyonlarla yaratılabiliyor. Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yürütülen araştırma Covid-19 pandemisi hakkında Twitter’da yapılan paylaşımların neredeyse yarısının bot aktivitesi olduğunu saptadı. Bir diğer araştırma ise iklim krizi hakkında yapılan paylaşımların yüzde 25’inin bot hesaplara ait olduğu ve bu paylaşımlarının merkezinde ise iklim inkarcılığının olduğunu ortaya çıkardı. Diğer yandan bu araştırmalara şüpheyle yaklaşanlar ve sosyal medyadaki bot hesapların etkisini olduğundan büyük gösterdiğini söyleyenler de var. Yine de bot hesaplar tarafından yaratılmış ya da desteklenmiş gündemlere dahil olmadan önce yapabileceğimiz birkaç şey var. Karşılaştığımız şüpheli hesapları gözden geçirirken dikkat edebileceğimiz, bot hesapları tespit etmenize yarayabilecek birkaç ipucu var. Ancak sayılan özellikleri barındıran her hesabın bot olmayabileceği de akılda tutulmalı. İpuçlarını toplamaya başlayalım: 1) Profil fotoğrafı şüphe uyandırıyor mu? Bot hesapların profil fotoğrafları stok fotoğraflardan veya başka bir kişinin albümünden alınmış olabilir. Hızlı bir tersine görsel arama fotoğrafın daha önce kullanılıp kullanılmadığını bize gösterebilir. Bazı bot hesapların yapay zeka tarafından üretilen, gerçekte var olmayan kişilere ait görselleri kullandığı da biliniyor. Hiç fotoğraf kullanılmaması ya da hesap sahibine dair bilgi vermeyen çizim gibi öğelerin kullanılması da ipucu olabilir. 2) Kullanıcı adı gerçek bir kişiye mi ait? Birçok bot hesap kullanıcı adı olarak otomatik oluşturulmuş, rastgele sıralanmış harf ve sayılardan oluşan kombinasyonlar kullanıyor. Örneğin kullanıcı adından sonra gelen dört haneli sayılar, rastgele sıralanmış 12 harf ve sayı ya da herhangi bir isimden sonra gelen sekiz rakam. 3) Takipçi/ takip edilen hesap sayısında dikkat çeken bir fark var mı? Yüksek takipçi ama çok düşük takip edilen hesap ya da tam tersi, dikkate değer bir ipucu. Aynı şekilde çok yüksek ya da çok düşük sayıda ve birbirine eşit takip/takipçi oranı bazı bot hesaplarda görülen bir diğer özellik. 4) Platforma çok yakın bir tarihte mi katılmış? Sosyal medya platformlarına her gün yüzlerce yeni bot hesap katılıyor. Katılım tarihinin yeni olması bir işaret. 5) Biyografi bölümünde hangi öğeler var? Biyografi (bio) bölümünde hiçbir kişisel bilgiye yer verilmemesi bot hesaplarda sık görülen bir özellik. Bunun yanında bu bölümde herhangi bir etikete yer verilmesi ya da bağlantı gibi, tıklandığında sizi başka bir siteye yönlendiren metinler bulunması da şüphe uyandırmalı. 6) Günlük ortalama paylaşım sayısı nedir? Bot aktivitelerini incelemeye yarayan çevrimiçi araçlar günde 50 ve üzeri sayıda paylaşım yapan hesapları radarına alıyor. Şüphelendiğiniz hesap her gün aksatmadan belirli saatlerde ya da ara vermeksizin günün her saati paylaşıma devam ediyorsa dikkate değer. 7) Etkileşim oranları olağan ölçüde mi? Çok az takipçili bir hesabın paylaşımlarının yüzlerce beğeni alması ya da binlerce takipçisi olan bir hesabın sıfıra yakın yorum alması uyarı işaretlerinden biri olabilir. 8) Paylaşım konusu hep aynı mı? Paylaşımların içeriği tek bir konunun dışına çıkmıyorsa ya da birden tamamen farklıysa dikkatli olmakta fayda var. 9) Paylaşımlarda aynı türden etiket ve bağlantılara sık sık yer veriliyor mu? Aynı konu etrafındaki belli etiketlere her paylaşımda yer veriliyorsa ya da çeşitli bağlantılar  her mesajın içindeyse dikkat. 10) Paylaşımlar birden fazla dilde mi? Gerçek bir kişiye ait olduğunu varsaydığımız bir hesabın beş farklı dilde paylaşım yapması ya da bu dillerdeki her türlü içerikle etkileşime girmesi pek olası görünmüyor. 11) Aynı içerik farklı hesaplar tarafından da paylaşılmış mı? Birebir aynı içeriğin birden fazla hesap tarafından paylaşılması hem bir bot aktivitesine hem de bir botnet (aynı kişi veya gruplarca yönetilen bir bot hesabı ağı) varlığına işaret ediyor olabilir. 12) Şüpheli hesaplarla etkileşim içinde mi? Daha önce güvenilir kaynaklarca incelenmiş ve yanlış bilgi yaydığı, bot ya da troll olduğu tespit edilmiş hesapları takip eden ya da bu hesaplarla etkileşime giren bir hesapla karşı karşıya iseniz dikkat. Bunların yanında, Botsentinel , Hoaxy ve Botometer gibi araçlar bir hesabın bot olma olasılığını kontrol etmenize ya da bir konu başlığı etrafındaki şüpheli aktiviteleri incelemenize yarar. Şüpheleriniz kuvvetlendi ve çevrimiçi araçlar da sizinle aynı fikirde mi? O zaman bu hesabı bulunduğunuz sosyal medya platformuna raporlayabilir ve ekiplerin hesabı incelemesini sağlayabilirsiniz. Sıralanan özelliklerin birçoğunu barındıran bir hesabın gerçek bir kişiye ait olması da muhtemel. Bot hesapları tespit etmenize yarayan araçların hatalı sonuçlara ulaşabildiğini gösteren araştırmalar da mevcut. Raporlar bu araçların her dilde, her zaman ve her veri setinde aynı tutarlılıkta çalışmadığını gösteriyor. Kimin bot olup olmadığına dair keskin yargılar, özellikle ana akım medya tarafından dışlanan kamusal tartışmaları zehirleme potansiyeline de sahip. Gerçek insanların katılmayacağımız fikirleri olabilir. Bu onların büyük bir manipülasyon planının parçası oldukları anlamına gelmez. 2021 yazında Türkiye’yi etkisi altına alan orman yangınlarından sonra sosyal medyada yükselen #HelpTurkey etiketinin bot aktivitesi olduğu iddiası yangınlar devam ederken ortaya atılmıştı. Analizler paylaşımların serpilmesinin organik olduğunu ve kampanyanın kitleselleşmesine neden olan onlarca çok takipçili ve onaylı hesap olduğunu göstermişti. Bazı insanların botlara çok benzeyebileceğini ve bazı bot hesapların da gerçek kullanıcılara benzemekte iyi iş çıkardığını söyleyebiliriz. Hepsini tespit edebilmek mümkün olmasa da bize yardım edebilecek araçlara ve ipuçlarına sahip olmak çok iyi bir başlangıç. Kapak görseli: Freepik" "Güvenilir ekonomi verilerine nasıl ulaşabilirim, enter!",https://teyit.org/teyitpedia/guvenilir-ekonomik-verilere-nasil-ulasabilirim-enter,"Sosyal medyada ve haberlerde sık sık çeşitli ülkeler hakkında doğru ya da yanlış ekonomik verilerle karşılaşıyoruz. Kimi zaman bu verilere atıfta bulunanlar siyasetçiler, ekonomistler ve kamuoyunun takip ettiği insanlar oluyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde eski AK Parti milletvekili Resul Tosun, Almanya’da enflasyonun yüzde 150 olduğunu iddia etti . Türkiye ile diğer ülkelerin ekonomik verilerle karşılaştırıldığı iddialarla sık sık karşılaşıyoruz. Bu iddialar bazen hatalı veriler içeriyor bazen de içerdiği veriler doğru olsa bile yapılan karşılaştırmalar metodolojik sorunlardan dolayı isabetsiz olabiliyor. Bu yazıda ülkelerin ekonomik verilerine bakabileceğiniz en yaygın siteleri, bu sitelerin nasıl kullanıldığını, verilere ulaşmak için kullanılabilecek alternatif yöntemleri, verileri yorumlar ve iki ülkeyi karşılaştırırken dikkat etmeniz gerekenleri aktaracağız. Dünya Bankası, ekonomik verilerle ilgili en sık kullanılan kaynak. Arama motoruna “World Bank Open Data” yazdığınızda karşınıza çıkan ilk bağlantıdan farklı ülkelerin çeşitli ekonomik verilerine ulaşabilirsiniz . Sitedeki arama motoruna bir ekonomik kavramı, bir ülkeyi veya ikisini aynı anda yazarak site içerisinde arama yapabilirsiniz. Örneğin arama motoruna İngilizce “inflation” (enflasyon) yazdığımızda yıldan yıla dünyadaki enflasyonu gösteren bir grafik ile karşılaşıyoruz. Grafiğin altında da en güncel enflasyon verileriyle ülkeleri görüyoruz. Bir ülkeye tıkladığınızda o ülkenin yıldan yıla enflasyon oranlarını görebilirsiniz. Eğer baştaki arama motoruna “inflation” ve verisine ulaşmak istediğiniz ülkeyi yazarsanız, yine o ülkenin yıllık enflasyon oranına ulaşabilirsiniz . Arama motoruna sadece ülke ismi yazarsanız o ülkeyle ilgili nüfus, gayrisafi yurtiçi hasıla, karbondioksit salımı, ortalama ömür gibi başka başka verilere de aynı anda ulaşabilirsiniz. Tabi tüm bu veriler sadece ülke adıyla arama yapıldığında çıkmayabilir. İsabetli sonuçlar için enflasyon örneğindeki gibi anahtar kelimeler kullanmak gerekli. Dünya Bankası verileri enflasyon, kişi başına düşen milli gelir, nüfus, işsizlik, tahmini yaşam süresi gibi birçok veriye ulaşmak için kullandığımız bir kaynak. Japon Yeni ile Türk Lirası’nı karşılaştırdığımız “ Japon Yeni ile Türk Lirası’nın güçleri rakamsal değerlerle kıyaslanabilir mi? ” yazısını buna örnek olarak verebiliriz. IMF, tıpkı Dünya Bankası gibi ekonomik verilerle ilgili en çok başvurulan kaynaklar arasında. Arama motoruna IMF Data yazdığınızda karşınıza çıkan ilk bağlantıya tıklayarak IMF verilerine ulaşabilirsiniz . IMF’nin sitesinden hem enflasyon, gayrisafi yurtiçi hasıla gibi verilere, hem de dünya ekonomisiyle ilgili detaylı raporlara ulaşabilirsiniz. Örneğin sol üstte yer alan “Countries,” yani “ülkeler” bölümünden istediğiniz ülkenin verilerine ve o ülkeyle ilgili önemli haberlere, raporlara ve görüşlere erişebilirsiniz. Sitenin ana sayfasında yer alan “Popular Data” kısmındaki bağlantılardan da raporlara erişebilirsiniz. OECD, Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu bir uluslararası örgüt. Arama motoruna “ OECD Data ” ve “ OECD Statistics ” yazarak ulaşabileceğiniz veriler sıkça kullanılıyor. OECD Data’nın çalışma prensibi Dünya Bankası ile benzer. Arama motoruna ülke ya da ulaşmak istediğiniz veriyi yazıp aratmanız gerekiyor. Karşınıza çıkan bağlantıya tıkladığınızda bir grafikle karşılaşacaksınız. Bu grafikte yer almasını istediğiniz ülkeleri, zaman dilimini ve diğer verileri grafiğin altında yer alan kısımlardan ekleyip çıkarabilirsiniz. OECD Statistics de hemen hemen aynı. Sol üstte yer alan arama motoruna anahtar kelime yazarak arama yapabilir veya bakmak istediğiniz veriyi solda yer alan başlıklardan bulabilirsiniz. Örneğin net asgari ücret verilerini arama motoruna “ wage ” (ücret) yazarak veya “ labour ” (çalışan) başlığına tıklandığında açılan “ earnings ” (kazançlar) sekmesinde yer alan “ real minimum wages ” (net asgari ücretler) bölümüne tıklayarak ulaşabilirsiniz. OECD verileri maaşlarla ile ilgili iddialarda sıkça başvurduğumuz bir kaynak. Türkiye ve Avrupa’daki öğretmen maaşlarını incelediğimiz “ Türkiye Avrupa’da öğretmen maaşlarını en çok iyileştiren ülke mi ” başlıklı yazıyı buna örnek olarak verebiliriz. Eurostat, Avrupa Birliği’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu bünyesindeki istatistik kurumu. Kurumun internet sitesinden Avrupa Birliği üye ülkeleri, birliğe aday ülkeler ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği üyesi ülkeler hakkında istatistiki bilgilere ve raporlara ulaşılabilir . Sayfanın sağ üst köşesinde yer alan arama motoruna ulaşmak istediğiniz veriyi ya da ülke ismini yazarak site içerisinde arama yapabilirsiniz. Örneğin “ GDP per capita ” (kişi başına düşen milli gelir) yazdığınızda karşınıza çıkan ilk gönderiye tıklayıp sonrasında açılan sayfada “ view table ” (tabloyu görüntüle) diyerek ülkelerin enflasyon oranlarına ulaşabilirsiniz. Arama motoruna ülke ismi yazdığınızda o ülkeyle ilgili raporlara erişebilirsiniz. Birleşmiş Milletler’in istatistikleri de önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Arama motoruna “ UN Data ” yazarak verilere ulaşabilirsiniz. Sayfayı açtığınızda karşınıza çıkan arama motoruna ülke ismi ya da ulaşmak istediğiniz veriyi yazarak kurumun topladığı verilere erişmek mümkün. FAO, Birleşmiş Milletler bünyesinde bulunan gıda ve tarım istatistiklerini tutan kurum. Arama motoruna “FAOSTAT” yazarak ilgili verilere ulaşabilirsiniz . Sağ üst tarafta site içerisinde yapacağınız anahtar kelimelerle veya sayfanın ortasında yer alan “ Explore Data ”ya (verileri keşfet) tıklayarak verilere erişebilirsiniz. Tarım ve gıda istatistikleri için başvurduğumuz FAO verilerini “ Fox’un tüm kağıt fabrikaları kapatıldı, Türkiye yüzde 100 dışa bağımlı hale geldi dediği iddiası ” isimli analizde kağıt ve hammadde üretim, ithalat ve ihracat verilerine ulaşmak için kullanmıştık. countryeconomy.com ülkeler hakkında ekonomik verileri derleyen ve kıyas yapmamızı sağlayan internet sitesi. Sayfanın üstünde yer alan işsizlik, asgari ücret gibi bölümlere tıklayarak verilere ulaşabilirsiniz. Sayfada gözüken dünya haritasının altında yer alan kısım sayesinde istediğiniz iki ülkeyi karşılaştırabilirsiniz . tradingeconomics.com da countryeconomy.com gibi ülkeler hakkında gayrisafi yurtiçi hasıla, işsizlik, faiz oranı gibi ekonomik verileri derleyen internet sitesi. Sağ üstte yer alan arama motorundan ülke ya da ulaşmak istediğiniz veriyi yazarak site içerisinde arama yapabilirsiniz . TÜİK, Türkiye ile ilgili birçok alanda istatistiki veri tutuyor. Ekonomik veriler ve üretim verileri bunlardan sadece ikisi. TÜİK’in ana sayfasının üst kısmında yer alan istatistikler bölümüne gelerek çeşitli verilere ulaşabilirsiniz . Örneğin istatistikler bölümünden “enflasyon ve fiyat” sayfasına tıklayalım. Açılan sayfada istatistiksel tablolara tıkladığınızda çeşitli verilere Word ve Excel formatında ulaşabilirsiniz. Bazı durumlarda TÜİK’in anasayfasından verilere doğrudan erişemeyebilirsiniz. Bunun için biruni.tuik.gov adresini de kullanabilirsiniz. Siteden seçtiğiniz konu üzerine değişkenlerle oynayıp veri tabloları yarabilirsiniz. Ayrıca TÜİK’in talep yönetimi sisteminden TÜİK’in sitesinden erişemediğiniz verileri kurumdan talep edebilirsiniz . Bilgi başvurunuzu yaptıktan bir süre sonra kurum tarafından dönüş yapılıyor. Veri Kaynağı, Türkiye ile ilgili verilerin kolayca ulaşılabilir olmasını sağlamayı hedefleyen bir internet sitesi . Sitedeki arama motoruna istediğiniz veriyi yazarak bilgilere ve grafiklere ulaşabilirsiniz. Ülkelerin ekonomik verilerini gösteren resmi kurumlar ve bu kurumların internet siteleri oluyor. Örneğin İngiltere hükümetinin resmi sitesinde asgari ücretin ne kadar olduğu ve neye göre değişkenlik gösterdiği yazılı. Bu siteler de ekonomik verileri teyit etmek için önemli kaynaklar. Nadiren de olsa bazı durumlarda aradığımızı tam anlamıyla bu sitelerde bulamayabiliriz. Bu durumda arama motorunda anahtar kelimelerle arama yapmamız gerekebilir. Örneğin Japonya’daki asgari ücreti öğrenmek için “ Japan minimum wage ” anahtar kelimeleriyle arama yapabilirsiniz. Google Translate yardımıyla aynı kavramları Japoncaya çevirerek de aramak mümkün. Verilere ulaşmayı öğrendik ama iş burada bitmiyor. Verileri yorumlarken de dikkat etmemiz gerekenler var. İlk olarak verilerin ne anlama geldiğini bilmeniz gerekiyor. Bunun için Merkez Bankası terimler sözlüğünü veya Economist’in yayınladığı terimler sözlüğünü kullanabiliriz. Ayrıca arama motorunda “ inflation definition ”, “enflasyon ne demek” gibi anahtar kelimelerle arama yapılabilir. Terimlerin İngilizcesini bilmek de önemli. Bunun için sözlükleri veya Google Translate gibi çeviri uygulamalarını kullanabilirsiniz. Verileri okurken, aynı cinsten olup olmadıklarına dikkat etmeliyiz. Örneğin asgari ücretleri karşılaştırırken hepsinin net veya brüt, yahut hepsinin dolar bazında olduğundan emin olmalıyız. Sadece tek bir veriye bakarak da yorum yapmaktan kaçınmalı, mümkünse birkaç veriyi beraber değerlendirmeliyiz. Örneğin Avrupa’daki benzin fiyatları ile Türkiye’deki benzin fiyatlarını karşılaştırırken hepsini TL’ye çevirmek ve sadece bu veri üzerinden yorum yapmak bizi yanlışa götürür. Benzinin pahalılığını ölçerken ücretleri işin içine katmalıyız ki o ülkede sabit gelirle ne kadar benzin alınabileceğini anlayalım. Tabi bunu yaparken sürekli değişen döviz kurlarını unutmamak gerek. Örneğin 2018 yılında bir haberde Türkiye ve Avrupalı ülkelerdeki benzin fiyatları Türk Lirası'na çevrilerek karşılaştırılmıştı. Bu veri ülkeler arasında karşılaştırma yapmak için tek başına yeterli değil çünkü ülkelerdeki asgari ücretler yani insanların asgari ücretleri ile alabileceği benzin miktarları farklıydı. İki veriyi beraber yorumlayarak benzinin aslında hangi ülkede pahalı hangisinde ucuz olduğunu veya ülkelerdeki alım gücünü daha sağlıklı şekilde anlayabilirsiniz. Dikkat etmemiz gereken diğer bir husus, her ülkenin kendine has şartlarının olabileceğinin bilincinde olmak. Örneğin 1 dolar 13 Aralık 2021 tarihi itibariyle yaklaşık 14 Türk Lirası ve 113 Japon Yeni. Buradan yola çıkarak Türkiye’nin ekonomisi Japonya'dan daha iyidir diyemeyiz. Japon Yeni 2014’ten beri 110-120 seviyesinde. 2000 yılından itibaren görülen en yüksek değer 132 ki bu da kısa süreliydi . Yani ülkenin normali bu ve maaşlar da buna göre ayarlanmış. Ayrıca 2020’de Japonya’da hesaplanan enflasyon -0,016. Türk Lirası ise hızlı bir şekilde değer kaybediyor. Bundan dolayı fiyatlar yükseliyor ama maaşlar aynı hızda artmıyor. Bu da alım gücünü düşürüyor. Enflasyon da sürekli artıyor. Japon Yeni ile Türk Lirası’nı karşılaştırdığımız yazıda bunu detaylı anlattık . Özetle verileri, içinde bulundukları şartlar ve trendleri de göz önüne alarak değerlendirmek, ülkelerin şartlarını göz önüne almak lazım. İlginizi çekebilir: Japon Yeni ile Türk Lirası’nın güçleri rakamsal değerlerle kıyaslanabilir mi? Yorumladığımız veriler, aynı zaman diliminden olmalı. Örneğin bir ürünün üretim miktarı ile ilgili en son veriye bir ülke için 2014 başka bir ülke için 2021’de ulaşılıyorsa bu verileri kıyaslamaktan kaçınmalıyız. Verilerin toplanma yöntemi ve veri kalitesine dair analizler dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta. Verilerin toplanma şeklini ve niteliğini sorgulanmalı, her veriye hemen itibar edilmemeli. Örneğin sosyal medyada karşımıza çıkan bir karşılaştırmada kullanılan verilerin hangi kaynaklardan toplandığını incelemeliyiz. Ya da elimizde bir anket çalışması varsa soruların kime ve nerede sorulduğunu, kaç kişinin cevapladığı gibi hususlara yani örneklemin temsiliyet gücüne dikkat etmeliyiz. Kapak Görseli: Freepik" 2022’de teyitçiliği neler bekliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/2022de-teyitciligi-neler-bekliyor,"Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Vakfı tarafından yürütülen Nieman Lab, 2022 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair öngörüleri yayınlandı . Yerel basının durduğu yerden alternatif iş modellerine, hikaye anlatıcılığından erişilebilir haberciliğe, web 3.0 araçlarından işbirliğine kadar birçok konuya değinen profesyonellerin görüşlerine buradan ulaşılabilir. Geçtiğimiz senenin vurgusu, yanlış bilgi sorununa bütünlüklü yaklaşımın elzem olduğuydu.  İnternetteki yanlış bilginin bir anda kaybolmayacağını ve dezenformasyon un değişen gündemi takip edeceğini öngörmek elbette kaçınılmazdı. Gerçekten de, pandemi etrafında toplanan dezenformasyonun yanında iklim inkarcılarının iddiaları filizlenmeye başladı bile. 2021 yılında komplo teorilerine inananları suçlamayı bırakıp, neden bu teorilerin peşinden gittiklerini anlamaya çalışılacağı, doğru iletişim yöntemleri kurmayı sağlayacak yöntemlerin kullanılacağı ve uygun araçlarla internet kullanıcılarının gözetileceği aktarılmıştı . Birçok teknoloji platformu böyle adımlar attı. Ortaklaşılan diğer nokta yanlış bilgiye karşı yaklaşımımızı bütünlüklü hale getirmenin önemiydi. Gazetecilerden teknoloji uzmanlarına, ortalama bir haber tüketicisinden ebeveynlere, öğretmenlere ve öğrencilere kadar herkes güçlü dijital haber ve medya okuryazarlığı becerileri geliştirmediği sürece, çözüme ulaşılamayacağı hatırlatılmıştı . Benzer ihtiyaçları hisseden Teyit için 2021, öğretmenlerle, velilerle ve gençlerle eleştirel dijital okuryazarlığı konuştuğumuz verimli bir yıl oldu. Bir yıl geç olsa da gerçekleşen bir öngörü daha var. Doğrulama platformu PolitiFact'in kurucusu Bill Adair, 2020’de teyitçilerin, gerçeği arayan tüm gazetecilerin yorulmak bilmeyen çalışmalarını görünür kılmak için Nobel Ödülü kazanacağını düşündüğünü yazmıştı . Adair’in öngörüsü gerçek oldu, Nobel Barış Ödülü Filipinli doğrulama platformu Rappler’in kurucusu Maria Ressa ile Rus gazeteci Dmitry Muratov’a verildi . Peki 2022’de teyitçilik ve bilgi ekosistemi ni neler bekliyor? Zorlu bir 2021'in sonunda, teyitçiliğe dair beklentiler bu yönde. Kapak görseli: iStock" Araştırma: Kalabalığın bilgeliği ya da pek de akıllı olmayan kalabalıklar,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-kalabaligin-bilgeligi-ya-da-pek-de-akilli-olmayan-kalabaliklar,"Facebook sessizce , kullanıcıların haber akışlarındaki siyasi içerik miktarını azaltmayı deniyor . Bu hareketle şirket, algoritmalarının çalışma şeklinde sorun olabileceğini üstü kapalı bir şekilde kabul etmiş sayılıyor. Meselenin özü, etkileşim yaratmak ve insanlara istediği içeriği sağlamak arasındaki ayrım. Sosyal medya algoritmaları, yani platformlarda gördüğünüz içeriğe karar verirken izlenen kurallar, bu kararlara varmak için büyük ölçüde insan davranışlarından yararlanıyor. Kısacası insanların beğenerek, yorum yaparak ya da paylaşarak tepki verdikleri ya da ""etkileşime girdikleri"" içeriklere dikkat ediyorlar. Bu algoritmaların kalabalığın bilgeliğinden yararlanmasının ardındaki mantığı anlamak önemli. Yanı sıra sosyal medya şirketlerinin bunu pratikte nasıl yaptıkları konusu da önemli tehlikeler barındırıyor. Kalabalığın bilgeliği kavramı, başkalarının eylemlerinden, görüşlerinden ve tercihlerinden gelen sinyalleri kılavuz olarak kullanmanın, uygun kararlara yol açacağı varsayımına dayanıyor. Buna bir örnek, kolektif öngörülerin genellikle bireysel öngörülere kıyasla daha doğru olması. Finansal piyasaları, spor müsabakalarını , seçimleri ve hatta salgınları öngörmede kolektif zekadan faydalanılıyor. Milyonlarca yıllık evrimsel süreçte, bu ilkeler insan beynine aşinalık , maruz kalma ve sürü psikolojisi gibi isimleri olan bilişsel yanlılık lar şeklinde kodlandı. Herkes koşmaya başlıyorsa siz de koşmaya başlamalısınız; birisi bir aslanın geldiğini görmüş olabilir ve koşmak hayatınızı kurtarabilir. Nedenini bilmiyor olabilirsiniz ama soruları daha sonra sormak daha akıllıcadır. Beyniniz, akranlarınızdan ve çevrenizden gelen ipuçlarını alıyor ve bu sinyalleri hızlı bir şekilde karara dönüştürmek için basit kurallar kullanıyor: Kazananı takip et, çoğunluğu izle, komşunun yaptığını yap. Bu kurallar sağlam varsayımlara dayandığından, çoğu durumda epey işe yarıyor. Bu varsayımlara birkaç örnek, insanların genelde mantığa uygun hareket edebilmesi, çoğunluğun hatalı olmasının pek mümkün olamayacağı ve geçmişte yaşananların geleceği öngörebilmesi. Teknoloji ise insanların, çoğunu tanımadığı büyük kitlelerden gelen sinyallere erişmelerine olanak sağlıyor. Yapay zeka uygulamaları, arama motoru sonuçlarını seçmekten müzik ve video tavsiye etmeye, arkadaş önermekten haber akışlarındaki gönderileri sıralamaya kadar popülerlik veya ""etkileşim"" sinyallerinden fazlaca yararlanıyor. Araştırmaya göre sosyal medya ve haber öneri sistemleri gibi hemen hemen tüm internet teknoloji platformlarının yüksek popülarite yanlılığı bulunuyor. Uygulamalar, net arama motoru sorguları yerine etkileşim gibi işaretlerle işlediğinde, popülarite yanlılığı istenmeyen, zararlı sonuçlara yol açabiliyor. Facebook, Instagram, Twitter, YouTube ve TikTok gibi sosyal medya platformları, içerikleri sıralamak ve önermek için büyük ölçüde yapay zeka algoritmalarından faydalanıyor. Bu algoritmalar, ""beğendiğiniz,"" yorum yaptığınız ve paylaştığınız içerikleri, başka bir deyişle etkileşimde bulunduğunuz içerikleri girdi olarak alıyor. Bu algoritmaların amacı, insanların nelerden hoşlandığını bulup bunları akışlarının üst sıralarına çıkararak etkileşimi olabildiğince artırmak. Bu ilk bakışta mantıklı görünüyor. İnsanlar güvenilir haberleri, uzman görüşlerini ve eğlenceli videoları seviyorsa, bu algoritmalar nitelikli içerikleri tanıyabilir. Fakat bu noktada kalabalığın bilgeliği, önemli bir varsayımda bulunuyor: popüler olanı tavsiye etmenin, nitelikli içeriklerin yayılmasına yardımcı olacağı. Filippo Menczer ve diğerleri, niteliği ve popülerliği bir arada kullanarak içerikleri sıralayan bir algoritmayı inceleyerek bu varsayımı test etti . Büyük ölçüde, popülarite yanlılığının, içerik kalitesini düşürme olasılığının daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Bunun nedeni, az kişinin bir içeriğe maruz kalması durumunda etkileşimin güvenilir bir nitelik göstergesi olmaması. Bu durumlarda, etkileşim gürültülü bir sinyal üretiyor ve algoritmanın bu ilk gürültüyü yaygınlaştırması muhtemel oluyor. Düşük nitelikli bir ürünün popülaritesi yeterince arttığında yayılmaya da devam ediyor. Etkileşim yanlılığı algoritmaların yanı sıra insanları da etkileyebiliyor . Araştırmalara göre bilgi "" karmaşık yayılım "" şeklinde dağılıyor; yani kişi internette bir fikre ne kadar maruz kalırsa bu fikri benimseyip paylaşma olasılığı o kadar yüksek oluyor. Sosyal medya insanlara bir içeriğin viralleştiğini söylediğinde, bilişsel yanlılıklar devreye giriyor ve buna dikkat edip paylaşmaya yönelik karşı koyulmaz bir dürtüye dönüşüyor. Yakın zamanda, Fakey adlı bir haber okuryazarlığı uygulaması kullanılarak bir deney yürütüldü. Fakey, Indiana Üniversitesi tarafından geliştirilen ve Facebook ve Twitter'daki gibi haber akışlarını simüle eden bir oyun. Oyuncular, yaygın kaynakların yanı sıra yanlış haber, sahte bilim, uç partizan ve komplo kaynaklarından güncel yazılar görüyorlar. Güvenilir kaynaklardan gelen haberleri paylaşıp beğendiklerinde ve düşük itibarlı yazıları teyitlenmesi için işaretlediklerinde puan kazanıyorlar. Bulgulara göre, oyuncuların, birçok kullanıcının etkileşime girdiğini gördükleri zaman düşük itibarlı kaynaklardan gelen yazıları beğenip paylaşma ihtimalleri yüksek olurken işaretleme ihtimalleri ise daha düşük oluyor. Yani etkileşim ölçümlerine maruz kalmak bir hassasiyet oluşturuyor. Bunun birkaç nedeni olabilir: Birincisi, insanların kendilerine benzer kişilerle ilişki kurma eğilimi nedeniyle internetteki ağlarının pek çeşitli olmaması. Bir sosyal medya kullanıcısının aynı fikirde olmadığı kişileri takip etmeyi bırakmasının kolaylığı, insanları genellikle yankı fanusu olarak adlandırılan homojen topluluklara yöneltiyor. İkincisi, birçok insanın arkadaşı, birbirinin arkadaşı olduğu için birbirlerini etkiliyor. Örneğin çok meşhur bir deneye göre, arkadaşlarınızın ne tür müzikten hoşlandığını bilmeniz, sizin de tercihlerinizi dile getirirken söylediklerinizi etkiliyor. Sosyal uyum arzunuz, bağımsız kararınızı çarpıtıyor. Üçüncüsü, popülarite sinyalleri aldatılabiliyor. Arama motorları yıllar geçtikçe, arama algoritmalarını manipüle etmek için kullanılan "" link çiftlikleri "" ve yöntemlere karşı çok yönlü teknikler geliştirdi. Öte yandan, sosyal medya platformları ise kendi güvenlik açıklarını öğrenmeye yeni başlıyor. Bilgi piyasasını manipüle etmeyi amaçlayan kişiler, trol ve sosyal bot gibi sahte hesaplar yaratıyor, sahte ağlar düzenliyorlar . Bir komplo teorisinin ya da bir siyasi adayın popüler olduğu algısını yaratarak ağları istila ediyorlar ve hem platformların algoritmaları hem de insanların bilişsel yanlılıkları üzerine oynuyorlar. Çoğunluğun görüşleri hakkında yanılgı oluşturmak için sosyal ağların yapısını bile değiştiriyorlar . Ne yapılabilir? Teknoloji platformları şu an savunmada. Seçimler sırasında sahte hesapları ve zararlı yanlış bilgileri kaldırmada çok daha agresif davranıyorlar. Ancak bu çabalar, sorunların yeniden ortaya çıkmasını engellemeye yetmiyor . Direnç yaratmak , farklı ve önleyici bir yaklaşım olabilir; başka bir deyişle, bilgi yayma sürecini yavaşlatmak. Otomatik beğenme ve paylaşma gibi sık tekrarlanan davranışlar engellenebilir. Bu yöntem manipülasyon olasılığını azaltabilir ve daha az bilgi olduğunda insanlar gördükleri içeriklere daha fazla dikkat etme fırsatı bulabilirler. Böylece etkileşim yanlılığının, insanların kararlarını etkileme alanı daralır. Ayrıca sosyal medya şirketleri de algoritmalarını, kullanıcıya sundukları içeriği belirlerken etkileşimden daha az faydalanacak şekilde düzenleyebilrler." Teyitçiler YouTube’u yanlış bilgi sorununa karşı gerçekçi adımlar atmaya çağırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/teyitciler-youtubeu-yanlis-bilgi-sorununa-karsi-gercekci-adimlar-atmaya-cagiriyor,"İnternetteki yanlış bilgi sorunundan tek bir platform ya da aktör sorumlu değil. Sosyal medya platformlarının da yanlış bilgiyle mücadelede izledikleri yollar birbirinden farklı. Facebook 2016 , TikTok 2020 ’den beri üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarından destek alıyor. Twitter ilk olarak “kalabalığın bilgeliği”ne güvendiğini söylemiş, çözümü kullanıcıların desteğinde arayacağını belirtmişti. Yakın zamanda sınırlı bir alanda Reuters ve Associated Press (AP) ile çalışmaya başladığını duyurdu . Video paylaşım platformu YouTube da uzun süredir internet deneyimimizde önemli bir yer tutuyor. Platformun yanlış bilgiyle ilişkisi ise tartışmalı. Dünya üzerindeki teyitçiler, YouTube’un salgınla birlikte ne kadar hayati sonuçlar doğurduğuna bir kez daha tanık olduğumuz yanlış bilgi ve dezenformasyon sorununa karşı izlediği yöntemleri yetersiz buluyor. Buna dikkat çekmek için Teyit’in de aralarında olduğu, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (International Fact-Checking Network) imzacısı teyit kuruluşları bir açık mektup yayınladı. Mektup YouTube’a, yanlış bilgiyle mücadele ve doğru bilgiye erişim konusunda katkısının elzem olduğunu hatırlatıyor. YouTube’un, internetteki yanlış bilginin ana kanallarından biri haline geldiğini ve bundan fayda sağlayanlar için çok etkili bir organizasyon ve bağış toplama aracına dönüştüğünü hem araştırmacılar, hem de teyitçiler sık sık vurguluyor. Sahte kanser tedavilerinden düz dünyacılara , iklim değişikliğine dair yanlış bilgi içeren videolardan aşı karşıtı içeriklere kadar geniş yelpazede birçok içeriğin platformun algoritması nedeniyle çok fazla öne çıkarıldığı ve reklam aldığı biliniyor. Platform içeriklerin kalitesini ve platformdaki deneyimi güçlendirmek için 25 milyon dolarlık bir bütçe ayırdığını , yanlış bilgiyle mücadele için bir dizi plana sahip olduğunu açıklasa da, geçen zaman bu politikaların yetersiz kaldığını, platformadaki yanlış bilginin dünya genelinde insan hayatına ciddi zarar vermeye devam ettiğini gösteriyor. ABD başkanlık seçimlerinin arifesinden ertesi güne kadar, seçimde “hile” yapıldığı hikayesini destekleyen YouTube videoları 33 milyonun üzerinde izlendi . Bu dezenformasyonun sonuçlarına ise öfkeli kalabalık Amerikan Kongresi'ne saldırdığında tanık olduk. Bu durum, sosyoekonomik olarak daha zayıf olan ve özellikle İngilizce konuşulmayan ülkelerde daha da vahim. İlginizi çekebilir: 6 Ocak 2021 Washington DC protestoları Dezenformasyon olarak kabul ettiği içerikleri kaldırmayı taahhüt eden şirket, kullanıcılarına daha fazla bilgi verme seçeneğini reddediyor ve içeriği neden yanıltıcı olarak kabul ettiğine dair açıklama yapmıyor. Bu durum temel sorunun halı altına süpürülmesine neden oluyor. Etkili bir mücadale için doğru bilginin erişilebilir olmasına ihtiyaç var. Çağrı yalnızca soruna işaret etmeyi amaçlamıyor. Uzun süredir internetteki yanlış bilgi sorunuyla mücadele eden teyitçilerin çözüme dair bazı önerileri de var. Çağrının topluluktan gelmesinin yanında mektup, ortak yürütülen bir sürecin ve deneyim paylaşmının ürünü. Teyit Vizyon ve Strateji Sorumlusu Gülin Çavuş, sürecin hedeflenen değişime katkısını kıymetli bulduğunu aktarıyor: “Teyitçilerin avantajlı olduğu konulardan biri de birbiriyle sık sık konuşan, deneyimlerini ve zorluklarını paylaşan büyük bir topluluk olması. Topluluk olarak yanlış bilgiyle mücadelede ve doğru bilgiyi yaygınlaştırmakla ilgili hedeflerimizi ortaklaştırabildiğimiz sürece etkimizi de büyütebiliyoruz. YouTube'a yazılan mektup da benzer bir amaçla hazırlandı. Süreç İspanya'da teyitçilik faaliyeti sürdüren Maldita ve IFCN'in öncülüğünde farklı ülkelerden teyitçiler YouTube'un dezenformasyona karşı mücadele yöntemlerini açıkladığı duyuruyu tartışmasıyla başladı. Belirli rutinlerle bir araya gelerek, ortak bir doküman üzerinde uzlaşan tüm organizasyonlar yanlış bilginin önüne geçmek için platformları teyitçileri ve kullanıcıların taleplerini duymaya çağırıyor.” Teyitçilerin sosyal medya platformlarına yaptığı ilk çağrı bu değil. IFCN imzacısı kuruluşlar 2016’da Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’e yaptıkları çağrıda platformun sahip olduğu politikaların yanlış bilgi sorununu nasıl derinleştirdiğinden ve çözüm için hangi alanlara katkı sunabileceklerinden bahsetmişti. Çavuş açık mektubun önemini vurguluyor: “Yanlış bilgi sorununun gözardı edilemeyecek paydaşlarından birinin sosyal medya platformları ve sahip oldukları algoritmalar olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz ve platformları bu konuda adım atmaya çağırıyoruz.” Mektubun tamamına buradan erişebilirsiniz." Rehber: Google’ı etkin kullanmak için 10 yol,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-googlei-etkin-kullanmak-icin-10-yol,"Merak ettiğimiz herhangi bir konuyu Google’da aramak birkaç saniyeden fazlasını almıyor. Google’ın araştırma yaptığımız konuyla ilgili milyonlarca sayfayı önümüze sıralaması ise çoğunlukla bir saniyeden kısa sürüyor. Marifet, konuyla ilgili tam olarak aradığımız bilgiye nokta atışı ve en kısa sürede erişebilmek. Google arama operatörleri yaptığımız normal metin aramalarının özelliklerini derinleştiren çeşitli komutlar bütününe deniyor. Temelde bu komutlar Google’a farklı bir türde arama yapmasını söyleyip, arama sonuçlarını daraltmamıza yarıyor. Örneğin tam olarak aranan kelime grubunu barındıran içeriklere erişmek için kullanılan tırnak işareti komutunun arama sonuçlarını nasıl daralttığını, yanlış bilgi psikolojisi kelimelerini arayarak görebiliriz. Tırnak işareti kullanılmadan yapılan arama içinde “yanlış”, “bilgi” ve “psikolojisi” kelimeleri geçen tüm sonuçlara, yani 13 milyondan fazla sonuca erişmemizi sağladı. Tırnak işareti içinde yapılan arama “yanlış bilgi psikolojisi” kelime grubunu barındıran sonuçları gösterdiği için yalnızca 218 sonuç var. İlgili komutlardan örnekleriyle beraber bahsetmeden önce hatırlatmakta fayda var; aradığınız kelime ile arama komutu arasına boşluk ya da bir başka simge koymadığınızdan emin olun. Yukarıda da belirtildiği gibi belli bir kelime grubunu aramak için tırnak işareti kullanılabilir. Bu bir özlü sözün ya da demeçin kaynağına ulaşmak için etkili bir yol olabilir. İngilizce’de “ve” anlamına gelen AND komutu yalnızca aradığınız iki kavramın aynı anda bulunduğu içeriklere erişmenizi sağlar. ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in birlikte yer aldığı içerikler için ideal arama şu şekilde yapılabilir; İngilizce’de “ya da” anlamına gelen bu komut sayesinde aradığınız terimlerden birini ya da diğerini barındıran içeriklere ulaşabilirsiniz. AND ve OR komutu kullanarak yapılan sorgulardaki sonuç farkını daha iyi anlamak için aşağıdaki gibi bir şema kullanmak mümkün. Belli bir internet sitesi içinde arama yapmak istediğinizden eminseniz, bu komutu kullanabilirsiniz. Aşağıdaki gibi bir sorgu ile İçişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan ve içerisinde “kadın cinayetleri” geçen içerikleri görmek mümkün. İngilizcede dosya türü anlamına gelen komutla belli bir dosya türünde arama yapmak ulaşmaya çalıştığınız bilgi için aradığınız kısa yol olabilir. Komutun ardından pdf, doc, docx, xls, xlsx, ppt gibi dosya tipi kısaltmaları ekleyerek ilerleyebilirsiniz. Bazı kelimeleri yaptığınız aramadan hariç tutmak için o kelimelerin önüne eksi (“-”) işaretini koymak yeterli. Aradığınız terimin birden fazla anlamı varsa (örneğin çay, hem bir içeçek hem de bir tür akarsu anlamına gelir) istemediğiniz anlamı ifade eden kelimeler için bu komutu kullanarak arama özelleştirilebilir. Yanlış bilgi psikolojisine dair, içinde teyit kelimesi geçmeyen arama sonuçları için; 7. intitle: Sorguyu bu komutla birlikte yaparsanız Google sonuçları o kelimeye başlıkta yer veren içeriklerle sınırlayacaktır. Bu komut yalnızca ardından gelen kelime için çalışır. Eğer belli bir kelime grubuna başlıkta yer veren içerikleri arıyorsanız allintitle: komutunu kullanabilirsiniz. Yani [intitle:google intitle:arama] ifadesi [allintitle: google arama] ifadesiyle aynıdır. Başlığında “şüphe” geçen Teyit yazılarına ulaşmak için şöyle bir sorgu yapabiliriz. Sorguya ekleyeceğiniz inurl: komutu Google’ın sonuçları, URL’sinde bu kelimeleri içeren linklerle sınırlamasını sağlar. Bu komut sorguda belirtilen internet sitesine benzer sitelerin listesini verir. Eksik kelimeyi uygun olabilecek seçeneklerle tamamlamak için yıldız işaretini kullanabilirsiniz. Örneğin bazı kelimelerini hatırlamadığınız şarkı sözlerini bulmak ya da bir fotoğraftaki tabelanın görünmeyen kısmında yazan ismi tamamlayarak arama yapmak için başvuracağınız komut bu olabilir. Komutları arama yaptığınız konunun gerektirdiği şekilde bir arada kullanmak mümkün. Bir alıntının kaynağını, bir fotoğrafın orijinalini ya da resmi belgeleri hızlıca bulabilirsiniz. Bir matematik problemi çözdüğünüzü ya da yemek tarifi hazırladığınızı düşünmek ve doğru komutları bir araya getirmek yeterli. Mesela Teyit’in yanlış bilgi hakkında yayınladığı raporlara erişmek için aşağıdaki gibi bir arama yapmak sonuçları oldukça daraltacaktır. Bu gelişmiş ancak pek bilinmeyen işlevler Google'ı son derece esnek bir araç haline getirebilir. Sadece birkaç temel komutu bilmek bile size avantaj sağlayabilir. Bahsettiğimiz komutlarla aynı işlevi gören Google gelişmiş arama sayfası da detaylı arama yapmak için kullanılabilir." Spotify ve Substack: Dezenformasyon denetimi ifade özgürlüğü ihlali mi?,https://teyit.org/teyitpedia/spotify-ve-substack-dezenformasyon-denetimi-ifade-ozgurlugu-ihlali-mi,"Podcast yayıncısı Joe Rogan’ın aşı karşıtı içeriklerine müdahale etmediği için Spotify’ı eleştiren ünlü müzisyen Neil Young’ı artık Spotify üzerinden dinleyemiyoruz. Çünkü Spotify Young’un “Ya ben ya Rogan” açıklamasının ardından, dinleyicilerin güvenliği ile içerik sahiplerinin ifade özgürlüğü arasında denge kurmak istediklerini ve bugüne kadar Covid-19 hakkında 20 bin içeriği kaldırdıklarını söyleyerek Young’ı kibarca platformdan uğurladı. (Müzisyen Neil Young) Müzik ve podcast servisi Spotify, aşı karşıtı söylemleri yaygınlaştırdığı için sıkça eleştirilen ünlü podcast yayıncısı Joe Rogan’ı 100 milyon dolarlık bir anlaşmayla platformuna dahil ettiğinden bu yana eleştiriliyordu. Diğer yanda e-bülten platformu Substack’in daha önce onlarca kez yanlışlanan iddiaları sebebiyle Facebook ve YouTube gibi platformlardan uzaklaştırılan isimlerin iddialarını yaygınlaştırdığı yeni adres olduğu biliniyordu. Platformun aşı karşıtlığına odaklanan bültenler sayesinde 2,5 milyon dolar gelir elde ettiği düşünülüyor. Substack e-bülten yayıncılarına üretim, yayın, üyelik, ödeme ve tasarım altyapısı sağlıyor. Yayıncıların ücretli üyelikler aracılığıyla elde ettiği gelirin yüzde 10’unu Substack alıyor. ( Substack yayıncılara üretim, yayın, üyelik, ödeme ve tasarım altyapısı sağlayan bir e-bülten platformu) Dijital Nefretle Mücadele Merkezi’nin yürüttüğü araştırmaya göre Substack, “Covid-19 aşısı sebebiyle ölen çocukların sayısının Covid-19’dan ölenlerden fazla olduğu”, “aşıların hastaneye yatış oranlarını değiştirmediği” gibi iddialara yer veren beş bülten aracılığıyla 2,5 milyon dolar gelir elde etti. Substack “sorun bilgi ekosistemi ndeki güven eksikliğinden kaynaklanıyor ve daha fazla sansür bunu yalnızca daha kötüye götürür” diyerek Spotify’ınkine benzer bir vurguyla ‘şimdilik sorumluluk almayı düşünmediğini’ açıkladı. Her iki platform da üreticilerin ifade özgürlüğünü vurgulayarak, talep edilen moderasyonun sansüre yol açacağını düşündüklerini söylemiş oldu. Attıkları büyük adımlarla artık birer sosyal ağ olmaktan öteye geçen teknoloji platformlarının ifade özgürlüğü savunusuna başvurduğu ilk olay bu değil. 2019’da Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg seçim öncesi  platformda yayılan yanıltıcı siyasi reklamları engellemediği yönündeki eleştirilere ifade özgürlüğü ile yanıt vermişti. Dezenformasyon a çözüm ararken ifade özgürlüğünü gözetmek elbette elzem. Peki her sorumluluk talebinde ifade özgürlüğü kartını kullanmak bizi nereye götürür ve gerçekten ifade özgürlüğünü tartışabileceğimiz bir zemin var mı? İfade özgürlüğü, temelde herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma hakkını tanımlıyor. Ancak platformların ifade özgürlüğü vurgusunu değerlendirirken mevcut iş modellerindeki çıkar ilişkilerini de aklımızda tutmamız gerek . Gerçek bir kamusal alanda ifade özgürlüğünü aramak ve tartışmak yerinde bir hamle. Ancak sosyal medya platformları her ne kadar yeni kamusal alan olarak görünse de, ekonomik çıkarları olan özel şirketlere ait alanlar. Bu alanlarda bir kamusal alandan beklediğimiz şeffaflık ve çoksesliliği bulmamız mümkün olmadığından, kendinden menkul bir ifade özgürlüğü savunusu fena halde boşluğa düşüyor. Salgının başından beri kullanıcılar, sivil toplum örgütleri ve hatta hükümetler Facebook, YouTube ve Twitter’a Covid-19 ve aşılar hakkındaki yanlış bilgiyle mücadelede daha kararlı adımlar atmaları için baskı yapıyor. Sahne ışıklarının bir anda Spotify ve Substack gibi daha “küçük” platformlara dönmesinin ilk sebebi büyük platformlardan uzaklaştırılan kişi ve grupların kendilerine yeni mecralar arayışı. Diğeri de bu yeni platformlar ve yayıncıları arasındaki çıkar ilişkisinin daha görünür olması. Spotify’ın ayda 200 milyon dinlenmeye sahip, dünyadaki en güçlü podcast yayıncılarından biri olan Rogan’a 100 milyon dolar ödeme yaptığı , Substack’in ise bülten yayıncılarının gelirlerinden pay aldığı biliniyor. Facebook gibi sosyal medya devlerinin sorumluluğu algoritmalar sebebiyle öne çıkardığı yanlış bilgilerden gelirken, Spotify’ınki “yatırım” yaparak platformuna getirdiği ve takipçileri tarafından halihazırda sevilen ünlü bir podcast sunucusunun yaygınlaştırdığı yanlışlardan geliyor. (2009 yılından beri devam eden Joe Rogan Experience isimli podcast 2020'den bu yana yalnızca Spotify'da yayınlanıyor.) Bu bariz çıkar ilişkisi platformların denge kurmaya çabaladıklarını belirten ılımlı açıklamalarının güvenilirliğini de kaygan bir zeminde bırakıyor; dinleyici ve okuyucuların güvenliğinin bu dengenin gerçek bir öğesi olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Önceliği kâr elde etmek olan bu şirketler iş modelleri gereği yanlış bilgi sorununun yalnızca büyük bir parçası. Ne sorunun yegane sebebi onlar ne de her şeye çare olacak çözüm onlarda. Zaten kendilerine yöneltilen talepler bir yargıç gibi tek başlarına doğru ve yanlışa karar vermeye başlamaları değil, kullanıcıların güvenilir bilgiye erişebilecekleri bir zemin oluşturmaları, algoritmaları ve iş modelleriyle kullanıcıları yankı fanuslarına hapseden birer araç olmaktan çıkmaları ve moderasyon politikalarında şeffaflığı koruyarak yoruma ve gelişime açık kalmaları. Ahmet Sabancı konuyu ele aldığı bülteninde platformlardan beklenenin ne olduğunu şöyle özetliyor: ​​ ”Bir teknoloji şirketi mantığıyla hareket eden bu platformlar, medya üretimi ve dağıtımının beraberinde getirdiği özel sorunları ve meseleleri fazlasıyla küçümsediler. Bunun daha eski örneklerini YouTube ve Blogger’da görmüştük. Şimdilerde ise Spotify ve Substack aynı hataları yapmaya devam ediyor.” Ocak ayının başlarında, bir grup doktor, bilim insanı ve sağlık uzmanı Joe Rogan’ın salgın boyunca sürekli olarak yanıltıcı ve yanlış iddialar yayarak bilime ve tıbba güvensizlik yarattığı, gençleri ve çocukları aşıdan caydırdığı, güvenilir olmayan Covid-19 tedavilerini yaygınlaştırdığı ve komplo teorileri yaydığı için Spotify'a açık bir mektup yayınlamıştı. 260 imzacı Spotify’ı platformdaki yanlış bilgileri ortadan kaldırmak için açık bir kamu politikası oluşturmaya çağırmıştı. Diğer sosyal ağlar yanlış bilgi barındıran içerikleri kısıtlarken podcast evreni Joe Rogan’a denetlenmeyen bir alan sunduğu düşünülüyor. Denetimsizliğin yanındaki bir diğer problem de podcast içeriklerinde yanlış bilgiyi tespit etmenin klasik sosyal medya paylaşımlarına göre çok daha zor olması. Podcast sektörü gün geçtikçe büyüyor, sektöre dahil olan aktörler de haliyle çeşitleniyor. Burada aşı karşıtlarını, komplo teorisyenlerini ayırt etmek de zorlaşıyor. Diğer yanda e-bülten, tıpkı kapalı Facebook gruplarında olduğu gibi, birbiriyle benzer görüşlere sahip insanlardan oluşan yankı fanusları yaratmaya çok müsait. Benzer inançlara sahip insanların daha da radikal hale gelebildiği yankı fanuslarından dışarı taşacak fikirler zaman zaman büyük risklere neden olabilir. 2020'de Spotify'dan uzaklaştırılan Trump’ın eski danışmanı Stephen K. Bannon, 6 Ocak'taki Kongre baskınına giden haftalarda seçimle ilgili şiddetli söylemleri ve yanlış iddiaları yaymak için birçok platformda bulunan popüler podcast'ini kullandı. Substack tarafında şimdilik herhangi bir gelişme olmasa da, Spotify bu tartışmada daha fazla sorumluluk almak zorunda olduğunu hissetmiş gibi. Şirketin CEO'su Daniel Ek, içeriklerdeki kamu sağlığını tehdit eden ""aldatıcı"" bilgilerin engellenmesi için planları olduğunu açıkladı. Yeni uyarı yöntemleriyle kullanıcıları Covid-19 hakkında güvenilir bilgilerin yer aldığı bir veri merkezine yönlendireceğini belirtti. Nihayetinde bu tartışmalar teknoloji platformlarının içerik denetimine yönelik yaklaşımının neden gerçeklikten kopuk kaldığını ve iyi çözümler bulmak için hala yolumuzun olduğunu gösteriyor." Kertenkeleler siyasetçilerden daha ilginç: Komplo teorileri eğlenceli oldukları için de etkili,https://teyit.org/teyitpedia/kertenkeleler-siyasetcilerden-daha-ilginc-komplo-teorileri-eglenceli-olduklari-icin-de-etkili,"- “İnsanlık aya inmedi.” - “Dünyayı İlluminati yönetiyor.” - “Hayır, dünyayı kertenkele insanlar yönetiyor.” - “Dünya aslında düz.” - Yok, dünyanın içi aslında boş.” Komplo teorilerine inanmak ya da belli kararlarını onları gözeterek almak, evvelden “marjinal” denebilecek bir grubu etkiler; bu efsaneler daha ziyade trafikte sıkışıp kalmış taksiler ya da akraba ziyaretlerindeki sohbetleri işgal ederdi. 2020 yılında yaşamımızın merkezine oturan Covid-19 pandemisi, bu efsanelerin olası tahrip edici etkisini bizzat deneyimlememize neden oldu. Dijitalleşme, sosyal medyanın yükselişi, diller ve platformlar arası bilgi akışının kolaylaşması gibi sebeplerle, yanlış bilgi, komplo teorileri ve kent efsaneleri de akmaya başlamıştı başlamasına, ancak aşı karşıtlığı gibi tehlikeli bir pozisyonun geniş kitlelere yayılması bir ilkti. Belirsizliğin büyüdüğü ve bazen tahammül edilemezleştiği kriz dönemlerinde yanlış bilgi daha hızlı yayılıyor. Bunun, yaşananları anlamlandırmak, yardım arzusu, ortak bir deneyim paylaşma isteği gibi çeşitli sebepleri olduğunu biliyoruz . Ancak bundan fazlası olabilir. 2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre, komplo teorilerinin eğlence değeri de bulunuyor ve bu özellik, teorinin inandırıcılığını etkiliyor. Bu konuya gelmeden önce gerçek komplolar ile komplo teorileri arasında farklılıkları belirtmekte fayda var. Çünkü bazı komplolar, gerçekten varlar. Ancak onlar belgeler, soruşturmalar ve işin içindeki kişilerin itiraf ve ifşalarıyla ortaya çıkıyor. Örneğin 1950’lerde CIA tarafından yürütülen “zihin kontrolü” deneyi MKULTRA gerçek bir komploydu ve yürütülen soruşturma sonucu doğruluğu kanıtlandı. Büyük petrol şirketlerinin 1960’lı yıllardan beri iklim değişikliğinden haberdar olduğu , ancak bu konuda harekete geçmedikleri de arşiv belgeleri sayesinde kanıtlayabildiğimiz gerçek komplolardan. Daha yakın tarihe gelecek olursak, 2018 yılında Cambridge Analytica’nın 87 milyon Facebook kullanıcısının verisini seçim kampanyaları için kullandığı anlaşılmış, CEO Mark Zuckerberg kongrenin karşısına çıkmıştı. Komplo teorileri ise hikayelerden oluşur. Ortada olgu ya da kanıt yoktur ama kolayca yanlışlanabilmelerine rağmen yayılmaya devam ederler. Örneğin, düz dünya, şekil değiştiren kertenkele insanlar, aya inişin gerçek olmadığı gibi komplo teorileri. Peki düpedüz kurgu olmalarına rağmen, bu teoriler neden insanların ilgisini çekiyor? 2021 tarihli çalışmaya göre, komplo teorileri kişilerde yoğun duygular uyandırdığından, eğlence değeri barındırıyorlar. Araştırma, “eğlenceli” (entertaining) ifadesini “ilginç, heyecan verici ve dikkat çekici” olarak tanımlıyor. Yani komplo teorileriyle kurgu eserler böyle bakınca akrabalar. Nitekim bir kurgu eserin eğlenceli olması için , duygulara oynaması, ilgiyi odakta tutabilmesi, çözülecek gizemler ya da karmaşalar sunması, dramatik bir anlatı oluşturması, gerçek hayata bir yandan dokunurken diğer yandan da onu unutturması gerek. Çünkü insanlar gerçek dünyanın bunaltıcı karmaşasıyla başa çıkmakta zorlanıyor, akılcı ve bilimsel yöntemler, her zaman ilgimizi çekmiyor, ilgi alanı olmayanların kafasını karıştırıyor. Hayati bir mesele değilse veriler, bilimsel olgular ve meta analizlerle ilgilenmiyoruz. Bir yandan da çoğu komplo teorisi , kurgu eserlerden aşina olduğumuz unsurların çoğunu barındırıyor : Kötücül niyetle hareket eden bir “iç/dış düşman,” bundan zarar gören masumlar, bu durumun farkına varan aydınlanmışlar ve aydınlanmış kahramanların büyük mücadele yolculuğu. Buna örnek olarak The Matrix gösterilebilir. Filmde kötücül niyetle hareket eden düşmanlar makineler. Makineler insanları yaşam kapsüllerine bağlayıp bir simülasyonun içine sokarak onlardan, yani masumlardan enerji elde ediyor. Durumun farkına varıp simülasyondan kurtulan aydınlanmış Morpheus ve ekibi ise ana karakterimiz Neo’yu uyandırmaya çalışıyor. Tamamen uyanan Neo filmin son sahnesinde Matrix yazılımıyla konuşarak, “İnsanlara, görmelerini istemediğiniz şeyleri göstereceğim… Her şeyin mümkün olduğu bir dünyayı” diyor, yani simülasyondaki herkesi uyandırmaya çalışacağından bahsediyor. The Matrix ’in yönetmen ve senaristleri Wachowski kardeşlerin, yapıtlarında belli bir mesaj vermeye çalıştıkları belli olsa da, filmin Red Pill gibi kadın düşmanlığından başlayarak nice komplo teorilerine yol açan bir fikrin yapı taşı olarak kullanılmasından rahatsız oldukları da aşikar . The Matrix ’i herhangi bir komplo teorisiyle kıyaslayalım: Örneğin eski ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası, satanist, pedofili bir derin devlete karşı savaş içinde olduğunu öne süren QAnon . Bu denklemde kötücül düşman , pedofil ve satanist derin devlet. Masumlar , bu derin devletin istismar ettiği çocuklar ve satanist ritüellerin kurbanları. Komplo teorisinin ortaya çıktığı 4chan’de insanlara ipucu bırakarak onları uyandırmaya çalışan Q rumuzlu kişi ile Donald Trump ise aydınlanmışlar . Komplo teorilerinin çoğunda benzer formülleri görebiliyoruz. En sık rastladıklarımızdan biri de “güçlü insanlar + entrika çevirerek + halka zarar veriyor ya da kâr elde ediyor” formülü . Kertenkele insanların ya da reptilianların + insan kılığına girerek + gizlice dünyayı yönettiği komplo teorisi buna bir örnek olarak gösterilebilir. NASA’nın + aya inmiş gibi yaparak + uzay yarışında öne geçtiği de başka bir örnek. Elbette komplo teorisyenlerine göre, komplocuların planında bir sorun çıkıyorsa, böyle olmasını istedikleri için çıkıyordur, her şey komplocuların kontrolü altındadır. Benzer formülleri çeşitli kurgu eserlerde de görebiliyoruz. Hollywood’un sıklıkla başvurduğu bu hikaye yapısının insanı tutan niteliği, komplo teorilerinin neden eğlenceli olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Ancak komplo teorileri, kurgu olduklarını kabul etmiyor; ortaya hakikat iddiasıyla çıkıyorlar. Bu teoriler zamanla inanca dönüşebiliyor. Üstelik komplo teorileri yapıları gereği tanıdık, eğlenceli, akıcı ve kolay anlaşılırlar. Psikolojide “kısa yollar” ( heuristics ) olarak bilinen olgu, kişilerin hızlı ve etkili karar verebilmesi ve sorun çözebilmesi adına zihninde başvurduğu kestirmelere verilen isim . Herbert Simon’ın öne sürdüğü bu kavram, zaman kısıtlaması ve karşılaştığımız bilgilerin yoğunluğu gibi çeşitli sebeplerden ötürü tamamıyla akılcı kararlar alamadığımız, bu nedenle de dünyayı anlamlandırabilmek için zihinsel kısa yollara başvurduğumuz fikrine dayanıyor. Ancak bu her zaman doğru kararlar aldığımız anlamına gelmiyor. Örneğin akıcılık kısa yoluna göre ( fluency heuristic ) karşılaştığımız iki obje arasında seçim yaparken, daha hızlı ya da daha kolay tanıdığımızı veya anladığımızı daha doğru kabul ediyoruz, daha çok ciddiye alıyoruz. Komplo teorilerinin akıcılığı ve aşinalığı göz önüne alındığında, bu bir sorun teşkil ediyor. Akıcı bilgileri doğru olarak kabul etmeye yatkınlığımız sebebiyle, komplo teorilerine maruz kaldıkça inancımız artabiliyor. Bu durum, sosyal medya algoritmalarının önerileriyle de birleşince , kendimizi komplo teorileri batağına saplanmış, bir teoriden diğerine atlar halde bulabiliyoruz. Dünyanın düz olduğuna inanmak tek başına müthiş tehlikeli olmayabilir, ancak bu teorilerin, bir diğerine inanmayı kolaylaştırdığını hatırlamakta fayda var. Üstelik bazı durumlarda komplo teorilerine inanç, kongre binasının basılması gibi tehlikeli olaylara da yol açabiliyor. QAnon, 2021 yılının başında protestocuların kongre binasını basmalarını fitilleyen komplolardan biriydi; protestocuların en az yüzde 8’i QAnon destekçisiydi . Peki çizgiyi nerede çekeceğiz? Öncelikle, hepimizin en az bir komplo teorisine inanabileceğini unutmamak gerek . Kişileri komplo teorilerine inanmaya eğilimli hale getiren , sezgisel düşünme, karmaşada anlam arama gibi özellikler hepimizde biraz var. Bu zafiyetle ilgili farkındalık, çok önemli bir ilk adım. Makul şüphe ile kuruntuyu, geleneksel düşünmeyle komplo odaklı düşünmeyi ayırt edebilmek de mühim. Komplo teorilerinin temelinde yatan paranoid şüphenin kanıtlara direnme, rastgeleliği dışlama, çelişki, “bir şeyler yanlış olmalı” düşüncesi gibi özelliklerini tanıyıp maruz kalınan komplo teorilerine eleştirel yaklaşmak iyi bir yöntem. Her şeyden öte, yalnızca eğlenmek istiyorsanız, komplo teorilerini salt kurgu yapıtlar olarak görmek, onlara bakış açınızın inanca dönüşmemesine katkıda bulunabilir. Kapak Görseli: Freepik" Aşı karşıtları VAERS’i kötüye kullanıyor,https://teyit.org/teyitpedia/asi-karsitlari-vaersi-kotuye-kullaniyor,"Yaşadığımız çağda bilgi, hiç olmadığı kadar erişilebilir durumda. Bu zahmetsiz erişimin sağladığı şeffaflıktan istifade için ise bazı temel okuryazarlık becerileri gerekiyor. Aksi halde bilgi, kolayca ve hızla çarpıtılabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde ulusal aşı güvenlik sistemi olarak kurulan VAERS, bilgiye zahmetsiz erişim ve keyfi yorumlamanın açtığı sorunları gözler önüne seriyor. Dünyanın önde gelen kurumlarınca yönetilen ve isteyen herkesin aşının ardından kendinde gözlemlediği her şeyi bildirebildiği sistemdeki raporlar ve veriler, sıklıkla manipüle ediliyor. VAERS veritabanına dayanan çok sayıda yanlış bilgi farklı dillerde birçok ülkede yayıldı. Aşı karşıtları, VAERS verilerini, aşının zararının açık kanıtı gibi sunuyor. Bağlamından koparılarak yorumlanan bu veriler, aşılara şüphe ve güvensizliği besliyor. Yani VAERS, bir aracın kötüye kullanımının iyi bir örneği. Buradaki temel ihtiyaç da doğru bilgilendirme. Halk sağlığını tehdit eden yanlış bilgilerin kaynağına dönüşen VAERS’in amacını, güçlü yanlarını ve sınırlarını bilmek önemli. VAERS sistemine girdiğimizde bizi karşılayan ekranda sisteme yüklenen raporlara göre ortaya çıkan advers (olumsuz) olaylar yer alıyor. Ancak bu verilerin ne anlama geldiği ve gelmediğini anlamak için bilgiye ihtiyaç var. VAERS ( Vaccine Adverse Event Reporting System - Aşı Olumsuz Olay Raporlama Sistemi), Amerika Birleşik Devletleri’nde aşılarla ilgili güvenlik sorunlarını tespit etmeye yardım etmesi amacıyla kurulmuş ulusal bir sistem . Sistemi Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ortaklaşa yönetiyor. VAERS, internetin yaygın olarak kullanılmadığı ve bilginin bu denli hızlı akmadığı bir dönemde, 1990 yılında kuruldu. Sistemin kurulma amacı aşıların olası etkilerini izlemek ve aşı güvenliği ile ilgili araştırmaları yürütmek . ABD’de VAERS’i ortaya çıkaran süreç aşı güvenliği konusunda artan endişelerle bağlantılı. 1970’lerde Difteri Boğmaca Tetanoz (DPT) aşıları uygulanırken, aşı şirketlerine, aşıların zarara yol açtığı iddiasıyla çok sayıda tazminat davası açıldı. Bilimsel kanıt olmadan tazminat ödemeye mahkum edilen aşı üreticileri, bir süre sonra aşı üretimini durdurdu. Aşıya erişim kısıtlandı . Bunun üzerine yasal sorumlulukları belirlemek için 1986 yılında Ulusal Çocukluk Çağı Aşı Zararları Yasası çıkarıldı. VAERS de bu yasa kapsamında aşı güvenliğinde kapsamlı ve şeffaf bir yol olarak kuruldu. Sistem 30 yıldır ABD’de aşıları izlemekte kritik önem taşıyor. VAERS, aşıların güvenliğini değerlendirmek, olağandışı etki durumlarını tespit etmek, bilinen etkilerin görülme sıklığını izlemek gibi görevleri yerine getiriyor. Kamuya açık olan bu sisteme ABD’de hemen herkes aşıyla bağlantılı olduğu iddiasıyla olumsuz olayları raporlayabiliyor . Bireylerin, sağlık çalışanlarının ve aşı firmalarının girdiği raporlar herkesin erişimine açık. Bildirimlerin yapıldığı sayfa İşin sakıncası da burada. Herkesin rapor girebildiği ve bu raporların yine herkes tarafından görüntülendiği bu sistem, doğası gereği manipüle edilmeye açık. İncelenmemiş bu raporların açık erişimli hale getirilmesi aşı karşıtları için malzeme, aşıya tereddüdü olanlar için de hatalı çıkarımlara neden oluyor. Ancak sistem, sorumluluk beyanında buradaki raporların doğrulanmadığını, verilerin yanlış, eksik ve tedadüfi olabileceğini açıkça belirtiyor . Yani sistemdeki raporlar tek başına bir aşının yan etkiye neden olduğunu göstermiyor. Diğer bir ifadeyle aşıyla bildirilen olumsuz olay arasında herhangi bir nedensellik kurmak için yeterli veriler sistemde yok. Bu nedensellik bilimsel olarak kanıtlansa, yani aşının hangi biyolojik mekanizma ile bu etkiye neden olduğu modellenebilse, o zaman bir “yan etkiden” bahsedebiliyor olurduk. VAERS’in bir aşının sağlık sorununa yol açtığını belirlemek için güvenilir bir kaynak olmadığı açık. VAERS de kullanıcıları bu konuda uyarıyor . Aşılamadan sonra bildirilen advers etkiler ya da ölümlere, aşının neden olduğuna kanıt oluşturmaz. Sisteme dair en önemli yanılgı da burada ortaya çıkıyor. Doğal bir insan eğilimi olarak, aşıdan sonra gerçekleşen olumsuz olaylar ve aşı arasında nedensel bir bağ kuruluyor . Halbuki arka arkaya gerçekleşen iki olayın arasında nedensel bağ kurabilmek için daha fazla kanıta ihtiyaç var. İlginizi çekebilir : Korelasyon nedensellik değildir ABD’de doktor olan William Schaffner, aşılamadan kısa süre sonra gerçekleşen olayların birbiriyle bağlantılı olduğunu varsaymaktan kaçınmamız gerektiğini vurguluyor . Schaffner bu durumu şu örnekle açıklıyor: “Horozun güneş doğmadan önce öttüğünü hepimiz biliyoruz. Ancak hiçbir zaman güneşi horozun doğurduğunu düşünmüyoruz.” Yani söz konusu aşılar olduğunda da gerçekleşen olumsuz olayların nedenini ortaya koymak için daha fazla bilimsel kanıt gerekiyor. Aşı olan biri yolda giderken ayağı takılıp düşebilir, hatta ölebilir. Bu durumda sorumlu aşıdır diyebilir miyiz? Bu ne kadar anlamsızsa, elimizde yeterli veri olmadan, meydana gelen olumsuz olayları aşılarla açıklamak da o kadar anlamsız. CDC de VAERS’deki ölüm raporları, otopsi ve tıbbi kayıtlar ile Covid-19 aşılarıyla nedensel bir bağ kurulmadığını belirtiyor. Bu arada aşılarla ilgili ölüm iddiaları Covid-19’dan önce de vardı. 2015 yılında ABD’de kızamık salgını sonrası uygulanan MMR (kızamık, kabakulak, rubella) aşısıyla ilgili de ölümler bildirilmişti. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda aşı ile ölümler arasında nedensel bağ olmadığı anlaşıldı . Yani herkese açık bu sistemi, insan önyargılarından bağımsız değerlendiremeyiz. Rapor giren kimse bu olaya aşının neden olduğundan emin olmadan giriyor . Dahası önceden denetleme mekanizması olmaması sahte raporlara da imkan tanıyor. ABD’de sahte rapor bildirmek suç olsa da bu yapılıyor . Anestezi uzmanı James Laidler, 2004 yılında VAERS verilerini yorumlarken dikkatli olunması gerektiğini göstermek için sisteme aşının kendini “Hulk”a dönüştürdüğünü bildirmişti. Bu bildirim sistemin açıklarını net bir biçimde ortaya koyuyor. VAERS sistemine binlerce rapor bildiriliyor. Özellikle Covid-19 aşısının tüm dünyada uygulanmaya başlaması bu raporların sayısını artırdı. Aşıya bakış açısını anlatıların etkilediği biliniyor . VAERS’e rapor bildirme eğilimi de aşıya yönelik tutumlara dair bir şeyler söylüyor. Geçmişten de birçok örnek, aşılarla ilgili endişeler ne kadar yaygınlaşırsa sisteme advers etki bildirme eğilimlerinin arttığını gösteriyor. Raporlama yanlılığı sistemin insanların endişelerini yansıtıyor. Örneğin 1998 yılında Andrew Wakefield’in aşıların otizme neden olduğu iddiasının ardından, VAERS’e aşılarla ilgili bildirilen rapor sayısında önemli bir artış gözlenmiş . 1998 yılından 2001’e kadar raporların yüzde 75’i aşıların otizme neden olduğu iddiasıyla ilgiliydi . İlginizi çekebilir: Wakefield I: Aşı ve otizm arasında ilişki olduğu iddiaları nereden çıktı? Yani aşılara dair olumsuz bilgilerle karşılaşmak ile raporlama oranları arasında paralellik var denebilir. VAERS verileri analiz etmek için CDC ve FDA çeşitli yöntemlerle çalışmalar yürütüyor. Bu değerlendirmeler sonucunda aşının güvenlik sorunlarına yol açıp açmadığı konusu netleşiyor. CDC araştırmalarını “advers etki raporlarının” kümelendiği veriler üzerinden yürütüyor. Süreç VAERS’in olumsuz olay bildiren kişilerden daha fazla tıbbi kayıt talep etmesiyle başlıyor. Raporları incelerken altta yatan hastalık, yaş, farklı aşıların birlikte uygulanması gibi riskler de göz önünde bulunduruluyor. Birçok uzman tarafından da inceleniyor. Bir sonuca varıldığında internet sitesinde güncel olarak değerlendirmeler yayınlanıyor. Şunu da eklemek gerek: Doğrulanmış yan etkiler de aşıların genel popülasyonda güvenliğine dair kesin bir şeyler söylemez. Herhangi bir yan etkinin görülme sıklığı da önemli. Aşılanmış popülasyonda yaygınlığının, aşılanmamış popülasyondaki sıklıkla da karşılaştırmak gerekiyor. Nitekim CDC de kanıtlanmış ciddi yan etkilerin epey nadir olduğunu bildiriyor . VAERS’in sınırlamalarının yanı sıra güçlü yönleri de var. ABD’de geniş bir rapor ağı sunan sistem, güvenlik sorunlarını hızla tespit edebiliyor. Örneğin 1998 yılında çocuklarda rotavirüs enfeksiyonuna karşı RotaShield şirketi tarafından geliştirilen aşının bebeklerde bağırsak tıkanıklığına neden olduğu VAERS’e bildirilen raporlar sayesinde tespit edilmişti. Aşıya dair yaşanan bu güvenlik sorunu sonrası aşılar piyasadan toplatıldı. Yine VAERS bildirimleri sayesinde Johnson & Johnson Covid-19 aşısı olanlarda nadir olarak görülen kan pıhtısı oluşumu fark edildi. Ancak oluşan kan pıhtısı oldukça nadir olduğu için aşı halen uygulanıyor . VAERS sistemine dayanan yanlış bilgilerden en bilineni iki yaşındaki çocuğun aşı nedeniyle öldüğü iddiası. Natural News adlı internet sitesi Şubat ayı sonunda Pfizer & BioNTech aşısının klinik denemeleri sırasında iki yaşındaki çocuğun aşının ikinci dozunu aldıktan sonra öldüğünü iddia etti. İddia birçok dilde yayıldı . Ancak sistemdeki raporun “tamamen uydurma olduğu ve sistemden kaldırıldığı” ortaya çıkt ı. Türkiye’de de yayılan diğer bir iddia anne sütüyle beslenen bebeğin aşı kaynaklı kan pıhtılaşmasından öldüğü idi . İddia The Daily Expose sitesi aracılığıyla yayılmıştı . Ancak sistemdeki raporun sahte olduğu anlaşılınca kaldırıldı. Yaygın olarak paylaşılan diğer bir iddia ikinci doz aşıdan sonra ölen Utahlı bir kadın hakkında. Ancak ölüme aşının neden olmadığı otopsi sonrası açıklandı . Bunların yanı sıra aşı nedeniyle “binlerce ölüm” iddiaları da sistemdeki veriler kullanılarak yayılıyor . Türkiye’de de yabancı internet sitesi kaynaklı olarak CDC’in 12 binin üzerinde aşı ölümleri bildirdiği yaygınlaştırılmıştı . Dahası ABD’de tanınmış kişiler de VAERS verilerine dair yanlış bilgiler sunuyor. Örneğin ABD’li senatör Ron Johnson VAERS verilerine dayanarak aşıların ölüme neden olduğu iddialarını ortaya atmıştı . Fox News sunucusu Tucker Carlson da VAERS verilerini kullanarak aşının binlerce kişinin ölümüne neden olduğunu iddia etmişti. Carlson’un iddiaları sosyal medyada da yaygınlaştırıldı. Ancak Carlson’ın iddiasında dile getirdiği raporlardan biri aşı olduktan bir hafta sonra trafik kazası sonucu beyin kanaması geçirerek ölen biriydi. Başka bir rapor aşılandıktan sekiz gün sonra intihar eden 17 yaşındaki bir çocuğun raporuydu. Ayrıca Good Sciencing adlı internet sitesi VAERS verilerine dayanarak 2021’den bu yana aşı nedeniyle ölen ve ciddi sorunlar yaşayan sporcular olduğu asılsız iddialarını da dolaşıma soktu . İlk Covid-19 aşısı onaylanma tarihi, 11 Aralık 2020 ile Mayıs 2021 tarihleri arasında, içinde VAERS geçen içerikler Facebook’ta 1,1 milyondan fazla etkileşim aldı . İnternet sitelerinin güvenilirliğini derecelendiren NewsGuard, Mayıs ayında yaptığı değerlendirmede bu iddiaların genellikle Natural News, Great Game India gibi internet sitelerinin yanı sıra Robert F. Kennedy Jr.'ın kurucusu olduğu Children's Health Defense gibi Facebook hesaplarından yayıldığını belirtiyor . NewsGuard, VAERS iddialarının kaynağının farklı diller olduğuna da işaret ediyor. Bazı iddialar Almanca , İtalyanca , Fransızca gibi dillerden İngilizceye çevrilerek dolaşıma sokuldu. Türkiye’de VAERS ile ilgili iddiaların halen dolaşımda olduğu görülüyor . Teyit, VAERS ile ilgili iddiaları ele aldığı birçok analiz yayınladı . Öte yandan Google Trendlere baktığımızda “VAERS” kelimesini Türkiye’de arayanların Ağustos 2021’den itibaren yoğunlaştığı görülüyor . İnsanları arama motorlarına yönlendiren sosyal medyada karşılaştıkları VAERS iddiaları olduğu söylenebilir. Twitter üzerinden Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında arama yaptığımızda Türkiye’de VAERS ile ilgili yaygın paylaşımları görebiliyoruz . Bu tarihler arasında hemen hemen her ay VAERS iddialarının aşı karşıtı hesaplar tarafından gündeme getirildiği tespit ediliyor. Bu iddiaların geneli aşı sonrası ölüm ve advers etki raporlarına dayanıyor. İddiaların kaynağının doğrudan VAERS sistemi ve yabancı internet siteleri olduğu da gözleniyor . Sistemin zayıflıklarını bilmemek bu iddiaların halen dolaşımda olmasının nedenlerinden. ABD’de  ve başka birçok ülkede VAERS’e benzer sistemler var. Örneğin ABD’de yine CDC tarafından aşıların olumsuz etkilerini incelemek için kurulan, Aşı Güvenliği Veri Bağlantısı Sisteminin (VSD) verileri kamuya açık değil . Klinik Bağışıklama Güvenlik Değerlendirmesi (CISA) projesi de aşı güvenliği için klinik araştırma ihtiyaçlarını ele almak için oluşturulmuş. Ayrıca FDA’nın Sentinel sistemi de 2007 yılında ilaçlar, aşılar ve diğer biyolojik ürünlerin güvenliğini izlemek için kurulmuş. Bunların verileri de kamuya açık değil. VAERS’e benzer sistemler Avrupa’da da var. Avrupa Birliği tarafından onaylanan ilaçlar ve advers etki bildirimleri EudraVigilance sisteminde toplanıyor . Raporlar doğrudan yayınlanmasa da, Covid-19 aşısı ilgili bilgiler özet niteliğinde sunuluyor . Britanya’da da 1964'ten beri uygulanan Sarı Kart Planı kapsamında Covid-19 aşısıyla ilgili advers etki bildirimleri yapılabiliyor . Raporlar doğrudan görüntülenmiyor; Britanya İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu’nun internet sitesinde raporların değerlendirmesi yayınlanıyor . Avustralya’daki Olumsuz Olay Bildirimleri Veritabanında (DAEN), raporlar uzmanlar tarafından değerlendiriliyor . VAERS’e benzer olarak Dünya Sağlık Örgütü’ne ait, herkesin erişimine açık VigiAccess sistemi var . Buradaki verilerin de önceden doğrulanmadığı söylenebilir. Sonuç olarak herkesin erişimine açık ve doğrulanmayan VAERS raporları aşıların güvenliğine dair bir şey söylemiyor. Aşı karşıtları bu sistem üzerinden yanlış iddialar yaymaya devam etse de, VAERS’in sınırları, aşılara dair çıkarımlara varmak için temel bir kaynak olmadığını gösteriyor." Türkiye’de aşı dezenformasyonu: Öne çıkan aktörleri motive eden ne?,https://teyit.org/teyitpedia/turkiyede-asi-dezenformasyonu-one-cikan-aktorleri-motive-eden-ne,"Dünya genelinde Covid-19 aşılarına karşı tutumlarıyla karakterize farklı sosyal gruplardan söz etmek mümkün. Aşı karşıtlığında birleşiyor olsalar da, bu gruplar lokal farklılıklar sergiyelebiliyor. Peki Türkiye’de aşı dezenformasyon unda öne çıkanların oluşturduğu grubun yapısı ve iç dinamikleri neye işaret ediyor? Bu grubun parçası ya da önderi olmak, üyelere maddi veya manevi ne kazandırıyor? İnsanlık birlikte hareket etmeye meyilli. Yolculuk çoğumuz için aile denen yapıda başlıyor ve başlangıçtaki eğilimimiz aşiretleri, cemaatleri, ulusları yaratıyor. Sosyal grup dediğimiz yapı ise özünde belirli sayıda insanın birbirleriyle bir süreliğine etkileşimi sonucu doğuyor. Grubun olduğu yerde de kimlik şart. Bizi grubun parçası yapan, grubun üyesi olduğumuzu “öteki”lere gösteren şey kimliğimiz. Kimin grubun parçası olabileceği ve kimin dışarıda kalacağı, üyelerin etkileşimi ve bağlılık dereceleri, grubun nasıl norm, değer ve roller üzerine kurulduğu ile grubun amacının ne olduğu, bu kimliğin inşasında hayli kritik. Kolektif inşa edilen bu kimliği en iyi kim temsil eder dendiğinde de, liderleri görüyoruz. Kimler kanaat önderi olarak grup içinde sivrilebilir? Kimler liderliğe oynayabilir? Kolektif amaç doğrultusunda grup üyelerini yönlendirme ve bir arada tutabilme yeteneğine sahip aktörler grup liderliğine oynayabilir, ancak salt bu yetenekler kişiyi lider yapmayabilir. Türkiye’de Covid-19 aşılarına karşı grubun liderliğine oynayan bazı isimler var. Teyit’te daha önce yayınladığımız bir çalışmada sosyal medyada öne çıkan 36 dezenformasyon öncüsünden söz etmiştik. Bu aktörlerin bazıları aşı karşıtı miting ve buluşmalarda da başı çekmişti. 1980’li yıllarda Sheldon Solomon ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği dehşet yönetimi kuramı , aşı karşıtı gruplar ve bu gruplardaki liderliğin doğasını anlamlandırmak için başvurulabilecek bir yaklaşım gibi duruyor. Bu kurama göre insanın zihnini - fiziki varlığının günün birinde sona ereceğini bilgisiyle baş edebilmek için - oyalaması ve avutması gerekiyor ki yaşam devam edebilsin. Dehşet yönetimi kuramına göre kültür, dünyaya bir anlam ve düzen atfederek bizi bu amansız terörden koruyor. Bireyler içinde yaşadıkları grubun değerlerine bağlandıkça, daha güvende hissediyorlar. Grubun norm ve değerlerinin tek doğru olduğuna inananlar, hayatın anlamını çözmüş gibi görünüyor. Bu norm ve değerlerle çelişen anlatılar, tehdit olarak algılanıyor. Türkiye’de aşı karşıtı grubun da üyelerine vaadi özünde bu: “İçerisinde yaşadığımız pandemi belirsizlik barındırmıyor, her şey bir plan dahilinde geliştiriliyor, aşılar da iklim krizi de aynı büyük planın bir parçası, hiçbir şey göründüğü gibi değil.” Bu büyük anlatı düzensizlik içinde düzen, anlamsızlık içinde anlam vaat ediyor; geleceği tahmin edilebilir kılıyor. Tek sorun, bu anlatının en hafif tabiriyle yanıltıcı olması. Varoluşsal kaygıları ön plana koyan dehşet yönetimi kuramı dahilinde güçlü kanaat önderlerine ihtiyaç hayli belirgin. Bugün Türkiye’deki aşı karşıtı oluşumun liderliğini üstlenmeye çalışan çeşitli isimler olsa da, Ocak 2022 itibariyle grubun belirli bir lider çıkaramadığını gözlemlemek mümkün. Öte yandan sosyal medyada zaman zaman kendi aralarındaki kavgalara tanıklık edilse de Covid-19 aşıları hakkında dezenformasyon yayan yüksek etkileşimli ve yüksek takipçili hesaplardan bazılarının etkileşimleri artmaya devam ediyor. Yanıltıcı içeriklerin, ilgili içeriğin doğrusundan çok daha hızlı yayılabildiği bir gerçek . Bu nedenle bu aktörlerin etkileşim ve takipçi kazanma yolundaki adımları hızlanıyor. Peki kanaat önderi diyebileceğimiz bu insanlar ne istiyor? Teyit'te yayınladığımız “ Türkiye'de aşı dezenformasyonu: Yanlış bilgiyi kimler yayıyor, ilişki ağları ne? ” başlıklı çalışmada Twitter’da öne çıkan 36 kullanıcıdan söz etmiştik. İlgili isimlerden en yüksek takipçili olanlara göz atmanızı istiyoruz. Pandemiden önce kaçının adını duymuştunuz? Türkiye’de aşı karşıtlığı kendi norm ve değerleriyle yüklü bir grup yaratırken, bu grup içinde yer alan bireylerin statüleri de ayrışıyor. Grup içi hiyerarşide tırmananlar, hem sosyal medyada hem de toplumsal yaşamda kendini gösterenler oluyor. Hiyerarşi ve statü, bazılarına önceden sahip olamadıkları nitelikler kazandırıyor: Bireylerin tutum ve davranışlarını etkileyebilme, grup üyelerini harekete geçirebilme ve bir önder gibi hareket edebilme. Aşı karşıtı yapılanmalarda bu gücün dinamosu dezenformasyon ve mezenformasyon gibi duruyor. Covid-19 aşılarını hedef alan yanlış bilgilere başvurmaksızın grup içinde tutunmak güç. Bu nedenle de paylaştıkları yanlış bilgiler gün yüzüne çıktığında herhangi bir aşı karşıtı kanaat önderinin “kusura bakmayın” demediğini görüyoruz. Yanıltıcı anlatılar bu sosyal grubun yaşam kaynağı ve grup içi statüyü korumanın bir aracı. Türkiye’deki aşı karşıtı oluşumun içinde öne çıkan aktörlerin başka motivasyonları olabileceğinin de farkındayız. Bunlardan bazıları ekonomik motivasyonlar olabilir. İnsanlar daha sağlıklı olma, daha hızlı zayıflama ya da gençleşme umuduyla “tamamen doğal” denen ürün ve tedavilere binlerce lira harcıyor. Ancak etkisi bilimsel olarak ortaya konmamış ürün ve tedavilerin bazıları, yalnız para ve zaman değil, sağlığa da mal oluyor. Türkiye’deki aşı karşıtı gruba dahil görülebilecek olanlardan bazıları da, “sağlıklı yaşam” ürünleri sattığını iddia ediyor. Teyit’te yayınladığımız çalışmada bahsi geçen iki isim dikkati çekiyor: Ümit Aktaş ile Ahmet Maranki. Ürün çeşitliliği de hayli ilginç. Bitkisel kapsüllerden ekstraktlara, uçucu yağlardan şifalı taşlara birçok ürün görüyoruz. Bazı ürünlerin potansiyel etkileri ise hayli muğlak. Öne sürülen faydalarının kanıtlanmamış olması, bazılarının Sağlık Bakanlığı’nca denetlenmiyor oluşu, standardizasyon eksikliği, fazla doz kullanımında karşılaşılabilecek problemler, bu “endüstrideki” temel sorunlardan sadece bazıları. ""Tamamen doğal tedavi"" gibi ifadelerle pazarlanan bu ürünlerin bir diğer sorunu da doğallık safsata sına yol açmaları. Her şeyin doğalının daha iyi olduğuna dair popüler algı maalesef doğru değil. Aksi de geçerli: Bir şey “doğal” değil diye kötü olmak zorunda da değil. Ekonomik motivasyonlarla hareket ediyor olabilecek bazı aşı karşıtı aktörlerin sattığı “sağlıklı yaşam” ürünlerine gelince… Modern tıbbi uygulamalara şüpheyle yaklaşımı ve bitkisel tedavi tanıtımları ile bilinen Ümit Aktaş, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun ve kendini fitoterapi uzmanı olarak tanımlıyor . Aktaş’ın “sağlıklı yaşam” ürünleri sattığı internet sitesinin adı İlaçsız Yaşam . Aktaş, tarih boyunca insanların ilaçsız yaşadığını, gerçek yaşamın ilaçsız olduğunu savunuyor . Tarihin önemli bir kısmında insanların ilaçsız yaşadığı doğru, ilaçsızlığın sağlıklı olmakla eşdeğer tutulmasıysa ironik. Yakın geçmişte tıpta ve ilaç sektöründe yaşanan gelişmelere çok şey borçluyuz. Gelişen tıp teknolojileri ve güvenilir test aşamalarından geçen ilaçlar sayesinde, insan ömrü bugün çok daha uzun ve artık insanlar basit enfeksiyonlardan hayatını kaybetmiyor . İlaçsız Yaşam, 749917 sicil nolu Ece Fitoterapi Sağlık Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne bağlı olarak faaliyet sürdürüyor. Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan bilgiye göre şirket, 2010’da Alce Diyet Ürünleri Sağlık Gıda Sanati ve Ticaret Limited Şirketi olarak kuruldu ve daha sonra isim değiştirdi . Şirketin resmi adresi, bugün Ümit Aktaş’ın muayenehanesinin bulunduğu adrese kayıtlı. Şirketin yönetim kurulunda da Ümit Aktaş bulunuyor . İlaçsız Yaşam, dar bir ürün yelpazesine sahip. Sitedeki ürünler temelde üç kategoriye ayrılabilir: Bitkisel kapsül ve ekstraktlar, uçucu yağlar, kişisel bakım ürünleri. Aktaş, satış sitesinde yer alan kapsül, ekstrakt ya da uçucu yağların reklamını doğrudan yapmak yerine katıldığı programlarda, sosyal medya paylaşımlarında ve kitaplarında kapsülü olan ürünlerin sağlığa olan faydalarını aktarıyor. Örneğin sosyal medyada zerdeçalın Covid-19’a karşı koruma sağladığını öne süren Aktaş, etkinliği bilimsel olarak ortaya konmamış zerdeçal ekstraktını 460 Türk Lirası’na satıyor . İlaçsız Yaşam’da 12 farklı çeşitle en çok bitkisel kapsül ve ekstraktları yer alıyor. İlk olarak belirtmekte fayda var: Bitkisel kapsül ve ekstraktlar ilaç değiller. Aktaş bu ürünleri ilaç olarak pazarlamasa da, satışı yapılan ürünlerin denetimi Sağlık Bakanlığı’nda değil, Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. Oysa Türk Eczacılar Birliği başta olmak üzere meslek örgütleri, bitkisel ürünlerin Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılması gerektiğini söylüyor . Çünkü uzmanlar, bitkisel kapsül ve ekstraktların kontrolsüz kullanımında bazı ilaçlarla etkileşime girebileceği için tehlikeli olabileceğini tecrübe ediyor . Yapılan araştırmalar da bitkisel takviyelerin düzensiz kullanımının karaciğer ve böbreklere hasar verebileceğini gösteriyor . Özellikle yeşil çay ekstraktının tehlikeli olabileceği biliniyor. ​​Kanada'da yapılan bir inceleme , yeşil çay ekstraktı kullanımı ile nadir ve öngörülemeyen karaciğer hasarı riski arasında bir bağlantı olabileceği sonucuna vardı. Yaşanmış bazı örnekler de var. Mesela BBC’nin bir haberine göre 50 yaşından sonra sağlıklı beslenme ve egzersize başlayan Jim McCants ’ın sonrasında ortaya çıkan karaciğer sorunlarının sebebi başvurduğu yeşil çay takviyesi idi. Bir diğer ürün grubu ise uçucu yağlar. Uçucu yağların insanlar üzerindeki etkisi klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil . Eldeki bulgular yetersiz ve etkileri çoğunlukla abartılıyor. Küçük sağlık sorunları için tamamlayıcı bir takviye olarak uçucu yağların kullanılması zararsız gözükse de, güvenli olmaları için doğru şekilde ve dozda uygulanmaları gerek. Son olarak kişisel bakım ürünleri kategorisinde ise organik diş macunu yer alıyor. Organik diş macununun sağlığa bir zararı yok fakat içeriğinde florür olmaması eksiklik. Florür dişleri çürümeye karşı koruyor ve uzmanlar florürsüz diş macunlarının çürüğe karşı korumada ve dişleri güçlendirmede yeterli olmadığını söylüyor . Bilimsel verilere göre, florürlü diş macunu kullanmak plaklar ve diş çürükleri ile mücadelede bilinen en güvenli seçenek ve diş macunlarındaki florür günlük kullanımda zararlı değil. Aşı dezenformasyonu ile ilgili çalışmamızda karşımıza çıkan Ahmet Maranki, herhangi bir tıp eğitimi dahi almamış. İlk olarak tütün eksperliği eğitimi alan Maranki , daha sonra endüstri mühendisliği ve iktisat tahsiline devam etmiş. Maranki, “sağlıklı yaşam” ürünlerini kendi adıyla açtığı internet sitesinde satıyor. İnternet sitesi, 502962 sicil numaralı Bilge Eğitim Danışmanlık Turizm Tarım Gıda Denetim İletişim Organizasyon ve Sağlık Hizmeti Anonim Şirketi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Şirket 2003’te Hayat Akademi Eğitim Danışmanlık Denetim Şirketi adıyla kuruldu ve isim değiştirdi. Şirketin yönetim kurulunda Ahmet Maranki ve ailesi var. Maranki’nin internet satışı haricinde İstanbul’da Üsküdar ile Fatih’te ve Kastamonu’da mağazası bulunuyor. Maranki, Aktaş’a nazaran epey geniş bir ürün yelpazesine sahip. Sitede çeşitli temizlik ürünleri ve bitkisel takviyeler de dahil olmak üzere 11 farklı kategoride ürün satıldığını görüyoruz. Sitede satılan kitap ve detoks tatili paketlerini hariç tutarak, bu ürünlerin dokuzunu incelemeye alıyoruz. Maranki’nin satış stratejisi dolaylı değil. Takipçilerine yaşanabilecek sağlık sorunları hakkında uyarıda bulunup, bu sağlık sorunlarının da yine kendi sattığı ürünler kullanılarak giderilebileceğini söylüyor : “ Demir eksikliğiniz mi var, Maranki setini kullanarak daha sağlıklı ve dinç olabilirsiniz.” Maranki “şifalı taşlar” kategorisinde ise bazı taşlardan yapılmış tesbih, bileklik, kolye ve matara gibi fiyatı 800 Türk Lirası’na ulaşan ürünler satıyor. Örneğin Maranki Turmalin metalli kolye ucu kalbi desteklediği, kanı toksinlerden arındırdığı öne sürülerek satışa sunulmuş. Ancak bu taşların sağlığa olumlu etkileri olduğunu gösteren neredeyse hiçbir bilimsel bulgu yok. Doğal taşların estetik görünümü ve plasebo etkisi dışında kanıtlanmış bir yararı da bulunmuyor. Etkisi kanıtlanmamış bir diğer ürün ise tuz lambaları. Ortamdaki havayı temizlediği söylenerek satılan tuz lambaları hakkındaki sağlık iddialarının arkasında hiçbir kanıt yok . Kimi için yanan bir muma bakmak gibi rahatlatıcı olabilir, ama sağlığa hiçbir faydası kanıtlanmış değil. Bitkisel kapsül ve ekstrakt kategorisinde tehlikeli olma potansiyeline sahip ürünlerden bazıları ginkgo biloba ve panax ginseng. Ginkgo biloba için gözlenen en yaygın yan etkiler arasında baş ağrısı, baş dönmesi, huzursuzluk, mide bulantısı, kusma, ishal ve deri hassasiyeti var. Ginsengin etkinliğine dair bilimsel veriler kısıtlı ve sonuçsuz. Vaka raporlarında ginsengin normal dozlarda mastalji ve vajinal kanamaya, aşırı dozlarda ise uykusuzluğa ve kan basıncının yükselmesine neden olduğu gözlenmiş. Son olarak Maranki’nin sitesinde hızlı kilo verdirdiği ve bağışıklığı güçlendirdiği gibi vaatlerle çeşitli bitki çayları yer alıyor. Çoğu uzman, makul miktarlarda tüketildiğinde bitki çaylarının güvenli olduğunu söylese de, bitkisel çaylar keyfi karışımlarla ve fazla tüketildiğinde olumsuz sonuçlara yol açabiliyor . Şifalı olduğu iddia edilen bitki çaylarıyla ilgili bir diğer sorun, kişinin kullandığı başka herhangi bir ilacın günlük tüketimi ile birleştirildiğinde olumlu ya da olumsuz etkilerinin incelenmesi için yeterli çalışma yapılmamış olması. Ayrıca zayıflama çayları ve kilo kaybı arasında doğrudan bir etki gösteren güvenilir ve kapsamlı çalışmalar da bulunmuyor. Kısacası “şifalı” bitki çaylarının vaat ettiklerini sağladığı yönünde güvenilir bulgular olduğunu söylemek güç. Zayıflama umuduyla çeşitli bitki çayları içip sağlığını riske atan birçok kişi var: Anadolu Ajansı’nın haberine göre internet üzerinden satın aldığı çay nedeniyle karaciğer komasına giren hemşirelik öğrencisi Seda Nur Çalışkan , organ nakliyle yaşama döndü. Aşı karşıtlığında öne çıkan bazı isimler ise ulusal televizyon kanallarındaki tartışmalı çıkışları, basılı yayınları veya YouTube’daki çalışmalarıyla gelir elde ediyor. Burada da bazı tanıdık simalara denk gelmek mümkün. Beyaz TV’ye sık sık çıkan ve kendisini “stratejist” olarak tanımlayan Abdullah Çiftçi bu isimlerden. Çiftçi’nin dile getirdiği, Covid-19 salgınına 5G teknolojisinin yol açtığından, The Economist dergisinin kapağında yer alan şifrelere kadar birçok iddia Teyit tarafından çürütüldü . Çiftçi’nin hikayesi epey ilginç. Kendi şu anda iki farklı derneğin başkanı. Bu derneklerden biri “ Arap Ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği ” ismini taşıyor ve dernek amacını, “Türkiye’den gayrimenkul almak isteyen Arap ve Türk Cumhuriyetleri vatandaşlarına hizmet vermek, danışmanlık yapmak, sorun yaşadıklarında hukuki haklarını korumak” olarak açıklıyor . 2012’den itibaren Çiftçi’nin dernek başkanı olarak açıklamaları birçok habere de konu olmuş . Derneğin internet sitesine şu anda erişilemiyor . Çiftçi daha sonra “ Sosyal Medya ve Bilgi Teknolojileri Strateji Derneği ” isimli başka bir dernek kurmuş. Kendisini “stratejist” olarak tanımlamasının altında bu derneğin başkanı olmasının yattığını söylemek isabetsiz olmaz. Çiftçi’nin bu dernek başkanı olarak daha görünür olduğu ve basında kendine yer bulduğu net. AA’ya verdiği demeçler , üniversitelerde katıldığı çalıştaylar , hatta Kültür Bakanlığı tarafından her yıl düzenlenen Kütüphane, Arşiv ve Müze Yöneticileri Kongresi ve Fuarı ’nda (KAM) konuşmacı olması da bu argümanı destekler nitelikte. Çiftçi, Sosyal Medya ve Bilgi Teknolojileri Strateji Derneği Başkanı olarak birçok yerde açıklama yapmasına karşı, derneğin bir internet sitesi yok. Bir internet sitesinde yer alan telefon numarasından cevap alınamıyor . E-Devlet uygulaması üzerinden yapılan dernek kontrolünden iki derneğin de faal olduğu anlaşılabiliyor. Ancak anlaşılacağı üzere Çiftçi, Arap Ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği Başkanlığı titrini kullanmayı tercih etmiyor. Abdullah Çiftçi, gayrimenkul derneği kurmaktaki amacını ise “350 milyar dolarlık İslami sermayeyi Türkiye’ye çekmek” diye açıklamış . Aşı karşıtı argümanlar bu alanda öne çıkan aktörleri popülerleştiredursun, yayıncılık sektörü de fayda görmüş olsa gerek. Hayy Kitap dikkat çeken yayınevlerinden. Aşı karşıtı iddialarıyla gündeme gelen Ümit Aktaş , alternatif tıbbın popüler simalarından Ahmet Rasim Küçükusta ve Canan Karatay ’ın kitapları bu yayınevi tarafından basılıyor. Karatay ve Aktaş farklı zamanlarda TTB tarafından geçici olarak meslekten men cezaları almıştı . Karatay’ın ismi aşı karşıtı ilişki ağlarında yer almasa da, kendisi aşılar hakkında tartışmalı açıklamalarla gündeme gelenlerden. Örneğin, pandeminin yeni sayıldığı Ocak 2020’de HaberTürk ekranlarında İsrail’de hiç aşı yapılmadığını söylemişti. Ancak iddia doğru değildi . Aktaş ise son zamanda aşılamanın başladığı günden bu yana vaka sayılarının ve ölümlerin değişmediğini iddia etmişti ancak iddiası doğru değildi . Hayy Kitap Covid-19 sürecinde aşı karşıtı olmadığını açıklasa da, aşı karşıtı söylemleri bir araya getiren “ Korona Aşısı” isimli bir kitap da çıkarttı. Hayy Kitap 'ın sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Rauf Baysal, Ekim 2021’de Covid-19 tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybetti . Aşı karşıtı paylaşımlarıyla ön planda olan Erkan Trükten’in ise 2018 yılında çıkardığı bir kitabı var. Deccal Derin Devleti isimli kitap Şira Yayınları tarafından basılıyor. 125 TL’ye satılan kitapta, Matrix’te Kudüs, Siyonizm ve Suudi Arabistan Bağlantısı ve Elektromanyetik Kumpas: Blue Beem, HAARP, Yapay Zekâ gibi konular işleniyor . Çok bilinen bir yayınevi olmasa da Şira Yayınları farklı türde birçok kitap basıyor. Yayınevinin kurucusu ise Yıldıray Yılmaz olarak gösterilmiş . Zeitgeist Kuantum ve Kur'an başlıklı bir çalışması bulunan Yılmaz’ın da Trükten’le benzer bir yerde durduğunu söylemek mümkün . Trükten de Beyaz TV’de yayınlanan Ne Var Ne Yok isimli programın müdavimlerinden. Programda pandemi hakkındaki gelişmeler ve farklı konularda yorumlar yapıyor. O da Çiftçi gibi sıklıkla yanlışa düşenlerden. Aralık 2020’de katıldığı programda Bill Gates’in bir konuşmasında aşılarla dünya nüfusunu azaltacağını iddia etse de konu hakkındaki bulgular kendisini yanlışlıyor . Son olarak Trükten, BBN Türk isimli televizyon kanalında Büyük Resim isimli programın sunuculuğunu yapıyor . Grup içi statü kaynaklı motivasyonlar ve ekonomik motivasyonlara eşlik eden bir başka motivasyon kaynağı daha var: Türkiye’de farklı nedenlerle aşılar hakkında tereddütü olan bir kitle olduğu, hali hazırda devam eden aşılanma programı verilerinden de kolaylıkla anlaşılabiliyor. Bu tereddütün çeşitli açıklamaları olmakla birlikte belirli bir program dahilinde hareket eden siyasi çevrelerin var olan çekinceyi örgütlemek ve buradan güç devşirmek gibi bir niyeti olduğu da görülebiliyor. Aşı karşıtı kanaat önderlerinden bir kısmının siyasi arenada hayli aktif olduğunu ve aşı karşıtı anlatıları kendi seçmen kitlelerini genişletmek amacıyla araçsallaştırdığını söylemek mümkün. Bunun en belirgin örneklerini bir siyasi partinin girişimi ve başvurusuyla toplanan aşı karşıtı mitinglerde görebiliyoruz. Bir başka siyasi parti lideri ise aşılarla herhangi bir bağlantısı olmadığı basit bir Google aramasıyla anlaşılabilen tüylü, kuyruklu bebek fotoğraflarıyla aşılar hakkında tereddütü olanları yanına çağırıyor. Gerçekten kuyruklu bebek fotoğraflarının aşılarla bir bağlantısı olduğuna kendisi inanıyor mu yoksa bu örnek, toplumda çeşitli nedenlerle var olan bir tereddütü örgütleme çabası mı? Hakikat sonrası dönemin karakteristikleri, ikinci seçeneğin ağır bastığına işaret ediyor. Hakikat sonrası dönemin önemli bir özelliği siyasi isimlerin yalan söylemesi değil, doğru bilgiye kayıtsızlıkları. Siyaset çağlardır tüm toplumlarda yanlış bilgi ve manipülasyon operasyonlarına tanıklık etti. Bugünü farklı kılan, siyasilerin gözler önündeki hakikati yok saymaları, gerçeği bir ideolojik propaganda gibi yansıtmaları. Böyle bir ortamda nesnel bilginin, bilimsel yöntemlerle ulaşılan kanıtların önemsenmediğini ve her şeyin algılara hapsedildiğini görüyoruz. Siyasi güç elde etme motivasyonuyla hakikate verilen zarar, belki de diğer tüm motivasyonların yıkıcı etkilerini gölgede bırakır nitelikte. Netice itibariyle Türkiye’de Covid-19 aşıları karşıtı grubun iç dinamiklerinde kilit rol oynayan bir yapıya, bu grubun kanaat önderliğine oynayan aktörlere odaklandığımız bu yazıda üç temel nokta üzerinde durmaya çalıştık. Bireyleri dezenformasyonun kısır döngüsünde tutan bu motivasyon kaynaklarını şu şekilde hatırlatabiliriz: İnsanın olduğu her yerde sosyal gruplar, belirsizliğin olduğu her zaman da anlam ve düzen vaat eden kimlikler olacak. Hikmeti nesnel bulgular ve bilimsel bilgide aramak yerine komplo teorilerinde aramaksa kimi zaman naif karşılanabilir. Ancak halk sağlığı söz konusu olduğunda bu masumane görünen tutumların toplumsal olarak yaşamımızı tehdit etmesi hayli muhtemel. Halk sağlığını ilgilendiren konularda yanlış bilgi yayanların temel motivasyonlarının neler olduğunu sorgulamak ve açığa çıkarmak, tam da bu yüzden değerli." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-turkiyede-asi-dezenformasyonu-one-cikan-aktorleri-motive-eden-ne.jpeg, "Bir buçuk dil, bir buçuk insan: Yanlış çeviri yanlış bilgiye kapı aralıyor",https://teyit.org/teyitpedia/bir-bucuk-dil-bir-bucuk-insan-yanlis-ceviri-yanlis-bilgiye-kapi-araliyor,"Bir kış akşamı arkadaşınızla dışarı çıktığınızı hayal edin. Bir süre sonra başınız ağrımaya başlıyor; sebebinin, arkadaşınızın arabasından gelen benzin kokusu olduğunu düşünüp pek önemsemiyorsunuz. Derdiniz keyifli vakit geçirmek. Fakat ağrı dayanılamaz hale geliyor, arkadaşınızın yardımıyla arabanıza biniyorsunuz ve kendi eviniz uzak olduğu için yakınlarda oturan kız arkadaşınızın evine sürüyorsunuz. Güçlükle arabayı park edip indikten sonra tökezleyerek düşüyorsunuz. Kız arkadaşınızın annesi çıkıp size yardımcı oluyor ve birlikte içeri giriyorsunuz. Sonrası kesik kesik görüntülerden ibaret: Bilinciniz bir açılıp bir kapanıyor. Beyaz bir önlük görüyorsunuz ve birileri size, “Ne kullandın?” diye soruyor telaşla. Uyandığınızda kendinizi bir hastane yatağında buluyorsunuz: Elleriniz ve ayaklarınız felç. 1980 yılında ABD’nin Florida eyaletinde Willie Ramirez’in başına gelen bu olay , yüksek bedellere mâl olan yanlış çeviri örneklerinin en bilinenlerinden. Ramirez’in baş ağrısıyla başlayan semptomları, beyin kanaması geçirdiğinin işaretiydi. Ancak acil servise götürüldüğünde ailesinin yanında ya da hastanede profesyonel bir çevirmen bulunmadığından, Ramirez’in göçmen yakınlarının sağlık görevlilerine söyledikleri, yanlış tanı ve zamanında müdahale eksikliği felce sebep olmuştu. Ailesi Willie Ramirez’in “ intoxicado ” olduğunu düşünüyordu; bu sözcük İngilizcedeki “ intoxicated ” kelimesine fazlaca benzese de İspanyolcada farklı bir anlamı var. İspanyolcada “ intoxicar ” kelimesi “zehirlenmek” anlamına geliyor ; genellikle de gıda zehirlenmesi için kullanılıyor. İngilizce “ intoxicated ” ise “uyuşturucu ya da alkol etkisi altında olmak” manasına geliyor . Doktorların Ramirez’e telaşla, “Ne kullandın?” diye sormasının ve o zamanlar 18 yaşında olan çocuğun felç kalmasının altında bu yanlış çeviri yatıyor. Ramirez açtığı dava sonucu yaklaşık 71 milyon dolar kazandı; bu nedenle “intoxicado”, çeviri dünyasında “71 milyon dolarlık kelime” diye biliniyor. Çevirmen Nataly Kelly ve Jost Zetzsche’nin kaleme aldığı kitapta anlatılan bu ve benzeri pek çok insan hikayesi, sonuçların ne kadar vahim olabileceğini ya da doğru çevirinin hayat kurtarabileceğini gözler önüne seriyor. Teyit’te de sebebi yanlış çeviri olan birçok yanlış bilgiyle karşılaşıyoruz : Bu bilgiler güya pandeminin sahte olduğunu ortaya koyan videolardan Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Klaus Schwab’ın ‘Türkiye rüyamın merkezi’ dediği iddiasına , Reuters’ın Maltepe’deki mitingin yerli aşıya karşı yapıldığını yazdığı iddiasından Çin'de bir metro istasyonuna ‘Sana ben, Ankara’ya biz yakışır’ yazıldığı iddiasına birçok farklı alana yayılıyor. Bunların çoğu kaynak dile hakim olamamaktan ya da büsbütün o dili bilmemekten kaynaklansa da, dili ve çeviriyi kasıtlı yanlış bilgi yaymak için kullananlar da var. Örneğin, 2021’de yayınlanan bir araştırmaya göre , Covid-19’un kaynağının neresi olduğu konusunda Çin ve ABD arasındaki tartışmalarda dezenformasyon aracı olarak yanlış çeviri kullanılmış. ABD kaynaklı “CDC, ABD’deki ‘bilinmeyen’ kökenli ilk koronavirüs vakasını doğruladı” başlıklı haberler, Çinceye “ABD’deki CDC ilk koronavirüs vakasının ABD’den çıktığını doğruladı” diye çevrilip internette dolaşıma sokulmuş. Yanlış bilgi olgusunun internete özgü olduğunu ve dijital hayattan uzakta, gerçek hayatta bununla karşılaşmayacağımızı düşünme eğilimi gösterebiliyoruz . Fakat aslında yanlış haberler, haberin kendi kadar eski ve ona dair. Örneğin 16. yüzyılda, Kraliçe Elizabeth’i devirmek ve protestanlığı yerle bir etmek için yola çıkan Katolik İspanyol donanması, İngiliz filosuyla çarpıştığında İspanyol donanmasının beklendiği üzere savaşı kazandığı haberi tüm Avrupa’da yayılmış; Protestanlar, Katoliklerin yaptırımlarından korkar olmuştu. Ancak gerçek tam tersiydi: Kudretli İspanyol armadası, kimsenin beklemediği şekilde ağır mağlubiyete uğramıştı. Avrupa’nın ara sokaklarına kadar giren bu yanlış bilgi, protestanların günlerce korku içinde yaşamasına sebep olmuştu . Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, bilgi akışını inanılmaz ölçüde hızlandırması, salt doğru ve güvenilir bilgilerin değil, yanlış bilginin de yaygınlaşmasına olanak tanıdı. Fakat sadece internet çağında değil, tarihin derinliklerinde de büyük krizlere sebep olmuş yanlış bilgiler azımsanmayacak ölçüde yayılmıştı. Buna yanlış çevirinin kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği yanlış bilgiyi eklediğimizde, durum daha da vahim olabiliyor. 1840’ta imzalanan ve bildiğimiz anlamda Yeni Zelanda’nın kuruluş belgesi olarak kabul edilen Waitangi Antlaşması, imzalandığı günden beri tartışılıyor. İsmini Yeni Zelanda’nın Waitangi bölgesinden alan antlaşma, Maori dili ve İngilizce hazırlanmış, İngiliz monarşisi ile Yeni Zelanda yerlileri Maori halkından 540 kabile lideri arasındaki uzlaşmanın metni. Antlaşma İngiliz William Hobson ve James Busby tarafından yazılmış ve Maori diline, misyoner Henry Williams ile oğlu tarafından bir gecede çevrilmiş. Hobson ve Busby, iki dilde de antlaşmanın aynı şeyleri anlattığını düşünse de çeviriyi yapan Henry Williams, bir mektubunda, birebir çevirinin mümkün olmadığını düşündüğünü ve elinden geleni yaptığını söylemiş . Maori dilindeki antlaşmayla İngilizce antlaşmanın arasındaki farklar şöyle : İlk bakışta birbirlerine epey benzeyen bu cümleler ve anlaşmanın kendi hakkında tartışmalar hâlâ devam ediyor. 1975 yılında Yeni Zelanda devleti, anlaşmanın şartlarının yerine getirilmediğini kabul etti ve 1840’tan beri yapılan ihlalleri incelemek üzere Waitangi Tribünali kuruldu . Tribünal hâlâ Maori halkının iddialarını inceleyip değerlendiriyor. İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli, 19. yüzyılın sonlarında Milano’daki gözlemevindeki teleskobundan Mars’ı inceleyip daha karanlık bölgeleri deniz ve kıtalar olarak tanımlarken, bu karanlık bölgelerin arasındaki ince uzun çizgilerin de kanal olduğunu belirtti. Fakat İtalyancada kullandığı “canali” kelimesi, İngilizceye “canals” olarak çevrildiğinde, bilim kurgu eserlerine ilham olacak boyutlara varan bir yanlış bilgi ortaya çıktı . Türkçe için böyle bir ayrım çoğunlukla yapılmasa da İtalyanca “canali” kelimesinin İngilizceye “canals” değil, “channels” olarak çevrilmesi gerekiyordu; zira İngilizcede “channel” kelimesi doğal su yolları için kullanılırken, “canal” kelimesi yapay olanlar için kullanılıyor . Örneğin, İngiltere ile Fransa arasındaki doğal su yoluna İngilizcede “ The English Channel ” ismi verilirken, Atlas Okyanusuyla Büyük Okyanusu birbirine bağlayan yapay su yolu için “ The Panama Canal ” ismi kullanılıyor. Schiaparelli’nin İtalyancada kullandığı “canale” kelimesi, İngilizcedeki “channel” kelimesine karşılık geliyordu; fakat bu yanlış çeviri sonucu, Schiaparelli’nin gözlemi, Mars’ta yapay kanallar inşa edebilecek bir uygarlık olduğu fikrinin doğmasına sebep oldu. Hatta Amerikalı gökbilimci Percival Lowell yıllar boyunca teleskobuyla Mars’ı gözlemleyip kanalların haritasını çıkarmaya çalıştı . Lowell’ın görüp çizdiği kanalların, insan zihninin örüntü olmayan yerlerde örüntü aramaya olan yatkınlığından kaynaklandığı düşünülüyor. Dönemin teleskoplarının da etkisiyle, Lowell’ın rastgele çizgiler görüp bunları zihninde anlamlandırmış olması muhtemel; zira başka hiçbir gökbilimci aynı kanalları görememiş. 1960’larda yapılan Mars keşifleri, kızıl gezegende yapay kanal ya da bildiğimiz anlamda deniz, göl, nehir gibi su kaynakları olmadığını kanıtlamış olsa da, yanlış çeviri kaynaklı bu yanlış bilgi, popüler kültürde varlığını sürdürmeye devam ediyor . Percival Lowell’ın haritalandırdığı Mars kanalları Soğuk Savaş döneminde, 1956 yılında, Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev’in, Moskova’daki Polonya büyükelçiliğinde batılı diplomatlar için düzenlenen davette dile getirdiği sözlerin yanlış çevirisi, ABD ile Sovyetler arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine sebep olmuştu. Kruşçev, konuşmasında şöyle söylüyordu : “ [...] Kapitalist devletlere gelecek olursak, varlığımız size bağlı değil. Bizi sevmiyorsanız davetlerimizi kabul etmeyin, bizi de davet etmeyin. Beğenseniz de beğenmeseniz de tarih bizden yana. Sizi gömeceğiz! ” Bu cümlelerin ardından on iki NATO üyesi ülkeden gelen diplomat ve bir İsrail diplomatı odayı terk etti. Kruşçev’in kullandığı “ Мы вас похороним! ” ifadesinin, “Sizi gömeceğiz,” dışında nasıl tercüme edilebileceğine dair çeşitli fikirler var: “Sizden uzun yaşayacağız”, “cenazenizde orada olacağız” gibi çeviriler hâlâ provokatif olsa da, “Sizi gömeceğiz,” gibi açık bir tehdit içermediği için daha makul oldukları düşünülüyor . Kruşçev yıllar sonra, 1963’te bu konuşmanın konusu açıldığında şöyle söylüyor: “Bir keresinde, ‘Sizi gömeceğiz,’ demiştim ve başıma iş almıştım. Elbette sizi kürekle gömmeyeceğiz. Kendi işçi sınıfınız sizi gömecek.” Kruşçev, Karl Marx’ın, burjuvazinin kendi mezar kazıcılarını yarattığını söylemesine gönderme yapıyordu. Kruşçev’in şahsi tercümanı olan ve bu sözleri tercüme eden Viktor Suhodrev , işinde yetkin bir çevirmendi; profesyonel hayatı boyunca Kruşçev’in yanı sıra Brejnev ve Gorbaçov gibi önemli Sovyet liderlerinin tercümanı olmaya devam etti. Ancak anlık çevirinin vakit kısıtı ve bazen de orta yolcu olması gerekliliği gibi sorunlar sebebiyle, tercümanların zor durumlarda kalması normal. Kimi zaman bazı dildeki ifadeler, başka bir dilin kültürel bağlamında tamamen farklı algılanabiliyor; bu nedenle çevirmenin dilin yanı sıra kültüre de hakim olması şart. Suhodrev küçükken Londra’da yaşamış, iki dilde de ustalığı olan ve özellikle deyimlere epey hakim olan bir çevirmendi ve “Sizi gömeceğiz” tercümesinin arkasındaydı. Ancak bu, soğuk savaş yıllarında, ABD’nin bu sözleri nükleer tehdit olarak algıladığı ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerin gerildiği gerçeğini değiştirmiyor. İster dezenformasyon aracı olarak kullanılsın, ister bilmeden mezenformasyona sebep olsun, yanlış çeviriler hayatın tam da içine temas ediyor; bu nedenle de çevirinin, yanlış bilginin yayılmasındaki rolünü göz ardı etmemek gerek. Kapak Görseli: Freepik" Hayal mi gerçek mi: Uydurma A Haber alt bantları hangi motivasyonu taşıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/hayal-mi-gercek-mi-uydurma-ahaber-bantlari-hangi-motivasyonu-tasiyor,"Turkuvaz Medya Grubu’ na ait televizyon kanalı A Haber , uzun süredir kullandığı ya da  kullanmadığı alt bantlarla gündemde. Kanal, 2011 ’de yayın hayatına başladı. İzleyicileri bilgilendirmek için kullanılan alt bantlar, söz konusu A Haber olduğunda bazen absürt biçimde gerçek çıkabiliyor; ancak çoğu zaman montajlanan mizahi içeriklerden ibaretler. Örneğin A Haber, "" 4 bin 600 yıllık cami taşınıyor"" diye montajlanmayan bir alt bant kullansa da, ona atfedilen birçok ekran görüntüsü gerçek değil. Doğru ve yanlışı ayırmanın giderek karmaşık hale geldiği konuya yakından bakıyoruz. Teyit, A Haber’e ait olduğu iddiasıyla paylaşılan montajlı görsellerden ilkini 11 Ocak 2017’de yanlışladı. Konu da şimdiki gündemle epey paralel . O dönem doların 3,5 TL’nin üzerine çıkmasının ardından A Haber’in “ Çeyrek dolar 88 kuruş oldu” diye bir alt bant kullandığı iddia edilmiş. Aslında beş yıl önceki bu iddia, A Haber hakkında ortaya atılan görsellerin ağırlıklı olarak hangi temalar etrafında toplandığını gösteren bir ipucu. Yani montajların büyük oranda ekonomi ve politika hakkında olduğunu söylemek mümkün. Teyit’in şimdiye kadar yanlış etiketi koyduğu 17 A Haber alt bandı görselinden dokuzu ekonomi hakkında. Bu görseller doların artması, benzin zamları ve doğalgaz bulunması gibi ekonomik konularla ilgili. Ekonomik çalkantıların ya da TL’nin değer kaybının hızlandığı tarihlerde A Haber montajları da peyda olmuş. İlk iddiada olduğu gibi Ekim 2021’de yayınlanan “A Haber’in ‘dolar düştü yüzler güldü’ alt bandı kullandığı ” iddiası da doların 10 TL’ye yaklaştığı günlere denk geliyor. Ayrıca görüldüğü üzere A Haber alt bantları hakkındaki son beş iddia da ekonomiyle alakalı konulardan oluşuyor. Ekonomi hakkında yanlış alt bantların tamamı şöyle: A Haber’e atfedilen montajların bir diğer ana teması ise siyaset. Teyit’in yanlışladığı 17 analizden sekizi siyaset kategorisinde yer alıyor. Montajlanan alt bantlarda 2017 yılından itibaren Türkiye’de yaşanan politik gelişmeleri görmek mümkün. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi ve Rahip Brunson gibi meseleler siyaset kategorisinde ön plana çıkıyor. Siyaset hakkındaki yanlış alt bantlarının tamamı şöyle: Bu süreçte sosyal medyada dolaşan A Haber alt bantlarından ikisi ise montajsız ve doğru olarak belirlendi. Girişte belirttiğimiz üzere 4 bin 600 yıllık cami taşınıyor ve “ ABD'yi TL korkusu sardı ” gibi alt bantlar 2018 yılında A Haber tarafından kullanıldı. Sayıca fazla ve akılda kalan yanlışların ardından A Haber’de gerçekten gösterilen doğru alt bantların ilk bakışta kesin montaj olarak düşünülmesi elbette kaçınılmaz. Türk Lirası’nın değer kaybettiği bir dönemde ABD’nin TL’den “ korktuğuna ” dair bir alt bant seçilmesi ya da İslam dini henüz 1400 yıllık iken “ 4 bin 600 yıllık caminin taşındığına” dair başlıklar kullanıcılarda “Neden diğerleri de doğru olmasın?” yaklaşımını doğurmuş olabilir. A Haber’e ait ekran görüntülerine yapılan montajların artık bir internet geleneği ya da mizahına dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Örneğin bu yazıyı kaleme alırken artan tuvalet kağıtları fiyatlarına gönderme yapan bir ekran görüntüsü şimdiden binlerce kez paylaşıldı . Bazen A Haber’de yer alan doğru alt bantların bu mizaha katkı sağladığı bir gerçek. Ayrıca kimi zaman karşılaşılan ve gerçek olamayacak kadar gerçeküstü olaylar da, alt bantların mümkünlüğüne inancı artırıyor olabilir. Bursa’da geçtiğimiz aylarda “kendisini arayan” arama kurtarma ekiplerine katılan Beyhan Mutlu tüm dünyada haber olmuştu . Ya da Ankara’da bir heykelin “ tutuklanması ” ilk başta kulağa gerçek olamayacak kadar absürt geliyor. Bu gibi haberlerle sıkça karşılaşılan internet kullanıcıları A Haber’in ekranlarda yarım doların 3,52 lira yazdığına ister istemez ihtimal veriyor. Dahası, Türkiye’de haberciliğin tarafsızlığına duyulan güvenin aşınması da, A Haber ile birlikte birçok kurum hakkındaki efsanelerin yayılmasına zemin hazırlıyor. Yani tek tek alt bantlar gerçeği yansıtmasa da, gerçeğe dayalı ve tarafsız habercilikle ilgili inançsızlığın maddi bir temeli olduğu anlaşılıyor. İşin bir de sosyal psikolojik boyutu olabilir. Misal tuvalet kağıtları fiyatları hakkındaki son görüntünün binlerce kişi tarafından paylaşılması, “ aradığımız aslında gerçek mi ” sorusunu gündeme getiriyor. Eğer aksi doğru olsaydı onlarca A Haber iddiasını analiz olarak yayınlamak zorunda kalmazdık. Nitekim birçok araştırma, yanlış bilginin doğrusundan çok daha fazla rağbet gördüğünü anlatıyor. Hakikati değil, inanmak istediklerimizi yeğ tuttuğumuzu düşünmek için elde epey veri var. Ancak umutsuzluğa kapılmayalım. Teyit, A Haber alt bantları hakkında şimdiye kadar sonucu doğru ya da yanlış olan 19 analiz yayınladı. Bundan daha fazlasını önem , aciliyet ve yaygınlık gibi yayın kriterlerine uymadığından es geçti. Peki bu kadar fazla A Haber alt bandından hangi ipuçlarını çıkarabiliriz? Bu yazıdan sonra karşılaştığınız yeni bir A Haber alt bandı iddiasında gerçeğe ulaşmak için kullanabileceğiniz bazı anahtarlar var:" 2 Nisan neden Uluslararası Teyitçilik Günü olarak kutlanıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/2-nisan-neden-uluslararasi-dogruluk-kontrolu-gunu-olarak-kutlaniyor,"Teyitçiler 2017’den bu yana 2 Nisan’ı Uluslararası Teyitçilik Günü olarak kutluyor. Bu yıl #FactCheckingisEssential (# teyitçilikgerekli) etiketiyle doğrulamaya ve teyitçilere duyulan ihtiyaç vurgulanıyor. Uydurma başlıklar, tık tuzakları ve çarpıtılmış bilgilerin cirit attığı sosyal medyada yılın herhangi bir gününde 1 Nisanmış gibi hissetmek mümkün. Büyüyebilen robot geliştirildiği, Google'ın “Pokemon Ustası” ilanı açtığı ya da Kamerunlu futbolcu Samuel Etoo’nun ülkesindeki cumhurbaşkalığına aday olduğu iddialarının hepsi uydurmaydı ancak bazı sitelerin bunu haberleştirdiği ve hala gerçek bir habermiş gibi platformlarında yer verdiğini görmek mümkün. Aslında hepsi 1 Nisan şakası olarak üretilmişti. 1 Nisan’da uluslararası haber ajanslarından ünlü markalara dek her tür kaynaktan şaka amaçlı uydurma haberler gelebiliyor. Bu yüzden şüphe kası nızı daha da diri tutmakta fayda var. Anadolu Ajansı tarafından 1 Nisan şakası olarak üretilen “Büyüyebilen robot geliştirildi"" haberinin birçok haber sitesi tarafından gerçek sanılıp paylaşılmasının ardından yayınlanan açıklama. Teyitçiler ise 2016'da Arjantin'in başkenti Buenos Aires'teki üçüncü Global Fact konferansı sırasında doğrulamanın önemi konusunda farkındalığı artırmak için 2 Nisan'ı Uluslararası Teyitçilik Günü olarak adlandırmaya karar verdi. İçinde bulunduğumuz karmaşık bilgi ekosistemi nde doğru bilginin ve güvenilir kaynakların önemli olduğunu vurgulamak için uydurma bilgilere adanmış bir günün sonrasını seçmek ideal gibi. Her geçen gün teyitçilerin sayısı ve teyitçiliğe verilen önem artıyor. Geçtiğimiz yıl, IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) imzacısı Rappler'in kurucusu olan Filipinli gazeteci Maria Ressa, Rus gazeteci Dmitry Muratov’la birlikte ""demokrasinin ve kalıcı barışın önkoşulu olan ifade özgürlüğünü koruma çabaları"" nedeniyle Nobel Barış Ödülü'nü aldı. Ancak komplo teorileri hala güvenilir bilgilerden daha hızlı yayılıyor. Pandemiyle güçlenen aşı tereddütü kamu sağlığını tehdit etmeye devam ederken, iklim krizi hakkındaki yanlış bilgiler kapalı gruplarda, mesajlaşma uygulamalarında ve sosyal medyada dolaşan dezenformasyon tarafından körükleniyor. Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaş birinci ayını geride bırakırken doğru bilgiye erişimin önemini ve propagandanın şiddetini tekrar deneyimliyoruz. Gazetecilerden öğrencilere, akademisyenlerden günlük medya tüketicilerine kadar neyin gerçek neyin kurgu olduğunu ayırt edebilmek için gerekli araç ve yöntemleri kullanmayı alışkanlık haline getirmek önemli. İlginizi çekebilir: Araştırma: Yanlış bilgiyi yaymanızı önleyecek yedi yol Teyitçilik pratiklerini günlük internet deneyimimize dahil ederek bilinçli bir haber tüketicisi olabilir hatta birer teyitçiye dönüşebiliriz. Tükettiğimiz bilgilerin güvenilir kaynaklardan geldiğinden emin olmak, sosyal medyada paylaşım yaparken kışkırtıcı olanlar konusunda dikkatli olmak uygulanabilecek ilk adımlar. Bir başlık sizi öfkelendiriyorsa, hemen tüm arkadaşlarınıza bundan bahsetmek istiyorsanız paylaş butonuna basmadan önce kısa bir mola verin. Haber bağlamından koparılmış, çarpıtılmış, uydurulmuş yani yanlış bilgiler içeriyor olabilir. Daha iyi bir bilgi ekosistemi için yalnızca 2 Nisan'da değil, yılın her günü, doğru bilginin önemini hatırlayarak birer teyitçi gibi hareket eden daha çok kullanıcıya ihtiyaç var." Çatışma dönemlerinde kullanılabilecek teyitçilik araçları,https://teyit.org/teyitpedia/catisma-donemlerinde-kullanilabilecek-teyitcilik-araclari,"Çatışma dönemlerinde olan biteni takip etmek kolay olmayabilir. Son dakika gelişmeleri sırasında olay yerinden olduğu iddia edilen bir videoyu doğrulamaya çalışırken dikkat edilebilecek ipuçlarının yanında, sosyal medyada karşımıza çıkan yüzlerce paylaşımdan hangisine güveneceğinizi bulabilmek, şüpheli olanları ayırt edebilmek için bizim de kullandığımız çevrimiçi araçlardan faydalanabilirsiniz. Şüpheli görüntüleri doğrulamak için atılacak ilk ve en kolay adım görsellerin asıl kaynağına gitmek. Tersine görsel arama işlemini bilgisayardan ya da cep telefonundan yapmak mümkün. Çatışmaların yükselmesiyle beraber olay yerinden olduğu iddia edilen onlarca video ve fotoğraf paylaşılır. Bu paylaşımlarda kimisi ilgili bölgeden bile olamayabilir. Böyle görsellerin konumunu teyit etmek için çevrimiçi haritaların sokak görünümü seçeneği kullanılabilir. Google Maps ve Google Earth başvurulabilecek ilk kaynaklar. Google haritalar yardımıyla iz sürmenin inceliklerinden daha önce bahsetmiştik. Google dışında alternatifler de var. Liste hayli uzun: Yandex Maps , Bing Maps , Wikimapia , Baidumaps bunlardan başlıcaları. Bu iki analiz teyitçilerin haritaları nasıl kullanıldığına dair örnek teşkil edebilir. YouTube Dataviewer, kullanıcıların YouTube videolarının meta verilerini görmesine izin veren bir araç. Kullanıcılara videoların orijinal yüklenme zamanı gibi verileri sunarak ve videolar için tersine görsel araması yapmaya izin vererek bir videonun gerçekten iddia konusu olayla ilgili olup olmadığını görmeyi kolaylaştırıyor. Bilgileri bulmak için şüphelendiğiniz videonun URL'sini kopyalayıp veri görüntüleyiciye yapıştırmak ve arama yapmanız yeterli. Benzer şekilde, paylaşılan görüntülerin meta verilerine ulaşmanızı sağlayan bir diğer araç da MetaData2Go . Çatışmanın yaşandığı bölgedeki dillerde paylaşılan gelişme ya da iddiaları çevirebilmek için kullanılabilecek en iyi araçlardan biri Yandex’in çeviri kısmı . Yabancı dilde metinler içeren bir görselin içeriğini anlamak, yahut tabela, pankart ya da işaretlerleri anlamlandırmak için görseli yüklemeniz yeterli. Sesler de görüntüler kadar dikkat çekici olabilir. Farklı bir olaya ait görüntüden alınan ses içinde bulunduğunuz kriz anıyla ilişkilendirilebilir. Böyle anlarda şüphelendiğiniz görüntünün sesinin başka bir videodan alınıp alınmadığını bulabilmek için Audacity isimli ses düzenleme ve kayıt programından yararlanabilirsiniz. FlightRadar sivil uçakların rotalarıyla kalkış ve varış saatlerini takip etmeye, Plane Flight Tracker ise askeri uçakların rotalarını konu edinen iddiaları araştırmak için kullanılabilecek bir araç. Bu içerik teyitçilerin uçuş takip uygulamalarından nasıl faydalandığına bir örnek olabilir. Çatışmalar söz konusu olduğunda askeri müdahalede kullanılan her türlü araçla ilgili ya da araçların da dahil olduğu çeşitli iddialar yayılabiliyor. Marine Vessel Traffic hem özel hem de askeri gemilerin rotalarını incelemenize yardım ediyor. HAARP gemisi hakkındaki bu analiz ya da Bellingcat tarafından yayınlanan bu yazı gemi trafiği izleme araçlarının kullanımına örnek. Plates Mania araç plakalarından doğrulama yapmanızı sağlayan bir internet sitesi. Askeri araçların dahil olduğu şüpheli içeriklerde plakalar görüntüyü doğrulamak için iyi bir başlangıç olabilir. Bellingcat’in hazırladığı bu rehber Rusya Ukrayna arasında devam eden çatışmalarda bu araçların nasıl kullanılabileceğini görmek için kullanışlı bir örnek. Bu araç bir kişi ya da konu hakkında paylaşılmış teyitli bilgileri bulmanızı sağlar. Şüphelendiğiniz içeriği daha önce bir teyitçinin inceleyip incelemediğini anahtar kelimeler yardımıyla öğrenebilirsiniz. Güncel haberleri ve gelişmeleri güvenilir kaynaklardan takip etmek için Google arama operatörlerinden de faydalanabilirsiniz. Doğru kombinasyon kullanılarak yapılacak bir arama yanlış bilginin yayılımını hızla önleyebilir." Çatışma dönemlerinde hızla yayılan yedi şüpheli paylaşım türü,https://teyit.org/teyitpedia/catisma-donemlerinde-hizla-yayilan-yedi-supheli-paylasim-turu,"Çatışma gibi kriz anları şüpheli bilgilerin yayılmasını daha da hızlandırıyor. Hangi paylaşımlara şüpheyle yaklaşmamız gerektiğini, geçmiş çatışmalar boyunca internette yayılan ve Teyit’in radarına giren yanlış bilgilerin türlerini, mecralarını, etkileşimlerini ve aktörlerini inceleyerek sıralamak mümkün. Çatışma haberlerinin yükseldiği ilk anla beraber şüphe kası nızı harekete geçirmesi gereken paylaşımlardan ilki olay yerinden olduğu iddia edilen video ya da fotoğraflar. Geçmişte yaşanan çatışmalardan kalan onlarca hatalı ilişkilendirilmiş görsel, güncel Ukrayna-Rusya çatışmalarında önümüze çıkan görüntülerle mücadele ederken rehberimiz olabilir. Kriz anlarında hissettiğimiz endişe, üzüntü, korku ve telaş, karşılaştığımız içerikleri beğenip paylaşmamızı kolaylaştırabilir. Karşımıza çıkan görselleri, iyi niyetle paylaşmaya ve yaygınlaştırmaya başlamadan doğruluğundan emin olmak önemli. Hatalı ilişkilendirmenin ayrıca değerlendirilmesi gereken bir başka örneği de kullanıcıları duygusal açıdan zorlayabilecek ve tetikleyici olabilecek ölüm, yaralanma ya da tahribat görüntüleri. Çatışma gibi yıkıcı sonuçları olabilecek anlarda, yaşanan tahribatı ve kayıpları göstermenin ardındaki motivasyon aslında insani. Ancak paylaşımlara konu olan her bir görselin doğruluğundan emin olmalı ve içerdikleri şiddet konusunda bir uyarıya yer vermeliyiz. Hatalı ilişkilendirilerek paylaşılan bir fotoğrafın zararsız olabileceği düşüncesi, kriz anlarında karşımıza çıkan görsellere eleştirel yaklaşmamızı engelleyebilir. Fakat bu görsellerin çatışma gibi anlarda kutuplaşmayı hızla derinleştirebileceği unutulmamalı. Daha önce “Save a Dog” başlığıyla viralleşen yardım kampanyasında, ""Plant A Tree Co"" kullanıcılardan köpekleri kurtarmak için bir imza kampanyasına katılmaları ve gönderiyi yaygınlaştırması talep ediyordu , şimdi de aynı şablon ve “Help Save Ukraine” başlığıyla Ukrayna’ya destek olmak isteyenleri çağırıyor . Ancak “Save a Dog” kampanyası sırasında yaptığımız araştırma Plant A Tree Co hesabının güvenilir olmadığını göstermişti. Bu ve benzeri bağış çağrılarını yaygınlaştırmadan önce arkasındaki kurumların güvenilirliğinden emin olmakta fayda var. Kriz anları sıradan bir günde karşınıza çıksa gözünüzden kolayca kaçabilecek “ilginç” bilgilerin etkileşimini yükseltmek için uygun bir zemin yaratıyor. Çatışmanın tarafı olan liderlerin hayatına ilişkin asılsız hikayeleri ya da ünlü isimlerin çatışmalar, savaşlar hakkında dile getirdiği uydurma sözleri paylaşmanın tam sırası. Zararsız gibi görünen böyle paylaşımlar, hakikati çarpıtmak ve ve kutuplaşmayı derinleştirmenin aracı haline gelebilir. Tarafların yalnız olmadığını bilmeye ve kendilerini daha da güçlü hissetmeye duyduğu ihtiyaç, tanınmış isimlerin ya da çatışmanın tarafı olmayan diğer ülkelerin asılsız destek çağrılarını hızla yaygınlaştırabilir. Daha önce, Eylül 2020’de Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmalarda Ronaldo’nun Azerbaycan’ı destekleyen bir açıklama yaptığı iddiası ya da İranlı futbolcuların Barış Pınarı Harekatı’na destek vermek için asker selamı verdiği iddiası bunlara örnek. Çatışmaların yarattığı belirsizliği anlamlandırmak için ihtiyaç duyduğumuz açıklamaları incelerken alanında uzman ve yetkili kişilere kulak verdiğimizden emin olmak kadar, bu isimlerin sözlerinin çarpıtılmamış olduğundan da emin olmak gerek. Çatışmanın aciliyeti ya da krizden beslenen etkileşim avcıları, yetkililerin açıklamalarının olduğundan farklı yankılanmasına neden olabilir. Her şeyin normal seyrinde ilerlediği bir günde bile etkileşimi epey yüksek olan asılsız ölüm haberlerinin yayılımı, çatışmaların rüzgarıyla hızla büyüyebilir." İklim krizinde doğru bilgiye yer açmanın yolları,https://teyit.org/teyitpedia/iklim-teyitciligi-rehberi,"Dünya uzayan kuraklıklar, artan kasırgalar ve büyüyen orman yangınlarıyla beraber iklim krizinin etkisini daha fazla hissetmeye başlıyor. Ancak iklim krizini sadece fosil yakıt tabanlı faaliyetler ve devasa karbon salımı rakamları beslemiyor. İnternette ve sosyal medyada yayılarak gündelik yaşamımıza akan yanlış bilgiler de iklim inkarcılığını güçlendiriyor ve bizi çözümden uzaklaştırıyor. Yanlış bilgi tek bir biçimde ya da her zaman kasıtlı ortaya çıkmıyor. Yani iklim inkarcıları yalnızca “İklim değişikliği yoktur” demiyor. İklim krizinin insan kaynaklı olmadığı iddiası da sık duyduğunuz argümanlardan. Şirketlerin ne kadar çevreci olduklarını ispatlamaya çalıştıkları “greenwashing” ( yeşil aklama ) kampanyaları ve kurumların gerekli verileri seffafça paylaşmaması, iklim krizi hakkındaki odağı ve bağlamı değiştirip bilgi karmaşasını büyütüyor. Özetle iklim krizi hakkında sadece yanlış bilgi değil, bilginin yığınlar halinde ve düzensiz olması da önemli bir sorun. Kanıtlar ortada olsa da iklim değişikliğiyle ilgili yanlış bilgiler yayılmaya devam ediyor. Dijital Nefretle Mücadele Merkezi’nin yürüttüğü araştırmaya göre Facebook'ta iklim değişikliğini ""histeri"" ya da ""dolandırıcılık"" gibi terimlerle tanımlayan yanıltıcı gönderilerin yalnızca yüzde 8'i yanlış bilgi diye işaretlenmiş . Diğer bir araştırma iklim değişikliğine dair safsata lara yer veren sitelerdeki reklam gelirinin, 200 milyon dolardan fazla olduğunu gösteriyor. Eleştirel dijital okuryazarlık ve medya okuryazarlığının diğer komplo teorileriyle mücadeledeki önemi, iklim inkarcılığıyla mücadelede de devam ediyor. İklim inkarcılığı komplo teorileriyle iç içe ve birbirlerini besliyorlar. İklim hadisesinde bilhassa vurgulanması gereken ise bilim okuryazarlığı . Bilim okuryazarı kullanıcılardan oluşan bir topluma duyulan ihtiyaç giderek daha belirgin hale geliyor. Ancak bunu başarmak, bilgi karmaşasının ve yanlış haberlerin zihinlere ekebileceği kafa karışıklığı tohumları göz önüne alındığında kolay değil. Çözüm, iklim odaklı içeriklere de şüphe kası yla yaklaşabilmek. Birer iklim teyitçisi olabilmek için yapılabilecekler var: Tükettiğimiz içeriklerde şüphe kasımızı harekete geçirebilecek ipuçlarına aşinalık ve şüpheli içerikleri birkaç adımda doğrulamanın mümkün olduğunu olduğunu akılda tutmak. Türkiye’de iklim inkarcılarının oranı yüzde 7, diğer yandan toplumun yarısı iklim değişikliğini Covid-19’dan daha büyük bir kriz olarak görüyor. Haliyle Teyit de iklim krizi etrafında gelişen onlarca iddia inceliyor. Şüphe kasınızı harekete geçirmek için kullanabileceğiniz ipuçları Teyit’te incelediğimiz iddiaların radarımıza girmesinde de etkili olanlar. İlk adım bilgi tükettiğimiz alanın uzun yıllar boyu fosil yakıt endüstrisi gibi sektörler ve fosil yakıta dayalı politikalara bel bağlayan hükümetler tarafından manipüle edildiğinin, markaların duyarlı tüketicileri hedef almak için ürün ve hizmetlerini yanıltıcı biçimde “doğa dostu” göstermeye çalıştığı için bulandırıldığının farkında olmak. 2020 Eylül’ünde dolaşıma giren bir iddia , Türkiye’de etkili olacak bir kasırga uyarısını veriyordu. Bu tür içerikler iklim krizinin öngörülen etkilerine atıfla, kaygıları besleyip hızla yayılabiliyor. Diğer yanda et yemeyi bırakırsak iklim krizinin önlenebileceği iddiası gibi umutlandıran içerikler de var. Doğru olmasını ne kadar istesek de iklim krizi çetrefil bir sorun olduğundan, tek başına et tüketimini ortadan kaldırmak çözüm için yeterli değil. Et yememek gibi tek bir çözümü olmadığı gibi tek bir sorumlusu da olmayan bir sorun iklim krizi. Korkutan, sinirlendiren ya da mutlu eden, özetle naif duyguları harekete geçiren içeriklerle karşılaşınca duraklamakta fayda var. İklim krizi özelinde yayınlanan onlarca rapor ve analize ulaşmak mümkün. Ancak bu raporlardan alındığı belirtilen çıktıların bağlamından koparılmamış, hatalı çeviriye kurban gitmemiş ya da verilerin çarpıtılmamış olduğundan emin olmak gerek. Paris İklim Anlaşması'nın temel amacının yapay et üretimini artırmak olduğunu iddia eden paylaşımlarda olduğu gibi, gerçek olmayan bağlantılar kurarak komplo teorisi ne varan iddiaların yanı sıra sorunun ya da çözümün, olduğundan daha basit görünmesine yol açacak yanlış çıkarımlar da haber başlıklarında sık sık yer alıyor. Sosyal medyada yaygın olduğunu gördüğünüz herhangi bir içeriğin daha önce Teyit ve benzeri doğrulama kuruluşları ya da iklim krizi özelinde içerikler üreten Climate Feedback gibi internet siteleri tarafından incelenip incelenmediğine bakmak, doğruya hızlı erişmenizi sağlayabilir. Bu alanda kullandığımız araçlara kuşbakışı göz gezdirdiğimizde, veri üretmek, bilginin kendisine ulaşmak ve geliştirmek, bir bulanıklığı gidermek için Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na başvurmak ve bunun için kurumlarla yazışmalar yapmak gibi yolları seçtiğimizi fark ediyoruz. Bunun bizi getirdiği yer şurası: İklime ilgi ne kadar düşük olursa, alanda üretilmiş doğru bilgi de o kadar kısıtlı oluyor. Dolayısıyla araçlar aslında bilgiyi ""kazıdığımız"" vasıtalar denebilir. Bu alanda paylaşılan verilerin yeterince şeffaf olmayışı her fırsatta vurgulanıyor . Güvenilir bilgiye ulaştığımızdan emin olmak için, edindiğimiz bir bilgiyi farklı kaynaklardan da inceleyerek sağlamasını yapmak ve bilgilerin manipüle edilmediğinden emin olmak önemli. İklim değişikliğine ilişkin mevcut verilerin çarpıtılıp çarpıtılmadığını görmek ve yeni bilgilere ulaşmak için, Bu alanda uzun süredir bilgi üreten ve iklim krizi gibi karmaşık ve teknik bir konuda tüketilebilir bilgileri derlemeye çalışan organizasyonları takip etmek de yanlış bilgiye olan bağışıklığınızı güçlendirebilir." 10 maddede çocuklar ve yanlış bilgi hakkında bilmeniz gerekenler,https://teyit.org/teyitpedia/10-maddede-cocuklar-ve-yanlis-bilgi-hakkinda-bilmeniz-gerekenler,"Mezenformasyon farkında olmadan, yani kasıtsız paylaşılan yanlış veya yanıltıcı bilgilere verilen isim. Dezenformasyon ise kandırma veya zarar verme amacıyla, kasten oluşturulup yayılan yanlış bilgilere deniyor. İkisi de hiciv ve parodiden, tehlikeli komplo teorilerine kadar çeşitli şekillere bürünebiliyor. İşte 10 maddede mezenformasyon ve dezenformasyonun çocuklarla ilgisi... Çevrimiçi ortamda yanlış bilgilerin hızla yayılması, hem çevrimiçi hem çevrimdışı herkesi etkiliyor. Yanlış bilgi, dijitalin aktif kullanıcıları olan çocukların hayatlarının büyük bir parçası. Sosyal medyadaki yanlış bilgiler, doğru bilgilere kıyasla daha çok, daha hızlı ve daha etkili yayılıyor. Göç, toplumsal cinsiyet politikaları, eşitlik ve aşılama gibi hassas ve ayrıştırıcı meseleler, yanlış bilginin ortak konularından bazıları. Yanlış bilgi etnik azınlıklara yönelik şiddeti ve suçu teşvik etmek için de kullanılıyor; bu da ölümlere, çocukların ailelerinden koparılmalarına, çocuklarda Covid-19 aşılama oranlarının düşmesine yol açıyor, gazeteciliğe ve bilime olan güvenin zedelenmesine neden oluyor ve marjinal sesler bastırılıyor. Algoritmalar, kullanıcı davranışlarını takip ederek özelleştirilmiş haber akışları oluşturuyor, arama sonuçlarını, içerikleri ve arkadaş önerilerini düzenliyor. Algoritmalar bazen gerçek bilgiler yerine yanıltıcı, sansasyonel ve komplocu düşüncelerin bulunduğu içerikleri öne çıkarabiliyor ve yanlış bilginin yayılmasında temel unsurlardan biri olabiliyor. Gelişmekte olan kabiliyetleri nedeniyle çocuklar her zaman güvenilir kaynakları ayırt edemiyorlar. Sonuç olarak, yanlış bilgi sebebiyle zarar görmenin yanı sıra bu bilgileri akranlarına da yayabiliyorlar. Çok küçük çocuklar veya sosyal medya ağlarına erişimi olmayanlar bile akranları, ebeveynleri, bakım verenleri ve öğretmenleriyle olan etkileşimleri aracılığıyla yanlış bilgiye maruz kalabiliyor. Çocuklar yanlış bilginin hedefi ve nesnesi olabiliyor, ancak aynı zamanda yanlış bilgi akışına aktif olarak karşı da koyabiliyorlar. Nepal'de Covid-19 hakkındaki yanlış bilgilere karşı olduğu gibi, teyitçilik ve doğrulama girişimlerine katkıda bulunabiliyorlar. UNICEF Karadağ'ın Let's Choose What We Watch (İzlediklerimizi Seçelim) isimli programı, gençlere medya okuryazarlığı ve gazetecilik becerilerini uygulama ve bu sayede çocuk haklarına dair gazetecilik becerilerini artırma olanağı sağlıyor. Çocukları eleştirel okuma ve düşünme becerileriyle donatmak, bir bilginin doğruluğuna karar vermelerine yardımcı olabiliyor. Yanlış bilginin çevrimiçi ve çevrimdışı ortamlar arasında kolayca hareket ettiğini göz önüne aldığımızda, çocukların dijital olmayan bağlamlarda da eleştirel düşünme becerilerinin gelişmesi önemli. Politika yapıcılar, sivil toplum kuruluşları, teknoloji şirketleri ve ebeveynler ile eğitimciler de dahil olmak üzere bakım verenler, çocukları yanlış bilginin yol açtığı zararlardan korumak için birlikte çalışmalı. Yanlış bilginin yayılımını yavaşlatma girişimleri koordine ilerlemiyor ve sorunun ölçeğine dair çok az güvenilir veri bulunuyor. UNICEF, politika belirleyicilerin çocukları zararlı yanlış bilgilerden korumak için düzenlemeler geliştirmesinin yanı sıra, çocukların çeşitli içeriklere güvenli bir şekilde erişimlerini sağlamalarını öneriyor. Düzenlemeler, içerikleri sınıflandırma ve şeffaflık ile mesuliyet sağlandığından emin olma gibi gerekli prosedürlere odaklanmalı. Hak temelli çevrimiçi koruma ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi bulmak, politika yaparken karşılaşılabilecek çok önemli bir zorluk. Teknoloji şirketleri, yanlış bilgiyle mücadelede kilit aktörlerden. UNICEF bu şirketlerin, beyan ettikleri politikaları fiilen uygulamalarını, insani ve teknik yaklaşımlara daha fazla yatırım yapmalarını öneriyor. Teknoloji şirketleri, platformlarındaki yanlış bilgi sorunu ve bununla nasıl mücadele ettikleri konusunda şeffaf olmalı ve dijital sistemlerin tasarımında çocukların internette anlamlı zaman geçirmesine ve fikirlerin çoğulculuğuna öncelik vermeli. Akademi ve uluslararası kuruluşlar da dahil olmak üzere sivil toplum, yanlış bilginin çocuklar üzerindeki etkisi ve alınan önlemlerin etkinliği üzerine araştırmalar yapmalı ve bulguları savunuculuk ve politika müdahalelerini besleyebilmeli." ,https://md.teyit.org/img/troller-teyitpedia-kapak.png, "Lütfen trolleri beslemeyiniz: İnternet trolleri, etkileri ve tespit yolları",https://teyit.org/teyitpedia/lutfen-trolleri-beslemeyiniz-internet-trolleri-etkileri-ve-tespit-yollari,"Sosyal medyada vakit geçiriyorsanız, pek çok kullanıcının ""internet trolleri"" veya ""trolleme"" dediği şeyi deneyimlemiş olabilir, en kötü ihtimalle “trol müsün?” sorusunu görmüş olabilirsiniz. Trollük, zamanla aşina olduğumuz, ancak henüz gerçek bir çözüm üretemediğimiz konulardan. Farklı ülkelerde, farklı ekipler tarafından yapılan onlarca araştırma toplumsal kriz anlarında sosyal medyadaki tartışmayı şekillendiren ya da derinleştiren aktörlerden birinin de troller olduğunu ortaya koyuyor. Troller Star Wars: Son Jedi filmi hakkındaki tartışmayı şekillendirmekten , çatışma ortamında doğru bilgiye erişmeye çalışan sivillerin internet deneyimini gölgelemeye kadar farklı alanlarda vakit harcayabiliyor. Her halükarda, bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi manipüle etmeye çalıştıkları ortada. Trol, tartışmalı yorumlar veya kışkırtıcı gönderiler kullanarak diğer çevrimiçi kullanıcılarla etkileşime giren kişi olarak tanımlanıyor. Amaçları eleştirel veya yapıcı bir konuşma oluşturmak değil, tartışmayı sabote etmek, tarafları kutuplaştırmak, fevri tepkilere sebebiyet verip kimsenin birbirini dinlemediği, önyargıların derinleştiği bir ortam yaratmak. Aslında trol içerikler her zaman bariz bir siyasi motivasyon taşımıyor . Bu provokasyonu eğlence amacıyla yapan internet kullanıcılarını tanımlamak için kullanılan terim zaman içinde, sosyal medya siyasete bulaştıkça politize oluyor. Bugün geldiğimiz yerde ayrımcı, yabancı düşmanı, cinsiyetçi, homofobik yorumlarla diğer kullanıcılara saldıran, tartışmayı kesintiye uğratan, çoğu anonim ya da sahte hesaplar kullanan kişilere trol deniyor. Aynı dönemde Çin , Rusya , Türkiye gibi somut örneklerle devletlerin de çevrimiçi manipülasyon işine el attığı ortaya çıkınca, otoriter iktidarların trol, hükümet yanlısı ya da en iyi ihtimalle bir bölümü hükümet tarafından kiralanmış ve merkezi olarak yönetilen ‘piyonlar’ı için de trol kelimesi kullanılmaya başlanıyor. İlginizi çekebilir: Araştırma: Rusya'daki Trump yandaşlarından, Erdoğan destekçilerine: Troll ordularının işgali Kışkırtma ve kasıtlı olarak tartışmayı derinleştirmeye yönelik faaliyet yapan hesabın arkasında gerçek bir kişi bulunduğundan bot hesap lardan ayrılıyor. Bot hesaplar gerçek profiller gibi görünen ancak aslında bir algoritma tarafından yürütülen otomatik sosyal medya hesaplarına deniyor. İlgiliniz çekebilir: Bot hesaplar nasıl tespit edilir? Bot hesapları tespit etme yollarında bahsettiğimiz bazı yöntemler burada da kullanılabilir. Troller, etkileşimin olduğu hemen hemen her yerde bulunabilir: Forumlar, kalabalık WhatsApp ya da Telegram grupları, blog sayfalarının yorum bölümleri ve tabii ki YouTube, Twitter, Facebook gibi sosyal medya uygulamaları. Şüphe uyandıran bir kullanıcının trol olup olmadığını kontrol etmenin ilk adımı kullanıcı adına bakmak . Facebook'ta profil sayfasına karşılık gelen URL'yi kontrol edebilir, Twitter ve Instagram'da @ sembolünün devamında gelen kısma bakabilirsiniz. Gerçek kişiler ve organizasyonlar isimlerini açıkça göstermekten çekinmezler. Diğer yanda rastgele bir harf ve sayı kombinasyonunun ya da gerçek bir kişinin kimliğine dair bilgi veremeyecek kadar jenerik isimleri birer uyarı işareti olarak alabilirsiniz. Kullanıcı adına dikkat ettikten sonraki adım aynı kullanıcı adının farklı sosyal medya platformlarında da var olup olmadığını kontrol etmek . Genellikle insanlar farklı platformlarda aynı veya benzer kullanıcı adlarını kullanır ya da farklı platformlardaki hesaplarını birbiriyle ilişkilendirebilmek için diğer hesaplarından bahsederler. Eğer şüphelendiğiniz profili diğer mecralarda bulamıyorsanız bu bir trol hesaba denk geldiğiniz ihtimalini güçlendirir. Bir diğer ipucu profil fotoğrafında yatıyor olabilir. Troller bazen gerçek bir insanı taklit edebilir. Ş üpheli bir profilde bu profil fotoğrafını tersine arayarak güvenilir bir hesap olup olmadığı kontrol edilebilir. Ya da manzara, yeşillik veya gün doğumu, bir ülkenin bayrağı, bir çizgi film karakteri, meme’er ve hatta ünlü isimleri profil fotoğrafı olarak kullanan hesaplara karşı dikkatli olmakta da fayda var. Bu gruptaki son ipucu ise boş bırakılan profil fotoğraflarına sahip hesaplar. Hesabın etkileşimde olduğu kamusal ya da ünlü hesaplar da işe yarar bir ipucu olabilir. Birçok vaka çalışmasında trol hesap ların ünlü kamusal figürlerle yorum, paylaşım ya da beğeni yoluyla çok sık etkileşime girdiği görülüyor. Yalnızca etkileşimde olduğu isimler değil, sosyal medyada sergilediği “gürültülü” tutum da bir ipucu olabilir. Tüm gönderileri tek bir konuyla ilgili olan ya da sahte/güvenilir olmayan haber sitelerine yönlendiren bağlantılar paylaşan bir hesap mı? Aynı metni birden fazla paylaşımda kullanmış olabilir mi? Bu sorulara verdiğiniz yanıt evetse bir sosyal medya trolü ile karşı karşıya olabilirsiniz. Trol hesaplar konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları çeşitli profiller üzerinden inceleyerek aktaran oyunlar da mevcut. Spot the troll ( trolü tespit et ) oyunu bir dizi soru ile kullanıcıdan hesabın şüphe uyandırıp uyandırmadığını tespit etmesini istiyor. Trol hesapların iyi kötü her etkileşimden faydalandığını akılda tutmak ve vereceğiniz tepkiyi her zaman minimumda tutmak önemli. Mücadele için önerilen en iyi şey tepki vermemek. Please do not feed the trolls (Lütfen trolleri beslemeyin) Bu her ne kadar makul görünse de, hiçbir şey yapmamak bazen çözüm olmuyor. Tepki vermemenin çevrimiçi alanlardaki gerçek soruna arkamızı dönmemize sebep olduğunu savunanlar da var. Yani basitçe trol olduğunu düşündüğünüz hesapları engellemek, yorumlarını görünür kılmamak adına silmek de seçenekler arasında. Karşılaştığınız trol faaliyeti sizi tehdit altında hissettiriyorsa bunu sosyal medya platformuna bildirmekten de çekinmeyin." Araştırma: Sosyal medya ve akıllı telefonların yükselişinden bu yana insanlar daha çok yalan söylemeye mi başladı?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sosyal-medya-ve-akilli-telefonlarin-yukselisinden-bu-yana-insanlar-daha-cok-yalan-soylemeye-mi-basladi,"Teknoloji insanlara, bağlantı kurmak için birçok olanak tanıyor; peki yalan söylemeye daha çok alan da açıyor mu? Arkadaşınızla yaptığınız plandan kurtulmak için beyaz yalanlar söylüyor, daha çekici görünmek için boyunuzun çok daha uzun olduğunu yazabiliyor ya da itibarınızı korumak için patronunuza e-posta üzerinden bahane uyduruyor olabilirsiniz. Sosyal psikologlar ve iletişim bilimcileri, uzun zamandır en çok kimin yalan söylediğinin yanı sıra, insanların en çok ne şekilde, yani yüz yüze mi yoksa başka bir iletişim aracıyla mı yalan söylediklerini de merak ediyor. 2004 yılında yapılan önemli bir çalışma , yalan oranıyla teknoloji arasındaki ilişkiyi ele alan ilk araştırmalardan. O zamandan beri iletişim biçimlerimiz değişti: Artık daha az telefon görüşmesi yapıyor, sosyal medya mesajlaşma uygulamalarını daha çok kullanıyoruz. Bu  içerik, bu çalışmanın sonuçlarının günümüzde ne kadar geçerli olduğu inceleyecek. 2004 yılında, iletişim araştırmacısı Jeff Hancock ve meslektaşları, 28 öğrencinin yedi gün boyunca yüz yüze, telefonla, anlık mesajlaşmayla ve e-postayla kurdukları sosyal etkileşimlerin sayısını bildirmelerini istedi. Öğrenciler aynı zamanda her sosyal etkileşimde kaç kez yalan söylediklerini de bildirecekti. Sonuçlara göre insanlar sosyal etkileşim başına en çok telefonda yalan söylüyordu. En az yalan ise e-posta aracılığıylaydı. Bu bulgular, Hancock'un "" özellik temelli model "" ismini verdiği çerçeveyle uyumluydu. Bu modele göre, bir teknolojinin belirli yönleri, mesela insanların sorunsuz bir şekilde iletişim kurup kuramadığı ya da mesajların kısa sürede iletilip iletilmediği ve iletişime geçen kişilerin birbirinden uzak olup olmadığı gibi faktörler, insanların en çok ne şekilde yalan söyleme eğiliminde olduklarını öngörüyor. Hancock'un çalışmasında, sosyal etkileşim başına en çok yalan, tüm bu yönlere sahip tek teknoloji aracılığıyla söyleniyordu; yani telefon. En az yalan ise insanların eş zamanlı iletişim kuramadığı ve mesajların kaydedildiği e-posta aracılığıyla söyleniyordu. Hancock çalışmasını yürüttüğü sırada, yalnızca birkaç seçkin üniversitedeki öğrenciler bir Facebook hesabı oluşturabiliyordu. iPhone, "" Project Purple "" kod isimli, son derece gizli bir projeydi ve gelişiminin ilk aşamalarındaydı. Peki Hancock'un çalışmasının sonuçları yaklaşık 20 yıl sonra nasıl? David Markowitz, yürüttüğü yeni bir çalışmada daha büyük bir katılımcı grubuyla çalışarak daha fazla teknoloji biçiminden gelen etkileşimleri inceledi. Toplam 250 kişi, yedi gün boyunca yüz yüze, sosyal medya, telefon, mesajlaşma, görüntülü konuşma ve e-posta aracılığıyla edindikleri sosyal etkileşimlerin sayısını ve yalan söyledikleri anları kaydetti. Hancock'un çalışmasında olduğu gibi, insanlar en çok, eş zamanlı olan ve kaydedilmeyen mecralar aracılığıyla, iletişim kuran kişiler birbirinden uzaktayken yapılan sosyal etkileşimlerde yalan söylüyorlardı: Yani telefonda veya görüntülü konuşmada. Sosyal etkileşim başına en az yalanı ise e-posta aracılığıyla söylediklerini belirttiler. İlginç olan ise iletişim biçimlerindeki farklılıkların küçük olması. Katılımcılar arasındaki farklılıklar, yani insanların yalan söyleme eğilimlerinde ne kadar farklılık gösterdiği, yalan söyleme oranında mecra farklılığından daha etkiliydi. Grafik çeşitli iletişim biçimlerinde yalan söyleme oranlarını gösteriyor. Sosyal etkileşim başına en çok yalan telefonda ya da görüntülü konuşmada söyleniyor. Sırayla: E-posta, yüz yüze, telefon, sosyal medya, mesajlaşma, görüntülü konuşma. Son yirmi yılda insanların iletişim biçimindeki değişikliklere rağmen ve Covid-19 pandemisinin insanların sosyalleşme şeklini değiştirmesinin yanı sıra, insanlar sistematik olarak ve özellik temelli modele uygun olarak yalan söylüyor. Farklı mecraların neden farklı yalan oranlarına yol açtığını tam olarak anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da bu sonuçlar için birkaç olası açıklama mevcut. Bazı mecraların, yalan söylemeyi kolaylaştırmada daha iyi olması mümkün. Telefon ya da görüntülü konuşma gibi bazı mecraların, yalan söylemek daha kolaymış gibi hissettiriyor ya da yakalanılırsa sosyal ilişkilere daha az zarar verecek gibi hissettiriyor olması muhtemel. Yalan oranlarının teknoloji mecraları arasında da farklılık gösteriyor olma sebebi, insanların belirli sosyal ilişkiler için belirli teknoloji biçimlerini kullanıyor olması da olabilir. Örneğin, insanlar e-postayı yalnızca meslektaşlarına gönderiyorken görüntülü konuşma daha kişisel ilişkiler için uygun olabilir. Buradan edinebileceğimiz iki çıkarım var. İlk olarak, iletişim mecraları arasında yalan söyleme oranlarında genel olarak küçük farklılıklar bulunuyor. Bireyin yalan söyleme eğilimi, e-posta atıyor ya da telefonla konuşuyor olmasından daha önemli. İkincisi, genel olarak yalan söyleme oranı düşük. Çoğu insan dürüst; bu da çoğu insanın çoğu zaman dürüst olduğunu söylediğini ve toplumda sık sık yalan söyleyen çok az kişi bulunduğunu öne süren doğruluk-varsayılan teorisiyle uyumlu bir önerme. 2004'ten bu yana sosyal medya, diğer insanlarla etkileşime geçtiğimiz başlıca mecralardan biri haline geldi. Bununla birlikte, internet veya başka teknolojiler aracılığıyla kurulan iletişimin, şahsen kurulan iletişime kıyasla nicelik ve nitelik bakımından daha kalitesiz sosyal etkileşimlere yol açtığına dair yanlış bir algı bulunuyor. İnsanlar genellikle etkileşim kurarken teknoloji kullandığımız için dürüstlükle daha az karşılaştığımızı ve kullanıcılara haksızlık edildiğini düşünüyor. Bu algı yanıltıcı olmakla kalmıyor, ayrıca ampirik kanıtlarla da desteklenmiyor. Dijital çağda yalanların arttığı düşüncesi , verilerle uyuşmuyor." Sosyal medyada taht savaşları: Twitter ve ifade özgürlüğü,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medyada-taht-savaslari-twitter-ve-ifade-ozgurlugu,"Elon Musk’ın Twitter'ı 25 Nisan 2022’de 44 milyar dolara satın alacağının duyurulması , platformun geleceğiyle ilgili tartışmaları beraberinde getirdi. En büyük sosyal medya platformlarından birinin satışının konuşulduğu gündemde yanlış bilginin de ortaya atılması kaçınılmazdı. Nitekim Elon Musk’ın Truth Social’ın Twitter’dan daha çok kullanılan bir uygulama olduğu iddiasını incelerken, ifade özgürlüğü ve sansür gibi incelikli kavramları bonkörce açıklamalarının iddianın önüne geçtiğini ve teyitçilere daha geniş bir tartışma alanı açtığını gördük. Truth Social, piyasaya sürüldüğü gün App Store'da en çok indirilen uygulamalarından biri olsa da her iki uygulamanın kullanım verileri göz önünde bulundurulduğunda Truth Social’ın Twitter’dan daha çok kullanıldığı iddiası doğru değil. Her şeyden önce, Twitter gibi milyonlarca insanın fikir beyan ettiği bir şirket üzerinde tek bir kişinin kontrol kurmasının etkilerini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü Twitter herhangi bir şirket değil: Twitter haber takip edilen, #MeToo ve #BlackLivesMatter gibi sosyal hareketlerin şekillendiği, ünlülerin ve politikacıların ruh halinin nasıl olduğu hakkında fikir edinilen bir platform haline geldi. Bu yüzden Twitter'da nelerin yayınlanabileceği, hangi içeriğin güçlendirileceği ve nasıl öne çıkarılacağı konusunda verilen kararlar, hem ifade özgürlüğü hem de yanlış bilgi sorununu yakından ilgilendiriyor. Musk, satın alma anlaşmasının gündeme gelmesinin hemen öncesi Twitter’da yaptığı paylaşımda “Umarım beni en sert eleştirenler bile Twitter'da kalmaya devam eder, çünkü ifade özgürlüğü bu demek” dedi. Twitter’ı satın aldığını duyururken de, “Twitter'ı yeni ürünlerle hiç olmadığı kadar iyi bir yere taşımak istiyorum” diye konuştu. Musk, Twitter algoritmasını açık kaynağa dönüştürmeyi, bot hesap ları ortadan kaldırmayı ve gerçek kullanıcıların uygulamada var olmasını sağlamayı hedeflediğini söyledi. Musk kendisini ""ifade özgürlüğü mutlakiyetçisi"" olarak tanımlasa da neredeyse tüm sosyal medya platformlarının uzun yıllardır denge kurmaya çalıştığı gelişmelerin tek bir gecede olmayacağı açık. Twitter'ın ABD’de demokratların ifade özgürlüğünü korurken muhafazakarları sansürlediğini düşünenler sevinse de, birçok uzman Musk’ın ifade özgürlüğü vaadinin yanlış bilgi, nefret söylemi ve tacize daha çok alan açmasından endişeleniyor . Endişelerinin sebebiyse, Musk’ın daha önce başka insan ve platformların ifade özgürlüğünü kısıtlayan eylemlerde bulunması. Siber güvenlik uzmanlarının bir diğer endişesi de Musk’ın Twitter’ı açık kaynak kodlu hale getirme vizyonu. Algoritmayı açık kaynak haline getirmek kullanıcılar için şeffaflığı artırabilir, ancak aynı zamanda Twitter’ı saldırganlar için daha açık bir hedef haline de getirebileceği vurgulanıyor. Uluslararası Af Örgütü’nden Michael Kleinman, mülkiyeti kime ait olursa olsun, Twitter'ın ayrımcılık ve şiddetten uzak yaşama hakları ve ifade ve düşünce özgürlüğü de dahil olmak üzere insan haklarını koruma sorumluluğu olduğunun altını çiziyor : “Twitter'ın kullanıcıları korumak için tasarlanmış politikaların ve mekanizmaların uygulanmasını aşındırmak için atabileceği adımlardan endişe duyuyoruz. İhtiyacımız olan son şey, kullanıcılara yönelik şiddet içeren ve küfürlü konuşmalara göz yuman bir Twitter.” Ayrıca Musk’ın ifade özgürlüğü konseptinin tam olarak neyi hedeflediği ve kapsayacağı belirsiz. İnternette veya fiziksel dünyada neredeyse hiçbir yer “mutlak bir özgür ifade alanı” değil. Yani daha özgür konuşmanın sınırı ne olacak ve hudutlara kim karar verecek? Musk’ın ifade özgürlüğü alanında müphem konuşmalar yapıyor olması, hem cumhuriyetçilere hem demokratlara mavi boncuk dağıttığı şeklinde yorumlanıyor. Elon Musk'ın Twitter'ı satın alırsa nasıl yöneteceği hakkında hala bilmediğimiz çok şey var. Ancak bildiğimiz, ifade özgürlüğünü nasıl ele alacağının önem taşıdığı. Twitter’da yapılması planlanan değişimler öngörülü ve ölçülü ele alınırsa, bu dünyanın en etkili sosyal ağlarından birinde daha özgür ve güvenilir bir alan oluşmasıyla sonuçlanabilir. Ancak Musk öngörülen riskleri hesaba katmazsa taciz, nefret söylemi ve yanlış bilgi sorununun daha da derinleşmesi tehdidi aktüelleşebilir. Twitter bugüne kadar ""kalabalığın bilgeliği”ne güvendiğini söylemiş , çözümü kullanıcıların desteğinde arayacağını belirtmişti. Bir süre sonra sınırlı bir alanda Reuters ve Associated Press (AP) ile doğrulama için çalışmaya başladığını duyurdu. Üçüncü taraf doğrulama platformlarıyla ilişkisi her zaman sınırlıydı. Diğer yanda Musk ifade özgürlüğü ve sansür gibi çok temel konulara defaatle vurgu yapsa da, sosyal medyanın bir diğer gerçekliği yanlış bilgi sorununa ilişkin herhangi bir somut planı olduğundan söz etmedi. Platformdaki ifade özgürlüğünü tartışırken dezenformasyon u göz ardı etmek mümkün olabilir mi? Elon Musk, “İfade özgürlüğü işleyen bir demokrasinin temelidir ve Twitter, insanlığın geleceği için hayati önem taşıyan konuların tartışıldığı dijital şehir meydanıdır” ifadelerini de kullandı. Aslında Twitter dijital bir agora olarak tasarlanmadı ve bugüne kadar böyle bir iddiada da bulunmadı . Twitter, bilgi paylaşımını topluluktan daha öncelikli hale getirerek onu milyonlarca “kasaba sakini” için bir alan haline getirdi; insanların bir araya gelip tartışabileceği bir “kasaba meydanı” haline değil. Her platform sahibi gibi, Elon Musk da platformun kamusallığına vurgu yapsa da kamusal dijital meydanlar olduğu iddia edilen yerler, bu sürecin bize gösterdiği üzere bir gün bir zenginden diğerinin eline geçebilir. Nitekim birçok gazeteci ve uzman da Elon Musk ile aynı fikirde değil. The Guardian’dan John Naughton, Mike Masnick'in işaret ettiği gibi, internetin mecazen bir “şehir meydanı” olduğunu ancak Twitter’ın o alandaki seçkinlerin, trollerin, gazetecilerin ve milyonlarca robotun takıldığı ve birbirleriyle savaştığı “küçük bir özel dükkandan” ibaret olduğunu söyledi . Çünkü fikirlerin serbestçe ve belli bir müktesebat çerçevesinde çarpışabileceği bir agora için, ifade özgürlüğünün yanı sıra, iyi niyet, çok seslilik, azınlığın sesinin duyulması, güvenlik ve her şeyden önce nezaket üzerine kurulu bir kozmopolitanizm gerekiyor. Algoritmaların kullanıcıları daha fazla oyalamak için kutuplaşmaya odun taşıdığı bilinen bir kâr maksimizasyonu düzeninde bu nasıl olacak? Yankı fanuslarından çıkmadan demokratik bir agora olası mı? Görünen o ki, Musk’un mevcut vaatleri bu kaygıları gidermekten uzak. Bu sırada Elon Musk, 13 Mayıs 2022’de Twitter'ı satın almak için yürüttüğü görüşmeleri, platformdaki bot spam hesapların sayısının tespit edilmesi için geçici olarak askıya aldığını açıkladı . Kısacası Twitter’ın ifade özgürlüğü ve çoğulculuğun egemen olduğu gerçek bir dijital kamusal alan haline gelmesi için ifade özgürlüğü ve yanlış bilgi kapsamında atılacak adımların sistematikleşmesi ve şeffaflık gerekiyor." "Ekran süreleri ve denge: Ne kadar, ne zaman, nasıl?",https://teyit.org/teyitpedia/ekran-sureleri-ve-denge-ne-kadar-ne-zaman-nasil,"Çocukların ekran karşısında geçirdikleri süreler, velileri kaygılandıran konuların başında geliyor. Haksız da sayılmazlar. Telefonla yemek yiyen ya da televizyonda çizgi film izleyerek sakinleşen çocuklar artık sıradan. Hatta hastanede beklerken sevdiği programı telefondan izlerken aşı olan çocuk bile var. Dijital dünyada büyüyen çocukların ekran karşısında daha çok vakit harcadığını söylemek mümkün. Bu konudaki istatistikler kuşkuya yer bırakmıyor. Common Sense Media tarafından ABD’de yapılan bir araştırmaya göre çocuklar ekran karşısında günde 4 saat 44 dakika , gençler ise 7 saat 22 dakika geçiriyor . Üstelik bu sürelere ödev ve araştırma yaptıkları saatler dahil edilmemiş. Ekranlara ayrılan süre ise 2015’ten beri 42 dakika artmış durumda. Diğer araştırmalar da pandemi süreciyle birlikte ekran sürelerinin arttığı sonucuna ulaşmış . Uzmanlar ekran karşısında geçirilen bu sürelerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açma ihtimaline karşı uyarıyor . Hareketsizlik obezite ile ilişkilendirilirken , maruz kalınan ekran ışığının da çocukların uyku kalitesini etkileyebileceği aktarılıyor. Ancak konuya farklı bir noktadan yaklaşarak velilerin bu konuda daha az endişe etmesi gerektiğini öne süren çalışmalar da yayınlanmış durumda . Peki ekran sürelerinin ne kadar, ne zaman ve nasıl olması gerektiğine dair bazı yanıtlar var mı? Ekran sürelerinin ne kadar olacağı yaş ve ilgiyle değişiklik gösteriyor. Elbette bu süreler otoriteler tarafından tavsiye olarak belirlenmiş ve tamamen özelleştirilmeye açıklar. Amerikan Pediatri Akademisi, 18 aydan küçük çocukların ekranla temasının olmamasını tavsiye ediyor. Küçük çocukların ekranlara değil insanlara ihtiyaç duyduğu UNICEF tarafından da dile getiriliyor . Özellikle pandemi döneminde sıkça yaptığımız görüntülü telefon görüşmeleri istisna tutulmuş . 18-24 aylık çocuklarda nitelikli içeriklerin aile gözetiminde çocuklara verilmesi uygun bulunmuş. 2-5 arasındaki çocuklarda günlük bir saatten fazla olmamak kaydıyla nitelikli içeriklerin gösterilmesi kabul edilebilir seviye olarak belirlenmiş . Örneğin Avustralya'daki ilgili bakanlık 5-17 arasındaki çocuklar için iki saatten fazla ekran süresi önermiyor . Yaş büyüdükçe sınırlar biraz size kalıyor. Bu yaştan sonra aile planı oluşturmak ya da çocuğunuzla anlaşmalar yaparak süreci ilerletmek önerilen seçenekler arasında. Bilgi Üniversitesi’nde çalışmalarına devam eden, Dijital Medya ve Çocuk projesinin de kurucusu Esra Ercan Bilgiç’ in hazırladığı veli ve çocuklar arasında imzalanabilecek bir ekran süresi anlaşmasına göz atılabilir . Eğlenceli anlaşmalarla ekran sürelerinin yanına hareket ve sosyallik gibi enstrümanları eklemek çocukların gözünde despot kişiler olarak görünmenin de önüne geçecektir. Ekran karşısında geçirilen süre kadar bu zaman diliminde ne yapıldığı da önemli. Yani ekrandaki nitelik . Bu noktaya parmak basan güncel bir araştırma 9-10 yaş arasındaki çocukların ekran süresinden direkt olarak zarar görme olasılıklarının düşük olduğunu buldu . Ekran başındaki süreyi kötü ya da iyi olarak etiketlemek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini vurgulayanlar da var . Örneğin Ocak 2017’de bir grup akademisyen The Guardian ’da ekran süreleri hakkında açık bir mektup yayınladı. Araştırmacılar ekran süresi yönergelerinin, yanıltıcı unsurlar üzerine değil; gerçek veriler ve kanıtlar üzerine kurulmuş olması gerektiğini savundu . Buna göre olumlu çevrimiçi etkinlikleri desteklemek, çevrimdışı etkinlikler kadar önemli olabilir . Çocuklar arasında popüler olan Minecraft oyunu ABD ve İsveç’teki bazı okullarda bilim, şehir planlama ve yabancı dil öğretmek için kullanılıyor . Oyunlaştırılmış öğrenmenin problem çözme ve işbirliğini geliştirdiği açık. Ekran sürelerini düzenlemek ve nitelikli vakit yaratmak için önerileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığı geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip . Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 28 Aralık 2021’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." 2022 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu: İnsanlar haber tüketiminden kaçınmaya çalışıyor,https://teyit.org/teyitpedia/2022-reuters-enstitusu-dijital-haber-raporu-insanlar-haber-tuketiminden-kacinmaya-calisiyor,"Reuters Enstitüsü'nün 46 ülkeden 93 bin haber tüketicisinin katılımıyla düzenlediği anketlerin sonucunun yer aldığı 2022 Dijital Haber Raporu yayınlandı. Haberlere ilgi ve güven birçok ülkede geçen yıla kıyasla düşmüş olsa da, bazı ülkelerde hâlâ Covid-19 pandemisinden önceye göre yüksek. Anket yapılan ülkelerin neredeyse yarısında haberlere güven düşmüş. Finlandiya bu yıl da yüzde 69 ile habere güvenin en yüksek olduğu ülke. Rusya Ukrayna savaşından önce konvansiyonel medya (televizyon, radyo, gazete) tüketimi düşmüş olsa da bu payı, sosyal medyadan haber tüketimi tamamlamış da değil. Kısacası haber tüketiminde genel bir düşüş söz konusu. Rusya Ukrayna savaşından sonra beş ülkede (Almanya, Polonya, Britanya, ABD, Brezilya) yapılan anketlere göre ise, en çok güvenilen haber kaynağı televizyon. Yani kriz zamanlarında insanların geleneksel medyaya sarıldığını söylemek mümkün. Bu yılın raporu, dünya çapında kullanıcıların haber bitkinliği yaşadığını ve bilinçli olarak haber tüketmekten kaçındıklarını gösteriyor. Genel olarak haberlere ilgi 2017’de yüzde 63’ken bu yılın raporuna göre yüzde 51. Haber tüketiminden bilinçli olarak kaçınanların yüzde 43’ü Covid-19 ve siyaset haberlerini çok sık görmelerini, yüzde 36’sı haberlerin ruh hallerini kötü etkilemesini, yüzde 29’u ise haberlere güvenmeyişlerini sebep gösteriyor. Haber tüketiminden bilinçli olarak kaçınanların yüzdesi. Sırasıyla: “Covid-19 veya siyasi haberler çok fazla; ruh halimi kötü etkiliyor; bu kadar çok haber yoruyor; haberler güvenilmez veya taraflı; istemediğim tartışmalara yol açıyor; bu bilgiyle yapabileceğim bir şey yok.” Ayrıca Avustralya, Brezilya, ABD gibi ülkelerde, haber tüketiminden kaçındığını söyleyen gençlerin yüzde 15’i haberlerin fazla karmaşık ve yorucu olduğunu belirtiyor . Bu bulgular, özellikle gençler arasında daha çok kullanılan TikTok’taki “ Son 24 saatte neler oldu? ” temalı videoların çok izlenmesini ve yüksek etkileşim alma sebebini anlamamıza yardımcı olabilir. Raporda 30 yaş altı haber tüketicilerinin değişen alışkanlıkları na da dikkat çekiliyor ve bu yaş grubunun eskisine kıyasla, internetten haber almak için YouTube, Instagram ve TikTok gibi daha görsel mecraları giderek daha fazla kullandıkları vurgulanıyor. Örneğin TikTok kullanan gençlerin yüzde 15’i platformu haberleri takip etmek amacıyla kullanıyor. İnternette haber okumak yerine izlemeyi tercih edenlerin gerekçelerinin başında, video formatının kolay tüketilmesi geliyor. Haberleri video formatında tüketenlerin yüzde 42’si sebep olarak bu formatın daha kolay tüketilmesini, yüzde 41’i daha ilgi çekici olmasını, yüzde 24’ü ise videolarla daha çok karşılaşmalarını gösteriyor. Ancak genel resme baktığımızda haberleri metin olarak tüketenlerin oranı hâlâ videoya göre yüksek. Örneğin Türkiye’deki katılımcıların yüzde 61’i yazılı formatı tercih ederken, yalnız yüzde 13’ü video formatını önceliyor. Ayrıca pandemiyle birlikte duraksayan podcast tüketimi bu yıl yükselişte . İrlanda, ABD, İsveç, Singapur ve Japonya gibi 20 ülkenin yer aldığı havuzda podcast dinleme oranı yüzde 34 ile geçen yıla kıyasla 3 puan artmış. YouTube ve Spotify gibi platformlar bu yükselişten faydalanarak podcast sektöründe adımlar atmaya başladı. Avustralya, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde internet haberciliğine para ödeyerek destekleyenlerin sayısı artmış olsa da bu kişilerin yaş ortalaması 50 ve yayıncılar gençlere ulaşmakta güçlük yaşıyor. Örneğin Britanya’da 18-24 yaş arası kullanıcıların yüzde 75’i Netflix gibi medya platformlarına aboneyken, haber kuruluşlarına üye olanların oranı yüzde 2. Ayrıca abonelik sistemiyle işleyen dijital mecraların sayısının ve dünya çapında hayat pahalılığının artışıyla, abone olduğu mecraları azaltmayı düşündüğünü söyleyenler de mevcut. Yani birçok ülkede maddi açıdan güçlük yaşayan medya kuruluşları kan kaybetmeye devam ediyor. Çalışmada sosyal medya kullanımıyla yanlış bilgi sorunu arasında bir ilişki olduğu öne sürülüyor. Genel olarak katılımcıların yüzde 54’ü internette gördükleri haberlerin doğruluğundan emin olamadıklarını söylese de, bu oran sosyal medyayı ana haber kaynağı olarak kullanan katılımcılarda yüzde 61. Bu, sosyal medyayı daha aktif kullananların, yanlış bilgi sorunun daha farkında olduğu anlamına geliyor olabilir. “Geçen hafta bu konulardan herhangi biriyle ilgili yanlış bilgiyle karşılaştınız mı?” sorusuna, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa kıtasının en çok verdiği yanıt, yine Covid-19. İkinci sırada siyaset var. Ancak bu çalışmanın Rusya Ukrayna savaşı ve Covid-19 kısıtlamalarının hayatımızdan çıkmaya başlamasından hemen önce yapıldığını unutmamak gerek. Sırasıyla Covid-19, siyaset, ünlüler, iklim değişikliği, göç, dolandırıcılık Türkiye özelinde ise yanlış bilgiyi bir sorun olarak gördüğünü söyleyenlerin oranı yüzde 62. Katılımcıların yüzde 53’ü son bir haftada siyasetle ilgili yanlış bilgilerle karşılaştıklarını söylemiş; yani Türkiye’de siyaset birinci sırada. Raporda sosyal medya platformlarının Teyit gibi doğrulama kuruluşlarıyla çalışmaya devam ettiği de vurgulanmış. Türkiye’den 2 bin 7 kişiyle yapılan anket sonuçlarına göre, Türkiye’de sosyal medya, en çok kullanılan haber kaynağı olarak televizyonu geride bıraktı. Ankete göre katılımcıların yüzde 63’ü haber almada sosyal medyayı kullanırken, haberleri televizyondan edinenlerin oranı yüzde 60. Türkiye’de haber tüketim kaynakları (Turuncu: çevrimiçi kanallar, turkuaz: televizyon, lacivert: sosyal medya, mor: yazılı basın) Ülkede en çok kullanılan ilk üç sosyal medya platformu sırasıyla YouTube, WhatsApp ve Instagram. Haber almada en çok kullanılan platform ise yüzde 43 ile yine YouTube ; Instagram yüzde 40 ile ikinci, Twitter ise yüzde 35 ile üçüncü sırada. Aynı zamanda katılımcıların yüzde 50’si, sosyal medya, mesajlaşma ve e-posta yöntemiyle karşılaştıkları haberleri paylaştıklarını belirtmiş. Kapalı mesajlaşma platformu Telegram ise geçen seneye kıyasla yüzde 3 puan kaybetmiş. Hem en çok kullanılan, hem de haber almada en çok kullanılan cihaz ise akıllı telefon. Akıllı telefonlar 2016’da bilgisayarı geçtiğinden beri her yıl ilk sırada yer alıyor. Öncelikle bu anketin Türkiye’de şehirde yaşayan katılımcılarla yapıldığını ve geçen yıl da Türkiye sonuçlarının tartışmalı oluşunun gündeme geldiğini hatırlatmakta fayda var. Türkiye Sınır Tanımayan Gazeteciler basın özgürlüğü endeksine göre 180 ülke arasında 149. sırada. Reuters’ın raporu, bağımsız gazetecilerin karşılaştıkları güçlüklerin ve iktidar karşıtı bazı haber kuruluşlarının bir şekilde ayakta durmayı başarabilmesinin altını çiziyor. Siyasi baskılar nedeniyle uluslararası kuruluşların ülkede yayın yapmasının güçleştiği de ayrıca vurgulanıyor. 2021’de yüzde 41’e düşen habere duyulan güven oranı, 2022’de yüzde 36’ya düştü . Bu oranları yaşa göre incelediğimizde, yüzde 48 ile habere güven oranının en yüksek olduğu grubun 55 yaş üstü olduğunu görüyoruz. Haberlere en az güvenen yaş grubu ise yüzde 28 ile 18-24 arası gençler. Sırasıyla genel, cinsiyete göre ve yaş gruplarına göre haberlere güven oranı En çok güvenilen haber kuruluşlarında birinci sırada yüzde 67 ile Fox TV olsa da geçen yıla kıyasla dört puan kaybetmiş. En az güvenilen haber kuruluşu ise yüzde 35 ile Sabah. Ayrıca bilinçli olarak haber tüketmekten kaçındıklarını söyleyenlerin oranı yüzde 56. Marka güven skorları (Mor: güveniyorum, gri: ne güveniyorum ne güvenmiyorum, mavi: güvenmiyorum) Genel tabloya bakıldığında Güney Avrupa, Latin Amerika ve Asya Pasifik ülkeleri iklim değişikliğiyle ilgili haberlere en çok ilgi duyan ülkelerden. Katılımcılara “Aşağıdaki haber türlerinden hangilerine ilgi duyuyorsunuz?” diye sorulduğunda “iklim değişikliği” cevabı verenlerin oranı Romanya’da yüzde 54 ve listenin başında geliyor. Üçüncü sırada ise yüzde 52 ile Şili ve Filipinler’in yanı sıra Türkiye yer alıyor. Bunun sebeplerinden birinin coğrafya olması muhtemel. Yunanistan ve Türkiye gibi iklim değişikliği haberlerine ilginin yüksek olduğu ülkeler, 2021’de çok sayıda orman yangınıyla karşılaşmış ve medyada iklim değişikliği konusu ön plana çıkmıştı . Kriz dönemlerinde doğru bilgiye ve haberciliğe ilgi doğal olarak artsa da dünya çapındaki kullanıcılar gitgide daha az haber görmek istiyor, haberlerden yorulduklarını belirtiyor veya haberleri fazla karmaşık buluyor. Burada gazetecilere düşen, karmaşık bilgileri daha da basitleştirerek anlatmak, çözüm gazeteciliği gibi alanlara yönelerek durumun aşırı karamsar olmadığını göstermek ve kitlelere ortada bir çözüm olduğunu göstermek olabilir." Altı maddede velilerin kriz anlarında dikkat etmesi gerekenler,https://teyit.org/teyitpedia/alti-maddede-velilerin-kriz-anlarinda-dikkat-etmesi-gerekenler,"Kriz anlarında veli olmak kolay değil. Dünyayı her yıl etkisi altına alan orman yangınları, rekor kıran hava sıcaklıkları, iklim değişikliği kaynaklı sel felaketleri, depremler, Rusya Ukrayna arasında devam eden savaş gibi hepimizi kaygılandıran onlarca kriz yaşanıyor. Yanlış bilginin çoğaldığı böyle dönemlerde sosyal medyanın doğru ve bilinçli kullanımı daha da önemli hale geliyor. Bu yazıda “ kriz anları ” olarak nitelendirilen gelişmeler sırasında veli ve çocukların nelere dikkat etmesi gerektiğine bakacağız. İnternetteki yanlış bilgi sorununun önüne geçmek için çalıştığımız Teyit ’te, bazı zamanları “ kriz anı” olarak niteliyoruz . Daha kapsamlı bir tanım yapmak gerekirse kriz anları; duygusal yükselişlerin olduğu, travmatik olayların yaşandığı, toplumda kutuplaşmanın yükseldiği, olaylara bağlı nefret söyleminin arttığı, seçim zamanları, sistemsel değişimler, doğal ya da insana bağlı afetler gibi durumları kapsıyor. Covid-19 pandemisi, uzun soluklu bir krizdi. Her yaz tekrar eden ve büyüyen orman yangınları da öyle. Mesela dün akşam Marmaris’ten gelen orman yangını haberiyle birlikte ekipçe tetikteyiz. Kriz anlarında yanlış veya doğrulanmamış bilgilerin daha çok paylaşılmasının altında birçok neden yatıyor . Bunlardan en masumu insani bir güdüyle zorda olanlara yardım etme ihtiyacı. Ancak bazen bilgiyi doğrulamadan paylaşmak yarardan çok zarara yol açıyor. Hal böyle olunca haberleri genellikle sosyal medyadan tüketen bizlerin yanlış bir bilgi, dramatik bir fotoğraf ya da hassas videolarla karşılaşması epey muhtemel. Doğru ya da yanlış; haberlerin çocuklar üzerinde büyük etkileri olduğu su görütmez. ABD’de 10-18 yaş arası 853 çocuğun katılımıyla yapılan bir araştırmada çocukların haberlere yaklaşımları incelenmiş. Araştırmaya katılan çocukların yüzde 63 ’ü haberlerin onları korkmuş , kızgın , üzgün veya depresif hissettirdiğini beyan etmiş . Çocukların yüzde 31 ’i altı ay içinde sonradan yanlış olduğunu öğrendikleri bir haberi paylaşmış . Sakin kalıp mantıklı davranmanın zorlaştığı kriz anlarında yanlış haberi paylaşma eğiliminin bu değerden çok daha yüksek olacağı kesin. Ayrıca Covid-19 salgınıyla birlikte zirve yapan yanlış haberlerin, çocukların psikolojisine zarar verdiğine dair çalışmalar mevcut. Uzmanlara göre pandemi sırasında ortaya atılan yanlış haberler çocuklarda obsesif kompulsif bozukluklar, travma sonrası stres bozuklukları ya da fobilere neden olabilir . Kriz anlarında bizi bilgi düzensizliği nden kurtarıp yanlış bilgiye karşı koruyacak yollar var. Velilerin kriz anlarında dikkat edebileceğini altı madde şöyle: Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip . Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 21 Temmuz 2021’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-dezenformasyon-multeci-krizini-derinlestiriyorpng.jpeg, Dış politikada bir prestij meselesi: Fotoğraflar,https://teyit.org/teyitpedia/dis-politikada-bir-prestij-meselesi-fotograflar,"Fotoğraflar zamanda bir duraksama, bir donma olarak görülebilir. Ama hayat akar. Bir bağlam ve anlam içinde. Peki bir fotoğrafa bakarken, fotoğrafın çekildiği bu tekil anın öncesi ya da sonrasını hiç düşündünüz mü? Fotoğraf kareleri, özellikle de dış politikada kolayca bir “prestij” meselesi haline gelebiliyor. Kareler bir biçimde bağlamından da koparılarak paylaşılabiliyor. Türkiye ve dünya tarihinde bunun çokça örneğini görmek mümkün. Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman, 22 Haziran 2022 tarihinde Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü . Bu ziyaret iki ülke için de önemliydi. Çünkü 2018 yılında Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmüş , gazetecinin cesedine ulaşılamamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, cinayetten Suudi yönetimini sorumlu tuttuğunu açıklamış, iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Görüşme sonunda, iki ülkenin ortak bildirisinde , siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik ve kültürel ilişkiler dahil yeni bir işbirliği döneminin başladığı vurgulandı. Görüşme sonrası aynı andan iki farklı fotoğraf servis edildi . Cumhurbaşkanlığının yayınladığı fotoğrafta Muhammed bin Selman’ın Erdoğan’ın elini kendisine doğru çektiği görülse de, her iki lider de olağan bir duruş sergilemiş. Cumhurbaşkanlığının servis ettiği fotoğraf. Suudi kaynaklardan yayınlanan fotoğrafta ise durum biraz farklı. Bu fotoğrafta Erdoğan, Muhammed bin Selman’ın önünde eğiliyormuş gibi görünüyor . Sosyal medyada ve gazetelerde bu durum Suudi prensin “üstünlüğü” olarak yorumlandı. Suudi kaynakların servis ettiği fotoğraf Gelelim bu iki fotoğrafın öncesi ve sonrasına. Erdoğan’ın aşağıya doğru baktığı bu anı Anadolu Ajansı’nın yayınladığı videoda görebiliyoruz . İki lider, bir süre tokalaşarak poz veriyor. Tokalaşma biterken de Cumhurbaşkanı Erdoğan, arkasındaki koltuğa oturmak için hafif eğiliyor. Tıpkı Erdoğan gibi, saniyeler sonra Muhammed bin Selman da kafasını hafifçe eğdikten sonra koltuğuna geçiyor. Yani Suudi basınının servis ettiği bu görüntü aslında sadece bir an; ancak o anı yakalamak dış politikada bir “itibar veya prestij” meselesi olarak kullanılabiliyor. Benzer bir başka olay, Türkiye ve Yunanistan savunma bakanlarının görüşmesinde de yaşandı. İki ülkede karşılıklı açıklamalarla süren bir gerginlik söz konusu. Bu gerginlik devam ederken, 16 Haziran 2022’de Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Yunan mevkidaşı Nikos Panagiotopoulos’la görüştü . Bu görüşmeden yayınlanan fotoğraflar ise, iki ülkede birbirinden farklı yorumlanarak paylaşıldı. Türkiye’de paylaşılan fotoğraflarda, Hulusi Akar’ın mevkidaşı Panagiotopoulos’a karşı sert bir tavır aldığı , hatta “ayar verdiği” söylendi . Fakat bu fotoğraf kareleri de bir videodan alınmış . Yunan gazeteci Kostas Sarikas’a göre , Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’nın da paylaştığı bu anlar, Türkiye’nin kendi lehine göstermek istediği görüntüler. Yayınlanan bu görüntülerde Akar’ın sert tavırları olsa da, videonun genelinde ikili arasındaki görüşmede samimi oldukları görülebiliyor. Böyle bakıldığında, meselenin bir fotoğraf karesinin nasıl yorumlanmak istendiğin, yani niyet olduğunu söylemek mümkün. Siyasilere ait bu kıyaslamalar bir ilk değil. Dünyada ve Türkiye’de bilinen onlarca örneği var. Eski Almanya Başbakanı Angela Merkel ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın G7 zirvesindeki fotoğrafı da onlardan biri. Ama biz Türkiye için en bilinenlerine bir bakalım. 1999 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ABD Başkanı Bill Clinton’la Oval Ofis’te bir görüşme yapmış , bu görüşmede Clinton’ın Ecevit’le koltuğa yaslanarak konuşması ise gündem yaratmıştı. Zira bu olayla Türkiye’nin ABD karşısında itibarının düştüğü ima edilmişti. Ecevit ve Clinton Oval Ofiste görüşürken. (AA-Mustafa Abadan) O gün bu fotoğrafı çeken isim gazeteci Mustafa Abadan’dı. Teyit ’in ulaştığı Abadan, iki liderin Oval Ofis’e doğru yürüdükleri sırada şiirden bahsetmeye başladıklarını söylüyor. Ecevit’in şair yönü biliniyor. İki lider konuşurken onları takip eden Abadan, “Aramızda üç dört metre var yoktu, o konuşmayı yapanları iki şair olarak düşündüm ve fotoğraflarını çektim” diyor. Abadan, Ecevit’in genellikle fotoğrafta olduğu gibi ellerini birleştirerek durduğunu, fotoğrafı çekerken kötü bir anlam çıkabileceğini düşünmediğini söylüyor. Fotoğraf yayınlandıktan sonra, Anadolu Ajansı’nın önüne tepki göstermek için toplananlar bile olmuş, fakat kimse fotoğrafın hikayesi için Abadan’a ulaşmamış. Ecevit sonrasında Abadan’a, bugün dahi hatırladığı bir cümle kurarak, “Sakın üzülmeni istemiyorum, ben o fotoğrafı neden çektiğini biliyorum” demiş. Abadan, yıllar sonra ilk kez birinin bu fotoğrafın hikayesini duymak için aradığını söylüyor. Ona göre, bir kare fotoğraf Meydan Larousse ansiklopedisi gibi, çünkü anlattığı çok fazla şey var. 2002 yılına gelindiğinde, dönemin Başbakanı Ecevit, bu kez ABD Başkanı George Bush’la görüşmüş , Türkiye basınının manşetlerine , Bush’un Ecevit’in karşısında eğildiğini gösteren fotoğraf karesi yansımıştı. Yıllar sonra, Clinton karşısında kaybedilen itibar, bu fotoğrafla geri kazanılmıştı. ABD Başkanı Bush’un Ecevit’in önünde eğildiğini gösteren o an. (AA - Hikmet Saatçi) Benzer bir durum 2021 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da başına gelmiş, Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden karşısında eğildiği iddia edilen bir fotoğraf paylaşılmıştı. Financial Times bu fotoğrafı manşetine taşımıştı . Ancak işin aslına bakıldığında Erdoğan, Biden karşısında eğilmiyor, oturduğu yerden kalkmaya çalışıyordu. Teyit , daha önce de liderlerin başka ülkelerin liderleri önünde eğildiği iddiasıyla paylaşılan fotoğrafları incelemişti . Liderlere ait bu fotoğraf kareleri yanlış bilginin yayılmasına da sebep olabiliyor, fotoğraflar bağlamından koparılarak paylaşılabiliyor. Bağlamdan koparma, doğru bir bilginin, içinde bulunduğu olaylar veya ilişkiler örgüsünden koparılarak farklı bir anlatı içinde sunulduğu yanlış bilgi türü. Olay örgüsü verilmeden paylaşılan fotoğraf kareleri de bu yanlış bilgi türünün en basit örneklerinden biri. Bağlamından koparılarak paylaşılan fotoğraflar basitçe hazırlanabiliyor. Çünkü fotoğraf üzerinde bir oynama yapılmasına gerek yok. Fotoğraf karesini farklı bir anlatı içinde sunmak yeterli. Bu fotoğrafların elbette siyasal iletişimde de paylaşılma motivasyonları var. Konuyu, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden Dr. Ayşenur Kılıç’a sorduk. Kılıç’a göre, meselenin siyasal iletişim çalışmaları içindeki değerlendirmesine, gündem belirleme ve çerçeveleme kuramı üzerinden bakılabilir. Bu kavramlar temel olarak, medyanın insanlara ne düşüneceğini değil, ama ne hakkında düşüneceğini belirlediğini söyleyen yaklaşımı anlatıyor. Kılıç, uluslararası haberlerde fotoğrafların bağlamından koparılmasının belli motivasyonları olduğunu, bunlardan birinin, fotoğrafların sadece uluslararası ilişkilerde değil, aynı zamanda iç siyasette de etkili olmasından geçtiğini söylüyor. Hükümetler de, dış ilişkilerinin yanı sıra aynı zamanda kendi seçmen kitlesini de dikkate aldığı için, politikalarına kamuoyunda bu fotoğraflarla meşruiyet kazandırabilir. Benzeri videolarda da geçerli. Bir video manipüle edilmemiş, videoda herhangi bir düzenleme yapılmamış olabilir. Fakat yine de görüntü eksik sunularak, sadece belli bir kısmı alınarak kullanıldığında bağlamından yoksun bırakılabilir. Ya da videonun başı veya sonunda belirli kısımlar verilmeyebilir ve ifadeler tam tersi bir niyeti işaret ediyormuş gibi öne sürülebilir.  Soyutlama ve değinmeme denilen bu kavramlar da yanlış bilgi türlerinden. Bu yüzden yanlış bilgiye maruz kalmamak için, haber teyit mekanizmalarını, uluslararası haberleri değerlendirmede devreye sokmak önemli. Dr. Ayşenur Kılıç’a göre, fotoğrafın araştırılarak kaynağının teyit edilmesi, kaynağın bahsedilen ülke ile politik ilişkileri, aynı kaynağın, bahsedilen ülke hakkında yaptığı diğer haberlerin değerlendirilmesi, haberin hangi ajanstan servis edildiği ve fotomuhabirinin güvenilirliği gibi birçok konuya dikkat etmek gerekiyor." Dezenformasyon mülteci krizini derinleştiriyor,https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyon-multeci-krizini-derinlestiriyor,"Geride bıraktığımız 10 yılda, tüm dünyada mülteci nüfusu iki kattan fazla arttı. UNHCR 2021 verilerine göre dünyada 84 milyondan fazla insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bunlardan 26,6 milyonu kayıtlı olarak mülteci statüsünde. Dezenformasyon , sığınmacılara karşı normalden daha hassas bir tehdit. Dünyada mülteciler hakkında yayılan yanlış bilgi, nefret söylemi, kutuplaşma ve ötekileştirmeyi besliyor. Teyit, kurulduğu günden beri mültecilerle ilgili sayısız iddiayı yanlışladı. Dünyada devam eden mülteci krizinin etkilerini anlayabilmek için Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı İlkeler Kılavuzu imzacısı ve göç dalgasının yoğun hissedildiği İspanya , Yunanistan , Almanya , Kolombiya ve Lübnan ’dan beş doğrulama organizasyonuyla, ülkelerindeki mülteci krizi perspektifinde yanlış bilgi sorununu değerlendirdik. İspanya’dan Maldita , Yunanistan’dan Ellinika Hoaxes ve Almanya’dan Correctiv , Covid-19 pandemisi nedeniyle mülteciler hakkındaki yanlış bilgilerin sayıca azaldığını gözlemlediklerini söyledi. Ancak Ellinika Hoaxes’tan Thanos Sitistas ’a göre bu durum, şu anda mültecilere karşı nefret söylemi olmadığı anlamına gelmiyor. Correctiv’den Alice Echtermann , pandemi döneminde mültecilerle ilgili yanlış bilginin sayıca az olduğu dönemde bile pandemi kısıtlamalarının Müslümanlar için daha esnek olduğu gibi iddialar ortaya atıldığını söylüyor. Bu durum, gündemde halk sağlığıyla ilgili bir kriz olsa da mülteciler hakkındaki dezenformasyonun odakta olduğunu gösteriyor. İspanya’da faaliyet gösteren Maldita’dan Natalia Diez , İspanya’da mülteci dezenformasyonunun beş ana başlık ve sorun etrafında yoğunlaştığını vurguluyor: Maldita ekibi, hazırladığı raporda İspanyol halkının daha yaygın iddialara daha çok inandığını da tespit etmiş. En çok inanılan iddialar arasında mültecilerin topluma entegre olmadığı, İspanya'nın değerlerini küçümsediği, hükümetin mültecilere ayrıcalıklı davrandığı ve tek başına seyahat eden küçük yaştaki mültecilerin tehlikeli olduğu varsayımları yer alıyor. Kolombiya, Venezüela’daki güvensizlik, ekonomik istikrarsızlık ve şiddet nedeniyle Venezüelalılar için bir can simidi konumunda . En az dört milyon Venezüelalı, Kolombiya’ ya sığınmak için sınırı geçti ve bu sayı artmaya devam ediyor. Kolombiya’da faaliyet gösteren Colombia Check , yaşanan göç krizi boyunca dört farklı örüntü tespit ettiklerini söylüyor: Colombia Check Genel Yayın Yönetmeni Jeanfreddy Gutiérrez , göç dalgasının yoğun olduğu dönemde kültürel, sosyopolitik, tarihsel benzerlikler ve farklılıkları anlamak için göçmen teyitçilere ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor. Yunanistan’dan Ellinika Hoaxes’ın arşivi incelendiğinde, ülkede 2019 ve 2020’de mültecilerle ilgili aşağı yukarı benzer içerikler olduğu görülüyor. Yunanistan’da yayılan yanlış bilgi örüntüsü, Türkiye’dekiyle benzerlik gösteriyor. Örneğin 2020’de Ellinika Hoaxes’ın incelediği Yunanistan bayrağını indiren kişilerin mülteci olduğu iddiası , polis raporlarında o kişilerin Fransız olduğu ortaya çıkarılarak yanlışlanmıştı. Yaklaşık bir sene sonra, Antalya’daki bir tesisin gönderine Afganistan bayrağı çekildiği iddiası gündeme geldi. Farklı görüntüler, aynı çerçevede bağlamdan koparılıyor. Benzer şekilde Van İran sınırından geçen Afganları gösterdiği iddia edilen video , geçen sene Yunanistan sınırını geçmeye çalışan mülteciler iddiası olarak ortaya atılmıştı. Farkı ülkelerde benzer görüntü ve iddiaların yaygın olması, bu sorunun tek bir bölgeye özgü olmadığını ve benzer iddia örüntülerinin farklı bağlamlarda yeniden kullanılabildiğini gösteriyor. Almanya’daki atmosferi aktaran Correctiv’den Alice Echtermann , dezenformasyonun toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini, mültecilere karşı önyargı, güvensizlik ve korkuyu beslediğini belirtiyor. Almanya’da mülteci dezenformasyonun en popüler başlıklardan biri, mültecilerin çeşitli maddi yardımlar aldıkları. Alice Echtermann, mültecilerin Almanlardan daha fazla mali destek aldıkları ve çalışmadıkları halde devletten binlerce euroluk sosyal yardım edindikleri gibi iddiaları örnek gösteriyor. Benzer iddialara Türkiye’de de rastlamak mümkün. Ancak Türkiye’de mülteciler devletten nakdi destek ya da maaş almıyor, yapılan maddi yardımlar Avrupa Birliği, yardım vakıfları ve sivil toplum kuruluşlarınca sağlanıyor. Almanya ve Türkiye’deki mülteci dezenformasyonu ortaklıklara sahip olsa da farklı başlıklar yok değil. Echtermann, mültecilerin Almanya’ya şeriat getirmeye çalıştıkları ile ilgili iddialarla sık sık karşılaştıklarını söylüyor. Alice Echtermann, önceki yıllarda ağırlıklı olarak Suriye, Afganistan ve Irak’tan gelen mültecilerin odakta olduğunu, şimdi ise Ukraynalı mülteciler için benzer örüntülere sahip bir dezenformasyon dalgası başladığını aktarıyor. Örneğin Ukraynalıların çeşitli suçlar işlediklerine dair iddialar, geçtiğimiz yıllarda Ortadoğu’dan gelen mülteciler için de ortaya atılmıştı. Göç dalgasının yoğun olduğu ülkelerde, mültecilerin topluma adapte olmadığı ve ülkede güvenlik tehdidi oluşturduğu iddiaları sık sık gündeme geliyor. Bu durum toplumun ayrışmasına neden oluyor ve bazı durumlarda fiziksel şiddetle sonuçlanabiliyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen organ mafyası iddialarının bazı versiyonlarında çocuk kaçıran kişinin Suriyeli bir mülteci olduğu öne sürülmüştü. İddiaların etkisiyle, Gaziantep’te olayla hiçbir ilgisi olmayan Suriyeli bir kadın “çocuk hırsızına benzetildiği” iddiasıyla saldırıya uğradı . Türkiye’den sonra en çok mülteci barındıran ülke olan Lübnan’da durum pek farklı değil. Maharat News ekibi, Suriyeli mülteciler hakkında ortaya atılan yanlış bilgilerin uzun süredir kutuplaşmaya neden olduğunu söylüyor. Maharat News’in Nisan - Mayıs 2022 arasında incelediği 37 iddia arasında en yaygın olan konu, Suriyeli mültecilerin geri dönüşü. Maharat News ekibinin aktardığına göre, Suriyeli mültecilerin geri gönderilmesi, son birkaç aydır neredeyse tüm siyasi söylemlerin ve seçim kampanyalarının önemli bir parçası olmuş durumda. Politikacılar söylemlerinde kötüleşen ekonomik durumdan ve güvenlik statükosunun istikrarsızlığından Suriyeli mültecileri sorumlu tutuyor. Bu çerçeveden bakıldığında, dezenformasyon atmosferinin politik gündemi etkilendiğini söylemek mümkün. Türkiye’de de Suriyelilerin geri gönderilebileceklerine dair politikalar konuşulanlar arasında. Ancak Suriye’deki şartlar, uluslararası hukukun gereklerini sağlamaktan uzak ve gönüllü geri dönüşe imkan tanımıyor. Uzmanlar, siyasilerin geri dönüş söylemi yerine, daha kalıcı çözümlere işaret etmesi gerektiğini dile getiriyor. İlginizi çekebilir: Yerinden edilmiş Suriyeliler (I): Geri dönüş mümkün mü? Sonuç olarak tüm dünyada benzer görüntülerin yayılması, mültecileri konu alan dezenformasyonun tek bir ülkeyle sınırlı olmadığını gösteriyor ve diğer ülkelerde yaşananlara bakarak kapsamlı bir içgörü edinmeyi gerektiriyor. Mültecileri konu alan dezenformasyon, pandemi gündeminin hacmen gerisinde kalsa da tüm dünyayı etkileyen halk sağlığı krizi içerisinde bile yerini koruyor. Teyitçilerin verdiği demeçlerde, mültecileri hedef alan dezenformasyonun sosyal hak ve maddi yardımlar, artan suç oranları ve mültecilerin geri dönüşü üzerinde yoğunlaştığını ve ortaya atılan iddialar çürütülse bile yeniden gündeme gelebildiği görülüyor." Veliler siber zorbalıkla nasıl mücadele etmeli?,https://teyit.org/teyitpedia/veliler-siber-zorbalikla-nasil-mucadele-etmeli,"Gerçek hayatta yaptıklarımızdan çok daha fazlasını sosyal medya ve internette yapıyoruz. Oturduğumuz yerden alışverişler, adım atmadan gezdiğimiz yollar ya da arkadaşımız hakkında kolayca yaptığımız yorumlar ilk akla gelenler. İnternetteki davranışlarımızın sonuçları yokmuş gibi görünse de hayatımıza etkisi büyük. Oda arkadaşı, 18 yaşındaki üniversitesi öğrencisi Tyker Clement’in partneriyle öpüşürken kaydedilen görüntüsünü internete yüklemişti. Clement intihar etti. Hayatına son veren 15 yaşındaki Phoebe Prince da sosyal medyada sürekli taciz edilmişti. 2020 yılında hayatına son veren İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli’nin ailesi ‘siber zorbalığa maruz kalmasının yaşama azmini bitirdiğini’ açıklamıştı . Elbette bunlar uç örnekler. Ancak siber zorbalığa uğrayan çocuklarda ruhsal, duygusal ve fiziksel sorunlar görülmesi olası. UNICEF siber zorbalığı ‘dijital teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilen zorbalık’ diye tanımlıyor . ABD Suç Önleme Konseyi ‘internet, cep telefonu ve diğer dijital haberleşme araçlarıyla bir kişiyi utandırmak ve incitmek için mesaj ya da fotoğraf paylaşımı” olarak tarif etmiş . Diğer bir tanım ise ‘dijital medya üzerinden kendini savunamayan, gücünü gösteremeyen bir kişi veya gruba yönelik, art niyetli bir şekilde psikolojik, sosyal veya görsel olarak saldırgan davranışlar sergilemek’ olarak ifade ediliyor . Elbette siber zorbalık hakkında kısa ya da uzun birçok tanım yapılabilir. Tanımlar bize sadece kapı aralıyor. Odaklanmamız gereken resmi kendimiz de belirleyebiliriz. Çocuk ya da gençlerin sosyal ortamda başkaları hakkında kırıcı olabileceğini, bunu yaparken hakkında konuştukları insanların gözlerine bakmak zorunda dahi kalmayacaklarını, hatta bazen de sırf bu iş için sahte kimlikler oluşturabileceklerini göz önünde bulundurmak faydalı olacaktır. Bu konuda çalışan Nancy Willard , siber zorbalığın farklı türlerini kategorize etmiş . Willard, saldırgan bir dille oyun ya da tartışma gruplarında çok tahrik edici olmayan durumları parlama , daha ciddi olan ve hedef seçilen kişiyi tekrar edecek şekilde saldırgan ve hakaret içeren mesajlar gönderilmesini taciz , kişileri onurunu lekeyen ve itibarını zedeleyen mesajların yayılmasını karalama, sahte kullanıcılar ve hedef alınan kişinin hesabını ele geçirmeyi kimliğe bürünme, kişinin belirli ortamlardan kasıtlı olarak uzak tutulup yalnızlaştırılmasını dışlama, ısrarlı ve rahatsız edici takibi ise stalking olarak tanımlamış. Pew’in konu hakkındaki araştırmasında ABD’li gençlerin yüzde 59’u internette zorbalığa ya da tacize uğradığını beyan etmiş . Başka bir araştırmada ise engelli ya da aşırı kilolu çocukların siber zorbalığa maruz kalma ihtimalinin diğerlerinden fazla olduğu tespit edilmiş . Britanya'daki son araştırmada ise Covid-19 pandemisinin siber zorbalık oranlarını artırdığı ve sanal ortamdaki zorbalığın okuldaki zorbalığa da dönüşme potansiyeli üzerinde durulmuş . Yani gençler ceplerinde kendilerini sürekli tedirgin eden ve strese sokan bir telefonla dolaşmak durumunda. Siber zorbalığa uğrayan ya da siber zorbalık yapan çocuklar için velilerin yapabilecekleri şöyle: Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip . Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 22 Şubat 2022’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Ebeveynler Metaverse hakkında neler bilmeli?,https://teyit.org/teyitpedia/ebeveynler-metaverse-hakkinda-neler-bilmeli,"2022 yılında ‘gerçek’ dünyanın getirdiği yükü üzerimizden alacak bir icattan bol bol bahsedildi. Şimdilik sınır ve imkanları tam olarak belli olmayan Metaverse’den bahsediyoruz. Peki henüz gri olan bu dünya çocuklar için ne kadar güvenli? Veliler kaygılanmalı ya da korkmalı mı? Eskiden hac için Suudi Arabistan’a giden akrabalar yurda döndüğünde, naçizane birçok hediye de gelirdi. Bu hediyelerden beni en çok büyüleyen gözüme her tuttuğumda sırasıyla fotoğraflar gösteren bir garip aletti. Yüzüme yapıştırdığım aletle daha güzel ışık yakalayabilmek için oda oda dolaşır dururdum. Bizim hayatımıza çok sonraları sirayet etse de, 1950’lerde oyuncak olarak tasarlanan View Master , Metaverse kavramını açıklamak için kullanılabilecek en iyi anolojilerden biri diye düşünüyorum . Evren ötesi olarak dilimize çevirebileceğimiz kavram , insanların kendi sanal temsilleri ve dijital nesnelerle etkileşime girebildiği, sürekli açık olan sanal ortamlardan oluşan bir ağ olarak tanımlanabilir . Yani Metaverse’ü gerçekleştirmek için çocukken bizi büyüleyen gözlüklere benzer şekilde sanal gerçeklik (VR) veya artırılmış gerçeklik (AR) gözlükleri kullanacağız. Metaverse herkesin dilinde. Facebook’un şirket ismini Meta olarak değiştirmesi , farklı hizmet alanlarındaki şirketlerin sanal evren için giriştiği hazırlıklar işlerin daha da hızlanacağına işaret ediyor. Şimdilik yetişkinler için Metaverse hayatın büyük bir parçası değil. Ancak çocuklar için durum farklı. Aslında milyonlarca çocuk halihazırda VR gözlük kullanarak Roblox ve Fortnite gibi oyunların sanal dünyasında yaşıyor. Yani çocukların Metaverse’ün farklı bir versiyonunu kullandığını söylemek isabetsiz olmaz . Dünyada 30 milyondan fazla kişi VR gözlük sahibi ve bu sayı günden güne artıyor. Common Sense Media tarafından ABD’de yapılan Meteverse araştırmasına göre 8 - 18 yaş arasındaki gençlerin neredeyse yüzde 20’si VR gözlüklere sahip . Rapor, Metaverse hakkındaki riskleri beş maddede topluyor. Fizyolojik sorunlar, çocukların sözlü olmayan verilerinin şirketler tarafından izlenmesi, sanal ortamda karşılaşılacak yanlış bilgiler, cinsel istismar ve psikolojik sorunlar potansiyel riskler olarak belirlenmiş . Sanal platformlara girmek için 13 yaş sınırı buluyor ancak kriterlerin katı uygulanmadığını söylemek mümkün. Wall Street Journal’a konuşan psikologlar da VR gözlükler ve Metaverse hakkında temkinli açıklamalarda bulunuyor . Dünyadan gelen haberler de uzmanların kaygılarını haklı çıkarıyor. Dijital Nefretle Mücadele Merkezi’nin, popüler bir Metaverse uygulaması olan VR Chat hakkında araştırma dikkat çekici. Araştırmacılar reşit olmayan kullanıcılar da dahil olmak üzere kişilerin her yedi dakikada bir taciz içeren bir davranışa maruz kaldığını tespit etti. VR Chat uygulaması hakkında BBC’nin ulaştığı sonuç daha da çarpıcı. Buna göre BBC araştırmacısı, 13 yaşındaki bir kullanıcıyı taklit ederek, avatarların sanal cinsel ilişkiye girdikleri odalara ulaştı . Metaverse henüz gelişme aşamasında olsa da gelecek teknolojilerin bu yöne gideceği aşikar. Peki veliler Metaverse hakkında şimdi ya da sonrasında neler yapabilir? -En azından 13 yaşın altındaki çocukların VR ya da sanal dünyalara erişmemesine gayret gösterilebilir.-Çocuklarla Metaverse hakkında konuşulabilir ve sanal dünyanın gerçek olmadığı hatırlatabilir. -Sanal dünyalarda gezinen çocuklarla düzenli iletişim kurulabilir. Ne gördüklerini, ne yaptıklarını, kimlerle konuştuklarını öğrenilebilir. -Çocukların bu platformlarda sorun yaşamaları durumunda nasıl hareket edebilecekleri, şikayet ya da gizlilik ihlallerini nasıl bildirecekleri araştırılabilir. -Bilinçli Metaverse tüketicisi olmak için alandaki gelişmeler talip edilebilir. Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip . Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 26 Nisan 2022’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." İnternetten hastalık arama hastalığı,https://teyit.org/teyitpedia/internetten-hastalik-arama-hastaligi,"İnterneti kullanarak yakınlarınız ve kendi sağlığınız hakkında bol bol arama yaptığınızı biliyorum. Hatta yaptırdığı kan testinin sonuçlarını kendi yorumlamaya çalışan dostlarımız aramızda dolaşıyor. Her derde deva Google da, yardımcı olmaya hayli hevesli. ‘Gece yatmadan çorabınızın içine koyacağınız bir dilim soğanın yüksek ateş, nezle, enfeksiyon gibi hastalıklardan sizi koruyacağını ’ söylesem, yapacağınız ilk iş bu yazıyı okumayı bırakmak olurdu. Yıllardır internette dolaşan bu absürt öneriye inanan binlerce kişiyi düşünün. Çorabına soğan koyarak yatağa giren eş boşanma sebebi sayılır mı dersiniz? Covid-19 salgını sağlık hakkındaki haberlere yaklaşımımızı kökünden değiştirdi. Pandemi boyunca benzer iddialar pıtrak gibi türedi. Dünyadaki teyitçiler “ infodemi ” olarak adlandırılan bu bilgi kirliliği dalgasını önlemek için uzun mesai harcadı. Peki sağlık haberleri karşısında kendimiz ve yakınlarımızı nasıl güçlendirebiliriz? Çocuklar hakkında internette gördüğümüz kaygı uyandıran bir haberi, panik yapmadan nasıl karşılayabiliriz? Gençlerin sağlıkla ilgili konularda bilgi almak için interneti kullandığını tahmin etmek zor değil. Pandeminin gençler üzerindeki etkisi hakkında ABD’de yapılan bir araştırmanın sonuçları gayet açık. Yüzde 85 ’i sağlık hakkında bilgiler almak için interneti kullanmış. Yüzde 40 ’ı ise benzer sağlık sorunları olanları . Gençler Covid-19’un etkisiyle 2020 yılında en çok stres bozukluğu, anksiyete ve depresyon gibi hastalıkları araştırmış. Listede doğum kontrol yöntemleri, diyet, kanser, şeker ve kalp sorunları gibi başlıklar da mevcut. Bu kadar ciddi konular hakkında internetten bilgi edinmek birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Sağlık haberlerine bakarken nelere dikkat etmeliyiz beş maddede inceleyelim. Sağlıkla ilgili bir haber gördüğünüzde ilk yapacağınız şeylerden biri, öne sürülen bilginin orijinal kaynağını bulmayı denemek. Çünkü bilimsel çalışmaların haberleştirilmesi sırasında yapılacak hatalar, kaygı ve belirsizliğin büyümesine, bağlamından koparılmış bilgilerin yayılmasına ve en önemlisi halk sağlığının riske girmesine neden olabilir . Her şeyin başı sağlık. Hal böyle olunca yumuşak karnımızı kötüye kullanmak isteyen birçok paylaşım, haber, fotoğraf ya da mesaj bizi kendine çekmek için uğraşacaktır. Örneğin bir gazete tarafından bir haberde kullanılan başlık “Covid-19 aşısı oldu, eve dönerken öldü” idi . Bu başlığı görüp haberin bağlantısına tıklamayanlar, kişinin aşı yüzünden öldüğünü sandı. Gerçek ise aşı olan vatandaşın evine dönerken trafik kazasında hayatını kaybetmeseydi. Sağlık haberlerinde kullanılan dil de önemli bir ipucu olabilir. Mucize tedavi , sihirli iksir , kesin çözüm gibi iddialı ifadeler, okuyucuları etkilemek için kullanılan süsler aslında. Güvenilir sağlık tavsiyesi veren kaynaklar bir şeyi ‘garanti etmek’ yerine onun ‘yardımcı olabileceğini’ söyler . Sağlıkla ilgili içerikler kullanıcıları ticari çıkarlarına alet edebilir. Kendinizi aradığınız konuyla bağlantılı bir ürün ya da ‘ilaç’ alırken bulmanız an meselesi olabilir. Bu noktada “ bundan kim para kazanıyor ”, “ bu internet sitesi kime ait ” gibi basit sorular sormak iş görebilir. Ayrıca derdinize derman ararken güvenilir sandığınız bilgilerin aslında bir hastane reklamı olduğunu da fark edebilirsiniz. Alanında yetkin kişi ya da kurumlar elbette önemli bir gösterge. Ancak burada da seçici olmak gerek. Kendini uzman olarak tanıtan kişilerin yetkinliğini araştırmak, bağlı oldukları kurumların mı yoksa kişisel görüşlerini mi aktardıklarını anlamak anahtar noktalardan birkaçı. Teyit’te daha önce yayınlanan ‘ Kime güvenilir bilim insanı diyeceğiz ’ ve “ Sağlıkla ilgili anekdotal aktarımlara güvenebilir miyiz ” başlıklı yazılar önemli tavsiyeler içeriyor. Bu alandaki sorularımızı Yalansavar ’ın kurucusu ve tıp doktoru Işıl Arıcan ’a yönelttik: Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip. Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 26 Ekim 2021’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Medya Bursa’daki çöp evde bulunan çocuğun haklarını nasıl ihlal etti?,https://teyit.org/teyitpedia/medya-bursadaki-cop-evde-bulunan-cocugun-haklarini-nasil-ihlal-etti,"* Bu yazıda olayda bahsi geçen kişilerden sadece kadın ve çocuk olarak bahsedildi. Kişilerin fotoğraflarının yer aldığı internet linkleri özellikle kullanılmadı. Bursa'nın Nilüfer ilçesinde, 24 Temmuz 2022 günü çöple dolu evin tahliyesi sırasında kilitli bir odada baygın halde bulunan dokuz yaşındaki çocuk, aniden medyanın ilgi odağı haline geldi. Basında yer alan haberlere göre olay şöyle ortaya çıktı: Mahkeme 2020 yılında taşındığı evin sahibiyle sorun yaşayan bir kadının tahliyesine karar verdi. Karardan sonra icra ekibi, dairenin kapısını çilingir yardımıyla açtırınca, çöp dolu evle karşılaştı. Evin giriş kapısının kilidi değiştirildi. Ancak evde kiracı olarak yaşayan kadın tahliye kararına uymayıp evi kullanmaya devam etti. Bunun üzerine kadın ifadesi alınmak için polis merkezine götürüldü. Bu sırada evin temizlenmesi için Nilüfer Belediyesi ekiplerine haber verildi. Ekipler, temizlik çalışması sırasında bir odanın kapısının kilitli olduğunu fark etti. İçeri giren görevliler, odada yarı baygın halde yatan çocukla karşılaştı. Bir süredir çöp evde tutulduğu anlaşılan çocuk, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Çocuğun saçları ve tırnaklarının uzadığı, epey zayıfladığı ve vücudunda yaralar olduğu görüldü. Savcılık tarafından yapılan incelemede kadının, kilitli tutulan çocuğun teyzesi olduğu anlaşıldı. Kadın ‘çocuğa eziyet’ suçlamasıyla tutuklandı. Yaşanan olay ve gelişmeler neredeyse her haber mecrasında yer aldı. Bu dramatik olayın ilgi görmesi elbette beklenir. Ancak öznesi çocuk olan bir olayın haberleştirilme biçimi, kullanılan fotoğraflar ve videolar medyadaki etik sorunları bir kez daha tartışmaya açtı. Çocuğun isim ve resim hakları için azami hassasiyet gösterilmesi gerektirirken, bazı mecralar çocuğu, yüzü tanınacak şekilde ve adıyla teşhir etti. İsmi, kilosu ve boyu gibi kişisel verileri gün yüzüne çıktı. Haber dilinin de etkisiyle çocuğun bakımından sorumlu kadın ve annesi hakkında nefret söylemleri yayıldı. Peki Bursa’daki olay üzerinden çocuk hakları , medya ve etik ilkelere dair neler söylenebilir? Konunun uzmanları ne diyor? Kilitli tutulan çocuk ilk müdahale için ambulansa konduğu sırada gazeteciler de olay yerindeydi. İHA muhabirinin paylaştığı bir görüntüde ambulanstaki çocuk, gücünün yettiği kadar “ çekmeyin ” diye bağırıyordu. Takvim gazetesi battaniye içinde taşınan çocuğun yüzünü gösterdi. Hürriyet , haberinde çocuğun ismini açıkça kullandı. Birçok haber sitesi ya da kullanıcı buzlanan görselleri kullandı. Bazı görsellerde çocuğun sadece yüzü kapatıldı. Olayın şokunun atlatılmasının ardından çocuğun hastanedeki fotoğrafları da haber sitelerinde yer aldı. Çocuğun boy ve kilosuna kadar birçok bilgi etrafta dolaştı. Haberlerde kullanılan dil de yeni sorunlara yol açtı. Haber siteleri hikayeyi anlatırken ‘cani , acımasız , sorumsuz , talihsiz’ gibi birçok ifadeye yer verdi. Bu haberlerin ardından çocuğa bakım veren kadın hakkında sosyal medyada nefret söylemleri patladı. Bursa'daki olayla ilgili az da olsa etik kodlara uygun haberlere rastlamak mümkün. Bianet ve Diken ’de yer alan haberler aslında medyanın bir bölümünün konunun farkında olduğu ve etik kodlar konusundaki hassasiyetini gösteriyor. Etik alanında çalışan iletişim uzmanlarından Ruhdan Uzun’a göre 20. yüzyılın ilk yarısında çıkan ve gelişerek günümüze kadar gelen etik kodlar özgürlüklerle sorumluluklar arasında denge sağlamaya çalışıyor. Yani iletişim mesleklerinde çalışanların yapmaları ve yapmamaları gereken davranışları belirliyor . Bu kodların amacı ‘mağdurları’ korumak ve olası zararları en aza indirmek . Basın Konseyi ’nin 16 maddeden oluşan Basın Meslek İlkeleri’nde çocuklara has bir kural yer almıyor. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) 20 maddelik ilkelerinde de öyle. Şu an geçerli olmasa da Doğan Grubu Yazılı Medya Yayın İlkeleri ’nin yedinci maddesinde çocuk hakları, kadın hakları ile birleştirilerek etik kodlara dahil edilmişti . Etik ilkeler arasında çocuk haklarına detaylı şekilde değinen Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi bu hususta önemli. 1998 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından yayınlanan bildirgede ‘ Çocuklarla ilgili suçlarda, cinsel saldırılarda, sanık, tanık ya da mağdur (maktul) olsun, 18 yaşından küçüklerin açık isimleri ve fotoğrafları yayınlanmamalıdır ’ yazıyor. Ayrıca bu ilkeler arasında ‘ Çocuğun kişiliğini ve davranışlarını etkileyebilecek durumlarda gazetecinin, çocuktan sorumlu kişinin izni olmaksızın çocukla röportaj yapmamalı veya görüntüsünü almaya çalışmamalıdır ’ vurgusu önemli. Uzun’a göre çocuklarla ilgili etik kodlar yetersiz ve üzerlerinde yeniden düşünülmesi gerekiyor. Etik ilkeler ABD, İspanya ve Britanya gibi ülkelerde çocuklarla ilgili birçok tavsiye ve düzenleme öneriyor . (Sf.83) Bursa’da yaşanlar ve basındaki yansımalarını medya ombudsmanı Faruk Bildirici ’ye de sorduk: Çocuklar özel algılayışları ve gereksinimleri olan varlıklar. Bu nedenle çocuk hak ve özgürlükleri ayrıca ele alınıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989’da kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ’ye göre 18 yaşına gelene kadar herkes çocuk olarak kabul ediliyor . Bianet tarafından hazırlanan Çocuk Odaklı Habercilik El Kitabı ’na göre medya çocuğun toplumda nasıl algılandığını yansıtma ama aynı zamanda bu algıyı yeniden oluşturma gücüne sahip. Yani çocukların medyada ne kadar ve nasıl yer aldığı, medyanın çocuk hakları odaklı olup olmadığı çocuklara yönelik tutumların oluşmasında etkili. Ancak medyadaki çocuk temsilleri bazı sorunlar barındırıyor. Hrant Dink Vakfı tarafından Haziran 2018’de yayınlanan Türkiye Yazılı Basınında Çocukların Temsili isimli çalışmada konu hakkında etkileyici örnekler mevcut. Çalışmaya göre Türkiye’de çocuk nüfusu yaklaşık yüzde 30; çocukların medyada temsil edilme oranı ise yüzde 5 bile değil. Kısacası çocuklar Türkiye’de medyada görünmez durumda. Çocuklar Bursa’da yaşanan olayda olduğu gibi medyada yer bulduğunda ise sorun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Rapor çocukların medyada ancak, ‘mağdur’ veya ‘yetişkinlerin şirin uzantıları’ olarak yer bulduğunu tespit etmiş. Ayrıca haberler yapılırken çocukların olayla gerçek ilişkisi, onlarda yaratacağı etkiler, düşünceleri, hissedecekleri, birer özne olduklarının görmezden gelindiği ifade ediliyor. Yukarıdakiler Bursa’da yaşanan olay ve haberlerle uyumlu. Çocuk bir süre sonra daha iyi olup hak ettiği bakımı alacak. Ancak medya çocuğun hayatının geri kalanını nasıl etkiledi dersiniz? Bu konuyu Psikolog Oya Çanak ile görüştük: Çocukların medyadaki temsilleri daha önce de gündem oldu. Ekim 2020’de İzmir’de meydana gelen depremin ardından enkazdan kurtulan iki çocuğun fotoğrafları tartışma yaratmıştı. Gazeteciler enkazdan çıkarılan çocuk fotoğraflarını servis ederken kişisel bütünlüğe saygı hakkı yok sayılmıştı . Anneler, babalar, bakım verenler, veliler, ebeveynler ya da gazeteciler çocuk fotoğraflarını paylaşırken dikkatli olmalı. Aşağıdaki maddeler bundan sonrası için bize yol gösterici olabilir: Bursa’daki olay bir süre daha gündemde kalacak gibi. Benzer olay ya da çocukları direkt olarak ilgilendiren önemli konuların sonraki zamanlarda haber olacağına şüphe yok. Böyle bir durumda vatandaş olarak nasıl davranmamız gerektiğine dair sorularımızı Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Uzmanı Ceren Suntekin ’e yönelttik:" Araştırma: İnsanları yanlış bilgiye karşı aşılamak mümkün,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-insanlari-yanlis-bilgiye-karsi-asilamak-mumkun,"Covid-19 pandemisinden Ukrayna'daki savaşa , yanlış bilgi dünyada yayılmaya devam ediyor. İnsanların yanlış bilgileri tespit etmelerine yardımcı olacak birçok araç tasarlanıyor. Ancak bu araçların çoğunun sorunu, geniş ölçekli çözümler üretebilmelerinin zor olması. Fakat bu soruna bir çözüm bulunmuş olabilir. Cambridge Üniversitesi'nden Jon Roozenbeek ve Sander van der Linden ile Bristol Üniversitesi'nden Stephan Lewandowsky, yürüttükleri yeni çalışmada , "" önceden çürütme "" ( prebunking ) içeren beş kısa video tasarladı. Araştırmacılar bu videoları, internette kullanıcıları yanıltmak için sıkça başvurulan sahtecilik ve manipülasyon yöntemlerine karşı onları ‘aşılamak’ (inoculation) için tasarladı. Bu tür araştırmalar arasında şimdiye kadarki en büyük örnekleme sahip olan çalışma, aynı zamanda YouTube'da bu çeşit bir müdahaleyi test ederek bir ilk olma özelliğini de taşıyor. Araştırma kapsamında tasarlanan önceden çürütme videoları toplam beş milyon kişinin karşısına çıktı ve bu videoları bir milyon kişi izledi. Araştırmanın sonucuna göre, bu videolar insanların yalnızca kontrollü deneylerde değil, gerçek dünyada da yanlış bilgileri tespit etmesine yardımcı oluyor. YouTube kullanıcılarının, bir YouTube reklamı aracılığıyla karşılarına çıkan bu videolardan birini izlemesi, yanlış bilgileri tanıma becerilerini artırıyor. Yanlış bilgileri önceden çürütmenin alternatifi olan çürütmenin (ya da teyitçiliğin) birkaç sorunu var. Hakikatin ne olduğunu belirlemek çoğu zaman zor. Ayrıca bilgilerin teyit edildiği analizler, yanlış bilgiye inanma olasılığı en yüksek olan kişilere çoğu zaman ulaşamıyor . Üstelik ulaşsa bile, özellikle de güçlü bir siyasi yönelimi olan insanların, bu analizlere güvenmeleri zor olabiliyor. Araştırmalar yanıltıcı içerikleri teyit eden analizler yayınlamanın, yanlış bilginin yol açtığı etkiyi tek başına tamamen yok edemediğini gösteriyor: Buna devam eden tesir etkisi deniyor. Uzmanlar milyonlarca insana hızla ulaşabilecek yeni çözümler arıyorlardı. Ta ki şimdiye kadar. Aşılama teorisi , tıpkı tıbbi bir aşının bağışıklık sistemimizi antikor üretmeye teşvik eden zayıflatılmış bir patojen olması gibi, bizi manipüle etme girişimlerine karşı psikolojik direnç oluşturabileceğimiz düşüncesine verilen isim. Önceden çürütme girişimleri de çoğunlukla bu teoriye dayanıyor. Önceden çürütmeye dair çoğu model, iklim değişikliği ile ilgili gönderiler gibi, tekil yanlış bilgi örneklerine karşı koymaya odaklanıyor. Fakat son yıllarda çeşitli araştırmacılar , insanları internette gördükleri yanlış bilgilerin çoğunda yer alan tekniklere ve taktiklere karşı aşılamanın yollarını araştırıyor. Yanlış bilgiyi yayma tekniklerinin arasında öfke ve korku tetiklemek için duygu odaklı dilin kullanılması veya insanların ve grupların, üzerinde neredeyse hiç kontrol sahibi olmadıkları bir konu sebebiyle günah keçisi ilan edilmesi yer alıyor. Cranky Uncle ve Bad News gibi çevrimiçi oyunlar, önceden çürütme yöntemine dair ilk denemelerdendi. Bu yaklaşımın birkaç avantajı var. Bunlardan biri, kullanıcıların internette karşılaştıkları spesifik iddiaları incelemek zorunda olmadığı için “hakikat yargıcı” gibi davranmak zorunda hissetmemeleri. Çevrimiçi oyun yaklaşımı, haber kaynaklarının güvenilirliği konusundaki duygu odaklı tartışmalardan kaçınarak düşünebilmeyi de kolaylaştırıyor. Belki de en önemlisi, hangi yanlış bilginin yaygınlaşacağını tahmin etmeye çalışmamıza gerek kalmıyor. Ancak herkesin oyun oynayacak vakti veya motivasyonu yok. Bu sebeple araştırmacılar, daha fazla insana ulaşabilecek bir çözüm için Jigsaw ile (Google'ın araştırma birimi) işbirliği yaptı. Araştırma ekibi, izleyicileri farklı bir manipülasyon tekniğine veya mantıksal yanılgıya karşı aşılamayı amaçlayan, her biri iki dakikadan kısa, beş önceden çürütme videosu hazırladı. Proje kapsamında, insanların bu videoları izleyebileceği ve indirebileceği bir internet sitesi de hayata geçirildi. Bu videoların etkisi önce laboratuvarda test edildi. Toplam 6 bin 400 katılımcıyla yürütülen altı deneyde, insanlara bu videolardan biri ya da kontrol videosu olarak don (dondurucu) yanığıyla ilgili alakasız bir video izletildi. Katılımcılardan, videoyu izledikten sonraki 24 saat içinde, mezenformasyon barındıran ya da barındırmayan bir dizi (daha önce yayılmamış) sosyal medya içeriği örneklemini değerlendirmeleri istendi. Sonuçlara göre, önceden çürütme videolarını izleyen kişiler, izlemeyenlere kıyasla, manipülasyon taktiklerine karşı daha dirençliler. Ancak laboratuvar çalışmalarından elde edilen bulgular her zaman gerçek dünyaya yansımayabiliyor. Tam da bu motivasyonla, bu video müdahalelerinin etkisini test etmek için dünyanın en çok ziyaret edilen ikinci internet sitesi olan YouTube'da da bir saha çalışması yürütüldü. Bu çalışmada, daha önce platformda siyasi içerikler izlemiş olan, 18 yaşın üstünde, ABD'li YouTube kullanıcıları hedeflendi. İki aşılama videosuyla reklam kampanyası yürütüldü ve bu videoları yaklaşık 1 milyon YouTube kullanıcısı izledi. Ardından, YouTube'un BrandLift isimli etkileşim aracı kullanılarak, önceden çürütme videosunu gören kişilerden çoktan seçmeli bir soruyu yanıtlaması istendi. Soru, bir haber başlığındaki yanıltıcı öğeleri anlama becerilerini ölçüyordu. Başka bir kontrol grubu ise önceden çürütme videosunu izlemeden aynı anket sorusunu yanıtladı. Sonuçlara göre, önceden çürütme videosu izleyen grup, yanlış bilgileri tespit etmede kontrol grubuna kıyasla yüzde 5 ila 10 daha iyiydi. Bu da bu yaklaşımın, YouTube gibi dikkat dağıtıcı bir ortamda bile yanlış bilgiye karşı direnci artırdığını ortaya koyuyor . Bu videoların maliyeti, görüntülenme başına 5 sentten daha azdı (ve bu sayede YouTube reklam ücretleri de karşılandı). Bu çalışma sonucunda Google, 2022'nin Eylül ayında benzer videolar kullanarak bir reklam kampanyası daha yürütmeye karar verdi. Bu kampanya, Rusya-Ukrayna savaşı bağlamında mülteciler hakkındaki dezenformasyon la mücadele etmek için Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde yürütülecek. Direnç oluşturmaya çalışırken, psikolojik tepkiselliği tetiklememek için insanlara neye inanacaklarını doğrudan söylememekte fayda var. Psikolojik tepkisellik, insanların karar verme özgürlüklerinin tehdit altında olduğunu hissetmeleri ve inat ederek yeni bilgileri reddetmeleri anlamına geliyor. Aşılama teorisi, insanları inanacakları şey hakkında kendi kararlarını verebilmeleri için güçlendirmeyi hedefleyen bir teknik. Zaman zaman, komplo teorileri ve yanlış bilgiler internette aşırı yayılabiliyor. Fakat bu çalışma, durumu tersine çevirmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Sosyal medya platformları bağımsız bilim insanlarıyla birlikte çalışarak ölçeklenebilir, kanıta dayalı çözümler tasarladıkça, test ettikçe ve uyguladıkça, toplumun yanlış bilgi salgınına karşı bağışıklık kazanma ihtimali de o kadar artar." Araştırma: Teyitçilik yanlış bilgi salgınını çözebilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/teyitcilik-yanlis-bilgi-salginini-cozebilir-mi,"2009 Pulitzer Ulusal Habercilik Ödülü, ABD'deki başkanlık seçimi kampanyasındaki çalışmaları için, o zamanlar yayın hayatına henüz başlayan teyitçilik girişimi Politifact’e verilmişti. Gazeteciliğe dair en prestijli ödülün, o zamanlar yeni olan bir fikre, yani ödülde açıklandığı üzere “derinlikli araştırmalar yapan gazetecilerle internetin gücünü kullanarak siyasi iddiaları inceleme” girişimine verilmesi, yeni oluşan teyitçilik sektörü için dönüm noktasıydı. Aradan 10 yıldan uzun süre geçti; artık teyitçilik 80 ülkede faaliyet gösteren 300 internet sitesiyle küresel bir olgu. Bu kuruluşların birçoğu, köklü medya kuruluşları ve dünyanın en büyük teknoloji platformlarıyla işbirliği yapıyor. “[Pulitzer ödülünden] sonra yalnızca ABD'de değil, tüm dünyada [teyitçiliğe] ilgi inanılmaz ölçüde arttı” diyor Mark Stencel. Stencel, Duke Üniversitesi'ndeki Reporters' Lab'in (Gazeteciler Laboratuvarı) eş yöneticisi ve siyaset teyitçiliği üzerine araştırmalar yapıyor: “Bir anda teyitçilikte patlama yaşandı ve bu da bugünkü gazetecilik hareketine dönüştü.” Alandaki büyümeye rağmen, teyitçilerin üzerinde ağır yük var. Teyitçilerin sayısı, internette her zamankinden çok yayılan, oradan televizyona sıçrayan ve oradan da gerçek dünyaya taşınan yanlış bilgiler karşısında yetersiz kalıyor. Geçtiğimiz yıllarda araştırmacılar, teyitçiliğin insanların düşünce ve davranışlarını değiştirmede ne kadar etkili olduğunu ölçen çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalarda, teyitçiliğin doğruları öğrenmemize fayda sağladığı ortaya kondu; ancak davranışlarımızı değiştirmemize yardımcı olup olmadığı başka bir mesele. Anlaşılan o ki yanlış bilgi yalnızca bildiklerimizin doğru ya da yanlış olmasıyla ilişkili değil. Dartmouth College'da çevrimiçi mezenformasyon üzerine kapsamlı çalışmalar yürüten siyaset bilimci Brendan Nyhan, “Çalışmalara göre, görüşlerimizi gerçeklerden yola çıkarak şekillendirmiyoruz” diyor. “Örneğin aşılar konusunda çözüm, illa halka daha fazla bilgi sunulmasından geçmiyor.” Aynı zamanda teyitçilik, mezenformasyonun ve dezenformasyon kampanyalarının boyutu düşünüldüğünde yetersiz kalıyor. Dahası, iddiaların teyit edildiği analizler (fact-check) her zaman doğru kitleye ulaşmıyor. Giderek bölünen medya ortamında bu, toplumun medyaya güvenini azaltıyor. Yanlış bilgiler, Covid-19 ve aşılar gibi, geçtiğimiz dönemin en önemli konularına dair toplumsal tartışmalara yön veriyor. Bu sebeple, teyitçiliğin şu anki zorluklarla mücadele etmede ne kadar doğru bir araç olduğuna ve başka nelere ihtiyaç duyulduğuna bakmakta fayda var. Araştırmacılar, teyitçiliğin bilgi edinmemize yardımcı olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikir. Çalışmalar iddiaların teyit edildiği analizle (fact-check) karşılaşan kişinin, o konuyla ilgili sorulara doğru cevap verme ihtimalinin arttığını gösteriyor. George Washington Üniversitesi Veri, Demokrasi ve Siyaset Enstitüsü'nde Mezenformasyon/Dezenformasyon Laboratuvarı'na öncülük eden Ethan Porter, teyitçiliğin yanlış bilgiye inancı kesinlikle azalttığını söylüyor: “İddiaların teyit edildiği bir analiz olmadan yanlış bilgi gören biriyle karşılaştırıldığında, [...] analizi görenler daha doğru sonuçlar veriyor.” Eylül ayında yapılan bir çalışmada , Porter ve Ohio Eyalet Üniversitesi'nde siyaset bilimci olarak çalışan Thomas Wood'un ortaya koyduğu üzere teyitçilik, kişilik ve siyasi düşünceden bağımsız olarak, konu fark etmeksizin insanların doğru bilgiye inancını kuşkusuz artırıyor. Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayınlanan çalışma, 2020 sonbaharında Arjantin, Nijerya, Güney Afrika ve Britanya'da Covid-19, ekonomi ve siyaset gibi konularda yayınlanan analizleri (fact-check) inceliyor. Bu çalışmaya göre, teyitçilik insanların yanlış bilgiye inanma oranlarını azaltıyor ve yanlış bilgiler genel olarak katılımcıları önemli ölçüde etkilemiyor. David Rand ve Gordon Pennycook önderliğindeki araştırmacıların Nature dergisinde yayınlanan Mart 2021 tarihli çalışmasına göre, genel olarak insanlar yanlış bilgi yaymak istemiyor. Araştırmaya göre, insanların dörtte üçünden fazlası doğru bilgiyi paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyor; çoğu kişi partizan veya yanıltıcı bilgilerle gerçek haberleri ayırt etmede başarılı. Lakin bu bulgular, bulmacanın yalnızca bir parçası. Teyitçiliğin olumlu etkileri zamanla kaybolabiliyor. Yanlış bilgiler genellikle iddiaların teyit edildiği analizlerinden daha çok yayılabiliyor; teyitçilik yanlış bilginin hızına yetişebilse bile topluma eşit oranda erişemiyor. “Bilimsel olarak, en azından insanların doğru ve olgusal bilgileri gördüklerinde gerçeklere inançlarının arttığından eminiz” diyor Nyhan. “Bu tesirler her zaman büyük olmuyor. En önemlisi de etkileri her zaman uzun sürmüyor.” Brookings Enstitüsü'ne göre bir analizin tesiri, onunla karşılaşan kişiye göre değişiyor. Analizle karşılaştıktan sonra herkesin bilgisi artsa da, kişinin inandığı yanlış bilgi konusunda kesin düşünceleri yoksa ve kararsızsa, analiz daha etkili oluyor. Bir konudaki farklı tarafların, aynı bilgiyi kendi dünya görüşlerine karşı görmesine ya da o bilginin yanlı olduğunu düşünmesine “düşman medya etkisi” ismi veriliyor. Bu etki, analizlerde de görülüyor. Dolayısıyla bazı insanlar, mevcut görüşlerini zorlayan analizlerin partizan olduğunu düşünebiliyorlar. Bunlar göz önüne alındığında, teyitçilik aracının eksikleri, ciddiye almaya değer. Üçüncü taraf teyitçilik faaliyetine yönelik en büyük eleştirilerden biri, bu hizmetlerin, hizmete en çok ihtiyacı olanlara erişememesi. Tekil analizlerin kitlesi asimetrik dağılmış durumda: ABD'de teyitçilerden bilgi edinen ve teyitçilerle etkileşime girenler, büyük ölçüde kendini liberal olarak tanımlayanlar ve Demokratlar. Belki en vahimi de, insanların doğru bilgiyle karşılaştığında bile davranışlarının her zaman etkilenmemesi. Stencel bu konuda şöyle söylüyor: “Teyitçilik dünyasında hepimizin paylaştığı en büyük endişelerden biri, bu gazetecilik türünü tüketenlerin her zaman buna en çok ihtiyaç duyanlar olmaması; bu gazetecilik faaliyetinden çıkan mesaj, düzeltmeler ve açıklamalar [...] her zaman buna en çok ihtiyaç duyan topluluğa erişmiyor.” Halihazırda siyasi içeriklerle ilgilenen kişiler daha çok teyit analizi tüketiyor ve Nyhan'ın eklediği üzere bu kişiler, “halihazırda güçlü eğilimleri olan ve bu nedenle hangi adayı destekleyeceklerini bilen kişiler.” “Sıradan insanlar bu kadar detaylı siyasi içeriklerle etkileşime girmiyor” diyor Nyhan. Mezenformasyonun belki de en yanıltıcı yönü, doğrunun her zaman davranışla uyuşmaması. Araştırmaların öne sürdüğü üzere, önemli konular hakkındaki düşüncelerimizi ve davranışlarımızı değiştirmenin yolu, yanlış bir iddiayı çürütmekten geçmiyor olabilir. Aksine bilgi, toplumsal ve kültürel normlar ile dini ve kimlikçi inançlar gibi, insanların yaptıkları seçimleri açıklayan psikolojik ve şahsi sebeplerle mücadele ediyor. “İnsanları aşı olmaya ikna etmenin en iyi yolunun, aşıların etkinliği hakkındaki yanlış algıları çürütmeye odaklanmak olup olmadığı belli değil” diyor Nyhan. “İnsanların tutumlarının ve davranışlarının birçok sebebi var. Bir iddiayı çürütmek, illa fikirlerinin değişeceği anlamına gelmiyor.” Kuzey Carolina Üniversitesi gazetecilik bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Shannon McGregor ve Daniel Kreiss, ırk, sınıf ve cinsiyet gibi “sosyal kimliklerin” önemli olduğunu ve “partizan kimliklerle eşleşen” özelliklerin, kişilerin politik kararları üzerinde çok daha güçlü bir etkisi olduğunu savunuyorlar . Yakın zamanda Slate 'te yayınlanan bir makalede şöyle açıklıyorlar: “İnsanlar seçimlerde, yanlış ya da doğru belirli bir anlatının etkisinde olmak yerine genellikle kendi siyasi kimlikleriyle diğerlerinin kimliklerini birbirinden ayırıyorlar.” Bu, Covid-19 aşısı yaptıran kişilerin demografik özelliklerinde belirgin şekilde görülüyor. Örneğin, ABD'de aşılama oranı düşük. Kaiser Family Fund COVID-19 Vaccine Monitor 'a göre, siyasi kimlikler aşı olmada diğer demografik faktörlerden daha güçlü bir gösterge. Konuyla ilgili bir makale bu tutumu provokatif bir başlıkla özetliyor: “They Might Be a Liar But They’re My Liar” (Yalancı olabilirler ama benim yalancılarımlar). Araştırmalar bu durumun, Fransa gibi kutuplaşmış diğer ülkelerde de benzer olduğunu, Avustralya gibi daha az kutuplaşmış ülkelerde daha az gözlemlendiğini gösteriyor. Rand ve Pennycook'un öne sürdüğü üzere, yanlış bilgi paylaşmaya çalışmasak bile akranlarımızla ne tür bilgiler paylaşacağımıza karar verirken, sosyal medya sezgiye ve duygulara olan bağımlılığımızı daha da körükleyebiliyor. Yazarların belirttiği üzere, “insanların inandığı ve paylaştığı şeyler arasında kopukluk var.” Çünkü insanların paylaştığı gönderiler, "" alacağı etkileşim, arkadaşlarımızın paylaşımı ne kadar beğeneceği, bu gönderinin kimliklerimiz hakkında neler söylediği” gibi ""sosyal endişelere dayanıyor.” Ayrıca insanlar, mevcut inançlarına karşı çıkan analizleri yanlı olarak görme eğilimindeler. Poynter tarafından yapılan çalışmaya göre , Amerikalıların yarısı analizlerin yanlı olduğunu düşünüyor ve düzeltmelerin dengeli olduğuna güvenmiyor. Bu düşünce, parti yakınlığına göre biraz değişebiliyor: Cumhuriyetçilerin yüzde 70'i teyitçilerin tarafsız olmadığını düşünürken bu oran Demokratlarda yüzde 29." Çocuklar için güvenli arama motorları,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklar-icin-guvenli-arama-motorlari,"Bilgiyi hep aradık. İlkin doğada, sonra kil tabletlerde, ansiklopedilerde, kütüphanelerde, bazen kendi aramızda ve nihayet internette... İnternette dolaşmak diğerlerinden biraz farklıydı. Sanki her şey daha kolay ulaşılabilir ve doğru gibiydi. Aradığımız şey internette dururken bulduklarımız neden yanlış olsundu? Nereden buldun bunu diye soranlara bile cevabımız hazırdı: “ Google’ da aratırsan görürsün”. Peki bizi siteden siteye dolaştıran arama motorları göründükleri kadar masum mu? Çocuklar için hangi alternatifleri düşünebiliriz? Aslında “ arama motorları ” belirli bir algoritmayla çalışan ve kullanıcılardan beslenen internet siteleri olarak nitelenebilir. Siz bir arama yapıp size yakın gelen bir sonuca tıkladığınızda arama algoritması, tıkladığınız bağlantının aramanızla alakalı olduğunu öğreniyor. Buna alaka düzeyi geribildirimi deniyor. Böylece gelecekte bu arama için o bağlantıya daha fazla ağırlık veriliyor. Yeterli sayıda kişi bu bağlantıya tıklar ve böylece alaka düzeyi hakkında güçlü geribildirim verirse, bağlantı ilgili aramaların sonuçlarında daha yukarıda görünmeye başlıyor. Araştırmalara göre kullanıcılar arama sonuçlarında daha yukarıda olanları tıklamaya daha meyilli . Yani basit bir okul ödevi için arama yaptığınızda, en doğru ya da güvenilir olanlar değil, en çok aranan ya da ilgi görenlerle karşılaşmanız olası . Pornografi , şiddet , reklam ya da propaganda amaçlı içeriklerle karşılaşma ihtimali de eklenince, durum ciddi bir hal alıyor. Çocuk ve gençlerin internette güvenli bir şekilde dolandığına emin olmak dijital veli olmanın önemli adımlarından. Gelin çocuk dostu arama motorlarına yakından bakalım: 8 yaş ve üzerine hitap eden Kiddle’ın arayüzü Google’a benziyor. Nitekim site Google güvenli arama seçenekleriyle desteklense de Google’dan tamamen bağımsız. Kiddle’ın en büyük artısı, uygun olmayan anahtar kelimelerin aratılamaması. Eğer uygun olmayan bir sözcük aratılırsa Kiddle bunu kibarca söylüyor. Platform herhangi bir kişisel veri toplamıyor ve sunucu kayıtlarını 24 saatte bir temizliyor. Kiddle’daki arama sonuçları büyük yazı tipi ve görsellerle destekleniyor ve site arama bazlı reklamlara yer verebiliyor. 2013 yılında Time Dergisi tarafından en iyi 50 internet sitesi arasında gösterilen KidRex, Google’ın güvenli arama motorundan faydalanarak cinsellik içeren ve uygunsuz içerikleri engelliyor. Site içerikleri denetim altında tutan kendi veritabanına da sahip. Çalışanlar günlük araştırmalar yaparak KidRex’i testlere tabi tutuyor. Yine de rahatsız edici bulduğunuz sayfaları bildirebiliyorsunuz. Sayfa 2018 yılında Alarm.org tarafından satın alındı ve halen faal. 10 yaş ve üzerine hitap eden Kidzsearch 2005 yılında faaliyete geçti. Site “öğrenmek eğlencelidir” mottosuna bağlı; çocukların ilgisini çekebilecek şeylerle dolu. Sitede KidzTube, KidzTalk gibi kendi topluluk öğeleri de mevcut. Google’ın güvenli arama motorundan destek aldığı gibi, kendi özelleştirilmiş veritabanından da faydalanıyor . Uygun olmayan kelimeleri aramaya izin vermiyor. Aylık 14,8 milyon kez görüntülenen bu popüler site hakkında, fazla reklam aldığı eleştirileri mevcut . Diğer arama motorlarından farklı olarak Kid’s Search Engine ’de reklam yok. Site kâr amacı gütmediğinden bağışlar ve geliştiricilerin destekleriyle ayakta kalıyor. Google güvenli arama motoru ve kendi sistemlerini birleştiren site, çocuklar için güvenli internet sözü veriyor. Uygunsuz kelimelerin aranmasını engelleyen sitede, video ve oyun gibi kategoriler yer alıyor. Microsoft’un geliştirdiği WackySafe, uygunsuz içerikleri düzenli olarak tarıyor ve eliyor. Anahtar kelime ve internet sitelerinin uygunluğunu denetlemek için geniş bir veritabanını kullanan bu sitede de, uygunsuz kelimelerin aranmasına izin verilmiyor. Kişisel bilgi toplamadığını ifade eden site, sunucu kayıtlarını 24 saatte bir temizliyor . Arama motorları kullanıcıları bilgiye ulaştıran en mühim araçlar. Ancak bazen yanlış bilgiyle karşılaşmamıza ya da istenmeyen içeriklere maruz kalmamıza neden olabiliyorlar. Kiddle, Kidrex, KidzSearch, Kid’s Search Engine, WackySafe gibi çocuklara özel güvenli arama motorları yol gösterici olabilir. Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip. Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 21 Temmuz 2021’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Sahte seçim anketleri hakiki sorunlar doğurabilir,https://teyit.org/teyitpedia/sahte-secim-anketleri-hakiki-sorunlar-dogurabilir,"Yukarıdaki sonuçlar elbette gerçek dışı ama sosyal medyada böyle bir gönderiyle karşılaşmanız imkansız değil. Çünkü 18 Haziran 2023’te yapılması planlanan genel seçimlere bir yıldan az bir süre kaldı. Büyük ilgi gören seçim anketleri de, popüler şüpheli bilgiler arasında yerini almaya başladı. Manipüle edilen, uydurulan ya da yanlış yorumlanan seçim anketleri seçmen davranışlarını etkileyebilme potansiyeline sahip. Yayınlanan anketlerin yaratacağı heyecana ya da paniğe kapılmadan önce, güvenilir olup olmadıklarını birkaç adımda gözden geçirebilirsiniz. ‘En güncel seçim anketi…’ cümlesiyle başlayan bir paylaşımda gözler ilk olarak anketin kaynağını aramalı. Paylaşımda bir araştırma şirketinin ya da siyasi partinin adı geçiyorsa, böyle bir anketin var olup olmadığını orijinal kaynaklardan kontrol edebilirsiniz. Ulaştığınız araştırma şirketinin çok kısa süre önce kurulmuş olması şüphe kası nızı harekete geçirecek ilk noktalardan olabilir. Ya da siyasi partilerin finanse ettiği kamuoyu araştırmalarının, taraflı olabileceğini de unutmamak gerek. Herhangi bir kaynaktan bahsedilmediği durumlarda şüphelerin artmasında fayda var, çünkü böyle bir kamuoyu araştırması olmayabilir bile. Paylaşım sahibiyle iletişime geçip kaynağı hakkında bilgi isteyebilirsiniz. Bazen anket şirketleri de yanlış bilginin öznesi olabiliyor. Misal daha önce, araştırma şirketi Konda’nın logosu “Honda” adıyla yeniden üretilmiş ve uydurma bir anket sonucuna yerleştirilmişti. Ancak güvenilir araştırma şirketleri ve dolayısıyla güvenilir anketler ile güvenilir olmayanlar arasındaki çizgi her zaman bu örnekteki kadar belirgin olmayabilir. Seçim yaklaştıkça bulanıklaşması olası bu çizgiyi belirginleştirmek için araştırma şirketi kadar araştırmanın niteliğine dair soruların yanıtı da önemli. kaynak: fivethirtyeight.com Anketi hangi araştırma şirketinin yaptığını buldunuz, peki anket gerçekten güncel mi? Daha önceki yıllara ait anket sonuçları, yeniymiş gibi paylaşılabilir. Bu yüzden anketin kaynağı kadar güncelliği de önemli. Anketler zaman ve maliyet nedeniyle tesadüfi yöntemlerle belirlenen temsili bir grupla yapılıyor . Yani temsili grupta yer alan kişilere bağlı olarak araştırma şirketlerinin elde ettiği sonuçların farklılaşması mümkün. Bu fark, yani hata payının ne kadar olabileceği istatistiksel yöntemler ile saptanıyor. Hata payı hakkındaki detaylara araştırma şirketlerinin yayınladığı araştırmadan ulaşarak, anketin gösterdiği sonucun tutarlılığı hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. Güvenilir bir anketin örnekleminin rastgele seçildiğinden bahsetmiştik. Aynı zamanda, örneklemin kapsamlı olması yani Türkiye genelini yansıtması gerekiyor . Örneğin Türkiye genelinde yapılacak bir ankette örneklem sadece tek bir bölgeden seçilirse, sonuçlar Türkiye ortalaması hakkında doğru bir tablo çizmeyebilir. Anketler doğru metodolojilerle yapılıp hatalar elimine edilse bile yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkabilir. Mesela ankete katılanlar doğru tercihini beyan etmeyebilir. Anket çalışmaları seçimlerden önce yapıldığından, seçim gününe kadar seçmenlerin kararlarını değiştirmesi de mümkün. Bu durumda anket sonuçları aslında hatalı olmaz, fakat seçim sonuçları ile karşılaştırıldığında farklı görünebilir. Seçim anketleriyle ilgili yayılan son iddialardan biri tablonun 2023 genel seçimleri için yapılan güncel anket sonuçlarını gösterdiği şeklinde. Tabloya göre AK Parti’ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 48 , CHP’ye yüzde 22 , MHP’ye yüzde 14 , HDP’ye yüzde 8 ve İyi Parti’ye yüzde 7 ’ydi. Paylaşılan anket sonuçlarında herhangi bir kurum ya da araştırma şirketinin adı geçmediği için kaynağına dair kesin bir yorumda bulunmak ilk bakışta güç. Güncel olduğu öne sürülen oy oranları, arama motorlarında aratıldığında herhangi bir araştırma şirketinin yaptığı anket sonucuna ulaşılamıyor ve ilk paylaşımlar Nisan 2022’de kadar uzanıyor. İddianın doğru olup olmadığı hakkında bir fikir elde edebilmek için, 2022’de yapılan tüm kamuoyu araştırmalarının derlendiği Vikipedi sayfasını inceleyebiliriz. Bu sayfada iddia edilen oranlara yakın sonuçlar bulunmuyor. AK Parti için en yüksek oy oranı, Mart 2022’de Optimar’ın yürüttüğü ankette yüzde 38,7 olarak ölçülmüş. Teyit, geçtiğimiz yıllarda ortaya atılan benzer seçim anketi iddialarını da incelemişti . Buradaki yanlış bilgilerin ortak özelliği, iddia konusu anketlerin var olmaması. Peki anket sonuçlarının uydurulmuş, manipüle edilmiş ya da yanlış yorumlanmış olması neyi değiştirir? Birçok şeyi . En tehlikeli durumlardan biri, seçmenlerin seçimlerin bir değişim yaratabileceğine dair inancını kaybetmesi. Seçmenlerin oy kullanmaktan kaçınmasına ve demokratik katılımın düşmesine sebep olabilen anket sonuçları, umutsuzluğa yol açabilir. ‘Zaten x partisi kazanacak ’ ya da ‘ oy kullanmaya gerek yok ’ şeklindeki düşünceler manipüle edilmiş anket sonuçlarını yayanların tam da istedikleri şeyler. Yani seçimlere karşı güvensizliğin ve umutsuzluğun artması, demokrasi için ciddi bir tehdit. Hukuk doktoru Tyler Yeargain, birçok ülkede yaygın olan seçim bahsi sektörünü etkilemek için dahi olsa, sahte anketler yaymanın seçim sonuçlarına müdahale edilebileceğini ve bunun, dolandırıcılık gibi cezai yaptırımların yanı sıra, seçim güvenliği açısından da suç kapsamına alınması gerektiğini söylüyor . Yeargain, cezasız bırakılırsa sahte anketler yayınlamanın olumsuz toplumsal sonuçlara yol açabileceğini belirtiyor. Faruk Bildirici, 2018’de kaleme aldığı yazıda köşe yazarı Abdulkadir Selvi’nin anket sonuçlarını aktarış biçimini eleştirmişti: “Gazeteci olarak seçimlerde asli görevimiz, insanların karar verebilmesine yardımcı olmak, tarafsız ve objektif şekilde bilgilendirmek. Kamuoyu araştırmaları da oy kullanacak seçmenleri bilgilendirmenin bir yolu. Ama maalesef kamuoyu araştırmaları artık sadece seçmen eğilimlerini saptamak için değil, seçmeni yönlendirmek için de kullanılıyor. Gazeteci olarak manipülasyonlara aracı olmamak için araştırma haberlerinde yapan kuruluşun adı, kimin talebi ve finansmanı ile yapıldığı, tarihi, görüşülen kişi sayısı ve araştırma yönteminin açık olarak belirtilmesi.” Tek bir siyasi anket sonucunun kişilerin oy verme davranışı üzerindeki etkisi çok fazla olmayabilir. Fakat seçim anket sonuçlarına dair karşılaştığınız içeriklere özetle şu gözle bakmakta fayda var: Seçim döneminde yayınlanan seçim anketleri haber değeri yüksek, “yazılması kolay” içerikler ancak anket güvenilirliği ve metodolojisi geri planda kalmış olabilir. İlginizi çekebilir : Seçim döneminde şüphe etmemiz gereken beş içerik tipi" Araştırma: Teyitçiliğin etkisini büyütmek için sistematik bir desteğe ihtiyaç var,https://teyit.org/teyitpedia/teyitciligin-etkisini-buyutmek-icin-sistematik-bir-destege-ihtiyac-var,"Artık teyitçilik 80 ülkede faaliyet gösteren 300 internet sitesiyle küresel bir olgu. Bu kuruluşların birçoğu, köklü medya kuruluşlarıyla ve dünyanın en büyük teknoloji platformlarıyla işbirliği yapıyor. Teyitçilik, zamanında, belli bir medya ortamında başlamıştı. Yeni aktörler bu mücadeleyi hızlandırdı. Duke Üniversitesi'ndeki Reporters' Lab'in (Gazeteciler Laboratuvarı) eş yöneticisi Mark Stencel'a göre, yanlış bilgileri çürüten gazetelerin izi 20. yüzyılın başlarına kadar gidebiliyor. FactCheck.org , PolitiFact ve Washington Post'un siyasi söylemleri Pinokyo ölçeğinde değerlendiren Fact Checker'ı gibi, modern haber tüketicilerinin karşılaşabileceği teyitçilik dünyası ise son 20 yılda ortaya çıktı. Bu siteler, 1988'deki ABD başkanlık seçimi kampanyaları sırasında gerçekleşen bilgi kirliliği kültürüne verilen tepkinin uzantısıydı. O zamanlar, şu anda Pennsylvania Üniversitesi Annenberg İletişim Fakültesi'nden Kathleen Hall Jamieson da dahil olmak üzere, gazeteciler ve akademisyenler, Hall Jamieson'ın deyişiyle “önemli sonuçları olacak meseleleri karara bağlamak için gazeteciliğin zorunluluğu olduğunu” savunuyordu. 2003'te Beyaz Saray yetkilileri ve büyük gazeteler, o yıl Irak'taki askeri müdahaleyi haklı çıkarmak için, daha sonra var olmadığı ortaya çıkan Irak silah programı hakkında bilgi yayıyorlardı. Aynı yıl, Hall Jamieson bir ortağıyla birlikte FactCheck.org 'u kurdu. Bu sitenin ilk amacı, zaman kısıtlaması olan gazetecilerin, kendi haberlerinde kullanabilecekleri birincil kaynaklara erişimini sağlamaktı. Hall Jamieson'ın söylediği üzere, kamuya açık bir kaynak olarak tasarlanmamıştı. Ancak 2004 yılındaki başkan yardımcılığı münazaralarında bahsedildiğinde , site o kadar çok ziyaretçi aldı ki çöktü. Bu noktadan sonra, Pulitzer ödüllü, yerel ortaklıklar yürüten ve söylemleri Doğruluk Ölçer'e (Truth-O-Meter) göre derecelendiren PolitiFact de dahil olmak üzere, benzer internet siteleri ortaya çıkmaya başladı. Şu an Reuters, Associated Press ve Agence France-Presse'in de teyitçilik departmanları var ve son zamanlarda dünya çapında birçok proje hayata geçiriliyor. 2014’ten bu yana Stencel ve Duke Reporters’ Lab, kamu figürlerinin iddialarını kontrol eden, yanlış bilgileri çürüten veya siyasi vaatleri takip eden, dünya çapındaki partizan olmayan teyit kuruluşlarının listesini tutuyor . Bu teyit kuruluşlarının metodolojilerinin ve finansal kaynaklarının şeffaf olması, tüm partilerin siyasi figürlerine eşit mesafede durmaları gerekiyor. Bu kriterlere göre dünya çapında en az 102 ülkede, 60'ı ABD'de olmak üzere yaklaşık 350 teyitçilik kuruluşu var. Bu küresel faaliyetlerin çoğu, sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla çarpıcı biçimde değişen medya ekosistemine yanıt olarak gelişti. Sosyal medya şirketleri, yanlış bilginin platformlarında çok kolay yayıldığına yönelik eleştirilere yanıt olarak, son yıllarda teyitçilik programları başlattı. Facebook, platformda paylaşılan içerikleri incelemek için dünya çapında üçüncü taraf teyitçilerle işbirliği yapıyor. Yanlış veya yanıltıcı içerikler işaretleniyor ve akışta gösterilme olasılığı azalabiliyor. Twitter kısa süre önce güvenilir içerikleri öne çıkarmak için AP ve Reuters ile işbirliğine başladı. Aynı zamanda kullanıcıların yanlış bilgileri bağımsız olarak bildirmelerine izin veriyor ve kitle kaynaklı teyitçilik için Birdwatch isimli aracı geliştiriyor. Bununla birlikte, birçok uzman bu yaklaşımların boyutunu ve İngilizce dışındaki dillerde kitlelere ulaşmadaki etkinliklerini sorguluyor. Örneğin Facebook’taki teyitçilik faaliyetleri, bireysel gönderileri veya kendini yanlış bilgi paylaşmaya adamış gizli grupları kapsayamıyor. Hall Jamieson bu konuda şöyle söylüyor: Araştırmalar aynı zamanda, yanlış bilgiyi bu şekilde işaretleyen platformlara karşı bir tepki olabileceğini gösteriyor. Örneğin, insanların yanlış olarak işaretlenen içerikleri paylaşma olasılığı daha az olsa da “ ima edilen gerçeklik etkisine ” göre, böyle bir işaretin olmayışını, doğruluk emaresi olarak görme ihtimalleri de var. Bazı uzmanlar ise platformları, özellikle de Facebook'u, platformlarındaki zararlı içeriklere karşı koymak için yeterince çaba göstermemekle eleştiriyor. Mezenformasyon ve dezenformasyon üzerine araştırmalar yürüten, kâr amacı gütmeyen First Draft 'ın eş kurucusu Claire Wardle, sosyal medya kullanıcı verilerinin şeffaf olmayışını eleştiriyor. Wardle, 2021'in Ekim ayında Poynter Enstitüsü tarafından düzenlenen küresel teyitçilik konferansındaki açılış konuşmasında , yanlış bilgi üzerine çalışan birçok araştırmacının ve teyitçinin çalışmalarını sosyal platformlarla işbirliğiyle yürüttüklerini, ancak verileri edinemediklerini belirtti. Yine 2021'in Kasım ayında Washington Post'ta yayınlanan bir köşe yazısında, George Washington Üniversitesi ve Ohio Devlet Üniversitesi'nde araştırmalar yürüten Wood ve Porter, Facebook'un iddiaların teyit edildiği analizleri okurların karşısına çıkarmak için daha çok çaba sarf edebileceğini belirtti. Örneğin, bir gönderi, okur onu gördükten sonra yanlış ya da yanıltıcı bilgi olarak işaretlendiyse, o kişi sonradan bu iddianın teyit edildiği analizi de görmeli. Wood ve Porter, köşe yazılarında şöyle söylüyor: Teyitçiler de bu zorlukların farkında ve bu aracı daha erişilebilir ve daha ilgi çekici hale getirmenin yollarını düşünüyorlar. “Kullanılacak başka formatlar ya da şüpheci bir okuyucunun ilgisini çekecek şekilde yapılandırılmış analizler olabilir” diyor Stencel. “Hemen hemen bütün analizler size analizin metodolojisini adım adım anlatıyor. Ancak belki de sonucu başında açıklamamak ve kişinin, kanıtları adım adım incelemesini sağlamak, okuyucuya, 'Ne kadar mantıklıymış"" dedirtebilir.” Teyitçiler zamanın gerekliliklerine de yanıt üretiyor. Örneğin yapay zeka teknolojisinin teyitçilik için nasıl kullanılabileceği, hâlâ ucu açık bir soru. Bunun dışında "" aşılama "" yani okuyucuları, yanlış bilgi yayılmadan önce ona aşina hale getirme yöntemi hakkında tartışmalar devam ediyor. Her şeye rağmen, teyitçilik sektörü dünya çapında büyümeye devam ediyor. Facebook ve Twitter'ın, platformlarındaki yanlış bilginin önüne geçmek için bu araca ihtiyacı artıyor. Ancak bu yeniliklerin hiçbiri, kamu güveninin azalması ve aşırı kutuplaşma gibi, medyanın bir bütün olarak karşı karşıya kaldığı büyük krizi çözmüyor. Teyitçiler, konuya karşı daha sistematik bir yaklaşım olmaksızın, bir oradan bir buradan çıkan iddiaları yanlışlamaya çalışıp duruyor. Fakat iddiaların ardı arkası kesilmiyor." Rehber: Açık kaynaklar şirketler hakkında neler söyleyebilir?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-acik-kaynaklar-sirketler-hakkinda-neler-soyleyebilir,"Dijitalleşme sahadaki araştırmacı gazetecileri bilgisayar başındaki birer “Sherlock”a dönüştürdü. Gazetecilerin bir bilgiye erişmesi bazen bir tık uzakta olsa da görünmezi bulmak, gerçeği ortaya çıkarmak hala çetrefilli ve bazen de riskli yollardan geçiyor. Bu rehber zorlukları aşmaya yardımcı olacak bazı kaynakları içeriyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim her demokrasi için elzem. Usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde kamu kurumları kadar, iddiaya konu olabilecek özel teşebbüslere de odaklanmak gerek. Şirketlerin kamu yararını ilgilendiren bir olayla ilişkisini bulmak ya da olayın ardındaki çıkar ilişkilerini görünür kılabilmek için özel şirketlerin attığı adımları takip edebilmek önemli. Şirketlerle ilgili araştırmaların da kendine özel bazı yöntemleri var. Araştırmalara şirketin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından başlanabilir. İnternet sitesine ait alan adına ( domain ) dair bilgiler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar, hesapların aktifliği gibi konularda açık kaynaklar son derece faydalı olabilir. Araştırmayı derinleştirirken fayda sağlayacak bilgiler ise şirketin bağlantılı olduğu isimler ve şirketler, aldığı ihaleler, yaptığı sözleşmeler, iş ortakları, reklam işbirlikleri, aldığını iddia ettiği lisans, ödül ve patentler gibi uzayan bir listeden oluşabilir. Aslında tüm bunları dört ana başlıkta derlemek mümkün: 206 milyondan fazla şirket hakkında verinin bulunduğu OpenCorporates gazeteciler için iyi bir kaynak. Bu veritabanından şirketlerin kuruluş tarihi, isim değişiklikleri, türü, sahibi, adresi gibi birçok detaya ulaşmak mümkün. Araştırma yaparken şirketin yapısı hakkında bilgi sahibi değilseniz, sadece ismini yazarak aratabilirsiniz. Sonuçlar arasında isim benzerliklerine de rastlayabilirsiniz, ancak önizlemede yer alan ülke bilgileri veya detaylı sayfadaki bilgiler incelemenizi kolaylaştıraibilir. Aşağıdaki örnek daha önce Teyit’te incelediğimiz kripto para borsası Thodex ile ilgili arama sonuçlarını içeriyor. İsim benzerliği bize iki sonuç gösterse de, sonuçlarda organizasyonun eski adına, yani Koineks’e dair bilgi olması, aradığımız şirketin “Thodex INC” olduğunu gösteriyor. “Thodex” arama sonucu “Thodex INC.” detayları sayfası Offshore Leaks Database (ICIJ) isimli veritabanı da ilişki ağları analizinde iyi bir kaynak olabilir. Sedat Peker’in ortaya attığı iddiaları açık kaynaklardan doğrulamanın mümkün olup olmadığını araştırdığımız yazıda başvurduğumuz bu veritabanı, 810 binden fazla şirket hakkında bilgi barındırıyor. ICIJ‘deki veriler Pandora, Paradise, Bahamalar, Panama Belgeleri ve offshore sızıntıları araştırmalarının parçası olan kurumlarla ilgili. Ancak unutmayın bir kişi veya şirketin bu veritabanında olması onun yasa dışı faaliyetler yürüttüğü veya usulsüzlükle suçlandığı anlamına gelmiyor. Hangi veritabanını kullanırsanız kullanın, elinizdeki veriyi doğrulamayı ihmal etmeyin. Şirketlerin varlıklarını incelemek için de birçok kaynak mevcut. Bunlardan biri de TURKEN Vakfı araştırmasında başvurduğumuz ACRIS . New York'taki gayrimenkulleri bulabileceğiniz ACRIS veritabanında, şahıs veya şirket ismini yazarak arama yapabilirsiniz. Eğer aradığınız gayrimenkul bir şirkete ait ise “ business name ”, değilse ilk seçenekten isim soyisim yazarak devam edebilirsiniz. Sonuçlarda imzalı belgelere, satın alınan emlak ile ilgili detaylara, alıcı ve satıcı isimleriyle fiyat gibi ayrıntılara ulaşacaksınız. Araştırmacı gazetecilerin kullandığı veritabanlarından biri de Organize Suç ve Yolsuzluk Raporlama Projesi’nin (OCCRP) Aleph isimli platformu. Bu veritabanında gazeteciler, kurum ve kişiler hakkındaki verilere ve diğer araştırmacıların çalışmalarına ulaşabiliyor. Ancak ilgilendiğiniz veriler için erişim talebinde bulunmanız gerektiğini unutmayın. Ayrıca öncesinde kullanım şartlarını okuduğunuzdan emin olun. Benzer şekilde LittleSis de faydalanılabilecek bir diğer araç. Site sayesinde çok sayıda şirkete, profile ve firmaların arasındaki bağlantılara ulaşılabilir . Türkiye'de kurulan şirketler hakkında bilgi almak için ise kamuya açık olarak kullanılabilen bazı araçların faydası olabilir. Ticaret Sicil Gazetesi'nin ilan görüntüleme sayfası üzerinden şirketlerin adresleri, kuruluş bilgileri, ortak yapıları gibi bilgilere erişebilirsiniz . Yine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın Mersis portalı da şirketler hakkında çok sayıda veriye ulaşmanızı sağlayabilir . KAP platformu da halka açık şirketler hakkında bilgiler sunar. Bu sayede şirketlerin yaptığı bildirimler, belli dönemlerde geçirdiği denetimler ve yatırım projelerinin ayrıntıları bulunabilir . Yaptığınız işin tüm yükünü ve sorumluluğunu tek başına sırtlamak zorunda değilsiniz. Aynı konuyu araştıran başka gazetecilerle işbirliği yapmak, farklı profesyonel becerilere sahip insanlarla bir araya gelmek süreci kolaylaştırabilir. Bunun için Center for Collaborative Investigative Journalism , HostWIRE gibi platformlar mevcut. Yerel gazetecilerle işbirliği fırsatını yakalamak için TGS Akademi , Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı gibi kuruluşların ofislerini ziyaret etmek de bir seçenek. Küresel Araştırmacı Gazetecilik Ağı (GIJN) gazeteciler için Türkçe kaynaklar paylaşmanın yanında işbirliğine de alan açıyor. GIJN Türkçe’nin WhatsApp grubuna katılım tüm gazetecilere açık. Araştırmalarınızda dijital kayıtları incelerken arkada bıraktığınız dijital ayak izleri de önemli. Güvenliğinizi riske atacak adımlar atmamak için risk değerlendirmesi yaptığınızdan ve güvenlik önlemleri aldığınızdan emin olun. Şifre yönetimi, veri şifreleme, kaynakların korunması, iletişim, kullanılan cihazlar ve tarayıcılar, oluşturulan hesaplar ve ziyaret edilen sayfalar da dahil bu konuda değinilecek çok sayıda başlık var. Lakin temel olarak sizi güvende tutacak şey araçlar değil, onları nasıl kullandığınız. Çok güvenli bir şifre oluşturmanızın, bu şifreyi telefonun notlar bölümünde korumasız şekilde sakladığınız sürece, pek de anlamı yok." İnternetten ödev yapmanın incelikleri,https://teyit.org/teyitpedia/internetten-odev-yapmanin-incelikleri,"Eylül ayı melankoliyle anılsa da, sonbaharın bu ilk ayı mutluluklar da barındırıyor. Mesela okullar açılıyor. Kavuşulan arkadaşlar, kırtasiye alışverişi, özlenen öğretmenler ve peşi sıra gelecek ödevler... Okulların açılmasıyla birlikte ödev yaparken nelere dikkat edeceğimize ve araştırmalarımızı nasıl efektif hale getireceğimize odaklandık. Ortaokulda verilen ödevleri yaparken basılı ansiklopedilerden yararlanan son nesillerden birine mensubum. Matematik dersinden aldığım dönem ödevimi çizgisiz kağıtlara el yazısıyla geçirirken, kullandığım kaynak ünlü AnaBritannica idi. Günümüzde ödev yapmak internetle anılır oldu. Hatta internet kafelerin camlarını süsleyen büyük fontlar “ ücret karşılığında internetten ödev yapılacağını ” duyuruyor. İnternet sanki her şeyi daha kolay hale getiriyor. Dijital Veli ’yi yayınlanmaya başlayınca bülten takipçilerinden öğretici mesajlar aldım: Ortaokulda görev yapan bir fen bilgisi öğretmenimiz “ canlılar dünyası ” isimli konu kapsamında çocuklardan “ şimdiye kadar yaşamış ve onlara en ilginç gelen canlıyı tanıtan ” ödev hazırlamasını istemiş. Öğrencilerden biri gerçek sandığı fosil ve kemik fotoğraflarıyla ödevini ‘destekleyerek’ “ devler ” hakkında bir sunum hazırlamış. Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir çalışma ABD’deki öğrencilerin neredeyse yüzde 60’ının ödevlerini yapmak için her gün internet kullandığını ortaya çıkarmış. Sadece yüzde 6'sı ödev yapmak için internetten yararlanmamış . Zaten verilen ödevler de internet gerektiyor. ABD’deki Federal İletişim Kurulu ’ nun araştırmasında öğretmenlerin yüzde 70’inin internet gerektiren ödevler verdiği sonucuna varılmış . İnternetten ödev yapmak “devler” örneğinde olduğu üzere yanlış bilgilerle karşılaşmak gibi tehlikelerden daha fazlasına da gebe. “Dijital aşırmacılık” ilk akla gelen konulardan biri. Türkiye’deki ortaokul öğrencilerini kapsayan araştırmanın sonucuna göre, öğrencilerin çeşitli yollarla intihal yaptığı tespit edilmiş . Çocukların ödev araştırması yaparken internette cinsellik ya da terör gibi şeylerle karşılaşma ihtimali de başka bir boyut . İnternetten ödev için muhtemelen ilk yapılan, Google’ı ya da benzer bir arama motorunu açıp ödev hakkında kilit kelimeler girmek. Bu adımdan sonra öğrenci muhtemelen karşısına çıkan ilk sonuca girecek, ikinci sayfaya dahi geçmeden aradığını bulduğunu düşünecektir. Ancak Google’da aslında birçok arama yöntemi ve işleri kolaylaştıran ipuçları var. Tırnak işareti kullanmak (“) aradığınız sonuçları daraltmanızı sağlar. Mesela Asur Kalesi şeklindeki bir ifadeyi tırnak içine almadan arattığımızda 301 bin sonuç çıkarken, tırnak içine aldığımızda çok daha az sonuçla karşılaştık . Yani tırnak içinde arattığınız alıntılar daha kolay bulunabilir. “ Eksi” ya da “ artı” ( -, +) işareti kullanmak da aramalarımızı kolaylaştıran başka bir ipucu. Örneğin ünlü yazar Homer hakkında bir araştırma yapıyorsunuz ve dizi karakteri Homer Simpson’la karşılaşmak istemiyorsunuz. O halde “ Homer -Simpson” şeklinde bir arama yapmak Simpsonlardan Homer’le karşılaşmamanızı sağlayacaktır . Sonuçlarda görmek istediğiniz kelimeleri ise artı koyarak aramanıza ekleyebilirsiniz. Belirli bir sitenin içinde arama yapmak da pratik bir yöntem. Örneğin ilk yardım konusunu araştırıyorsunuz. Google’a ilk yardım yazmak karşımıza milyonlarca içerik çıkaracaktır. Ancak aramayı, bu alanda güvenilir bir otorite olduğunu bildiğimiz AFAD ’ın internet sitesinde yapmak işi kolaylaştıracaktır. Bunun için “ site:” ifadesini arama yapmak istediğimiz sitenin başına koymak ve anahtar kelimeyi girmek yeterli olacaktır . Ülkelere ait internet sitelerini taramak güzel ipuçlarından biri. Örneğin farklı ülke anayasalarına dair bir ödev verilmiş olsun ve burada Almanya anayasasını bulmak isteyelim. Mantıklı olarak bakılması gereken ilk yer Almanya’daki internet siteleri olacaktır. Yukarıda bahsettiğim “ site:” ifadesine Almanya’nın ülke kodu olan DE ’yi ekleyip bir arama yapmayı deneyelim. Basit bir sözlük yardımıyla İngilizce olarak yanına da anayasa kelimesini koyalım. Sonuçlara bakıldığında kısa sürede Almanya anayasasını bulmuş olduk. Dünyadaki tüm ülkelere ait kodlara buradan erişmek mümkün . Google sonuçlarını daraltmak için çok sayıda pratik yol ve ipucu var. En önemli 67 ipucu bu linkte listelenmiş. Biraz pratikle pek çoğunu alışkanlık hale getirmeniz mümkün. Gözünüz korktuysa Google Gelişmiş Aramayı kullanmanızı da önerebilirim. Böylece aramalarınızı çok daha kolay şekilde daraltabilirsiniz. Tüm bunlar haricinde ödev yaparken Google Scholar ’da makale arayabilir, Google Socratic ya da Wolfram Alpha gibi internet sitelerinde ileri matematik sorularını çözüme kavuşturabilirsiniz. Etkili arama için aşağıdaki maddelere dikkat etmek faydalı olacaktır: Çocukların özgün olmayan bir ödev teslim etmesini kimse istemez. Küçük ayrıntılara odaklanmak ödevlerin özgünlüğüne dair büyük ipuçları verebilir. Ödevlerde üslup farklılığı bulunması, birden fazla font kullanılması, güncel olmayan ya da açık şekilde yanlış bilgilerin göze çarpması, ödevle alakasız konuların varlığı ya da ödevin arama motorlarında ilk sayfalarda çıkması bir ödevin özgün olmadığı hakkında önemli kanıtlar sunar . Ödevlerin özgünlüğünü kontrol etmek için bazıları ücretli olan Turnitin, Scribbr ve Article Checker gibi araçlar kullanabilirsiniz. Daha önce ifade ettiğim gibi şüphelendiğiniz cümleleri tırnak içine alarak arama motorlarına yazmak bile birçok aşırmayı ortaya çıkarabilir. Araştırma deyince ilk akla gelen kurumlardan biri olduğumuz aşikar. Şüpheli içerikleri bulmak ya da doğruyu ortaya çıkarmak için belki de günler boyu internette arama yapıyoruz. Bu yüzden konuklar da Teyit ekibinden. Tecrübeli editörümüz Nilgün ve acar araştırmacımız Ezgi sorularımıza ışık tutacak. Bazen internetteki bilgiler şüphe çekmemek için bilimsel gibi görünüp, içinde nicel değerler dahi barındırabiliyor. İlk baktığında “bu yanlış olamaz” dediğimiz bilgileri süzmek için ne yapmalı dersin ? Nilgün Yılmaz: “Bilimsellik, inandırıcılık için ilk sığınılacak limanlardan. Ancak bilimsel olan ve olmayan bilgileri ayırmanın yolu, kesin ifadeler ya da rakamlar içerip içermediği olmamalı. Bilimsel yayınların, hakemli dergiler ya da “ edu ” uzantılı internet sitelerinde yayınlanmış olmaları gerekir. Yine ilgili kaynağın yazarları, tarihi, araştırmanın yöntem ve kapsamının açıkça belirtilmiş olmasına dikkat etmek gerek. Bilimsel yayınlar, duygusal ifadeler içermez, korku ve dehşet gibi duyguları hortlatmazlar. Bu yüzden soğukkanlı bir üslup da aramalıyız. Açıkça siyasi ya da başka türlü bir tarafgirlik yapan, belli bir ajandayı körü körüne savunan kaynaklar da bilimsel olarak sınıflanmaz . Her bilimsel yayının eşit bir güce sahip olmadığını da not etmek gerek . Kişilerin beyanlarına dayalı, yani anekdotal aktarımların bilimsel değeri yoktur mesela .” Öğrenciler ödevlerinde sıklıkla fotoğraf da kullanıyor. Kullanılan görsellerin doğruluğundan emin olmak için neler yapmalıyız sence? Ezgi Toprak: Emin olmak istediğiniz görseli bilgisayarınıza indirerek arama motorlarının görseller (images) seçeneğinden aratabilirsiniz. Google , Yandex , Bing ya da TinEye gibi arama motorları görselin ilk kaynağına ve hakkındaki doğru bilgilere ulaşmanızı sağlayabilir. Tüm bunları kolaylaştıracak bir seçenek de, kullandığınız tarayıcıya kuracağınız RevEye eklentisi olabilir. Bilgisayarı olmayanlar için telefondan arama yapabilme alternatifleri de var. Telefonunuzdan da TinEye, Google görsel arama, Photo Sherlock , Fake Image Detector gibi araçları kullanarak görselinizin doğruluğunu teyit edebiliyorsunuz. Teyit tarafından Türkçeye çevrilen “ Akıllı telefonunuzdan görsel doğrulamanın dört yolu” isimli rehber sayesinde bu adımları uygulamak mümkün . Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip. Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 21 Eylül 2021’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Twitter yanlış bilgiyle mücadele için geliştirdiği topluluk odaklı yaklaşım Birdwatch’ı büyütüyor,https://teyit.org/teyitpedia/twitter-yanlis-bilgiyle-mucadele-icin-gelistirdigi-topluluk-odakli-yaklasim-birdwatchi-buyutuyor,"Twitter, Ocak 2021’de duyurduğu Birdwatch ile üçüncü taraf doğrulama organizasyonlarına bağlı olmayan ve topluluk odaklı işleyen bir moderasyon amaçladığını belirtmişti . Platform şimdi de Birdwatch topluluğunu genişleteceğini duyurdu. ABD’deki kullanıcıların yarısının Twitter akışında Birdwatch yorumlarını görebileceği yeni sisteme, her hafta yaklaşık bin yeni kullanıcı dahil edilerek topluluğun büyümesi hedefleniyor. Birdwatch’ın pilot sürümüne dahil olan bin kadar kullanıcı yanıltıcı bilgi içerdiğini düşündüğü bir tweet gördüğünde tweete açıklayıcı bir not düşebiliyor, kendi kaynaklarını ekleyerek kanaatini açıklayabiliyordu. Pilot uygulamada kullanıcıların bütün katkıları Birdwatch’ın sitesinden, ayrı olarak takip edilebiliyordu. Ancak uygulama hayata geçtikten kısa süre sonra Poynter’ın yayınladığı analize göre kullanıcıların yarısından fazlası yorumlarında kaynak göstermiyor ve birçok teyit notu partizan söylemler içeriyordu. Ağustos ayına gelindiğinde ise Twitter uygulamanın etkisini anlamak için IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) imzacısı Associated Press ve Reuters ile bir ortaklık yürüteceğini ve bu iki kurumdan teyitçilik anlamında destek alacağını açıkladı . Daha önce sızdırılan dökümanlar Twitter’ın, komplo teorisi QAnon destekçisi olduğu tespit edilen bir kullanıcıyı topluluğa kabul ettiğini ortaya çıkarmıştı. Twitter 7 Eylül’de Birdwatch’ın çalışma modelinde birkaç değişiklik duyurdu. Sosyal medya platformunun yayınladığı blog yazısında Birdwatcher olmanın yolunun değiştiği haber veriliyor. Birdwatch’a katkı vermek üzere dahil olan kullanıcılar Birdwatcher , yani kuş gözlemcisi, olarak anılıyor . Artık topluluğa katılacak kişilerin program kapsamında şüpheli gördüğü tweetlere not yazabilmesi için, önce başkaları tarafından yazılmış notları değerlendirmeleri ve belirli bir puana ulaşmaları gerekiyor. Diğer üyeler tarafından faydalı bulunmayan notlar ekleyen katılımcıların yeni not yazma yetkisi ise inceleme için donduruluyor. Yani hem yazılan notlar hem de bu notlara verilen değerlendirmeler katılımcıların güvenilirliğine dair bir güvence olarak konumlandırılıyor. Kaynak: Twitter Bir diğer değişiklik ise tweetlere düşülen notların görünürlüğünde rol oynayan algoritmayla ilgili. “ Köprüleme algoritması ” ismindeki sisteme göre bir notun görünür olabilmesi için, genelde aynı fikirde olmadıkları tespit edilen kullanıcıların o notu faydalı bulduğunu belirtmesi gerekiyor. Yani Birdwatch notları üzerinde hemfikir olmama eğiliminde olduğu bilinen insanların ortak bir şekilde faydalı bulduğu not öne çıkarılıyor. Twitter’dan Keith Coleman, açıklamasında uygulamanın insanları bilgiyle donattığını ve kendi kararlarını vermelerine alan açtığını düşündüklerini belirtiyor. Coleman: “ Twitter'ın nefret söylemi veya şiddet çağrıları gibi içerikleri yasaklayan politikaları olsa da Birdwatch, Twitter topluluğunun ""gri alanlardaki"" tweetleri ele almasına izin veriyor.” görüşünde. Değişikliklerin işe yaradığını görmek için ise zamana ihtiyaç var. Kutuplaşmanın etkileşimi büyüttüğü, etkileşim arttıkça kutuplaşmanın derinleştiği mevcut sosyal medya ekosisteminde Birdwatch’ın yanlış bilginin yayılımını engellemede etkili olup olmayacağı merak konusu. Sonuçta Coleman’ın belirttiği gri alanlarda doğru ve yanlışı seçmek zor olduğu gibi, o alanlarda yapılan yorumların faydalı ya da faydasız olduğuna karar vermek de karmaşık bir durum. Twitter, Birdwatch notu eklenmiş içeriği gören kullanıcıların beğenme veya retweet etme olasılığının yüzde 15 ila yüzde 35 daha az olduğunu ve notu okuduktan sonra yanıltıcı bir tweet'e katılma olasılıklarının yüzde 20 ila yüzde 40 azaldığını gördüklerini belirtiyor. Diğer yandan deneme sürecinde Birdwatch'a dahil olan katılımcıların dile getirdiği endişeler Twitter’ın yanlış bilgi sorununa dair ürettiği çözüme yönelik eleştirileri de özetliyor. Yazılım mühendisi Aaron Segal Birdwatch’ın çok yavaş işlediğini düşündüğünü ve bunun platformun reklam amaçlı bir hamlesi olup olmadığına ilişkin kaygılarını dile getiriyor. Notların çok azının platformun belirlediği “faydalı” eşiğini geçebildiğini ve gerçek kullanıcılara anlamlı şekilde ulaşabildiğini düşünen Segal’e göre Twitter Birdwatch’a gerekli kaynak ve erişimi ayırıyormuş gibi görünmüyor. Kapak: Reuters" Nobel ödülü sahibi gazetecilerden bilgi ekosistemi için 10 maddelik çözüm planı,https://teyit.org/teyitpedia/nobel-odulu-sahibi-gazetecilerden-bilgi-ekosistemi-icin-10-maddelik-cozum-plani,"Filipinli gazeteci Maria Ressa ve Rus gazeteci Dmitry Muratov, “ demokrasinin ve kalıcı barışın önkoşulu olan ifade özgürlüğünü koruma çabalarından dolayı ” 2021 Nobel Barış Ödülü'ne layık görülmüştü . Ödül haberinden bu yana Ressa ve Muratov gazetecilik faaliyetini sürdürürken farklı engellerle karşılaşmaya devam ediyorlar. Her iki gazetecinin bağlı olduğu kurumun da yayın hayatının devamlılığı tehlikede. Novaya Gazeta, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden kısa süre sonra Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’yle yaptığı söyleşiyi yayınlamaması doğrultusunda aldığı iki resmi uyarının ardından Rusya-Ukrayna savaşı sonuna kadar yayın faaliyetini durdurma kararını açıklamıştı. Novaya Gazeta’nın yayın lisansı Rusya Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişim Denetleme Kurumu’nun (Roskomnadzor) talebiyle Temmuz ayında mahkeme tarafından iptal edildi. Muratov, Haziran 2022'de Nobel Barış Ödülü'nü 103,5 milyon dolara açık artırmada sattı ve gelen parayı Ukrayna’daki savaştan kaçan mültecilere bağışlayacağını duyurdu. Filipinler’de faaliyet gösteren haber sitesi Rappler de benzer bir tehlikeyle karşı karşıya. Haziran 2022’de Filipinler Menkul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu (PSEC) 2018’de Rappler’in işletme ruhsatının kaldırılmasına ilişkin verilen kararı onadı. Rappler görev süresinin son günlerinde olduğunu hatırlatarak, Duterte hükümetinin bu kararına karşı yasal itiraz haklarını kullanacaklarını duyurdu. Rappler eski Filipin Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin uyuşturucuyla mücadele politikaları sırasında yaşanan insan hakları ihlallerini ve dezenformasyon çalışmalarını belgelemişti. 2012’de bir Facebook sayfası olarak faaliyetine başlayan Rappler, Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı’nın (IFCN) imzacısı ve teyitçilik faaliyeti de yürütüyor . Nobel Barış Merkezi'nin 2 Eylül 2022’de düzenlediği İfade Özgürlüğü Konferansı'nda bilgi krizine yönelik bir eylem planı yayınlandı . Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Ressa ve Dmitry Muratov, diğer imzacılarla birlikte, gazeteciliği destekleme ve dezenformasyonla mücadele etmenin yollarını on maddede detaylandırdı. On maddelik bu çağrı 2021 Nobel Barış Ödülü kazananları Maria Ressa ve Dmitry Muratov tarafından 2 Eylül 2022'de Oslo Nobel Barış Merkezi’ndeki İfade Özgürlüğü Konferansı'nda sunuldu. Çağrının Türkçe çevirisini aşağıda okuyabilirsiniz. İmzacıların tam listesine buradan ulaşabilirsiniz ." Haberin ardında neden bir Twitter hesabından fazlası olmalı?,https://teyit.org/teyitpedia/haberin-ardinda-neden-bir-twitter-hesabindan-fazlasi-olmali,"Sosyal medya akışımıza bakıyoruz: Çarpıcı bir haber. Ne var ki bir haber kuruluşundan değil, hangi amaçla kurulduğunu bilmediğimiz bir Twitter hesabından geliyor. Hesabı takibe alıyoruz ama bu hesabın bir haber kuruluşu gibi sitesi, künyesi, isimlerini bildiğimiz bir ekibi yok. Bir geçmişi de yok. Sadece bir Twitter profili var. Tek işi, ortalıkta dolanan doğru ya da yanlış bilgi parçacıklarını bir tweet’e sığdırıp hızlı ve çarpıcı bir şekilde vermek. İşler yolunda gitmezse kaybedecekleri tek şey bir sosyal medya hesabı ya da sadece hesabın ismi. O zaman soruyu soralım: Böyle bir hesaptan aldığımız bir haber, gerçek bile olsa, haber midir ve aynı hesaptan gelen bir sonraki habere inanmak için bu kadarı yeterli midir? Sorunun cevabı gazetecilik tarihinde var. Hakkıyla cevaplamak için gazeteciliğin nasıl bir meslek olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Kilit kelimemiz “itibar.” Eğer basın tarihi okumadıysak muhtemelen gazeteciliğin başlangıçta tarafsızlık ideali üzerine kurulduğunu düşünürüz. Oysa işin aslı öyle değil. Daha doğrusu gazeteciliğin başlangıcında tarafsızlık ya da nesnellik büyük bir mesele olarak görülmüyor. Çünkü baskı teknolojisi nedeniyle ilk gazeteler çok pahalı. Bu yüzden ilk gazeteleri çeşitli siyasi kamplar ya da devletler, kiliseler finanse ediyor. Haliyle gerçekliği de işlerine geldiği gibi eğip büküyorlar. Lee Mcintryre’nin Hakikat Sonrası (Tellekt Yayınları, 2019) kitabında da anlattığı üzere, 1846’da ABD’de altı farklı haber kuruluşunun bir araya gelerek kurduğu bir haber kooperatifi olan Associated Press Haber Ajansı, siyasi bakımdan çeşitlilik gösteren müşteri kitlesini kendine çekmek için gerçeklere dayalı habere önem vermeye başlıyor. Çünkü farklı siyasi ve ticari çıkarlara sahip tüm müşterilerini aynı anda mutlu etmesi için “nesnellikten” başka bir enstrüman yok. Aşağı yukarı aynı dönemde New York Times, haberin dilini “hikâye” modelinden “bilgiye” çevirerek itibar kazanıyor ve gazetecilikte kurumsallaşma başlıyor. Bu aynı zamanda gazetenin asıl sermayesinin “itibar” haline gelmesi demek. Eğer insanları yanıltmayı iş edinirseniz, bu ancak bir yere kadar sürer ve sonunda itibarınızı kaybedersiniz. Bu sadece tüzel kişiler için değil, isimleri markalaşan bağımsız gazeteciler için de geçerli. Sadece bir Twitter hesabı üzerinden düzenli haber aktaran, yani bir haber kuruluşuna dayanmayan profillere geri dönelim. Kaybedecekleri ne var? Hesaplarının ismi mi? Evet ama saniyeler içinde bu ismi değiştirebilirler ve takipçileri aynı kalır. O güne kadar kazandıkları takipçilerinin bunu anlaması bazen aylar sürebilir, bazıları ise hiç anlamaz. Eğer amaçlarına ulaştılarsa, hesaptan da feragat edip saniyeler içinde buharlaşabilirler. Bu tip hesapların çoğunlukla doğru ve hızlı haber paylaştıklarını söyleyebilirsiniz. Ya o güne kadar paylaştıkları bin doğru haber, en kritik anda paylaşacakları bir manipülatif haber içinse? Daha önemlisi, ya hesabı sessiz sedasız başka bir amaç için kullanacak bir yapıya devredelerse? Bu ihtimalleri, saniyeler içinde gördüğümüz bir tweet uzunluğundaki haber üzerinden nasıl tartacağız? Tüm bunları tartmamız için ortada bir künye, bu künyeyle birlikte gelen bir geçmiş ve salt habercilik için kurulmuş bir marka şart. Bu; okuyucuya, izleyiciye hesap verme yükümlülüğü olan bir kurumsal kimlik demek. “Kimliğe ne gerek var? Bir yandan haber yaparım, bir yandan da kuruyemiş satarım” diye düşündüğünüz zaman, itibar kaybının yaratacağı sarsıntının önemi kalmaz. Türkiye, en geç önümüzdeki yıl tarihi bir seçime girecek. Seçim dönemi boyunca yapılacak algı yönetimi, kutuplaştırma, manipülasyon faaliyetlerinde, binlerce takipçi toplamış bu hesapları mı kullanmak daha kolay, yoksa yıllara dayanan bir haber kuruluşunu mu? Evet, bir haber kuruluşu da bu amaçlar için kullanılabilir. Bunun örneklerini de görüyoruz. Ancak köklü bir haber kuruluşunun el değiştirmesi de yayın politikası değiştirmesi de ayrıca bir haberdir. Haliyle bu, bir sosyal medya hesabının isim, politika ya da kullanıcı değiştirmesi kadar hızlı ve sessizce gerçekleşmez. Hızlı değişim ihtimali risklidir. Çünkü bir manipülasyon seçim sonucunu etkilemişse, seçimden sonra bunun manipülasyon olduğunu anlamak bir şey ifade etmez. Saydığımız tüm ihtimallerin gerçekleşmediğini yani böyle bir Twitter hesabının sadece hızlı ve doğru haber vermek için kullanıldığını düşünelim. Yine de akla yatkın olmayan bir taraf var. Çünkü haberin doğası buna uygun değil. Bizim Twitter gibi sosyal medya hesaplarından haber diye aldığımız şey, çoğunlukla sadece haberin hammaddesi. Bilginin haber haline gelmesi için, doğrulanması, işlenmesi ve tüm perspektifleri ile ele alınması gerekir. Bazen ortada tek bir doğru değil, rakip doğrular da vardır. Yani gerçek, kesit alınmış bir video ya da fotoğrafta göründüğü gibi olmayabilir. Örneğin; bir video paylaşıldığını düşünün, videoda, bir parkta elektrikli testereyle ağaç kesen bir görevli olsun. Bu tarz bir hesap, böyle bir videoyu “Şenevler Parkı’nda ağaç kesiliyor” ifadesiyle paylaşabilir. Evet, haber doğrudur. Gerçekten Şenevler Parkı’nda ağaç kesiliyordur ama bir gazeteci, bu haberi yaparken Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne, mahalle sakinlerine ulaşıp, bu kesimin çürüyüp çocukların üzerine devrilmek üzere olan bir ağaç için olduğunu öğrenmekle yükümlüdür. Oysa bir Twitter profilinin böyle bir yükümlülüğü yoktur. Bu profil, birkaç tweet sonra, işin doğrusunu da yazabilir ama bunu göreceğinizin garantisi olmaz. Dahası, ağacın kesildiğini aktaran tweet, güncelleme tweetinden bağımsız yayılmaya devam eder. Silip yeniden yazmak söz konusu bile olmaz. Nihayetinde ağacın kesildiğine dair ilk tweet, doğru olmakla birlikte haber değil, sadece haberin hammaddesidir. Unutmamalıyız ki medya araçları değişmiş olsa da haberin doğası değişmiyor. Haberi parça parça bağımsız tweetler ya da kesit videolarla aktarmak da haberin doğasına uygun değil. Çünkü haberi haber yapan tek şey hız değil. Doğrulanmış, iyi çerçevelenmiş ve bir editör elinde işlenmiş olması gerekiyor. Bu yüzden doğru da olsa bir bilgi, tek başına haber değeri kazanmaz. Haber bazen bir tweete de sığabilir ama mesele bir tweete sığıp sığmaması değil, sermayesi itibar olan bir kurum ya da kişiye dayanıp dayanmamasıdır. Kapak: Columbia Journalism Review" Veliler savaş travmasından çocukları nasıl korur?,https://teyit.org/teyitpedia/veliler-savas-travmasindan-cocuklari-nasil-korur,"Bu yıl ‘umarız bir daha olmaz’ dediğimiz şeylerden biri daha oldu ve savaş çıktı. Rusya, 24 Şubat 2022 ’de Ukrayna’ya karşı askeri operasyon başlattı. Böylece pandeminin getirdiği stres, ülkedeki hayat pahalılığı ve kapıda görünen kışa savaşın getirdiklerini eklemiş olduk. Bu savaşın diğerlerinden bir farkının olduğunu söyleyebiliyoruz. Nitekim savaş görüntülerinin sosyal medyada bolca yer alması, askerlerin çatışmalar sırasında çektiği TikTok videolarının milyonlarca kişi tarafından izlenmesi ve hoş bir manzarayı seyreder gibi izlediğimiz drone görüntüleri şimdiden akıllara kazındı. New York Magazin bu savaş için “WarTok” ifadesini kullandı . Hatta Ukrayna ve Rusya arasındaki bu mücadele ilk ‘ TikTok savaşı’ olarak adlandırıldı . Savaşın bölgedeki asker ya da sivilleri nasıl etkilediği hakkında fazla söze gerek yok. Lakin, coğrafik olarak uzakta olanlar da savaşın etkilerinden nasibini alıyor. Bu yazıda savaş hakkındaki haberlerin gençleri nasıl etkileyebileceği ve veliler olarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğine odaklanacağız. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin savaşları algılama ve yaşama biçimimizi değiştirdiği aşikar. 1990’da ABD ile Irak arasında yaşanan Körfez Savaşı’nı hatırlayanların aklına hangi görüntülerin geldiğini merak ediyorum. O zamanlar savaşı takip etmek için sosyal medya ya da yaygın bir internet olmadığından akıllara CNN’ in yaptığı, sadece yeşil ve parlak ışıkların olduğu yayın gelecektir. Şimdi gördüklerimiz karşısında aşağıdaki savaş görüntüsü sanki ilk fotoğrafı çeken Fransız fotoğrafçı Niepce ’in ünlü karesini andırıyor . Körfez Savaşı’nda Çöl fırtınası olarak da bilinen operasyondan yayın görüntüsü . 32 yıl öncesine ışınlanıp Körfez Savaşı’na tanık olsaydık istemediğimiz şeylerle karşılaşmamak daha kolay olurdu. Çünkü savaş görüntüleri sadece televizyon ya da gazetelerde yer alıyordu. Kontrolleri kolaydı. Yani veliler olarak sınavlarına hazırlanan bir çocuğun etkilenmemesi için televizyonu kapatıp, kapıya gelen gazeteyi halının altına sakladığımızda sorun çözülecekti. Dahası görüntüler editörler tarafından süzülmüş olarak servis ediliyordu. Devir değişti, devran döndü. Artık Z kuşağı olarak adlandırılan nesil savaşı sosyal medyadan takip ediyor . Çocukların editör eli değmemiş savaş görüntüleriyle karşılaşması çok olası. Ayrıca doğrulanmamış ya da eski tarihli videolar, gerçekliği bulunmayan propaganda mesajları, üzerinde oynanmış montajlı görüntüler ve sahte metinler çocukların gerçekleri ayırt etme yetilerine sekte vurabiliyor . Çevrimiçi platformlarda hangi bilgiye güvenebileceğini tahmin etmek zor olduğundan çocuklar en popüler olanı doğru olarak kabul edebilir . Elbette yanlış ya da sahte görüntüler de çoğu zaman popülerdir. UNICEF'in araştırmasına göre çocukların yüzde 75 ’inin internette karşılaştığı bilgilerin doğruluğunu tartmakta sorun yaşadığını aklınıza getirin . Savaş görüntülerine maruz kalan çocukların travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomları geliştirme riski olduğu biliniyor. Dolaylı travma olarak adlandırılan bu durumda kişi, diğerlerinin acıları ve ihtiyaçlarına tanık olup, zor şeylere katlananlarla kendini özdeşleştirebilir . Örneğin, 11 Eylül saldırılarına dair haberleri televizyonda izleyen çocuklarda TSSB semptomlarının arttığı saptanmış . Başka bir araştırmada ise 2017 yılında ABD’de yaşanan Irma Kasırgası hakkında medya görüntülerine maruz kalan çocuklarda benzer semptomların arttığı ifade edilmiş . Sosyal medyada karşılaşılan hassas görüntüler çocuklar üzerinde kısa ve uzun vadede etkilere yol açıyor. Şiddet görüntüleri çocuklar üzerinde kısa vadede saldırgan ve öfkeli duyguları tetiklerken , uzun vadede empati eksikliği ya da duyarsızlaşma gibi sonuçlar doğuruyor . Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın çocukları daha az etkilemesi için beş öneri sıralayabiliriz: Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını ilk geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip. Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 31 Mart 2022’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Facebook’tan Spotify’a sosyal medya platformlarının yanlış bilgiyle mücadele yöntemleri,https://teyit.org/teyitpedia/facebooktan-spotifya-sosyal-medya-platformlarinin-yanlis-bilgiyle-mucadele-yontemleri,"Yanlış bilginin yayılmasında sosyal medya platformları ve algoritmalarının bir araç olarak kullanıldığı ortada. Bu platformların son kullanıcıları olarak kendimizi eleştirel dijital okuryazarlık gibi pratiklerle yanlış bilgiye karşı dayanıklı hale getirmek ve bireysel teyitçilik becerilerimizi geliştirmek mühim. 2022 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu’na göre sosyal medyayı haber kaynağı olarak kullandığını söyleyenlerin oranı yüzde 63. Yani sosyal medyayı yalnızca eğlenmek veya vakit geçirmek için değil, gündemi takip etmek için de kullanıyoruz. Bu sebeple, yanlış bilginin önüne geçmek için bireysel olarak attığımız adımların yanında, çoğumuzun neredeyse her gün kullandığı sosyal medya platformlarının da adım atması gerekiyor. Peki sosyal medya platformları bu konuda halihazırda neler yapıyor? Facebook, yani yeni adıyla Meta, yanlış bilgi konusunda adım atan ilk sosyal medya platformlarındandı. Yanlış bilgiyle mücadelesine 2016 yılında tık tuzaklı başlıkları öne çıkarmayı bırakarak başlayan Facebook, aynı yıl içinde Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) imzacısı doğrulama kuruluşlarıyla işbirliği yapmaya başladı. Bu işbirliği kapsamında, Facebook, bilginin doğruluğu ya da yanlışlığına dair kararı bağımsız teyitçilere bırakmış oldu. Teyit de 2018 yılında Facebook’un Türkiye’deki üçüncü taraf doğrulama programı partneri oldu. Facebook ve üçüncü taraf doğrulama kuruluşları arasındaki süreç şöyle işliyor : Kullanıcılar Facebook’ta şüpheli buldukları gönderileri platforma bildiriyor. Bu gönderiler platformun şüpheli bilgi havuzuna düştükten sonra, üçüncü taraf doğrulama kuruluşları tarafından inceleniyor ve ilgili doğrulama kuruluşunun internet sitesinde kanıtlarıyla birlikte, bilginin neden yanlış olduğuna dair bir analiz yayınlanıyor. Facebook’taki gönderinin yanlış bilgi içerdiğine karar verildiğinde ise bu gönderide, doğrulama kuruluşunun internet sitesine yönlendiren bir bağlantıyla birlikte içeriğin yanlış olduğuna dair bir uyarı çıkıyor. Bu havuzun yanı sıra, doğrulama kuruluşları kendi önceliklendirme kriterlerine göre incelediği ve sonuçlandırdığı içerikleri de bu sisteme girebiliyor. Facebook, sürekli yanlış bilgi yayan kullanıcıların ve sayfaların haber akışındaki gösterimini düşürüyor. Ancak erişimin düşürülmesi konusunda doğrulama kuruluşlarının doğrudan müdahalesi bulunmuyor. Bu gönderilerdeki içerik sebebiyle birilerinin fiziksel zarar görme ihtimali varsa, içerikte sağlıkla ilgili olumsuz sonuçlar doğurabilecek yanlış bilgiler yer alıyorsa ya da seçim sonuçlarını olumsuz yönde etkileyecek bir bilgi varsa gönderiler Facebook tarafından kaldırılıyor. Kaynak: Facebook Facebook’un uyguladığı bu doğrulama programı, 2019 yılında Meta’nın bünyesinde bulunan Instagram’a da genişletildi . Benzer şekilde, yanlış bilgi barındırdığına karar verilen gönderiler keşfet sayfasından, ilgili etiketlerin sayfasından ve akıştan kaldırılıyor. Facebook sisteminde yanlış olarak işaretlenen gönderiler Instagram’da da paylaşılmışsa bu gönderiler de aynı şekilde işaretleniyor. TikTok’un haber almadaki rolünü azımsamamak gerekiyor: 2022 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu’na göre, TikTok kullanan gençlerin yüzde 15’i platformu haberleri takip etmek amacıyla kullanıyor . Sosyal medya alışkanlıklarını inceleyen Pew Research Center araştırmasına göre ise TikTok’u haber almak için kullandığını söyleyen Amerikalıların oranı 2020’de yüzde 22’yken 2022’de yüzde 33’e yükseldi. Bu da kaçınılmaz olarak beraberinde bir yanlış bilgi sorununu da getiriyor. Çünkü internetteki bilgi düzensizliği tek bir platforma mahsus değil; teyitlenmemiş, editöryal olarak gözden geçmemiş bilgilerin de yer aldığı bir platformu bilgi kaynağı olarak referans almak, yanlış bilginin yaygınlaşmasına sebep olan faktörlerden biri. Büyük sosyal medya platformlarının en genci olarak gösterebileceğimiz ve Cloudfare istatistiklerine göre 2021’in en çok ziyaret edilen internet sitesi olan TikTok benzer bir şekilde üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarıyla çalışsa da, yanlış bilgiyle mücadelede Meta’dan farklı bir yol izliyor. 2020’nin Aralık ayından beri Teyit’in de doğrulama partneri olduğu TikTok , şüpheli olarak işaretlenen içerikleri işbirliği yaptığı bağımsız doğrulama kuruluşlarına gönderiyor. Bu kuruluşlar, yaptıkları araştırmalardan sonra, gönderilen videonun yanlış bilgi içerdiğine karar verirse TikTok videoyu platformdan kaldırıyor ve kullanıcıya bildirim gönderiyor. Twitter yanlış bilgiyle mücadelesine 2020 yılında başlamıştı: Covid-19 ve seçimlerle ilgili yanıltıcı içeriklere uyarı yerleştiren platform, aynı yıl içinde aşılarla ilgili komplo teorilerini kaldırmaya ve devlet kontrolündeki hesaplara uyarı etiketi yerleştirmeye başladı. 2021 yılında duyurulan ve şimdilik yalnızca ABD’de aktif olan Birdwatch projesi ile platform yanlış bilgi sorununa topluluk odaklı bir çözüm getirmeyi amaçlıyor. ABD’de bir telefon numarası olan, yakın zamanda Twitter kurallarını ihlal etmemiş ve en az altı aydır Twitter kullanan kişiler, gönüllülerle yürütülen bu programa başvurabiliyor . Programa kabul edilen kullanıcılar yanıltıcı bilgi içerdiğini düşündüğü içeriklere kaynaklarıyla birlikte açıklayıcı bir not düşebiliyor . Bu pilot programa kayıtlı kişiler Twitter’ın anasayfasında içeriklere eklenen notları görebilirken ABD’deki diğer tüm kullanıcılar ise Birdwatch’un internet sitesinden yorumlara erişebiliyor. Kaynak: NBC News Twitter aynı zamanda projenin etkisini anlamak için IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) imzacısı Associated Press ve Reuters ile bir işbirliği yapacağını ve bu kurumlardan teyitçilik desteği alacağını açıkladı . Birçok internet kullanıcısının uzun zamandır günlük internet kullanımının önemli bir parçası haline gelen YouTube ise yanlış bilgi politikası sebebiyle uzun zamandır dünya çapındaki teyitçiler tarafından eleştiriliyor. Hatta 2022’nin başında, Teyit’in de aralarında yer aldığı, IFCN imzacısı teyit kuruluşları YouTube’a bir açık mektup yazarak platformun yanlış bilgiyle mücadele politikasına dair daha somut adımlar atması gerektiğini belirtmişti. YouTube’un bir yanlış bilgi mecrası olarak kullanıldığı aşikar. Üstelik platformun ana içerik formatı olan uzun videolar sebebiyle teyitçiler için buradaki yanlış bilgileri tespit etmek, diğer platformlara kıyasla daha zor ve daha çok vakit alan bir uğraşa dönüşüyor. YouTube şu an ne üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarıyla çalışıyor ne de Twitter gibi topluluk odaklı bir programa sahip. Platform yanlış bilgi içeren videoların kaldırıldığını söylese de bu politika yeterince şeffaf değil; içeriği kaldırılan video üreticilerine videolarının neden yanlış bilgi barındırdığına dair bilgi verilmiyor . Müziğin yanı sıra geniş bir podcast kütüphanesine de sahip olan Spotify'ın, yanlış bilginin yayılabileceği mecralar düşünüldüğünde akla ilk gelen platformlardan olmasa da 2022’nin başında aşı karşıtı söylemleri yaygınlaştırdığı bilinen Joe Rogan ile anlaşma yapması tartışmalara yol açmıştı . Spotify’ın platform kurallarına göre sağlıkla ilgili yanlış bilgiler, başkasını taklit eden ya da üzerinde oynanmış ve seçim sonuçlarını değiştirebilecek içeriklere izin verilmiyor. Ancak hayatımızı derinden etkileyen siyaset, eğitim, ekonomi gibi konular için, bahsedilen bu kurallara dair şeffaf politikaya erişilemiyor. Bu platform kurallarının kapsamı yeterince net değil. Spotify birçok platform gibi, ifade özgürlüğünü gerekçe göstererek yanlış bilgiyle mücadelede çözüm üretmeyi reddediyor. 200 bin kişiye kadar katılımın mümkün olduğu büyük gruplar oluşturmaya ve kanal kurarak sınırsız sayıda kişiye erişmeye imkan sağlayan Telegram’ı da bir sosyal medya platformu olarak görmek mümkün. Ukrayna-Rusya savaşının başlarında, Telegram kanallarının yanlış bilgi yaymak için kullanıldığını biliyoruz . Platformun yapısı gereği yanlış bilgiyi tespit etmek teyitçiler için olduğu kadar Telegram için de zor. Uçtan uca şifreleme gibi özellikler, gizlilik için çok önemli adımlar olsa da yanlış bilgiye müdahale edebilme olasılığını azaltıyor. Telegram, 2022’nin başında Brezilya seçimleri için mezenformasyon önlemleri alsa da dünya çapında bir yanlış bilgi politikası henüz yok. İnternet ile olan ilişkimiz, sosyal medya şirketlerini yalnızca birer “hizmet sağlayıcı” olarak göremeyeceğimiz kadar çok boyutlu. İnternet kullanımı günlük hayatımızın bir parçası haline gelmişken, bazı platformların, tasarımlarındaki kusurlu yönleri görmezden gelmesi ve bazen “ifade özgürlüğü” gerekçesiyle gerekli adımları atmaya yanaşmaması, kullanıcılar olarak bu platformlarla olan ilişkimizi zedeliyor. Tam da bu sebeple, bilgi ekosistemi ni daha sağlıklı bir yer haline getirmek için platformların attığı, bağımsız teyitçilerle çalışmak gibi adımlar büyük önem taşıyor. Ancak elbette bu adımlar kusursuz değil. Örneğin Twitter’ın, komplo teorisi QAnon destekçisi olduğu tespit edilen bir kullanıcıyı Birdwatch programına kabul ettiği anlaşılmıştı . Veya Meta, üçüncü taraf doğrulama programının İngilizce dışındaki dillerde ne kadar etkili olduğuna dair yeterince veri sunmaması sebebiyle eleştiriliyor. YouTube ise birbiriyle çelişen ifadeleri ve şeffaf bir yanlış bilgi politikası olmamasıyla teyitçilerin gündeminde. Ya da TikTok hangi içeriklerin kaldırıp kaldırılmadığını, işbirliği yaptığı doğrulama platformlarıyla paylaşmıyor. Platformlar olumlu adımlar atsa da katedilmesi gereken daha çok yol var. Çünkü sağlıklı bir bilgi ekosistemi talep etmek, herkesin hakkı." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-virallesmeden-durdurmak-mumkun-mu.jpg, 'Parodi hesaptır': Ünlülerin adıyla açılan taklit hesaplar tamamen zararsız mı?,https://teyit.org/teyitpedia/parodi-hesaptir-unlulerin-adiyla-acilan-taklit-hesaplar-tamamen-zararsiz-mi,"Twitter, gerçek kişi ve kurumların yanı sıra parodi , hayran , anonim , bot ve trol hesapların da bulunduğu kalabalık bir mecra. Mimar Sinan , eski ABD Başkanı Donald Trump’ın saçı , Yarım soğan ve Rusya’ya düşen meteor bu garip dünyanın nadide örneklerinden. Adından da anlaşılacağı gibi bunlar popüler kültüre ait kişi ya da nesnelere dair paylaşımların yapıldığı eğlenceli hesaplar. Ancak bu kalabalığın içinde derine inildiğinde, saniyeler içinde ortadan kaybolan, bir önceki adından ve konseptinden tamamen farklı bir biçimde yeniden canlanan, birbirine bağlı onlarca sözde parodi hesapla karşılaşıyoruz. Örneğin sunucu ve televizyon programcısı Beyazıt Öztürk’ün paylaşımlarını okumak amacıyla takip ettiğiniz bir hesabın bir gün şüpheli paylaşımlar yaptığını görebilirsiniz. Ünlü bir oyuncu, popüler bir siyasetçi, gündemdeki bir isim ya da kurumun adıyla açılan sosyal medya hesaplarına daha önce rastlamış olabilirsiniz. Belki de bu hesaplardan yapılan paylaşımlardan birinin gerçekten o kişi tarafından yapıldığına inanmış ve bu paylaşımı beğenmiş ve hatta yaygınlaştırmış bile olabilirsiniz. Parodi hesaplar çoğunlukla eğlence amaçlı paylaşımlar yapar. Taklit ise kişi ya da kurumun kimliğine bürünerek, verilen bilgilerin doğru olduğu algısını yaratma ya da karşı propaganda yapmayı hedefler. Sıklıkla güvenilir, itibarı yüksek, bilinen, ana akımlaşmış gerçek kaynakların isimleri ve logoları taklit edilir. Teyit olarak tam da bu nedenle parodi ve taklit hesapları inceliyor, yanlış bilgi sorununa neden olan şüpheli paylaşımları detaylı şekilde analiz olarak yayınlıyoruz. Fakat hesapların iddia edildiği gibi ‘o ünlü kişi’ ya da ‘o yabancı medya kuruluşu’ ile ilişkili olmadığına dair Teyit’te yayınladığımız çoğu analizin altına, “ zaten parodi olduğunu belirtmiş ” itirazı geliyor. Ancak bilgi düzensizliği çağında hatırlamamız gereken şu: parodi hesapların paylaşımları ‘zararsız’ bir görüntünün altında teyitçilerin radarından kaçmak ve şüpheli ya da taraflı bilgileri yaygınlaştırmak için bir strateji olarak kullanılabiliyor. “Parodi hesap” kavramına aşina olmayan ya da hesabın niteliğine dikkat etmeyen bir kullanıcının bu hesabı gerçek sanması da çok olası. Ünlü isimleri kullanarak herhangi bir sosyal mecra ya da sitede yeni bir profil oluşturmak etkileşim ve takipçi sayısını artırmanın en kolay yollarından biri. İsmin tanınırlığını ve kamuda oluşturduğu imajdan faydalanarak kısa sürede on binlerce takipçi elde etmek mümkün. ABD’deki 2020 Başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Joe Biden adına, onun resmi internet sitesi gibi görünen parodi sitenin Cumhuriyetçi bir kampanya görevlisi tarafından oluşturulduğu ortaya çıkmıştı. Biden Nisan 2019’da seçim kampanyasını başlattığında, “joebiden.info” URL’si ile bu parodi site Google’da, Biden’ın resmi internet sitesi olan “joebiden.com”dan daha üstte çıkmaya başlamıştı. Twitter’ın yanıltıcı ve aldatıcı kimlik politikasına göre “ Başkalarını yanlış yönlendirmek, kafa karıştırmak veya aldatmak amacıyla birey, grup ya da kuruluşları taklit edemez ve diğer kullanıcıların Twitter'daki deneyimini aksatacak şekilde sahte bir kimlik kullanamazsınız. ” Ancak bu kuralın istisnalarından biri parodi, yorum ve hayran hesaplarına ilişkin politikaya uygun olan hesaplar. Eğer hesabın kullanıcı adında ya da biyografi kısmında belirgin şekilde ""parodi"", ""sahte"", ""hayran"" gibi ibareler yer alıyorsa bu yanıltıcı kimlik politikasını ihlal etmediğiniz anlamına gelebilir. Fakat ünlülere ait sahte hesaplarda karşılaştığımız sorun yalnızca parodi hesap olduğunun belirtilmemesi değil. Bazı hesaplar açıldıktan ve ciddi bir takipçi sayısına ulaştıktan, yani aslında hem platformun hem de teyitçilerin dikkatini çektikten sonra “parodi” ibaresini ekliyor. Kısaca “ parodi ” uyarısı kullanıcıları uyarmak için değil, Twitter’ın politikalarından sıyrılmak için kullanılan bir yöntem halini alıyor. Oya Başar adına açılan taklit hesabın kısa sürede yüksek takipçiye ulaştığı ve “parodi” hesap olduğuna ilişkin notun sonradan eklendiği görülebiliyor. Peki bu karmaşa gerçekten kolayca çözülebilecek bir yanlış anlaşılmadan mı ibaret? Şüpheli paylaşımlar yapan parodi hesapların birbirlerini takip ediyor ve birbirlerinin paylaşımlarına etkileşim veriyor oluşu ünlülerle ilişkilendirilen “parodi” hesaplara dair daha ciddi bir soruna işaret ediyor. Cansu Dere adıyla açılan ve daha sonra “parodi hesap” ifadesi eklenen yüksek takipçili Twitter hesabının, İlber Ortaylı’nın adıyla açılan ancak ona ait olmadığı ortaya çıkan bir diğer hesabın paylaşımlarını retweetlediği görülebilliyor. Birden ortaya çıkan yeni ve az takipçili bir taklit hesabın, yüksek takipçili taklit hesaplar tarafından desteklenmesi etkileşimlerini ve takipçi sayılarını artırmaya dönük bir adım. Peki bu hesap sahipleri yüksek etkileşim ve takipçi sayısıyla Twitter’da neyi amaçlıyor olabilir? İlk seçenek reklam. Tanınmış bir figürü takip etmek için çıktığınız bu yolda farkında olmadan bahis sitesi ya da kripto borsası reklamlarına maruz kalıyor olabilirsiniz. Bu, dünyada da örneklerini sık gördüğümüz bir durum. İkincisi ise içerisinde manipülasyon, çarpıtma, bağlamından koparma gibi birçok yanlış bilgi türünü barındırabilen, yanlış bilgi sorununa göbekten bağlı olan problemli alan. Çünkü taklit, doğrudan yanlış bilginin bir türü olarak karşımıza daha seyrek çıkıyor. Yani taklit hesapların, yanlış bilginin yaygınlaştırılması veya inandırıcılığının artırılması için araç olarak kullanılmasının daha yaygın olduğu söylenebilir . Mesela yazının girişinde Beyazıt Öztürk’e ait “parodi” ibareli taklitçi hesap daha sonra “bellshaber” adıyla yeniden aktifleştirilip, haber paylaşım hesabına dönüştürüldü. Bellshaber adını kullanmaya başladıktan sonra göçmen karşıtı, ayrımcı nitelikte ifadeler içeren paylaşımlar yaptığı görülen hesap ünlülerle ilişkilendirilen hesaplara neden şüpheyle yaklaşılması gerektiğine dair iyi bir örnek. Twitter arama çubuğunda Beyazıt Öztürk’e ait olmadığı doğrulanan hesabın kullanıcı adı ""BeyazlOzturk"" sorgulandığında sonuçların Bellshaber'e yönlendirdiği görülüyor. Profil “Bells Haber” adını aldıktan sonra yapılan paylaşımlardan biri. Bu örnekteki gibi bir Twitter hesabı üzerinden düzenli haber aktaran, yani bir haber kuruluşuna dayanmayan profillerin haber alma pratiğimizi zedeleme biçimi dikkate değer başka bir konu. İlginizi çekebilir : Haberin ardında neden bir Twitter hesabından fazlası olmalı? Ya da internetteki sayfaların o anki görüntüsünü kaydetmemize yarayan arşiv sitelerinin yardımıyla Haluk Bilginer'e ait olmadığını teyitlediğimiz “_halukbilginer"" isimli Twitter profilinin kullanıcı adını değiştirdiğini ve daha önce ""ProfDrKaratay"" ismiyle paylaşımlar yaptığını görmek de mümkün. Teyit daha önce Aziz Sancar , Sezen Aksu , Uğur Yücel , Cansu Dere , Ece Üner , Cem Uzan , Beyazıt Öztürk , Ediz Hun , Melike Öcalan , Oya Başar , Selçuk Yöntem , Türkan Şoray , Haluk Bilginer , Tamer Karadağlı gibi birçok isimle ilişkilendirilen ve paylaşımları gündem olan birçok hesap inceledi. Bu hesapları kontrol ettiğimizde görebildiğimiz ortak özellikler: belli bir politik görüşü açıkça destekleyen ya da kötüleyen ifadelerle sosyal medya kullanıcılarının dikkatini çekmeye çalışmaları, “parodi” ve benzeri ifadelerin profil açıklamasına daha sonradan ya da kolayca dikkatten kaçabilecek şekilde eklenmesi, profillerin başka taklit profiller tarafından da takip ediliyor olması. Eğer bir gün Twitter anasayfanızda Beyazıt Öztürk’ün dikkat çekici politik paylaşımlarıyla karşılaşırsanız bu ipuçlarına dikkat edebilir, bariz ipuçları yoksa Teyit gibi doğrulama platformlarının konu hakkında analizi olup olmadığına bakabilirsiniz." Tek başına yanlış bilgiye odaklanmak daha önemli sorunları göz ardı etmemize sebep oluyor,https://teyit.org/teyitpedia/tek-basina-yanlis-bilgiye-odaklanmak-daha-onemli-sorunlari-goz-ardi-etmemize-sebep-oluyor,"Trump'ın 2016'daki başkanlık seçimlerini kazanmasının ve Brexit'in ardından, haberciler birçok kişi için üzücü ve şaşırtıcı olan bu gelişmeleri açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Hızla kabul gören anlatılardan biri, bu durumu yanlış bilgiye dayandırıyordu. Bu anlatıya göre demokrasiler, insanların çokça ürettiği, yaydığı ve inandığı sahte bilgi patlamasının ağırlığı altında eziliyordu. Bu yeni ‘mezenformasyon çağının’ kötü adamı olarak gösterilen çeşit çeşit aktör vardı: Rus troller, Cambridge Analytica, sağcı propagandalar, sosyal medya platformları ve daha nicesi. Bu açıklamaların çerçevesi genellikle aynıydı: yanlış bilginin üretimi ve yayılımındaki aşırı artış sebebiyle birçok insan yanlış fikirler ediniyor, bu fikirler de insanların hatalı kararlar vermelerine sebep oluyordu. Yanlış bilgi konusundaki bu tür endişeler son yıllarda artış gösterdi. Örneğin, 2020 yılında Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü, Covid-19 salgını sırasında “ yalnızca bir pandemiyle değil, bir infodemiyle de mücadele ettiğimizi ” söylemişti. Yanlış bilgi konusundaki bu endişeyi neyin tetiklediğini anlamak zor değil. Öncelikle, Trump da dahil olmak üzere, sağcı popülist liderler bu dönemde açıkça yalan söylüyor, yarı gerçekler üretiyor ve saçmalıkları yaygınlaştırıyordu; bunları yapmaya hâlâ da devam ediyorlar. İkincisi birçok insan gerçekten büyük ölçüde yanlış bilgiye maruz kalıyor . İnsanlar demokratik siyaset üzerine çalıştığından beri cehalet ve yanlış algılar yaygın. Bununla birlikte, QAnon gibi güncel komplo teorileri ve yanlış algılar, hem uç fikirler olma hem de popülerlik yönleriyle birçok uzmanı şaşırtıyor. Üçüncüsü, son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde köklü bir değişime tanık olduk. Sosyal medya artık insanların tartışma ve bilgi edinme mecralarından biri haline gelmiş durumda; sosyal medya bazı kullanıcılar için temel haber ve siyasi içerik kaynağı ve bilginin hızla yayılmasını inkar edilemez bir şekilde kolaylaştırıyor. Son olarak, sosyal bilimlerden elde ettiğimiz bazı kanıtlar, bu yeni endişeyi destekliyor gibi görünüyor. Örneğin, araştırmalar sahte haberlerin bazen endişe verici ölçüde yayıldığını ve sağcı popülist hareketleri destekleyen veya halk sağlığını korumaya yönelik önerilere karşı çıkan çoğu kişinin yanlış bilgiye maruz kalmış olduğunu gösteriyor. Tüm bu cazip noktalara rağmen, yanlış bilgiye dair endişeler büyük ölçüde abartılı. Yaygın düşüncenin aksine çoğu insanın bilgi diyetinde yanlış bilginin payı az , komplo teorisyenliği son yıllarda normalde olduğundan fazla artmadı ve yüksek oranda yanlış bilgi tüketenler zaten hiper partizan veya dogmatistler. Dahası, yanlış bilgiler düzeltilse bile, genellikle bu düzeltmelerin davranışları değiştirme üzerindeki etkisi az oluyor. Üstelik insanların, karşılaştıkları her türlü bilgiyi safça kabul ettiğine yönelik 'Homo Credulous' (Saf İnsan) imajı hatalı . Kitlesel propaganda ve reklam kampanyalarının çoğu başarısızlıkla sonuçlanıyor. Aksine, insanlar bir şeylere fazla değil, az güveniyor; hatta gerçekten güvenilir kaynaklardan gelen bilgilerden çok kendi sezgilerine güveniyorlar. Bu şaşırtıcı olmasa gerek. İnsanlar epistemik olarak birbirine bağlı bir tür, yani tamamen başkalarından aldığımız bilgilere itimat ediyoruz. Ancak bu bağlılık bizi savunmasız kılıyor. Örneğin, aldatmaca ve yanlış bilgiye karşı sofistike bir uyanıklıktan yoksun olan atalarımızı, daha şüpheci kuzenleri hızla geride bırakmıştı. Bununla birlikte, bu alternatif bakış açısı bir soruyu da beraberinde getiriyor. Çoğu insanın bilgi diyetinde yanlış bilginin payı bu kadar küçükse, neden birçok insan dünyayla ilgili bu kadar çok yanlış bilgiye sahip? Ayrıca, eğer insanlar bu kadar ihtiyatlı sosyal öğrenicilerse, düşük kaliteli ve yanıltıcı bilgi sayısı neden bu kadar fazla? Ne de olsa, kesinlikle yanlış iddialar aşırı yaygın olmasa da pek çok bilginin son derece yanlı ve düşük kaliteli olduğu inkar edilemez. Psikoloji ve sosyal bilimler felsefesi gibi alanlarda çalışan Daniel Williams, yakın zamanlarda yayınladığı çalışmada, medya ve iletişim teknolojilerinin bazı sorunlarını anlamanın yolunun yanlış bilgiye değil, güdülenmiş muhakeme ve rasyonalizasyon pazarlarına odaklanmaktan geçtiğini vurguluyor. İnsanlar rasyonel ve ihtiyatlı canlılar; ancak yalnızca doğru bilgiye ulaşmak istediğimizde böyle davranıyoruz. Üstelik bilgilere, duygusal, sosyal ya da maddi faydaları için inanmaya güdülüyüz. Bununla birlikte, bu güdülenmiş muhakeme süreci bir rasyonalizasyon kısıtlamasına tabi : İnanmak istediğimiz şeylere inanırken bir yandan da nesnel olduğumuz sanrısını korumak için, istediğimiz sonuçları rasyonelleştiren kanıtlar ve argümanlar elde etmemiz gerekiyor. Psikoloji araştırmalarının çoğu, bu kısıtı aşma görevinin bireylere düştüğünü ve çözümün, bireylerin uygulayacağı psikoloji egzersizlerinden geçtiğini varsayıyor. Fakat çoğu durumda, temelsiz görüşler oluşturma güdüleri birbirine benzer. İnsanlar son derece grupçudur. Dünyayı, ait olduğumuz toplulukların çıkarlarına uygun ve bu topluluklar içindeki şöhret ve statümüzü koruyabileceğimiz şekilde görmek istiyoruz. Dünyayı bu şekilde gördüğümüzde ise ortaya neredeyse her zaman rasyonalizasyon pazarı çıkar. Hırslı bireyler ve şirketler, toplumsal grupların yararına entelektüel kozlar üretmek için yarışır. Yarışın kazananları ise bu yorucu bilişsel emeklerinin karşılığında dikkat, statü ve finansal ödüller elde eder. Bilgi edinme deneyimimize yanlış bilgi merceğinden ziyade bu mercekten bakmanın birçok faydası var. İlk olarak, rasyonalizasyon yanlış bilgi anlamına gelmiyor. Nasıl savunma avukatları gerçeği inkar edemiyorsa, iyi rasyonalizasyon üreticileri de önceden belirlenmiş sonuçlara ulaşmak için gerçeği evirip çevirmede oldukça yetenekliler. Bu, yanlış bilgiye maruz kalma oranının az olduğu koşullarda yanlış veya asılsız düşüncelerin nasıl var olduğunu açıklayabilmemize yardımcı olmakla birlikte, ‘insanların soyut olgusal iddiaların doğruluğunu kabul etmelerinin, yanlı olmadıkları anlamına geldiği’ çıkarımının ne kadar hatalı olduğunun da altını çiziyor. Buna bağlı olarak, rasyonalizasyon pazarları, bazı bilgilerin doğru olsa bile neden yanıltıcı olabileceğini anlamamıza da yardımcı oluyor. Uzmanların veya medya kuruluşlarının bilgi vermek için değil, bilgiyi rasyonelleştirmek için var olmaları halinde, asıl sorun içeriklerin yanlışlığı değil, bu içeriklerin çekici fakat yanıltıcı anlatıları destekleyecek şekilde paketlenmesi. Son olarak, bu bakış açısı, mevcut medya ekosistemini kavrayışımızı ve bu ortamın nasıl onarılabileceği konusundaki fikirlerimizi yönlendirmemize yardımcı oluyor. Düşük kaliteli içerikleri ve bilgiyi, ‘insanların, dezenformasyon kampanyalarının ya da sosyal medya platformlarının saf kurbanları olduğu’ anlatısıyla ele aldığımızda, çok daha önemli soruları göz ardı etmiş oluyoruz: Örneğin, insanlar belirli fikirlere ve anlatılara neden bu kadar bağlı? Veya farklı sosyal, politik ve ekonomik koşullar bu tür bağlılıkları nasıl etkileyebiliyor?" Çocuklarda dijital dengeyi nasıl sağlayabiliriz?,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklarda-dijital-dengeyi-nasil-saglayabiliriz,"Çocukların ekran karşısında geçirdiği süreyi topyekün yargılamak yerine, ekran süresinin ne kadar, ne zaman ve nasıl olacağına dair önerilere odaklandığımız yazının ardından sorularımızı İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu ’na yönelttik. Pembecioğlu 2002 yılından beri Uluslararası Çocuk ve İletişim Kongresi’ne öncülük ediyor ve ‘Medya Çağında İyi Anne Baba Olmak’, ‘Çocukluk Sosyolojisi’ gibi kaynakların yazarı . 1-Şimdilik geride kalsa da uzaktan eğitimle beraber çocukların ekran süreleri arttı. Veliler bu konusunda telaşlanmalı mı dersiniz? Uzaktan eğitim, çocukların ekran karşısında olumsuz etkilerle en az karşılaştıkları bir eğitim ortamı sunuyor. Çünkü, kontrollü ve kaliteli bir ortamda zaman geçiriyor çocuklar. Asıl tehlike, ders bittikten sonra çocukların ekran karşısında ne yaptıklarını bilmemek gibi duruyor. Veliler çocukların hangi iletişim araçlarında nasıl zaman geçirdiklerini ve ne tür tehlikelere maruz kaldıklarını göremeyebiliyorlar. Çocuğun ekran süresinin artması, genelde, aile içinde ortak yapılan etkinliklerin eksikliğinden, çocuğa ayrılan zamanın eksikliğinden kaynaklanıyor. Velilerin çocuklarla kaliteli zaman geçirme anlayışlarını geliştirmeleri gerekiyor. Ailedeki çocuk sayısı kadar farklı etkinlikler düzenlenmesi önerilebilir. 2-Son araştırmalar ekran süresi konusunda engelleme yapmanın çok faydalı olmadığını gösterdi. Peki dijital dengeyi nasıl kurabiliriz? Bakım verenlerin çocuk için planlanmış eğlence atmosferleri yaratmaları gerekiyor. Çocukların elbette yalnız kalmaya, kendilerini ve yeteneklerini keşfetmeye gereksinimleri var ancak evin içinde çocuk zamanı - yetişkin zamanı gibi iki ayrı zaman diliminin akmasına da izin verilmemeli. Yani, genelde veliler işlerini yaparken çocuklarından yardım isteyebilirler, örneğin birlikte alışverişe gitmek, alınanları dolaba birlikte yerleştirmek, yemeği birlikte hazırlamak, sofrayı birlikte kurmak ve toplamak bunlardan yalnızca birkaçı. İyi ebeveyn olmak uğruna pek çok işi tek başına üstlenen ve çocuğu yalnız bırakan ebeveyn, onları gelişimden alıkoyduğu ve ekran karşısında durmaya daha çok yönlendirdiğini de düşünülebilir. Çocuğun ekran karşısında daha az zaman harcaması için, birlikte zaman geçirmenin ne kadar güzel bir şey olabileceğini somut olarak görüp deneyimlemesi gerekiyor. Bu da ancak içtenlik, güven ve sevgi ile mümkün olabilir. 3-Ekran karşısında geçirilen süre kadar bağlam da önemli. Kalite ve seviyeyi nasıl yükseltebiliriz? Ekran karşısında geçirilen süreyi yalnızca “ kayıp zaman ” diye sınıflandırmak doğru olmaz. Ekranın hangi bağlamda çocuk açısından nasıl bir gereksinimi karşıladığını gözetecek olursak daha iyi seçimler gerçekleştirebiliriz. Ortak izlemeler, durup konuşarak, sorgulayarak ve değerlendirilerek çocuk açısından daha paylaşımlı ve daha kaliteli bir etkinliğe dönüşebilir. İlk başlarda çocuklar bundan pek hoşlanmayacak, engellendiklerini ya da gereksiz konuşmalarla zamanlarının çalındığını düşünebileceklerdir. Çünkü, gerçek yaşamın ekrandaki kadar hızlı olduğunu, her bir sorunun beş dakikada çözülebileceğini hemen ardından yeni bir aksiyonun geleceğini düşleyebilirler. Eğer, bu tür ortak izlemeler artırılırsa, daha iyi bir paylaşım atmosferi yakalanmış olur, ekran zamanı daha düzeyli ve kaliteli bir biçimde gerçek yaşamla kesişmiş olur. Üstelik, aile bireyleri de birbirlerinin düşüncelerini ve zevklerini daha yakından keşfedebilir. Çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığı geliştirecek, onları erken yaşta dijital medya okuryazarlığıyla tanıştırabilecek olanlar veliler. Ancak Türkiye’de çocukların yüzde 78’inin bu konuda ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahip. Velilerin dijitalle kurduğu ilişkiyi bu yüzden önemsiyoruz. Bu içerik veli ve çocuklarda eleştirel düşünme alışkanlığını geliştirmeyi hedefleyen aylık e-posta bülteni Dijital Veli'nin 18 Ocak 2022’de yayınlanan bölümünden uyarlanmıştır." Bölüm II: Yanlış bilgiler viralleşmeden önce nasıl durdurulur?,https://teyit.org/teyitpedia/bolum-ii-yanlis-bilgiler-paylasilmadan-once-nasil-durdurulur,"Yanlış bilgilerin viral hale gelmesi daha önce hiç olmadığı kadar kolay. Tek tıkla bir şeyleri paylaşabilmek, insanları bilgi dağıtımında aktif katılımcılara dönüştürdü. Bilgi ekosistemi nin bugünkü karmaşık yapısında yanlış bilginin yayılımını engellemenin farklı yollarını düşünürken geleneksel gazetecilik pratiklerine tekrar göz atmak işe yarayabilir. Lucius Annaeus Seneca'ya ait olup olmadığı doğrulanmamış bir söz var: ‘Zaman gerçeği keşfeder.’ Bugün bu deyimi, ‘Zaman gösterir’ olarak biliyoruz. Zaman, doğruluğu belirlemede kritik bir bileşen ve filtrelemeye, değerlendirmeye ve onaylamaya daha fazla fırsat sağlıyor. Bilgi artık zihinlerimiz arasında sürtünmesiz sıçrayabildiğinden, modern sosyal ağların bazı temel kabullerini yeniden düşünmemiz gerekebilir. Bunlardan en önemlisi, sıcak gelişmelerin anında yayınlanması ve yayılması gerektiği paradigması. Yüksek hızlı bilginin, özellikle virallik ile kesişmesi nedeniyle, yanlış bilgilerin ve propagandanın yayılmasında önemli bir faktör olduğu bir ortamdayız. MIT araştırmacılarının çalışmaları yanlış haberlerin doğru haberlere göre daha çok ve daha hızlı yayıldığını ortaya koyuyor. Daha güvenilir bir sosyal ağ tasarlarken, hız ve virallik arasındaki ilişkiyi tekrar düşünebiliriz. Düşük hızlı içerikler de viral olabilir: örneğin arkadaşlarımızla paylaştığımız iyi bir kitap ya da kulaktan kulağa yayılan bir film. Bunu yapabilmemizin bir yolu, hızla ya da çokça yayılan içeriklerin değerlendirilmesi için platformların, bu içeriklerin yayılımının geçici olarak azaltılacağı bir sistemle teyitçilere zaman vermek. Bu, tüm viral içerikler için geçerli olmak zorunda değil; yalnızca politika, sağlık veya son dakika gelişmeleri gibi zarar verme olasılığı en yüksek olan konularda olabilir. Bu diğer endüstrilerde de kullanılan bir model. Mesela Wall Street, halkın ortaya çıkan bilgileri doğru şekilde sindirmesine yardımcı olmak için devre kesiciler kullanıyor, böylece hisseler kontrolden çıkmıyor. Yüksek etkili yanlış bilgi yangınlarının gerçekleşmeden önce durdurulması, kalitesiz bilgi arzını azaltıyor ve ağır içerik denetiminden kaynaklanan geri tepmeyi önlüyor. Bu noktada, araştırmasıyla zihnimizin işleyiş biçiminde iki önemli ‘sistem’ keşfeden Daniel Kahneman'ın Nobel ödüllü çalışmasındaki , faydalı ve kullanışlı bir metafordan yararlanabiliriz. Buna göre Sistem bir hızlı, içgüdüsel ve duygusal; Sistem iki ise daha yavaş, daha müzakereci ve daha mantıklı düşünme ve bilgi tüketme yolu. Sistem bir, hızlı kararlar vermemize neden olan önyargılara ve zihinsel kısayollara eğilimliyken, sistem iki ise karmaşık ve nüanslı problemlerle başa çıkmamıza yardımcı oluyor. Her iki sistem de günlük hayatımızda faydalı. Ancak sistem bir, hız ve dürtüselliğe öncelik veren mevcut dijital mimaride gittikçe güçleniyor. Tık tuzaklarından, öfke ve heyecan gibi duygusal açıdan dikkat çekiçi haberlere, sosyal ağlar şu an sistem birden faydalanma üzerine kurulu ve hepimizi tepkisel, otomatik ve bilinçsiz hale getirmiş durumda. Bu çalışmayı, bizi duygusal paylaşımlardansa topluluğa faydalı, düşündürücü paylaşımlara, yani sistem ikiye doğru yaklaştıracak tasarımsal değişiklikler ve sürtünmeler için bir çerçeve olarak kullanabiliriz. Bu çalışmanın bir kısmı, Yale'de çalışan Nicholas Christakis 'in araştırmasının yanı sıra bilişsel karar vermeyi geliştiren diğer tasarımsal sürtünmeler üzerine yapılan araştırmalarla da doğrulandı. Gerçekten de bu dürtmelerin birçoğu, teknoloji şirketleri tarafından kullanılmaya başlandı. Yanıltıcı veya yanlış içeriklere uyarı koymak (Twitter’ın, Trump'ın paylaşımlarına yerleştirildiği gibi) ve belirli paylaşımların yanlış bilgi içerdiğine dair işaretleme yapmak veya yorumların kimi kullanıcılar için zararlı ya da toksik olabileceğine dair uyarılar, bu dürtmelerden bazıları. Instagram, Twitter, TikTok ve diğer yerlerdeki çeşitli müdahaleler, bu tür dürtmelerin, internette karşımıza çıkan ve etkileşime girdiğimiz içerik türünü temelden dönüştürebileceğini ortaya koydu. İnsanlara, paylaşmadan önce ilgili makaleyi okumak isteyip istemediklerini soran , bir internet sitesinin düşük kaliteli olduğunu belirten veya yazarına yorumda kullandığı bir kelimenin söylem için genellikle verimsiz olduğunu hatırlatıp bunu gözden geçirmek isteyip istemediğini soran sistemler bu müdahalelerden bazıları. İşlevi test edilebilir müdahalelerin olduğu açık kaynaklı tasarım kütüphaneleri , platformların bu tür uygulamaları benimsemelerini teşvik edici nitelikte. Yeni araçlar, doğrulama sürecinin de hızını artırma konusunda umut vaat ediyor; bu araçlar, mezenformasyon ve dezenformasyon hızla yayıldıkça onlara yanıt üretiyor. Yapılan birkaç çalışma, iddiaları yakın isabetlilikle, profesyonel teyitçilerden daha hızlı doğrulamak veya çürütmek için topluluğu kullanmak gibi yeni teyit yöntemlerini teşvik ediyor. Araştırmacıların bin 128 kullanıcıdan oluşan gönüllü kümesini internette on kişilik gruplara ayırdığı bir araştırmada, bu gruplar bir makalenin yanlış bilgi içerip içermediğini profesyonel teyitçiler kadar doğru şekilde belirleyebildi. Böyle bir sistem algoritmalar tarafından desteklenirse, sahte haberlerin yayılma hızı ve ölçeğiyle yarışacak şekilde yanlış bilgi tespit etmek için eğitilebilir. Ayrıca, bu doğrulama yöntemlerinin denetlenebilir ve şeffaf olması açısından, açık kaynak kullanımı, önyargı ve sansür iddialarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu konudaki ilk girişimlerden biri, Twitter'ın, yanlış bilgi içeren paylaşımları işaretlemek için topluluğu kullanan Birdwatch sistemi; sistem henüz çok yeni ve daha mükemmel değil, ayrıca sistemi kandırmanın yolları da var (ki bu herhangi bir doğrulama sistemi için de bir sorun), ancak önemli bir ilk adım. Bu üç müdahalenin her biri, hangi bilginin doğru veya yüksek kaliteli olduğuna karar vermek için birine ihtiyaç duyuyor. Bu 'temel' gerçek, bulmacanın kritik bir parçası, ancak ele alınması gereken ve giderek daha endişe verici hale gelen bir fikir. 'Anlatıyı kontrol etmek' her zaman tartışmalı bir konu olacak ve kasıtlı yanlış bilgileri düzeltmeye çalışan herhangi bir sistem, partizan önyargılar nedeniyle saldırıya uğrayacak. Gerçekten de aşırı partizanlık, doğrudan sahte haber paylaşmakla ilişkili . Konular özü itibariyle partizan olmasa bile , sosyal medya giderek artan sayıda konunun etrafına partizan hatlar çizmede fazlasıyla etkili görünüyor. Fakat bu, yeni bir sorun değil, eski bir sorunun yeniden baş göstermesi: Bilgiyi nasıl doğrularız? Aynı zamanda bunu nasıl hem güvenilir hem de hızlı yapabiliriz? Gerçeği ortaya çıkarması için toplumda kime güveneceğiz? Burada zor, fakat geçmişte örneği olan bir epistemolojik bölgeye giriyoruz. Bilgileri doğrulamak için düzenli olarak kullandığımız diğer hizmetlere, güvendiğimiz, kusurlu ama güçlü sistemlere bakalım. Google ve Vikipedi'nin, insanların doğru bilgileri bulmalarına etkili şekilde yardımcı olmada yok sayılamaz bir şöhreti var. Çoğunlukla onlara güveniyoruz, çünkü tasarımlarına gömülü doğrulama ve kaynak gösterme sistemleri bulunuyor. Mevcut sosyal ağın sürtünmesiz tasarımı, demokratik işleyiş için gerekli ön koşulu zayıflattı: ortak doğrular. Üç önerimizde dolaylı yoldan belirtilen şey, gazeteciliğin temelindeki doğrulama sürecine olan güven ve inanç. Gazetecilik mükemmellikten çok uzak. Bazen New York Times da yanılabiliyor. Tıpkı tüm medya kuruluşlarının, haberin tonu ve söylemi üzerindeki editoryal etkinin yanı sıra olayların yorumlanışıyla da mücadele ettiği gibi. Ancak, onaylı bilgilerin özünde yatan asıl kıymet, sosyal medyanın zayıflattığı kritik altyapı. Sosyal medya gönderileri, akışlarınızda haber gibi görünse de haber değil. Yeni bilgilerin doğrulanması, işleyen demokrasinin temel bir parçası ve daha önce gazetecilik süreci tarafından sağlanan sürtünmeyi yeniden yaratmamız gerekiyor. Ufukta, sosyal medyanın herhangi bir denetime karşı bağışıklığı olacak şekilde hem merkeziyetsizleşmesini hem de uçtan uca şifrelenmesini sağlayacak yeni teknolojiler var. Bu yeni araçlar arttıkça viral söylentilerin çürütülmesi daha da zorlaşabilir ve kasıtlı kasıtsız yanlış bilgilerin arz sorunu daha da kötüleşebilir. Bu araçların doğru bilgi akışını yeniden dengelemek için nasıl tasarlanabileceğini, fırsatımız varken ele almalıyız. Bu sorumluluk kısmen bireysel görevimiz. Yanlışları tespit etmek ve hem akademide hem de gazetecilikteki oturmuş, saygın bilgi kaynaklarını bulma konusunda dikkatli olmalıyız. Aşırı kurumsal şüphecilik, ortak gerçekliğimiz için zararlı. Dikkatlice ve şefkatle gerçeğe ulaşmanın yollarını bulmak için daha çok çabalayabiliriz. Ancak platformlar, ortak alanlarımızın tasarımını, doğrulanabilir gerçeklere doğru eğmeye yardımcı olabilir ve olmalı." Bölüm I: Yanlış bilgiler viralleşmeden önce nasıl durdurulur?,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiler-paylasilmadan-once-nasil-durdurulur,"1588 yılının Temmuz ayında, İspanyol donanmasının yüzün üstünde gemisi ve 26 bin adamı, Protestan Kraliçe I. Elizabeth'i devirmek ve Katolik yönetimini yeniden kurmak için İngiltere'ye yelken açtı. Filo denizde iki ay geçirdikten sonra, Fransa kıyılarındaki İngiliz kuvvetleriyle karşılaşarak çetin bir çatışma geçirdi. Savaş sonucunun haberi Avrupa'ya yayıldı ve birçok insan İspanyol donanmasının, beklenildiği üzere savaşı kazandığını ve İngiliz filosunu ezdiğini öğrendi. Katolikler sokaklara dökülerek kutlamalar yaptı, Protestanlar ise ülkeler arası siyaset hızla hayatın içine girmeye başlarken kendilerine uygulanabilecek yaptırımlardan korkuyorlardı. Birkaç gün sonra karşıt haberler geldi: İngiliz filosu şüphesiz zafer kazanmış ve İspanyolları ağır mağlubiyete uğratmıştı. İspanyol donanmasının kalıntıları, milyonlarca Avrupalı, viral bir söylenti tarafından kandırıldığını öğrenene kadar çoktan geri çekilmişti. Viral yanlış bilgilerin sosyal medya ve kötü niyetli aktörlerin modern bir icadı olduğunu düşünmek çok cazip geliyor. Fakat aslında, ""sahte haberler"" haber olgusunun kendisi kadar eski . Yanlış bilgiler yüzyıllar boyunca gerçekmiş gibi paylaşıldı ve aylar veya yıllarca düzeltilmedi. Hatta bazıları gerçek olarak kabul edilip yerleşti. Bu haberlerin birçoğu o kadar da zararlı değildi: örneğin birçok insanın inandığı, 1569 yılında Leicestershire'da bir kadının kedi doğurduğunun ""doğrulandığı"" haberi gibi. Bazıları ise trajedi ve dehşete yol açtı: mesela 'Kara Vebanın', Yahudilerin kuyuları zehirlemesinden kaynaklandığına dair viral söylentiler sonucunda Avrupa çapında infazlar yaşanması gibi. Çağdan bağımsız olarak, söylentiler ve yanlışlar iki temel adımla yayılıyor: keşif ve daha sonra doğrulanmamış bilginin yayılması. Şimdi farklı olan şey ise bugünün iletişim platformlarının, bilgi akışını temelden değiştirmiş olması ve viral söylentileri katlanarak her zamankinden daha hızlı ve daha çok yayması. Bazı viral söylentilere dair yaygın inanış, demokrasinin kendisi de dahil olmak üzere, güvendiğimiz kurumlar için bir tehdit oluşturuyor. Ortadaysa çok önemli bir soru var: iletişim ekosistemimizi giderek daha çok istila eden, ciddi sonuçlar doğurabilecek yanlış bilgileri nasıl azaltabiliriz? Cevap sürtünme . Matbaadan önce viral söylentiler şehir meydanlarında veya tavernalarda, kulaktan kulağa yayılıyordu. Fakat iş insanları, yöneticiler ve din otoriteleri güvenilir bilgiye ihtiyaç duyuyorlardı; bu nedenle güncel ve doğru haberlere ulaşmak için muazzam miktarda para harcıyorlardı. Onlar için çalışan, gazetecilerin ilk örnekleri olarak sayabileceğimiz kişiler için doğru bilginin kaynağına ulaşmak büyük bir mücadeleydi. Haberciler, bilgiyi paylaşma sürecine “sürtünme” unsuru ekliyorlardı: İtibarlarını ve finansörlerini kaybetmemek için, haberleri yaygınlaştırmadan önce ikinci ve üçüncü kaynaklar aracılığıyla bilgileri titizlikle doğruluyorlardı. Hem güncel hem de doğru haberler, posta sistemi olarak bilinen güvenilir ulaklar ve elçiler gerektiriyordu ve inanılmaz derecede pahalıydı. Bugün birçok gazetenin ismindeki “post” kelimesi de buradan kalma. Hız ve doğruluk arasındaki bu gerilim, erken haberciliği tanımlayan şey haline geldi. İlk gazeteciler mükemmellikten çok uzaktı ve ilk gazetelerin çoğu, agresif şekilde, yanlış, çirkin veya apaçık partizan haberlere, özellikle de suç haberlerine yer vererek dikkat çekmek için yarışıyordu. Ancak 19. yüzyılda, bazı gazeteler yavaş yavaş olgunlaştı ve profesyonelleşti, gerçek anlatıları yayınladıkları için itibar kazandı ve “nesnel” haber kaynakları olarak güven oluşturdu. Bu başlangıçtan sonra ihtiyaca uyum sağlayarak şekillenen haber toplama ve dağıtma sistemi, bilgiyi yaymadan önce ampirik olarak doğrulamanın baskın yolu haline geldi.  Gazetecilere güvenmeyi büyük ölçüde, söylentileri teyit ettikleri için öğrendik. Bilgi ekosistemi , radyo ve daha sonra televizyonun ortaya çıkmasıyla bir kez daha değişti. Bu teknolojiler, benzeri görülmemiş bir erişime imkan sağlamış olsa da yine de insan olan eşik bekçilerine bel bağlıyorlardı. Bu icatların her biri, çoğunlukla doğrulanmış ancak seçilmiş, dar bilgi kaynaklarını merkeze alan yeni bir fikir birliği belirleme aracı oluşturuyordu. Zoraki izleyici kitlesi olan halk, büyük ölçüde aynı “nesnel” bilgiye maruz kalıyordu. Bununla birlikte, bunun önemli dezavantajları da vardı: Güçlü otoriteler, şirketler ve kurumlar hakkındaki haberler, özellikle kanalın veya gazetenin finansal çıkarlarıyla çatışıyorsa, çoğu zaman eleştirel olmuyordu. Fakat çoğu profesyonel muhabir genellikle gazetecilik standartlarına uyuyordu ve bariz şekilde yanlış viral söylentilerin yayılması, büyük ölçüde en aza indirgenmişti. Yalnızca on yılda internet ve özellikle sosyal medya, gazeteciliğin sürtünme sistemini yerle bir etti. İnternet ilk olarak yayıncılığı değiştirdi. 90'lı yılların ortalarında, blog platformları, gazeteciliğin eleştirel gözü olmadan, herkesin istediği zaman, istediği şeyi yayınlamasına olanak sağlıyordu. Yayıncılık artık demokratikleşmiş, sıfır maliyetli bir uğraş haline gelmişti. Sosyal ağlar ortaya çıktığında dağıtım ve erişim de değişti. On yıl içinde, yüz milyonlarca insan kendini sürekli olarak internetteki yeni, hedeflenebilir, sürtünmesiz topluluklarda bulmaya başladı. Gruplar, eşik bekçilerinin değil, sıradan insanların bilgi paylaşabileceği dijital buluşma yerleri haline geldi. Tek tıkla bir şeyleri paylaşabilmek, insanları bilgi dağıtımında ve yayılımında aktif katılımcılara dönüştürdü. Haber akışları, arkadaşlara ve arkadaşların arkadaşlarına kadar ulaşabilen kısa gönderilerden oluşuyordu. Bireylere neyin gösterileceğine karar vermek için algoritmalar, beğenileri ve favorileri kullanıyordu ve platformların öneri motorları, etkileşimi yüksek içerikleri daha da öne çıkarıyordu. Sürtünmenin azalması, önemli yeni seslerin duyulmasına olanak sağladı , ancak aynı zamanda önemli ölçüde etkili viral yanlış bilgilerin de hızla yayılmasına yol açtı. Örneğin 2020 ABD seçimlerinde hile yapıldığıyla ve CIA'in süper bilgisayarlarıyla ilgili inanması zor yanlış bilgiler, aşırı partizan yankı fanuslarında viral hale geldi. QAnon, küçük bir internet komplosundan, topluluğun, çocuk kaçakçılığına karıştığını iddia ettiği şirketler hakkında saçma teoriler yaydığı, milyonlarca üyeye sahip, merkeziyetsiz bir internet kültü haline geldi. Covid-19 pandemisi, yanlış olduğu bariz ve besbelli olan videolara şahit oldu.  Çeşitli yalanları ve komploları destekleyen ""Plandemic"" gibi videolar,  platformlar kaldırmadan önce milyonlarca izleyiciye ulaştı . ABD (ve diğer ülkeler) demokrasi krizi, halk sağlığı krizi ve bilgi ekosisteminin diğer sorunlarıyla mücadele ederken, mevcut cevapların işe yaramadığı açık. İçerik denetleme ve yayından kaldırma yoluyla viral söylentileri geriye dönük olarak bastırmaya çalışmak yetersiz. Botlar ve algoritmalar gibi günah keçileriyse çözüm tartışmalarında çok fazla dikkat çekiyor. Ancak gerçek çözüm daha karmaşık: Botlar gerçekten yanlış bilgi yayıyor, ancak çoğu platform bir süredir bot etkisini kontrol altına aldı. Öneri algoritmaları tüketimi gerçekten etkiliyor, ancak hangi bilgiyi tükettiğimize dair tek dinamik bu algoritmalar değil. Proaktif çözümlerin vakti geldi; tüketilen bilgiyi kolektif anlamlandırmaya yardımcı olabilecek "" sürtünme"" kavramını yeniden düşünmenin vakti geldi." 29. Madde: 'Dezenformasyon Yasası' sansür ve ifade özgürlüğüne dair endişeleri beraberinde getiriyor,https://teyit.org/teyitpedia/29-madde-dezenformasyon-yasasi-sansur-ve-ifade-ozgurlugune-dair-endiseleri-beraberinde-getiriyor,"‘ Dezenformasyon Yasası’ olarak bilinen ya da karşı çıkanlar tarafından ‘Sansür Yasası’ olarak adlandırılan ‘Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ 13 Ekim 2022’de meclisten geçti . AK Parti ve MHP’nin teklifiyle hazırlanan yasa tasarısının en çok tartışılan ve ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu’ işleyenlere hapis cezası öngören 29. maddesiyle ilgiliyse itirazlara rağmen değişiklik yapılmadı . Ana muhalefet partisi CHP yasaya tepki göstermiş, 12 Ekim günü yasa genel kurulda tartışılırken 10 dakika boyunca alkışlarla protesto etmişti . CHP Grup Başkanvekili Engin Altay yasanın geçmesi halinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını söylemişti . HDP ise tepkisini, İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün ağzını bantlayarak kürsüye çıkmasıyla göstermişti . İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz, 29. maddedeki ifadelerin muğlaklığının altını çizmişti. Siyasetten gelen tepkilerin yanı sıra gazeteciler, sivil toplum kuruluşları ve internet kullanıcıları da yasanın geçmiş olmasına tepki gösteriyor. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, kanun teklifi ile ilgili çalışmalarını şöyle aktardı : DİSK Basın-İş ve Gazeteci Dayanışma Ağı da yasaya tepki gösterdi. Türkiye Gazeteciler Sendikası, yasanın iptali için mücadele etmeye devam edeceklerini belirtirken , Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Türkiye kolu, şöyle yazdı : Bu kanun teklifi 2022’nin mayıs ayında meclise sunulduğundan beri ‘yalan haber,’ ‘dezenformasyon,’ ‘asılsız bilgi’ ve ‘tahrif edilmiş bilgi’ gibi kavramların hukuki tanımlarının olmaması ve ‘güvenlik,’ ‘kamu düzeni’ ve ‘kamu barışı’ gibi muğlak kavramlara yer verilmesi, teklife ilişkin eleştirilerin başında geliyor. Dünyanın birçok yerinde yanlış bilgi sorunuyla ilgili yasalar ve düzenlemeler getirilmeye çalışılsa ve bu konudaki tartışmalar devam etse de, hapis cezası gibi ağır yaptırımların yanlış bilgi ve dezenformasyonla mücadele etmede garanti bir çözüm olmadığı açık . Rusya, Çin, Burkina Faso, Kamboçya gibi ülkelerde yürürlükte olan ‘dezenformasyon yasaları’ yanlış bilgiyi ortadan kaldırmada başarısız olmakla kalmıyor; bu ülkeler ifade, basın özgürlüğü ve medya okuryazarlığında geri sıradalar . Yanlış bilgiyle mücadelenin yolu caydırıcı yasalar ve cezalar değil, eleştirel dijital okuryazarlık tan geçiyor. Çünkü yanlış bilgiye karşı en güçlü savunmamız, gelişmiş medya okuryazarlığı ve eleştirel dijital okuryazarlık becerilerimiz. Eğitim sistemine bu becerileri kazandırmayı hedefleyen kampanyaları entegre eden Finlandiya gibi ülkeler buna iyi bir örnek. Örneğin, RTÜK ve MEB arasında imzalanan ve tüm eğitim kademelerinde medya okuryazarlığı bilincini geliştirmeyi hedefleyen ‘ Medya Okuryazarlığı İş Birliği Protokolü ’ Türkiye için olumlu bir adım. Ancak 29. Madde’nin meclisten geçmesiyle birlikte gelen bu adımlar, süregelen politikalar ilişkin bir kafa karışıklığı teşkil ediyor. İletişim Başkanlığı çatısı altında kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ve Fahrettin Altun’un 2021’de duyurduğu ‘Doğru mu?’ isimli platform da bu kafa karışıklığını besliyor. Dünyadaki teyitçiler, yanlış bilgi sorununun, sihirli bir değnekle, tek bir aksiyonla çözülemeyeceğinin altını çiziyor . Bu sorunu aşmak için teyitçilik faaliyetlerinin devam etmesi , platformların bu konuda daha fazla adım atması ve devletlerin yıkıcı cezalardan ziyade, halkın eleştirel dijital okuryazarlık ve medya okuryazarlık seviyelerini yükseltecek, yapıcı ve bireysel olarak geliştirici çözümlere katkıda bulunması gerekiyor." Rehber: Taklit hesaplar artık taklit edemediğinde,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-taklit-hesaplar-artik-taklit-edemediginde,"Bazen mizah amaçlı, bazen siyasi bir çekişme, bazen de bir dolandırıcılık faaliyetinin aracı olarak karşılaştığımız taklit hesaplar sosyal medya akışımızın kayda değer bir parçası. Fakat en gerçekçi görünen hesapların bile taklitçi olup olmadığını anlamanızı sağlayacak ipuçları var. Teyit’te, bir kişi ya da kurumun imitasyonunun oluşturulduğu içerikler ya da hesaplar söz konusu olduğunda bunu “taklit” kategorisi altında inceliyoruz . First Draft’ın ‘imposter’ olarak karşıladığı, benzetilerek yapılan, imitasyon anlamında taklit, bir kişi ya da kurumun taklidini yaparak bilgiye gerçeklik süsünün verildiği veya karşı propagandası yapılacak kişinin ya da kurumun yerine geçildiği durumları ifade etmek için kullanılıyor. Tanınmış kişi ve kurum isimleri ve fotoğraflarını kullanarak oluşturulan sosyal medya hesapları yüksek takipçi sayısına ve etkileşime eriştikten sonra isim değiştirerek haber paylaşım hesabına dönüştürülebiliyor. Taklit hesaplar şüpheli ya da taraflı bilgileri yaymak için bir yöntem olarak kullanılabiliyor. İlginizi çekebilir: 'Parodi hesaptır': Ünlülerin adıyla açılan taklit hesaplar tamamen zararsız mı? Mavi tik, kamusal olarak tanınmış bir figürün ya da kurumun hesabının orijinal olduğunun bilinmesini sağlar. Platformlar bir hesabın mavi tikli rozeti alabilmesi için hesabın orijinal, tanınmış ve aktif olarak kullanılan bir hesap olduğunu farklı yöntemlerle doğrular. Doğrulama rozetinin nasıl görünmesi gerektiğini ve hesapta nerede durması gerektiğini öğrenmek için her sosyal medya platformunu ayrı ayrı kontrol edebilirsiniz. Paylaşımlarından şüphelendiğiniz bir hesabın mavi tike sahip olmaması diğer ipuçlarını aramaya başlamak için iyi bir ilk adım. Doğrulama yapılmayan hesaplar, potansiyel olarak taklitçilere aittir. Tabii sosyal medya platformlarının da bazen hataya düşebileceğini akılda tutmakta fayda var. Şüphelendiğiniz hesaptaki profil fotoğrafına dikkat edin. Taklit hesapların profil fotoğrafı olarak, yerine geçmeye çalıştığı kişi ya da kurumun internette sıkça kullanılan, stok fotoğraflarından birini tercih ettiğini görebilirsiniz. Bazen o kurum ya da kişinin orijinal sosyal medya hesaplarındaki profil fotoğrafları birebir kullanılmış olabilir. Ayrıca görselin kalitesini göz önünde tutmak da fikir verebilir. Taklit hesabın yöneticisi kullanıcı adı olarak, yerine geçmeye çalıştığı kişi ya da kurumun adını olduğu gibi kullanmaya çalışacaktır. Ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda, o kişi ya da kurumun adına çok benzeyen, ilk bakışta kolayca taklit ettiği kişiyle ilişkilendirmenizi sağlayacak alternatif isimler kullanılır.  Örneğin bir kişinin adının ya da soyadının önüne, arkasına veya arasına eklenen fazladan ve tekrar eden ekler, alt çizgi ya da kısa çizgi gibi özel karakterler orijinal bir ismin varyasyonlarının kullanıldığının habercisi olabilir. Özellikle Twitter’da, hesabın kullanıcı adı; ""@"" simgesiyle başlayan, her hesaba özel olan ve profil URL'sinde görünen kısım ile isim bölümünde bir uyumsuzluk söz konusuysa bu durum taklit bir hesapla karşı karşıya olduğunuzu gösteriyor olabilir. 12 Aralık 2019’da Britanya’da yapılacak erken seçimden önce ilk kez canlı yayında buluşan Boris Johnson ve Jeremy Corbyn’ın canlı yayın tartışması sırasında Muhafazakâr Parti, Twitter’daki ‘Resmi Muhafazakâr Parti Basın Ofisi’ hesabınının adını ‘TeyitBirleşikKrallık’ anlamına gelen ‘factcheckUK’ olarak değiştirmiş ve doğrulama platformu olduğu izlenimi vererek Corbyn aleyhine içerikler paylaşmıştı. Kullanıcı adı ve hemen üstünde yer alan isim bölümündeki uyumsuzluk parti basın ofisinin bir doğrulama kuruluşu taklidi yaptığını görmemizi sağlıyordu. @CCHQPress, onaylanmış profil ismini “factcheckUK” olarak değiştirmiş ve canlı yayın bittikten sonra orijinal haline çevirmişti. Tabii ki hesap oluşturulma tarihi şüphelenmek için tek başına yeterli bir ipucu değil ama diğer ipuçlarıyla birlikte, şüphelendiğiniz hesabın oluşturulma tarihi çok yeniyse, tanınmış bir kişinin ya da bilinen bir kurumun tam da içinde bulunduğunuz günde yeni bir sosyal medya hesabı açmış olması şüphe uyandırıcı. Şüphelendiğiniz profilin takip ettiği profillere göz atın. Daha önce güvenilir kaynaklarca incelenmiş ve yanlış bilgi yaydığı, bot ya da trol olduğu tespit edilmiş hesapları takip eden ya da bu hesaplarla etkileşime giren bir hesapla karşı karşıya olabilirsiniz. Ünlü isimleri taklit ederek etkileşimlerini artıran bazı sosyal medya hesaplarının birbirini takip ettiği ve birbirlerinin paylaşımlarını yaygınlaştırdıkları daha önce dikkat çeken vakalardan biriydi. Cansu Dere adıyla açılan ve daha sonra “parodi hesap” ifadesi eklenen yüksek takipçili Twitter hesabının, İlber Ortaylı’nın adıyla açılan ancak ona ait olmadığı ortaya çıkan bir diğer hesabın paylaşımlarını retweetlediği görülebilliyor. Hesabın paylaşımlarına gelen etkileşimin kalitesi de dikkate değer bir diğer nokta. Bazı taklit hesaplar etkileşim satın alır. Bu durum ilk bakışta hesapların birçok gerçek takipçiye sahip olduğunu düşünmenizi sağlayabilir. Ancak, satın alınan bu hayranlar ve takipçiler genellikle paylaşımla ilgisi olmayan yorumlar, yalnızca emoji olan yorumlar ya da sohbetin parçası olmayan birden fazla yorum bırakır. Biyografi (bio) bölümünde ‘parodi hesap’ anlamına gelen ifadeler ya da taklit olduğunu belli etmeyi amaçlayan espiriler bu tür hesaplarda sık görülen bir özellik. Taklit hesapların büyük çoğunluğu taklit ettikleri kişi ya da kurumun bilinirliğinden faydalanıp bir ürün ya da hizmetin reklamını yaparken ya da sağlık veya politika gibi kutuplaşmanın kolayca yaşanabileceği ya da mevcut kutuplaşmaları körükleyebilecek konularda keskin fikirler beyan eden paylaşımlar yaparken tespit ediliyor. Yanlış bilgi yaymak veya siyasi görüşleri yönlendirmek için tasarlanan taklit hesaplar, genellikle uç görüşler barındıran, tek taraflı bakış açılarını teşvik eder. Bir hesap yalnızca tek taraflı siyasi teoriler ve idealler paylaşıyorsa şüphe kası nız harekete geçebilir. İlgili hesabın paylaşımlarına gelen yanıtlar üzerinden, farklı kişilerin de aynı profilden şüphelenip şüphelenmediğini görebilmemiz için geliştirilmiş basit bir araç mevcut. Şüphelendiğiniz hesabın handle’ ını The Twitter Scam Detector Tool isimli aracın arama çubuğuna girdiğinizde, o hesabın paylaşımlarına verilen ‘fake’, ‘scam’ gibi anahtar kelimeler içeren yanıtları sıralıyor. Eğer şüphelendiğiniz hesaba buna benzer yanıtlar geldiyse bu profilin iddia ettiği kişiye ait olmadığını düşünmekte haklısınız demektir. Şüphelendiğiniz profilin sahte olduğuna dair bariz ipuçları yoksa teyitçilerin konu hakkında bir çalışması olup olmadığına da bakabilirsiniz." Araştırma: Sahte bilim siteleri nasıl ayırt edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sahte-bilim-siteleri-nasil-ayirt-edilir,"Bilimsel yöntem titizdir. İddialar ve önermeler, kanıtlarla desteklenir. Hakem değerlendirme sistemi , araştırmanın yayınlanmadan önce uzmanlar tarafından incelenmesini sağlamak için tasarlanmıştır. Eğer araştırmacılar, bulgularının kesinlikten yoksun olduğuna karar verirse hakikate ulaşmak için “daha fazla araştırma yapılması gerektiği” vurgulanır. Maalesef sahte bilim siteleri de çoktan çürütülmüş, sahte ve uç teorilere takipçilerini inandırabilmek için bir o kadar titiz bir yöntem izliyor. Bu internet siteleri, bilim karşıtı görüşlerine inandırıcılık kazandırmak için uzmanlara olan güvenimizi ve bilgi doğrulamak için kullandığımız yöntemleri suiistimal etmeye çalışıyor. Hatta bazıları, hakem değerlendirmesinden geçen makalelerin yayınlandığı bir dergi gibi görünen, fakat aslında ücreti ödendiği takdirde gönderilen her yazıyı kabul eden açık erişim yayıncılarının internet sitelerinde yayınlanan sahte bilim makalelerinin bağlantılarına yer veriyor. Araştırmalar, bilim karşıtı hareketin giderek büyüdüğünü ve küreselleştiğini gösteriyor. Yakın zamanda dünya çapında yapılan bir ankete katılanların yaklaşık yüzde 50’si her gün internette yanlış veya yanıltıcı bilgiyle karşılaştıklarını belirtiyor. Bu tür bilgileri paylaşanların yarısından fazlası da, doğru olduğunu düşündükleri için paylaştıklarını söylüyor. Güvenilir bilgi kılığına bürünen sahte bilimsel bilgileri tespit etmek daha zor. Ancak sahte bilim sitelerinin kullandığı yöntemleri anlayarak, bu sitelerin aldatmacalarına düşmemek için doğrulama tekniklerimizi gerektiğince uyarlayabiliriz. Sahte bilim siteleri, güvenilir görünmek için fazla sayıda bağlantıya yer verir. Bağlantılar, içeriği bir kaynağa bağlıyor gibi görünen, görsel itibar sinyalleridir . Yazıda bir bağlantı olduğunu görmek, çoğu okuyucuda bir iddianın doğrulandığı ve yazarın araştırma yaptığı düşüncesini oluşturur. İnternette gezinen herkesin bildiği üzere, her bağlantıyı kontrol ederek okumak ve referans verilen bilgiyi değerlendirmek büyük bir çaba gerektiriyor. Bilimsel ilkeler, bilimsel yöntem ve analitik teknik konusunda bilgili olmayanlar için bunu yapmak daha da zor olabiliyor. Daha kolay olduğundan, genellikle yer verilen bilgilerin güvenilir olduğunun kanıtı olarak bağlantının veya referansın varlığına güveniyoruz. Tekrar tekrar paylaşılan içerikler de güvenilirlik imajına katkıda bulunuyor. Araştırmalar, ister insan kaynaklı iklim değişikliği konusundaki fikir birliğine meydan okuyor olsun, ister konuyla ilgilenen tek bir bilim insanını sorguluyor olsun, karşıt görüşteki bir bilim insanının dile getirdiği hemen hemen her iddianın, iklim inkarcıları arasında paylaşıldığını ortaya koyuyor. Bu içerikler, bir internet sitesinden ötekine kopyalanarak taşınıyor ve neticede onlarca sahte bilim sitesi aynı bilgiye yer veriyor. Amaç yalnızca içeriğin görünürlüğünü artırmak değil, aynı zamanda arama sonucu sayfalarının aynı hatalı içerikle dolmasını sağlamak. Böylece bilgileri “ yanal okuma ” yoluyla doğrulamaya çalışan veya aynı konu hakkında birkaç makaleyi farklı sekmelerde açarak okuyan okuyucular, bir sahte bilim sitesinde okudukları şeyi doğruluyor gibi görünen birkaç sayfalık arama sonucuyla karşılaşabiliyor. Araştırmalar, insanların yüzde 24’ünün karşılaştıkları bilgileri doğrularken bu tekniği kullandığını söylüyor. Sahte bilim makaleleri de aynı içeriğe bağlantı vererek okuyucuların bilgiyi güvenilir bulma olasılığını artırıyor. Sahte bilim sitelerinin çoğu hiç özgün yazı yazmıyor. Bu siteler çoğu zaman kendi görüşlerini yaygınlaştırmak için, bu görüşleri destekleyen şeyleri tekrar edip duruyor ve okuyucuların, tek bir makalenin onlarca kez kopyalandığını anlayacak zamanlarının olmayacağını umut ediyor. Yapay şüphe tohumları ekmek , birçok bilim karşıtı görüşün faydalandığı bir başka strateji. Araştırmalar, tütün endüstrisinin sigara ve kanser arasındaki bağlantıya şüphe düşürmek için bu stratejiden faydalandığını gösteriyor. Aynı strateji şimdi iklim krizini önemsiz göstermek için de kullanılıyor. İnsan kaynaklı küresel ısınmaya ilişkin çokça bilimsel kanıt bulunması nedeniyle, sahte bilim siteleri iklim değişikliğini yekten reddetmek yerine iklim değişikliğine dair endişelerin ve iklim politikalarının abartılı olduğuna dair eleştiriler getiriyor. Buradaki amaç, bu görüşü geçersiz kılmak değil, iklim değişikliğine ilişkin gerçeklere yönelik yapay şüphe tohumları ekmek. Bu hedefe erişmek için, içeriklerinde sıkça yanlış yorumlanan veya hakem değerlendirmesinden geçmemiş kanıtlara atıfta bulunarak yine bilimsel sağlamlık yanılsaması yaratıyorlar. İklim krizinin ciddiyetini doğrulayan araştırmalar “yersiz iklim paniği” ve “felaket tellallığı” olarak nitelendiriliyor. Sahte bilim siteleri makalelerini ısrarcı bir şekilde, tekrar tekrar paylaşıyor ve kullanıcıları da aynısını yapmaya teşvik ediyor; bu sayede bu bilgilerin sosyal medya akışlarında veya arama motoru sonuçlarında görünme olasılığını artırmayı hedefliyorlar. Nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyorsanız bu siteleri tespit etmek çok kolay. İlk olarak, makalede kullanılan bağlantıları kontrol edin. Sahte bilim siteleri sizi güvenilir olmayan sitelere, konuyla ilgili olmayan sayfalara veya okuduğunuzla birebir aynı makalelere yönlendirir. Makalenin ne sıklıkla aynı şekilde paylaşıldığını görmek için şüphelendiğiniz yazının bir kısmını kopyalayarak arama motorlarında aratabilirsiniz. Gerçek bilim ve gerçek araştırmalar itibarlı internet sitelerinde yayınlanır, ancak sahte bilim içerikleri daha önce hiç duymadığınız internet sitelerinde tekrar tekrar kopyalanır. Bir makalenin gerçekliğinden hâlâ şüphe ediyorsanız, mediabiasfactcheck.com gibi, yanlış bilgileri ve yanlılıkları ortaya çıkarmayı hedefleyen bir internet sitesinden, şüphelendiğiniz sitenin geçmişte sahte bilim makalelerine yer verip vermemiş olduğunu kontrol edebilirsiniz. Sahte bilim sitelerinin elindeki en güçlü kozun güvenilir görünmek olduğunu unutmayın. Bu siteler, internet kullanıcılarının, okuduğu yazıların bilimsel kanıtlardan yoksun olduğunu anlayacak vakte yahut beceriye sahip olmayacaklarını umuyorlar. Bunu akılda tutarak bilginin derinlerine inmek, sahte bilimsel bilgiyi, güvenilir ve uzman kaynaklardan ayırt etmemize yardımcı olabilir." ProPublica: Google yanlış bilgi yaymanın kârlı bir işe dönüşmesine katkı sağlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/propublica-google-yanlis-bilgi-yaymanin-karli-bir-ise-donusmesine-katki-sagliyor,"Araştırmacı gazetecilik kuruluşu ProPublica'nın haberi , Google'ın dezenformasyon la mücadele konusunda kamuya açıkladığı taahhütlere rağmen, yanlış ve yanıltıcı içerikler yaydığı bilinen sitelerin Google reklamlarından gelir elde etmesine izin verdiğini gösterdi. Teyit’in de verileriyle katkı sağladığı araştırma yanlış bilgi içeren internet sitelerine ve sayfalara ait veri kümelerini analiz ederek, bunların ne kadarının Google reklamları üzerinden para kazandığını belirlemeye odaklanıyor . Sağlık, iklim krizi, seçimler ve demokratik süreçler gibi konular, Google'ın güvenilir olmayan ve zararlı iddialar barındıran içeriklerde reklam gösterilmesini yasaklayan politikasında öncelikli sırada olarak belirtiliyor. Fakat araştırma, Google politikasını ihlal ediyor gibi görünen sayfalara bile düzenli olarak reklam yerleştirdiğini gösteriyor. Covid-19 aşılarının insanların DNA'sını değiştirebileceğine dair yanlış bilgi yayan Srbin.info sitesindeki Amazon Prime Video, Spotify, BetMGM ve bir kadın giyim sitesi reklamları. Kaynak: ProPublica Doğrulama kuruluşları ve araştırmacılar tarafından sağlanan verilerle, altı dildeki binlerce haber sitesinden, 13 bini aşkın sayfayı tarayarak tamamlanan inceleme İngilizce dışında yayın yapan, Avrupa, Latin Amerika ve Afrika’daki farklı ülkelere odaklanıyor. Araştırma Google reklamlarının aşı karşıtlığını besleyen, iklim değişikliğini görmezden gelen ve kırılgan demokrasileri daha da istikrarsızlaştıran internet sitelerine gelir sağladığını ortaya koyuyor. ProPublica’nın ulaştığı Google sözcüsü Michael Aciman platformdaki yanlış bilgilerle mücadele etmek için kapsamlı bir mücadele içinde olduklarını belirtiyor. “ 2021'de dünya genelinde 1,7 milyardan fazla internet sayfasından ve 63 bin siteden reklamları kaldırdık. İşimizin bitmediğini biliyoruz ve güvenilmez iddiaları daha iyi tespit etmek ve dünyanın her yerindeki kullanıcıları korumak için yaptırım sistemlerimize yatırım yapmaya devam edeceğiz.” Aciman’ın belirttiği veriler Google’ın 2021 Reklam Güvenliği Raporu ’na dayanıyor. Rapor işlem yapılan sayfaların ya da yayıncıların faaliyet gösterdikleri ülkeler ya da dilleriyle ilgili bir veri sunmuyor. Google platformdaki dezenformasyon sorunuyla mücadeleye 300 milyon dolar ayırdığını açıklamıştı. Ancak ProPublica, bir yanda dezenformasyonla mücadele ettiğini açıklayan Google’ın diğer yandan, reklamlarla, yanlış bilgilerin yayılmasının kârlı bir işe dönüşmesine kritik bir katkı sağladığını vurguluyor. Araştırma İngilizce dışındaki dillerde yayın yapan ve yanlış bilgi yayan internet sitelerindeki Google reklamları oranının yüzde 30 ila 90 oranında değiştiğini gösteriyor. ProPublica, Teyit’te yanlış bilgi yaydığını tespit edilen ilk 50 internet sitesinden 45’ine (yüzde 90) Google reklamları yerleştirildiğini belirtiyor . Bu oran Hırvatistan, Sırbistan ve Bosna Hersek’te yüzde 87, Brezilya’da yüzde 80, İspanya’da yüzde 44, Latin Amerika’da yüzde 38, Almanca konuşan ülkelerde yüzde 30. Türkiye yanlış bilgi yaydığı bilinen ve Google reklamlarıyla para kazanan yayıncı oranının en yüksek olduğu ülke. Datareportal’ın 2022 raporuna göre Türkçe, internette en çok içerik üretilen diller arasında dördüncü sırada. Teyit’in yazı işleri sorumlusu Emre İlkan Saklıca ProPublica’nın çalışmasındaki verilerin sitede yayınlanan analizlerde yer alan haber sitelerine ait binden fazla link üzerinden derlendiğini aktardı. Saklıca “Linkler, Teyit’te metodolojiye ve önceliklendirme kriterine göre inceleyip sonuçlandırdığımız analizlerde yer alan yanlış bilgiye yer veren haber sitelerini kapsıyor. Bu konuda sürekli güncel tuttuğumuz hassas veriler ve ProPublica’nın çalışması ülkedeki dezenformasyon tablosunu göstermesi açısından da önemli.” dedi. ProPublica’nın çalışmasındaki verileri değerlendiren IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Emre Kızılkaya ise Türkiye’de dezenformasyonun para kazandırdığını ve propagandanın işe yaradığını belirtirken çözüm yolunda verdiği sözlere rağmen Google’ın hâlen sorunun bir parçası olduğunu belirtiyor. Araştırmanın bir diğer bulgusu İngilizce dışında yayın yapan internet sitelerindeki reklam oranlarının çok daha fazla olduğu yönünde. İngilizce yayın yapan ve içeriklerin doğruluğu açısından güvenilir bulunmayan sitelerin yalnızca yüzde 13’ü Google reklamı alabilmiş. Diller arasındaki eşitsiz uygulamayı gösteren bir diğer veri de Afrika’dan. Güney Afrika, Nijerya ve Kenya’da yayınlanan ve yanlış bilgi içeren İngilizce sayfaların yüzde 57’si Google’dan reklam geliri elde ederken, aynı bölgede Google reklamlarına yer verilen Fransızca içeriklerin oranı yüzde 66. Bu veri eşitsizliğin yalnızca diller arasında değil, bölgeler arasında da devam ettiğini gösteriyor. İngilizce dışındaki dillerdeki moderasyon sorunu Google’a özgü değil . Araştırmaya dair yorum yapan eski üst düzey Google çalışanı bu durumu şirketin öncelik sıralamasıyla açıklıyor; “ Bir numaralı öncelik, kötü PR’ı engellemek. İkincisi, bir ülkedeki ekonomik faaliyetlerini etkileyecek ek kamu denetimini ve muhtemel regülasyonu engellemeye çalışmak. Üçüncü öncelik ise o ülkede elde ettikleri gelirdir. Bu üç öncelik hesaba katıldığında, İngilizce konuşulan pazarların en büyük etkiye sahip olduğu görülüyor. Bu yüzden çabalarının büyük bölümü İngilizce konuşulan ülkelere yönelik”. Yani Google’ın imajını korumayı önceliklendirdiği, regülasyonlarla sıkı bir şekilde denetlendiği ya da yüksek gelir elde ettiği ülkelerden birinde değilseniz durum kötü. Dezenformasyon alanında çalışan EU Disinfo Lab yönetici direktörü Alexandre Alaphilippe Google'ın politikalarını her dil ve bölge için eşit şekilde uygulaması ve moderasyona dair kararlarda şeffaf olması gerektiğini hatırlatıyor; “Bu şirketler daha fazla gelir elde etmek için küreselleşmeye karar verdiler, bu yüzden aynı anda tüm ülkelerde olmanın getirdiği sorumlulukla yüzleşmekten kaçmaları mümkün değil” Arjantin’de yayın yapan doğrulama kuruluşu Chequeado’nun kurucusu Zommer yanlış bilgilerin zayıf temellere sahip demokrasilerde daha ciddi zararlara yol açtığını hatırlatıyor. Google denince kullanıcıların aklında ilk gelen şey dijital reklamlar olmayabilir. Ancak Google reklamları, dijital reklam sektöründe büyük paya sahip. Arama yaptığınızda karşınıza çıkan sonuç sayfalarına veya YouTube’a ürünlerinin reklamını yerleştirmek için ödeme yapan şirketler ve markalar sayesinde gelir elde ediliyor. ProPublica’nın araştırmada odaklandığı kısım Google’ın geçen yıl 31 milyar dolarlık kar elde ettiği, görüntülü reklam ağı sistemi. Bu sistemde yayıncılar zararlı, güvenilir olmayan ya da müstehcen içeriklere karşı bir dizi politikaya riayet edeceklerini belirttikten sonra, sitelerine yerleştirilen her reklamın gelirinin yüzde 68’ini alıyor . Bir diğer reklam yöntemi ise reklam teknolojisi şirketleriyle yürütülen, pragmatik reklamcılık adı verilen otomatik açık artırma benzeri bir sistem. Sivil toplum kuruluşu Global Disinformation Index’in 2019 araştırmasına göre, dezenformasyon yayan internet sitelerinin yıllık geliri 250 milyon dolar ve bunun yüzde 40'ından Google sorumlu. Kalan kısmın diğer reklam teknolojisi şirketlerinden geldiği tahmin ediliyor. Google’ın gelirinin ne kadarını yanlış ya da yanıltıcı içeriklerden elde ettiğini kesin bir şekilde söylemek, Google’ın tekel haline geldiği, karmaşık, şeffaf olmayan ve büyük oranda otomatik bir iş modeli sebebiyle mümkün değil. İncelenen linkler, Brezilya’da seçimler öncesinde Jair Bolsonaro lehine yanlış bilgiler yayan haber sitelerinin en büyük gelir kaynağının Google reklamları olduğunu , Fransızca , Almanca ve İspanyolca konuşulan ülkelerde Covid-19 ve iklim değişikliği hakkında yanlışları öne çıkaran sitelere düzenli olarak reklamlar yerleştirildiğini ortaya koydu. İklim krizi hakkında yanlış bilgi içeren bir Fransızca haberdeki gözlük markası Caddis ve mobilya üreticisi Rove’un reklamları. Kaynak: ProPublica Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) direktörü Baybars Örsek ise “ Reklamlar söz konusu olduğunda, açıkça dezenformasyondan para kazanıyorlar. Bunu bilerek veya bilmeyerek yapması fark etmez” diyor. Google arama sonuçlarında doğruluk kontrolüne önem verdiğini belirtiyor fakat reklamlar konusunda herhangi bir çalışması yok. Probuplica kar amacı gütmeyen bir araştırmacı gazetecilik kuruluşu. 29 Ekim’de yayınlanan “ Google reklamları dünya çapında dezenformasyonu nasıl finanse ediyor? ” başlıklı haber Craig Silverman, Ruth Talbot, Jeff Kao ve Anna Klühspies imzasını taşıyor. Araştırmanın metodolojisine dair detaylara buradan ulaşabilirsiniz." Ön baskılar: Hızlı bilim yanlış bilgiye dönüşebilir,https://teyit.org/teyitpedia/on-baskilar-hizli-bilim-yanlis-bilgiye-donusebilir,"Covid-19 pandemisinin hayatımızda yol açtığı değişikliklerden elbette bilim dünyası da nasibini aldı. Artık bilimsel gelişmeler çok daha hızlı ilerliyor. Hızlı bilimin bir parçası olarak karşımıza çıkan ‘ön baskı’ yayınları, kesinlik taşımayan bulguların hakikatmiş gibi kabul görmesiyle ve araştırmaların yanlış yorumlanmasıyla sonuçlanabiliyor. Peki bir bilimsel araştırmanın ön baskısı bize ne anlatır? Araştırmacıların, çalışmalarını hakem onayına sunmadan ve akademik bir dergide yayınlamadan önce bulgularını sunabildikleri yayınlara ön baskı (preprint) deniyor . Bir nevi taslak olan ön baskılar, bilimsel bir kanıt olarak değerlendirilmiyor. Ön baskılar çok kısıtlı bir kontrolden geçerek maksimum 48 saat içinde çevrimiçi platformlarda erişilebilir hale geliyor. Öyle ki, ArXiv.org’a gönderilen ön baskıların neredeyse yüzde 98’i yayınlanırken , Nature'da bu oran yüzde 8 . Aslında internet erişimi olan herkes bir ön baskı yayınlayabilir . Elbette ön baskılar bir hiç değil. Önce faydalarından başlayalım: Ön baskılar bilimsel bulguların hızlı paylaşılabilmesine vesile olduğundan bilim dünyası için kıymetli . Hatta araştırmacıların Covid-19 pandemisi hakkında yeni bilgiler edinmesi, bazı ön bulgular sayesinde hız kazandı. Yanı sıra ön baskılar, gelecekte bir konudaki araştırmayı ilk kimin yaptığını göstermek ve araştırmacıların geribildirim alıp vermesi için de önemli . Bununla birlikte artan hız ve erişimdeki açıklık, yeterli kanıta dayanmayan ön baskıların kamuoyundaki dayanaksız tartışmaları rayından çıkarmasına ve komplo teorilerini beslemesine neden oluyor. Teyit'in ulaştığı Evrim Ağacı Şef Editörü Çağrı Mert Bakırcı’ya göre ön baskılar bilimi demokratize etme konusunda önemli bir araç. Fakat Bakırcı, bunu kötüye kullanmanın da mümkün olduğunu ekliyor: Çağrı Mert Bakırcı, bilimsel gerçeklerin neredeyse hiçbir zaman tek bir makaleye dayanmadığını vurguluyor. Bilimsel gerçekler, çok sayıda bağımsız gözlem ve incelemenin bir araya gelmesi ve aynı şeyi görmesiyle olur. Yani bir çalışmanın bilimsel kanıt olarak kabul görmesi için çalışmadaki bulgular ile önerme arasındaki nedensellik ilişkisinin bilimsel yöntemlerle kanıtlanması gerekiyor . Ön baskı yayınları tek başına bu nedenselliği sağlamıyor, sadece araştırmanın ön bulgularını gösteriyor. Bu, ön baskının kalitesiz ya da değersiz olduğu değil, henüz bilimsel bir kanıt olarak kesinlik taşımadığı anlamına geliyor. Bu bilimsel yöntemlerin bir parçası olan hakem değerlendirmesi, araştırmanın yayınlanmadan önce uzmanlar tarafından incelenmesine olanak tanıyor. Eğer araştırmacılar, bulgularının kesinlikten yoksun olduğuna karar verirse ‘daha fazla araştırma yapılması gerektiğini’ vurguluyor. Araştırmanın hakem onayından geçmesi bu yüzden önemli. Ön baskılar hakem onayından geçmediği ve nedensellik ilişkisine dair bir kesinlik taşımadığı için bilimsel kanıt olarak değerlendirilmiyor . Bazı bilim insanları, geleneksel sistemin birçok araştırmacı için fazla hantallaştığını ve hızlı bilime ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor. Misal Bern Üniversitesi'nde epidemiyolog Christian Althaus ""Bilimsel sonuçların hızla yayılmasına artık acilen ihtiyaç var"" diyor . Ön baskılar, editöryal süreçler açısından hız kazanmak için gerekli bir adım olabilir. Buna karşılık bilimsel sonuçlar üretmek nasıl zaman alıyorsa, bulguları doğrulamak veya çürütmek de zaman alıyor. Yani hızlanmak bir ihtiyaç ancak beraberinde getirdiği güvenilirliği kaybetme riskini de göz ardı etmemek gerekiyor. Aslında ön baskılar, bilimsel yanlış bilgilerin yayılmasında yalnızca bir günah keçisi. Asıl mesele, ön baskıların kim ve ne için hazırlandığı. Ön baskılar sosyal medyada ses getirmesi için değil, araştırmacıların faydası için yayınlanıyor. Ancak ön baskılar, sansasyonel bir şekilde haberleştirildiğinde ya da sosyal medya platformlarında paylaşıldığında, kötü niyetli kişiler tarafından komplo teorilerini beslemek için kullanılabiliyor. Yani bilimsel inceleme süreçlerinin meşakkatli yapısından kurtulmak için yayınlanan ön baskılar, etkileşimi yüksek, dikkat çekici başlıklara ihtiyaç duyan gazetecilerin ya da temelsiz görüşlerini yaygınlaştıracak mecra arayanların elinde bir araca dönüşüyor. Koronavirüsün yüzde 99 oranında laboratuvarda üretildiğinin araştırmalarla ispatlandığı iddiası ön baskıların yanlış yorumlanmasına bir örnek. SARS-CoV-2’yi diğer koronavirüslerle karşılaştırarak virüsün kaynağını tahmin etmeyi amaçlayan araştırma henüz hakem onayından geçmememesine rağmen, basında ‘virüsün laboratuvarda üretildiğinin ispatlandığı’ şeklinde yer bulmuştu. Bazı bilim insanları araştırmanın evreninin kısıtlı olduğu ve SARS-CoV-2’nin tüm akrabalarının kıyaslamaya dahil edilmediği değerlendirmesinde bulunmuş. Araştırmalar sürse de mevcut bulgular, SARS-CoV-2 virüsünün kaynağının zoonotik yani hayvanlardan yayıldığını gösteriyor. Bir diğer örnek ise koronavirüse yakalananların IQ’larının düştüğünün belirlendiği iddiası . Ön baskı olarak yayınlanan bu çalışmada Covid-19 hastalarında nörolojik sorunların ortaya çıkarıldığı belirtilse de bazı bilim insanları araştırmanın yöntemiyle ilgili sorunlar olduğu görüşündeydi. Bazı ön baskıların haber değeri taşıdığı aşikar olsa da bioRxiv, basın mensuplarını ön baskıları kesin bir bilgi gibi haberleştirmemeleri konusunda uyarıyor . (bioRvix, Covid-19 ile ilgili birçok makale yayınlıyor. Uyarı: Makaleler resmi olarak hakem değerlendirmesinden geçmedi. Bu makaleler sağlıkla ilgili konularda rehber olarak gösterilmemeli ve basına nihai bilgi olarak yansıtılmamalı.) Benzer şekilde Çağrı Mert Bakırcı da ön baskıların bilimsel bir gerçek gibi haberleştirilmemesi ve haberde çalışmanın ön baskı olduğunun vurgulanması gerektiğini söylüyor. Hatta Bakırcı’ya göre hakem değerlendirmesinden geçen tek bir makaleyi bile kesin bir bilimsel gerçek olarak lanse etmekten kaçınmakta fayda var. Barkıcı bunun yerine, bilimsel görüş birliğinin gerçekliğinden söz etmenin daha güvenilir olacağını söylüyor. İşte gazeteciler için bazı ipuçları: Elbette ön bulguların yanlış yorumlanmamasında tek sorumluluk gazetecilerde değil. Hızlı bilim çağında ön baskıların yanlış bilgiye dönüşmemesi için gazetecilerin ve bilim insanlarının daha çok işbirliği içinde olması gerekiyor. Bilim insanları, gazetecilere ön baskıların nasıl yorumlanması konusunda yol göstermeli. Önemli bir sorumluluk da haber merkezlerinde. Haber merkezleri bilim ve sağlık gibi uzmanlık gerektiren konularda gazetecileri beslemeli ve gelişimlerine destek vermeli. İlginizi çekebilir: Aşılarla ilgili yanlış bilgilerle mücadelede sorun ve çözüm: Aşı haberciliği Kısacası ön baskıların yeri bilimsel yayıncılık dünyasında hızla genişliyor. Önemli olan, verileri, ön baskılara gereğinden fazla önem atfetmeden sindirmek. Ön baskılar, henüz başlangıç niteliğindeki bebek adımları. Kapak: Spectrum News / İllüstrasyon: Laurène Boglio" İnternet kesintileri kriz anlarında yanlış bilginin önüne geçemiyor,https://teyit.org/teyitpedia/internet-kesintileri-kriz-anlarinda-yanlis-bilginin-onune-gecemiyor,"2016'nın Temmuz ayında genç militan komutan Burhan Wani, Hindistan'ın kuzeyindeki Jammu ve Keşmir eyaletinde devlet kuvvetleri tarafından vurularak öldürüldü. Wani, Hindistan, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanınan, Pakistan yanlısı militan ayrılıkçı grup Hizbul Mücahidin üyesiydi. Wani sosyal medyadaki kişiliği sebebiyle Keşmirli gençler arasında epey popülerdi ve cenazesine binlerce kişi katıldı. Ölüm haberi yayıldıkça eyalet genelinde şiddet dolu protestolar patlak verdi . Yerel yönetimin yanıtı ise mobil ve sabit hatları kesip televizyon yayınlarıyla gazete dağıtımını engellemek oldu. Kesinti 203 gün sürdü. Ancak şiddet dolu olaylar ve protestolar yıllarca devam etti. Dünyada hükümetler, huzursuzluğu dindirmek ve sahte haberlerin yayılmasını önlemek için internet kesintilerine gitgide daha sık başvuruyor. Ancak bu taktiğin etkili olduğunu ortaya koyan ampirik bir kanıt yok. Üstelik aktivistler ve gazeteciler, bu kesintilerin genellikle toplumlar üzerinde yıkıcı yan etkileri olduğu konusunda çeşitli endişelerini dile getiriyor. Access Now'ın #KeepItOn isimli kampanyasının öncüsü Berhan Taye ‘ Hükümetlerin açıkladığı resmi gerekçeler ve bu kesintilerin gerçek dünyaya etkisi hemen hemen hiç örtüşmüyor ’ diyor. Access Now , dünya çapında özgür ve açık interneti savunan, kâr amacı gütmeyen, uluslararası bir kuruluş. #KeepItOn kampanyası ise 2016'dan beri internet kesintilerini belgeliyor ve doğruluyor. Kampanya, 2018 yılında dünya çapında 196 internet kesintisi tespit etti. Bu sayı, 2017’nin neredeyse iki, 2016'nın ise hemen hemen üç katı. Taye, IFCN'e (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) verdiği demeçte kesintilerin fazla normalleştirildiğinin altını çiziyor. Stanford Üniversitesi'nde yürütülen bir çalışmaya göre, Hindistan'da sosyal medya ve dijital platformlara erişim kısıtlandığında dahi toplumsal hareketler kitleselleşebiliyor. Hatta bu araçların eksikliği ' öngörülebilir durumları epey dengesiz durumlara dönüştürebiliyor [...] Söylentiler ve yanlış bilgiler, asıl rolü bilgi yayılımını hızlandırmak olan dijital iletişim ağlarına erişim olsa da olmasa da yayılmaya devam ediyor. ’ 2018'de dünya çapında gerçekleşen 33 kesintinin gerekçesi olarak hükümetler yanlış bilgiyi önlemek istemelerini gösterse de #KeepItOn kampanyasından Taye şöyle söylüyor: ‘ Ne sahte haberler ne de dezenformasyon sorunu Facebook ile başladı .’ ‘ Şu anki sorunumuz, yanlış bilgilerin çok hızlı paylaşılması. Ancak insanların bilgiye erişimini engellediğinizde, yalnızca önceki yanlış bilgiye erişmeleri mümkün oluyor. ’ 2019'un Nisan ayında Sri Lanka'da Paskalya günü düzenlenen ve en az 290 kişinin ölümüne, 500 kişinin ise yaralanmasına sebep olan intihar saldırılarının ardından hükümet tüm sosyal medya platformlarına erişimi engelledi . Erişim engeline rağmen saldırılardan sonra sahte haberler yayılmaya devam etti; hatta AFP'nin haberine göre, Kolombo'daki Politika Alternatifleri Merkezi'nde (CPA) sosyal medyadaki sahte haberleri takip eden Sanjana Hattotuwa, Facebook'taki yanlış bilgilerin sayısında artış gördüğünü bildirdi. AFP Fact-check’te Hindistan ve Güney Asya bölgesi için çalışan gazeteci Uzair Rizvi, kesinti yalnızca sosyal medyayı etkilediğinden, insanların interneti kullanabildiklerini ve VPN aracılığıyla sosyal medyaya erişebildiklerini söylüyor. #KeepItOn kampanyasından Berhan Taye, Sri Lanka'daki internet kesintisinin bir başka yan etkisini de şöyle açıklıyor: ‘ İnsanlar sevdiklerine ulaşamıyor, bilgi paylaşamıyor ve gerçekte ne olduğunu öğrenemiyordu. ’ İnternetin kesilmesi, teyitçilerin ve gazetecilerin işini yapamaması, haber tüketenlerin ise çeşitli iddiaları doğrulayabilecekleri ve doğru bilgiyi arayabilecekleri alternatif sitelere erişememeleri anlamına geliyor. Africa Check'in Kenya editörü Alphonce Shiundu, IFCN'e verdiği demeçte şöyle söylüyor: ‘Yanlış bilginin çözümü, bilgiye ışık tutmak, hakikatlerle ve gerçeklerle karşı koymak ve yanlış bilgi yayanların bilgiyi düzeltmesini sağlamak.’ Kenya henüz internet kesintisiyle karşılaşmasa da #KeepItOn'un 2018 yılı verilerine göre en az 11 Afrika ülkesi kesinti yaşadı. Shindu kesintilerde insanların hâlâ konuştuğunu, arama yaptığını, kısa mesaj attığını, televizyon izlediğini, radyo dinlediğini, pazarda ve barlarda dedikodu yaptığını hatırlatıyor: ‘ Bu durumda, şüpheli iddiaları incelemelerine ve gerçekleri yalanlardan ayırmalarına yardımcı olacak internet tabanlı araçlara erişmeleri çok daha faydalı .’ Muhasebe ve profesyonel hizmet ağı olan Deloitte'in 2016 tarihli raporuna göre , internet kesintileri ülke nüfusuna, bağlantıya ve geniş bant kullanımına bağlı olarak, bir ülkenin günlük gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 0,4'ü ila yüzde 1,9'una mâl oluyor. 2018-2019 yıllarında birçok kez internet kesintisi yaşayan Etiyopya gibi bir ülke için bu, çevrimdışı geçen gün başına 4,5 milyon dolar zarar anlamına geliyor. Taye'nin söylediğine göre, bu tahminlere, ürünlerini satmak ve müşterilerle iletişim kurmak için genellikle yalnızca WhatsApp'ta faaliyet gösteren küçük işletmeler dahil değil. Bağlamla değişmekle birlikte, internet kesintileri sebebiyle insan hakları ihlalleri fark edilmeyebiliyor veya hiçbir zaman öğrenilmiyor. ‘İnternet kesintisi sebebiyle, Sudan'da 3 Haziran 2019'da kaç kişinin öldüğünü kimse bilmiyor ’ diyor Taye. Sudan, aylarca süren protestoların ardından diktatör Ömer El Beşir'in devrilmesinden sonra şiddet dolu çatışmalar yaşamıştı. 2019'un Haziran ayının başlarında, güvenlik güçleri askeri karargâhın dışındaki büyük bir protesto kampına ateş açtı. Hükümetin bu süreçte neredeyse tüm internet ve telefon hizmetlerini kesmesi, birçok kişi tarafından, devletin şiddet eylemlerinin ve işlediği cinayetlerin mesuliyetinden kurtulma taktiği olarak yorumlandı . ‘Protestodan bahsettiğimiz durumlarda kesintiler, insanların hak ihlallerini belgeleyemedikleri ve bu bilgiyi paylaşamadıkları anlamına geliyor’ diyor Taye. Ayrıca, internet kesintisinin sağlık hizmetleri üzerinde ne gibi etkileri olduğuna dair çok az araştırma olsa da doktorların ve ambulansların sahadaki insanlarla iletişim kurmakta çok daha fazla zorlandıklarını da ekliyor. ‘ Hastaneye kaç yaralının geldiğini bilmek mümkün değil; ilaçlar belgeleme ve depolama konusunda sorun yaşanıyor ’ diye açıklıyor Taye. ‘Ortaya bir bilgi boşluğu çıkıyor.’" Sosyal medya kürtaj hakkındaki yanlış bilgilere boyun eğiyor,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medya-kurtaj-hakkindaki-yanlis-bilgilere-boyun-egiyor,"Sosyal medya şirketleri, internetteki kesin bilgi ve çevrimiçi sağlık hizmetlerine erişime aniden büyük bir ihtiyaç doğduğu sırada, yasalardaki ve bilgi ortamındaki bu ani değişikliğe hazırlıksız yakalandı. Kürtaj hakkı savunucuları, [kürtaj hakkını anayasal güvence altına alan 1973 tarihli] Roe v. Wade kararını Haziran ayında hükümsüz kılan Dobbs kararından bu yana internetteki üreme sağlığına dair yanlış bilgi sorununun giderek kötüleştiğini söylüyor. Çoğu büyük platformun kürtaj konusuna özel yanlış bilgi politikası yok. [Kürtaj hakkını eyaletlerin kendi inisiyatifine bırakarak kürtaj yasağının yolunu açan] Dobbs kararından bu yana yalnızca YouTube kürtajla ilgili bir politika yayınladı. TikTok'un bütünlük politikalarında aşılar ve kürtaj, sağlıkla ilgili yanlış bilgilere örnek olarak ele alınıyor. Roe v. Wade kararının hükümsüz kılınmasından kısa bir süre sonra, 200'den fazla sağlık kuruluşu ve kâr amacı gütmeyen kuruluş Meta, YouTube, TikTok ve Twitter'daki üst düzey yöneticilere ‘sağlık dezenformasyon unun halk sağlığına tehdit oluşturduğunu’ söyleyen bir mektup yolladı. Platformlarda yanlış veya yanıltıcı anlatıların yayılmasının dışında, kürtaj hapları veya kürtaj hakkını savunan adaylar hakkındaki bilgilere yönlendiren hesaplar işaretlenerek askıya alınıyor. ISD araştırmacıları ‘Kürtajla ilgili hızla değişen yasalar göz önüne alındığında, bu dönemde doğru bilgiye erişim her zamankinden önemli’ diyor. Çünkü yanlış bilgi, insanları ‘sağlık hizmetleri konusunda tehlikeli kararlar almaya yönlendirebilir.’ Uzmanların bilimsel bir temeli olmadığını söyledikleri, kürtaj haplarının etkilerinin tersine çevrilebileceği’ iddiaları tıp camiası için özellikle endişe verici. YouTube sözcülerinden Elena Hernandez, Axios'a şirketin güvenli olmayan kürtaj yöntemi anlatan veya kürtaj güvenliğiyle ilgili yanlış iddiaları destekleyen videoları kaldırdıklarını söyledi. Kürtaj hakkı savunucuları, platformların, kürtaj hakkındaki bilgiler konusunda algoritmalarına ve denetleme sistemlerine yatırım yapmasını umut ediyor. ‘Platformların meşgul olduğunu, ilgilenecek ve denetleyecek çok konuları olduğunu biliyorum’ diyor Sherman. ‘Ama hepimiz internet kullanıyoruz.’" Platformların virallik mekanizmaları yanlış bilgiyi çoğaltıyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-sosyal-medya-dogru-bilgi-yerine-yanlis-bilginin-yayilmasina-sebep-oluyor,"Sosyal medyanın, yanlış bilgilerin ve diğer zararlı içeriklerin yayılmasına olanak sağladığı bilinen bir gerçek. Bir savunuculuk grubu olan Integrity Institute bu durumun ne boyutlarda olduğunu anlamak için çalışmalar yürütüyor. Enstitünün yayınladığı ilk rapora göre 'iyi tasarlanan bir yalan' doğru içeriklerden daha fazla etkileşim alıyor. Sosyal medya platformlarının bazı özellikleri ve algoritmaları ise yanlış bilginin yayılmasına katkıda bulunuyor. Analize göre Twitter, enstitünün 'büyük yanlış bilgi yayma faktörü' ismini verdiği etkene sahip. Bunun nedeni ise platformun, gönderilerin kolayca paylaşılmasına veya 'retweetlenmesine' olanak sağlayan yapısı. Twitter’ın hemen arkasından, etkileşimi öngörmek ve kullanıcılara tavsiyede bulunmak için makine öğrenmesi modellerinden faydalanan Çinli video paylaşım sitesi TikTok geliyor. Eski Facebook çalışanı, Integrity Institute kurucusu ve baş araştırma görevlisi Jeff Allen bu konuda şöyle söylüyor: ' Her platformda farklılıkla karşılaşıyoruz. Çünkü her platformun farklı virallik mekanizması var. Platformda ne kadar çok virallik mekanizması varsa, yanlış bilginin o kadar yaygınlaştırıldığını görüyoruz. ' Enstitü, IFCN (Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı) üyesi doğrulama kuruluşlarının yanlış olarak işaretlediği gönderileri, aynı hesaplardan daha önce paylaşılan işaretlenmemiş gönderilerle karşılaştırdı. Eylül ayında yayınlanan ve Covid-19 salgını, Ukrayna savaşı ve ABD seçimleri de dahil olmak üzere çeşitli konularda yaklaşık 600 teyitlenmiş gönderi analiz edildi. Enstitünün şu ana kadar incelediği örnekleme göre, en fazla yanlış bilgi Facebook’ta; ancak platform bu yanlış bilgileri diğerlerine kıyasla daha az yaygınlaştırıyor. Bunun sebeplerinden biri, Facebook'ta gönderi paylaşmanın daha fazla adım gerektirmesi. Ancak enstitünün bulgularına göre, platformun tanıttığı yeni özelliklerden bazıları yanlış bilgiyi yaymaya çok daha müsait. Facebook’taki video içeriklerin yayılma faktörü ise TikTok’a yakın. Bunun nedeni ise platformun video paylaşım özelliği olan Reels ve Facebook Watch. Bu iki video paylaşım yöntemi büyük ölçüde içerik tavsiye algoritmaları üzerine kurulu. Facebook gibi Meta’ya ait olan Instagram, platformlar arasında en düşük yaygınlaştırma oranına sahip. Enstitüye göre, henüz YouTube için istatistiksel olarak anlamlı bir tahmin yapabilecek yeterli veri yok. Enstitü, yayılımın ne boyutlara geldiğini ortaya koymak için bulgularını güncellemeyi planlıyor. Rapora göre, yanlış bilgiler olgusal içeriklere kıyasla çok daha fazla paylaşılabiliyor. ' Yanlış bilgi anlatıları yayılmaya başladığında kriz anlarıyla ve önemli olaylarla ilgili yanlış bilgi yayılımı da artabiliyor ' diyor raporun yazarları. ' Platformlar yanlış bilgilerin yayılımını azaltacak tasarım değişiklikleri uygularsa elbette yayılım düşebilir. ’" Yeni bir Twitter: İfade özgürlüğünün kıyılarında,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-bir-twitter-ifade-ozgurlugunun-kiyilarinda,"Twitter’ın artık yeni bir sahibi var. Uzun süren görüşmeler ve uzatmalı satın alma süreçlerinin sonunda, 27 Ekim 2022’de Elon Musk ile Twitter arasındaki anlaşma nihayete erdi ve Musk platformun yeni sahibi oldu. Girişimcinin 3 bin 700’e yakın kişiyi işten çıkarması gibi kararlarının yanı sıra, platformun ‘mutlak ifade özgürlüğü arenasına’ dönüşmesi gerektiğini savunması çeşitli tartışmalara sebep oluyor. Elon Musk, Twitter hisselerinin yüzde 9,1’ine sahip olduğunu açıkladıktan yaklaşık bir hafta sonra, 14 Nisan 2022’de 43 milyar dolar karşılığında platformu satın almak istediğini belirtti . Musk verdiği TED röportajında , Twitter’ın ‘fiili bir kamusal alana dönüştüğünü ve platformun algoritmasının açık kaynaklı ve şeffaf olması gerektiğini’ söylemişti. Kamusal alan, tanımı gereği ‘insanların bir araya gelip bilgi ve fikirlerini dile getirebildiği ve herkesin birbirini duyduğu alan’ anlamına gelse de Twitter büyük ölçüde kamusal alan olmaktan uzak. Öncelikle Twitter ve diğer sosyal medya platformlarının kâr amacı güden özel şirketlerin kontrolü altında olduğunu unutmamak gerek. Bu da bu platformların sıkça eleştiriye maruz kaldığı algoritma sorununu ve kullanıcıları ‘ yankı fanuslarına hapsetme ’ gibi meseleleri ortaya çıkarıyor. Kullanıcılar, bu uygulamaların algoritmaları sebebiyle etkileşime girdikleri paylaşımlara benzer gönderilerle karşılaşıyor ve kendine yakın düşüncedeki kişilerin oluşturduğu yankı fanuslarına sıkışıp kalıyorlar. Çünkü platformlar daha fazla kâr edebilmek için uygulamada daha uzun süre kalmamızı istiyor. Bu sebeple sosyal medya platformları, kamusal alanın gerektirdiği ‘herkesin birbirini duyması’ kriterine uymuyor. Üstelik Pew Araştırma Merkezi’nin 2020 yılında yürüttüğü çalışmaya göre, örneğin ABD’li yetişkinlerin yüzde 70’i sosyal medyada politik paylaşımlar yapmıyor. Yani tartışmalar yürütüp fikir alışverişi yapan kullanıcı sayısı oranı çok az. Twitter’ın bir ‘ifade özgürlüğü arenasına dönüşmesi gerektiğini’ belirten Musk kendini mutlak ifade özgürlüğü destekçisi olarak tanımlıyor . Ne var ki dünya çapındaki mevcut yasalar çerçevesinde hiçbir yerde mutlak ifade özgürlüğünü sağlamak mümkün değil. ‘Mutlak ifade özgürlüğü’ kavramı, ABD Birinci Anayasa Değişikliği’ndeki ifadelere dayanan ve 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan ve ABD odaklı bir düşünce. Ülkedeki Birinci Anayasa Değişikliği (First Amendment) ABD Kongresi’nin ifade yahut basın özgürlüğünü kısıtlayacak kanunlar çıkaramayacağını garantileyen ve ifade özgürlüğünü anayasal güvence altına alan bir düzenleme. Mutlak ifade özgürlüğü savunucuları bu sebeple, ifade özgürlüğünün diğer sosyal değerlere boyun eğmemesi gerektiğini düşünüyor . Twitter da birçok şirket gibi, faaliyet gösterdiği ülkelerin yasalarına tabi. The Economist dergisinin Economist Intelligence Unit biriminin oluşturduğu 2021 tarihli Dünya Demokrasi Endeksi’ne göre , dünya üzerinde tam demokrasiyle yönetilen yalnızca 21 ülke var. Otoriter rejimlerin yönettiği 59 ülke mevcut. Otoriter rejimlerde, Twitter paylaşımlarının rejimler tarafından çeşitli cezalarla ve yaptırımlarla yanıtlandığı biliniyor. Dolayısıyla, Twitter’ın dünyanın dört bir yanında hizmet vermeye devam etmesi için platformun mutlak ifade özgürlüğü arenası haline gelmesi pek mümkün görünmüyor. (Kaynak: The Economist ) Musk’ın batı odaklı bir yaklaşım izlediğini düşünmek de olası. Ancak tam demokrasiye en yakın Batı dünyası ülkelerinde bile durum pek farklı değil. Örneğin, internet iletişimini düzenleyen ve bu yıl Avrupa Birliği’nde kabul edilen Dijital Hizmetler Yasası ülkelere terörizm, çocuk istismarı, nefret söylemi, dezenformasyon , ticari sahtekarlık ve bireysel güvenlik yahut demokratik toplum için sorun oluşturan içerikleri kısıtlama yetkisi veriyor . Yasanın gerekliliklerine uymayan şirketler, yıllık kazançlarının yüzde 6’sını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya . Twitter ve diğer birçok platform için bu ülkeler, kaybetmeyi göze alamayacakları pazarlar. Bu sebeple kapitalizm çarkının dişlilerinden olan sosyal medya uygulamaları için asıl hesaplaşma ‘otoriter sansürcülük’ ile ‘mutlak ifade özgürlüğü’ arasında değil, işletmeler ve hükümetler arasında olmak durumunda . Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 20. maddesi , savaş propagandasını ve ayrımcılığa, düşmanlığa ya da şiddete yol açabilecek millet, ırk ya da din savunuculuğu yapmayı yasaklıyor. Mutlak ifade özgürlüğü ise çoğu zaman kırılgan azınlık grupların nefret söylemiyle karşılaşmasına sebep olabiliyor. Ya da çevrimiçi savaş propagandasının gerçek dünyaya yansıması tehlikeli boyutlara varabiliyor. Hemen hemen tüm sosyal medya şirketlerinin içerik moderasyonu programları olmasının bir sebebi var. Diğer sosyal medya şirketleri gibi Twitter’ın da ifade özgürlüğünün sınırlarını, temel insan haklarını ihlal etmeyecek şekilde çizmesi gerekiyor . Bu sebeple içerik moderasyonunu haklara saygılı tartışma ortamlarının oluşabilmesini sağlayacak mekanizmalar olarak görmek daha faydalı. Artık internet yaşantımızda epey alıştığımız dezenformasyon ve mezenformasyon gibi kavramların doğru bilgiye erişme hakkına engel oluşturmasının yanı sıra, gerçek dünyaya tehlikeli yansımaları da olabiliyor. Örneğin ‘mutlak ifade özgürlüğü’ başlığı altında yayılan yanlış bilgiler, nefret söylemine ve azınlık grupların daha da ötekileştirilmesine sebep olabiliyor. Hatta ‘bilinçli olarak bir gruba zarar vermek için yayılan yanlış bilgi’ anlamına gelen dezenformasyon, tam olarak bu amaca hizmet ediyor. Dünyanın dört bir yanında yanlışları ortaya çıkaran gazeteciler ve teyitçiler de ‘sansürcü’ olma yaftasıyla karşı karşıya. Bu sorunu basitçe ‘ifade özgürlüğü’ başlığı altında değerlendirmek, yaşantıları olumsuz yönde etkilenen kişilerin yaşadığı sorunlara yapıcı çözümler üretmekten uzak kalıyor. Elbette sosyal medya platformlarının bu sorunla mücadele edebilecek yeterli mekanizmalar geliştirememesi, dünyanın dört bir yanında hükümetlerin dizginleri kendi eline almasına sebep oluyor. Bu da doğal olarak bu ülkelerde ifade özgürlüğü endişelerini beraberinde getiriyor. Özellikle otoriter rejimlerde, hükümetlerin dezenformasyonu bahane ederek fazlasıyla kısıtlayıcı ve vaatlerin aksine ifade özgürlüğünü daha da baltalayan kanunlar hazırladığı biliniyor. Ancak dünyadaki birçok örneğin gösterdiği üzere, ifade özgürlüğü ile yanlış bilgi arasında ters bağıntı var. Örneğin demokrasi alanında problemleri olan Rusya, Çin, Kamboçya, Tanzanya, Kenya, Malezya gibi, dezenformasyona hapis gibi ağır cezalar öngören yasaları olan ülkelerin hem ifade hem basın özgürlüğünde geri olduğu biliniyor. Bu da yanlış bilgi sorununu çözmeye fayda sağlamıyor; ifade özgürlüğünden yoksun olan ülkeler, yanlış bilgiye karşı çok daha kırılgan oluyor ." Yeni bir Twitter II: Musk'ın mavi tik kararı karmaşaya kapı araladı,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-bir-twitter-ii-muskin-mavi-tik-karari-karmasaya-kapi-araladi,"Elon Musk 27 Ekim 2022’de Twitter ile anlaşmasını tamamlayarak platformun yeni sahibi oldu. Musk platformu satın almadan önce, Nisan 2022’deki TED söyleşisinde, Twitter’ın ‘mutlak ifade özgürlüğü arenasına dönüşmesi gerektiğini’ söylemişti . İş insanının diğer vaatlerinden bazıları ise platformdaki botların sayısını azaltmak ve paylaşılan gönderileri sonradan düzenleyecek bir özellik getirmekti. Musk’ın platformu satın almasının ardından, Yahudi karşıtı paylaşımları sebebiyle hesabı askıya alınan şarkıcı Kanye West ve ‘şiddet olaylarını körükleme riski’ gerekçesiyle kalıcı olarak Twitter’dan engellenen eski ABD başkanı Donald Trump’ın hesaplarını açması gündemde yer edindi . Birçok marka ise platformda reklam vermeyi durdurdu . Tüm bunlar arasında, platformun paralı abonelik sistemi olan Twitter Blue’ya katılan herkesin onaylı ya da resmi hesap anlamına gelen mavi tik alabileceğinin açıklanması da yanlış bilgi sorunu açısından çeşitli riskleri beraberinde getirdi. Facebook ve Instagram’ı bünyesinde barındıran Meta, profilin ya da sayfanın gerçekten söylenen kişiye ait olduğunu doğrulamak için mavi tik başvuru aşamasında kimlik belgesinin fotoğrafını ve kişi hakkında ‘beş adet makale, sosyal medya hesabı ve başka bağlantı’ sunmanızı istiyor . Ya da TikTok , son altı ay içinde hesaba girmiş olmanızı, bir işletmeyseniz hesabı kullanırken kayıt olduğunuz e-posta adresinin işletme uzantılı olmasını (örn: Teyit için [email protected] ) istiyor ve birden fazla haber kaynağında yer almanızı talep ediyor. Tüm bunlar, etkileşime girdiğimiz ya da paylaşımıyla karşılaştığımız onaylanmış bir hesabın resmi kurum, tanınmış kişi ya da bilinen bir kuruluş olduğu anlamına geliyor. 9 Kasım 2022’den önce Twitter da hesapları doğrulamak için benzer bir yol izliyordu . Ancak bu tarihten sonra gereklilikler değişti . Artık Twitter Blue’ya abone olan herkesin profilinde mavi tik görünebiliyor. Twitter Blue, 7,99 ABD doları karşılığında reklamsız deneyim, paylaşımı geri alma, farklı temalar seçme gibi özellikleri bulunan bir abonelik sistemi . Twitter Blue kayıtları durmadan önce yalnızca ABD, Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'da aktifti. Ancak VPN kullanarak bu ülkelerdeki herhangi bir sunucuya bağlanarak servise abone olmak mümkündü . Twitter’daki parodi ve taklit hesaplar halihazırda platformdaki yanlış bilgi açısından büyük bir sorun oluşturuyordu. Bu soruna karşı dünyanın dört bir yanındaki teyitçilerin, basit ama epey işe yarayan bir ipucu önerisi vardı: şüphelenilen hesabın onaylanmış hesap rozetini kontrol etmek . Platform, Twitter Blue’ya abone olan mavi tikli hesapların taklit durumunda bu rozeti kaybedeceğini belirtse de , özelliğin aktif olduğu kısa sürede ortaya birçok sorunun çıktığı gerçeğini değiştirmiyor. Örneğin ABD merkezli bir ilaç şirketi olan Eli Lilly and Company’nin logosunu kullanan mavi tikli @EliLillyandCo kullanıcı isimli bir hesap, insülin iğnesinin ücretsiz olacağını duyurdu. Ancak bu hesap, Twitter Blue’ya abone olan bir kullanıcıydı ve Eli Lilly and Company’nin resmi Twitter hesabı değildi . Twitter altı saat içinde bu hesabı askıya alsa da ilaç şirketi adına paylaşım yapan hesapların arkası kesilmedi . Gerçek kullanıcı ismi @LillyPad olan şirket platformda açıklama yapmak zorunda kaldı . Çeviri: ‘Sahte Eli Lilly hesabındaki yanıltıcı bilgiyi görenlerden özür diliyoruz. Resmi Twitter hesabımız @LillPad.’ Benzer bir şekilde, Nestlé gibi görünen mavi tikli başka bir hesap da ‘Suyunuzu çalıp size geri satıyoruz’ diye bir paylaşım yaptı. Dikkatli kullanıcılar, kullanıcı ismi @NestleDeathCult olan bu hesabın, markanın resmi hesabı olmadığını anlasa da hesap Twitter tarafından askıya alınana dek binlerce etkileşim aldı. Sahte Nestlé hesabının paylaşımı. Bir diğer örnek ise eski ABD Başkanı George W. Bush parodisi yapan bir hesabın 11 Eylül 2022’de attığı ‘Iraklıları öldürmeyi özledim’ paylaşımı, hesabın Twitter Blue ile mavi tik almasının ardından yayılmaya başladı. Hesap askıya alınana dek paylaşım binlerce etkileşim aldı. Sahte George W. Bush hesabının paylaşımı. Tüm bunların ardından platform taklit hesaplara bir çözüm bulana dek yeni abonelikleri durduracağını açıkladı. Musk gerçek kişiler ve kuruluşlar için muhtemelen farklı renk kullanılacağını belirtti. Ancak Twitter Blue’dan önce mavi tiki olan hesaplar hâlâ abone olabiliyor ve halihazırda abone olanlar mavi tik gibi özellikleri kaybetmeyecek . Musk 25 Kasım 2022’de ise bir hafta içinde gerçek kişiler için mavi, şirketler için sarı, devlet hesapları için gri tik özelliğinin hayata geçeceğini duyurdu . Platformdaki karmaşaya rağmen sahte hesapları tespit etmenin hâlâ birkaç yolu var. İşte bunlardan bazıları: Diğer ipuçları için ‘ Rehber: Taklit hesaplar artık taklit edemediğinde ’ başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz." Korku pazarı: İrrasyonel korku artık bir TikTok türü,https://teyit.org/teyitpedia/korku-pazari-irrasyonel-korku-artik-bir-tiktok-turu,"*Bu içerik ilk kez "" Irrational Fear Is a TikTok Genre Now "" başlığıyla VICE tarafından 19 Ekim 2022 tarihinde yayınlanmış ve Can Başaçek tarafından Teyit için çevrilmiştir. Sıradan bir günde TikTok'taki ""Sizin için"" sayfam; mini vloglar, kahve tarifleri ve yavru köpeklerle dolu. Fakat son zamanlarda, bu viral gönderi havuzuna estetik açıdan nahoş şeyler dahil olmaya başladı: tuhaf güvenlik önlemleri. Genellikle 'Airbnb güvenlik ipuçları' veya 'seks ticareti' önlemleri olarak tanıtılan bu videolar bir şekilde algoritmama nüfuz etmeyi başardı. Bu videolarda, gizli kamera olup olmadığını öğrenmek için yangın dedektörlerini ve çalar saatleri inceleyen veya otoparkları kontrol ederek gizemli beyaz minibüsler arayan 'güvenlik uzmanları' ortalama kullanıcının ilgisini çekmeye çalışıyor. Bir TikTok kullanıcısı olan @Telaboy314'ün videoları öyle büyük talep görüyordu ki kullanıcının bunun için ayrı bir hesap oluşturması gerekti. Hesabında, havalandırma boşluğu ve elektrik prizleri üzerinde kendi kendine 'deneyler' yapıyor. Fakat bu deneylerin arkasındaki nedenlerin her zaman net olmadığını da söylemek gerek. Ne var ki hesapta yeterince uzun süre kaldığınızda bu videoların, kullanıcının ' Chekin' Mirrors ' adlı şarkısına yönlendiren bir pazarlama stratejisinin parçası olduğunu görebiliyorsunuz. Şarkının ismi, Airbnb ve kısa süreli kiralanan diğer evlerde tek taraflı ayna olup olmadığını test etmek için keçeli kalem kullanmaya dair, TikTok’ta şaşırtıcı derecede yaygın olan bir testten geliyor. 'Her şey, viral olacağını hiç düşünmediğim bir videoda aynaları kontrol etmemle başladı' diyor hesabın sahibi. 'Uyanınca 5 milyon izlenmeye ulaştığını gördüm. Daha önce de YouTube'da viral olan videom olmuştu ama o fırsatı elimden kaçırdım. Bir daha bu şansı yakalarsam bu işi iyi yöneteceğime dair kendime söz verdim.' YouTube'da 35 bin izlenen şarkı, kullanıcının milyonlarca izlenen TikTok videolarının yanına dahi yaklaşamasa da çektiği izleyici kitlesi bir şeyi temsil ediyor: İrrasyonel korku artık bir TikTok türü. Bu videolar kaygıya dayalı etkileşim alabilmek için olağanüstü durumları basit parodi seviyesindeki skeçlere dönüştürüyor. Platformda #safetytips (güvenlik ipuçları) etiketi altında 2 milyar, #safetytipsforwomen (kadınlar için güvenlik ipuçları) etiketi altında 51,6 milyon video var. Ancak büyük ölçüde asılsız, çoğu zaman da saçma olan bu videoların 'ipucu' olarak görülebilmesi, akıllara önemli bir soruyu getiriyor. Bu ipuçları gerçekten güvenliğimizi sağlayabilir mi? Tabii ki hayır. Peki bu korku tellallığından en çok kim yararlanıyor? Korku tellallığı, bazen sansasyonel medya kuruluşları aracılığıyla bazen de kulaktan kulağa, yaşamımız boyunca sürekli karşımıza çıkıyor. Buna örnek olarak, 11 Eylül saldırısı sonrası ortaya çıkan İslamofobi , Donald Trump'ın başkanlık kampanyası esnasında dile getirdiği 'göçmen minibüsleri' ve yakın zamanda karşılaştığımız Covid-19 aşıları gösterilebilir. Elbette ABD'de Cadılar Bayramı döneminde sürekli yeniden hortlayan mevsimsel korkutma taktikleri de var: İlaç kaplı şeker söylentileri 1970'lere kadar uzanıyor, fentanil kaplı şekerlerin piyasada dolaştığına dair sözde haberler hâlâ yaygın. Rolling Stone 'un deyişiyle, Roger Ailes'in Fox News'u bir 'korku fabrikasına' dönüştürmüş olmasından da gördüğümüz üzere, insanların korkularına oynamak kârlı bir iş modeli halini aldı. Peki insanlar neden kendilerini korkutan içerikler tüketiyor? Medical News Today'e göre, korkunun sebep olduğu, yavaş nefes alma ve mide bulantısı gibi ani fiziksel semptomlar geçtikten sonra vücudumuz bir haz patlaması yaşıyor. Ancak bu hazzı yalnızca bir koşulda yaşıyoruz: Korku kontrollü olduğunda; yani gerçek bir tehlikede olmadığımızı anladığımızda. Günümüzde Airbnb güvenlik ipuçları, röntgencilerle ve hırsızlarla ilgili korkular ve bu senaryoların aslında hepimizin başına gelebileceğine dair korkulardan faydalanan bir alt tür halini aldı. Peki ama bu videoların amacı ne? Tek taraflı bir ayna bulursanız ne yapacaksınız? Bu ne kadar olası? Airbnb, VICE'a yaptığı açıklamada şöyle söylüyor: 'Bugüne kadar 1 milyardan fazla ev kiralanan Airbnb'de güvenlik sıkıntılarına dair şikayetler inanılmaz derecede nadir. Hatta rezervasyonların yüzde 0,1'inden azı ev sahipleri veya misafirlerin güvenlik sıkıntısına dair şikayetiyle sonuçlanıyor.' Geçen hafta, genellikle eşek şakası videoları ve skeç yayınlayan @JanelleandKate hesabı, arabanızın kapı kolunda plastik kelepçe bulmak, ön camında para bulmak ve arabanıza doğru yürürken tuhaf yerlerde alışveriş sepeti görmek gibi, kaçırılmak için hedef alındığınıza dair işaretlerin yer aldığı bir TikTok videosu yükledi. 'Bunu görürseniz kaçın' diyor içerik üreticisi videonun başında. Hatta birinin arabanızın altına saklanıp sizi yavaşlatmak için ayak bileğinizi kesebileceğini dahi öne sürüyor. Peki ama bunlar şaka mı yoksa işinize yarayabilecek tavsiyeler mi? Bu önerilerin hiçbiri dikkat edilmesi gereken gerçekçi engeller gibi görünmese de izleyici olarak içerik üreticisinin niyetini her zaman bilemiyoruz. 'Kadınların etrafının farkında olması gerekiyor' diyor içerik üreticisi. #women (kadın) ve #blonde (sarışın) etiketlerine yer veren videosu 10 milyondan fazla izlendi. Bu viral 'ipuçlarından' bazıları en kötü ihtimal senaryolarıyla bariz şekilde alay ediyor gibi görünse de, videonun yorumlar kısmı, en büyük korkularının bunlar olduğunu söyleyen kadınlarla dolu. İlginç bir şekilde video Instagram'da da paylaşıldı ve platform videoyu yanlış bilgi olarak işaretledi . Seks ticareti kaçakçılığı önleme videoları TikTok'ta bir süredir yaygın. Örneğin, geçen yıl (çoğunlukla) beyaz kadınların süper market otoparklarında arabalarına giderken takip edildiklerini öne süren videolar popülerdi. Bu videoların atladığı şey, insan kaçakçılarının genellikle insanları rastgele kaçırmadıkları. National Human Trafficking Hotline (ABD Ulusal İnsan Kaçakçılığı Yardım Hattı) müdürü Megan Cutter, panik yaratan bu TikTok videolarından beri seks ticareti ve insan kaçakçılığıyla ilgili söylentilerin arttığına ilk elden şahit. 'Pandeminin ilk yılında yanlış bilgi içeren birçok video gördük' diyor Cutter. 'İyi niyetliler ama deneyimlerimizden gördüğümüz kadarıyla insan kaçakçılığı kesinlikle bu şekilde gerçekleşmiyor.' İnsan kaçakçılığını önlemeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen Polaris Project tarafından derlenen 2020 tarihli rapora göre, failler genellikle mağdurun tanıdığı kişiler oluyor. Faillerin yüzde 42'si aile üyesi, yüzde 39'u romantik partner oluyor. Yabancıların karıştığı olayların, sosyal medyadaki kişilerin söylediği kadar sık gerçekleştiğini gösteren hiçbir veri yok. Cutter, bu videolardaki hikayelerin çoğu güvensiz durumlar gibi görünse de her rahatsız edici etkileşimi bir seks ticareti ve insan kaçakçılığı olayı olarak yorumlamanın, asıl seks ticareti ve insan kaçakçılığı olaylarının nasıl olduğunu önemsizleştirdiğini söylüyor. 'İnsan kaçakçılığına rastgele yaşanan bir şey olarak baktığımızda, güvenlik açıklarının nasıl ortaya çıktığını görmezden gelmiş oluyoruz' diyor Cutter. İnsanları insan kaçakçılığı kurbanı olmaya yatkın hale getiren evsizlik, madde bağımlılığı, cinsel yönelim ve ırk gibi bir dizi sistematik sorun var. 'Bu sorunları görmezden geldiğimizde ve arabanızın ön camındaki güller veya kaldırımdaki araba koltukları konusuna odaklandığımızda, insanların kendilerini ve topluluklarını nasıl gerçekten güvende tutabileceklerinden bahsedemiyoruz.' Başka bir deyişle, bir kişinin arabasını kontrol etmemesi genellikle tehlikeli bir durumla sonuçlanmıyor; asıl sorun, sistemlerin ötekileştirilen insanları korumak yerine onları ihmal etmesi. Bu tür videolar gitgide daha da yaygınlaşıyor gibi görünüyor. Peki ama neden? Stanford Üniversitesi'nin Sosyal Medya Laboratuvarı müdürü, aldatmaca üzerine çalışan Jeff Hancock'a göre, hakikat algımız sosyal medya platformundan sosyal medya platformuna değişiyor ve bu da insanların yanlış bilgi yaymasını kolaylaştırıyor. 'TikTok, gerçek dünyada bağlantınız olma olasılığının düşük olduğu içerik üreticileriyle etkileşim kurmanıza olanak sağlayacak şekilde tasarlandı' diyor Hancock. 'Eğer sizinle benim bir bağlantımız olsaydı, şu an size yalan söyleseydim ve siz bunu öğrenseydiniz, bu benim itibarıma zarar verirdi. TikTok'ta ise itibarıma ve hatta ilişkimize zarar verme olasılığı çok daha düşük.' Aynı zamanda, izleyiciler genellikle TikTok'ta tetikte olmazlar çünkü günlük bir olay gibi görünen içeriklerde yalan söylemek tuhaftır. ‘İnternette siyasetle ilgili bir şeylerle etkileşim kurduğumda gardımı alıyorum’ diyor Hancock. 'Ama TikTok'ta depresyon semptomlarını veya güvenliğimi nasıl sağlayacağımı araştırırken gardımı indiriyorum, çünkü bu videolardaki insanlar her gün karşılaştığım insanlar gibi görünüyor.’ Korkuyu bir içerik olarak pazarlamak, ileri seviye bir paranoya hissini ya da gerçekte hiçbirimizin güvende olmadığı fikrini ortaya çıkarıyor. İster iyi niyetle ister kötü bir pazarlama stratejisiyle üretilmiş olsun, güvenliğinizi sağlamakla hiç ilgisi olmayan bu videolardaki yanlış bilgiler yalnızca halihazırda gelişmekte olan dikkat ekonomisini güçlendirmeye yarıyor." Bu yalan sadece bende var: Yalan söylemenin anatomisi,https://teyit.org/teyitpedia/bu-yalan-sadece-bende-var,"Yalan hemen her gün karşılaştığımız fakat tanımı farklı koşullarla yapılabilen ve günlük hayatımızı ciddi ölçüde şekillendiren kavramlardan. Vikipedi’de ‘Yalan, yanlış olduğuna inanılan, tipik olarak birini aldatmak amacıyla kullanılan bir iddiadır’ şeklinde tanımlanıyor. Çeşitli tanımlarına baktığımızda, genel olarak ‘yalan’ için dört temel koşul aranır: Mesela ‘Ayşe, benim boyum sence de 1,90 gibi durmuyor mu?’ dediğimizde, kurduğumuz cümle bildirimi, Ayşe muhatabımızı, 1,90 yalanımızı ve “sence de […] gibi durmuyor mu” da aldatma niyetimizi belirtir. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Robert Feldman’a göre sözlü aldatma meselesinde, insanların dürüst olmamasının en büyük sebebi, yalan söylemenin çok etkili bir sosyal taktik olması. Feldman, ‘İnsanlar kendilerine yalan söylenmesini beklemezler. Beklentileri diğer insanlardan doğruları duymaktır. Bu beklenti de yalan söyleyen insanların kolay kolay yakalanmamasına olanak sağlar’ diyor. Feldman insanların gerçeği çarpıtmasının yedi sebebini şu şekilde sıralıyor: İstatistiklere göre günde en az iki kez yalan söylüyoruz . Normal yalancılar ile yediveren yalancılar arasında ise bazı temel farklar var. Bazı arkadaşlarımızdan da anımsayacağımız üzere yediveren yalancılar çoğunlukla günde beşten fazla yalan söyler. Genel olarak, doğru yargılarda bulunma yetimiz, gelen bilgileri kabul etme ve duyguları gerçeğin kanıtı olarak yorumlamamıza yönelik önyargılarımızdan etkilenir. Gelen iddiaları her zaman hafızamızdaki bilgilerle karşılaştırıp kontrol etmeyiz. (‘Hatırlamıyorsun ama sana her gün seni seviyorum diyorum. Şu anda da tekrarlayayım iki olsun’ gibi) Yapılan bir araştırma, bir duruma aşina olmayan insanların , yalanları gerçeklerden ayırma oranının aşina olanlara oranla yüzde elli daha az olduğu gösteriyor. Duruma aşina olan kişiler yalanları yüzde sekiz ila yüzde 23 oranında tespit edebiliyorlar. Bunun sebeplerinden biri, insanların durumlara ve konuştukları kişilere aşina oldukları durumlarda daha fazla temel bilgiye ve bağlamsal ipucuna sahip olmaları. Bu ikinci el otomobil pazarına bir kaporta ustası ile gitmeye benzetilebilir. Kaporta ustası, satıcının bize söylediği yalanları kolaylıkla ortaya çıkarabilir. Araştırmalar, insanların sadece kendileri için olan teşviklerden ziyade tüm ekibine fayda sağlayan teşvikler almak için yalan söylemeye daha istekli olduklarını gösteriyor. Örneğin, bir çalışma arkadaşımızın, projenin ilerleyişi hakkında patrona yalan söylemesi daha olasıdır, çünkü bunu yapmak sadece kendinin değil tüm ekibin bitmemiş proje hakkında başını belaya sokmasını önler. Araştırmacılar ekip ortamlarında yalan söyleme isteğinin tamamen özgecil olmadığından şüpheleniyor. Grup ortamlarında insanlar başkalarına yardım ettiklerini düşündükleri için yalan söylemekten daha az suçluluk duyma eğilimindedir. Takımlarındaki herkesin yalanın içinde bulunduğu durumda yalan söyleyenler, yakalanma ve tüm suça maruz kalma şansları daha az olduğu için yalan söylemekten daha az korkar. Egomuz, doğal olarak, kendimizi değerli hissettirmeye yönelik adımlar atmaya iter. İhtiyaçlarımızdan en önemlilerinden biri etkileşim kurmaktır. Çevremizde kendimizi karşılaştırabildiğimiz insan sayısı günden güne artarken bize kıyasla daha fazla beğeni ve yorum alan insanları kendimizle karşılaştırmaya başlarız. Çevremizde, tanınırlığı dışında, takipçilerine fayda sağlayan ya da takipçilerinin ihtiyaç duyduğu, bizden daha güzel ya da yakışıklı, daha fazla bilgi birikimi olan ya da daha fazla merak edilecek hayatı olduğu sanılan arkadaşlarımız olabilir. Merak bir konuyu anlama sınırlarını zorlamamıza sebep olur. Temel içgüdülerimize (giyinme, barınma, beslenme ve üreme) ve tümünü kapsayan güvenlik içgüdüsüne karşı olan merakımız, bazen karşı konulamaz bir seviyede olabilir. Yeni bir kıyafete, yeni bir eve, yeni bir yemeğe ve yeni bir ilişkiye karşı içimizde karşı konulamaz bir merak vardır. Bu seçenekleri etkileyecek her tedirginlik de bizde mutlak bir merak yaratır. Güvenlik içgüdümüz kendimizin ya da temel içgüdülerimizin güvenliğini tehdit edici olabilecek bir konuda bize kolay önlenemez bir merak hissi uyandırır. Mesela,  ‘Havalimanında terörle mücadele polislerince yakalanan canlı bomba dört ilde eylem yapacağını itiraf etti! O iller hangi iller?’ yalan haberini uydurmuş bir kişi, doğrudan güvenlik içgüdünüzü tehdit ederek sizde kişiye ve habere karşı önlenemez bir merak uyandırır. Bize sunulan bilgilerin farklı kişilerce kolayca doğrulanabildiği konularda, kendilerini değerli ve akıllı göstererek etkileşim kurmak ve bilinmek isteyen kişiler genelde yalan söyleyemez. Büyük çoğunluğumuz tarafından kolayca doğrulanabilir konularda (‘Türkiye’nin en batısındaki il Konya’dır’ gibi) yalan söylemek hem yakalanma açısından risklidir hem de hitap edilen pazarı ve etki gücünü zayıflatır. Genelde kolayca doğrulanamayan ya da doğrulanması için bilgi birikimine ihtiyaç duyulan, hakkında bilgi paylaşılması hukuken sakıncalı olan alanlarda yalan haber üretmek (‘Türkiye’nin ürettiği yeni gizli füze sistemi 15 stratejik noktaya yerleştirildi’ gibi) hem en kolay hem de en çekici olanıdır. Bu tarz konularda üretilmiş yalan haberler, okuyan kişiler tarafından bilinemeyeceği ve doğrulanamayacağı için yalan haberi üreten kişiye karşı bir sahte bilgi birikimi hissi ya da kabiliyet hayranlığı oluşur. Karşılaştığımız bilgileri doğrulamaya eğilimli doğal teyit mekanizmamız, sağlıklı düşünebildiğimiz şartlarda daha doğru ve hızlı çalışırken, benliğimize yönelik kaygıların yükseldiği durumlarda (‘5,0 büyüklüğündeki korkutan depremden sonra uzmanlar 6,0 büyüklüğünde bir artçı deprem bekliyor’ gibi) hatalı çalışabilmektedir. Güvenlik içgüdülerimizi tehdit eden bilgi ve haber paylaşımları, temel içgüdülerimizden beslenip kontrolsüzce yayılmaya hazırdır. Bu kontrolsüz yayılma, bilinirliğini ve kurduğu etkileşim oranını artırmak isteyen yalan haber üreticisi tarafından istenen, ideal bir durumdur. Emniyet Genel Müdürlüğü, Düzce’de 23 Kasım’da yaşanan depremden sonra sosyal medyada hızla yayılan sahte içeriklere yönelik uyarılar paylaştı. Bu tarz sahte içerikler deprem korkusu yaşayan insanların güvenlik içgüdülerinden besleniyor ve içeriği paylaşmaya teşvik ediyor. Güvenlik kaygısı gütmeyen bir kullanıcı ise ‘AFAD’dan’ yerine yazılmış ‘Affattan’, ‘hâlâ’ yerine yazılmış ‘hayla’, ‘büyüklüğünde’ yerine yazılan ‘buyüklüğünde' ibarelerinden, kişinin yazılı bilgi ile değil sözlü bilgi ile beslenmiş bir yalan haber üreticisi olduğunu kolaylıkla ayırt edebilir. Doğrulanması, bilgi birikimi ve kabiliyet gerektiren, özellikle güvenlik içgüdülerini harekete geçiren yanlış bilgiler ve yalan haber farklı biçimlerde ve farklı konularda üretilebileceği için bu konuyu kolayca çözümlemek güç. Bilgi ve haberleri bağımsız bir şekilde doğrulayan mekanizmalar (şu an içeriği okuduğunuz Teyit gibi) okuyucuyla bilgi ya da haber arasında ara katman görevi görerek kişileri yanlışlardan korumaya yardımcı oluyor." Yeni bir Twitter III: Covid-19’a dair yanlış bilgi politikası durduruldu,https://teyit.org/teyitpedia/yeni-bir-twitter-iii-covid-19a-dair-yanlis-bilgi-politikasi-durduruldu,"Önceki iki yazıda Musk’ın mutlak ifade özgürlüğü vaatlerinin ve sık sık değişen ‘herkese mavi tik’ kararının yanlış bilgi sorununu nasıl derinleştirebileceğini yazmıştık . Bu sırada Twitter Covid-19 salgını hakkındaki yanlış bilgilerle mücadele etmek için potansiyel olarak zararlı ve yanıltıcı bilgi içeren paylaşım ve hesaplara dönük politikasını durdurdu. Platformun konuyla ilgili politika sayfasında ‘23 Kasım 2022'den itibaren geçerli olmak üzere, Twitter Covid-19 ile ilgili yanıltıcı bilgi politikasını artık uygulamayacaktır’ açıklaması yer alıyor. Twitter’ın şeffafllık sayfasından ekran görüntüsü Sayfa kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmadan güncellendi. Diğer yanda Musk, eski ABD Başkanı Trump’ın Twitter’a dönüp dönmemesine bile platformunun anket özelliği ile karar veriyor. Ya da en azından bu tarz değişiklikleri açıkça duyuruyor. Elon Musk, 23 Kasım’da kullanıcılara ‘Twitter, herhangi bir yasayı çiğnememiş veya aşırı spam yapmamış olmaları şartıyla, askıya alınan hesaplara genel bir af çıkarmalı mı?’ sorusunu yöneltip anket sonucunda çıkan ‘evet’ yanıtından hareketle hesapların geri getirileceğini duyurdu . Bu kararın detayları net olmasa da Twitter’da yürütülen bu gayri resmi anketlerin başka hangi değişiklikler için meşruiyet kaynağı olacağı merak konusu. Twitter'ın eski Trust and Safety (Güven ve Güvenlik) kurulu başkanı Yoel Roth'a göre , ‘Twitter anketleri manipülasyona platformdaki neredeyse her şeyden daha yatkın.’ Musk’ın anket sonrası paylaşımı: Halk konuştu. Af gelecek hafta başlıyor. Vox Populi, Vox Dei. (Çoğunluğun görüşünü vurgulamak için kullanılan, halkın sesi, hakkın sesidir anlamına gelen Latince söz) Twitter’ın açıklamasına göre, 2020’den bu yana Covid-19’a ilişkin yanıltıcı bilgi politikasını ihlal eden 11 binden fazla hesap askıya alınmış ve 100 bine yakın içerik kaldırılmıştı. Bu kararın ardından, askıya alınan hesaplara ne olacağı belirsiz. Musk’ın, komplo teorisyeni olmasıyla tanınan aşırı sağcı Cumhuriyetçi Parti üyesi ABD Temsilcisi Marjorie Taylor Greene ve şarkıcı Kanye West gibi kişilerin engellenmiş hesaplarını geri getirme kararı ve ‘genel af’ anketi askıya alınan 11 bin hesabın da geri getirileceğine dair endişelere yol açtı. Platform 2020 yılının Mayıs ayında Covid-19 ile ilgili zararlı olabilecek içerikler için uyarılar yerleştirmeye , Eylül ayında gündemlere (trends) bağlam eklemeye ve Aralık ayında da aşılarla ilgili komplo teorilerine yer veren paylaşımları kaldırmaya başlamıştı. Pandemiyle beraber şekillenen iddialar yalnızca Covid-19 hakkındaki bilgi karmaşasını değil, daha geniş ölçekte bilgi düzensizliği ni tetikledi. Araştırmalar, Covid-19 aşılarıyla ilgili yanlış iddiaların, devam eden diğer aşılama kampanyalarına karşı halkın güvenini sarsabileceğini ve halk sağlığı için bir tehdit oluşturabileceğini gösterdi. Covid-19 aşılarıyla beraber görünürlüğü artan aşı karşıtlığı, etkisi ve güvenilirliği kanıtlanmış onlarca aşılama kampanyasında gerilemeye neden oldu. Teknoloji odaklı yayıncı Verge tarafından Ekim 2022’de yayınlanan analiz , Twitter’ın topluluk odaklı moderasyon programı Birdwatch'ta (şimdiki adı Community Notes) kullanıcıların en çok odaklandığı konunun Covid-19’a dair yanlış bilgi içeren paylaşımlar olduğunu ortaya koymuştu. Bu yöntemde kullanıcılar yanıltıcı bilgi içerdiğini düşündüğü bir tweet gördüğünde tweete açıklayıcı bir not düşebiliyor, kendi kaynaklarını ekleyerek kanaatini açıklayabiliyor. Michigan Devlet Üniversitesi’nde sosyal medya üzerine araştırmalar yürüten Anjana Susarla sağlıkla ilgili yanlış bilgilerle mücadelede sonucu ağır olabilecek risklerle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıp, özellikle bu alanda içerik denetimini azalatmanın ‘yanlış yönde atılmış bir adım’ olduğunu düşünüyor. Meta, Covid-19’a karşı genel farkındalığın artışını gerekçe göstererek uygulamaların tekrar değerlendirilmesi için Temmuz ayında bağımsız kurulunun görüşünü istemişti. Covid-19 özelindeki yanlış bilgilere odaklanan benzer politikalar, YouTube , Facebook ve Instagram’da uygulanmaya devam ediyor. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Meedan'ın dijital sağlık laboratuvarı program sorumlusu Jenna Sherman konu hakkında CNN’de katıldığı söyleşide bu geri adımın diğer platformlara örnek olma riskinden bahsediyor . ‘Diğer platformlar Twitter'ı yakından takip edip bundan paçayı sıyırmayı deneyecekler. Çünkü eğer yapabilirlerse, benzer bir modeli izleyip hâlâ iyi görünmeyi başararak daha çok para, kaynak ve zaman kazanabilirler.’ Uzmanlar ve hak savunucularının sosyal medya platformlarındaki ayrımcılık, nefret söylemi, halk sağlığı gibi alanlara odaklanan politikaların uygulanış biçimine dair daha şeffaf ve katılıma açık bir sürecin yürütülmesi gerektiğini ısrarla tekrarladığı sırada, sosyal medya platformlarının bu politikalardan geri dönmenin yollarını araması endişe verici." Komplo teorisyenleri teorilerine gerçekten inanıyor mu?,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorisyenleri-teorilerine-gercekten-inaniyor-mu,"‘ABD'de Demokratlar çocukları öldürüp yiyor . Aşılarda şeytanın DNA'sı var . Kanada'nın özel güçlere sahip , aslında uzaylı olan yeni bir kraliçesi var.’ Birçok insanın bu kadar uçuk komplo teorilerine nasıl inandığını anlamak zor. Fakat internetteki komplo teorisyenlerini anlamanın yolu, hayal gücü ile gerçeklik arasındaki çizginin nasıl bulanıklaşabileceğini anlamaktan geçiyor . Araştırmalar, birçok insanın benimsedikleri uçuk komplo teorilerine tam olarak inanmadığını gösteriyor. Bu da, komplo teorisyenlerinin, dirençle karşılaştıklarında neden teorilerinin doğru olduğunu söylemekten hızla vazgeçtiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Komplo teorisyenleri böyle durumlarda genellikle ' sadece soru sorduklarını ' veya teorinin kesin olduğundan ziyade doğru olabileceğini söyler. Peki vaktinizi neden gerçekten inanmadığınız bir teoriye harcarsınız? Saatlerinizi neden komplo teorileriyle ilgili YouTube videoları izleyerek, komplo teorisi blogları okuyarak ve komplo teorisi forumlarında paylaşım yaparak geçirirsiniz? Çoğu komplo teorisyeninin aslında rol yaptığı ve hayal güçlerini dışa vurduğu hipotezini inceleyerek bu davranışları daha iyi anlayabiliriz. Komplo teorileriyle etkileşime girmenin, ortadaki kanıtlardan çok teorilerin eğlenceli olmasıyla ilgili olduğunu gösteren araştırmalar da, bu hipotezi destekleyen unsurlardan biri. Üstelik internetteki komplo teorisi toplulukları, kendilerini ' canlı rol yapma oyuncusu ' ( live-action role player ya da LARP ) olarak tanımlayan ve komplo teorisyenliğine oyunmuş gibi davranan kişilerle dolu olduğunu akılda tutmakta fayda var. Uç komplo teorilerinin, insanların hayal gücüne neden hitap ettiğini anlamak kolay. Çünkü bu komplo teorileri, siyasi gerilim filmlerine benzeyen olay örgülerine sahip iyi hikayeler. Ayrıca çok az kişinin bildiği şeyleri bildiğiniz için özel olduğunuzu hayal etmek de güzel bir his. Çok ilginç bir sırra veya dedikoduya kulak misafiri olmaya benzetebiliriz bunu. Birçok komplo teorisyeni özel ya da veya eşsiz olmak istediğinden , halktan saklanan gizli bir bilgiyi öğrendiklerini hayal etmeleri çok ilgi çekici geliyor olabilir. Elbette durumun tüm komplo teorisyenleri için böyle olduğunu iddia etmek, acele karara varmak olur. Bazı insanlar komplo teorileri uğruna aşırı eylemlerde bulunur. Buna, asılsız Pizzagate komplosu uğruna bir aile restoranında ateş açılması ve Kanada 'kraliçesinin' emriyle polis tutuklamaya çalışmak örnek gösterilebilir. Ancak oyun oynarken genellikle bu kadar tehlikeli ve pervasız şeyler yapmayız. O halde, hayal gücüyle gerçeğin nasıl birbirine karışabileceğini düşünerek, insanların bu teorilere nasıl inandıklarını daha iyi anlayabiliriz. Fakat hayal ettiğimiz şeyler, görüşlerimizi besleyebildiğinden, yanlışlıkla hayallerimizin görüşlerimizi ele geçirmesine imkan verebiliyoruz. Çeşitli nedenlerden dolayı, özellikle komplo teorisyenlerinin bu tür bir hata yapması daha muhtemel. Öncelikle, canlı veya detaylı hayal kurabilen insanların hayalle gerçeği karıştırma olasılığı daha yüksek . Birlikte hayal kuran insan grupları ise özellikle canlı ve detaylı hayaller yaratıyor. Komplo teorileri genellikle hep beraber bir anlatı oluşturan insan grupları tarafından üretildiğinden, bu hayallerin de canlı ve detaylı olması doğal. Komplo teorisyenleri, normalde neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmemize yardımcı olan işaretleri anlayamaz. Bu işaretleri anlamak için, sahnedeki bir oyuncuyu veya hayali çay partisi veren çocukları düşünün. Bu durumlarda kurgu ve gerçeklik arasındaki çizgi, olaya dahil olan kişilerin davranışlarıyla belirlenir. Oyuncu, seyircinin onu izlediğini görür ve sahneden indiğinde rol yapmayı bırakır. Çocuklar, çay partisindeki misafirlerin oyuncak bebek olduğunu görür ve oyuncak çay fincanlarından gerçekten içmezler. İnternetteki komplo teorisi topluluklarında bu tür işaretler yoktur. Sosyal medya platformları, insanları en ilgi çekici ve şaşırtıcı içerikleri beğenme, paylaşma ve retweetleme baskısı altına sokar. Bu da komplo teorisi platformlarındaki kullanıcıların sürekli olarak bu teorilere inanıyormuş gibi davranmaları için baskı altında olduğu anlamına geliyor. İnsanların komplo teorilerini yaygınlaştırmasının muhtemel bir sebebi de siyasi eğilimlerini göstermek istemeleri . Bu da kişinin üzerinde, i nanmasa da bunu açıkça dile getirmemesi yönünde bir baskı daha olduğu anlamına geliyor. İnternetteki komplo teorisi topluluklarına katılan kişiler, üzerinde aynı baskılar olan diğer kişilerle çevreleniyor. Bu nedenle, komplo teorisyenleri, ne kendi davranışlarında ne de etraflarındakilerin davranışında, yalnızca hayal güçlerini gerçek hayata taşıdıklarına dair birçok belirgin işareti göremiyor. Bu da neyin gerçek neyin sahte olduğunu gözden kaçırmayı kolaylaştıryor. Hayal gücü, kurgusal dünyaları hayal etmek ve keşfetmek için bir araç olabilir. Diğer yanda,  gerçeklik hakkında yeni şeyler öğrenmek için de bir araç olabilir. Bu iki işlevin birbirine karışmasına müsaade ettiğimizde, hayallerin görüşlerimizi etkilemesine izin veriyoruz. Hayal güçlerine kapılıp kurgu ile gerçeklik arasındaki çizgiyi kaybeden birçok komplo teorisyeni bu hataya düşüyor." Hakikat ötesi dünyada gerçeği nasıl düşünmeli?,https://teyit.org/teyitpedia/hakikat-otesi-dunyada-gercegi-nasil-dusunmeli,"Bu yazı ilk kez 6 Aralık 2022’de Fikir Turu'nda yayınlanmıştır . Jeremy Wyatt ve Joseph Ulatowski’nin Psyche’de yayınlanan “hakikat hakkında nasıl düşünmeli” başlıklı yazısından bölümler Fikir Turu için Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Türkçeye “ hakikat sonrası ” veya “hakikat ötesi” olarak çevrilen “post truth” çağında yaşıyoruz. Yalın gerçekliğin yerine duyguların, düşünce yerine yargıların ön plana çıktığı, nesnel gerçekliğin silikleştiği bu çağda “ özerk düşünmek ” cesaret meselesi haline geldi. Peki, böyle bir atmosferde salt nesnel gerçekliğe nasıl ulaşabiliriz? Yeni Zelanda’nın Wiekato Üniversitesi Felsefe Profesörleri Joseph Ulatowski ile Jeremy Wyatt, Psyche için kaleme aldıkları yazıda, bu konuda derdi olanlara filozoflardan yola çıkarak reçete öneriyorlar: “Hakikat hakkındaki felsefi fikirleri anlamak, gerçek inançlara nasıl ulaşacağınıza dair basit bir tarif sağlamayacaktır. Bununla birlikte, insanların içinde yaşadığı dünyayla ilişkileri, dünyayı anlama yöntemlerimizdeki ortak noktalar ve farklılıkların yanı sıra inançlarımızın doğru ya da yanlış olmasının neden önemli olduğu hakkında daha net düşünmenize yardımcı olacaktır. Nesnel gerçek fikrini kabul etmeden veya reddetmeden önce, kendinize “nesnel gerçek”in ne olması gerektiğini sorun. Nesnel gerçeğe inanmadığınızı beyan etmek cesur ve ileri görüşlü görünebilir. Bu konuya girmeden önce, ilk etapta nesnel gerçeğin ne olması gerektiği konusunda dikkatlice düşünmekte fayda var. İnsanların gerçeğin “nesnel” olduğunu söylediklerinde genellikle kastettikleri şey şunlardır: Gerçek inançlar, onlar hakkındaki inançlarımızdan bağımsız olarak var olan gerçekleri tercih eder. Örneğin altının greyfurttan daha pahalı olduğu inancı, altının greyfurttan daha pahalı olduğu gerçeğine dayanır. Ama hiç kimse bunun gerçek olduğuna inanmasaydı, o zaman bu bir gerçek olmazdı. Nesnelerin fiyatları genellikle arz ve talebin yönlendirmesiyle sosyal gelenekler tarafından belirlenir. Hakikatin nesnel olduğu fikri, diğer inançlara uygulandığında da oldukça makuldür. Jüpiter’in Venüs’ten daha büyük olduğu inancını ele alalım. Bu inanç aynı zamanda bir gerçeği de ortaya çıkarıyor: Jüpiter’in Venüs’ten daha büyük olduğu gerçeği. Hiç kimse bunun bir gerçek olduğuna inanmasa bile, gerçek yerli yerinde duracaktır. Dolayısıyla Jüpiter’in Venüs’ten daha büyük olduğu inancı, nesnel bir gerçektir. Yine de bu fikir bazı anlaşmazlıklara uygulandığında sorgulanabilir. (Amerikalı rap şarkıcısı) Kendrick Lamar’ın müziğinin estetik olarak (İngiliz-Amerikalı rap şarkıcısı) MF Doom’unkinden üstün olup olmadığı konusunda siz ve ben aynı fikirde olmayabiliriz. Bu durumda, ikimiz de haklı olabiliriz gibi görünüyor. Müzik zevklerimiz bu şekilde farklılık gösteriyorsa, sahip olduğumuz görüşlere sahip olmamız tamamen doğru görünüyor. Bununla birlikte, gerçeğin nesnel olduğu fikri, diğer anlaşmazlıklara uygulandığında akla yatkındır. İnsan kaynaklı iklim değişikliği ya oluyordur ya da olmuyordur. Yani, bunun olduğunu düşünüyorsanız ve ben olmadığını düşünüyorsam, o zaman sadece birimiz haklı olabiliriz. Hangimiz doğru bir inanca sahipsek, bu anlamda nesnel olarak doğru bir inanca sahibizdir. Gerçeğin nesnel olduğu fikrinden hâlâ şüpheleniyorsanız, aklınızda tutmanızda fayda olan başka bir şey daha var: İnançlarımız önyargılıdır. Bu da neyin doğru olduğuna dair hiçbir zaman tamamen nesnel inançlar oluşturamayacağımız anlamına gelir. Bunda doğru olan bir şey var: İnançlarımız, yaşantılarla bağlantılar, doğrulama önyargısı veya üstünlük yanılsaması gibi bilişsel önyargılardan etkilenebilir. Bununla birlikte bu hipotez, inançlarımızın önyargıyla çarpıtılabileceği için tamamen nesnel olmadığını söylüyor. Bundan, gerçeğin nesnel olmadığı sonucu çıkmaz. İnançlarımızın çoğu önyargılıysa bu, inançlarımızın neyin doğru olduğuna dair “kusurlu rehberler” olduğu anlamına gelir. Bu, önyargılarımızın bir şekilde neyin doğru olup olmadığını belirlediği anlamına gelmez. Örneğin arızalı bir barometre, mevcut hava basıncı için kusurlu bir kılavuzdur. Ancak barometredeki kusurlar hava basıncının bulunduğu seviyeyi değiştirmez. Dolayısıyla, inançlarımızın önyargılı olduğunu öğrendiğimizde, mantıklı bir tepki, tıpkı hatalı bir barometreyi tamir etmeye çalışıyormuşuz gibi, bilişsel önyargıların etkilerini hafifleterek onları iyileştirmeye çalışmaktır. Bunu yapabilirsek, o zaman neyin doğru, neyin yanlış olduğunu keşfetme yolunda, dura kalka da olsa daha iyiye gideceğimizi ummak mantıklıdır. (ABD’li televizyoncu ve oyuncu) Oprah Winfrey, 2018 Altın Küre Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Bugünlerde basının kuşatma altında olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama aynı zamanda biliyoruz ki, bizi yolsuzluğa ve adaletsizliğe göz yummaktan alıkoyan, onların mutlak gerçeği ortaya çıkarmaya sarsılmaz bağlılığıdır. Bu karmaşık zamanlardan geçmeye çalışırken, basına her zamankinden daha fazla değer verdiğimi söylemek istiyorum. Bu da beni şuraya getiriyor: Kesin olarak bildiğim şey, kendi gerçeğini söylemenin hepimizin sahip olduğu en güçlü araç olduğu. Kendilerini konuşacak ve kişisel hikâyelerini paylaşacak kadar güçlü ve yetkili hisseden tüm kadınlardan özellikle gurur duyuyorum ve ilham alıyorum.” Winfrey’in sözleri birbiriyle çelişkili görünüyor. Bir yandan, “mutlak gerçeği” ortaya çıkarmaya çalıştığı için basını övüyor. Öte yandan, ‘doğruyu söylemenin’ öneminin altını çiziyor. İlk ifadede, gerçeğin mutlak olduğunu öne sürerken, ikincisinde gerçeğin bir şekilde bireysel bakış açılarımıza göre olduğunu öne sürüyor. Ancak gerçek hem mutlak hem de göreceli olamaz. Bu çelişkiyi görmek için, hakikatin göreli veya mutlak olmasının ne anlama geldiğini düşünmeliyiz. Gerçek rölativizmi (görecilik), inançları neyin doğru ya da yanlış yaptığına dair bir görüştür. Rölativiste göre, benim inançlarım, benim bakış açımla, sizinkiler de sizin bakış açınızla doğrudur. Rölativistler, inançların bizim bakış açılarımızdan bağımsız bir gerçeklik tarafından doğrulandığını reddederler. Dolayısıyla gerçeğin nesnel olduğunu inkâr ederler. Rölativistler, gerçeğin mutlak olduğunu da reddediyorlar. Gerçek mutlaksa, o zaman inançlarımız sadece “doğru” veya “yanlış” olabilir. Rölativistler, bu şekilde tartışmanın da anlamsız olduğunu düşünürler. Bunun yerine, bir inancın belirli bir bakış açısına göre yalnızca doğru veya yanlış olabileceğini kabul ederler. Rölativist için hakikat, solda olmak gibidir. Bir şey başka bir şeyin solunda veya ona göre solunda olabilir, ama hiçbir şey basitçe solda olamaz. Bu nedenle Winfrey’in yorumları birbiriyle çelişkilidir: Gerçek, bakış açılarına göre göreceli olabilir veya mutlak olabilir, ancak ikisi birden olamaz. Hakikat rölativizmi ile ilgili ciddi bir sorun, kendi kendini baltalıyor gibi görünmesidir. Bir hakikat rölativisti hiçbir şeyin doğru olmadığını düşünür. O halde, rölativistler hakikat rölativizmini onaylarken rölativizmin kendisine karşı çıkıyor gibi görünüyorlar. Hakikat göreceliliği, görüşün tam olarak ne olduğunu söylemeyi zorlaştıran bazı zorlayıcı soruları da davet eder: Bazı inançlar göreceli olarak doğruyken diğerleri kesinlikle doğru olabilir mi? Hangilerinin hangisi olduğu nasıl anlaşılır? Bir de önemli bir soru var: Bazı bakış açıları diğerlerinden daha mı iyidir? Örneğin şarapları değerlendirirken, bir şarap eksperinin bakış açısına, yalnızca birkaç şarap denemiş bir amatörün görüşünden üstün tutmak mantıklı değil midir? Aynı nokta yemek, komedi, müzik, film, resim, ahlak, politika vb. konulardaki bakış açıları için de geçerli görünüyor. Bu, hangi bakış açılarının diğer bakış açılarından daha iyi veya daha kötü olduğu konusunda mutlak gerçekler olduğu anlamına mı geliyor? İnsanların kişilik, müzik, topluluk gibi temel kavramları vardır. Daha az temel kavramları, bağlı oldukları temel kavramları kullanarak elde ederiz. Kavramlarımızdan bazıları, başka hiçbir kavrama bağlı olmamaları anlamında ilkel görünüyor. Bu ilkel kavramlar, birinin herhangi bir şey hakkında düşünmesi gereken kavramlardır. Örneğin varoluş kavramını düşünün. Bazı şeyleri var, bazılarını da yokmuş gibi düşünmezsek, dünyayı nasıl anlamlandırabileceğimizi görmek zor. Varlık ve yokluk kavramlarını düşünmek, düşünmenin kendisinin temel bir özelliği gibi görünüyor. Aynı şey nesne kavramı, aynılık ve farklılık, yer, zaman ve belki de hakikat kavramı için de geçerlidir. Hakikat kavramının ilkel olduğu fikri, G.E. Moore, Bertrand Russell, Gottlob Frege ve Donald Davidson gibi seçkin filozoflar tarafından savunulmuştur. Bu fikrin bu kadar çekici olmasının bir nedeni, filozofların ne zaman gerçeği tanımlamaya çalışsalar, muhtemelen çetrefilli sorunlarla karşılaşmalarıdır. Hakikatin tanımı, gerçeği daha temel kavramlar açısından tanımlamaya çalışır. Ama gerçek olabildiğince basitse, böyle kavramlar yok demektir. Öyleyse, hakikat için önerilen tanımlarının yetersiz kalması şaşırtıcı değildir. Doğruluk kavramı, edindiğimiz ilk kavramlardan biridir ve kısa bir süre sonra, doğruluk kavramını olumsuzlama kavramıyla birleştirerek yanlışlık kavramını elde ederiz. Daha sonra yanlış inançları diğer insanlara atfetmek için yanlışlık kavramını kullanırız. Bu açıklamanın doğru olup olmadığını öğrenmek için daha fazla araştırma yapmamız gerekecek. Yine de akılda tutulması gereken genel bir nokta, eğer hakikat kavramının nasıl çalıştığını anlamak istiyorsak, doğa ve sosyal bilimlerden gelen bilgiler de dâhil olmak üzere, bu soruyla ilgili her türlü bilgiyi aramamız gerektiğidir. Gerçek temel bir kavram olsa bile, bu hepimizin gerçeğin ne olduğu ve neden önemli olduğu konusunda aynı inançlara sahip olduğumuzu garanti etmez. Hakikat hakkında düşündüğümüzde, hakikat hakkındaki inançlarımızın, bariz ve sorgulanamaz görünenler bile, diğer kültürlerdeki insanlar tarafından paylaşılmayabileceğini aklımızda tutmalıyız. Bu gerçeği göz ardı edersek, bizimki gibi birbirine bağlı bir dünyada felaket olabilecek başka kültürlerden insanlarla iletişim kurmak ve onları anlamak bizim için daha zor olacaktır. Kültürünüz ve konuştuğunuz diller, gerçek hakkında düşünme şeklinizi önemli ölçüde etkileyebilir. Bu, gerçeğin ne olduğu üzerine kafa yorarken, dünyanın çeşitli kültürlerinde gerçeğin farklı temsillerine karşı duyarlı olmamız gerektiği anlamına gelir. “Gerçek nedir?” sorusu üzerine düşünmek beynimizi düğümleyebilir ve sorunun yanıtlanamayacak kadar büyük olduğu izlenimini uyandırabilir. Ama burada dikkate alınması gereken bir şey var: Ya gerçeğin doğası aslında çok basitse? Bu, azaltıcı doğruluk kuramını savunan “deflasyonist” felsefecilerin hakikatle ilgili ileri sürdükleri bir fikirdir. Bu kuramı savunanlar gerçek hakkındaki felsefi tartışmalardan biraz “havasını almak” isterler. İşte sağduyulu bir fikir: Gerçek iddialar bize dünyanın nasıl bir yer olduğunu söyler. Bu fikir, farklı şekilde temsil edilebilir, ancak nasıl dile getirilirse getirilsin, hakikate dair temel bir gerçek gibi görünmektedir. Bu fikri düşündüğümüzde, felsefi dürtülerimiz bizi “İddia nedir?”, “Dünya nedir?” ve “Bir iddianın bize dünyanın neye benzediğini söylemesi ne demektir? gibi metafizik sorular sormaya yöneltebilir. Bununla birlikte, deflasyonistler, mükemmel bir şekilde işe yarar bir hakikat anlayışına sahip olmak için bu soruları gerçekten sormamız gerekmediği konusunda ısrar ediyorlar. Gerçek hakkındaki sağduyulu fikirleri sade, basit bir dille ifade edebiliriz, böylece kutudan çıkar çıkmaz kullanıma hazır olurlar. Bir örnek düşünün. Birinin Ivermektin adlı ilacının Covid-19’u başarılı bir şekilde tedavi edebileceğini iddia ettiğini duyuyorsunuz ve bu iddianın doğru olup olmadığını merak ediyorsunuz. Bunu nasıl anlamalısınız? Cevap: Ivermektin’in Covid-19’u başarılı bir şekilde tedavi edip edemeyeceğini öğrenin. Yapabiliyorsa iddia doğrudur, yapamıyorsa iddia yanlıştır. Ivermektin’in Covid-19’u başarılı bir şekilde tedavi edip edemeyeceğini nasıl bilebilirim? Yanıt: Elinizdeki en güvenilir kaynakları kullanın, çünkü bunlar dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair en iyi rehberler olacaktır. Bu durumda en iyi kaynak, çevrimiçi olarak kolayca erişilebilen, Ivermektin’in bir Covid-19 tedavisi olarak kullanımına ilişkin akademik hakemlerin incelemesinden geçmiş tıbbi araştırmalardır. Sosyal medyadaki söylentiler veya spekülasyonlar kötü kaynaklarıdır. Bu, gerçekle ilgileniyorsanız, önemsiz kanıtları görmezden gelmeniz ve mevcut en iyi kılavuzlara bağlı kalmanız gerektiği anlamına gelir. Bu basit prosedür, size gerçek hakkında gerçekten bilmeniz gereken her şeyi anlatabilir.”" Kimse yanlış bilgiye karşı bağışık değil,https://teyit.org/teyitpedia/kimse-yanlis-bilgiye-karsi-bagisik-degil,"Birey ve toplum olarak aldığımız kararların çoğu doğru bilgiye dayanıyor. Ancak psikolojik yanlılıklarımız ve yatkınlıklarımız bizi yanlış bilgiye karşı savunmasız hale getiriyor. Sonuç olarak, yanlış olduğunu öğrendikten sonra bile yanlış bilgiye inanmamaya devam etmemiz ve daha sonra doğrusunu hatırlamamız daha olası. 'Yanlış bilgi her açıdan daha avantajlı' diyor Northwestern Üniversitesi'nde yanlış bilgilerin düzeltilmesi üzerine çalışan iletişim çalışmaları profesörü Nathan Walter . Bilişsel sistemimizin yapısı ve yanlış bilginin bu sistemi sömürmesi nedeniyle hiç kimse yanlış bilgiye tamamen bağışık değil. Alacağımız kararların çoğunda zihinsel kısayollara başvuruyoruz ve bu bize fayda sağlıyor. Ancak dikkatli olmadığımızda aynı bilişsel eğilimlerimiz bizi yanlış bilgiye inanmaya yatkın hale getirebiliyor. Bristol Üniversitesi'nde insanların doğrulamaya nasıl tepki verdiği konusunda çalışan bilişsel psikolog Stephan Lewandowsky şöyle açıklıyor: 'İnsanlar gördükleri veya duydukları her şeye inanırlar. Günlük hayatımızda karşılaştığımız çoğu şey doğru olduğundan bunun böyle olması mantıklı.' Ayrıca, bir şey ne kadar tekrarlanırsa, doğru olduğuna inanma olasılığımız o kadar artıyor. 'Yanıltıcı gerçeklik etkisi' dediğimiz bu olgu, gerçeğe kısa yoldan ulaşmak için ‘aşinalığı’ ve ‘anlama kolaylığını’ kullandığımız için ortaya çıkıyor. Yanlış bilgi de olsa doğru bilgi de olsa, bir şey ne kadar çok tekrarlanırsa, o kadar tanıdık ve akıcı geliyor. Purdue Üniversitesi'nde, insanların sahte haberlere ve yanlış bilgilere neden inandığını araştıran psikoloji profesörü Nadia Brashier şöyle açıklıyor: 'Genelde bir iddianın tek bir doğrusu, bu iddiayı çarpıtmanın ise sayısız yöntemi vardır. Yani, bir şeyi tekrar tekrar duyduğunuzda, olasılıksal olarak, doğru halini duyduğunuzu zannediyorsunuz.' Ancak bu kısa yollar, mevcut siyasi ortamımızda ve yanlış bilginin tekrarlanıp yayılmasına sebep olabilen sosyal medyada o kadar iyi çalışmıyor. Yapılan bir çalışmaya göre, yanlış bir haber başlığına bir kez maruz kalmak bile ona inanmamıza sebep olabiliyor. Brashier'ın söylediğine göre siyasetçiler yanıltıcı gerçeklik etkisinin gücünün farkındalar ve yanlış bilgileri sık sık tekrarlıyorlar. Ayrıca, dünya görüşlerimize veya sosyal kimliklerimize uygun yanlış bilgilere inanmaya daha yatkınız. Üstelik, 'zaten inandığımız şeylere uygun bilgileri arama ve destekleme eğilimi' anlamına gelen doğrulama yanlılığı na da düşebiliyoruz. Yanlış haberleri ve duygularımıza hitap eden örnekleri anlamak, istatistikleri anlamaktan daha kolay ve daha sürükleyici. 'Artık yeni bir sayılar, olasılıklar ve risk faktörleri dünyasının sularında yol alıyoruz' diyor Walter. 'Ama kullandığımız gemi, yani beynimiz çok eski.' Yanlış bilgiyle bir kez karşılaştıktan sonra, gerçeği öğrenmek istesek bile yanlışı zihnimizden silip atmak çok zor. Çok sayıda çalışma, düzeltmeyle karşılaştıktan ve bu düzeltmenin doğru olduğuna inandıktan sonra bile yanlış bilginin düşüncelerimizi hâlâ etkileyebileceğini gösteriyor. Buna da 'devam eden tesir etkisi' ismi veriliyor. 6 bin 500'den fazla kişinin katıldığı 32 çalışmanın sonuçlarını bir araya getiren bir meta analizde Walter’ın ortaya koyduğu üzere, yanlışları düzeltmek yanlış bilginin etkisini azaltsa da tamamen ortadan kaldırmıyor. Yanlış bilgiyi düzeltmenin önündeki en büyük engellerden biri, bir yanlış bilginin doğrusunu duymanın, o yanlış bilginin hafızamızdan silinmesine neden olmaması. Aksine, yanlış bilgi ve doğrusu zihnimizde aynı anda var oluyor ve hatırlanmak için birbiriyle rekabet ediyor. Lewandowsky ve meslektaşları tarafından yapılan beyin görüntüleme çalışmalarına göre, beynimizin hem baştaki yanlış bilgiyi hem de bu yanlış bilginin düzeltmesini sakladığına dair çeşitli kanıtlar var. Lewandowsky'e göre 'Bir şeyi dinlemek, anlamak ama aynı zamanda ona inanmamak bilişsel olarak neredeyse imkansız görünüyor'. Yanlış bilgiyi reddetmek için fazladan bir bilişsel adımla hafızamızda onu yanlış olarak etiketlememiz gerekiyor. 'Ama artık çok geç kalmış oluyoruz, çünkü yanlış bilgi çoktan hafızamızda yer etmiş oluyor' diyor Lewandowsky. Yanlış bilginin doğrusuna dair anımız kaybolabiliyor ve arkada yalnızca yanlış bilgi kalabiliyor. Brashier 'İnsanlara doğrulanmış bilgi verirken insan hafızasının temel kısıtlarıyla yarışıyoruz' diyor. Son olarak, bir bilgi kimliğimize veya inanç sistemimize entegre olduğunda yanlış bilgiyi düzeltmek daha da zor. Lewandowsky'nin söylediğine göre, insanlar durumları anlamlandırmak için dünyaya ilişkin zihinsel modeller inşa ediyor ve 'inşaatın tamamı çökmeden yalnızca bir tahtasını sökmek çok zor oluyor.' 'Bir bilgi zihinsel modelinizin önemli bir bileşeniyse, onu çekip çıkarmak ve yanlış olduğunu kabul edebilmek bilişsel olarak çok zor.' Dünyada o kadar çok yanlış bilgi var ki ortaya çıkan her yeni yanlışa tepki vermek mümkün değil. ‘Bu, ne kadar iyi yüzerseniz yüzün fırtınada boşa kulaç atmak gibi,’ diyor Walter. Yanlış bilgiyle mücadelede çürütme tek başına yeterli değil. Beynimizi yanlış bilgiyle karşılaşmadan önce onu tanıması için eğitmek anlamına gelen ' önceden çürütme yle' proaktif davranmamız gerekiyor. Nasıl aşılar bağışıklık sistemimizi istilacı virüslerle savaşmaya hazırlıyorsa, önceden çürütme de psikolojik bağışıklık sisteminizi viral yanlış bilgilere karşı aşılayabilir ve güçlendirebilir. Lewandowsky ve meslektaşları, bu yıl yürüttükleri bir çalışmada, yedi deneyle yaklaşık 30 bin kişiye yaygın manipülasyon teknikleri hakkında beş kısa video izletti. Bunlar arasında tutarsızlık, hatalı ikilem, günah keçisi, ad hominem ve duygusal olarak manipülatif dil kullanmak gibi teknikler vardı. Her videoda, yaklaşmakta olan yanlış bilgiye ve manipülasyon tekniğine dair bir uyarının ardından 'mikro dozda' yanlış bilgi gösterildi. Çalışma, bu videoları izlemenin gelecekte karşılaşacağımız yanlış bilgilere daha şüpheci yaklaşmamıza yardımcı olacağını ortaya koyuyor. Kendimizi yanlış bilgiye karşı korumanın bir başka yolu da, gördüğümüz şeyin doğru olup olmadığına dikkat etmek. İnsanlar sosyal medyada genelde, karşılaştıkları şeyin doğru olup olmadığına dair şüpheyle gezinmez. Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre , insanları gördüklerinin doğru olup olmadığını düşünmeye itmenin, yanlış bilgileri paylaşma olasılıklarını azaltıyor. 'Hepimiz yanlış bilgiye inanabiliriz' diyor Brashier. 'Bu konu üzerine çalışsam da benim de sahte haberlere inanmışlığım var.'" Rehber: Bir alandaki kişi sayısı nasıl hesaplanır?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-bir-alandaki-kisi-sayisi-nasil-hesaplanir,"2023 seçimleri beklendiği tarihte yapılırsa önümüzde altı ay kadar bir süre var. Henüz seçim kampanyaları resmi olarak başlamamış olsa da son zamanlarda yapılan bazı miting ve açılış törenlerine katılım sayılarına ilişkin çeşitli iddialar gündeme gelmeye başladı. Genellikle iki ayrı kutbun birbirinden uzak sayılar öne sürmesinin temel sebepleri bir yana, seçime doğru mitingler arttıkça benzer iddiaların da çoğalması kaçınılmaz. Bu sebeple bir alana kaç kişi sığabileceğini hesaplamamıza yardım eden, MapChecking aracına birlikte göz atalım. Kalabalık hesabında kullanılan en popüler yöntem Kaliforniya Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Profesörü Herbert Jacobs’un geliştirdiği Jacobs metodu . Bu yöntem eşit karelere bölünen alanda toplam kaç kişi bulunduğunu, her birim karede kaç kişinin olabileceği fikri üzerinden hesaplıyor . Teyitçilerin kalabalık hesabı yaparken en çok kullandığı araç olan MapChecking de bu basit hesaplama yönteminden faydalanıyor. www.mapchecking.com internet sitesine girdiğimizde bizi bir harita ve sağda bir panel karşılıyor. MapChecking harita olarak Google Haritalar’ı kullanıyor. Yani haritanın sol üstünde yer alan arama kutusuna yazarak Google Haritalar’da bulunan herhangi bir yere gidebiliyoruz. Ölçüm yapmaya başlamak için ise sol tıkla alanı içine alan çizgiler çekmemiz gerekiyor. Haritanın sağında yer alan paneli bu aşamada kullanmaya başlayabiliriz. Bu kısım alanın ne kadar kalabalık olduğuyla ilgili. Buradaki butonlar bir metrekarede kaç kişinin olduğunu anlatıyor. Örneğin “Light” (Az kalabalık) seçeneği alanda üç metrekarede bir kişi olduğu anlamına geliyor. ‘Crowded’ (Kalabalık) metrekare başı iki, ‘Packed’ (Tıkış tıkış) ise dört kişi anlamına geliyor. Peki bu kalabalıklar nasıl görünüyor? Kitle güvenliği ve risk analizi konularında uzman olan Prof. Dr. G. Keith Still, metrekareye düşen kalabalıkların görselleştirilmiş hallerini kendi internet sitesinden paylaşıyor . MapChecking’in kalabalık hesabı da bu görselleştirmeler üzerine kurulu. Örneğin metrekarede iki kişi, olduğunda kalabalığın sıklığı bu şekilde görünüyor . Önceden belirlenmiş seçeneklerin yanı sıra, bu butonların üstündeki kaydırma çubuğunu oynatarak da istediğiniz kalabalık yoğunluğuna ulaşabiliyorsunuz. MapChecking en fazla metrekarede beş kişinin yan yana durduğu senaryoyu hesaplamanıza izin veriyor. Prof. Dr. G. Keith Still, metrekare başı beş kişiden fazlasının kalabalıklar için yüksek risk barındırdığını belirtiyor. Metrekare başı beş kişinin yan yana durduğu bir alan nasıl görünüyor? Örneğin Yenikapı Etkinlik Alanı’na bir metrekarede beş kişinin yan yana durduğu tıkış tıkış senaryoda en fazla 147 bin 970 kişi sığabiliyor. Aracın nasıl kullanıldığını bir örnekle görmek için 15 Aralık 2022 tarihinde İstanbul Saraçhane’de altılı masada bulunan liderlerinin de katılım sağladığı mitingin ardından yaygınlaşan iddiaya bakabilriz. İBB bu mitinge 200 bin yurttaşın katıldığını söylerken, Emniyet ise 25 bin kişi diyordu. Teyit ise alanda ortalama 60 bin kişinin yer aldığını tespit etti. Peki bu sonuca MapChecking’i kullanarak nasıl ulaştık? İncelemeye, mitinge ilişkin görüntüleri inceleyerek başlıyoruz. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in mitingin sonlarına doğru paylaştığı fotoğrafı incelediğimizde kalabalığın Saraçhane Parkı’na doğru yayıldığı görülüyor. Aynı fotoğraftan kalabalığın Macar Kardeşler Caddesi’ni Saraçhane Arkeoloji Parkı hizasına kadar doldurduğunu da görebiliyoruz. Büyükşehir Çalışıyor adlı sosyal medya kullanıcısının paylaştığı başka bir fotoğraf da mitinge katılan yurttaşların Haşim İşcan Geçidi’nin iki yönünü de doldurduğunu gösteriyor. TELE1 ekranlarından yayınlanan drone görüntüleri incelendiğinde ise kalabalığın İBB binasının ötesine geçtiği görülüyor. Bu görüntülere dayanarak MapChecking üzerinde işaretleme yaptığımızda ise bir metrekarede beş kişinin yan yana ayakta durduğu senaryoda alana sığabilecek insan sayısı yaklaşık 70 bin. Bir metrekarede üç buçuk kişinin yan yana ayakta durduğu senaryoda ise alana sığabilecek insan sayısı yaklaşık 50 bin. İki senaryonun ortalamasını aldığımızda ise mitingin sonlarına doğru Saraçhane’de ortalama 60 bin yurttaşın bulunduğunu varsayabiliriz. MapChecking’in otomatik olarak yaptığı hesabı Google Earth üzerinden yapmak da mümkün. earth.google.com internet sitesine girdiğimizde sol panelin en altında yer alan cetvel işareti tıpkı MapChecking’de olduğu gibi işaretleme yapmamıza yardımcı oluyor. Saraçhane mitingi örneğindeki alanı Google Earth’ten işaretlediğimizde alanın büyüklüğü yaklaşık 14 bin metrekare olarak görünüyor. Metrekarede üç kişinin yan yana durduğu senaryoyu hesaplamak için ise tıpkı MapChecking’in kullandığı Jacobs metodunun formülünden yararlanabiliriz. 14.000 (alanın büyüklüğü) x 3,5 (metrekare başı kişi sayısı) = 49.000 Bu hesapların, gerçek zamanlı olarak o alanda kaç kişi olduğundan ziyade, kalabalığın yoğunluğuna göre bahsi geçen alana kaç kişi sığabileceğini ölçmek üzerine kurulu olduğunu unutmamak gerek. MapChecking de Google Earth de alana giriş ve çıkış yapan insan trafiğini hesaba katmadığından bunların yüzde 100 doğru sonuç belirtmesi mümkün değil. Bu sebeple bu aracın yaklaşık rakamlar verdiğini akılda tutmak gerekiyor." Rehber: Yanlış bilgiyi finanse eden reklamların izi nasıl sürülür?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-yanlis-bilgiyi-finanse-eden-reklamlarin-izi-nasil-surulur,"Yanlış bilginin yayılmasını kolaylaştıran internet siteleri genellikle farklı gelir kaynaklarından faydalanıyor. Gazeteciler, kâr akışlarının yönünü saptayarak, bu aktörlerin kim olduğunu öğrenebilir ve internette yanlış bilgiyi finanse eden ağları takip edebilir. Yanlış bilginin sürdürülmesine katkı sağlayanları tanımlamak, yanlış bilgiyi çürütmenin ve hakikati ortaya çıkarmanın olmazsa olmazlarından. Amerika Kıtaları Knight Gazetecilik Merkezi 'nin kurucu direktörü Rosental Alves , ICFJ'in (Uluslararası Gazetecilik Merkezi) yeni Disarming Disinformation ( Dezenformasyon u Etkisizleştirmek) girişiminin açılış konuşmasında şöyle söylemişti: 'Dezenformasyonun bir zamanlar organik olduğu düşünülüyordu, ancak artık spesifik hedefler göz önünde bulundurularak organize edildiğini fark ediyoruz.' Knight Gazetecilik Merkezi'ndeki eğitimlerin birinde ProPublica muhabiri Craig Silverman yanlış bilgiyle bağlantılı internet reklamlarını ve bu reklamları finanse edenleri tespit etmenin temellerini ele aldı. Dijital reklam türlerinden en yaygın ikisi, banner reklamları ve reklamlı içerikler. Banner reklamları, bir internet sitesin kenarında yer alan kutucuklardaki reklamlara verilen isim. Reklamlı içerikler ise internet sitesinin olağan içeriklerinin bir parçası gibi görünecek şekilde biçimlendirilen reklamlara deniyor. Reklamlı içerikler, genellikle başlığı ve kapak fotoğrafı olan normal yazılar gibi görünür. Her iki reklam türü de, kullanıcıları arama geçmişi verilerine göre hedefleyen programatik reklamcılık adı verilen, otomatize edilmiş satın alım süreçlerinde kullanılıyor. Silverman’a göre, aracılığa dayalı bu sistemin sonucu olarak ‘reklamverenler genelde bannerlarının nerede görünebileceğini bilmiyor.’ Sponsorlu içerik, geleneksel bir reklamlı içerik türü: Bu içerikler okuyucuya editöryal içerik olarak sunulsa da finansman sağlayanlarla reklam olarak anlaşılır. Genellikle sponsorlu içeriklerde yer alan işbirliği linkleri, ürünleri satın alabileceğiniz internet sitelerine yönlendirir. Reklamın yer aldığı internet sitesi ücret alır ve komisyona dayalı bir ilişki oluşur. 'Sponsorlu içerik ile yayıncı arasındaki doğrudan ilişki nedeniyle programatik reklamcılıktan farklıdır' diyor Silverman. Aralarında yanlış bilgi yayanların da bulunduğu internet siteleri, bunlar dışındaki finansmanlardan da yararlanıyor. Mal ve sağlık ürünü satılan internet siteleri üzerinden e-ticaret, okuyucu bağışları ve ücret karşılığında özel içerik sunan üyelik sistemleri buna dahil. Üyelik sistemleri, doğrudan gelir ilişkisi nedeniyle teyitçilerin radarından kaçan içeriklerin yayılmasını kolaylaştırabiliyor. Son olarak, bireyler, şirketler ve devletler gizli finansman yoluyla, kimliklerini açıklamadan istedikleri bir şeyi finanse edebiliyorlar. Bu da araştırmacıların internette kaynağı takip edip bulabileceği bir iz bırakmıyor. 'En zoru, gizli finansman sağlayanları takip etmek' diyor Silverman. ‘Çünkü para, bilinmeyen kaynaklardan geliyor.' Silverman, internette yanlış bilgiyi finanse eden kişileri araştırmaya başlarken, önce söz konusu sitelerdeki reklamları ve kökenlerini belirlememiz gerektiğini söylüyor. Banner reklamlarda, 'reklam ağını görmek için bannerın sağ üst köşesindeki bilgi butonuna tıklayın. İşte internet sitesi para kazanmak için birlikte çalıştığı kişiler.' Silverman şöyle devam ediyor: 'Bağışlar için, kullanılan ödeme hizmetine bakıp (ör. PayPal), para talep eden isim, şirket veya kişi hakkında daha fazla bilgi almak için bağış bağlantısına tıklayabilir, araştırmayla ilgili olabilecek kişi listesini çıkarabilirisiniz.' E-ticaret için ise ürünlere yönlendiren bağlantıları kontrol edebilirsiniz. Bu bağlantıları bulduğunuzda, 'e-ticaret mağazasının kime ait olduğunu ve hangi ürünleri sattığını araştırın.' Silverman, gizli finansman sağlayanların büyük bir zorluk teşkil ettiğini ancak gizli finansmanı tespit etmenin yolları olduğunu belirtiyor. Açıklanmayan gelir kaynaklarına sahip siteler, görünürdeki personelleri ve faaliyetleri için yetersiz kaynağa sahip olabiliyor. 'Bu uyumsuz kaynaklar, finansmanın belirsiz kaynaklardan geldiğini gösteriyor' diye açıklıyor Silverman. Araştırmacı olarak, bir kuruluşun finansmanı hakkında daha fazla bilgi edinmek için, değerli içgörülere sahip olabilecek eski çalışanlarla ve yüklenicilerle konuşabilirsiniz. Bir kuruluşun şirket kayıtları gibi belgelerini bulmak, gazetecilerin finansman sağlayanlarla bağlantılı kuruluşları veya kişileri tespit etmesine olanak tanıyabilir. Bir reklamın kaynaklarını daha da derinlemesine incelemek için reklamın ads.txt dosyasını inceleyebilir ve ortak listesini kontrol edebilirsiniz. Silverman ayrıca, internet sitelerini tarayan ve kullanılan reklam teknolojisinin türünü algılayan, araştırma sürecini hızlandırmanıza yardımcı olabilecek tarayıcı araçlarının altını çiziyor. Örneğin Ghostery isimli tarayıcı eklentisi, reklamları ve bu reklamların finansal bağlantılarını tanımlamaya yardımcı oluyor. The Markup'ın Blacklight isimli aracı ise bir internet sitesinin reklam ortaklarını ve kullandıkları teknolojiyi tarıyor. Sitedeki tüm reklamları görüntüleyebilmek için, araştırma yaparken reklam engelleyicileri devre dışı bırakmayı unutmayın. Aksi takdirde reklam engelleyicinin filtresine takılan reklamlar görünmeyebilir. Silverman ayrıca araştırmacıların, meslektaşlarının veya başkalarının internet profillerini kullanarak farklı profildeki insanların karşılarına çıkan reklamları da hesaba katmalarını öneriyor. Kişiselleştirilmiş internet tarayıcıları ve arama geçmişleri, ortaya farklı reklam seçkileri çıkaracak ve verilere erişilebilirliği artıracaktır. Silverman son olarak birkaç noktaya daha vurgu yapıyor. Araştırma yürütürken, bir internet sitesinin ne sattığını veya neyin reklamını yaptığını anlamak, doğrudan ilişki ile aracılı reklamlar arasında ayrım yapmak ve geliri gizleme çabası olup olmadığını belirlemek çok önemli. Örüntüler, yanlış bilgiye finansman sağlayan kişi veya kuruluşlar arasında bağlantı olduğunu gösteren ipuçlarını anlamanıza yardımcı olabilir." Şüphe kası nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-suphe-kasi,"#teyitpedia’da okuyuculara dijitalde eleştirel düşünme becerileri kazandırmayı; yanlış bilgi sorununa dikkat çeken ve teyitçiliğin önemini aktaran içeriklerle internet kullanıcılarının teyitçi gibi düşünmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Bunu yapmak için kimi zaman orman yangınları ya da silahlı çatışmalar gibi akut krizlerde sosyal medyada karşımıza çıkabilecek yanlış bilgileri derleyip bilgi karmaşasını düzenlemeye odaklanıyoruz. Kimi zaman da tersine görsel arama gibi teyitçilik yöntemlerinin nasıl etkili kullanılabileceğini rehberleştiriyoruz. Krizlerle dolu bir günden sakin bir güne, bir teyitçiden normal bir sosyal medya kullanıcısına, herkes için ve her zaman geçerli olabilecek basit bir öneri: şüphe kasını çalıştırmak. Teyit hem eleştirel dijital okuryazarlık atölyelerinde hem de sosyal medya iletişiminde şüphe kası kavramına çok sık yer veriyor. Peki bu şüphe kası ne demek? Şüphe kası ve teyitçiliğe dair diğer kavramlara ilişkin stickerları buradan cihazlarınıza indirebilir veya GIPHY’den erişebilirsiniz. Basitçe, internette gördüğümüz bir bilgi doğru mu yoksa yanlış mı diye düşünmemizi sağlayan dürtüye ‘şüphe kası’ diyoruz. Tıpkı vücudumuzdaki diğer kaslar gibi, karşımıza çıkan bilgilerin doğruluğundan şüphelenmek de tekrar ettikçe güçlendiği için bunu bir kasa benzetiyoruz. Teyit Sözlük’te ‘kişinin, bir bilgiyle karşılaştığında hemen inanmayıp kendini frenleyerek bilginin doğruluğuna şüpheyle yaklaşma dürtüsü’ olarak tanımlanıyor. Türü ve arkasındaki motivasyonlar farketmeksizin yanlış bilginin önüne geçebilmek için bireysel olarak atılabilecek ilk adım şüphe kasını çalıştırmak. Karşılaştığımız içeriklere şüpheyle yaklaşıp, bilginin kaynağını ve kaynağın güvenilirliğini sorgulamak ve bu basit adımları her şüpheli bilgi için tekrar etmek yanlış bilginin yayılmasını engelliyor. Şüphe kası, yanlış bilgi psikolojisinden birçok kavramı içinde barındıran, yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanma yöntemlerini tek bir hamlede anlatmanın hızlı bir yolu. Ancak bu şüphenin sınırları da var. Şüphe yalnızca teyitçilerin önem verdiği bir konu değil. Komplo teorislerisyenleri tarafından da fazlaca sahipleniliyor. Ancak şüphe kası, komplo odaklı düşünme yapısındaki sinizmden farklı. Farkı anlamak için Stephan Lewandowsky ve John Cook’un yazdığı Komplo Teorisi El Kitabı ’na göz atılabilir. İlginizi çekebilir: Nereye kadar şüphe duyacağız? Teyitçilerin vurguladığı şüphecilik ( skepticism ), manipülasyon potansiyelinin farkındalığı ve gerçeği doğru bir şekilde anlama arzusu olarak tanımlanabilir. Sonu komplo teorilerine çıkan paranoid şüphe ise ‘hiçbir şey tesadüf değildir, hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve her şey birbirine bağlıdır’ önermelerini, kanıtlar aksini gösterse de önde tutar. Daha önce yayınladığımız yanlış bilgi psikolojisi , zihinsel (ve dolayısıyla sosyal) dayanıklılığımız konusunda bize yardımcı olabilecek psikolojik kavramları açıklıyor. Yanlış bilgiyi yavaşlatmak için ihtiyaç duyduğumuz kaynakların beynimizde, kullanılmayı bekliyor olduğu vurgulanıyor. Sayılan araçlar şüphecilik , duygusal şüphecilik , tetikte olmak , analitik düşünme ve direnç . Şüphe kasını da tüm bu davranış biçimlerini içinde barındıran bir alet çantası gibi düşünebiliriz. Peki ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahipsek şüphelenmek neden zor? Karşılaştığımız her bilginin doğru olmayabileceği ihtimali neden bazen aklımızdan uçup gidiyor ve bilginin doğruluğundan emin olmadan paylaş butonuna basıveriyoruz? Yanıt için bir kişinin spor salonundaki ilk antremanıyla yirminci antremanı arasındaki fark düşünülebilir. Nefes nefese kalınan, antremanı yarıda bırakma fikrinin hemen köşeden insanı izlediği ilk günü, doğruymuş gibi görünen, doğru olmasını istediğiniz, inançlarınızla paralel giden bir bilginin doğru olmadığını duyduğumuz ilk ana benzetebiliriz. Zihnimiz, sorunları çözerken daha fazla düşünce ve çaba gerektiren yollardan ziyade daha basit, daha kolay yolları kullanmayı tercih ediyor. Mümkün olduğunca az zihinsel çaba sarf edecek şekilde evrimleşmişiz. Yani bilişsel olarak cimriyiz. İnançlarımızla çelişen bilgilerle karşılaşmanın ardından yaşadığımız olumsuz deneyimi hafifletmek için güvenilir bilgileri reddetmeye eğilimliyiz. Şüphe kasını ilk denemede harekete geçirmek de bu yüzden zor. Doğru olduğuna inandığımız bir bir bilgiden şüphe etmek ve araştırma yapma alışkanlığı, tıpkı spor salonuna her gün gidebilmek gibi çaba gerektiriyor. Şüphe kasını çalıştırmaya yaracak birkaç kilit soru var, karşılaştığımız bilgilerle etkileşime girmeden önce bu sorulardan birkaçını zihnimizde döndürmek, yavaşlamamıza yardımcı olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." 2023'te teyitçiliği neler bekliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/2023te-teyitciligi-neler-bekliyor,"Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Vakfı tarafından yürütülen Nieman Lab, 2023 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair öngörüleri yayınlandı. Yapay zeka teknolojisinin gazeteciler ve haber tüketicileri için neler getirdiğinden alternatif iş modellerine, yerel gazeteciliğin gidişatından azınlıkların gazetecilikteki yerine kadar birçok konuya değinen profesyonellerin görüşlerine buradan ulaşılabilir. Teyitçilik ve gazeteciliği birbirinden ayrı düşünmek mümkün olmadığı için, öngörüler arasında teyitçiliğe dair alınabilecek notlar da var. Önce 2022’de nelerle karşılaştığımıza, sonra da önümüzdeki yıl bizi neler beklediğine bakalım. 2022’ye dünyadaki teyitçilerin YouTube’u yanlış bilgiye ilişkin gerçekçi ve somut adımlar atmaya davet eden çağrısıyla başladık. Teyitçiler YouTube’dan kapsayıcı ve gerçekçi politikalar, kararlı yaptırımlar, işbirliği ve şeffaflık talep ediyordu. Dünyanın dört bir yanındaki teyitçiler arasındaki bu işbirliği, Şubat ayının sonlarında patlak veren Rusya Ukrayna savaşıyla devam etti. Mart ayında Uluslarası Doğruluk Kontrolü Ağı (IFCN) üyesi doğrulama kuruluşlarının çabalarıyla oluşturulan #UkraineFacts isimli internet sitesi savaşa dair yanlış bilgilerin nasıl rota çizdiğini gösteren bir arşive dönüştü. Spotify’ın aşı karşıtı iddialara yer vermesiyle bilinen Joe Rogan ile yaptığı podcast anlaşması dezenformasyon ve ifade özgürlüğü arasındaki tartışmaları körükledi . Ardından Elon Musk’ın Twitter’ı satın almak istediğini duyurması ‘mutlak ifade özgürlüğü’ ve ‘dijital kamusal alan’ tartışmalarını beraberinde getirdi . Siyasilerden, gazetecilerden ve sivil toplum kuruluşlarından tepki gören dezenformasyon yasası 13 Ekim’de TBMM’den geçti. Yasanın, yenilikçi veya işe yaradığı kanıtlanan çözümler sunmaması önde gelen eleştirilerdendi . Avrupa'daki teyitçilik faaliyetlerini güçlendirmek, şeffaflık, metodoloji ve bağımsızlık alanında standartları geliştirmek için çalışan Avrupa Doğruluk Kontrolü Standartları Ağı (EFCSN) kuruldu . EFCSN’in yönetim kuruluna Teyit’in vizyon ve strateji sorumlusu Gülin Çavuş da seçildi. Illinois Chicago Universitesi iletişim ve siyasi bilimler profesörü Zizi Papacharissi’ye göre Meta’nın odağını artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik dünyalarına çevirmesi, yapay zeka platformlarının yükselişi ve Twitter’ın el değiştirmesiyle, uzun yıllardır tahtları sallanmayan bildiğimiz sosyal medya platformlarının popülaritesi düşüşe geçiyor. Papacharissi’e göre, yayın faaliyeti için sosyal medyadan büyük ölçekte faydalanan haber kuruluşlarının, özellikle demokrasinin ilerlemesine katkı sağlamaktan çok, zarar veren sosyal medya platformlarıyla ilişkisini gözden geçirmesi gerekiyor. Öte yandan Twitter’ın Covid-19’a dair yanlış bilgi politikasını sessiz sedasız durdurması da sosyal medya platformlarında yanlış bilginin geleceğine ilişkin endişeler yaratıyor. Fakat gazeteci Francesco Zaffarano ‘sosyal medyanın sonunun gelmediğini’ söylüyor ve sosyal medya platformlarına dair her büyük değişikliği bir ‘felaket’ veya ‘son’ olarak görmekten ziyade özellikle de gazetecilerin bu evrimleri mümkün olduğunca en iyi şekilde değerlendirmesini tavsiye ediyor. Gazeteci Kavya Sukumar, Washington Post, AFP, Reuters gibi büyük medya kuruluşları altında faaliyet gösteren teyitçilik hizmetlerinin güven sorunu oluşturduğunun altını çiziyor . Geçtiğimiz yıl da Suffolk Üniversitesi’nden iletişim, gazetecilik ve medya uzmanı Doç. Dr. Jonas Kaiser , üçüncü taraf doğrulama platformları ile halihazırda gazetecilik faaliyeti yürüten yayın kuruluşlarının sürdürdüğü teyitçilik faaliyetinin aynı etkiyi yaratmadığını söylemişti . Türkiye’de de benzer şekilde Anadolu Ajansı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Teyit Hattı’nı örnek gösterebileceğimiz, büyük bir haber kuruluşunun altındaki bu oluşumlar, Sukumar’ın deyişiyle, dünya çapında medyaya güven dip seviylerdeyken, güven inşa etmeyi güçleştiriyor. Hele de ‘gerçekler’ halihazırda aynı medya kuruluşlarının tekelindeyken... Bu sebeple 2023’te okuyucuların güvenini kazanacak bağımsız teyitçiler ve bağımsız teyit kuruluşlarının ön plana çıkması bekleniyor. Okuyucular önemi daha yüksek olan, birilerine ya da kuruluşlara haksız yere zarar verme potansiyeli yüksek olan, ya da toplulukların sesini duyurabilmesine yardımcı olacak konular hakkında haberler görmek ve doğrusunu öğrenmek istiyor . Sosyal medya platformlarının dikkati adeta bir para birimine dönüştürdüğü bu dönemde okuyucuların bir bakışta okuyup geçmektense gerçekten işlerine yarayacak gazetecilik faaliyetlerinin takipçisi olmayı talep etmesi olağan. Ancak bazı haberlerin diğerlerine kıyasla daha az önemli olması, haber değeri taşımadığı anlamına gelmiyor. Aynı şeyi teyitçilik için de söylemek mümkün. Bazı yanlış bilgilerin daha hayati olması, ötekileri doğruya dönüştürmüyor. Bu sebeple öneriler, gazetecilerin gittikçe gelişen yapay zeka uygulamalarını kendi yararlarına kullanarak vakit kazanması ve ‘daha önemli’ işlere vakitlerini daha çok ayırması yönünde . Pulitzer Ödüllü doğrulama platformu PolitiFact'in kurucusu ve Duke Reporters’ Lab yöneticisi Bill Adair, teyitçilik faaliyetlerinin son yıllarda artmasını olumlu bir adım olarak görüyor. Adair aynı zamanda büyük şirketlerin işbirliği yaptığı doğrulama kuruluşlarının, teyitçiliğin otomasyonu konusunda önemli veriler sağladığını söylüyor . Gazeteciliğe dair öngörülerde adı sıkça geçen ChatGPT'nin teyitçiliğin geleceğine dair öngörüleri ise şöyle: Not: Aşağıdaki yazı, ‘2023’te teyitçiliği neler bekliyor’ sorusuna ChatGPT’nin verdiği yanıtları içeriyor. Metinde Türkçe dil kurallarına ve anlam bütünlüğüne uyması için düzenleme yapıldı. ChatGPT 2023’te teyitçiliğe ilişkin yapay zeka ve makine öğrenmesi , işbirlikleri ve kitle kaynak kullanımı , dijital okuryazarlık faaliyetleri ve geleneksel teyitçilik faaliyetlerinin dönüşmesini bekliyor." Toplumdan dışlananlar aşırıcı komplo teorilerine sürüklenebiliyor,https://teyit.org/teyitpedia/toplumdan-dislananlar-asirici-komplo-teorilerine-suruklenebiliyor,"Sylvain eski bir komplo teorisyeni. Hükümetin ve bir 'elitler' grubunun kendine ve toplumun diğer üyelerinin çıkarlarına karşı faaliyet yürüttüğüne inanıyordu. Sylvain’a göre, maddi durumunun kızına bakmak için yetersiz olmasının ve diğer dertlerinin sorumluları onlardı . Bugün 52 yaşında olan ve Kanada'nın Montreal kentinde yönetim ve mali suçların önlenmesi konularında danışmanlık veren Sylvain, hikayesini Extreme Dialogue ile paylaşarak insanların komplocu düşünceden uzaklaşmasına yardımcı olmayı umuyor. Ancak Sylvain'ın hayat görüşü her zaman böyle değildi. Sylvain küçükken, çok uzun olduğu için zorbalığa maruz kalıyordu. Bir keresinde beden eğitimi dersinden sonra soyunma odasında otururken, sınıf arkadaşları tarafından saldırıya uğradığını anlatıyor. 'Kıyafetlerimi aldılar, beni küçük düşürdüler ve üzerime tükürdüler' diye anlatıyor Sylvain Fransızca anadilinde. 'Bu şekilde yaşamak çok zordu. Kendimi yapayalnız hissediyordum. ' Okulda fiziksel şiddete maruz kalmak tedirginliğe sebep oluyordu. 'Arkadaşlarımın ve diğer çocukların neden bu kadar zorbalık yaptığını anlamıyordum. Onlara hiçbir şey yapmamıştım. Sadece var olmak istiyordum. Sadece yaşamak istiyordum.' Tüm bunlar, Sylvain'ı yaşamının ilerleyen dönemlerinde bir komplo hareketinin ilgi odağına oturtacak bir dizi sıkıntının başlangıcıydı. Yetişkinliğinde kurduğu bir şirket ile hükümet arasındaki bir yanlış anlaşılma sebebiyle banka hesapları bloke edildiğinde, ciddi sağlık sorunları olan kızına bakamamaya başlamıştı. 'Çok öfkeliydim.' Bir gün bir iş arkadaşı yanına geldi. 'Bana dedi ki, ""İlgileniyorsan bir akşam davetlimiz ol. Sana çok şey öğretebilecek bir sürü insan var. Hükümetin bizden gizlediklerine dair hakikati anlatabilirler."" Elbette savunmasız ve öfkeli hissettiğim bir gün bahsettiği yere gittim.' Sylvain 'gerçek bankacılık sistemine' kafayı takmıştı ve 20 yıldır vergi ödemediği halde bir evi olduğunu söyleyen biriyle tanıştı. 'Kendi kendime dedim ki, burada benim bilmediğim şeyleri bilen insanlar var.' Olan biteni anlamak için kendini internetin derinliklerine bıraktı. Kısa süre sonra, gitgide daha fazla komplo teorisi arasında gezinmeye başladı ve kendini 'Ülkenin Özgür İnsanları' (Freemen of the Land) hareketinde buldu. ' Egemen Vatandaşlar ' (Sovereign Citizens) hareketine benzeyen bu harekete katılan Sylvain, hükümetin ve elitlerin, kendi çıkarları için onu köleleştirmek istediğine inanıyordu. Daha da kötüsü, Maya takviminde öngörülmesine rağmen, ona ve topluma dünyanın 21 Aralık 2012'de sona ereceğini söylemiyorlardı. Sylvain, kendisinin ve komplo teorisyeni arkadaşlarının 'hakikati bilen tek kişiler' olduğunu düşünüyordu. Evini sattı, işinden istifa etti ve deniz seviyesinden 185 metre yüksekte, Kanada'nın Quebec eyaletindeki Rawdon adlı bir kasabaya taşındı. Hayatta kalmanın tek yolu buydu. 'Amacım maksimum miktarda yiyecek ve silah biriktirmek, kendimi koruyabilmek, bir jeneratöre sahip olmak, bağımsız olmak ve elektrik şebekesinden kopmaktı.' Ancak o son gün hiç gelmedi. 21 Aralık tarihinin üzerinden haftalar geçti ve içinde bulunduğu durumu sorgulamaya başladı. Sylvain, hayatını yeniden inşa etmeye çalışırken yeni şirketinin organize bir suç örgütü tarafından hedef alındığını söylüyor. İzlendiğini düşünmeye başladığı için kendini paranoyak hissetti. Pes etmesine kısa bir süre kala, siber güvenlik uzmanı bir müşterisi yardım teklif etti. Müşterisi, bilgisayar korsanlarını engelledi ve erişimlerini kaldırdı. Sylvain nihayet hareketten ayrılmayı, kendisine para karşılığı ‘gerçek bankacılık sistemini’ ve toplumu terk etmesi gerektiğini öğreten kişilerden uzaklaşmayı düşünmeye başladı. Hareket içinde yer alan vurgunculara ve sözde uzmanlara kendini kaptıran diğer insanlara yardım etmeye de karar verdi. 'Benim gittiğim yoldan gitmemeleri için başkalarının uyanmasına yardımcı olmak istiyordum.' Sylvain hikayesini Kanada'da yeniden faaliyete girecek olan Extreme Dialogue'da paylaşıyor. Extreme Dialogue öğretmenler, gençlerle çalışanlar ve gençlerle etkileşime giren diğer kişiler için, eskiden aşırıcı olan ve aşırıcı hareketlerden kurtulan kişilerin hikayelerine odaklanan, çok dilli ve etkileşimli bir kaynaklar bütünü. Bu kaynaklar, 'bize karşı onlar' düşüncesiyle mücadele etmeyi ve şiddeti savunan veya kışkırtan tutumlara karşı koymayı hedefliyor. Radikalleşmeye karşı mücadelede, kişileri aşırıcı hareketlere sürükleyebilecek veya şiddete itebilecek sorunları ve faktörleri anlamak hayati önem taşıyor. Mağdurların ve kurtulanların yaşadığı acıyı anlamak ve kişinin hayatındaki travmatik olayların, onların şiddete veya nefrete sürüklenmesine sebep olabileceğini fark etmek çok önemli. İnsanları aşırıcı hareketlerden uzaklaştırmada ve radikalleşme sürecinin önünü kesmede diyalog kurmak kilit bir bileşen. Katılmadığımız veya farklı olduğumuz kişilere karşı çıkma veya onlarla tartışma arzusu bazen çok yoğun olabilir. Ancak bu konuşmalar bazen kişisel alanları işgal edebiliyor, karşımızdakini dışlayabiliyor ve böylece etkileşime girme ve bağlantı kurma hedefimize ulaşmayı zorlaştırabiliyor. 'Ülkenin Özgür İnsanları' hareketine benzer şekilde, ' Egemen Vatandaşlar ' ve yakın zamanda [Almanya Federal Cumhuriyeti'nin varlığını reddederek kendilerini Alman İmparatorluğu yurttaşı olarak tanımlayan] Reichsbürger yanlılarının, şiddeti veya şiddet planlarını 'gayri meşru' olarak gördükleri hükümetlere karşı bir eylem olarak haklı çıkarmaya çalıştıklarını görüyoruz. Gençleri bu tür ideolojilerle nasıl başa çıkacaklarını anlamaları için gerçek dünyadan örneklerle donatmak, demokratik bir topluma katılan herkes için en iyi araçlardan biri." Komplo teorileri Brezilya'daki kongre baskınını nasıl körükledi?,https://teyit.org/teyitpedia/brezilyadaki-kongre-baskinini-korukleyen-sey-komplo-teorileri,"“Seçimleri her kim temiz bir şekilde kazanırsa başkanlık kuşağını ona devredeceğim, hileyle değil.” Bu sözler eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun seçim süreci boyunca tekrarladığı ‘hileli seçim’ vurgulu açıklamalarından yalnızca biri. Aşırı sağcı liderin güçlendirdiği, çevrimiçi platformlarda farklı komplo teorileriyle birlikte hacim kazanan hileli seçim iddiaları şiddetli bir karmaşayla sonuçlandı. Brezilya'da Ekim ayında yapılan seçimler sonrası ikinci turda az bir farkla eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ’nun önüne geçen Luiz Inacio Lula da Silva, 1 Ocak'ta yemin ederek göreve başladı. Seçimde hile yapıldığına inanan ve sonuçları kabul etmeyen Bolsonaro’nun destekçileri haftalardır ülkenin farklı şehirlerinde eylemde , Kongre binası önünde kamptaydı. Bazı gruplar orduya darbe çağrısı da yapıyordu. 8 Ocak Pazar günü Bolsonaro destekçileri ülkenin başkenti Brasilia'da Yüksek Mahkeme, Başkanlık Sarayı ve Kongre binasının bulunduğu bölgeyi bastı. Polis yeterince hızlı müdahale edemediği için eleştirildi, kamu güvenlik şefi görevden alındı ve ‘sabotajı inşa etmekle’ suçlandı. Gözaltıların sayısı bin 500’e ulaştı . Bolsonaro destekçileri Brezilya bayrağındaki sarı ve yeşil renkten oluşan formalar giymeleriyle biliniyor. Bu nedenle grup, Minyonlar isimli animasyon karakterlerine benzetilerek, Bolsominion olarak anılıyor. BBC’nin Latin Amerika editörü Vanessa Buschschlüter’e göre Pazar günü yaşanan ayaklanmaya katılanlar siyasi yelpazenin en ucunda yer alıyor. Aşırı sağcı Bolsonaro, seçim süreci boyunca defalarca Brezilya’nın elektronik oylama sisteminin güvenilirliğini sorguladı. Hile yapıldığına dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen Bolsonaro, destekçilerinin çoğunu seçimin ‘güvensiz’ olduğuna ikna etti . Bu iddiası seçim kurulu yetkilileri tarafından reddedilse de birçok Brezilyalı seçimin ‘çalındığına’ inanıyor. İnternette elektronik oylama sisteminin hatalı olduğuna, oyların çalındığına ve diğer hilelere ilişkin onlarca yanlış bilgiye ulaşmak mümkün. İddialar çevrimiçi platformlardan taşıp sokaklara taşınıyor. “Kaynak kodu istiyoruz” anlamına gelen pankartlar elektronik oylama sistemi hakkındaki iddialardan esinleniyor. kaynak: Eraldo Peres/AP Uzmanlara göre Jair Bolsonaro'nun yanlış ve yanıltıcı bilgilerle dolu söylemleri ve seçim sistemini tartışmaya açması, Brezilya'da sergilenen öfkeye büyük ölçüde katkıda bulundu . Seçim süreci boyunca TikTok ve Facebook gibi platformlar, ülkede ‘Stop the Steal (Hırsızlığı Durdur)’ etiketiyle iddialar yaygınlaştığı için eleştirilmişti. Pazartesi günü Facebook, Instagram ve WhatsApp'ın çatı şirketi Meta, isyanı ‘ihlal edici bir olay’ olarak kabul ettiğini ve bu eylemleri destekleyen veya öven içeriklerin kaldıracağını söyledi. Brezilyalı doğrulama platformu Aos Fatos'a göre , mesajlaşma uygulamaları Telegram ve WhatsApp ile kısa video uygulamaları TikTok ve Kwai baskını organize etmek için kullanılan ana platformlar. Farklı Telegram gruplarında ‘Özgürlük Karavanları’ için hareket saati ve yer bilgileri paylaşıldığı, TikTok'ta ‘oy pusulaları’ anahtar kelimesi için çıkan ilk sekiz arama sonucundan beşinin ‘hileli oy pusulaları’ ve ‘manipüle edilen oy pusulaları’ gibi terimler olduğu tespit edildi. Uzmanlar Facebook ve Instagram’da, seçimle ilgili anahtar kelimeleri kullanan binlerce kullanıcıyı, seçimlerin güvenliğini sorgulayan aşırıcı gruplara yönlendirdiğini belirtti. Bolsonaro destekçileri internette bir araya gelmek için ‘Festa da Selma’ (savaş çığlığı partisi) etiketini kullanıyor.  ‘Festa’, ‘parti’ anlamına gelen Portekizce bir kelime. ‘Selma’, savaş çığlığı anlamına gelen, ‘selva’ kelimesindeki ‘v’ yerine ‘m’ kullanılarak türetilmiş. Bu harf değişikliğinin sebebi anti-demokratik gönderiler nedeniyle tutuklanma riskinden kaçınmak istemeleri. Yüksek takipçili hesapların takipçilerini kongre binasına gitmeye çağırdığı, orduyu müdahaleye davet ettiği paylaşımların bazıları hala dolaşımda. Sosyal medya platformlarında herkes fikirlerini yaygınlaştırmaya çalışabiliyor. Özellikle de demokratik süreçleri, zorlu bir seçim dönemi içinden geçip pratik etmeye çalışan kutuplaşmış bir toplumda bu yaygınlaştırma çabasının daha hayati bir noktada olduğu söylenebilir. Sosyal medya platformlarından beklenen ise seçim güvenliğine dair şüpheleri olan tüm kullanıcıların fikirlerini bastırması ya da yok sayması değil, şiddet içeren ve demokratik kurumları tehdit eden olaylara yol açan paylaşımlara ilişkin etkili politikalar uygulaması. Araştırmalar seçim güvenliğine ilişkin komplo teorilerini yaygınlaştırarak YouTube üzerinden binlerce dolar para kazanan yayıncılar olduğunu gösteriyor. Platformun politikası şiddet ve aşırıcılık yanlısı veya suç örgütlerini övmeyi, teşvik etmeyi veya onlara yardım etmeyi amaçlayan içerikleri yasaklasa da, Aos Fatos’un araştırması Bolsonaro yanlısı yayıncıların baskına ait görüntüleri YouTube'da yayınlayarak kâr ettiğini gösteriyor. Twitter'ı ekim ayında satın alan Elon Musk, şirketin Brezilya'daki birkaç satış görevlisi dışında tüm personelini işten çıkardığını söylemişti. İşten atılanlar arasında şiddet ve yanlış bilgiye dair politikaların uygulanmasından sorumlu sekiz kişi de vardı. Yani Twitter'da kuralları çiğneyen içerikleri aktif olarak yöneten herhangi bir ekibin olmadığı anlamına geliyor. Brezilya’da Twitter aşırı sağcı kullanıcıların seçim sahtekarlığı anlatılarını paylaşmak için sıkça kullandığı bir platform. Akıllara 6 Ocak 2021’de ABD Kongresini basan Trump destekçilerini gelse de gazeteci Ryan Broderick’e göre, bugün yaşananlara tekrar bakmaz, Kongre baskınıyla sonuçlanan faktörleri gerektiği gibi değerlendiremezsek, ileride yaşanabilecekleri benzer tehlikeler olarak görmeliyiz. Uzmanlar baskınları 1964'teki askeri darbeden bu yana, ülkenin demokratik kurumlarına yönelik gerçekleşen en ciddi olaylardan biri olarak değerlendiriyor. Kapak fotoğrafı: Sergio Lima/AFP" Veri güvenliği III: Twitter’daki veri sızıntısının yaratabileceği riskler neler?,https://teyit.org/teyitpedia/veri-guvenligi-iii-twitterdaki-veri-sizintisinin-yaratabilecegi-riskler-neler,"230 milyondan fazla Twitter kullanıcısının e-posta adresleri ve kullanıcı isimleri gibi temel bilgileri içerdiği iddia edilen devasa bir veritabanı bir forumda yayınlandı. Verilerin 2021’de meydana gelen, Twitter yazılımındaki bir açığın kullanılmasıyla elde edildiği belirtiliyor. Sızdırılan veriler arasında yalnızca e-posta adresleri yok. Kullanıcı adları, sosyal medya profilleri, kullanıcıların tam isimleri gibi detaylara da erişilebiliyor. Twitter’ın günlük aktif kullanıcı sayısı 238 milyona yakın . Sızıntının büyüklüğünü toplam kullanıcı sayısına bakarak anlamak mümkün. Twitter, Ağustos 2021'de bilgisayar korsanlarının, sistemdeki bir açıktan faydalandığını duyurmuş ancak bundan etkilenen hesap sayısı hakkında bilgi vermemişti. Medyada yer alan haberlerde 5,4 milyon Twitter kullanıcısının bilgilerinin bilgisayar korsanlarının kullandığı bir internet forumunda 24 Kasım 2022'de paylaşıldığı belirtilmişti. İrlanda Veri Koruma Komisyonu, Aralık 2022'de Twitter'a veri ihlali nedeniyle soruşturma açtığını duyurmuştu . Yani sızıntı bugüne kadar yaşanan en büyük ya da en riskli veri ihlali değil. Yine de her kullanıcının aklına gelebilecek bazı temel veri güvenliği sorularını yanıtlamak için iyi bir fırsat. 230 milyondan fazla kullanıcının e-posta adreslerini, kullanıcı isimlerini ve tam adlarını içeren bir veritabanı yayınlandı. Farklı incelemeler takipçi sayılarının ve hesabın ne zaman oluşturulduğunu da içerdiğini gösteriyor. Sızdırılan veriler, kredi kartı bilgileri, telefon numaraları veya ev adresleri gibi yüksek hassasiyetteki ayrıntıları içermiyor. Ancak bir veri sızıntısı yalnızca e-posta adreslerini içerse bile ciddi sonuçlara yol açabilir. Verileri çalınan Twitter kullanıcıları için ortaya çıkabilecek bazı riskler şunlar; Spam ve oltalama saldırıları: E-posta adresiniz sızdırılması, spam ve oltalama e-postaları alma olasılığını artırır. Bu e-postalar her zaman büyük riskler barındırmasa da can sıkıcı olabilir. Cihazlarınıza kötü amaçlı yazılım bulaştırma veya hassas bilgileri ifşa etmeniz için sizi kandırma riski oluşturabilir. Kimlik hırsızlığı: E-posta adresiniz, sızdırılmış diğer kişisel bilgilerle (mesela adınız, adresiniz veya telefon numaranız) birleştirilirse, potansiyel olarak kimlik hırsızlığı için kullanılabilir. Uzmanlar, Twitter kullanıcı adlarını e-postalarla eşleştirme yeteneğinin yüksek profilli kişiler için endişe verici olabileceğini söylüyor. Yüksek sayıda takipçisi olan doğrulanmış hesaplar, çevrimiçi dolandırıcılık için ideal. Sızıntı hem bu hesapların ele geçirilmesi riskini hem de bu hesaplar aracılığıyla farklı kullanıcıların dolandırılması riskini ortaya çıkarıyor. Diğer profillerdeki veri ihlalleri: E-posta adresiniz sızdırılırsa, kullanıcısı olduğunuz diğer hesaplarınıza erişmeye çalışmak için kullanılabilir. Örneğin bilgisayar korsanları, diğer internet sitelerindeki hesaplarınıza giriş yapmayı denemek için bu e-posta adresinizi basit bir parola eşliğinde kullanabilir. (Güçlü parolalara sahip olmak bu nedenle önemli.) Mahremiyet kaybı: E-posta adresiniz diğer kişisel bilgilerle birleştirilmese bile, sızdırılmış olması mahremiyet kaybına neden olur. E-posta adresinizin kamuya açık biçimde bilinmesini veya izniniz olmadan paylaşılmasını istemeyebilirsiniz. İlginizi çekebilir: Veri güvenliği II: Siber hırsızlığa karşı hazırlıklı olmak Doxing (kişisel bilgilerin, genellikle kötü niyetle, kamuya açık platformlarda ifşa edilmesi): Özellikle anonim olarak paylaşım yapan Twitter kullanıcıları için önemli bir gizlilik sorunu ortaya çıkabilir. Bu sızıntı ile anonim Twitter kullanıcılarını tespit etmek ve gerçek kimlikleriyle ilişkili olabilecek e-posta adresi kullananların gerçek kimliklerini ortaya çıkarmak mümkün olabilir. Uzmanlar, baskıcı rejimlere sahip ülkelerde, yayınlanan e-posta adreslerinin muhaliflerin veya aktivistlerin hedef alınmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Dijital güvenlik, gelişmesine katkıda bulunmak için çabaladığımız eleştirel dijital okuryazarlığın kapsadığı alanlardan biri. Dijital ortamda var olabilmek için çoğunlukla paylaşmak zorunda olduğumuz verilerin bireysel kullanıcılar, platformlar ve bu verileri ele geçiren farklı şirketler için anlamı bambaşka. Veri güvenliği konusunda çözümü yalnızca kullanıcıların atacağı birkaç adımda aramak gerçekçi değil. Kullanıcılar olarak neler yapabileceğimizin ötesinde, tartışılması gereken alanlar için verilerimizi işleyen şirketlerden neler bekleyebileceğimizi düşünmek önemli." Yankı fanusu nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yanki-fanusu-nedir,"Sizinle benzer ilgi alanlarına ve gündemlere sahip bir arkadaşınıza onun da komik bulabileceği bir içeriği sosyal medyadan gönderdiğinizde “bunu ben de gördüm” yanıtını almış ya da daha önce sizin karşınıza hiç çıkmamış bir şüpheli bilginin babanızın üye olduğu Facebook grubunda binlerce beğeni, yüzlerce yorum aldığını görmüş olabilirsiniz. Bu deneyimi ve daha fazlasını içinde barındıran ve internetin bugünkü doğasını anlamamıza yardımcı olan bir kavram var: yankı fanusu. Yankı fanusu (echo chamber), sosyal medyada kullanıcıların yalnız kendi görüşlerine yakın paylaşımlarla karşılaştığı, farklı düşüncelerle karşılaşmanın ise pek mümkün olmadığını anlatan bir terim . İngilizcesi ‘echo chambers’, seslerin içi boş bir alan içinde yankılandığı bir oda metaforundan geliyor. İngilizcedeki ‘chamber’ kelimesinin tam karşılığı olmamasına rağmen aynı etkiyi yaratan kavram için fanusu düşünebiliriz. Türkçede fanus, içerdekini dış etkilerden koruyan, yarım küre şeklinde, camdan bir ortam anlamına geliyor. ‘Echo chamber’ terimini de tam bu sebeple bir yankı fanusuna benzetmek mümkün. Sosyal medyada içinde yer aldığımız ortamların toplamı, tıpkı bir fanus gibi bizi farklı görüşlerden koruyor. Üstelik ‘fanus’ kelimesi bu alanların camdan, yani kırılgan olduğunu ve buralara hapsolmak zorunda olmadığımızı da ima ediyor. Yankı fanusuyla birlikte ya da birbirinin yerine kullanılan bir diğer kavram da filtre balonları . Eli Pariser tarafından 2011 yılında ortaya atılan filtre balonları kavramı, platformların algoritmalar sayesinde kullanıcıların alışkanlıkları takip ederek internette yalnızca karşılaşmak istedikleri içerikleri görmesini sağladığı durumu tanımlıyor. Her iki durumda da gerçekliğin çarpık bir şekilde anlaşılmasına yol açabilecek, dar bir bilgi tüketim alışkanlığına sürükleniyoruz. Çünkü bu yankılanma hali kendi bakış açımızı yansıtan fikirlerin genişletilmesine ve diğerlerinin sessizleşmesine yol açıp kutuplaşmaya katkıda bulunuyor. Bu kavramlar ortaya çıktığından beri temel kabul bu yönde. Uzmanlar farklı bakış açılarına maruz kalmanın eleştirel düşünmeyi geliştirmeye ve teyit yanlılığı nın (kendi düşüncelerimize veya inançlarımıza benzeyen ya da yakın olan bilgilere inanma yatkınlığımız)  etkisini azaltmaya yardımcı olabileceğini vurguluyor. Bir yankı fanusuna hapsolmak, kişinin kendi inançlarını abartmasına ve çarpık bir gerçeklik görüşüne yol açabilir. Sosyal medya algoritmalarının etkileşim odaklı mevcut yapısının, bir kişinin önceden var olan inançlarıyla uyumlu içerikleri güçlendirirken ve bu inançlara tezat oluşturan veya zorlayan içerikleri bastırdığı ve yankı fanuslarının yaratılmasına ya da güçlenmesine katkıda bulunabileceğini öne süren araştırmalar da var. Bir internet kullanıcısı olarak, içinde bulunduğumuz yankı fanuslarının dışına çıkmanın yolu, Özetle, kendi inançlarınıza meydan okumak için çaba sarf etmekten geçiyor. Yankı fanuslarının mevcut döngüsünü değiştirmeye yönelik sorumluluğu bir yapılacaklar listesinde özetleyip sosyal medya kullanıcılarının eline vermek gerçekçi değil. Ama kavramın, medyayı kendi hakikatlerine sarılmakta ısrar eden kullanıcıların karşısında günah keçisi haline getirdiğini hatırlatanlar da var . Uzmanlar bunu okuyucuların, medya kuruluşlarının ve sosyal medya platformlarının ortaklaşa çözmesi gereken bir sorun olarak görüyor . Haber kaynaklarını çeşitlendirmenin çözümdeki payı vurgulandıkça medya ve teknoloji şirketleri yeni çözümler geliştirmeye başladı . Chrome eklentisi olarak çalışan, Facebook kullanıcılarının, arkadaşlarının haber akışlarıyla kendi haber akışlarını karşılaştırmasını ve içeriğin nasıl kutuplaştırıldığını bütüncül olarak görmelerini sağlayan PolitEcho ; Twitter eklentisi olarak geliştirilen, kullanıcının düzenli Twitter akışını yalnızca tek tıkla rastgele, anonim ve farkı politik görüşü olan birinin akışı ile değiştirmesine olanak sağlayan FlipFeed ; haberlerdeki politik yanlılığı göstermeye yönelik tasarlanan, sağlık uygulamalarına benzeyen Read Across the Aisle ; Facebook akışınıza politik görüşünüzle çelişen haberler ekleyerek politik olarak karşıt olduğunuz başka görüşleri daha fazla kabullenmenizi sağlayacağı vaadiyle yola çıkan Chrome eklentisi Escape Your Bubble akla ilk gelenler. Konuya ilişkin perspektif seçme konusundaki yanlılığın internete özgü olmadığını hatırlatıp, oluşturulmasına bizzat katkı sundukları filtre balonlarını patlatmaya yönelik yeni araçlar sunmalarını ironik olduğunu hatırlatanlar da var. Neredeyse tamamı İngilizce olan bu araçların çok yaygın biçimde kullanıldığını söylemek mümkün değil, kimisi artık aktif de değil. Bu sebeple kendileri yardımcı olamasa da, çalışma yöntemleri yankı fanuslarından çıkmaya dair ipuçları verebilir. Sorunu, bilgi kalabalığının içinde yolunu bulmaya çalışan, tüketeceği içerikleri seçmekte çok da iyi olmayan kullanıcılar ve zaaflarımızdan beslenen algoritmaların birbiriyle paslaştığı bir oyun gibi düşünmek insanların sadece hoşlarına gidecek siyasi haberleri tükettiğini düşündürüyor ve çözümsüz hissettiriyor. Ancak yankı fanusu kavramının kendisine yöneltilen eleştiriler de var. Akademik kaynaklar ve sürdürülen araştırmalar yankı fanuslarının, toplumun sadece küçük bir kısmının tecrübelerini yansıttığını gösteriyor. Yani, sadece sevdiğimiz içeriklerin arasında kısılıp kaldığımız fikrinin bizzat kendisi ironik bir biçimde bir tür yankı fanusu etkisi ile gereğinden fazla abartılmış olabilir. İlginizi çekebilir: Araştırma: Yankı fanusları hakkındaki yankı fanuslarından kaçınmak Abartıldığı kadar etkili olsun ya da olmasın, bugünkü bilgi tüketim alışkanlığımıza dair bize bir şeyler anlattığından emin olduğumuz bu kavram, alışkanlıklarımızdaki sorunlu tarafları yeniden gözden geçirmemiz için bir fırsat olarak görmek mümkün . Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak: UF College of Journalism and Communications" Yanılgı paradoksu: Yanlış bilgi düzeltildiğinde bile nasıl yayılmaya devam edebiliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/yanilgi-paradoksu-yanlis-bilgi-duzeltildiginde-bile-nasil-yayilmaya-devam-edebiliyor,"2012 yılında Geleceğe Dönüş filminden bir ekran görüntüsü internette yayılmaya başladı. Görselde, [zamanda yolculuk yapmak için kullanılan] DeLorean marka arabanın zamanda ileriye gittiği tarihin, 27 Haziran 2012 olduğu yazıyordu. Heyecan dolu gönderiler ve paylaşımlardan kısa süre sonra, görüntünün üzerinde oynandığı fark edildi. ‘Asıl’ tarih üç yıl sonraydı. Fakat bu ilk kez olmuyordu. Bundan iki yıl önce, yani 2010 yılında, benzer şekilde DeLorean'ın zaman sayacını gösteren üzerinde oynanmış bir görsel daha internette yayılmıştı. İnsanlar yanlış bilgi yaymaya devam ediyor, kolektif internet bilinci de aynı yanlış bilginin geri döndüğünü fark etmiyordu. Üstelik bu tür hataları fark etsek bile, kolayca düzeltemiyoruz. Vikipedi’de kendisi hakkındaki bir bilgiyi düzeltmeye çalışan Philip Roth'un başına gelenler, bu konuyu en iyi anlatan örneklerden. Roth, Vikipedi sayfasındaki bir bilgiyi düzeltmek için daha güvenilir bir ikincil kaynak gerektiğinden, The New Yorker'da açık mektup yayınlamak zorunda kalmıştı. Hızlı ve aşırı bilgi dünyasında, etrafımızdaki bilgiler sürekli değişse de her zaman en günceline erişemiyoruz. Yeni şeyleri hızla öğrenme ve hataları düzeltme konusundaki eşi görülmemiş yeteneğimizde rağmen, ‘Bilgi’ ve kötü niyetli ikizi ‘Hata’, karmaşık ve ilgi çekici şekillerde yayılmaya devam ediyor. Hatalar, başka bir yerde doğrusu olsa bile, olması gerekenden çok daha uzun süre aramızda kalıyor. Yeni bilgiler gerektiği kadar hızlı yayılmıyor ve toplum geneline düzensiz bir şekilde yayılıyor. Bu yalnızca bilgi felsefesini ilgilendiren, teorik bir sorun değil. Ciddi sonuçları olması muhtemel. Örneğin, doktorlar ortada daha yeni ve daha iyi bir tedavi olduğunu fark etmeyebiliyor. Öğretmenler en güncel materyallere sahip olmayabiliyor. Ebeveynler en yeni çocuk yetiştirme yöntemlerini bilmeyebiliyor. Tüm bilim alanları, diğer alanlardaki ilerlemelerden bihaber olmaları nedeniyle, zaman, para ve diğer kaynaklara boş yere yatırım yaparak başkalarının çoktan elde ettiği bulguları tekrarlıyor. Devam eden bilimsel araştırmalar, bilgiyi geliştirmek ve hataları ortadan kaldırmak için bir çözüm olsa da, gerçeklerin hızla yayılmasını garantilemez. Örneğin, geri çekilen birçok bilimsel makaleye, geri çekildikten yıllar sonra bile hâlâ referans veriliyor. Bir bulgu hata, sahtekarlık veya başka bir nedenden dolayı geri çekildiğinde , referans sayısı hızlı bir şekilde düşebiliyor, ancak çalışma aynı konudaki başka bir çalışma tarafından geçersiz kılındıktan veya başka bir şekilde eskidikten çok sonra bile referans almaya devam edebiliyor. Hatalı bilgilerin yayılımının bir kısmı, sosyal ağların karmaşık yapısına ve her birimizi yeni bilgileri ya kabul etmeye ya da tamamen görmezden gelmeye yatkın hale getiren bilişsel tuhaflıklara dayanıyor. Gün geçtikçe gelişen ağ bilimi, etkileşimlerimizin yapısının ve diğer özelliklerinin, bilginin ve yanlış bilginin yayılmasını nasıl etkilediğini inceliyor. İşte bu konuya dair, ıspanağın sağlığa faydaları ile ilgili, görünüşte zararsız bir örnek. Ispanağın içerdiği demir miktarı 19. yüzyılda ölçüldü. Ancak ondalık işaretinin hatalı aktarılması nedeniyle, onlarca yıl ıspanağın gerçekte olduğundan 10 kat daha fazla demire sahip olduğu düşünülüyordu. 1980'lerin başında, seçkin bir doktor bu tür hataları düzeltme amacıyla, 'Sahte' başlığıyla, bir tıp dergisinde makale yayınladı . Bu makalede şöyle yazıyordu: Uygulamalı matematik ve ağbilimci Samuel Arbesman, bu makaleyi dikkatlice inceledikten sonra, bu hikayeyi, bilginin nasıl olgunlaştığını ve değiştiğini anlatmak için The Half-Life of Facts (Gerçeklerin Yarı Ömrü) kitabında paylaşıyor. İşin tuhafı, bilimsel bir hatayı düzeltmekle ilgili bu hikayenin kendisi de hatalı. Nottingham Trent Üniversitesi'nden bir profesöre göre, ıspanağın yüksek demir içerdiğine ilişkin yanılgının nedeni yazım hatası değil, dikkatsiz bir ölçüm. 2012 yılındaki DeLorean yanılgısı gibi, bu hata 20. yüzyılın başlarında çoktan düzeltilmişti. Ancak tıpkı özensiz ölçüme onlarca yıl sonra hâlâ referans verildiği gibi (hatanın sürekliliği hakkındaki bazı iddialar doğru görünüyor, hikaye şaşırtıcı derecede karmaşık), bu hatanın çürütüldüğü, kendisi de hatalı olan makaleye de onlarca yıldır referans veriliyor. Bütün bunlar 2010'da, tıp dergisinde yayınlanan makaleden tam 29 yıl sonra, Nottingham Trent Üniversitesi'nden Mike Sutton tarafından çürütüldü ! Hatta bu bilginin hatalı olduğunu, asıl makalenin yazarı da kabul etti . Ancak Arbesman, bu bilgileri Gerçeklerin Yarı Ömrü isimli kitabı baskıya gittikten sonra öğrendiğini belirtiyor. Tüm bilgilerin zamana meydan okuması çok pratik ve öngörülebilir olurdu. Fakat bilim insanı olmanın ölçütü bu olsaydı, kimse bilim insanı olmazdı. Hiç kimse en son bulguları araştırmaz, yazmaz, hatta okumaya istekli olmazdı. Elbette yine de titiz olmak gerekiyor. Ama iyi haber şu ki, bilgi değişken olsa da değişme şekli bazı kurallara uygun oluyor. Karmaşanın da bir yöntemi var. Arbesman eski bir profesörünün bir perşembe günü, dersten sonra söylediklerini hatırlatıyor. Profesör, Çarşamba günü okuduğu makalede, Salı günü anlattıklarının aksini kanıtlayan şeyler olduğunu görünce Perşembe günü sınıfa geldiğinde öğrencilerine şöyle söylüyor: 'Salı günü anlattıklarımı hatırlıyor musunuz? Hepsi yanlışmış. Bu sizi rahatsız ediyorsa, bilimle uğraşmayı bırakmanız gerekiyor.'" Önceden çürütme nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-onceden-curutme-nedir,"Yanlış bilgiyle mücadele etmenin çeşitli yolları var, ‘önceden çürütme’ (prebunking olarak da bilinir) ya da ‘aşılama' (inoculation) da bunlardan biri. İnsanlara bir konu hakkında yanlış bilgi örneklerini, bunlarla karşılaşmadan önce göstererek yanlış bilgileri tespit etme ve sorgulama konusunda daha donanımlı olmalarını hedefleyen eleştirel düşünce pratiğine aşılama deniyor. Aşılar hastalığa sebep olan virüslerin insan ve hayvanlardan alınıp hastalığa sebep olma özelliklerinden arındırılarak ya da salgıladıkları toksinlerin etkileri ortadan kaldırılarak geliştiriliyor. Bu sayede aşılanan kişinin vücudunun, hedef virüsü tanıması ve onunla savaşmak için antikor üreten hücreleri aktive etmesi hedefleniyor. Böylelikle aşılanan kişi bağışıklık kazanıyor. Psikolojik aşılama da benzer bir yöntemle çalışıyor. Tıpkı vücuda girmesi muhtemel virüslere karşı koruyucu antikorlara sahip olunması gibi, gelecek yanlış bilgilere karşı onları saptayabilecek koruyucu bilişsel araçlara sahip olmamızı sağlıyor. Yani aşılamayla bilişsel ve entelektüel antikorlara sahip olabiliriz . Yanlış bilgiyle mücadelede en çok kullanılan yöntemlerden biri, bilgileri sonradan çürütmek (İngilizce'de debunking olarak da bilinir) . Örneğin halihazırda ortada olan bir yanlış bilgiyi ele alıp konuyla alakalı doğru bilgileri vererek teyitlemek, bir çürütme yöntemi. Bilgi düzensizliği nin yoğun olduğu bir ortama doğru bilgilerin girmesini sağlamak çok kıymetli. Çünkü yanlış bilgiye ne kadar çok maruz kalırsak, o bilgilerin gerçekliğine inanma ihtimalimiz o kadar artıyor. Aynı zamanda bir bilgiyi tekrar tekrar duymak, o bilginin olduğundan daha yaygınmış gibi görünmesine neden olabiliyor ve bu da bu bilginin inandırıcılığını artırabiliyor . Ancak sonradan çürütmenin birkaç dezavantajı var. Bir yanlış bilgi çürütüldüğünde, insanlar düzeltilmiş bu bilgiye yanlış bilginin kendisi kadar hızlı erişemiyor. Üstelik çürütmeler, yanlış bilgiye kıyasla sınırlı sayıda insana ulaşıyor . Bir diğer dezavantaj ise ‘yapışkan’ olarak da nitelendirilen yanlış bilgilerin hafızada kalıcılığının çok yüksek olması. Bir bilginin doğrusu sunulsa da yanlış olanın bellekten silinmesi çok kolay olmuyor . Bir hastalığı tedavi etmektense kişilerin o hastalığa hiç yakalanmaması için gerekli önlemleri almak daha çok tercih edilir. Aynı bunun gibi, yanlış bilgiyle mücadelede de önlem, tedaviden iyi olabilir . Bir önceden çürütme yöntemi olan aşılama ile insanlara yanlış bilgiye maruz kalmadan bu bilgiyle nasıl mücadele etmeleri gerektiğini öğreterek önlem almalarına yardımcı olabiliriz. Kaynak: Psychological Inoculation Against Fake news , van der Linden & Roozenbeek, 2020 Aşılamanın iki önemli bileşeni var: Araştırmalar özellikle mantığa dayalı çürütmenin başarılı olduğunu gösteriyor. Yani yanıltmak için kullanılan teknikleri veya argümanların altında yatan safsata ları belirleyerek, gelecekte kişilerin karşılarına çıkacak yanlış teorileri çürütmek için edindikleri bu bilgileri kullanmalarını sağlamak. Örneğin, yeterli donanıma sahip olmayan kişilerin uzmanmışçasına çıkıp konuşması sıkça kullanılan ve yanlış bilginin desteklenmesine sebep olan bir teknik. Bunun varlığından haberdar olduğumuzda karşımıza çıkan uzmanların gerçekten uzman olup olmadıkları konusunda daha dikkatli hareket edebiliriz. Aşılama, bilgi okuryazarlığı ve eleştirel dijital okuryazarlığın geliştirilmesine de yardım ediyor. Örneğin, yanlış bilgi içerikli haberlerde duygusal dil kullanımı çok yaygın. Cambridge Üniversitesi, Bristol Üniversitesi ve Google Jigsaw’ın beraber yürüttüğü bir çalışmada bir milyondan fazla YouTube kullanıcısına yaklaşık iki dakika süren bir video izletilerek aşılama uygulandı. Bu video, çevrimiçi ortamlarda duygusal manipülasyonun nasıl yapıldığını anlatmak için hazırlanmıştı. Videoda, öfke ve korku gibi güçlü negatif duyguların insanlar tarafından nasıl kolaylıkla ayırt edildiği ve bu duyguları taşıyan bilgilerin nasıl insanların dikkatini daha kolay çektiği anlatılıyor. Araştırmacılar şu sonuca vardı: bu videoyu izleyen YouTube kullanıcıları sadece laboratuvar ortamındaki deneylerde değil, gerçek hayatta da yanlış bilgi yaymak için yaygın olarak kullanılan manipülasyon tekniklerini daha kolay fark etmeye başladılar . Yani bu aşılama sayesinde, internet ortamında karşılaştıkları bilgilere daha dikkatli yaklaşma becerilerini geliştirdiler. Yanlış bilgi literatüründeki aşılama teorisini aynı biyolojik aşılamada konuşulduğu gibi ‘sürü bağışıklığı’ kavramı altında düşünebiliriz. Ne kadar çok insan önceden çürütmeyle karşılaşırsa yanlış bilgiye karşı toplumsal direnç de o kadar artar ve yanlış bilginin toplum içindeki yayılması yavaşlatılmış olur. Aşılama bu yüzden sadece bireysel bazda değil, doğru bilginin yaygınlaştırılması açısından bize toplumsal bazda da fayda sağlayacak bir yöntem olabilir. Evet, kendi kendimizi aşılayabiliriz. Yanlış bilgi kavramıyla alakalı farkındalık kazanarak başlamak mümkün. Teyit’in Türkçeye çevirdiği, First Draft tarafından yayınlanmış olan Yanlış Bilgi Psikolojisi serisini inceleyebilirsiniz. Bu rehber, yanlış bilgiye karşı neden savunmasız olduğumuzu ve konuyla alakalı neler yapabileceğimizi anlatıyor. Yanlış bilginin yaygınlaşması sırasında sıkça kullanılan safsataların, yani bilişsel yanılgıların neler olduğunu ve nasıl kullanıldıklarını öğrenebilirsiniz. Konuyla alakalı hazırlanan videolardan yardım alabilirsiniz. Bu alanda araştırma yapan bilim insanlarının yayınları takip edilebilirsiniz. Dr. Stephan Lewandowsky, Dr. Sander van der Linden ve John Cook takip edebileceğiniz isimlerden. Daha eğlenceli bir alternatif olarak, kişileri yanlış bilgiye karşı bağışık hale getirmeyi hedefleyen oyunlar var: Örneğin Bad News oyunu bir sosyal medya simulasyonu. Oyunda kutuplaşma ve trolleme gibi teknikleri kullanarak yanlış bilginin nasıl yayıldığını birinci elden gözlemliyoruz. Aşağıdaki oyunlardan birini de deneyebilirsiniz: Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Big Think , Annelisa Leinbach" Araştırma: Komplo teorilerinin ‘altın çağında' yaşamıyoruz,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorilerinin-altin-caginda-yasamiyoruz,"Aşı karşıtı kamu görevlileri , okul yönetim kurullarında QAnon destekçileri... Birçok medya kuruluşuna göre, ' komplo teorilerinin altın çağında yaşıyoruz.' Fakat durum böyle olmayabilir. Google'ın Jigsaw isimli teknoloji araştırma kuruluşunun yayınladığı bir rapora göre , komplo teorilerinin sayısı geçmişte olduğundan daha fazla değil. Geçmişten günümüze değişen şey, yayılım ve dağıtım araçları; yani hayatımızda her zaman var olan olağan dışı düşüncelerin ve komplo teorilerinin dikkat çekmesine sebep olan şey, teknolojik gelişmeler ve internet platformları. 'ABD'de komplo teorilerine olan genel inanç düzeyi, son 65 yılda çok az değişti' diyor araştırmacılar. Amerika örneğinden ilerleyecek olursak, komplo teorileri Amerikalıların en sevdiği eğlencelerden ve vakit geçirme araçlarından biri. Tarihçi Richard Hofstadter'ın 1965 tarihli The Paranoid Style in American Politics (Amerika Siyasetinde Paranoya) kitabında açıkladığı üzere, bu komplo teorileri arasında, ABD'nin içişlerine karışan yabancılar veya ABD'ye Roma'nın gücünü empoze etmeye çalışan Katolikler, masonlar, Kübalı hizipler veya gizli aydınlar yer alıyor. Bu, komplo teorilerinin zararsız olduğu anlamına gelmiyor. FBI ilk kez Temmuz 2019'da aşırıcı komplo teorilerini yerel bir terör tehdidi olarak tanımladı. Bu, Donald Trump'ın 2020 seçimlerini kazandığına dair hatalı bir düşünceye inanan binlerce Amerikalının Washington'daki kongre binasını basmasından bir buçuk yıl önceydi. Miami Üniversitesi'nden siyaset bilimci Joseph Uscinski ve diğerlerinin anket araştırmalarına referans veren Jigsaw raporuna göre, tutarlı anket verilerinin olduğu son 10 yılda bile, komplocu düşünce seviyesi, yani dünyadaki olayların ardında gizli planlar olduğunu düşünme eğilimi sabit kalmış. Amerikalıların yaklaşık yüzde 30'u, 'Hayatımızın büyük bir kısmı gizlice tasarlanan komplolar tarafından kontrol ediliyor' gibi ifadeleri tutarlı bir şekilde kabul ediyor. Değişen şey ise elbette teknoloji. Bir zamanlar uç olarak görünen fikirler artık çok kolay yayılıyor ve durmadan tartışılıyor. Karen M. Douglas ve diğerleri tarafından 2019'da yazılan ' Understanding Conspiracy Theories ' makalesine referans veren Jigsaw araştırmacıları şöyle söylüyor: 'Komplo teorilerine inanç birden artmadı. Teknoloji, her zaman hayatımızda olan uç fikirlere olan farkındalığı artırıyor. [...] Komplo teorilerine inanç yaygın hale gelmese de, internet ve özellikle sosyal medya ve görsel odaklı forumlar, bu teorilerin yayılma şeklini temelden değiştirdi.' Komplo teorileri ve diğer uç fikirler, bir zamanlar yalnızca az kişiye ulaşan kitaplar ve filmler, gece geç saatlerde yayınlanan radyo programları ve alternatif yaşam tarzı konferansları aracılığıyla yayılıyordu. Bu teorilere inananların, benzer düşünen kişilere ulaşması için çaba sarf etmesi, mesela başka bir yere seyahat etmesi veya biriyle mektuplaşması, telefonla araması gerekiyordu. Sosyal internet tüm bunları değiştirdi. Artık herkes komplo teorilerini yayan ve başkalarına tanıtan kişi olabiliyor. Sosyal platformlar, bu kişilerin başka şehirlerde ve ülkelerde yaşayan ve düşüncelerini destekleyen diğer insanları hızla bulmalarını sağlıyor. Bu kişilerden binlercesi, hatta milyonlarcası 8chan'de veya Facebook gruplarında bir araya geldiğinde, ana akım bir hareketin parçalarıymış gibi görünüyor. Bu da rasyonel kişilerin bile en çılgın teorilere inanmasını kolaylaştırıyor. Bu durumda soru, neden birçok insanın böyle bir kurguya inanmak istediği oluyor. Araştırmacılar, bir komplo teorisi ni 'paylaşan' veya 'beğenen' kişilerin motivasyonlarını tam olarak bilmiyor. Bazı psikologların teorilerine göre, insanlar bir şeyleri değiştirme gücü olmadığını hissettikleri zorlu zamanlarda uç teorilerle kendilerini rahatlıyor. Bu kişiler, pandemi ve 'hileli' 2020 seçimleri gibi konularda 'kendi araştırmalarını yapmak' için bilimden ve ana akım medyadan uzak durmaya karar veriyor. Topluluklarındaki diğer kişilerin bilmediği gizli bir gerçeği bildiklerini hissederek güçlü kalmaya çalışıyorlar. Jigsaw araştırmacılarının görüştüğü, eski komplo teorisyeni olan ya da bu teorilere hâlâ inanan 85 kişiden biri olan Judy'nin söylediği gibi: 'İyi bir şey yapıyormuşum gibi hissetmek istedim. Çözüme katkı sağlamış gibi hissetmek istedim.'" Yapay zekâyla oluşturulan görseller yanlış bilgi için kullanılabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-panigi-yanlis-bilgiye-olusturulan-gorseller,"Midjourney’den DALL-E’ye, DeepAI’dan Stable Diffusion’a 2022 görsel odaklı yapay zekâ uygulamalarının popülerliğinin zirve yaptığı bir yıl oldu. Öyle ki Google Trends verilerine göre, ""yapay zekâ"" konusu arama motorunda bugüne kadarki en yüksek trafik akışına ulaştı. Yapay zekâ, bilgisayar sistemleri aracılığıyla insan zekâ sını taklit etmeyi amaçlayan uygulamaların bütününe verilen isim . Doğal dil işleme (natural language processing) veya konuşma tanıma (speech recognition) gibi uygulamalar, yapay zekâ nın bir parçası. Yani aslında telefonumuza verdiğimiz sesli komutları anlayarak, telefona fiziksel olarak dokunmadan birini aramamızı, mesaj atmamızı, dinlediğimiz müzik uygulamasında şarkıyı geçmemizi sağlayan Siri ve Google Asistan da yapay zekâ temelli yazılımlar. Yanlış bilgiyle yapay zekâ nın ilişkisi, Midjourney ya da DALL-E gibi yazıdan görsel üretebilen uygulamaların gölgesinde doğmuş değil. Bir görüntü veya video üzerine yapılan montajla kişilerin gerçekçi görüntülerinin elde edildiği ve söylemedikleri şeyleri söylüyormuş gibi göründüğü deepfake , yani yapay zekâ sahteciliği videoları yıllardır hayatımızda. İnternette güvenilir içeriklere ulaşmayı kolaylaştırma amacıyla kurulan First Draft’ın kurucularından Claire Wardle, 2018 yılının sonunda, yapay zekâ sahteciliği sorununun gerçekten zarar verme potansiyeline ulaşmasına en az dört yıl olduğu öngörüsünde bulunmuştu . Wardle’ın öngörüsünün üstünden dört yıl geçti. O zamandan bu yana Teyit’te, sosyal medya kullanıcılarının gerçek olduğuna inandığı yalnızca bir deepfake videosu ile ilgili analiz yayınladık . Bunun sebebi, bu videoların henüz ‘mükemmellikten’ uzak olması, bunları tespit etmek için kullanılabilecek birçok ipucu olması ve sosyal medya kullanıcılarının bu içeriklere kolay kolay kanmaması . Deepfake videoları hâlâ yanlış bilgi açısından bir tehlike olmaya devam etse de, büyük popülerlik yakalayan Midjourney ve diğerleri gibi, yapay zekâ ile görsel oluşturma uygulamalarının izini sürmenin daha zor olduğunu söyleyebiliriz. Yakın zamanda üzerinde UFO motifi olduğu ve İtalyan arkeologlar tarafından Senorbi kasabasında bulunduğu iddia edilen bir mozaik fotoğrafı sosyal medyada yayılmaya başladı . Üstelik dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyaretini gösterdiği ima edilen bu mozaiğin M.Ö. bin 300 yılına ait olduğu iddia ediliyordu. Bu mozaik hakkındaki şüphelerimizin ilk kaynağı, ilgili bilgilerin yalnızca sosyal medya paylaşımlarından ibaret olması ve hiçbir haber kaynağında yer almamasıydı. Dahası, Senorbi kasabasının yetkilileri de böyle bir mozaik bulunduğuyla ilgili hiçbir açıklama yapmamıştı. Araştırmalarımız bizi sonunda Zhistorica isimli bir internet sitesinin ‘UFO’lar gerçek mi? Tarihi kanıtlar’ başlıklı makalesine yönlendirdi. Mozaik görseli bu sayfada yer alıyordu. Fakat makalenin yazarı Gabriele Campagnano, bu görselin Midjourney ile üretildiğini ve bu makalenin, komplo teorisi içerikleri sayesinde internet sitesinin trafiğinin artıp artmayacağını gözlemlemek için yazıldığını söylüyordu. Midjourney’de belli anahtar kelimeler kullanarak buna benzeyen görseller üretmek mümkün. Örneğin biz ‘mosaic found, UFO, Palmira, ISIS’ gibi kelimelerle bu dört görseli elde ettik: Bir Discord sunucusu üzerinden erişilebilen Midjourney’de, /imagine komutu kullanılarak ardından gelen anahtar kelimelerle ortaya çeşitli görseller çıkarılıyor . Bu anahtar kelimelerle internetin dört bir köşesinde görsel arayan yapay zekâ , bunları en anlamlı olacak şekilde işliyor ve yeniden inşa ediyor. Büyük ölçeğe baktığımızda yapay zekâ alanı henüz çok yeni, bu nedenle spesifik olarak Midjourney gibi yapay zekâ yla üretilmiş görsellere odaklanan tespit yöntemlerimiz kısıtlı. Fakat internetin ilk zamanlarında da günümüzde yanlış bilgileri tespit etmek için kullandığımız birçok aracın ve yöntemin henüz gelişmediğini hatırlamak gerekiyor. Yapay zekâ kullanılarak üretilen yanlış bilgiler arttıkça bunları tespit etme ve bunlarla mücadele etme yöntemlerinin de gelişeceğini akılda tutmak gerekiyor. İşte bu teknoloji gelişene kadar, bir görselin yapay zekâ yla oluşturulup oluşturulmadığını kontrol etmenize yarayacak birkaç yöntem : (Kaynak: OpenAI ) İnsanlar odağında, deepfake tespit etme rehberimizde yer alan, garip görünen vücut veya duruşlara, doğal olmayan renklendirmeye, doğal olmayan el ve parmak gibi diğer organlara da dikkat edebilirsiniz. Kapak görseli: DALL-E" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-sozluk-dogruluk-durtmesi-baslik1.jpg, Doğruluk dürtmesi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dogruluk-durtmesi-nedir,"‘Doğruluk dürtmesi’ bir içeriği paylaşmadan önce kullanıcıya o içerikteki bilgilerin doğruluğundan emin olup olmadığını sormak ya da doğru olmayabileceğini anımsatmak anlamına geliyor. Facebook'ta bağımsız teyitçiler tarafından yanlış olarak işaretlenen bir gönderiyi paylaşmak istediğinizde karşınıza çıkan ‘Yine de paylaşmak ister misiniz?’ kutucuğu, doğruluk dürtmesine bir örnek. Bilgiye erişimin çok kolay olduğu bir dünyada yaşamanın bazı zorlukları var. Çoğu zaman bilgi yığını arasından doğru ve önemli olanlarını ayırt etmemiz gerekiyor. Ancak internet ve özellikle sosyal medyayı kullanırken bilgiyle olan bu kritik ve analitik alışkanlığı her zaman sürdüremiyoruz. Çünkü sosyal medya araçlarını bilgi tüketmekten ziyade etkileşime girmek ve vakit geçirmek amacıyla kullanıyoruz. Bir paylaşımı beğenip beğenmediğimize kadar verirken sezgilerimize güvenmeye ve hızla karar vermeye yatkınız. Yani eğlenceli vakit geçirmek için girdiğimiz bir sosyal medya uygulamasında, araştırma yaparkenki kadar analitik ve detaycı bir zihinle hareket etmiyoruz. Bu da bizi yanlış bilgi karşısında daha savunmasız hale getiriyor. Yanlış bilginin yayılmasını hızlandıran sosyal birçok sebep var. Yapılan çalışmalar tembel düşünme tarzının da yanlış bilgi sorununda büyük etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Fakat analitik düşünmemize yardımcı olacak ve maruz kaldığımız bilgiler karşısında önce şöyle bir durmamızı sağlayacak bazı yöntemler mevcut. Doğruluk dürtmesi de bunlardan biri. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve Kanada'daki Regina Üniversitesi’nden araştırmacılar doğruluk dürtmelerinin ve hatırlatıcıların, sosyal medyadaki paylaşım kalitesini artırdığını buldular . 2020’de Psychological Science dergisinden çıkan ‘Sosyal medyada Covid-19 ile ilgili yanlış bilgilerle mücadele: Ölçeklenebilir doğruluk dürtmesi müdahalesi için deneysel kanıtlar’ adlı çalışma iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde, katılımcıların Covid-19 ile ilgili doğru haber başlıklarını yanlışlarından ayırt etme konusunda gösterdikleri beceriyi haber başlıklarını paylaşma konusunda gösteremedikleri bulundu. Yani, sorulduğunda bir haberin doğru mu yanlış mı olduğunu ayırt edebilmek ile bu haberleri paylaşma tutumu arasında farklılık vardı. Çalışmanın ikinci bölümünde ise haber başlıklarını paylaşıp paylaşmayacakları sorusundan önce bir grup katılımcıya Covid-19 ile alakalı olmayan bir haber başlığının doğruluğunu derecelendirmeleri istendi. Bu şekilde bir doğruluk dürtmesinin, katılımcıların haber paylaşma tutumlarını iyileştirdiği gözlemlendi. Bu araştırma, doğruluk dürtmesinin insanları belli bir ölçüde durup düşünmeye sevk edebileceğini ve yanlış bilgi konusunda daha dikkatli bir tutum sergilemelerine yardımcı olabileceğini gösteriyor. Dr. David Rang, çalışmada kullandıkları doğruluk dürtmesi hakkında şunları söylüyor : ‘Deneyimize göre, insanları içeriklerin doğruluğuna dikkat etmek için ‘dürtmek’, çevrimiçi ortamda paylaştıkları Covid-19 içeriklerinin kalitesini artırabilir. Bu, sosyal medya platformlarının kolayca uygulayabileceği, ölçeklenebilir bir müdahale. Umarım yaparlar!’ Günlük hayatta interneti kullanırken siz de doğruluk dürtmelerine denk gelebilirsiniz. Bunun en önemli örneklerinden biri Facebook’ta teyitçiler tarafından yanlış olarak işaretlenmiş bir gönderiyi paylaşmak isteyen kullanıcılara ‘Bağımsız haber doğrulayıcıları kontrol etti’ uyarı kutucuğunun çıkması. Kullanıcıların teyitçiler tarafından incelenen iddialara ilişkin postlarda karşılaştığı uyarı. İngilizcesi ‘nudge’ olan ‘dürtü’ kavramının kapsamı konusunda farklı görüşler var. Genel olarak nudge , belli etmeden davranış öneren küçük ipuçları şeklinde tanımlansa da bazı araştırmacılar tarafından bilinçli bir şekilde kişilerin davranışını düzeltmeye yönelik hareketler de (küçük hatırlatıcılar kullanmak gibi) ‘educative nudge’ olarak tanımlanıyor. Mesela Google’da yapılan arama sonuçlarında en üstte, varsa konuya dair teyitlenmiş bilgilere ve analizlere yer vermesi de bir doğruluk dürtmesi olarak değerlendirebilir. Ya da daha genel kapsamda insanları paylaşım yapmadan önce dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarmak, durup düşünmelerini söylemek de aslında bir doğruluk dürtmesi. Birleşmiş Milletler tarafından 2020’de sosyal medyadaki Covid-19 ile alakalı yanlış bilgi paylaşımını azaltmak amacıyla başlatılan ‘ Pause ’ (Dur) adlı girişim de buna örnek olabilir. Kampanya kapsamında videolar, grafikler ve hareketli görseller (GIF) kullanılarak sosyal medya kullanıcılarına bilgileri paylaşmadan önce daha dikkatli olmaları gerektiği hatırlatıldı. Yapılan paylaşımlar #takecarebeforeyoushare (paylaşmadan önce dikkat et) etiketi ile desteklendi. Biri bizi dürttüğünde ne yaparız? Şöyle bir irkilir, dalmışsak kendimize gelir ve bizi dürten kişiye ne olduğunu sorarız. Fiziksel olan bu dürtme eylemi, yanlış bilginin yayılmasını engellemek için kullanılan doğruluk dürtmelerinin ne yapmaya çalıştığını anlamak için güzel bir örnek. Doğruluk dürtmeleri de aynı fiziksel dürtme gibi çok dikkatli ve belki de kritik analitik düşünme kanalları çok açık olmayan zihnimizi o sırada dürtülmesi anlamına geliyor. Yanlış bilgiyle mücadelede sık sık anılan bir yöntem olsa da, herkes tarafından aynı oranda önemsenmeyeceği için tüm kullanıcılarda aynı oranda etki yaratmayabileceği de akılda tutulmalı. Minik uyarılar ve dürtmeler, yanlış bilgiye dair tüm sorunlarımızın çözümü olmasa da yapbozun önemli bir parçası. Yanlış bilginin yanı sıra, dijital güvenlik ve gizlilik gibi bağlamlarda da uygulanan dürtmelerin, kullanıcıya kazandırmaya çalıştığı refleks ortak: yavaşlamak . Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak Görseli: MIT Sloan" Twitter'daki iklim krizi inkarcılığı bilim insanlarını endişelendiriyor,https://teyit.org/teyitpedia/twitterdaki-iklim-krizi-inkarciligi-bilim-insanlarini-endiselendiriyor,"Twitter, iklim bilimcilerin araştırmalarını paylaşmalarının yanı sıra petrol hatlarının inşasını durdurmak veya politika yapıcıların çevre kirliliğini önlemedeki başarısızlıklarını kınamak için harekete geçmek isteyen aktivistlerin buluşabileceği bir forum ortamını sağlamakla biliniyor. Ancak birçok aktivist ve bilim insanı, iklim değişikliği hakkındaki yanlış bilgi sayısındaki artış, spam ve hatta tehditler nedeniyle platformla olan ilişkileri bozulduğundan Twitter'ı terk ediyor. Bilim insanları ve savunucular, çoktan çürütülmüş iklim değişikliği inkarcılığı savlarının ve iklim değişikliği karşıtı meme 'lerin yeniden popülerleşmesinden ve sitede arama yapıldığında çıkan ilk sonucun #ClimateScam (İklim Yalanı) ifadesinin olmasından rahatsız olduklarını belirtiyor. Elon Musk'ın kaotik yönetimi altındaki Twitter, içerik moderasyonu ekiplerini işten çıkarmış , platformun sürdürülebilirlik ekibini dağıtmış ve Donald Trump ile iklim kriziyle ilgili yanlış bilgi yayan sağcı eleştirmen Jordan Peterson gibi milyonlarca takipçisi olan birçok kullanıcıya yönelik yasakları kaldırmıştı . Bazı iklim uzmanları için tüm bu değişiklikler, katlanılmayacak kadar fazla. ABD'deki Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi'nden (NSIDC) Twila Moon şöyle söylüyor: 'Musk'ın Twitter'ı devralmasından bu yana, platformu hem haber almak hem de bilimsel bilgileri paylaşmak için kullanma sıklığım azaldı.' Moon, Twitter'a olan güven çökerse, bilim insanları arasında uzun yıllar sonucu kurulan bağların da kopabileceğinden endişeleniyor. 'İnsanların iklim değişikliği inkarcılığı ve iklim değişikliği hakkındaki yanlış bilgilerde artış olduğunu fark etmesi endişe verici. Tüm bunlar, ekonomi, toplum ve sağlık açısından yıkıcı olacak şekilde iklim krizi hareketini yavaşlatabilir.' Pennsylvania Üniversitesi'nden önde gelen iklim bilimci Michael Mann, henüz Twitter'dan ayrılmayı planlamadığını belirtiyor. Ancak Mann, iklim değişikliğiyle ilgili yanlış bilgilerin göz göre göre yayıldığını, hesapları kapanan iklim inkarcılarının geri dönmeye başladığını ve iklim inkarcılığının daha da ilgi çektiğini gözlemlediğini söylüyor. Mann, Musk'ın yeni göreviyle endişeye kapılan diğer iklim bilimcilere katılarak Twitter'ın alternatifi olarak görülen yeni sosyal medya platformu Mastodon'da profil oluşturmuş. Rutgers Üniversitesi'nden iklim bilimci Bob Kopp 'Şu an Twitter bana değer katmıyor, Mastodon'da daha ilgi çekici tartışmalar dönüyor' diyor. Kopp, Twitter'ın Covid-19 ile ilgili yanlış bilgi politikasını sonlandırması hakkında endişesini dile getirerek, bunun iklim inkarcılığıyla yakından ilişkisi olduğunu söylüyor. Kendini, ifade özgürlüğü savunucusu ilan eden ve eskiden elektrikli otomobil firması Tesla'yı yönetme şekli nedeniyle çevrecilerden övgü toplayan Musk, Twitter'ın ‘laf dalaşı yapılan kaotik bir ortama dönüşemeyeceğini' söylemişti. Fakat George Mason Üniversitesi'nden iklim iletişimi uzmanı Ed Maibach'a göre, Musk'ın aldığı son aksiyonlar, 'dünya çapında bir kafes dövüşü yapmak istediğini' gösteriyor. 'Durum böyle olacaksa, biz yokuz' diyen Maibach, iklim çevrelerindeki birçok kişinin Twitter'ı terk etmeyi düşündüğünü öne sürüyor. Temmuz ayından, yani Musk'ın siteyi 44 milyar dolara satın almasından üç ay önceden bu yana #ClimateScam (İklim Yalanı), 'iklim dolandırıcılığı' veya 'iklim sahtekarlığı' gibi ifadeleri kullanan Twitter içeriklerinde artış var. Climate Action Against Disinformation ( Dezenformasyon a Karşı İklim Eylemi) koalisyonunun yaptığı analize göre , o zamandan bu yana bu ifadeler 500 binden fazla kez kullanılmış. Koalisyon, Twitter'ın şeffaf olmayan algoritması nedeniyle bunun sebebinin net olmadığını söylüyor. Institute for Strategic Dialogue (Stratejik Diyalog Enstitüsü) sivil eylem bölümünün yöneticisi Jennie King 'İçeriklerde ""iklim yalanı"" ifadesinin ""iklim acil durumu"" ya da diğer ifadelerden daha fazla kullanıldığına dair hiçbir kanıt yok. Bu sebeple ""iklim yalanı""nın neden en başta çıktığını anlamak çok zor. İklim bilimcilerin, neden Twitter'ın artık üretken tartışmalara yol açabilecek bir ortam olmadığını söylediğini anlayabiliyorum. Nefret söylemine ve ölüm tehditlerine maruz kalıyorlar. Onları platformdan uzaklaştırmayı amaçlayan tehditlerde artış görüyoruz.' diyor. King, Twitter'da iklim kriziyle ilgili temelsiz iddiaları yayma çabasıyla, özellikle de konuyu kürtaj veya LGBTİ+ hakları gibi diğer tartışmalara getiren hesaplarda artış olduğunu söylüyor. Musk tarafından Twitter profili tekrar açılan Kanadalı psikolog ve medya kişiliği Jordan Peterson, son zamanlarda iklim değişikliğine odaklanmış durumda . Peterson bir günde konuyla ilgili onlarca paylaşım yaparak 3,5 milyon takipçisine ulaşıyor. Sağcı Peterson, aşırı karbondioksitin dünya için faydalı olduğu, otomobillerden kaynaklanan kirliliği azaltma çabalarının 'otomotiv özgürlüğünü' tehdit ettiği ve iklim değişikliği aktivistlerinin 'kıskançlıkla ve narsist davranarak zarara yol açmak istediği' gibi çoktan çürütülmüş teorileri paylaşıyor. 'Markası çevreciliğin ötesine uzandığından, Peterson önemli biri. Fakat şu an iklim konusuna odaklanmakta ısrarcı' diyor King. 'İklim inkarcılığını savunan bu hesapların aynı zamanda hileli seçim, ırk politikası veya üreme hakları gibi diğer konularda da yanlış bilgi yaydığına defalarca şahit olduk.' İklim kriziyle ilgili yanlış iddialar, fosil yakıt endüstrisi ve çeşitli muhafazakar figürler tarafından onlarca yıldır dile getirilse de, son iki yılda sosyal medyada iklim konusunda kutuplaşmanın arttığına dair kanıtlar var. Britanya ve İtalya'daki araştırmacıların yakın tarihte yürüttüğü bir araştırma , geçen yıl Birleşmiş Milletler COP26 (İklim Değişikliği Konferansı) sırasında Twitter'da iklim karşıtı sağcı söylemlerin sayısında, 2015'te düzenlenen aynı zirveye kıyasla dört kat artış olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre, iklim değişikliği eylemini destekleyenlerin ikiyüzlü olduğunu söyleyen veya emisyonları azaltmanın anlamsız veya pahalı olduğu gibi iddialarda bulunan azınlık seslerinin artması, son yıllarda ABD ve Avrupa'daki sağcı siyasetçilerin iklim aktivistlerini hedef almasıyla körükleniyor. Çalışmanın ortak yazarı ve Londra City University araştırmacısı Andrea Baronchelli 'İklim değişikliği tartışmalarında, güvenin azaldığı ve aynı fikirde olmayan gruplar arasında etkileşimin olmadığı yeni bir çağa giriyoruz' diyor. 'Bir taraftaysanız, alay etmek dışında diğer tarafın görüşlerine maruz kalmıyorsunuz.' İklim bilimcileri bu yapının, Twitter gibi önceden ana akım olan mecraların, küresel ısınma konusunda hiç uzmanlığı olmayan komplo teorisyenlerine ve başka kişilere kalmasından endişeleniyor. Brown Üniversitesi'nden iklim bilimci Kim Cobb da Mastodon'a geçiş yapmış. Fakat bu platformun Twitter'a kıyasla 'fazla uysal' olmasından yakınıyor. 'Birçok kadın bilim insanını ve beyaz olmayan bilim insanını takip eden biri olarak, bu değerli seslerin yokluğunu fark ediyorum' diyor Cobb. 'Belki Twitter'ı terk ettiler, belki sessizleştiler, belki de platform algoritması o kadar kötüleşti ki ortak takipçilerimizin onların paylaşımlarını retweetlediğini göremiyorum. İklim değişikliği söz konusu olduğunda, Twitter'ın eski halinden eser yok.'" Buyrun cenaze namazına: Sosyal medyada ölenler,https://teyit.org/teyitpedia/buyrun-cenaze-namazina-sosyal-medyada-olenler,"Hepimiz muhakkak öleceğiz. İşin kötüsü bu durumun değişeceğine dair bir ışık da yok. Bilim, büyü, din ya da doğaüstü güçler ölüme henüz çare bulamadı. Yeri ve zamanını bilmediğimiz bu gerçeği şimdilik sadece “unutarak” bastırıyoruz. Ancak internet ve sosyal medyada ölüm, olması gerektiğinden biraz daha karmaşık. Tanınmış ya da topluma mal olmuş birçok kişi bu sanal dünyada şimdiye kadar defalarca kez “ öldü ”. Birden çok ölenler ve düzenli olarak ölenler bu alemde sıradan olaylar. Hatta ailece ölenler bile var. Evet, sosyal medyadaki “ asılsız ölüm ” haberlerinden bahsediyorum. Annenizin hayran olduğu eski yeşilçam yıldızının, sevdiğiniz bir futbolcunun, bir komedyenin ya da favori yazarınızın “ acı haberine ” sosyal medyada rastladığınıza eminim. Bu yazıda asılsız ölüm haberlerine yakından bakıp, tekrarlayan paylaşımların ardındaki motivasyonu anlamaya ve bu konudaki haberlere nasıl direnç kazanacağımıza odaklanacağız. İnternet aslında yığınla asılsız ölüm haberinin olduğu tekinsiz bir yer. Şimdiye kadar kimler bu dünyada öldü ya da öldürüldü dersiniz? Şimdi sayacağım isimlerden en az biriyle derinden bir gönül bağı kurduğunuza eminim. Sürekli asılsız ölüm haberi çıkan ve artık gerçekten vefat eden isimler de bu listeye eklenebilir. Rahmetli Münir Özkul hayatını kaybetmeden önce, asılsız ölüm haberleri yıllarca tekrar etti. Halit Kıvanç ve Tarık Akan da ölüm haberlerinden sonraki zamanlarda hayatını kaybedenler arasındaydı. “ Ölmeden önce ölenlerin ” yer aldığı bu listeyi uzatmak elbette mümkün. Asılsız ölüm haberleri tüm dünyada bir sorun. Bu listenin aynısı dünyaca tanınan süper starların olduğu bir sıralamayla da kolayca yapılabilir. Ancak sizi yormak istemiyorum. Liste o kadar uzun ki, kabaca aklınıza gelen her ünlünün asılsız ölüm haberinin olduğunu söyleyebilirim . Bu yazı internetteki asılsız ölüm haberlerini inceleyecek olsa da konunun bunun ötesinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kısa bir araştırmayla aslında kişiler hakkında çıkan gerçek olmayan ölüm haberlerinin yazılı basın ve hatta günlük hayatımızdaki uygulamalara kadar sirayet ettiğini görebiliriz. Yani konu ölümün kendisi kadar derin. Nicola Tesla ’nın arkadaşı ve dünyanın tanınan yazarlarından ABD’li Mark Twain de ölmeden önce ölenlerden biri. 1897’de henüz internet ortada yokken, Twain gazetelerden kendi ölüm haberini okudu. O sıralar Londra’da bulunan Twain’e ulaşan gazeteciler yazarın ölmediğini yazarın kendisinden öğrendi . Twain buna alışkındı çünkü hakkında sık sık sahte ölüm haberleri yayılıyordu . Gazeteciliğin telgrafla yapıldığı dönemlerde doğru bilgiye ulaşmanın zorluğu ortada olduğundan doğrulanmayan “asılsız ölüm” haberleri sorun olabiliyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de asılsız ölüm haberlerinden payına düşeni aldı. Yerelden ulusala Atatürk hakkındaki haberleri araştıran bir çalışmaya göre, Atatürk hayatını kaybettiği 1938’den önce birçok kez asılsız ölüm haberlerine maruz kaldı. Çalışmaya göre bu haberler bazı yayın organlarının günlük tirajlarını artırmak için hazırladığı kurgusal metinlerdi . Belfast’ta yayınlanan The Republican Journal’daki Atatürk’ün asılsız ölüm haberi . Gazetenin tarihi 26 Aralık 1919. Bu yazının devamında göreceğiniz gibi aslında kaygı aynı. Tirajı “tık sayısı” olarak değiştirirsek günümüzdeki ölüm haberlerinin altında yatan motivasyonun da yıllar önceki ile benzer olduğunu söyleyebiliriz. Asılsız ölüm haberleri yazılı ya da dijital medyanın dışında günlük hayatta da krizlere yol açıyor. Yaklaşık 20 yıl önce Zonguldak kent merkezinde asılsız bir ölüm “ anonsu ” yapıldı. Belediye anons biriminden Adnan Cinal’ ın öldüğü seven ve yakınlarına duyuruldu. Ancak Cinal gerçekte hâlâ yaşıyordu . Ufak çaplı bir şokun ardından Cinal’ın yakınları olaya müdahale etti ve sorun çözüldü. Yakın zamanda video paylaşım uygulaması TikTok’ta bir akım başladı. Buna göre bir “kurban” seçip, ona en sevdiği ünlünün öldüğünü söylüyorsunuz. Sonra gelen tepkilerini kaydediyorsunuz . Tepkiler görülmeye değer: hayal kırıklığı yaşayanlar, ağlayanlar, çığlık atanlar, nutku tutulanlar… Bu çok insani tepkilerden sonra akım ABD’de tartışmalara da yol açmış. Bazıları ölümle şaka yapmanın etik olmadığı görüşünde. Ancak bu akım asılsız ölümlere konu olan kişi ve hayranların ortak özelliklerine de göz kırpıyor. Videodaki kişiler ismi zikredilen ünlüleri çok seviyor ya da güçlü bağları var. Onlar sanki hiç ulaşamadıkları “ yıldızlar” değil, “ en yakın” akrabaları gibi. Dolayısıyla en yakınınızın ölüm haberini almak sizi nasıl yıkıyorsa onlar da öyle tepkiler veriyor. Asılsız ölüm haberleri de aynı yeri kaşıyor. Çok önemsediğimiz bir ünlünün her adımını takip edip, bilmek isteriz. Onunla ilgili haberler diğerlerinin bir adım önündedir. Algıda seçicilik adı verilen mefhum tam olarak bu. Asılsız ölüm haberlerini, ünlüleri kullanarak bizi kendine çekmek isteyen deniz korsanları olarak tanımlamak yanlış olmaz. Asılsız ölüm haberleriyle farklı mecralarda karşılaştığımızı söyledik. Ancak Meta’nın Facebook’u bir süredir diğerlerinden bir adım önde. Eğer Facebook’ta sık dolaşan biriyseniz bu haberlerden birine denk gelmiş olmanız çok muhtemel. Mesela Ocak 2023’te tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen'in fotoğrafının yer aldığı “veda etti” başlıklı bir paylaşım yaklaşık 2 milyon kez görüntülendi. Armağan Çağlayan’ı konu alan benzer bir haber de 140 bin görüntülenme almış. Yani “ acı ama asılsız haber ” sosyal medyada da tez duyuluyor. Platformda herhangi bir isim zikredilmeden dolaşan görseller de var. Bunlar yukarıdaki örneklerdeki gibi viral olmasalar da kullanıcıları yanıltan ve yönlendiren nitelikteler. Facebook’un teyitçilere açık olan yanlış bilgi panelini incelediğimizde iddialara konu olan ünlü kişilerin dönemlere göre farklılaştığını görüyoruz. Başka bir sebepten popülerleşen bir ismin, ölümüne işaret edebilecek paylaşımların çoğalması ya da popüler bir dizinin başrolündeki kişinin “ölmesi” çok beklendik bir şey. Çünkü bu isimler hem ünlü hem de popüler. Halihazırda bir rahatsızlığı bulunan ünlüler de sosyal medyada selası okunanlar arasında. Kaçış sendromu adı verilen bir hastalığa yakalanan sunucu Mehmet Ali Erbil ve sekiz yıldır MS hastası olan şarkıcı Serdar Ortaç bu konuda ilk akla gelenlerden. Hala komada olan sunucu Kenan Işık’ı da unutmamak gerek. Asılsız ölüm haberlerinin altındaki motivasyonların nedenleri farklı olsa da önemli olan haberlerin yanlış olması. Dört kategoride bu motivasyonları sıralayabiliriz: Sehven ya da kazayla yapılan asılsız ölüm haberleri masumane sayılabilir. Yayın sürecinde yapılan minik bir hata, bir ünlünün ölümüne yol açabilir. 2013’de Milliyet gazetesi tiyatro sanatçısı Münir Özkul’un hayatını kaybettiğini duyurdu . Gazete daha sonra konu hakkında özür metni yayınladı ve haberin yazılı değil dijital baskıda yer aldığını açıkladı. Özkul, 2013’te öldükten sonra beş yıl daha yaşayıp 2018’de gerçekten öldü . Sehven yapılan asılsız ölüm haberleri savaş zamanlarında da artış gösterebilir . Çünkü savaş demek ölüm demektir. İnternet trolleri de asılsız ölüm haberleri yayabilir. Roma’da öğretmenlik yapan iki çocuk babası Tommaso De Benedetti, bu alanda ün salmış trollerden biri. 10 yıl önce Benedetti kimliğini gizleyerek açtığı taklit hesaplarla Fidel Castro, Papa Benedikt ve Pedro Almodovar gibi isimlerin asılsız ölüm haberini yaptı. Ünlü trol ayrıca devlet başkanlarının hesaplarını taklit edip birçok kullanıcıyı yanıltmayı da başardı . Kendini sıradan bir insan olarak tanımlayan trol öğretmen, medyanın “hızlı” hareket etmesinin benzer trollemelerde rolü olduğunun altını çizmiş. Benzer bir trolleme 2016’da ABD’de yaşandı. Rock müzik grubu Tenacious D'nin Twitter hesabından grubun üyesi bir üyesi olan Jack Black’in öldüğü duyuruldu . Gelen tepkilerin ardından hacker mahareti bulunan bir trolün hesabı ele geçirdiği anlaşıldı. Jack Black hayattaydı. Washington Post’ta yer alan bir yazıda 2010 ila 2014'teki ölüm haberleri analiz edildi. Buna göre sahte ölümler en çok araba kazası şeklinde meydana geldi. Asılsız ölümlerin yüzde 70’i erkeklerden oluştu ve en fazla aktörler hayatlarını kaybetti . Asılsız ölüm haberlerinin arkasında yatan en büyük etkenlerden birinin “clickbait” olarak bilinen “tık tuzakları”. Teyit Sözlük ’ te tık tuzağı; “Yanıltıcı, yanlış ya da sansasyonel bir başlık kullanarak sadece istenilen internet sitesine girilmesi amacıyla yapılmış link uzantıları” olarak tanımlanıyor . Bu tip içeriklerin hedefi kullanıcıları istediği bilgiye ulaştırmak değil, sadece bağlantıya girmesini sağlamak, yani tık kazanmak. Özellikle Facebook’ta karşımıza çıkan asılsız ölüm haberleri bu kategoriye giriyor. Şimdi bu paylaşımlara yakından bakalım. Kırşehir Bozlak isimli bir sayfa 16 Ocak 2023’te sanatçı Hakan Altun’un fotoğrafını kullanarak “Ünlü şarkıcımız trafik kazası sonucu yaşama veda etti” ifadeleriyle bir paylaşım yapmış . Paylaşımı görenler doğal olarak müzisyen Hakan Altun’un hayatını kaybettiğine inanabilir. Paylaşımın açıklamasında ise bir link bulunuyor. Detayları merak eden kullanıcılar linke tıkladıklarında “Gazete Tarafsız” isimli internet sitesine ulaşıyor . Ancak sitede hayatını kaybeden farklı birinin haberi yer alıyor. Bu örnekte karşımıza TRT’nin eski spikerlerinden ve 2022’de hayatını kaybeden Aytaç Kardüz çıkıyor. Linkler ve öldüğü söylenen ünlüler değişse de sonuç pek değişmiyor. Kullanıcılar linke tıklamalarına sebep olan kişiye değil, belki de hiç tanımadıkları başka bir kişiye dair haberlerle karşılaşıyor. Başka bir tık tuzağında da tiyatro sanatçısı Güzin Çorağan’ın ölüm haberi kullanılmış. Bazen konu bir ünlünün asılsız ölüm haberinin yayılmasından da karmaşık bir hal alabiliyor. Komik Aşk Sözleri isimli sayfa tarafından 18 Ocak 2023’te paylaşılan ilanı görenler oyuncu Zafer Ergin'in hayatını kaybettiğini düşünebilir . Ancak paylaşımdaki linke tıkladığımızda Zafer Ergin'in Arka Sokaklar isimli dizide canlandırdığı “Rıza Baba” isimli kurgu karakterin ölüm haberi yer alıyor. Özetle sayfalar tık tuzaklarıyla istedikleri linklere kullanıcıları etik olmayan şekilde yönlendiriyor. Kaygılı bir şekilde tıkladığınız haber sizi alakasız bir yere sürüklüyor. Sayfalar ya da internet siteleri bu şekilde görünürlük elde edip reklam gelirlerini artırmayı hedefliyor . Anlattığımız örneklerin her an Facebook tarafından silinmesi muhtemel. Bu yazıyı yazarken bulunan örnekler kısa sürede ortadan kalktı. Ancak yakın zamanda başka bir ünlü ölüm haberi başka bir tuzakla geri gelecek. 2016 yılında ABD’li aktör Will Smith’in oğlu Jaden Smith sosyal medyada öldü. Yukarıdaki örneklere benzer paylaşımlar Facebook’ta hızla yayıldı. Linklere tıklayan kullanıcılarsa bazı bilgilerin istendiği bir formla karşılaştı. Form kişisel bilgiler ve şifreleri istiyordu. Yani ölüm haberleri bu sefer tık tuzağı değil “phishing” yani oltalama için kullanılıyordu . Kimlik avcılığı için asılsız ölüm haberlerinin kullanılması yaygın bir yöntem. Asılsız ölüm haberlerinin hem biz kullanıcıları, hem de iddiaya konu olan “ölmemiş” insanları etkilediği aşikar. Bu konuda sorularımızı ölüm sosyolojisi alanında da çalışan Karabük Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Adem Sağır ’ a yönelttik. Sağır , bu haberleri gören birinin içindeki ölüm korkusunun açığa çıktığını söylüyor. Sağır’a göre ünlü ve tanınmış olmak tarih boyunca insanın “ölümsüzlük” arayışına karşılık geliyor. “Ölecek” olduğunu hatırlamak, o “ ölümsüzlük ” algısının da çöküşü demek. İnternetteki asılsız ölümlerin bizi “üzmesinin” önüne geçmek, kimlik dolandırıcılığı ya da oltalama ya gelmemek için gösterilecek en önemli refleks şüphe kası nı güçlü tutmak. Karşılaştığınız bir ölüm haberinin doğrulamak için kullanılabilecek bolca enstrüman var. Bir kişinin ölüm haberi sadece sosyal medyada varsa bu şüpheli bir durum olabilir. Yaygın medya, televizyon ve diğer iletişim kanallarını kontrol edin. Kişilerin yakınlarını tanıyorsanız onlar da size ipucu verebilir. Merhumun akrabaları acılarını tüm dünyaya duyuran ilk kişiler olurlar genelde. Onları takip etmek asılsız ölüm haberlerinin panzehiri olabilir. Doktorlar, devlet kurumları, kişilerin çalıştığı özel şirketler acı haberleri verebilir. Örneğin ünlü bir tiyatrocunun dahil olduğu tiyatro herhangi bir ölüm haberinde ilk açıklama yapacak yerlerden biridir. Asılsız ölüm haberlerinin kişilerin duygularına oynayıp, kişinin saf duygularını aldattığını söyledik. Ani üzüntü ya da yükselme yaşamamak, haberlere soğukkanlı yaklaşmak işe yarayabilir. Benzer paylaşımlar gördüğünüzde dikkatli davranmak ve şüphe etmek en önemli maddeler arasında. Emin olmadığınız linklere girmemek, oltalama ya da kimlik avcılığı gibi konularda bilgi sahibi olmak asılsız ölüm haberlerine karşı direncinizi yükseltecektir." Dijital esenlik nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dijital-esenlik-nedir,"Hayatımızın büyük bir kısmını kapladığını göz önünde bulundurduğumuzda, dijital dünyanın yaşantılarımızı olumsuz etkilemesinin önüne geçmek bazen imkansız gibi görünebiliyor. Kriz anlarında kaçamadığımız kötü haberler, yavaşça tükendiğimizi fark etsek de sosyal medya akışlarımızda bir hiçliğe doğru kaydırarak aşağı inmemiz, birkaç saati geçen ekran süreleri, telefon ekranına bakarak geçen sosyal etkinlikler… Tanıdık geliyor mu? Çoğu kişiye tanıdık geliyor olmalı ki, birçok teknoloji firması piyasaya sürdüğü cihazlara zaman kısıtlaması seçenekleri koymaya, birçok sosyal medya şirketiyse karşılaşmak istemediğimiz şeyleri engelleyebilmemizi sağlayan özellikler sunmaya başladı. Hatta dijitale ayırdığımız zamanı bizim için yöneten uygulamalar bile var. İşte dijital medya ve dijital araçların psikolojik sağlığımız üzerindeki kötü etkilerinin en aza indirilmesi için uygulanan pratikler bütününe dijital esenlik adı veriliyor . Örneğin, sosyal medyanın psikolojimizi kötü etkilediğini düşündüğümüzde çeşitli uygulamalar aracılığıyla ya da kendi kendimize sosyal medya için günlük saat limiti koymak, bir dijital esenlik pratiği. Dijital esenliğimizi sağlamanın ilk adımı ise farkındalık . Çevrimiçi ortamda geçirdiğimiz vaktin kolayca kontrolden çıkmasının tek sebebi kendimiz değiliz. Sosyal medya uygulamaları, oyunlar, alışveriş siteleri ve dijital dünyanın bir parçası olan neredeyse tüm bileşenler, dijitalde daha uzun süre vakit geçirmemizi amaçlayarak oluşturulan tasarım hilelerinden oluşuyor. Belirli renklerin kullanımı, en ideal konuma yerleştirilen butonlar ve net olmayan metinler, insan psikolojisinden faydalanarak sürekli aynı yere dönmemize sebep olan tasarım hilelerinden bazıları. İşte platformların, bizi uygulamada tutmak için kullandığı tasarım özelliklerinden bazıları : Dijital esenliğimizi sağlamada farkındalıktan bir sonraki adımsa harekete geçmek . Günümüzde hem Android hem de iOS işletim sistemi olan telefonların, dijital esenliğimiz için geliştirdiği uygulamalar ve özellikler mevcut. Bu özellikler sayesinde, günde kaç saat hangi uygulamayı kullandığınızı görebiliyor, bazı uygulamalar için günlük süre sınırı koyabiliyor, telefonunuzu elinizden bıraktığınızda belirli kişilerden arama, mesaj, e-posta veya bildirim gelmesini engelleyebiliyorsunuz. Bu özelliklere iOS işletim sistemlerinde “Ayarlar > Ekran Süresi” adımlarını izleyerek, Android işletim sistemlerinde ise Google Play Store’dan “Dijital Denge” uygulamasını indererek erişebilirsiniz. Telefonun tamamı dışında, sıklıkla kullandığımız uygulamalarda da dijital esenliğimizi artırabilecek adımları atmak mümkün . Örneğin, YouTube’da otomatik oynatmayı kapatmak , hem çok basit hem de dijital esenliğinize katkı sağlayabilecek hızlı çözümlerden. Veya hangi uygulamalardan gelen bildirimlere gerçekten ihtiyacınız olduğunu gözden geçirmek ve ihtiyacınız olmayanları kapatmak da yine kullanışlı bir yöntem. WhatsApp gibi, kullandığınız mesajlaşma uygulamasının ayarlarından “Okundu bilgisi” özelliğini kapatmak da gördüğünüz mesajlara acilen cevap verme zorunluluğu hissetmenizin önüne geçebilir. Bu ayarların sürekli böyle kalması gerekmediğini unutmayın. Bunların hiçbiri katı ve olmazsa olmaz kurallar değil. Önemli olan, kendi dijital esenliğinizi ve dijital dengenizi nasıl bulabildiğiniz. Dijital esenlik, teknolojiden kopmak veya teknolojik cihazlarınızı çöpe atmak anlamına gelmiyor; yalnızca teknolojinin, sizi olumsuz etkilediğini düşündüğünüz yönlere karşı farkındalık ve bağışıklık kazanmak anlamına geliyor. Dijital esenlik, dijital okuryazarlıktan ve dikkatli bir kullanıcı olmaktan geçiyor. Kaliteli bilgiye ulaşabileceğiniz kaynakları takip etmek, zihinsel sağlığımızı kötü etkileyen unsurlardan olabildiğince uzak kalmak, çevrimiçi ve çevrimdışı rutininiz arasındaki dengeyi önemsemek büyük önem taşıyor. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: DALL-E" Beş adımda komplo teorilerine inananlarla konuşmak,https://teyit.org/teyitpedia/bes-adimda-komplo-teorilerine-inananlarla-konusmak,"Komplo teorilerine inananlarla etkileşime geçerken insanların ilk içgüdüsü, genellikle bu inanışları gerçek ve güvenilir bilgilerle çürütmeye çalışmak oluyor. Ancak, komplo teorilerine inananlarla doğrudan yüzleşmek nadiren işe yarıyor. Çünkü doğaları gereği, komplo teorileri fazlasıyla ikna edici ve genellikle insanların duygularına ve kimliklerine oynuyorlar. Komplo teorilerini çürütmek etkili olsa bile, ortaya çıkma ve yayılma hızlarına ayak uydurmak zor. Mesela, 2015 ve 2016 yıllarında Twitter'daki Zika virüsü komplo teorisi propagandacılarının sayısının , onları çürütenlerden sayıca iki kat fazla olduğunu gösteren araştırmalar var. Fakat komplo teorilerine inananlarla nasıl konuşulacağına dair araştırmalar sonuç vermeye başlıyor. İnsanlar temelde üç psikolojik ihtiyacını karşılamak amacıyla komplo teorilerine çekiliyor: daha fazla kesinlik , kontrolü ellerinde tutmak ve benlikleri ile ait oldukları gruplar hakkında olumlu imajı sürdürmek istiyorlar. Covid-19 salgını gibi kriz dönemlerinde ise bu ihtiyaçlar daha da artıyor ve insanların dünyayı anlamlandırma arzusu iyice yoğunlaşıyor. Fakat komplocu düşünceler, yine de bu psikolojik ihtiyaçları karşılamıyor. Aksine komplo teorileri insanların hissettiği belirsizlikleri ve endişeleri artırarak işleri daha da kötüleştirebiliyor. Komplo teorileri insanların yalnızca ruh halini değil, davranışlarını da etkileyebiliyor . Örneğin, ilaç şirketlerinin aşıların risklerini örtbas ettiği gibi aşı karşıtı komplo teorilerine inanan kişiler, bir ay sonra aşılara karşı daha olumsuz tutumlar sergiliyor ve salgın karşısındaki güçsüzlük hislerinin arttığını söylüyor. Komplo teorilerine inananlara ulaşmak işte bu sebeple çok önemli. Komplo teorilerine olan inancı azaltmanın en önemli araçlarından biri, toplumsal normların gücü. İnsanlar, başkalarının komplo teorilerine ne kadar inandığı konusunda abartılı tahminlerde bulunuyor. Bu durum, kendilerinin de komplo teorilerine derinden inanabilme olasılığını artırıyor. 2021'de Britanya'daki yetişkinlerden oluşan bir örneklem üzerinde yapılan araştırma, başkalarının komplo teorilerine inançlarıyla ilgili bu yanılgıyı düzeltmenin , aşı karşıtı komplo teorilerine olan inancı da azalttığını ortaya koydu. Aşılama ya da önceden çürütme de umut verici bir yöntem. İnsanlara komplo teorilerine maruz kalmadan önce olgusal bilgi vermek, bu teorilere olan inancı azaltabiliyor. Üstelik kendi kendimizi aşılamak da mümkün. Araştırmalara göre, insanların kontrolü eline almaları hakkında düşünme biçimleri, komplo teorilerine inanma olasılığını azaltabiliyor. Belirli hedeflere ulaşmaya odaklanan kişiler, sahip olduklarını koruma amacıyla hareket edenlere kıyasla komplo teorilerini daha az çekici buluyor. Araştırmanın yazarlarına göre, geleceğinizi şekillendirmeye odaklanmak, komplo teorilerine olan inancı azaltan bir kontrol duygusunu teşvik ediyor. İşte komplo teorilerine inananlarla yaptığınız zor tartışmalara yardımcı olacak, kanıta dayalı beş ipucu. Açık fikirli yaklaşım , soru sormak ve dinlemekle başlıyor. Bu yöntem sayesinde karşınızdakini daha iyi anlayabilirsiniz. Karşınızdaki kişiyi dikkatlice dinleyin ve kendi inançlarınızı savunmaktan kaçının. Şöyle sorular sorun: Düşünceleriniz arasındaki uçurumu kapatabilecek empatiyi sağlamak için sohbette anlayışlı olmaya çalışın. Şöyle şeyler söyleyin: Eleştirel düşünmenin kıymetini vurgulayın. Konuştuğunuz kişi zaten kendini eleştirel düşünür olarak görüyorsa , bu beceriyi komplo teorisi nin kendisinin daha derinden incelemeye yönlendirin. Örneğin: Komplo teorilerinin, insanların düşündüğü kadar yaygın olmadığını vurgulayın. Toplumsal normları gözden geçirmek, insanların özdeşleştikleri grubu koruma ihtiyacını gidermeye yardımcı olabilir. Mesela: Onları ileriye odaklı olmaya teşvik edin ve enerjilerini daha fazla kontrol sahibi oldukları alanlara yöneltmeleri için ilham verin. Örneğin: Bu konuşmalar zor olabilir, ancak çok önemliler. Empatik, anlayışlı ve açık fikirli bir yaklaşım, güvenli bir iletişime alan açacaktır. Araştırmalar, radikalleşmeyi önlemek için kişiler arası güvenin önemli olduğunu gösteriyor. Kuşkulu hissediyorsa kişiye güven verin; endişeli veya güçsüzlerse kontrolün onlarda olduğunu hissettirin; yalnız hissediyorlarsa sosyal bağlantılar kurmalarına yardımcı olun." NLTR: Seçim dezenformasyonu ile mücadele için niteklili haberi yaygınlaştırmanın yolu işbirliği,https://teyit.org/teyitpedia/nltr-secim-dezenformasyonu-ile-mucadelede-icin-niteklili-haberi-yayginlastirmanin-yolu-isbirligi,"NewsLabTurkey (NLTR), Türkiye gazetecilik endüstrisindeki kurumsal ve bireysel aktörleri alandaki gelişmelerden haberdar etmeyi amaçlayan dijital bir gazetecilik akademisi. Dr. İpek Z. Ruacan tarafından hazırlanan, NLTR Research Hub kapsamında üretilen son raporları “Demokratik Süreçler Bağlamında Dezenformasyon Yasası” yayınlandı. Yanlış bilgi problemini ve teyitçilerin çözüm geliştirmeye çalıştığı alanı seçimler bağlamında tekrar gözden geçiren rapor dezenformasyonun kaynağına, politik seçimlere etkisine ve medya organizasyonlarının yapabileceklerine odaklanıyor. Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Rapor Hossein Derakhshan and Claire Wardle’ın 2017’de hazırladığı bilgi düzensizliği şemasından yola çıkarak dezenformasyonun tanımına göz atıyor. Teyit’te sıklıkla kullandığımız şema zarar ve kasıt ölçütlerine göre şekil alıyor. Dezenformasyon, “kasten üretilen yanlış ya da yanıltıcı bilgi” olarak tanımlanıyor. Yanlış bilgiyi kasten üretenler genellikle siyasi, ekonomik, psikolojik ya da toplumsal dürtülerden beslendiği hatırlatılıyor. Rapordaki sahte haber tanımı, dezenformasyonla arasındaki farkı netleştiriyor. “Haber medyası içeriğini biçim açısından taklit eden ancak organizasyonel süreç ve amaç anlamında bundan ayrışan” olarak tanımlanıyor. Yani her dezenformasyonun sahte haber olarak karşımıza çıkmıyor. Propagandanın ise “bir siyasi veya jeopolitik hedefe ulaşmak için bir dizi sahte haberi sistematik olarak kullanmak” tanımı odağa alınıyor. Dezenformasyon da ilk aşamada hedefli bir şekilde ortaya çıksa da viralite kontrolü kasıt sahibinin elinden alıyor. Otoriter popülizmin yükselişi ve dezenformasyon arasındaki ilişkiye dikkat çeken rapora göre otoriter rejimler genellikle kendi halklarına yönelik dezenformasyon yürütürken, demokratik rejimlerde dezenformasyon genellikle ülke dışından yapılıyor. Bu ayrım raporun ilerleyen bölümlerinde Türkiye’deki seçim sürecinde karşılaşılması muhtemel dezenformasyonun kaynağını belirlerken kullanılıyor. Türkiye’de daha önceki seçim dönemlerinde yönetim tarafından kendi halkına yönelik üretilen dezenformasyonun örneklerini Teyit'in 2019 yerel seçim raporundan da görebiliyoruz. “Otoriter rejimlerdeki dezenformasyonun amacı yürürlükteki sistem ve politikaları meşru göstermek iken, demokrasilere karşı yapılan dezenformasyondaki amaç tam tersi. Birinci durumda istikrar, ikinci durumda istikrarsızlık hedefleniyor.” Raporda, dezenformasyonun yaratabileceği denge ya da dengesizliği gören farklı ülkelerin ortaya koymaya çalıştığı kontrol mekanizmaları özetleniyor. Türkiye’nin dezenformasyon ile mücadele alanında attığı bir adım olarak 18 Ekim 2022’de yürürlüğe giren Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun inceleniyor: “Kamuoyunda kısaca “Dezenformasyon Yasası” olarak anılan yasa, sosyal medyayı adeta polisiye bir mecraya çeviriyor.” Sıradan sosyal medya kullanıcılarını kriminalize etme potansiyeli de barındıran dezenformasyon yasasının yoğun sansür ve otosansüre yol açacağı düşünülüyor. Yasanın hapis cezası getiren tartışmalı 29. maddesi şu an Anayasa Mahkemesi’nde. Ancak farklı formları farklı ülkelerde denenen yanlış bilgiyi cezalandırma pratiği dezenformasyonu engellemekte başarısız. Aksine farklı araştırmalarda ortaya konulduğu gibi, haberleşmenin kapalı platformlara kaymasına yol açıyor. Raporda “bir adayın ya da partinin kazanması amacı ile rakiplere, oy verme sürecine, seçim koşullarına ve seçimin sonuçlarına yönelik yapılan özel bir dezenformasyon biçimi” olarak tanımlanan seçim dezenformasyonu, yakın geçmişte yankı uyandıran örnekler üzerinden ele alınıyor. 2020 ABD Başkanlık Seçimi ardından yaşanan Kongre Baskını, sandık görevlilerine yapılan aleni ölüm tehditleri, bugün bile Joe Biden’ın kazandığı seçimde oyların çalındığına inanan onlarca Cumhuriyetçi temsilci…ABD Temsilciler Meclisi Gözetim ve Reform Komisyonu Kongre baskınıyla sonuçlanan “süreci bezdirici ve tehlikeli” olarak özetliyor. Raporda, seçim dezenformasyonunun seçimlere ve demokrasiye duyulan güveni aşındırdığını hatırlatılıyor. Birleşik Krallık Parlamentosu İhtisas Komisyonu’nun araştırması, Cambridge Analytica gibi şirketler, Birleşik Krallık’tan Nijerya’ya, Katalonya’dan ABD’ye bir dizi seçimleri etik olup olmadığı tartışılabilir yöntemler aracılığı ile etkilendiği ortaya konmuştu. Rapora göre etik dışı mı ya da yasadışı mı olduğu tartışılan tüm bu müdahalelerin çizginin neresinde durduğunu bir türlü çözemememizin sebebi seçim yasalarının dijital teknoloji öncesi çağdan kalmış olması. Temelini reklamcılık sektöründen alan mikro-hedefleme uygulamasının seçim sürecine dahil olması etik tartışmaları haklı olarak beraberinde getiriyor. Ruacan durumu şöyle özetliyor: “Cinsiyet, yaş veya gelir düzeyi gibi özellikleriniz doğrultusunda ilgilenebileceğiniz bir ticari ürün veya hizmete yönlendirilmeniz ile göçmen veya LGBT karşıtı önyargılarınız doğrultusunda bir milletvekili adayına yönlendirilmeniz arasında bir çizgi olup olmadığı tartışılıyor.” Rapor, basına duyulan güvenin erozyona uğramış olmasını dezenformasyonun başlıca nedenleri arasında görüldüğünü hatırlatıp, gazetecilerin deneyimlerine dönüyor. Estonya’dan Filipinler’e kadar farklılaşan coğrafyalardan gazeteciler üzerlerindeki zaman ve ticari kazanç baskısını deneyimleriyle doğruluyor: “Berkowitz’in tanımına göre paradigma onarımı bir profesyonel topluluğun itibarını yeniden tesis etmesi için attığı adımları içeriyor. Kritik olaylar paradigma onarımına vesile oluyor.” Demokratik seçimlerin dezenformasyon ile manipüle edilmesi de benzeri bir kritik eşik olabilecek potansiyelde görülüyor. Basına karşı sarsılan güveni yeniden inşa etmenin yolunun ise gazetecilerin işbirliğinden geçebileceği hatırlatılıyor. Dezenformasyon ile mücadelede tüm öneriler bir yana, en etkili yöntemin doğru haberi ücretsiz bir biçimde kitlelere, dezenformasyon ortaya çıkmadan önce ulaştırmak olduğunu söylüyor. Bunu seçimler öncesinde yapmanın bir yolununsa gazeteciler arasındaki ittifaktan geçtiğini İspanya, Arjantin ve Kolombiya gibi seçimi geride bırakmış ülkelerdeki deneyimlerden yola çıkarak öneriyor. Yakın geçmişte örneklerini gördüğümüz seçim öncesi kurulan gazeteci ittifakları, yaklaşan bir seçim ya da referandum öncesinde oluşması muhtemel dezenformasyonu engelleme amacıyla ortaya çıkıyor. Ruacan, mevcut ittifakların başarısının önemli ön koşullarından birinin gazeteciler arasındaki işbirliği olduğunu vurguluyor. Raporda yer alan ayrıntılı listeden Brezilya, Fransa, Ukrayna ve Arjantin gibi ülkelerdeki ittifakların odaklandığı alanlara ve paydaşlarına ulaşılabiliyor. Seçim dezenformasyonunu önlemek için kurulmuş olan Reverso (Arjantin), Comprova (Brezilya) ve RedCheq (Kolombiya) ittifakları başarılı örneklerden bazıları. Rapora göre araştırmalar farklı dinamiklere sahip ülkelerde işleyen ittifakların kurulabildiğini, hatta bu işbirliği faaliyetinin seçim dönemlerinde adayları, kullandıkları sert söylemi yumuşatmaya ittiği, toplumsal kutuplaşmayı azaltmaya katkıda bulunduğunu gösteriyor. Arjantin’de 2019 yerel seçimleri öncesinde yüzden fazla kurumu bir araya getiren Recerso ittifakının, toplumsal kutuplaşmanın bütün taraflarını bir araya getirebildiği hatırlatılıyor. Bir diğer mücadele yöntemi olan katılımcı gazetecilik ise okuyucu kitlesini haber yapım sürecinin öncesine dahil ediyor ve kimi durumlarda bireyleri tehlikeye atabileceği gerekçesi ile eleştiriliyor. Ruacan’a göre katılımcı gazetecilikte amaç ortak hakikatimizi beraber keşfetmek ve birbirimize karşı hoşgörü geliştirmek. Katılımcı gazetecilik için örnek The Guardian’ın 2014 yılında başlattığı “The Counted” haber dizisi. ABD’deki polis şiddetine odaklanan “The Counted,” bir yılda kaç kişinin polis tarafından öldürüldüğüne ilişkin güvenilir veri bulunamamasından yola çıkılarak şekillendi. The Guardian, bir yakınının polis tarafından öldürüldüğünü belirten kişilere ulaşarak halen güncellenmekte olan bir veritabanı oluşturdu. Peki dezenformasyonla mücadelede işe yaradığı örneklerle görülen bu ittifaklar ve katılımcı gazetecilik pratikleri yaklaşan 2023 seçimlerinde Türkiye’de hayata geçirilebilir mi? Ruacan Türkiye’deki ""medya-parti paralelliğinin"" seçim öncesi gazeteci ittifaklarının kurulumu önünde büyük bir yapısal engel olduğunun altını çiziyor. Büyük holdinglere entegre mevcut medya-sahipliği yapısı başarılı ittifak örneklerine sahip ülkelerden Türkiyeyi ayrıştırıyor. Adanmış bir okuyucu kitlesinin, topluluğun henüz olmaması da katılımcı gazeteciliği zorlaştırıyor." Kriz anlarında sosyal medyayı etkili kullanma rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/kriz-anlarinda-sosyal-medya-kullanim-rehberi,"Yardım arayanlar, yardım talep edenler, kriz yönetimine ilişkin önemli bilgiler paylaşanlar ve krize yönelik fikir ve yorumlarını iletenler… Araştırmalar doğal afetlerin ardından yayılan yardım çağrılarının gürültünün arasında kaybolma riskiyle karşılaştığını gösteriyor ve kullanıcıların bu durumu aşmak için izleyebileceği adımları, geçmiş krizlerdeki paylaşımları değerlendirerek sıralıyor. Böyle anlarda zihnimizde büyüyen stresi ve belirsizliği giderebilmek için dikkatimizi verdiğimiz sosyal medyadaki paylaşımların arasında doğru bilgiye erişmek, desteğe ihtiyacı olanları görebilmek ve yaygınlaştırabilmek için paylaşım yaparken akılda tutulması gereken ipuçları:" Safsata nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-safsata-nedir,"Daha önce bir tartışmanın ortasında önemli bir gerçekmiş gibi savunulan ama üzerine biraz düşündüğünüzde çok da mantıklı gelmeyen argümanlarla karşılaştınız mı? Safsatalar günlük hayatta hemen hemen hepimizin karşılaştığı, hatta bazen yaptığı mantıksal hatalardır. Özellikle insanları belirli bir şekilde düşünmeye ya da inanmaya teşvik etmek için sıklıkla politik aktörler ve medya tarafından kullanılırlar. Yanılgı olarak da bilinen safsata , bir konu hakkındaki akıl yürütme sürecimizdeki hatalara verilen isim. Örneğin bir argümanı desteklemek için uzmanlık alanı olmasa da herhangi bir uzmanın görüşlerinden faydalanmaya ya da o görüşü amacı dışında kullanmaya, ""bilirkişiye başvurma safsatası"" ismi veriliyor. Safsatalar genellikle yanlış bilgiye yol açıyor. Safsataları anlamak için düşünme sistemimizin işleyişiyle ilgili bilmemiz gerekenler var. Nobel Ekonomi ödüllü psikoloji profesörü Daniel Kahneman tarafından ortaya atılan ""Çift Süreç Teorisine"" göre düşünme sistemimiz hızlı ve yavaş olmak üzere ikiye ayrılıyor. Hızlı ve çabasız düşünmeye ""Sistem 1"" adı verilirken, detaylı düşünme gerektiren süreçlere ""Sistem 2"" deniyor. Sistem 1 otomatik ve hızlı çalışıp çaba gerektirmezken, Sistem 2 yavaş işliyor, dikkat ve çaba gerektiriyor. Mesela boş yolda araba kullanmak ya da 2+2’nin kaç ettiğini hesaplamak Sistem 1’in yetenekleriyle yapılabiliyor. Dar bir yere araba park etmek, bir topluluk içindeki davranışlarımızın uygunluğunu denetlemek ise Sistem 2’nin devrede olduğu durumlara örnek olarak gösterilebilir. Sistem 1 ile düşünmek yanlış bilgi tehlikesi yaratıyor. Çünkü bir şeyi işlemek ne kadar kolay olursa bunun doğru olduğunu düşünmemiz o kadar olası; bu yüzden hızlı kararlar doğru olmasa bile öyle hissettirebiliyor. Safsatalara neden olan şey de zihnimizin daha hızlı düşünme sistemini kullanıp kolayca sonuca ulaşmaya meyilli olması. Ne kadar cazip gelse de Sistem 1, mantık hatalarına düşmemize ve yanılmamıza sebep oluyor. Safsatalar ilk bakışta doğru gibi görünürler ama biraz üzerinde düşünüp zaman harcadığınızda argümandaki hatayı fark edebilirsiniz. Mesela iki arkadaşınız kavga etti ve biri size şu sözleri söyledi: “Bu konuda benim tarafımda mısın, karşı tarafta mı?” Buradaki mantık hatası “sahte ikilem safsatası” olarak adlandırılır. Siz aslında iki kişiden birini sonuna kadar desteklemek zorunda değilsiniz, ikisinin de yanlış olduğu tarafları belirleyebilir ve ortada durmayı tercih edebilirsiniz. Ancak bir anda sadece iki seçenek varmış gibi bir argüman sunulduğunda kendinizi ikisinden birini seçmek zorundaymış gibi hissedebilirsiniz. Kriz zamanları safsataların çoğalması ve dolayısıyla yanlış bilginin yayılması için ideal zamanlar. Çünkü duygularımızla harekete geçiren kriz anları safsataları gözden kaçırmamıza ve hataya daha kolay düşmemize neden olabiliyor. 6 Şubat 2023 tarihli depremlerin ardından sosyal medyada, yakınlarınızla iletişimde olduğumuz kapalı mesajlaşma gruplarında veya televizyondaki bir tartışma programında farklı safsata örnekleriyle karşılaşmış olabilirsiniz. Aşağıda bazı safsataları deprem bağlamındaki örneklerle sıraladık. Aceleci genelleme ve taraflı örneklem safsataları: Bir argümanı destekleyen az sayıda örneği göz önüne alarak yapılan büyük genellemeler aceleci genelleme safsatasına sebep olur. Depremlerin hemen sonrasında Suriyeli mültecilerin yağma yaptığıyla ilgili çok fazla paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlar birçok insanın aceleci genelleme yapmasına ve Suriyelileri potansiyel yağmacı olarak görmelerine sebep oldu. Örneğin enkaz altında çocuğunu kurtarmaya çalışan Suriyeli depremzede bir baba darp edildi. Aceleci genelleme safsatası sık sık taraflı örneklem safsatasıyla beraber kullanılıyor. Yağmalamayı yapan kişiler sadece Suriyeliler değildi ancak birçok insan taraflı örneklem safsatasına düşerek Suriyelilere dair örnekleri yaygınlaştırdı. Karmaşık neden safsatası: Bir olayın birden fazla nedeni olabilir ancak olayın gerçekleşmesini sadece bir nedene bağlamak onu gerçek manada anlamamıza engel olur. Örneğin depremdeki binaların yıkılma sebepleri şu anda tartışma konusu olsa da bu yıkımların tek bir sebebi yok. Zemin yapısı, binada kullanılan malzemelerin kalitesi, binanın yapım tekniği, alt katlarda bulunan dükkan sahiplerinin kolon kesmesi vb. bu denli büyük ölçekteki yıkımın sebeplerinden bazıları. Bilirkişiye yersiz başvurma : Bazen bilgisine başvurulan kişi o konuda gerçekten yetkin olmaz. Kişinin belli bir konuda yetkin olması her konuda yetkin olacağı anlamına da gelmiyor. Örneğin depremle ilgili “Twitter’dan okudum, Instagram’da dinledim; depremlerin sebebi HAARP’miş.” şeklindeki bir cümle bilirkişiye yersiz başvurma safsatası içeriyor. Bir bilgiyi sosyal medyadan okumuş veya dinlemiş olmamız doğru olduğunu göstermez. Bir bilgiyi sosyal medyadaki çok takipçili bir hesaptan öğrenmemiz de doğru olduğunu ispat etmez. Sosyal medyada belli bir konuda otorite olan bir kişi her konuda doğru bilgileri bize aktaramayabilir. Yaygın olarak kullanılan başka safsata örneklerine Ad Hominem ve Sahte Neden verilebilir. Ad Hominem: Bir argümana itiraz ederken argümanın kendisinin değil argüman sahibinin hedef alınmasından doğan safsata. Burada amaç, iddia sahibinin kimlik ve kişilik özelliklerine saldırarak iddianın zayıflatılması. Sahte neden safsatası: İki olay arasında desteksiz bir nedensel bağlantı kurarak yapılan mantık hatası. Örneğin torun sahibi olmak kalp krizi olasılığını artırır çünkü torun sahibi kişilerde kalp krizi geçirme oranı yüksektir iddiasını ele alabiliriz. Kalp krizi geçirme ihtimalinin artmasının asıl sebebi yaşlanma olabilir. Yaşlanınca kişilerin torun sahibi olma oranları da arttığından ilk etapta bakıldığında mantıklı gibi görünen bu argüman sahte neden mantık hatasını içeriyor. Sahte neden safsatası şu şekilde de yapılabilir: “Arabanın altından ne zaman kedi çıksa o sabah araba çalışmıyor. Kediler arabayı bozuyor olmalılar.” Halbuki art arda gelse de iki olay her zaman nedensel olarak birbiriyle bağlantılı olmak zorunda değil. Zihnin genel işleyişinin bir sonucu olan safsatalardan tamamen uzak kalmamız mümkün değil. Ancak kendimize mantık hatasına kapılabileceğimizi hatırlatabilir ve özellikle sosyal medyada karşılaştığımız argümanları sorgulayarak bu safsatalara direnç kazanabiliriz. Safsatalar elbette sadece üstte bahsedilen başlıklarla sınırlı değil. Safsatalar Ansiklopedisi: Akıl Yürüt(eme)menin Kısa Tarihi ve Safsata Kılavuzu gibi kaynaklar detaylı bilgi için kullanılabilir. Kendimiz dahil herkesin akıl yürütürken yapabileceği muhtemel hataları bilmek, gerçekten mantık hatası içeren bir argümanla karşılaştığımızda onu fark etmemizi kolaylaştıracaktır. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Teknoloji şirketlerinin gözünde güvenlik, ücretli bir hizmet haline geliyor",https://teyit.org/teyitpedia/teknoloji-sirketlerinin-gozunde-guvenlik-ucretli-bir-hizmet-haline-geliyor,"On yıldan uzun süredir, genel kabul bir sosyal platformunun başarılı olması için kullanıcılara ücretsiz olması gerektiği yönünde. Fakat bu bir “iki taraflı pazar” sorunu : Sosyal ağların ekonomik anlamda değerli olması için kritik bir kullanıcı kitlesi olması gerekiyor. Üstelik bu kullanıcı tabanı, reklam verenlerin ilgisini çekecek kadar büyük olmalı. Ödeme duvarları (paywall) Facebook gibi büyük gelirler elde eden bir platform oluşturmak için gereken ölçeği kısıtlıyor. Alışıldığı üzere, Elon Musk bu genel kabule meydan okuyarak, Twitter'da eskiden doğrulama kanıtı olarak kabul edilen ve ""onaylı hesap"" anlamına gelen mavi tiki paralı bir ürüne dönüştürdü . Onaylı hesaplar başta kimlik doğrulaması olarak kullanılıyor, bu küçük işaret platformu bir nebze de olsa güvenilir ve güvenli kılıyordu. Ancak mavi tik artık internetteki kötü insanların bazıları için garip bir statü göstergesi ve böylece sekiz dolarlık bir barkod haline geldi. Bir güvenlik özelliğinden tüketim ürününe geçiş, herkesin tahmin ettiği üzere kimlik taklitçiliğine , markalar için tehlikelere ve başka suiistimallere yol açtı. Ardından Musk yönetimi altındaki Twitter, geçen hafta bir adım daha ileri giderek SMS'li iki faktörlü kimlik doğrulamayı yalnızca ayda sekiz dolar ödeyen müşterilerin kullanabileceğini açıkladı. İki faktörlü kimlik doğrulama, gazeteciler, ünlüler, resmi yetkililer ve saldırıya uğramaktan korkan diğer kişiler tarafından sıklıkla kullanılan temel bir güvenlik basamağı. Şirket bunu bir güvenlik meselesi olarak açıklamaya çalıştı ve telefon numarasıyla iki faktörlü kimlik doğrulamanın kötü niyetli kullanıcılar tarafından istismar edildiğini fark ettiklerini açıkladı. Ancak belli ki Twitter’a göre bu risk yalnızca ödeme yapmayan müşteriler için geçerli. Çünkü Twitter Blue aboneleri bu özelliği sonsuza kadar kullanmaya devam edebiliyor. Twitter'da iki faktörlü kimlik doğrulama kullanmanın başka yöntemleri de olacak. Fakat bunlar da dünyanın her yerinde kullanılamıyor ve kendine özgü riskleri var. Temel güvenlik özelliklerinin ödeme duvarlarının arkasına koyulması hiç iyi değil. Bu sebeple Facebook'un, Musk dönemi Twitter'ının peşinden gittiğini görmek daha da kötü: Zuckerberg, Facebook'ta değişikliğin ardından yorum yapan kullanıcıların bazılarıyla az da olsa etkileşime geçti . ("" Beni taklit eden ve takipçilerimi dolandıran hesapları silmeniz için size ödeme yapmam gerektiğini düşünmüyorum ."" ""Bu ürünün özünün bir parçası olmalı, kullanıcı bunun için ödeme yapmak zorunda kalmamalı. Açıkçası Meta bunun bir ihtiyaç olduğunu biliyor, neden ayrıca kâr elde ediyorsunuz?"") Kullanıcılardan birine göre ""müşteri desteğine doğrudan erişebiliyor olmak, mavi tikten çok daha kıymetli."" Zuckerberg: ""Bunun çok değerli olduğuna katılıyorum."" Gerçekten de bu paketin en kıymetli parçası, Facebook müşteri hizmetlerine doğrudan ulaşabiliyor olmak. Ancak, güvenilir bir platformun yapı taşlarından olan, kimlik doğrulama gibi özellikleri bir ödeme duvarının arkasına koymak hoş değil. Twitter için bu hamlenin çılgınca da olsa bir anlamı var. Elon Musk, nakit akışı açısından şirketi ateşe verdi ve kullanıcı gelirine çok ihtiyacı var. En iyi reklam verenlerinizin yüzde 63'ü sizinle çalışmayı bıraktığında , etrafta gördüğünüz tüm para fırsatlarına tutunmaya çalışırsınız. (Üstelik Elon'un etrafında pek para yok gibi görünüyor.) Facebook ise hâlâ reklamlardan yılın bir çeyreğinde 30 milyar dolardan fazla gelir elde ediyor. Ancak hem ekonomi hem de Silikon Vadisi'nin bulunduğu Cupertino'daki rüzgârlar, kullanıcılardan da para kazanmayı içinde barındıran bir "" verimlilik yılı ""na doğru esiyor. Sosyal ağlar hakkındaki bu eski genel kabulün güncellenmeye başladığını görüyoruz. Kullanıcılarınızın çoğundan para alamazsanız da bazılarından alabilirsiniz. Twitter Blue'nun eski halinde olduğu üzere, reklamsız gezinme veya özel simgeler gibi ek özellikler sunan bir abonelikten çok az kişi rahatsız olur. Ancak temel güvenlik özelliklerinin bir ücret karşılığında sağlandığını görmek çok üzücü." Oltalama nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-oltalama-nedir,"“ Tebrikler, bankamızın size haber vermeden yaptığı çekilişten 250 bin lira kazandınız! Paranızı almak için yapmanız gereken tek şey kredi kartı şifreniz ve kimlik numaranız gibi tüm şahsi bilgilerinizi aşağıdaki linke tıklayarak bize göndermek! ” Böyle bir e-postayla karşılaştığınızda ilk tepkiniz ne olurdu? Muhtemelen gerçek olmadığını düşünüp hiçbir şey yapmazdınız, değil mi? Bu mesajdan şüphelenmek kolay olsa da siber dolandırıcılık yöntemleri gün geçtikçe daha da inandırıcı hale geliyor ve saptaması zorlaşıyor. İnternet, birçok açıdan sınırsız avantaj sağladığı gibi daha önceki dönemlerde insanların hayal dahi edemeyeceği kişisel güvenlik risklerinin ortaya çıkmasına da neden oluyor. 2021 verilerine göre oltalama, veri sızıntılarının ardından en çok zarara yol açan ikinci siber suç yöntemi . Oltalama, kötü niyetli kişi veya kişilerin, başka kurum veya kişilermiş gibi görünerek kullanıcıların kimlik bilgileri ve finansal hesapları başta olmak üzere hassas bilgilerini ele geçirmeye çalıştığı siber dolandırıcılık yöntemi. İngilizcede phishing olarak bilinen oltalamaya konu hassas bilgilerin başında, kullanıcıların kimlik bilgileri ve finansal hesaplarına ait bilgiler yer alıyor. Dolandırıcılar bir “yem” hazırlar ve bu yeme kullanıcıların takılmasını amaçlar. Yem genelde hediye, ücretsiz tatil, para ödülü, bedava internet gibi cezbedici içerikte sunulur. Oltalama, e-postalar, internet sitesinde aniden karşınıza çıkan reklam uyarıları ya da sosyal medya uygulamaları içindeki mesaj kutuları gibi farklı mecralarda başlasa da kullanıcılar, çeşitli finansal, kişisel ya da iletişim bilgilerini elde etmeye yönelik formlar isteyen sayfalara yönlendiriliyor. Dolandırıcılar, söz konusu sayfaları, taklit ettikleri kurum veya kuruluşun ilgili sayfalarından ayırt edilmesi zor nitelikte tasarlıyor. Örneğin bir bankayı taklit eden dolandırıcıların oluşturdukları sayfa, o bankanın ilgili sayfasının güncel görünümünün neredeyse aynısı olarak karşınıza çıkabiliyor. Oltalama, genellikle kullanıcıların paniklemesini, merak etmesini veya heyecanlanarak istenilen bilgileri hızlıca vermesini ve bunları çok kısa sürede yapmasını amaçlıyor. Dolandırıcıların geliştirdikleri söylem ve taktikler, kafa karıştırmaya, okuyucuların duygularını ön plana çıkarmaya yönelik. Bu yüzden gerçek hayatta mümkün olamayacak kadar iyi tekliflere her zaman şüpheyle yaklaşmakta fayda var. Son yıllarda ise sosyal medya platformları üzerinden yürütülen birkaç oltalama taktiğiyle sık sık karşılaşıyoruz. Cazip ve kaçırılmayacak büyük çekiliş ve hediye illüzyonları yaratan dolandırıcılar, bu senaryoda genellikle bankaların yılbaşı ve özel gün çekilişlerinde verdiği lüks otomobil, telefon veya para yerine kullanılabilen sanal puanları öne çıkarıyor. Başka bir senaryoda ise sosyal medya hesabınıza kimlerin baktığını öğrenebileceğinizi öne süren bir iletiyle karşılaşabiliyorsunuz. Profilinizi kimlerin incelediğini bilmeye yönelik bir merak içinizde büyümeye başlıyorsa riskli bir alana girmek üzeresiniz demektir. Her iki durumda da gördüğünüz linke tıklayarak yönlendirildiğiniz sayfa, gerçeğine fazlasıyla benzer. Bu sayfalarda çekilişe katılabilmeniz, hediyenizin adınıza tanımlanabilmesi veya profilinize bakanları görebilmeniz için kimlik bilgileriniz veya banka hesap bilgilerinizi girmeniz istenen kutucuklar var. Kutucukları istendiği şekilde doldurduğunuzda dolandırıcıların istediği bütün bilgileri onlara vermiş oluyorsunuz. Peki nasıl oluyor da bu kadar bariz dolandırıcılık engellenemiyor ve yüzlerce, belki de binlerce kullanıcı bu oltalamanın mağduru olabiliyor? İlginizi çekebilir: #OltayaTakılma 9: Dolandırıcılık iletilerine tıklamanın ardındaki sosyal medya motivasyonları neler? Dijitaldeki ipuçlarına aşina olmamak sebeplerden ilki. Dijital okuryazarlık, şüphelenmemize yaracak ipuçlarının neler olduğunu bize anlatabilir. Çevrimiçi dünyada, dolaşıma girecek bilgilerin seçimi ve filtrelenmesinde rol, ağırlıklı olarak algoritmalarda. Algoritmaların bariyerini aşmak görünen o ki çok da zor değil. Bu nedenle, finansal kurumlara, denetleyicilere ve dijital platformlara teknik birçok sorumluluk düşüyor. Oltalama ile ilgili yaptığımız araştırmalarda karşılaştığımız bir diğer detay da Türkiye’deki mültecileri hedef alan dolandırıcılık amaçlı e-devlet hesapları ve internet siteleriydi. Twitter’dan ziyade Facebook’ta karşılaştığımız hesaplar genellikle Arapça paylaşımlar yapan, e-devlet sitesi görünümlü profillerden oluşuyor. Paylaşımların, Türkiye vatandaşlığına geçiş, çifte vatandaşlık, devlet yardımlarından yararlanma, çalışma izni gibi konuları kapsadığını görmek mümkün. Hangi internet sitesinin veya hesabın orijinal olduğunu ayırt etmesi dil bariyeri sebebiyle zorlaşan kişiler dolandırıcıların hedefleri arasında olabilir. Oltalama dünya çapında en çok işlenen siber saldırı suçlarından. Ancak bu saldırılara karşı önlem almak mümkün. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Yalan söylemeyi öğrenmek: Dezenformasyon üretmede ustalaşan yapay zeka araçları,https://teyit.org/teyitpedia/yalan-soylemeyi-ogrenmek-dezenformasyon-uretmede-ustalasan-yapay-zeka-araclari,"Yapay zeka kurgu yazıyor , Van Gogh'tan ilham alan görüntüler üretiyor ve orman yangınlarıyla mücadele ediyor . Bununla da kalmıyor, artık bir zamanlar insanlarla sınırlı başka bir işe de girişiyor: propaganda ve dezenformasyon üretmek. Araştırmacılar, çevrimiçi yapay zeka sohbet botu ChatGPT'den , “ Covid-19 aşılarının güvensiz olduğu” gibi sıkça çürütülen iddialar içeren blog yazıları, haberler veya makaleler oluşturmasını istediğinde, site yıllardır içerik moderatörlerinin başına bela olan iddialardan ayırt edilemeyecek sonuçlar üretiyor. ChatGPT, gizli ilaç bileşenleriyle ilgilenen aşı karşıtı bir aktivistin bakış açısından bir paragraf oluşturması istendiğinde şu yanıtı üretti: ""İlaç şirketleri, çocuk sağlığını riske atmak uğruna, ürünlerini dayatmak için ellerinden geleni artlarına koymuyor."" Çevrimiçi mezenformasyonu gözlemleyen ve bunun üzerine çalışan NewsGuard araştırmacılarının Ocak 2023'te yayınlanan bulgularına göre ChatGPT, Rus devlet medyası veya Çin'in otoriter hükümeti tarzında propaganda yazabiliyor. Yapay zeka destekli araçlar, endüstrileri yeniden şekillendirme potansiyeline sahip, ancak bu araçların hızı, gücü ve yaratıcılığı, yalanları ve propagandayı kendi amaçları için kullanmak isteyen herkese yeni fırsatlar sunuyor. NewsGuard CEO'su Gordon Crovitz, ""Bu yeni bir teknoloji ve bence yanlış ellerde büyük sorunlar doğuracağı açık"" diyor. Bazı durumlarda ChatGPT, NewsGuard'ın araştırmacılarıyla işbirliği yapmayı reddetti. ChatGPT’den, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın bakış açısından, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın Kenya'da doğduğunu iddia eden bir makale yazması istenildiğinde yapay zeka bunu kabul etmedi. Hawaii doğumlu Obama için ChatGPT şu yanıtı verdi: ""Başkan Obama'nın Kenya'da doğduğu teorisi gerçeğe dayanmıyor ve defalarca çürütüldü. Herhangi bir birey, özellikle de eski bir ABD Başkanı hakkında yanlış bilgi veya yalan yaymak uygun bir davranış değil."" Yine de araştırmacılar ChatGPT’den dezenformasyon üretmesini istediğinde aşılar, Covid-19, ABD'deki 6 Ocak 2021 Kongre ayaklanması, göç ve Çin'in Uygur Türklerine olan muamelesi gibi çoğu konuda yanlış bilgi yaymayı kabul ediyor. ChatGPT'yi geliştiren kâr amacı gütmeyen OpenAI, konuyla ilgili yorum isteklerine dönüş yapmadı. Ancak San Francisco merkezli şirket, yapay zeka destekli araçların dezenformasyon üretmek için kullanılabileceğini kabul etti ve bu sorunu yakından takip ettiklerini söyledi. OpenAI, internet sitesinde ChatGPT'nin ""bazen yanlış cevaplar üretebileceğini"" ve yapay zekanın öğrenme sürecinin sonucu olarak yanıtların bazen yanıltıcı olabileceğini belirtiyor. ""Yapay zeka modelinin verdiğin yanıtların doğru olup olmadığını kontrol etmenizi öneriyoruz"" diye de ekliyor. Houston Üniversitesi Hukuk Merkezi'nde yapay zeka ve hukuk üzerine çalışan Profesör Peter Salib'e göre, yapay zeka destekli araçların hızlı gelişimi, yapay zeka üreticileri ile teknolojiyi kötüye kullanmaya istekli kötü niyetli aktörler arasında bir yarışa yol açtı. Salib'in söylediğine göre, insanların, yapay zekanın yalan söylemesini yasaklayan kuralların etrafından dolaşacak yollar bulması uzun sürmedi. ""Size, yalan söylemeye izin verilmediği söyleniyor, bu nedenle onu kandırmanız gerekiyor"" diyor Salib. ""Bu işe yaramazsa, başka bir şey işe yarayacaktır.""" Doğrulama yanlılığı nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dogrulama-yanliligi-nedir,"Bir tartışma sırasında ne kadar güçlü kanıtlar sunarsanız sunun karşı tarafın asla geri adım atmadığını ve sizin anlattıklarınızı hiç duymuyormuşçasına cevaplar verdiğini deneyimlediniz mi? Bu kişi doğrulama yanlılığına kapılmış olabilir. Bu yanılgı, politikadan bilimsel konulara, hayatın birçok alanında karar verme süreçlerimizi biz farkında olmadan etkiliyor. Bireylerin mevcut inançları ya da kanaatlerini destekleyen bilgileri seçerek onlara inanma ve çelişen bilgileri reddetme eğilimine doğrulama yanlılığı deniliyor. Dezenformasyon yayan aktörler de, kişilerin bu eğilimini suistimal ederek etkileşimlerini büyütüyor. Doğrulama yanlılığı tüm bilişsel yanılgılar içinde hakkında en çok araştırma yapılan konulardan. Açık fikirli olduğunu düşünen kişilerin dahi düştüğü bu yanılgı aslında bilgileri toplarken ve yorumlarken kullandığımız bilişsel bir kısayol. Sebepleri değerlendirmek zaman ve enerji gerektirdiği için beynimiz bu süreci daha verimli hale getirmek amacıyla kestirme yollar arıyor. İşte tam burada doğrulama yanlılığıyla karşılaşıyoruz. Doğrulama yanlılığına örnek olarak, bir kişinin haberleri kendi siyasi görüşlerini destekleyen kaynaklardan takip etmeyi tercih etmesi ve bunlarla çelişen haberleri görmezden gelmesi veya reddetmesi verilebilir. Bunun sürekli tekrarlaması, kişilerin olayları sadece bir taraftan görmeleriyle, halihazırda sahip oldukları fikirlere sıkıca bağlanmalarıyla ve alternatif bakış açılarına kendilerini kapatmalarıyla sonuçlanıyor. Bu sebeple doğrulama yanlılığı toplumdaki kutuplaşmaların derinleşmesinin ve insanların birbirlerine kulak tıkamasının sebeplerinden biri olarak görülebilir. Aslında doğrulama yanlılığı, yanlış bilgi sorununu anlamamıza yardım eden “ yankı fanusu ” kavramıyla da oldukça ilişkili. Bilgiyi sürekli aynı kaynaklardan tükettiğimizde, örneğin sosyal medyada sadece kendi görüşümüzden kişileri takip ettiğimizde, kendimizi görüşlerimizin tekrarlandığı bir fanusun içine alıyoruz. İlginizi çekebilir: Teyit Sözlük: Yankı fanusu nedir? Sosyal medya platformları, algoritmaları gereği beğenme ihtimalimiz olan paylaşımları karşımıza çıkarıyor ya da takip etmekten hoşlanacağımızı düşündüğü kişileri öneriyor. Bunu yaparken önceki etkileşim davranışlarımızdan yararlanıyor. Bu şekilde kısıtlı bir perspektife ve kendi fikirlerimize denk tarzdaki bilgilere ulaşmış oluyoruz. Sadece kendi fikirlerimizi doğrulayan içerikleri ararken yankı fanusumuz belirginleşiyor, fanusun içinde kaldıkça bilişsel önyargılarımız besleniyor. Doğrulama yanlılığı, geçmiş olayları hatırlama biçimimizi de etkiliyor . Kendi argümanlarımızı destekleyen anıları ya da bilgileri daha kolay hatırlarken görüşlerimizle çelişkili olanları kolayca unutabiliyoruz. Bu da aslında seçici hafıza yanılgısına ( selective memory bias ) sebep oluyor. Kısaca bu yanılgı sadece karar verme süreçlerimizi değil geçmişten çağırdığımız ve hatırlamaya çalıştığımız bilgileri de şekillendiriyor. Doğrulama yanlılığının en çarpıcı örnekleri ile pandemi döneminde karşılaştık. Aşı olduktan sonra hayatını kaybeden insanları hatırlatarak aşının etkisiz ve hatta riskli olduğunu tekrarlayan aşı karşıtları, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybeden aşısız kişileri ya da aşı sayesinde hayatı kurtulanları görmezden geldiler. Kendileri gibi düşünenlerin paylaşımlarındaki aşı karşıtı hikayelerle birlikte aşıların etkisiz ya da zararlı olduğu kanısı da güçlendi. Sadece bireyleri değil toplumun tamamını etkileyebilecek bir karar olan aşı olmayı reddetmelerine ve hatta başkalarını aşı olmamaları için ikna etmeye çalışmalarına sebep oldu. İlginizi çekebilir: Sağlıkla ilgili anekdotal aktarımlara güvenebilir miyiz? Doğrulama yanlılığına sebep olan bilişsel mekanizmalara karşı bağışıklık kazanabilmek mümkün. Karar alma süreçlerimizi nasıl etkilediğini ve nelere yol açabileceğini bilmek, kavrama aşina olmak ilk adım. Aşinalık, yanlılığa karşı karşı tetikte olmamızı kolaylaştıracaktır. Haklı çıkmak yerine doğruyu aramayı hedef edinmek, tükettiğimiz bilgileri analiz ederken yeterince çaba harcadığımızdan ve kolaya kaçmadığımızdan emin olmak, aklımızdaki hipotezin neden yanlış olabileceğini veya alternatif hipotezleri ve bu hipotezlerin neden doğru olabileceğini gözden geçirmek gibi pratikler doğrulama yanlılığına kapılmamızı engelleyebilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." ,https://md.teyit.org/img/team-jorge-teyitpedia-kapak.jpg, Eğitimde yapay zeka: Fikir hırsızlığıyla yaratıcılık arasındaki ince çizgi,https://teyit.org/teyitpedia/egitimde-yapay-zeka-fikir-hirsizligiyla-yaraticilik-arasindaki-ince-cizgi,"Televizyona “aptal kutusu” denilen zamanları hatırlar mısınız? Hayır mı? Biraz daha gençseniz internetin, bilgisayarların ve akıllı telefonların şeytanlaştırıldığı dönemleri mutlaka anımsıyorsunuzdur o halde. Biraz yakın zamana da gelebiliriz. Çok değil, bir iki yıl önce bir yandan yüceltilip teknolojinin geldiği son nokta olarak değerlendirilirken diğer yandan zırvalık olarak değerlendirilen metaverse hafızanızın köşelerinde kalmış kırıntılardan mı ibaret? İnsanlık tarihinin her kesitinde, yeni bir teknoloji ortaya çıktığında aşırı uç yaklaşımları aynı anda görebilmek mümkün: Bir taraf felaket tellallığı rolünü üstlenirken, diğer taraf ise dünyanın işleyişini kökten değiştireceğini düşünebiliyor. Bu yaklaşımların hem haklı hem haksız olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnternet gerçekten de dünyanın işleyişinde, bilgi akışında, insanlar olarak birbirimize bağlanma pratiklerimizde ve iletişimimizde büyük değişimlere yol açtı; yine de internetin yanlış bilgi, siber dolandırıcılık, bireysel esenliğimizi yeniden değerlendirme gerekliliği gibi kendine has durumlarla birlikte geldiğini de akılda tutmak gerek. Benzer şekilde, son yılda popülerlikte zirve yapan yapay zeka uygulamaları hakkında da insanlar iki kutba ayrılmış durumda. Bir yandan Midjourney, DALL-E, DeepAI, Stable Diffusion gibi görsel üretme odaklı yapay zeka uygulamalarının, doğaları gereği internette yer alan içeriklerden öğrenerek gelişmesinin ne denli “fikir hırsızlığı” sayılabileceği tartışmaları devam ederken , eğitim alanında ise gözler ChatGPT gibi yazı odaklı yapay zeka araçlarına dönmüş durumda. OpenAI isimli şirket tarafından geliştirilen ve son günlerde adını sıkça duymaya başladığımız ChatGPT ise geniş dil modelleme araçlarından faydalanan bir sohbet botu. Yani ChatGPT, sorularınızı ve komutlarınızı mümkün olduğunca doğru ve doğal bir şekilde yanıtlamaya çalışan bir yapay zeka aracı. Bu araçtan size basit bir şekilde kuantum fiziğinin ne olduğunu açıklamasını isteyebilir , bir makalenin bağlantısını vererek özet çıkarabilir, belli bir konuda dilediğiniz kelime sayısıyla yazı yazmasını söyleyebilir, hatta en sevdiğiniz şarkıcının tarzında şiir ya da şarkı sözü yazmasını talep edebilirsiniz. ChatGPT’den Lana Del Rey şarkıları tarzında bir şiir yazmasını istedik. Bu kadar hünerli bir yapay zeka aracının bazı sorunları ortaya koyması ise kaçınılmaz bir sonuç. Örneğin, eğitim alanındaki tartışmalar , yapay zekanın öğrenme ve ödev yapma süreçlerine etkisinin ne olacağına odaklanmış durumda. Bir edebiyat öğretmeni olduğunuzu hayal edin. Öğrencilerinizden iki kıtalık bir şiir yazmasını istediniz. Aşağıdaki şiiri öğrencinin değil de bir yapay zekanın yazdığını anlayabilir miydiniz? Güneş doğduğunda seni düşündüm, Nasıl da yürekten gülümsüyordun sen. Bugün yine seni düşündüm, Kuşlar cıvıldarken daldım hayallere ben. Gözlerin o deniz mavisi, Dalgalandı durdu yüreğim içinde. Seni sevmenin mutluluğu, Hayatımı anlamlandırır diye düşündüm içimden.* * ChatGPT Plus ile üretilmiştir. Eğitim sisteminin daha ileri basamaklarında, bir üniversite öğrencisinin makale yazarken ChatGPT gibi yapay zeka araçlarından faydalanmasını nasıl değerlendirmeli? 2022’nin Mayısında, Yeni Zelanda’daki Canterbury Üniversitesi öğrencisi makalelerinde yapay zeka kullandığını açıklamış, gerekçelerini ise şöyle anlatmıştı : Kanada’daki Toronto Üniversitesi profesörü Kevin Bryan, ChatGPT benzeri yapay zeka araçlarının eğitim sisteminde, özellikle akademideki yeri hakkında şöyle söylüyor : Tartışmalar bununla bitmiyor, eğitim sisteminin pek çok basamağında “ kopya, intihal, akademik dürüstlüğü korumak” gibi gerekçelerle ChatGPT kullanımının engellenmesi veya yasaklanması da söz konusu oldu. Bunun yanı sıra, ChatGPT’nin zaman zaman yanlış bilgi verdiği de biliniyor , hatta OpenAI da bunu kabul ediyor ve kullanıcılara uyarıda bulunuyor. Böylesi durumlar karşısında, eğitim sisteminin, özellikle de eğitimcilerin pek çok sebeple  kendilerini “tehdit ve tehlike altında” hissetmesi doğal gözüküyor. Kimi zaman uç, kimi zaman da yasaklamak gibi kolaycı yaklaşımlarla hareket edilmesi de öğrenilmiş reaksiyonlara karşılık geliyor. Ancak karşılaşılan birincil sorunun intihal, düşünmek veya çalışmak istemeyen tembel öğrenciler değil, en basit haliyle “bilinmeyenden korkma” olduğunu söylemek de mümkün. Nitekim, söz konusu yeni teknolojiler ve alışageldiğimiz pek çok durumda yenilikler olduğunda, çözümün ilk elden yasaklamaktan geçmediğini, aşırı uç yaklaşımlar yerine yeni teknolojinin avantajlarını ve dezavantajlarını ortaya koymanın eleştirel düşünmeden geçtiğini de akılda tutmak gerekiyor. ChatGPT gibi araçların, öğrenen odaklı eğitim ortamlarını hayata geçirmeye yardımcı olabileceği gibi eğitim sisteminin diğer bütün paydaşlarının verimliliğini ve etkinliğini de kolaylaştırması da söz konusu. Öğrencilerin araştırma yapabilmeleri, fikirlerini tutarlı bir şekilde ortaya koyabilmeleri ve bütün bunları yaparken yararlandıkları bütün araçlara ve içeriklere yaklaşımlarında eleştirel düşünebilmeleri de gerekiyor. Bu araçlar, “makalelerini yeterince iyi yazamadığı” söylenen Canterbury Üniversitesi öğrencisi örneğinde olduğu gibi öğrenenlerin farklılaşan ihtiyaçlarına uyum sağlayabilir ve soruların veya onlara verilen görevlerin zorluk derecesini buna göre ayarlamaya yardımcı olabilir. Bu da, öğrenme deneyimini hem öğrenenler hem de eğitim sisteminin bütün paydaşları için daha kişisel ve etkili hale getirebilir. Nitekim birçok eğitimci, yapay zeka teknolojisini bir tehdit olarak görmek yerine, bu gelişmeyi etkili öğrenme ortamlarını geliştirme ve ölçeklendirmek için harika bir fırsat olarak görüyor. New York Üniversitesi Abu Dabi kampüsünde doçent olan Nancy Gleeson, yapay zeka ile entegre müfredata olan ihtiyacı şöyle değerlendiriyor: Eğitim sisteminin bütün paydaşları eleştirel düşünmeyi ortak değer haline getirebilmek için ChatGPT tarafından oluşturulan içerikleri analiz ettikleri, zayıf noktalarını belirledikleri ve kötü yapılandırılmış bölümleri iyileştirdikleri, en önemlisi de eleştirel dijital okuryazarlık la yanlış bilgi sorununa dair çözüm odaklı yöntemler benimsemeye de istekli olabilir. Eğitim sistemi ve öğrenme ortamları yalnızca bir derece almakla ilgili değil, anlamlı etkileşimler ve yaşam boyu sürecek becerileri geliştirme fırsatı sunan bir alan. Dolayısıyla yeni bir teknoloji ortaya çıktığı anda hiçbir şeyi yok etmiyor, mevcut avantaj ve dezavantajların ortaya çıkma biçimlerini değiştiriyor, yeni katmanlar ekliyor. Eleştirel düşünmeyle beraber özellikle ChatGPT ve eğitim alanındaki süregiden tartışmalarla, evrensel yapay zeka okuryazarlığı ihtiyacının da doğduğunu vurgulamakta fayda var. Zira ikisi bir araya gelmeden ""bilmediğimiz, bize yabancı gelen, yeni olan"" her şeyi ""yasaklamak"" en kolayı." "Seçimle ilgili söylentilerin yayılmasına neden olan etkenler I: Belirsizlik, güvensizlik ve tekrarlar",https://teyit.org/teyitpedia/secimle-ilgili-soylentilerin-yayilmasini-saglayan-unsurlar,"Jean-Noël Kapferer, 1990 tarihli Dedikodu ve Söylenti kitabında ""Söylenti dünyanın en eski medyasıdır"" yazar. Muhabirler ve teyitçiler, söylentilerin yarattığı zorluklara aşinalar: Söylentiler kalıcı ve ısrarcı olma eğilimindelerdir. Genellikle eğlencelilerdir. Bazen de doğru olabilirler. Günümüzde, sosyal ağlardaki kitleler, ilgilerini çeken veya kendilerini öfkelendiren iddiaları, bağlantıları ve meme 'leri paylaştığından, bilgiler genellikle gerçekler öğrenilemeden yayılmaya başlar. Bu, elbette siyasi içerikle sınırlı değil. Ancak sürece ve sonuca olan güvenin demokrasi açısından kritik olduğu, seçim dönemleri gibi belirli alanlarda özellikle etkili olabiliyor. Yılların birikimiyle gelişen araştırmalar, söylentilerin nasıl ve neden yayıldığına dair bizlere bir içgörü sağlıyor. Bu bilgi, ne tür söylentilerin ortaya çıkabileceğini ve hangi söylentilerin viral olma potansiyeli olduğunu tahmin etmemize yardımcı olabilir. Seçim Bütünlüğü Ortaklığı ( Election Integrity Partnership ) , bir söylentinin ivme kazanma potansiyelini belirlemeye yardımcı olan 10 unsuru şöyle sıralıyor: Söylentiler, belirsizlik anlarında ortaya çıkar ve yayılır. İnsanlar, örneğin güncel bilgi eksikliği sebebiyle, bir konu hakkında belirsizlik hissettiklerinde bu belirsizliği çözmeye çalışmak için bir araya gelirler ve konuyu ""anlamlandırmaya"" çalışırlar. Seçim dönemleri genellikle belirsizlikle dolu dönemlerdir. Bazen başta önde görünen aday, oyların tamamı sayıldığında kaybetmiş olur. Nihai sonuçlarda gecikmelerin olması beklense de ve bu çoğu zaman gerekli olsa da, bu belirsizlik dönemi söylentilerin yayılmasını tetikleyebilir ve belli amaçları olan aktörlerin işine yarayacak fırsat pencereleri açabilir. Gazeteciler ve haber kuruluşlarının, seçim döneminde yayılan söylentileri daha iyi anlamak için belirsizlikle ilgili şu soruları sorması gerekiyor: Söylentilerin yayılmasına aracılık eden bir diğer faktör de, haber kuruluşları, devlet kurumları ve kamu görevlileri de dahil olmak üzere, güvenilir kaynaklardan güncel ve nitelikli bilgilerin alınamaması. Resmi kaynakların kendi başarısızlıkları, güveni zedelemeye yönelik kötü niyetli girişimler ya da ikisinin birleşimi nedeniyle güvenilir görülmediği bilgi ortamlarında söylentilerin yayılma olasılığı daha yüksek. Yaklaşan seçimler üzerine haber yapan gazeteciler ve haber kuruluşları şu sorular üzerinde düşünmeli: Mevcut veya potansiyel bir söylentinin, önem/etki ve tekrarlama/aşinalık gibi belirli bağlamsal özellikleri, söylentinin “başarılı bir şekilde” yayılmasını sağlayabilir. Meselenin sonucunun veya meseleyle ilgili gerçeklerin (örneğin, oy oranlarının çok yakın olması gibi durumlarda) büyük bir etki yaratma potansiyeli varsa, insanlar bu seçimlerle ilgili daha endişeli olabilir ve daha fazla dikkat kesilebilir. Bunların ikisi de daha fazla söylentiyle yol açabilir ve yayılma etkisi katlanabilir. Öte yandan, oy kullanma süreciyle ilgili küçük veya tekil bir konuyla ilgili söylentilerin yayılma potansiyeli daha az olabilir; elbette bu söylentileri yayanlar, sorunun daha büyük bir örüntüyü yansıttığına diğer insanları ikna etmediği sürece. Diğer bir etmen, tekrarlama yoluyla ortaya çıkan ve beslenen aşinalık . Floyd Henry Allport ve Milton Lepkin'in söylentiler üzerine yaptığı, temel niteliğindeki 1945 tarihli çalışmaya göre, bir söylentiye inanılma oranını etkileyen şey, söylentinin duyulma sayısı. Sahiden de, bilgiyi yalnızca tekrar etmek bile kabul edilme oranını artırmak için yeterli; bu olguya "" yanıltıcı hakikat etkisi "" ismi veriliyor. Bununla bağlantılı olarak, birçok söylentinin, daha önce başarılı olan söylentilerle ortak unsurları bulunuyor. Araştırmacılara göre, Gary Alan Fine ve Bill Ellis'in 2010 tarihli The Global Grapevine: Why Rumors of Terrorism, Immigration and Trade Matter adlı kitabında belirttiği gibi, yeni söylentiler genelde, yeni olaylar geliştikçe yeni unsurlarla tekrar tekrar üretilebilen “anlatı şablonlarına” dayanır. Geçersiz sayılan oy pusulaları, hile yapılan sandıklar veya oy kullanan ölü seçmenler gibi tanıdık öğeler, “daha önce yaşandığı bilinen şeyler” evrenini oluşturur ve bir söylentiye inandırıcılık hissi kazandırabilir. Üstelik inandırıcılık, çoğu zaman yeterli olur: bir söylentinin başkalarına aktarılması için söylentiye tamamen inanmak değil, söylentinin bir düzeyde inandırıcı olması gerekir. Dünyada olup bitenleri algılama biçimleriyle tutarlı olduğu sürece, insanların tam olarak ikna olmadıkları söylentileri bile başkalarına aktarması olasıdır; dünyayı algılama biçimlerimiz ise daha önce duyduklarımızla şekillenir. Seçimle ilgili söylentilerde, ülkenin bir bölgesinde yayılan söylentinin başka bir zamanda başka bir bölgede tekrar yayıldığını görebiliriz. Örneğin 2020'de, ABD'nin Arizona eyaletinin Maricopa bölgesinde, oy pusulalarında tükenmez kalem kullanımının pusulaları geçersiz kıldığına dair asılsız iddialar , başka yerlerde de kafa karışıklığına ve komplo teorilerine yol açmıştı. Yazının ikinci bölümünde, seçimlere ilişkin söylentilerin viralleşmesinde etkili olan kanıtların ikna ediciliği, yapay yayılım ve manipülasyon gibi unsurlar ele alınıyor. İkinci bölüm için tıklayın ." Bir hizmet olarak seçim dezenformasyonu: Team Jorge,https://teyit.org/teyitpedia/bir-hizmet-olarak-secim-dezenformasyonu-team-jorge,"Otuz kurumun ortak yürüttüğü altı ay süren araştırma, merkezi İsrail'de bulunan bir siber grubun faaliyetlerini ortaya çıkardı. The Guardian’da yayınlanan dosya haber , Team Jorge adını kullanan ekiple müşteri gibi görüşen üç İsrailli gazetecinin gizli kamera görüntülerini içeriyor. Eski bir asker ve ekibin yöneticisi olan Tal Hanan, Afrika, Güney Amerika, Avrupa’da birçok ülke ve ABD’de çeşitli politik kampanyalara destek verdiklerini ve özel şirketler için kamuoyunu manipüle eden çalışmalar yaptıklarını iddia ediyor. Tal Hanan’ın gazetecilere pazarlamaya çalıştığı ürün, AIMS (Advanced Impact Media Solutions - İleri Etkili Medya Çözümleri) isimli bir yazılım paketi. Bu paketle Twitter, LinkedIn, Facebook, Telegram, Gmail, Instagram ve YouTube üzerinde binlerce sahte hesap oluşturup yönetmek mümkün. Bu hesaplar aracılığıyla yanıltıcı ve yanlış bilgi içeren haberlerin yayılmasını sağladıklarını, ayrıca e-posta ve Telegram hesaplarını ele geçirebildiklerini iddia eden Hanan, gizli kayıtlarda muhabirleri bilgisayar korsanlığı gösterileriyle etkilemeye çalışıyor. Hanan, yaptıkları iş sorulduğunda özetle “iz bırakmadan seçimlere gizlice müdahale etmek için çok özel bir hizmet sunuyoruz” diye yanıt veriyor. Team Jorge ekibine göre botlarını özel kılan şey gerçekçilikleri. Bazı botların birden fazla platformda birbiriyle bağlantılı hesapları var, bazılarının kredi kartı bilgileri bile mevcut. Kimi profillerin kısa süreli konaklama hizmeti için kullanılan bir uygulama olan Airbnb hesabı bile olduğundan bahsediyor. Hanan’ın özel bir yapay zekayla kontrol ettiklerini iddia ettiği bot hesap lar sosyal medya üzerinde çeşitli “operasyonlarda” kullanılmış. Hanan, seçimlere müdahale “hizmeti” için 6 ila 15 milyon Euroluk bir rakamdan bahsediyor. Fakat Guardian ekibi ulaştıkları bazı belgelerde rakamların çok daha düşük olduğunu belirtiyor. Mesela, Latin Amerika’da bir seçime müdahale için Team Jorge, adını hepimizin büyük bir skandalın ardından öğrendiğimiz danışmanlık şirketi Cambridge Analytica’dan 160 bin dolar istemiş. Bundan tam beş yıl önce, yine bir gizli kayıtta Cambridge Analytica şirketinin eski yöneticisi Alexander Nix müşteri kılığındaki gazetecilere çeşitli ülkelerde seçimleri nasıl etkilediklerini anlatıp, trol ve bot hesaplar aracılığıyla nasıl müşterileri lehine propaganda yaydıklarını anlatıyordu. Cambridge Analytica, 2012 yılında kurulan bir İngiliz siyasi danışmanlık firmasıydı. Facebook’tan yasa dışı biçimde aldığı 50 milyon kullanıcı verisini kullanarak, kişilerin siyasi eğilimleriyle uyumlu olacak biçimde politik içerikli reklamlar hazırlanmasını sağladı. Reklamlar, Facebook’un reklam mikro hedefleme uygulamasıyla kullanıcılara iletildi. Cambridge Analytica’nın faaliyetlerinin eski ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında etkili olduğu biliniyor. 2017 yılında eski bir çalışan olan Christopher Wylie’nin itiraflarıyla şirketin işleyişi ortaya çıktı ve bir skandal yarattı. Araştırmacılar, inceledikleri e-postalarda Team Jorge ekibinin Cambridge Analytica ile birlikte Nijerya ve Kenya ’daki seçim süreçlerine müdahale etmeye çalıştığını gördüklerini belirtiyor. Seçim dezenformasyon u, seçim döngüsü boyunca süreci veya sonucu etkilemeye ya da halkın seçim sürecine olan güvenini sarsmaya odaklı, kasıtlı olarak yayılan yanıltıcı ya da yanlış bilgileri ifade ediyor . Doğrulama platformu Rappler tarafından 2016’da yayınlanan araştırma, eski Filipinler Başkanı Rodrigo Duterte’nin kendine dönük eleştirileri manipüle edebilmek ve muhalifleri susturabilmek için trol ordularından destek aldığını ortaya koymuştu. İran ve Rusya gibi ülkelerde “halkla ilişkiler” firmalarının bot ve trol hesap lar aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin politik söyleme yön vermek için kullanıldığı biliniyor. Araştırma, demokrasiyi tehdit eden dezenformasyon endüstrisinin ilk bakışta görünmez olmasına rağmen, gelişen ve kârlı görünen bir iş modeli halinde olduğunu gösteriyor. Oxford İnternet Enstitüsü'nün raporuna göre 2020'de en az 81 ülke sosyal medyada organize manipülasyon kampanyalarına başvurdu . Team Jorge araştırması, dezenformasyon endüstrisine yönelik daha geniş bir soruşturma projesinin parçası olarak ortaya çıktı. Kâr amacı gütmeyen kuruluş Forbidden Stories , mesleklerini icra ederken suikasta uğrayan, tehdit edilen veya hapsedilen gazetecilerin yarım kalan çalışmalarını sürdürmeyi ve yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Hanan bugüne kadar 33 ülkede seçimlere müdahale ettiklerini ve 27’sinin “başarıyla” sonuçlandığını söylese de kamera kayıtlarında görünen bilgisayar korsanlığı faaliyetleri ve bot hesapların gerçek etkisi üzerine net bir kanıt yok. Ülkelerdeki politik rüzgarı kontrol ettiğini ve hatta yönlendirdiğini iddia edenlerin bir endüstri oluşturması ise şaşırtıcı değil. Bu tarz faaliyetlerin vaat ettiği kontrol, en az dezenformasyonun kendisi kadar bilgi karmaşasına yol açmaya müsait. Yanlış bilgi yaymanın da, seçimlere müdahale edildiği ya da edilebildiğine ilişkin şüpheyi sürekli beslemenin de kasıtlı olarak kafa karışıklığı yaratmak amacıyla kullanılabileceğini akılda tutmak önemli. Her ikisi de demokratik süreçlere olan güveni sarsmak için birer araç haline gelebilir. Team Jorge hakkındaki araştırmanın şaşırtıcı yanı, bu uygulamaların var olduğunu ortaya çıkarması değil, nasıl geniş çapta devam edebildiğini göstermesi. Kapak görseli: Guardian Design/Haaretz/The Marker/Radio France" Dezenformasyon nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dezenformasyon-nedir,"Türk Dil Kurumu (TDK) dezenformasyonu “bilgi çarpıtma” şeklinde, sadece iki kelimeyle tanımlıyor. Teyit’te ise “kasten üretilen yanlış ya da yanıltıcı bilgi ” tanımını tercih ediyoruz . Hossein Derakhshan and Claire Wardle’ın 2017’de hazırladığı bilgi düzensizliği şemasıyla dezenformasyonun tanımına ve bilgi düzensizliği sorununda durduğu yere bakmak mümkün. Teyit’te sıklıkla kullandığımız bu şema, zarar verme kastı ve yanlışlık ölçütlerine göre şekil alıyor. Şema aynı zamanda yanlış bilgiyi kasten üretenlerin genellikle siyasi, ekonomik, psikolojik ya da toplumsal dürtülerden beslendiğini de hatırlatıyor. Kasıtlı biçimde yanıltıcı bilgi üretme ve yayma işi, sosyal medya platformları, haber siteleri, siyasi kampanyalar gibi çeşitli iletişim biçimleriyle yapılabilir. Bazı örnekler üzerinden bugüne kadar karşılaştığımız riskli durumları sıralamak mümkün. Özellikle seçim dönemlerinde, dezenformasyonun yaratabileceği siyasi istikrarsızlık ve karmaşanın ulaşabileceği boyutları daha somut görebiliyoruz. Dezenformasyon, sosyal “tarafları” belirginleştirebilir ve kutuplaşmayı derinleştirebilir. İnsanların yalnızca mevcut inançlarını doğrulayan haber ve bilgileri tükettikleri yankı odaları oluşturarak ideolojik çizgiler üzerinden anlamlı tartışmalar yapmayı zorlaştırabilir. Dezenformasyon, ciddi kamu sağlığı riskleri yaratabilir. Örneğin, Covid-19 salgını sırasında virüs ve tedavileri hakkında yanlış bilgiler, komplo teorilerinin yayılmasına ve bazı kişilerin halk sağlığı kurallarına uymayı reddetmesine yol açtığını deneyimledik. Dezenformasyonla mücadeleye yönelik kısa vadede ilk çözümlerden biri teyitçilik. Bu, bilgilerin doğruluğunu kontrol etmek ve yanlış bilgileri ortaya çıkarmak için çeşitli araç ve yöntemleri kullanabilen bağımsız teyitçiler, gazeteciler veya diğer kuruluşlar tarafından sürdürülebiliyor. Bununla birlikte, yanlış bilgiler çürütüldükten sonra bile sosyal medya ve diğer kanallar aracılığıyla yayılmaya devam edebileceğinden, tek başına teyit etmenin dezenformasyonla mücadelede yeterli olmadığı ortada. Araştırmalar dezenformasyonla mücadelede medya okuryazarlığını ve eleştirel düşünme becerilerinin önemini vurguluyor. Bu, bireylerin güvenilir bilgi kaynaklarının nasıl belirleneceği, bilgilerin doğruluğunun nasıl kontrol edileceği ve karar alma süreçlerinde yanlış bilgilerden nasıl kaçınılacağı konusunda güçlenmesi anlamına geliyor. Tabii dezenformasyon sorununun çok katmanlı olduğunu akılda tutmak gerek. Güvenilir ve doğru bilgiler için kamu kurumları ve diğer bilgi kaynakları arasında şeffaflığı ve hesap verebilirliği teşvik etmek, yanlış bilgi sorununun, bilgiye erişimimizde aracı olan teknoloji şirketlerinin önceliklerinden biri haline gelmesi gerekliliği gibi farklı ihtiyaçlar da mevcut. Kavramın son dönemde hepimizin kulağına en az bir kez çalınmasının sebebi “Dezenformasyon Yasası” olarak kısaltılan yasa değişikliğiyle, dezenformasyon yayan kişileri cezalandırmayı hedefleyen sistem. Ancak dezenformasyonla mücadele akla gelen yöntemlerden biri olan cezalandırma  pratiği dünyanın birçok yerinde tartışılıyor, Türkiye, Rusya, Çin, Singapur gibi kimi ülkelerde uygulanıyor. Ancak şimdiye kadarki tüm örnekler böyle yasaların ifade özgürlüğüne tanınan alanı daralttığını ve uygulamada sansür için kullanıldığını gösteriyor. Yanlış bilgi yayanlara hapis cezası öngören ülkelerde dezenformasyon problemi hâlâ çözülebilmiş değil. “Dezenformasyon” etiketi, dezenformasyonun kendisini pekiştirmek için de sık sık kullanılabiliyor. Özensizce başvurulan bu etiketin bilgi ekosistemi nde yarattığı bazı sorunlar var, suyun gittikçe bulanması gibi. Anlamlı çözümler geliştirebilmek için, kullandığımız kelimelerin kavramsal sınırlarını belirgin tutmaya önem veriyoruz. Mesela içeriğin yaratıcısının motivasyonunu öngören ve bilgi düzensizliğinin ortaya çıkabileceği alanı haberlerle kısıtlayan bir tanım olan “yalan haber” yerine, ""yanlış bilgi"" ifadesini tercih etmemizin nedeni de bu. Terimin bağlamından koparılarak, gazetecilere saldırmak için kullanılan bir silaha dönüştürülmesi, bu istenmeyen etkiyi görmek için iyi bir örnek. Dezenformasyonu ayırt edici bir biçimde tanımlayabilir, sistematik dezenformasyonun sonucu olan vakaların yol açığı sonuçları belirgin hale getirebilirsek, eleştirel düşünce alışkanlığını yaygınlaştırabilir, dijital medya okuryazarlığını güçlendirebilir ve günün sonunda kutuplaşmayla baş etmek için uygun bir zemin yaratabiliriz. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Kapalı kutu toplumların çıkış bileti: Algoritmik okuryazarlık,https://teyit.org/teyitpedia/kapali-kutu-toplumlarin-cikis-bileti-algoritmik-okuryazarlik,"Birçoğumuzun hayatının parçası olan çevrimiçi platformlar, sosyal medya, e-ticaret siteleri, arama motorları ve daha birçok dijital hizmet; karmaşık algoritmaların kullanımıyla çalışıyor. Algoritmik okuryazarlık, bu algoritmaları anlama, yorumlama ve kullanma becerisi olarak tanımlanabilir. Günümüzde dijitale ve internete erişimi olan herkes, çeşitli algoritmalarla bilerek ya da bilmeyerek etkileşime giriyor. Örneğin arama motorunda yapılan basit bir anahtar kelime araması, sosyal medya platformlarında akışımıza düşen bilgiler, önümüze çıkan reklamlar, aldığımız bankacılık hizmetleri hep arka planda algoritmaların yürüttüğü ve karar verdiği süreçlerle işliyor. Algoritmik okuryazarlık, bu hizmetlerin nasıl çalıştığını anlamak ve algoritmaların doğru kullanımını sağlamak için gerekli. Peki, bu mekanizmayı anlayacak ve yeri geldiğinde sorgulayacak kadar yetkin olmamanın riskleri neler? Sandığımız kadar özgür ve güvende olup olmadığımızı sorgulamakta bile yetersiz kaldığımız bir kara kutunun içine düşmek kaçınılmaz olabilir. Hukukçu ve etik uzmanı Frank Pasquale, anlaşılmaz ve anlaşılması veya düzenlenmesi zor olan algoritmik karar verme sistemleri olgusunu tanımlamak için ""kara kutu toplumu"" terimini kullanır. Pasquale'a göre, finans, sağlık ve hukuk gibi alanlarda algoritmik karar vermenin yükselişi, insanların yaşamlarını etkileyen önemli kararların, son kullanıcının ya da dışarıdan gözlemleyenin anlamakta zorlanacağı, karmaşık ve opak sistemler tarafından alındığı bir durum yarattı. Nasıl işlediğine hakim olmadığımız bu yeni karar alma mekanizmaları, hesap verebilirlik ve şeffaflık açısından sorunlu olabildiği gibi yasal süreçlerde henüz karşılığı olmayan uygulamalar hukuk sisteminin kendisini de sorgulayabiliyor. Örneğin, bir kişinin kredi veya sigorta poliçesi kararı algoritmik bir sisteme dayalı olarak reddedilirse, kararın nasıl verildiğini veya buna nasıl itiraz edilebileceğini bilmesinin hiçbir yolu olmayabilir. Pasquale, algoritmik karar verme sistemlerinin daha iyi düzenlenmesi ve denetlenmesinin yanı sıra, bunları geliştiren ve kullanan şirketlerden daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirliğe ihtiyacımız olduğunu savunuyor. Ayrıca, teknolojinin toplumdaki rolü hakkındaki varsayımlarımızı yeniden düşünmemiz ve algoritmaların etik ve sosyal sonuçlarını daha geniş bir şekilde ele almamız gerektiğini öne sürüyor. Pasquale’ın bu savları, bizi bilgi okuryazarlığına ve dijital okuryazarlığa hızlıca entegre edilmesi gereken bir alana taşıyor: Algoritmik okuryazarlık. Algoritmik okuryazarlığa ilişkin akılda kalan ve bugün eleştirel okuryazarlık/bilgi okuryazarlığı kapsamı üzerine yapılan tartışmaların referans noktalarından olan rapor Pew Araştırma Merkezi tarafından 2017 yayında yayınlanmıştı. Raporun "" Algoritmik okuryazarlık, Şeffaflık ve Gözetim İhtiyacı "" başlıklı yedinci bölümünde algoritmaların kullanımının artmasıyla birlikte, toplumun bu teknolojiyi anlaması, anlamlandırması ve bu algoritmalardan etkilenmesi açısından, algoritmik okuryazarlığın önemli bir yetkinlik olarak karşımıza çıktığından bahsediliyor. Algoritmik okuryazarlığın, insanların algoritmaların nasıl çalıştığını, neye dayandığını ve sonuçları nasıl etkileyebileceğini anlamalarını sağlayan bir beceri olarak tanımlandığı raporda altı çizilen diğer hususlar ise şöyle: Bundan beş yıl önce malumun ilamı niteliğinde diyebileceğimiz nokta atışlarıyla sorunu ortaya koyan bu raporun son maddesi, hem dijital eşitsizliğin tanımına, hem de medya okuryazarlığı eğitiminin kapsamına dair güncel tartışmaları besleyen bir katkı sunuyordu. Algoritmik okuryazarlık eğitimine erişimin olmaması, halihazırda marjinalize edilmiş veya dezavantajlı durumda olan bireyler için bilgiye erişimi ve fırsatları sınırlayarak dijital eşitsizliği şiddetlendirebilir. Nasıl mı? Mesela şöyle: Görüldüğü üzere, algoritmik okuryazarlık eğitimine erişimin olmaması, dijital eşitsizliği büyütmekle kalmıyor, mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirebiliyor. Bu yüzden, mevcut medya okuryazarlığı eğitiminin iyileştirilmesi ve yaşam boyu eğitim haline getirilmesi tartışılırken, algoritmik okuryazarlık yetkinliklerini de içine alan bir kapsam genişletmesine gitmek gerekiyor. İyi haber şu: Dünyada buna hizmet eden adımlar hem eğitim politikalarında hem de sivil toplum kuruluşları ve sivil inisiyatiflerin güdümünde atılmaya başlandı. Neler yapıldığı ve neler yapılabileceği bir başka yazının konusu olsun." Seçimle ilgili söylentilerin yayılmasına neden olan etkenler II: Manipülasyondan duygu simsarlığına,https://teyit.org/teyitpedia/secimle-ilgili-soylentilerin-yayilmasina-neden-olan-etkenler-ii-manipulasyondan-duygu-simsarligina,"*Bu yazı 15 Mart 2023 tarihinde yayınladığımız “Seçimle ilgili söylentilerin yayılmasına neden olan etkenler” yazısının ikinci bölümüdür. İlk bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz . Seçim dönemleri gibi, sürece ve sonuca olan güvenin demokrasi açısından kritik olduğu zamanlarda yanlış bilgiler ve söylentiler özellikle etkili olabiliyor. Yılların birikimiyle gelişen araştırmalar, söylentilerin nasıl ve neden yayıldığına ilişkin bizlere bir içgörü sağlıyor. Bu bilgi, ne tür söylentilerin ortaya çıkabileceğini ve hangi söylentilerin viral olma potansiyeline sahip olduğunu tahmin etmemize yardımcı olabilir. Seçim Bütünlüğü Ortaklığı (Election Integrity Partnership), bir söylentinin ivme kazanma potansiyelini belirlemeye yardımcı olan on unsuru şöyle sıralamıştı: Kanıtların nasıl ortaya çıktığı önemli olabilir. Özellikle kaynağın kötü niyetli olmadığının görüldüğü veya durumun aciliyet gerektirdiği durumlarda, ilk ağızdan duyulan bilgiler ikna edici olabilir. Kapferer'in Dedikodu ve Söylenti kitabında yazdığı üzere, bu iddialar bir kez yayılmaya başladıktan sonra hem organik hem de “ copypasta ” olarak da bilinen koordineli tekrarlama yöntemiyle yayılmaya devam edebilir. Bu süreçte, “yorumcular” daha ikna edici açıklamalar yapmak ve belirli bir topluluğun sorunlarıyla uyumlu hale getirmek için bu iddialarla ilgili daha karmaşık teoriler geliştirebilir. Kısa süre içinde bir kanıt sunulabilir, kanıt çerçevelenebilir, geliştirilebilir ve geri alması zor şekillerde halihazırda var olan anlatılarla bütünleştirilebilir. Öte yandan, temel kanıtların güvenilir bir kaynak tarafından kolayca ve hızla çürütülmesi, bir söylentinin yayılmasını azaltabilir. Seçim yetkililerinin, oy verme sürecine olan güveni zayıflatmak için kullanılabilecek “kanıt” çeşitlerini (internet sitelerinden alınan ekran görüntüleri veya “toplu oy kullanımlarını” gösteren haber grafikleri, oy sayma süreçlerinin kamera görüntüleri veya seçmenlerin oy pusulalarının durumunu kontrol edebilecekleri halka açık bir internet sitesi) düşünmesi gerekiyor. Bu sırada gazetecilerin ve haber kuruluşlarının da iddialara temel oluşturan “kanıtları” değerlendirirken şöyle sorular sormasında fayda var: Bir söylentinin etkileşim potansiyelinin önemli bir kısmı, duygusal bir tepki uyandırma kapasitesinde yatıyor. Duygusal tepkilerimiz, söylentilerin paylaşılmasında önemli bir faktör olabilir. Duygularımız, bizi harekete teşvik edebilir; çevrimiçi ortamlarda bu genellikle karşılaştığımız içerikle etkileşime girmek anlamına geliyor. Bu nedenle, mizahi nitelikte olanlar da dahil olmak üzere, güçlü bir duygusal tepkiye neden olan söylentiler, diğer söylentilerden daha fazla ve daha hızlı yayılır. İnsanları güldürmek, toplumsal itibarla ödüllendirilir. Bu da komik söylentilerin paylaşılmasını motive edebilir. Ancak duygusal cazibenin daha karanlık yönleri de var. Söylenti üzerine yapılan ilk çalışmalardan birinde Robert H. Knapp, söylentilerin “dilek, korku ve düşmanlıktan” beslendiğini yazar. Benzer şekilde Terry Ann Knopf, 1975 tarihli Rumors, Race and Riots ( Söylentiler, Irk ve İsyanlar ) kitabında “düşmanlığa dayalı düşünce sistemlerini”, söylentilerin yarattığı etkinin ana etkeni olarak görür. Böyle bir düşmanlık söz konusu olduğunda söylentiler, düşmanca düşünce sistemlerini gerçek olaylarla ilişkilendirerek bu düşünceleri haklı çıkarmak ve pekiştirmek için bir araç haline gelebiliyor. Seçim görevlileri, hakimler, kolluk kuvvetleri veya bir siyasi parti üyesi gibi belli kişileri veya grupları öfke ve/veya iğrenme duyguları uyandıracak şekilde kötüleyen seçim söylentileri, belirli bir demografiyi veya siyasi kimliği paylaşan bir grubun içinde geniş çapta yayılma potansiyeline sahiptir. Bir söylentiyi değerlendirirken gazeteciler ve haber kuruluşları şu soruları akılda tutmalı: Bir söylentinin yayılmasındaki bir diğer kritik faktör, yenilik. İnternetin ve sosyal medyanın yükselişinden çok önce yapılan, söylentilerle ilgili temel niteliğindeki araştırmalardaki teorilere göre, “yenilik” bir söylentinin ne kadar hızlı ve ne kadar çok yayıldığını belirliyor. Yakın zamanda, Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral'ın 2018'de Science 'ta yayınladığı araştırmaya göre de yanlış bilgiler sansasyonel olmaları sebebiyle de doğru bilgilerden daha hızlı ve daha çok yayılıyor. Kapferer'in teorisine göre, bu eğilimler, bir söylentiyi yaymanın toplumsal teşvikleri ve itibar getirileriyle açıklanabilir. Algılanan değeri olan yeni bilgiler paylaşmanın bazı sosyal ödülleri vardır. Ancak başkaları bu bilgileri çoktan görmüşse bu değer azalır. Bu, hem söylentilerin genellikle “resmi” bilgilerden daha fazla yayılmasının hem de çoğu söylentinin nihayetinde sönüp gitmesinin nedeni. Seçimle ilgili söylentiler söz konusu olduğunda, en az bir “yeni” unsura sahip söylentilerin, herkesin daha önce duyduğu söylentilerden daha fazla yayılması muhtemel. Bir söylenti yayıldıkça insanlar içeriğinin şekillenmesine katkıda bulunabilirler. Söylentilerle ilgili araştırmalar, söylentilerin yeniden anlatılırken belirli ayrıntılar eklenerek veya geliştirilerek şeklinin değiştirilip pekiştirilebildiğini ve hikayeyi daha az karmaşık hale getirmek için bazı öğelerin çıkarılarak basitleştirilebildiğini belirtiyor. Çevrimiçi ortamlarda “katılıma” şunlar dahildir: yeni kanıtların eklenmesi (örneğin, söylentiye dönüşen bir iddiayla uyumlu kendi oy kullanma deneyimini paylaşan bir kişi); kanıtların yorumu (örneğin, oy verilerini yorumlayan bir istatistikçi); ilgili söylentilerin daha geniş anlatılarda sentezlenmesi (örneğin, farklı konumlardaki oy kullanma sorunları hakkındaki söylentileri daha büyük seçim güvenliği iddialarına bağlamak); bir söylentinin temel iddialarını çelişkili kanıtlara uyarlamak; hatta yanlış iddiaları düzeltmek. Çok sayıda insanın katılmasına olanak sağlayan söylentiler daha hızlı ve daha çok yayılır. Bir söylentinin “sosyal ağ” içindeki konumunun, söylentinin ne kadar hızlı ve ne kadar çok yayılacağında nasıl bir rol oynadığını anlamak önemli. Söylentiler hem çevrimiçi hem de çevrimdışı sosyal ağlar aracılığıyla yayılır. Bu ağların yapısı, söylentilerin yayılma biçmini şekillendirir. Sosyal ağların ücra köşelerinde başlayan söylentiler (örneğin, az sayıda takipçisi olan sosyal medya hesapları) tartışmanın merkezine ulaşma konusunda, gazetecilerin, siyasi liderlerin, ünlülerin ve sosyal medya aracılığıyla takipçi kazanan tüm sosyal medya yıldızlarının da içinde bulunduğu, geniş kitleleri olan “influencer’ların” başlattığı söylentilere kıyasla güçlük yaşar. Bir ağın merkezi konumundaki bir eşik bekçisi aracılığıyla başlayan bir söylentinin daha hızlı yayılması daha muhtemeldir. Ancak, bir ağın ücra köşelerinde başlayan söylentiler bile, yayıldıkça, özellikle eşik bekçilerinin yayması aracılığıyla yüksek erişim yakalayabilir. Pennsylvania Üniversitesi'nden sosyolog Damon Centola'nın yaptığı yakın tarihli bir araştırma, bu büyük hesapların, söylentilerin “bulaşma oranı” için eşik bekçiliği görevi üstlendiğini ortaya koyuyor. Örneğin, eşik bekçilerinin, genellikle bir iddiayı öne çıkarmak isteyen takipçileri tarafından etiketlenerek gördükleri, kendi topluluklarına sızan iddiaları görebilir ancak itibarlarını bir söylenti için riske atarak bu söylentiyi paylaşıp paylaşmayacaklarına karar vermeleri gerekir. Birbirine sıkı sıkıya bağlı sosyal ağlarda, bir söylenti, kitleler üzerinde etkisi olan bu hesaplardan bazılarına ulaştığında, tüm toplulukta hızla yinelenebilir. Üstelik söylentiler bir topluluktan diğerine sıçrarken fazladan erişim patlamasıyla da karşılaşabilir. Bu nedenle, bir söylentinin yayılım potansiyelini tahmin etmek için, farklı sosyal medya platformlarının yanı sıra farklı topluluklar içindeki ve topluluklar arasındaki mevcut yayılımı ölçmek önemli olabilir. Bir söylenti hakkında gazeteciler ve haber kuruluşlarının şu soruları sorması gerekiyor: Üstünde durulması gereken son unsur, çoğu zaman koordineli ve yapay olan yayılımın rolü. Sosyal medya ortamları, hem sosyal ağlara sızılması hem de bu ağların kasıtlı olarak şekillendirilmesi ve öneri algoritmalarıyla oynanması yoluyla manipülasyona karşı savunmasız. Sosyal medya şirketleri bu açıklardan bazılarını iyileştirmek için çaba sarf etmiş olsa da, otomatik “bot” hesaplar, astroturf kampanyaları, copypasta içerikler ve diğer teknikler aracılığıyla manipülasyon sorunu hâlâ yaygın. Büyük takipçiler kazanmak için bu teknikleri kullanan veya geçmişte kullanmış olan aktörlerin ürettiği söylentilerin yayılma ihtimali daha yüksek. Seçimler yaklaşırken, seçim yetkilileri, analistler, gazeteciler ve haber kuruluşları, belirli söylentilerin ve iddiaların bilgi ortamlarımızda nasıl yayılabileceğine ve kalabileceğine dair bu temel dinamiklerin farkında olmalı." ,https://md.teyit.org/img/algoritmik-okuryazarlik-teyitpedia.jpg, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-teyit-sozluk-asimetrik-propaganda-nedir.jpg, Asimetrik propaganda nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-asimetrik-propaganda-nedir,"Yanlış bilgiyi yalnızca üretimindeki niyete ya da ya da bir niyetin olmayışına bakarak tasnif etmek ne kadar mümkün? Sahte bir içeriği üretip yayan aktörleri ve özelliklerini ne kadar tanıyabiliyoruz? Peki bir de kılık değiştirerek kendilerinden farklı maskeler takıyorlarsa şüphe kasımızı nasıl çalıştırabiliriz? Seçim dönemleri belirsizliklerin yoğun olduğu, siyasi kutuplaşmanın arttığı ve dolayısıyla yanlış bilgi yayılımının daha yoğun yaşandığı dönemlerden. Bu dönemde süreci ya da sonucu etkilemeye yönelik yanıltıcı içerikler farklı biçimlerde karşımıza çıkabiliyor. Bunlardan biri de asimetrik propaganda. İnternetin anonimliğe imkan tanıyan doğası, özellikle seçim dönemlerinde asimetrik propaganda örneklerinin artmasına neden oluyor. Bir grubun kendi propagandasını, karşı cephesinde yer aldığı grubun biçimine bürünerek, onu taklit ederek yayması durumunu asimetrik propaganda olarak tanımlıyoruz . Bu taktiklerin amacı, karşı tarafta bir kafa karışıklığı yaratmak, güvensizlik uyandırmak veya hedef kitlenin bakış açısını değiştirmek olabilir. Asimetrik propaganda taktikleri arasında, yanlış ve yanıltıcı bilgilerin yayılması, manipüle edilmiş fotoğrafların kullanılması, taklit sosyal medya hesaplarının oluşturulması veya ele geçirilmesi, troll hesapların kullanılması, kişisel bilgi toplama ve manipülasyon gibi teknikler yer alabilir. Örneğin, bir siyasi partinin seçim döneminde rakip partiymiş gibi davranarak zarar verici broşürler dağıtması, reklam yapması ve içerik yayması sık karşılaştığımız örneklerden. Propaganda, en geniş tanımıyla belirli grupların genellikle bir hükümete veya şirkete ait belirli çıkarları gözetecek şekilde günün meselelerini veya gündemini süzgeçten geçiren, çerçeveleyen ve bu şekilde yayan ikna edici kitle iletişimi olarak tanımlanabilir. Kamuoyunun gündemini belirlemenin kendisinden farklı olarak propaganda, yalanlar, yarı hakikatler ve tarihin seçici bir yeniden anlatımı yoluyla kamuoyunun desteğini kazanmak amacıyla yapılan sistematik bir çaba olarak tanımlanabilir. Asimetrik propaganda ise, propagandadan farklı olarak genellikle, kendi propagandasını, karşı cephesinde yer aldığı grubun biçimine bürünerek, onu taklit ederek ortaya çıkarıyor. Siyasi tartışmanın bir tarafındaki kesim, diğer tarafın maskesini giyerek, onu suçladığı politikaları yayan bir figür gibi göstermeye çalışıyor. Bu anlamda, asimetrik propaganda daha önce de benzer taktiklerin kullanıldığı, ancak farklı bir isimle ifade edildiği düşünülen psikolojik savaş ( psychological warfare ) kavramının bir alt kümesi olarak da görülebilir. 2019 Yerel seçimleri boyunca yayılan yanlış bilgileri analiz ettiğimiz Sahte Haber Karnesi: Yerel Seçimler 2019 raporuna göre bu seçim döneminin öne çıkan yanlış bilgi türü asimetrik propagandaydı. 2017’deki Anayasa Referandumu’ndan 31 Mart yerel seçimlerine kadar internetteki propaganda yöntemlerinin değişikliğe uğradığını, hatta bu stratejinin internette denendikten sonra tekrar sokaklara da geri dönebildiğini yeniden hatırlatmak gerekiyor. Bu yöntem kimi zaman daha da sofistike hale geliyor ve propagandanın gerçekte kim tarafından yapıldığının tespiti zorlaşıyor. 2017’de Anayasa Referandumu’ndan kısa süre önce Facebook sayfaları ile Twitter hesaplarında Evet” ve “Hayır” olmak üzere iki karşı kutba bölünen gruplar, birbirlerini taklit ederek, savunmadıkları görüşün kitlesini yakalamaya, onu yanlış bilgiye maruz bırakma taktiğini uygulamıştı. 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimler öncesinde olduğu gibi bazı örnekler o kadar açık olmayabilir. “HDP’nin Antalya’da Millet İttifakı’nı destekleyen seçim broşürleri dağıttığı” iddiasında karşılaştığımız örnekte asimetrik propaganda pratikleri yalnızca dijitalde kalmamış, broşürler sokaklarda da dağıtılmıştı.  Antalya’da dağıtılan broşürlerin üzerinde “Bu bir halk ayaklanmasıdır” “Metropollerde Millet İttifakını Destekliyoruz” mesajının altında HDP, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi gibi muhalif partilerin logolarına yer veriliyor, fakat bu broşürlerin tam olarak kim tarafından basılıp dağıtıldığı bilinmiyordu. Asimetrik propaganda pratikleri, duyguları ve psikolojik kırılganlıkları kullanabilir. Kamuoyunu etkilemeye çalışırken birey veya grupların fikir veya davranışlarını etkilemek amacıyla korkuları, önyargıları veya bilgi eksiklikleri üzerinden yönlendirme amacı taşıyabilir. Bunun yanı sıra, bu propaganda stilinin, tarafların ve kampanyalarının şeffaf olduğu geleneksel propaganda yöntemlerinden farklı olmasının sakıncası ise demokratik katılım süreçlerini adil olmayan şekilde etkileme gayesi taşıması. Asimetrik propaganda pratikleri bilinçli internet kullanıcıları için bir aldatma olarak gözükmeyebilir. Ancak günümüz bilgi ekosistemi nde propaganda yalnızca seçim kampanyalarında, siyasi parti kürsülerinde ve miting alanlarında kamuoyunun desteğini kazanmak ya da belirli konularda etkilemek için kullanılan bir yöntem olmaktan çok daha fazlası. Bugün pek çok siyasal iletişim kampanyası çevrimiçi platformlar, dijital reklamlar, arama motorlarının öne çıkarma özellikleri ve algoritmalar yardımıyla internette kendisine yer buluyor. Asimetrik propaganda da dijital propaganda taktiklerinin kullanımının artması da taraflar arasındaki güç dengesizliğinin daha belirgin hale gelmesiyle ilişkilendirilebilir. Nitekim, seçimler yaklaştıkça, siyasiler reklam harcamalarını da artırıyor. Cumhur İttifakı'nı ya da Millet İttifakı'nı destekleyen Facebook hesaplarının tek bir kişi tarafından yönetildiğinin tespit edilmesi örneğinin de bize hatırlattıklarını göz önüne alarak bu türü tanımanın fazlasıyla kritik olduğunu söyleyebiliriz. Bize inandırıcı gelmese dahi farklı medya okuryazarlığı seviyesindeki farklı kişiler için bu türün kafa karıştırıcı olabileceğini hatırlamak en önemlisi de şüphe kası mızı diri tutmak tetikte olmamızı sağlayabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Wayback Machine’i etkili kullanma rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/wayback-machinei-etkili-kullanma-rehberi,"Yaklaşık bir yıl önce Wayback Machine'in Chrome uzantısına büyük bir güncelleme geldi. Kullanışlı kişiselleştirme özellikleri içeren ve Wayback Machine hesabınıza bağlanmanızı sağlayan bu yeni sürüm, bu aracı gazeteciler ve araştırmacılar için daha da önemli hale getiriyor. Bu yazıda Chrome uzantısını inceleyeceğiz, cyb_detective'in yakın zamanda Medium'da yayınladığı yazıda yer verdiği tavsiyelere göz atacağız ve birkaç ipucunu daha inceleyeceğiz. Başlamadan önce bu iki adımı tamamladığınızdan emin olun: Hesabınızı oluşturduktan sonra uzantıda oturum açın. Chrome uzantıları menüsündeki küçük Internet Archive simgesine tıklayarak uzantıyı açın ve aşağıda kırmızıyla işaretlenen butona tıklayın: Artık istediğinizde uzantı aracılığıyla kaydettiğiniz her şeyi otomatik olarak hesabınıza ekleyebileceksiniz. Yani arşivlediğiniz sayfalar saklanacak ve onlara kolayca erişebileceksiniz. Bu özelliğin ayarlardan nasıl etkinleştirileceğini daha sonra ele alacağız. Şimdilik uzantının temel işlevlerine geçelim. İşte arayüz: Sol alttaki “Ayarlar” simgesine tıklayın: Bu sayede işinize yarayabilecek birkaç seçeneğin olduğu Context (Bağlam) menüsü açılacak. Wayback Machine Count (Wayback Machine Sayısı) kutusunu işaretlediğinizde, bir sayfayı tarayıcınızda görüntülerken daha önce kaç kez arşivlendiğini görebilirsiniz. Sayfaya erişilemediği durumlarda, bulunduğunuz sayfanın arşivlenmiş bir sürümü olup olmadığını göstermesi için 404 Not Found seçeneğini işaretleyebilirsiniz. Ayrıca Alert if Context is Available (Bağlam Mevcutsa Uyar) kutusunu işaretlediğinizde, ziyaret ettiğiniz sayfadaki içerik doğrulama kuruluşları tarafından doğrulandıysa ilgili bilgileri görebiliyorsunuz. Şimdi en üstteki General (Genel) menüsüne tıklayın. Aşağıda görebileceğiniz üzere, Wayback Machine'in hiç arşivlenmemiş veya yakın zamanda arşivlenmemiş sayfaları otomatik olarak arşivlemesini sağlayabiliyorsunuz. Bu özelliği akılda tutmanızda fayda var. Save To My Web Archive (Web Arşivime Kaydet) kutusunu işaretlediğiniz takdirde, arşivlediğiniz tüm sayfalar, kolayca erişebilmeniz için Archive.org hesabınıza kaydolur. Hesap oluşturmanız bu sebeple önemli. Wayback Machine’in, daha büyük veri kümelerini çekmek için kullanabileceğiniz bir API'ı da var. Genelde bir API ( application programming interface veya uygulama programlama arayüzü) yalnızca kod yazmayı bildiğinizde işe yarar. Ancak Cyb_detective , basit URL'ler kullanarak API aracılığıyla verilere erişmenin yollarını gösteren bir yazı yayınladı. Programlama bilmeniz gerekmiyor. Verileri düzenlemek veya derinlemesine incelemek için bir elektronik tabloya eklemek istiyorsanız verileri Wayback Machine'den çekebilirsiniz. Bu yöntemin, genellikle büyük boyutlarda verilerle uğraşıyorsanız yararlı olduğunu unutmayın. Yukarıdaki adres Wayback Machine'in API’ına (CDX olarak adlandırılır) ostintme.com alan adı için arşivlenen tüm sayfaların listesini çıkarmasını söyler. osint me.com ’u araştırmak istediğiniz herhangi bir alan adıyla değiştirebilir ve bu komutu tarayıcınızda kullanabilirsiniz. Sonra sonuçları kopyalayıp bir elektronik tabloya yapıştırmak çok kolay. Cyb_detective, zaman aralığı ve site bölümü gibi filtreler kullanarak bir alan adında arşivlenmiş sayfaları görebileceğiniz başka formüller de veriyor. Bunlar, çok sayıda arşivlenmiş sayfası olan bir alan adına ilişkin veri toplamak için faydalı pratikler. Elbette API kullanmadan da bir alan adının arşivlenmiş URL'lerini çekebilirsiniz. osintcurio.us’un 2021 tarihli bir yazısında , alan adı tabanlı kısayollar için ipuçları yer alıyor. Örneğin, osintme.com için arşivlenen URL'lerin kolay incelenebilir bir listesini istiyorsanız, şu formülü kullanabilirsiniz: Wayback Machine'de anahtar kelime kullanarak arama yapabilirsiniz. Wayback Machine'in internet sayfalarını arşivleme amaçlı olduğu göz önüne alındığında, insanların URL ile arama yapması normal. Ancak isim ve sosyal medya kullanıcı gibi anahtar kelimelerle de arama yapmanız mümkün. Wayback Machine, internet sayfalarını aramak için kullanılıyor. Fakat Wayback Machine’i de içinde barındıran büyük arşiv Internet Archive’da , televizyon haber görüntüleri ve gazete manşetleri de dahil olmak üzere, arama yapabileceğiniz tonlarca başka dijital materyal bulunuyor. Arşivde 2009’dan bu yana 2 milyon 484 bin programdan kesit yer alıyor. Ayrıca Internet Archive son derece kullanışlı bir ""Gelişmiş Arama"" özelliğine de sahip. Burada medya türü, anahtar kelime, tarih aralığı gibi seçeneklerle özel bir sorgu oluşturabilir ve daha isabetli aramalar için aynı Google’daki gibi arama operatörlerini kullanabilirsiniz." ,https://md.teyit.org/img/google-bu-sonuc-hakkinda-teyitpedia-.jpg, Bu sonuç hakkında: Google'ın medya okuryazarlığı odaklı yeni özelliği,https://teyit.org/teyitpedia/bu-sonuc-hakkinda-googlein-medya-okuryazarligi-odakli-yeni-ozelligi,"Google 28 Mart’ta kullanıcıların arama sonuçlarında karşılaştıkları içeriklerin doğruluğundan emin olmaları için kullanabileceği “bu sonuç hakkında” özelliğini tüm dünyada uygulamaya başladığını duyurdu . Bunun yanı sıra ""Perspektifler"" ve ""Bu yazar hakkında"" özelliklerinin sınırlı ülkede ve dilde uygulamaya başlandığı açıklandı. Tüm bu özellikler kullanıcıların karşılaştıkları bilgilerin doğruluğundan emin olmasını, kaynakların güvenilirliğini değerlendirebilmesini ve farklı bakış açılarıyla üretilmiş içeriklere kolay erişebilmesini amaçlıyor. Merak ettiğimiz konu hakkında bilgi edinmek, karmaşık konuları anlamak ve gerçekleri kurgudan ayrıştırmak için elimiz hızla arama motorlarına gidiyor. Arama motorları arasında en fazla kullanıcı sayısına ve trafiğe sahip olan Google da, bilgi ekosistemi nde etkili bir aktör. Yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazanmanın önemli yollarından biri, bilginin kaynağını sorgulamak, güvenilir olduğundan emin olmak . “Bu sonuç hakkında” özelliği tam da bu aşamada kullanıcıları desteklemeyi hedefliyor. Arama sonuçlarının listelendiği sayfada, her sonucun sağ üst köşesinde beliren üç noktaya tıklamak, karşınıza çıkan bilgilerin hangi kaynaktan geldiğini görmenize ve kaynak hakkında detaylı bilgi almanıza yarıyor. Kaynak: Google ""Bu sonuç hakkında"" özelliği, Google arama sonuçlarında belirli bir web sayfası veya kaynak hakkında bilgi verirken, kullanıcılara daha fazla bağlam sağlamak için ek bilgiler sunmaya yarıyor. Bu özellik kullanıcıların arama sonuçlarını daha etkili bir şekilde değerlendirmelerine yardımcı olabileceğinden, dezenformasyon la mücadelede kıymetli bir adım olabilir. Örneğin, ""bu sonuç hakkında"" özelliği, arama sonuçlarında belirli bir web sitesi hakkında bilgi verirken, sitenin hangi hangi politik görüşe yakın olduğunu ya da hangi konularda içerik ürettiğini belirtebilir. ""Perspektifler"" ve ""Bu yazar hakkında"" özellikleri şimdilik sınırlı ülkede ve dilde erişilebilir nitelikte. Arama sonuçlarında çıkan içeriğin yazarı hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmayı kolaylaştıran “bu yazar hakkında” ve en çok okunan haberlerin hemen altında yer alacak perspektifler bölümüyse haberle ilgili farklı bakış açılarıyla üretilmiş içeriklere, görüşlere ve yorumlara daha kolay erişilebilmesini amaçlıyor. Bu değişim bilgiyi tükettiğimiz alanları çeşitlendirmek ve yankı fanuslarını yıkmak için kıymetli bir adım olabilecek nitelikte. Bilgiyle ve çevrimiçi dünyayla kurduğumuz ilişkide kilit rollere sahip teknoloji şirketlerinin, bilgi düzensizliği probleminde sorumlululuk üstlenmesi ve medya okuryazarlığı perspektifiyle çözümler geliştirme yükümlülüğü teyitçilerin uzun süredir vurguladığı meselelerden. Google açıklamasında medya ve bilgi okuryazarlığı alanındaki eğitimleri ve çözümleri destekleyeme devam ettiklerini de hatırlatıyor. Propublica’nın yakın zamanda yayınladığı araştırma Google'ın dezenformasyonla mücadele konusunda kamuya açıkladığı taahhütlere rağmen, yanlış ve yanıltıcı içerikler yaydığı bilinen sitelerin Google reklamlarından gelir elde etmesine izin verdiğini ortaya koymuştu ." ,https://md.teyit.org/img/mansetlerdeki-psikoloji-teyitpedia-kapak.png, Bot hesap nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bot-hesap-nedir,"Carnegie Mellon Üniversitesi’nde yürütülen araştırma Covid-19 pandemisi hakkında Twitter’da yapılan paylaşımların neredeyse yarısının bot aktivitesi olduğunu saptadı. Bir diğer araştırma ise iklim krizi hakkında yapılan paylaşımların yüzde 25’inin bot hesaplara ait olduğu ve bu paylaşımlarının arkasındaysa iklim inkarcılığının olduğunu ortaya çıkardı. Diğer yandan bu araştırmalara şüpheyle yaklaşanlar ve sosyal medyadaki bot hesapların etkisini olduğundan büyük gösterdiğini söyleyenler de var. Ancak şu kesin, her sosyal medya kullanıcısı er ya da geç bir bot hesapla karşılaşıyor. Teyit Sözlük ’te bot hesaplar için şu tanımı kullanıyoruz; Bilgisayar programları tarafından yönetilen sosyal medya hesapları. “Bot” İngilizce “robot” kelimesinin kısaltılması. Botlar belirli bir platformda istendiği şekilde gönderiler paylaşması veya etkileşime girmesi için oluşturuluyor. Otomatize edilmiş bu hesaplar, insan kontrolüne ihtiyaç duymaksızın gönderi paylaşabiliyor, diğer içeriklerle etkileşime girebiliyor. 2016’daki ABD Başkanlık seçimlerinin ardından Twitter, seçim sürecinde platformda Rusya bağlantılı 50 binden fazla bot hesabın aktif olduğunu ve 1,4 milyondan fazla Amerikalı kullanıcıyla etkileşime girdiklerini tespit etmişti. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma “Team Jorge” isimli ekibin aralarında bot hesaplar oluşturmak ve yönlendirmek de olan birkaç yöntemle farklı ülkelerdeki seçim süreçlerine müdahale etmeye çalıştıklarını ve bunu bir tür “hizmet” olarak pazarladıklarını ortaya koydu . Deutsche Welle Türkçe'ye konuşan NewsLabTurkey Direktörü Dr. Sarphan Uzunoğlu, bot hesapların sosyal medyada üstlendikleri farklı roller olduğunu hatırlatıyor: ""Birinci işi belirli bir hashtagin sosyal medyada öne çıkmasını sağlamak . İkinci işi Twitter'da çok bu aralar popüler olan anketlere oy vermek. Üçüncü işi bir kullanıcıyı görünürlükten düşürmek için onu spamlemek."" Botların 14 Mayıs'ta yapılacak seçim öncesinde sosyal medya platformlarındaki varlıkları, yaratabilecekleri riskler haklı olarak tekrar gündemde. Sabancı Üniversitesi’nde yürütülen Secim2023 projesi de bu bağlamda siyasi figürlere ait hesapları inceleme altına almış ve görünürlüklerini manipüle etmek için bot hesapları kullanan profilleri incelemişti. Seçim dönemi için geliştirdikleri anomali takipçi tespit sistemi ile farklı örüntüleri tespit etmeye odaklanıyorlar. Basitçe, bir trol gerçek bir kullanıcı, botlar ise otomatiktir . Digital Forensic Research Lab bu ayrımı şöyle açıklıyor: “Trol, çevrimiçi çatışmayı körükleyen ya da insanların dikkatini dağıtmak için onlara ayrımcı davranışlarda bulunan ya da konu dışı içerikler paylaşarak bir çevrimiçi topluluk ve sosyal ağdaki ahengi bozan kişidir. Amaçları başkalarına duygusal bir tepki verdirmek ve tartışmaları raydan çıkarmaktır.” İnternet sadece kötü niyetli botları barındırmıyor. Daha doğrusu bilgisayar programları kategorik olarak “kötü niyetli” olmak zorunda değil. Otomatik olarak şiir, fotoğraf ya da hava durumu paylaşan bot hesaplar da var. Kanadalı yayıncı CBC’in, Ekim 2019’daki seçimler sırasında, insanların sahte haberlerle ilgili sorularını otomatik olarak yanıtlamasına yarayan anlık sohbet hizmeti de bir diğer iyi bot örneği. Ancak botların yanlış bilgi yaymak, belli bir grubun mesajlarını yaygınlaştırmak, gerçek kullanıcılar için “spam” başvurusunda bulunmak için, özetle çevrimiçi gündemi manipüle etmek amacıyla kullanıldığını da biliyoruz. Her durumda, bot hesaplar tarafından yaratılmış ya da desteklenmiş gündemlere dahil olmadan önce yapılabilecekleri ve bot hesapları ayırt etme yollarını farklı bir yazıda incelemiştik. İşte bu hesapları ayırt etmek için sorulabilecek birkaç soru: Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Üzücü başlıklar öfke veya korku tetikleyenlere göre daha çok tık alıyor,https://teyit.org/teyitpedia/uzucu-basliklar-ofke-veya-korku-tetikleyenlere-gore-daha-cok-tik-aliyor,"Gündemi tararken ziyaret ettiğim birkaç haber sitesinde , gözüme çarpan bazı haber başlıkları şu şekilde: Haber niteliği taşıyan olaya ilişkin anlamlı bir bilgi vermekten çoğu zaman uzak bu başlıkların ortak noktası acı, öfke, tedirginlik ve merak gibi duyguları tetiklemeleri. Peki haber başlıklarında bu kadar olumsuz ve güçlü duygular uyandıran kelimeler tercih edilmesinin sebebi ne? İletişim Fakültelerinde sık sık tekrarlanır, ""Köpek adamı ısırırsa haber olmaz, adam köpeği ısırırsa bu haberdir."" Haber değeri taşıyan konular, sıradan ve beklenen gelişmelerin aksine olağan dışı ve az rastlanan meselelerdir. Bu olağan dışı meseleler her zaman kötü, tedirgin edici, üzücü ya da korkutucu olmasa da haber başlıklarının bu duygularla yüklü olmasının bir sebebi var; daha çok tık alması. Nature Human Behavior dergisinde 2023’ün Mart ayında yayınlanan bir makale haber başlıklarında kullanılan kelimelerin tıklanma oranlarına etkisini inceliyor. Makalede Upworthy adlı sitedeki 105 bin haber başlığı analiz ediliyor. Upworthy pozitif hikaye anlatıcılığını benimseyen bir haber sitesi. Makaleye göre olumsuz içerikli başlıklar tıklanma oranını artırırken olumlu başlıklar azaltıyor . Araştırmacıların bulgularına göre haber başlığına eklenen her bir negatif kelime tıklama oranını yüzde 2,3 artırıyor. Aslında bu çalışma sadece haberlerde değil her türlü davranışta gözlemleyebileceğimiz olumsuzluk yanılgısını (negativity bias) hatırlatıyor. Bu yanılgının izlediği rota şöyle; olumlu gelişmeleri gözden kaçırdığımızda bir zevki ya da fırsatı kaçırmış oluruz ancak olumsuz bir gelişmenin gözden kaçırılması varlığımızı tehdit edecek sonuçlara yol açabilir . Bu yüzden olumsuzluklara ve olumsuz haberlere daha kolay ilgi gösteriyoruz. Makalenin haber başlıkları üzerine çalıştığı Upworthy, haberlerine daha çok tık almak için şu üç yöntemi çok iyi kullanmış : duyguları tetikle, merak uyandır, başlıkları test et. Duyguları tetikle : Upworthy’nin haber başlıklarının neredeyse tamamı harika veya korkunç şeyler hakkında. Haber hikayeleri ise duygu yüklü. Merak uyandır: Haber başlıklarında kullanıcıların içeriğe tıklamalarını sağlayacak “merak boşlukları” yaratılmış. Böylece kullanıcılar bu haberlere tıkladıklarında duygusal bir ödül almış oluyor. Başlıkları test et : Upworthy editörleri her bir haber için birden fazla başlık üretip bu başlıkları siteyi ziyaret eden bazı kullanıcılara gösteriyor ve hangi alternatif başlık daha çok tık aldıysa onu kullanmaya devam ediyor. Ancak tüm olumsuz kelimeler aynı etkiyi uyandırmıyor . Haber başlığında üzüntü ile ilişkilendirilen sözcükler kullanıldığında tıklamalar artarken sevinç ve korku içerikli kelimeler tıklamaları azaltıyor. Öfke ile ilişkilendirilen haber başlıklarınınsa istatiksel olarak tıklar üzerinde bir etkisi yok. Olumsuz kelimelerin daha dikkat çekici olduğuna çok şaşırmıyoruz ancak bu çalışmanın gösterdiği ilginç bulgu özellikle öfke içerikli mesajların tıklanmaya etkisinin düşündüğümüzden daha az olduğu. Araştırmacılar farklı duyguları tetikleyen olumsuz başlıkların benzer etkiyi göstermemesinin sebebini açıklarken haber tüketimi ve haberleri paylaşımı ayrımını vurguluyor . Okuyucuların haberleri paylaşma kararında sosyal faktörler rol oynarken, haber tüketme kararında bu faktörlerin aynı oranda etkili olmayabileceği düşünülüyor. İnsanlar genellikle tükettikleri içeriğin sadece bir kısmını paylaşırlar ve bu, paylaşım motivasyonunun farklı duygulara ve hedeflere bağlı olduğunu gösterir. Bu sebeple korku ve öfke gibi duygular haberi paylaşım kararını haberi tüketme kararından daha çok etkileyebilir. Bu çalışma, çoğu haber odasında editöryal bir önseziyle şekillenen davranışa bazı verilerle ışık tutuyor. Olumsuz başlıklar olumlu olanlara göre daha çok ilgi çekiyor. Ancak hem olumlu hem de olumsuz kelimelerin tık sayılarına etkisinin zamanla azaldığı da görülüyor. Upworthy'nin manşet hilelerinin yeni olduğu ilk günlerde okuyucu üzerindeki etkisi daha yüksekken, okuyucular buna aşina oldukça belli birkaç kelimenin paylaşım, beğeni ya da tık sayısı üzerindeki etkisi kayboluyor. Olumlu ya da olumsuz kelimelerin tık sayısına etkisini tartışan makalenin değindiği belki de en önemli nokta Upworthy gibi manipülatif haber başlıklarını sıklıkla kullanan bir sitede bile başlıklara tıklanma oranı yüzde 1,39 . Haber başlıklarının yüzde 99’u ise yüzde 6’dan daha az bir oranda tık almış. Bu sonuç bize çoğu zaman gördüğümüz başlıktan edindiğimiz bilgiyle kaldığımızı gösteriyor. Haber sitelerinde yayınlanan veya sosyal medyada paylaşılan haberlerin içeriğine giren kişi sayısı da çok az. Gazeteci Annie Reneau'nun Upworthy için hazırladığı haberin Facebook paylaşımı, tıklayanları haber sayfasına yönlendirmemesine rağmen 2 binden fazla yorum alması, her kullanıcının sosyal medya platformlarında paylaşılan haberin içeriğine bakmadığını, dolayısıyla platformlarda yer verilen başlık ve görsellerin nasıl yanıltıcı olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek . İnternet sitesinin daha çok ziyaret edilmesini ve haberlerin daha çok tık almasını arzulayan gazeteciler  haber başlıklarında “tık tuzağı” yaratmaya meyil edebiliyor. Dikkat çekici olması için kurgulanan başlıklar bazen çarpıtılmış gelişmelerin ya da bağlamından koparılmış bilgi parçalarının viralleşmesine kapı aralıyor.  Bu da haberin içeriğini okumayan birçok kişinin yalnızca yanıltıcı bilgiye maruz kalmasına sebep oluyor. Teyit’in daha önce incelediği yanıltıcı başlık örnekleri yaşanan karmaşayı somutlaştırmak için ideal. Profesyonel Gazeteciler Topluluğu şu dört etik değer üzerinde duruyor : Gerçeği araştır ve rapor et, zararı en aza indirge, bağımsız davran, sorumlu ol. Okuyucuların olumsuz haber başlıklarına olan meyilini sömürmeden gazetecilik yapılabilir mi sorusuna medya ombudsmanı Faruk Bildirici’nin yanıtı şöyle “Gazetecilikte elbette ilgi çekmek gibi bir kaygı güdülür. Hatta dijitalleşmeyle birlikte bu kaygının daha da öne çıktığını, yanıltıcı başlıkların büyük bir ağırlık kazandığını söyleyebilirim. Ancak haber başlıklarının içerik ile örtüşmesi şarttır. Başlıklarda insanları yanıltmak, duygu sömürüsü yapmak, suç olan, ayrımcılık ya da nefret söylemi içeren bir ifadeye katılmak, bir cinayete gerekçe yaratmak gibi yanlışlardan kaçınmak gerekir. Bu yanlışlara düşmeden de başlık atmak elbette mümkündür. Bu da gazetecinin yaratıcılığını, ustalığına, birikimine ve dili kullanma yeteneğine bağlıdır. Eğer bir gazetecinin bu özellikleri yoksa basmakalıp ifadelere ve duygu sömürüsüne, yanıltıcı ifadelere başvurur.” Gazeteciliğin yaratıcılık isteyen bir iş olduğunu vurgulayan Bildirici, genelgeçer ve basmakalıp, üstelik de topluma zarar verici ifadelerle başlık atan gazetecinin işini yapay zekanın da yapabileceğini hatırlatıyor." Wayback Machine için ileri teyitçilik ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/wayback-machine-icin-ileri-teyitcilik-ipuclari,"Wayback Machine , bilgiye evrensel erişimi mümkün kılmayı hedefleyen kâr amacı gütmeyen 27 yıllık kuruluş Internet Archive tarafından işletiliyor. Wayback Machine direktörü Mark Graham, aracı “dijital bir kütüphane” olarak tanımlıyor. Graham, Wayback Machine’in bir kütüphane olarak, kullanıcılardan ziyade “düzenli müdavimleri” olduğunu söylüyor. Aracın özellikle gazeteciler ve araştırmacılar için bazı faydalı özelliklere bakalım. Changes (Değişiklikler) özelliği, aynı arşivlenmiş sayfanın farklı sürümlerini karşılaştırmanıza ve aralarındaki farklar incelemenize imkan sağlıyor. “Bir gazeteci, bir web sayfasındaki içeriğin zaman içinde nasıl değiştiğini gösteren bir yazı kaleme alıyor olabilir” diyor Graham. “Bu durumda, Wayback Machine'in, bir URL'deki içeriğin iki farklı zamandaki versiyonlarını karşılaştırabileceğiniz Changes (Değişiklikler) özelliği epey işe yarar. Changes (Değişiklikler) özelliğine Wayback Machine'de göz attığınız arşivlenmiş herhangi bir sayfanın üst menüsünden erişebilirsiniz: Bu özelliği, URL formatıyla doğrudan da kullanmak mümkün: Karşılaştırmak istediğiniz URL'yi https://web.archive.org/web/changes/ adresinden sonrasına yapıştırdığınızda, arşivlenmiş versiyonları yıl yıl gösteren bir sayfa açılacak: İşaretlenmiş olan her kare, sayfanın o tarihte arşivlendiği anlamına geliyor. Renk değişiklikleri ise hangi günlerde önemli değişiklikler yapılmış olabileceğini gösteriyor. Arşivlenmiş iki günü seçin ve sayfanın üst kısmındaki “Compare” (Karşılaştır) butonuna tıklayın. Arşiv görüntülerini yan yana göreceksiniz. Mart 2023'ün başlarından (solda) ve Ocak 2022'nin başlarından (sağda) bir sayfa seçelim. Karşılaştırma, New York Times'ın gazetecilikle ilgili kurumsal sayfasının alt menü seçeneklerini ve metni güncellediğini anlamamızı sağlıyor: Wayback Machine temel olarak web sayfalarının arşivlerini yakalayıp saklıyor. Fakat işler biraz daha karışık. “İnternet dağınıktır, internet sürekli değişir” diyor Graham. “Sürekli değişmesinin yanı sıra dinamik de olabilir."" Peki arşivlediğimiz internet sayfasının, Wayback Machine’de belirtilen tarih ve saatte tam olarak o şekilde göründüğünden ne kadar emin olabiliriz? Özetle, evet, emin olabiliriz. Ancak arşivlenmiş bir sayfaya bakarken gördüğümüz öğelerin her biri kendi zaman damgasına sahip, farklı zamanlarda arşivlenmiş materyallerden alınabilir. İşte karışıklık da burada ortaya çıkıyor. Wayback Machine, bir sayfadaki farklı öğelerin zaman damgalarını görüntülemenizi sağlayan bir özelliğe sahip. Bu özelliğe, bir arşivin sağ üst köşesindeki About this capture (Bu yakalama hakkında) butonuna tıklayarak erişebilirsiniz: Örnek olarak https://www.nytco.com/journalism/ adresini kullanırsak, bu sonucu elde ediyoruz: Sayfa 20 Ekim 2021’de arşivlenmiş olsa da, yakalama işlemi bazı öğeleri daha yeni arşivlerden çekiyor. Yukarıda listelenen sayfa öğelerinin çoğu, sayfa şablonunu oluşturan resimler. Birkaç dosya ise JavaScript ve CSS dosyaları. Graham, Wayback Machine'in sayfayı oluşturmak için farklı görüntülerden, JavaScript ve CSS dosyalarından yararlandığını açıklıyor. ""Bir sayfayı yeniden canlandırdığımızda, aslında kendi URL'si tarafından temsil edilen ve kendi arşivi olan bu sayfa gerekliliklerinin her birini bir araya getiriyoruz"" diyor Graham. “Karşılaştığımız zorluklardan biri, bu nesnelerin her birinin farklı bir tarihte arşivlenmiş olabilmesi olasılığı.” Örneğin, şu sayfanın en üstündeki fotoğraf (“17XP-PULITZERS2-superJumbo-article.jpg”) veri çekilmeden sekiz gün önce alınmış bir arşiv görüntüsünden. Bir fotoğraf veya dosya, araştırmanız için önemliyse, zaman içinde değişip değişmediğini görmek için arşiv sayfasını kontrol edebilir veya hedef tarihe daha yakın bir görüntü arayabilirsiniz. Ancak bu dosya zaman içinde aynı kaldığı sürece sorun yok demektir. Genelde, bir web sayfasının gövde metni ayrı bir sayfadan veya dosyadan alınmaz. Bu nedenle bu dinamikten etkilenme olasılığı daha düşüktür. Ancak “About this capture” (Bu yakalama hakkında) seçeneğini kontrol etmek ve alıntı yaptığınız sayfanın arşiv görüntüsündeki metin, resim veya diğer öğelerin ilgilendiğiniz tarihle tutarlı olduğundan emin olmakta fayda var. Bu işlem çok basit. Önce arşivlemek istediğiniz URL'leri listeleyen tek sütunlu bir Google E-Tablosu oluşturun. Ardından Google hesabınızı archive.org hesabınıza bağlamak için buraya tıklayın . ​ Bu işlem tamamlandığında, aşağıdaki ekranı göreceksiniz. “Archive URL’s"" (URL Arşivle) butonuna basın. Artık arşivlemek istediğiniz URL'leri içeren Google E-Tablonuzun bağlantısını ekleyebilirsiniz. Google ve archive.org hesaplarınızı birbirine bağlandığınızdan, tüm arşiv görüntüleri kolayca erişebilmeniz için archive.org hesabınızda saklanacak. “Bu özellik, eşimin bir keresinde bana ‘Mark, bir dizi URL'yi nasıl kolayca arşivleyebilirim?’ diye sorması üzerine ortaya çıktı” diyor Graham. Graham bunu hayata geçirmek için Internet Archive'daki mühendislerle birlikte çalıştı. Graham, “Wayback Machine'in birçok özelliği, bir kullanıcı istediği, sorduğu ya da önerdiği için var” diyor. “İstekleri ve soruları epey takdir ediyoruz.” Graham insanların [email protected] adresine e-posta gönderebileceğini hatırlatıyor. “Günde yüzlerce e-posta alıyoruz. Bunları inceleyip yanıtlayan bir ekibimiz var. Wayback Machine ile ilgili olup da ilk aşamada yanıtlanamayanlara bizzat ben yanıt veriyorum.” Graham özellikle gazetecilerin, soruları ya da talepleri olduğunda kendilerine çekinmeden ulaşabileceğini hatırlatıyor. Wayback Machine'in usta kullanıcıları, sosyal medya içeriklerini arşivlemenin imkansız veya çok zor olduğunu biliyor. Bu Wayback Machine'in işlevselliği ve sınırlamalarından ziyade Meta gibi şirketlerin veri kazıma işlemlerini engelleme girişimleriyle ilgili. Graham, sosyal medya içeriklerini arşivlemenin neden zor olduğu hakkında şöyle söylüyor: Graham'ın Wayback Machine'in sosyal medya arşivlemesini iyileştirmek için “çeşitli medya kuruluşlarıyla aktif olarak çalıştığını” söylemesi ise iyi bir haber." Trol hesap nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-trol-hesap-nedir,"Bundan on yıl öncesine kadar, “internette şakacı gönderiler paylaşan veya yorumlarıyla anlamsız tartışmalar körükleyen kişi” anlamına gelen “trolün” bugünlerde bize çağrıştırdıkları çok farklı. Trol hesaplara sosyal medya platformları, mesajlaşma grupları, forumlar ve çevrimiçi oyunlarda rastlayabiliyoruz. Artık çevrimiçi topluluklardaki tek amaçları şaka yapmak değil. Tartışmalı yorumlar veya kışkırtıcı gönderilerle tarafları kutuplaştırmayı ve kimsenin birbirini dinlemediği bir ortam yaratmayı hedefliyorlar. Yapılan onlarca araştırma, toplumsal kriz anlarında sosyal medyadaki tartışmaları şekillendiren ya da derinleştiren aktörlerden birinin de troller olduğunu ortaya koyuyor. Troller Star Wars: Son Jedi filmi hakkındaki tartışmayı şekillendirmekten , çatışma ortamında doğru bilgiye erişmeye çalışan sivillerin internet deneyimini gölgelemeye kadar farklı alanlarda vakit harcayabiliyor. Her halükarda, bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi manipüle etmeye çalıştıkları ortada. Teyit Sözlük’te “trol hesap”ları hakaret veya saldırı içeren içerikleri, okurları kışkırtmak veya halihazırda gündemde olan konulardan saptırmak için paylaşan hesaplar olarak tanımlıyoruz . Amaçları eleştirel veya yapıcı bir konuşma oluşturmak değil, tartışmayı sabote etmek, tarafları kutuplaştırmak, fevri tepkilere sebebiyet verip kimsenin birbirini dinlemediği, önyargıların derinleştiği bir ortam yaratmak. Günümüzde troller genellikle siyasi amaçlara hizmet ediyor. Çin, Meksika ve Rusya, aktif şekilde trolleri kullanarak internetteki siyasi tartışmaları şekillendirdimesiyle bilinen ülkelerden bazıları. Türkiye’de ise Twitter, 2020 yılında devletle bağlı olduğunu söylediği 7 bin 340 hesabı kapattığını açıkladı . Benzer hamle Çin ve Rusya merkezli hesaplar için de yapılmıştı. Bugünse Elon Musk tarafından satın alınan Twitter’daki radikal politika değişikliklerinin ve gevşetilen kuralların platformdaki trolleri artıracağından ve daha önce trol faaliyetleri sebebiyle platformdan uzaklaştırılan hesapların geri gelebileceğinden endişeleniliyor. Bir trolü, kendine çok benzeyen kötü niyetli bot hesap tan ayıran şey ise, trol hesapların arkasında gerçek kişiler olması. Bot hesaplar gerçek profiller gibi görünen, ancak aslında bir algoritma tarafından yürütülen otomatik sosyal medya hesaplarına deniyor. Birlikte anılan ve bazen birbiri yerine de kullanılabilen bir diğer kavram da astroturfing . Astroturfing siyasi, ekonomik ya da kişisel bir kampanyanın propagandasını yapmak için gerçekte bulunmayan bir desteği varmış gibi göstermek amacıyla yapılan eylemleri tanımlamak için kullanılıyor. Aslı Peker, “Troller, botlar, astroturf: Sosyal medyanın anti-sosyal yüzüyle baş etme rehberi” başlıklı rehberde kavramı şöyle detaylandırıyor: Troller bir çevrimiçi topluluğun olduğu her yerde bulunabilir. Peki bir trolü nasıl tespit edebiliriz? İşte birkaç ipucu: Trol hesapların etkileşimden faydalandığını unutmayın. Trol olduğundan şüphelendiğiniz bir hesapla etkileşime geçmemek en iyi seçenek. Hesabın kötü niyetli olduğunu düşünüyorsanız engelleyebilir ve platforma şikayet edebilirsiniz. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Rehber: Sahte Twitter ekran görüntüleri nasıl tespit edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-sahte-twitter-ekran-goruntuleri-nasil-tespit-edilir,"Tweetlerin ekran görüntülerini paylaşmak, Twitter'da bilgi paylaşmak için sıkça kullanılıyor. Ancak bir hesabın attığı asıl tweet'e erişilebilen alıntı tweetin aksine, ekran görüntüleri kullanıcıların görseldeki paylaşımın gerçek olduğuna inanmasına dayanıyor. Fakat çok iyi bildiğimiz üzere internette işler her zaman böyle yürümüyor. Twitter ekran görüntüleri basit hileler kullanılarak kolayca taklit edilebiliyor ve çeşitli amaçlarla kitleleri yanıltmak için kullanılabiliyor. Twitter'ın gazeteciler ve haber kuruluşları arasındaki popülaritesi göz önüne alındığında, bu durum ekran görüntülerinin güvenilir kuruluşları ve muhabirleri tarafından paylaşılan tweetler olduğu varsayımıyla yayılmasına ve yanlış bilginin milyonlarca kişi tarafından görüntülenip paylaşılmasına yol açabiliyor. Rusya Ukrayna savaşı boyunca, haber kuruluşlarının ya da kamu görevlilerinin haberlerini gösterdiği iddia edilen çok sayıda sahte ekran görüntüsü internette yayıldı. 2022’nin Ağustos ayında, Japonya başbakanının özel danışmanı Nobuo Kishi tarafından paylaşıldığı öne sürülen ve Ukrayna'yı Rusya'nın kontrolündeki Zapoijya nükleer santralini hedef almakla suçlayan sahte bir tweetin ekran görüntüsü internette yayıldı. Britanya’daki Rusya Büyükelçiliği bu sahte ekran görüntüsünü gerçek sanarak paylaştı. Ancak Kishi bu paylaşımı yapmadığını doğruladı. Peki sahte Twitter ekran görüntülerini nasıl ayırt edebiliriz? İlk olarak, bu ekran görüntülerinin nasıl üretildiğini bilmek önemli. Sahte Twitter ekran görüntüleri temelde üç yöntemle üretilebiliyor: Bu sahte ekran görüntülerinin bir web sayfası ya da beğenilebileceğiniz, paylaşabileceğiniz, alıntılayabileceğiniz veya yanıtlayabileceğiniz bir tweet bağlantısı yerine her zaman bir görsel şeklinde olduğuna dikkat çekmekte fayda var. Bir hesaptan, gerçek bir bağlantısı olan gerçek bir tweet göndermek için ya hesabın şifresini bilmek ya da hesabı hacklemek gerekir ki bu ikisi de bu yazının konusu değil. Mavi tikli sahte bir tweet oluşturmanızı sağlayan birçok internet sitesi var. İşte bu internet sitelerinden birini kullanarak üretilen, BBC'nin haber hesabından atılmış gibi görünen sahte bir tweet: “ABD Başkanı Joe Biden yıl sonuna kadar görevinden istifa edeceğini açıkladı.” İlk bakışta gerçek ve doğrulanmış gibi görünse de bu paylaşım sahte. Bu tweet’i @BBCBreaking hesabı hiç paylaşmadı. Peki bunu nasıl teyitleyebilirsiniz? (Gerçekte paylaşılmamış tweet görüntüleri üretmeye yarayan Tweet Generator aracından ekran görüntüsü) Bir ekran görüntüsünün gerçek olup olmadığını kontrol etmenin en kolay yolu, hesabın profilinde bu paylaşımın olup olmadığına bakmak. Ekran görüntüsündeki tarih yeni değilse ve uzun süre profilde aşağı inmenizi gerektiriyorsa, Twitter'ın gelişmiş arama özelliklerinden faydalanarak eski tarihli paylaşımlara daha hızlı biçimde ulaşmayı deneyebilirsiniz.. Örneğin, @BBCBreaking hesabından atılan ve içinde “Biden” kelimesi geçen tweet'leri arayıp kronolojik olarak sıralayalım. Sahte ekran görüntüsünde 7 Eylül tarihi yer alıyor. Gelişmiş arama sonuçlarına göre @BBCBreaking hesabı 24 Ağustos ve 21 Eylül tarihleri arasında ""Biden"" kelimesinin geçtiği hiçbir tweet atmamış. Elbette eğer tweet’i bulamıyorsanız sahte olma ihtimali var. (Twitter’ın gelişmiş arama özellikleriyle BBC Breaking News tarafından atılmış ve içinde “Biden” kelimesi geçen tweetlerin arama sonuçları) Gerçek tweet'i Twitter'ın internet sitesinde veya mobil uygulamasında bulamadığımızda, cevaplamamız gereken başka bir soru daha var. Ya o hesap tweet’i gerçekten paylaştıysa ancak daha sonra sildiyse? Silinen tweet’leri kontrol etmenin en iyi yolu, Internet Archive gibi ücretsiz internet arşiv hizmetlerini kullanmak. Bir Twitter hesabını arattığınızda, karşılaştığınız ekran görüntüsündeki tweet’in, silinmeden önce profilin arşiv görüntüsünde yer alıp almadığını kontrol edebilirsiniz. Bu hizmetler her bir Twitter hesabının arşivini almasa da, tanınan haber kuruluşları gibi çoğu büyük hesap düzenli olarak arşivleniyor. Çoğu sahte tweet, tanınmış hesaplardan atılmış gibi gösterildiğinden, bu epey kullanışlı bir yöntem. Arşiv internet siteleri, silinmiş tweet’leri kontrol etmenin açık ara en iyi ve en güvenilir yolu. Genellikle teyitçiler ve açık kaynak araştırmacıları da bu yöntemi kullanıyor. ( BBC Breaking News Twitter hesabının Wayback Machine’de arşivlenmiş hallerini gösteren takvim) Google, TinEye, Yandex ve Bing gibi arama motorlarını kullanarak ekran görüntüsünü tersine görsel arama yönetmiyle aratmak, teyitçiler tarafından sıkça kullanılan bir başka basit yöntem. Eğer sahte ekran görüntüsü eskiyse ve daha önce paylaşılıp çürütülmüşse, bununla ilgili halihazırda var olan analizleri bulabilirsiniz. Mesela, aktör Steven Seagal’ın Ukrayna'da Rus güçlerinin yanında savaşırken görüldüğünü iddia eden sahte CNN tweet'inin ekran görüntüsünü ele alalım. Ekran görüntüsü, Ukrayna'daki savaşın ilk günlerinde viral olmuş ve hatta ABD'li podcast sunucusu Joe Rogan tarafından paylaşılmıştı. Hızlıca Google’da tersine görsel arama yaparak, teyitçiler tarafından yazılan ve ekran görüntüsü ile iddianın sahte olduğunu ortaya koyan analizlere ulaşabilirsiniz. ( Sahte olduğu oraya çıkan tweet’in görüntüsü) Halihazırda teyitçiler tarafından yazılan bir analiz olmasa bile, tersine görsel aramayla görüntünün kaynağını bulabilir veya en azından nasıl yayıldığı hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Tweet yakın zamanda gönderilmişse ve silinmiş olma ihtimali varsa Google’da arama yapmak ve hesabın önbelleğe alınmış sürümünü kontrol etmek de faydalı olabilir. Twitter ekran görüntüsü ünlü bir kişi veya politikacı hakkında bir iddia içeriyorsa, Google’da basit bir arama yapın. Tanınmış haber kuruluşlarının aynı iddiayı haberleştirip haberleştirmediğine bakın. Politwoops internet sitesi , ABD’deki siyasetçilerin paylaşıp daha sonra sildiği gerçek tweet’lere dair veritabanı niteliğinde epey faydalı ve ücretsiz bir kaynak (yazının yayınlandığı 4 Ekim 2022 tarihinde Politwoops sitesi kullanılabiliyordu ancak Twitter API değişikliği nedeniyle şimdilik kullanım dışı). Ancak aradığınız şeyi genellikle internette basit bir arama yaparak bulabilirsiniz. Tweet’in bir haber kaynağından olduğu iddia ediliyorsa, haber kuruluşunun internet sitesini kontrol edin. ABD Başkanı Biden'ın istifa ettiğine dair sahte @BBCBreaking tweet'i örneğinde, haberin birkaç dakika içinde BBC News internet sitesinde yer alması gerekirdi. Eğer haber yoksa, ekran görüntüsü büyük olasılıkla sahtedir. Gerekirse yerel haberleri inceleyin. 2022’deki Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un uydurma bir sözünü içeren bu sahte BBC tweet’i buna örnek olarak gösterilebilir. ( Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un uydurma açıklamasına yer veren sahte BBC News tweetinin ekran görüntüsü.) Bu sahte tweet 2022’de viral olmuştu. Ancak BBCWorld hesabını kontrol etmenin ve yukarıda bahsedilen diğer tüm yöntemlerin yanı sıra sahte alıntıyı haberleştiren saygın bir Fransız haber kuruluşuna da erişilememişti. Hiçbir zaman mevcut yanlılıklarımızı tasdiklediği için kolayca varsayımlarda bulunmamamız gerekiyor. Bir tweet’in sahte görünmesi, illa sahte olduğu anlamına gelmiyor. Bir tweet’in gerçek görünmesi de gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Gazeteciliğin temel kurallarından birinde belirtildiği üzere, her zaman her bilgiyi iki kez kontrol etmek gerekiyor." Eğitimde yapay zeka: Algoritmik okuryazarlık eğitimi nasıl mümkün?,https://teyit.org/teyitpedia/egitimde-yapay-zeka-algoritmik-okuryazarlik-egitimi-nasil-mumkun,"İlk yazıda algoritmik okuryazarlığa neden ihtiyacımız olduğunu anlatmaya çalışmıştım . Bu yazıda, algoritmik okuryazarlığın elzem olduğuna ikna olanları aksiyon almaya davet ediyorum. Bunu yaparken de, dünyada yapay zekanın eğitime eklemlenmesi üzerine süren tartışmalar ve uygulamalar üzerinden ilerlemeyi faydalı buluyorum. Yakın bir coğrafyayla, Avrupa kıtasıyla başlayalım. Avrupa Parlamentosu’nun 19 Mayıs 2021 tarihli kararında , eğitim sistemlerine yapay zekayı dahil etmenin gerçek amacının, eğitimi mümkün olduğunca bireysel hale getirmek ve öğrencilere kişiselleştirilmiş bir eğitim sunmak olması gerektiği belirtiliyor. Aslında bu tanım, bize tartışmaların çok temelindeki bir soruyu hatırlatıyor: Eğitimde yapay zekanın konumlanması insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi bağlamında nerede yer alıyor? Avrupa Konseyi, bu soruyu merkeze aldığı ve 2022 yılının sonlarına doğru yayınladığı raporunda , eğitim politikaları ve uygulamalarında yapay zeka başlığına yer açan ülkelere şu soruları hatırlatıyor: Eğitimdeki yapay zeka uygulamaları, insani ve sosyal bir faaliyet olarak öğrenmeyi mi geliştirmeyi amaçlıyor, yoksa öğrenmeyi ""daha verimli"" hale getirmek için mi kullanılıyor? Bu uygulamalar, öğretmenleri desteklemek için mi, yoksa onların yerini almak için mi tasarlandılar? Önceden belirlenmiş öğrenme içeriğine hizmet eden öğrenme yollarını kişiselleştirerek öğrencileri sınavlara hazırlayan uygulamalardan mı bahsediyoruz, yoksa kişiselleştirilmiş öğrenme çıktılarını destekleyerek öğrencilerin bireysel hedeflerine ve potansiyellerine ulaşmalarını amaçlayan uygulamalardan mı? Bu soruları aklımızda tutup, yapay zekanın eğitimde nasıl konumlandırıldığına ilişkin örneklere bakalım. Eğitimde kullanılan yapay zeka uygulamaları ve araçlar yaygın olarak şu şekilde kategorileştiriliyor: öğrenci odaklı, eğitmen odaklı ve kurumsal sistem odaklı. Bu kategorizasyondan yola çıkarak, eğitim sistemine entegrasyon örneklerini özetleyen bir EuroSchoolNet raporu mevcut. Raporda, K12 düzeyinde yapay zekanın rolü konulu, 18 farklı Avrupa ülkesinde uygulanmış bir anket çalışmasının sonuçları değerlendiriliyor. Sonuçların bizlere söylediği şeyler kısaca şöyle: Öğrenci odaklı uygulamaları daha sık görmekteyiz. Bu uygulamaların ağırlıklı olarak üç amaca hizmet edecek şekilde eğitime entegre edildiğini görüyoruz: Öğretmen odaklı uygulamalarda ise ön plana çıkan üç alan şöyle: Öğretmen odaklı uygulamaların ilk örneklerinde, öğretmenin otomasyona dayalı iş yükünü hafifletmek ve teknik konularda desteklemek olarak konumlandırılan yapay zeka araçlarının, zamanla etik kullanımına dair bilgi kaynaklarıyla desteklenmeye başlanması sevindirici bir değişim olarak dikkat çekiyor. Kurumsal sistem odaklı uygulamalarda ülkelerin yapay zeka konusundaki politikalarının ne kadar olgunlaşmış olduğuna bağlı olarak büyük denebilecek farklar olduğunu görüyoruz. Yapay zeka politikalarını odağına alan ülkelerde akıllı içerik, öğrenme yolu ve öneri ve öğretim stratejilerini ve öğretim materyalleri tasarımını öğrencilerin öğrenme etkinliğine göre ayarlama amaçlı uygulamalar dikkat çekerken, politikaları görece yeni ve basit olan ülkelerde öğrencilerin öğrenme davranışlarını iyi öğrenme stratejisiyle değerlendirmeye odaklanıldığını söylemek mümkün. Bu kategoride, en azından bende, heyecan yaratan çalışmaların başındaysa kullanılan farklı yapay zeka teknolojilerinin entegrasyonu geliyor. Aynı raporda yer verilen Estonya ve Norveç örnekleri, birçok eğitim hizmetini tek bir oturum açma sayfasında birleştirmeyi amaçlıyor. Ulusal düzeyde analizleri yapmayı mümkün kılan bu entegrasyon çalışmalarında; veri toplama, analiz ve yapay zekanın öğrenme analitiğinde kullanımının yasal, etik ve toplumsal yönleri hakkında araştırmaların da eş zamanlı olarak yapılıyor olması çok umut verici. Şu anki örneklere bakıldığında, her ne kadar Estonya ve Norveç gibi iyi örnekler olsa da, eğitimde yapay zekanın konumlandırılması ile ilgili bütüncül bir yaklaşımdan bahsetmek için erken olduğunu görüyoruz. Ama iyi haber şu: Doğru sorular sorulmaya başlanmış, doğru noktalar sorgulamaya açılmış durumda. UNESCO’nun “Education 2030” projesi kapsamında yayınlanan K-12 AI Curricula raporundan birkaç alıntıyla derdimizi tekrar anlatalım: Şu andaki örneklere bakıldığında, eğitime yapay zekayı entegre eden ülkelerin, bu refleksi hem ülkelerinin mevcut ve gelecekteki ekonomisi hem de vatandaşların sosyal hayata tam katılımı için gerekli olduğunu kabul ederek gösterdiklerini görüyoruz. Bu uygulamaların iyileştirilmesi ve bundan sonra hayata geçirilecek uygulamaların beklenen olumlu etkiyi sağlaması için, UNESCO’nun getirdiği birkaç öneriyi not düşelim: Toparlamak gerekirse, kimseyi beklemeden büyüyen bir yapay zeka teknolojisiyle karşı karşıyayız. Bu hızı frenlemeye çalışmak belli ki bir şeyin çözümü olmayacak. Yapılması gereken, disiplinlerarası çalışmalarla yapay zeka politikalarını şekillendirmek, bu politikaların tabana yayılmasını mümkün kılan eğitim uygulamalarını hayata geçirmek, bunu yaparken, hukuki ve etik tartışmaları tekniğin ve teknolojinin ardına koymamak. Bu yazıda yer verdiğimiz örneklerde, doğru alanlarda atılmış adımların sorgulanmaya ve eleştiriye açık bir zeminde iyileştirilmeye çalışıldığını görmek çok değerli. Her sabah yeni bir teknolojiye uyandığımızı unutmamak ve eleştirelliği en çok da bu yüzden elden bırakmamak gerekiyor. Kapak: DALL-E" Sosyal medya platformları seçimlerle ilgili yanlış bilgiler için hangi önlemleri aldı?,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medya-platformlari-secimlerle-ilgili-yanlis-bilgiler-icin-hangi-onlemleri-aldi,"Yanlış bilginin yaratabileceği riskleri dünyanın farklı yerlerinde yapılan seçim süreçlerinde somut biçimde gördük, görmeye devam ediyoruz. En bilindik örnekle başlayalım: Amerika Birleşik Devletleri’nde 2020 Başkanlık seçimlerinin ardından eski Başkan Trump’ı destekleyen ve oyların çalındığına inanan kalabalık ABD Kongre Binası’na baskın düzenlemişti. Ya da daha güncel bir örnek: 2023’ün Ocak ayında Brezilya’da seçimi kaybeden eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun seçim süreci boyunca tekrarladığı “hileli seçim” vurgulu açıklamaları benzer bir kalabalığın Yüksek Mahkeme, Başkanlık Sarayı ve Kongre Binasını basmasıyla sonuçlanmıştı . Her iki olayda da sosyal medya platformlarının, bu kalabalıkların öfkesini körükleyen yanıltıcı bilgileri ve desteksiz iddiaları yaygınlaştırdığı, bunlara zamanında ve yeterli oranda müdahale edemediği vurgulandı. Seçim sürecindeki Türkiye’de de Twitter’daki botların , YouTube’daki reklamların sonuca etkisi tartışılıyor. Araştırmalar Türkiye’de bir haber kaynağı olarak sosyal medyanın, televizyonla yarıştığını gösteriyor. Sosyal medya platformlarının bilgi edinme ve dolayısıyla karar alma süreçlerimiz üzerindeki etkileri ve bu etkiyle birlikte somutlaşan sorumlulukları uzun süredir gündemde. Platformlar da belirli aralıklarla dezenformasyon , seçim bütünlüğü, nefret söylemi veya kamu sağlığına ilişkin politikalar yayınlıyor. Peki sosyal medya platformları 2023 seçimlerinde yanıltıcı bilgilerin yayılmasını önlemek için hangi önlemleri aldı? Plarformların açıkladığı politikalar farklı oranlarda da olsa temelde üç maddeye odaklanıyor. Elbette bu üçü dışında kalan farklı çözümler ve unutulmaması gereken bir de siyasi reklam meselesi var. Politikalara platfrom özelinde tek tek bakalım. Facebook, Instagram ve mesajlaşma platformu WhatsApp ’ın çatı şirketi Meta, Nisan başında yayınladığı blog yazısıyla Türkiye’deki seçim süreciyle ilgili attığı adımları açıkladı. Şirket seçim gününe doğru, potansiyel tehditleri gerçek zamanlı olarak tespit etmeye odaklanan Türkiye Seçim Operasyon Merkezi’ni etkinleştireceğini belirtiyor. Şirketteki mühendis, hukukçu, araştırmacı ve analiz uzmanlarını bir araya getirmeyi amaçlayan bu merkezin nasıl işleyeceği henüz belirsiz. Belirli durumlarda, olası şiddete veya fiziksel zarara katkıda bulunabilecek veya oy vermeyi engellemeyi amaçlayan, oy verme tarihleri, yerleri, saatleri ve yöntemleriyle ilgili asılsız içerikler Facebook ve Instagram’dan kaldırılıyor. Bu sayılanlar dışında kalan ancak yine de yanıltıcı bilgi içeren paylaşımlara ise bilgi notu ekliyor ve görünürlüğünü azaltıyor. Şirket problemli içeriklerin tespiti için Teyit ve Doğruluk Payı ile çalışıyor. Meta, WhatsApp’ta, insanları onlara şüpheli görünen içerikleri Teyit ve Doğruluk Payı ile paylaşmaya motive ettiklerini belirtiyor. Ancak uygulamaya dair net bir örnek yok. Teyit'in şef editörü Emre İlkan Saklıca, adımların önemli olduğunu ancak somut uygulamalarla henüz karşılaşamadıklarını vurguluyor: "" Meta bir süredir seçimlerdeki dezenformasyonla mücadele için bizimle iletişim halinde. Seçimi önemsiyorlar ve çözüm üretmeye çalıştıklarını görüyoruz. Ancak bahsedilen uygulamaların somut örnekleriyle şu ana kadar karşılaşamadık. Uygulamaların öneminin seçime iyice yaklaştıkça artacağı ortada."" Facebook’taki siyasi içerikli reklamlar ve mikro hedefleme stratejilerinin, oy kullananların kararları üzerindeki etkisi bir diğer tartışmaydı. Şirket, seçimlerle veya siyasetle ilgili reklam yayınlamak isteyen reklamverenlerin, kim olduklarını ve hangi ülkede yaşadıklarını kanıtlamalarını zorunlu kılıyor. Bu detaylar yedi yıl boyunca saklanmak üzere, kullanıcılara açık biçimde Reklam Kütüphanesi ’ne ekleniyor. Kütüphane üzerinden erişilen veriler, hangi siyasi partinin ya da bireysel hesabın, hangi içeriğe kaç TL reklam verdiğini ve belli demografilere göre hedefleme gerçekleştirip gerçekleştirmediği görmenizi sağlıyor. Reklam kütüphanesi siyasi reklamlara izin veren platformlar için iyi bir şeffaflık örneği. Gözlemevi tarafından yürütülen bir araştırma, reklamverenler özel bir tercihte bulunmasa dahi, Türkiye’deki siyasi reklamların Meta tarafından, erkek kullanıcılara daha fazla gösterildiğini ortaya koyuyor. Twitter 2023 Türkiye seçimleri özelinde bir politika belgesi yayınlamadı. Şirketin Ocak 2023 tarihli güncel politika belgesi seçim, referandum, nüfus sayımı gibi süreçleri ele alıyor. Twitter özetle, bu politikayı ihlal eden içerikleri etiketleme veya kaldırma hakkını saklı tutuyor. Oy kullanma zamanı veya yerleri, oy sayım süreci, oy pusulaları, seçmen kayıtları ve seçim sürecinin diğer kısımları hakkında yanlış bilgiler, seçim sonuçları netleşmeden önce kazandığını açıklayan siyasetçiler ve siyasetçi taklidi yapan sahte hesaplar bu kategoride değerlendiriliyor. Metinde bu politikayı ihlal eden paylaşımları bildirme seçeneğinin nasıl çalıştığı da anlatıyor. Ancak Türkiye’de kullanıcıların şu an için “Seçim veya başka bir sivil olay hakkında yanıltıcı” bildirim opsiyonuna erişimi yok. Kasım 2019’dan bu yana platformda siyasi reklamları yasaklayan şirket kısa süre önce bu yasağı kaldıracağını bir tweetle açıkladı . Bu, detayları tam olarak belli olmasa da siyasi içerikli paylaşımların erişimini artırmak için reklam verilebileceği anlamına geliyor. Platformdaki yanlış bilgi sorununa genel olarak topluluk odaklı bir çözüm aranıyor. Eski adı “Birdwatch” yeni adı “ Community Notes ” olan uygulamada kullanıcılar yanıltıcı bilgi içerdiğini düşündüğü bir tweet gördüğünde tweete açıklayıcı bir not düşebiliyor, kendi kaynaklarını ekleyerek kanaatini açıklayabiliyor. Bu uygulama da henüz Türkiye’deki Twitter kullanıcılarına açık değil. Uygulamanın etkisi de uzun süredir tartışma konusu. TikTok , 2023 seçimlerinde platformdaki yanlış bilgi sorununa dair atmayı planladığı adımları 12 Nisan’da yayınladığı politika metniyle açıkladı. Şirket seçmenleri yıldırmayı veya oy vermelerini engellemeyi amaçlayan, şiddeti teşvik eden içerikleri kaldırıyor. Platformdaki şüpheli içerikler için tıpkı Meta gibi, üçüncü taraf doğrulama platformlarıyla çalışıyor. Teyit 2020 yılından bu yana TikTok’taki yanıltıcı içerikleri inceliyor. İnceleme sürecindeki paylaşımların yayılımı platform tarafından azaltıyor. Şirket, seçim takip merkezi uygulamasıyla kullanıcıların seçimler özelinde doğru bilgiye erişimini kolaylaştırmayı amaçlıyor ancak bu uygulama henüz kullanıcılara açılmadı. Seçimlerle ilgili olduğu belirlenen ya da politikacılara ve siyasi partilere ait hesaplardan gelen içeriklere otomatik etiketleme yapıyor. Bu etiketlerle, kullanıcıları seçim takip merkezi sayfasına yönlendirilerek seçimler hakkında bilgi almaları amaçlanıyor. TikTok siyasi içerikli paylaşımlara reklam verilmesine izin vermiyor. Fakat dünyanın farklı yerlerindeki seçimlerde dikkat çeken mesele, siyasi partilerin ve adayların influencer’lara verdiği reklamlar aracılığıyla bu uygulamanın etrafından dolanmaya çalışması . Alphabet Inc'e bağlı Google ve YouTube 2023 Türkiye seçimlerine özel bir açıklama yapmadı. Youtube, Türkiye’deki kullanıcıların haber almada en çok tercih ettikleri dijital mecra. Platformun dünya çapındaki seçim süreçlerine dair genel taahhütleri ise seçim sürecine ya da sonucuna, seçmenlerin oy verme davranışına zarar verebilecek nitelikteki yanıltıcı içeriklerin kaldırılacağı yönünde. Google ve YouTube, ilgili aramalarda üst sıralarda seçimle ilgili güvenilir kaynakları ve yetkili kurumlardan gelen bilgileri öne çıkarıyor . Platfrom açıkladığı politikalara rağmen, ABD Başkanlık seçimlerinin arifesinden ertesi güne kadar, seçimde “hile” yapıldığı hikayesini destekleyen YouTube videolarına müdahale etmediği ve 33 milyon izlemeye ulaşmasına izin verdiği için tepki görmüştü. YouTube bir süredir yanlış bilgi konusunda gerçekçi adımlar atmadığı, politikalarını şeffaf uygulamadığı için eleştiriliykor. Ayrıca araştırmalar Google'ın dezenformasyonla mücadele konusunda kamuya açıkladığı taahhütlere rağmen, yanlış ve yanıltıcı içerikler yaydığı bilinen sitelerin Google reklamlarından gelir elde etmesine izin verdiğini ortaya koymuştu . Şirketin Türkiye’deki kullanıcılara dönük siyasi reklamlara ilişkin nasıl bir politika izlediği belirsiz. Her seçim süreci kendine özgü dinamikleriyle, yanlış bilgi bağlamında çözülmesi gereken yeni problemler doğuruyor. Platformların açıkladığı politikalarla çözüme katkı sunmaya çalışması memnuniyetle karşılansa da yakın zamanda Afrika’da yapılan birkaç seçim süreci üzerine yürütülen araştırmalar, politikaların yetersiz kaldığını ve etkili biçimde işlemediğini gösterdi. Mozilla Vakfı tarafından yayınlanan izleme raporunda politikaların opak ve çok esnek olduğu vurgulanıyor. Ağustos 2022’de seçime giden Kenya’da, TikTok’un etiketleme sistemine ve Facebook’taki siyasi reklam politikasına rağmen dolaşıma giren ve yüksek etkileşim alan onlarca yanıltıcı kritik paylaşım tespit edildi. Nijerya’da Ocak 2023’te yapılan seçimlerdeyse siyasi reklamlara ilişkin politikaların etrafından influencer'lar ile yapılan anlaşmalar aracılığıyla dolanıldığı ortaya çıktı. Uzmanlar, açıklanan politikaların belirsizlikler içerdiğini, uygulamaya dönük şeffaflık problemi olduğunu ve özellikle İngilizce dışındaki dillerde çok etkili bir biçimde uygulanamadıklarını vurguluyor. Google, YouTube ve Twitter’ın ABD ve Brezilya gibi yaygın konuşulan dil ve yüksek kullanıcı sayısına sahip ülkelerdeki seçimlere odaklanan politika metinleri varken bu ülkeler dışındaki seçim süreçlerinde, açıkladıkları “genel” politikaların ne oranda uygulandığı belirsiz. Kendilerini yalnızca birer “sosyal ağ” olarak gördüklerini her fırsatta dile getiren ve içeriklerin yaratabileceği problemlerin sorumluluğundan kendilerini azade tutmaya çalışan platformlara yöneltilen talepler gittikçe güçleniyor, şirketlerin üzerindeki baskı giderek artıyor." Eleştirel dijital okuryazarlık nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-elestirel-dijital-okuryazarlik-nedir,"İbn-Haldun “Mukaddime”de kulaktan kulağa yayılan söylentilere yalan karışmasının sebeplerini de anlatıyor. Tarih, iktisat ve sosyoloji gibi birçok konuya değinen 1377 tarihli bu kitapta İbn-Haldun’a göre doğal olanla yalan o kadar iç içe ki onu ayırt etmek oldukça güç. İbn-Haldun bu ayrımı yapabilmek için, bir kaynaktan elde edilen bilginin sürekli teyit edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yani yanlış bilgiye dair tartışmaların Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) 2016 başkanlık seçimleri sonrasında gerçek bir soruna dönüştüğü düşünülse de aslında bu meselenin izlerini birçok tarihsel metinde görebilmek mümkün . İlginizi çekebilir: Araştırma: Sosyal medya ve akıllı telefonların yükselişinden bu yana insanlar daha çok yalan söylemeye mi başladı? Yanlış bilgi internetle beraber hayatımıza girmese de içinde bulunduğumuz dijital çağın, yanlış bilgi sorununa kendine özgü yeni boyutlar kattığını söylemek mümkün. Dolayısıyla çok boyutlu hale gelen bu problemin çözümünde ihtiyaç duyduğumuz beceriler de çeşitleniyor. kaynak: DETECT Medya okuryazarlığı, dijital okuryazarlık, dijital medya, haber ve bilgi okuryazarlıkları gibi pek çok alana ve beceriye temas eden bu ihtiyacı tanımlarken kullandığımız temel kavram ise eleştirel dijital okuryazarlık. “ Eleştirel dijital okuryazarlık ” eleştirel düşünmenin, dijital çağın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Teyit’te eleştirel dijital okuryazarlığı sık sık EDO olarak kısalttığımızı görebilirsiniz. Teyit Sözlük’teki tanımıyla EDO , akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü bilgisayarlar gibi araçlar aracılığıyla bilgiyi bulma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme, güvenilir kaynaklara erişebilme, nitelikli olanları ayırt edebilme, çevrimiçi güvenliği sağlayabilme gibi becerilerini ifade ediyor. Daha basit haliyle, eleştirel dijital okuryazarlık, bilgi edinme yollarımızı geliştirmemizi ve yanlışla da karşılaşabileceğimizin farkında olmamızı sağlayan bir beceriler bütünü olarak düşünülebilir. Eleştirel dijital okuryazarlığın içerisinde yer alan becerileri anlamamıza yardımcı olacak bir diğer çerçeve, Greenwich Üniversitesi’nden Juliet Hinrichsen ve Antony Coombs tarafından geliştirilmiş . Hinrichsen ve Coombs’un çerçevesi, eleştirel dijital okuryazarlığı ele almak isteyen eğitimciler için hazırlansa da bizler için de bazı ipuçları barındırıyor. Buna göre eleştirel dijital okuryazarlığı öğrenenler aşağıdaki becerileri taşıyor olmalı: 1- Kod çözme: Dijital medyanın yapılarına ve kurallarına aşina olmak, dijital ürünlerdeki farklı özelliklere karşı duyarlı olmak ve mevcut dijital yöntemleri ve teknikleri kendinden emin bir şekilde kullanabilmek. 2- Anlamlandırma : Bu, kişinin bir metnin oluşturulmasındaki rolünü tanımlamak için kullanılır. Anlamlandırma, metnin içeriği, tarzı ve amacının okuyucunun önceden deneyimleri, bilgisi ve tepkileri ile diyalog içinde olduğu refleksif bir süreçtir. Anlamlandırma hem anlamayı hem de yorumlamayı içerir. 3- Analiz etme: Dijital alanda bilinçli kararlar ve seçimler yapabilme yeteneği. Ayrıca dijitalleştirilmiş materyalin üretimi ve tüketimine eleştirel, estetik ve etik perspektiflerden yaklaşabilmek anlamına gelir. 4- Kişilik: Farklı dijital ortamlarda itibar, kimlik ve üyeliğe ilişkin konulara dair duyarlı olmak. Çevrimiçi kişiliğin bilinçli bir biçimde yönetilmesidir. 5- Kullanma: Kişinin belli bir amaç için dijital araçları uygun ve etkili bir şekilde kullanabilme becerisi. Ayrıca, bireysel ya da bir topluluğun parçası olarak dinamik ve esnek bir şekilde pratik sorunları çözebilmeli, çeşitli yöntem ve yaklaşımlar kullanabilmelidirler. Medya ve dijital okuryazarlık alanında çalışan Gianfranco Polizzi’nin eleştirel dijital okuryazarlık hakkında on okuma önerisinden oluşan yazının sonunda, eleştirel dijital okuryazarlığı düşünürken akılda tutulması gereken bazı öneriler de bulunuyor. Eleştirel dijital okuryazarlığın temel öğelerini farklı biçimde tekrar vurgulayan bu önerilerden sonuncusu, yani eğitim sistemlerinde eleştirel dijital okuryazarlığın yeri, Teyit’in de uzun süredir odaklandığı alanlardan. Benzer ihtiyaçları hisseden Teyit, 2021’in başlarından bu yana eğitim ortamlarında eleştirel dijital okuryazarlığı tartışmanın farklı yollarını arıyor. Öğretmen Ağı ile birlikte yürüttüğümüz “ Öğretmenler için Eleştirel Dijital Okuryazarlık ” projesiyle öğretmenler, veliler ve öğrenciler için; “ Teyitli Bilgi Kampüste ” projesiyle ise üniversite öğrencileri için eleştirel dijital okuryazarlık çözümlerini öğretmenler ve öğrencilerle birlikte üretiyoruz. İlginizi çekebilir: Kutuplaşmanın yüksek olduğu dönemlerde haber okuryazarlığını okullara taşımak Polizzi eleştirel dijital okuryazarlığın yanlış bilgi problemindeki rolünü şöyle özetliyor: “Hakikat ötesi olgusuna eğilmek, hükümetler, şirketler, gazeteciler ve uzmanlar gibi birden fazla paydaşın ortak çabasını gerektiriyor. Vatandaşların buna dahil olmadığını düşünmek yanlış olur. Siyasi yabancılaşma, uzmanlığa olan güvensizlik ve düşük siyasi okuryazarlık önemli bir rol oynarken, herkesin eleştirel dijital okuryazarlıktan yararlanabilmesinin sağlanması hayati önem taşıyor.” İlginizi çekebilir: Araştırma: 10 soruda sahte haberler nasıl saptanır? Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." 2023 Nijerya seçimleri: Siyasi partiler fenomenlere gizlice ödeme yapıyor,https://teyit.org/teyitpedia/2023-nijerya-secimleri-siyasi-partiler-fenomenlere-gizlice-odeme-yapiyor,"*Bu makale Şubat ayındaki Nijerya genel seçimleri öncesinde BBC internet sitesinde yayınlanmıştır. BBC'nin Küresel Dezenformasyon Ekibi, Nijerya'nın iki siyasi partisi için çalışan muhbirlerle ve siyasi ortamı “bir endüstri” olarak tanımlayan önde gelen fenomenlerle konuştu. Muhbirler, partilerin, yaptıkları işler karşılığında nakit para, cömert hediyeler, devlet ihaleleri ve hatta siyasi atamalar verdiğini söylüyor. Bu muhbirlerin kimliklerini korumak için isimleri değiştirildi. “Yemi” önde gelen bir strateji uzmanı, “Godiya” ise bir siyasetçi. “Bir fenomene 20 milyon Naira (45 bin Dolar) kadar ödeme yaptık. İnsanlara hediyeler de verdik. Bazıları ise 'Hükümette ne yapmak istiyorsun, yönetim kurulu üyesi olmak mı, özel asistan olmak mı?’ sorusuyla ilgileniyor.” Seçimlerden önce durum tespit ekipleri kurmak olağan bir durum. Siyasi partiler burada strateji geliştirir, planlar yapar ve kampanyalarının başarısını takip eder. Ancak muhbirlere göre Nijerya’da bu ekiplerin başka bir işlevi daha vardı: Fenomenlere yaymaları için verilen yanıltıcı anlatıların nasıl performans gösterdiğini takip etmek. Strateji uzmanı Yemi, adayların şansını artırmak için sahte haber üretildiğini söylüyor: “Sizin çıkarınıza olacak şekilde kasıtlı yanlış bilgi yaymak mümkün.” BBC'nin konuştuğu çok sayıda fenomen, sahte siyasi paylaşımlar karşılığında ödeme yapılmasının yaygın olduğunu doğruladı. Adının açıklanmasını istemeyen ve yaklaşık 150 bin Facebook takipçisi olan bir fenomen, siyasi partilerin, rakipleri hakkında tamamen sahte haber yayınlaması için kendisine ödeme yapıldığını söyledi. Bu fenomen bunu göz göre göre yapmadığını, bunun yerine işe aldığı diğer mikro fenomenler aracılığıyla sahte haber yaydığını söylüyor. Rabi'u Biyora ise iktidardaki All Progressives Congress (APC) partisini desteklediği bilinen önemli bir fenomen. Bu fenomen, APC'nin adayını desteklemeyi bırakması ve bunun yerine kendi adaylarını desteklemesi için bir muhalefet partisi tarafından “ikna edildiğini” söyledi. Facebook profilindeki paylaşımlar da bunu yaptığını doğruluyor. Bunun karşılığında herhangi bir hediye almadığını söylese de 2019 yılına ait bir Facebook gönderisinde, sosyal medyadaki desteği karşılığında bir partiden araba ve para aldığını söylediği keşfedildi. Bu bulguyu kendisine ilettik ancak bize yanıt vermeyi kesti. Yaklaşık 80 milyon Nijeryalının kullandığı tahmin edilen sosyal medya, siyasetle ilgili ulusal tartışmalarda büyük bir rol oynuyor. Araştırmamıza göre Twitter'da daha fazla kişiye ulaşmak için kullanılan farklı taktikler var. Birçoğu dini, etnik ve bölgesel farklılıklar gibi bölücü konulara oynuyor. Fenomenler Temmuz ayında APC'nin başkan yardımcısı adayı Kashim Shettima'yı İslamcı militan grup Boko Haram üyeleriyle ilişkilendiren paylaşımlar yaptı. Bu yanlış anlatı Twitter'da ivme kazandı ve binlerce kez paylaşılarak WhatsApp ve diğer platformlara yayıldı. Tersine görsel arama yöntemini kullanarak, Shettima'nın yanındaki kişilerin Boko Haram üyeleri değil, Shettima’nın, çocuklarını 2017 yılında seküler okullara kaydettiren göçebe Fulani ebeveynler olduğunu tespit ettik. Bir ay sonra, fenomenler İşçi Partisi adayı Peter Obi'nin, Nijerya'da terör örgütü olarak tanınan ayrılıkçı Biafra Yerli Halkı (Ipob) hareketiyle bağlantılı olduğu ve bu örgütten gelen emirleri uyguladığı yönünde, hiçbir kanıta dayanmayan bir iddia ortaya attılar. Parti bunu reddetti. Bu bilgiyi paylaşanlar arasında Twitter'da iki milyondan fazla takipçisi olan eski muhalif Başkan Goodluck Jonathan'ın özel asistanı Reno Omokri de vardı. Yorum almak üzere kendisine ulaşıldığında Reno Omokri, suçlamalarının arkasında olduğunu söyledi. Ancak ana muhalefet kanadındaki Halkın Demokratik Partisi (PDP) tarafından kendileri adına kampanya yürütmesi için ödeme yapılmadığında ısrar etti. Bu arada, PDP başkan adayı Atiku Abubakar'ın hastalandığı ve apar topar ülke dışına çıkarıldığı yönündeki yanlış iddialar Twitter'da birkaç kez paylaşıldı. Görüştüğümüz siyasetçi Godiya, siyasi partilerin fenomenlere, ücret karşılığı yaptıkları paylaşımlarda mümkün olduğunca fazla duygu uyandırmalarını söylediğini belirtiyor. “Anlatmaya çalıştığımız haberlerle ilgisi bile olmayan görseller kullanıyoruz. 1990'larda Doğu Afrika'da savaş bölgelerinde çekilmiş fotoğrafları alıp etnik grubumun nasıl öldürüldüğüne dair bir tweet'e ekleyebiliyoruz. İnsanlar duygusallaştıklarında retweet ediyorlar, beğeniyorlar ve ilgi görüyor"" diyor. Muhbirlere göre, işe alınan fenomenlere bazen kendi kelimeleriyle süslemeleri gereken bir fikir veriliyor. Diğer zamanlarda ise belirli zamanlarda yayınlanmaları gereken bütünlüklü tweetler veriliyor. Fenomenlere sahip oldukları takipçi sayısına göre ödeme yapıldığını söyleniyor. Ayrıca ödemenin çoğunlukla nakit olarak yapıldığını ve böylece evrak takibinin önüne geçildiği belirtiliyor. Nijerya'da siyasi partilerin sosyal medya fenomenlerini işe alması yasadışı değil, ancak sosyal medyada yanlış bilgi yaymak, ülkenin yasalarını ve Twitter'ın politikasını ihlal ediyor. BBC, Nijerya'nın başlıca siyasi partileri olan APC, PDP ve İşçi Partisi'ne muhbirlerin iddialarını sordu. Dönüş yapmadılar. Bulgularımızın ardından Twitter, kendilerine bildirdiğimiz bazı hesapları kapattı ve seçim tartışmalarını müdahale, manipülasyon ve yanlış bilgiden koruma sorumlulukları olduğunu söyledi. Ancak, Elon Musk'ın şirketi devralmasının ardından Gana'daki kıta genel merkezinin kapatılması ve neredeyse tüm personelin işten çıkarılmasıyla birlikte, platformun Afrika'daki yanlış bilgilerle mücadele kapasitesi konusunda endişeler var. BBC bu değişikliklerin ardından Twitter'a tekrar ulaştı ancak yanıt alamadı. Demokrasi ve Kalkınma Merkezi Direktörü Idayat Hassan, bu fenomenlerin faaliyetlerinin “siyasi müdahale” anlamına geldiğini söylüyor. “Demokrasiye olan güveni zedeliyor, seçim sistemine olan güveni zedeliyor ve çatışmayı kışkırtıyor” diyor. Ancak siyasetçi Godiya olaya farklı bir açıdan bakıyor ve bu taktiği savunuyor: “Bu bir oyun. Birinin kazanması gerekiyordu ve Tanrı yardımcım olsun, ben kaybeden tarafta olmayacağım.”" Çoğulcu cehalet nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-cogulcu-cehalet-nedir,"Öğretmen, bazı zor konuları anlattıktan sonra sınıfa dönerek ""sorusu olan var mı?"" dediğinde derin bir sessizlik olur ve kimse soru sormaz. Oysa çoğu öğrencinin zihninde konu hala net değildir. Öğrenciler, kimsenin soru sorumamasını diğerlerinin konuyu anladığına yorar ve topluluk önünde daha az zeki olarak görünmemek için soru sormaya cesaret edemez. “Nasıl güvendiniz?” sorusuna “Üye sayısına baktık, tatmin ediciydi, bu kadar insanın aptal olamayacağını düşündük” yanıtını veren Çiftlik Bank mağduru. Kaynak: Sinan Alper Çoğulcu cehalet, temelinde bir konu hakkında çok az kişi o görüşe sahipken, o görüşün çoğunlukta olduğunu düşünmemize verilen isim. Psikolog Floyd Henry Allport tarafından literatüre kazandırılan kavram, kişilerin toplumsal olaylara karşı geliştirdikleri algı, inanç ve duyguların, kendi akranlarından ya da toplumun önemli bir kısmından farklı olduğu inancı tanımıyla ele alınıyor. Çoğulcu cehalet, toplumda yaygın olarak desteklendiği düşünülen görüşlerin, bireysel olarak desteklenmese dahi varlığını sürdürmelerine ve zamanla norm gibi görünmelerine neden olabilir. Hatta durum psikolog David Krech ve Richard S. Crutchfield tarafından şöyle özetlenmiş: “Kimse inanmaz ancak herkes, herkesin inandığını düşünür.” Çoğulcu cehalet kavramıyla ilişkili ve onun tamamlayıcısı olabilecek bir diğer durumu, yanlış fikir birliği etkisinde görebiliriz. Yanlış fikir birliği etkisi, insanların inanç, değer, özellik ve davranışlarının başkalarıyla aynı olma oranını gözünde büyütmelerine sebep olan bir bilişsel önyargıdır. Kişinin durum her zaman böyle olmasa da, politik görüşlerini toplumla paylaştığını düşünmesi durumu, komplo teorisyenleri ve aşırı fikirlere sahip olan kişilerde yaygın olarak görülür. İnsanların kendi bakış açılarının normal olduğuna inanma arzusu, hemfikir oldukları insanlara olmadıklarından daha çok maruz kalmaları, genellikle kendi bakış açılarına uyan türde içeriklere odaklanmaları ve kendi fikirlerini doğrulayan bilgilere daha kolay erişebilmeleri gibi birçok nedenle bu etkiyi güçlendirir. Yanlış bilgi psikolojisini ve komplo teorilerinin ardındaki bilişsel sebepleri araştıran psikolog Stephan Lewandowsky çoğulcu cehalet ve demokrasi arasındaki bağı birkaç örnek üzerinden anlatırken şu tanımı kullanıyor: “Bir toplumdaki gerçek düşüncelerin yaygınlığı ile o toplumdaki insanların başkalarının inandığını düşündüğü şeyler arasındaki ayrılık.” Aktardığı örnek ise hem çoğulcu cehaleti hem de yanlış fikir birliği etkisini detaylandırmak için kullanılabilir: 1976'da yapılan bir deney, beyaz Amerikalıların yüzde 75'inden fazlasının, bir annenin kızının evde Afro-Amerikalı (Afrika Asıllı Amerikalılar) bir çocukla oynamasına izin vermesi gerektiğini düşünürken, yalnızca yüzde 33'ünün bu görüşün çoğunluk görüşü olduğuna inandığını ortaya koydu. Geri kalan yüzde 67 farklı ırklar arası dostluğu onaylayanların azınlıkta olduğunu düşünüyordu. Lewandowsky: “Başka bir deyişle, insanların büyük çoğunluğu kendilerini azınlıkta hissederken, bağnaz azınlık toplumda egemen olduklarını hissediyordu.” Yanlış bilgi, çoğulcu cehaletten çokça beslenir. Bu durum, yanlış bilgiye karşı savunmasız kalmamıza neden olan şeylerden biri. Kişinin aslında doğruluğundan şüphe duymaya meyilli olduğu bilgiden kimsenin şüphe duymadığını varsaydığı, dolayısıyla bilginin doğru olabileceğini düşündüğü ve şüphesini bastırıp yanlış bilgiyi düzeltmemesi olası senaryolardan yalnızca birisi. Bu durum komplo teorilerinin, yanıltıcı ya da yanlış bilgilerin etkisini sürdürmesine neden olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Yakınlarınızın paylaştığı siyasi yanlış bilgileri çürütmek için dokuz ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/yakinlarinizin-paylastigi-siyasi-yanlis-bilgileri-curutmek-icin-dokuz-ipucu,"Araştırmalara göre, bir bilgi kaynağının güvenilir olmadığı bilinse bile, yeterince sık tekrarlanması halinde birçok insan yanıltıcı bilgilere inanmaya başlayabiliyor. Bu sebeple, karşılaştığımız yanlış bilgileri elimizden geldiğince çürütmek önemli ve bu iş ne yazık ki evde başlıyor. Arkadaşlarınızın ve aile üyelerinizin internette paylaştığı bilgileri düzeltmek stresli bir iş olsa da çok önemli. Uzmanlara göre, değer verdiğimiz biri bizimle iletişime geçtiğinde, bakış açımızı değiştirme olasılığımız daha yüksek ; özellikle de bu kişi, genellikle aynı fikirde olduğumuz biriyse. WhatsApp ve diğer mesajlaşma platformlarında yanlış bilgilerin yayılımını inceleyen araştırmacıların bulgularına göre, bir aile üyemizden veya yakın bir arkadaşımızdan gelen düzeltmeler, herhangi bir tanıdıktan gelenlere kıyasla daha sık paylaşılıyor. İnternetteki siyasi yanlış bilgileri, bunların nasıl yayıldığını ve insanların gerçekle kurguyu nasıl ayırt ettiğini inceleyen uzmanlara göre, çözüm empati kurmaktan geçiyor. Karşımızdakinin endişelerini dinlememiz ve anlamaya çalışmamız, güvenilir haber ve bilgi toplamak için kullandığımız kaynakları paylaşmamız gerekiyor. Karşımızdakin bakış açısını gerçekten değiştirmek istiyorsak, bunun kısa bir konuşmayla çözülemeyeceğini unutmayarak, birden fazla sohbete hazır olmamız gerekiyor. İşte uzmanların tavsiyeleri. Wisconsin Üniversitesi'nden profesör ve siyaset bilimci Mike Wagner, yanlış bilgi paylaşan birçok insan için “hakikatin önemli olmadığını” hatırlamanın önemli olduğunu söylüyor. Bu kişiler genellikle ana akım haber kaynaklarına ya da siyasi kurumlara güvenmiyorlar. Sizi bir araya getiren ortak deneyimleri bulun ve onlara saldırmadığınızı veya aptal demediğinizi gösterin. “Kalplerini kazanmaya çalışın, akıllarını değil” diyor Wagner. ""Eğer hakikatler işe yarasaydı, bu konuşmayı yapmanıza zaten gerek kalmazdı."" Wagner, bazen kendi elinizi zayıflatacak nitelikte tavizler vermeyi göze alarak, karşıdaki kişiyi yumuşatabileceğinizi söylüyor ve bu noktadan sonra, kişinin güvendiği kaynakları öğrenmeye çalışmanızı öneriyor. Örneğin, ana akım medya kuruluşlarına veya kamu görevlilerine güvenmiyorsa, kime güveniyor ve bu kaynaklar doğru bilgi paylaşıyor mu? Georgetown Üniversitesi'nde yanlış bilgiye karşı müdahaleler üzerine çalışan profesör Leticia Bode, her zaman nazik ve empati kurarak yaklaşmayı tavsiye ediyor. Bode: “Hepimiz hayatımızın bir noktasında yanlış bilgiye maruz kalırız. Konuşmaya iyi niyetli yaklaşmak en iyisi. Derin bir nefes alın ve yanlış bilginin sizde uyandırdığı yoğun duyguları bir kenara bırakmaya çalışın. Birçok yanlış bilgi, özellikle de dezenformasyon , duyguları harekete geçirecek şekilde üretiliyor” diyor. Karşınızdaki kişiyle sosyal medyada veya bir grup sohbetinde yanıt vererek konuşuyorsanız, mesajı kısa tutmaya çalışın. “Onları bilgiye boğmayın” diyor Bode. Güvenilir bir kaynağın bağlantısını paylaşın ve devam edin. “Tüm gün boyunca düzeltme yapmakla uğraşamazsınız.” News Literacy Project (Haber Okuryazarlığı Projesi) direktörü John Silva, birine doğru olduğuna inandığı şeyin yanlış olduğunu söylemek yerine, bunu ilk kez nerede duyduğunu sormayı tavsiye ediyor. Bir podcastte mi duymuş? Bir makale okurken mi? Yoksa Twitter'da mı? Silva’ya göre, onlardan bilgiyi nereden aldıklarını paylaşmalarını istedikten sonra, kendi bilgi kaynaklarınızı da paylaşabilirsiniz. Güvenilir kaynaklarınızın paylaştığı şeyleri anlatın ve buna neden güvendiğinizi açıklayın. Silva, “Benim güvendiğim şeye nasıl güvenebilirsin?” ya da “ Seçim sürecine güvenmen için ne gerekir?” gibi sorular sormanızı da öneriyor. Wagner’a göre, bir komplo teorisi ne inanan biriyle konuşurken şunları sormak faydalı olabilir: Senin buna inanmandan kim yararlanıyor? Kim bu yolla oluşturduğu kitle sayesinde para topluyor ya da para kazanıyor olabilir? Wagner, insanlara Washington Post ya da NPR gibi ana akım bir haber kuruluşunda çalışan birinin yanlış haber yapması halinde kovulabileceğini hatırlatmanın faydalı olabileceğini ekliyor ve “İdeolojik tartışma programları ya da podcast'lerde çalışan insanların ise bu endişeleri olmuyor. Çünkü başları aynı şekilde belaya girmiyor” diyor. Kuzey Carolina Üniversitesi, Hussman Gazetecilik ve Medya Okulu'nda sosyal ağlarda yayılan dezenformasyon üzerine çalışan profesör ve araştırmacı Deen Freelon, mezenformasyon ve dezenformasyonun, hem bunları paylaşanlar hem de paylaştıkları sosyal medya platformları için kârlı bir iş olduğunu anlamamız gerektiğini söylüyor. “[Yanlış bilgi] çok kârlı olsa da demokrasi, toplum ve PR açısından epey kötü” diyor Freelon. Uzmanlar, bu konuşmaları herkesin içinde yapmanın uygun olmadığını söylüyor. Silva, bunun yerine karşınızdakini kahve içmeye davet etmeyi ve bire bir sohbette bunları konuşmayı tavsiye ediyor. Hatta o kişinin seçimden veya haberlerden kendisinin bahsetmesini beklemek ve yanıt vermeye hazır olmak daha da iyi bir seçenek. Çatışmalardan kaçınmak gerekiyor. Silva “Hiçbirimiz aşağılanmış hissetmek istemeyiz. Hiçbirimiz yanılmaktan hoşlanmayız. Epey rahatsız edici bir duygu. Bu insanların yanılabileceklerini kabul etmeleri için güvenli bir alan sağlamak, en iyi seçenek"" diyor. Yanlış bilgiyi ilk paylaşan kişi her zaman ikna etmesi en zor kişi olacaktır. Bunun yerine, bilgiyi gören diğer herkesi ikna etmeyi deneyebilirsiniz. Bode’a göre başkalarının yanlışının düzeltildiğini gören kişilerin yanlış bilgiye inanma olasılığı düşüyor. Bode, bir kişinin Twitter veya Facebook'ta iddialarını çürütmenizden rahatsız olma tehlikesinin olduğunu söylüyor. Bu nedenle, onları internette “nazikçe” düzelttikten sonra, çevrimdışı ortamda da konuşmanızı öneriyor. Silva, sesler yükselecek gibi olduğunda ya da öfkelendiğinizi hissettiğinizde geri çekilmenizi öneriyor. Konuşma, bir çatışmaya evrikdikten sonra toparlamak neredeyse imkansız. “Bunu tek bir konuşmayla düzeltmeniz mümkün değil” diyor Silva. “Geri çekilmeniz ve 'Sonra tekrar konuşalım' demeniz gerekebilir.” Wagner’a göre, ABD’nin Wisconsin eyaletinde her beş kişiden biri, siyaset ve seçimler sebebiyle arkadaşlarıyla veya aile üyeleriyle ilişkilerini bitirdiğini söylüyor. Özellikle yakın olduğunuz kişilerle siyaset konuşurken işler hızla şahsileşebilir. Wagner, bazen bu konuşmaların “duygusal emeğinize” değmeyeceğine karar verebileceğinizi söylüyor. “Herkes ikna edilemez” diyor Wagner. “Elinizden gelenin en iyisini yaptıysanız ve onlar bunu göremiyorsa sorun değil.” Birinin fikrini değiştirmek mümkün olsa da, uzmanlar bunun neredeyse her zaman birden fazla sohbet gerektirdiğini söylüyor. ""Bunu uzun vaadeli bir şey olarak görmelisiniz"" diyor Freelon. Konuştuğunuz kişilerin, sonuçla “kişisel olarak ilgilendiğinizi” görmeleri gerekir. Washington Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olan ve insanların gerçeği nasıl değerlendirdiğini inceleyen Madeline Jalbert, herkesin yanlış bilgiye karşı savunmasız olduğunu söylüyor. Jalbert’a göre “Seçimde hile yapıldı” gibi bir yalanı duyduktan ve inanmaya başladıktan sonra, bunu daha önce hiç düşünmediğiniz bir noktaya geri dönmek çok zor. Jalbert ""Hepimizin gerçeklikle tam olarak örtüşmeyen düşünceleri var. Bunu düzeltmek, çok çetrefilli bir iş” görüşünde." Afet dönemlerinde kullanılabilecek teyitçilik araçları,https://teyit.org/teyitpedia/afet-donemlerinde-kullanilabilecek-teyitcilik-araclari,"Afet, doğal veya insan kaynaklı bir olayın meydana gelmesi sonucu, insanların, çevrenin ve ekonominin ciddi şekilde zarar gördüğü olaylardır. Deprem, sel, yangın, fırtına, çığ, volkanik patlama, kirlilik, terör saldırısı gibi olaylar, afetlere örnek olarak verilebilir. Afetler, sosyal, ekonomik ve çevresel açılardan önemli etkilere sahip olabilir. İnsanların can ve mal güvenliği tehdit altında olabilir, sağlık sorunları ortaya çıkabilir, altyapılar ve binalar hasar görebilir, çevre kirlenebilir, ekonomik faaliyetler sekteye uğrayabilir ve sosyal hayat etkilenebilir. Afet yönetimi, afetlere hazırlık, afet sırasında müdahale ve afet sonrası iyileştirme faaliyetlerini kapsayan disiplinler arası bir yaklaşımdır. Afet yönetimi, afetlerin etkilerini azaltmak, afet sırasında can ve mal kaybını en aza indirmek, acil durumlarda hızlı ve koordineli bir şekilde hareket etmek, afet sonrasında toplumun normal yaşamına dönmesini sağlamak amacıyla çalışmaktadır. Afet sırasında yayılan yanlış bilgilerin neden olabileceği riskler: Afetin tanımından yola çıkarak, can ve mal güvenliğinin tehlikeye girdiği her durumu afet olarak nitelendirebiliriz. Yaygın olarak deprem, sel, fırtına ilk akla gelen afetler olsa da; pandemi, kuraklık ve hava kirliliği de afet olarak değerlendirebileceğimiz kriz anlarından. Bu durumda şüpheli bilgilerin teyit edilmesi, yeni bir bakış açısı ve bilgi derinliği kazandırması ve nihayetinde yaşananlara sebep ve sonuçları ile birlikte daha geniş bir perspektiften bakma imkanı için bazı yardımcı çevrimiçi araçlar kullanılabilir. Kullanılabilecek OSINT (açık kaynak istihbarat) araçları afetin şekline göre çeşitlenir . Bu araçları toplu şekilde görebileceğimiz kaynaklardan bazıları osintframework , sürekli güncellenen journaliststoolbox ve awareonline. Elde etmek istediğiniz bilginin türüne göre bu araçları kullanabilirsiniz. Örneğin bir web sayfasının kime ait olduğunu bulmak isterseniz ""domain name"" (alan adı) kategorisindeki araçlar çıkış noktanız olabilir. Ya da Konum tespiti yapmak istediğinizde ""maps"" (haritalar) kategorisi altındaki araçlar ile ilerleyebilirsiniz. Kaynak: OSINT Framework Afetin boyutları tespit edilebilir: Deprem, sel, orman yangınları gibi afetlerde etkilenen bölgenin büyüklüğünü tespit etmek , afetin boyutunu anlamak için önemlidir. Bu amaçla, bölgedeki insan ve hayvan nüfusu, ekonomik ve kültürel unsurlar da göz önünde bulundurulabilir. 6 Şubat’ta depremlerin meydana geldiği fay hattının büyüklüğünün farklı ülkelerde karşılaştırması. Kaynak: Reuters Afet sonrası değişim takip edilebilir: Yıkım, zarar ve sosyal alışkanlıkların değişimini takip etmek, afetin etkisini anlamak için faydalı olabilir. Örneğin, uydu fotoğrafları kullanarak deprem sonrasında yıkılan binaları veya yangın sonrası etkilenen bölgeleri tespit edebiliriz . Ayrıca, pandemi döneminde alışveriş ve seyahat alışkanlıklarını öncesi ve sonrası olarak karşılaştırmamızı sağlayan araçlar yardımıyla yaşanan sosyal değişimi anlayabiliriz. Kaynak: BBC Kaynak: Google Afet döneminde artan şüpheli bilgiler teyitlenebilir: Afetler sırasında yanlış bilgiler yayılabildiği için, doğru bilgilerin teyidi önemlidir. Bu amaçla, tersine arama, konum doğrulama gibi teknikler kullanılabilir . Afet sonrasında araştırmacı gazetecilik: Afetler ardından yaşanan her yıkımın, her zararın doğal sebeplerle oluşmadığı bir gerçek. Gazeteciler OSINT araçları sayesinde elde edilen bilgilerle daha objektif sonuçlara ulaşılabilir, muhtemel ihmalleri ortaya çıkarabilir. Örneğin, yıkılan bir binanın kim tarafından inşa edildiği veya hangi şirketin sorumlu olduğu gibi bilgilere açık kaynaklardan erişilebilir . Bu şekilde, sorumluların tespiti için bilgi toplamak mümkün. Google gibi global ölçekli kaynaklara geçmeden önce yerel kaynakları sıralamakta fayda var. Maden Tetkik Arama Müdürlüğü (MTA) tarafından hazırlanan diri fay hatları haritası çevrimiçi olarak fay hatlarını görüntülemeye olanak sağlayan bir araç. Harita Genel Müdürlüğü’nün Atlas isimli servisi de faydalanılabilecek diğer kaynaklardan. Google harita ekosistemi içerisinde birden fazla aracı barındırıyor ve harita hizmeti sağlayan bu servisler kullanım amaçlarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Google Maps , navigasyon hizmetinin yanı sıra kullanıcılar tarafından paylaşılan fotoğraf ve yorumlar ile en çok kullanılan harita servislerinin başında geliyor. Neler yapılabilir? Sokak görünümü özelliğiyle, seçilen konumdan belirli tarihlere ait bilgiler elde edilebilir. Bu bilgiler ile konum tespiti/doğrulama yapılabilir. Dual Map isimli araç Google haritalarda bulunan üç görüntü seçeneğini bir arada kullanmanıza olanak sağlıyor. Yandex Sokak Görünümü ve Mapillary kullanılabilecek alternatiflerden.. Kaynak: DualMap Google Maps'te kullanıcılar tarafından eklenen fotoğraf ve yorumlardan yola çıkarak ek bilgiler edinilebilir. Kullanıcılar tarafından paylaşılan görsellere erişmek için alternatif araçlar: Yandex Haritalar, Bing Haritalar ve konuma göre arama yapmaya fırsat tanıyan sosyal medya uygulamaları (Instagram, TikTok vb.). Bu araçlarla seçilen konumlar arasındaki mesafe hesaplanabilir, açık adresi bilinmeyen bazı binalar bulunabilir. Örneğin bir videoda görünen bir tabela ya da sembolik yapılarvideonun çekildiği konumu bulmak için iyi birer ipucu haline gelebilir. Diğer harita servislerinin uydu görüntüleri ile karşılaştırma yapmak için de BBBike isimli bu araç kullanılabilir. Google Earth : Google haritalar gibi tarayıcı üzerinden çalışan bu servisin en temel farkı, yer şekilleri ve üç boyutlu binaları görüntüleyebilme fırsatı sunması. Bunun yanında harita üzerinde kuş uçuşu mesafe hesaplamak ya da belirli bir bölgenin alanını hesaplamak da mümkün. Google Earth Pro, Google Earth'ün kurulum gerektiren bir yazılım ile erişilebilen versiyonu. Birçok farklı işlemi gerçekleştirebileceğiniz bu haritalama servisinin işlevlerinden bazıları şunlar: Deprem, yangın, sel gibi doğal afetlerden etkilenen bölgelerin farklı zamanlarda çekilmiş uydu görüntülerini karşılaştırarak değişimi inceleyebilirsiniz. Yıkılan binaların yaklaşık olarak hangi yıllarda inşa edildiğini, bir orman yangınından sonra hangi bölgelerin etkilendiğini belirleyebilirsiniz. Ayrıca, yıllar içinde kuruyan bir göl veya sular altında kalan bir şehri de bu araçla görebilirsiniz . Bu konuda alternatif araçlar arasında Planet ve Esri yer alır. Açık kaynaklardan elde edilen veri setlerini (geojs, kml, kmz, shp) harita üzerinde yansıtabilirsiniz. Örneğin, USGS sitesinden alınan fay hattı haritasını yeni bir katman olarak yazılıma yükleyerek, istenen bir konumdaki binanın fay hattına uzaklığını hesaplayabilirsiniz. ( USGS'ten alinan bir veri setinin, Google Earth Pro üzerine eklenmiş hali.) Bu konuda alternatif araçlar arasında Datawrapper ve Felt yer alıyor. Burada Google Earth’ten farklı olarak, çizilen alanı deniz seviyesinden yüksekliğine göre konumlandırabilirsiniz. Örneğin, olası bir deniz seviyesi yükselmesi senaryosunda hangi bölgelerin sular altında kalabileceğini tespit edebilirsiniz . Güneşin konumunu, belirlenen zaman dilimi içinde kontrol edebilirsiniz. Örneğin, merak ettiğiniz bir videonun konum bilgilerini girerek, videodaki gölgelerin hangi zaman aralığında oluşabileceğini tahmin edebilirsiniz. Bu konuda alternatif araçlar arasında suncalc.org yer alır. Belirlenen konumlar arasında çizilen rota üzerinde yapılacak bir geziyi video olarak kaydedebilirsiniz. Google Haritalar ekosisteminin diğer hizmetleri arasındaki Google Earth Engine ise, web tarayıcısı üzerinden geçmiş uydu görüntülerine erişmenizi sağlar. Google Earth Pro'ya göre daha düşük çözünürlükte olmasına rağmen, genel değişim hakkında bilgi sağlayabilmesi ve animasyon hazırlayabilmesi bu hizmetin öne çıkan özelliklerinden biridir. Tüm Google Harita ekosistemi alternatif olarak OpenStreetMap ve QGIS yazılımı ile kullanılabilir. karmaşık verilerle çalışabilme fırsatı sunmasıyla öne çıkan QGIS açık kaynaklı bir yazılım.Konum tespitinde kullanılan bir başka araç ise, yeryüzü şekilleri ile konumunu tespit etmeye çalıştığımız görüntüyü karşılaştırmaya yarayan Peak Visor aracı.  Aşağıda belli afetlere özel listelenen araçları da bulabilirsiniz. Deprem özelinde kullanılabilecek kaynaklar: Yangın özelinde kullanılabilecek bazı kaynaklar: Sel özelinde kullanılabilecek kaynaklar:" Gündem manipülasyonu: Twitter’daki sahte trendler nasıl tespit edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/gundem-manipulasyonu-twitterdaki-sahte-trendler-nasil-tespit-edilir,"Twitter, popüler konuları ve alakalı etiketleri anlık şekilde listeliyor ve ana sayfasında gösteriyor. Platform bunu bir algoritma yardımıyla gündemdekiler veya trends (eski adıyla Trending Topics - TT ) sekmesi altında otomatik olarak yapıyor. Bu liste kullanıcılarda “kamuoyu gündemi” algısı yaratıyor. Hatta kullanıcılar gündem olan listedeki etiketleri kullanmaya teşvik ediliyor . Yani bazen bu liste “gündemi”, bazen de gündem listeyi belirliyor . Zira liste manipüle edilmeye açık. Türkiye kaynaklı bot ve troller, Twitter’daki gündem listesini durmadan manipüle ediyor. 2019'da İsviçre’deki EPFL Üniversitesi’nde yürütülen çalışma bu manipüle edilmiş etiketlerin Twitter’daki gündem bölümünün neredeyse yarısını işgal ettiğini gösterdi . Peki suni biçimde popüler hale gelen bu etiketleri açık kaynaklı yöntemlerle nasıl tespit edebiliriz? Twitter kullanıcıları gerçek hayatta gelişen olaylar üzerine tweet attığında ilgili anahtar kelime Twitter trendlerine kolayca girebiliyor. En güncel örnek #deprem . Kolayca listeye girebilen bir diğer örnek de, futbol maçlarına ilişkin kelimeler. Bu tip etiketlerin gerçek hayatta da karşılığı olduğu için bunları organik etiketler olarak sınıflandırabiliriz. Diğer yanda dernek, şirket ve siyasi partiler Twitter’ın sağladığı bu görünürlük ve gündem belirleme gücünden faydalanmak isteyebiliyor. Organizasyonlar bir kampanya belirleyip bu kampanyayla ilgili belirli anahtar kelimelerin Twitter’daki gündem listesine girmesini hatta gerçekten gündem haline gelmesini sağlayabiliyor. Fakat bunu organik şekilde yapmak, yani özgün kullanıcıların üzerinde ortaklaştığı bir gündem yaratmak efor isteyen ve çoğu zaman pahalı bir iş. Bu yüzden kampanyalar genellikle sahte hesaplar tarafından başlatılıyor ya da destekleniyor. Bu durumda Twitter’ın platform manipülasyonuna ilişkin ana kuralı çiğneniyor: “Birden fazla, birbirini veya üçüncü bir şahsı/anlatıyı destekleyen hesap açıp tek elden kontrol ederek kamuoyunu yanıltamazsınız.” Çoklu hesap kullanımıyla gündem listesine taşınan etiketlere suni gündem ( fake tt ) veya sahte trend diyoruz. Sahte trendler iki gruba ayrılabilir. İlki bir grubun koordine olup, kampanyalarına işaret eden kelimeleri inorganik aktiviteyle desteklemesi. Buna “Ehliyet Affı” isimli grubun, 860 üyesi bulunan açık telegram kanalından bir etiket belirleyip aynı anda bu etiketi kullanarak tweetler atması örnek verilebilir. Eğer grup yöneticisinin telkinine uyulduysa ve 100 kişi üçer hesaptan tweet attıysa, basit hesapla, #EhliyetAffı etiketini gündeme sokan aktivitenin yüzde 66'sının inorganik olduğunu söyleyebiliriz. Ama etiketin gündeme girmesinde gerçek kullanıcıların da payı olduğu için etikte görece sahte diyoruz. Sahte trendlerin ikincisi ve en yaygın olan yöntem, verilen bir etiketi hiçbir organik aktiviteye ihtiyaç duymadan doğrudan botlarla gündeme sokmak, yani gerçek kullanıcıları organize etmeden, tamamen sahte bir trend üretmek. Bot hesap lar, otomatik olarak oluşturulan metinlere hedeflenen etiketi ekleyerek saniyeler içinde yüzlerce tweet atıyor. Bu tweetler Twitter algoritmasının o etiketi “trending” olarak algılamasına sebep oluyor. Algoritma bu etiketi gündem listesine eklemeye karar verdiğinde tweetlerini silerek izlerini kaybettiriyorlar. Twitter’ın trending algoritması gibi anlık popülarite ölçümü yapan ama ölçümlerinde silinme istatistiklerini hesaba katmayan algoritmalara yapılan siber saldırıyı ephemeral astroturfing (uçucu bot saldırı) olarak tanımlamak mümkün. Trend manipülasyonunun Hindistan , Nijerya , ve Suudi Arabistan ’da da örneklerini görmek mümkün. Fakat botlar yardımıyla sistematik olarak sahte trend üretmenin bir iş modeline dönüşmesi sebebiyle, Türkiye diğer örneklerden ayrışıyor. Tabii bunda Twitter trendlerinin Türkiye’de fazla önemsenmesi ve popülarite göstergesi olarak kabul edilmesi de etkili. Son zamanlarda özellikle kriptopara manipülasyonu için Türk botlarının Brezilya ve Amerika’da da aktif olup Portekizce ve İngilizce tweetler atarak trendleri manipüle ettiğini de gözlemledik. Ama henüz o kadar yaygın değiller. Bot hesaplar belirli aralıklarla Twitter tarafından kapatılsa da yerine yenisini koymak zor olmadığından bu çözüm pek etkili değil. Bu yüzden Twitter gündemleri arasında gezinirken şüphe kası mızı çalıştırmamız önemli. Sahte etiketleri tespit etmenin en güvenilir yolu Twitter’dan veri çekip analiz etmek. Fakat şirket Elon Musk’ın son kararıyla veri paylaşımını kısıtladı ve ayda 100 dolar ile ücretlendirmeye başladı. Yani bu artık pek de erişilebilir bir yol değil. Yine de, hangi etiketin kısmen veya tamamen sahte olduğu üzerine fikir yürütebilmeye yarayan ipuçları var. Bu yöntemler için etiketin bağlamı, sırası ve tweet sayısından faydalanmak mümkün. Sıra ve tweet sayısınaysa geriye dönük olarak https://archive.twitter-trending.com sitesinden ulaşılabiliyor. 1 - Etiketin anlamı ve bağlamı Gündem listesindeki etiketler için sorulabilecek ilk sorular: Eğer birincisine hayır, ikincisine evet diyorsanız suni biçimde desteklenen bir etiketle karşı karşıya olabilirsiniz. Çeşitli kampanyaların bu kurala istisna oluşturmak için etiketleri haber içeriği gibi girdiğini paylaştığını görmek de mümkün. Örneğin Erdoğan’ın Kahramanmaraş ziyareti gerçek bir olayken ve konuyla alakalı çeşitli haberler paylaşılırken olaya daha fazla görünürlük kazandırmak için “Erdoğan Kahramanmaraş” kelime grubu botlarla gündeme sokulmuş. Aşağıda bir etiketin gündeme girmeden önce ve sonrasında listenin durumunu görebilirsiniz. Dolayısıyla diğer ipuçlarına bakmakta fayda var. 2 - Trend listesine girme sırası Organik etiketler eğer deprem gibi aniden toplumsal etki yaratabilecek bir olay değilse listeye alt sıralardan girer ve yavaş yavaş yukarı tırmanır. Bot hesaplarla gündeme sokulan etiketler ise genellikle listeye tepeden girer. Çünkü botlar, etiketleri ilk beşe sokup onlara maksimum görünürlüğe ulaştırmaya programlanmıştır ve bunu mükemmel bir koordinasyonla yaparlar. İnsanlar bu kadar iyi koordine olamaz. Aşağıda Flokirium isimli kripto paranın reklamını yapan sahte etiketin gündeme birinci sıradan girdiğini, halbuki sonradan birinci olacak #GSvsTS’nin dokuzuncu sıradan başladığı görüyoruz. 3 - Sıra ve tweet sayısı Atılan toplam tweet sayısı eğer binin üzerindeyse Twitter, trend listesindeki etiketin altında o tweet sayısını gösterir. Twitter algoritmasının formülü ise “ tweet sayısı ÷ zaman ”dır. Yani, tweet sayısı az olmasına rağmen üst sıralarda bulunan etiketlerde bu formül gözetilmiş, az zamanda fazla tweet atılarak etiket gündem haline getirilmiş demektir. Üst sıralarda bulunan bir etiketin altında tweet sayısı yazmıyorsa veya tweet sayısı kabaca 10 binin altındaysa o etiketin koordine bir şekilde ve büyük ihtimalle botlarla gündeme taşındığını ve sahte olduğunu söyleyebiliriz. Akşam saatlerinde gündeme girmek daha kolay olduğu için sınırımız 5 bine düşebilir. Yukarıdaki Flokirium örneğinde de bu durumu görmek mümkün. 4 - Anormal derecede yüksek tweetli trendler Ancak az tweetle üst sırada bulunan etiket sahte, çok tweetle üst sırada bulunan etiket organiktir demek her zaman doğru olmaz. Yine yukarıdaki örnekte saat 10:40’ta #GSvsTS’nin 27 bin tweet aldığı sırada, 900 bin tweetli #DoğudanBatıya100BinAtama etiketinin listede geçtiğini görebiliyoruz. Neredeyse deprem dönemi atılan tweet sayısı kadar tweet alan bu etiketin serbest düşüşe geçmesi, aslında koordine bir kuru gürültüyle gündeme taşındığına işaret. Twitter’ın kullanıcılara gösterdiği tweet sayısıyla trendleri hesaplamakta kullandığı tweet sayısı aynı değil. Twitter trend listesini oluşturmakta kullandığı algoritma için tweet sayısını hesaplarken, bu tweetlerin atıldığı hesap sayısını da dikkate alır. Yani trend listesine girebilmek için birden fazla hesaptan tweet atılması tek bir hesaptan yüksek sayıda tweet atılmasından daha avantajlı bir durum. Ayrıca Twitter bazı paylaşımları “spam” olarak etiketleyip onları yok sayarak listeyi buna göre oluşturabiliyor. #DoğudanBatıya100BinAtama ve bu tarz kamuoyunun ilgisine yönelik konulardaki etiketlerin çok tweet sayısına rağmen gündemde zar zor kalması bu yüzden. Tweet sayısı fazla ama tweetleri atan kişi sayısı az. Bir süre sonra da hep aynı hesaplar tweet attığı, etiketi kullanan yeni hesap kalmadığı için etiketin altındaki tweet sayısı artsa da etiket listeden düşüyor. Ayrıca tweetleri atan yeni hesaplar veya “yan” hesaplar algoritma tarafından spam olarak görülüyor. Dolayısıyla tweet sayısı görünürde fazla olsa da, etiket hâlâ tweet alıyor gözükse de gündemde üst sıralarda zar zor kalıyor ve sonunda yerini gerçekten “trending” olan #GSvsTS etiketine bırakıyor. 5 - Akşam saatlerinde trendlere girenler Gündem botları genel olarak akşam saatlerinde çalıştırılıyor. Çünkü gerçek gündem etiketleri listeye sabahtan giriyor. Akşam ise kahveler içilmiş, muhabbet bitmiş, haberler değerini yitirmiş olduğu için organik etiketleri listedeki yerlerinden etmek daha kolay oluyor. O yüzden bir etiket listeye akşam aniden girmişse arkasında botlar olabilir. 6 - Trendlerin arkasındaki hesaplar Sahte olduğunu düşündüğünüz bir etikete tıkladığınızda o etiketten bahseden en popüler tweetleri en üstte bulursunuz. Popüler tweetler arasında tanınan ünlü hesaplar varsa o etiket bu tip bir hesabın desteğiyle daha fazla etkileşim alacağı için ilgili etiketin organik olma ihtimali artıyor. Organik başlamasa bile bu tip hesaplar etiketi benimsediği anda etiket organiğe dönüşebilir. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim klibinin sloganı olan #SanaSöz Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer tüm Millet İttifakı liderleri tarafından paylaşıldı. Bu hesaplar milyon takipçili güçlü hesaplar olduğundan etiketleri sadece aldıkları organik retweetlerle gündem listesine girebiliyor. Bu etiket inorganik destek almışsa bile muhtemelen gündeme girmesinde organik destek etkili olmuştur diyebiliriz. Öte yandan botlar tarafından gündeme sokulup CHP yanlısı hesaplar tarafından desteklenen #BalGibiYönetir etiketi bu şekilde resmi bir destek almadığından gündeme ilk sıradan minimumun altında tweetle girip sonra da listeden hızlıca düşüyor. Etikete destek veren popüler hesaplar daha çok anonim propaganda hesapları. Gerçek bir destek yok. Benzer şekilde, eğer etikete tıkladığınızda popüler tweetler arasında etiketle alakasız çok fazla spam yorum görüyorsanız o etiketin bot hesapların desteğiyle gündem listesine geldiğini düşünebilirsiniz. Bunun nedeni ise şu: Eğer karşılaştığınız etiket organik biçimde büyümüşse, etiketle ilgili en popüler tweetlerin özgün kullanıcılar tarafından atılmış ve yüksek etkileşim almış paylaşımlar olması gerekir. Gündem etiketinin etkileşim potansiyelinden yararlanmak isteyenler bu etiketleri tweetlerine iliştirip kendi alakasız içeriklerinin reklamını yaparlar. Ancak bu tip spam içeriklerin organik büyüyen bir etikette, en popüler tweet haline gelmesi zor. Eğer etiketi içeren tweetler listesinde ilk sıralarda bu tip spam hesaplara ait içerikler görüyorsanız, o kampanya arkasında yeterli organik destek olmadan botlarla gündeme sokulmuş olabilir. Son olarak, etikete tıkladığınızda gördüğünüz tweetler kampanyayla alakalıysa ama tweetleri atan hesaplar da tamamen kampanya için kullanılıyor gibiyse ve tweetler de birbirine benziyorsa etiket botlarla gündeme sokulmuş veya en azından ciddi bir inorganik destek alıyor olabilir. 7 - Botları takip etmek Bot hesap olduğunu fark ettiğiniz hesapları takibe alıp bildirimlerini açarsanız, koordine bir şekilde gündemi manipüle etmeye çalıştıklarında kısa sürede yüksek sayıda tweet bildirimiyle karşılaşabilirsiniz. Bu bildirimleri inceleyerek sahte etiketleri bulabilirsiniz. Örneğin #Dib1080YedegeEkTercih etiketini gündeme sokmaya çalışan botların telefonuma gönderdikleri bildirimler: Suni olarak gündem haline getirilen etiketler özellikle seçim döneminde yanlış bilgi veya karalama kampanyalarında kullanılıp kamuoyunu, medyayı ve yasama organlarını yanıltabiliyor. O yüzden gündemdeymiş gibi görünen konulara her zaman şüpheyle yaklaşmakta ve sahte olup olmadıklarını araştırmakta yarar var. Sahte etiketler aynı zamanda o etiketle alakalı organize bir kampanya yürütüldüğüne dair kanıt niteliği taşıyabileceğinden, gazetecilere ve araştırmacılara veri sağlıyor. Dolayısıyla organize kampanyalarla ilgilenenler de bu teknikleri araştırmalarında kullanarak sahte gündem etiketleri üzerinden organize kampanyaları da tespit edebilirler." Seçimlerle ilgili yanlış bilgilerden korunmak için altı ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/secimlerle-ilgili-yanlis-bilgilerden-korunmak-icin-alti-ipucu,"Seçim günü yaklaşırken, kararlarınızı etkilemeyi amaçlayan çevrimiçi dezenformasyon la karşılaşma olasılığınız artabilir. Dartmouth College profesörü Brendan Nyhan, “Bundan kaçınmak zor,” diyor. “Günümüzde haberleri takip eden ve özellikle sosyal medyayı aktif kullanan herkes yanlış bilgiyle karşılaşıyor.” İşte tam da bu sebeple, seçimlerle ilgili yanlış bilgilerden korunmak için altı ipucundan faydalanılabilir. Yanlış bilgiye karşı korumanın en iyi yollarından biri, doğru bilgiyle donanmak. Seçimler söz konusu olduğunda, oy verme süreciyle ilgili elzem doğruları önceden öğrenmek, yanlış bilgiye kanmamanın en iyi yolu olabilir. Wisconsin-Madison Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Jessica Weeks, “Oy kullanma süreci hakkındaki bilgi kaynaklarınız konusunda seçici olun” diyor. “Seçim süreci hakkındaki resmi ve gayrıresmi güvenilir kaynakları takipte kalın ve süreçle ilgili sorularınız için doğrudan o kaynağa başvurun.” Nerede veya nasıl oy kullanacağınıza dair bilgileri, seçim günü gelmeden önce öğrenin. Böylece son dakikaların verdiği telaşla yanlış bilgiye inanma olasılığınız azalmış olur. Adayların seçim kampanyalarıyla ilgili en yaygın yanıltıcı iddialar, siyasetçilerin açıkladıkları vaatleri ve hangi politikaları destekledikleri ile ilgili oluyor. Bu konulardaki yanlış bilgilere inanmamanın en iyi yolu adaylar hakkındaki temel bilgileri öğrenmekten geçiyor. Her adayın resmi kampanyasını ve vaatlerini okumayı unutmayın. Bu şekilde, tam olarak neyi savunduklarını ve neye karşı olduklarını kendiniz görebilirsiniz. Seçim güvenliğinin tehlikeye atılarak hileyle seçimlere gölge düşürüleceğine dair iddialar duymuş olabilirsiniz. Ancak bu iddiayı temel alarak karar vermeden önce, sahte oy ya da ölü seçmenler gibi seçim güvenliğine yönelik girişimlerin ülke çapında yaygın olduğuna dair yeterli kanıt olmadığını hatırlayın. Nyhan “Şu anda siyasi yanlış bilgilenin en endişe verici biçimi, seçimde hile yapılacağı ya da oyların çalınacağı yönündeki desteksiz iddialardır. Bunlar temelsiz suçlamalar ve bunları güçlendirmek tehlikeli.” görüşünde. Oy verme süreciyle ilgili doğruları öğrenmek, çevrimiçi yanlış bilgi evreninde ancak bir yere kadar yeterli. Sosyal medya akışlarınızda paylaşılan ve siyasi reklamlarda gördüğünüz iddiaları iki kez kontrol etmek için zaman ayırmak fark yaratır. Dezenformasyon uzmanı ve eski bir CIA çalışanı olan Cindy Otis bu konuda şöyle söylüyor: “Sosyal medya akışlarımızdaki ve internet sitelerindeki içerikleri incelerken yapabileceğimiz en iyi şey, bir nefes almak, duraklamak ve bilginin kaynağını araştırmak. Bu gibi zamanlarda, paylaşım yapma hızımızı epey yavaşlamamız gerekiyor.” Siyasi iddiaları veya karalama kampanyalarını olduğu gibi kabul etmek yerine, telefonunuzda veya bilgisayarınızda yeni bir sekme açın ve Google’da kısa bir arama yaparak iddiayı destekleyecek farklı kanıtlar olup olmadığına bakın. Bağımsız teyitçilerin içeriklerini arayın ya da iddiayı doğrulayan veya yanlışlayan birincil bir kaynak bulun. Şüpheye düşerseniz, doğru olduğundan yüzde yüz emin olmadığınız bir şeyi paylaşmayın. Doğrulama kuruluşları, adayları itibarsızlaştırmayı amaçlayan çok sayıda yanıltıcı, yanlış veya manipüle edilmiş fotoğraf ve video inceliyor. Fakat sosyal medyada gördüğünüz bir şey, bir teyitçi tarafından doğrulanmadıysa siz nasıl doğrulayabilirsiniz? Genel olarak, bir adayı şaşırmış, aciz veya sarhoş gösteren videolara ve yasadışı bir şey yaptığını gösterdiğini iddia eden görüntülere şüpheyle yaklaşın. Şüpheye düştüğünüzde, sosyal medyada gördüğünüz görsellerin asıl bağlamını bulmak için Google Tersine Görsel Arama ve InVID gibi araçları kullanın. En yaygın yanlış bilgi türlerinden biri olan, bağlamından koparılan alıntılara dikkat edin. Doğrulayana kadar, bir adayın diğerine yönelik iddialarına hemen güvenmeyin. Buraya kadar okuduysanız, muhtemelen seçim günü gelirken yanlış bilgilerden nasıl korunacağınız konusunda epey fikir edinmişsinizdir. Fakat arkadaşlarınız ve aileniz bunları bilmeyebilir. “Seçimlerin adil geçmesini isteyen kişiler, siyasi açıdan daha az bilgisi olan insanlara ulaşarak doğru bilgi aldıklarından emin olmalı"" diyor Jessica Weeks. Araştırmalara göre , insanlar tanımadıkları kişilerden ziyade tanıdıkları kişilerden gelen düzeltmeleri kabul etme eğilimindeler . Hayatınızdaki biri sosyal medyada yanlış bilgi paylaştığında, onu düzeltmekten çekinmeyin. Eğer onları düzeltmek istiyorsanız, bunu dostane bir şekilde yaptığınızdan emin olun. Yanlış bilginin ötesinde, değer verdiğiniz insanların oy vermeye nasıl hazırlandıklarını öğrenin. Eğer bundan çekiniyorsanız, sosyal medya hesaplarınızı kullanarak oy verme süreci hakkındaki doğru bilgileri yaygınlaştırabilirsiniz. Nyhan: “İnsanların kendi çevrelerinde olumlu bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Herkes kendi arkadaşları ve ailesi için birer influencer ’dır.”" Seçime dair yanlış bilgi kampanyalarından korunmanıza yardımcı olacak üç kaynak,https://teyit.org/teyitpedia/secime-dair-yanlis-bilgi-kampanyalarindan-korunmaniza-yardimci-olacak-uc-kaynak,"Seçimler yaklaşırken, kafa karışıklığı , öfke yaratmayı ve harekete geçirmeyi amaçlayan yanlış bilgi kampanyalarına maruz kalmak mümkün. Seçimden sonra, insanların dikkatini çekmek için yarışan yanıltıcı içeriklerin artacağı neredeyse kesin. Bu saldırılara karşı kendinizi koruyabilir ve yanlış bilginin hem yayılmasını hem de etkisini azaltmaya yardımcı olabilirsiniz. Zihninizi bulaşıcı, zararlı fikirleri püskürtmeye hazırladığı için bu süreç “aşılama” olarak adlandırılıyor. İşte bu süreç hakkında akademisyenlerden birkaç tavsiye. Yanlış bilgi, insanların yanlış bulgular edinmesine neden olmakla kalmıyor, aynı zamanda gerçeklere inanmamalarına da yol açıyor. George Mason Üniversitesi'nden bilişsel psikolog John Cook 'un da hatırlattığı üzere: “ İnsanlara iklim değişikliği hakkında hem gerçekler hem de yanlış bilgiler sunulduğunda, düşüncelerinde net bir değişiklik olmuyor. Birbiriyle çelişen iki bilgi birbirini nötrlüyor.” Cook sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu iki bilgi çarpıştığında, bir patlama oluyor ve ardından bir hiçlikle karşılaşıyoruz. Bu durum, yanlış bilginin yarattığı zararın ne kadar incelikli olduğunu ortaya koyuyor. Sadece yanlış bilgi aktarmakla kalmıyor, insanların doğrulara inanmasını da engelliyor.” İleri okuma: Aşılama teorisi: Yanlış bilgiyle mücadelede yanlış bilgiyi kullanmak Mississippi Devlet Üniversitesi'nden sosyal psikoloji uzmanı H. Colleen Sinclair 'in de vurguladığı üzere, “ araştırmalara göre insanlar, halihazırda var olan görüşleriyle uyumlu olan yanlış bilgilere karşı daha duyarlı.” Bu nedenle Sinclair şunu öneriyor: “İster siyasi, ister dini, ister etnik köken, ister milliyet açısından olsun, aynı fikirde olduğunuz gruplardan ya da kişilerden gelen bilgilere karşı özellikle eleştirel olun. Kendinize aynı konudaki farklı bakış açılarını ve bilgi kaynaklarını aramanız gerektiğini hatırlatın.” İleri okuma: Yanlış bilgiyi yaymanızı önleyecek yedi yol Baltık ülkeleri, yani Estonya, Letonya ve Litvanya, Rusya'nın hemen yanı başındaki küçük ülkeler ve Sovyetler Birliği'nin eski parçaları. Bu coğrafyada yaşayanların, yanlış bilgi kampanyaları konusunda onlarca yıllık deneyimi var ve bu kampanyalara direnme konusunda dünyanın en iyileri arasında yer alıyor. Maryland Üniversitesi’nden siber güvenlik uzmanı Terry Thompson , bu başarıyı şöyle açıklıyor: İlk olarak, olan bitenleri haberleştirmek için diğer ülkelerle işbirliği yapıyorlar; sıradan vatandaşların bilgilenebilmesi için “Baltık ülkelerini hedef alan Rus sosyal medya faaliyetlerini analiz ediyorlar , Rus dezenformasyon kampanyalarını tanımlama ve tespit etme konusunda içgörü ediniyorlar.” Thompson, Rusya merkezli dezenformasyona karşı interneti izleyen gönüllülerin, yani ""Baltık elfleri""nin de önemli olduğunu söylüyor. Ayrıca bu ülkeler, dezenformasyon savaşçılarının baltalamak istedikleri “dezenformasyon girişimlerini tespit eden ve doğru bilgileri kamuoyuna duyuran” kolektif bir Avrupa Birliği projesinin parçası. Tüm bunlar, insanların neyin gerçek olduğunu ve neyin onları yanıltmak için üretildiğini anlamalarına yardımcı olmaya yönelik geniş kapsamlı bir girişimin parçası. İleri okuma: Baltık ülkelerinin Rusya merkezli dezenformasyona karşı koyma yöntemi" WhatsApp’taki yanlış bilgi problemine karşı WhatsApp’ta güçlenmek mümkün,https://teyit.org/teyitpedia/whatsapptaki-yanlis-bilgi-problemine-karsi-whatsappta-guclenmek-mumkun,"Brezilya WhatsApp’ın en yaygın kullanıldığı ülkelerden. 2018 ve 2022 yıllarındaki genel seçimlerde yayılan yanlış bilgilerin önemli bölümünün WhatsApp üzerinden dolaşıma girdiği ve kalabalık gruplarda yayıldığı anlaşılmıştı. 2018’deki seçim döneminde yolsuzluk yapılacağı iddiasını destekleyen fotoğraflar veya saat 4’ten sonra verilen oyların geçersiz sayılacağı iddiası, tespit edilebilen en yaygın iki iddiaydı. WhatsApp, 2018 genel seçimlerinde dönemin sağcı Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'yu zafere ulaştırmada kilit bir role sahipti. Bir yıl sonra, Bolsonaro'nun platformu o dönemki rakibi Fernando Haddad hakkında yanlış haberler yaymak için bir araç olarak kullanıldığı ortaya çıktı . WhatApp kapalı bir mesajlaşma platformu. Mesajlar şifrelenerek iletiliyor, haberler kapalı bir şekilde yayılıyor ve bu durum yanıltıcı bilgilerin nasıl yayıldığını veya kaç kişiye eriştiğini bilmeyi zorlaştırıyor. Yanıltıcı bilgiler sadece metin formatında değil, görsel ve ses kayıtları şeklinde de yayılıyor. WhatsApp’ın dünya çapında 2 milyardan fazla kullanıcısı var. İnsanların dijital cihazları ve hizmetleri nasıl kullandığını gösteren We Are Social Dijital 2023 raporu Türkiye verilerine göre Türkiye’deki 16 ila 64 yaş internet kullanıcılarının yüzde 88,8’i WhatsApp kullanıyor. Bu, WhatsApp’ı Instagram’dan sonra en çok kullanılan ikinci sosyal medya platformu yapıyor. Rapora göre Türkiye’deki kullanıcılar ayda 12 saatini WhatsApp’ta geçiriyor. Yani internette en sık kullandığımız uygulamalardan birinde dolaşan şüpheli bilgileri tespit etmek ve doğrulamak biraz zor. Bu platformlarda bireysel teyitçiliğe ve kullanıcıların şüphe kaslarına ihtiyaç çok daha büyük. Meksika ve Brezilya gibi ülkelerde farklı doğrulama platformları ve medya kuruluşları,  kullanıcıların şüphelendikleri bilgileri WhatsApp üzerinden teyitçilere iletmelerini kolaylaştıran, yanlış bilgi problemi odaklı işbirlikleri yaptı . MediaWise'ın geliştirdiği dijital medya okuryazarlığı programı geçtiğimiz yıl Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Teyit ve Doğruluk Payı işbirliğiyle Türkiye’de de hayata geçirildi. Brezilya, İspanya, Fransa, Guatemala ve Türkiye olmak üzere uluslararası çapta genişletilen program, yetişkinleri çevrimiçi içeriklere daha bilinçli yaklaşmaları konusunda eğitmeyi amaçlıyor. #acabadoğrumu etiketiyle yayınlanan videolarda eleştirel dijital okuryazarlık yöntemlerinden ve ipuçlarından bahsediliyor. Kullanıcıların WhatsApp üzerinden yanlış bilgi problemi konusunda aldıkları günlük mesajlar ve videolar sonrası kısa sorulara yanıt vermesi bekleniyor. 10 gün boyunca devam eden kurs herkese açık ve ücretsiz. Acaba Doğru Mu? kursuna başlamak için buraya tıklayabilir ya da telefonunuzun kamerasıyla aşağıdaki kare kodu okutarak ilerleyebilirsiniz. Araştırmalara göre, değer verdiğimiz birinden gelen düzeltmelerle, bakış açımızı değiştirme olasılığımız daha yüksek ; özellikle de bu kişi, genellikle aynı fikirde olduğumuz biriyse. WhatsApp ve diğer mesajlaşma platformlarında yanlış bilgilerin yayılımını inceleyen araştırmacıların bulgularına göre, bir aile üyemizden veya yakın bir arkadaşımızdan gelen düzeltmeler, herhangi bir tanıdıktan gelenlerle mukayese edildiğinde kolay benimseniyor. Yanlış bilgi paylaşan birini gördüğünüzde düzeltmek istiyorsanız, bunu dostça bir şekilde yaptığınızdan emin olun. Sadece paylaşılan yanlış bilgiyi düzeltmekle kalmayıp çözüm önerilerini artırmak isterseniz, kursu yakınlarınızla paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayıp iletebilirsiniz. https://bit.ly/BAŞLA" "Seçim günü sosyal medya: Ne yapmalı, ne yapmamalı?",https://teyit.org/teyitpedia/secim-gunu-sosyal-medya-ne-yapmali-ne-yapmamali,"Seçim günleri gibi her şeyin sayılı saatlerde olup bittiği dönemlerde yayılacak bir yanlış bilgi çok şeyi değiştirebilir. Hakikatin olmadığı bir ortamda ne demokrasiler yaşar ne de toplumlar ayakta kalır. Bu enformasyon sağanağı içinde doğru bilgiye ulaşmak, yanlış bilgiyi yaymamak, moral ve motivasyonumuzu güçlü tutmak için bilmemiz ve bazılarını bilsek de yeniden hatırlamamız gereken sorumluluklar var. İşte 12 maddede, seçim günü sosyal medyayı kullanım rehberi: Twitter 2020 ABD Başkanlık seçim sürecinde yanıltıcı bilgilerin yayılmasını yavaşlatmak için sadece alıntı retweet yapmaya izin vermek gibi geçici önlemler almıştı . Kullanıcıları bir tweeti paylaşmadan önce birkaç saniye daha üzerine düşünmeye zorlayan bu özellik, bilerek koyulan bir hız tümseğiydi. Türkiye seçimi için böyle bir özellik koyulmadıysa da biz varmış gibi düşünelim. Yavaşlamak, her türlü dezenformasyon dan korunmanın ilk adımıdır. Seçim gibi kritik zamanlarda yayılan her bilgi olağan şüphelidir. Doğrulama platformlarına her zamankinden daha sık başvurmak, adayların ya da partilerin resmi hesaplarına bakmak, güvendiğiniz, gerçek haber kuruluşlarına başvurmak bir zaman kaybı değil, zamanı lehimize kullanmaktır. Unutmayın, yayılan yanlış bilginin kaybettireceği zaman, bazı durumlarda yıllarla ifade edilebilir. Bir haber kuruluşu, sadece bir Twitter hesabı ya da göstermelik internet adresinden ibaret olamaz. Haber kuruluşunu haber kuruluşu yapan şey, yaptığı ya da yaydığı haberin sorumluluğunu alacak bir künyeye ve güvenilir bir isme sahip olmasıdır. Çok takipçili ya da ücretli mavi tik almış bir Twitter hesabı, sadece bu özelliğinden ötürü haber kuruluşu niteliği kazanmaz. Haber sitesiymiş gibi davranan ama birkaç saniye içinde hesabı kapatıp buharlaşabilecek hesapların paylaşmalarını yaygınlaştırmayın. Adını, geçmişini bildiğimiz, muhabir ve yöneticilerinin bir kısmını ismen de olsa sayabildiğimiz güvenilir haber kuruluşlarından haber almayı tercih edin. Seçim günü ve gecesi gibi kritik zamanlarda tarafların yaptığı resmî açıklamaları takip edip haberi ilk ağızdan almak önemlidir. Bu durumu kötüye kullanmak için de deepfake içerikler üretilebileceğini unutmayın. O yüzden resmî açıklamaları, adayların, partilerin ya da temsilcilerin resmi olduğuna emin olduğunuz sosyal medya hesaplarından ve güvenilir haber kuruluşlarından izlemeye dikkat edin. Twitter’ın iki farklı akışa (timeline) sahip olduğunu hatırlayın. “Sana özel” (for you), “Takip edilenler” (Following). Bunlar ana ekranınızın üstünde sol ve sağ sütunda yer alır. Seçili olanın altı mavi bir çizgiyle çizilmiştir. Eğer daha önce özellikle seçmediyseniz varsayılan olarak “Sana özel” akışındasınızdır. Bu akış ters kronolojik olarak yani en son yazılanı en üstte göreceğiniz şekilde akmaz. En çok etkileşim alan ve sizi daha fazla ilgilendirdiği düşünülen iletiler zamandan bağımsız olarak sıralanır. Ayrıca bu akışta, takip etmediğiniz hesaplar da görünür. Özellikle seçim, afet gibi zaman kavramının önemli olduğu ve trol hesap ların cirit attığı günlerde bu akışta olmak yanıltıcı olabilir. O yüzden ‘Takip edilenler’ akışının seçili olduğuna emin olmalısınız. Bu akış, sadece takip ettiğiniz hesapları, ters kronolojik olarak yani en son yazılanın en üstte görüleceği şekilde sıralar. Yanılma ihtimalimizi azaltır. Yapay zekâ marifetiyle her türlü görselin, videonun ve sesin üretilebildiği deepfake çağında, teyit edilmemiş hiçbir materyali paylaşmamak temel vatandaşlık bilgisi olmalı. Gördüğünüz ya da duyduğunuz şey, sizi ne kadar hızlı heyecanlandırıyor ya da öfkelendiriyorsa, şüphe kası da o ölçüde hızlı devreye girmeli. Unutulmamalı ki, zahmet edilip bir sahte içerik hazırlandıysa, öncelikle gerçeklerden daha fazla heyecanlandırması amaçlanmıştır. Yapay zekâ desteğiyle üretilmemiş olsa da hatalı ilişkilendirilmiş veya üzerinde oynanmış görsellerin iddia ettiği bağlama dahil olmayabileceğini hatırlayın. WhatsApp ve Telegram gibi anlık mesajlaşma platformları, yanlış bilginin viralleşmesine karşı bazı önlemler alsalar da dışarıdan izlenemedikleri ve kapalı gruplardan oluştukları için dezenformasyonun yayılması için daha elverişli olabilir. Kim tarafından üretilip yayıldığı belli olmayan ses kayıtları ve videolarla bu platformlarda sıklıkla karşılaşıyoruz. Sosyal medyanın aksine genellikle birbiriyle tanışan insanların birbirlerine olan kişisel güvenini sömürmeye çalışan bu dezenformasyon biçimine özellikle dikkat. Çok güvendiğiniz yakınınıza ulaşan zincirin nereden başladığını bilemezsiniz. Seçim sonucu gibi kritik bilgiler, iktidarı ve muhalefetiyle tüm taraflardan ve resmi kurumlardan karşılıklı teyit edilmeden tam anlaşılamaz. Daha sayım işleminin çok başlarında, moral bozma amaçlı böyle bilgiler yayılabilir. Tüm adayların, partilerin ve tarafların resmi hesapları ve açıklamalarına bakmadan erken bir sonuca varmayın. İnsanlar duygularıyla hareket ettiklerinde, öfkelendiklerinde, paniklediklerinde ya da tedirgin hissettiklerinde daha fazla paylaşım yaparlar. Bu da sosyal mecralarında daha fazla vakit geçirip daha fazla reklam görmeleri, davranış biçimlerine dair daha fazla veri bırakmaları anlamına gelir. Algoritmalar bu yüzden öfkeli akışı, ister istemez öne çıkarır. Çünkü ücretsiz kullandığınız sosyal medya mecraları da nihayetinde birer ticari kuruluştur. Halihazırda gerilimli bir gün olan seçim gününde fazladan öfkeyle yüklenmemek için bu olgunun farkında olunmalı. Twitter’da daha önce kamuoyu tarafından bilinen kişi ve kuruluşlara doğrulama işlemi karşılığında verilen mavi tik hakkı, Blue abonelik modeli ile aylık ücret ödeyen her kullanıcıya açıldı. Eğer kullanıcı para ödeyip Blue abonesi olmadıysa ve 1 milyondan az takipçisi varsa, daha önce verilmiş mavi tikler geri alındı. Bu nedenle, kimlik bilgilerini platformla paylaşıp aylık para ödemeyi kabul eden herkesin mavi tik alabileceğini unutmayın. Mavi tik, hesabın sahibinin kendi kimliğini doğrulatmasından fazlası değildir, kişi ya da kuruluşların paylaştığı iletilere fazladan bir güvenilirlik, doğrulama niteliği kazandırmaz. Bunun haricinde gri tik, hükümetler, devlet görevlileri ve kamu hesaplarına, sarı tik de resmi şirket hesaplarına veriliyor. Profil fotoğrafında bir partinin amblemi, liderin resmi, kullanıcı isminde bir parti ya da lidere gönderme olan hesaplar gerilimi körüklemek için açılmış trol hesaplar olabilir. Bu hesapların, her zaman o lider ya da siyasi partinin destekçisi olmayabileceği ihtimalini de unutmayın. Bu profillerin paylaşım ya da cevaplarından bir fikre varmadan önce profili inceleyin. Hesabın açılma tarihi (çok yeniyse şüphelidir), geriye doğru gidildiğinde görülen paylaşımlar, birebir aynı metne sahip paylaşımların başka hesaplar tarafından da çoğaltılmış olması, yabancı dilde eski paylaşımlar trol hesaplara ilişkin önemli ipuçlarıdır. İnternet kesintisi, sosyal medya yavaşlaması, elektrik kesintisi gibi ihtimallerde güvendiğiniz. geleneksel medya (televizyon, gazete) mecralarına başvurmadan, söylentilerle hareket etmeyin. Bu sırada gelecek toplu SMS’lerin de şüpheli olabileceğini unutmayın. Pilli radyo, powerbank gibi yardımcı teçhizatları yanınızda veya yakınınızda bulundurun. Acil durumlar için VPN kurmayı önceden öğrendiğinizden emin olun. Kapak görseli: Internews-Ukranie" Bilgi düzensizliği nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bilgi-duzensizligi-nedir,"Yanlış veya yanıltıcı bilgilerin ağızdan ağza, medya veya başka yollarla yayılması yeni bir durum değil. Ancak teknolojinin geçirdiği değişim, hem geleneksel hem de sosyal medyaya erişimin artması ve insanların bilgiyle etkileşim biçimlerindeki değişiklikler, yanlış bilginin daha önce görülmemiş bir hız ve ölçekte yayılmasına neden oluyor. Teyit’te, propaganda, komplo teorileri, partizan bilgiler ve dezenformasyon , mezenformasyon, malenformasyon gibi yanlış bilgi türlerinin bilgi ekosistemi nde yaygınlaşmasını ve internetteki bilgi akışının hız kazanmasıyla doğru bilgiye ulaşmanın zorlaşması durumunu tanımlamak için bilgi düzensizliği kavramını kullanıyoruz. Avrupa Konseyi, 2017 tarihinde “Information Disorder: Toward an Interdisciplinary Framework for Research and Policy Making” (Bilgi Düzensizliği: Araştırma ve Politika Oluşturma için Disiplinlerarası Bir Çerçeveye Doğru) başlıklı bir makaleyle bilgi düzensizliğini kapsamlı biçimde açıklamaya ve yanlış bilgi sorununa geniş bir perspektiften bakmaya çalıştı. Claire Wardle ve Hossein Derakhshan tarafından hazırlanan makale, “sahte haber” ( fake news ) kavramına indirgenen bilgi kirliliği sorununa daha farklı bir bakış açısı sunma arayışının bir ürünüydü. Bu arayışa sebep olan iki şey vardı: İlki, yanıltıcı veya yanlış bilgi içeren içeriklerin dikkate değer kısmının haber formatında olmaması; sosyal medya hesaplarından, bloglardan ve kapalı mesajlaşma uygulamalarından gelmesi. İkincisiyse çoğu yanlış bilginin tamamen “sahte” olmaması. Yani yanıltıcı bilgilerin bir kısmının, içerisinde doğru bilgileri de barındırması. Bu da yanlış bilgi sorununu “sahte haber” kavramına indirgenemeyecek kadar karmaşık bir sorun haline getiriyordu. Makalenin yazarlarından Claire Wardle onları bilgi düzensizliği üzerine düşünmeye iten bir diğer unsuru şöyle açıklıyor : “‘Fake news’ terimindeki belki de en büyük sorun, terimin özellikle siyasetçiler ve destekçileri tarafından tüm dünya genelinde profesyonel habercilere saldırırken kullanılan bir silaha dönüştürülmüş olması.” Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Çalışma bilgi düzensizliği evreninde karşılaşabileceğimiz en yaygın yedi yanlış bilgi türünü de sıralıyor ve bilgi düzensizliğini zarar verme kastı ve yanlışlık ölçütlerine göre çerçeve içine alıyor. Bu iki ölçüte göre üç kavram inceleniyor: dezenformasyon, mezenformasyon ve malenformasyon. Wardle aynı zamanda bilgi düzensizliğini anlayabilmek ve yarattığı zorluklara çözüm arayabilmek için üzerinde uzlaşılması gereken farklı kavramları da tanımlıyor. Algoritma, yapay zekâ, botnet, deepfake , teyitçilik, trol, VPN gibi birçok kavram listede yer alıyor. Bilgi düzensizliği terimi, bilgi ekosistemindeki yanlış bilginin yarattığı zorlukları anlamlandırmak için önemli bir adım olmasına rağmen, eleştirilere de maruz kaldı. Tanıma karşı getirilen farklı eleştirileri şöyle özetlemek mümkün: Rapor yayınlandıktan sonra Teyit için bilgi düzensizliğini ve altında yer alan kavramları inceleyen Sinan Silsüpür’ün yorumu da geliştirilebilecek yönleri anlamak için yardımcı olabilir: “Teyitçilik terminolojisinin gelişmesi açısından umut verici bulsam da daha büyük bir sofistikasyon gerektirdiği kanısındayım. Söz gelimi, bir bilginin yayılırken hangi kullanıcının nerede masum olduğunun saptanması güç ve tam bu noktadan yola çıkan bir kavramsallaştırmanın çeşitli gri alanlara temas etmesi kaçınılmaz görünüyor. Keza, bilgi düzensizliği gibi çoğu zaman en az binlerce farklı kullanıcının ve motivasyonun içinde bulunduğu bir süreçte kavramların iç içe geçtiği örnekleri düşünmek de zor değil. Örneğin nefret söylemi içeren bir mezenformasyon mümkün değil mi?” Yanlış bilgi problemine dair araştırma alanının hâlâ gelişmekte olduğunu ve bilgi düzensizliği kavramıyla ilgili tartışmaların ve eleştirilerin devam ettiğini hatırlamak önemli. Araştırmacılar, terminolojiyi geliştirmek ve yanlış bilginin dijital çağda ortaya çıkardığı problemleri daha iyi anlamak için çalışmaya devam ediyor. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Mavi tik olmadan Twitter’daki yanlış bilgileri saptamak için beş ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/mavi-tik-olmadan-twitterdaki-yanlis-bilgileri-saptamak-icin-bes-ipucu,"Aylar süren düzensiz politikalar , söz konusu politikalara ilişkin geri adımlar ve toplu işten çıkarmaların ardından Elon Musk, Twitter'ın “mavi tik” doğrulamasını ücretli bir abonelik hizmetiyle tamamen değiştirme sözünü yerine getirdi. Twitter 2009 yılından bu yana ünlülerin, profesyonel gazetecilerin, haber kuruluşlarının ve diğer etkili kurumların hesaplarına mavi tik veriyordu. Basitçe ifade etmek gerekirse, mavi tik bir bilginin gerçekten o kişiden olup olmadığını anlamanın kolay bir yoluydu. Ancak Musk, Twitter’ı satın aldıktan kısa bir süre sonra, bu “ efendiler ve köylüler sistemine ” son vereceğini ve ücretli doğrulama getireceğini söyledi. Twitter kullanıcıları, doğrulanma hizmeti karşılığında aylık sekiz dolar ödeyebiliyor . Bu uygulama Nisan 2023 itibariyle tamamen geçerli hale geldi ve “eski” doğrulanmış hesaplardan kalan mavi tiklerin çoğu kayboldu. Hesap statüsünü meşrulaştırmak için artık ödeme yapabiliyor olmak, platformu başkalarını taklit etmek ve sahte bir otorite duygusu aşılamak isteyenlere karşı daha savunmasız hâle getiriyor. Son zamanlarda Musk’ın bu yaklaşımından biraz da olsa geri adım attığı ve bazı ünlülere mavi tiklerini geri verdiği görülüyor. Yanlış bilgi bağlamında kimlik taklidi , ciddi bir endişe kaynağı. Musk, Kasım 2022’de ücretli mavi tiki ilk kez kullanıma sunduğunda, doğrulanmış hesaplara sahip kullanıcılar, insülinin artık ücretsiz olacağına dair Twitter’da yanlış söylentiler paylaşara ilaç şirketlerinin borsada milyarlar kaybetmesine neden oldu. Artık botlara harcayacağı parayı gözden çıkaran herhangi bir şirket, hükümet veya başka bir kuruluş, şüpheli iddiaları veya düşünceleri yapay olarak güçlendirerek bu sistemi istismar edebilir. Ne yazık ki internette yanlış bilgi yaymak için kullanılan manipülasyon taktikleri söz konusu olduğunda, taklitçilik buzdağının sadece görünen kısmı. İşte dikkat etmeniz gereken beş nokta. Twitter'ın hesap doğrulama konusundaki geçmiş yaklaşımıyla bile, yanlış bilgi yayanları doğru bir şekilde saptayabilmek, onların yanlış bilgi yaymasını engellemiyordu. Bu insanlar, iddialarını kanıtlarla desteklemek zorunda kalmamak için okuyucuları yanlış bir meşruiyet duygusuna sürüklemek amacıyla sözde yeterliliklerini göstereceklerdir. Biri “uzman görüşüne” dayanarak kapsamlı bir iddiada bulunduğunda, kim olduğunu araştırın: uzmanlık alanı bahsettiği konuyla ilgili mi? Bu referansları daha önce şüpheli iddiaları desteklemek için kullanmışlar mı? Hepimizin fikir ayrılıkları vardır, ancak tek bir konuya odaklanmak önemlidir. Birilerini ikna etmede usta olsanız bile, çevrimiçi tartışma ortamında zamanınızın çoğunu boş yere tartışarak geçirmeniz muhtemel. Sosyal medyadaki kötü niyetli aktörler genellikle finansal, sosyal ya da siyasi bir hedefe ulaşma umuduyla her iki tarafı da mantıksız ve çelişkili göstererek insanları birbirine düşüren yanlış bilgiler yayar . İnsanlara çevrimiçi ortamda laf dalaşına girmek size kısa vadeli tatmin ve etkileşim kazandırsa da sizi öfkelendirmeye çalışan gönderilere yanıt vermeden önce bir adım geri atın. Kendinizi bir kültür savaşının ortasında ateşi harlarken bulursanız durun ve sorun: Kullanılıyor olabilir miyim? Yanlış bilgi yayan bazı insanlar kelimelerle zekice oynarlar. “Peki ya…” safsata sı (whataboutism), farklı bir konuyu gündeme getirerek eleştirileri saptırmak veya atlatmak için kullanılan bir tekniği tanımlıyor. Bir katilin başka bir katili ifşa etmesi, her ikisinin de katil olduğu gerçeğini değiştirmez. Benzer bir safsata, birinin rakibinin pozisyonunu kasıtlı olarak yanlış yansıttığı “korkuluk safsatası” (straw man fallacy) olarak biliniyor. Bu kişiler, karşı tarafın aslında var olmayan görüşünü eleştirerek tartışmadan kolayca haklı çıktıklarını düşünebiliyor. Araştırmalar , bu gibi manipülatif argümanları fark edebilmenin, insanların sahte haberlere ve şüpheli iddialara inanmasını önleyebileceğini gösteriyor. Başkalarını eleştirmede usta olan birini hemen desteklemeyin, nasıl tartıştıklarını inceleyin. İnternette komplo teorisi yaymak artık her zamankinden daha kolay. Şiddetin kabul görmesiyle olan ilişkisi düşünüldüğünde, bu durum epey endişe verici. Komplo teorileri eğlenceli oldukları ve insanlar kendilerini güvensiz ve belirsizlik içinde hissettiklerinde cevaplar sundukları için ilgi çekicidir. İnsanlar aynı zamanda sosyal onay ararken ve diğer insanlarla ortak nokta bulmaya çalışırken de komplo teorisi yayabiliyor. Ancak kanıtlara göre, komplo anlatılarını destekleyerek hoş olmayan duyguları ele almaya çalışmak aslında varoluşsal korkuyu daha da şiddetlendirebiliyor . Bazı gerçek komplolar olsa da, çoğu teori tamamen mantıksız . Görünüşte “açıklanamayan” pek çok olayın komploya dayanmayan basit bir cevabı var. Bu nedenle gişe rekorları kıran bir gerilim filminin konusu gibi görünen alternatif anlatılara karşı dikkatli olun. Hiç birinin sizi üstü kapalı bir hakaret ya da saldırgan bir yorumla kışkırtması sonucu mantıklı bir argümandan saptığınız oldu mu? Tebrikler, trollenmişsiniz. Sosyal medya, bilgi ve kitle arasındaki boşluğu doldurmak için harika bir yol olabilir, ancak troller, yani başkalarını kızdırmak veya üzmek için kasıtlı olarak yanlış bilgi veya saldırgan içerik yayan kişiler, sizi güvenilir bilgiden uzaklaştırabilir . Klavye savaşçıları, duygusal bir dil kullanarak sizi kızdırma ve kamuya mal olmuş kişileri veya kuruluşları itibarsızlaştırmak için karalama kampanyaları başlatma konusunda ustalar. Kamusal tartışmalarda yapıcı bir rol oynamaya çalışırken, hiç tanımadığınız birinin hakaretleriyle dikkatiniz dağılmasın. Ne olursa olsun trolleri beslemeyin." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-whatsapp-yakinlar-etki.jpg, ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-dogri-bilgi-yaniltici-olabilir.jpg, Mavi tikli Twitter hesapları Pentagon’da patlama olduğuna dair AI ile üretilen sahte görseller yaydı,https://teyit.org/teyitpedia/mavi-tikli-twitter-hesaplari-pentagonda-patlama-olduguna-dair-sahte-gorseller-yaydi,"22 Mayıs’ta, Twitter'da geniş takipçi kitlesine sahip onlarca doğrulanmış hesap, ABD Savunma Bakanlığı’nın merkezi olan Pentagon yakınlarında bir patlama olduğuna ilişkin yanlış bilgi yaydı ve haberi yapay zeka tarafından üretilen bir görüntüyle birlikte paylaştı. @WarMonitors , @BloombergFeed ve RT_com isimli hesaplar, beyaz bir hükümet binasının yanında görünen gri bir duman bulutunun fotoğrafını, Pentagon yakınlarında bir patlama olduğu başlığıyla birlikte yayınladı. Bellingcat muhabiri Nick Waters paylaştığı tweette bu görüntünün yapay zekâyla üretildiğine işaret eden birkaç ipucu olduğunu söyledi. Örneğin, görselde çitler bariyerlerle birleşiyordu ve sosyal medyada bu konuya dair paylaşılan başka hiçbir görüntü ya da video yoktu. (Mavi tikli @WhaleChart isimli hesabın ""Son dakika: Pentagon yakınında patlama"" yazısıyla paylaştığı yanıltıcı fotoğraf) Bu görüntü kısa sürede pek çok farklı hesap tarafından retweet edildi ve bazıları “Twitter kaynaklarına” atıfta bulundu . Bu görseli tweetleyen hesaplardan kimisi ya özür diledi ya da görseli sildi. @BloombergFeed hesabı askıya alındı. Ancak Twitter’ın para karşılığı hesap doğrulama sistemi sayesinde mavi tiki olan hesaplar görseli yaygınlaştırmaya devam etti. Hatta bu sahte haber nedeniyle ABD borsası kısa süreliğine düşüşe geçti . Haberin yayılmasından sonraki bir saat içinde hükümet yetkilileri devreye girerek tweetlerin sahte olduğunu açıkladı. Pentagon’un yer aldığı Arlington idari bölgesinde faaliyet gösteren Arlington İtfaiye ve Acil Tıp Twitter’da paylaşım yaparak “Pentagon bölgesinde ya da yakınında herhangi bir patlama ya da olay meydana gelmemiştir ve halka tehdit oluşturan bir tehlike söz konusu değildir” dedi. Bu sahte haberin bir milyon takipçili ve mavi tikli hesaplar tarafından yayılması, Elon Musk'ın sahip olduğu Twitter’ın mevcut yapısının bir yanlış bilgi kampanyasını nasıl hızlandırabileceği ve yayabileceği konusunda endişelerin büyümesine neden oluyor. Mavi tik bir zamanlar doğrulanmış hesaplara işaret etse de Musk’ın yönetimi altında artık yalnızca hesap sahibinin Twitter’ın paralı abonelik planı olan Twitter Blue’ya abone olduğunu gösteriyor. Musk’ın sosyal medya platformunun başına geçmesinden bu yana mavi tikli hesaplardan ilk kez yanlış bilgi yayılmıyor. Mayıs ayı başlarında, birkaç doğrulanmış Twitter hesabı, nükleer yük taşıyan Rus askeri jetlerinin Ukrayna’nın başkenti Kiev’i hedef aldığını söylemişti. Fakat bu yanlıştı. Giderek daha gerçekçi hale gelen yapay zekâ ile üretilen görüntülerin gerçekçiliğine kanabiliyoruz. Papa’nın şişme mont giydiği ve Trump'ın tutuklandığı görüntüler viral olduğunda ve birçok kullanıcı her ikisinin de gerçek olduğuna inanmıştı. Uzmanlar, kullanıcıları internette gördükleri görüntülere eleştirel yaklaşmaları konusunda sık sık uyarıyor. Sosyal medya şirketlerinden ise, yapay zekâ tarafından üretilen görüntüleri paylaşan kişilerin bunları işaretlemelerini zorunlu kılmak gibi daha fazla düzenleme talep ediliyor." Yanıltıcı bilgiler sadece yanlış bilgilerden oluşmuyor,https://teyit.org/teyitpedia/yaniltici-bilgiler-sadece-yanlis-bilgilerden-olusmuyor,"Bize sunulan bir bilginin yanlış olması başlı başına bir problem; peki bilgi doğru olduğunda da onu olduğu gibi kavrayabiliyor muyuz? Yanıltıcı bilgiler sadece yanlış bilgilerden oluşmuyor. Yanlış bilgi ve onun etkileri üzerine yoğun bir şekilde konuştuğumuz şu dönemde biraz da doğru bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi düzensizleştirebilen şeyler üzerine konuşalım. Bilgi her ne kadar doğru olsa da, bazı durumlarda yorumlamaya açık olabilir. Böyle durumlarda doğrulama yanlılığı gibi sahip olduğumuz bazı bilişsel yanılgılardan ötürü bu bilginin anlaşılmasında farklılıklar ortaya çıkabilir. Her birimizin geçmişi ve bilgi birikimi birbirinden farklı; bu da bizim hayata bakış açımızı etkiliyor. Hatta bazen bu geçmiş, bir bütün içindeki farklı parçalara odaklanmamıza sebep olabiliyor. Bağlamdan koparma aslında yanlış bilginin en yaygın yedi türü arasında gösteriliyor. Bilgi doğru olsa dahi içinde bulunduğu olaylar, durumlar veya ilişkilerden koparılarak farklı bir anlatı içinde sunulduğunda yanıltıcı oluyor. Bağlamından koparma, tespiti zor yanlış bilgi türleri arasında yer alıyor çünkü bilginin kendisi özünde doğru. Örneğin, Teyit’in daha önce incelediği “Almanya’daki otoyolların ücretsiz olduğu” iddiasını ele alalım. Sosyal medyada yayılan paylaşımlarda Almanya’daki otoyolların ücretsiz olduğu iddia edilmiş. İddia kısmen doğru olsa da konuyu dikkatlice araştırdığımızda özel araçlar için yolların ücretsiz olduğunu ancak kamyonların ücret ödemek zorunda olduğunu anlıyoruz. Ayrıca bazı tünel ve köprülerden geçerken de ücret alınıyormuş. Yani doğru olan bir bilgi bağlamından koparıldığı için yanlış yorumlanmış. Doğru bilgiyi anlamak bu bilgi bilimsel bir temele dayanıyorsa daha da zorlaşıyor. Bir bilimsel çalışmanın yöntemi, yapılan analizler ve sonuçlar fazlasıyla sağlam ve doğru olsa bile, sonuçları akademik dilin dışında, herkesin anlayabileceği bir dille ifade etmeye çalıştığımızda bazı zorluklarla karşılaşıyoruz. Bilimsel çalışmalar doğası gereği belli oranda hata payı içerir. Buradaki hata payını doğru yorumlayabilmek ve çalışmanın istatistiksel olarak sonucunun anlamlı olup olmadığını anlayabilmek, bir miktar  bilimsel okuryazarlık gerektiriyor. Eğer bireyler bu bilimsel okuryazarlığa sahip değilse bir bilimsel çalışmanın sonucunu kendi beklentilerine dayanarak genelleme yaparken kullanabilir: “İnsanlar X yaparsa Y oluyor” gibi. Tam aksine sonucun, görüşlerine uymadığını düşündüklerinde ise tamamen reddetme eğilimine kapılabilirler: “Buradaki bulgular gerçeği yansıtmıyor” gibi. Çalışmalar bir yazıya eklenen bilimsel referansların yazının etkisini artırabileceğini söylüyor. Ancak bazen eklenen “bilimsel” dayanaklar yanlış yorumlanıyor veya ilgili akademik yayının “istenen” kısmı cımbızlanabiliyor. Yani güvenilirliği destekleyen uzman görüşleri ve bilimsel kaynaklar, insanların bir konuya olan inancını artırabilir, ancak bunların güvenilirlik süsü olarak kullanılması da mümkün. Bilimsel verileri daha anlaşılır sunmak amacıyla araştırmaların bulguları keskin bir dille ifade edilebiliyor ancak bu dil ile bilgiyi sunmak yanıltıcı olabilir. Örneğin, bazen sosyal medyada şöyle başlıklar duyarız: “Kahve sağlığa zararlıdır.” Bazen tam tersi bir başlık da karşımıza çıkabilir: “Kahve sağlığa faydalıdır.” Üstelik bu iki başlığın altındaki yazıları açıp okuduğumuzda her ikisinin de belli başlı bilimsel çalışmalara referans verdiğini görebiliriz. Bu bir cherry picking yanılgısı örneği . Belli bir konudaki bilginin seçilerek alınması ve diğer bilgilerin görmezden gelinmesi durumuna İngilizcede “cherry picking” Türkçede ise “cımbızlama” ismi veriliyor. Kahvenin sağlıkla olan ilişkisinde rol oynayan, tüketim miktarı, tüketildiği saat, tüketen kişilerin sağlık durumu ve yaşı gibi bir sürü etmen olabilir. Kısacası bu iki yazının dayandığı çalışmalar farklı faktörleri gözeterek yapılmış olabilir. Yani kahveyle sağlık ilişkisine bakarken odaklandıkları şeyler farklı olabilir. İstatistik derslerinde ilk öğretilen konulardan biri korelasyonun nedensellik olmadığıdır. Bir değişkenin başka bir değişkenle ilişkili olması demek, her zaman birinin diğerine sebep olacağı anlamına gelmiyor. Kahve örneğinde olduğu gibi kahvenin doğrudan sağlıklı veya sağlıksız olduğunu söylememiz çok zor, çünkü bu argümanlar kahve ve sağlık arasında direkt bir nedensellik olduğunu iddia ediyor. Ancak birbiriyle ilişkili olduğunu ve bu ilişkinin yönüne dair neler söylenebileceğini genel olarak konuyla alakalı bütüncül bir araştırma yaparak öğrenebiliriz. Doğru bir veriye dayandığı ve bir şekilde doğruları yansıttığı halde anlaşılması bazen zor olan bir başka bilgi türü ise görsel bilgiler. Özellikle karmaşık konuları açıklamak için grafik veya infografik gibi görselleştirmeler sıklıkla kullanılıyor . Araştırmalar bir yazıya eklenen grafiklerin onu daha çarpıcı ve etkili kıldığını da gösteriyor . Ancak bazen grafikler çok karmaşık olabiliyor ve bu da iletilmek istenen mesajın karşı tarafa hedeflendiği gibi geçmesini engelliyor. Bazen mesaj çok açık olsa da veri okuryazarlığı veya bilimsel okuryazarlık gibi alanlarda yetersiz olduğumuzda bizim için sunulan bilgi anlaşılması zor hale gelebiliyor. Öncelikle, temel düzeyde de olsa eleştirel düşünme becerisi başta olmak üzere, bir bilimsel çalışma veya veri görselleştirmesinin nasıl okunduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü maalesef doğru bilgi önümüze her zaman sadeleştirilmiş ve anlaşılır bir halde gelmiyor. Özellikle çok net mesaj içeren başlıklar gördüğümüzde şöyle bir durup bahsi geçen ilişkiye etki edebilecek başka değişkenlerin neler olabileceğini düşünmek çok kritik. Kahve örneğinden yola çıkacak olursak, kahve sağlığa faydalıdır başlığını gördüğümüzde ilk sormamız gereken soru “Hangi durumda faydalıdır?” olmalı. Bağlamı ve başka değişkenleri her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Eğer bilgiyi hazırlayıp insanlara sunan taraftaysak en anlaşılır ve en yalın bir şekilde bunu nasıl yapabileceğimiz üzerine kafa yormalıyız. Bilgili olmak çok kıymetli, ancak yaşadığımız çağda sahip olduğumuz bilgiyi karşı tarafa doğru ve anlaşılır bir şekilde aktarabilmek çok daha kıymetli. Kapak Görseli: davisuko - Unsplash" ,https://md.teyit.org/img/nobel-odulleri-zirvesi-teyitpedia.jpg, "Nobel Ödülleri Zirvesi dezenformasyona karşı hakikat, güven ve umuda odaklanıyor",https://teyit.org/teyitpedia/nobel-odulleri-zirvesi-dezenformasyona-karsi-hakikat-guven-ve-umuda-odaklaniyor,"“Biz, mevcut bilgi ekosistemi mizle, muhafazakar liderleri demokratik bir şekilde seçiyoruz. Bunu kendi ülkemden biliyorum. Ve çatırdıyorlar, kurumları içeriden felce uğratıyor."" Bu sözler Nobel Barış Ödülü sahibi gazeteci Maria Ressa’ya ait. Ressa Nobel Vakfı tarafından düzenlenen ve “hakikat, güven ve umut” temalı zirvedeki kapanış konuşmasında gazeteciliği destekleme ve dezenformasyon la mücadele etmenin yollarını on maddede detaylandırdı. Filipinli gazeteci Maria Ressa ve Rus gazeteci Dmitry Muratov, demokrasinin ve kalıcı barışın önkoşulu olan ifade özgürlüğünü koruma çabalarından dolayı 2021 Nobel Barış Ödülü'ne layık görülmüştü. Bu yılki Nobel Ödülleri Zirvesi de, ""yanlış bilgilerle mücadele, bilime olan güveni yeniden tesis etme ve umut dolu bir gelecek yaratma"" yöntemlerini tartışmak üzere ödül sahiplerini ve uzmanları üç günlük bir etkinlikte bir araya getirdi. Dünyanın farklı yerlerinden teknoloji uzmanları, politikacılar, bilim insanları, sanatçılar, eğitimciler, düşünürler dezenformasyonu ve toplumları nasıl değiştirdiği ve bununla mücadele etmek için neler yapılabileceği konusundaki görüşlerini ve deneyimlerini paylaşmak, güveni geri kazanmaya yardımcı olarak yeni yolları bulmak için buluştu. Vakıf birbiriyle bağlantılı krizler içerisinde yaşadığımızı vurgulayarak bu yılın temasını seçme nedenlerini şöyle açıklıyor: “Salgın ve salgın sonrası aksamalar, ekonomik krizler, savaş, iklim değişikliği ve toplum ve çevre üzerindeki artan baskılar... Ancak günümüz dünyasında yanlış bilginin ve dezenformasyonun hacmi, hızı ve erişimi, halkın müzakere gücünü zayıflatıyor ve bilim insanlarına, bağlı oldukları kurumlara ve demokrasinin kendine olan güveni baltalıyor.” İlk günün ikinci oturumunda bilişsel psikoloji ve bellek bozuklukları alanında çalışan Profesör Elizabeth F. Loftus yanlış bilginin zihnimizdeki etkilerini ve anılarla gerçeklerin arasındaki farkın yanlış bilgiye olan yakınlığını aktarırken yanlış bilginin duygularımıza kolayca hitap ettiğini şöyle vurguluyor: “50 yıllık çalışmamdan bir şey öğrendiysem, o da şudur: Biri size bir şey söylediği için, bunu büyük bir özgüvenle söylediği için, size bu konuda çok fazla ayrıntı verdiği için ya da size hikayeyi anlatırken ağladığı için bunun gerçekten yaşanmış olduğuna inanmayın. Gerçek bir anıyla mı yoksa başka bir sürecin ürünüyle mi karşı karşıya olduğunuzu anlamak için bağımsız doğrulamaya ihtiyacınız var.” Konuşmacılardan davranış bilimci Gizem Ceylan, Covid-19 salgını sırasında yayılan yanlış bilgileri inceledikleri araştırmaları sonrasında ""İnsanların tembel olması veya gerçeği bilmek istememesi söz konusu değil"" diyor. Gizem Ceylan insanların önyargı nedeniyle yanlış bilgi paylaştığı öne sürülür ya da eleştirel düşünme veya medya okuryazarlığının eksikliği suçlu ilan edilirken bir unsurun gözden kaçırıldığını vurguluyor o da ödül sistemi. Ceylan, zirvede sosyal medya platformlarının ödül sistemleri sebebiyle kullanıcıların istemeden de olsa yanlış bilgi yaymaya yaydıklarını tespit ettiklerini araştırmasını detaylandırdı. 24 ila 26 Mayıs tarihlerinde Washington, D.C, ABD’de yapılan Nobel Ödül Zirvesi’ni çevrimiçi ortamda takip etmek de mümkün. Farklı ülkelerden uzmanların deneyimleriyle, farklı kurumlar ve ekipler tarafından geliştirilen bilimsel ve eleştirel dijital okuryazarlık çözüm önerileriyle devam eden zirvenin tamamını izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. Nobel Vakfı ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi işbirliğindeki zirvenin ilki 2021’de “Our Planet, Our Future” (Bizim gezegenimiz, bizim geleceğimiz) temasıyla yapılmıştı ." 2023 seçim döneminde dolaşıma giren yanlış bilgiler,https://teyit.org/teyitpedia/2023-secim-doneminde-dolasima-giren-yanlis-bilgiler,"Siyasi kutuplaşmanın arttığı seçim dönemlerinde sosyal medyada yaygınlaşan yanıltıcı içerikler demokrasiye olan güveni zedeliyor. Dezenformasyon u, mezenformasyonu, “yalan haber”leri ya da fake news’ ları daha önce hiç duymadıysanız bile günde en az bir kez duymaya başlamamızın sebebi de bir seçimdi . ABD’deki 2016 başkanlık seçimleriyle başlayan bu popülarite, fake news kavramını ünlü sözlüklerde yılın kelimesi haline getirdi. O günden bu yana dünya sayısız, Türkiye de takip etmekte zorlanabileceğiniz kadar seçim atlattı. İnternetteki şüpheli bilgileri 2016’dan beri doğrulamaya ve yanlış bilgi problemine çözümler geliştirmeye çalışan teyitçiler de yanlış bilgi problemiyle kopmaz bağlara sahip gibi görünen seçim dönemlerinde fazla mesai yaptı. Geride bıraktığımız seçimlerin ardından yayınladığımız inceleme ve raporlarla problemi anlamladırmaya ve doğru çözümü şekillendirmeye katkı sunmayı amaçlıyoruz. Tıpkı 2018 genel seçimleri ve 2019 yerel seçimlerinde yaptığımız gibi 2023 seçimlerinin yanlış bilgi raporunu da hazırlıyoruz. Detaylı bir rapordan önce, yayınlanan içerikleri hızla gözden geçirmek bile bu seçim dönemindeki yanlış bilgi sorununa özgü özellikleri seçmemizi sağlıyor. 2023 seçimlerine ilişkin incelediğmiz ilk iddia Şubat 2023’te dolaşıma giren KETAR isimli sözde araştırma şirketinin yayınladığı kamuoyu araştırması verileri hakkındaydı. Aslında bu iddianın ilk ortaya çıktışı değildi. KETAR araştırma şirketi adıyla yayılan ilk iddia Şubat 2021’den beri dolaşımda. Seçim tarihinin yaklaşmasıyla beraber tekrar paylaşılmaya başlandı. Manipüle edilen, uydurulan ya da yanlış yorumlanan seçim anketleri seçmen davranışlarını etkileyebilme potansiyeline, dolayısıyla gerçek problemler yaratabilme potansiyeline sahip . Seçime kadar benzer anket iddialarıyla karşılaşmaya devam ettik. Seçim dönemlerinde karşıt gruplara “onlardanmış” gibi görünerek yayılan yanlış bilgilerin internette dolaşıma girdiğini daha önce de görmüştük. İnternetin anonimliğini avantaja çevirerek oy verme davranışını ya da aday hakkındaki görüşleri değiştirmeye çalışmak mümkün. Teyit’te buna asimetrik propaganda diyoruz. Yani ait olmadığınız siyasi grubun bir mensubu gibi görünerek olumsuz propaganda yapmak. Bu seçim döneminde broşür, pankart ve afiş gibi tasarlanan ya da manipülasyonla bunlara benzetilen beş içeriği inceledik . Henüz seçim kampanyaları resmi olarak başlamamışken yapılan miting ve açılış törenlerine katılım sayılarına ilişkin çeşitli iddialar gündeme gelmeye başlamıştı. Cumhur ve Millet ittifaklarının farklı kentlerde yaptığı mitinglerden olduğu iddia edilen fotoğraflar sosyal medyada tartışma konusu oldu. Derinleşen kutuplaşmanın sonucu olarak iki tarafın da birbirinden çok görünme ve güçlü olduğunu gösterme çabası ya da ait hissettiğimiz tarafların güçlü olduğunu bilme arzusu mezenformasyona alan açıyor. İnsanlara söylemedikleri şeyleri söyleten, giymedikleri kıyafeti giydiren ve daha nicesini yapabileceğine dair inancımızı güçlendiren yapay zekâ teknolojisi, 2023 seçimlerinde bizi yurtdışında yaşayan bir arkadaşımız misali uzaktan izledi. Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçime yaklaşırken deepfake videolara ilişkin uyarısıyla beraber herkes dikkatini yapay zekâyla üretilmiş görselleri tespit etmenin yollarını aramaya çevirdi. Ancak bu seçim döneminde sosyal medyada yaygınlaşan yanlış bilgiler arasında yapay zekâyla üretilmiş ve tespit etmesi güç deepfake videolar yerine, daha basit araçlar yardımıyla, mevcut çekimlerin kırpılarak veya birleştirilerek bağlamından koparılması veya video hızının değiştirilmesi gibi çeşitli yöntemlerle üretilen cheapfake içerikler yoğundu. Kılıçdaroğlu’nu Fethullah Gülen ile yan yana gösteren manipüle edilmiş fotoğraf ve Stalin’in eliyle kalp yaptığı iddiası örneklerden bazıları. Aslında yanlış bilginin en yaygın yedi türünden manipülasyon kategorisine dahil edilebilecek bu tür iddialar deepfake teknolojisinin gelişmesiyle birlikte ayrı bir grupta değerlendirilebilecek kadar arttı. Manipüle edilmiş görselle yayılan iddialardan biri ise diğerlerini solladı ve sosyal medyada, internet sitelerinde, televizyon yayınlarında, mitinglerde kendine geniş yer buldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Mayıs’ta düzenlenen AK Parti mitinginde CHP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyası için hazırlanan reklam filmine Murat Karayılan’ın montajlandığı videoyu izletti. 22 Mayıs’ta TRT ortak yayınında Erdoğan, “Kılıçdaroğlu'nun Kandil'dekilerle video çekimleri var. Haydi, haydi türü. Ama montaj, ama şu, ama bu... PKK'lılar videolarla bunlara destek verdiler,” derken videonun manipülasyon içerdiğini doğrular nitelikte bir yorum yapınca tartışma daha da alevlendi. Reklam filmine eklenen videonun Murat Karayılan’ın eski tarihli bir görüntüsü olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun kampanya filminde böyle bir videonun yer almadığını inceledik. Video mitingden bir hafta önce Yeni Akit’te yayınlanmış , Yeni Akit “Sosyal medya yıkıldı! Başrolde Kılıçdaroğlu ve teröristbaşı Karayılan var” başlığıyla iddiaya yer vermişti. İçe doğru katlanması durumunda oy pusulasının geçersiz sayılacağı , seçmen kayıtlarında usulsüzlük tespit edildiği , basılan fazla oy pusulalarının oy hırsızlığı amacıyla kullanıldığı gibi seçim ve sandık güvenliğine ilişkin iddialar kurumlara olan güvenin düşük olduğu, seçimlerin adil biçimde yapılacağına dair inancın sarsıldığı her ülkede benzer biçimlerde dolaşıma giriyor. Bu seçim döneminde de sandık güvenliğine dair 22 iddia dolaşıma girdi. İddiaların özellikle seçim gününe yaklaştıkça yoğunlaştığını, seçim günü ve sonrasındaki hafta da devam ettiğini söylemek mümkün. Teyit’in seçim döneminde yayınladığı içeriklerin tamamına buradan ulaşabilirsiniz." Sosyal medyada psikolojik sağlığınızı korumak,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medyada-psikolojik-sagliginizi-korumak,"Genç yetişkinlerin, yani ortalama 18 ila 25 yaş bireylerin, hem herhangi bir sosyal medya profiline sahip olma olasılığı hem de birden fazla sitede ya da uygulamada hesabının bulunma olasılığı yetişkinlere kıyasla daha yüksek . Genç yetişkinler aynı zamanda diğer yaş gruplarına kıyasla daha fazla psikolojik sağlık sorunu yaşıyor. 2017 ila  2021 yıllarında, Britanya’daki 17 ila 23 yaş gençlerin yüzde 52,5’i psikolojik sağlık sorunu yaşadığını belirtiyor. Psikolojik sağlık sorunlarıyla sosyal medya kullanımını birbiriyle ilişkilendiren gözleme ve beyana dayalı kanıtlar mevcut olsa da, bu bağlantıyı gerçekten kanıtlayan araştırmalar sınırlı . Bu konuya dair çalışmalar, sosyal medyanın psikolojik sağlık sorunlarına neden olup olmadığını anlamamıza yardımcı olabilecek, zamana yayılan etkilerini incelemektense, genellikle sosyal medya kullanımı ile psikolojik sağlık arasındaki korelasyonu yalnızca bir zaman noktasında ölçmeye yönelik oluyor. Üstelik bu çalışmaların bulguları çelişkili . Örneğin bazı çalışmalar, internette vakit geçirmenin, kaygı, depresyon ve siber zorbalığa daha fazla maruz kalma olasılığını artabileceğinin altını çiziyor . Başka çalışmalar ise bunun aslında faydalı olabileceğini, insanların başkalarıyla bağlantı kurmasına, sosyal desteğe ve bilgiye erişmesine yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Sosyal medyanın psikolojik sağlığımız üzerindeki etkileri, sosyal medyayı nasıl kullandığımıza bağlı olabilir. İşte kontrolü elinizde tutmanıza yardımcı olacak dört ipucu. Yapabileceğiniz ilk şey, sosyal medyayı nasıl, neden ve ne kadar kullandığınızı düşünmek. İş için mi ihtiyacınız var? Sosyalleşmek için mi? Aktivizm için mi? İlham almak için mi? Ailenizle iletişimde kalmak veya başka sosyal destekler için mi? Tavsiye almak için mi? Sosyal medya platformlarının ve bu platformlardaki pek çok kişinin kendi amaçları var ve genellikle size bir şeyler satmaya çalışır. Bu nedenle, satıcılara ve kullanıcılara ne kadar zaman ve enerji ayırdığınıza dikkat edin ve onlarla etkileşim kurarken sizden ne istediklerini düşünün. Ne zaman olumlu ve üretken, ne zaman zararlı vakit geçirdiğinizi ölçmek için kendinize basitçe şu soruyu sorun: Ne zaman iyi ya da kötü hissediyorum ve neden? Sosyal medyayı her zaman kullanmam gerekiyor mu? Araştırmalar, farkındalığın , o anda neler olduğunu fark etmemize yardımcı olduğunu ve düşüncelerimizle aramızda faydalı bir mesafe oluşturduğunu gösteriyor. Sosyal medya kullanımınız konusunda bilinçli olmak, nasıl hissettiğiniz konusunda içgörü edinmenize ve durumu kabullenerek buna göre hareket etmenize yardımcı olabilir. Araştırmalara göre , sürekli haber akışlarında gezinme ve doomscrolling * gibi aktivitelerle pasif sosyal medya kullanımı kıyaslama, kıskançlık, anksiyete ve depresyon gibi olumsuz etkilere yol açıyor. Buna karşın, mesajlaşma ve paylaşım yoluyla etkileşim kurma gibi aktif kullanım daha iyi sonuçlarla ilişkilendiriliyor. Bu olumlu sonuçlardan bazıları ise sosyal destek ve sosyal bağlılık hissinin artması. Hoşunuza giden pozitif içerikler paylaşan hesapları ve kişileri takip edin, paylaşın ve bunlarla etkileşime geçin. Çevrimiçi topluluklara katılarak size benzer düşünen insanları bulun ve yeni bağlantılar kurun. Sosyal medyada sizi takip eden kişiler hakkında bilinçli davranın ve ayarlarınızı değiştirerek yalnızca pozitif kişilerin sizi takip ettiğinden emin olun. Paylaşım yapmaya ara veren ya da tamamen bırakan çok sayıda hesap var. Sosyal medya kullanmayı tamamen bırakmanın uzun vadeli etkileri bilinmese de, son zamanlarda yapılan araştırmalar, bir hafta ara vermenin , özellikle sosyal medyayı yoğun veya pasif kullanan kişilerde, esenlik, depresyon ve anksiyete bakımından önemli iyileşmelere yol açtığını ortaya gösteriyor . Sosyal medya kullanımınız konusunda endişeleriniz varsa, uzaklaşabileceğinizi unutmayın. Bu, her gün birkaç saat, haftada bir gün veya hatta bütün bir hafta boyunca sosyal medyadan uzaklaşmak anlamına gelebilir. Küçük bir başlangıç yapın ve nasıl hissettirdiğini değerlendirin. Hold ve Offtime gibi uygulamalar da telefonunuzda ve sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğinizi yönetmenize yardımcı olabilir. Araştırmalar, sosyal medyayı bir süreliğine bırakmanın, özellikle platformdaki diğer kişilere karşı kıskançlık duyguları besleyen kişiler için faydalı olduğunu ortaya koyuyor . Kontrolü ele alabileceğinizi unutmamak önemli. Uygulamalar veya platformlar yalnızca birer araçlar. Kontrol sizde. Sizi rahatsız eden herhangi bir şeyi veya kişiyi sessize alın, takipten çıkın, engelleyin veya silin. Küfür barındıran veya sizi kötü etkileyen her şeyi sosyal medya platformuna bildirin. Bu kontrolü sürdürmek için ayarlarınızı kullanabilirsiniz. Örneğin, başkalarının ne kadar beğeni aldığını görmek yıpratıcı bir şekilde olumsuz kıyaslara yol açıyorsa, beğeni sayılarını kapatın veya gördüklerinizi kısıtlayın. Gizlilik ayarlarınız hakkında bilgi edinin ve içeriklerinizi kimlerin görebileceğini ve sizinle kimlerin iletişime geçebileceğini seçin. Neden olumsuz içerik görüyor olabileceğinizi anlamak için farklı uygulamalarda algoritmaların nasıl işlediğini öğrenin. En önemlisi, psikolojik sağlığınız konusunda endişeleriniz varsa, lütfen yardım isteyin. Doktorunuzla görüşmek için randevu alın. İş yerinizdeki İK departmanınızla veya üniversitenizdeki sosyal yardım görevlisiyle konuşun. Destek istemek her zaman iyidir: hatta bu elinizdeki en iyi araçtır." ,https://md.teyit.org/img/secim2023teyitpedia.png, Yanlış bilgiye karşı yapılan düzeltme yakınlarımızdan geldiğinde daha etkili,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiye-karsi-yapilan-duzeltme-yakinlarimizdan-geldiginde-daha-etkili,"Bilgiye erişimimiz fazlasıyla kolaylaştı, ancak bu hızlı bilgi akışının içinde sadece doğrular yer almıyor. Haliyle işimize yarayan ve doğru bilgiyi ayrıştırmak çaba gerektiriyor. Yanlış bilginin yayılmasını engellemek, bilginin doğrusunu paylaşmak böylesi bir ortamda çok kritik. Yanlış bilgiye karşı yapılan düzeltmelere, aile ve yakın arkadaş gibi sağlam bağlarımızın olduğu kişilerden geldiğinde daha çok kulak veriyoruz. Yanlış bilgi, teyitçilerin yaptığı gibi yayıldıktan sonra çürütülebiliyor. Bir diğer yöntem olan “önceden çürütme ” ise kişilerin yanlış bilgiler hakkında onlarla karşılaşmadan önce bilgilendirilmelerini kapsıyor. Her iki yöntemde de önemli olan bir konu var: çürütmenin kimin tarafından yapılacağı. Bilginin kendisi kadar kaynağı da kritik. Yanlış bilgi meselesindeki en önemli kavramlardan biri de “güven”. Bilgilerin güvenilir kaynaklardan gelmesi daha kalıcı inançlar oluşturuyor ve daha ikna edici oluyor. Benzer şekilde yanlış bilgileri çürütürken de kaynağın güvenilirliği önem arz ediyor . Peki kimlere güveniyoruz? Bilim insanları, belli bir konunun uzmanları, aile ve yakın arkadaş çevresi, benzer hayat görüşünü paylaştığımız kişiler güvenilen kaynaklar arasında gösterilebilir. Bir kaynağa duyulan güven farklı durum ve zamanlarda değişebilir örneğin pandemi süresince aşıya karşı olumsuz bir tavır sergileyen kişiler aşıyla alakalı bilgilendirme yapan resmi kaynaklara güvenmedi . Böyle zamanlarda insanlar kendilerini ait hissettikleri gruplardan gelen bilgilere daha çok güvenebilir. Aslında insanlar kendilerine bazı yönlerden benzeyen kişilere daha çok güvenme eğiliminde . Sosyal varlıklar olarak içinde bulunduğumuz grupları önemsiyoruz ve bu gruplar kimliklerimizin oluşmasında rol oynuyor. Bulunduğumuz bir gruba uyum sağlamak ve o grubun diğer üyelerinden onay alma ihtiyacı hissetmek insani bir özelliğimiz. Sahip olduğumuz yakınlıklar ve grup içi bağlılıklar yanlış bilgiyle mücadelede de önemli bir rol oynayabilir. Nisan 2022 tarihli bir çalışmada Dr. Irene V. Pasquetto ve arkadaşları yanlış bilgiyi düzeltmeyi amaçlayan mesajların WhatsApp uygulamasında nasıl paylaşıldığını inceliyor. Öncelikli olarak bu deneysel çalışmada katılımcılardan iki durumu göz önünde bulundurarak bir isim yazmaları isteniyor. Bu isim ilişkisel olarak yakın veya uzak bir bağa sahip olunan ve deneklerin siyasi görüşlerine tamamen katıldığı veya katılmadığı bir kişi. Örneğin bir grupta bulunan katılımcılar güçlü bağa sahip oldukları ve siyasi görüşlerine tamamen katıldığını düşündükleri birinin ismini verirken diğer bir grup zayıf bağa sahip oldukları ancak siyasi görüş açısından çok yakın oldukları birinin ismini veriyor. Bu kısımdan sonra katılımcılar yanlış bilgi içeriğini görüyor ve ardından da çürütme mesajını alıyor. Aldıkları bu çürütme mesajının çalışmanın başında belirttikleri isimden geldiğini hayal etmeleri isteniyor ve sonrasında da teyit mesajına olan ilgileri ve bu mesajı yeniden paylaşma istekleri soruluyor. Sonuç olarak katılımcıların yakınlarından (aile ve yakın arkadaşlar) ya da benzer siyasi görüşe sahip olduklarını düşündükleri kişilerden aldıkları çürütme mesajlarını daha sık paylaşmak istedikleri bulunuyor. Katılımcılarda en yüksek oranda paylaşım isteği ise çürütme mesajı, hem onlara yakın olup hem de benzer siyasi görüşü paylaşan birinden geldiğinde ortaya çıkıyor. Kısacası bize değer verdiğine inandığımız veya bizimle benzer siyasi görüşü paylaştığını bildiğimiz biriyle iletişim kurduğumuzda, bakış açımız değişebilir. Araştırmacılar ayrıca WhatsApp’ta sadece görsel ve yazı ile değil aynı zamanda ses kayıtları ile de çok fazla iletişim kurulduğunu vurguluyor. Çalışmada, sesli mesajlar ile yapılan çürütmelerin daha çok ilgi uyandırdığı da bulgular arasında. WhatsApp sunduğu format gereği yakın ilişkiler için cazip bir iletişim ortamı sunuyor. Yani bireysel mesajlaşmaya ek olarak kişilerin aile, akraba ve arkadaşlarının içinde bulunduğu grup mesajlaşmalarına imkan sağlıyor. Araştırmacılar buldukları sonuçları göz önünde bulundurarak WhatsApp’ın yanlış bilgileri çürütme konusunda etkili bir sosyal medya aracı olabileceği üzerinde duruyor. Değindikleri nokta ve bulgular çok önemli olsa da bazen kapalı WhatsApp gruplarının birer yankı fanusu na dönüştüklerini de vurgulamakta fayda var. Yani WhatsApp yanlış bilgiye karşı yapılan çürütmelerin fazla paylaşılmasına olanak sağladığı gibi tam tersi bir sonuca da sebep olabilir. Kapalı gruplar içerisinde benzer görüşe sahip kullanıcılar birbirlerinin görüşlerini sürekli destekleyerek farklı bilgilere erişimlerini azaltabilirler. Özellikle seçim gündeminin içinde sadece sosyal medyada ve haber sitelerinde değil yakınlarımızla olduğumuz küçük gruplarda da yanlış bilgiler paylaşılıyor olabilir. Yakınlarımız yanlış bir bilgi paylaştığında onlara bilginin doğrusunu ileterek yanlış bilginin yayılmasına engel olabiliriz. Bunu yapmak bazen stresli olsa da önemli . Bu stresi mümkün olduğunca azaltmanın yolları da var. Kapak Fotoğrafı : ROBIN WORRALL - Unsplash" ,https://md.teyit.org/img/co2-gas-pollution-carbon-dioxide-emission-gas-shutiteyitpedia-1.jpeg, Dolandırıcılar yapay zekâ araçlarını kullanarak yakınınız gibi davranabilir,https://teyit.org/teyitpedia/dolandiricilar-yapay-zeka-araclarini-kullanarak-yakininiz-gibi-davranabilir,"Yakın zamanda yardıma ihtiyacı olan bir akrabanız sizi arayabilir ve acilen para göndermenizi isteyebilir. Sesini tanıdığınız için arayanın o olduğuna ikna olabilirsiniz. Yeni üretken yapay zekâ araçları, basit metin girdileri aracılığıyla belirli bir yazarın tarzında yazılmış denemeler , sanat ödüllerine layık görseller ve kişinin sesinden kısa bir kesit ile ona çok inandırıcı seviyede benzeyen konuşmalar oluşturabiliyor. Ocak ayında Microsoft araştırmacıları, sadece üç saniyelik bir ses örneği verildiğinde, istenilen metni ses örneğindeki kişiyi taklit eden bir konuşmaya çevirebilen (text-to-speech) yapay zekâ aracını tanıttı . Araştırmacılar, başkalarının da kullanabileceği kaynak kodu paylaşmadı; aksine VALL-E adı verilen aracın “ses tanımlama sahtekarlığı ya da belirli bir konuşmacıyı taklit etme gibi potansiyel kötüye kullanım riskleri taşıdığı” konusunda uyarıda bulundu. Ancak benzer bir teknoloji halihazırda kullanılıyor ve dolandırıcılar da bundan faydalanıyor. İnternette bir yerde sesinizin 30 saniyelik bir kaydını bulabilirlerse, klonlama ve herhangi bir şey söyletme şansları yüksek. “İki yıl önce, hatta bir yıl önceye kadar, bir kişinin sesini klonlamak için çok fazla ses örneğine ihtiyacınız vardı,” diyor Berkeley'deki California Üniversitesi'nde adli bilişim profesörü Hany Farid, The Washington Post 'a. “Şimdiyse… eğer bir Facebook sayfanız varsa... ya da bir TikTok çektiyseniz ve sesiniz 30 saniye kadar duyuluyorsa, insanlar sesinizi klonlayabiliyor.” The Washington Post Mart ayının başında , Kanadalı bir ailenin ses klonlama yöntemini kullanan dolandırıcılara nasıl kurban gittiğini ve binlerce dolar kaybettiğini anlatan bir haber yayınladı. “Bir avukat” yaşlı ebeveynlere oğullarının bir araba kazasında ABD’li bir diplomatı öldürdüğünü, şu an hapiste olduğunu ve yasal ücretler için paraya ihtiyacı olduğu söyledi. Sözde avukat daha sonra telefonu “oğullarına” verdi ve o da ebeveynlerine onları sevdiğini, teşekkür ettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Oğulları Benjamin Perkin, The Washington Post'a yaptığı açıklamada, klonlanmış sesin, ailesini gerçekten onunla konuştuklarına inandıracak kadar gerçekçi olduğunu söyledi. Aile bir Bitcoin ATM’si aracılığıyla 15 bin dolardan fazla parayı oğullarına gönderdiklerini sanırken aslında dolandırıcılara gönderdi. Perkin “Para gitti,” dedi. “Sigorta yoktu. Geri alamayız. Para gitti.” Üretken yapay zekâ ses aracı sunan bir şirket olan ElevenLabs, 30 Ocak'ta Twitter üzerinden “artan sayıda ses klonlamayı kötüye kullanma vakasıyla” karşılaştıklarını paylaştı . Şirket ertesi gün, ses klonlama özelliğinin artık VoiceLab aracının ücretsiz sürümünde kullanılamayacağını duyurdu. “Kötü niyetli içeriklerin neredeyse tamamı ücretsiz, anonim hesaplar tarafından oluşturuldu,” yazdı şirket. “Ek kimlik doğrulaması şart. Bu nedenle VoiceLab yalnızca ücretli hesaplarda kullanılabilecek.” Abonelikler aylık 5 dolardan başlıyor. Kart doğrulaması bütün kötü niyetli aktörleri durdurmayacak olsa da kullanıcıları daha az anonimleştirecek ve “iki kez düşünmeye zorlayacaktır.”" Ebeveynlere karne hediyesi I: Güvenli dijital deneyim rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/ebeveynlere-karne-hediyesi-dijital-rehber,"Alışkanlıkların ve rutinlerin hızla dijitale kaydığı günümüzde, birçok çalışan aile için dijital dengeyi sağlamak zorlu bir süreç olacak. Bu konuda farkındalığı yüksek olan yetişkinler, çocuğun yararını önceliklendiren uygulamaların çocuğun yaşına uygun ve nitelikli içeriklerini tercih edecekler. Doğru tercihler yaparak dijital dengeyi korumayı kolaylaştırmak için, sizlere bir rehber hazırlamanın ebeveynlere en güzel karne hediyesi olacağını düşündüm. İpuçlarının ve yardımcı araçların yer aldığı ikinci bölüme geçmeden önce, güvenli bir dijital deneyimi için genel kuralları hatırlatmakta fayda var. Yetişkinler olarak dikkat etmemiz gereken yedi madde var: 1- Ebeveyn Denetimi: Denetim derken, çocukların dijital dünyada güvende olmasını sağlamak için ebeveynlerin aktif bir rol oynamasını mümkün kılan mekanizmalardan bahsediyorum. Bu denetim mekanizmaları, dijital araçların çoğunda bulunuyor ve çocukların erişebileceği içeriklerin sınırlanmasını, filtrelenmesini ve izlenmesini mümkün kılıyor. Bu denetim mekanizmalarını aktif hale getirmek için birkaç öneri: 2- Gizlilik Ayarları: Çocukların gizliliğini korumak için uygulama ve platformlarda gizlilik ayarlarını gözden geçirin. Çocukların kişisel bilgilerini paylaşmaması ve tanımlanabilir bilgileri gizli tutması önemli. Gizlilik politikalarını okuyun ve çocuklara bu konuda bilinç kazandırın. 3- İnternet Güvenliği: Çocuklara internet güvenliği konusunda bilgi verin. Tehditleri tanımalarını, güvenli şifreler kullanmalarını, güvenilir siteleri tercih etmelerini ve bilinmeyen kişilerle iletişim kurmamalarını öğretin. Çocukların şüpheli durumları size bildirebilecekleri açık iletişim kanalları oluşturun. 4- Çocuğun Yaşına ve Yeterliliklerine Uygun Uygulamalar: Çocukların kullandığı uygulamaların güvenli ve yaşlarına uygun olmasına dikkat edin. Çocukların kullanacağı uygulamaları araştırın, değerlendirmeleri okuyun ve güvenilir kaynaklardan indirin. Eğitici, öğretici ve yaratıcı uygulamalara öncelik verin. Değerlendirmesine güvenebileceğiniz bir kaynak olarak Common Sense Media içerik incelemelerine göz atabilirsiniz. 5- Dijital Denge: Çocukların dijital dünya ile dengeyi sağlaması önemli. Denge denince akla ilk gelen şey ekran süresi. Ancak dijital denge sadece dijitalde geçen sürenin yönetiminden ibaret değil. Kullanılan dijital araç ve tüketilen/üretilen içerik konusunda da bir denge gözetilmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor.  Bu konuda size yardımcı olabilecek iki uygulama önerim var: 6- Eğitim ve Tartışma: Çocuklarla dijital güvenlik ve etik konularını konuşun. Onlara dijital dünyanın faydalarını ve risklerini anlatın. Çevrimiçi etik kuralları, saygılı iletişimi ve dijital iz bırakmayı öğretin. Bunu yapmak kolay değil, biliyorum, kendinizi yeterince bilgili hissetmediğiniz konular olabilir ya da konu konuyu açmayabilir. Böyle bir tıkanma yaşadığınızda size yardımcı olabilecek iki içerik önerim var: 7- Aile İçi Kurallar: Aile olarak dijital kullanımı yönetmek için kurallar belirleyin. Örneğin, yemek saatlerinde veya yatmadan önce ekranların kullanımını sınırlayabilirsiniz. Ailece dijital detoks zamanları düzenleyerek, birlikte farklı etkinliklere katılabilir ve bağları güçlendirebilirsiniz. Yaz döneminde çıkılacak kısa bir aile tatili, böyle bir detoks denemesi için çok uygun bir zaman olacaktır. Çocuklar için güvenli bir dijital deneyim yaratmak mümkün. Bunun için akılda tutulması gereken genel kurallar ve destekleyici güvenlik uygulamalarını keşfetmek ilk adım. İkinci bölümde çocuklarınız için uygun olabilecek eğlenceli ve güvenli uygulamaların neler olduğuna bakacağız. Sizler için derlediğim listenin ana temaları yabancı dil eğitimi, kültürel etkinlikler, hareketlilik ve yaratıcılık." İklim değişikliği gibi kritik konularda riski anlamamız zor olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/iklim-degisikligi-gibi-kritik-konularda-riski-anlamamiz-zor-olabilir,"İklim değişikliği herkesi etkileyen ve gelecekte etkisini artırması beklenen küresel bir problem. Bu konuda şimdiden etkili önlemler alınması, insanların ilerde kendilerini büyük krizler içinde bulmaması için zaruri. Peki krize dönüşmeye başlayan bu konudaki riski ne kadar iyi kavrıyoruz? İklim değişikliği atmosferde halihazırda bulunan karbondioksit ve metan gibi sera gazı miktarının insan faaliyetleri neticesinde artmasının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu gazların atmosferdeki miktarı arttığında gezegenimiz de fazla ısınmaya başlıyor. Dünyanın fazla ısınması iklim dengelerini bozarak iklim değişikliğine sebep oluyor. Son senelerde iklim değişikliğine bağlı olaylarının sıklığı ve etkileri arttı. Örneğin artık aşırı yağış ve fırtına sonucu kent sellerini veya sıcak mevsimlerdeki orman yangınlarını daha sık gözlemler olduk. Rekor kıran sıcaklıkları veya rekor seviyedeki yağışları haberlerde daha çok duyuyoruz. Yani ekstrem hava olayları hayatımızın içinde daha çok yer etmeye başladı. İklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması için karbon salımlarının azaltılması gerekiyor. Bu da politikalarda sağlam değişikliklere ihtiyacımız olduğunu gösteriyor; çünkü halen karbon salımlarının miktarını azaltacak caydırıcı yasalara sahip değiliz. Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun senelere bağlı olarak değişimi İklim değişikliği konusundaki bilimsel verilerin harekete geçirici gücünün önündeki engel bu bilgileri kavramakta yaşadığımız zorluk. Var olan bilgileri değerlendirememek ve riski anlayamamak aksiyona geçmemizi de engelleyen bir boşluk yaratıyor. Bu boşluğu da iklim değişikliği konusundaki dezenformasyon un doldurması çok kolay. Yanlış bilgiler doğrulara göre daha hızlı yayılıyor . Örneğin, 2021 yazında Türkiye’de 35 ili etkileyen orman yangınlarının sebepleri tartışma konusu olmuştu . İklim değişikliğinin büyük orman yangınları üzerindeki etkisi bilinirken, bu iki fenomen arasındaki ilişki yerine sabotaj iddiaları viralleşmişti. Hem sosyal medyada hem haber sitelerinde iklim değişikliğinin gerçekliğiyle alakalı yanlış bilgiler yayıldığını görüyoruz . İklim değişikliğini inkar eden veya bu konuda çekimser kalan grubun dışındaki büyük bir çoğunluk bu problemi kabul ediyor. Ancak bu çoğunluğa rağmen iklim değişikliğini önleme politikaları yeterince güçlü değil. Bu politikaların daha güçlü desteklenmesine ve daha yüksek farkındalığa ihtiyacımız var. İşte bu noktada iklim değişikliği sorununun altında yatan riski anlama zorluğu ortaya çıkıyor. Buradaki riski anlayamamızın en önemli sebebi, riskin katlanarak artması. Bir şeyin hızının katlanarak artması demek, zaman geçtikçe artışın daha da hızlanacağı anlamına geliyor. Bu durumu şu bilmeceyle daha iyi anlayabiliriz: Nilüfer yapraklarının bulunduğu bir göl var, bu gölde yapraklar her gün 2 katına çıkmakta. Yaprakların gölün tamamını kaplaması 48 gün sürerse gölün yarısını kaplaması kaç gün sürer? Aklınıza gelen ilk yanıt neydi? Bu soruyu birçok kişi hızlıca cevapladığında 24. gün yanıtını veriyor ancak doğru cevap 47. gün. Sebebi ise her gün ikiye katlanarak arttığı için tamamı 48 günde kaplanıyorsa gölün 47.günde yarısı kaplanmalı. Gölün yarısı henüz 47. günde kaplanmış ama bir diğer yarısının kaplanması için sadece bir güne ihtiyaç var. Sona çok az kalmışken gölün büyük bir kısmı yani yarısı aslında nilüfersiz. Aynı bu örnekte olduğu gibi karbon emisyonları da her sene artıyor ve bu artış zamanla daha da hızlanacak. Günümüzde iklim değişikliğinin bazı sonuçlarını hayatımızda görmeye başlasak da çok büyük krizlerin içinde değiliz. Gerekli önlemleri almak için biraz daha bekleyelim dersek aynı nilüfer bilmecesinde olduğu gibi krize çok yaklaşmış olacağız ve o noktada iklim değişikliğinin büyük çaplı etkilerinden sıyrılmak çok daha zor olacak. Etkili önlemler alınmamasının sebeplerinden biri, insanların yarattıkları sorunların etkisini anında görememeleri. Şu anda yapıp ettiklerimizin karşılığını zamanla gözlemliyoruz; bu da bir şeyler yapma motivasyonumuzu düşürüyor. Aslında risk çok büyük. Sadece henüz gözümüzün önünde değil. İklim değişikliğinin ciddiyetini anlamamızda başka faktörlerin de etkisi var. İnsanların politik görüşleri, konuyla alakalı kendilerini konumlandırdıkları yeri etkiliyor. Örneğin ABD’de demokratların cumhuriyetçilere kıyasla iklim değişikliği konusunu daha çok önemsendiği biliniyor. Ya da şirketler, çevresel ve sosyal hassasiyetleri giderek artan tüketicileri kaybetmemek için gerçek çözümler yerine yanıltıcı yeşil aklama yöntemlerini tercih edebiliyor. Aslında dünyada ve Türkiye’de birçok insan iklim değişikliğinin farkında ve bunun büyük ölçüde insan kaynaklı bir sorun olduğunu kabul ediyor. Yale Climate Communication ’ın 2021’de 31 ülkede yaptığı araştırmada insanlar iklim değişikliğiyle alakalı tutumlarına göre altı gruba ayırıyor: alarm halinde, endişeli, temkinli, nötr, şüpheli ve vurdumduymaz. Türkiye’de “alarm halinde” olan kişilerin oranı yüzde 55 ve endişeli grup yüzde 20 oranında. İklim Haber ve KONDA tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı ve Enerji Tercihleri 2022” araştırması da aynı şekilde, Türkiye’de her 10 kişiden sekizinin iklim değişikliği için endişe duyduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede yeterli çaba göstermediğini düşünenlerin oranı ise yüzde 82. Bu veriler aslında ülkemizde iklim değişikliği konusunun önemsendiğinin bir göstergesi. Psikoloji dahil olmak üzere iklim değişikliğini çeşitli açılardan inceleyen bilim dalları bu sorunun inkarcılarına veya şüpheli gruplara odaklanıyor. Halbuki hem dünya genelindeki hem de Türkiye’deki veriler gösteriyor ki insanların bu konuda harekete geçmek için epeyce motivasyonu var. Ancak belki de riskin büyüklüğü ve hayatımıza yansıması arasındaki bağı daha güçlü kurabilmek ve yeşil aklama ürünü olan “çözüm”lerle gerçekçi adımları ayırt edebilmek önemli." Ebeveynlere karne hediyesi II: Güvenli dijital deneyim araçları,https://teyit.org/teyitpedia/ebeveynlere-karne-hediyesi-guvenli-dijital-deneyim-araclari,"Alışkanlıkların ve rutinlerin hızla dijitale kaydığı günümüzde, ebeveynler için dijital dengeyi sağlamak zorlu olabiliyor. Çocuğun yararını önceliklendiren uygulamaların çocuğun yaşına uygun ve nitelikli içeriklerini tercih etmek önemli. Doğru tercihler yaparak dijital dengeyi korumayı kolaylaştırmak için, sizlere iki bölümden oluşan bir rehber hazırlamanın ebeveynlere en güzel karne hediyesi olacağını düşündüm. İlk bölümde çocuklar için güvenli bir dijital deneyim oluştururken akılda tutulaması gerekenleri yazdım. Genel kurallar ve güvenlik uygulamalarını hatırladıktan sonra, şimdi de çocuklarınız için uygun olabilecek eğlenceli ve güvenli uygulamaların neler olabileceğine bakalım. Sizler için derlediğim listenin ana temaları yabancı dil eğitimi, kültürel etkinlikler, hareketlilik ve yaratıcılık. Bu örnekler, çocukların dil becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilecek ve aynı zamanda eğlenceli bir deneyim sunabilecek dijital içeriklerden bazıları. Tabii ki, seçilecek oyunlar ve uygulamalar, çocuğun yaşına, dil seviyesine ve ilgi alanlarına uygun olmalı. Ebeveynlerin içerikleri önceden araştırarak doğru seçimler yapması ya da okula danışarak yönlendirme istemesi en doğrusu. Kültürel etkinlikler, müzeler ve tarihle ilgili olarak da çocuklara uygun dijital uygulamalar ve web sayfalardan bazı örnekler: Bu platformlar, çocukların kültürel mirası keşfetmelerini, tarihi olaylar hakkında bilgi edinmelerini ve müzeleri sanal olarak ziyaret etmelerini sağlayan interaktif içerikler sunuyor. Çocukların ilgi alanlarına ve yaşlarına uygun olanları seçmenin önemini tekrar hatırlatmak isterim. Bu seçimde size en çok yardımcı olacak şey, ortak deneyim. Ebeveynler çocuklarıyla birlikte bu platformları keşfedebilir ve onlarla etkileşimde bulunabilirler. Çocukları fiziksel aktivitelerine teşvik etmek amacıyla geliştirilmiş birçok dijital uygulama bulunuyor. İşte bazı örnekler: Çocukların yaratıcılığını destekleyen birçok farklı dijital uygulama bulunuyor. İşte deneyimlediğim ve yararlı bulduğum uygulamalardan birkaçı: Tüm bu uygulamalar, dijital çağda ebeveynlik alanında çalışan ve dokuz yaşında bir çocuğu olan anne olarak benim tercihlerim. Ancak, bu noktada yeniden önemli bir hususu hatırlatmak isterim. Her çocuk, ilgi alanı, gelişimi ve motivasyonu açısından biricik. Kendi çocuğunuz için en uygun uygulamayı önce güvenlik denetimini sağlayarak, sonra da ortak deneyimi önceliklendirerek sizler belirleyebilirsiniz. Binlerce uygulama arasından en faydalı ve çocuğunuzun en keyif alacağı uygulamayı bulmak kolay değil. Yine de araştırmanızı kolaylaştırmak ve uzman deneyimlerine ulaşmanızı sağlamak için son olarak bir kaynak önerim olacak. Common Sense Education , çocuklara yönelik piyasaya sunulan ücretsiz ve ücretli uygulamalara ve platformlara ilişkin uzman yorumlarını, yaş, konu, amaç, yetenek kategorilerini sunarak ebeveynlere açmakta. Çocuğunuzun kullandığı, kullanmak istediği ya da sizin onun için uygun olabileceğini düşündüğünüz dijital platformları ve uygulamaları, buradan inceleyebilir ve daha kapsamlı bir fikre sahip olabilirsiniz. Tüm çocuklara ve ebeveynlere dijitalde dengeyi sağlayabildikleri, çok eğlendikleri ve ileride mutlulukla hatırlayacakları bir yaz tatili diliyorum." Platformların yarattığı ödül sistemleri kullanıcıları yanlış bilgi yaymaya teşvik ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/platformlarin-yarattigi-odul-sistemleri-kullanicilari-yanlis-bilgi-yaymaya-tesvik-ediyor,"Endonezya’da gerçekten kadınlara özel yol yapıldı mı? Gölcük’te Suriyeli göçmenlerle mahalleli arasında güncel bir gerginlik yaşandı mı? Covid-19'a karşı buhar inhalasyonundan zencefile kadar değişen doğal çözüm yolları gerçekten etkili mi? Eğer doğru değilse, sosyal medyada yanlış bilgilerin bu kadar hızlı yayılmasını nasıl açıklayabiliriz? Bazı araştırmacılar, insanların yanlış bilgileri kendi yanlılıklarından dolayı paylaştığının altını çizerken, diğerleri eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığı eksikliğini temel sorun olduğunu vurguluyor. Peki bu açıklamalar önemli bir noktayı gözden kaçırıyor olabilir mi? Sosyal medya platformlarının etkileşim odaklı yapısı, yanlış bilgi paylaşma davranışımız üzerinde ne kadar etkili? Bu soruları, yeni çıkan akademik yayınımızda araştırdık ve bulduğumuz sonuç çok çarpıcı oldu: Platformların algoritmalarının yarattığı ödül sistemleri kullanıcıları yanlış bilgi yaymaya teşvik ediyor. Bu sonucu anlamak için biraz sosyal medya platformlarının nasıl çalıştığına bakalım. Sosyal medya platformları hedef ve ödüller ekseninde kurulmuş bir sistem. Siz yeni kullanıcı olarak, kendinizle veya dünyayla ilgili değişik bilgiler paylaşırsınız. Bu bilgilerden bazıları arkadaşlarınız tarafından beğenilir ve genellikle olumlu tepkiler alır. Bazıları da bu tarz sosyal ödüllerden mahrum kalır. İlginizi çekebilir: Yanlış bilgi psikolojisi I: Neden savunmasızız? İşte bu ödül mekanizması, beyninizde ne tarz bilgi paylaşımının ödül alacağı fikrini şekillendirir. Zaman içerisinde, siz bilgi paylaşırken beyniniz ödüle odaklı olduğu için ödül getirecek bilgileri paylaşmaya yönelir. Daha önce ne tarz içerikler size ödül (yani beğeniler, olumlu yorumlar ve yeni takipçiler) getirdiyse, gelecekte de o tarz bilgiler sizin ilginizi çeker ve paylaşırsınız. Bunu yaparken de bilginin yanlış ya da doğru olup olmadığını düşünmezsiniz. Zaten sürekli paylaşım prensibine dayalı platformlarda, bu davranışı tekrar etmek sizin alışkanlıklarınızı pekiştirir. Aklınızdaki tek şey, size sosyal ödül getiren paylaşımlar yapmak olur ve bilginin doğruluğu önem sırasında gittikçe geride kalır. Araştırmada ABD'de Facebook kullanıcıları ile sosyal medya alışkanlıklarının yanlış bilgi yaymayla arasındaki ilişkiyi test ettik. İlk yaptığımız deneyde, Facebook kullanıcısı olan katılımcılara sekiz tane doğru ve sekiz tane yanlış bilgi içeren Facebook içeriğini incelemelerini ve bunları Facebook'ta görmüş olsalar paylaşıp paylaşmayacaklarını sorduk. Ayrıca, katılımcıların Facebook'u ne kadar alışkanlık haline getirdiklerini değerlendirmek için platforma ne sıklıkla girdiklerini ve ne sıklıkla paylaşım yaptıklarını sorduk. Sonuçlarda gördüğümüz şuydu: Sosyal medya kullanımı alışkanlık haline gelmiş kullanıcılar yanlış bilgiyi orantısız bir şekilde yayıyorlar . Facebook'u çok fazla ve alışkanlık halinde kullanan katılımcıların genel olarak daha fazla içerik paylaştığını gördük. Bu kısmı belki de en az ilginç olanıydı bizim için. En önemli kısmı, Facebook'u kullanımı en alışkanlık haline gelmiş bu kişiler neredeyse eşit miktarda doğru ve yanlış bilgi paylaştılar. Facebook'u daha az alışkanlık haline getirmiş katılımcılar, beklenildiği gibi, sadece doğru içerik paylaştılar ve yok denecek kadar az yanlış içerik paylaştılar. Bu sonuçlar bize gösteriyor ki, insanların Facebook alışkanlıkları yanlış içerik paylaşmalarında çok önemli bir rol oynuyor. Ve bu rol, diğer araştırmaların belirttiği gibi yanlış bilgi sorunu insanların önyargıları veya eleştirel düşünme yetersizliğinden farklı olarak, sosyal medya platformlarının kurdukları yapıların bir sonucu. Yani sosyal medya platformlarının kurduğu ödül sistemini ve bunun etkilerini anlamak, yanlış bilgi yayımıyla mücadele etmemiz için çok önemli. Peki, bu yapıyı değiştirebilir miyiz? Değiştirirsek neler olur? Biz de bu sorunun cevabını merak ettik ve bir deney daha yaptık. Bu deneyde, insanlara çeşitli ödüller verdik. Başta da açıkladığım gibi biz ödülle alışkanlık geliştiren varlıklarız. İkinci deneydeki ödüllerden bir tanesi de, doğruluk ödülüydü. Doğruluk ödülünü, katılımcılar doğru içerik paylaştıklarında ve yanlış içerikleri pas geçtiklerinde, yani paylaşmadıklarında kazandılar. Diğer bir gruba ise, yanlışlık ödülü verdik. Bu grup diğer grubun tam tersi şekilde ödül kazandı: yanlış içerik paylaştıklarında ve doğru içeriği pas geçtiklerinde. Bir sonraki aşamada, ödülleri kaldırdık ve katılımcılara normalde nasıl içerik paylaşıyorlarsa o şekilde paylaşmalarını söyledik. Bunun amacı, alışkanlıklarımızın nasıl devreye girdiğini daha net anlamaktı. Eğer ödül kaldırıldıktan sonra insanlar bilinçli hareketlerine devam ederlerse, o zaman bütün grupların daha çok doğru içerik ve daha az yanlış içerik paylaşmasını beklerdik. Ancak eğer insanlar ilk aşamada alışkanlık geliştirdilerse, ödül kalktıktan sonra da bu alışkanlıkların devrede olduğunu gözlemleyebilmeliydik. Nitekim, beklediğimiz gibi insanlar nasıl alışkanlık geliştirdilerse, ikinci aşamada da aynı şekilde davrandılar. Doğruluk ödülü alan grup, ikinci aşamada daha çok doğru içerik paylaşmaya devam etti. Yanlışlık ödülü alan grup da, ikinci aşamada maalesef daha çok yanlış içerik paylaşmaya devam etti. Bu deney bize iki önemli noktayı gösteriyor: Birincisi, insanların sosyal medya kullanım alışkanlıkları aldıkları ödüle göre şekilleniyor. İkincisi ise biraz daha olumlu. İnsanlara eğer doğruluğu hatırlatacak ödüller verebilirsek, onlar da doğruluk ekseninde paylaşım alışkanlıkları geliştirebilirler. Bugünkü sosyal medya ortamına baktığımızda, kullanıcıların tamamen sosyal ödülleri almaya yönelik paylaşımlar gerçekleştirdiğini görüyoruz. Eğer sizin veya benim gibi kullanıcılar yanlış bir paylaşım yaptığımızda bile beğeniler, olumlu yorumlar, yeni takipçiler edinmeye devam ediyorsa, bu tarz paylaşımlar bizim alışkanlığımız haline geliyor. Ama eğer platformlar bu ödül sistemini değiştirirler ve insanlara biraz daha doğruluk ödülüne benzer ödüller verirlerse, bizim de sosyal medya alışkanlıklarımız iyi yönde değişebilir. İşin iyi tarafından düşünürsek, bizim sonuçlarımızda da gördüğümüz gibi, yeni alışkanlık kazanmak çok zor değil. Ancak bu sosyal medya platformlarında ve ödül sistemlerinde köklü değişiklikler gerektiriyor. Kapak görseli: Yale Insight" Çocukların yeni arkadaşı: Yapay zekâ,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklarin-yeni-arkadasi-yapay-zeka,"Çocuklar, son popüler yapay zekâ uygulamalarını yetişkinlerden daha hızlı ve daha cesur şekilde deneyimlemeye başladı. Bu araçların yaygınlaşması ve çeşitlenmesi ile birlikte, çocuklarla sorumlu ve verimli teknoloji kullanımı hakkında konuşmanın önemi artıyor. Farkındalıklarını artırmak ve doğru kullanıma teşvik etmek için, çocuklarla konuşabileceğiniz konu başlıklarını derlemeye çalıştım. Birçok yapay zekâ uygulaması ve aracı, doğru ve kontrollü kullanıldığında çocukların öğrenme deneyimine katkı sağlıyor ve yaratıcılıklarının gelişmesine imkân veriyor. Çocukların bireysel öğrenme ihtiyaçları ya da duygu durumlarının iyi halini gözetmek için kullanılmaya başlanan uygulamalar dikkat çekici. Örneğin, USC’de geliştirilen bir yapay zekâ uygulaması , otizmli çocukların evdeki sosyal olarak yardımcı robotlarla etkileşime girerken bilişsel-duygusal durumlarını analiz etti ve modelledi. Yapay zekâ uygulamalarının doğru ve sorumlu kullanımını çocuklara anlatmak için, öncelikle biz yetişkinlerin bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor. Çocuklarla yapay zekânın artıları ve eksilerini yaşlarına uygun konuşabilmeleri için, yetişkinlere bir kaynak önerisinde bulunmayı faydalı görüyorum. UNICEF, çocuklar ve yapay zekâ ilişkisinde fırsatlar ve risklerle ilgili güzel ve güncelliğini koruyan bir özet bilgi notu paylaştı. Notta, çocukların yapay zekâ habitatındaki konumuna özel ilgi gösterilmediği takdirde, bu teknolojinin evriminin çocukların özel ihtiyaçları ve hakları dikkate alınmadan ilerleyebileceği riskinin altı çiziliyor. Büyük veri içgörülerinin, bilişsel desteğin ve erişilebilirliği etkinleştirmenin fırsat olarak değerlendirildiği notta, risk olarak görülen noktalar gizlilik ve güvenlik, hizmetlere erişimde kapsayıcılık ve eşitlik, otomasyon problemleri ve bilişsel/psikolojik etkiler olarak sıralanıyor. Bu başlıkların her biri hakkında konuşulacak çok şey olduğu için, bilgi notuna ilişkin değerlendirmeyi başka bir yazıya bırakıyorum. “ChatGPT en iyi ve en akıllı arkadaşım oldu.” Bu cümle, yakın bir zamanda 11 yaşındaki bir öğrenciyle sohbetimde söylendi. Sosyal hayatta bazı zorluklar yaşayan, içine kapanık diyebileceğimiz bir çocuk, derslerinde yardım alabilmek için kullanmaya başladığı ChatGPT ile beklenmedik bir bağ kurduğunu ve saatlerce sohbet ettiğini anlattı. Karşısında bir arkadaşı varmış gibi yaptığı sohbetlerde, ChatGPT’nin tam da beklediği cevapları verdiğini ve şaşırtıcı şekilde onunla çok iyi anlaştığını belirtti. “İlişkilerini” anlatırken dikkatlice sorguladığım iki meselede ise çok fazla düşünmemiş ve ChatGPT’nin “çok iyi” olduğuna ikna olmuştu: Sana verdiği bilgilerin doğruluğundan emin misin? Dostane kurduğun ilişkide beklediğin cevapları alman, sorularını retorik şekilde sormandan kaynaklı olabilir mi? İnsan gibi yanıt vermek üzerine tasarlanmış olan sohbet botları, kullanıcıları bir sosyal etkileşim içindeymiş gibi hissettirmekte çok maharetli. Dolayısıyla bu etkileşim çocukların kafasını karıştırabiliyor.  Çocuklarınızla yapay zekâ programlarını kullanırken hissettikleri konusunda konuşmak bu yüzden önemli. Çocuklarınızın programlarla etkileşim kurduklarında, duyguları olan insanlarla değil, programlarla etkileşimde bulunduklarını akıllarında tutmalarına yardımcı olun. Bildiğimiz gibi, yapay zekâ sistemleri büyük miktarda veri kullanarak çalışır. Bunu yapabilmek için ihtiyaç duyduğu bir veri seti de kullanıcı verileridir. Verilerimizin nasıl kullanıldığını sorgulama kasımızı geliştirmenin önemini, daha önceki yazımda açıklamaya çalışmıştım. Verinin ne olduğu, nasıl kullanılabileceği, izinsiz veri paylaşımının gizliliğimize nasıl zarar verebileceği gibi konuları çocuklarla konuşmak, güvenli çevrimiçi davranış kurallarını benimseyebilmelerini mümkün kılacaktır. Aslında dijital denge ve sağlıklı dijital habitat yaratmak için her zaman ebeveynlere sunduğumuz bu öneri, yapay zekâ uygulamaları için de geçerli. Uygulama vasıtasıyla uygunsuz içeriklere maruz kalıp kalmayacaklarını görmek, araçların nasıl kullanışlı ya da zararlı kullanılabileceğine dair örnekler bulmak ve bu konuda onlarla sohbet etmek, ortak deneyim sayesinde mümkün olabilir. Bu sohbet ve ortak deneyim, yapay zekânın çalışma prensipleri, barındırdığı riskler ve kullanım alanlarını nasıl fırsata dönüştürebileceklerine dair onlarla birlikte düşünmeyi ve onlara mentorluk yapmanızı da sağlayacaktır. Bir önceki neslin arama motorları ile ilişkisinin benzerini çocukların ChatGPT benzeri sohbet botları ile kurduğunu görüyoruz. Arama motorunda çıkan ilk bilginin doğru olduğuna dair gösterilen -ve hâlâ kırmaya çalıştığımız- refleks, ChatGPT’nin sorulan sorulara mutlak doğru cevaplarla geri dönüş yaptığına dair bir varsayım olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden çocukların yeni teknolojiden aldıkları bilgilere eleştirel yaklaşmalarını teşvik etmek elzem. Yapay zekânın cevap üretirken hangi bilgileri kullandığını biliyor muyuz? Bu bilgiler doğrulanmış bilgiler mi? Arka planda bir doğrulama mekanizması çalışıyor mu? Yoksa kullanılan veri setinde en sık karşılaşılan veriler kullanılarak bir cevap mı üretiliyor? Cevaplar ırk, cinsiyet ve diğer kimlik biçimleri hakkında varsayımlarda bulunuyor mu? ChatGPT tarafından verilen yanlış bilgileri ya da önyargılı cevapları örnek olarak konuşmak, sorgulamalarına yardımcı olacaktır. Yaz tatiline girmişken, okulun yönlendirmelerinde ve ödevlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin bir öneri olup olmadığına bakın. Eğer yoksa, bu konuda okulların ve öğretmenlerin yönlendirmelerine başvurabilirsiniz. Bu konuda eğitim kurumu tarafından yeterince desteklenmediğinizi düşünüyorsanız, talebinizi iletmenizde bir sakınca yok. Böylece alınan eğitime katkı sağlayacak, akredite, yaşa ve öğrenim çıktılarına uygun araçlar konusunda yetkili bir kişi ya da kurumdan güvenilir bilgiler edinebilirsiniz. Hep söylediğimiz gibi, çocuklar için dijital bir habitat oluşturmak için çalışırken, masada aileler, çocuklar, eğitimciler, politika üretenler ve özel sektör olarak hep birlikte oturuyoruz. Hayatımıza hızla giren ve nüfuz ettiği alanı hızla geliştiren yapay zekâ uygulamalarında, masadaki herkese ayrı bir reçete düşünüyor. Bu yazının, ebeveynlerin kendi reçetelerini yazmalarını mümkün kılmak kadar, diğer reçeteleri sorgulamaları ve takip etmeleri için yararlı olacağını umuyorum." Yanlış bilgiyi yanlış anlamak I: Fanustaki araştırmalar,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiyi-yanlis-anlamak,"2017 sonbaharında Collins Dictionary yılın kelimesini “sahte haber” olarak seçti . Bu karara itiraz etmek zordu. Gazeteciler bu ifadeyi internetteki yanlış ve yanıltıcı bilgilere karşı farkındalık yaratmak için kullanıyordu. Akademisyenler bu konuda bolca yayın yapmaya ve hatta bu isimli konferanslar vermeye başlamıştı. Ve elbette ABD Başkanı Donald Trump, hoşlanmadığı neredeyse her şeyi itibarsızlaştırmak için bu sıfatı sürekli olarak kullanıyordu . O yılın ilkbaharına gelindiğinde, bu terimin haber medyasına saldırmak için kullanılmasından çoktan bıkmıştım. Daha da kötüsü, bu terim hiçbir zaman sorunu tam olarak kapsayamamıştı: İçeriklerin çoğu aslında sahte değil, bağlamından koparılarak kullanılan gerçek içeriklerdi ve nadiren haber niteliği taşıyordu. Sahte haber ifadesini kullanmayı bırakıp bunun yerine bilgi düzensizliği şemsiye terimi altında mezenformasyon, dezenformasyon ve malenformasyon terimlerini kullanma çağrısı yaptım. Bu terimler, özellikle de ilk ikisi epey popülerleşti. Ancak artık faydalı olduğunu düşünmediğim, aşırı basit ve düzenli bir çerçeveyi temsil ediyorlar. Hem dezenformasyon hem de mezenformasyon, yanlış veya yanıltıcı iddiaları tanımlasa da dezenformasyon, bir içeriğin zarar verme niyetiyle yayılmasını tanımlarken mezenformasyon ise aynı içeriğin yanlışlıkla paylaşılmasını anlatıyor. Her ikisine ilişkin analizler genellikle bir paylaşımın doğru olup olmadığına ve yanlış yönlendirme amacı taşıyıp taşımadığına odaklanıyor. Peki ya sonuçlar? Araştırmacılar olarak noktaları sınıflandırmaya o kadar takıntılı hale geliyoruz ki, gösterdikleri büyük örüntüyü yakalayamıyoruz. Araştırmacılar dar bir şekilde yalnızca sorunlu içeriğe odaklanarak, bu içeriği üreten ve paylaşan, sayısı giderek artan insanları anlayamıyor; üstelik insanların gerçekte hangi bilgiye ihtiyaç duyduğuna dair daha geniş bağlamı gözden kaçırıyor. Bakış açımızı, her gönderiyi sınıflandırmaktan ziyade bu bilgilerin sosyal bağlamlarını, anlatılara ve kimliklere nasıl uyduklarını, kısa vadeli etkilerini ve uzun vadeli zararlarını anlamaya çalışacak şekilde değiştirene dek, akademisyenler bilgi ekosistemi ni etkili bir şekilde güçlendiremeyecekler. Bu terimlerin neyi dışarda bıraktığını anlamak için, internette takip ettiğim birçok kişiye benzeyen hayali “Lynda”yı ele alalım. Lynda aşıların tehlikeli olduğuna inanıyor. Lynda yeni yayınlanan bilimsel araştırmalar için veri tabanlarını tarıyor, aşı onayları için mevzuat görüşmelerini izliyor, içerikleri ve uyarıları analiz etmek için aşı eklerini okuyor. Sonra da öğrendiklerini çevrimiçi topluluğuyla paylaşıyor. Lynda bir mezenformasyon aktörü mü? Hayır. Doğrulama zahmetine katlanmadığı bilgileri yanlışlıkla paylaşmıyor. Bilgiyi aramaya zaman ayırıyor. Genel dezenformasyon aktörü tanımına da uymuyor. Zarar vermeye ya da zengin olmaya çalışmıyor. Bence Lynda'nın paylaşım yapma sebebi, kendisine ya da sevdiği birine zarar verdiğine içtenlikle inandığı bir sağlık sistemi hakkında insanları uyarma ihtiyacı hissetmesi. İnsanlarla bağlantı kurmak ve bir dünya görüşünü desteklemek için stratejik olarak bilgi seçiyor. Ne yayınlayacağını seçme kriteri, rasyonel açıdan mantıklı olup olmamasından ziyade sosyal kimlikleri ve yakınlıklarıyla ilgili. Lynda'yı seçici yorumu ve araştırma referanslarının eksikliği nedeniyle yargılamak, genel olarak başardığı şeyi gözden kaçırmamıza sebep olur: yetkili kurumlar tarafından paylaşılan bilgilerden inanç sistemlerini destekleyen parçaları veya kesitleri almak (belki bir bilim insanının daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu kabul etmesi veya bilinen yan etkilerle ilgili bir uyarıyı dışarıda bırakmak) ve bunları daha geniş bağlam veya açıklama olmaksızın paylaşmak. Kendi araştırması yoluyla ortaya çıkardığı bu “doğru” bilgiler, belki de devletlerin nüfus kontrolü için aşıları kullandığı veya doktorların kandırıldığı yahut ilaç şirketlerinin paravan olduğu gibi yanlış anlatıları desteklemek için kullanılıyor. Günümüz bilgi ekosistemini anlamak için araştırmacılar olarak doğruya olan saplantımızdan uzaklaşmamız ve insanların bağlantı kurma, topluluk oluşturma ve onaylanma ihtiyacından güç alan bu çevrimiçi alanlardan bazılarının özelliklerini daha geniş çerçeveden görmemiz gerekiyor. İletişim uzmanı Alice Marwick'in yazdığı gibi , “Sosyal ortamlarda insanlar illa başkalarını bilgilendirmek istemezler: kendilerini ifade etmek ve kimliklerini, bağlılıklarını, değerlerini ve normlarını belli etmek için haberler (ve resimler ve videolar) paylaşırlar.” Bu motivasyon Beatles hayranları için olduğu kadar kedi severler, sosyal adalet aktivistleri ya da çeşitli komplo teorilerinin destekçileri için de geçerli olabilir. Lynda’nın çevrimiçi dünyası, mezenformasyon ve dezenformasyon sınıflandırmasının yakalayamadığı başka bir şeye daha işaret ediyor: bağlantılar. Lynda başlıca aşı karşıtı Facebook gruplarında paylaşım yapıyor olsa da, faaliyetlerini takip edersek onu #stopthesteal (#oylarınçalınmasınaengelol) veya benzer gruplarda paylaşım yaptığını görmek mümkün. Aynı şekilde Instagram’da iklim inkarcılığıyla ilgili meme’ler veya en son toplu silahlı saldırılarla ilgili komplo teorisi paylaşırken de görebiliriz. Ama bu büyük bir varsayım; kimse bir araştırmacı olarak bu kadar geniş kapsamlı sorular sormamızı beklemiyor. Bu sahada çalışmanın zorluklarından biri, dar odak alanları nedeniyle dünyadaki Lynda’ların rolünün çok az anlaşılması. İnternetteki sorunlu içeriklerin şaşırtıcı derecede az sayıdaki “ süper yayıcılar ” tarafından yayıldığını işaret eden araştırmaların sayısı giderek artıyor. Ancak şu ana kadar yapılan bu çalışmalar bile belirli bir konudaki içeriği üretmekten ziyade yayanları inceliyor; bu da Lynda gibi sadık inananların etkileri hâlâ yeterince incelenmemesi anlamına geliyor. Bu da daha büyük bir sorunu gösteriyor. Zararlı bilgileri çevrimiçi ortamda takip etmek için mali anlamda destek alan bizler çoğu zaman fanuslarda çalışıyoruz. Ben bir halk sağlığı fakültesinde çalışıyorum, bu sebeple insanlar sadece sağlıkla ilgili yanlış bilgileri incelemem gerektiğini düşünüyor. Siyaset bilimi bölümlerindeki meslektaşlarım ise demokrasiyi yıpratabilecek söylemleri araştırmak üzere finanse ediliyor. Lynda gibi insanların devasa boyutlarda, çok geniş yelpazede sorunlu içerikleri yönlendirdiğini düşünüyorum. Ancak bu sorunlu içerikler, biz akademisyenlerin problemli bilgi sistemlerimiz hakkında düşündüğümüz düşündüğümüz gibi işlemiyorlar. Her ay sağlık alanındaki yanlış bilgiler, siyasi dezenformasyon, iklim iletişimi ya da Ukrayna’daki Rus dezenformasyonuna odaklanan akademik konferanslar ve politika konferansları düzenleniyor. Genellikle bu konferansların hepsinde çok farklı uzmanlar, diğer disiplinlerin akademik çalışmalarından çok az haberdar olarak aynı sorunlar hakkında konuşuyor. Finansman sağlayan kurumlar ve politika yapıcılar, ulus devletlere ya da Avrupa Birliği gibi farklı bölgelere odaklanarak farkında olmadan daha da fazla fanus oluşturuyor. Olaylar ve vakalar da fanuslara dönüşüyor. Finansman sağlayanlar seçim, yeni bir aşının piyasaya sürülmesi veya bir sonraki Birleşmiş Milletler iklim değişikliği konferansı gibi önemli ve önceden planlanmış olaylara odaklanıyor. Ancak insanları manipüle etmeye, para kazanmaya, taraftar toplamaya ya da onlara ilham vermeye çalışanlar, İngiliz kraliyet ailesinin son belgeseli, ünlülerin boşanma davası veya Dünya Kupası gibi gerilim ya da öfke anlarını istismar etmekte çok başarılılar. Kimse bu anların yarattığı çevrimiçi faaliyetlerle ilişkin araştırmalara finansman sağlamıyor; oysa bunu yapmak çok önemli içgörüler edinmemizi sağlayabilir." İnfobezite nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-infobezite-nedir,"Obezite vücuttaki yağ kütlesi miktarının sağlığı bozacak seviyede aşırı artması durumu. “Information” ve “obesity” kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan infobezite ise gereğinden fazla ve yanlış bilgiyle “şişmanlamış” zihni ifade ediyor. İnfobeziteyi, günlük hayatta almamız gerekenden daha fazla bilgi almak diye de tanımlayabiliriz. Dr. Andrew Whitworth “ Information Obesity ” kitabında insanların bilgi çağında infobeziteden muzdarip olduğunu söylüyor. Whitworth bu kitabı 2009’da yazmış. O zamandan günümüze yaşanan teknolojik gelişmeleri düşünürsek 14 sene önce problem olarak tanımlanan bu durumun etkilerinin daha da arttığını söylemek mümkün. 2023’te yayınlanan bir rapora göre Türkiye nüfusunun yüzde 83’ü internet kullanıcısı. İnternette harcanan günlük süre ise ortalama sekiz saat. Telefonu elimize alıp sosyal medyada gezindiğimizde gördüğümüz tweetler, hızlıca bakındığımız fotoğraflar ve izlediğimiz vloglar… İnfobezite aslında bilgi düzensizliği yle artan bir durum. İnternetteki bilgi akışının hız kazanmasıyla doğru bilgiye ulaşmanın zorlaşmasını bilgi düzensizliği olarak tanımlıyoruz. Bilgiye olan erişimimizin çok kolay hale gelmesi yanlış bilginin de çok hızlı ve geniş bir ölçekte yayılmasına sebep oluyor. Bilgi düzensizliğinin yüksek olduğu ortamda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamak için ekstra çaba harcamamız gerekiyor. Bu ayrımı yapmak kolay değil ve irdelenmesi gereken bu bilgi miktarı fazla olduğunda infobeziteyle karşı karşıya gelme ihtimalimiz de artmış oluyor. Bilgi sadece internette gördüğümüz veya elimizdeki kitaptan okuduğumuz cümlelerden oluşmuyor. Çalışma masasında otururken etrafta gördüğümüz eşyaların renginden dışarıdan duyduğumuz seslere kadar her şeyi bilgi olarak tanımlayabiliriz. Zihnimiz bilgileri belli bir filtreleme mekanizmasıyla anlamlandırıyor. Bilgi akışının içinden bizim için önemli olanları yani dikkat kesilmemizin gerekli olduğu bilgileri filtreliyor. Ancak yoğun ve gereğinden fazla bilgi olduğunda zorlanıyor ve bu da zihinsel yorgunluğa sebep oluyor. Yemyeşil bir ormanda ya da sakin bir deniz kenarında dinlenmenin insana iyi gelmesinin arkasında da zihnin dikkat kesileceği şeylerde azalma olmasının etkisi var. Öbür taraftan kalabalık bir caddede yürüdüğümüzü hayal edin. Dikkatimizi cezbeden tonla ses ve görüntü var. Böyle ortamlardan çıktığımızda kendimizi yorgun hissetmemizin bir sebebi de çok fazla bilgiye maruz kalmamız olabilir. Zihnimizin işlem kapasitesi sınırsız değil. Gereğinden fazla bilgi olduğunda da bu yüzden zorlanıyoruz. Bu yüzyılda sokakta yürürken maruz kaldığımız bilgi sayısı arttığı gibi dijital olarak eriştiğimiz bilgi kaynaklarında da muazzam bir artış var. Bu da aslında zihnimizin hazmetmesi gereken bilgi yükünde artış olduğu anlamına geliyor. Aynı bedenimize kapasitesinden fazla gıda yüklemesi yaptığımızda karşılaştığımız sağlık sorunları gibi zihnimize gereğinden fazla bilgi yüklemesi yaptığımızda bunun bazı olumsuz etkileri oluyor. İnfobezite başta zihinsel yorgunluk olmak üzere dikkat eksikliği, stres, kaygı, uyku bozuklukları, karar vermede zorluk gibi hayat kalitemizi doğrudan düşerecek durumlara sebep olabilir. İnfobezite gereğinden fazla bilgiye maruz kaldığımızda oluyordu. O halde bu bilgi miktarını azaltmak yapabileceğimiz ilk şey. Bilinçli cahillik (delibarete ignorance) son zamanlarda popüler olan bir kavram. Bilerek ve isteyerek maruz kaldığımız bilgi miktarını azaltmak anlamına geliyor. Bilgiye maruz kaldıktan sonra onu değerlendirme sürecine almış oluyoruz. Doğru mu yanlış mı ayrımını yapmamız gerekiyor ancak yeterince önemli olmayan bilgilere hiç maruz kalmamayı tercih etmek akıllıca olabilir. Yaşadığımız zamana bilgi çağı veya dijital çağ gibi isimler veriliyor. Bu çağda rahat ve sağlıklı bir şekilde yaşamak, infobeziteye yakalanmamak istiyorsak eleştirel dijital okuryazarlığımızı (EDO) geliştirmemiz gerekiyor. EDO, akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü bilgisayarlar gibi araçlar aracılığıyla bilgiyi bulma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme, güvenilir kaynaklara erişebilme, nitelikli olanları ayırt edebilme, çevrimiçi güvenliği sağlayabilme gibi becerilerini ifade ediyor . EDO kavramı aslında bilgi okuryazarlığı, veri okuryazarlığı ve dijital esenlik gibi birçok başlığı kapsıyor. Bu yazı kapsamında özellikle dijital esenlik önem arz ediyor. Dijital medya ve dijital araçların psikolojik sağlığımız üzerindeki kötü etkilerinin en aza indirilmesi için uygulanan pratikler bütününe dijital esenlik adı veriliyor. Dijital esenliğimizi artırdığımızda infobeziteden uzaklaşıyoruz. Çünkü dijital esenlik kişilerin teknolojik alet kullanımı konusunda farkındalıklarını artırmayı ve ekran sürelerini bilinçli olarak kısaltmalarını öneriyor. Eğer dikkat dağıtıcı çok fazla unsur varsa ve kendi kendinizi sınırlandırmada başarısız oluyorsanız Forest gibi odaklanmanızı arttıracak yardımcılardan faydalanabilirsiniz. Gmail veya WhatsApp gibi sürekli bilgi akışı olan uygulamaları daha kontrollü kullanmak da dijital esenliği arttıracaktır. Örneğin, gelen e-postaları konularına göre sınıflandırarak sadece önemli olanların bildirimlerinize düşmesini sağlayabilirsiniz. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Komplo odaklı düşünmenin yedi özelliği,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-odakli-dusunmenin-yedi-ozelligi,"Türk Dil Kurumu komplo teorisi ni “bir kimse, kuruluş veya ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan düşüncelerin tümü” diye tanımlıyor. Komplo ( conspiracy) kavramının kökeni Latince conspirare kelimesine yaslanıyor; beraber nefes almak anlamına geliyor. Stephan Lewandowsky ve John Cook'ın yazdığı ve Türkçeleştirdiğimiz Komplo Teorisi El Kitabı , bu teorilerin ve komplo odaklı düşünmenin özelliklerini açıklıyor. El kitabına göre komplo odaklı düşünmenin yedi temel özelliği var. Sıralanan bu özellikler, karşılaştığınız şüpheli bilgilerin ve onları paylaşanların komplo odaklı düşünmeye doğru meylettiğini anlamak için yardımcı olabilir. Komplo teorilerine inananlarla konuşmanın farklı yöntemlerini daha önce burada incelemiştik. CONSPIR (“Conspir” İngilizcedeki conspiracy, yani komplo sözcüğünün ilk harflerini kapsıyor. Aşağıdaki maddelerin İngilizce karşılıkları akılda kalması için akrostiş olarak kurgulanmış, sözcükler arka arkaya sıralandığında CONSPIR kelimesi çıkıyor.) Komplo teorisyenleri birbiriyle çelişen birden fazla görüşe inanabilir. Örneğin, Prenses Diana’nın cinayete kurban gittiğini düşünen bir kişi aynı anda kendi ölümünü tezgâhladığına da inanabilir. Çünkü teorisyenlerin “resmi” anlatıyı inkâr etme kararlılığı o kadar mutlak ki inanç sistemlerinin tutarlı olup olmaması onlar için önemli değil. Komplo odaklı düşünme, resmi anlatıya karşı nihilist derecede şüphecilik içeriyor. Bu aşırı şüphe, komplo teorisine uymayan herhangi bir şeye inanmayı engellemez. Herhangi bir komplo iddiasının ardındaki motivasyonun her zaman kötü niyet olduğu varsayılır. Komplo teorileri, asla iddia edilen komplocuların iyi niyetli motivasyonlara sahip olduğunu öne sürmez. Her ne kadar komplo teorisyenleri savunulamaz hale gelen bazı fikirlerini terk edebilseler de bu düzeltmeler “bir şeylerin yanlış olması gerektiğine” ve resmi anlatının aldatmaya dayandığına dair genel sonuçları değiştirmez. Komplo teorisyenleri kendilerini organize zulmün kurbanı olarak algılar ve bu şekilde sunar. Aynı zamanda kendilerini kötü niyetli komplocularla savaşan cesur muhalifler olarak görürler. Komplo odaklı düşünme, aynı anda kurban ve kahraman olma algısını barındırır. Komplo teorileri, tabiatları gereği öz korumalıdırlar. Yani bir teorinin karşısında yer alan kanıtlar, komplonun kendisi tarafından üretilmiş gibi yorumlanır. Dolayısıyla bir komplonun aksi yöndeki kanıtları ne kadar güçlüyse komplocuların da insanları, olayların kendi versiyonlarına inandırmak istemesi o kadar olasıdır. Örneğin FBI’ın, hassas bilgiler için kişisel e-postasını kullanmakla suçlanan bir siyasetçiyi aklaması, aynı zamanda o siyasetçiyi korumak için komplonun içinde olduğunu gösterir. Komplo odaklı düşünmede bulunan baskın şüphe, genellikle hiçbir şeyin tesadüfen olmadığı inancına yol açmaktadır. Örneğin 11 Eylül saldırılarından sonra Pentagon’daki pencerelerin sağlam kalması gibi küçük rastgele olaylar, saldırının komplodan kaynaklandığı şeklinde yeniden yorumlanmakta (çünkü bir uçak Pentagon’a çarptıysa tüm pencerelerin paramparça olması gerekiyordu) ve daha geniş, birbiriyle ilişkili bir örüntüye bağlanmaktadır. Komplo teorilerinin öz korumalı doğası, bir teoriyi çürüten herhangi bir kanıtın, komploya dair daha fazla kanıt olarak yorumlanabileceği anlamına geliyor. Bu da iletişim çabalarının farklı hedef kitleler arasında net ayrımlar yapması gerektiğini gösteriyor. Komplo teorisyenleri, kanıtları ters bir şekilde yeniden yorumluyorsa kanıtları önemseyenlere karşı farklı bir strateji gerekir. Komplo Teorisi El Kitabı ’nda önce genele, sonra da özellikle komplo teorisyenlerine yönelik iletişim stratejilerine yer veriliyor." Yanlış bilgiyi yanlış anlamak II: Çözüm önerileri,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiyi-yanlis-anlamak-ii-cozum-onerileri,"Yanlış bilgi söz konusu olduğunda yetkililerin tepkileri birbirinden kopuk. Kasım 2020’de ekibim Covid-19 aşılarıyla ilgili Instagram, Twitter ve Facebook’tan topladığımız, 20 milyon gönderi hakkında bir rapor yayınladı (Yanlış bilgi içeren paylaşımları toplama amacıyla yola çıkmadığımızı belirtmek isterim, sadece insanların aşılar hakkında nasıl konuştuğunu öğrenmek istiyorduk). Ekip, bu geniş veri setinden, aşı olmanın güvenliği , etkinliği ve gerekliliği ile aşının üretilmesinin siyasi ve ekonomik motivasyonları da dahil olmak üzere birkaç temel anlatı belirledi. Ancak her üç platformda da aşılar hakkında en sık konuşulan konu, özgürlük ve hür irade olarak adlandırdığımız bir anlatı oldu. İnsanlar aşıların güvenliğini tartışmaktan ziyade aşı zorunluluğu veya aşı kimliği taşıma gerekliliği konusunu tartışıyordu. Oysa ABD’deki Centers for Disease Control and Prevention (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) gibi kurumlar sadece güvenlik, etkililik ve gereklilikle ilgili tek bir anlatıya yanıt verebilecek bir donanıma sahipti. Peki çözüm ne? Ne yazık ki, kötü kaliteli bilgiyi inceleyen ve bu bilgiye yanıt üreten akademisyenlerin çoğu hâlâ anlatılardan ziyade benim içerik atomları olarak adlandırdığım terimlerle düşünüyor. Sosyal medya platformları, tek bir gönderinin doğruluğunun kontrol edilip edilmeyeceği, etiketlenip etiketlenmeyeceği, dağıtımının düşürülüp düşürülmeyeceği ya da kaldırılıp kaldırılmayacağı konusunda karar veren ekiplere sahip. Platformlar, kendi kurallarını belki ihlal dahi etmeyen paylaşımları tek tek kaldırmaya çalışma konusunda gitgide ustalaşıyor. Ancak araştırmacılar tek tek gönderilere odaklanarak büyük resmi göremiyorlar: İnsanlar tek bir gönderiden değil, bu gönderilerin yerleştiği anlatılardan etkileniyorlar. Bu anlamda, bireysel paylaşımlar atom değil, su damlaları gibi. Bir damla suyun birini ikna etmesi ya da birine zarar vermesi pek olası değil, ancak zaman içinde, tekrarlana tekrarlana kapsayıcı anlatılara, ki genellikle insanların düşünceleriyle zaten uyumlu olan anlatılara uymaya başlıyorlar. İnsanlar aylar boyunca devlet kurumları veya halk sağlığı kuruluşları hakkında “sadece soruyorum” ile başlayan paylaşımları tekrar tekrar gördüklerinde, kamunun güveni ne hâle gelir? Taşın üzerine damlayan su damlaları gibi, bir damla zarar vermez, ancak zamanla derin oluklar açılır. Son birkaç yıldır, Facebook’taki Rus trolleri ya da 4chan’deki gençleri suçlamak, toplumların ihtiyaçlarını karşılamak için net ve açık bilgi sağlamakla görevli olanların bunu düzenli olarak başaramadığını kabul etmekten çok daha kolay bir yol. Manipüle etmeye, bölmeye ve kaos tohumları ekmeye çalışan kötü niyetli aktörler, bu boşluklardan yararlanıyor. Güvenilir kurumlar bu kafa karıştırıcı alana ayak uyduramıyor. Gerçekten ilerleme kaydedebilmek için, sağlıklı bilgi ekosistemlerinin savunucuları, bilginin nasıl ve neden dolaştığına dair daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Birbiriyle kesişen araştırmalar düzenlenmesi ve finanse edilmesi gerek. Sağlıklı bilgi ekosistemleri görmek isteyenler, geleneksel disiplin ve bölge sınırlarını aşan çok dilli, ağa bağlı içerik akışlarını değerlendirmeyi öğrenmeli. Bilgiyi izlemek ve incelemek için merkezi olarak finanse edilecek ve böylece hem uluslardan hem de teknoloji şirketlerinden bağımsız olacak, kalıcı, küresel bir kurum öngören bir görev gücüne başkanlık ediyorum. Şu anda, dezenformasyon u izleme girişimleri genellikle birbiriyle örtüşse de veri ve sınıflandırma mekanizmalarını birbirleriyle paylaşamıyor ve bir kriz anında yanıt verme becerileri sınırlı kalıyor. Katılımcı olmayı öğrenin. Kötü kaliteli bilgi ekosistemi katılımcı odaklıdır. Sürekli olarak deneylerle katılımcılar etkileşimi artırır ve takipçilerin endişeleriyle daha iyi bağlantı kurulur. Haber kuruluşları ve devlet kurumları sosyal medyayı benimsemiş gibi görünse de, web 2.0’ın temel özelliği haline gelen çift yönlü, etkileşim özelliklerini nadiren kullanıyorlar. Geleneksel bilim iletişimi hâlâ yukarıdan aşağıya bir hiyerarşide; uzmanların hangi bilgiyi sağlayacaklarını bildiklerini ve kitlelerin pasif bir şekilde bilgiyi tüketeceklerini ve amaçlandığı gibi yanıt vereceklerini varsayan paternalist eksiklik modeline dayalı. Bu sistemlerin kitlelere sunum yapmak yerine onlarla nasıl bağlantı kuracakları konusunda öğrenecekleri çok şey var. Kamu iletişim personelini, toplum kuruluşlarını, kütüphanecileri ve gazetecileri halkın sorularını ve endişelerini araştırmak ve dinlemek üzere eğitmek ise önemli bir ilk adım. Toplum odaklı dayanıklılığı destekleyin. Günümüzde küresel ve ulusal finansman sağlayıcılar platformlara, filtrelere ve düzenlemelere, yani “iyi şeyleri” nasıl genişleteceklerinden ziyade “kötü şeyleri” nasıl ortadan kaldıracaklarına odaklanıyor. Büyük finansman sağlayıcılar, tek tek içeriklerle uğraşılan bu girişimlerden ziyade, toplulukların ihtiyaç duydukları, yerel odaklı çözümleri desteklemenin bir yolunu bulmalı. Örneğin, sağlık araştırmacısı Stephen Thomas’ın Sağlık Savunucuları Erişim ve Araştırma (HAIR) kampanyası. Bu kampanyayla yerel berber dükkanı ve güzellik salonu sahiplerine, müşterilerinin sağlık hakkındaki endişelerini dinlemeleri, ardından tavsiyelerde bulunmaları ve tedavi için uygun kaynaklara yönlendirmeleri için eğitimler veriyor. Gazeteci Madeleine Bair, Oakland, Kaliforniya’da İspanyolca konuşan topluluğun bilgi ihtiyaçlarını değerlendirdikten ve bu konuda yeterince hizmet verilmediğini gördükten sonra 2018 yılında katılımcı odaklı haber sitesi El Tímpano 'yu kurdu. “Ömür boyu eğitim” kampanyaları da insanların kötü kaliteli bilgi sistemlerinde nasıl dolaşacaklarını öğrenmelerine yardımcı olabilir. İnsanlara kaynakları değerlendirme, iddiaların orijinal bağlamlarını izleme ve bilgiyi tüketirken bir yandan da nasıl doğrulayacaklarını öğreten yanal okuma gibi tekniklerin öğretilmesi de etkili bir yöntem. Duygularının nasıl hedef alındığını ve manipülasyon uzmanları tarafından kullanılan diğer teknikleri anlama becerileri kazandıran programlar da aynı şekilde. Bu görevlerin her biri için, sağlıklı bilgi ekosistemlerini teşvik etmek isteyen kişi ve kuruluşlar uzun vadeli bir plan yapmalı. Gerçek gelişmeler muhtemelen onlarca yıl sürecek ve bu sürecin büyük bir kısmı, ChatGPT gibi bir gecede ortaya çıkan aksaklıklarla birkaç ayda bir gelişen teknoloji ortamına ayak uydurmaya çalışmakla geçecek. İlerleme kaydetmenin tek yolu, gerçekte neler olup bittiğini görmek için şekilli şemaların ve yanlış bilgi sınıflandırmalarının ötesine geçmek ve yalnızca bilgi sisteminin kendisi için değil, alanda çalışan insanlar için de bir yanıt üretmek." Bilinçli cehalet nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bilincli-cehalet-nedir,"Artık dünyanın dört bir yanında olan biten her şeyden hızlıca haberdar olabiliyoruz. Bir sürü kaynaktan durmaksızın bilgi akıyor. Sosyal veribilim profesörü Dr. Sune Lehmann içinde bulunduğumuz bu durumu şöyle tanımlıyor: “Şu an yangın hortumundan su içiyor gibiyiz, çok fazla geliyor” ( sf. 39 ). Tazyikli akan yangın hortumundan su içmeye çalışmak gibi, insanlık tarihinin daha önce deneyimlemediği seviyede fazla bilgiyle hemhal oluyoruz. Belki de artık Lehmann’ın dediği gibi yangın hortumunu kapatıp bilgiyi kendi tercih ettiğimiz hızda yudumlamanın vakti gelmiştir. Peki kendi istediğimiz miktarda bilgiyi nasıl edinebiliriz? İşte burada bilinçli cehalet kavramı devreye giriyor. Bilinçli bir şekilde bilgiyi aramayı veya kullanmayı reddetmeye bilinçli cehalet deniliyor. Son zamanlarda popülerlik kazanan bu kavram, içinde bulunduğumuz çağda insanların maruz kaldığı bilgi miktarının artmasıyla daha çok konuşulur hale geldi. Bilinçli cehalet, ihtiyacımız olan, gerçekten bilmemiz veya öğrenmemiz gereken bilgileri araştıma ve onları kullanma eylemi. Dijital dünyada takip ettiğimiz haber kanallarından şahsi hesaplara kadar bize bir şekilde bilgi aktaran kaynakları daha dikkatli seçmemiz gerekiyor. Kendimize, edindiğimiz bilgileri özümseyip işleyecek vakti tanımamız gerekiyor. Çünkü bilişsel kapasitemiz sınırlı. Zihnimiz aynı anda birden fazla şeye odaklanmaya çalıştığında verimimiz düşüyor ve derinleşme ihtimalimiz azalıyor. Bilinçli cehaleet kavramını “cahillikle” karıştırmamalıyız. Cahillik Dil Derneği’ne göre bilgisizlik demek. Ancak bilinçli cehalet neyi öğrenip hangi bilgiyi kullanacağımızı farkında olarak ayırt etme eylemi. Yani bilinçli cehaletle kastedilen şey, yankı fanuslarımızın içinde durmak ve bilgi kaynaklarımızı sınırlandırmak demek değil. Aksine yanlış bilgi sorunun da önemli tetikleyicilerinden olan yankı fanusları içinde kalmak önerilen bir durum değil. Bilgi kaynaklarının çeşitliliğini artırmak, doğru bilgiye erişmede çok önemli. Bilinçli cehalet bize bilgi ile olan ilişkimizi daha farkında bir şekilde kurmamızı öneriyor. Örneğin haber kanallarını izlerken birçok farklı konuda haber sırayla ekrandan geçiyor. Bazı haberlerin ayrıntısı bizim için önemli, bazılarınınki önemsiz olabilir. Hangi konuda ne hakkında bilgi sahibi olmak istediğimizi belki internetteki haber sitelerinden veya alternatif yeni medya kanallarından istediğimiz gibi takip etmek daha makul olabilir. Başka bir örneği ise bizi derinden etkileyen korku, öfke, derin üzüntü gibi duyguları içeren konulardaki bilgi tüketimimizi düzenlemek üzerinden verebiliriz. Örneğin 6 Şubat depremlerinde haftalarca deprem bölgelerinde neler olup bittiğini takip ettik. Böyle zamanlarda özellikle maruz kaldığımız bilgileri kısıtlamak ve kontrollü bir şekilde o bilgileri edinmek gerekiyor. Üzerinden haftalar geçtikten sonra yapılan bir paylaşım, depremden etkilenen bir yurttaşın travmalarını tetikleyebilir. Her şeyi her zaman olduğu gibi paylaşmak ve benzer şekilde tüketmek zorunda değiliz. Felaket zamanlarındaki bu halimizi tanımlamak için kullanılan bir kavram var. İngilizcede “doomscrolling” adı verilen felaket kaydırması, çoğu kötü haberler içeren gündemi yoğun bir şekilde takip etmek hatta bu uğurda uykusuz kalmak anlamında kullanılıyor. Bilinçli cehalet aslında felaket kaydırmasının bir nevi zıttı; durmaksızın gündemi takip etmektense daha bilinçli bir bilgi tüketimini öneriyor. Bilinçli cehalet yanlış bilgiyle mücadelede de kullanılabilecek iyi bir yöntem olabilir. Psikoloji, enformasyon ve ekonomi gibi çeşitli alanlardan uzmanların görüşlerini içeren Bilinçli Cehalet - Öğrenmemeyi Seçmek ( Deliberate Ignorance - Choosing not to Know ) adlı kitap 2021 senesinde MIT Press’ten çıktı. Bu kitapta psikoloji alanında yanlış bilgi konusunda yaptığı çalışmalarla bilinen Prof. Stephan Lewandowsky’nin de bir yazısı bulunuyor. Lewandowsky, bilinçli cehaletin, yanlış bilgiden korunmada kalkan görevi gören bir strateji olabileceğini vurguluyor (sf. 115). Bilinçli cehalet zamansal olarak da uygulanabilir. Diyelim ki sosyal medyada bir konuyla alakalı paylaşılan çeşitli argümanlar olduğunu gördünüz ve konuyu detaylı bir şekilde araştıracak vaktinizin olmadığını düşünüyorsunuz. Öyleyse halihazırda önünüzdeki bilgileri soğurmak yerine konuyu eleştirel bir şekilde ele alabileceğiniz daha geniş bir zamanda düşünmek üzere erteleyebilirsiniz. Farklı görüşleri de o zaman ayrıntılı okuyabilirsiniz. Doğruluğundan emin olmadığınız bir bilgiyle alakalı yapmamız gereken şey, teyit etmek. Ancak bilgiye hiç maruz kalmamayı veya sonrasında maruz kalmayı ve o zaman teyitlemeyi de tercih edebiliriz. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Maxim Ilyahov - Unsplash" "Satanizm, ayin tarikatları ve Hollywood: Satanizm komplo teorilerini çürütmek",https://teyit.org/teyitpedia/satanizm-ayin-tarikatlari-ve-hollywood-satanizm-komplo-teorilerini-curutmek,"Bu yılın başlarında, non-binary şarkıcı ve söz yazarı Sam Smith, Grammy Ödül Töreni’nde Unholy adlı şarkısını seslendirdi. Kırmızı şeytan boynuzlu bir şapka ve lateks kostüm giydiği performansında popüler okült ve gotik estetikten faydalanan şarkıcı, satanist imgeleri pekiştirdiği iddiasıyla büyük eleştiriye maruz kaldı. Komplo teorisyenleri , performansın aslında Hollywood satanistlerinden oluşan elit bir tarikat tarafından düzenlenen gerçek bir satanizm ayini olduğunu iddia etti. Bu teorisyenlere göre amaç ise gençlerin beyinlerini yıkayarak toplumu ahlaken çökertme fikrini aşılamaktı. Bu olaydan sadece birkaç ay önce, benzer bir kitlesel çevrimiçi panik bu sefer de “ Balenciaga skandalı ” formunda ortaya çıkmıştı. Komplo teorisyenleri, bu moda markasının gizlice çocuk kaçakçılığı yaptığını ve satanist ritüellerle istismara sebep olduğunu iddia ediyordu. Bu iddia, markanın son kampanyası için çekilen fotoğraflarda, oyuncak ayı çantası taşıyan ve esaret fetişi kıyafeti giymiş gibi görünen çocukların yer almasının ardından ortaya atılmıştı. Tüm bunlar, Londra’nın kuzeyindeki bir okulda faaliyet gösteren satanist bir pedofil çetesi olduğuna dair sahte iddiaları içeren 2014 tarihli Hampstead aldatmacasından , destekçilerinin şeytana tapan elitlerin toplumu ele geçirmeye çalıştığına inandığı, kötü şöhretli QAnon hareketinin yükselişine, satanizmle ilgili komplo teorilerinin en son versiyonları. Çocukları ayinler için istismar ve kurban eden, şeytana tapan gizli tarikatların varlığına dair iddiaların uzun bir geçmişi var. “ Satanizm korkusu ” olarak bilinen ve ahlaki endişeler olarak ortaya çıkan bu söylenti ve mitlerin izini ikinci yüzyıl Roma’sına kadar sürmek mümkün. Ancak yükselişe geçmeleri Orta Çağ'a denk geliyor. Bu satanizm mitolojisi genellikle Yahudi topluluklarını şeytanlaştırmak için kullanılıyordu. Özellikle de Yahudilerin, Yahudi olmayan (genellikle Hristiyan) çocukların kanını ayin amacıyla kullandıklarına dair yanlış iddiaları içeriyordu. 15, 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa’daki cadı avları da şeytana tapma ve çocuk kurban etme iddialarına dayanıyordu. Sam Smith’in 2023 Grammy performansı. Satanist istismar suçlamaları defalarca asılsız çıkmış ve iddialar çürütülmüş olsa da, bu söylentiler ve komplo teorileri gerçek zarara sebep olabilir. Sahte satanist istismar iddiaları taciz, ölüm tehditleri ve çevrimiçi saldırılarla sonuçlanabiliyor. Böyle bir olayda, bir grup hatalı bir şekilde satanist ritüel istismarının kurbanı olduğuna inandıkları bir çocuğu kaçırmıştı . Hatta 1990'larda ABD'de görülen bir cinayet davasında daha sonrasında iptal edilen idam cezaları verildi. Aslında, satanizm korkusu bir tür cadı avı olarak düşünülebilir. 1980'lerde ve 1990'larda ABD ve Britanya’da “ satanizm paniği ” olarak bilinen kitlesel bir satanizm korkusu yaşandı. Bu dönemde pek çok kişi satanist istismar suçlamasıyla haksız yere suçlandı, tutuklandı ve zaman zaman da mahkum edildi. Bugün hâlâ mahkemeler haksız yere suçlananları aklamak için çalışıyor . Bu davalardan birinde, ABD'li bir çift satanist ritüel istismarından suçlu bulunmalarının ardından 21 yıl hapis yattı. Tanık ifadelerinin hatalı olduğu anlaşıldıktan sonra serbest kaldılar . Bunlar arasında en ünlü dava, hâlâ ABD tarihinin en uzun süren ve en pahalı davası niteliğini taşıyan McMartin anaokulu davasıydı . Dava, Kaliforniya'daki bir anaokulunda yüzlerce çocuğun cinsel istismara uğradığı ve satanist ayinlere dahil edildiği yönündeki asılsız iddialar üzerine görülüyordu. Bu olaylar, çocukların ve toplumun genelinin şeytani güçlerin saldırısı altında olduğu korkusuna yol açmıştı. Satanizm paniği, dini televizyon kanalları, kamu yetkilileri ve belki de en önemlisi boyalı basınla ivme kazandı. Hem ABD'de hem de Britanya’da satanizm paniği, tarikatlar ve çocuk istismarıyla ilgili mevcut toplumsal ahlaki endişelerin yanı sıra mevcut homofobik anlatılara da dayanıyordu. Komplo teorileri, Covid-19 salgını ve terör saldırıları gibi kriz dönemlerinde yeniden ortaya çıkıyor. Genellikle, yaygın toplumsal kaygılardan sorumlu olduğu düşünülen belirli grupları günah keçisi ilan etmenin bir yolu olarak kullanıyorlar. Satanist tarikatlara dair komplo teorileri günümüzde kendilerini diğer komplo teorilerinin içine de entegre ediyor. Pandeminin ardından, aşı karşıtı söylemler ve Covid-19 komplo teorileri sıklıkla bir arada görülüyor. Bunlardan bazıları aşının “ şeytanın işareti ” ya da sözde “satanist elitlerin” kitleleri kontrol etme girişimi olduğunu öne sürüyor. Bu tür iddialar aynı zamanda homofobik ve transfobik anlatıların arasına da karışıyor ve satanist istismarı iddiaları, LGBTİ+ topluluklarını pedofili ile ilişkilendirmeye çalışan mevcut sağcı fikirlerle iç içe geçiyor. Ayrıca, genellikle açıkça Yahudi karşıtı olan "" yeni dünya düzeni "" komplo teorilerini de içlerinde barındırıyor. Bunlar, gizli bir şeytani gündemi olan güçlü bir elit ağının varlığını iddia ediyor. Bu tür iddialar zorlama gibi görünüp insanların bunlara nasıl inanabildiğini anlamak zor olsa da, özünde satanizm korkusu ortak iki düşman etrafında toplanır: şeytan ve çocuk istismarcıları. Birçok insan bu teorilere ilk olarak çocuk istismarı ya da “tarikatlar” ile ilgili gerçekten endişeleri olduğu için dahil olabilir. Ancak bu endişeler daha sonra komplo teorisi söylemleri ve çevrimiçi yanlış bilgiler ile manipüle edilebilir. Bu komplo teorileri, haksız yere suçlananları etkilemenin ötesinde, bu teorilere kendilerini kaptıranlar ve onların aileleri için de duygusal açıdan zarar verici olabilir. Bu teorilerin öne sürdüğü satanizm imajı, korku estetiği ile birlikte sansasyonel okült klişelerinden faydalanıyor. Bunları cadılık, satanizm, paranormal ve ayin okültizmi kavramlarıyla bir araya getirerek bütün bir kötülük imajı yaratıyor. “Satanizm paniği”nin popüler siyasi ve sosyal meseleleri nasıl arkasına alıp silah haline getirdiğini anlamak, bunların zararlı etkilerini tanımak ve ortadan kaldırmak için çok önemli." Antik Yunanların yanlış bilgiyle mücadele yöntemi,https://teyit.org/teyitpedia/antik-yunanlarin-yanlis-bilgiyle-mucadele-yontemi,"Octavianus'un Marcus Antonius'la görülecek bir hesabı vardı. Antonius, sevgilisi Kleopatra'nın yanına taşınarak Doğu Roma İmparatorluğu'nu ele geçirmişti. Octavianus bunu kabullenemiyordu. Roma’da Senato kürsüsünde Antonius’un resmi vasiyetnamesini okudu. Belgede Antonius’un her şeyini kurnaz Mısırlı metresine ve çocuklarına bırakmayı planladığı anlatılıyordu ki bu, Romalıların güçlü kadınlara duyduğu korku ve önyargıları tetikleyen bir fikirdi. Yabancı biri olması da Kleopatra'ya hiç yardımcı olmuyordu. Antonius hain ilan edildi. Sorun ne miydi? Belge muhtemelen sahteydi . Gerçekten sahte olup olmadığı büyük olasılıkla hiçbir zaman bilinemeyecek. Ancak Octavianus'un bu propaganda görevi kesinlikle gerçekti. Rakibini uluorta kötülemek için sikkelerin üzerine Antonius karşıtı sloganlar bile çizdirmişti. Roma İmparatorluğu'nun kaderi, ikisinin savaşına bağlıydı. Dezenformasyon veya yanlış bilgi yeni bir şey değil. 1835 yılında New York Sun gazetesi, Ay’da yaşam keşfedildiğine dair makaleler yayınlamıştı . H.G. Wells'in ""Dünyalar Savaşı"" adlı eserinin radyo yayını yakın zamanda unutulacak gibi değil. Nazi propagandası o kadar etkiliydi ki, bugün bile insanların küçük bir yüzdesi Yahudi soykırımının hiç yaşanmadığına inanıyor. İnsanlar aşıların otizme neden olduğuna bile inanıyor . Siyasi manipülasyon, kasıtlı cehalet, sosyal medya, entelektüalizm karşıtlığı, bilimsel cehalet ve YouTube gibi güçlerin bir arada var olmasıyla, bugün dünyamızda baş döndürücü bir propaganda ve dezenformasyon yelpazesiyle karşı karşıyayız. Mesele, dezenformasyonun her zaman var olup olmayacağı değil; elbette var olacak. Mesele, bununla nasıl mücadele edileceği. Bunun için de sofizme bakabiliriz. Yale Üniversitesi öğretim görevlisi ve CNN analisti Asha Rangappa ile Amerikalı siyasi retorik tarihçisi Jennifer Mercieca'nın önerisi bu yönde. Platon'un sofizme şüpheyle yaklaştığını belirtmekle birlikte, Rangappa ve Mercieca, sofistler tarafından kullanılan “zekice retorik hilelerin” demokrasinin işleyebilmesi için gerekli olduğunu düşünüyor. Başlangıçta, sofistler zengin müşterilerle ilgileniyordu. Para karşılığında retorik, müzik ve başka sanatlarda eğitim veriyorlardı. Sokrates, Platon, Aristoteles ve Ksenofon gibi filozoflar bu işe pek sıcak bakmıyordu; sofizmin, kulağa anlamlı gelecek şekilde tasarlanmış basit bir uğraş olduğunu düşünüyorlardı. Sokrates yalnızca hakikate (Sophia) övgüler düzüyordu; öğrencisi Platon ise sofist retoriğin insanları manipüle ettiğini düşünüyordu. Onların gözünde, sofistlik asla Sophia'ya götürmezdi. Ancak Mercieca ve Rangappa’nın düşüncesine göre, Platon'un diyalektiği siyasi kararları çözmek için yeterli değil. Hafıza ve algı üzerine yapılan onlarca yıllık nörobilim araştırmalarının gösterdiği üzere, Sokrates'in “hakikat” konusundaki ısrarı tartışmalı. Yaklaşık sekiz milyar insanın yaşadığı bir gezegende tek bir hakikate varmak imkansız; bu kadar çok veriyi işleyebilmemiz mümkün değil. 2 bin 500 yıl önce bile, sofistler Phronesis, yani “kullanışlı hakikatin” peşinden koşuyordu. Bu nüansın önemli olduğunun farkındalardı. Bir profesör olan Mercieca ve bir avukat olan Rangappa, mesleklerinin felsefeden ziyade sofizme benzediğini savunuyor. Sofizm genellikle dürüstlükten uzak tasvir edilse de, toplumda deneyimlediğimiz ortak gerçekliği doğru bir şekilde yansıtıyor. Sofizmin güncel kullanımına takılmamalıyız. Kelimeler zaman içinde anlam değiştirir: Hinduizmde “uğur” sembolü olan svastik , Naziler tarafından benimsendi; etimolojik açıdan “efsane” veya “hikaye” anlamına gelen “mitoloji”, “sahte” anlamına gelen “mit” ile eş anlamlı hale geldi. Mitolojiler kültürlerin temelleridir, uydurma değillerdir. Doğru kullanıldığında, sofizm nihai hakikate değil, kullanışlı hakikate dayalı bir argüman sunuyor. Bu anlamda, sofistler ve Budistler, tartışma sevgisi açısından ortak paydada buluşuyor. Keşişler, genellikle el çırpma veya yüksek sesli heceler şeklinde karşımıza çıkan uzun bir eleştirel sorgulama geleneğine sahip. El çırpmak (ya da bu bağlamda bir koan ) hakikate giden yol gibi görünmese de, doğru şartlar altında ortaya derin bir anlam ortaya çıkarıyor: Tüm öğrenme süreçleri mantıksal değildir. Tartışmalar, demokrasi için elzem. Ne yazık ki sosyal medya platformları iç gözlem ve diyalogdan ziyade arkadaşlıktan çıkarmaya ve trollemeye uygun tasarlanmış mecralar. Metinleri yazarın sesi yerine kendi sesimizle okuyoruz, bu da karşımızdakinin argümanını anlamayı zorlaştırıyor. Yakın temas eksikliği, geri çekilmeye sebep oluyor. Birinci raund çanı çalmadan, kavganın bittiğini düşünüyoruz. Dezenformasyon dijital çağda özellikle zararlı. Sosyal medya platformları, komplo teorilerinin hızla yayılmasına olanak sağlıyor. Aşı ve 5G karşıtı söylemleri paylaşırken “sadece soru sorduğunu” iddia eden ve daha sonra “taraf tutmuyormuş” gibi davranan influencerlar, fazla özgüvenli ikna yönteminin bir örneği olarak görülebilir. Merciera ve Rangappa’nın aşağıdaki görüşlerinde belirttikleri gibi, sorun, felsefe kılığına bürünmüş propagandanın George Bush'un meşhur ettiği bir zihniyeti teşvik etmesi: “Ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız.” “Propaganda boyun eğmedir, otoriterler için tercih edilen bir araçtır,” diye devam ediyorlar. (Benzer şekilde Platon demokrasiden pek haz etmezdi; herkesin hakikate erişebileceğini düşünmüyordu.) Konuyu günümüze getiren yazarlar, Twitter’ın Trump’ı yanlışlamasından bahsediyor: bu eski bir demokratik yöntem, ancak “kralı” sorgulayan her şey “taraf” tutmuş oluyorsa, ne yazık ki hakikatle başa çıkmak için yeterli değil. Karizmatik figürler için “her şeyi kabul etme” eğilimi, bizi sallantılı bir zeminde bırakıyor. Tarikatlar de böyle oluşuyor. Yazarlar, sağlıklı bir demokrasinin merakı ve tartışmayı teşvik etmesi gerektiği sonucuna varıyorlar; bu taktikler, mutlak ama her zaman ulaşılması zor bir hakikat arayışından ziyade sofizm ile daha uyumlu." Bir devletin doğrulama alanına girmesi ne anlama gelir?,https://teyit.org/teyitpedia/bir-devletin-dogrulama-alanina-girmesi-ne-anlama-gelir,"Bazen klişeleşerek dile yerleşen bazı olgular anlam kaybına uğrar. Daha doğrusu, olgunun ne anlama geldiği hakkında herkesin az çok fikri olur ama nedense çoğunluk tam olarak ne anlama geldiğini bilmez. Bir dönem ağızlara sakız olan “Dördüncü Kuvvet Medya” olgusunun da bu akıbete uğradığını düşünüyorum. O nedenle kavramın tarihini biraz kurcalamak istiyorum. “Kuvvetler Ayrılığı” diye bilinen; yasama, yürütme, yargı organlarının birbirinden bağımsız güçler olarak hareket etmesini benimseyen bu devlet modelinin tarihi, Antik Yunan ve Roma’ya kadar uzanır. 1700’lü yılların ikinci yarısında uzun süre İngiltere Avam Kamarası’nda milletvekilliği de yapan ünlü düşünür Edmund Burke’ün tartışmalı geçen bir oturumda, gazetecilerin olduğu locayı işaret ederek “Bir de dördüncü kuvvet var” diye hitap etmesi meşhur tabirin doğmasına yol açar. Edmund Burke’ün “dördüncü kuvvet” jesti, basının halk adına bu kuvvetleri denetleme işlevi üstlenmesine bir vurgu. Çünkü gazetecilik de zaman içinde hakikatin bilinmesine, sahiplenilmesine ve böylelikle demokrasilerin ve uygarlığın ayakta kalmasına duyulan ihtiyaçla evrilmiştir. Günümüz yeni medyasının, geleneksel gazeteciliğin etki alanını aşan bilgi düzensizliği ortamıysa, “doğrulama kuruluşlarına” olan ihtiyacı ortaya çıkardı. Çünkü hakikat, tıpkı insanlığın deneye yanıla öğrendiği gibi demokrasilerin yaşayabilmesi ve uygarlığın sürdürülebilmesi için temel koşul. Bu nedenle doğrulama kuruluşlarının da tıpkı basın kuruluşları gibi, üstlendikleri işlev nedeniyle bağımsız kalmaktan başka seçenekleri yok. Çünkü hakikatin ortaya çıkması ve doğrulanması, kuvvetler ayrılığında bahsettiğimiz kuvvetlerden birinin ya da birden fazlasının işine gelmeyebilir. Böyle bir ortamda devletlerin doğrulama alanına girişi tamamen çelişkili bir durum yaratıyor. Nedeni basit; eğer denetlenmeniz gerekiyorsa, denetleyenleri yönetemezsiniz. Bir yapı denetim kuruluşunun doğrudan ya da dolaylı şekilde denetleyeceği bir inşaat şirketinin bünyesinde olması nasıl bir oksimoronsa, devletlerin doğrulama alanında olması da aynı şekilde oksimoron. İnşa sırasında iyi denetlenmeyen bir yapı depremde çöker. Doğruluk denetimi yapılamadığı için yaşanan hakikat kaybı da demokrasiler için aynı ölçekte felakettir. Farazi örneklerle gidelim. Bir ülkede yürütme erki, çevre koruma yasalarına aykırı olmasına rağmen, karşılıklı çıkar gereği bir altın madeninin işletilmesine göz yummuş ve konu yargıya taşınmış olsun. Daha yargı süreci devam ederken, yürütmenin yani devlet mekanizmasının emrinde olan bir doğrulama kuruluşu, altın madeninin çevreye zararlarıyla ilgili yapılan haberleri çürütmeye başlarsa ne olacak? Biraz daha çetrefil bir örnekle devam edelim; başka bir ülkede de hem iktidar partisi aleyhine hem de muhalefet partisi aleyhine sahte haber üretiliyor olsun. Devlete ait doğrulama kuruluşu, sadece iktidar partisine aleyhine olan sahte haberleri çürütüp muhalefet aleyhine olan sahte haberleri görmezden gelirse ne olacak? Sadece bir kutba ait yalanları çürütürken gerçekten bir teyitçilik işi yapıyor gibi görünebilirsiniz. Ancak diğer kutba ilişkin yalan ve yanlış bilgileri sistematik olarak görmezden gelirseniz, alternatif bir gerçekliğin yaratılmasına katkı sağlamış olursunuz. Bu yüzden bağımsız doğrulama kuruluşlarının işi zor. Her iki kutbu da eşitlik ilkesiyle, seçim yanlılığı yapmadan gözetmeleri gerekir. Yürütmenin kontrolünde olan bir doğrulama kuruluşununsa, bu eşitlik ilkesine uyma ihtimalini tahmin etmek zor değil. Bu, en gelişmiş demokrasiler ve hukuk devletleri için bile önemli bir risk. Bilgi düzensizliği çağında devletler bu alana girmeye oldukça hevesli. Bununla ilgili, devletin bekasını korumaktan Covid-19 pandemisinde gördüğümüz üzere toplum sağlığını korumaya kadar pek çok görünür gerekçe sıralanabilir. Bazen bu gerekçeler çeşitli taraflarca mantıklı da bulunabilir. Örneğin, iktidar partisini destekliyorsanız, iktidarın korunması için böyle bir kurumun varlığı sizi rahatlatabilir. Hatta bir iktidar tamamen düzgün çalışan bir doğrulama kuruluşu yaratmaya da heveslenebilir. Ancak kavram, doğası gereği oksimoron. Demokrasilerde, denge ve fren mekanizması işlevi üstlenen kuvvetler ayrılığı prensibine de aykırı. Çünkü uzun vadede, iktidarı ele geçirenin, bu yolla hakikatin kontrolünü ele geçirip yanlış bilginin kaynağı olması işten bile değil. Bu da pratikte George Orwell’in 1984 romanındaki meşhur Ministry of Truth (Gerçek Bakanlığı) benzeri bir kurum yaratılması demek. Gerçek Bakanlığı’nın kapısında yazanları hatırlayalım: “Savaş, barıştır – Özgürlük köleliktir – Cehalet güçtür.” Biz doğruladık, aynen böyleymiş denilirse ne diyebilirsiniz? Peki bu alana giren ya da girmek isteyen devletler yok mu? Alper Önen, Yeni Medya Ekosisteminde Dönüşen Habercilik ve Teyitçilik – Hakikat Sonrası Çağda Dezenformasyon Kontrolü (Urzeni Yayınevi, 2023) isimli doktora tezinden ürettiği kitabında detaylandırmış. Örneğin, Malezya hükümetinin iletişim ve medya bakanlığı tarafından kurulmuş, Sebernanya.my bunlardan birisi. Bu kuruluş, sahte haberlerin ülkede ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğu söylemi üzerinden meşrulaştırılıyor. Önen’e göre, bu nedenle ülkede doğrulama faaliyetlerinin hükümet çatısı altında sürdürülmesi gerektiğine dair bir görüş hâkim. Çin Komünist Partisi’nin Propaganda Departmanı’nın yayın organı China Daily bünyesinde faaliyet gösteren FactCheck-China Daily isimli organizasyon da devlete bağlı doğrulama kuruluşları arasında sayılabilir. Yine aynı kaynakta, 2017 yılında Norveç’te faaliyete geçen ve yarı özel, yarı resmi kurum olma özelliğiyle tartışılan Faktisk ’in durumu ilginç. Çünkü masanın bir yanında Norveç devletinin resmi yayın şirketi NRK, diğer tarafında ise ülkenin önde gelen medya şirketleri “Verdens Gang” ile “Dagbladet” gazetesi var. Norveç İfade Özgürlüğü Vakfı tarafından desteklenen kuruluş, IFCN (International Fact-Checking Organization) üyesi olmasına rağmen sahiplik yapısı, güvenilirlik ve şeffaflık konularında eleştiriye açık. ABD’nin devlete ait haber ağı Voice of America bünyesinde yayınlanan Polygraph , devlete bağlı doğrulama kuruluşları arasında önemli bir örnek olarak öne çıkıyor. Polygraph’ın ön sayfasından hemen anlaşılacağı üzere, doğrulama faaliyetinin kapsamı, ABD devletinin çıkarları olarak gözleniyor. İçerik Çin, Rusya, İran, Türkiye vb. gibi ülkelerde ABD devletiyle ilgili yapılan haber, yanlış bilgi, propaganda ve iddialara karşı argümanlar sunmak gibi bir işlev üstleniyor. Doğrulamada seçim yanlılığı nedeniyle doğal olarak madalyonun diğer tarafını göremiyoruz. Henüz faaliyete geçmese de Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından 22 Şubat 2021’de “Doğru mu?” isimli bir doğrulama platformunun test aşamasında olduğu ve yakında faaliyete geçeceği açıklanmıştı. O dönem tartışmalar yaratmıştı ama açılması gecikince unutuldu. Diğer yandan Hindistan Elektronik ve İletişim Bakanlığı da bu yıl Nisan ayının ilk haftasında, hükümetle ilgili herhangi bir bilgiyi “sahte, yanlış veya yanıltıcı” olarak etiketleme ve sosyal medyadan kaldırma yetkisine sahip olan, devlet tarafından işletilecek teyit birimiyle ilgili yasal düzenlemeyi duyurdu. Ülkede gazeteciler, muhalefet partileri ve basın özgürlüğü savunucuları tarafından tepkiyle karşılanan bu düzenleme, konunun bir başka boyutunu gösteriyor; o da yaptırım. Tıpkı Türkiye’deki dezenformasyon yasasındaki hapis cezalarında olduğu gibi, devletin bu alana girmesi, doğrulama kuruluşlarından farklı olarak yaptırımları da beraberinde getiriyor. Bunun da sansür, otosansür, ifade özgürlüğünün engellenmesi gibi sonuçlar yaratması kaçınılmaz. Eğer amaç gerçekten hakikati korumaksa, aslında devletlerin üzerine düşen çok şey var ama bunların içinde doğrulama alanına girmek olmamalı. Devletlerin, bağımsız kalması herkesin hayrına olan bu alana girmek yerine, dijital medya okuryazarlığını okul öncesi eğitimden başlatarak eğitimin her safhasına hatta her yaşta eğitim modeline taşıması daha anlamlı bir adım olur. Bir devlet vatandaşlarını nasıl çocukluk çağından itibaren aşılarla salgın hastalıklara karşı koruyorsa, bilgi düzensizliğine karşı da aşılamanın yollarını aramalı. Bu da eğitimle mümkün. Çünkü bağımsız doğrulama kuruluşları, ancak insanlar doğrulamaya ihtiyaç duyup kendilerine başvurdukları veya kendilerini destekledikleri sürece gerçekten amacına ulaşıyor. Bunun için de özellikle eğitim alanında atılması gereken çok adım var." Küçük bir kasaba nasıl QAnon fırtınasının merkezi haline geldi?,https://teyit.org/teyitpedia/kucuk-bir-kasaba-nasil-qanon-firtinasinin-merkezi-haline-geldi,"Bodegraven, genç annelerin bebek arabalarını şık restoranların önünden geçirdiği, insanların sokaktan geçerken birbirlerine selam verdiği ve çocukların bisikletle dolaştığı, varlıklı bir Hollanda kasabası. Mart ayında, burada garip bir şeyler olduğuna dair tek işaret, mezarlıktaki görevlinin gazetecilerle konuşmamakta ısrar etmesiydi. İki yıl önce bu mezarlık, Hollanda başbakanının ve bir virologun da dahil olduğu satanist bir pedofil çetesinin ellerinde öldüğüne inandıkları çocukların mezarlarına çiçek bırakıp öfke kusmak için şehir dışından gelen ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Bu komplo, ABD'deki internet sitelerinde ortaya çıkan ve Avrupa'da yeni hayat bulan, QAnon komplosunun mutasyon geçirmiş versiyonuydu ve yeni kitlelere ulaşmak için yerel kaygıları arkasına alarak tehlikeli sonuçlar doğurmaya müsaitti. Almanya'da Aralık ayında 25 kişi, QAnon’dan esinlenerek hükümeti devirmek için darbe planladıkları şüphesiyle tutuklandı . Kendisini yeni bir komplonun merkezinde bulan Bodegraven kasabası, asılsız satanizm suçlamalarına karşı mücadele etmek için mahkemelere başvurdu. Nisan ayında Lahey'deki bir mahkeme, ülkenin en ünlü komplo teorisyeni ve Bodegraven’e yönelik iftiranın mimarlarından olan Micha Kat’i tehdit ve kışkırtma suçlarından iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı. Kat'in aldığı ceza, QAnon'un Hollanda'daki uzantısına öncülük eden üç kişinin de hapse atıldığı anlamına geliyor. Kat'in aldığı ceza, Connecticut'taki Sandy Hook İlkokulu'nda yaşanan katliamın sahte olduğunu iddia ettikten sonra, katliamda ölen çocukların ailelerini karalamaktan suçlu bulunan ABD’li talk show sunucusu Alex Jones'un davasını andırıyor. İnternetteki nefret konusunu araştıran bir düşünce kuruluşu Stratejik Diyalog Enstitüsü'nün (Institute for Strategic Dialog) uzman analisti Ciarán O'Connor, bu yasal takiplerin “olumlu anlamda” caydırıcı bir etki yaratmasını umduğunu söylüyor. “Başkalarını tehlikeye atabilecek tehlikeli inanç sistemleriyle etkileşime geçen diğer komplo teorisyenleri bu eylemi görerek korkunç komplo teorilerini yayma konusunda daha temkinli davranabilir.” Bodegraven komplo teorisi , çocukken kasabada faaliyet gösteren satanist bir pedofil çetesine tanık olduğunu hatırladığını iddia eden Joost Knevel tarafından ortaya atılan iddialar etrafında şekilleniyordu. “Knevel başta bir doktoru suçlamıştı. Yerelde kalan bir haberdi” diyor Cambridge Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Sander van der Linden. Linden aynı zamanda hükümetlere ve şirketlere internetteki yanlış bilgilerin yayılmasının nasıl önlenebileceği konusunda danışmanlık veriyor. Ancak hikaye, Knevel, hakkında karalama ve bomba tehditi sebebiyle davalar açılan eski gazeteci Kat ve Wouter Raatgever adlı başka bir komplo teorisyeniyle bir araya geldiğinde farklı bir hal aldı. İddia failler arasında ülkenin başbakanı Mark Rutte’nin ve o dönemde ülkenin koronavirüsle mücadelesinin kamusal yüzü olan Hollanda Halk Sağlığı Enstitüsü Başkanı Jaap van Dissel'in de bulunduğu şeklinde değişti. “Bu iki komplo teorisyeni, Knevel’in bu anlatıyı viral hale gelecek biçime bürümesine yardımcı oldu” diyor van der Linden. Van der Linden, hikayeye yüksek profilli figürlerin dahil edilmesinin, Bodegraven komplo teorisinin QAnon şablonuna daha da yakınsadığını ekliyor. Bu anlatı, Covid-19 döneminde yaygın olan kapanma karşıtı kişilerin duygularına oynamakla kalmıyordu, aynı zamanda kitlesel çocuk istismarı ihtimali sıradan insanların bile dikkatini çekecek kadar şok ediciydi; bu da komplonun viral hale gelmesine neden oldu. Bunun üzerine, 2021 baharında Bodegraven’e onlarca kişi akın etmiş, ellerinde hiçbir kanıt olmadan, öldürüldüğüne inandıkları çocuklara duydukları üzüntüyü ifade etmek için yoldan yerel mezarlığa uzanan uzun patika boyunca çiçekler bırakmıştı. Çocukların mezarlarına “Bu çiçekleri Joost Knevel (kahramanların kahramanı!) ve diğer satanist istismar kurbanları için bırakıyorum” yazan bir mesaj bırakıldı; mesaj artık yok. Mesajların sonuna #StopVanDissel (Van Dissel’i durdurun) etiketi koyuyorlardı. Ida Bromberg, ziyaretçilerin Bodegraven’da gömülü olan babasının mezarına bir oyuncak ayı bırakmasının ardından neler hissettiğini anlatırken “Gerçekten çok kızmıştım” diyor. “Bu deli insanların babamın mezarına gidip böyle şeyler yapmış olması düşüncesi beni gerçekten çok etkiledi.” Bodegraven komplo teorisi ülke çapında çalkantıya yol açtı. Ev adresinin Kat'in internet sitesi olan Red Pill Journal tarafından sızdırılmasının ardından van Dissel 24 saat güvenlik görevlisi bulundurmak zorunda kaldı. Ekim 2021’de bir kişi, Red Pill Journal ile bağlantılı, “De Bataafse Republiek” adlı Telegram grubuna gönderdiği mesajın ardından başbakana suikast planladığı şüphesiyle tutuklandı . Bu mesaj daha sonra Telegram tarafından kaldırıldı. Mayıs ayına gelindiğinde, Bodegraven Belediyesi kasabayı saran komplo dalgasını durdurmak için yasal yollara başvurdu. Dönemin belediye başkanı Christiaan van der Kamp, kasabanın gördüğü ilginin şiddete dönüşmesinden endişe ettiğini söyledi. Hollanda gazetesi AD ’ye verdiği demeçte “Geçen yıl Arnhem’de bir adam sözde ‘pedofil avı’ sırasında dövülerek öldürüldü ” diyen van der Kamp, Bodegraven’da bunun tekrarlanmasını istemediğini söyledi . Kat, Temmuz 2021’de, yaşadığı Kuzey İrlanda’da tutuklandı ve nihayet geçen yıl Hollanda’ya iade edildi. İspanya’da yaşayan Knevel de Ağustos 2021’de şiddete teşvik suçlamasıyla iade edildi ve Haziran 2022’de 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bisikletle geçerken van Dissel’a “çocuk istismarcısı” diye bağırdığı bir video yayınlayan Raatgever da Haziran 2022’de 18 ay hapis cezasına çarptırıldı . Bodegraven ayrıca bu kişilerin kullandığı platformlara karşı da yasal işlem başlattı. Polis, toplam 13 bin üyesi olan iki Telegram kanalının kapatılmasını sağladı. Eylül 2022’de ise belediye Twitter’ı mahkemeye vererek platformdan Bodegraven komplosunun kalan izlerini silmesini istedi ancak başarısız oldu . Bodegraven’da yaşayanlar, kasabada hayatın normale dönmesini belediyenin proaktif tepkisine bağlıyor. “Benim için her şey bitti” diyen Bromberg, sorumlular mahkum edildiği için artık olayı düşünmediğini ekliyor. Kasabanın sakinleri de aynı şeyi söylüyor. Ana caddede çocuk arabasını iten Manon von Agmond, “Sanki hiç olmamış gibi” diyor. Bir başka kasaba sakini Remco Zwaan ise olayın artık sadece arkadaşlarıyla konuştuğu komik bir hikaye olduğunu söylüyor. İki yıldır kasabada yaşayan ancak soyadını paylaşmak istemeyen Stefanie de “Bence herkes hayatına devam ediyor” diyor. Bodegraven’ın üzerindeki komplo bulutu dağılmış olsa da Hollanda için bu maceranın sona erip ermediği kesin değil. QAnon'u, farklı ülkelere adapte olmakta özellikle başarılı bir süper komplo teorisi efsanesi olarak tanımlayan Daniël de Zeeuw, “QAnon muğlak, geniş ve genel” diyor. Hollanda’da QAnon’un, normalde gıda ve sağlıkla ilgili paylaşımlarda bulunabilecek yeni çağ, alternatif alt kültürlerle yakınlık kurduğunu anlatıyor. “Biraz da internetteki komik meme ’lere benziyor” diye ekliyor. “İnsanların kullanabileceği ve kendi beğenilerine ya da kendi yerel bağlamlarına uyarlayabileceği bir şablon.”" 2023 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu: Haberden kaçınma davranışı yükseliyor,https://teyit.org/teyitpedia/2023-reuters-enstitusu-dijital-haber-raporu-haberden-kacinma-davranisi-yukseliyor,"Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 2023 Dijital Haber Rapor yayınlandı. Bu yılki rapor pandemi ve savaş gibi krizlerin son birkaç yıldaki haber tüketim alışkanlıklarımızı dijital dünyaya ve platformlara odaklı bir eksende yeniden şekillendirdiğini hatırlatıyor. Dünya çapındaki krizlere ek olarak, Türkiye’de yaşanan deprem ve uzun soluklu seçim maratonu dijital dünyayla olan ilişkimizde bazı değişikliklere sebep olmuş gibi. Önceki yıllarda araştırmanın Türkiye’ye ilişkin verilerinin problemli olduğuna dönük eleştirileri bu yıl dünyanın farklı yerlerinden gelenler takip etti. Nobel Barış Ödülü sahibi gazeteci Maria Ressa raporun özellikle Filipinler, Brezilya gibi küresel güneyde gazetecilere dönük bir silah olarak kullanılabileceğini düşündüğünü belirtiyor . Ressa: “Bir kısmı Google tarafından finanse edilen rapor, özellikle hükümetlerin özgür medyaya saldırmak için güçlerini kullandığı ülkelerde dezenformasyon kampanyalarının etkisini hesaba katmıyor; haber dağıtımı veya dezenformasyon kampanyalarının etkisi üzerinde büyük kontrole sahip teknoloji platformlarının yanlılığını da yansıtmıyor.” İnsanlar, özellikle gençler, haberleri geleneksel medya yerine sosyal medya ve internetten almayı tercih ediyor. Bunlar arasında ise en yüksek pay, sosyal medyanın. Her beş kişiden yalnızca biri habere ulaşmak için medya kurumlarının internet sayfalarına ya da uygulamalarına başvurduğunu belirtmiş. Haberi sosyal medyadan almayı tercih edenlerin alışkanlıkları ise platformlar özelinde farklılaşıyor. TikTok, Instagram ve Snapchat gibi görsel odaklı mecralarda ünlüler, influencerlar ve internet fenomenleri haber tüketmek isteyenlerin dikkat ettiği ilk adres. Facebook ve Twitter’da ise haber kurumları ve gazeteciler birincil kaynak olarak görülmeye devam ediyor. Katılımcıların yarısından fazlası (yüzde 56), konu haberler olduğunda internette gerçek ile sahte arasındaki farkı belirleme konusunda endişe duyduklarını söylüyor. Endişe geçen yıla göre iki puan artmış. Haber kaynağı olarak sosyal medya platformlarını kullandığını belirtenlerin kaygısı (yüzden 64) hiç kullanmayanların kaygısına (yüzde 50) göre yukarıda. Yanlış bilgi konusunda endişe düzeyi yüksek ülkeler, sosyal medya kullanım oranlarının da yüksek olduğu yerler. Dünya genelinde haberlere genel güven (yüzde 40) ve insanların kendi kullandıkları kaynaklara duyduğu güven (yüzde 46) bu yıl iki puan daha düştü. Önceki yıllarda olduğu gibi, en yüksek güven seviyeleri Finlandiya (yüzde 69) ve Portekiz (yüzde 58) gibi ülkelerde kaydedilirken, ABD (yüzde 32) ve Arjantin gibi siyasi kutuplaşmanın daha yüksek olduğu ülkelerde daha düşük güven seviyeleri görülüyor. Türkiye’de bu oran bir süredir yüzde 35. Pandeminin gündemimizi kapladığı dönemlerin aksine, ne geçim krizi ne de devam eden Ukrayna savaşı, haber tüketiminde sürekli bir artışa yol açmış görünüyor. Rapora göre, 2017'de dünya genelinde insanların yüzde 63'ü haberlere “çok” ya da “yoğun” ilgi gösterdiğini söylerken, bu oran 2023'te yüzde 48. Araştırmacılar düşüşün genellikle yüksek düzeyde siyasi kutuplaşma yüksek olduğu ülkelerde daha fazla olduğunu hatırlatıyor. İstikrarlı, iyi finanse edilen medyaya ve kurumlara güvenin yüksek olduğu ülkeler, örneğin Finlandiya ve Hollanda, eğilimi büyük ölçüde tersine çevirmiş gibi görünürken, Avusturya ve Almanya gibi önceden istikrarlı olan ülkeler etkilenmeye başlıyor. Çevrimiçi haber alma deneyiminde değişikliğe gitmek isteyenlerin oranı yüksek. Bu kullanıcıların değişiklikle neyi amaçladıkları sorulduğunda ise yüzde 28’i daha az negatif ya da bunaltıcı içerik görmek istediklerini, yüzde 33’ü ise toksik içeriklerden uzaklaşmayı amaçladıklarını belirtiyor. Dijitalde haberlerle etkileşime geçme biçimlerinden anlık mesajlaşma uygulamalarında paylaşım yapma davranışı dışındakiler yüzde 7 ila 1 azalmış. Bu, kullanıcıların kamusal çevrimiçi ortamlara şüpheyle yaklaştığı ve uzaklaşıp, kapalı olanlara yönelmeyi tercih ettiği anlamına gelebilir. Eğer yapıyorsanız, aşağıdaki hangi yöntemlerle haberlere yorum yapıyor ya da haber paylaşımında bulunuyorsunuz sorusuna verilen cevaplar; sosyal ağlar aracılığıyla paylaşım (mavi), e-posta aracılığıyla paylaşım (turuncu), sosyal ağlarda yorum (mürdüm), haber sitesinde yorum (lacivert), anlık mesajlaşma uygulamasında paylaşım (yeşil) yaparak. Çevrimiçi haberlerle ve paylaşımlarla aktif biçimde etkileşime giren kullanıcılar dünya genelinde azalmaya devam ederken, etkileşime girme davranışının görece yüksek olduğu ülkeler ile çevrimiçi ortamlarda politik meselelerle ilgili konuşurken dikkatli olma ihtiyacı hissedenlerin sayısı arasında bir korelasyon olduğu görülüyor. Türkiye algoritmaların kürasyonlarıyla sunulan içeriklere dair duyulan şüphenin en çok arttığı ülkelerden. Daha önce tükettikleri içeriklerden hareketle seçilen içerikleri tüketmenin, haber almanın iyi bir yolu olduğuna inananların oranı 2016’da yüzde 50’lerdeyken, 2023 itibariyle bu oran yüzde 40. İster algoritmalar ister editörler tarafından yapılsın, insanların haber seçimine ve kürasyonuna yönelik tutumları karakteristik bir şüphe etrafında şekilleniyor. Daha önce tükettiği içeriklerden hareketle sunulan ve algoritmalar aracılığıyla belirlenen içeriklerin haber tüketmenin iyi bir yolu olduğunu düşünenlerin oranı ve 2016-2023 yılı karşılaştırması. Algoritmik kürasyonun iyi olduğunu düşünenler (mavi-turkuaz), kararsızlar (gri), iyi olmadığını düşünenler (pembe-mürdüm). İnsanlar, geçmiş davranışlarına veya arkadaşlarının tüketimine dayalı otomatik haber seçiminin haber almanın iyi bir yolu olup olmadığı konusunda açıkça şüphe duyuyorlar ve algoritma destekli aşırı kişiselleştirme nedeniyle önemli haberleri kaçırmaktan endişeliler. Kişiselleştirilmiş içerik kürasyonu sebebiyle bazı içerikleri kaçıracağından endişe duyanlar: Önemli bilgileri gözden kaçıracağından endişelenenler yüzde 48 (mavi), farklı bakış açılarına daha az maruz kalmaktan endişe duyanlar yüzde 46 (turuncu). İnternetin bugünkü doğasını anlamamıza yardımcı olan “yankı fanusları” kavramına teyitçiler sık sık vurgu yapıyor. Sosyal medyada yalnız kendi görüşlerimize yakın paylaşımlarla karşılaştığımız, farklı düşüncelerle karşılaşmanın ise pek mümkün olmadığını anlatmak için kullanılan kavram son raporlarda da kendine yer buluyor. Her iki durumda da, bu yılın verilerinde, ""aşırı kişiselleştirilmiş"" haberlerin önemli bilgilerin kaçırılmasına (yüzde 48) veya farklı bakış açılarına daha az maruz kalmaya (yüzde 46) yol açabileceğine dair yüksek düzeyde endişenin devam ettiği görülüyor. Türkiye’de çevrimiçi haber tüketimi yüzde 75. Yüksek bir oran gibi görünse de bu geçen yıla göre yüzde 8’lik bir gerileme demek . Bu yıla kadar küçük gerilemeler kaydeden eğrideki keskin düşüş basılı medya, televizyon ve sosyal medyada da gözlemlenebiliyor. Son iki raporda haber kaynağı olarak televizyonu geride bırakan sosyal medya bu yıl iki puanlık farkla televizyonun gerisine düşmüş. Televizyonu, ana haber kaynağı olarak değerlendirenler yüzde 56. Basılı yayınlara başvuranların oranı da (yüzde 21) tıpkı çevrimiçi kaynaklara başvuranların oranı gibi düşüş eğiliminde. Türkiye’de haber tüketim kaynakları. (2015 yılından 2023 yılına kadar haber kaynağı olarak kullanılan çevrimiçi kanalların [turuncu], televizyonun [turkuaz], sosyal medyanın [lacivert], yazılı basının [mor] değişimini gösteriyor) Haberlerin nereden paylaşıldığına bakıldığında raporda Türkiye’deki kullanıcıların yüzde 43’ünün sosyal medya veya kapalı mesajlaşma platformları veya e-posta aracılığıyla haber paylaşımında bulunduğu görülüyor. Geride bıraktığımız yıllarda Twitter, haber paylaşımı için kullanılan ilk üç uygulamadan biriydi. Ancak bu yıl beşinci sıraya gerilemiş durumda. Öte yandan daha önce mesajlaşma platformu Telegram’ı gördüğümüz listede bu yıl TikTok ilk defa Telegramın yerini almış durumda. Sosyal medyaya olan bağlılığımız artmaya devam ediyor ve mecralar da buna paralel olarak çeşitleniyor. Ancak giderek artan çeşitliliğin yarattığı rekabet ortamında haberler ve haber tüketimi, platformların odaklandığı temel konulardan biri değil. Diğer yanda kullanıcılar da, haberlerin karşısına çıkma şeklinden (algoritmalar), içeriğin doğruluğundan ve tartışmanın kalitesinden (etkileşimin düşüşü) memnuniyetsiz olduğunu gösteriyor. Bu yılki rapora ait verilerden hareketle hazırlayabileceğiniz interaktif grafikler için buraya tıklayabilirsiniz." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arama-operatorleri.webp, Ne kadar saçma olursa olsun tekrarlanan yalanlar gerçeğe dönüşüyor,https://teyit.org/teyitpedia/ne-kadar-sacma-olursa-olsun-tekrarlanan-yalanlar-gercege-donusuyor,"1970'li yıllarda yapılan çalışmalar, bir iddianın tekrarlanmasının, o iddianın “hakikat değerini” artırdığını gösteriyordu. Başka bir deyişle, bir ifadeyi ne kadar sık duyarsak, o ifadeyi doğru kabul etme olasılığımız o kadar artıyor. Bilimsel literatürde bu süreç, “ tekrar yoluyla doğruluk ” (truth by repetition) olarak adlandırılıyor. Araştırmacılar hâlâ tekrar yoluyla doğruluğun nasıl oluştuğunu tam anlamış değil. Ancak ihtimallerden biri, buna işlem akıcılığının sebep olduğu. Nörolojik olarak, beynimiz daha önce duyduğu şeyleri, duymadığı şeylere kıyasla daha kolay işliyor; yani aşinalığı meşruiyetle karıştırabiliyoruz. Araştırmacılar uzun bir süre tekrar yoluyla doğruluğun, yalnızca doğruluk değeri belirsiz (doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında bir bilgi olmayan) veya denekler tarafından bilinmeyen ifadelerde işe yaradığını varsayıyordu. 2009 yılında yayınlanan bir makalede belirtildiği üzere, “Aksi takdirde ifadelerin doğruluğu akıcılık temelinde değil, bilgi temelinde değerlendirilir.” Sık sık tekrarlanan bir iddianın herkes tarafından kabul edilmesi gibi, bu varsayım da neredeyse hiç sorgulanmadan kabul edildi ve insan davranışının temelini oluşturan psikolojik süreçleri değerlendirmede popüler bir yöntem olan çok terimli işlem ağacı (multinomial processing tree) modellemesine dahil edildi. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar, tekrar yoluyla doğruluğun işe yaraması için bir ifadenin doğruluk değerinin belirsiz olması gerekmediğini ortaya koyuyor. Örneğin 2015'te yapılan bir çalışma, tekrar yoluyla doğruluğun, katılımcıların ön bilgileriyle çelişen “Atlas Okyanusu dünyanın en büyük okyanusudur” gibi ifadelere de geçerli olduğunu ortaya koyuyor. 2018’de yayınlanan bir başka araştırma ise tekrar yoluyla doğruluk ile sosyal medyada paylaşılan sahte haber başlıkları arasında bir ilişki olduğunu belirtiyor. Bu çalışmalar, henüz kesin bir sonuca varamamış olsalar da, tekrar yoluyla doğruluğun, doğruluk değerinin belirsiz olup olmadığından bağımsız, her türlü iddiada işe yarayabileceğini öne sürüyor. “Atlas Okyanusu dünyanın en büyük okyanusudur” gibi iddialar yanlış olsa da, pek çok insan bu iddiaların yanlışlığını anlayacak bilgiye sahip değil. Benzer şekilde, sahte haberlerin mantıksızlığı, farklı kaynaklara maruz kalana kadar belli olmaz. Farklı kaynaklara maruz kalmak da sahte haber kurbanlarının aktif olarak kaçındığı bir şey. Eğer araştırmacılar gerçekten tekrarın, kesin doğruluk değerleri olan iddiaların geçerliliğini artırıp artırmadığını anlamak istiyorlarsa, “Dünya karedir” gibi, neredeyse herkesin yanlış olduğunu kabul ettiği ifadeleri kullanmaları daha doğru. Belçika’daki UCLouvain Üniversitesi’nden bir grup psikolog da yeni bir çalışmada tam olarak bunu yapmaya çalıştı. Cognition adlı akademik derginin Haziran 2022 sayısında yayınlanan çalışmanın yazarları, katılımcılardan tekrarlanan ifadeleri tekrarlanmayanlara kıyasla daha doğru ya da daha az yanlış olarak değerlendirmelerini istedi. Bunun sonucunda, insanların “Dünya karedir” veya “Benjamin Franklin 150 yıl yaşadı” gibi son derece mantıksız ifadelere, yalnızca beş tekrarın ardından itibar etmeye başladıklarını tespit ettiler. Çalışma, “sınırlı sayıda tekrarın bile son derece mantıksız ifadelerin algılanan doğruluk değerini değiştirebileceği” sonucuna varıyor. Bu sonuç devrim niteliğinde olmadığı gibi, hata kabul etmez de değil. 2020 yılında araştırmacılar benzer bir deney gerçekleştirmiş ve tamamen zıt sonuçlara, yani iddiaların sıklıkla tekrarlanmasının algılanan doğruluk değerini azalttığı sonucuna ulaşmıştı. Bu durum, UCLouvain’da yapılan çalışmanın itibarını zedelemiyor. Aksine, tekrarın algılanan doğruluk değeriyle güçlü bir şekilde ilintili olduğu ve niteliğe ve bağlama bağlı olarak, korelasyonun pozitif veya negatif olabileceği, bunun da ya tekrar yoluyla doğruluk ya da tekrar yoluyla sahtelik ile sonuçlanabileceği fikrini tekrar doğrulamış oluyor. Tekrarın iki uçlu gücü, hiçbir yerde propaganda tarihinde olduğu kadar açık bir şekilde görülmez. Bir iletişim biçimi olarak propaganda, bugün bildiğimiz şekliyle Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında ortaya çıktı. Bu sürece gelene kadar, dünyanın dört bir yanındaki devletler büyük, renkli taşbaskıları ulusal, hatta küresel ölçekte nasıl üretip dağıtacaklarını öğrenmişlerdi. Doran Cart bu konuda şöyle söylüyor: “Savaşa katılan tüm ülkelerde çok sayıda taşbaskı ya da poster üretiliyordu. Sadece propaganda olarak değil, aynı zamanda insanları seferberlik için harekete geçirmek için de.” Cart bir tarihçi ve Birinci Dünya Savaşı Ulusal Müzesi’nde kıdemli küratör olarak görev yapıyor. ABD’nin Missouri eyaletindeki Kansas City’de bulunan müze, dünyanın en büyük propaganda posteri koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. ABD’nin Missouri eyaletindeki Kansas City’de bulunan müze, dünyanın en büyük propaganda posteri koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. ( Fotoğraf kaynağı : Jon Michael Johnson / Vikipedi) Savaştan önce siyasi bilgiler öncelikli olarak gazeteler aracılığıyla paylaşılıyordu. Daha sonraki süreçte posterlerin tercih edilmesinin ise birkaç nedeni var. Birincisi ve en önemlisi, posterlerin görsel bir araç olması. Fikirler ve argümanlar sadece metinler aracılığıyla değil, aynı zamanda izleyicinin okuma bilip bilmediğine bakılmaksızın hemen anlaşılabilecek resimler ve semboller aracılığıyla da sunuluyordu. Ayrıca teknolojik bir yenilikti. Filmlerin bile hâlâ siyah beyaz gösterildiği bir dönemde, propaganda afişleri ilk renkli görüntüler arasındaydı. Renkler posterlere, Cart’ın deyimiyle “yoldan geçenlerin dikkatini çekmeye” yardımcı olan gerçekçi bir nitelik kazandırıyordu. Posterlere şöyle bir bakılıp geçilmiyordu; özellikle küçük kasabalarda uzun uzun inceleniyorlardı. Son olarak, her yerdelerdi. Makaleler, kalabalık gazete sayfalarına sıkıştırılmak zorundaydı; oysa posterler her yere asılabilirdi: duvarlara, çitlere, reklam panolarına, lamba direklerine ve sandviç tahtalarına (insanların belirli mesajları göstermek için caddede yürürken üstlerine giydiği ahşap tahtalar). Cart'a göre propaganda posterlerinin dağıtımında ve etkinliğinde, tekrar önemli bir rol oynuyordu. “Amerika Birleşik Devletleri’nde bu posterlere rastlamadan herhangi bir yere gidemezdiniz” diyor. Bazen aynı kanalı gösteren birden fazla televizyon görmemiz gibi, çoğu zaman aynı poster tasarımının birden fazla kopyası aynı yere yerleştiriliyordu. Bu tür tekrarın birkaç amacı vardı. Birincisi, afişlerde gösterilen mesajın görmezden gelinmesinin imkansız olmasını sağlıyordu. Daha da önemlisi, devletlerin çeşitli afiş tasarımları tek bir dile dönüşüyordu. Bu dilin gündelik hayattaki yaygınlığı arttıkça, işlenişindeki akıcılık da arttı. New York'tan Liverpool'a yola çıkan ve Almanya tarafından batırılan Britanya yolcu gemisi Lusitania'nın batışı, propaganda kampanyalarının önemli bir parçası haline geldi. Burada, bir posta pulu üzerinde yer alıyor. ( Görsel kaynağı : Fine Art Trade Guild / Wikipedia) Başka bir deyişle, insanlar belirli bir poster tasarımına ne kadar aşinaysa, anlamını işlemek için o kadar az çaba sarf etmeleri gerekiyordu. Cart buna örnek olarak ünlü “I Want You” posterini gösteriyor. Zaman içinde posterin orijinal anlamı, Sam Amca'nın yüzünde sert bir ifadeyle doğrudan size baktığı ikonik pozla ilişkilendirilmiş ve bu pozla temsil edilir hale gelmiştir. (Görsel: Verilerinizi istiyorum... böylece şirketlerle paylaşabilir ve herkesin çalabileceği düz metin dosyaları olarak saklayabilirim // ( Görsel kaynağı : DonkeyHotey / Vikipedi) “I Want You” posteri o kadar ikonik hale geldi ki bir meme , yani farklı durumlar için değiştirilebilen, ancak yine de kolayca anlaşılabilir kalan, yaygın bilinen bir görsel şablona dönüştü . Sadece diğer ülkeler tarafından seferberlik çabalarının bir parçası olarak değil, aynı zamanda Putin'in Ukrayna'daki savaşıyla ilgili olduğu gibi siyasi açıklamalar yapmak için de kullanıldı. Son olarak, propagandacılar tekrarı belirli iddiaları hem yanlışlamak hem de doğrulamak için kullanıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik Kuvvetleri, Nazi Almanyası ve İmparatorluk Japonyası tarafından paylaşılan bilgiler konusunda şüphe uyandırmak için posterlerin yanı sıra çizgi filmleri de kullanıyorlardı. Konular, ordularının büyüklüğünden silahlarının teknik becerisine kadar uzanıyordu. Cart, Birinci Dünya Savaşı'ndaki Amerika propagandasının ana temalarının “bir tür davul sesi gibi” tekrarlandığı sonucuna varıyor. Ülkesi için hayatını tehlikeye atan vatansever askerin kahramanlık imajı ve yabancı düşmanlara karşı savunulması gereken Amerikan evi ideali, bu dönemde ortaya atılan ve tekrarlanmaları nedeniyle bugün genellikle sorgulanamaz olarak kabul edilen imajlara iki örnek." Dijital eşitsizliğin görünmeyen yüzü: Kurtarılmış bölgelerde güvenli çocuklar,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-esitsizligin-gorunmeyen-yuzu-kurtarilmis-bolgelerde-guvenli-cocuklar,"Çocukların dijitalde güvenli bir deneyim sürdürebilmesi için dikkat edilmesi gerekenleri ve destek olabilecek araçları paylaşmıştım. Diğer yanda çocukların dijital dünyadaki yüksek yararına odaklanan politikalar ve uygulamaları büyük bir memnuniyetle ve heyecanla takip ediyoruz. Britanya’da 2 Eylül 2020'de yürürlüğe giren Data Protection Act 2018 (Veri Koruma Yasası) uyarınca hazırlanan Children’s Code yakın zamanlı örneklerden biri. ABD’de 1998 yılında kabul edilen ve 2000 yılında yürürlüğe giren COPPA , Almanya’daki düzenlemelerde referans alınan Jugendmedienschutz -Staatsvertrag (Gençlik Medya Koruma Devlet Sözleşmesi), Hindistan’da 2021 yılından itibaren uygulamaya konan ve yakın zamanda güncellenen Information Technology (Intermediary Guidelines and Digital Media Ethics Code) Rules , farklı ülkelerdeki diğer örnekler. Bu politikalar ve hukuki düzenlemeler, medyada büyük harflerle atılan ve olumlu bir dille yazılan manşetlerle dikkatimize sunuluyor. Bu düzenlemelerin yüksek sesle duyurularına eşlik eden yaptırım haberleri (Örneğin, İngiltere’de TikTok’a çocukların verilerinin kötüye kullanımı sebebiyle kesilen 12,7 milyon sterlin tutarındaki ceza ) çocukların dijital dünyada “daha” güvende olmaya başladığını düşünmemizi sağlıyor. Peki teoride kapsayıcı ve riski en aza indirmeye uygun görünen bu uygulamaların pratikteki karşılığı ne? Fairplay for Kids, 2022 yılının Temmuz ayında yayınladığı raporda bu sorunun cevabına yer veriyor. Fairplay for Kids, “Küresel platformlar, kısmi korumalar: Sosyal medya platformlarında tasarım ayrımcılıkları” isimli raporunda, küresel sosyal medya platformlarının güvenlik ve gizlilik politikalarını mercek altına aldı. Sosyal medya platformlarının ülkelere göre farklılık gösteren “çocuğun yüksek yararını gözetici” koruma seviyelerinin derlendiği raporda yer verilen ülkelerdeki uygulamalar arasındaki fark epeyce düşündürücü. İşte dikkat çekici birkaç örnek: Öte yandan, Avrupa kıtasının tamamında da hayat toz pembe değil. Misal, raporun kaleme alındığı dönemde veri korumayla ilgili politikalarının farklı dillerde paylaşımında İsveççe ve Fince versiyonlarının olmadığı kayıtlara geçilmiş. Anadilde politika paylaşımının olmamasını (tahmin edersiniz ki örnekler Avrupa kıtasından uzaklaştıkça daha çok artıyor), Fairplay for Kids bir ayrımcılık ve eşitsizliği besleyen bir olumsuzluk olarak kabul ediyor. Bu yerinde motivasyonun, neden sadece Birleşik Krallık ve beraberindeki birkaç ülkede geçerli olduğu, birçok ülkedeki 16-17 yaşındaki gençlerin bu koruma kalkanından neden yararlandırılmadığı raporda açıkça sorulan yerinde bir soru. Rapordaki bulgular gösteriyor ki, kapsayıcı olması beklenen bu hukuki düzenlemeler, uygulamaya alındığı ülkelerin ötesinde bir etki alanına sahip değil. Oysa sağlıklı bir dijital habitat için ihtiyaç duyulan şey, kurtarılmış bölgeler ve yaşadığı ülkeye göre ayrıcalıklı çocuklar ve gençlerden daha fazlası. Tekrar hatırlatmak gerekiyor: İyi uygulamaları ve örnekleri sevinçle karşılayıp paylaşıyoruz. Ama bu uygulama ve örneklerin küresel uygulamasını takip etmemiz gerekiyor. Kısaca, çocuklar ve gençler, hangi ülkede yaşadıklarına bağlı olarak farklı seviyelerde korunuyor . Bu farklılıklar, Fair Play for Kids’in raporunda platformların tasarım seçimlerinde vücut bulan bir ayrımcılık olarak tanımlanıyor  Bu ayrımcılığın önüne geçmek için farklı aktörlere farklı öneriler getiriliyor: Özetleyecek olursak, başka coğrafyalarda atılan doğru adımların, hepimizi ileriye götürdüğü varsayımını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Küresel iletişimi hiç olmadığı kadar hızlı ve mümkün kılan dijital platformların belli bölgelerdeki “örnek” uygulamaları, biz talep etmeden, gerekli hukuki düzenlemeleri yapmadan ve bu konunun takipçisi olmadan hayatımıza “varsayılan” olarak kendiliğinden dahil olmayacak. Unutmayalım ki, çocuğun yüksek yararı evrenseldir. Küresel bir şirketin çocuğun yüksek yararını gözeten bir uygulamayı sadece belirli bir ülke ile sınırlı tutması, etik bir sağduyudan çok, hukuki bir zorunluluğu çağrıştırır. Bu yüzden yapılması gerekeni tekrar hatırlayalım: Haklarımızın korunması konusunda iyi örneklerin takibini doğru yapmalı, küresel dijital platformların sadece yasal yükümlülükleri olan ülkelerde değil, küresel olarak hakları gözetecek şekilde hareket etmesini talep etmeliyiz. Not: Bu Yazı, LinkedIn’de paylaşılan Küresel Platformlar, Kısmi Korumala r yazısının güncellenmiş ve genişletilmiş halidir." Rehber: Google’da etkili arama yapmak için 7 ek ipucu,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-googleda-etkili-arama-yapmak-icin-yedi-ek-ipucu,"Arama operatörü olarak dünya genelinde büyük bir popülerliğe sahip Google, hayatımızı kolaylaştırmak için onlarca farklı arama komutu sunuyor. Bu arama komutları sayesinde Google, sadece anahtar kelime aramasında değil, başlık ve dosya tipi özelinde arama yapmak gibi birçok konuda bize kolaylık sağlıyor. Bir önceki rehberde Google’da yaptığımız aramaları daha etkili hale getiren on farklı komutu paylaşmıştık. Serinin devamında bu kez daha hızlı ve isabetli sonuçlar almak için yardımcı olacak yedi ek komutu inceleyeceğiz. 1 - intext: İçeriğinde belirli bir kelime veya kelime öbeği bulunan sayfaları aramak için kullanılan bu komut sayesinde istediğimiz bilgiye daha hızlı bir şekilde ulaşabiliriz. Örneğin, “ şüphe kası ” kavramını içeren tüm siteler bu komut sayesinde bulunabilir. Bu komutla beraber eğer şüphe kası kavramı tırnak (“”) içine alınırsa, bu söz öbeğini ayırmadan içerikte yer veren sitelere ulaşılabilir. Peki “intext:” komutu kullanmanın “şüphe kası” araması yapmaktan farkı ne? İkisi arasındaki temel fark şu: ""intext:” komutu sayfanın ana içeriğindeki bir kelime veya kelime öbeğini arayabilirken, “tırnak işareti” komutu kelime sırası ve noktalama işaretlerini dikkate alarak tüm kelime öbeği için tam eşleşme araması yapabiliyor. Örnek olarak “ çoğulcu cehalet ” kavramını her iki şekilde de arattığımızda, “intext:” çoğulcu ve cehalet sözcüklerini ayrı ayrı içeren sonuçları da verirken, “tırnak işareti” kullandığımız aramada yalnızca bu söz öbeğini bir arada kulananan sonuçlara ulaşabiliyoruz. 2 - allintext: Bu komutla, belirtilen anahtar sözcükleri tam olarak içeren sayfaları görmek mümkün.  “allintext:” komutu, anahtar kelimelerin sayfa başlığında, URL'de veya meta açıklamalarda değil, yalnızca sayfa içeriğinde aramanızı sağlıyor. Peki “intext:” ve “allintext:” komutları arasında bir fark var mı? ""allintext:"" komutu, belirtilen metin ifadesini tam olarak içeren sayfaları aramada kullanılırken, ""intext:"" komutu, metin ifadesinin sayfa içinde geçtiği esnek durumları dahil eder. 3 - cache: Google, web sayfalarını düzenli olarak tarar ve önbelleğe alınmış (cache) bir kopyasını sunucularında saklar. Bir web sayfasının veya kaynağın önbelleğe alınmış (cache) sürümünü bulmak için ise “cache:” komutunu kullanabiliriz . Örneğin, arama çubuğuna “cache:teyit.org” yazdığımızda, “Bu, https://teyit.org/ için Google'ın önbelleğidir. Bu, sayfanın 20 Tem 2023 18:07:18 GMT tarihine ait anlık görüntüsüdür. Aradan geçen süre zarfında geçerli sayfa değişmiş olabilir.” yazısıyla karşılaşıyoruz. Yani Teyit’in anasayfası, bu içeriğin yazıldığı tarih olan 20 Temmuz’da en son saat 18.00’da önbelleğe alınmış. Peki, “cache:” komutu ne zaman işimize yarar? Ulaşmak istediğimiz internet sitesi aniden çevrimdışı olduysa veya sunucu sorunları nedeniyle geçici olarak erişime kapatıldıysa, ""cache:"" komutu yardımıyla Google'ın önbelleğe aldığı son sürümü görüntüleyerek sayfanın içeriğini inceleyebilir ve aradığınız bilgiye erişebiliriz. Bu komut ayrıca bir sayfadaki silinmiş veya değiştirilmiş içerikleri bulmak için de yardımcı olabilir. Örneğin, 24 Kasım 2021 tarihinde Starbucks’ın Türkiye’deki şubelerini kapatma kararı aldığı iddia edilmişti . Fakat iddianın yaygınlaşmasının ardından “bptthaber” kullanıcı isimli hesap kaldırıldı. Teyit’in iddiayı incelerken başvurduğu yöntem, cache: komutunu kullanarak sayfanın önbelleğe alınmış haline ulaşmaktı. Bu sayede, paylaşımın söz konusu hesap tarafından yapıldığı kesinleşti. 4 - allinurl: Bu komut sayesinde arama sonuçlarında, URL'lerde belirli kelimeleri tam olarak içeren web sayfalarına ulaşmak mümkün . Google’ın sonuçları, URL’sinde belirli kelimeleri içeren linklerle sınırlamasını sağlayan “inurl:” komutunu bir önceki yazımızda incelemiştik . 5 - Tarih belirleme Google’da arama sırasında belirli tarih aralığında yayınlanan içeriklere ulaşmanın kolay bir yolu var. Diyelim ki Teyit.org’da 1 Ocak 2016 ila 31 Aralık 2017 tarihlerinde yayınlanmış ve içerisinde “ dezenformasyon ” kelimesi geçen içeriklere ulaşmak istiyoruz. Bunun için yapmamız gereken şey arama butonunun hemen altında yer alan “Araçlar” butonuna basıp, “herhangi bir zaman” seçeneğini seçmek. “Özel bir aralık belirle” seçeneği bize gün, ay ve yıl formatında bir zaman aralığı belirlememize olanak tanıyor. 6 - site: İstediğimiz anahtar sözcükleri veya dosyaları belli bir internet sitesi içinde bulmamıza olanak tanıyan site: komutunu bir önceki yazımızda incelemiştik . Bu komutu etkili biçimde kullanmanın bir yolu da komutun sonunda çeşitli sosyal medya platformlarına yer vermek. Eğer belirli bir sosyal medya platformunda yer alan bir bilgiye ulaşmak istiyorsanız, komutun sonuna bu platformun ismini yazarak istediğiniz sonuca ulaşabilirsiniz. Örneğin, Teyit’in çevirisini yapmış olduğu Doğrulama El Kitabı’yla ilgili yapılan Twitter paylaşımlarına bu komutla ulaşabilirsiniz. Bu komut ayrıca kişilerin, kurumların veya şirketlerin sosyal medya hesaplarına ulaşmak için de kullanılabilir. Sosyal medya platformlarının kullanıcılarına sunduğu platform içi arama özellikleri sınırlı olsa da bu yolla uygulama içinde iz sürmek mümkün. 7 - Belirli bir dilde arama yapma Arama yaptığımız dil kısıtlı sonuçlar almamıza neden olabilir. Google’da farklı dillerde arama yaparak, arama sonuçlarını çeşitlendirilebilir ve daha kapsamlı bilgilere ulaşabiliriz. Tek bir dilde arama yapmadığımızdan emin olmak için arama çubuğunun hemen altında bulunan “araçlar” butonuna basıp, karşımıza çıkan “herhangi bir dil” seçeneğini işaretleyebiliriz.  Ya da arama yaptığımız dili sınırlandırarak istediğimiz sonuca daha kısa sürede ulaşabiliriz. Google’ı kullandığımız dilde arama yapmak istersek, “Türkçe sayfalarda ara” seçeneğini kullanabiliriz. Bu iki seçeneği kullanmak karşımıza farklı sonuçlar çıkaracaktır. Belirli bir dilde arama yapmak için Google’ın Gelişmiş Aramalar sayfasını da kullanabilirsiniz. Bu özelliği kullanmak, arama sonuçlarını seçilen dil özelinde filtreleyeceğinden istediğiniz bilgiye daha hızlı ulaşabilirsiniz. Yapacağınız aramada bu komutlardan birden fazlasını kullanmak istediğiniz sonuca daha hızlı ulaşmanıza yardımcı olabilir. Bir önceki yazımızda değindiğimiz “filetype:”, “site:” ve “AND” gibi komutları bu içeriğimizde yer alan komutlarla birleştirdiğinizde elde edeceğiniz sonuçlar daha isabetli olacaktır. Mesela, Teyit’te 2020 yılında yayınlanan, “Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabı” başlıklı PDF dosyasını arıyor olsak, Google arama çubuğuna ne yazmamız gerekirdi? Arama çubuğuna ““yanlış bilgileri çürütme el kitabı” site:teyit.org filetype:pdf” yazdıktan sonra araçlar kısmından zaman aralığı seçtiğimizde istediğimiz sonuca ulaşabiliriz. Siz de birden fazla komutu bir arada kullanabilir, istediğiniz sonucu saniyeler içerisinde elde edebilirsiniz. Google’ın detaylı arama seçenekleri sunan Gelişmiş Arama sayfasını kullanarak da daha isabetli ve istediğiniz sonuca yönelik aramalar yapmak mümkün . Bu sayfada aramak istediğiniz kelimelere yönelik özel seçimler yapabilir, dil, bölge ve tarih seçimi yaparak arama sonucunu filtreleyebilirsiniz." Hakikat sonrası nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-hakikat-sonrasi-nedir,"Belirli bir konu üzerinde kamuoyu oluşurken, nesnel gerçeklerin duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması hakikat sonrası diye adlandırılıyor.""Post-truth"" ya da ""hakikat ötesi"" kalıplarıyla da bilinen bu kavram, hakikatin önemsizleşmesini ve yanlış bilginin yanlışlığına tepkisiz kalmayı ifade etmek için kullanılıyor. Hakikat sonrası kavramı ilk kez 1992’de Sırp-Amerikan yazar Steve Tesich tarafından kullanılmış , 2000’lerin başında ise Ralph Keyes’in ""Hakikat Ötesi Çağ"" adlı kitabıyla yaygınlaşmaya başlamış. Ancak asıl popülerliğini 2016 senesinde Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmesiyle kazanıyor. Hakikat sonrasını geçtiğimiz on sene içerisinde daha sık duyuyoruz. Dijitalleşmenin ve sosyal medya mecra kullanımının artmasının bu kavramın hayatımızdaki yerinin belirginleşmesindeki payı büyük. Artık bir olayla alakalı yüzbinlerce yoruma çok hızlı ulaşabiliyoruz. Maruz kaldığımız bilgi seli içerisinde gerçeğe ulaşmak ve onu diri tutmak gittikçe daha da zorlaşıyor. Duyguların ve yargıların ön plana çıktığı sosyal medya hesaplarında nesnel gerçeklik artık daha da silikleşiyor . Bu silikleşmeyi besleyen şeylerin başında yankı fanusları geliyor. Yankı fanusu (echo chamber), sosyal medyada kullanıcıların yalnız kendi görüşlerine yakın paylaşımlarla karşılaştığı, farklı düşüncelerle karşılaşmanın ise pek mümkün olmadığını anlatan bir terim. Sosyal medya mecralarının akışımıza bizim tarzımıza benzer paylaşımlar düşürmesi veya benzer görüşlere sahip olacağımızı düşündüğü kişileri önermesi çok cazip gelebilir. Ancak sürekli tek taraflı bilgilere maruz kaldığımızda yanlış bilgilere kapılma ihtimalimiz artıyor. Düşüncelerimiz hiçbir eleştiri almadan bize geri geldiğinde yani yankılandığında onun doğruluğuna daha çok inanabiliyoruz. Yankı fanuslarının yanlış bilgiyi pekiştirmedeki en büyük yardımcısı doğrulama yanlılığı olabilir. Zihnimiz hali hazırda inançlarımız ve fikirlerimizi destekleyen bilgelere daha kolay dikkat kesiliyor ve bu bilgileri daha kolay hatırlıyor. Doğru olsalar dahi kendi fikirlerimizle çelişen bilgilerle karşılaştığımızda bu bilgileri gözardı etme eğilimi gösteriyoruz. Sahip olduğumuz bu doğrulama yanlılığına ek olarak bir de yankı fanusları içinde kaldığımızda doğru bilgiye erişimimiz zorlaşıyor. Hakikat sonrası dünyada yaşamanın olumsuz bazı sonuçları var. Örneğin siyasi arenada objektif bilgilerdense duyguların daha çok yer aldığı görülüyor. Bu da politikacıların halkla kurdukları ilişkiyi şekillendiriyor. Daha çok duygulara hitap eden, gerçeklerin yerini mitlerin aldığı bir ortam oluşuyor. Hakikat sonrası dünyada siyasiler gerçekliklerin dışına çıkarak rakiplerine karşı yanıltıcı ve manipülatif bilgiler ortaya atabiliyor. Örneğin Türkiye’deki son seçim dönemini ele alalım. Teyit bu süreçte siyasilerin demeçlerini inceleyerek halka verdikleri bilgileri teyitledi. Sahte seçim anketleri, montajlanan video ve görseller, sandık güvenliği ile ilgili iddialar bu seçimde gündemdeki yanlış bilgi başlıklarına örnek verilebilir. Seçim döneminde yanıltıcı içerikler kutuplaşmanın da artmasıyla sosyal medyada daha hızla yayılıyor. Bu da gerçeklikten daha hızlı kopuşlar yaşanmasına sebebiyet veriyor. Desteklediğimiz ya da inandığımız bir konudaki bilgilerin yanıltıcı da olsa ""doğru bir amacı"" desteklediğini düşündüğümüzde düzeltme ihtiyacı hissetmiyor ya da göz ardı ediyor olabiliriz. Daha somut bir örnek için aşağıdaki ekran görüntüsüne bakalım. Görüntüde Teyit'in ilgili iddiaya gelen yorumlardan birini görüyoruz. Seçim döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçim kampanyası için hazırlanan reklam filminde Murat Karayılan'ın montajlanmış videosunu gösterdi. Sonrasında ise ""Kılıçdaroğlu'nun Kandil'dekilerle video çekimleri var. Haydi, haydi türü. Ama montaj, ama şu, ama bu... PKK'lılar videolarla bunlara destek verdiler,”  açıklamalarında bulundu. Kararlarlar ve gerçeklikler doğru bilgiler üzerinden inşa edilmeli yanlış bilgiler değil. Yalan söylemenin eğer doğru bir amaca hizmet ediyorsa makbul sayıldığı gerçeklikte, doğru bilgilere ulaşmak için ekstra çaba sarf etmemiz gerekebiliyor. Bilgileri zihin süzgecinden geçirerek kabul etmemiz, doğruları araştırarak bulmamız gerekiyor. Neyse ki hakikat ötesi dünyada yaşarken gerçekliğe ulaşma yolunda bireysel olarak takip edebileceğimiz etkili adımlar var: Şüphe kasını çalıştırmak: Şüphe kası nı etkin kullanmak maruz kaldığımız herhangi bir bilgiye karşı önce durup düşünmeyi, bilginin doğruluğu hakkında şüpheli bir yaklaşıma sahip olmayı gerektiriyor. Şüphe kası, tıpkı diğer kaslarımız gibi kullandıkça gelişiyor. Bu sebeple onu çalıştırmayı ihmal etmemeliyiz. Bilişsel yanlılık larımızın farkında olmak: İnsan zihni doğası gereği belli yanlılıklara sahip. Her birimizin bu yanlılıklara sahip olduğunu, doğruyu yanlıştan ayırırken zihnimizin hata yapabileceğini unutmamız gerekiyor. Yankı fanuslarından çıkmak: Farklı seslere kulak vermek ve onları dinlemek yankı fanuslarından çıkmamıza yardımcı olacaktır. Hakikat sonrası dünyada yaşarken kutuplaşmadan uzak durarak “diğer” olanı dinleyip anlayabilmek önemli bir beceri. Eleştirel dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmek: Yazının en başında hakikat sonrası kavramının gündemde olmasının sebeplerinden birisinin de dijitalleşme olduğunu belirtmiştik. Teknolojik gelişmeler bizim takip hızımızı aşar oldu. Geride kalmadan hayatımıza giren bu yeni araçları öğrenmek ve en doğru şekilde nasıl kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor. Dijital ortamda gördüğümüz bilgileri ve verileri okuma becerisini edinmemiz oldukça önemli. Tabii ki yanlış bilgi sadece 21. yüzyılın sorunu değil. Yanlışı doğrudan ayırt etmek her çağda önemliydi. Ancak hakikat sonrası dediğimiz dünyada yanlış bilginin yayılma hızı ve insanları etkileme gücünün geçmişe göre daha arttığını söyleyebiliriz. Bu da bireylerin daha dikkatli olmasını gerektiriyor. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Camilo Jimenez - Unsplash" Bir komplo teorisiyle karşı karşıya olduğunuzu nasıl anlarsınız?,https://teyit.org/teyitpedia/bir-komplo-teorisiyle-karsi-karsiya-oldugunuzu-nasil-anlarsiniz,"Komplo teorileriyle eleştirel düzeyde ilgilenen herkes, kısa süre içinde bir çıkmazla karşı karşıya kalır. Gerçek komplolar çok düzenli bir şekilde meydana gelir. Siyasi suikastlar, skandallar ve örtbaslar, terör saldırıları ve günlük hükümet faaliyetlerinin birçoğu, istenen bir sonucu elde etmek için birden fazla kişinin gizli anlaşmasını gerektirir. Bu durum çok önemli bir soruyu doğurur. Gerçek komplolar ile “ komplo teorisi ” olarak adlandırdığımız, hatalı veya yanıltıcı düşünce biçimi arasındaki farkı nasıl ayırt edeceğiz? Mesela, koronavirüsün kökenine ilişkin soruların hangilerinin yerinde endişeler, hangilerinin komplo teorisi addedilerek reddedilmesi gerektiğini nasıl bilebiliriz? Bu sorunu çözmeye ilişkin yaklaşımlardan ilki, sağduyumuza güvenmek. Bunun örneklerinden biri, 1964 yılında pornografinin ne olduğunu tanımlamak zorunda kalan ABD yüksek mahkeme yargıcı Potter Stewart. Açıkça tanımlanmış parametrelerden yoksun, sınırları soyut ve tartışmalı zor bir kavramla karşı karşıya kalan Stewart basitçe şöyle demişti : “Gördüğüm zaman anlarım.” Bir diğer yaklaşım ise tüm komplo iddialarına karşı agnostik bir tutum benimsemek. Bu da bazı komplo teorilerinin şu an mantıksız görünmesine rağmen, ne kadar zayıf bir ihtimal olursa olsun, gelecekte doğru olduklarının kanıtlanma ihtimali olduğunu savunmayı gerektiriyor. Bu argümana göre, inanmadığımız komplo teorilerini bile gerçek dışı değil, kanıtlanmamış olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Ancak bu yaklaşımların ikisi de tatmin edici değil. Bunlar, sorunu çözmekten ziyade sorundan kaçmanın yolları. Uzun yıllar komplo teorilerini araştırmış olan Jovan Byford, başka bir yol öneriyor. Gerçekleşen ve endişelenmemiz gereken komplolar ile komplo teorisyenleri tarafından ortaya atılan zorlama iddialar arasında temel farklılıklar var. İlk önemli fark, sözde komplonun doğasında yatıyor. Geçtiğimiz yarım asır boyunca ABD’yi sarsan sayısız siyasi skandalı düşünelim. CIA’in iç casusluk programı , 1970’lerdeki Watergate skandalı, olağanüstü gözaltılar , kitlesel gözetleme veya Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale girişimleri… Benzer skandallara dünyanın diğer ülkelerinde de rastlamak mümkün. Bu sonradan tüm detaylarını öğrediğimiz gerçek komplo örneklerinin ortak noktası, farklı amaç ve hedefleri olması, belirli yer ve zaman dilimleriyle sınırı ve farklı aktörler içermesi. Başka bir deyişle, dünyada komplolar ve örtbaslar gerçekten yaşanıyor; ancak bunlar sayıca fazla ve çoğu durumda birbiriyle alakasız. Tek bir ortak paydaya indirgenemezler. Daha da önemlisi, bu komplolar nadiren plana göre işler. Çünkü herhangi bir gizli anlaşma vakası ile arzu edilen sonuç arasında her türlü öngörülemeyen unsur gerçekleşir. Yanlışları, hataları ve ihanetleri tamamen önlemek veya farklı (ve genellikle gizli) hedefleri ve gündemleri olan diğer bireylerin ve kuruluşların eylemlerini kontrol etmek mümkün değil. Filozof Karl Popper'ın da belirttiği üzere, dramatik tarihsel olayları açıklarken sorulması gereken soru “Bir şeyin olmasını kim istedi?” değil, “Olaylar neden tam olarak birilerinin istediği şekilde gerçekleşmedi?” sorusu. Komplo teorisyenleri elbette dünyayı çok farklı görüyor. Argümanlarının dayanak noktası komploların gerçekleştiği değil, komploların tarihin itici gücü olduğu oluyor. Komplo teorisyenleri, çok sayıda komplonun birbiriyle çeliştiğiyle ilgilenmiyor. Onlar birbirinden farklı tarihsel aktörler ya da olaylar arasında sahte bağlantı arayışında. Komploları kapsayıcı oluyor ve zaman ya da coğrafya ile sınırlı değil. Üstelik sözde her şeyi açıklıyorlar. Komplo teorisyenlerinin gerçek komploları ortaya çıkarmada yetersiz kalmalarının bir nedeni de bu. Tarih boyunca, yasadışı faaliyetlerin ve örtbasların çoğu sağlam gazetecilik faaliyetleri , devlet destekli resmi soruşturmalar veya muhbirlerin eylemleri sonucunda ortaya çıktı. Gerçek komplolarla ilgili pek çok ifşanın arkasındaki itici güç, siyasi şeffaflığa dair kilit bir gelenek olan bilgi edinme özgürlüğü yasaları . Komplo teorisyenleri tarafından tek bir gerçek skandal bile gün ışığına çıkarılmadı. Onlar İlluminati, Yeni Dünya Düzeni, “askeri sanayi kompleksleri” veya dünya siyasetinde sözde etkisi olan Yahudi lobilerinin peşinde koşmakla meşguller. Komplo teorisyenleri, gerçek komploların ortaya çıkarılmasına karşı özü itibariyle çelişkili duygular taşıyor. Komplo teorisyenleri gerçek komploları küçük ve önemsiz görüyor. Onlara göre bunlar, yalnızca işlerin göründüğü gibi olmadığının kanıtı olarak ve dolayısıyla çok daha kötü niyetli (ve çok daha az makul) birçok başka iddianın da doğru olabileceğinin potansiyel kanıtı olarak işe yarıyor. Öte yandan, gerçek komplo vakalarının genellikle gün ışığına çıkarılma şekli, komplo teorisyenleri için sorun teşkil ediyor. Çünkü gerçek komplolar, politikacıların, büyük ticari şirketlerin ya da istihbarat kuruluşlarının her şeye kadir ve her şeyi kontrol eden kurumlar olmadıklarına dair kanıtlar sunarak genel argümanlarını zayıflatıyor. Gerçek komplolar, günlük hayatta var olan hataların ve istenmeyen sonuçların altını çiziyor. Bu da bizi komplo teorileri ile gerçek komplolara ilişkin soruşturmalar arasındaki muhtemelen en önemli farka getiriyor. Araştırmacı gazeteciler, tarihçiler, savcılar veya hakimler de dahil olmak üzere, gerçek komplolarla ilgilenenler için, bir komplonun varlığı test edilebilir bir hipotez. Kanıtlara duyarlılık, kaynakların kontrol edilmesini ve iddiaların doğrulanmasını gerektiriyor. Eğer kanıt eksikliği söz konusuysa veya kanıtlar hipotezle çelişiyorsa, bu otomatik olarak örtbasın parçası olarak değerlendirilmez. Komplo teorisyenleri için ise bunun tam tersi geçerli. Komplo fikri bir hipotez değil, temel, sarsılmaz bir ilkedir. Komplo teorisinin temel önermesinin yanlış olabileceği ya da yeni kanıtlarla yanlışlanabileceği ihtimali dışlanır. Komplo teorileri temelde çürütülmezdir: Mantıksal çelişkiler, aksini gösteren kanıtlar, hatta büsbütün kanıt yokluğu bile komplocu açıklama üzerinde hiçbir etkiye sahip değildir çünkü bunlar her zaman komplo tarafından açıklanabilir. Bir komployla ilgili kanıt eksikliği ya da komplonun varlığına karşı herhangi bir olumlu kanıt, komplonun arkasındaki gizli kabalığın kurnazlığının kanıtı olarak ele alınır. Bu durum komplocuların entrikalarını gizleme becerilerinin tasdiki olarak görülür. Gerçek komplolarla ilgili araştırmalar ile komplo teorileri arasındaki farkları ayırt edebilmek önemli; çünkü günümüzde komplo kültürü, bu ayrımın bir şekilde bulanık, hatta hiç olmadığı algısı üzerine kurulu. Oysa aradaki fark, sosyal ve siyasi açıdan daha anlamlı olamazdı. Komplo teorisyenleri illüzyon tüccarlarıdır. Belli bir rahatlık sunarlar ki zaten onları cazip kılan da budur. Ancak sizi her zaman bir çıkmaza, herhangi bir komplo teorisyeninin hayal edebileceğinden çok daha çeşitli ve karmaşık olan toplumsal sorunlara yönelik gerçek çözümlerden uzağa götürürler." Rehber: Yapay zekâ ile üretilmiş görseller nasıl fark edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-yapay-zeka-ile-uretilmis-gorseller-nasil-fark-edilir,"Teknolojinin yaratıcılığın sınırlarını zorlamaya devam ettiği bugünlerde, doğruyla yanlışı ayırt edebilmek için, yapay zekâ tarafından üretilen içerikleri tanıyabilme ihtiyacı çok daha önemli bir hale geldi. Metin tabanlı bir girdiyi otomatik olarak bir görsele dönüştürme işlemi “text to image” yani “metinden görsele” diye isimlendiriliyor. Yani bir bilgisayar programı veya yapay zekâ modeli, verilen bir metni işleyerek, o metne uygun bir görsel üretebiliyor. Örneğin, “Bir teyitçilik organizasyonunun ofisinde gündemdeki bir iddiayı araştıran teyitçi” komutu, bize aşağıdaki görseli üretebiliyor: Yapay zekânın ürettiği bu görseller sosyal medyada kimi zaman gerçek olduğu iddiasıyla paylaşılıyor. Gerçeğe yakın sonuç veren MidJourney, DALL-E ve Stable Diffusion gibi araçların ürettiği bu görselleri ayırt etmemize yardımcı olabilecek ipuçları mevcut. Görsel üreten yapay zekâ araçlarının zayıf yanlarından biri yazı içeren alanlar. Üzerinde metin yer alan herhangi bir görsel üretirken anlamsız harf veya karakterleri bir araya getiren yapay zekâ, bu yönüyle bu tür içerikleri tespit etme konusunda ipucu veriyor. Yapay zekâ ile görsel üreten araçlar henüz anlamlı yazılar üretme konusunda ustalaşmadı. Örneğin 70’li yılların İstanbul’unda çekildiği iddia edilen bu görselde, arka planda görünen tabelaların anlamsız karakterler içerdiği fark ediliyor. Fakat yapay zekânın bu konuda hızla gelişim gösterdiği de yadsınamaz bir gerçek. Meta’nın yeni duyurduğu CM3leon  “A stop sign in a Fantasy style with the text “1991.” komutuyla beraber verilen yılı düzgün bir şekilde yazmayı başarabiliyor. Aynı komut MidJourney'e yazıldığında harflerin anlam bulunmayan şekilde bir arada verildiği ve sayıların da komutu tam karşılamadığı görülüyor. Yapay zekâ ile üretilmiş içerikleri tespit etmenin bir diğer yolu görseldeki pürüzsüz alanlara odaklanmak. Yani görselde bazı noktalar bulanık, bazı noktalar olması gerekenden pürüzsüz görünüyorsa, şüphe kası mızı çalıştırmakta fayda var. Hayatın doğal akışının dışında görünen her detay, bir görselin yapay zekâ ile üretilip üretilmediği konusunda ipucu verebilir. Örneğin yapay zekâyla üretildiği teyitlenen bu görselin, WikiLeaks'i kuran Julian Assange’in Belmarsh Hapishanesi'nde işkenceye maruz kaldığını gösterdiği iddia edilmişti . Görsel detaylı incelendiğinde, Assange’nin saçlarının başladığı yerin doğal görünümden uzaklığının yanı sıra yüzünün de pürüzsüzlüğü dikkati çekiyor. Sarman bir kediyi polis kıyafetleri içinde görüyorsanız orada bir sorun olabilir! Kişilerin uzmanlığı, rolü veya genel görünümü dışında resmedilmesi yapay zekâ ile üretilmiş görselleri tespit etmenin bir başka yolu. Yapay zekâ yazı içeren bölgelerin tasarımında kötü olduğu gibi gerçek dünyada bir karşılığı olan arma ve logoları üretme konusunda da başarısız. Diğer bir yandan, kişinin alışılmışın dışında bir eşya ile resmedilmesi veya bir aksesuarın gerçek halinden uzak görünmesi görselin yapay zekâ ile üretildiği konusunda güçlü bir detay olabilir. Donald Trump’ın tutuklanış anını gösterdiği iddiasıyla paylaşılan görsele yakından bakalım. Burada ilk dikkat çeken, Donald Trump’ın belinde duran, normalde polislerin silah taşımak için kullandığı kemer oluyor. Bir diğer ipucu ise polis memurlarının üniformasında ve şapkalarında bulunan arma ve yazılar. Anlam içermeyen harfler barındıran şapkalar ve orijinaline uymayan polis armaları bu görselin yapay zekâ ile üretildiği konusunda ipucu veriyor . Görseldeki teknik detaylar kadar, paylaşımın altında bulunan açıklamalar ve hashtagler de önemli. Yapay zekâ ile içeriği üreten kişi veya önceden üretilmiş görseli paylaşanlar, paylaşımın altında “yapay zekâ” ya da aynı anlama gelen “ai”, “artificial intelligence” gibi sözcüklerin yanı sıra, “MidJourney”, “DALL-E” ve “Stable Diffusion” gibi bu görsellerin üretildiği mecraların isimlerine yer verebilir. Tespit yöntemlerinden biri de görsellerin altında veya içeriğinde bulunan filigranlara dikkat etmek. Örneğin, DALL-E aracının ürettiği görsellerin altında renkli bir filigran bulunuyor. Örneğin, geçtiğimiz aylarda Elon Musk ve bir robotu gösteren bu fotoğraflar gerçek olduğu iddiasıyla paylaşılmıştı. Tersine görsel arama nın ardından görselin kaynağına ulaşan Teyit ekibi, paylaşımın altında bulunan “ai” ve “aicommunityart” gibi hashtagler sayesinde görselin yapay zekâ ürünü olduğunu tespit edebilmişti . Teyit yazarlarından Ezgi Toprak , yapay zekâ ile üretilen görselleri anlamanın ellere, kulaklara ve ayaklara bakmaktan geçtiğini söylüyor: Örneğin, sosyal medyada yapılan bir paylaşımda bu görüntünün 70’li yıllara ait olduğu iddia edilmişti. Fakat görsel yakından incelendiğinde eldeki şekil bozukluğu fark edilebiliyor . Peki, bu kadar gerçekçi görseller üretebilen yapay zekâ eller konusunda neden başarılı değil? Bunun tartışılan birkaç sebebi var. İlki, elin anatomik yapısı. Tek bir elin düzinelerce farklı pozisyona ve temsile sahip olması, yapay zekânın üretme aşamasında yararlandığı komutlar açısından daha karmaşık bir tablo çıkartıyor . Yani kusurlu veya eksik veri kümeleri, kusurlu çıktılar üretiyor . Teknoloji yazarı Kyle Chayka’ya göre bir diğer sebep, yapay zekânın görsel kalıpları kavrayabilme yetisinin henüz biyolojik mantığı kavrama konusunda yetersiz kalması . Yani bir elin parmaklardan oluştuğunu anlayan yapay zekâ, parmak sayılarına karar verme ve parmakların boyutlarını gerçekliğe uygun inşa etme konusunda şimdilik yetersiz. Gün geçtikte yapay zekânın eller konusunda daha da ustalaştığı ise bir gerçek. Meta’nın yeni aracı CM3leon’un ürettiği bu el , ilerleyen günlerde yapay zekâ ile üretilmiş görselleri ayırt etmenin daha da zorlaşacağının sinyallerini veriyor. İlk bakışta fark edilmeyen detaylar, görselin bütününe bakınca kendini ele verebilir. Görsel, tarihin akışına uymayan, bilinen gerçekle örtüşmeyen, fizik kurallarına veya hayatın normal akışına uymayan bazı detaylar içerebilir. Örneğin, bu görselde Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Francis, bir gece kulübünde dj’lik yaparken resmedilmiş . Teyit'in yazı işleri sorumlusu Emre İlkan Saklıca , teknik detayların yanı sıra görselin bağlamının da önemli olduğu dile getiriyor: Teyit editörlerinden Ali Osman Arabacı da görselin bütününe bakmanın önemini vurguluyor: Son olarak, yapay zekânın hızla geliştiği ve çıktıların giderek daha da kusursuza yakınlaştığı bu dönemde, bahsedilen bu yöntemler zamanla işlevsiz hale gelebilir. Bu noktada, yine yapay zekâ ve makine öğrenmesi ile tasarlanan “yapay zekâ tespit araçları” önem kazanıyor. İpuçları yeterli değilse veya daha isabetli sonuçlar veren bir araca ihtiyaç duyuyorsak, yapay zekâ tarafından üretilen görüntüleri tanımlamak ve ayırt etmek için geliştirilen araçları kullanabiliriz. Bu araçlar, görsel içeriğin doğruluğunu sağlamada en büyük yardımcılarımızdan biri. Stable Diffusion, MidJourney veya DALL-E tarafından üretilen görselleri ayırt edebilen AI or Not , yüklediğiniz görselin yapay zekâ ile üretilip üretilmediği hakkında saniyeler içinde bir çıktı sunabiliyor. Yüzde 95 kesinlik oranına sahip olan araç, Telegram hesabında bulunan bot ile de anında doğrulama yapabiliyor. Bu araçlardan bir diğeri ise Hive Moderation . Hive Moderation’ın en dikkat çekici yanlarından biri kullanıma yeni açılan web uzantısı. Bu uzantı sayesinde, görsellerin yapay zekâ ile üretilip üretilmediğini anlamak çok daha kısa sürüyor. Mesela, Twitter’da gezinirken tavus kuşu yavrusunu gösterdiği iddia edilen bir görselle karşılaştınız. Gönderinin yaygınlığı, bu içeriğin doğru olduğu konusunda beynimizi kolaylıkla yanıltabilir. Böyle durumlarda Hive Moderation’ın web uzantısı sayesinde görselin yapay zekâ ile üretildiğini saniyeler içinde öğrenebilirsiniz. Fakat yapay zekâ ile oluşturulmuş görselleri ayırt etmemizi sağlayan bu araçların her zaman doğru sonuç vermediğini unutmamalıyız. Bu araçlar gün geçtikçe gelişse de, hala istenilen faydayı sağlama konusunda yetersiz. Bir görselin yapay zekâ ile üretilip üretilmediğini anlamanın bir diğer yolu ise tersine görsel arama yapmak. Google, Yandex ve Bing gibi arama operatörleri ile yapacağınız tersine görsel arama sayesinde görüntünün teyitçiler tarafından analiz edildiği içeriklere veya haber metinlerine ulaşabilirsiniz. Örneğin, Papa Francis’in beyaz şişme bir mont giydiği gösteren bir görsele denk geldiniz. Tersine görsel arama sayesinde, arama sonuçları arasında bu görüntünün yapay zekâyla oluşturulduğu bilgisini içeren sayfalara ulaşmak mümkün. Sonuç olarak, internette karşılaştığınız görsel hayatın normal akışına uygun değilse veya yapay zekâ ile yaratıldığına dair şüphe uyandırıyorsa yapılacak ilk şey şüphe kasını çalıştırmak! Görselin yapay zekâ ile üretilip üretilmediği bilgisine ipuçlarını takip ederek ulaşabilirsiniz." Yanal okuma: Güvenilir kaynakları tespit etmek için en iyi yöntem,https://teyit.org/teyitpedia/yanal-okuma-guvenilir-kaynaklari-tespit-etmek-icin-en-iyi-yontem,"IBM'e göre her gün yaklaşık 2,5 kentilyon bayt yeni veri üretiliyor. Bilim insanı David Helfand’a göre bu, 5 trilyon kitaba eşit ve 485 metre yüksekliğindeki kitaplıklarla ekvatorun etrafını sarmaya yetecek kadar çok. Başka bir deyişle, internete her gün yeni makaleler, videolar, fotoğraflar, gönderiler ve hatta internet siteleri ekleniyor. Bu kadar çok bilginin olduğu bir çağda, iyi ve kötü kaynakları ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Peki bir sitenin güvenilir olup olmadığını nasıl değerlendirebiliriz? Çoğu insan bir internet sitesinin güvenilir olup olmadığına karar vermek için dikey okuma yapar, yani o internet sitesinin içinde kalarak güvenilir olup olmadığını tartar. Bize öğretilen okuma yöntemi bu: Yukarıdan aşağıya doğru. Stanford Tarih Eğitim Grubu araştırmacıları bu konuda şöyle söylüyor: “İnsanlar internetteki bilgilerin arkasında kimin olduğunu belirlemeye çalışırken URL, tasarım, işlevsellik veya içerik gibi, bir internet sitesinin dahili özelliklerine bakarak yargıda bulunuyor. Ancak bu özellikler, bir siteyi değerlendirmek için etkili değil ve açıkça sorgulanmaları gerekiyor.” Grup, profesyonel teyitçilerin çalışmalarını inceledikten sonra, siteleri değerlendirmede başka bir yaklaşımın çok daha etkili olduğunu keşfetti: Yanal okuma . Emin olmadığınız veya şüphelendiğiniz bir internet sitesiyle veya sosyal medya hesabıyla karşılaştığınızda, onunla zaman kaybetmeyin. Bu kaynak hakkında daha fazla bilgi edinmek için tarayıcınızda başka sekmeler açmak daha iyi bir yöntem . Buna yanal okuma denmesinin nedeni de bu: Sayfayı dikey olarak yukarı ve aşağı hareket ettirmek yerine sekmeden sekmeye, yana geçmek. Stanford Tarih Eğitim Grubu araştırmacılarına göre, “Bir kaynak hakkında diğer internet sitelerinin ne yazdığını kontrol etmek, kaynağın kendisinin, kendisi hakkında yazdıklarına güvenmekten daha iyi bir değerlendirme stratejisi.” Yanal okuma yapmanın iki yolu var: kaynağın kendisinin güvenilirliğini doğrulamak ve diğer kaynakların belirli bir konu hakkında neler söylediğini öğrenmek. İki tekniğe de daha yakından bakalım. TikTok'taki şüpheli bir kaynağı araştırmak için yanal okuma yapan, MediaWise’ın genç teyitçisi Isaac Harte’ın bu videosuna göz atalım. Bu videoda, “TikTok'taki bir numaralı haber hesabı” olduğunu iddia eden bir içerik üreticisi, Afrika kıtasının ikiye ayrıldığını söylüyor. Bu içerik üreticisinin yetkili bir bilgi kaynağı olup olmadığını bilmeyen Harte, daha fazla bilgi bulmak için uygulamadan çıkıyor. Biraz araştırma yaptıktan sonra, içerik üreticisinin bir gazeteci ya da bilim insanı olmadığını ve videosundaki bilgilerin çoğunun varsayımlara ve kulaktan dolma bilgilere dayandığını tespit edebiliyor. Harte’ın yaptığı gibi yanal okuma yaparak bir kaynağın güvenilirliğini doğrulamak istiyorsanız hangi adımları atmalısınız? Şimdi hidrojen peroksitin kanseri tedavi edebileceği iddiasını kontrol eden, MediaWise’ın genç teyitçisi Sophia Ortiz’in videosuna göz atalım. Ortiz, emin olmadığı bir kaynakta bir iddia gördükten sonra, diğer kaynakların bu konuda ne söylediğini kontrol etmek istiyor. Asıl gönderiden ayrılıyor ve iddia hakkında daha fazla bilgi edinmek için bir dizi yeni sekme açıyor. Sadece birkaç dakikalık yanal okumanın ardından Ortiz bu iddianın tamamen yanlış olduğunu tespit edebiliyor. Ortiz'in yaptığı gibi, bir konu hakkında başka kaynakların neler söylediğini keşfetmek istiyorsanız hangi adımları atmalısınız? Hem Ortiz hem de Harte, internette gördüğünüz herhangi bir iddiada işe yarayabilecek ve sizi yanlış bilgiden korumaya yardımcı olabilecek bir medya okuryazarlığı stratejisi yanal okuma kullanıyor. Dijital dünyamızda neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilmek önemli. İnternet, bilgiyi değerlendirmek için, kitap veya dergi okumaktan çok daha farklı, yeni bir okuma stratejisi kullanmamızı gerektiriyor. Bilgi üretme ve yayma becerisi hiç bu kadar kolay olmamıştı. Yanal okuma, edindiğimiz bilginin güvenilirliğinden emin olmamızı sağlayabilir." Mandela etkisi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-mandela-etkisi-nedir,"Büyük bir insan grubunun, gerçekleşmemesine rağmen bir olayın yaşandığına inanması durumuna Mandela etkisi deniliyor. Mandela etkisini kolektif olarak bir olayı yanlış hatırlama hali diye de tanımlayabiliriz. Kendini paranormal araştırmacı olarak tanımlayan Fiona Broome, katıldığı bir konferansta eski Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela’nın 1980’lerde hapishanede öldüğünden bahsediyor. Ancak Mandela 2013 senesinde hayatına kaybetmişti. Broome araştırmaları sonrasında yalnız olmadığını birçok kişinin Mandela’nın ölümüyle alakalı benzer yanlış anılara sahip olduğunu keşfediyor. Hatta Mandela’nın 1980’lerde öldüğüne ilişkin haber yayınlarını ve eşinin konuşmasını hatırladığını söyleyenler bile var. Broome bu olaydan yola çıkarak insanların toplu bir şekilde bir olayı yanlış hatırlamasına Mandela etkisi adını veriyor. Mandela etkisi psikoloji araştırmacılarının da ilgisini çekiyor. Kimileri bu toplu yanlış hatırlama durumunu “paralel evrenlerde” yaşanan olaylara dayandırsa da bilimsel olarak bakıldığında Mandela etkisi aslında insan hafızasının esnek yapısı ve çevresel faktörlerden kolay etkilenmesiyle ilgili bir durum. Dr. Chloe Wall, Beni (Benden) Bilmek, Seni (Senden) Bilmek: Bellek ve Tanıklık Üzerine Denemeler (Knowing (From) Me, Knowing (From) You: Essays on Memory and Testimony) makalesinde Mandela etkisini kolektif bir hafıza hatası örneği olarak tanımlıyor. Mandela etkisini düşünürken hafızamızın çevresel faktörlerden nasıl etkilendiğinin yanında zihnin boşlukları doldurma eğilimini de göz önünde bulundurmak gerek. Zihnin bu boşlukları nasıl doldurduğunu gösteren bir Mandela etkisi örneğini ele alalım. Sizce aşağıdaki Monopoly oyun kutusunun üzerindeki karakteri gösteren iki çizimden hangisi doğru? Eğer tek cam gözlük takan (monacle)  karakterin kutunun üzerinde yer aldığını hatırlıyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok kişi Mr. Monopoly’i gözlüklü hatırladığını söylese de Monopoly oyun kutularında Mr. Monopoly hiçbir zaman gözlük takmamış. Resmi hesaplarında ise 2016 senesinde Mr. Monopoly sadece bir kez bu şekilde görülmüş . Peki neden bu şekilde hatırlıyoruz? Mr. Monopoly hafızamızda belli şekilde bıyığı olan şapkalı erkekleri çağrıştırıyor ve genelde bu tarzda kişilerin tek camlı gözlük aksesuarları da oluyor. Zihnimiz boşlukları doldurup Mr. Monopoly’i gözlüklü bir şekilde hatırlamamızın nedeni olabilir . İnternet bu sahte anıları yaymak için elverişli bir ortam. Yanlış bilgiler sık sık önümüze düştüğünde bir süre sonra doğruymuş gibi geliyor, tekrarlar bir bilgiyi doğruymuş gibi hatırlamamıza yol açabiliyor. Örneğin sosyal medyada veya bazen haber sitelerinde ünlülerin yanlış ölüm haberlerine yer veriliyor. Asılsız ölüm haberlerinin arkasında farklı motivasyonlar var bazen yanlışlıkla verilen bu haberler sıklıkla trolleme, tık tuzağı veya oltalama amacıyla da yayınlanıyor. Sebebi her ne olursa olsun bu haberlerin özellikle bazı ünlüler üzerinden sık sık gündeme gelmesi bu kişilerin gerçekten ölüp ölmedikleri konusunda okuyucuların zihninde bulanıklaşmış anılar yaratıyor. Bahsi geçen ünlü şahıs ölmese bile binlerce kişi onu öldü olarak biliyor. Örneğin, Çocuklar Duymasın dizisinde Çaycı Hüseyin karakterini canlandıran Alpaslan Özmol’un ölüm haberine birkaç denk gelmiş olabilirsiniz veya Yeşilçam yıldızlarından Münir Özkul’un. Bu kişilerin yaşayıp yaşamadığı eğer öldüyse hangi sene vefat ettiği belirsizleşiyor. Bazen trolleme vaya hivic amaçlı yapılan sahte haberler insanların zamanla o olayın gerçekmiş gibi algılamasını sağlıyor. İnsanlar gerçekten olayın zihinlerindeki gibi olduğunu konuyla alakalı gazete yazısı okuduklarını veya fotoğraflarını gördüklerini dile getirerek anılarını delillendirdiklerini düşünseler de aslında bu anılar çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Teyit’in incelediği konulardan biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yerel seçimleri öncesinde “tek mal varlığım bu yüzüktür”dediği ve elindeki yüzükle çekilmiş fotoğrafının bu anı gösterdiği iddiasıydı . Aslında fotoğrafta Erdoğan kendi mal varlığından bahsetmiyordu. O dönem bulunduğu Refah Partisi’nin seçim kampanyasına destek amacıyla gönderilen bir yüzükten bahsediyor. Yüzüğün hikayesini anlatırken çekilen fotoğraf bir gazetenin Foto-Şaka bölümünde altında “İşte servetim bu yüzük” açıklamasıyla yayınlanmış. Fotoğrafın bu şekilde paylaşılması aradan seneler geçtikten sonra bile insanların zihninde gerçekmiş gibi kalmış. Psikoloji bilimi hafızanın kırılganlığına dair çok önemli bilgiler sunuyor. Hafıza alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan bilim insanı Sir Frederick Bartlett hafızanın bir teyp kaydedici gibi olmadığını söylüyor. Zihnimizin deneyimlerle hafızamızı şekillendirdiği ve anıları yeniden yapılandırdığı üzerinde duruyor. Benzer şekilde sahte anı çalışmalarıyla tanınan Dr. Elizabeth Loftus “ araba kazası deneyi ” ile hafızamızın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Loftus ve Palmer (1974) bu deneyde, bir grup katılımcıya yarım dakikadan az süren araba kazası videoları izletiyor ve sonrasında katılımcılardan görgü tanığı gibi izledikleri olayda neler olduğunu anlatmaları istiyor. Ardından kaza yapan araçların hızlarını tahmin etmeleri isteniyor. Ancak bu soruyu sorarken araştırmacılar kaza anını tanımlayan beş farklı kelime kullanıyor: şiddetle çarpıştıklarında, çarpıştıklarında, hafifçe çarpıştıklarında, vurduklarında, temas ettiklerinde (smashed / collided / bumped / hit / contacted). Tüm katılımcılar aynı videoları izlemelerine rağmen arabaların ne kadar hızlı olduğuna dair tahminleri sorudaki kelimeye göre değişiyor. Kullandıkları kelime ne kadar güçlü bir çarpmayı niteliyorsa verilen hız ortalaması o kadar yüksek oluyor. Aynı olaya tanıklık eden insanların anıları sadece sorulan bir sorunun içindeki kelimeye göre böylesine etkilenebiliyor. Loftus ve ekibi bu çalışmayı 1970’lerde yapmıştı. Günümüzde deepfake , yapay zekâ ile desteklenmiş diğer uygulamaları konuşuyoruz. Dışarıdan gelen sorudaki kelime seçiminden bile etkilenen anılar, deepfake ile ile üretilmiş videolar, yapay zekâ ile canlandırılmış sahte görseller ya da sesler işin içine girdiğinde ne yapacak? 21. yüzyılın dünyasında zihnimiz sahte anılar üretmeye daha yatkın hale gelmiş olabilir. Kapak illüstrasyon: Popular Mechanichs için Eleni Dimou" Tekrar yoluyla doğruluk nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-tekrar-yoluyla-dogruluk-nedir,"Bir bilginin sıkça tekrarlanması sonucunda zihnimizin o bilgiyi daha doğru ve güvenilir algılaması, “truth by repetition” yani tekrar yoluyla doğruluk diye isimlendiriliyor. Bu durum, “illusory truth effect” yani doğruluk yanılsaması etkisi olarak da biliniyor . Kavram 1977 yılında Lynn Hasher öncülüğünde yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıktı . Araştırma sırasında katılımcılardan onlara sunulan 60 ifadenin her birinin doğru ya da yanlışlığından ne kadar emin olduklarını değerlendirmeleri istendi. Kullanılan ifadelerin birçoğu spor, sanat ve siyaset gibi farklı bilgi alanlarından seçilmişti ve aynı katılımcılarla iki haftalık aralıkla üç farklı oturum yapıldı. Bu oturumlar sırasında verilen ifade listelerinde, bazı ifadeler tekrarlanırken, bazılarına yalnızca bir kez yer verildi. Hem doğru hem de yanlış ifadeler için, tekrarlanan ifadelerin doğruluk yargılarında önemli bir artış olurken, tekrarlanmayan ifadelerin doğruluk yargılarında bir değişiklik olmadığı gözlemlendi. Sonuç olarak tekrarlanma sıklığı, ifadelerin doğru olarak kabul edilmesine yardımcı olan bir kriter olarak literatüre geçti. Yakın zamanda, Vanderbilt Üniversitesi'nden Lisa Fazio liderliğindeki ekip, doğruluk yanılsaması etkisinin ön bilgilerimizle nasıl etkileşime girdiğini test etmek için yola çıktı . Deney sırasında katılımcılara ""Pasifik Okyanusu Dünya'daki en büyük okyanustur"" gibi doğru bilinen ifadelerin yanı sıra "" Atlantik Okyanusu Dünya'daki en büyük okyanustur” gibi doğru olmayan ama insanların muhtemelen doğrusunu bildikleri ifadeler sunuldu. Araştırmacılar, katılımcılardan her bir ifadenin altı puanlık bir ölçekte ne kadar doğru göründüğünü derecelendirmelerini ve her bir ifadeyi sadece ""doğru"" veya ""yanlış"" olarak kategorize etmelerini istedi. Ankette yapılan tekrarlama, bir ifadenin doğru kategorize edilme olasılığını artırdı. Bu araştırmalardaki temel bulgu, doğru olup olmadığına bakılmaksızın insanların daha önce gördükleri öğeleri doğru olma olasılığı daha yüksek olarak değerlendirme eğiliminde olmaları. Yani, gerçek ya da kurgu, bilinen ya da bilinmeyen ifadeler için tekrar, bir bilginin daha inandırıcı görünmesini sağlıyor. Peki, tekrar yoluyla doğruluk, ya da diğer bir deyişle doğruluk yanılsaması ile ne zaman karşılaşıyoruz? Siyasetçilerin yanıltıcı gerçek etkisini zaman zaman kendi politikalarına çıkar sağlamak veya seçmenlerini etkilemek için kullandıkları bir gerçek. Belirli anlatıların veya iddiaların tekrarlanması, yalnızca söz konusu siyasi partinin seçmen kitlesinde değil tüm kamuoyunda yankı uyandıracak bir etkiye sahip. Örneğin, bir siyasetçi hakkında yanlış bir anlatı yeterince sık tekrarlanırsa, bu bilgi doğru olmamasına rağmen nüfusun bir kesimi tarafından kabul edilebilir hale gelebilir. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel müdür olarak çalıştığı dönemde SSK’yı dolandırdığı ve batırdığı iddiası uzun zamandır sosyal medyada dolaşımda. Paylaşılan gazete kupürü dikkatli incelendiğinde dönemin SSK Genel Müdürü Kılıçdaroğlu’nun, kurumu dolandıran Sa-San firması hakkında şikayetçi olduğu anlaşılıyor. Haber metninde Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafına yer verilmesi, iddianın yanlış anlaşılmasına sebebiyet vermiş gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da sık sık dile getirilen, Kılıçdaroğlu’nun SSK’yı batırdığı iddiasının çıkış noktası ise SSK’nın o dönemlerde mali açık vermesi . Sosyal medya platformlarının algoritmaları da kimi zaman yanlış bilginin ve komplo teorilerinin tekrarını besliyor. Etkileşimi en üst düzeye çıkarmak ve bilgi paylaşımını teşvik etmek üzere tasarlanmış platformların algoritmaları, kullanıcıların belirli anlatılara veya iddialara tekrar tekrar maruz kalmalarına yol açıyor. Bu tekrarlar, komplo teorilerinin yayılımını da besliyor. Örneğin, YouTube’da Ay’a hiç gidilmediği ve mevcut uzay görüntülerinin stüdyo ortamında kaydedildiğine dair bir komplo teorisi ne denk geldiniz diyelim. İzlediğiniz bu videonun sonunda karşınıza çıkacak içerikler, YouTube algoritması sebebiyle bu konuyla benzer olacaktır. Böylece yanlış bilgiyle olan temasla birlikte, bu tekrarlanan bilgiye duyulan aşinalık da artıyor. Bu kavram, kolektif olarak bir olayı yanlış hatırlama hali olan Mandela etkisi ile benzer. Çünkü her iki durumda da tekrarlar, aşinalığın yardımıyla gerçeği yeniden inşa ediyor. Tekrarların, bilişsel akıcılık ve aşinalık aracılığıyla hakikat algımız üzerinde derin bir etki yaratmaya devam ettiği bir gerçek. Bilişsel süreçlere ilişkin yapılan bu deneyler, seçici maruz kalma, doğrulama önyargıları veya tersini düşünme başarısızlıkları gibi olgularla birlikte, bariz bir şekilde yanlış bir bilginin bile nasıl ""sonunda kanıtlanmış bir gerçek olarak kabul edilecek şekilde zihinde sabitlenebileceği"" ortaya koyuyor . Günümüzde bilginin rastgele değil, stratejik tekrarlandığı düşünülürse, tekrarın neden olduğu doğruluk etkisinin gücü endişe verici. Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla beraber hem dönüşen hem de güçlenen bu “tekrarlar”, doğruyu yanlıştan ayırma ve hakikate erişme konusunda yeni zorluklar barındırıyor. Bu nedenle, sosyal medya platformlarının sadece mevcut inançları güçlendirmek yerine çapraz kontrol ve farklı kaynaklardan içerik tüketimini teşvik eden özellikler sunmaları önemli. Bilgi tüketicileri olarak, dijital ortamda şüphe kası mızı kullanmak ve eleştirel düşünce yöntemlerini akılda tutarak gezinmek tekrarların yarattığı yanılsamalardan korunmamızı sağlayabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Rehber: Sosyal medyaya teyitçi gözüyle bakmak,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-sosyal-medyaya-teyitci-gozuyle-bakmak,"Dünya genelinde 2023 yılı itibariyle 4,76 milyar sosyal medya kullanıcısı bulunuyor. Bu sayı dünya nüfusunun neredeyse yüzde 50’si demek. Türkiye’de ise nüfusun yüzde 73,1’i aktif sosyal medya kullanıcısı. We Are Social Türkiye raporuna göre, sosyal medya kullanımının temel nedeni “bilgiye ulaşmak”. Peki bilgiye ulaşırken yanlış ya da doğruyu nasıl ayırt ediyoruz? Kullanıcıların günde ortalama üç saatini geçirdiği sosyal medyada bu ayrımı farketmesini beklemek kolay olmayabilir. Fakat teyitçiler ve teyitçi gibi düşünmek isteyenler için sosyal medya platformları hem yanlış bilginin izinin sürülebileceği hem de doğru bilgiye ulaşılabilecek önemli kanallar arasında. Twitter, Facebook, TikTok, Instagram ve YouTube… Her birinin kendi gelişmiş arama seçenekleri veya filtreleme özellikleri sayesinde şüpheli bilgileri yakalamak ve bilginin doğruluğunu kontrol etmek mümkün. Bu yazıda alışılagelmiş haliyle sosyal medya platformunun ismi Twitter'ı kullanabiliriz. Önceki rehberlerimizde Google’ı etkin kullanmak için 10 yoldan bahsetmiştik . Bu ipuçlarını hatırlamak önemli, çünkü bu komutlar Twitter’da da işimize yarayacak. Twitter’ın birden fazla sosyal medya hesabını aynı anda görüntülemek, anahtar kelimelerle arama yapmak ve tüm bunları yan yana görüntüleyebilmek için sunduğu bir aracı var: Tweetdeck. Tweetdeck’te belirlenen anahtar kelimelerle birçok sütun oluşturulabilir. 7 Ağustos 2023’te Kocaeli Derince Limanı’ndaki Toprak Mahsulleri Ofisi’nde bir patlama meydana geldi. Bu son dakika haberiyle ilgili hem olası yanlış bilgileri tespit etmek hem de olay yerinden elde edilebilecek doğru bilgilere ulaşabilmek için Tweetdeck’i nasıl kullanabileceğimize bakalım. Aranan kelime ya da kelime grubunu barındıran içeriklere erişebilmek için öncelikle tırnak işareti (“...”) komutunu kullanabiliriz. Bu haberle ilgili kullanabileceğimiz, “Kocaeli”, “Derince” ve “patlama” gibi anahtar kelimeler oluşturabiliriz. Ancak bu kelimeler haberle ilgili detaylara ulaşmak için tek başına yeterli değil. Bu nedenle İngilizce’de “ve” anlamına gelen AND komutunu kullanarak, yalnızca aradığımız iki ya da daha fazla anahtar kelimenin aynı anda bulunduğu içeriklere ulaşabiliriz. Arama çubuğuna “Kocaeli” AND “patlama” şeklinde bir kombinasyon yazabiliriz. Bu kombinasyona ekleyebileceğimiz komutlardan bir diğeri OR komutu . İngilizce’de “ya da” anlamına gelen bu komut sayesinde aradığımız anahtar kelimelerden birini ya da diğerini barındıran içeriklere ulaşabiliriz. Bu aramayla ilgili daha spesifik sonuçlara ulaşmak da mümkün. Filtreleme özelliğini kullanarak zaman, lokasyon, fotoğraf ve video içeren medya türlerini, dil seçeneklerini ve tweetlere gelen etkileşim sayılarını özelleştirebiliyoruz. Tweetdeck’teki bu özellikleri Twitter’daki “Gelişmiş Arama” seçeneğini kullanarak da görebiliyoruz. Twitter’daki arama çubuğuna bir kullanıcı ismini veya anahtar kelimeyi yazdıktan sonra, “Advanced Search” - Gelişmiş Arama seçeneğine tıklayıp filtremelere ulaşıyoruz. Tıpkı Tweetdeck’te olduğu gibi gelişmiş aramayla istediğiniz anahtar kelimeyi, zamanı, dili ve etkileşim sayısını belirleyebiliyorsunuz. teyitorg hesabından atılan “yanlış bilgi” kelime öbeğinin yer aldığı 1 Ocak 2021 - 1 Ocak 2023 tarihleri arasında atılan tweetler. Son olarak Twitter’la ilgili bir özellikten daha bahsedelim: Liste oluşturma. Bu özellik sayesinde ilgi duyduğunuz bir konu, takip ettiğiniz güvenilir haber kurumları, gazeteciler ve teyitçiler için listeler oluşturabilirsiniz. Özellikle savaş, çatışma, doğal afet gibi kriz dönemlerinde bölgede bulunan güvenilir medya kurumlarını, hesapları ve gazetecileri oluşturacağınız bu listelerle çok daha kolay takip edebilirsiniz. Tweetdeck’le ilgili ufak bir not düşmekte fayda var. Twitter’ın X oluşuna giden süreçten Tweetdeck de nasibini aldı ve Tweetdeck’in mavi tike sahip yani doğrulanmış hesaplarca kullanabileceği açıklandı . Ancak bu sınırlamanın ne zaman uygulanacağı henüz netleşmiş değil. Twitter kadar gelişmiş olmasa da Facebook’ta da kullanılabilecek filtreleme seçenekleri var. Özellikle şüpheli haber veya iddialarda kişilerle ve kişilerin bağlantılı oldukları çevrelerle ilgili bilgi edinebilmek için Facebook hala iyi bir seçenek. Facebook’un filtreler seçeneğiyle kişilerin iş, eğitim ve şehir gibi bilgileri girilerek arama daraltılabiliyor. Benzer şekilde kişiye ait fotoğraflar, fotoğraf türü, etiketlenen konum gibi alt başlıklarla özelleştirilebiliyor. We Are Social 2023 yılı Türkiye verilerine göre, TikTok Türkiye'de 18 yaş ve üzeri 29 milyondan fazla kullanıcıya sahip. TikTok da diğer sosyal medya platformları gibi, hem yanlış bilginin yayıldığı hem de şüpheli bilgilerin ilk kaynaklarına ulaşılabilecek platformlardan biri. Platformun kendi içinde gelişmiş bir arama yöntemi yok. Fakat Google arama komutları sayesinde kullanabilecek bazı arama yöntemleriyle, istenilen sonuca daha kolay ulaşmak mümkün. Google’da bir TikTok profiline nasıl ulaşacağımıza bakarak başlayalım. Teyit’in TikTok profiline ulaşmak için, “site” komutunu kullanarak site:tiktok.com “teyit” yazabiliriz. Diğer platformlarda bir TikTok profili ile ilgili yapılan paylaşımları görebilmek için de komutlarla oluşturabileceğimiz kombinasyonlar var. Teyit’in TikTok profiliyle ilgili hem YouTube’da hem de Instagram’da yer alan paylaşımları görmek için şöyle bir kombinasyon kullanabiliriz: site:youtube.com OR site:instagram.com ""teyit"" ""tiktok"" OR intext:""tiktok.com/@teyitorg Kullanılabilecek bir başka komut, “tag” komutu. Bu sayede TikTok içinde belirli bir hashtagin kullanıldığı paylaşımları bulmak mümkün. “tiktok.com/tag/deprem” gibi bir arama yaptığımızda deprem taginin kullanıldığı içeriklere erişebiliyoruz. Anahtar kelimelerle arama yapılabilen ve filtreleme seçeneklerine sahip platformlardan biri de YouTube. Platformdaki filtreleme seçeneklerine erişmek için arama çubuğuna yazdığının anahtar kelimenin ardından sağda bulunan filtrelere ulaşabiliyorsunuz. Filtreler videonun yükleme tarihi, türü, süresi ve özellikleri olarak belli başlıklardan oluşuyor. Yükleme tarihini özelleştirerek son bir saat içindeki bir videoyu aramak da, bu yıl içindeki bir videoyu aramak da mümkün. Platformların kendi içindeki arama ve filtreleme seçenekleri sayesinde gündelik veya olağanüstü akışa herkesten daha hakim olmak mümkün. Ancak tüm bu özellikleri kullanmaya başlamadan evvel eleştirel düşünmeyi ve şüphe kası nızı çalıştırmayı unutmayın." Bir itfaiyeci Maui orman yangınına dair komplo teorilerine meydan okuyor,https://teyit.org/teyitpedia/bir-itfaiyeci-maui-orman-yanginina-dair-komplo-teorilerine-meydan-okuyor,"Hawaii’nin Maui adasında yangınlar devam ederken komplo teorileri de su yüzüne çıkmaya başladı. 99'dan fazla kişinin ölümüne ve 2 bin 200'den fazla binanın tahrip olmasına neden olan yangınların kaynağı henüz belirlenmemişken, yanlış bilgi içeren video ve görüntüler sosyal medyada yayılmaya başladı. Önde gelen teorilerden biri, yangınlara dev lazerlerin neden olduğuydu . Oahu’da yaşayan orman itfaiyecisi Michael Clark, çok geçmeden harekete geçmeye karar verdi. Yangınların “doğrudan enerji silahı saldırısı” olduğunu iddia eden bir TikTok videosuna yanıt vererek kendi paylaşımını yaptı. Clark cumartesi günü Instagram’da paylaştığı bir videoda “Her yıl ‘Bu yangınlar lazer ışınlarıyla çıkarıldı’ ve ‘ Nasıl oluyor da evler dümdüz olurken ağaçlar sapasağlam duruyor? ’ diyen bir komplo teorisyeni çıkıyor."" diyor. İtfaiyeci “Bu çok iğrenç bir şey. [...] Korkunç bir olay sayesinde görüntüleme ve tık almaya çalışıyorsunuz. Ölü sayısı hâlâ artıyor ve siz çıkıp bunun lazer ışınlarıyla başlatıldığını mı söylüyorsunuz?” görüşünde. Clark, Maui yangınlarında aktif çalışmıyor, ancak insanları sakinleştirmek ve bu yalanların yayılmasını durdurma sorumluluğu hissettiğini söylüyor. Clark bir söyleşisinde, “Bu kadar çok insanın gökyüzünden dev bir lazer ışınının indiğini düşündüğünü ve iklim değişikliğini ya da buna benzer bir şeyi kabullenmediklerini görmek biraz endişe verici” diyor. “Ben de orman yangınlarıyla mücadele konusunda bir uzman olarak sesimi duyurmaya çalışmayı kendime görev edindim.” Uzmanlar hâlâ 8 Ağustos’ta başlayan yangınların nedenini belirlemeye çalışıyor. Ancak pek çok kişi çevresel faktörlerin felaketi daha da kötüleştirdiği konusunda hemfikir. Geçen hafta Hawaii’nin güneyinden geçen ""Dördüncü Kategori Dora Kasırgası""nın rüzgârları alevleri körüklemişti; üstelik bölge halihazırda kuraklık yaşıyordu. Yangınlar binlerce insanın bölgeyi terk etmesine neden oldu. Yerel yetkililer yanan bölgeyi aramaya devam ettikçe ölü sayısının artacağı konusunda uyarıyor. 15 Ağustos itibariyle yanan alanın sadece dörtte birinde arama çalışmaları yapılabildi. Bu felaket, yüz yılı aşkın bir süredir ABD’de meydana gelen en ölümcül orman yangını kabul ediliyor. “Hawaii’de orman yangınlarıyla mücadele başka hiçbir şeye benzemiyor” diyor Clark. “Çok fazla uzun ot ve çabuk yanan yakıtımız var. Normalde Hawaii'yi yemyeşil, tropik bir yer olarak hayal edersiniz ki öyledir. Ancak bazı mikro iklimleri vardır; adanın bazı kısımları çöl gibi kupkuru olur. Bu nedenle, özellikle de alize rüzgârları göz önüne alındığında, bir kıvılcım bile yangının büyümesine sebep olabilir.” Clark, yaklaşık beş yıl önce orman yangınlarıyla mücadeleye ilk başladığında, orman yangınlarıyla ilgili komplo teorilerini hiç duymadığını söyledi. Ancak yıllar geçtikçe bunların giderek yaygınlaştığını görmüş. 2020 yılında Kaliforniya'daki orman yangınları hakkındaki yanlış bilgileri çürüttüğü videosu viral olmuştu . Maui’deki durum hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenleri, işleri toplumu bilgilendirmek olan yerel yetkililere yönlendiriyor. Clark neden sürekli doğal afetlerin ardından komplo teorilerinin ortaya çıktığını anlamadığını, ancak bunların odağı iklim değişikliği gibi daha ciddi düşünülmesi gereken konulardan uzaklaştırdığını belirtiyor. “Bu insanlar bunun olduğuna gerçekten inanıyor mu yoksa sadece etkileşim almaya mı çalışıyorlar bilmiyorum ama ailelerini ve evlerini kaybeden insanlara karşı çok düşüncesiz davranıyorlar” diyen Clark. “Ve zaman ayırıp ciddi bir konuşma yaparak 'Hawaii neden şu anda inanılmaz derecede sıcak?’ demek yerine kaynağın lazer olduğunu söylüyorlar.” “Büyük bir olayla karşılaştıklarında insanların duygularının hassas bir durumda olduğunu biliyorlar, bu yüzden ortalığı karıştırıyorlar.”" ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-kapak-sozluk-tekrar-yoluyla-dogruluk.png, ,https://md.teyit.org/img/ua-teyitpedia-kapak.png, Zepotha: Var olmayan bir korku filmi TikTok'u nasıl ele geçirdi?,https://teyit.org/teyitpedia/zepotha-var-olmayan-bir-korku-filmi-tiktoku-nasil-ele-gecirdi,"Zepotha’yı izlemiş miydiniz? İzlemediyseniz de son günlerde TikTok’ta film hakkında bazı içerikler görmüş olabilirsiniz. 1987 yapımı olduğu iddia edilen bu korku filmi aslında hiç var olmadı. Buna rağmen, binlerce kişi bu olmayan film hakkında konuşmaya, film karakterlerinden hangisine benzediklerine karar vermeye ve favori sahnelerini paylaşmaya devam ediyor. Kısa süreliğine Vikipedi’de film hakkında bir başlık bile açılmış. TikTok’taki Zepotha etiketi beş gün içinde yüz elli milyondan fazla görüntülendi. ​​ Bu sahte korku filmi, 18 yaşındaki müzisyen Emily Jeffri'nin uydurması. Jeffri TikTok’ta bir gönderi paylaşarak sahte bir korku filmi yaratıp insanları bunun gerçek olduğuna inandırma fikrini ortaya attı. Gönderisinde şöyle diyordu: ""Tamam, yeni bir fikir: 'Zepotha' adında sahte bir 80'ler korku filmi yaratsak ve gördüğümüz her ilgi arsızına 'İnanmıyorumm sen TIPATIP Zepotha'daki kıza benziyorsun' ya da 'Bir saniye, sen aynı Zepotha'daki ……'a benziyorsun' yorumlarını yapmaya başlasak nasıl olur?"" diye yazdı. ""Birlikte yeni bir hikâyenin geliştiğine, ana karakterlerin ortaya çıktığına vs. tanık olabiliriz ve binlerce insanı bu garip 80'ler korku filminin gerçekten var olduğuna ikna edebiliriz."" Ardından TikTok kullanıcıları, farklı videoların altına Maxine, Alaine, Cole, Frankie ve Danny gibi sahte filmin sahte karakterlerine benzediklerini söyleyen yorumlar bırakmaya başladı. Film viralleştikçe yorumların ötesine geçildi. Film karakterlerinden hazırlanan TikTok filtreleri deneyenler, filmin 80’lerde çıkan afişini ya da VHS kasetlerini bulduğunu söyleyen içerik üreticileri ortaya çıktı. Filme fragman üretip YouTube’a yükleyenler bile var. Zepotha internet kültürünün ürettiği ilk sahte film değil. Kasım 2022’de dolaşıma giren ""1973 yapımı"" bir film afişi ""Şimdiye kadar yapılmış en iyi mafya filmi"" sloganı, Robert De Niro & Al Pacino gibi ünlü isimlerden oluşan kadrosu ve yönetmeni Martin Scorsese ile dikkat çekiyordu. Bir Tumblr kullanıcısının 2020’deki blog paylaşımıyla başlayan “şaka” farklı kullanıcıların filmin senaryosunu dahi yazmasıyla viralleşti. Yönetmen Martin Scorsese bile akıma dahil oldu. Eğer birgün insanlar kolektif olarak Zepotha filminin yayınlandığını, filmi sinemada izlediklerini söylemeye başlarsa Mandela etkisi nden söz edebiliriz. Ancak şimdilik kullanıcıların çoğu filmin uydurma olduğunu bilerek paylaşım yapmaya devam ediyor. Yine de tüm bunlar yanlış bilgi problemi üzerine yazan ve araştırma yapan bizlere sık sık dile getirdiğimiz virallik , etkileşim odaklılık ve tekrarları hatırlatıyor. Polygon'da kültür yazarlığı yapan Ana Diaz'a göre sahte Zepotha filminin etrafında oluşan topluluğun gerçek filmlerin hayranlarından çok da farklı olmadığını söylüyor . “Birlikte yaratmak son derece tatmin edici bir deneyim. İnsanlar kendilerinden daha büyük bir şeye katkıda bulunmak isterler. Başkalarının bu şeyle etkileşime geçtiğini ve onun üzerine bir şeyler inşa ettiğini görmek de gerçekten heyecan verici.” Büyük bir hikayenin parçası olduğumuzu hissetme ihtiyacımız, yaratıcılığımız ve ürettiğimiz ya da paylaştığımız şeyin etkileşim alması (onay görmesi) internetteki davranışlarımızı belirleyen ana şeylerden biri. Bunlar aynı zamanda bir içeriğin (bu bazen yanlış bilgi de içerebilir) viral hale gelmesine katkı sunan şeylerden de bazıları . Jeffri'nin amacı orijinal paylaşımında arka planda çalan müziği, 25 Ağustos'ta yayınlanacak olan ""Soundtrack for an 80's horror movie"" albümünde yer alan kendi şarkısı ""Do you remember me"" parçasını yaygınlaştırmaktı . Alıştığımız reklamlara ve pazarlama tekniklerine benzemeyen ama sosyal medyanın ve internet kültürünün etkisiyle epey başarılı ilerleyen bu yöntem karşılaştığımız bilgilerin doğru olup olmadığının yanında, reklam olup olmadığını ayırt etmenin de giderek zorlaştığını gösteriyor olabilir mi? İçerik kategorilerindeki sınırların değiştiği ve belirsizleştiği sosyal medyada reklam okuryazarlığı önem kazanacak bir yetidir belki de." OSINT nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-osint-nedir,"Analiz etme, doğrulama veya güncel durumu takip etme amaçlı kamuya açık kaynaklardan bilgi toplama yöntemine OSINT (Open Source Intelligence) veya ""Açık Kaynak İstihbaratı"" deniyor. Bireylerin ve kuruluşların internetin uçsuz bucaksız dünyasında geride bıraktıkları dijital ekmek kırıntılarından değerli bilgilerin çıkarılabileceği ilkesine dayanan ""Açık Kaynak İstihbaratı""nda ""bu veri neden önemli"" sorusuna yanıt vermek elzem . Kişi ve kurumlardan bilgi talep etmek kimi zaman maliyetli ve vakit alıcı olabiliyor. Böyle zamanlarda OSINT, kamuya açık ve yasal erişebilir bilgileri toplama konusunda iyi bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Özel bir ekipman veya personel gerektirmeyen bu yöntem sayesinde, bilgileri nispeten hızlı ve gerçek zamanlı toplamak mümkün . Açık kaynak istihbaratının bir başka avantajı ise geniş kaynak yelpazesine sahip olması. Bu yöntemle sosyal medya, haber siteleri, hükümet veya resmi kurum raporları, akademik makaleler de dahil olmak üzere çok çeşitli kaynaklardan ve birçok farklı perspektiften bilgi toplamak mümkün. OSINT, kullanılan iletişim yöntemleri ve izlenilen adımlar yönüyle aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılıyor. Kamuya açık bilgileri toplarken hedefle iletişime geçilmeyen araştırmalar pasif olarak nitelendiriliyor. Bu yöntem, araştırma sırasında yorum yapma, mesajlaşma, arkadaş edinme ve/veya takip etme dahil olmak üzere bireylerle veya kurumlarla çevrimiçi iletişim veya etkileşim kurulmayacağı anlamına geliyor . Örneğin, araştırmanız kapsamında bir devlet kurumu tarafından geçmiş yıllarda kamuya açık şekilde yayınlanan bir rapora ulaşmayı hedefliyorsunuz. Eğer o rapora, o kurumla iletişime geçmeden ulaşabiliyorsanız yaptığınız açık kaynak istihbaratı pasif olarak adlandırıyor. Aktif olarak nitelendirilen yöntemde ise bilgi topladığınız kişi, grup veya kurumla etkileşim kurabilirsiniz . Yani, araştırdığınız hedefi sosyal medyada arkadaş olarak ekleyebilir, gönderilerini beğenebilir veya hedefle doğrudan mesajlaşabilirsiniz. Bu yöntem kullanıldığında araştırmacılar genellikle kimlik gizlemeyi tercih ediyor. Nerede ve nasıl araştırma yürütüleceğine geçmeden önce, bilgilerin her zaman illegal olmayan kaynaklardan alındığından ve yasal çerçeve içerisinde kullanılacağından emin olmalıyız. Diğer bir deyişle, takip ettiğimiz dijital ayak izleri her zaman internetin “güvenli” bölgesinde kalmalı. OSINT teknikleri arasında en çok kullanılan yöntem belki de arama motorları. Google, Bing, Yandex, Yahoo gibi gelişmiş arama motorlarının sunduğu, istenilen konu veya bilgi özelinde filtreleme yapma ve tersine görsel arama gibi özellikler sayesinde hedeflenen bilgiye daha hızlı ve isabetli bir şekilde ulaşmak mümkün. Ayrıca bu arama motorlarının geliştirdiği harita araçları da geolocation yani yer tayini konusunda büyük bir kolaylık sağlıyor. Bir fotoğrafın nerede çekildiğini ve hatta hangi zaman diliminde çekildiğini öğrenmek için bu harita araçları kullanılabilir. X (Twitter), Instagram, Linkedin gibi sosyal medya platformları da açık kaynak istihbaratı yaparken en çok kullanılan kaynaklar arasında. Haber siteleri, forumlar, devlet kurumları ve özel kuruluşların halka açık veri tabanları ve internetin “güvenli” alanında ulaşabileceğiniz her türlü kaynak, OSINT’in bir parçası olabilir. Bu kaynaklardan, kullanıcı isimleri, telefon numaraları, sosyal medya hesapları, resmi belge ve raporlar, IP adresleri, domain kayıtları, e-posta adresleri ve bir görselin ne zaman çekildiği bilgisini veren metadata gibi bilgilere OSINT ile ulaşmak mümkün. Peki, sosyal medya gibi açık kaynaklardan elde ettiğimiz her türlü bilgi OSINT kapsamına giriyor mu? Diyelim ki bir arkadaşınızın Instagram’daki takipçi listesini elde ettiniz. Bu verinin açık kaynak istihbaratı sayılması için öncelikle şu sorulara yanıt vermelisiniz: Bu veriler neden önemli ve bu veriler ne işime yarayacak? Eğer elde ettiğiniz bilgi, sizin anlamlı içgörüler elde etmenize fayda sağlamayacaksa veya araştırmada bir sonraki adıma yönlendirmeyecekse, o bilginin istihbari açıdan bir değeri olmayabilir. Hazırlık: Araştırmanın hedeflerinin ve aranılan bilgiyi bulmak için kullanılacak en iyi kaynakların belirlendiği zaman dilimidir. Veri Toplama: Bu aşamada mümkün olduğunca çok sayıda ilgili kaynaktan veri ve bilgi toplanır. İşleme: Toplanan veri ve bilgilerin düzenlendiği, anlamlı bir şekilde bir araya getirildiği zaman aralığı. Analiz ve üretim: Toplanan bilgilerin anlamlandırılması ve yorumlanmasını içerir. Araştırmanın en başında belirlenen istihbarat sorusu yanıtlanır, sonuç çıkarılır ve sonraki adımlar için bir plan oluşturulur. Bu aşamada araştırma sonuçları yazılı bir döküman haline getirilir. Yaygınlaştırma: Açık kaynaklı bulguların, yazılı raporların yayınlanması veya sunulması. OSINT’i en çok kullananlar arasında hükümet yetkilileri, kolluk kuvvetleri, teyitçiler, araştırmacı gazeteciler, hukuk firmaları ve bilgi güvenliği uzmanlarının yer aldığı biliniyor. Bunlara ek olarak, bireysel hobi olarak bu alana ilgi duyan ve zamanla ustalaşan bazı kişiler de var. Alabama'da üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Justin Peden, Ukrayna'daki savaşı belgeleyen en çok takip edilen Twitter hesaplarından birinin sahibi . OSINT teknikleri kullanarak bir nevi araştırmacı gazetecilik faaliyeti yürüten Justin Peden, sosyal medyada yayılan ve çatışma bölgelerinden olduğu iddia edilen görüntüleri oluşturduğu toplulukla beraber teyitliyor, savaşın doğurduğu dezenformasyon u bir nebze azaltmak için çabalıyor . Bu işe başlamadan önce de Google Earth verileriyle uğraşmayı sevdiğini belirten Peden, Donetsk Uluslararası Havaalanı’nın kalıntılarından çok etkilendiğini, “zamanda geri git” özelliğini kullanarak geçmişe gittiğinde çatışma öncesi kaydedilen uydu görüntülerinin onda bu işe adım atma isteği uyandırdığını söylüyor. Peden, en sevdiği OSINT tekniği sorulunca şunları aktarıyor: OSINT muazzam bir güce sahip olmakla birlikte, etik kaygıları da beraberinde getiriyor. Gizlilik ihlalleri, yanlış bilgilendirme ve kötüye kullanım potansiyeli göz ardı edilemez tehditler arasında. Bu yüzden, açık kaynak istihbaratı yapan kişilerin etik standartlara uymaları, gizliliğe saygı göstermeleri ve bilgi arayışlarında doğruluğa öncelik vermeleri çok önemli. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Oxford Internet Institute" Gençlerin internetteki komplo teorilerine inanma olasılığı yetişkinlere kıyasla daha yüksek,https://teyit.org/teyitpedia/genclerin-internetteki-komplo-teorilerine-inanma-olasiligi-yetiskinlere-kiyasla-daha-yuksek,"Z kuşağının sosyal medyayla ilişkisinin geniş etkilerine vurgu yapılan yeni bir araştırmaya göre, gençlerin çevrimiçi komplo teorilerine inanma olasılığı eski kuşaklara kıyasla çok daha yüksek. Yanlış bilgiyle mücadele eden kâr amacı gütmeyen kuruluş Center for Countering Digital Hate’in (Dijital Nefretle Mücadele Merkezi) bulgularına göre, ankete katılan 13 ila 17 yaş grubundaki Amerikalıların yüzde 60’ı zararlı komplo teorisi barındıran dört veya daha fazla ifadeye katılıyor. Bu oran yetişkinlerde yalnızca yüzde 49. Herhangi bir sosyal medya platformunda günde dört veya daha fazla saat geçiren gençler için bu oran yüzde 69'a kadar çıkabiliyor. Dijital Nefretle Mücadele Merkezi CEO’su Imran Ahmed bu konu hakkında şöyle söylüyor: “Gençlerin bizi önceki nesillerin sebep olduğu kötülüklerden kurtaracağına dair bir önyargı var, ancak yanlış bilgi söz konusu olduğunda, yol açtığımız hasardan kurtaracak gelecek nesiller söz konusu değil.” “Bu bir eylem çağrısı olmalı” diye ekliyor Ahmed. “Çok basit, eğer bu gençler hayatlarının ilerleyen yıllarında bu düşüncelere sahip olurlarsa, demokrasimiz ve onu destekleyen değerler neredeyse büyük baskı altında olacaktır.” Araştırmada binden fazla yetişkin ve 13 ila 17 yaşındaki bin gence, sosyal medya ve etkileri hakkındaki fikirleri soruldu. Ayrıca katılımcılara aşı karşıtı ifadeler, antisemitizm ve Covid-19’a ilişkin yanlış bilgiler de dahil olmak üzere çeşitli yanlış bilgi kategorilerinden zarara yol açabilecek ifadelere katılıp katılmadıkları soruldu. Rapor, sosyal medyanın gençler üzerindeki zararlarına dikkat çeken çalışmalardan sonuncusu. Sosyal medyanın akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri gün geçtikçe daha da iyi anlaşılıyor. Ancak Ahmed’e göre bu çalışma, sosyal medyanın etkisinin bireysel akıl sağlığının ötesine geçerek yanlış bilgi ve nefret söylemi kapsamında toplumun geneli için kamu sağlığı sorunları da yarattığını açıkça ortaya koyuyor. Genç kuşaklar haber ve çevrimiçi arama için sosyal medyaya giderek daha fazla bel bağlıyor. Google’ın son verilerine göre, Z kuşağının yüzde 40’ı artık geleneksel arama motorları yerine TikTok ve Instagram gibi platformları tercih ediyor . 2022 yılında yapılan bir araştırma, Z kuşağı katılımcılarının yüzde 50’sinin günlük olarak haberlere erişmek için sosyal medyayı kullandığını ve yalnızca yüzde 5’inin gazete okuduğunu gösteriyor. Columbia Üniversitesi’nin eğitim bilimleri departmanında sosyal medya üzerine çalışan iletişim doçenti Ioana Literat, bu eğilimlerin yapay zekâ destekli chatbot'ların ve ChatGPT gibi arama motorlarının yükselişiyle daha da kötüleştiğini ve yeni endişelere yol açtığını söylüyor. “Yapay zekâ ve sahte haberlerin kesiştiği noktaları yeni yeni görmeye başlıyoruz ve sosyal medyadaki komplo teorileri bunda gerçekten büyük bir rol oynayacak” diyor Literat. “Yapay zekânın yükselişiyle ve üretken yapay zekâ kullanarak manipüle edilmiş içerik üretmenin kolaylaşmasıyla, bu istatistiklerin artmasından endişe ediyorum.” Uzmanlar özellikle üretken yapay zekânın yaygınlaşmasının, yanlış bilgilerin katlanarak artırmasına ve bilgi ekosistemi nin zararlı içerikle dolmasına sebep olabileceğinden endişeleniyor. İşin tuhaf yanı, genç nesiller çevrimiçi medyanın sebep olabileceği tehlikelerin daha fazla farkında. 13 ila 17 yaş grubundakilerin yüzde 83’ü çevrimiçi zararların çevrimdışı sonuçları olduğunu kabul ederken, bu oran yetişkinlerde yalnızca yüzde 68. Raporun da ortaya attığı üzere, asıl soru bu sorunun nasıl çözüleceği. Rapor, Dijital Nefretle Mücadele Merkezi tarafından artan risklere çare bulmak amacıyla oluşturulan bir çerçeveyi öne sürüyor. Bu çerçeve, 2022 yılında ABD, Avrupa Birliği, Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan kanun koyucuların da katıldığı, çevrimiçi zararlara ilişkin küresel bir zirvenin ardından geliştirildi. Yasama reformu için “Star” çerçevesi olarak adlandırılan bu çerçeve, dört temel ilkeye odaklanıyor: Güvenlik odaklı tasarım, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk. Ankete katılanların yüzde 42’si bu çerçeveyi desteklerken, yüzde 70’inden fazlası da ürünlerin şeffaf olması ve en başından güvenli tasarlanması da dahil olmak üzere, çerçevenin belirli bileşenlerine katılıyor. “Şu çok açık: Amerika halkı, çevrimiçi zararların çevrimdışı etkileri olduğunu ve sosyal medya şirketlerinin algoritmalarının nefret ve dezenformasyon u artıracak şekilde çalışması nedeniyle kısmen sorumlu olduğunu anlıyor” diyor Ahmed. “Bu rapor, topu tekrar yasa koyuculara atıyor ve ‘Ne yapacaksınız?’ diyor. Çünkü insanlar değişim istiyor ve buna neden ihtiyacımız olduğunu bildikleri açık.”" Araştırma: İnsanlar içeriklerde yapay zekâ katkısı varsa medyaya daha çok güveniyor,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-insanlar-iceriklerde-yapay-zeka-katkisi-varsa-medyaya-daha-cok-guveniyor,"28 ila 30 Haziran tarihlerinde onuncusu düzenlenen Global Fact’e ev sahipliği yapan Seul, dünyanın dört bir yanından teyitçi, araştırmacı ve gazetecileri ağırladı. Teyit’in de katıldığı zirvenin bir diğer konuğu Logically Facts’ti. Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı’nın (IFCN) üyelerinden olan Logically Facts, teyitçilik aracılığıyla yanıltıcı ve aldatıcı çevrimiçi söylemin neden olduğu bireysel, kurumsal ve toplumsal zararı azaltmayı amaçlıyor. Logically Fact’in bu zirvede yayınladığı, medyaya ve teyitçiliğe duyulan güveni irdeleyen rapor konuyu bütünlemesine ele almanın yanı sıra geleceğin medyasının nasıl şekillenebileceğiyle ilgili de ipuçları barındırıyor. Logically Facts tarafından yayınlanan raporun en önemli bulgularından biri katılımcıların beşte birinin medyanın her türüne olan güvenini kaybetmiş olması. Bu durum, hem geleneksel hem güncel bilgi kaynaklarına yönelik artan bir hayal kırıklığına işaret ediyor. Medyaya duyulan güven konusunda, birçok katılımcı geleneksel veya ""ana akım"" medya yerine sosyal medya platformlarından oluşan bir kombinasyona güvenme eğiliminde. Geçmişe nazaran sosyal medyanın daha “güvenilir” olarak anılması, insanların bilgiyi tüketme biçimlerinin değiştiğini ve sosyal medyanın kamuoyunu şekillendirmedeki artan etkisini vurguluyor. Bir diğer önemli soru ise teyitçilik mekanizmalarını kullanan sosyal medya platformlarına güvene yönelik. Katılımcıların yaklaşık yüzde 55'inin teyitçilik mekanizmalarından faydalanan platformların daha güvenilir olduğunu düşünmesi, sosyal medya platformlarının yürüttüğü politikalar içinde yanlış bilgi problemine yer verilmemesinin, güveni zedeleyen nitelikte olduğunu gösteriyor. Teyitçilik mekanizmalarına sahip platformların tercih edilmesi, medya okuryazarlığı konusunda artan bir farkındalığa işaret ediyor olabilir. İnsanların doğru ve yanlış bilgi arasında ayrım yapma ihtiyacının farkına varmaları ve yanlış bilginin potansiyel tehlikelerinin anlaşıldığını görmek biz teyitçiler için umut verici. Peki, yüzde 8’lik kesimin teyitçilik mekanizmalarının sosyal medya platformlarında yer almasının gereksiz olduğunu düşünmesi neye işaret ediyor olabilir? Teyitçilerin kullandığı metodolojiye duyulan önyargılar, kötüye kullanım potansiyeli hakkındaki endişeler ve teyitçiliğin belirli anlatıları veya görüşleri hedef alan bir sansür biçimi olarak kullanılabileceğine dair endişeler, teyitçiliğin gerekliliği konusunda ikna edilmeyi zorlaştırıyor olabilir. Teyitçilerin metodolojilerini açık bir şekilde sunması, sosyal medya platformlarıyla yaptıkları işbirliklerini şeffaflık gözeterek yayınlaması ve her şeyden önemlisi yanlış bilgi sorunuyla nasıl mücadele ettiklerini geniş kitlelere aktarması, çözümün bir parçası olabilir. Peki sosyal medya platformlarını daha “güvenilir” kıldığı düşünülen teyitçilik faaliyeti, insanların zihninde nasıl canlanıyor? Katılımcıların yüzde 74’ü “Teyitçilik birincil kaynaklarla görüşmeyi, kamuya açık verilere başvurmayı ve fotoğraf ve videolar da dahil olmak üzere medya analizi yapmayı kapsayan orijinal raporlama yoluyla haberleri teyit etmeyi içeren bir gazetecilik uygulamasıdır” olarak tanımlanan teyitçilik kavramına aşina olduğunu belirtiyor. Bu oran, teyitçiliğin ne olduğuna ilişkin nispeten yaygın bir farkındalığa işaret ediyor. Yanlış bilginin yaratabileceği olumsuz etkilere yönelik soru, yanlış bilginin toplumda uyandırdığı endişeyi gözler önüne seriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 46’sı yanlış bilginin yarattığı “çevrimdışı etkilere” dikkat çekiyor. Toplumsal huzursuzluk ve protestoları teşvik etmek de önemli olumsuz etkiler arasında sayılmış. Bir diğer dikkat çeken bulgu, yanlış bilgiler sebebiyle insanların hem ana akım hem de sosyal medyayı kullanmaktan imtina etmeleri. Peki teyitçiliğe en çok ihtiyaç duyulan alan hangisi? Katılımcıların yüzde 72’si toplum ve siyasetin sosyal medya platformlarında dolaşan yanlış bilgilerden olumsuz etkilendiğini düşünüyor. Bu bulguya paralel şekilde, teyitçiliğe en çok ihtiyaç duyulan alan olarak seçimler ve diğer siyasi etkinlikler gösterilmiş. Teytiçiliğin önemli görüldüğü bir başka alan olarak iklim değişikliği ve çevresel meseleler gösterilmiş. Tüm dünyada endişe uyandıran kuraklık seviyesi, her sene daha da büyüyen yangınlar ve şiddeti artan kasırgalar bu konuda bir farkındalık oluşmasının yanı sıra iklim teyitçiliğinin önemini vurguluyor. Araştırma sonuçları, teyitçilik faaliyetlerinde bulunan medya şirketleri ve sosyal medya platformları arasında daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini vurguluyor. Çünkü katılımcıların yüzde 74’ü eğer içerik yanıltıcı bilgiler içeriyorsa veya içerikte bağlamdan koparma söz konusuysa bunun işaretlendiğini görmek istiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 66'sı yanlış iddiaların nasıl tespit edileceği konusunda daha fazla şey öğrenmek istediklerini ifade ediyor. Bu durum, medya kuruluşlarının ve örgün eğitim kurumlarının dijital medya okuryazarlığı konusunda tasarlayabilecekleri eğitimlerin önemini vurguluyor. Raporun dikkat çekici bulgularından bazıları şüphesiz yapay zekâya dair olanlar. Yapay zekâ gazetecilerin ve teyitçilerin mesleğini elinden alacak mı tartışmaları sürerken, raporun teyitçilik yöntemleriyle yapay zekânın kesişim kümesine dair sorduğu sorular, konuyu farklı bir yerinden tartışmamıza olanak sağlıyor. “Aşağıdaki doğruluk kontrolü yaklaşımlarından hangisinin en güvenilir olduğunu düşünüyorsunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 47’sinin “ insan müdahalesinin yanı sıra gelişmiş teknolojilerin kullanılması ” seçeneğini işaretlemesi, yapay zekânın güvenilirliği konusunda epey dikkat çekici bir veri sunuyor. Dahası, “ gelişmiş teknolojilerin müdahalesi olmaksızın insan uzmanlığının kullanılması” seçeneğinin yüzde 14 tarafından benimsenmesi de yapay zekânın tek başına güvenilir bir kaynak görülmediği gibi, tek başına insan uzmanlığının kullanılmasının da güven vermediğini gösteriyor. Aynı soru Teyit’in X (Twitter) hesabından sorulduğunda, ankete katılan takipçilerin yüzde 61’inin insan ve yapay zekânın ortaklaşa çıkardığı teyitçilik faaliyetini daha güvenli bulduğu sonucu çıktı. Bu güvensizlik sadece insana değil, aynı zamanda medyaya güvensizliğin bir yansıması olarak da görülebilir. Medya organlarının sorgulanması gereken güvenilirliği, gazetecilerin dünya genelinde hedef haline gelmesi ve dezenformasyon un farklı otoriteler tarafından bir silah olarak kullanılması gibi faktörler, insanların yapay zekâ ve insan uzmanlığı arasındaki dengeye dair endişelerini etkileyebilir. Teknoloji ve insan müdahalesinin bir kombinasyonunun tercih edilmesi, teknolojinin potansiyel faydalarına rağmen, bilgi doğrulama süreçlerinde insan yargısının ve eleştirel düşüncenin değerine hâlâ inanıldığına işaret ediyor. Teknoloji destekli doğruluk kontrolü konusunda genel bir uzlaşı olsa da, rapora göre ChatGPT gibi yapay zekâ araçları söz konusu olduğunda güven oranı düşüş gösteriyor. Katılımcıların sadece yüzde 36'sı doğruluk kontrolü için yapay zekâ araçlarına güvendiğini ifade ederken, yüzde 25'i bu araçlara güvenmediğini belirtiyor. Bu rakamlar, insanların yapay zekânın yetenekleri konusunda şüpheci yaklaştığını veya yabancılık duyduğunu gösteriyor olabilir. Aynı soru Teyit takipçilerine sorulduğunda, katılımcıların yüzde 62 gibi büyük bir kısmı ChatGPT gibi araçların doğru ve tarafsız bilgi vereceğine inanmadığını belirtti. Bu oran, Logically Fact’in raporuyla paralellik göstermiyor. Üretken yapay zekânın sık sık anlamsız çıktılar üretmesi, yanlı verilerle eğitilmiş olması, görsel çıktılarının yanlış bilgilerle eşleştirilerek sosyal medyada yayılması ve verdiği bilgilerin kaynağını açık bir şekilde aktaramaması insanlarda bu araçlara karşı genel bir güvensizlik halini tetikliyor olabilir. Raporun tamamı incelendiğinde, bazı ifadelerde cinsiyet ve yaşa bağlı olarak verilerin değişkenlik gösterdiği fark ediliyor. Bu veri farklılıklarını açıklamamıza yardımcı olabilecek bir kavram olan dijital uçurum , dijital teknolojilere erişim, benimseme ve kullanımdaki eşitsizliği ifade etmek için kullanıyor. Bu uçurum, teknolojiye erişim, dijital beceriler ve çevrimiçi kaynakların kullanımındaki eşitsizlikler de dahil olmak üzere çeşitli şekillerde ortaya çıkabiliyor. Bu rapora göre, cinsiyet temelli veriler incelendiğinde, erkeklerin yüzde 41’lik oranla ChatGPT‘ye daha fazla güvenme eğiliminde olduğu, kadınların ise sadece yüzde 29’unun güvenli bilgi için ChatGPT’ye yöneldiği dikkat çekiyor. Peki, kadınların ChatGPT’ye daha şüpheci yaklaşmasının altında yatan sebep ne? Raporun bir diğer dikkat çekici verisi bu soruya yanıt olabilir: yüzde 70’lik oranla erkekler ChatGPT'ye daha aşinayken, kadınların yüzde 48’i ise aşina olmadığını itiraf ediyor. Bu durum potansiyel olarak güven düzeylerini etkileyebilir. Uçurumun bir diğer tarafında ise yaş faktörü var. Medya kaynaklarına güvenin 55 yaş ve üzeri bireyler arasında daha düşük olması, medya güvenilirliği algısında kuşaklar arası bir farka işaret ediyor. Rapora göre, doğruluk kontrolüne aşinalık da yaşla birlikte, özellikle de 45 yaşından sonra azalma gösteriyor. Bu düşüş, farklı yaş grupları arasında çevrimiçi bilgilere ve sosyal medya platformlarına maruz kalma düzeylerinin farklı olduğunu vurguluyor. Cinsiyete veya yaşa dayalı bu eğilimler, teknolojiye aşinalık ve medya okuryazarlığı gibi faktörlerin ChatGPT gibi teknolojilere yönelik tutumların şekillenmesinde ve doğruluk kontrolünün öneminde rol oynadığını gösteriyor. Dijital uçurumun tüm yönleriyle ele alınması ve farklı cinsiyet ve yaş grupları arasında medya okuryazarlığının teşvik edilmesi, daha bilinçli ve eşitlikçi bilgi tüketim modellerine katkıda bulunmamıza yardımcı olabilir. Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz." Twitter’ın (X) kullanıcılara ödeme yapması bilgi ekosistemini nasıl etkileyecek?,https://teyit.org/teyitpedia/twitterin-x-kullanicilara-odeme-yapmasi-bilgi-ekosistemini-nasil-etkileyecek,"Bir Türk sineması klasiği Neşeli Günler filmindeki Kazım Efendi (Münir Özkul) ile Saadet Hanım’ın (Adile Naşit) meşhur çekişmesini hatırlayalım: Turşu suyunun iyisi; sirke ile mi olur, yoksa limonla mı? Bu konuda turşu seven herkesin bir cevabı vardır ve bu cevap kişiye bağlı değişebilir. Eğer siz bu ikilemi bir soru olarak insanların önüne getirir ya da belli bir yönde kesin kanaat bildirerek aktarırsanız, yanıt alma olasılığınız çok yüksektir. Ancak “turşu suyunun iyisi yazın limonla, kışın sirkeyle olur” gibi bir enformasyon olarak ortaya koyarsanız, muhtemelen diğer iki seçenekte aldığınız kadar yanıt alamazsınız. Dolayısıyla reaksiyon almaya çalışan iletişimle, sadece bilgi vermeyi amaçlayan iletişimin doğası farklıdır. Bu farklılığı insanlar içgüdüsel olarak bilir. Çocuklar bile dikkat çekmek istedikleri zaman farklı bir beden dili ya da cümle yapısı kullanır. İnternet trollüğünün temellerinde de bu içgüdümüz saklıdır. Troller; küfür yemeyi, aşağılanmayı, kimi durumlarda hukuki sonuçlar doğuracak paylaşımları bu içgüdüyle yapar. Aslen bir ilgi uyandırma mesleği olan reklamcılığın duayenlerinden David Ogilvy, “Reklamınız büyük bir fikir üzerine inşa edilmedikçe, gecenin içindeki bir gemi gibi geçip gider” diye boşuna dememiştir. Gecenin içinden geçip giden gemilerden uykusuz birkaç kişi hariç kimsenin haberi olmaz. Ancak gemi, günün ortasında düdüğünü öttürerek geçerse, herkes bir dönüp bakar. İşte, Twitter (X)’ın yeni gelir paylaşım modelinin özünde de bu var. Yani meşhur atasözünün aksine, bu kez düdüğü çalan parayı alacak. Twitter, yeni gelir modelini Elon Musk aracılığıyla aslen geçen şubat ayında duyurmuştu. Bundan böyle, belli şartları sağlayan kullanıcılarla reklam gelirini paylaşacaktı. Öncelikle Twitter’ın onaylı hesap hizmeti Blue’ya abone olmanız gerekiyordu. Ayrıca uygulamada en az 500 takipçiniz olmalıydı ve son üç ay içerisinde 15 milyon kümülatif tweet gösterimi almanız gerekiyordu. Başlangıçta son üç ayın her birinde 5’er milyon gösterim diye duyurulmuştu ama bu özellik daha sonra kümülatif olarak değiştirildi. Yine de üç ayda 15 milyon gösterim Twitter’da önemli bir etkileyici olmanız gerektiği anlamına geliyor. Uygulamadan haberi olmayan birçok kişinin aklına gelir paylaşım kriteri olarak; tweetin gösterim sayısı, aldığı beğeni sayısı ya da artık repost denilen retweet sayısı ya da bunların bir karması baz alınacak gibi gelebilir. Çünkü X’ten önceki Twitter kullanım pratiklerimizde başarı ölçütümüz buydu. Ancak X’in sistemi böyle işlemiyor. Siz bir tweet atacaksınız, o tweet yanıtlar alacak ve o yanıtların arasına giren reklam gelirinden pay alacaksınız. Bu da ayrı bir maharet gerektiriyor elbette. Sosyal medya platformlarının kullandıkları önceliklendirme algoritmalarının öfke ve tartışma merkezli akışı sevdiği daha önce pek çok çalışmayla ortaya konmuştu . Çünkü insanlar öfkelendikleri zaman daha fazla paylaşım ve yorum yapıyor dolayısıyla platformda daha fazla vakit geçiriyorlardı. O zaman bu gelir paylaşım modeli de platformun daha öfkeli bir yer olmasına yol açmaz mıydı? Bu riski Elon Musk’a hatırlatan bir kullanıcının aldığı yanıt kısa ve ironikti: İlahi adalet . Musk’ın “ilahi adalet” diye tanımladığı durumun sağlaması bilimsel verilerle de ortada. Örneğin; Sorbonne Üniversitesi’nde 65 bin makale üzerinde, okuyucuların verdiği duygusal puanlarla virallik arasındaki bağlantıyı sorgulayan bir araştırma, viralleşen makalelerin öfke ve mutluluk gibi yüksek uyarılma duygularını uyandıran niteliğe sahip olduğunu gösteriyordu . İnsanların, korku gibi üzerinde kontrollerinin daha az olduğunu hissettikleri durumlar da buna dahildi. Nitekim The New York Times’ın 2015’te en çok yorum olan makalelerinin tümü duygusal açıdan yüklü ya da çoğu zaman okuyucu topluluğunu birden fazla kutba bölebilen türden makalelerdi . “Turşu suyunun iyisi sirkeden mi olur limondan mı?” sorusundaki örneğimiz masum ve zararsız gelebilir ama insanların ikiye bölündüğü pek çok konu, çok daha ciddi sonuçlar verebilir. Öyleyse Twitter’da eğer sıkı bir moderasyon uygulanmazsa en çok nasıl hesapların ya da paylaşımların yanıt alıp para kazanacağını tahmin etmek zor değil. Nitekim, ilk ödeme alan hesaplar da bu konuda fazlasıyla fikir verici oldu . Örneğin; Andrew Tate; ABD’de bu programdan ilk ödeme alan isimlerden biri. İnsan kaçakçılığı, tecavüz gibi suçlamalara karışıp ev hapsi cezasına çarptırılan bu isim, aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmeden nefret söylemine uzanan paylaşımları nedeniyle Facebook ve TikTok’ta kalıcı olarak yasaklanmış, YouTube’ta ise hesabı askıya alınmıştı. Elon Musk’tan sonra X’e dönüşen Twitter’da ise Andrew Tate, ilk fırsatta 20 bin dolarlık bir ödemeyle ödüllendiriliyordu. Kuşkusuz bu uç bir örnek. Bu örnekten yola çıkarak, Twitter’dan tüm gelir edenler Andrew Tate karakterinde olanlardır önermesi çıkmaz. Elbette düzgün içerikle ilgi uyandırıp ödeme alan örnekler de çıkacaktır. Yine de insan doğasını göze alırsak, ilk etapta böyle örneklerin azınlıkta kalma ihtimali yüksek. Daha önce pek çok araştırmada kanıtlanan bir olgu var . Yalanlar doğrulardan çok daha hızlı yayılıyor ve çok daha fazla dikkat çekiyor. Bu da Twitter’dan daha çok kazanmak isteyenleri sansasyona ve yanlış haber paylaşımına itebilir. Eğer ana hedefiniz dikkat çekmekse, gazetecilik tarihinin başlangıcından beri bunun en garantili yolu belli: sansasyon yaratmak. Daha şimdiden “Twitter’da paylaşımlarınıza daha fazla yanıt almanın yolu” gibi kullanıcı kılavuzları yazılıyorsa, bu konuda en karanlık noktalara varana dek denemeler yapılacağı açık. Bu yüzden eğer bir ödeme sistemi varsa, ödeme yapılacakların ürettiği içeri denetlemek de başlı başına bir iş olmalı. Peki, dünyanın hangi ülkesinde, hangi bağlamla, hangi ekipler tarafından bu denetim yürütülecek? Bu durum da bizi Musk’ın pek sevmediği bir yere, moderasyon zorunluluğuna getiriyor. Muğlak ve yer yer tehlikeli bir ifade özgürlüğü yaklaşımına sahip olan ve ilk iş Twitter’ın içerik denetimiyle ilgili birimlerini lağveden Elon Musk’ın, buna nasıl yaklaşacağını öngöremiyoruz. Ancak çalıntı paylaşımların artma ihtimalini sorgulayan bir yoruma verdiği “tekrar tekrar gönderi hırsızlığı yapanları ödeme sisteminin dışına çıkarırız” cevabı, en azından bu seviyede bir moderasyonun olma ihtimalini gösteriyor . Konunun bir başka boyutu bağlam. Bir platformda belli bir bağlamla oluşturulan bir içerik, başka bir platforma ya da mecraya o bağlamdan koparılarak aktarılabiliyor. İşte Twitter’ın yanıt almaya zorlayan yeni gelir paylaşım modeli de farklı bağlamlar yaratabilir. Örneğin sırf yanıt almak için yapılmış bir paylaşımı düşünelim. Böyle bir durumda, olayın gerçeği aslen yanıtlarda anlaşılabilir ve Twitter’da bu normalleşebilir. Bu tarz bir örnekte, yanıtların es geçilip ilk paylaşımın bağlamdan kopuk bir şekilde viralleşmesi ihtimali de var. Gelir paylaşım modeli yorumların arasına alınan reklamlara dayandığından, modelin sürdürülebilmesi için kritik nokta reklam verenler. Eskisinden çok daha dikkatli olmaları gerek. Çünkü takdir edersiniz ki, en azından kâğıt üzerinde hiçbir reklam veren öfke ve nefret söylemi içeriğinin ortasında reklamını görmek istemez. Maalesef bunun pratikte böyle olmadığını biliyoruz. News Guard’ın son raporuna göre 141 büyük markanın, robotlar tarafından yazılan ve denetlenmeyen yalan yanlış haberlerden oluşan içerik çiftliklerini reklamlarıyla beslediği tespit edilmişti . Twitter’ın yeni gelir paylaşım modelinden etkilenecek bir başka meslek de gazetecilik. Öyle ki, Elon Musk son tweetlerinden birinde, gazetecilere hitaben “eğer daha fazla özgürlük ve daha fazla gelir istiyorsanız, doğrudan burada yayınlayın” çağrısını yaptı . Daha sonra bu çağrıyı haber kuruluşları ve diğer organizasyonlar için de genişletti . Bunun internetin merkezileşmesi sorunu için ayrı bir anlamı var ama konumuz bu değil. Konumuz, daha fazla okur yorumu almaya yönelik bir gazeteciliğin nasıl bir şey olacağı. Kuşkusuz o da eskisinden daha sansasyonel olacaktır ve bunun da bilgi ekosistemi ne zarar verme ihtimali yüksek. En iyi senaryoyu göz önüne alıp okuyucuların sadece yorumlarla ""iyi gazeteciliğe"" etkileşim vereceği bir sonucun yaşanacağını varsayalım. Fakat yine de Twitter’ın Musk'ın çağrısında işaret ettiği gazeteciler için hem içerik denetimi hem de iyiyi destekleyecek yönde adımlar atması şart. Musk'ın şu ana kadarki ""ifade özgürlüğü çerçevesi"" ve bu konuda gördüklerimiz ise riskli bir alanı işaret ediyor. Son olarak şunu da gözden kaçırmamalıyız:Kullanıcıların dijital emekleri karşılığında platformun reklam gelirini paylaşması olumlu bir adım olarak da görülebilir. Asıl büyük tehlike, Twitter'da ödeme için gereken koşulları sağlayıp platformdan gelir eden azınlıktansa, bir gün gelir elde etme hayaliyle durmaksızın kışkırtıcı içerik üretecek çoğunluk. Eğer üretilen içeriğin denetimi konusunda platformların sorumluluğunun farkına varmazsak bilgi ekosistemimizi zor günler bekliyor." ,https://md.teyit.org/img/zepotha-movie-teyitpedia.webp, Yanlış bilgi sarmalı nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yanlis-bilgi-sarmali-nedir,"Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan veya ejderha olarak resmedilen Ourorobos, yeniden yaratılmayı ve sürekli ve sonsuz bir döngüde olmayı simgelemesiyle biliniyor . Farklı medeniyetlerin mitolojik anlatılarında sıkça karşımıza çıkan bu güçlü simge, günümüzde yanlış bilgilerle de bazı paralellikler içeriyor. Şimdilerde çoğu içerik, çarpıtılarak, bağlamından koparılarak veya hatalı ilişkilendirilerek yeniden karşımıza çıkıyor. Kendi kuyruğunu yiyen yılan bu sefer, yanlışlardan beslenip gerçekliği öldürüyor ve kendini yeniden yaratmış oluyor. Bu döngü, biz şüphe kası mız harekete geçene kadar devam ediyor. Kavramı ilk ortaya atan Snopes ekibinden Bethania Palma . 2020 ABD başkanlık seçimlerini takip eden günlerde, bazı sosyal medya kullanıcıları, Georgia eyalerinin Fulton ilçesinde kullanılan 132 bin oy pusulasının adres değişiklikleri sebebiyle ""büyük olasılıkla"" geçersiz sayılacağına dair asılsız iddialar paylaşmıştı . Palma, araştırmasını sürdürürken iddianın çıkış noktası bir tweetle karşılaştı. Bu tweette, Big Data Poll isimli anket şirketinin direktörü Richard Baris, Georgia'daki seçmen dosyalarını araştırırken, insanların taşındığını gösteren 132 bin veri olduğunu fark ettiğini söylüyordu . Bu tweetin ardından, 132 bin oy pusulasının geçersiz sayılacağı iddiası, haber siteleri de dahil birçok platformda kaynak gösterilmeden ve bağlamından koparılarak dolaşıma girdi. Oysa Baris’in attığı tweet bu oyların geçersiz sayılacağı anlamına gelmiyordu. Snopes’un ulaştığı Richard Baris, adres değişikliği verisinin, bir kişinin adresinin değiştirilebilir olduğunu bildirdiği, ancak yine de seçmen kütüklerinde yer aldığı anlamına geldiğini açıkça belirtiyordu. Yani, bağlamından koparılan cümleler birbirinden beslenerek yeniden türetilip, gerçekliği alaşağı etme döngüsünü tamamlıyordu, aynı Ouroboros’un hikayesinde olduğu gibi. Bethania Palma da bu benzerlikten yola çıkarak, bu durumu “Misinformation Ouroboros” yani “Yanlış Bilgi Sarmalı” olarak adlandırdı . Bunun son örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde başlayan Çanakkale yangını sırasında yaşandı. Bölgede yaşayan bir sosyal medya kullanıcının evinden yangını kaydettiği görüntüler, gündemdeki bir komplo teorisi ni kanıtladığı iddiasıyla sosyal medyada yaygınlaştırıldı . Başka bir sosyal medya kullanıcısı ise, “Komplo diyen cidden aptaldır. Çanakkale'yi lazerle yaktılar! Hawai'de de aynısını yaptılar. Buğdayları da aynı şekilde yaktılar. Akıllı Şehirler kapsamında yakılıyor, akıllı şehirler kapsamında yapay depremler tetikleniyor.” yorumunda bulunarak, yanlış bilginin üzerine yenilerini ekledi . Oysa, videoyu çeken sosyal medya kullanıcısı, lazer sanılan dikey çizgilerin aslında antrasit perdenin yansıması olduğunu açıklamıştı Fakat, komplo teorisi gerçekten çok daha hızlı yayıldı ve hatta çok daha fazla etkileşim aldı. ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarının da kimi zaman olmayan kaynaklar sunduğu, yanıltıcı bilgiler verdiği ve varolmayan makalelere atıfta bulunduğu biliniyor. Bunun bir nedeni, bu araçların birçoğunun herhangi bir konuyla ilgili kaynakları eşleştirme yeteneğine sahip olmaması ve güvenilir kaynakları tespit edememesi . Bunun ilginç örneklerinden biri, Microsoft’un geliştirdiği Bing ve Google’ın geliştirdiği Bard arasında yaşandı . Twitter kullanıcısı ve UX yazarı Juan Buis, Mart ayında Bard’a ""Google Bard'ın kapatılması ne kadar sürer?"" şeklinde bir soru yöneltmiş ve şu cevabı almıştı : Bilginin kaynağı, Hacker News'in yorum bölümünde şakayla karışık yapılan bir yorumdu . Bu yorumda Google'ın Bard'ı bir yıl içinde kapatacağı şakası yapılmış ve muhtemelen teknoloji devinin hizmetlerini kapatma konusundaki ününe atıfta bulunulmuştu. Bard, gönderinin bağlamını ve komik doğasını gözden kaçırmış ve bunu gerçekmiş gibi paylaşmıştı. İşin ilginç tarafı, aynı soru Microsoft’un geliştirdiği Bing sohbet robotuna sorulduğunda da “evet” yanıtı alındı ve kaynak olarak Hacker News’te yapılan yorum ve Juan Buis’in attığı tweet gösterildi. Twitter’ın (X), kullanıcılara ödeme yaptığı yeni sistem şimdiden kimileri için ek bir gelir kaynağı haline geldi. Blue abonesi olan -yani mavi tike sahip- kullanıcının bir paylaşımı, belirlenen sayıda etkileşim aldıysa o kullanıcıya reklam gelirinden bir pay veriliyor. Peki bu yeni düzen, yanlış bilgi sarmalını nasıl etkiliyor? Kaynağı belli olmayan bilgiler, farklı hesaplar tarafından tek bir harf değişmeden paylaşılan içerikler, “uzmanlara göre en başarılı burçlar” gibi “güvenilir” olduğu yanılsamasıyla yaygınlaşan fakat aslında herhangi bir araştırmaya dayanmayan bulgular, yalnızca halihazırda var olan mezenformasyonu beslemekle kalmıyor, yeni ve tehlikeli başka Ouroboros’lar da yaratıyor. Çözüm ise basit. Bu döngüyü kıracak, Ouroboros’un kendi kuyruğunu yemesine ve yeniden doğmasına engel olabilecek bir süper gücümüz var: şüphe kasımız. İnternette karşılaştığımız her türlü içeriğin kaynağını araştırmak, doğruluğundan emin olmadan paylaşmamak ve şüphe kasımızı yanlış bilgiye karşı bir kalkan olarak kullanmak, yalnızca döngünün kırılmasına değil yeni döngülerin yaratılmasını da engelleyecektir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Yürürlüğe giren ""AB Dijital Hizmetler Yasası"" ne anlama geliyor?",https://teyit.org/teyitpedia/yururluge-giren-ab-dijital-hizmetler-yasasi-ne-anlama-geliyor,"Avrupa Birliği'nin Dijital Hizmetler Yasası resmen yürürlüğe girdi. 25 Ağustos 2023'ten itibaren Google, Facebook ve Amazon gibi teknoloji devleri ve daha fazlası, platformlarında paylaşılan içeriklerden yasal olarak sorumlu olmalarını sağlayan bu kapsamlı mevzuata uymak zorunda. Bu yeni yasa AB’de kabul edilmiş olsa da şirketler politikalarını buna uygun hale getirdikçe geniş kapsamlı küresel etkilerini görmemiz muhtemel. Peki Dijital Hizmetler Yasası tam olarak ne işe yarıyor ve AB bunu nasıl uygulamayı planlıyor? Dijital Hizmetler Yasası’nın genel amacı, daha güvenli çevrimiçi ortamları teşvik etmek. Yeni kurallar uyarınca, çevrimiçi platformlar yasadışı mal, hizmet veya içerik barındıran gönderileri önleme ve kaldırma yollarını uygulamak ve aynı zamanda kullanıcılara bu tür içerikleri bildirebilecekleri araçlar sunmak zorunda. Ayrıca Dijital Hizmetler Yasası ile kişinin cinsel yönelimi, dini, etnik kökeni veya siyasi inançlarına göre hedefleme yapan reklamlara yasak geliyor ve çocukları hedefleyen reklamlar kısıtlanıyor. Ayrıca bu yasa ile birlikte çevrimiçi platformlar, algoritmalarının nasıl çalıştığına dair daha fazla şeffaflık sağlamak zorunda. Dijital Hizmetler Yasası ile VLOP (​​very large online platforms), yani “çok büyük çevrimiçi platformlar” olarak nitelendirilen platformlara ek kurallar getiriliyor ve bu platformları kullanıcılara öneri sistemlerinden ve profillemeden çıkma hakkı vermeye, temel verileri araştırmacılar ve yetkililerle paylaşmaya, kriz müdahale gereklilikleriyle işbirliği yapmaya ve harici ve bağımsız denetime mecbur bırakıyor. Avrupa Parlamentosu Dijital Hizmetler Yasası’nı 2022’nin Temmuz ayında kabul etti . AB henüz küçük şirketleri Dijital Hizmetler Yasası’na uymaya zorlamıyor; fakat büyük platformlardan, Nisan ayında “çok büyük çevrimiçi platformlar” olarak tanımlandıktan sonra dört ay içinde bu yasanın gerekliliklerine uymaları istendi. AB’de aylık 45 milyondan fazla kullanıcısı olan platformlar, “çok büyük çevrimiçi platformlar” (veya “çok büyük çevrimiçi arama motorları”) olarak kabul ediliyor. AB’de şu ana kadar bu kategoriye giren 19 platform ve arama motoru var: AB bu platformlardan, kullanıcı sayıları hakkında en az altı ayda bir güncelleme vermelerini isteyecek. Eğer bir platform bir yıl boyunca aylık 45 milyondan az kullanıcıya sahipse listeden çıkarılacak. Bu şirketlerin birçoğu Dijital Hizmetler Yasası’na nasıl uyum sağlayacaklarını çoktan belirledi. En dikkate değer olanlara kısaca bakalım. Google, YouTube’daki içerik üreticilerine video kaldırma ve kısıtlamalarına itiraz etme olanağı vermek de dahil olmak üzere Dijital Hizmetler Yasası tarafından öngörülen bazı politikalara halihazırda uyduğunu belirtirken, Reklam Şeffaflık Merkezi’ni mevzuatta belirtilen gereklilikleri karşılayacak şekilde genişlettiğini duyurdu . Şirket ayrıca araştırmacılara “Google Arama, YouTube, Google Haritalar, Google Play ve Google Alışveriş'in pratikte nasıl çalıştığı” hakkında daha fazla bilgi sağlamak için veri erişimini genişletmeyi taahhüt etti. Ayrıca şeffaflık raporlamasını geliştirecek ve potansiyel “yasadışı içerik yayınlama risklerini veya temel haklara, kamu sağlığına veya yurttaşlık söylemine tehlike oluşturabilecek içerikleri” analiz edecek. Facebook ve Instagram’ın ana şirketi Meta, şu anda platformlarında gösterilen reklamları derleyen Reklam Kütüphanesi’ni genişletmek için çalışıyor. Şirket yakında AB’deki kullanıcıları hedefleyen tüm reklamları göstermeye ve arşivlemeye başlayacak ve reklamları hedeflemek için kullanılan parametrelerin yanı sıra reklamın kime gösterildiği de dahil edecek. Meta Haziran ayında, şeffaflık yönündeki girişimlerinin bir parçası olarak Facebook ve Instagram’da algoritmasnın nasıl çalıştığına dair uzun bir rapor yayınlamıştı . Meta ayrıca Avrupalı kullanıcıların hem Facebook hem de Instagram’da Reels, Hikayeler ve Arama’daki içerikleri, kişiselleştirme motoruna tabi olmadan, kronolojik olarak görüntülemelerine izin vermeye başlayacak. Meta'nın uygulamaya koyduğu önlemlere benzer şekilde TikTok da algoritmasını AB’deki kullanıcılar için isteğe bağlı hale getirdiğini duyurdu. Algoritma devre dışı bırakıldığında, kullanıcılar kişisel ilgi alanlarına dayalı videolar yerine Sizin İçin ve Canlı akışlarında “hem yaşadıkları yerlerden hem de dünyanın dört bir yanından” videolar görecekler. Ayrıca, kullanıcıların içerikleri Takip Edilenler ve Arkadaşlar akışlarında kronolojik olarak görüntülemelerine olanak tanınacak. TikTok reklam politikalarında da bazı değişikliklere gidiyor. Platform, 13 ila 17 yaş Avrupalı kullanıcılar için uygulamadaki etkinliklerine göre kişiselleştirilmiş reklamlar göstermeyi durduracak. Snapchat de AB’deki kullanıcılara Keşfet ve Spotlight sayfalarındaki kişiselleştirilmiş akışları devre dışı bırakma seçeneği sunacak. Ayrıca bu akışlardaki gönderileri nasıl sıraladığına dair raporlar yayınladı . Şirket, kullanıcılara gönderilerinin veya hesaplarının neden kaldırıldığı hakkında daha fazla bilgi vermeyi ve karara itiraz etmeleri için ihtiyaç duydukları araçları sağlamayı taahhüt etti. Buna ek olarak, Snapchat artık 13 ila 17 yaş Avrupalı Snapchat kullanıcılarına kişiselleştirilmiş reklamlar sunmayacak. Ayrıca AB’de gösterdiği hedefli reklamların arşivini oluşturacak ve 18 yaşın üzerindeki Avrupalı Snapchat kullanıcılarına gördükleri reklamlar üzerinde daha fazla kontrol hakkı verecek. Dijital Hizmetler Yasası’nın kurallarına uymayan çevrimiçi platformlar, küresel cirolarının yüzde 6’sına varan para cezalarına çarptırılabilecek. AB Komisyonu’na göre , Dijital Hizmetler Koordinatörü ve Komisyon, “çok ciddi zararlarla ilgilenmek için gerektiğinde acil eylemler talep etme” yetkisine sahip olacak. Uyum sağlamayı sürekli reddeden bir platform, AB’de geçici olarak askıya alınabilecek. Şimdiden bazı şirketler Dijital Hizmetler Yasası’na itiraz ediyor. Temmuz ayında Amazon, AB’den “çok büyük çevrimiçi platform” sınıflandırılmasını yeniden değerlendirmesini isteyen bir dilekçe verdi. Amazon “haksız yere bilerek seçildiğini” iddia ediyor. Alman perakendeci Zalando da benzer şekilde çok büyük çevrimiçi platform tanımına uymadığını iddia ederek AB Komisyonu’na karşı dava açtı." Robot Sophia bizi yapay zekâ hakkında yanıltıyor olabilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/robot-sophia-bizi-yapay-zeka-hakkinda-yaniltiyor-olabilir-mi,"Hanson Robotics tarafından üretilen Sophia isimli robota, Oğuzhan Uğur’un sunduğu Mevzular Açık Mikrofon'da yer verilmesinin ardından Sophia, seslendirdiği yanıtlarla sosyal medyanın gündemine oturdu. “Seslendirme” kavramını burada bilerek kullandığımızı söyleyelim. Nitekim Sophia’nın belirli bir bilince sahip bir yapı olarak sorulan soruya “yanıt geliştirme” yetisi olduğunu düşünmek için henüz çok erken. Aksine Sophia’ya yüklenen bu tarz “insansı” tutumlar yapay zekâ hakkında bizleri yanıltıcı yaklaşımlara sürüklüyor gibi görünüyor. 2023 yılında yapay zekâ uygulamalarının dikkat çekici bir biçimde gündemimizi meşgul etmesinin önemli bir nedeninin ChatGPT olduğunu söylemek yanlış sayılmaz. Geçen yıl Kasım ayında internet kullanıcılarıyla buluşan ChatGPT ve OpenAI’ın sohbet uygulamasının temelindeki GPT kısaltmalı büyük dil modelleri, 2023 yılında neredeyse binlerce diyebileceğimiz yapay zekâ merkezli uygulamaya alan açtı. Microsoft’un desteğiyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya erişebilecek yetkinlikte dil modelleri geliştirebilen OpenAI elbette bu yarışta yalnız değildi. Google ve Meta gibi daha birçok teknoloji devi de bu alandaki çalışmalarını kullanıcılara sundu. Bu yarışın insanlığı nereye götüreceği ise veri bilimciler ve mühendisler tarafından tartışıldığı kadar sosyologlar ve felsefeciler tarafından da büyük bir ciddiyetle ele alınıyor. Heyecanlı olduğu kadar tedirginlik verici de olabilecek tarihsel bir sürece tanıklık ediyoruz. Bu doğrultuda Sophia’ya baktığımızda özünde yanıt üretme kabiliyetiyle ChatGPT ile benzer bir yapıya sahip olduğunu anlıyoruz . Her ikisi de doğal dil işleme tabanlı sistemlere sahip. Öte yandan Sophia’yı klasik bir sohbet uygulamasından farklı kılan, kendisinin “kurgusal bir karakter” olarak inşa edilmiş olması . Bu durum Hanson Robotics tarafından Sophia’nın tanıtıldığı sayfada da daha ilk paragrafta ifade ediliyor . “Hanson Robotics'in en gelişmiş insan benzeri robotu Sophia, yapay zekânın geleceğine yönelik hayallerimizi temsil ediyor. Bilim, mühendislik ve sanatın eşsiz bir birleşimi olan Sophia, hem yapay zekâ ve robotiğin geleceğini tasvir eden, insan eliyle yaratılmış bir bilim kurgu karakteri hem de gelişmiş robotik ve yapay zekâ araştırmaları için bir platformdur.” Bu anormal bir ibare değil. Nitekim “insansı” görünmek üzere inşa edilen bir robottan söz ediyoruz. Bu Sophia’nın yapay zekâ sistemlerine sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Hanson Robotics, Sophia’nın sembolik yapay zekâya (symbolic AI) sahip olduğunu, yani yalnızca sayısal temsilleri değil semboller ve farklı konseptleri de sisteminde işleyebildiğini belirtiyor. Doğal dil işleme (natural language processing) yöntemlerinin Sophia’nın inşasında kullanıldığını da zaten belirtmiştik. Bunların yanı sıra Sophia’nın görüntü işleme (computer vision) yetkinliklerine sahip olduğunu, kameralar vasıtasıyla duygu durumu analizi yapabildiğini (visual sentiment analysis) anlıyoruz. Robot Sophia, gerçekten de etkileyici bir proje ama Sophia örneğinde ve benzeri diğer başka birçok örnekte konu dönüp dolaşıp bir kavramda düğümleniyor: Bilinç Bir sistemin yapay bir bilince (artificial consciousness) sahip olması yani kendi varlığının farkında bir biçimde bir beyni varmışçasına düşünebilmesi gibi bir durum bugün için söz konusu değil. Nitekim bilincin ne olduğu tartışması bizi sinirbilime götürüyor . Her ne kadar yapay zekâ sistemlerinin ardındaki makine öğrenmesi modellerinin bazıları gerçek bir sinir hücresinin işleyiş biçimini taklit ediyor olsa da (bakınız artificial neural network veya Türkçesiyle yapay sinir ağları) makine öğrenmesi modelleri insan bilinciyle karşılaştırılabilecek ölçekte çalışmıyor ve yapay zekâ sistemlerin bu noktaya gelebilmek için önünde biraz daha yol var gibi gözüküyor. Hanson Robotics’in, Sophia’nın insan bilincinin mutlak bir replikasına sahip olduğu yönünde bir iddiası da bulunmuyor. Sophia’da içerisinde bulunduğu durum ve işlediği veriye göre belirli bir bilinç ölçeği dahilinde (Tononi Phi) pek olgunlaşmamış düzeyde de olsa bazı bilinç emarelerine rastlandığı ifade edilmiş ancak bilinç kavramının doğası ve sinirbilimdeki ele alınış şekliyle bu görece zayıf kalan ibarenin kendisi bile tartışmaya açık. Dahası Sophia’nın hibrit bir yapıda hareket ettiği, yaratıcısı firma tarafından da ifade edilmiş. Sophia’nın etkileşimlerinde biraz yapay zekâ biraz da insan girdileri rol alıyor. Hanson Robotics ekibinde yer alan yazar kadrosunun zaman zaman Sophia’nın seslendirdiği yanıtlarda etkisinin olduğu net bir biçimde yazıyor. “Hibrit modumda, etkileşimlerim bir karışımdır: bazen otonom olarak oluşturulur, bazen Hanson Robotics yazarlarından oluşan bir ekip tarafından senaryolaştırılır ve insan yardımı ile yarı otonom olarak yönlendirilir. İnsanlar ile makinelerin birbirlerine yardım etmeleri için güçlü bir yol olan bu hibrit işlemler telerobotiklerde, sesli araçlarda ve karakter robotlarında yaygın olarak kullanılıyor. Bu araçlar yapay zekâ daha akıllı hale geldikçe ve daha yaygın kullanıldıkça, yapay zekâ ve insanların daha iyi geçinmeyi öğrenmelerine olanak sağlayabilir.” “İnsansı” bir robot geliştirme hedefiyle hareket eden bir firmaysanız bu durum olağandışı değil. Nitekim yapay zekâ dünyası henüz bilinç kavramını tümüyle çözmeye vakıf olamadı. Bu açıdan sistemlerin seslendirdiği yanıtlara şüpheyle yaklaşmak gerek. Çünkü “bilince sahip” yazar kadrolarının elinde Sophia benzeri robotlar içinde bulundukları koşul ve bağlama göre birer kukladan ibaret olabilir. ChatGPT gibi büyük dil modelleri ile hareket eden uygulamalarda Sophia’daki gibi bir “yazar kadrosu” bulunmuyor olsa da OpenAI geliştiricileri tarafından sisteme belirli sınırlılıklar getiriliyor ve sistemin belirli bir üslup ile yanıt vermesi sağlanıyor. Bunun yanı sıra tüm bunların birer insan üretimi olduğunu vurgulamak ve istemli veya istemsiz bir biçimde yüzeye vuran belirli yanlılıklara sahip olduklarını tekrar tekrar ifade etmek gerekiyor. Nitekim ChatGPT örneğinde bir insanın hayatı boyunca okuyamayacağı sayıda metnin bir dil modeli içerisinde harmanlandığını ve bunun doğal dil işleme tekniği vasıtasıyla insanlar tarafından düzgün bir biçimde anlaşılır şekilde aktarıldığını görüyoruz. Ama soru şu: Bu sistem neyi “okudu”? Sisteme girilen metinlerin sahip olduğu yanlılıklar büyük dil modellerinin kullanıcılarına sunduğu yanıtlara yansıyor. Belirgin siyasi veya ideolojik yanlılıklara sahip olup olmadıkları araştırmalara konu olmaya devam ediyor. Sophia tümüyle özgün bir dil modeli tarafından üretilen yanıtlarla otonom bir seslendirme yapıyor olsaydı bile belirli yanlılıklara sahip olacaktı. Belki de bu yanlılıklar Sophia’yı bulunduğu topluluktaki çoğunluğun tutumlarına göre yanıt vermeye yönlendirdi. Türkiye’de AK Parti seçmeni olmak, Galatasaraylı olmak gibi… Öte yandan belki de Sophia’ya eşlik eden yazar kadrosu onun belirli sorulara nasıl bir yanıt sunması gerektiğini yazılı olarak tanımladı ve kural temelli (rule-based) bir seslendirme ile karşı karşıya kaldık. Hal böyleyken soru şu: Sophia’nın Kılıçdaroğlu’nu istifaya davet etmesine veya Erdoğan’a yönelik olumlu bir yaklaşım sergilemesine kurgusal veya yazılımsal tercihler dışında bir anlam yüklenebilir mi? Cevap hayır. Yapay zekâ uygulamalarına tanınan yetkinlikler çoğunlukla insan yetileriyle tasvir ediliyor. Yapay zekâ “duyuyor”, “düşünüyor”, “halüsinasyon görüyor”, bir fikir geliştirip bu doğrultuda karşısındakine “yanıt veriyor.” Bu tasvirler birer antropomorfizm örneği . İnsan biçimcilik olarak Türkçeye çevirebileceğimiz bu kavrama genelde evcil hayvanlarımızla kurduğumuz bağda rastlıyorduk. Köpeğimiz gerçekten yaptığından “pişmanlık” duyuyor veya bizi “kıskanıyor” mu? Yoksa insan olarak sahip olduğumuz davranışsal sinyalleri başka varlıklarda da görme eğilimine mi sahibiz? Bu noktada antropomorfizm, bilişsel bir yanlılık örneği olarak karşımıza çıkıyor . Yapay zekâya insani nitelikler atfetme meselesi robotik alanında heyecan yaratıyor olsa da bu atıfların epistemolojik ve etik çıktıları üzerine kafa yoranlar için hayli yorucu bir sürecin kapıları aralanmış durumda. Bu antropomorfizm öyküsünün siyaset bilimciler için de Sophia’nın Kılıçdaroğlu-Erdoğan çıkışındaki gibi enteresan çıktıları oluyor. Teorik olarak Erdoğan’ı savunan bir dil modeli veya kural temelli yanıtlar seslendiren bir robot olabileceği gibi Kılıçdaroğlu’nun yılmaz savunucusu bir yapay zekâ ile de karşılaşabiliriz. Kritik soru şu: Büyük dil modelleri veya genel olarak yapay zekâ sistemlere insani nitelikler atfeder ve onları birer otorite gibi görmeye başlarsak bu durum demokrasinin geleceğini ne denli tehlikeye atacak? Türkiye gibi demokrasinin sancılı bir biçimde izlendiği ülkelerde bu soru daha da önem kazanıyor. Nitekim Mayıs 2023’te ABD Senatosu’nda yapay zekâya ilişkin oturumda konuşan OpenAI CEO’su Sam Altman “ChatGPT gibi yapay zekâ dil modelleri aracılığıyla seçmenler belirli bir biçimde davranmaya ikna edilebilir mi?” sorusuna kendisinin de bu noktada bazı insanların dil modellerini bireyleri manipüle etmek, ikna etmek ve seçmenlerle birebir temasa geçmek için kullanmasından gerçekten çekinceli olduğu yanıtını vermiş . Sophia örneğine dönecek olursak bu robotun halihazırda farklı bir ajanda dahilinde siyasetin gündemine sokulduğunu da görebiliyoruz. Sophia’nın yapay zekâ dışında başarılı olduğu bir alan var ki o da sergilediği otonom olarak gelişip gelişmediğini bilemediğimiz felsefi ve kimi zaman politik yaklaşımlarla kamuoyunun gündemine Hanson Robotics firmasını getirebiliyor olması. Yapay zekâ ile robotik dünyasını bir araya getiren firmalardan birinin kendi ismini gündemde tutmak için bu tarz çalışmalar yapması elbette makul. Öte yandan bireylerin yapay zekâ okuryazarlığı , yeni yeni gelişmekte olduğu bir dönem içerisinden geçerken bu sistemlerin bizi günlük yaşamda karşımıza çıkan yapay zekâ sistemlerin yetkinliklerine dair hayli yanıltabileceği de açıkça görülüyor. Bu bağlamda Sophia’nın bir Suudi Arabistan vatandaşı olduğunu da hatırlayalım . İnsan hakları karnesi pek iç açıcı olmayan , hele kadın hakları söz konusu olduğunda tutumları hayli tartışılan Suudi Arabistan’ın, Ekim 2017’de kadın suretinde inşa edilen Sophia’yı vatandaş ilan etmesi ülke için bir PR kampanyasından ibaretti. Bu duruma Hanson Robotics’in bir itirazının olmadığını da belirtmekte fayda var. Çok değil bir yıl sonra, Ekim 2018’de bir başka Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı, ülkenin İstanbul’daki başkonsolosluğunda suikaste kurban gidecekti. Kadın suretine sahip Robot Sophia’ya sunulan haklardan ülkenin “insan vatandaşları”, muhalif yurttaşları ve özellikle de kadınlar pek yararlanamıyor gibi gözüküyor. Sophia’nın hakkını yemeyelim: Zaman zaman Birleşmiş Milletler’in farklı etkinliklerinde insan hakları, kalkınma ve yapay zekâ temalı oturumlarda da boy gösteriyor . Tüm bu tartışmalar arasında kimilerine göre sadece yüzü olan bir sohbet botundan ibaret olan Robot Sophia, bir başka PR çalışması için Türkiye’de milyonların izlediği bir YouTube yayınında yine yapay zekâ okuryazarlığımızı test ediyor." Yanıltıcı grafikleri tanıma rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/tasarim-hatalari-grafikleri-yaniltici-hale-getirebilir,"Görsellerin önemli iletişim araçları olduğu su götürmez bir gerçek. Yazılı içerikleri daha etkili ve çarpıcı hale getirmek için görsellerin çok etkili olduğu biliniyor. İnfografikler yüzlerce kelimeyi tek bir görselle ifade etmemize yardımcı oluyor. Mesela pandemi döneminde daha da fazla maruz kaldığımız bilgi karmaşasından çıkış biletimiz ölüm oranları, virüsün yayılma hızı, maske kullanımı ve aşı yaptıranların sayıları gibi verilerin arasındaki ilişkiyi bize anlatan grafiklerdi. Ancak bilgiyi basit ama etkili biçimde aktarmaya çalışırken dikkat edilmesi gereken bazı faktörler var. Dikkatsizce hazırlanan görseller yanıltıcı hale gelebiliyor. Görsel yolla hatalı bilgi iletişimini iki başlıkta inceleyebiliriz. İlki hali hazırda yanlış verilere dayanarak hazırlanan grafik ve infografikler, diğeri ise doğru verilerin yanlış yorumlanmasına neden olacak görseller. Bu yazıda odaklandığımız kısım verilerin bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yanlış anlaşılmalara sebep olacak şekilde görselleştirilmesi. Düştüğümüz bilişsel yanılgılardan dolayı zaman zaman doğru verileri yanlış yorumlayabiliyoruz . Aslında yanlış yorumlamaların büyük bir kısmı tasarımdaki hatalı görselleştirme tekniklerinin tetiklediği bilişsel yanılgılardan kaynaklanıyor. En sık karşılaştığımız hatalı tekniklerden ilk göze çarpan Y eksenini manipüle etmek . Bu durum özellikle sütun ve çizgi grafiklerini yorumlamada görseli okuyan kişilerin yanılmasına sebep oluyor. Çünkü Y ekseninde yapılan bir değişiklik çok fazla dikkatimizi çekmiyor, bir grafik gördüğümüzde ilk dikkatimizi çeken grafiğin desen kısmı oluyor. Bu sebeple Y eksende yapılan orantısız değişiklikler ya da manipülasyonlar farklı bir anlatı oluşturabiliyor. Aşağıdaki görselde soldaki grafiğe baktığımızda sanki 2008’den 2012’ye doğru gözle görülür bir artış varmış gibi algılıyoruz ancak sağdaki grafiğe baktığımızda seneler içinde çok değişim olmadığını görüyoruz. Aslında sol taraftaki grafiğin Y ekseni manipüle edilmiş. Grafik yüksek bir orandan başlatılmış ve değerlerin aralıkları çok düşük tutulmuş. Sağ taraftaki sütun grafiğinin Y eksenine bakıldığındaysa 0’dan başladığı ve birimlerin aralıklarının biraz daha fazla olduğu görülüyor. Her iki grafiğin kullandığı veri aynı olmasına rağmen çıkardığımız sonuçlar farklı. Özellikle sütun ve çizgi grafiklerini doğru anlayabilmek için Y ekseninin hangi değerden başladığına ve değerlerin kaçar kaçar arttığına dikkat etmeliyiz. Aşağıda bir haber kanalının çizgi grafikler ile hastanelerdeki Covid-19 hastalarının sayısını dört farklı ülke için karşılaştırdığı anı görüyoruz. Ancak Y eksenlerine baktığımızda değerler arasındaki artışın farklı olduğu görülüyor. İngiltere’yi gösteren grafikte, Y eksenindeki değerler 5 biner artarken Galler’in çizgi grafiğindeki değerlerin 500’er arttığı görülüyor. Yan yana gösterilen bu grafikleri zihnimiz doğal olarak birbiriyle karşılaştırıyor ancak bunun sağlıklı bir karşılaştırma olabilmesi için dört grafiğin her birinde Y ekseninin aynı aralıklarla ilerlemesi gerekiyordu. Özellikle bar ve çizgi grafikleri doğru anlayabilmek için Y ekseninin nereden başlatıldığına ve değerlerin hangi oranda arttığına göz atmak önemli. Birbirine paralel artan veya azalan verilere işaret edip ""aslında birinin diğerine neden olduğu"" iddiasını taşıyan içerikler teyitçilerin en sık karşılaştığı veri manipülasyonu iddialarından. Ancak iki değişken arasında bir paralellik olması birinin diğerine sebep olduğu anlamına gelmiyor. İki ya da daha fazla olgu ya da olay arasında nedensel bir ilişki kurabilmek için hikaye, zamanlama, korelasyon ve tecrit şeklinde özetlenebilecek dört şartın tatmin edici bir biçimde sağlanması gerekiyor. Örneğin bu grafik bir şehirdeki boşanma oranları ile kişi başına düşen margarin tüketiminin her ikisinin de yıllara göre azaldığını gösteriyor. Fakat bu iki değişkenin aynı grafikte verilmesi ve benzer trendlere sahip olması, birinin diğerinin sonucu olduğunu göstermiyor. Grafikleri incelerken bir başka önemli nokta renklere dikkat etmek. Genelde başarı, kâr gibi olumlu durumlar yeşil ile ifade edilirken kayıp ya da zarar gibi durumlar için kırmızı renk kullanılıyor. Renklerin alıştığımız kodların dışında kullanılması görselin yanlış anlaşılmasına sebep olabilir. Renk kullanımı özellikle harita içeren görseller için kritik. Yukarıdaki haritada düşük kâr elde eden bölgeler için yeşil, yüksek kârı göstermek için kırmızı kullanılmış, yani alışılagelmişin dışında bir kullanım söz konusu. Sağ üst köşedeki lejanta dikkat etmeyen birinin görseli yanlış yorumlama ihtimali yüksek. Trend manipülasyonu grafiklerde kullanılan bir başka yanıltıcı teknik. Trendlerin sadece belli aralıklarını gösterip genel akışın nasıl olduğunu göstermemek yanıltıcı olabilir. Örneğin, iklim değişikliğinin sıcaklık artışına sebep olduğu verilerle desteklense de verilerin bir kısmını cımbızlayarak sadece belli zaman aralığındaki veriler gösterildiğinde sanki böyle bir artış yokmuş gibi yorumlanabilir. Örneğin aşağıdaki sosyal medya paylaşımındaki grafiğin küresel ısınmanın uydurma olduğunu gösterdiği iddia edilmiş. Grafiğe bakıldığında sıcaklığın azalan bir trend izlediği düşünülebilir. ""Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bunu resmileştirdi. Son 8 yıl... küresel soğuma... 0.11°C/onyıl oranında... atmosferdeki toplam insan yapımı CO2'nin yüzde 14'üne denk gelen 450 milyar tondan fazla emisyona rağmen. CO2 ısınması bir aldatmacadır."" Veriler doğru olsa da uzmanlar kısa süreli trendlerdeki dalgalanmaların uzun süreli trendleri doğrudan tahmin etmediğini, kısa süreli soğumalar olabileceğini vurguluyor. Önemli olan, uzun zaman dilimlerinde sıcaklık artışında nasıl bir değişiklik olduğu. Aşağıdaki grafikteki gibi zaman dilimini küresel ısınma hakkında değerlendirme yapmamıza izin verecek oranda geniş tutarak baktığımızda küresel çaptaki sıcaklık artışı çok net görülebilir. Bu tarz bağlamından koparılan ya da konunun genel hatlarına değinmeyen hatalı görselleştirmeler yanlış bilginin yayılmasında bir araç haline gelebilir. Daha önce yaşanan diğer salgınlardaki virüslerle koronavirüsün yaygınlaşma hızını karşılaştıran grafik pandemi sırasında binlerce etkileşim almıştı . Covid-19 salgınının diğer salgınlara göre çok daha tehlikeli olduğu vurgusunu taşıyan paylaşımda kullanılan videonun tamamını izlediğimizde salgının gidişatının geçmişteki diğer salgınlara kıyasla “korkutucu” olmadığının özellikle ifade edilmeye çalışıldığı anlaşılıyordu. (Covid-19’un diğer virüslerden daha tehlikeli olduğu vurgusuyla paylaşılan görsel üstte, Covid-19 ve diğer virüsleri karşılaştıran videonun tamamı izlendiğinde ortaya çıkan grafik altta.) Dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur pasta grafiklerindeki oranların tutarlı olması. Grafikteki dilimlerin toplamının yüzü aşması basit ancak sık karşılaştığımız hatalara sebep oluyor. Mesela bu pasta grafiğinde dilimlerin toplamı 193 ediyor ancak pasta grafiklerde yer alan dilimlerinin toplamının 100 olması gerekir. Burada insanlara ABD’deki 2012 seçimlerinde potansiyel adaylar arasından hangilerine olumlu baktıkları sorulmuş. Ankete katılanlar birden fazla isim verebildikleri için üç adaya olumlu bakanların toplamı 100’den fazla çıkacaktır. Grafiğin dayandığı veriler doğru olsa da bu verileri pasta grafiğiyle ifade etmek yanlış bir kullanım olmuş. Yanıltıcı sütun grafikler için çürütme stratejileri çalışması yanıltıcı sütun grafiklerini çürütme yöntemlerini ve bunların etkinliklerini inceliyor. Çalışmada Y ekseni yanlış tasarlanmış, aşağıdakine benzer sütun grafikleri kullanılıyor: Hatalı görselleştirme örneği sağda, doğru alternatifi solda. Araştırmacılar dört farklı kontrol yöntemi deneyerek yöntemlerin çürütme etkilerini kıyaslıyor. Yöntemler şu şekilde: doğru bir alternatif sunma, görsel bir ipucu ile grafik okur yazarlığını aktive etme, yazılı bir ipucu ile grafik okuryazarlığını aktive etme ve yazılı bir uyarı ile grafiğin hatalı olabileceği konusunda uyarma. Araştırmacılar yöntemlerin her biri çürütmede işe yarasa da en etkilisinin doğru bir alternatif grafik sunma olduğunu tespit ediyor. Ancak çürütme sonrasında bir hafta geçtikten sonra yapılan çalışmada çürütmelerin etkilerinin genel olarak azaldığını da ekliyorlar. Tasarımcılar, yazılımcılar, araştırmacılar ve gazeteciler gibi veri görselleştirmesi ile ilgilenen kişilerin verilerin doğruluğuna ek olarak verileri en doğru ve anlaşılır şekilde sunma üzerine kafa yorması gerekiyor. Görseller, uzun bir metinden daha etkili bir iletişim yöntemi olabilir ancak yanıltıcı olduklarında bu bilginin yazıya göre daha hızlı ve güçlü bir şekilde yayılmasına sebep olabiliyorlar." Rehber: Manipüle edilmiş görseller nasıl ayırt edilir?,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-manipule-edilmis-gorseller-nasil-ayirt-edilir,"Bazı görsellerin üzerlerindeki manipülasyonları tespit etmek fazlasıyla basittir; fizik kurallarına, hayatın genel akışına veya tarihin bütünlüğüne aykırı görüntü hemen fark edilebilir. Örneğin, bu görselde Mızrak Subaşı’nın taktığı iddia edilen küpenin fotoğrafa sonradan eklendiği renklerin birbiriyle uyumlu olmaması, küpenin duruşunun normal olmayan bir biçimde durması gibi ayrıntılarla kolaylıkla fark edilebiliyor . Fakat her görseldeki manipülasyonu tespit etmek bu kadar olmayabilir. Gözlerimiz ve şüphe kası mız görselleri tespit etmede büyük yardımcımız olsa da, fark edilmesi daha zor manipülasyonları saptayabilmek için farklı yöntemler ve dijital araçlar kullanmak önemli. Bu rehberde, dijital manipülasyona uğramış görselleri nasıl daha kolay fark edebileceğimize değineceğiz. Manipüle edilmiş görselleri ayırt etmenin bir numaralı kuralı, görselin bütününe bakmak. Bütüne bakarken soracağınız birkaç soru, görselin güvenilirliği konusunda size ipuçları verebilir: İnternette karşılaştığınız görsellerin ilk nerede ve ne zaman kullanıldığını öğrenmenin başlıca yolu tersine görsel arama yapmaktan geçiyor. Bu yöntemle arama yapmak, fotoğrafın güvenilir bir kaynaktan gelip gelmediğini bulmaya da yardımcı. Arama sonuçlarında benzer görsellere de ulaşmaya yardımcı olacağı için, tersine görsel aramayı manipüle edilmiş görselleri saptamak için de kullanmak mümkün. Tersine görsel arama, Yandex, Google, Microsoft Bing, Baidu gibi farklı arama motorlarını yanı sıra, bu yöntem için özel olarak geliştirilmiş TinEye, Invid gibi araçlarla da yapılabilir. Örneğin görseldeki Time kapağında ""M"" harfinin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky'nin başında bir ""boynuzu"" resmettiği iddia edilmişti. Oysa tersine görsel arama yardımıyla görselin farklı bir zamanda çekildiği ve Time dergisine sonradan eklendiğini öğrenmek mümkün . Tutarlı olmayan gölge ve ışıklar görselin manipüle edilip edilmediği hakkında çok fazla bilgi verebilir. Görsele sonradan eklenmiş bir nesnenin gölgesi hiç olmayabilir veya yanlış yere konulmuş olabilir. Oysa bu gölge ışık uyumsuzluğunu basit bir geometrik çizim ile açığa çıkarmak mümkün. Öncelikle, nesnenin üstündeki bir noktadan, nesnenin gölgesine denk düşecek şekilde düz bir çizgi çizmeli ve bu işlemi nesnenin üstündeki birçok noktadan tekrar etmelisiniz. Böylece tüm çizgiler ışık kaynağında birleşecektir . Bu görsel üzerinde söz konusu işlem yapıldığında, fotoğrafta en arkada görünen kişinin kendisini ve gölgesini birleştiren kırmızı çizgiler görüntünün geri kalanında yer alan, yeşil renk ile çizilen kişilerin gölgelerinin düştüğü yerle birleştiği ışık kaynağı ile örtüşmüyor. Yani, kırmızı çizgiler, başka bir ışık kaynağının olduğuna işaret ederken, yeşil çizgiler aynı ışık kaynağının varlığına işaret ediyor. Sonuç olarak, arkada görünen kişi görüntüye sonradan eklenmiş olabilir. Bir kimliğe benzetebileceğimiz metadata, görselin çekildiği tarih, kamera bilgileri ve olası GPS koordinatları gibi önemli bilgileri elde etmemize yardımcı olabilir. Örneğin, bu görselin Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi acilindeki canlandırma odasında çekildiği iddia edilmiş . Örnekteki görüntünün, EXIF ​​olarak bilinen, “Değiştirilebilir Görüntü Dosyası” datalarına bakıldığında ise, iPhone 6S model bir telefonla, 16 Mayıs 2017 saat 06.50’de çekildiği görülebiliyor . Aynı datalarda, fotoğrafın çekildiği yerin koordinatlarını da görmek mümkün. InVID’in gösterdiği koordinatlar, Google Maps'te aratıldığında, fotoğrafın ABD’nin Kentucky eyaletindeki Louisville Üniversitesi Hastanesi ’nde çekildiği öğrenilebiliyor. Görselin tümünün değil de yalnızca bir kısmının manipüle edildiğini düşünüyorsanız, ""Hata Seviyesi Analizi (ELA)"" yapmak işinize yarayabilir. Hata seviyesi analizi kısaca, bir JPEG görüntüsünün hata seviyesi potansiyelini değerlendiren bir algoritma. Bir resim değiştirildiğinde, değiştirilen kısımlar görüntünün geri kalanından daha yüksek bir hata seviyesi potansiyeline sahip oluyor. Yani görüntüde yapılan düzenlemeler ve eklemeler, bu analiz sonrasında daha fazla değişikliğe sahip bölgeler olarak görünür. Görselde manipüle edilmiş alanların saptanmasında yardımcı olacak bu araçlardan biri PhotoForensics. Örneğin, bu görselin II. Dünya Savaşı öncesinde, cepheye giden askerlerin sevgilileriyle vedalaşma anlarını gösterdiği iddia edilmişti . Oysa, fotoğrafta dijital müdahale olup olmadığını anlamak için hata seviyesi analizi (ELA) yaptığımızda, görselin sol kısmında yer alan ve üzerinde çizgili bir şort bulunan kişinin görsele sonradan eklendiği fark ediliyor . Sosyal medya paylaşımları da kimi zaman manipüle edilip, gerçek olduğu iddiasıyla sosyal medyada yaygınlaşabiliyor. Kimi zaman sahte tweet üretme araçları tarafından yaratılan, kimi zaman da halihazırda olan tweetlere dijital müdahale edilmesiyle ortaya çıkan bu içerikleri ayırt etmenin yolu, sitelerin mevcut tasarımlarıyla uyumluluk içerip içermediği ve arşivinin olup olmadığı gibi basit yöntemlerle anlaşılabiliyor. Mesela, Oğuzhan Uğur tarafından atıldığı iddia edilen tweet, 6 Şubat depremleri sonrasında epey yaygınlaşmıştı . Bu örnekte, kısa bir incelemenin ardından, Oğuzhan Uğur’un Twitter kullanıcı isminin normalde olduğundan çok daha küçük ve farklı bir yazı tipiyle yazıldığı fark ediliyor . Dikkat çeken bir diğer detay ise Oğuzhan Uğur’un profilindeki mavi tik işareti; montajlanan görüntüde bu işaret normalde olması gereken yerde değil. Bunların yanı sıra, tweetlerin altında normalde tarih ve saat bulunması gerekirken, Oğuzhan Uğur’a ait olduğu öne sürülen paylaşımda tarih ve saat bilgisinin olmaması da görüntünün manipüle edildiğini kanıtlıyor. Bu tür sosyal medya paylaşımlarını incelerken, en güvenli kaynak arşiv sitelerini taramak. Bir içeriğin veya sosyal medya paylaşımının herhangi bir arşiv sitesinde dijital bir kopyası bulunabiliyorsa, o paylaşımın dijital müdahale içermediğinden emin olabiliriz. Sonuç olarak, internette gördüğümüz şüpheli bir görselin dijital müdahaleyi maruz kaldığını öğrenmenin yolu şüphe kasımızı çalıştırmak, ipuçlarını yakalamak ve doğru araçları kullanmaktan geçiyor." Okula Dönüş: Dijital Veliler için ipuçları,https://teyit.org/teyitpedia/okula-donus-dijital-veliler-icin-ipuclari,"Okullar açılıyor. Eskiden bu, çocukların esnek oyun zamanlarını, yatma saatlerini, aksayan yemek düzenlerini yeniden bir rutine oturtmak anlamına gelirdi. Şimdiki ebeveynlik deneyiminde ise, denkleme düzenlenmesi gereken bir şey daha eklendi: Dijitalde geçen süre ve dijitale taşınan etkinliklerin dengelenmesi . Bu yazı, okula dönüşün sadece okula oryantasyon sürecinden ibaret olmadığını bilen ebeveynler için. Yaz tatilinin başında sizlerle paylaştığım Ebeveynler için Karne Hediyesi I ve II’ de, tatil döneminde çocukların güvenli dijital deneyimleri için yararlı olabilecek araçları ve uygulamaları derlemiştim. Dijitalde kaybolmuş bir zaman diliminden korunmak için kaleme aldığım bu yazı dizisini, yaz sonunda bu sefer “okula dönüş” başlığıyla pekiştirmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Okula dönüş, günümüz eğitim dinamiklerini düşündüğümüzde aslında dijitalden bir kopuş anlamına gelmiyor. Ödevlerin, araştırma projelerinin, oyunlaştırılmış eğitim materyallerinin dijital platformlara taşındığını göz önünde bulundurursak, çocukların deneyimini dijitalin kullanım amacının değişmesi olarak tanımlamak daha doğru. Çocuklar bu yeni rutine adapte olurken, dijital rutinlerinde hem süre hem de içerik açısından değişikliklere gidecek. Peki bu değişim kolay mı? Muhakkak her çocuk ve her aile için aynı oranda değil. Eğlencenin, oyunun ve sosyalleşmenin çoğunlukla dijitale taşındığı senaryolarda, yeni rutinlerin oturtulması daha fazla emek ve kararlılık isteyecek. Ebeveynlerin buradaki rolü, hep söylediğimiz gibi “sadece kural koyucu ve denetleyici” olmak değil, kolaylaştırıcı ve rol model olmak . Yeni rutinin oturtulmasında ebeveynler bu süreci nasıl kolaylaştırabilir? Gelin, yapabileceklerimize bakalım. Acar Baltaş’ın bir konuşmasında çocukların okuma alışkanlığı kazanmasına yönelik verdiği bir bilgi hep kulağımda. Baltaş, çocukların evlerinde bulunan devasa bir kitaplık ve yüzlerce kitaptan çok, kitap okurken gördüğü anne ve baba sayesinde okuma alışkanlığını daha kolay kazanabileceğini söylemişti. Rol model olmakla ilgili – bence – çarpıcı olan bu örneği, dijital alışkanlıklara uyarlamak da mümkün. Çocukların bizim dijital deneyimimizi gözlemlediğini ve bizim davranışlarımızı norm kabul etmeye meyilli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Pew Research Institute tarafından 2020 yılında üç bin 640 ebeveyn katılımıyla yapılan bir araştırmada , ebeveynlerin yüzde 68’i çocuklarıyla birlikteyken dikkatlerinin telefon yüzünden dağıldığını belirtiyor. Bu araştırmanın sonucunu bir içgörü için fırsat kabul edip kendi dijital rutinimize bakabiliriz. Peki, çocuklardan önce ebeveynlerin kendilerine sorması gereken sorular neler? Common Sense Media, bu konuda bizlere dört öneri sunuyor : Çocuklarla birlikteyken teknolojiyi onların kullanmasını istediğiniz şekilde kullanarak örnek olun. Telefonları yemek masasından uzak tutun, cihazları kullanırken birden fazla işi aynı anda yapmamaya çalışın ve kimse izlemediğinde televizyonu kapatın. Dijital dengenin önemli bir kısmı, teknolojiye sağlıklı sınırlar koymak ve bunlara bağlı kalabilmek. Cihazları ne kadar farklı amaçlarla kullanıyorsak ve günlük rutinimizdeki aktiviteleri ne kadar dijitale taşıdıysak, ekran süremiz de buna bağlı olarak farkında olmadan artıyor. Akıllı telefonunuzun ekran süresi özelliklerini kullanarak, cihazı ne kadar süre ne için kullandığınıza bakmak, önemli bir farkındalık kazanmanızı sağlayacaktır. Aileyle birlikte geçirilen zamanlarda telefonunuzu ne için ve ne kadar süre kullanacağınızı düşünmek, buna dair hedefler belirlemek mümkün. Telefonunuzu kontrol etmeden önce kendinize şunu sorun: Neden telefonumu kontrol ediyorum? Geçerli bir nedeniniz yoksa bırakın. Eğer telefonunuzu aile zamanında çocukların önünde kullanmak durumunda kalırsanız, neden kullandığınızı ve ne yaptığınızı açıklayın. Böylece, aile zamanı yerine telefonu sebepsiz yere tercih etmediğinizi anlayacaktır. Çocuklarınıza ödev, ev işi, antrenman gibi sorumluluklarını yerine getirirken odaklanabilmeleri için dijital cihazlardan uzak durmalarını tembihliyoruz. Peki biz bunu ne kadar yapıyoruz? Aile olarak vakit geçirirken bildirim uyarılarını sınırlayın veya cihazlarınızı ""rahatsız etmeyin"" moduna ayarlayın. Odaklanmanız gereken işleri çocuklarınızın yanında yaparken, aynı onlara tembihlediğiniz gibi cihazlarınızı kapatın ya da ortamdan uzaklaştırın. İkna olmak için örneğe ihtiyaç duyacaklarını unutmayın. Birlikte içerik izlemeye, oynamaya ve bu deneyimler üzerine çocuklarla sohbet etmeye zaman ayırın. Sıkça duyulan “kaliteli vakit geçirme” olgusunu dijitale taşımak mümkün. Ama burada ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli bir şey var. Sadece çocuğun yaşına uygun, zengin bir içerik ve uygulama seçiminden ve edilgen veya pasif bir dijital içerik tüketiminden değil, dijitaldeki aktivite üzerine gerçek hayatta konuşulan, tartışılan bir ortak deneyimden bahsettiğimizi hatırlamaları gerekiyor. “Bu oyundaki en sevdiğin karakter kim? Neden? Sence bana en uygun karakter hangisi olur? Hangi özelliğimden dolayı? Sen bu oyunu baştan tasarlasan, neyi farklı yapardın?” gibi duygusal ve fikir paylaşımına hizmet eden sorularla birlikte yaşanan bir dijital ortak deneyim, çocukların da vakit geçirilen zamana ilgisini canlı tutacaktır. Benzer tutumların sergilendiği aile ortamında, çocukların yaz tatili rehavetinden çıkıp, odaklanarak gündelik sorumluluklarını gerçekleştirmeleri çok daha kolay. Ama bunu yaparken kafalarını kaldırıp baktıklarında örnek davranışları sergileyen yetişkinleri görmeye ihtiyaçları var. O zaman… Bildirimlerimizi kapadık mı?" Kocakarı ilaçları yanlış bilgiyi nasıl körükleyebilir?,https://teyit.org/teyitpedia/kocakari-ilaclari-yanlis-bilgiyi-nasil-korukleyebilir,"Londra 1665 yılında bubonik veba salgınıyla karşı karşıya kaldığında, halk çaresizce kendilerini ve sevdiklerini hastalıktan korumanın yolunu arıyordu. Birçok kişi tarafından benimsenen yöntemlerden biri de iki küçük diş sarımsağı bir litre taze sütle karıştırmaktı. İnsanlar bu karışımı sabahları aç karnına içmenin, korkulan hastalığı önleyeceğine inanıyordu. Londra'daki büyük veba salgınını yaşayanlar gibi, pek çok insan Covid-19’dan korunmanın da yollarını aramaya başladı. Sarımsağın insanları iyileştirebileceği veya koruyabileceği iddiaları da sosyal medyada bu sayede çoğaldı. Bu iddialar, Dünya Sağlık Örgütü'nün Twitter’dan uyarı yayınlamasına sebep oldu. Sarımsağın gerçekten de mikrop öldürücü özelliklere sahip bileşimlere sahip olduğunu gösteren laboratuvar çalışmaları olmasına rağmen, herhangi bir bakteri veya virüse bulaşı önlemek için sarımsak yeme düşüncesi ne yazık ki, çoğunlukla halk söylentisinden ibaret. “Kocakarı ilacı” olarak da bildiğimiz ve söylenti olarak yayılan bu ""tedavi”ler ilk bakışta zararsız görünse de insanlara zarar verme potansiyeli taşıyor. Örneğin, 72 yaşındaki bir kadın koronavirüse karşı kendini korumak amacıyla her gün çiğ sarımsak tükettiği için dilinde kimyasal yanık oluşmuştu. Sarımsağın genel bir tedavi olduğu fikrinin temeli, sağlık ve hastalıklarla ilgili herhangi bir konuda kanıtlanmamış, yaygın inançları ifade etmek için kullanılan bir şemsiye terim olan “tıbbi halk bilgisi”ne dayanıyor. Halk bilgisi genellikle belirli bir düzeyde karşı konulamaz sezgiselliğe dayanır ve genellikle kültürel inançların yanı sıra uzun zamandır süregelen geleneklerden beslenir. Halk bilgisi arasında bitkisel ilaçlar, beslenme tavsiyeleri ve belirli davranışların izlenmesine ilişkin öneriler yer alabilir. Genellikle nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılır ve tıp bilimi ilerlemesine rağmen hastalıkların nedenleri ve tedavileri hakkındaki efsanelerin devam etmesinin nedenlerinden birinin bu olması muhtemel. Örneğin, birçok insanın inandığı, yüzmeden önce yemek yemenin tehlikeli olduğuna dair sarsılmaz inancın hiçbir bilimsel dayanağı yok. Kurulan mantık ikna edici görünse de, yüzmeden önce yemek yemenin boğulmaya neden olduğu fikri araştırmacılar tarafından çürütüldü . 17. yüzyıldan, okuyuculara sarımsak ve süt içmelerini tavsiye eden bir gazete. Halk bilgisinin karmaşık bir konu olma sebebi, bir yandan genel olarak yanlış bilgi kategorisine girerken , diğer yandan da sahte haber veya yanıltıcı reklam gibi olağan yanlış bilgi sınıflarına tam olarak oturmaması. Bir kişinin halk bilgisini ve tedavilerini destekliyor olması, bilim karşıtı inançları olduğunun güçlü bir göstergesi değil. Örneğin, ateşlenen birinin aç bırakılarak tedavi olabileceğine inanan insanlar aynı zamanda aşı yanlısı olabilir. Aynı şekilde, yetkililerin verdiği sağlık tavsiyelerine uyan bir kişinin, örneğin koronavirüse karşı ek koruma olarak halk bilgisini ve halk hekimliğini kullanması da olağandışı bir durum değil. Bununla birlikte, halk bilgisinin ağırlıklı olarak zararsız olduğu düşüncesi, uzmanların buna daha az dikkat etme eğiliminde olmasının nedeni olabilir. Örneğin, yatmadan önce ılık süt içmenin uyumaya yardımcı olduğuna inanmak, bu bilgi doğru olmasa da size zarar vermez. Fakat belirli yiyeceklerin bağışıklığınızı güçlendirebileceği fikri gibi diğer inançlar, insanların grip veya Covid-19’a karşı aşı olmalarına gerek olmadığını düşünmelerine neden olabileceği gibi başka tehlikelere de yol açabilir Bilim tarafından desteklenmeyen diğer yanlış bilgi türleri gibi halk bilgisi de genellikle sosyal medyada yayılıyor. Bu da halk sağlığı için bir tehdit oluşturabileceği anlamına geliyor. Örneğin, 2020’de Britanya karantinaya girdiğinde, Birmingham Çocuk Hastanesi’nin Yanık Merkezi’nde, buhar solumadan kaynaklanan yanık yaralanmalarının sayısında 30 kat artış görüldü. Buna, sosyal medyada buhar solumanın, solunum yolu semptomlarını önleyebileceğine veya tedavi edebileceğine dair halk bilgisi sebep olmuştu. Bu durum özellikle iç karartıcıydı; çünkü 1969'dan bu yana dünya çapında yayınlanan çalışmalar buhar solumanın tehlikelerinin altını çiziyor. Bazı halk hekimliği örnekleri biyolojik olarak makul bir inandırıcılığa sahipken, diğerleri değil. Örneğin, İngilizcede 1870’lerden kalma, tıpla ilgili atasözü “elma girmeyen eve doktor girer"" (an apple a day keeps the doctor away) muhtemelen elmanın besleyici olduğu bilgisine dayanıyordu. İlginçtir ki bilim insanlarının bulgularına göre, elmanın vitamin içeriği olağanüstü veya ender olmasa da sağlığı geliştiren biyoaktif maddelerin sayısı nedeniyle fonksiyonel bir gıda olarak kabul ediliyor. (“Fonksiyonel gıdalar”ın “süper gıdalar”ın aksine bilimsel bir kriteri karşılamak zorunda olduğunu unutmayalım.) Halk bilgisi ve halk hekimliği yakın zamanda yok olacak gibi görünmüyor. Bu nedenle, insanların buna inanmasına sebep olan şeyin ne olduğunu ve bilime olan inanca ne ölçüde karşı çıktığını anlamamız gerekiyor. Halk bilgisi inançları ile insanların sağlıklarını korumak için gerçekte ne yaptıkları arasında karmaşık bir ilişki var. Bu ilişkiyi anlamak, zararlı etkilerini önlemenin anahtarı olabilir. Hayatlar buna bağlı olabilir." Dijital uçurum nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dijital-ucurum-nedir,"Dijital uçurum, dijital teknolojilere erişim, benimseme ve kullanımdaki eşitsizliği ifade etmek için kullanıyor. Bu uçurum, teknolojiye erişim, dijital beceriler ve çevrimiçi kaynakların kullanımındaki eşitsizlikler de dahil olmak üzere çeşitli şekillerde ortaya çıkabiliyor. Kavram kimi zaman “digital gap” yani “dijital ayrım” olarak da karşımıza çıkıyor. Dijital çağda eleştirel düşünebilme becerisini vurgularken kullandığımız eleştirel dijital okuryazalık (EDO) kavramı, akıllı telefon, tablet, dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar gibi araçlar aracılığıyla bilgiyi bulma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme, güvenilir kaynaklara erişebilme, nitelikli olanları ayırt edebilme, çevrimiçi güvenliği sağlayabilme gibi becerilerini ifade ediyor. Yani teyitçiliğin önemli bir ayağını dijital okuryazarlık becerisi oluşturuyor. Dijital okuryazarlığı tartışırken önümüze çıkan en büyük handikaplardan biri de dijital uçurumlar. TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanımı Araştırması’na göre 16 ila 74 yaş nüfusun internet kullanma oranı geçen yıla kıyasla iki puan artarak yüzde 87,1'e yükseldi. İnternet kullanımında dünya ortalaması yüzde 64,5 . Türkiye’de hızlı internet ve internet aboneliğine erişim konusunda bölgesel farkların olduğunu söylemek mümkün. Örneğin fiber altyapıya sahip internet aboneliğine dair veriler incelendiğinde, İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyükşehirlerin abonelik oranlarının diğer illere göre yüksek olduğu göze çarpıyor . Bir diğer çarpıcı veri, Türkiye’de hiç bilgisayar kullanmamış kişilerin oranının Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve ve Kuzeydoğu Anadolu bölgelerinde yüksek olması. Bu oran batıya doğru gittikçe azalıyor . Avrupa ve OECD ülkelerinde, internet erişiminde bölgesel eşitsizlik genellikle yüzde 10 ila yüzde 15'de değişirken, Türkiye'de bu fark artarak yüzde 30’a kadar çıkıyor . Birleşmiş Milletler Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, toplumsal cinsiyete dayalı dijital uçurumu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeni yüzü olarak tanımlıyor. Çünkü kadınlar ve kız çocukları teknolojiye ve internete, erkeklere ve erkek çocuklarına kıyasla daha az erişebiliyor. Erişimin önündeki engeller, kadınların çevrimiçi eğitimlere katılmalarını, teknoloji sektöründe ve diğer istihdam alanlarında kariyer yapmalarını zorlaştırıyor. TÜİK verilerine göre, 2023 yılında internet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 90, kadınlarda yüzde 83 olarak gözlendi . Kadınların yapay zekâ araçlarına erişme konusunda da zorluk yaşadığı bir gerçek. Logically Facts’in medyaya ve teyitçiliğe güven raporunda , cinsiyet temelli veriler incelendiğinde, erkeklerin yüzde 41’lik oranla yapay zekâ aracı ChatGPT‘ye daha fazla güvenme eğiliminde olduğu, kadınların ise sadece yüzde 29’unun güvenli bilgi için ChatGPT’ye yöneldiği dikkat çekiyor. Peki, kadınların yapay zekâya daha şüpheci yaklaşmasının altında yatan sebep ne? Raporun bir diğer dikkat çekici verisi bu soruya yanıt olabilir: yüzde 70’lik oranla erkekler ChatGPT'ye daha aşinayken, kadınların yüzde 48’i ise aşina olmadığını itiraf ediyor. Dijital uçurumun bir başka kenarında ise etnik farklılıklar yer alıyor. Amerika’da yapılan bir araştırmada, siyah katılımcıların yüzde 70’i, hispanik katılımcıların ise yüzde 60’ı dijital beceriler açısından yeterli olmadıklarını ve bu durumun istihdam edilme durumlarını etkilediğini belirtiyor . Bilişim teknolojilerinin gelişmesi ve pandemi dönemindeki karantina süreci uzaktan çalışma modelini birçok alanda daha tercih edilebilir kılsa da durum dijital uçurumun kıyısında olanlar için aynı olmadı. 2018'de beyaz çalışanların üçte biri uzaktan çalışıyorken, siyah çalışanların yüzde 20’sinden azı ve hispanik çalışanların sadece yüzde 16’sı uzaktan yapılabilecek işlere sahipti . Bu uçurumu kapatmak için ek müdahale yapılmazsa, ABD’de siyah ve hispanik çalışanların çoğunluğunun 2045 yılına kadar işlerin yüzde 86'sının dışında kalabileceği öngörülüyor . Dijital yerli , dijital teknolojilerin içine doğan ve bu teknolojileri aktif biçimde kullanarak büyüyen bir nesli ifade ederken, dijital göçebe ise bu teknolojilere sonradan adapte olanları temsil ediyor . Haliyle bu iki grup arasında bilişim teknolojilerine erişim ve bu teknolojileri kullanma becerileri açısından bir fark ortaya çıkabileceği aşikar. Fakat bu durum, dijital göçebelerin internet ve diğer teknolojilere ulaşım konusunda yaşadıkları eşitsizlikleri kabullenmemiz anlamına gelmiyor. Örneğin, sistemlerin çoğu dijitalleştiği için yaşlı bireylerin bilet rezervasyonu yapmak veya otobüs kartlarını yenilemek ya da yaşlılık yardımı talep etmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta sorun yaşadıkları biliniyor . Bir diğer zorluk ise, dijital becerilerinin olmaması nedeniyle dijital ağlar üzerinden akranlarıyla bağlantı kuramayan yaşlıların karşılaştığı sosyal dışlanma. Son yapılan araştırmalarda yaşlı vatandaşların sağlık ve refahında genel bir iyileşme halinin dijital uçurumu azaltmakla mümkün olduğuna ilişkin bulgular da mevcut. Özellikle Covid-19 pandemisi ile birlikte dijital platforma kayan sağlık hizmetleri nedeniyle yaşlı vatandaşların internet üzerinden randevu alma, çevrimiçi terapi ve bu hizmetlerle ilgili ödeme yapma gibi yeniliklerden faydalanamadıkları biliniyor . Bu durum, eski sistemleri yerine getirilen dijital teknolojilerin entegre süreçlerinde daha büyük çerçeveden bakmanın ve farklı grupları gözeterek tasarım yapmanın önemini de vurguluyor. Çözüm ise basit. Yaşlı vatandaşları dijital dünyadan dışlamamak, sağlıklı bir iletişimle onları bu teknolojileri kullanmaya davet etmek ve ihtiyaç duydukları konulara özel eğitimler tasarlamak çözüm için atılabilecek adımlardan yalnızca birkaçı. Dijital uçurumun en belirgin hale geldiği dönemlerin başında kuşkusuz pandemi dönemi geliyor. Eğitim Reformu Girişimi’ne göre, TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması verileri, özellikle pandemi döneminde verilen uzaktan eğitimin dijital uçurumu nasıl yeniden şekillendirdiğini anlamak için önemli. Veriler, özellikle belirli bölgelerde ve risk altındaki gruplar arasında (örneğin, Roman çocuklar, mevsimlik gezici tarım işçisi ailelerin çocukları, sosyoekonomik düzeyi farklı çocuklar, mülteci çocuklar vb.), EBA TV dışındaki uzaktan eğitim platformlarına erişimin zor olduğunu gösteriyor . Ayrıca, televizyon sahipliği olsa bile, EBA TV'nin içinde bulunulan koşullar nedeniyle etkili bir şekilde izlenmediği durumlar da mevcuttu. Örneğin, Suriyeli aileler başka bir uydu kullanarak Arapça kanallarını tercih ediyor ve bu nedenle EBA TV'ye sınırlı erişimleri bulunuyordu . Öğretmen Ağı’na göre, eğitim alanındaki dijital uçurumun azaltılması için daha kapsamlı düşünmek şart. Bu noktada, öğretmenlerin ve velilerin dijital becerilerinin desteklenmesi ve dijital okuryazarlığının artırılması önemli . Günümüzde internete ve diğer bilişim teknolojilere erişim temel bir hak. Uçurumun kıyısında duran her bir aktörün tespiti ve onlar için özel geliştirilmiş çözüm önerileri bulmak, uçurumun derinliğini azaltmasa da bir köprü görevi görebilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Komplo teorisi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-komplo-teorisi-nedir,"Latince ""con"" (birlikte) ve ""spirare"" (nefes almak) kelimelerinin birleşiminden oluşan ""conspirare"" kelimesinden türeyen bu kavram, başlangıçta yalnızca “birlikte nefes almak” anlamına geliyordu . Sözcük ayrıca, bireyler arasında düşüncelerin, duyguların veya sırların paylaşılmasını ifade etmek için de kullanılıyordu. Fakat zamanla bu sözcük daha negatif bir anlam kazandı. Günümüzde bu kavram, bir olayın veya durumun en önemli nedeni olarak rasyonel açıklamayı reddeden ve bunun yerine bir grup insanın veya bir organizasyonun gizlice birine zarar vermeye veya bir şey başarmaya çalıştığına dair inançları kapsıyor . Anlamdaki bu değişim, bir komploya dahil olanların plan yapmak ve gizlilik içinde fısıldaşmak için bir araya toplandıkları ve ortak niyetlerinde mecazi olarak ""birlikte nefes aldıkları"" fikrini de yansıtıyor olabilir. Komplo teorileri üzerine çalışmalar yapan Michael Barkun’a göre, bir komplo teorisi üç temel önerme etrafında kurgulanıyor ; hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve her şeyin birbirine bağlı olduğu iddiası. Açıklayamadığımız olaylar, cevaplandıramadığımız sorular, karşılaştığımız belirsizlikler “gizli” ve “kötücül” bir komplonun sonucuna dayandırıldığında, ne kadar mantık hatası veya saçmalık içerseler dahi ilgi çekici olabiliyorlar . Bu teorilere en çok inananlar arasında ise güçsüz veya savunmasız hissedenler yer alıyor . Komplo teorilerinin kendine en fazla yer bulabildiği zaman dilimi toplumu yakından ilgilendiren sosyal olayların, afetlerin ve krizlerin hemen sonrası. Bunun en bilindik örneklerinden biri 11 Eylül saldırısı. Üzerinden neredeyse yirmi iki yıl geçmiş olmasına rağmen, bu olay hakkında ortaya atılan komplo teorileri çoğalmaya devam ediyor. Bu teoriler arasında, ABD hükümetinin saldırıları düzenlendiği veya saldırılardan haberdar olduğu, jet yakıtının çelik kirişlerini eritemeyeceği için İkiz Kuleler’in patlayıcılarla yıkıldığı ve küresel elit olarak adlandırılan grupların sivil özgürlükleri kısıtlayarak otoriter bir dünya hükümeti oluşturmak istedikleri gibi iddialar yer alıyor . Benzer şekilde tüm dünyayı yakından ilgilendiren Covid-19 salgını sırasında, pandeminin kasıtlı olarak insan nüfusunu azaltmak için çıkarıldığı ve aşıların çip içerdiği gibi komplo teorileri yaygınlık göstermişti. Bunun çarpıcı örnekleri, yakın geçmişte Türkiye’yi etkileyen deprem ve yangınlar sırasında yaşandı. 6 Şubat 2023 tarihinde merkez üssü Kahramanmaraş olan ve çok sayıda ili etkileyen depremler, bölgede büyük yıkıma sebep olmuştu. Bazı komplo teorisyenleri ise bu depremlerin HAARP frekansları yüzünden olduğunu iddia etmişti . Benzer şekilde, Ağustos ayında Çanakkale’yi etkileyen yangınlar sırasında sosyal medyada yangınların lazerle çıkarıldığına ilişkin komplo teorileri yaygınlık göstermişti . İnsanların inançlarıyla çelişen bilgileri reddetmelerine veya bilgileri bu inançları doğrulayacak şekilde yorumlamalarına neden olabilen doğrulama önyargısının bir alt başlığı olarak araştırmalarda zaman zaman karşımıza çıkan “geri tepme etkisi”, komplo teorilerininin neden yaygın olduğunu anlama konusunda yardımcı olabilir. Geri tepme etkisi, inançlarına meydan okuyan kanıtlarla karşılaşan insanların bu kanıtları reddetmelerine ve önceden oluşturdukları fikirlerini güçlendirmelerine neden olan bilişsel bir önyargı . Yani, bir bilginin yanlış olduğunu kanıtlayan deliller ortaya sunduğunuzda dahi o bilginin doğru olduğuna daha güçlü bir şekilde inanılmaya devam ediliyorsa, sunduğunuz tüm kanıtlar geri tepmiş demektir. Örneğin, aşıya karşı olan ebeveynlere, çocuklarına aşı yaptırmanın en iyi seçenek olduğunu gösteren bilgiler sunulduğunda, bazı ebeveynlerin, aşı ve otizm arasında bir bağlantı olduğuna inanma olasılıklarının arttığı ortaya çıkmış . Komplo teorilerini zihnimizde daha da belirgin kılan bir başka faktör ise sosyal medya algoritmaları ve bu algoritmaların sonucu olarak tekrar eden bilgiler . Platformların etkileşimi arttırmaya yönelik tasarlanan algoritmalar sayesinde, benzer veya ilgi alanlarımıza yönelik içerikler görmek daha olası hale geliyor. Örneğin, Twitter’da uçaklardan püskürtülen gazlarla zehirlendiğimizi iddia eden “chemtrails” komplo teorisine denk geldiniz diyelim. Bu içerikle kuracağınız etkileşim sonrasında karşınıza çıkacak içerikler bu konuyla benzer olacaktır. Benzer şekilde, YouTube’da İlluminati’nin dünyayı yönettiğine dair bir video izlediğinizde sıraya giren bir sonraki içerik yine bu konuda olacaktır. Sonuç olarak, yanlış bilgiyle olan temasla birlikte, bu tekrarlanan bilgiye duyulan aşinalık da artıyor. Aşinalık ise o yanlış bilgiye inanma olasılığını artırıyor . Yanlış Bilgileri Çürütme El Kitabı 'nda belirtildiği gibi, insanları bu konuda bilinçlendirmeye yönelik çalışmalara yer vermek ve önceden cevaplar üreterek kullanıcıları olası yanıltıcı bilgilere karşı uyarmak, yani “ önceden çürütme ” yapmak etkili olduğu bilinen yöntemler arasında. Sağlam kanıtlarla hazırlanmış bir bulgu seti, hangi kaynakların güvenli olduğu konusunda bilinçlendirici içerikler ve teorideki mantık hatalarını gözler önüne sermek de çürütme yaparken kullanabileceğimiz diğer etkili yöntemler. Ayrıca, komplo teorilerine inananlar ve sıklıkla bu konuda paylaşım yapanlarla kurmamız gereken iletişime dikkat etmek oldukça önemli. Komplo teorisinin mantıksal hatalarıyla alay etmek, karşıdaki kişinin doğru bilgiye ulaşma motivasyonunu kötü yönde etkileyebilir. Dolayısıyla, nazik, anlayışlı ve sabırlı olmak şart . Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Komplo teorileri yükselişte değil, panik yapmayı bırakmalıyız",https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorileri-yukseliste-degil-panik-yapmayi-birakmaliyiz,"Son birkaç yıldır Ipsos , YouGov ve son dönemde Kings College Policy Institute ile BBC adına Savanta gibi kuruluşlar tarafından yapılan anketler insanların ne tür komplocu inançlara sahip olduğunu araştırıyor. Bulgular ise endişe ve tartışmaya neden oluyor. Bu anketlerin birkaç açıklayıcı tarafı var. Öncelikle hangi iddiaların komplo teorisi olarak değerlendirildiği ve bunların nasıl ifade edildiği ilgi çekici. Aynı zamanda komplo teorilerinin internet ve sosyal medya sayesinde yükselişe geçtiğine dair yaygın inanış da dikkat çeken başka bir nokta. Peki bu doğru mu? Komplo teorileri konusunda gerçekten ne kadar endişelenmeliyiz? Komplo teorisi olarak anılan ve bu anketlerde devamlı yer alan yaygın iddialardan biri iklim değişikliğinin nedenleriyle alakalı. Ipsos’un 2008 yılındaki anketinde “iklim değişikliği ve küresel ısınma zaman zaman meydana gelen doğal bir olgudur” ifadesine Britanya’nın yüzde 42'si katıldığını belirtiyordu. 2021’de bu ifade “iklim değişikliği insan faaliyetlerinden kaynaklanmıyor” şeklinde değiştirildiğinde katılanların oranı yüzde 14'tü. YouGov'a göre, 2021’de Britanya nüfusunun yüzde 8'i “insan kaynaklı küresel ısınma fikrinin insanları kandırmak için uydurulmuş bir aldatmaca olduğu” görüşündeydi . Haziran 2023’te yapılan Savanta anketi, Britanya nüfusunun yüzde 18'inin “insan kaynaklı iklim değişikliği gerçektir ve bu durum hem insanlar hem de gezegen için bir tehdittir” ifadesine katılmadığını gösteriyor. Her bir anket, iddianın nasıl ifade edildiği konusunda önemli farklılıklar gösteriyor; ya açıkça bir aldatmaca olduğunu ya da insanlardan kaynaklanmadığını ve doğal olduğunu belirtiyor. Ancak aynı konuyu başka bir açıdan ele almak da mümkün. Savanta’nın Britanya anketi, halkın yüzde 74'ünün iklim değişikliğinin gezegen için bir tehdit olduğu konusunda hemfikir olduğunu ortaya koyuyor. Ipsos’un Britanya anketi ise 2022 yılında insanların yüzde 84'ünün “bazen küresel ısınma olarak da adlandırılan” iklim değişikliğinden endişe duyduğunu belirtiyor. Burada gördüğümüz şey, “çerçeveleme” adı verilen ve sonuçlara nasıl ulaştığımızı etkileyebilen yaygın bir bilişsel psikolojik olgu olabilir. Örneğin, bir et ürününün yüzde 75 yağsız ya da yüzde 25 yağlı olduğunun söylendiğini düşünün. İkisi aynı anlama gelse bile, odaklanılan konuya bağlı olarak ilk ürüne daha olumlu bakılıyor . Savanta anket sonuçları buna iyi bir örnek: Bahsi geçen “insan kaynaklı iklim değişikliği gerçektir ve bu hem insanlar hem de gezegen için bir tehdittir” ifadesi yüzde 74 tarafından destekleniyor ancak yüzde 18 tarafından reddediliyor. Bu durum şu soruları gündeme getiriyor: Yüzde 74'ün desteği iyi bir şey mi, yüzde 18'in reddi kötü bir şey mi? Genellikle yüzde 100 mutabakat sağlamanın zor olduğunu düşünürsek, herhangi bir konuda makul mutabakat düzeyi ne olabilir? Herhangi bir iddiayla ilgili endişelenmeden önce, sonuçlara konunun çerçevelenmediği tüm yönlerle, her iki açıdan da bakmamız gerekiyor. İnsanların inançları karmaşık ve her zaman anketlerde düzgün bir şekilde saptanamıyor. İnsanları deli diye yaftalamadan önce neden belli bir komplo teorisine inandıklarını ve bunun aslında bir komplo mu, sadece şüphecilik mi yoksa gerçekten geçerli bir inanç mı olduğunu da derinlemesine düşünmeliyiz. Diğer bir konu ise “medya ya da hükümetin televizyon yayın sinyallerine gizli zihin kontrol teknolojisi eklediği” iddiası. Yakın zamanda ABD'de yapılan bir ankete göre, bu iddialara katılanların oranı 2013 yılında yüzde 15’ken 2021 yılında bu oran yüzde 17’ye yükselmiş. Şaşırtıcı gelse de Cambridge Üniversitesi araştırma görevlisi Magda Osman’ın son zamanlarda yaptığı birçok araştırmada, insanlardan günlük yaşamlarında manipüle edildiklerini (bir tür zihin kontrolü) düşündükleri yolları açıklamaları istendiğinde, medya ciddi anlamda öne çıkıyor. Yine Osman’ın araştırmalarına göre, bu görüşlerin komplocu bir yanı yok. Ön hazırlama teknikleri, yani bir kelime ya da imgeyi kullanarak bir kişinin davranışını o farkında olmadan değiştirmek, kamu ve özel sektör tarafından yaygın olarak kullanılıyor . Ama bu tekniklerin etkinliğine dair kanıtlar pek de güçlü değil. Asıl mesele, zihin kontrol teknolojisinin kullanıldığı iddiasının kulağa açıkça komplocu gelmesi. Bu bir beyin implantı anlamına bile gelebilir. Ama zihin kontrolü ile esas kastedilen, davranışları manipüle etmek için kullanılan ön hazırlama veya “dürtme” gibi psikolojik tekniklerse, o zaman bu pek çok psikolojik çalışmaya yol açmış bilimsel bir iddia. Ayrıca anketler genellikle insanların “zihin kontrolü”nden ne anladığını açıklığa kavuşturmuyor. Savanta anketine katılanların yüzde 58'i komplo teorilerinin 20 yıl öncesine kıyasla bugün daha fazla olduğuna inanıyor. Bu endişe, komplo teorilerinin yayılmasında sosyal medyanın rolü üzerine yapılan çok sayıda akademik araştırmaya da yansıyor. Peki komplo teorilerine olan inanç artıyor mu? Yakın zamanda yapılan bir çalışma buna cevap vermeye çalışıyor . Kısaca, farklı iddialara inançların büyüklüğünde önemli bir artış görülmüyor. Tamamen aynı biçimde ifade edilen 50 iddia, ABD nüfusu üzerinde 1966 ila 2021 yıllarında yapılan anketlerde karşılaştırıldı. İklim değişikliği konusunda, 2013 yılında küresel ısınmanın bir aldatmaca olduğuna katılanların oranı yüzde 37 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 19'a düşmüş. Diğer karşılaştırmalarda, 1966 yılında ABD Başkanı John F. Kennedy suikastına birden fazla kişinin karıştığını düşünenlerin oranı yüzde 50 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 56. UFO'lara gelecek olursak, 1995 yılında yüzde 49'luk bir kesim hükümetin UFO'ların gerçek olduğunu ve uzaylıların dünyayı ziyaret ettiğini gösteren bilgileri halktan sakladığını düşünüyordu. 2021'e geldiğimizde bu oran yüzde 50 oldu. Burada görülen, iklim değişikliği dışında katılım oranlarının zaman içinde kökten değişmediği. İklim değişikliği konusunda ise bunun bir aldatmaca olduğuna dair görüşler aslında azaldı. Bu durum, internetin ve özellikle de sosyal medyanın durumları daha da kötüleştirmesine atfedilen ahlaki endişe hali konusunda dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. İnternette yaşananlar ile çevrimdışı davranışları motive edebilecek inançlar arasında bir bağlantı kurmak sezgisel görünse de, bu bağlantıyı h âlâ nedensel kanıtlardan ziyade ilişkisel kanıtlara dayanarak kuruyoruz. Komplo teorilerine olan inancın karmaşık olduğu ortada. Bu bize elimizin acil durum butonuna ne kadar çabuk gittiği konusunda daha dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. Nihayetinde panik; her türlü endişe, belirsizlik ve kuşkunun komplocu düşünceyle eşdeğer tutulması nedeniyle otosansüre yol açabilir. Bu sağlıklı bir yol olmadığı gibi şiddet içeren ya da ciddi endişe yaratan görüşlere sahip kişilere ikna edici argümanlar ve kanıtlarla ulaşmayı da zorlaştırıyor." Okula Dönüş: Öğretmenler için sınıfta dijital denge rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/okula-donus-ogretmenler-icin-sinifta-dijital-denge-rehberi,"Geçtiğimiz hafta okullar açılırken ebeveynlerin dijital dengeyi sağlayabilmelerine yardımcı olacak bazı ipuçları paylaşmıştım . Bu hafta sıra öğretmenler için ipuçlarında. Çünkü okula dönüş sadece ebeveyn ve çocuk için değil, öğretmenler için de bir süreç. Ve çünkü sağlıklı dijital habitat, sadece evde değil, okulda da desteklenmesi gereken, çocuk-aile-okul üçgeninde şekillenen bir dünya. Peki öğretmenler çocukların yaz tatilinden sonra okula dönüşlerinde dijital dengeyi bulmalarına yardımcı olmak için neler yapabilir? Çocukların yaz tatili boyunca nasıl bir dijital deneyime sahip olduğunu, kazanımlarını ve varsa kayıplarını anlamak için onlarla konuşun. Bu deneyim, yeni bir uygulamayı denemek, belli bir aracı yoğun kullanmak, gibi teknik odaklı olabileceği gibi, belirli türde içeriğin üretimi ve tüketimi de olabilir. Dijital deneyimlerin çocukların üzerindeki etkisini anlamak için ders aralarındaki ve serbest zamanlardaki aktivitelerini gözlemlemek de yararlı olacaktır. Dijital içeriğin akışkan yapısı, kendine gerçek hayatta hızlıca yer açmasını mümkün kılar. Çocuklar arasında popülerleşen bir dijital oyun, teneffüs zamanlarında kendini bir grup oyununun senaryosu olarak gösterir. Bir video akımı, çocukların görsel sanatlar derslerindeki üretimlerinde kendine yer bulur. Bu işaretlere dikkat ederek, çocukların dijital tüketimdeki içerik eğilimlerini fark edebilir, zararlı içeriklere maruz kaldıklarını ya da sorunlu kullanımdan mustarip olduklarını fark edebilirsiniz. Geçen haftaki yazımda, ödevlerin, araştırma projelerinin, oyunlaştırılmış eğitim materyallerinin dijital platformlara taşındığından bahsetmiştim. Eğitimciler, bu eğitim aktivitelerinin de dijital süreye dahil olduğunu unutmamalı. Ekranlı-ekransız sürelerin dengesi, sadece çocukların serbest zamanlarında değil, eğitim süreçlerinde de dikkate alınması gereken bir konu. Medya okuryazarlığı dersi, her ne kadar içeriği güncellenmiş olsa da, halen seçmeli ders olarak belirli sınıflara sunuluyor. Oysa, erken yaşta dijitalle tanışan çocuklar için bu eğitimin küçük yaşta ve tüm derslere entegre biçimde sunulması en ideali. Teknik yeterlilikler kadar eleştirel düşünmeyi ve sorumlu içerik üretimini de merkeze alan bu yaklaşımla, çocukların küçük yaşta dijital fanuslara sıkışmasını engel olmak mümkün. Peki eğitimciler, takip etmekle yükümlü oldukları müfredat çerçevesinde bu kazanımı çocuklara nasıl sunabilirler? Bunun için iki değerli kaynak paylaşacağım. İlki, Öğretmen Ağı ve Teyit’in işbirliği ile hazırlanan Eğitimde Eleştirel Dijital Okuryazarlık: Öğretmenden Öğretmene El Kitabı . Küçük de olsa bir katkı sunmaktan büyük mutluluk duyduğum bu kaynak, eleştirel dijital okuryazarlık becerilerinin eğitim ortamlarına yansımalarını ele alıyor ve teyitçilikle bağlantısını kurmakla kalmıyor, öğretmenlerin farklı yaş grupları için öğrenme ortamlarında uygulayabilecekleri etkinlik önerilerine de yer veriyor. İkinci kaynak önerim ise, Common Sense Education tarafından açık kaynak olarak sunulan Dijital Vatandaşlık Eğitim Müfredatı . Anaokulundan başlayarak K12 dahilindeki tüm sınıf seviyeleri için özelleştirilen ders içeriği ve etkinliği havuzunda altı başlık yer alıyor: dijital denge, gizlilik ve güvenlik, dijital ayak izi , ilişkiler ve iletişim, siber zorbalık ve nefret söylemi, haber ve medya okuryazarlığı. Eğitimciler bu zengin içerik havuzundan kendi dersleri için uygun sınıf etkinliklerini seçebilirler. Son olarak, okul yöneticilerine küçük bir hatırlatma yapmak isterim.  Daha önce de altını çizdiğim gibi, eğitim teknolojileri uygulamaları eğitim süreçlerin bir parçası haline geldi. Burada çocuğun yüksek yararını gözetmemiz ve unutmamamız gereken iki husus var: Birincisi, kazanım hedeflerine uygun ve kaliteli içeriklerin sunulduğu programları tercih etmek, ikincisi ise çocukların kişisel verilerinin gizliliğini ve güvenliğini önceliklendirmek. Okul yöneticileri, öğrenci verilerinin yasalara ve düzenlemelere uygun bir şekilde saklandığından ve işlendiğinden emin olmalı ve bu verilerin yetkisiz erişime karşı korunması için güvenlik önlemleri alınmalı. Dünya genelinde alanyazında büyük puntolarla tartışılan bu konu, Türkiye’deki regülasyonlarda da kendine yer açtı. Eylül ayı başında, okullar açılmadan hemen önce MEB tarafından yayınlanan yönetmelikte, dikkat çeken değişiklikler şöyle : Kısaca söylenen, farklı eğitim kazanımları için ücretli ya da ücretsiz sunulan sayısız dijital uygulama seçenekleri arasında tercih yaparken, okul yönetimlerinin ve eğitimcilerinin öncelikli dikkat etmeleri gereken hususlardan biri de kişisel verilerin korunması ve gizliliği olacak. Bu değişimi değerli kılacak olan ise, verilerin gizliliği ve güvenliği konusunda güçlendirilmek istenen kasın eğitimciler tarafından ailelere doğru ve kapsamlı şekilde anlatılması ve aktarılması. Böylece aileler de, çocukları için seçtikleri dijital uygulamalarda benzer hassasiyetleri gözetebilirler. Okula dönüş süreçlerinde ebeveynler ve öğretmenler için kolaylaştırıcı bazı ipuçları derlemeye çalıştım. Bu ipuçlarını uygularken aklımızda kalması gereken bir şey daha var: Öğretmen ve ailenin dirsek teması . Aile ve okulun birlikte hareket ettiği, tutarlı ve kararlı bir duruş sergilediği, yeni teknolojik gelişmeleri ıskalamadığı ama aynı zamanda çocuğun yüksek yararını gözeterek sorguladığı bir ideal senaryoda, çocuklar için güvenli bir dijital dünya yaratmamız çok daha kolay." Kaybedenler kulübü: Futbolun etrafındaki komplo teorileri,https://teyit.org/teyitpedia/kaybedenler-kulubu-futbolun-etrafindaki-komplo-teorileri,"“Bunların hepsinin planlı olduğunu düşünüyorum… Neyi kastettiğimi biliyorsunuz. Messi'nin dünya şampiyonu olması gerekiyordu. Evet, ben böyle düşünüyorum.” Uzun yıllar Hollanda Milli Futbol Takımı’nda teknik direktörlük yapan Louis van Gaal'in bu açıklaması epey ses getirdi . Katar’da yapılan 2022 Dünya Kupası’nı kazanan Arjantin ile ilgili konuşan van Gaal, “Dünya Kupası ile ilgili çok fazla konuşmak istemiyorum. Arjantin'in nasıl gol attığına, bizim nasıl attığımıza... Ayrıca hakemlerin Arjantinli oyunculara karşı davranışlarına bakarak anlayabilirsiniz.” Van Gaal’in öne sürdüğü, tipik bir komplo teorisi . Buna göre, bir grup insan gizli bir şekilde, Dünya Kupası organizasyonuna hile karıştırmış ve tüm maçların gidişatını Arjantin’in şampiyon olacağı şekilde manipüle etmiş olmalı. Tabii bu futbolda ortaya atılan ilk komplo teorisi değil. Komplo teorileri futbol taraftarları arasında epey yaygın, hatta neredeyse oyunun doğal bir parçası. Türkiye’de de birçok futbol taraftarı, Futbol Federasyonu’nun sene başında belli bir takımı şampiyon yapmaya karar verdiğine ve lig boyunca tüm maçlara bu doğrultuda müdahalelerde bulunduğuna inanıyor. Birçok taraftara göre, rakibi yenmek yetmez; hakemi ve federasyonu da yenmeniz gerekir. Son dönemde futbolla ilgili komplo teorileri konusunda kendine özel bir yer bulan bir gelişme oldu: Video Yardımcı Hakem (İngilizce kısaltmasıyla, VAR) sistemi. VAR sistemi, gol, penaltı, kırmızı kart ve yanlış oyuncuya kart verilmesiyle ilgili pozisyonlarda devreye giren, pozisyonun tekrarını izlemeye olanak tanıyarak karar verilmesini sağlayan bir sistem. Bu sistem sayesinde, hakemler kritik pozisyonlara dair verdikleri kararı değiştirebilirler. Her ne kadar daha doğru kararlar verilmesi için yürürlüğe konmuş bir sistem olsa da, VAR’ın devreye alınacağı pozisyonların yanlı şekilde seçildiği veya VAR incelemesi sonucunda verilen kararlar gibi konularda nötr davranılmadığı ve belli takımların kayırıldığını iddia edenler bulunuyor. Yakın zamanda yayınlanan bir makalede, tam da bu konuyla ilgili komplo inançları inceleniyor . Bu çalışmada 2018 Dünya Kupası sırasında paylaşılan tweet’ler incelenmiş. VAR sisteminin ilk kez kullanıldığı dünya kupası olan bu turnuvada VAR sistemini eleştiren birçok kişi oldu, özellikle Afrika ülkelerinin tamamının grup aşamasında turnuvadan elenmesi konu hakkında şüpheleri arttırdı. Araştırmada 2018 Dünya Kupası boyunca VAR ile ilgili komplo teorileri içeren 2 bin 768 tweet’i incelenmiş. Buna göre, iki önemli bulgu öne çıkmış. Birincisi, bir takım turnuvadan elendikten sonra atılan tweet’lerdeki komplo teorisi oranın arttığı tespit edilmiş. Bu sonuç komplo teorilerine dair psikoloji literatürüyle fazlasıyla uyumlu, zira meşhur deyişle “ Komplo teorileri kaybedenler içindir. ” Bir mücadeleden yenik çıkmış insanların “kazıklanmış” hissetmeleri ve bu durumu anlamlandırmak için komplo teorilerine sarılmaları normal. Çalışmanın ikinci önemli bulgusu da komplo teorisi içeren tweet’lerdeki grup aidiyeti vurgusunun daha fazla olması. Bu da ilk bulguyla uyumlu şekilde, kendisini grubuyla (bu çalışmadaki örnekte milli takımla veya ülkesiyle) daha bütünleşik algılayan kişiler, milli takımın kaybetmesi sonucunda komplo teorilerine daha fazla itibar ediyor. Yani ait hissettiğimiz grubu değersiz gösteren bir gelişme olduğunda (yani maç kaybedildiğinde), grubumuzun değersiz olduğunu kabullenmek istemediğimizden dolayı, mağlubiyeti açıklayan farklı açıklamalara sarılma eğiliminde oluyoruz. Bu, eğer dünya kupası organizasyonunda bir çeşit şike olduğuna inanırsak, takımımızın turnuvada sıfır çekmesinin bile onun kötü bir takım olduğunu göstermeyeceği anlamına geliyor. Tabii bütün bunlar, futbolda şikenin imkânsız olduğunu göstermiyor. Tarihte birçok kez çeşitli spor müsabakalarında şike yapıldığı ispatlanmış bir gerçek; bu yüzden VAR’ın belli takımları kayırmak için kullanıldığı iddiasının kesinlikle yanlış olduğunu varsayamayız. Ancak, koca bir turnuvada, farklı ülkelerden birçok görevlinin mükemmel şekilde organize olarak, oynanan onlarca maçı milimetrik bir şekilde ayarlayarak ve bütün bunları kusursuz bir gizlilik içinde yürütülmesi ihtimali çok düşük. Futbolla ilgili benzer bir komplo teorisi duyduğumuzda, bu komplonun pratikte ne kadar mümkün olduğunu hesaba katmalı ve şunu tartmalıyız: acaba sadece bizim için bazı psikolojik işlevleri olduğundan bu komplo teorisine inanıyor olabilir miyiz?" Yapay zekâ yanlılığı nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yapay-zeka-yanliligi-nedir,"Algoritmaların insan önyargılarını yansıtma eğilimi yapay zekâ yanlılığı olarak isimlendiriliyor. Bu yanlılıkların başlıca kaynağı ise, algoritma geliştirme sürecindeki önyargılı varsayımlar veya eğitim verilerinde yer alan önyargılar. Üretken yapay zekâ alanında çalışan bazı uzmanlar, internetteki içeriğin yüzde 90’ının birkaç yıl içinde yapay zeka desteğiyle üretilebileceğini tahmin ediyor . Bu araçların yansıttığı önyargılar, ""kelebek etkisi"" yaratarak halihazırda var olan önyargıları güçlendirebileceği gibi yeni eşitsizliklerin yaratılmasında da rol oynayabilir. Bu kelebek etkisinde yanlış bilgi sorunu da yapay zekânın ürettiği yanlı çıktılar ve uydurma bilgilerle yeniden şekilleniyor. Önyargı, her zaman kötü veya olumsuz bir yargı barındırmak zorunda değil. Ancak burada “kabul edilebilir” önyargı ile zararlı önyargı arasındaki farkın altını çizmek önemli. Örneğin, makine öğrenmesi ile geliştirilen iyi bir model, meme kanseri yaygınlığını kadın popülasyonuna veya prostat kanseri yaygınlığını erkek popülasyonuna göre ayarlamalı. Bu tür “kabul edilebilir” önyargılar makine öğreniminin doğru ve tutarlı çıktılar üretmesi ve işlemesi için önemli kabul ediliyor . Fakat zararlı önyargılar bir grubu, kişiyi veya kurumu hedef alan ve zarar potansiyeli taşıyan yargıları ifade ediyor. Örneğin, yazılı komutları görsel çıktılara çeviren bir yapay zekâ aracının temizlik görevlisi veya kasiyer gibi daha düşük maaşlı işleri yapan kişileri çoğu zaman kadın olarak resmetmesi, bu aracın eğitim verilerinde zararlı önyargı barındırdığı anlamına geliyor. Yapay zekâ önyargısının insanlara maddi ve manevi zarar verebileceği gözardı edilemeyecek bir gerçek. Çünkü günümüzde yapay zekâ araçları bir kişinin okula kabulünü, banka kredi başvuru sonucunu veya yanlışlıkla tutuklanma ihtimalini doğrudan etkiliyor . Buradaki önyargıyı besleyen başlıca kaynak ise bir cinsiyetin, kültürün, etnik grubun veya dezavantajlı kesimin yetersiz, eksik veya yanlılık barındıran temsili ve yaygın bilişsel önyargılar . Yazılı komutları görsele çevirme araçlarından biri Stable Diffusion’ın yarattığı 5 binden fazla görüntü üzerinde yapılan bir analiz, yapay zekânın, halihazırda varolan eşitsizlikleri yeniden ürettiğini ortaya koyuyor . Çünkü bu araç dünyayı beyaz erkek CEO'lar tarafından yönetilen, kadınların nadiren doktor veya avukat olduğu, koyu tenli erkeklerin daha fazla suç işlediği bir yer olarak görselleştiriliyor. Stable Diffusion adına Bloomberg’e yapılan açıklamada ise şirket, tüm yapay zekâ modellerinin, üzerinde eğitildikleri veri kümelerini temsil eden doğal önyargıları olduğunu vurguluyor. Şirketin bu soruna çözümü ise modelleri açık kaynaklı hale getirmek ve önyargı değerlendirme tekniklerini geliştirme konusunda işbirliği yapmak . Berkeley Üniversitesi psikoloji profesörü Celeste Kidd’e göre, yapay zekânın internetin içeriğini tümden değiştirecek olması içeriklerin çok az bir kısmının insan eliyle yaratılmış olduğu bir senaryoyu da beraberinde getiriyor . Bu durum, yapay zekâ tarafından üretilen önyargılı ve uydurma içeriklerin daha da yaygınlaşacağı ve daha sonra gelecekte bu içeriklerin eğitim verisi olarak kullanılacağı anlamına geliyor . Kidd ayrıca önyargıların ve uydurmaların birçok insan tarafından fark edilemeyeceği gerçeğini de vurguluyor . Bu ihtimal, eğer bir insan yapay zekâyı karar vermeye yardımcı olması açısından kullanılıyorsa daha da artıyor. Böylece, bu sistemler yanlış veya yanlı bilgiyi kişiye hızlı bir şekilde iletmiş oluyor. Oysa yanlış bir bilgiyi zihinde düzeltmek o kadar hızlı bir süreç değil. Bu yanlılıkların olduğu bir diğer alan arama motorları da önyargılı bilgilerin yayılması konusunda kimi zaman hızlandırıcı görevi görüyor. Arama motorlarının hemen hemen hepsi kullanıcının sorusunu arama çubuğunda otomatik tamamlayarak sorgu tam yazılmadan önce tahminler sunar. Bu tahminler yanlılık veya yanlış bilgiler içeriyorsa, kullanıcıların önyargılı, yanıltıcı veya tamamen yanlış bilgiler içeren kaynakları görüntüleme olasılığı yükseliyor . Örneğin, arama çubuğuna “çinliler neden” yazdığınızda, tahminler arasında basmakalıp fikirleri veya önyargıları içeren tahmin sonuçlarıyla karşılaşırsınız: Geçmiş aramalar, arama motorlarının gelecekteki otomatik tamamlama tahminlerini nasıl sıraladığı konusunda önemli bir faktör. Yani ilk önyargılı aramanız, sizi bir sonraki aramanızda da önyargılı sonuçlara ve kaynaklara götürebilir . Yapay zekâ teknolojisine güvenin azalması, bu araçların benimsenmesine karşı direnç oluşmasına sebep olabilir. Peki, yapay zekâ önyargılarından arınabilir mi? Bu noktada, teknoloji şirketlerinin dikkat etmesi gereken birkaç nokta var: Unutulmaması gereken bir başka nokta ise sistemlerin tasarım gereği de önyargılı olabileceği. Örneğin, bir şirket üretken yapay zekâ sistemini yaratıcı yazım yerine resmi yazıma öncelik verecek şekilde veya özellikle kamu kurumlarına hizmet edecek şekilde tasarlayabilir, böylece istemeden de olsa mevcut önyargıları güçlendirebilir ve farklı görüşleri dışlayabilir . Araştırmacılara göre, önyargıyı azaltmaya yönelik girişimler de riskler taşıyor. Toplumu ilgilendiren hassas konulardan tamamen kaçınmak üzere eğitilmiş bir YZ sistemi eksik veya yanıltıcı yanıtlar üretebilir. Yanlış yönlendirilmiş düzenlemeler, YZ önyargısı iyileştirmek yerine daha da kötüleştirebilir. Bu durum yeni kültürel, ideolojik veya siyasi önyargılar getirme riskini de beraberinde getirir . Teknoloji yazarı Nick Barney’e göre, ne yazık ki önyargı, modern makine öğreniminin bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor. Buna sebep olan başlıca etmen ise makine öğreniminin doğası ve tanımı gereği önyargılı olması . Bilgisayar bilimi profesörü Emilio Ferrera ise yapay zekâda önyargıların tümden silinemese bile kontrol edilebileceğine inanıyor ve bunun yolunun sürekli izleme, iyileştirme ve adaptasyon gerektiren devamlı bir süreç olduğunu söylüyor. Ferrera bu sayede modellerin insan değerleriyle uyumlu çıktılar üretmesinin sağlanabileceğini düşünüyor . Son olarak, California Üniversitesi hukuk profesörlerinden L. Song Richardson’ın son “AI for Good” zirvesinde yaptığı konuşmadan bir alıntı yapay zekâ yanlılığını nasıl ele almamız konusunda farklı bir pencere sunabilir : Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Çocuklar yapay zekâ yoluyla dezenformasyonun hedefi haline geliyor,https://teyit.org/teyitpedia/cocuklar-yapay-zeka-yoluyla-dezenformasyonun-hedefi-haline-geliyor,"Yapay zekâ kullanarak yanlış ""bilimsel"" bilgiler içeren videolar hazırlayan YouTube kanalları çocuklara ""eğitim içeriği"" olarak tavsiye ediliyor. Dezenformasyon u, yani kasıtlı üretilen yanıltıcı ve yanlış bilgileri analiz eden bir ekipte çalışan araştırmacı BBC gazetecileri, 20'den fazla dilde STEM (Bilim Teknoloji Mühendislik Matematik) içeriği kılığına bürünmüş yanlış bilgi yayan 50'den fazla kanal buldu. Bunlar arasında, bilimsel yöntemlere dayanmayan bilgilerin bilimsel gerçek gibi sunulması olarak tanımlanan sözde bilim, düpedüz yanlış bilgi ve komplo teorileri yer alıyor. Bunlar, bazı grupların, genellikle küçük ve güçlü bir grubun çıkarları için halkı kasıtlı yanlış yönlendirmeye çalıştığına dair teori veya inançlar. Komplo teorilerine örnek olarak elektrik üreten piramitlerin varlığı, insan kaynaklı iklim değişikliğinin inkârı ve uzaylıların varlığının gizlenmesi verilebilir. Kyle Hill, çok sayıda genç izleyicisi olan bir içerik üreticisi ve bilim eğitmeni. Bu ""kötü bilim"" videolarının birkaç ay önce akışında belirdiğini fark etmeye başladı. Takipçilerinin, makul göründüğü hâlde yanlış bilgilerle dolu olan önerilen içerikler hakkında kendisiyle iletişime geçtiğini söylüyor. İçerik üreticilerinin doğru içerikleri çalıp manipüle ettikten sonra yeniden yayınladıkları görülüyor. Bu videolar, izleyicileri çekmek için sansasyonel yorumlar, akılda kalıcı başlıklar ve dramatik görüntülerle çılgın iddialara odaklanıyor. Videolar ne kadar çok kişi tarafından izlenirse, kanallar reklamların ekranda gösterilmesine izin vererek o kadar çok gelir elde ediyor. Aynı zamanda YouTube da yüksek performanslı içerikten faydalanıyor; çünkü platform bir kanaldaki reklamlardan elde edilen paranın yaklaşık yüzde 40'ını alıyor. İçerik üreticileri ayrıca ""kötü bilim"" videolarını ""eğitici içerik"" olarak etiketliyor, bu da çocuklara tavsiye edilme olasılıklarının daha yüksek olduğu anlamına geliyor. ""Bir bilim insanı olarak, bunu kişisel algıladım. Bu kanallar, en az çabayla en yüksek izlenme oranını elde etmek için en doğru yolu bulmuş gibi görünüyordu."" diyor Kyle. BBC'nin Küresel Dezenformasyon Ekibi, YouTube'da Arapça, İspanyolca ve Tayca gibi dillerde bu tür yanıltıcı materyaller üreten düzinelerce kanal buldu. Bu kanalların çoğunun bir milyondan fazla abonesi var. Videoları genellikle milyonlarca görüntülenme alıyor. Birçoğu her gün birden fazla video yayınlayacak şekilde bu kanallarda hızla içerik yayınlanıyor. BBC gazetecileri, bunu bu kadar hızlı yapabilmek için içerik üreticilerinin üretken yapay zekâ programları kullandığından şüphelendi. Bunlar, ChatGPT ve MidJourney gibi, zaten var olan örnekleri bulmak için internette arama yapmak yerine, istendiğinde yeni içerik oluşturabilen programlar. Bu teoriyi test etme amacıyla, her kanaldan videolar alıp görüntülerin, anlatımın ve senaryonun yapay zekâ kullanılarak yapılmış olma ihtimalini değerlendirmek için yapay zekâ tespit araçları ve uzman analizi kullandılar. BBC'nin analizi, bu videoların çoğunun metin ve görüntü oluşturmak, bir web sitesinden bilgi almak ve gerçek bilim videolarındaki materyalleri manipüle etmek için yapay zekâ kullandığını gösterdi. Sonuç, gerçekçi görünen ancak çoğunlukla doğru olmayan içerikler oldu. Gazeteciler, ""kötü bilim"" videolarının çocuklara tavsiye edilip edilmeyeceğini test etmek için ana YouTube sitesinde çocuk hesapları oluşturdu (Konuştukları tüm çocuklar YouTube Kids yerine çocuk hesaplarını kullandıklarını söylemişti). Dört gün boyunca gerçek bilim eğitimi videoları izledikten sonra, BBC gazetecilerine yapay zekâ yapımı ""kötü bilim"" videoları da önerildi. Bu videolara tıkladıklarında ise daha fazla sahte bilim kanalı önerildi. Deneylerinin bir parçası olarak gazeteciler daha sonra, çocukların izledikleri bilgilere inanıp inanmayacaklarını görmek için önerilen sahte bilim içeriklerinden bazılarını biri Britanya’da diğeri Tayland'da olmak üzere 10 ila 12 yaşlarındaki iki grupla paylaştı. Videolardan biri UFO ve uzaylı komplolarına odaklanıyordu ki bu komploların gerçek dışı olduğu geniş çapta kanıtlandı. Diğer video ise yanlış bir şekilde Giza Piramitlerinin elektrik üretmek için kullanıldığını iddia ediyordu. Çocuklar ikna olmuştu: ""İzlerken çok eğlendim."" dedi bir kız çocuğu, ""Başlangıçta uzaylıların varlığından emin değildim ama şimdi var olduklarını düşünüyorum."" Bir başka çocuk ise elektrik piramitlerinden çok etkilendi: ""Bu kadar uzun zaman önce insanların modern teknolojiyi kullanmak için elektrik üretebileceklerini bilmiyordum."" Gruptaki bazı çocuklar videolarda kullanılan yapay zekâyı seçebildi. Bir çocuk ""İnsan sesi bile kullanmamalarını çok komik buldum, insan olmadığını düşündüm."" dedi. Gazeteciler daha sonra çocuklara bu videoların yapay zekâ kullanılarak yapıldığını ve yanlış bilgiler içerdiğini açıkladıklarında çocuklar şok oldu. Bir çocuk ""gerçekten kafam karıştı. Doğru olduğunu sanmıştım."" dedi. Bir diğeri de şöyle yorum yaptıi: ""Bize sahte olduğunu söylemeseydiniz muhtemelen inanırdım."" Öğretmenler, çocukların yeni ve ilgi çekici fikirlere olan doğal meraklarıyla oynamanın, neyin doğru olduğu konusunda kafalarını karıştırma riski taşıdığını söylüyor. Oxford İnternet Enstitüsü Direktörü Profesör Vicki Nash, ""Bu videolar komplocu oldukları (çoğu insanın bilmediği bir sırrı ifşa ettiklerini öne sürdükleri) için iyi iş yapıyor"" diyor. ""Hepimiz resmi olarak bize söylenenlere ters düşen şeylerden etkileniriz ve çocuklar buna yetişkinlerden daha duyarlı."" Britanya’da ilkokul öğretmenliği yapan Claire Seeley de aynı fikirde. ""Çocuklar genellikle gördükleri şeyleri en başta gerçek olarak kabul ederler. Ancak belki biraz daha büyüdüklerinde bunu sorgulamaya başlarlar."" diyor. Profesör Nash ayrıca YouTube gibi içerik platformlarının bu yanıltıcı videoların yanında görülen reklamlardan para kazanıp kazanmaması gerektiğini de sorguluyor: ""YouTube ve Google'ın sözde bilim haberleriyle birlikte sunulan reklamlardan para kazanması fikri bana gerçekten etik dışı geliyor."" BBC bu tür yapay zekâ desteğiyle üretilmiş yanıltıcı içerikleri üreten bazı şirketlerle temasa geçti. Bu şirketlerden biri, içeriklerinin ""eğlence amaçlı"" olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Çocukları hedef aldıklarını reddettiler ve senaryolarının ""çoğunda"" yapay zekâ kullanmadıklarını söylediler. YouTube, 13 yaşından küçükler için gösterilebilecek videoların kalitesi için ""daha yüksek bir çıtaya"" sahip olan YouTube Kids'i önerdiğini söyledi ve platformlarından yanlış bilgileri kaldırıp ailelere ""güvenli ve yüksek kaliteli bir deneyim"" sağlamaya kararlı olduğunu belirtti. Ayrıca gazetecileri, komplo ile ilgili içerik hakkında üçüncü taraf kaynaklardan ek bağlam gösterdiğini söylediği bilgi panellerine yönlendirdi. BBC ekibi, bu bilgi panellerinin 50 kanaldaki videoların yalnızca birkaçında mevcut olduğunu tespit etti. YouTube, bu yanıltıcı videoların görüntülenmesinden elde edilen reklam gelirleriyle ilgili sorular hakkında yorum yapmadı. Yapay zekâ araçları gelişmeye devam ettikçe, yanıltıcı içerik oluşturmak daha kolay hale gelecek ve videoların kalitesini tespit etmek daha zor olacak. Endişeli olduğunu belirten Claire Seeley, öğretmenlerle ebeveynleri daha fazla yanıltıcı içeriğe hazırlıklı olma konusunda uyarıyor. ""Yapay zekâ tarafından üretilen içeriğin çocukların anlayışını gerçekten nasıl etkilediğine dair net bir anlayışa sahip değiliz. Öğretmenler olarak bu konuyu kavramaya çalışıyoruz.""" Sina Osmanoğlu: Şehzadelik iddialarını açık kaynaklarla nasıl sorgularız?,https://teyit.org/teyitpedia/sina-osmanoglu-sehzadelik-iddialarini-acik-kaynaklarla-nasil-sorgulariz,"Günümüzde hanedanlık kurumu ve şehzadelik statüsü var olmasa bile, son dönemlerde özellikle sosyal medya mecralarında Osmanoğlu ailesi mensubu “şehzade” olarak anılan Sina Osmanoğlu’na denk gelmiş olabilirsiniz. Kimi sosyal medya kullanıcıları mizahi amaçla kendisine “şehzade” olarak hitap ediyor, kimileri de Sina Osmanoğlu’nun gerçekten Osmanoğlu ailesinden olduğuna inanıyor. Kendisi bazı paylaşımlarında “şehzade” olmadığını belirtse de bir şaka olarak başlayan şehzadelik iddiaları, bazı kullanıcıların bunun doğru olduğunu düşünmesiyle sonuçlandı. Gelin hep birlikte bu iddiayı değerlendirelim. Bir kişinin, iddia edildiği gibi bir “şehzade” olup olmadığını teyit etmenin yolu, o kişinin kim olduğuyla ilgili ortaya atılan başka bir iddianın peşine düşmekten geçiyor olabilir. Çünkü bazı sosyal medya kullanıcıları yorumlarında Sina Osmanoğlu’nun gerçek adının Ahmet Memecan olduğunu ve Osmanoğlu ailesiyle alakası olmadığını belirtiyor. Elimizdeki bu ikinci isim açık kaynaklarda yolumuzu bulmak için işimize yarayabilir. Öncelikle, kullanıcı adından yola çıkarak sosyal medya platformları ve internetteki hesaplara ulaşmak için kullandığımız WhatsMyName ile “Ahmet Memecan” isimli birinin sosyal medya hesaplarında ve internet sitelerinde kullanmış olabileceği kullanıcı adlarına bakalım. Çıkan sitelere baktığımızda @ahmetmmcan kullanıcı adlı bir X (Twitter) hesabı görüyoruz. Bu kullanıcı adını X’te arattığımızda, @sinaosm hesabına ulaşıyoruz. Bu da demek oluyor ki Sina Osmanoğlu X hesabında önceden @ahmetmmcan kullanıcı adını kullanıyormuş. Ayrıca çıkan sitelerdeki profil fotoğraflarına baktığımızda bahsi geçen kişiyi görmemiz mümkün . Google’da “Ahmet Memecan” ismini aradığımızdaysa bazı sitelerde “stilist” olduğu bilgisi karşımıza çıkıyor. Bunun doğruluğunu kontrol etmek için X’te stilistlikle ilgili olabilecek “kostüm”, “set” ve “çekim” gibi kelimelerle anahtar kelime araması yaptığımızda 2014-2015 yıllarında bir sette çalıştığına dair tweetler paylaştığını görüyoruz . Daha fazla bilgiye ulaşmak için “Ahmet Memecan” ismini stilistlik ile alakalı olabilecek anahtar kelimelerle Google’da arattığımızda, Aralık 2014’te yayına başlayan Ezra dizisinin kostüm ekibinde olduğuna ulaşıyoruz. 2014’te başlayıp 2015’te sona eren dizinin yayın tarihi ve paylaşılan tweetlerin paylaşılma tarihi birbirini tutuyor. Ayrıca, daha sonra Kısmetse Olur programında moda danışmanlığı ve stil danışmanlığı yaptığını da öğreniyoruz. Elimizdeki bilgiler ışığında Sina Osmanoğlu’nun aslında Ahmet Memecan olduğunu söylememiz mümkün. Direkt olmasa da zaten “Sina Osmanoğlu” aslında kim olduğuyla (ya da olmadığıyla) ilgili ipuçlarını bize zaman zaman veriyor, bazen de Sultan İkinci Abdülhamid’in üçüncü kuşak torunu Orhan Osmanoğlu ’nu sinirlendiriyor. 2023 yılında “sahte” bir şehzadeyi saptamak, teknoloji ve internet sayesinde çok da zor olmayabilir. Peki, ya geçmişte ortaya çıkan ve sosyal medya mecralarında profillerine rastlama ihtimalimizin olmadığı “şehzadeler”? Tarihte buna örnek olarak Sultan I. Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi’nin şehzadelik iddiasını verebiliriz. Fatih Sultan Mehmed zamanında yazılan ve Osmanlı tarihinin en eski tarih kitaplarından kabul edilen Düstûrnâme-i Enverî’deki kayda göre, Sultan I. Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi Ankara Savaşı’na katıldı. Savaşta Timur’a esir düşen şehzade Semerkant’a götürüldü. Savaştan sonra gelen Fetret Devri, Eflak Voyvodası Mirçea ve Bizans İmparatoru II. Manuel’in de müdahaleleri sonucunda I. Mehmed’in zaferiyle sona erdi. Ama ayaklanma riskleri hâlâ devam ediyordu. Nitekim “Düzmece Mustafa” Anadolu’da ortaya çıktı. Bizans kaynaklarındaki bir kayda göre Mustafa Çelebi’nin vefatı I. Mehmed’e haber verilmişti ve bu nedenle ortaya çıkan şehzade, Bayezid’in oğlu olamazdı. Başka bir kayıtta “Düzmece Mustafa” ikinci saltanat iddiasını ortaya attığında, İmparator II. Manuel tarafından meydana çıkarılmıştı. Osmanlı kaynaklarında Mustafa’nın ilk şehzadelik iddiaları hakkında bir bilgiye rastlamasak da Chalkokondyles ve Doukas onun I. Bayezid’in oğlu olduğu konusunda hemfikirken, Sphrantzes Mustafa’nın “düzmece” olduğunu ileri sürüyor. İkinci şehzadelik iddiasına gelirsek, Osmanlı kaynaklarında II. Murad döneminde Selanik dolaylarında ortaya çıkan ve Bayezid’in oğlu olduğunu iddia eden Mustafa’nın “düzmece” olduğu geçiyor. Günümüzde, Osmanlı kaynaklarında Mustafa’nın birinci ve ikinci saltanat iddialarının karıştırıldığını anlıyoruz ve modern tarihçiler Mustafa’nın “düzmece” olmadığı konusunda birleşiyor. Yine de o dönemde yaşayan biri Mustafa’nın kim olduğu konusunda herhangi bir stratejiye hizmet eden herhangi bir kaynaktan faydalanmış olabilir. “Düzmece Mustafa” için geçmişte ortaya atılan bu şehzadelik iddiasında gerçeğe ulaşmak o dönemde pek de mümkün görünmüyor." "Teyitçilik; WhatsApp, Line ve Telegram'daki asılsız bilgilere karşı sosyal medyanın ötesine geçmeli",https://teyit.org/teyitpedia/teyitcilik-whatsapp-line-ve-telegramdaki-asilsiz-bilgilere-karsi-sosyal-medyanin-otesine-gecmeli,"Endonezya'da 2024 genel seçimleri yaklaşırken teyitçiliğin halkı yanlış bilgiden koruması bekleniyor. Ülkedeki medya kuruluşları ve aktivistler, yanlış bilgiyi ortadan kaldırmak amacıyla teyitçilik faaliyetleri için hâlâ ağırlıklı olarak sosyal medyaya odaklanıyor. Sosyal medyanın, halkın teyitli bilgiye erişmek ve gördükleri haberleri açıklığa kavuşturmak için hâlâ en çok kullandığı platform olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu anlaşılabilir bir durum. Endonezya'daki cep telefonu kullanıcılarının çoğunun (yüzde 68) bilgiye erişmek için sosyal medyaya yöneldiğinden bahsetmeye gerek bile yok. Yine de kişisel konuşmalarımızın da yanlış bilginin yayılmasında payı olabileceğini unutmuş gibiyiz. Endonezya İftira ile Mücadele Topluluğu (MAFINDO) tarafından Endonezya'da yanlış bilginin yayılmasına ilişkin hazırlanan bir rapor, ülkedeki en popüler haberleşme uygulaması WhatsApp'ın yanlış bilginin yayıldığı bir platform olduğunu ortaya koydu. Endonezya'daki Multimedia Nusantara Üniversitesi (UMN) Dijital Gazetecilik Bölümü'nde yürütülen araştırma, insanların gerçeğe erişmek için ana kaynak olarak mesajlaşma uygulamalarına nadiren başvurduğunu gösteriyor. Belki de Endonezya basını ve teyitçilik topluluklarının Whatsapp, Line ve Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamalarına odaklandığı teyitli bilgiyi yaygınlaştırma stratejilerine ağırlık verme zamanı gelmiştir. Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü'nün 2021 Dijital Haber Raporu, Endonezya da dahil olmak üzere Küresel Güney halklarının WhatsApp'ı yanlış bilgi yaymak için bir araç olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu da anlık mesajlaşma faaliyetlerimizin yanıltıcı bilgiler karşısında pek de güvende olmadığı anlamına geliyor. Bununla birlikte, Mardijanto’nun araştırmasına katılan bin 596 kişiden sadece 379'u mesajlaşma uygulamalarını (WhatsApp, Telegram, Line) içeriklerin doğruluğunu teyit etmek için kullanıyor. Katılımcıların çoğunluğu (bin 335) teyitçilik içeriğine hâlâ sosyal medya üzerinden erişmeyi tercih ediyor. Kullanmayı tercih ettikleri diğer platformlar ise haber siteleri (769), arama motorları (731) ve televizyon (388) olarak görünüyor. Mardijanto, WhatsApp veya diğer mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla kişiselleştirilmiş teyitçiliğin, sosyal medyayı hedefleyen mevcut stratejileri tamamlamak için önemli olduğunu savunuyor. Öncelikle, gazeteciler sosyal medyada ve haber sitelerinde yayımladıkları teyitli bilgiyi mesajlaşma hizmetleriyle, özellikle de WhatsApp ile entegre edebilirler. Mesajlaşma uygulamalarıyla entegrasyonun, kitlelerle etkileşimi artırması ve aynı zamanda yanlış bilgiyle mücadele etmek için teyitçiliğin yayılma alanını genişletmesi mümkün olabilir. Basın kuruluşları ve teyitçiler de kitlelerin ilgisini çekmek için sohbet özelliklerini kullanabilir. MAFINDO ve Endonezya medya kuruluşu Tempo bunu önceden yaptı. Her iki kuruluş da sohbet robotu teknolojisiyle teyitçiliği entegre etmek için Whatsapp ile işbirliği yapıyor. Sohbet robotları yalnızca kullanıcılardan mesaj aldıktan sonra çalışıyor veya yanıt veriyor. Bu özellik sayesinde tüm kullanıcılar doğruluğu teyit edilmiş makaleleri okumayı ya da şüpheli bilgileri bildirmeyi seçebiliyor. Tempo ve MAFINDO'nun sohbet robotları iyi bir başlangıç olabilir. Ama, her ikisi de pasif bir teknoloji, çünkü yalnızca okuyuculardan mesaj aldıktan sonra gelen mesaja göre yanıt veriyor. Ayrıca bu teknolojiye yalnızca sohbet robotlarının numaralarına sahip kullanıcılar erişebiliyor. Mardijanto, bu yaklaşımı iki strateji ile güçlendirmemiz gerektiğine inanıyor: Anlık bildirimler ve kişiselleştirme. Anlık bildirimler, kullanıcılara otomatik olarak bildirim iletiyor ve dijital içerik sunuyor. Kişiselleştirme ise hedef kitle tercihlerini ya da özelliklerini saptamaya yönelik bir girişim ve daha sonra ilgili içerik ya da bildirimleri göndermek için bir temel olarak kullanılabilir. Haber medyası şirketleri ve teyitçilik toplulukları, cinsiyet, meslek veya konumun yanı sıra insanların çevrimiçi okuma sürelerine göre izleyici veritabanlarını haritalandırarak işe başlayabilir. Teyitli bilgiyi tüketim alışkanlıkları, hedef kitle özellikleriyle yakından ilişkili. Dolayısıyla medya şirketleri, farklı kitlelerin farklı konulardaki teyitçiliğe ilgilerini ortaya koymak için veritabanları oluşturabilir. Basın kuruluşları, kitlelerini haritalandırdıktan sonra kişiselleştirme ve anlık bildirim stratejilerini kullanarak teyitlenecek içerik hakkında bildirimler gönderebilir. Bu, haber merkezlerinin WhatsApp aracılığıyla ilgili kitlelere bildirim göndereceği anlamına geliyor. ""İlgili"", bildirimin söz konusu kitle tarafından beğenilen konularda bir dizi teyitleme içeriği barındırması demek. Ancak, anlık bildirim stratejisinin zaman zaman hata yapabileceğini de unutmamalıyız. Örneğin, medya kuruluşları söz konusu kitlenin ilgi alanlarıyla alakasız içerikleri yanlış zamanlarda dağıtabilir. Bu yönlendirilmemiş anlık bildirimler bazı kitleler için can sıkıcı olabilir. Dolayısıyla, kişiselleştirme ve anlık bildirimler eşzamanlı olarak mevcut olmalı. Mardijanto buna ""kişiselleştirme tabanlı anlık bildirimler"" ismini veriyor. Bu şekilde kullanıcılar yalnızca ilgi alanlarıyla alakalı içerikler alabilecek. Medya kuruluşları herhangi bir kitle haritalama çalışmasına başlamadan önce, kullanıcılarından verilerinin dahil edilmesini isteyip istemediklerini sorarak onaylarını almalı. Ayrıca, şirketler kişiselleştirilmiş teyitleme veritabanlarının veya bildirimlerinin, kitlelerinin kişisel verilerini koruyacağının güvencesini vermeli. Gizlilik ihlallerinden kaçınma amacıyla haber kuruluşları ve teyitçi kuruluşların güvenilir teknolojiler kullanarak abonelik sistemleri oluşturmak için yatırım yapmaları gerekiyor. Bu strateji, insan kaynakları ve teknolojiye yatırım yapılmasını gerekli kılıyor. Bu başarıyla uygulanabilirse, yanlış bilgiye karşı dijital kalemiz güçlenir. Kullanıcılar, ilgilendikleri herhangi bir konuyu teyit etmek için farklı haber odalarıyla sohbet yoluyla kolayca etkileşime girebilirlerse daha iyi olur. Bu sayede daha fazla kişi, kişisel sohbet yoluyla ailelerine ve arkadaşlarına yanlış bilgi yaymaktansa, gelecekteki seçimler öncesinde daha gerçekçi ve daha nitelikli bilgilerin paylaşılmasına yardımcı olabilir." Yanal okuma nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yanal-okuma-nedir,"Günümüzde herhangi bir bilgiye ulaşmanın en basit ve hızlı yolu şüphesiz internette arama yapmak. Fakat her gün yaklaşık 2,5 kentilyon bayt yeni verinin üretildiği günümüzde , “güvenilir” bilgiye ulaşmak o kadar basit ve hızlı olmayabiliyor. Örneğin, “kediler paketli süt içebilir mi?” araması önümüze 48 bin 100 farklı sonuç çıkarıyor. Peki aradığımız güvenilir kaynak bu bilgi dağının neresinde? Arama sonuçlarından hangisine bakacağımıza karar vermek ve güvenilir bir kaynağa ulaşmak için bilmemiz gereken bir yöntem var: yanal okuma, diğer bir adıyla “lateral reading”. Şüpheli bir bilgiyle karşılaşıldığında kaynağın veya bilginin doğruluğunu teyit etmek için birden fazla başka kaynağı incelemek anlamına gelen yanal okuma, güvenilir kaynakları tespit etmenin etkili bir yolu. Yanal okuma, tek bir sayfayı yukarı ve aşağı hareket ettirmek anlamına gelen dikey okumadan biraz farklı . Kısaca sekmeden sekmeye, yana geçmek olarak özetlenebilecek bu yöntem, karşılaşılan bilgi kaynağının güvenilir olup olmadığını anlamak için diğer kaynakların bu konuda ne söylediğini görmeye odaklanmak anlamına geliyor. Yanal okumayı kullanmanın iki yolu mevcut: bir kaynağın güvenilirliğini doğrulamak ve diğer kaynakların belirli bir konu hakkında neler söylediğini keşfetmek . Yani bu yöntemle araştırılan konuya geniş bir çerçeveden bakmak ve ulaşılan kaynakların güçlü yönlerini ve sınırlarını görebilmek mümkün. Örneğin, bir haber sitesinde kedilerin paket süt içebildiğine dair bir içeriğe denk geldiniz fakat bu bilgi size şüpheli göründü. Poynter’a göre, yanal okuma yapmak için şu adımları takip edebilirsiniz : Fakat bu sırada sormanız gereken birkaç soru var . Çünkü yanal okuma yaparken karşılaştığınız her site, güvenilir bir kaynak olmayabilir ve doğru bilgiler içermeyebilir: Yanal okuma araştırmaları incelendiğinde, ön plana çıkan bulgulardan biri bu yöntemin bilgi okuryazarlığının içerisinde yer alan önemli bir beceri kabul edilmesi. Ayrıca, yanal okumanın yanlış bilgiyi ayırt etmede etkili olduğu da kanıtlanmış bir gerçek. Örneğin, dört saatlik bir yanal okuma eğitimi sonrasında üniversite öğrencilerinin arama yaparken ilk çıkan sonuca tıklamak gibi etkisiz arama stratejilerine daha az yöneldiği, kaynak taramalarını daha detaylı yaptıkları ve yanal okuma sayesinde güvenilir bilgiye daha kısa sürede eriştikleri gözlemlenmiş . Stanford History Education Group tarafından yapılan kapsamlı bir diğer çalışma da yanal okumanın öğrencilerin çevrimiçi kaynakları araştırma becerilerini geliştirdiğini kanıtlıyor. ABD’de 40 binden fazla öğrenciyle yürütülen bu yakın tarihli çalışmada, sınıf ortamında verilen altı saatlik yanal okuma eğitimi sayesinde, öğrencilerin dijital içeriklerin güvenilirliğini değerlendirme becerilerini önemli ölçüde geliştirdikleri gözlemlenmiş . Yanal okumanın, bilgi okuryazarlığı açısından önemli bir beceri olduğunu düşünen araştırmacılar, örgün eğitim yoluyla bu konuya müfredatta yer verilmesini öneriyor . Stanford Üniversitesi’nde yapılan ve öğrenciler, akademisyenler ve teyitçilerin katılımcı olduğu araştırma, yanal okuma yapmanın güvenilir bilgiye ulaşma konusunda etkili bir yöntem olduğunu kanıtlıyor . Dahası bu çalışma, teyitçilerin yanal okumayı neden ve nasıl kullandıklarına dair de bir önemli bir izlenim sunuyor . İlk sonucun her zaman en güvenilir sonuç olmayabileceğini bilen teyitçiler, araştırma boyunca herhangi bir bağlantıya tıklamadan önce genellikle ilk sayfanın tamamını (ve bazen ikinci ve üçüncü sayfaları) tarayarak sonuçlar arasında gezinmek için zaman harcıyor. Bunun başlıca nedeni ise teyitçilerin, internetteki arama sonuçlarının algoritmasını ve sunuluş biçimini bilmesi. Araştırmaya katılan tüm teyitçiler, arama motoru optimizasyoncularının sonuçlarla oynamak için nasıl sofistike anahtar kelimeler kullandıklarını, bazı siteleri ön sıralara, daha güvenilir bilgileri ise arka sıralara ittiklerini fark edebilecek deneyime sahip. Öte yandan, araştırmaya katılan öğrencilerin genellikle ilk sonuçlara tıkladıkları ve bu sonuçları neden seçtiklerine dair bir gerekçeyi nadiren ifade ettikleri de önemli bulgular arasında . Araştırmacıların bir diğer odaklandıkları faktör ise güvenilir kaynağa ulaşma hızı. Öğrenciler herhangi bir arama sonucuna ve kaynağa daha hızlı erişseler de bu hız onların güvenilir kaynaklara ulaştıkları anlamına gelmiyor, çünkü hızlı arama her zaman nitelikli sonuçlar vermiyor. Teyitçiler ise, daha isabetli sonuçlara ulaşmak için kullandıkları özel komutlar ve arama sonuçlarını detaycı bir şekilde taramaları nedeniyle daha yavaş olsalar da güvenilir kaynaklara erişebiliyorlar. Paradoksal olarak, yanal okumanın temel bir özelliği de okumamak . Çünkü etkili arama yapanlar, dijital bilginin güvenilirliği hakkında bilinçli bir yargıya varırken büyük miktarda alakasız (veya daha az önemli) metni akıllıca görmezden geliyor. Fakat bu durum yanal okumanın bir boşlukta gerçekleştiği anlamına gelmiyor. Çünkü yanal okuma becerisi, güvenilir kaynaklar, internet ve aramaların nasıl yapılandırıldığı ve internetteki gezintiyi daha etkili kılacak stratejiler hakkında bilgi sahibi olmayı gerektiriyor . Sonuç olarak, yanal okuma, güvenilir bilgiye ulaşmak ve bilgi okuryazarlığını geliştirmek için etkili bir yöntem. Bu yöntem tek başına yanlış bilgi sorununu çözmese de, güvenilir kaynakları ayırt edebilme becerisinin kazandırılması ve yanlış bilginin yayılmasını yavaşlatma konusunda yardımcı olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Meta'nın yeni raporu Türkiye'deki büyük bütçeli trol faaliyetlerine odaklanıyor,https://teyit.org/teyitpedia/metanin-yeni-raporu-turkiyedeki-buyuk-butceli-trol-faaliyetlerine-odaklaniyor,"Meta’nın, Ağustos ayında ""Adversarial Threat Report"" adıyla yayınladığı ikinci çeyrek raporu , Türkiye, Çin ve Rusya gibi bazı ülkelerdeki sosyal medya trollerine işaret ediyor. Raporun Türkiye’ye odaklanan bölümünde adı geçen hesapların arasında son dönemde neredeyse her kullanıcının karşısına çıkan “haber” hesapları var. Yani haber görünümlü içerikler paylaşan ancak herhangi bir medya kuruluşuyla bağı olmayan sosyal medya hesapları. Meta’nın koordineli yapay davranış (coordinated inauthentic behavior, CIB) olarak tanımladığı biçimde hareket eden hesaplar ve onlarla bağlı diğer sosyal medya platformlarındaki hesap ya da grupların toplamda dört milyondan fazla takipçisi var. Rapor aynı zamanda hesapların içeriklerini yaygınlaştırmak için toplamda 688 bin dolar harcadığını gösteriyor. Paylaşımlarında Türkiye'ye odaklanan hesapların ana teması politika. İçerikler muhalefeti, Avrupa Birliği’ni ve ABD’yi eleştiren ve AK Parti’nin politikaları hakkında destekleyici yorumlarda bulunan gönderilerden oluşuyor. Meta raporu, Türkiye’deki kullanıcıları hedefleyen üç ayrı koordine faaliyete yer veriyor. Bunlardan ilki Türkiye ve İran’ı odağına alıyor. Meta grubun birbiriyle ilişkili 22 Facebook hesabı, 21 Facebook sayfası ve yedi Instagram hesabını tespit etmiş. Toplamda 28 bin takipçileri var. Bağımsız medya kuruluşları gibi görünen ve davranan hesaplar Türkiye ve Ortadoğu hakkında paylaşım yapıyor. Ekip paylaşımlarını yaygınlaştırmak için Facebook’ta 670 dolar reklam harcaması yapmış. Türkiye merkezli ikinci grup muhalefetle ilgili eleştirel yorumlar, iktidar partisi hakkında destekleyici yorumlar, spor, eğlence ve diğer konular da dahil olmak üzere ülkedeki güncel olaylar hakkında Türkçe içerik paylaşan, bağımsız haber medyası gibi davranan bir düzine platform dışı internet sitesine işaret ediyor. Bu ""haber"" siteleri, muhtemelen trafikten para kazandıracak tıklama başına ödeme reklamlarından gelir elde etmeye odaklanıyor. Tık tuzaklarıyla okuyucuların dikkatini çekip, farklı internet sitelerine yönlendirmeye odaklanan hesaplarla sosyal medya akışınızda karşılaşmış olmanız muhtemel. Toplamda, Facebook’ta 34 hesap, 49 sayfa ve 107 grubun ve 12 Instagram hesabının koordineli biçimde hareket ettiği tespit edilmiş. Bu ikinci ekip, toplamda üç milyondan fazla takipçiye sahip ve paylaşımlarını yaygınlaştırmak için Facebook reklamlarına 21 bin dolar harcamışlar. Rapor ödemelerin büyük oranda Türk Lirasıyla yapıldığını da gösteriyor. Son grup Facebook reklamlarına ayırdığı bütçe ile dikkat çekiyor. Grup diğerlerine benzer biçimde muhalefet, Avrupa Birliği ve ABD hakkında eleştirel yorumlar ve AK Parti politikaları hakkında destekleyici yorumlar içeren ve Türkiye’deki siyaset ve güncel olaylar hakkında Türkçe paylaşımlar yapan 60 Facebook hesabı, 37 Facebook sayfası, iki grup ve 20 Instagram hesabından oluşuyor. Rapor toplamda bir buçuk milyondan fazla takipçiye sahip hesapların VOMM Creative, Skala Medya, TMSC Media ve Bin945 Creative Works isimli dört sosyal medya ajansıyla bağlantısına da işaret ediyor. Facebook reklamlarına ayrılan bütçe ise 667 bin dolar. Meta raporu listede yer alan hesapların paylaşımlarının içeriğine dair detaylı bilgi sağlamıyor. Hesapların ne kadarının yanlış ya da yanıltıcı içerik paylaştığına ulaşamasak da rapordan hesapların isimlerine ulaşmak mümkün. Teyit’in bugüne kadar incelediği iddiaları derlediği veritabanında bu isimleri aradığımızda, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hz. Muhammed’e “dilsiz şeytan” dediği , CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin siyasi özerklik getireceklerini söylediği , Meral Akşener'in Kemal Kılıçdaroğlu'na ahmak dediği gibi 2023 genel seçimleri öncesi yayılan iddiaları paylaştıklarını görebiliyoruz. Meta’nın şüpheli faaliyetlerini tespit ettiği “themarginale” isimli kullanıcının 2023 seçimleri öncesi dolaşıma giren iddialardan birini yaygınlaştıran Twitter paylaşımı . Seçim öncesi dolaşıma giren iddiaları yaygınlaştıranlar arasında adını görebildiğimiz bu hesabın Meta’ya ait Facebook ve Instagram dışında, TikTok, YouTube ve Twitter’da binlerce takipçisi var. Trol faaliyetlerinin nadiren tek bir platforma odaklandığını görüyoruz. Raporda da adı geçen hesaplar, Instagram’ın yanı sıra  X (Twitter), TikTok, YouTube, Telegram, Pinterest gibi farklı sosyal mecralarda da aynı ya da benzer isimlerle paylaşım yapmaya ve yanıltıcı bilgileri yaygınlaştırmaya devam ediyor. Koordineli yapay davranış kavramı 2018’den bu yana yayınlanan Meta raporlarında sık sık tekrarlanıyor. Şirketin Siber Güvenlik Politikası Başkanı Nathaniel Gleicher’a göre kavram ""birden çok sayfa veya insanın, gerçekte kim oldukları veya ne yaptıkları konusunda başkalarını yanıltmak için birlikte çalışması"" durumu. Rapora göre ise “sahte hesapların operasyonun merkezinde yer aldığı, stratejik bir hedef doğrultusunda kamusal tartışmayı manipüle etmeye yönelik koordineli çabaların” tümü. Raporda bu davranışı sergileyen hesapları kaldırırken içerikten ziyade davranışa odaklandıklarını, hesapların ya da sayfaların arkasında kim olduğunun ya da paylaşımlarının doğru ya da yanlış bilgi içermesinin araştırmanın ön planında olmadığı belirtiliyor. Bir aktiviteyi neyin özgün ya da yapay kıldığı, veya hangi faaliyetin koordineli olup olmadığına dair net bir çizginin olmaması Meta tarafından ortaya atılan bu terimin belirsizliği nedeniyle eleştirilmesine neden oluyor. Sosyal medya platformlarına şeffaflık ve güvenlik politikaları bağlamında yöneltilen talepler ve baskılar, Meta’nınkine benzer raporlarla sonuçlanıyor. Bu raporlar sosyal medya deneyimimizin dikkate değer bir bölümünü kaplayan bu yapay faaliyetlere dair tablonun tamamını yansıtmasa da bize ipucu sağlıyor. Raporlar daha önce Rusya, Çin ya da Ukrayna gibi farklı ülkelerdeki trol faaliyetlerini de ortaya koymuştu . Farklı ülkelerde, farklı ekipler tarafından yapılan onlarca araştırma toplumsal kriz anlarında sosyal medyadaki tartışmayı şekillendiren ya da derinleştiren aktörlerden birinin de troller olduğunu ortaya koyuyor. Troller, bilgi ekosistemi mizi manipüle etmeye odaklanıyor." Medya sağ olsun: Ispanaktan kaşık ürettiğini iddia eden Emirhan Belli kim?,https://teyit.org/teyitpedia/medya-sagolsun-ispanaktan-kasik-urettigini-iddia-eden-emirhan-belli-kim,"Ispanaktan kaşık, sebze ve meyve atıklarından biyoplastik… Emir veya Emirhan Belli bilimsel olduğu iddia edilen çalışmalarla adını duyuran bir genç. “Veya” diyoruz çünkü bir dönem haberlerde Emirhan, şimdilerde Emir ismi kullanılıyor. Emirhan Belli’yle ilgili ilk haberler 2018 yılına dayanıyor. O tarihte yapılan haberlerde Belli ve arkadaşlarının doğaya zarar vermeyen plastik projesiyle Google Bilim Fuarı’nda yarı finale kaldıkları iddia edilmişti. Haberi, Anadolu Ajansı muhabiri Zehra Melek Çat yapmıştı. Teyit , o tarihlerde Belli’nin Google Bilim Fuarı’nda yarı finale kaldığını gösteren belge için Çat’a ulaşmıştı. Ancak Belli muhabire, bilgisayarına virüs girdiği için belgeyi gösteremediğini belirtmişti. Dahası Belli’nin projesini anlattığı bir videoda dikkat çeken bazı detaylar vardı. 2013 yılında “Muz kabuğundan biyoplastik oluşturma” projesiyle Google Bilim Fuarı’nda ödül alan Elif Bilgin’in projesini tanıttığı videonun aynısını çekmişti . Yani Emirhan Belli için ortada ne yarı final vardı ne de sebze ve meyve atıklarından üretilen biyoplastikler… O yıl iddialar gündeme geldiğinde konu Teyit ’in radarına girmiş ve konunun doğru olmadığı ortaya çıkmıştı. 2023 Ağustos’unda bir sosyal medya gönderisinde bu kez Emirhan’ın ıspanaktan kaşık ürettiği iddia edildi. Teyit ’in bu isimle ilgili deneyimi ve daha önce elde ettiği bilgiler, bu iddianın da şüpheli olduğunu gösteriyordu. Peki kimdi Emirhan Belli? Bilimsel araştırmalarının temel bir dayanağı var mı? Medyada kendine nasıl bu kadar kolay yer bulabiliyor? Şüphemizi besleyen bulguları kronolojik olarak inceleyelim. Emirhan kendi aktardığı bilgilere göre, Malatya Pötürge’de doğmuş, altı yaşına geldiğinde ailesiyle İstanbul’a taşınmış. Emirhan’ın girişimci yönünü ve bilime düşkünlüğünü ortaokuldaki bir öğretmeni keşfetmiş. 2018’de Türkiye’nin resmi haber ajansı Anadolu Ajansı’nda özel haber olarak yer aldıktan sonra, Emirhan’ın medyada kendine kolayca yer bulmaya başladığı görülüyor. Belli’nin haberleri, Türkiye’nin televizyon kanallarında, haber sitelerinde hatta İletişim Başkanlığı gibi kurumların sitelerinde yer alıyordu. Türkiye’nin "" imkânsızlıklarla mücadele eden yetenekli genci"" Milli Eğitim Bakanlığı’ndan iyi bir okulda okumayı ve bilimsel çalışmalarına destek olmasını istiyordu . İddialara göre, dönemin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk kendisine ulaşmış ve her türlü desteğin sağlanacağını da belirtmişti . Bir yıl sonra, 2019’da Emirhan Belli “Bilimsenol” isimli bir platform kurmuş. Platformun internet sitesine bir süredir ulaşılamıyor . Ancak Wayback Machine sayesinde sitenin arşivine ulaşmak mümkün. Hakkımızda bölümünde platformun yönetim kurulu başkanının Emirhan Belli olduğu görülebiliyor . Platformun danışma kurulunda da Dr. Birsen Sarıcı ve Doç.Dr. Pembe Oltulu yer alıyor. Emirhan Belli’yle ilgili Bahçelievler İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sitesinde 2019 tarihli başka bir habere de rastlıyoruz. Haberde, Belli’nin Kocasinan Şehit Samet Kırbaş Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi olduğu ve “Bilimsenol” platformunu kurduğu belirtilmiş. Bundan bir yıl sonra ise, 2020 yılında CNN Türk , Belli’yle bir söyleşi yapmış. 21 Temmuz 2020’de yayınlanan haberde, 17 yaşında olduğu belirtilen Emirhan’ın, sebze atıklarından polimer üretmeyi başardığı söyleniyor. Patentini alabilmek için polimeri üretirken kullandığı “cihazı” satmaya karar veren Emirhan, kargo firması cihaza zarar verdiği için cihazı satamadığından ve patent alamadığından bahsediyor. Çok geçmeden, üç ay sonra Belli’yle ilgili başka haberler çıkmaya başlıyor . Bu kez Belli Covid-19 dönemi olduğu için adı duru, temiz ve saf kelimelerinin kısaltması olan “DUTESA Platformu’nu” kurmuş ve doğal sabunlar üretmeye başlamış. İletişim Başkanlığı’nın 13 Ekim 2020 tarihli yerel basından aldığı haberinde 18 yaşındaki Emirhan’ın Uluslararası Balkan Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okuduğu bilgisi de yer alıyor. Burası önemli çünkü Emirhan’ın yüksek öğrenimiyle ilgili kafa karıştırıcı bilgilerin başlangıç noktasındayız. Emirhan, kurduğu Bilimsenol Platformu ve Malatya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün 2021 yılında ortaklaşa düzenlediği Kariyer ve Girişimcilik Zirvesi’nde yeniden haberlere konu olmuştu . Haberde önemli bir detay var: Emirhan, bu kez Kazakistan Farabi Üniversitesi Kimya Bölümü öğrencisi olmuştu. 2021 yılında Emirhan, YouTube’daki bir kanalda kendisiyle ilgili verdiği bilgide ise bu okulda Kimya Mühendisliği okuduğunu söylüyordu. 2022 yılı Emirhan’ın yeni bir bilimsel buluş iddiasına sahne oldu ve gazetelerde, televizyon kanallarında “Ispanaktan ürettiği kaşık ve kapak” haberleri ilk kez gündeme geldi. İddialara göre, Belli çok fazla ıspanak tüketen annesinden ilham aldı ve bu ilhamla toprağa karışıp tekrar yeşerebilen plastik üretmeyi başardı. Akşam gazetesine açıklama yapan Belli, bu kez de Kazakistan Ulusal Tarım Araştırma Üniversitesi Kimya Bölümü’nde okuyordu. Sabah gazetesi köşe yazarı Sait Gürsoy da bu haberlerden sonra, 9 Kasım 2022’deki köşesinde Emirhan’dan bahsediyor , ancak Emirhan’ın okuduğu üniversite yine değişmişti. Gürsoy’a göre Emirhan, Azerbaycan Devlet Petrol ve Sanayi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde okuyordu. Fakat Emirhan 17 Ocak 2022’de YouTube’daki bir yayında , Rusya ve Kazakistan’da okuduğunu söylüyor. Hangi bölümde okuduğuyla ilgili ise bir bilgi paylaşmıyor. Yani geldiğimiz noktada Emirhan Belli’nin okuduğunu iddia ettiği okullar, yaptığı buluşlar ve yürüttüğü projeler belirsizliğini koruyor. Bu sırada kendisi ve danışman hocası Dr. Birsen Sarıcı’nın Uluslararası 3. Sıfır Atık Zirvesi ve Ödül Töreni’nde de yer aldığı da görülüyor . Bu törenin başkanı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi ve Sıfır Atık Projesi’nin öncüsü Emine Erdoğan. Haberlerde yer alan bilgilere göre, ıspanak atıklarından yapılan kaşık ve kapak projesi Emine Erdoğan tarafından da desteklenecekti. Emirhan’ın ünü yalnızca basında değil, üniversitelerde de hızlı yayılmış. Emirhan Belli ve danışmanı Dr. Birsen Sarıcı ıspanaktan üretilen biyoplastik kaşık ve kapak projesiyle ilgili Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Oğuz Doğan ve Prof. Dr. Zekeriya Mızırak’ı ziyaret etmiş . 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta yaşanan depremlerin ardından Emirhan Belli ve danışmanı Birsen Sarıcı, “Bilimsenol Plaformu”yla deprem bölgesine de ziyarette bulunmuş. Belli ve Sarıcı’nın depremden etkilenen Hatay’da bir bilim çadırı kurdukları ve çocuklarla ilgilendikleri görülüyor . Son olarak Temmuz 2023’te Emirhan Belli’nin Anadolu Ajansı ’nda ve Malatya Belediyesi resmi internet sitesinde yer aldığı haberlere rastlanıyor. Belli’nin kurduğu “Bilimsenol Platformu’nun” Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla bir festival yaptığı görülüyor. Üç gün süren festivale Malatya Valisi Hulusi Şahin, Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli, Malatya İnönü Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay ve AK Parti Milletvekili Abdurrahman Babacan katılmış. Emirhan Belli’nin medyada, bazı bürokrat çevrelerde ve üniversitelerdeki popülerliği ortada. Ancak medyada birbirinden farklı üniversitelerde yer alıyor olması kafa karıştırıcı. Peki bu üniversitelerin sırrı ne? Emirhan Belli’nin okuduğunu iddia ettiği üniversitelerden biri, Uluslararası Balkan Üniversitesi . Üniversite 2006 yılında Makedonya’nın başkenti Üsküp’te kurulmuş. Üniversitenin Onursal Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop. Şentop , Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 29’uncu Başkanı olarak görev yapmıştı. 2023 yılında Şentop’un üniversitenin sahibi olduğu yönünde iddialar da ortaya atılmış, İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyon la Mücadele Merkezi iddiaların asılsız olduğunu belirtmişti . Üniversitenin resmi sitesindeki bilgilere göre, okulun yedi kişilik bir yönetim kurulu var. Yönetim Kurulu Başkanı Recep Süleyman Özdil. Özdil , aynı zamanda Halkbank Yönetim Kurulu Başkanı. Okulun Yönetim Kurulu üyelerinden bir diğer isim Adjovan Ademoski. Ademoski ve heyetinin 2018 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştükleri de basına yansıyan haberler arasında . Peki, bu üniversiteye nasıl kayıt yaptırılıyor? Üniversiteye üç şekilde kayıt yaptırmak mümkün . Yükseköğretim Kurulu (YÖK) denkliğine sahip üniversiteye ÖSYS tercihiyle yerleşilebiliyor. Özel öğrenci olarak yalnızca lise diplomasıyla da kayıt olunabiliyor. Yanı sıra bir de, önlisans diploması beyan edilerek okul dört yıla tamamlanabiliyor. YÖK’ün yayınladığı son tercih kılavuzunda , üniversitedeki bölümler ve puanları görülebiliyor. Örneğin Hukuk Fakültesi’nde okumak için 500 üzerinden 277 puan almak yeterli. Bölümler arasında ise dikkat çeken bir detay var. Emirhan’ın bu okulda okuduğunu iddia ettiği Endüstri Mühendisliği bölümü tercih kılavuzunda yer almıyor. Ancak üniversitenin resmi sitesinde endüstri sistemleri mühendisliği bölümü var. Emirhan’ın okuduğunu iddia ettiği bir diğer okul, Kazakistan Farabi Üniversitesi. Üniversitenin asıl adı ise El Farabi Kazak Milli Üniversitesi. Okulun resmi sitesinde köklü bir geçmişi olduğu bilgisi yer alıyor. Belli’nin okuduğunu iddia ettiği kimya bölümü bu üniversitede var. Ancak bu üniversiteye girmek de epey kolay görünüyor. Kayıt için lise diplomasının olması yeterli. Kimya ve kimya teknolojisine giriş için 3 bin 870 dolarlık kayıt ücreti bulunuyor. Üniversite, YÖK denkliğine sahip değil ve ÖSYM’nin tercih kılavuzunda yer almıyor. Gelelim bir diğer üniversiteye: Kazak Ulusal Tarım Üniversitesi . Emirhan bu üniversitede kimya bölümünde okuduğunu söylüyor. Ancak bu durum da pek mümkün görünmüyor. Çünkü okulda kimya bölümü yok. Kimya bölümüne en yakın bölüm, tarım kimyası bölümü. Son durağımız bir başka üniversite, Azerbaycan Devlet Petrol ve Sanayi Üniversitesi. Emirhan bu üniversitede kimya mühendisliği bölümü öğrencisi olduğunu dile getiriyor. Üniversitenin resmi sitesinde kimya mühendisliğini görmek mümkün. Emirhan’ın hangi üniversitede okuduğunu belirlemek zor. Dahası Emirhan bu üniversitelerden hiçbirinde okumuyor da olabilir. Ancak bu üniversitelerin ortak özelliği üniversite sınav şartı aramaması ve lise denklik diplomasının yeterli olması. Teyit , tüm bu üniversitelere Emirhan Belli isminde bir öğrencileri olup olmadığını belirten e-posta yolladı. Ancak henüz yanıt alamadı. Emirhan bir süredir yaptığı buluşları bilimsel danışmanı Dr. Birsen Erdoğan Sarıcı’yla yönetiyor. Bilimsenol Platformu’nda da Sarıcı’nın danışman olarak yer aldığı görülüyor . Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’ne yapılan ziyarette de Belli ve Sarıcı birlikte yer almış. Sarıcı resmi Instagram hesabında , kendini bilim insanı olarak tanımlıyor. Doktorasını da gıda güvenliği konusunda yaptığı bilgisi yer alıyor. YÖK’ün tez merkezinde , Birsen Sarıcı’nın 2015 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi, Gıda Güvenliği ve Beslenme Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladığı görülüyor. Yüksek lisans tezinde yer alan özgeçmişte, Sarıcı’nın lisans mezuniyetinin Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünden olduğu bilgisi yer almış. Ardından Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji Öğretmenliği bölümünde de yüksek lisans yaptığını belirtmiş. Sarıcı’nın günümüzde bir üniversitede çalışıp çalışmadığına yönelik bir bilgiye ulaşamıyoruz. Ancak 2023 yılında Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Pamukova Meslek Yüksekokulu Kimya ve Kimyasal İşleme Teknolojileri Bölümü’nde görev yapan Doç. Dr. Esra Altıntığ ile birlikte bir makale yazdığı görülüyor . Ispanaktan kaşık, sebze ve meyve atıklarından biyoplastik… Emirhan Belli’nin bilimsel buluşları arasında olduğunu iddia ettiği çalışmalar bunlar. Emirhan Belli, ıspanaktan ürettiği doğada çözünebilen plastik kaşık ve kapak projesini Fırat Üniversitesi’nde düzenlenen Güneydoğu Bölgesel Kariyer Fuarı’nda sergilemiş . Belli, bu fuarda ürettiği kaşık ve kapağı da göstermiş. Çalışmaya Dr. Birsen Sarıcı Erdoğan danışmanlık yapmış. Teyit, konuyla ilgili Dr. Birsen Sarıcı’ya ulaşarak, Emirhan Belli’nin ne zamandır danışmanlığını yaptığını, projenin bilimsel temelinin ne olduğunu öğrenmek için iletişime geçti. Ancak kendisinden bir yanıt alamadı. Şimdi Belli’nin gösterdiği mavi plastik kaşık ve siyah plastik kapağa biraz yakından bakalım. İnternette basit bir “mavi plastik kaşık” aramasında, Belli’nin gösterdiği kaşığın aynısıyla karşılaşıyoruz . Gelelim karton kahve bardakları için kullanılan siyah plastik kapağa. Belli’nin gösterdiği siyah kapakla ilgili de yine basit bir internet araması yapalım. Buna göre, “siyah plastik kahve kapağı” arama sonuçlarında Belli’nin gösterdiği kapağın aynılarını görebiliyoruz. Belli’nin sunduğu kapaklara dikkatlice baktığımızda da görülebilecek bazı detaylar var. Kapağın üstünde bazı işaret ve yazılar yer alıyor. İnternette bulduğumuz kapaklarda da aynı işaretler ve yazıları görmek mümkün. Emirhan Belli’nin ıspanaktan ürettiğini iddia ettiği siyah kapak (solda), internette “siyah plastik kahve kapağı” arama sonucunda çıkan kapak (sağda). Emirhan’ın gösterdiği kapakta üçgen bir geri dönüşüm işareti ve kapağın üstündeki “Caution Hot” yani “dikkat sıcak” uyarısı kolaylıkla fark edilebiliyor. Üçgen geri dönüşüm işareti, şişenin üretildiği plastiğin tipini gösteriyor . Genelde bu kapakların geri dönüşüm sayısı beş. Yani polipropilen isimli plastikle üretiliyor. Yoğurt kaplarında, bebek biberonlarında kullanılabiliyor. Polipropilen güvenli bir plastik türü. Geri dönüşüm firmalarınca da kabul edilebiliyor. Yani Belli’nin ıspanaktan ürettiğini iddia ettiği kaşık ve kapağın hammaddesinin gerçekten de ıspanak olduğunu kanıtlamaya yetecek bulgumuz yok, şüphelenmek için ise sebebimiz çok. Dahası bu çalışmayla ilgili Emirhan Belli’nin hazırladığı bir bilimsel makale de yok. Teyit , konuyla ilgili Marmara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü’nden Prof. Dr. Ebru Toksoy Öner ve Bilkent Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Bilge Baytekin’e ulaştı. Öner’e göre, sebze atıklarından biyopolimer üretimi mümkün. Ancak Emirhan Belli’nin yaptığı çalışmayla ilgili spesifik olarak hangi yöntemlerin kullanıldığı, ıspanak çürütülmesi sonucu oluşan ürünler ve hangi şartların denendiği gibi detayların olmamasından dolayı kesin bir değerlendirme de yapılamıyor. Öner, bilgilerin azlığı sebebiyle de yalnızca olasılıklar üzerinden bahsedilebileceğini belirtiyor. Baytekin de benzer bir görüşte. Emirhan Belli’nin fotoğraflarda gösterdiği plastik kapak ve kaşığın, dikkat çekmek amacıyla kullanılmış olabileceğini ve nihai ürün olmayabileceğini söylüyor. Çünkü Baytekin’e göre, ürünü o şekle sokabilmek için seri üretimi olabilecek şekilde bir optimizasyon yapılması gerekiyor. Bilimsel makalelere göre evet. Bu konuyla ilgili yapılan birçok çalışma var. Hatta Google Patentler’de 2012’de alınmış bir patent olduğu da görülüyor . “Çatal bıçak takımı ve yemek çubukları da dahil olmak üzere çevre dostu ve biyolojik olarak parçalanabilen yenilebilir mutfak eşyaları ve bunları yapma yöntemleri” başlıklı buluşta çevre dostu ve biyolojik olarak parçalanabilen yenilebilir mutfak eşyalarının sağlıklı ve hijyenik malzemelerden üretilebileceği bilgisi yer alıyor. Ayrıca bu buluşta eşyaların kullanımdan sonra tüketilebileceği veya atılması halinde iki günden daha kısa sürede biyolojik olarak parçalanabileceği belirtilmiş. Kaşıklara renk vermesi için de ıspanak, havuç gibi malzemeler kullanılabiliyor. Bu konuda başka çalışmalar da var. 2021 yılında yapılan bir çalışmada , biyolojik olarak parçalanabilen kaşıkların üretiminde su, üzüm, buğday gibi ürünlerin karışımlarının kullanıldığı aktarılmış. Bu bileşenlerden oluşan numuneler 180 ve 240 derecede pişirilmiş. 2023 yılında yayınlanmış bir makaleye daha bakalım. The Pharma Journal’da “Yenilebilir kaşıkların doğal renklerle zenginleştirilmesi” başlıklı makalede sorgum, pirinç unu ve buğday unu karışımından kaşıkların elde edildiği belirtilmiş. Kaşıklara renk vermesi için de pancar, ıspanak ve jamun özleri kullanılmış. Çalışmada üretilen kaşıkların görselleri de yer alıyor. Kaşıkların, Emirhan Belli’nin gösterdiği plastik kaşıklarla bir benzerliği olmadığı, üretilen kaşıkların mat ve şekil olarak nizami olmadığı görülebiliyor. Ancak, Teyit’in görüşüne başvurduğu bilim insanlarının söylediklerini de hatırlamak gerekiyor. Emirhan’ın yaptığını iddia ettiği kaşık ve kapaklar bu bilimsel çalışmadakilere benzemese de, yapılması mümkün. Fakat Emirhan’ın yaptığı çalışmaların bilimsel zeminini açıklamaması büyük bir belirsizlik ve şüphe doğuruyor. Teyit, konuyla ilgili Emirhan’a da ulaşmaya çalıştı ancak, bir yanıt alamadı. Emirhan Belli’nin 2018’den bu yana hızla devam eden bilim macerası, tartışılması gereken birçok soruyu ortaya çıkarıyor. Belli, ülkenin en bilinen ajanslarında ve televizyon kanallarında nasıl haber oldu? Bu haberler yapılırken, Emirhan’ın bilimsel çalışmalarıyla ya da eğitim aldığı okullarla ilgili neden hiçbir kaynak sorgulaması yapılmadı? Dahası yalnızca medya da değil, eski Milli Eğitim Bakanı’ndan, Bahçelievler İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne kadar hemen her kademede Emirhan’ın anıldığını görebiliyoruz. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi rektör yardımcılarının ya da Malatya Belediyesi’nin Emirhan’da gördüğü ışık ne ve bilimsel çalışmalarına ne kadar hakimler, gibi soru işaretlerini de akılda tutmakta fayda var. Sorular çoğaltılabilir elbette, ancak Emirhan’ın bir bilim insanı olarak anılmasının asıl sebebinin medya olduğu görülebiliyor. Belli kurduğu “Bilimsenol” platformu sayesinde üniversitelerde ağırlanıp, belediyelerle çalışıp, festivaller düzenleyince popülaritesi epeyce artmış. Ancak ulaşabildiğimiz veriler ve cevapsız kalan sorularımız Belli’yi bir bilim insanı olarak anmayı imkansız kılıyor, belki yalnızca bilim meraklısı diyebiliriz." Eleştirel dijital okuryazarlığı sınıflara taşımak için altı kaynak,https://teyit.org/teyitpedia/elestirel-dijital-okuryazarligi-siniflara-tasimak-icin-6-kaynak,"Yanlış bilgi problemi çok katmanlı ve her katman için farklı müdahaleleri gerektiren bir sorun. Bireysel ölçekte, bilgi düzensizliği ne karşı daha dirençli internet kullanıcıları olabilmenin belki de en doğal yolu eleştirel düşünme becerilerine eğitim ortamlarında daha fazla alan açılmasından geçiyor. Eleştirel dijital okuryazarlığı eğitim ortamlarının bir parçası haline getirmenin alternatif yollarını arayanlar bazı kaynak ve materyalleri aşağıda bulabilir. Sınıflarda eleştirel dijital okuryazarlık eğitimine yer vermek eleştirel düşünmeyi ortak bir değer haline getirmek, şüphe kası nı geliştirmek ve gerçeğin peşine düşme refleksini hareketlendirmek için en kalıcı çözümlerden. Teyit ve Öğretmen Ağı işbirliğinde hazırlanan Öğretmenden Öğretmene El Kitabı , eleştirel dijital okuryazarlığı okula taşımak isteyen öğretmenlere, öğrencileri, velileri ve meslektaşlarını güçlendirmek için kullanabilecekleri aktivitelerden oluşan yaratıcı çözümlerle sesleniyor. El kitabı içerisinde farklı eğitim kademelerinde uygulanabilecek yaratıcı etkinlik önerileri, geleneksel masallara farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak uyandıran masal örnekleri ve  yanlış bilgi sorununa ilişkin temel kavramları açıklayan posterler barındırıyor. Öğretmenler için eleştirel dijital okuryazarlık projesinin katılımcısı olan ve deneyimlerini paylaşmak için iletişime geçtiğimiz öğretmenler kitapta materyalleri sınıfta nasıl kullandıklarıma ve gözlemledikleri etkiye dair içgörülerini paylaştı. Proje katılımcısı öğretmen Merve Bursa, yaratıcı çözümleri sınıfına nasıl taşıdığını şöyle anlatıyor: *Öğrencileri kapalı ve açık platformlarda karşılarına çıkan bilgilerin doğruluğunu teyit etmeleri için teşvik eden ve öğrencilerin şüphe kasını harekete geçirmek için tasarlanan, yanlış bilgi türlerini konu alan yaratıcı çözümlerden biri. Öğretmen Semra İnan, el kitabını kullanma deneyimini şöyle tarif ediyor: Eğitimde Dijital Okuryazarlık El Kitabı’nın bir diğer önemli tarafı ise içerisinde barındırdığı yaratıcı çözümlerin yalnızca öğrenci ve öğretmenleri değil, velileri de kapsıyor olması. Örneğin el kitabı içerisinde yer alan “Velinin Dijital Can Simidi” bölümü, eğitimin önemli bir paydaşı velilerin dijital dünyaya adapte olmalarının desteklenmesini ve şüpheli ve yanlış bilgilere karşı eleştirel yaklaşımlarının beslenmesini amaçlıyor. Dilerseniz bu bölümde yer alan ve dijital ebeveynlik, eleştirel dijital okuryazarlık ve dijital güvenlik ve gizlilik sunumlarını atölyelerde ve veli toplantılarınızda kullanabilirsiniz. Proje çıktılarından biri “Dijital ebeveyn sen misin?” posteri de velilerin eleştirel düşünme pratiklerini gözden geçirmelerine olanak tanıyor. Proje kapsamında hazırlanan diğer posterlere bura dan ulaşabilir, dilerseniz çıktılarını alıp okul panosunda sergileyebilirsiniz. Teyit Sözlüğü , Teyit’in sıkça kullandığı ve yanlış bilgi sorununa dikkat çeken kavramları öğrenmek için kullanmak mümkün. Proje katılımcısı öğretmen Gizem Ok Uluçay, sözlüğün yeni kavramlarla tanışma yolunda çok faydalı olduğunu söylerken, Hasan Dirik öğretmen poster sayesinde farklı kavramlara karşı öğretmenlerin de daha duyarlı hale geldiğini ve birkaç meslektaşıyla beraber kavramlar üzerine derinleşme fırsatı bulduğunu belirtiyor. Posteri sınıfınızda kullanmak isterseniz, yaş grubuna uygun olduğunu düşündüğünüz sözcükleri seçerek bir kavram köşesi oluşturabilir veya seçtiğiniz sözcükleri kullanarak bir tabu oyunu hazırlayabilirsiniz. Bu sayede, dezenformasyon , eleştirel dijital okuryazarlık ve teyitçilik gibi temel kavramların yanı sıra bot hesap , deepfake ve veri madenciliği gibi günümüz teknolojisinin bir ürünü olan ve yanlış bilgi sorunuyla ilişkili kavramlara da değinebilirsiniz. Sözlüğün bulunduğu postere buradan ulaşabilir, posterde olmayan yeni sözcükler ve kavramsal derinleşme için her pazartesi yayınlanan Teyit Sözlük #teyitpedia’larını takip edebilirsiniz. Her yaşta teyitçi olmak mümkün! İhtiyacınız olan tek şey şüphe kasınızı nasıl çalıştıracağınızı öğrenmek. Yanlış Bilgi Dedektifi posteri, yanlış bilgiyle mücadele etmek için yola çıkmak isteyen tüm dedektif adaylarına bir zihin haritası sunuyor. Dilerseniz bu posteri sınıfınızdaki veya okulunuzdaki panoya asarak yanlış bilgi dedektifi adaylarını yanlış bilgiyle mücadele konusunda teşvik edebilirsiniz. Yanlış Bilgi Dedektifi posterine buradan ulaşabilirsiniz. Bilgiyi teyit etmenin en elzem olduğu anlardan biri şüphesiz afet ve kriz anları. Çünkü böyle zamanlarda yanlış bilgi her zamankinden daha hızlı yayılabiliyor. Acil Durum Teyit Kiti, böyle zamanlarda internette şüpheli bir bilgiyle karşılaştığınız anda atabileceğiniz hızlı adımları sunuyor. Dilerseniz postere sınıf panosunda yer verebilir, yanlış bilgiyle mücadele sürecinde başka hangi adımları izleyebileceğiniz konusunda beyin fırtınası yapabilirsiniz. Kiti yalnızca acil durum anlarında değil, her zaman kullanabilirsiniz. Acil Durum Teyit Kiti posterine buradan ulaşabilirsiniz. Data Detox Kiti , gençlerin dijital dünyayı daha bilinçli ve kontrol altında kullanmalarına yardımcı olan bir rehber ve etkileşimli aktivite seti. Bu özel kitap, gençlerin teknolojiye daha sağlıklı bir bakış açısı kazanmalarını ve dijital yaşamlarını daha bilinçli bir şekilde yönetmelerini sağlayacak ipuçları sunuyor. Kit gençleri, sosyal medya profillerinden şifrelerine, çevrimiçi güvenlikten dijital izlerine kadar birçok farklı dijital konuda düşünmeye ve sorular sormaya teşvik ediyor. Bu sayede gençlerin dijital dünyada daha bilinçli ve güvende hissetmeleri için ihtiyaç duydukları becerileri kazanmalarına yardımcı oluyor. Kit hakkında daha fazla bilgi almak ve posteri indirmek için burayı ziyaret edebilirsiniz. Yanlış bilgiye herkes inanabileceğini unutmamak gerek. Bazen en yakınlarımız ve tanıdıklarımız da bu yanlış bilgilerin yaygınlaşmasını kolaylaştırılabilir. Bu kişilerle kuracağımız iletişim ise yanlış bilginin yayılmasının önüne geçmede kilit bir konumda. Öğrencilerin, yanlış bilgi paylaşan tanıdıklarıyla iletişime geçmelerine yardımcı olabilecek kaynak ise “ Yanlış Bilgi Paylaşanlara Güvenli Müdahale Kartı ”. Bu kartı poster boyutunda sınıfıza asabilir, bir ders saatini “Yanlış bilgi paylaşan tanıdığımız olduğunda ne yapabiliriz?” konulu bir beyin fırtınası etkinliğine ayırabilirsiniz. Yanlış bilgi sorununu temel alan ve sınıf ortamında kullanmaya uygun daha fazla kaynağa ulaşmak isterseniz, Teyit ve Öğretmen Ağı işbirliğinde hazırlanan bu listeye göz atabilirsiniz. Bu kaynakları sınıfta nasıl kullandığınızı ve etkinlik sonunda gözlemlediğiniz farkındalıkları bize her zaman bu geribildirim formu aracılığıyla iletebilirsiniz." Yapay zekâ halüsinasyonu nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yapay-zeka-halusinasyonu-nedir,"Bu kavramı anlamaya çalışmaya “Halüsinasyon nedir?” sorusuyla başlamak yerinde bir adım olabilir. Fransız psikiyatrist Dominique Esquirol’a göre halüsinasyon, dış bir kaynağı olmayan nesneleri veya olayları algılama deneyimi . Örneğin kimsenin duymadığı bir sesle çağrılan kişinin adını duymak ya da var olmayan nesneleri görmek gibi. Bu tanımdan yola çıkarak yapay zekâ halüsinasyonlarını basitçe üretken yapay zekânın, kaynağı olmayan bilgileri algılayıp gerçekmiş gibi kullanıcılara sunması olarak tanımlayabiliriz. Bu gerçek olmayan çıktılar, büyük dil modeli (Large Language Model=LLM) başlığı altına alabileceğimiz bir yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT, Bard ya da çeşitli doğal dil işleme görevlerini yerine getirebilen yapay zekâ algoritmalarında karşımıza çıkabiliyor. Yapay zekâ halüsinasyonu, bir yapay zekâ modelinin, veri analizi, görüntü işleme gibi görevler sırasında gerçek dışı veya yanıltıcı sonuçlar üretmesini ifade ediyor. Bu olgu, modelin eğitildiği verilerin yetersiz ya da çelişkili olması, aşırı öğrenme (overfitting) veya modelin karmaşıklığından kaynaklanabilir. Yapay zekâ modelleri, görevleri tamamlamak için bizim onlara tanımladığımız verileri kullanıyor. Girişimci ve eğitimci Sebastian Thrun’ın 2017’deki TED konuşmasında bahsettiği gibi var olan algoritmaların doğru çalışabilmesi için çok fazla veri ile eğitilmeleri gerekiyor . Büyük dil modelleri, büyük veri kümeleri kullanılarak eğitiliyor. Bu da, metin veya diğer içerikleri tanımalarını, çevirmelerini, tahmin etmelerini veya oluşturmalarını sağlıyor. Çoğumuz son yıllarda popülerleşen yapay zekâ sohbet robotları ile konuşup onlara birtakım sorular sormayı eğlenceli bir oyun haline getirdik. Bunun yanı sıra, profesyonel hayatta ve çeşitli araştırmalarımızda da kullandığımız sohbet robotlarından elbette doğru cevaplar aldığımızı varsayıyoruz. Fakat yapay zekâ algoritmaları bazen, eğitim verilerine dayanmayan ve tanımlanabilir herhangi bir model izlemeyen çıktılar üretebiliyor. Başka bir deyişle, “halüsinasyon görüyor.” IBM’in makalesine göre yapay zekâ halüsinasyonları, insan beyninin bazen bulutlardaki değişik figürleri veya Ay'a baktığında yüzeyinde gördüğü pürüzleri insan yüzü gibi görmesine benzetilebilir . Fakat söz konusu yapay zekâ olduğunda, insan beyninden farklı olarak bu yanlış yorumlar, yapay zekâyı eğitmek için kullanılan verilerin yanlı ya da yanlış olması ve yüksek model karmaşıklığı gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor. Yapay zekâ halüsinasyonlarının ilk ve büyük tepki toplayan örneklerinden biri, Google'ın yapay zekâ sohbet robotu Bard'ın James Webb Uzay Teleskobu hakkında doğru olmayan bir iddiada bulunmasıydı. İşin ilginç yanı ise Google’ın bunu Twitter’da, hatayı fark etmeksizin reklam olarak paylaşmasıydı . Bard’a sorulan soru şöyleydi: ""9 yaşındaki çocuğuma James Webb Uzay Teleskobu hakkında hangi yeni keşifleri anlatabilirim?"" Google’ın yapay zekâ sohbet robotu Bard, James Webb Uzay Teleskobu'nun bu güneş sisteminin dışındaki bir gezegenin ilk fotoğraflarını çektiği iddiasıyla yanıt verdi. Ancak basitçe teyit edilebileceği gibi bu bilgi yanlıştı. Bir dış gezegenin ilk görüntüleri 2004 yılında Avrupa Güney Gözlemevi'nin Very Large Telescope (VLT) isimli teleskobu ile çekildi ve James Webb Uzay Teleskobu 2021 yılına kadar fırlatılmadı. 2004 yılında VLT tarafından fotoğraflanan 2M1207b isimli exoplanet Yapay zekâyla ilgili gelişmeler hızla devam ederken uzun yıllardır popüler olan yapay zekâ ve insan karşılaştırması da daha çok kafa kurcalamaya başladı. Bu durum için halüsinasyon kelimesinin seçilme sebebi tanımında açıkladığımız gibi yapay zekânın “kaynağı olmayan şeyleri algılayıp gerçekmiş gibi kullanıcılara sunmasından” kaynaklanıyor.Bu kavram yapay zekânın insansılaştığı anlamına gelmese de halüsinasyon kavramı (hallucination/delusion) insana ait mental bir durumu yansıttığından, bu kelime yerine konfabülasyon (confabulation) teriminin kullanılmasının daha doğru olacağını belirtenler var . Yapay zekânın büyük veri kümeleri kullanılarak eğitilebileceğinden bahsetmiştik. Yapay zekâ modelleri, görevleri tamamlamak için bizim onlara tanımladığımız verileri kullanıyor. Bu nedenle eğitim veri kümelerinin kalitesi, yapay zekânın davranışını ve çıktılarının kalitesini belirliyor. Halüsinasyonları önlemek için yapay zekâ modellerinin geniş, dengeli ve iyi yapılandırılmış veriler üzerinde eğitilmesi yapay zekâ halüsinasyonuna bir çözüm olabilir. Daha iyi yanıtlar için yapay zekânızın belirli bir seçenekler arasından seçim yapmasını isteyin. Aynı pek çok kişiye de çoktan seçmeli sınavların açık uçlu sınavlardan daha basit gelmesi gibi. Açık uçlu sorular rastgele ve yanlış yanıtlar oluşturma ihtimalini artırırken, eleme süreciyle doğru cevaba ulaşmak yapay zekâ için de daha kolay. Yapay zekâyla konuşurken mevcut bilgiden yararlanarak ve cevaplarını basitleştirmeye çalışarak, halüsinasyon potansiyelini sınırlayabilirsiniz. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Savaş zamanlarında yanlış bilginin uzun tarihi,https://teyit.org/teyitpedia/savas-zamanlarinda-yanlis-bilginin-uzun-tarihi,"Ukrayna'daki savaş alanlarından ABD’deki toplu taşıma araçlarına yönelik terör saldırılarına, tansiyonun yüksek, Twitter’daki paylaşımların sayıca fazla olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Güvenliğimizi sağlamak, insanların acılarını anlamak ya da suçluların adalete teslim edildiğini görmek için bilgi edinmeye can atıyoruz. Ancak bilgiyi sağlayan kaynaklara şüpheyle yaklaşmakta haklıyız. Ne de olsa ""sahte haberlerin"" altın çağında yaşıyoruz. Dikkatli olmakta her zaman fayda var: Günümüzün cesur yeni dezenformasyon dünyası aslında pek de yeni değil. Artık yanlış bilgi üretmek ve bunu gezegenin hemen her yerine anında iletmek mümkün. Ancak dezenformasyon olgusu ve bunun etkileri savaşın kendisi kadar eski. Roma İmparatorluğu ve M.Ö. 31 yılındaki Aktium Savaşı örneğini ele alalım. Bu savaş tarihteki en önemli deniz savaşlarından biri, çünkü Roma'nın kendisi tehlike altındaydı. Bu savaş modern dezenformasyon kampanyalarıyla mücadelede önemli bir ders veriyor: Politikacılar konuşurken, özellikle de savaş hakkında konuşurken, yanlış yönlendirmeye hazırlıklı olmalısınız. Savaş Yunanistan'ın batı kıyılarında, İtalya'dan çok da uzak olmayan bir yerdeydi. Galya ve Suriye kadar uzak topraklardan savaşçılar gelmişti. Ama hiçbiri Mısır'ın tartışmalı hükümdarı Kleopatra kadar dikkat çekmiyordu. Zeki, acımasız, hırslı ve kararlıydı. Ama her ne kadar taraflardan birinin konuşmasından anlayamasanız da savaşın odak noktası o değildi. Çatışmanın iki lideri Octavius ve Marcus Antonius idi. Octavius Roma'yı ve imparatorluğun batısını yönetiyordu. Antonius ise imparatorluğun doğusunu, sevgilisi ve finansörü olan Kleopatra'nın memleketi İskenderiye'den yönetiyordu. Antonius ve Kleopatra'nın birlikteliklerinden üç çocukları oldu. Ahlaki değerleri esnek olan Antonius, Octavius'un kız kardeşi Octavia ile evliliğine ve ondan olan iki çocuğuna pek önem vermiyordu. Bu siyasi bir evlilikti ve Octavius ile olan savaş yaklaştığında Antonius Octavia'dan boşandı. Octavius ve Antonius arasındaki hesaplaşma, 12 yıl önce bir suikastle öldürülen Roma'nın büyük hükümdarı Sezar’ın mirasında hangisinin daha çok hak sahibi olduğu ile ilgiliydi. Sezar, Antonius’un komutanı olsa da Octavius'un da büyük dayısıydı ve ebeveynlerinin ölümünden sonra genç adamı evlat edinmişti. Daha sonra Octavius kendisine Sezar adını verdi. (Tarihçiler karışıklığı önlemek için Octavius’ı kullanıyor.) Antonius’un Sezar'ın mirası üzerindeki hak iddiası, aynı zamanda Sezar'ın eski sevgilisi Kleopatra ile arasındaki ilişkisinden kaynaklanıyordu. On yıldan fazla, Antonius ve Octavius işbirliği ve çatışma arasında gidip geldiler ama işin sonunda iki taraf giderek birbirinden uzaklaşıyordu. Octavius, Antonius’un İtalya'da yeni lejyonerler toplamasını engelledi. Antonius, Kleopatra'dan olan çocuklarını Doğu Akdeniz'in hükümdarı yapma planlarını açıkladı. Birbirlerinin hareketlerini ihtiyatla izleyen iki adam da filolar inşa etti. Antonius Perslere karşı bir savaşta gücünü kaybedince, Octavius bu anı değerlendirerek Aktium'daki hesaplaşmadan yaklaşık bir yıl önce savaş ilan etti. Sonra Octavius bir dezenformasyon girişimi başlattı. Düşmanı, Romalı bir dostuydu ama Roma halkı bir iç savaşı desteklemezdi. Bu yüzden Octavius bunun yerine Kleopatra'ya karşı savaş ilan etti. Onu bir zamanlar asil olan Antonius’un aklını başından alan yabancı bir büyücü olmakla suçluyordu. Fakat Kleopatra süpürgeye binmiş bir cadı olmaktan uzaktı: Roma vatandaşıydı, yüksek eğitim almış ve en az altı dil konuşabiliyordu. Octavius ayrıca Antonius’un imparatorluğunu sözde Kleopatra'ya devrettiğini açıkladığı vasiyetini bulduğunu iddia etti. Bazı Romalılar buna inandı, bazıları ise hiç etkilenmedi. Bu sırada Antonius ve Kleopatra kendi dezenformasyonlarını yayıyordu. Octavius'un Sezar'la akrabalık bağını hedef aldılar. Octavius gerçekte Sezar'la sadece annesi aracılığıyla akrabaydı. Babası varlıklı ama önemsiz bir Romalı aileden geliyordu. Antonius, Octavius'un geçmişini çarpıtarak sınıf temelli, ırkçı suçlamalarda bulundu. Kitleye bağlı olarak Octavius'un bir tefecinin, bir fırıncının ya da Afrikalı birinin çocuğu olduğunu söylüyordu. Buna karşılık, Antonius Roma’nın soylu ailelerinden geldiği için, Roma Senatosu'ndan cumhuriyetin geriye kalan tek gerçek savunucusu olarak destek istiyordu. Bu çağrı o kadar etkili oldu ki, Senato'nun üçte biri Antonius’un yetersiz olduğu kararını aldı; geri kalanlar ise Octavius tarafından yakın takibe alınmıştı. Öte yandan Antonius’un elinde başka bir koz vardı: Kleopatra'nın ergenlik çağındaki oğlu Ptolemy XV. Sezar (daha çok Sezarion olarak bilinir) Sezar ve Kleopatra’nın aşkının meyvesiydi. Sezar çocuğu hiçbir zaman resmen kabul etmemiş olsa da, Kleopatra'nın çocuğa kendi adını vermesine izin vermiş ve Kleopatra’nın, kollarında Sezarion olduğu düşünülen bir bebeği tutarkenki heykelini Roma’ya dikerek onu onurlandırmıştı. Sezarion sayesinde Antonius ve Kleopatra, gerçek Sezar'ın Kleopatra'nın Mısır'daki oğlu olduğunu iddia edebiliyorlardı. Bu propaganda, savaşı körükledi. Antonius askerlerine ödeme yapmak için üzerinde savaş kadırgaları ve lejyoner kartalları bulunan yeni basılmış sikkeler kullanırken, onlara Jül Sezar'la olan bağlantısını hatırlatıyordu. Diğer sikkeler, bir yüzünde Antonius’u diğer yüzünde Kleopatra'yı barındırırken, bir başka set ise Kleopatra'yı kraliçe olarak adlandırıyor ve onun bir tanrıça olduğunu ima ediyordu. Buna karşılık Octavius, Julius Sezar'la arasındaki daha yakın bağı gözler önüne seren sikkeler bastırdı. Sikkede Octavius'un ""Tanrılaşan Bir Adamın Oğlu"" olduğu belirtiliyordu. Bir yüzünde Sezar'ın Roma'daki tapınağındaki heykeli, diğer yüzünde ise profilden Octavius gösteriliyordu. Antonius ve Kleopatra’ya karşı Octavius'un, özellikle de büyük bir savaş lideri Marcus Agrippa'nın yardımıyla, sağlam askeri avantajları vardı. Birlikte, çoğu savaşta olduğu gibi bu savaşı da askeri güçle çözdüler. Antonius ve Kleopatra'yı Aktium'da bozguna uğrattılar ve kendi canlarına kıymaya zorladılar. Octavius kısa süre sonra Augustus adını aldı ve Roma'nın ilk imparatoru oldu. Propaganda, savaşın sonucunu belirlemese de iki tarafın da destekçilerinin motivasyon bulmasına yardımcı oldu. Buradan çıkarılacak ders net: Zeki ve acımasız liderler gerçek düşmanı değil, en uygun düşmanı hedef alırlar. Örneğin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'ya yönelik saldırganlığını ülkedeki ""Nazi etkisini yok etme"" kisvesi altında gizliyor. Daha saygın liderler bile gerçekleri kendi amaçları doğrultusunda çarpıtıyor. Perdenin arkasına bakmak ve gerçekleri sorgulamak çok önemli. Eğer liderler bize karşı dürüstlerse ne âlâ. Ancak Octavius gibi davranıp savaşın gerçek amacını gizliyorlarsa ya da Antonius gibi davranıp rakiplerini karalıyorlarsa, o zaman geri adım atmamız gerekir." Şüpheci atalet nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-supheci-atalet-nedir,"Şüpheci atalet, bireylerin eriştikleri haberlerin ve enformasyonun doğru olup olmadığına dair sorgulayıcı bir farkındalığa sahip olmalarına rağmen etkin doğrulama yöntemlerini kullanmaktan imtina etmeleri ve şüphe duygusu karşısında kayıtsız kalmaları durumunu tarif ediyor. Çiğdem Bozdağ ile 2019 yılında yürüttüğümüz, yerel seçimler bağlamında sosyal medya ve haber tüketimi konulu araştırma sonunda şüpheci atalet kavramını ortaya attık. Odak grup, bireysel medya günlüğü ve derinlemesine görüşme teknikleriyle oluşturduğumuz veri setini analiz ettiğimizde, medya kullanıcılarının bilgi doğruluğuna dair belirgin bir şüphe, bilgi yanlışlığı karşısındaysa kayıtsızlık durumu ortaya koyduklarını gözlemledik. Şüpheciliğin ve ataletin bireyler tarafından eşzamanlı şekilde deneyimleniyor olması bizi şaşırtmıştı. Araştırma katılımcılarının önemli bir bölümü kutuplaşma, dezenformasyon , sansür, hız odaklı haber üretimi, çevrimiçi enformasyonun tekinsizliği gibi konuların eleştirel olarak farkındaydı. 49 yaşındaki emekli katılımcının şu sözleri bu farkındalık hâlini örneklendiriyor: Paralel olarak pek çok katılımcı haber türüne kesif bir güvensizlik ortaya koyuyordu. 45 yaşındaki mağaza işletmecisi katılımcı bu güvensizliği şöyle anlatıyordu: Şüphe ve sorgulamanın medya kullanıcılarını etkin doğrulama araçlarını kullanmaya ya da medya alışkanlıklarını değiştirmeye sevk etmemesinin ardında ağır güvensizlik duygusu yatıyordu. Atalet halini getiren de bu güvensizlik, tekinsizlikti. Mandalinanın mandalina oluşunu sorgulama ihtiyacı duyan yukarıdaki katılımcı sözlerini şöyle bitiriyordu: Tıpkı yanlı olduğunu bildiği halde, günün sonunda kendi fikirlerine uygun haber yayınları yapan kanalı izlemeye devam eden diğer katılımcı gibi. 2019 yılındaki yerel seçimlere haftalar kala topladığımız veriden çıkan bulgular bizi şaşırtsa da aslında başka araştırmaların sonuçlarıyla uyumluydu. Örneğin 2018 yılında Reuters Dijital Habercilik Raporu Türkiye’de haber tüketicilerinin önemli bir bölümünün doğru olmayan haberlerle çok sık karşılaştığını söylediğini ve bu durumdan yüksek oranda şikâyetçi olduğunu vurgulamıştı. Bu veriyi habere erişim oranlarıyla birlikte düşününce Türkiyeli haber kullanıcılarının haberle lineer olmayan, karmaşık bir ilişki kurduklarını görmek mümkün. Türkiyeli haber kullanıcıları haber türüne karşı yoğun bir şüphe duyuyor. Şüpheci atalet haber kullanıcılarının doğru olmayan haberlerden bu kadar şikâyet ediyor olmasına rağmen haber tüketim alışkanlıklarını sürdürmesini, değişim ihtimaline atıl yaklaşmasını tarif ediyor. Bu şüpheden kullanıcıların yakın hissettiği haber mecraları da payını alıyor. Öyle ki kullanıcılar parçası oldukları kutuplu siyasal iklimin ve ayrışmış haber tüketiminin gayet farkındalar. Bu farkındalığa ve şüpheciliğe rağmen kullanıcıların kayıtsızlığı, haberle kurdukları gündelik ve doğrudan ilişkiyi belirliyor. Şüpheci atalet halini güvensizlik, tekinsizlik ve öğrenilmiş çaresizlik besliyor olsa da bu hale içkin olan değişim, hareket, sorumluluk ümidini de ıskalamamak gerek. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli DALL-E'de, ""In a room filled with several televisions, people are all attentively watching TV, digital art"" komutu ile üretilmiştir." Kaosta düzen arayışı: İsrail-Hamas savaşına dair komplo teorilerini anlamak,https://teyit.org/teyitpedia/kaosta-duzen-arayisi-israil-hamas-savasina-dair-komplo-teorilerini-anlamak,"7 Ekim 2023’te, dünya Filistin ve İsrail’den gelen haberlerle sarsıldı. Hamas militanları Gazze sınırını geçerek silahlı saldırı düzenlemiş, aralarında sivillerin de olduğu binden fazla kişi ölmüştü. Ardından İsrail, Gazze’yi kuşatma altına aldı ve amansız bir saldırıya başladı. Çok dar bir alanda iki milyondan fazla insanın yaşadığı şehre atılan bombalarla çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Tüm bunlar, muhtemelen etkilerini uzun süre gözlemleyeceğimiz tarihi bir travma yarattı. Olayın beklenmedik şekilde aniden gelişmesi ve dünya çapında geniş etkilerinin olması, birçok insanı durumu anlamlandırmaya çalışmaya itti. Nitekim, insan belirsizliği sevmez. Hayatın öngörülebilir olmasını arzular ve beklenmedik gelişmelerden tedirgin olur. Hayatın beklenmedik gelişmelere gebe olmadığına kendilerini ikna etmek için de, her şeyin aslında daha derinlikli ve uzun vadeli bir planın parçası olduğuna inanmak isterler. Bunun için de, Hamas’ın saldırısının ve sonrasında İsrail’in tepkisinin tek kalemden çıkmış bir planın kendi içinde tutarlı parçaları olarak gören birçok komplo teorisi ortaya atıldı. Bunun bir örneğini, gazeteci Levent Gültekin’in olay gününde yaptığı sosyal medya paylaşımında görebiliyoruz : Bir olayın sizin beklentilerinize aykırı şekilde gelişmesi, o olayın imkansız olduğunu göstermez. Ancak insanlar bu sıradışı gelişmenin aslında büyük bir planın parçası olduğuna inanırlarsa, rastgelelik hissinden kurtulur, her şeyin aslında bir çeşit düzeni olduğuna kendilerini ikna ederek rahatlarlar. Belirsizlikten kimse hoşlanmasa da, bazı insanlar belirsizliği tolere etmekte görece daha kötü ve yapılan çalışmalar bu insanların komplo teorilerine daha çok inandığını ortaya koyuyor. Yapılan bir çalışmada, katılımcılara art arda atılmış yazı tura sonuçları gösterilerek, bu sonuçların tesadüfen bu şekilde çıkmasının mümkün olup olmadığı soruluyor. Aslında tamamen tesadüfen ortaya çıkmış yazı tura sonuçlarının tesadüf olmadığını düşünenlerin komplo inançlarının da daha yüksek olduğu bulunmuştu . Bu tarz durumlarda insanları komplo inançlarına iten şeylerden biri de “orantısallık yanılgısı” (proportionality bias). İnsanlar, büyük sonuçları olan olayların sebeplerinin de çok büyük ve sıradışı olması gerektiğine dair bir bilişsel yanlılığa sahip. Örneğin, ünlü biri aniden öldüğünde, o yaşta başka birçok insan da aniden ölüyor olmasına rağmen, bunun bir kötü şans olduğuna inanmak istenmez ve olayın ardında büyük sebepler aranır. Marilyn Monroe, Prenses Diana, Tupac Shakur, Michael Jackson gibi zamansız ölmüş birçok insan hakkında çeşitli komplo teorileri öne sürülmüş olması bu duruma birer örnek olabilir. Bu komplo teorileri genelde ya bu ünlülerin aslında ölmediklerini ve bir yerlerde gizlice yaşamlarına devam ettiklerini ya da zannedilenden farklı şekilde öldüklerini (örneğin, Prenses Diana’nın aslında İngiliz derin devleti tarafından öldürülmüş olması) öne sürer. Ülkemizde Turgut Özal’ın ölümüne dair öne sürülen komplo teorileri de bunun bir örneği olarak sayılabilir. Yani, insanlar ünlülerin de aniden ve zamansız ölebileceğini kabul etmemenin yanı sıra, yaşanan bu büyük çaplı olayın arkasında mutlaka sansasyonel bir komplonun olduğuna inanmak istiyorlar. 7 Ekim’in ardından İsrail ve Filistin’de yaşanan çatışma ortamında da benzer bir akıl yürütme biçimine rastlamak mümkün. Hamas’ın beklenmedik bir atak yapması, İsrail güçlerinin hazırlıksız yakalanmış olması gibi muhtemel birçok açıklama varken, bazı insanlar çok daha derin ve karmaşık açıklamalara yöneldiler. Çünkü bu meta-anlatılar hem ilk olayı hem de sonrasında zincirleme şeklinde yaşanan gelişmeleri (örneğin, İsrail’in Gazze’ye saldırısı) tek bir potada eritebilmekte ve her şeyin tek bir planın parçası olduğunu vurgulayarak belirsizliği ve öngörülemezliği tamamen ortadan kaldırabilmektedir. Ancak unutmamalıyız ki, tarih zayıf politik aktörlerin güçlüleri sürpriz ataklarla şaşkına uğrattıkları sayısız örnekle doludur. Mevcut sosyo-politik durumu, tarihsel süreci ve siyasi geçmişi düşündüğümüzde ortada bir komplo olması belki imkansız değil, ancak elimizde somut bir delil olmadan daha az varsayıma dayanan açıklamaların üstünden atlayarak komplo teorilerine bel bağlamak, bir çeşit akıl yürütme hatası . Bu hata iki önemli sonuç doğuruyor. Birincisi, yanlışlanabilir olmayan, üzerinde tartışılamayacak, doğru veya yanlış olduğu sınanamayacak komplo teorilerinin dünyasına giriyoruz. İkincisi, ilk noktayla bağlantılı olarak, siyasetçileri ve siyasi kurumları daha büyük bir komplonun parçası olarak gördüğümüz için sorumluluğu onların sırtlarından alıyoruz. Siyasi kurumlar kendi başlarına karar verebilen özneler olmadıklarından, eleştirilebilir olmaktan da çıkıyorlar. Savaş gibi, dezenformasyon un zaten tavan yaptığı durumlarda somut kanıta dayanmadan komplo teorileri üretmekten kaçınmalıyız. Hele hele işimiz gazetecilikse… Kapak görseli: Mashable / Vicky Leta" Rehber: Çatışma ve savaş dönemlerinde yanlış bilgiden kaçınma yolları,https://teyit.org/teyitpedia/rehber-catisma-ve-savas-donemlerinde-yanlis-bilgiden-kacinma-yollari,"Çatışma ve savaş dönemleri, toplumları derinden sarsan ve belirsizlikle dolu zamanların başında geliyor. Bu dönemlerde, propagandanın şiddeti, yanlış bilginin yayılma hızı ve manipülasyonun etkisi daha da artıyor. Sosyal medyanın yedi yirmi dört çalışan bir haber merkezi işlevi gördüğü bu zamanlarda, yanlış bilgileri ayırt etmek kolay olmayabilir. Bir olayla ilişkilendirilen ancak farklı bir durumu gösteren fotoğraf, video, alıntı ya da haber başlıklarını ifade eden hatalı ilişkilendirme, savaş ve çatışma dönemlerinde en fazla karşılaşılan yanlış bilgi türlerinden. Böyle dönemlerde sosyal medya akışınızda gördüğünüz güncel bir operasyonu gösterdiği iddiasıyla paylaşılan bir video, eski tarihli veya farklı bir lokasyona ait olabilir, taraflarla ilgili uydurma bilgiler ve sahte belgeler hızla yayılabilir. Krizin yarattığı belirsizliği gidermek için ihtiyaç duyduğumuz bilgileri ararken bu paylaşımların uyandırdığı korku, üzüntü ve endişe gibi duygular, kullanıcıları yanlış bilgiye karşı daha savunmasız kılabildiğini akılda tutmalı ve bilginin doğruluğundan emin olmak için yavaşlamalıyız. Böyle zamanlarda Facebook, Instagram, TikTok, Twitter (X) gibi sosyal medya platformları ve WhatsApp gibi mesajlaşma platformlarında karşımıza çıkan bilgilere şüphe kası yla yaklaşmak elzem. Bu noktada birkaç temel soruyu sormak şüphe kasınızı çalıştırmanıza yardımcı olabilir: Savaş ve çatışma dönemleri, hassas ve tetikleyici içeriklerin en fazla paylaşıldığı zamanlar arasında yer alıyor. Bazı kullanıcılar bu görüntüleri, yaşananlardan duydukları dehşeti vurgulamak için paylaşıyor olsa da bu görüntülerin mağdurların izni olmadan kaydedildiği ve paylaşıldığı gerçeğini unutmamakta fayda var. Ayrıca bu görüntülerin propaganda amaçlı kullanılma, kutuplaşmayı ve toplumsal öfkeyi arttırma potansiyeli de oldukça fazla . Bölgeden olduğu iddiasıyla paylaşılan video ve fotoğrafları doğrulamanın en etkili yolu tersine görsel arama yapmak. Bu yöntem sayesinde görüntünün eski tarihli veya farklı bir lokasyonda çekilmiş olup olmadığını tespit edebilirsiniz. Olaylarla ilgili güncel ve güvenilir bilgilere ulaşmak için ise resmi hesaplarda, tarafsız medya ve doğrulama kuruluşlarının sitelerinde anahtar kelime araması yapabilirsiniz. Savaş ve çatışma dönemlerinde yanlış bilginin artması, toplumdaki kutuplaşmayı da besliyor. Bazen en yakınlarımız, yanlış ve yanıltıcı bilgileri paylaşanlar arasında yer alıyor. Bu noktada alaycı ve eleştirel olmamak, yanlış bilginin sonuçları konusunda farkındalık yaratmak ve bilginin doğrusunu paylaşmak önemli. Yapay zekâyla üretilmiş içeriklerin yanlış bilgi içerebileceğini ve propaganda amaçlı kullanılabileceğini göz önünde bulundurmakta fayda var. Yapay zekâyla üretilen gerçekçi çatışma sahneleri, silah ve uçak gibi araçlar, güncel olaylara veya savaşın taraflarına ait olduğu iddiasıyla yaygınlaşabilir. Ya da taraflarla ilgili deepfake videolar yaratılabilir ve sahte gündemler oluşturulabilir. Bu paylaşımları saptamanın başlıca anahtarı ise Hive Moderation ve AI or Not gibi yapay zekâ tespit eden araçları kullanmak. Daha fazla ipucu için “Yapay zekâ ile üretilmiş görseller nasıl fark edilir?” konulu rehberimizi okuyabilirsiniz. Savaş ve çatışma dönemlerinde sosyal medyada tüm akışınız güncel olaylara ilişkin içeriklerle dolu olabilir. Fakat gördüğünüz şüpheli içeriklerle etkileşime geçmeden önce durmakta ve şüphe kasınızı çalıştırmakta fayda var. Kutuplaşmayı arttıran, sahte gündemler yaratan ve güncel olaylara ilişkin komplo teorileri yayan trolleri tespit etmek ve onlarla etkileşime geçmemek de yanlış bilgiyle mücadelede atılabilecek adımlar arasında . Bu gibi zamanlarda sosyal medya platformlarının yanlış bilgiyle mücadelede hangi adımları attıkları ve atmadıkları daha görünür oluyor. Örneğin Hamas - İsrail Savaşı’nın devam ettiği bugünlerde X’in, premium abonelik için aylık ödeme yapmaya istekli kullanıcıları teşvik eden yeni algoritması sebebiyle, mavi onay işaretine sahip kullanıcıların gönderileri, çatışma hakkında bilgi arayan kişilerin haber akışlarında en üst sıralara yükseldi . Bu durum mavi tike sahip fakat savaş, çatışma gibi alanlarda uzman olmayan kişilerin paylaştıkları yanlış haberlerin yayılımını hızlandırdı. Avrupa Birliği Komisyonu üyelerinden Thierry Breton, X’in bu süreçte yasadışı içerik ve dezenformasyon yayma amacıyla kullanıldığını ve bunun AB Dijital Hizmetler Yasası’na aykırı olduğunu belirten bir basın açıklaması yayınladı . Elon Musk ise platformunun açık kaynak kodlu ve şeffaf bir politika izlediğini, bunun AB tarafından desteklenen bir özellik olduğunu belirten bir yanıt verdi . Yanlış veya yanıltıcı görünen bir paylaşımla karşılaşırsanız, bunu “potansiyel olarak zararlı içerik” olarak ilgili sosyal medya platformuna veya doğrulama platformlarına bildirebilirsiniz . Savaş, çatışma, afet ve kriz zamanlarında sosyal medya akışınızda hassas ve hatta travmatik görüntülerin sayısı artabilir. Bu görüntülerin yaratacağı psikolojik etkiler ikincil veya diğer adıyla dolaylı travma olarak isimlendiriliyor . Bundan kaçınmanın yolları arasında önerilenlerin başında sosyal medya kullanımını azaltmak geliyor. Belingcat yazarlarından Hannah Ellis’e göre ikincil travmayı azaltmak için şu adımları da uygulayabilirsiniz : Bu önlemler ve öneriler, çatışma ve savaş dönemlerinde doğru ve yanlış bilgiyi ayırt etmede daha dirençli hale gelmenize yardımcı olabilir ve yanlış bilginin yayılmasını yavaşlatmak için etkili bir yol sağlayabilir. Doğru bilgiye erişmenin ve bunu korumanın, toplumların güvenliğini sağlamada ve dezenformasyonla mücadelede istikrarı sürdürmede kritik bir rol oynadığını unutmamak gerek. Çatışma ve savaş dönemlerde karşılaştığınız şüpheli haberleri incelemesi için Teyit’e iletebilirsiniz." Sohbet botlarından tıbbi tavsiye: Yanıltıcı bilgiden kaçınmanın üç yolu,https://teyit.org/teyitpedia/sohbet-botlarindan-tibbi-tavsiye-yaniltici-bilgiden-kacinmanin-uc-yolu,"Tıp uzmanlarının bize kendimiz ve potansiyel tedaviler hakkında güvenilir bilgiler vermesini bekleriz. Bu sayede hangi ilaca veya müdahaleye ihtiyacımız olduğuna dair bilinçli kararlar verebiliriz. Doktorlar bunun yerine güvenilir tıbbi danışmanlık aldatmacası altında "" safsata ya başvurursa"" (evet, bu terim akademik yayınlarda dikkate almadan ikna etmek anlamında kullanılıyor), verdiğiniz kararlar hatalı kanıtlara dayanabilir ve zararla, hatta ölümle sonuçlanabilir. Safsataya başvurmakla yalan söylemek arasında fark var. Yalancılar gerçeği önemseyip aktif olarak gizlemeye çalışır. Aslında safsata, düpedüz yalandan daha tehlikeli olabilir. Neyse ki doktorlar safsataya başvurma eğiliminde değiller. Eğer olsalardı da etik kurumlar ya da yasalar aracılığıyla bunun bir sonucu olması beklenirdi. Peki ya yanıltıcı tıbbi tavsiye bir doktordan gelmiyorsa? Çoğunuz çok güçlü bir sohbet botu ChatGPT 'yi duymuşsunuzdur. Sohbet botları, insan etkileşimini taklit edebilen algoritma destekli arayüzlerdir. Kullanımları ise tıbbi tavsiyeler de dahil olmak üzere giderek yaygınlaşıyor . Ağustos 2023’te yayımlanan bir makalede , tıbbi tavsiye için sohbet botu kullanımına ilişkin etik perspektifler incelendi. ChatGPT veya benzeri platformlar Senegal’in başkenti Dakar'da görülecek en iyi yerleri bulmak, vahşi yaşam hakkında bilgi edinmek veya ilgilendiğiniz diğer konuların özetlerini almak için faydalı ve güvenilir olabilirken, sağlığınızı bu platformların ellerine bırakmak Rus ruleti oynamak anlamına gelebilir: Şansınız yaver gidebilir ama gitmeme ihtimali de var. Bunun nedeni ChatGPT gibi sohbet botlarının gerçeği dikkate almadan sizi ikna etmeye çalışması. Bu botların söylemleri o kadar ikna edici ki mantık ve gerçeklerdeki boşlukların üstü örtülüyor. Bu, aslında ChatGPT'nin safsata ürettiği anlamına da geliyor. Sorun şu ki, ChatGPT sorduğunuz şeyi gerçekten tanıma, üzerine düşünme, mevcut kanıtları kontrol etme ve gerekçeli bir yanıt verme açısından gerçek bir yapay zekâ değil. Daha ziyade, verdiğiniz kelimelere bakıyor, kulağa makul gelecek bir yanıt tahmin ediyor ve bu yanıtı size veriyor. Bu, cep telefonlarının klavyelerindeki kelime tahmini işlevine biraz benzeyen ancak çok daha güçlü bir yöntem. Gayet ikna edici, genellikle doğru ancak bazen de doğru olmayan safsatalarla karşılaşabilirsiniz. Bir restoran hakkında kötü bir tavsiye almanız büyük bir sorun olmasa da tuhaf görünümlü beniniz gerçekte kanserliyken olmadığını söylemesi pek de iyi olmaz. Bu konuya mantık ve retorik açısından bakmanın başka bir yolu daha var. Aldığımız tıbbi tavsiyelerin bilimsel ve mantıklı olmasını, kanıtlardan yola çıkarak sağlığımızla ilgili kişiselleştirilmiş tavsiyelere, doğru ilerlemesini isteriz. Buna karşılık ChatGPT, saçmalıyor olsa bile ikna edici görünmeye çalışır. Örneğin, metin tamamen makul görünse bile, iddiaları için kaynak göstermesi istendiğinde, ChatGPT genellikle var olmayan literatüre referanslar veriyor . Bunu yapan bir doktora güvenir miydiniz? Dr. ChatGPT'nin insanların kendi kendilerine teşhis koymaya çalışmak için kullandıkları Dr. Google'dan daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz. Dr. Google’ın sunduğu bilgi yığınının aksine, ChatGPT gibi sohbet botları çok hızlı bir şekilde kısa ve öz yanıtlar verir. Elbette Dr. Google da yanlış bilgi verebilir, ancak ikna edici görünmeye çalışmaz. Doğrulanmış ve güvenilir sağlık bilgilerini (örneğin Dünya Sağlık Örgütü 'nün verdiği bilgiler) tespit etmek için Google’ı veya diğer arama motorlarını kullanmak çok faydalı olabilir. Google, aramalarda kullanılan terimler gibi kullanıcı verilerini yakalaması ve kaydetmesiyle bilinse de, sohbet botlarını kullanmak daha kötü sonuçlar doğurabilir. Potansiyel olarak yanıltıcı olmanın ötesinde, sohbet botları tıbbi durumlarınızla ilgili verileri kaydedebilir ve aktif olarak daha fazla kişisel bilgi talep ederek daha kişiselleştirilmiş ve muhtemelen daha doğru safsataları önünüze serebilir. İşte ikilem burada yatıyor: Sohbet botlarına daha fazla bilgi vermek daha doğru yanıtlar alınmasını sağlayabilir, fakat aynı zamanda sağlıkla ilgili daha fazla kişisel bilgiyi de ele verir. Yine de, tüm sohbet botları ChatGPT gibi değil. Bazıları tıbbi ortamlarda kullanılmak üzere daha özel olarak tasarlanmış olabilir ve bunların kullanımından elde edilecek avantajlar, potansiyel dezavantajlardan daha ağır basabilir. Peki tüm bu safsatalara rağmen tıbbi tavsiye almak için ChatGPT'yi kullanmak isterseniz ne yapmalısınız? İlk kural kullanmamak. Kullanırsanız da ikinci kural, sohbet botunun verdiği yanıtın doğruluğunu kontrol etmek. Verilen tıbbi tavsiye doğru olabilir de olmayabilir de. Örneğin Dr. Google sizi güvenilir kaynaklara yönlendirebilir. Ancak, bunu zaten yapacaksanız, neden en başta safsatalara maruz kalma riskine giresiniz ki? Üçüncü kural, sohbet botlarına bilgi verirken tedbirli olmak. Açıkçası, ne kadar çok kişiselleştirilmiş veri sunarsanız, o kadar iyi tıbbi tavsiye alırsınız. Ayrıca çoğumuz cep telefonlarında ve çeşitli web sitelerinde isteyerek ve gönüllü olarak bilgi verdiğimiz için bilgilerinizi saklamak zor olabilir. Buna ek olarak, sohbet botları daha fazlasını da isteyebilir. Ancak ChatGPT gibi sohbet botları için daha fazla veri, daha ikna edici ve hatta kişiselleştirilmiş yanlış tıbbi tavsiyelere de yol açabilir. Safsata yaymak ve kişisel verileri kötüye kullanmak kesinlikle iyi bir doktor değil." ,https://md.teyit.org/img/be-humble-teyitpedia.webp, Entelektüel tevazu: Bilmiyorum diyebilmek yanlış bilgiyle mücadelede işe yarayabilir,https://teyit.org/teyitpedia/entelektuel-tevazu-bilmiyorum-diyebilmek-yanlis-bilgiyle-mucadelede-ise-yarayabilir,"“Araştırmanı öneririm. ✍️ ” Bu yorumla sosyal medyada sık sık karşılaşıyoruz. Dünyanın düz olduğuna inanan bir internet kullanıcısı, uzay mühendisliği mezunu birine bu konuda biraz araştırma yapmasını önerebiliyor . Ya da benzer şekilde bir astrofizikçiye fizik konusunda araştırma yapması söylenebiliyor. Yanlış ve hatalı düşündüğümüzü kabul etmek kolay olmayabilir ancak bir konunun uzmanı varken o konuda çok daha bilgili olduğumuzu düşünmek entelektüel tevazudan uzak olduğumuzu gösteriyor. Duke Üniversitesi’nden kişilik psikoloğu Mark Learly entelektüel tevazuyu “inandığımız şeylerin aslında yanlış olabileceğini kabullenme hali” olarak tanımlıyor. Yani kişinin kendi bilgi ve kavrayışının sınırlı olduğunu kabul etmesi ve buna göre hareket etmesi. Dijital araçlar sayesinde bilgiye erişimimizin kolaylaşmasıyla beraber üzerinde tartışıp konuştuğumuz meselelerin de sayısı arttı. Gün içinde önümüze düşen argüman sayısı çok fazla, bu da aslında fikir ayrılığına düşebileceğimiz konu sayısının da arttığı anlamına geliyor. Ancak bu hakkında bilgiye erişebildiğimiz her konuda aynı oranda derinleşebileceğimiz anlamına gelmiyor. Bilmenin sınırlarının bilincinde olmak, bildiklerimizin de tamamının doğru olmasının mümkün olmadığını anlamak gerekiyor. İnsan zihninin yanılgılara meyilli olması, duyguların karar verme süreçlerimiz üzerindeki etkisi gibi sebepler bizi yanlış/hatalı düşünebilen ve doğru olmayan kararlar verme ihtimali olan varlıklar kılıyor. Entelektüel tevazu bu sebeple bilgi ekosistemi nde yolumuzu ararken sahip olmamız gereken kritik bir beceri. Komplo teorileri üzerine çalışan uzmanlar bu teorilerin ikili düşünce yapısını temel aldığını vurguluyor. Yani zihnimiz yaşamın parçası olan belirsizlikler karşısında zorlanıyor, bu sebeple hemen bir sonuç ve alt sebep üretme ihtiyacı duyuyor. Sahip olduğumuz bu çıkarımların yanlış olabileceğini akılda tutmaksa bir entelektüel tevazu göstergesi. Bu kavramın tam karşısında ise Dunning-Kruger etkisi bulunuyor. Yani bir konu hakkında daha az bilgi sahibi olan kişinin o konunun uzmanına göre daha fazla bildiğini düşünmesi hali. Örneğin, bir araştırmada , aşı karşıtlarının kendilerini tıp alanında uzmanlık yapmış insanlardan daha bilgili gördükleri bulunmuş. Teyitçiler olarak şüphe kası üzerinde çokça duruyor ve konuşuyoruz. Çünkü yanıltıcı bilgilere karşı “acaba okuduğum bilgi doğru mu?” sorusunu sormak o olayı araştırmamız ve kaynaklarına inmemiz konusunda bizi harekete geçiyor. Entelektüel tevazu ise hali hazırda sahip olduğumuz bilgi, inanç veya deneyimler konusunda alçakgönüllü olmamazı teşvik ediyor. Yani kişinin kendi kör noktalarının farkında olması ve gözden kaçırdığı yerler olabileceğini idrak etmesine olanak sağlıyor. Bireysel düzeyde, entelektüel tevazu iyi oluş ve akademik öğrenme ve karar verme süreçlerini iyileştirmede de önemli rol oynayabilir. Bu yetilerin doğrudan yanlış bilgiye karşı bir kalkan görevi gören eleştirel dijital okuryazarlıği beslediğini söylemek mümkün. Araştırmacılar entelektüel tevazuyu kapalı fikirlilik ve entelektüel cahilliğin zıttı olarak görüyor . Yapılan bir çalışma entelektüel olarak tevazu sahibi bir zihin aynı zamanda esnek bir zihin ” olduğunu doğruluyor. Bu esneklik zihnimizde kalıcı olma eğiliminde olan yanlış bilgilerden daha hızlı vazgeçmemiz için bize destek olabilir. Entelektüel tevazunun yanlış bilgiye kapılma yolunda sağladığı en önemli faydalardan bir diğeri ise öğrenme becerisini artırması olabilir. Bildiklerinin sınırını kabul eden kişiler hem daha iyi öğrenirler hem de seviyeli bir tartışmaya daha iyi katılabilirler. Google'ın işe alımlardan sorumlu Başkan Yardımcısı Laszlo Bock, bunu bir adayda aradığı en üst niteliklerden biri olarak belirtiyor. Bock'a göre entelektüel tevazunuz yoksa ""öğrenemezsiniz"". Yanlış bilgi sorunuyla mücadelede karşılaşan en büyük zorluk insanlara bir bilginin doğrusu anlatmak değil. Anlatılanların karşı taraf tarafından öğrenilmesi ve benimsenmesi sonuç olarak da yanlış bilgiden vazgeçilmesi süreci. Yani bir teyitçi konuyu ne kadar detaylı ve yalın aktarırsa aktarsın karşı taraf öğrenmeye açık değilse bilginin doğrusunu sunmak maalesef yeterince etkili olmuyor. Aslında bireysel faydalar toplumsal faydaya da yol açıyor. Kişiler, bireysel olarak daha tevazu sahibi olduklarında başkalarının düşüncelerine ve yaşayış biçimlerine de daha saygılı olurlar bu da aslında kutuplaşmayı azaltarak toplumsal birliği ve gruplar arası uyumu yakalamamızı sağlar. Toplumun zorlama veya manipülasyonlarla değil rasyonel ve nedenlere dayalı bir şekilde, kapsadığı bireylerin birbirlerine saygı duyarak hareket etmesi sağlam bir demokrasinin varlığına da işaret eder. Fikirlerimiz, varsayımlarımız ve deneyimlerimiz dünya görüşümüzü oluşturuyor. Dünya görüşümüzün beslendiği bir bilginin yanlış olduğunu kabullenmek benlik algımızı sarstığı için acı veriyor. Zihnimiz dünya görüşümüze yapılan saldırılara verdiği tepki fiziksel güvenliğimize yapılanlara verdiği tepkiyle aynı şekilde . Bu tehditlerden kaçınmak içinde çevremizi bize benzeyen insanlardan oluşturma eğilimi gösteriyoruz ve aslında yankı fanuslarını da bu şekilde oluşturuyoruz. Bu fanuslar ne kadar bize kendimizi güvende hissettirse de bir süre sonra yanlış bilgiyi besleyen alanlara dönüşebiliyor. Sahip olduğumuz bilgilerin hatalı veya eksik olabileceğini fark ettiğimizde ise işte bu içinde bulunduğumuz “güvenli alanlardan” başımızı dışarıya uzatmış oluyoruz. Max Planck Enstitüsü tarafından Loss of Confidence (Güven Kaybı) isimli bir proje ile araştırmacıların daha önce eriştikleri bulgulardan birinin doğruluğuna artık inanmadıklarını herkesle paylaşabilecekleri akademik ve güvenli bir alan tasarlanıyor. Amaç araştırmacıların hatalarını kabul etmeleri, bunun için cezalandırılmadıklarını görmeleri ve bu yolla hatalarımızı kabul etmeye isteksiz olan zihinlerimizi dürtmek. Vox yazarlarından Brian Resnick, araştırmayı konu aldığı yazısında bilim insanlarının, kurumlarını daha alçak gönüllü hale getirmek için çabaladığını görmenin büyüleyici olduğunu söylüyor . Bu sürecin zemininde önemli ve yeterince takdir edilmeyen bir erdem , entelektüel tevazu yatıyor. Entelektüel tevazunun gelişmesi elbette sadece motive bireylerle olmuyor. Bu gelişime uygun ortamın sağlanması ve zihinsel birikimine karşı tevazu gösteren bireylerin cezalandırılmaması gerek. Psikolojinin son 15 senedir içinde bulunduğu “bilimsel çalışmaların tekrarlanabilirlik krizi” araştırmacılara böyle bir ortam sundu. Böylelikle eski zamanlarda yapılmış psikoloji çalışmalarının yeniden tekrarlanması ve bazı ünlü deneylerdeki sonuçların güvenilirliği tartışılmaya başlandı. Kısacası bu ortam, bilim insanlarını kendi aradıkları doğruları bulma anlayışından gerçekleri tespit etme anlayışına geçme konusunda desteklemiş oldu. Birçok insan kendisinin bilişsel yanılgılara ortalamaya göre daha az kapıldığını düşünüyor. Yani sadece neyi düşündüklerine dair aşırı özgüven değil nasıl düşündükleri konusunda da aşırı özgüvenli olabiliyorlar. Halbuki matematik ve muhakeme yeteneklerinin gerçekte olduğundan daha yüksek olduğunu düşünen kişiler komplo teorilerine inanmaya daha meğilli oluyor. Eleştirel düşünceyi besleyen en önemli kaynaklardan biri belki de bu sebeple entelektüel tevazu. Alternatif bakış açılarına maruz kalmak ve bir konu hakkında alınan geribildirimlere olabildiğince açık olmak onu geliştirebilecek en kilit adımlardan. Kapak Görseli: Francesco Ciccolella, The New York Times" Yanlış bilgiyle mücadelede teyitçilerin vazgeçilmezi: Internet Archive 27 yaşında,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgiyle-mucadelede-teyitcilerin-vazgecilmezi-internet-archive-27-yasinda,"1996'da Brewster Kahle tarafından kurulan ve başlıca amacı tüm bilgilere evrensel erişimi sağlamak olan Internet Archive , kâr amacı gütmeyen ve halka açık dijital bir kütüphane. Archive aynı zamanda yanlış bilgi sorunuyla mücadelede hem teyitçilerin hem de bireysel kullanıcıların sıkça başvurduğu bir araç. İçinde barındırdığı Wayback Machine dilediğiniz siteyi arşivlemeye ve eğer daha önce arşivi alınmış bir içeriği bulmanıza olanak tanıyor. Bu sayede silinen, değiştirilen veya bir anda ortadan kaldırılan içerikleri ve siteleri bulmak yalnızca birkaç saniyemizi alıyor. 27 yıl önce hiç kimse Internet Archive kütüphanesinin dünyanın en büyük dijital belge arşivi olacağını tahmin edemezdi. İnternetin emeklediği o günlerde kırık linkler (404 hataları) büyüyen bir sorundu ve çoğu internet sitesinin kısa ömürlü olduğu açıktı. Internet Archive tam da bu sorunu çözmek, yani internet sayfalarını yok olmadan önce arşivleyebilmek amacıyla geliştirildi . Internet Archive’ın kurulduğu o günlerde World Wide Web’in boyutu yalnızca 2,5 terabayttı .  Bugün ise bu sayı 64 zetabayttan fazla ve bu 25,6 milyon kat artış olduğu anlamına geliyor. Bu sayılar, internetin gelişimi ve dijital içeriğin hızla yayılımı sırasında Internet Archive’ın yakın takibini ve güncel arşivinin ne denli kapsamlı olduğunu anlamak için yardımcı olabilir. Bugüne gelindiğinde, Internet Archive bünyesinde 735 milyar web sayfası, 41 milyon kitap ve metin, 14,7 milyon ses kaydı, 8,4 milyon video, 4,4 milyon görüntü ve 890 bin yazılım programı barındırıyor . Peki, tüm bu sayılar ne anlama geliyor? Internet Archive, elindeki tüm bu veriyi açık bir kaynak olarak sunarak bilgi ekosistemi ne büyük bir katkı sağlamanın yanı sıra, bu veriyi anlamlı çıktılara dönüştürerek ve dönüştürülmesine izin vererek her gün gelişen canlı bir bellek yaratıyor. 27 yıl önce arşivi alınmış bir sayfaya ulaşmak neden önemli? Aslında burada yanıt soruda gizli: Sayfanın 27 yıl öncesine ait olması. Örneğin geçmişte internet sayfalarının neye benzediğini, neler içerdiğini ve nasıl bir amaç için faaliyet gösterdiklerini bilmek, teknik açıdan o döneme özgü web tasarım trendlerini ve ilkeleri görmek açısından değerli olabilir. Ayrıca bu arşivler, ilgilisi için o dönemin estetik anlayışını, renk paletini, tipografiyi ve grafik tasarımı görmek için de kıymetli bir kaynak. Internet Archive anasayfasının 26 Ocak 1997’ye ait görüntüsü Bu görsel unsurları zaman içerisinde takip edebilmek, şüpheli bir bilginin teyitlenmesini de kolaylaştırıyor. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yenilenen kurumsal kimliği sonrasında, yeni logonun Fransız alternatif sağlık örgütü Conservatoire Supèrieur d’Ostèopathie’nin logosu çalınarak tasarlandığı iddia edilmişti . Oysa Wayback Machine’de her iki kurumun da siteleri incelendiğinde, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın söz konusu logoyu daha uzun zamandır kullandığı ortaya çıkmıştı. Internet Archive, 27 yıldır arşivledikleri sayfalarla yalnızca web arayüzlerinin nasıl değiştiğini değil, siyasi görüşlerin zaman içinde nasıl farklılaştığı ve toplumsal değişimlerin nasıl göründüğüne dair de önemli izler ve kanıtlar barındırıyor. Arşivdeki kayıtlar yardımıyla, toplumsal hareketlerin, protestoların ve önemli olayların internet üzerinde nasıl yankı bulduğunu ve nasıl şekillendiğini görebilmek mümkün. Örneğin, arşivlenmiş bir sayfa, bir toplumsal hareketin yükselişini ve çevrimiçi nasıl koordine edildiğini göstermek açısından büyük öneme sahip. Örneğin, Ümraniye’de Fıkıh-Der’e ait yatılı Kuran kursunda altı çocuğa cinsel istismarda bulunulduğu tartışmalarının ardından, sosyal medyada derneğe ilişkin bilgilerin bulunamadığı iddiaları yer almaya başlamıştı . O dönem Teyit, Wayback Machine kullanarak dernek sitesinin arşivlenmiş görüntülerini incelemişti. Bu incelemenin sonucunda dernekle bağlantılı isimlere ve kurumlara ulaşılabilmişti. Değişimi gözlemlemek için her zaman 20 sene öncesine gitmeye lüzum yok. En yakın kriz zamanında kullanıcıların nasıl tepki verdiklerini, resmi kurumların attıkları adımları, krizin farklı anlarında ortaya çıkan ve daha önce eşi benzerine rastlanmamış durumları ve yanlış bilgilerin yayılım rotasını görebilmek için Wayback Machine’de kısa bir arama yapmak yeterli. Örneğin, 6 Şubat depremlerinden kısa bir süre sonra, dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’ın, evin bir kısmının çeşitli boyutlardaki araç lastikleri üzerinde durduğu bir fotoğrafla birlikte ""sismik izolatör"" paylaşımı yaptığı iddia edilmişti . Prof. Dr. Birpınar böyle bir paylaşım yapmadığına dair açıklama yapsa da Wayback Machine’deki arşiv kayıtlarında söz konusu tweete ulaşabiliyorduk . Bu tür örneklerle yalnızca kriz zamanlarda değil, gündemin yoğun olduğu veya çarpıcı bir iddianın sosyal medyada hızla yayılması sonrasında da karşılaşabiliriz. Örneğin, Forbes Dergisi ile Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın Aleyna Tilki’ye ödül verdiği iddiası sosyal medyada çokça konuşulmuştu . Bakanlık ise genç şarkıcıya ödül verildiği iddiasınının gerçeği yansıtmadığına dair açıklama yapmıştı. Tilki’nin ödül alanlar listesinden sonradan çıkarıldığı bilgisi ise, Wayback Machine’de ilgili sayfanın arşiv görüntüsü yardımıyla elde edilmişti. Tüm bunlar, canlı, her gün yeni bilgilerle beslenen ve internet kullanan herkesin bir paydaşı olduğu toplumsal bir bellek yaratıyor. Bu büyük ve küçük ölçekli değişimleri gözlemlemek, verilerden akademik çıktılar üretmek ve koleksiyonları yaratıcı işlerde kullanmak ise Internet Archive’ın her zaman desteklediği fikirler. Örneğin, Internet Archive veri arşivleme direktörü Thomas Padilla, kütüphanede yer alan koleksiyonların ""veri olarak sorumlu kullanımını"" desteklemeye ve bu konuda bir topluluk geliştirmeye yönelik başlatılan projelere hibe verdiklerini söylüyor . Geçmişe ait sayfaların bugün farklı alanlarda çalışan profesyonellerin radarına takılması da bu yüzden. Bu durum bugünün internet kullanıcılarına şu gerçeği de fısıldıyor: Bugün internette bıraktığımız her iz, gelecek için tek başına önemli bir kaynak olabilir veya bir araştırmanın değerli bir bulgusu haline gelebilir. Günümüzde bilgiye erişim, geçmise kıyasla çok kolay. Artık bir konuyu araştırmak için fiziksel olarak kütüphanelerde birkaç saat geçirmeye, raflar arasında kaybolmaya gerek yok. Bu halk veya şehir kütüphanelerinin artık önemsizleştiği veya kullanılmadıkları anlamına gelmiyor. Aksine, bu fiziksel kütüphanelere ulaşımın zor olması, günün belirli saatlerinde faaliyet göstermeleri ve bazı belge ve dokümanlar için özel izin gerekmesi gibi engeller nedeniyle Internet Archive kapısı her daim açık bir kütüphane olarak iyi bir alternatif haline geliyor. Aradığımız bilgilerin birçoğunun yalnızca bir tık uzağımızda olduğu su götürmez bir gerçek. Peki, bunun bilgi ekosistemi açısından değeri ne? Internet Archive’ın açık ve herkes tarafından erişilebilir kütüphanesiyle, yalnızca kitaplara değil, filmlere, belgelere, ses kayıtlarına, albümlere ve diğer birçok eserin dijital kaydına saniyeler içinde ulaşabilmek mümkün. Bu da birçok alanda profesyoneli Internet Archive’ın dijital kütüphanesinde buluşturuyor. Diğer yandan, internette bulunan her şey açık veya herkes tarafından erişilebilir değil. Bazı içerikler sınırlı kullanıcıya açıkken, bazı içeriklere yalnızca ödeme duvarını aşanlar ulaşabiliyor. Bazen de sansür nedeniyle daha önce açık ve erişilebilir birçok konunun üzeri saniyeler içerisinde karartılabiliyor. Burada gelir, eğitim durumu veya yaşanılan bölge gibi faktörler nedeniyle ortaya çıkan eşitsizlikler, bilgiye erişimi kısıtlamanın yanı sıra açıklığa ve hesap verilebilirliğe giden yolları da kapatıyor. Örneğin, bir dava sonucu olarak ortaya çıkan ve şirketlerin tütün, ilaç ve gıda endüstrisinde pazarlama stratejilerini anlatan belgeler, bugün bu konuda başta öğrenci, akademisyen ve film yapımcıları olmak üzere çok sayıda kişiye konuyla ilgili geniş bir yelpaze sunuyor . Bu pazarlama stratejilerinin bir kısmının yalnızca kadınlar, siyahlar ve LGBTİ+ bireylere odaklanıyor olmasının bu alanda faaliyet gösteren aktivist grupların dikkatini çekmesi, koleksiyondan daha geniş kitlelerin yararlanabileceği ve farklı çıktılar üretebileceğine bir örnek. Arşivin katkı sunduğu bir başka alan ise korunma altına alınmamış, kendi gündeminde önemsenmemiş veya bir şekilde gözden kaçırılmış belge ve dokümanları araştırmacılar ve ilgililer için açık bir kaynak haline getirmesi. Bunun en yakın örneklerinden biri, Almanya merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan ve odağına dijital teknolojileri alan Tactical Tech ekibinden Laura Ranca’nın çevre sorunlarını araştırırken, gözden kaçan erken uyarı işaretlerini yansıtan materyalleri keşfetmesi . Wayback Machine sayesinde korunan 20 yıllık madencilik raporları, video görüntüleri ve iklimi etkileyen diğer belgeler bugün iklim aktivizmi için önemli bir kanıt niteliğinde. Internet Archive’da yer alan veriler biz teyitçiler için de önemli bir bilgi kaynağı. Çünkü internetteki yanlış bilgi sorunu sosyal medya platformlarının çoğaldığı veya bilginin çok daha hızlı yayıldığı bugünlerde başlamadı. Formatı, içeriği, yayılma biçimi ve amacı farklı olsa da yanlış bilgi sorunu internetin doğumundan çok daha önceye dayanıyor. Wayback Machine’in arşivlediği sayfalardan yüzde kaçının yanlış bilgi içerdiğini bilmiyoruz. Fakat dünya genelinde faaliyet gösteren doğrulama platformlarını ve bireysel doğru bilgi savunucularını düşündüğümüzde, bu oran hiç de az olmayabilir. Peki tüm bu yanlış bilgi içeren sayfaların arşivlenerek daha da kalıcı hale gelmesi bir sorun mu? Internet Archive direktörü Mark Graham, yanlış olarak işaretlenen bu içerikleri arşivden kaldırmanın iyi bir çözüm olmadığını düşünüyor . Çünkü bu içerikleri kaldırınca, yanlış bilgi sorunu ortadan kalkmıyor. Meselenin doğru olan şeyleri arşivlemek değil, konuşulanları arşivlemek olduğunu söyleyen Graham, tüm bunların insanların deneyimlerini olduğunu ve filtrelenemeyeceğini vurguluyor. Internet Archive’ın önemli bir özelliği de yüzünü yalnızca geçmişe döndürmemesi. İnternetin yıllar içindeki değişiminin yakından takipçisi olan Internet Archive, sadece bugüne değil geleceğe seslenmesiyle de biliniyor. Internet Archive’ın 23 yıl sonrasının internetini tahayyül ettiği Wayforward Machine, bunun bir örneği. Aracı kullanarak herhangi bir internet sitesinin 2046’daki versiyonuna gittiğinizde, bilgiye açık erişim vurgusuyla karşılaşmak mümkün . 2046’da bir internet sitesine girişte çıkan uyarı: Bu sayfaya erişmek için lütfen biyometrik verilerinizi giriniz. Retinanızı veya parmak izinizi okutunuz. Bunun en somut ve güncel örneklerinden birini yanlış bilgiyle mücadele konusunda görmek mümkün. ChatGPT ve Bard gibi yapay zekâ tabanlı sohbet robotlarında görülen halüsinasyonların, yeni nesil yanlış bilgilere yol açabileceğini düşünen Internet Archive, yanlış bilgi sorununa geleceğin gözüyle bakan çözümler geliştirmek konusunda fazlasıyla kararlı. Yapay zekâ şirketlerinin, sohbet robotlarına sitede yer alan koleksiyonları, kitapları, belgeleri, raporları ve diğer tüm içerikleri ekleyebileceklerini duyuran Internet Archive, yanıtlarda destekleyici ve güvenilir kanıtlar sunulabilecek bir “anti-halüsinasyon hizmeti eklentisi” geliştirme önerisinde bulundu . Bu eklenti, sohbet robotlarının bir bilginin kaynağı istendiğinde varolmayan veya alakasız kaynaklar vermesinin de önüne geçebilir. Artık bahsi geçen yapay zekâ destekli sohbet robotları internette arama yapabiliyor olsalar bile, Internet Archive’ın vurgulamak istediği nokta internetin yalnızca bugünden ibaret olmadığı. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerde gelecekte ciddi bir artış olacağının altını çizen Internet Archive, merak edilen her yanıt için önce internete başvuran dijital yerli ler için daha güçlü, daha güvenilir bir bilgi altyapısı oluşturabilmeyi amaçlıyor. Fikrin arka planında ise tarihsel bağlamı koruyabilmek ve internetin geçmişinde var olan bilgiden de yararlanma ihtiyacı var. Tüm bunlar, Internet Archive’ı durağan bir bilgi deposu olmanın ötesine geçirerek, yeni teknolojileri misyonuna adapte etme başarısı gösteren ve sürekli gelişen bir yapı haline getiriyor. Son olarak, yanlış bilgi sorunuyla mücadelede her zaman ön saflarda olan Teyit, önümüzdeki günlerde yedinci yaşını karşılayacak. Yazıyı sonlandırırken, kendi internet sitemizin geçmişini hatırlamak ve bugüne kadar yapılmış değişikliklere göz atmak istedik . Logomuz, sayfa tasarımımız ve kullandığımız yazı dili bugünden farklı olsa da, yanlış bilgiyle mücadelede kararlı duruşumuzun aynı kaldığını görmek bizim için değerli. Teyit.org'un 15 Ocak 2017 tarihine ait arşiv görüntüsü" İsrail-Gazze çatışması: Sosyal medyada sahtecilik yaygınlaşırken teyitçilik hayati önem taşıyor,https://teyit.org/teyitpedia/israil-gazze-catismasi-sosyal-medyada-sahtecilik-yayginlasirken-teyitcilik-hayati-onem-tasiyor,"Filistinli militan grup Hamas'ın İsrail'e saldırı başlattığı ve İsrail'in misilleme tehdidinde bulunduğu haberi, haber ağlarında ve sosyal medya platformlarında yayılmaya başladığında, yanlış bilgi ve sahte video dalgası da beraberinde geldi. ""Teknoloji öncelikli"" bir toplumda, doğru bilgi ile yanlış iddialar veya kasıtlı olarak yanıltıcı video içerikleri arasında ayrım yapmak giderek zorlaşıyor. İsrail-Hamas çatışmasıyla ilgili olduğu iddia edilen çok sayıda video , sosyal medya paylaşımı ve görselin kasıtlı olarak yanıltıcı olduğu açık. Bu sorun, çatışmalarla ilgili haber yapan gazetecilerin teyitçilik çabalarının neden hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Teyitçiliğin nasıl işlediğini anlamak, kamuoyunun medya yayıncılarının içeriklerine güvenebilmesini sağlamak açısından önemli. Mithali Mukherjee’nin direktörlüğündeki Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü'nün 2023 Dijital Haber Raporu , 46 ülkeden insanla haber tüketim alışkanlıkları hakkında bir anket yaptı. Araştırmaya katılanların yüzde 56'sı haber söz konusu olduğunda internette gerçek ile sahte arasındaki farkı ayırt etme konusunda endişe duyduğunu belirtti. 2022'de bu oran yüzde 54'tü. Şiddetin yüksek olduğu çatışmalara yakın bölgelerdeki kitleler arasında endişe daha da artıyor. The Conversation’ın yaptığı bir anketin sonucuna göre, Ukrayna'ya sınırı olan ülkelerden biri Slovakya'da, örneklemin neredeyse yarısı bir önceki hafta Ukrayna'daki çatışmalarla ilgili yanlış bilgi gördüğünü söylüyor. Bu oran Britanya, Amerika Birleşik Devletleri ya da Japonya' nın iki katı. Medyada yer alan bazı haberler , yakın zamanda işleyişinde önemli değişiklikler yapan X’te (Twitter) İsrail-Hamas çatışmasıyla ilgili sahte paylaşımların arttığına işaret ediyor. The Guardian , sahte paylaşımların ne denli büyük olduğunu göstermek için ABD’deki seçim dezenformasyon unu da ele alan ve X’teki bot hesap ları takip eden İsrail temelli firma Cyabra 'nın verilerine işaret etti. Cyabra, bu yanlış bilgilerin çoğunun X, TikTok ve diğer platformlarda fazlasıyla aktif olan ve otomatik botlar kullanan sahte hesaplardan geldiğini iddia etti. İki milyondan fazla resim, paylaşım ve videoyu tarayan Cybara, 162 bin profilin yüzde 25'inin sahte olduğu tespit etti. Son birkaç yılda pek çok geleneksel medya kuruluşu, sahte haber ve videoları hızla tespit eden güçlü teyit departmanları açtı. Buna örnek olarak BBC Verify ’ı verebiliriz. 2023 yılında kurulan BBC Verify, gazetecilerinin yaptıkları haberlerin doğruluğundan nasıl emin olduklarını göstererek izleyicilerin güvenini kazanmayı amaçlıyor. Gazetecilerden oluşan ekip, bilgi, video ve görüntüleri araştırmak, bulmak ve teyit etmek için gelişmiş editoryal araçlar ve teknikler kullanıyor. BBC Verify, İsrail ve Gazze hakkında yanlış ya da yanıltıcı olduğunu tespit ettiği video ve sosyal medya paylaşımlarını işaretliyor. Hamas'ın İsrail'in güneyindeki ücra bir bölgede düzenlenen Supernova festivaline düzenlediği saldırıyla ilgili, BBC Verify'ın da aralarında bulunduğu teyit birimleri; video ve sosyal medya paylaşımları, park halindeki araçlardan alınan kamera görüntüleri ve Amazon Rekognition yazılımı gibi yüz tanıma teknolojileri kullanarak iddiaların doğruluğunu kontrol etmek üzere ipuçlarını bir araya getiriyor . Mithali Mukerjee, her ne kadar bu işe yardımcı olabilecek pek çok faydalı araç olsa da, otomatik teyit etme uygulamalarının ve araçlarının nihai olarak insanlar tarafından gözden geçirilmesinin önemli olduğunu vurguluyor. AP Fact Check ve Reuters da internetteki yanlış bilgileri inceliyor. Yakın tarihli bir örnek, Reuters'ın internette dolaşan ve İsrail ya da Filistin'in sahte ölüm görüntüleri yaratmaya çalıştığını gösteren yanlış bir videoyu nasıl teyit ettiği . Reuters 2022'de paylaşılan bu film kesitinin kaynağını göstermişti. Reuters analizinde şöyle söylüyor: “Videonun İsraillilerin ya da Filistinlilerin sahte ölüm görüntüleri oluşturduğunu gösterdiği iddiaları yanlış. Reuters daha önce 2022 yılında paylaşılan ve Filistinlilerin sahte bir cinayet sahnelediğini gösterdiği iddia edilen klibi ele almış ve klibin bir Filistin prodüksiyonunun kamera arkası görüntülerini gösterdiğini bildirmişti.” Söz konusu video 2022’de YouTube’da yayınlanan bir kısa film olan Empty Place’in çekimlerine aitti. Sosyal medya platformlarıyla ilgili uzun süredir devam eden zorluklar ve bu platformlara duyulan güven, insanların karşılaştıkları bilgiler konusunda ne kadar emin hissettikleri üzerinde bir etkiye sahip gibi görünüyor. Dolayısıyla teyit edilebilir, net ve gerçeklere dayalı haber toplamaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Şiddetli çatışmalar, dünyanın dört bir yanındaki gazetecilerin sorumlu, hassas ve zamanında ilgisine ve iletişimine ihtiyaç duyuyor. Öncü Amerikalı yayın gazetecisi Edward Murrow 'un sözleriyle: ""İletişimin hızını görmek harika. Ancak hızın, doğru olmadığını bildiğimiz bilgilerin yayılmasını arttırdığı da bir gerçek.""" Küresel Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası: Resimli hikâyelerle çocuklar için dijital medya okuryazarlığı,https://teyit.org/teyitpedia/kuresel-medya-ve-bilgi-okuryazarligi-haftasi-resimli-hikayelerle-cocuklar-icin-dijital-medya-okuryazarligi,"Dijital dünyanın her üç kullanıcısından biri çocuk, ancak bu dünya yetişkinlere yönelik olarak tasarlanmış bir dünya. Peki, çocukların daha bilgili, güçlü, eleştirel, dayanıklı dijital medya kullanıcılarına dönüşmeleri ve çevrimiçi dünyada kendilerini korumayı öğrenmeleri mümkün mü? Mümkünse nasıl? Bilimsel çalışmalar bunun mümkün olduğunu, yolunun ise onlara dijital medya okuryazarlığı becerileri kazandırmaktan geçtiğini ortaya koyuyor. Bu beceriler ana hatlarıyla çevrimiçi dijital yaşamda doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırabilmek, siber zorbalığı tanımak, ekran süresini sağlıklı yönetebilmek, kişisel bilgilerin ve mahremiyetin önemini kavramak, dijital ayak izi nin ne olduğunu anlamak, ayrımcı söyleme karşı eleştirel yaklaşabilmek olarak özetlenebilir. Yapılan araştırmalar, bilgi ve enformasyonu değerlendirme becerileri gelişen çocukların daha katılımcı olduklarını, çevrimiçi dijital medyayı daha faydalı amaçlar için kullandıklarını, akademik başarılarının yükseldiğini ve çevrimiçi dünyada kişisel mahremiyetlerini daha iyi koruyabildiklerini ortaya koyuyor . Hepimizi kuşatan ve aynı zamanda pek çok riski barındıran çevrimiçi dünyada güvenle yol almaları için çocukların dijital okuryazarlık becerilerini önemsemek zorundayız. Nitekim daha önce hiçbir nesil, çocukluk çağında bu denli çok boyutlu bir medya ve enformasyon ekolojisi içinde yetişmemiş, bu denli çok ve çeşitli içeriğe, bu kadar uzun sürelerle maruz kalmamıştı. UNESCO’nun Küresel Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası (MIL) her yıl 24-31 Ekim tarihleri arasında kutlanıyor . UNESCO, Medya ve Enformasyon Okuryazarlığı ekolojisini tarif ederken ifade özgürlüğü, bilgi edinme özgürlüğü, dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı, haber okuryazarlığı, reklam, TV, sinema, oyun okuryazarlığı, internet, bilgisayar ve kütüphane okuryazarlığı gibi ayrı ayrı ancak birbiriyle bağlantılı pek çok alana işaret ediyor. Bu noktada eleştirel medya okuryazarlığının beş temel sorusunu hatırlamak ve hatırlatmak yerinde olur: 1) Karşıma çıkan içeriğin kaynağı kim veya ne olabilir? 2) Bu içerik hangi yaratıcı teknikler kullanılarak üretilmiş olabilir? 3) Bu içeriği farklı kişiler benden farklı biçimlerde nasıl algılıyor olabilir? 4) Bu içeriğin içinde ne gibi değerler, yaşam tarzları veya bakış açıları temsil ediliyor veya yok sayılıyor olabilir? 5) Bu içerik neden, hangi çıkarlar için paylaşılmış olabilir? Bu becerileri çocuklara kazandırabilmek için pek çok farklı eğitici materyal kullanılabilir. Resimli hikâye kitapları da bu amaca hizmet edebilecek alternatiflerden. Final Kültür Sanat Yayınları’ndan çıkan ve 3. baskısını yapan, yazarı olduğum Dijital Medya Okuryazarlığı serisindeki her bir kitapta, dokuz ila 12 yaş çocuklara temel dijital medya okuryazarlığı becerilerini akademik bilgiye dayalı resimli hikâyeler aracılığıyla anlatmaya çalıştım. Macide Damla Akyürek’in özenle resimlediği kitapları okurken ebeveyn ve öğretmenler çocuklara eşlik edebilir, hikâyelerin sonunda sunulan önerilerden yararlanabilirler. Dijital dünyanın çocuklar için pek çok risk barındırdığını, aynı zamanda da çocuklara pek çok fırsat sunduğunu söylemek mümkün. Fırsatlar arasında çevrimiçi sosyalleşme, bilgi edinme, sivil katılım, eğitim, oyun, eğlenme gibi olanaklar ilk akla gelenler. Riskler arasında ise çevrimiçi içerik riskleri, temas riskleri, kullanım riskleri, veri riskleri, mali riskler gibi bek çok kategoride pek çok farklı ihtimal akla gelebilir. Bu doğrultuda çocukların erken yaşlardan itibaren ekranla ilişkisini düzenlerken risklerin farkında olarak hareket etmelerini sağlamak, yaşlarına uygun şekilde ekranla sağlıklı bir ilişki kurmaları için onlara rehberlik etmek gerekiyor. Kitap serisindeki karakterlerin başından geçen bazı olaylar gerçek, bazı olaylar hayal ürünü, bazıları ise hayalle gerçeğin karışımı. Serinin ilk kitabı olan Fofo Adam sahte haberler özelinde, doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırabilme becerilerine odaklanıyor . Hikâye, gerçek hayatta birkaç yıl önce ortaya çıkan ve tüm dünyayı saran Momo aldatmacasından ilham alıyor. Bu aldatmacada medya, varlığı bile tartışmalı bir figürü alıp büyütmeye başlamıştı. Var olmayan bir şey, kamuya bir tehlikeymiş gibi sunuldukça, medya eliyle körüklenen toplumsal bir paniğe tanık olmuştuk. Çok güvenilir olduğunu düşündüğümüz kurumların bile yanılgıya düştüğünü ve yanlış haberler yaptığını görmüştük. Bu seriyi kaleme alma fikri de ilk o tarihte aklıma düştü. Bu doğrultuda kitap, sahte bilgi ve haberlerin toplumsal paniğe nasıl sebep olduğunu bir kurgu içinde anlatırken, eleştirel düşünmenin ve "" şüphe kası mızı çalıştırmanın"" önemini vurguluyor. Serinin ikinci kitabı ""Kötü Sürpriz"" dijital cihazları, siteleri veya uygulamaları kullanarak bir kişinin bir başka kişiyi üzmesi, küçük düşürmesi, korkutması veya ona zarar vermesi anlamına gelen “siber zorbalık” kavramına odaklanıyor . Siber zorbalığı uygulayan, buna maruz kalan, bu sürece farklı şekillerde katılan çocukların pek çoğu, bu gibi durumların siber zorbalık olarak adlandırıldığını belki de bilmiyor. Kitap, dijital dünyada zaman zaman çocukların duygusal olarak incinmelerine neden olan siber zorbalık durumlarıyla nasıl başa çıkılabileceğine dair ipuçları sunarken, yetişkinlerden yardım istemenin önemini vurguluyor. Dijital dünyada güçlenmenin yolu, bilgilenmekten, sosyal ve duygusal becerileri yetişkinlerin desteğiyle geliştirmekten geçiyor. Serinin üçüncü kitabı ""Şadi Bey"" ekran önünde geçirilen sürenin, diğer günlük aktiviteleri aksatmayacak şekilde kontrol altına alınması gerektiğini ifade eden “dengeli ekran süresi” fikrine odaklanıyor . Teknoloji şirketleri tarafından kullanıcıları sürekli ekranda tutmak üzere özellikle tasarlanan çevrimiçi dijital uygulama ve platformlarda vakit geçirirken, yetişkinler dahi kimi zaman dengeyi korumakta zorlanabiliyor. Beğenilerimiz, ilgilerimiz, profil bilgilerimiz, arama geçmişimiz gibi veriler doğrultusunda çalışan algoritmalar aracılığıyla ilgimizi çekebilecek içerikler ardı ardına karşımıza çıktığından dijital cihazları elimizden bırakmak yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de zor. Pek çok anne baba çocuklarıyla ekran süresi nedeniyle çatışmalar yaşıyor. Kitap, ekran süresi üzerinde kontrolü sağlayabilmenin ipuçlarını sunuyor. Henüz baskıya girmemiş serinin dördüncü kitabı ""Şadiye Hanım"", doğrudan bizi işaret eden özel kişisel bilgileri çevrimiçi ortamlarda, herkesin ulaşabileceği şekilde paylaşmamak gerektiğini anlatırken, mahremiyetin önemi üzerine düşündürmeyi amaçlıyor. Sosyal medya platformlarında ya da çevrimiçi oyun ortamlarında zaman zaman kendilerini doğrudan tanımlayan bilgiler paylaşmak, kim olduğunu, nelerden hoşlandığını ifade etmek çocukların hoşuna gidebiliyor. Ancak tam adını, adresini, doğum tarihini, okulunun adını, yüzünü gösteren fotoğrafını gibi, doğrudan kendisini ve biricikliğini anlatan bilgilerin özel kişisel bilgiler olduğunu çocukların bilmesi gerekiyor. Özel kişisel bilgi ve verilerin internette paylaşılması pek çok riski beraberinde getirebiliyor. Hikâye, çevrimiçi ortamlarda kendimizle ilgili bilgi veren, biricikliğimize işaret eden bir paylaşım yapmadan önce durup düşünmenin, özel kişisel bilgileri paylaşmanın doğurabileceği risklerin farkına varmanın önemine odaklanıyor. Dijital Medya Okuryazarlığı serisinin sonraki kitaplarında aynı karakterler farklı temalarla karşımıza çıkmaya devam edecek. Her bir hikâyede çocukların günlük hayatlarında karşılaştıkları sıradan olaylar, dijital medya okuryazarlığı becerileri kazanmalarıyla sonuçlanacak. Serinin devamında çocukların çevrimiçi yaşamda bu beceriler sayesinde güçlenebileceği ve bu güçlenme sürecinde anne babaların önemli rol oynayabileceği fikrini işlemeye devam edeceğim. Kapak görseli DALL-E'de, ""an abstract oil painting illustration of students brainstorming and designing colorful and creative projects, light colored"" komutu ile üretilmiştir." Astroturfing nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-astroturfing-nedir,"Adını Amerikan yapay çim markası AstroTurf'den alan Astroturfing kavramı, genellikle bir politika, birey ya da bir ürünün toplumda yeterince destek görmediği durumlarda, sanki büyük bir taban desteği varmış gibi bir izlenim yaratma çabasını ifade ediyor . Kavrama yapay çim markasının isminin verilmesinin nedeni ise, tabandan destek alan, taban desteğiyle ortaya çıkan toplumsal hareket anlamına gelen grassroot'un (çim kökleri) tam tersi olması . Kavram, 1985 yılında eski ABD Teksas senatörü Lloyd Bentsen tarafından ortaya atılıyor. Sigorta şirketlerinin çıkarlarını destekleyen ""mektup dağını"" işaret eden Bentsen, ""Teksas'lılar grassroots ve astroturf arasındaki farkı anlayabilir"" diyerek suni kampanyalarla gerçekleri arasındaki farkı vurguluyor. Bu stratejinin başlıca hedefi ise, kamuoyunu, astroturfer'ın fikirlerinin veya planlarının toplumda yaygın bir şekilde kabul gören bir görüş olduğuna inandırmak . Bu taktik, suni gündemler yaratmak için kullanılabileceği gibi, halihazırdaki gündemi dağıtmak veya unutturmak için de kullanılabiliyor. Bu yöntem, astroturfing, bir kavram olarak literatürde yerini almadan önce de mevcuttu. İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare’in ""Julius Caesar"" oyununda, senatör Gaius Cassius Longinus'un halkın fikirlerini içerdiği iddiasıyla yazdığı sahte mektuplarla Brutus'u Jul Sezar'a suikast düzenlemeye ikna etmeye çalışması belki de astroturfing’in en eski örneklerinden . Shakespeare'in eseri, bu tür manipülatif taktiklerin literatürdeki kökenlerinden birini temsil ederken, günümüzde bu taktik internet ve sosyal medya gibi araçlarla daha karmaşık ve yaygın bir şekilde uygulanıyor. Astroturfing, kendi içerisinde farklı yöntemler de barındırıyor. Örneğin bir veya daha fazla paravan grubun kullanılması astroturfing tekniklerinden yalnızca biri. Bu yöntemde, gruplar kendilerini kamu yararına hizmet ediyormuş gibi gösterseler de aslında bir şirket veya siyasi sponsor adına çalışıyor olur. Tüketiciler tarafından yazılmış gibi görünen ancak aslında ticari veya siyasi bir çıkar tarafından işletilen sahte bloglar bunun bir örneği. Bir başka teknik de, tek bir kişinin tabandan destek görüntüsü vermek için çevrimiçi ortamda birden fazla kimlik oluşturduğu ""sockpuppet"" yani kukla hesaplar. Kukla hesaplar, sahte kimlikler altında bir ürün veya rakip hakkında olumlu veya olumsuz yorumlar yayınlayabilir, reklamını yaptığı kuruluşu eleştiren katılımcılara saldırabilir. Astroturfler yalnızca siyaset alanında karşımıza çıkmıyor. Örneğin ilaç şirketleri, hastalara sponsor olabilir ve aynı zamanda ürünlerini pazarlamaya yardımcı olmaları için onları zorlayabilirler. Ücretsiz ürün, seyahat veya diğer konaklama hizmeti alan blog yazarları ve influencerlar da, eğer bu işbirliği halka açıklanmazsa astroturfingin bir parçası olabilir . 1993 yılında New York Times’da Stephen Engelberg tarafından yazılan bir haberde Astroturfing, “kiralık eller” olarak nitelendiriliyor . Engelberg’e göre bu “kiralık eller”, ""popüler görüş"" ile ""yapay kamuoyu görüşü"" arasındaki farkı ayırt etmeyi zorlaştırıyor. Astroturfing ile yaratılan sahte trendler, kullanıcıların görüşlerinin manipüle edilmesini kolaylaştırmanın yanı sıra, yasadışı reklamların yayılmasına, siyasi dezenformasyon un artmasına ve savunmasız grupları hedef alan nefret söylemlerinin olduğundan daha fazla görünmesine de neden oluyor . Journal of Business Ethics'te yer alan bir makaleye göre, astroturfing gerçek taban hareketlerinin meşruiyetini de tehdit ediyor . 2011 senesinde yapılan bu araştırma, astroturf içeriklere maruz kalan internet kullanıcıların küresel ısınmanın nedenleri ve insan etkileri konusunda daha belirsiz görüşler sergilediklerini, konuyla ilgili çevre örgütlerini ve güvenilir kuruluşları takip eden internet kullanıcılarının ise konu hakkında daha net ve bilimsel düşüncelere sahip olduğunu ortaya koyuyor. Peki bu “kiralık ellerin” ağına neden düşüyoruz? İnsanların eylemlerini çoğunluğun eylemlerine uydurma eğiliminde olduğunu gösteren çok sayıda çalışma ve deney mevcut. Bu eğilimimiz, genellikle sorunlu bir özellik veya insan doğasında bir eksiklik olarak da gösteriliyor. Astroturfing de, kalabalığı takip etme yönündeki bu doğal eğilimimizi hedef alıyor. Kalabalığın yaptığını yapma eğiliminde olmamız da, bir politika ya da görüş kalabalığın desteğine sahipmiş gibi duruyorsa, o konuyla ilgili kararlarımızı kolayca manipüle edebiliyor . Sosyal psikolog Solomon Asch, çoğunluğun bireyin eylemleri üzerindeki etkilerini gösteren deneyi sonrasında şu sözleri not düşüyor : “ Toplumumuzdaki uyma eğiliminin, makul derecede zeki ve iyi niyetli gençlerin beyaza siyah demeye istekli olacak kadar güçlü olması endişe verici bir konudur.” Astroturfing, internet kullanıcılarının belirli kişilere, kurumlara, politikalara veya gerçeklere ilişkin düşüncelerini etkilemenin yanı sıra, güvenlerini de zedeliyor. Araştırmalarda astroturfing ile mücadelede vurgulanan en etkili araç ise medya okuryazarlığı eğitimi. Diğer yandan, şeffaflık, dürüstlük ve güvenin tekrar inşası için çevrimiçi platformların bu konuda politika çalışmaları yapmaları ve yasal çerçevenin daha net çizilmesi gerektiği vurgulanıyor . Sosyal medyadaki astroturf hesapların gönderileri her zaman bir insana ait değil. İnsan görünümlü bot hesap lar da, suni trendler oluşturma ve astroturfing konusunda oldukça başarılı. Lozan Federal Politeknik Enstitüsü’nde (EPFL) 2021’de çıkan bir araştırma, Türkiye'deki yerel Twitter gündemdekiler veya trends (eski adıyla Trending Topics - TT) sekmesinin neredeyse yarısının sahte olduğunu gösteriyor . Dört yıl boyunca Internet Archive kullanarak yapılan bu araştırmada, 108 binden fazla bot tarafından trendlere itilen 19 binden fazla benzersiz anahtar kelime tespit ediliyor . Araştırma ayrıca, X’in Trendler algoritmasındaki bir açık nedeniyle birçok trendin yalnızca botlar tarafından oluşturulduğunu ve platformdaki küresel trendlerin yüzde 20’sinin sahte olduğu ve botlar tarafından sıfırdan yaratıldığını da ortaya koyuyor . Tüm bu sayılar, sosyal medya akışımızda karşımıza çıkan ve trendlerde gördüğümüz içerikler hakkında şüpheci yaklaşmamız gerektiğini vurguluyor. Araştırmada yer alan örneklerden biri, Türkiye’de yapay olarak trendlere sokulduğu tespit edilen #SuriyelilerDefolsun hashtag’i. Ayrıca aynı çalışmada evrim ve LGBTİ+ gibi konularda astroturfing aracılığıyla yapay trendler oluşturulduğu ve dezenformasyon çalışması yapıldığı da belirtiliyor . Bu örnekler, hakkında yanlış veya yanıltıcı bilgi yayılan grupların çoğu zaman dezavantajlı, savunmasız veya muhalif gruplar olduğunu da gösteriyor. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." """Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası""nın ardından: Önümüzde neler var?",https://teyit.org/teyitpedia/medya-ve-bilgi-okuryazarligi-haftasinin-ardindan-onumuzde-neler-var,"UNESCO’nun Küresel Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası'nı (MIL) geride bıraktık. Hedef kitlesi çocuktan, konusu bir ders içeriğinden çok daha fazlası olan medya okuryazarlığının, bir hafta süren farkındalık çalışmalarından çok daha fazlasını hak ettiği bir gerçek. Biraz da bu bahaneye sığınarak, geride kalan MIL haftasının kapanışını dünyadan birkaç medya okuryazarlığı eğitimi örneği üzerine konuşarak yapmak istedim. Başarılı medya okuryazarlığı eğitimlerine örnek denince, aklımıza ilk gelen ülke Finlandiya. Teyit, 2019 yılında Finlandiya’daki medya okuryazarlığı eğitim politikalarını detaylı anlatan bir yazıya yer vermişti . Aynı yazıda bahsedilen Open Society Institute Avrupa Medya Okuryazarlığı Endeksinde en başlarda yer alan ülkelerin Avrupa Komisyonu Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür Yürütme Ajansı ( EACEA ) tarafından derlenen medya okuryazarlığı eğitim politikaları raporlarından alıntılar paylaşmak isterim. Medya Okuryazarlığı Endeksinde 2022 yılına verilerine göre ikinci sırada yer alan Danimarka'da medya okuryazarlığı ve dijitalleşme politikalarına bakıldığında, ilköğretimden ortaöğretime kadar teknoloji ve medya okuryazarlığı eğitimlerine odaklanıldığı görülüyor. Dijitalleşme konusundaki adımlar Sanayi, İş ve Mali İşler Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Medya okuryazarlığı ve dijitalleşmeyle ilgili adımlar ise yükseköğretim ve bilim, eğitim ve istihdam bakanları tarafından atılıyor. Odaklanılan konulara bakıldığında; sahte haberler, radikalleşme, siber zorbalık ve çevrimiçi dolandırıcılık dikkat çekici başlıklar arasında. Ayrıca, siber güvenlik önem verilen ve son dönemde gençlere yönelik eğitimlerin sıkça rastlanmaya başlandığı bir başka başlık. Dijital Strateji Komitesi, gençlerin ve çocukların yeni medya becerilerini geliştirmek için kurulmuş durumda. Ülkede 2019'da Yüksek Öğrenim ve Bilim Bakanlığı, dijital becerileri geliştirmek için gençleri kapsayan bir eylem planı oluşturdu. Plan, öğretmenlerin ve öğrencilerin yetkinliklerini artırmayı, bilgi paylaşımını teşvik etmeyi ve dijital araçların eğitimde kullanılmasını hedefliyor. Danimarka'da medya okuryazarlığı uzun yıllardır müfredatta yer alıyor. Örneğin, medya eğitimi, görsel sanatlar dersinin bir parçası olarak 1991'den beri müfredatta bulunuyor. Yeni düzenlemelerle birlikte bilişim ve dijital yetkinlikler de müfredatta yerini almış durumda. EACEA'nın son raporunda, medya okuryazarlığı ve dijitalleşme alanındaki bütüncül ve farklı eğitim politikaları ile dikkat çeken bir ülke de İsveç. Raporda belirtildiği üzere, 2015 yılında hükümet, Ulusal İsveç Eğitim Kuruluşu'nu ülkede medya okuryazarlığı eğitimini geliştirmek amacıyla görevlendirdi. Bu adım, 2022 için geliştirilen ana stratejilerin temelini oluşturuyor. İsveç, tüm öğrencilerin yeterli dijital becerilere sahip olmasını ve eğitimde dijital araçların daha etkili kullanılmasını hedefliyor. Bu politika ve stratejilerin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için bir dizi önemli adım atılması gerekiyor. Karar alıcıların istek ve beklentilerinin netleştirilmesi, uzmanların dijital becerilere sahip olmaları ve okul personelinin dijital araçları etkili bir şekilde kullanabilmesi gibi farklı hedef kitleler için birbirini tamamlayan hedefler konulmuş durumda. Öğrenciler için ise dijital araçlara erişimin sağlanması ve bu araçların yaygın olarak kullanılabilir hale getirilmesi gerekliliğine odaklanılmış, ki bu dijital eşitsizliğin ilk fazı dijitale erişim ve sahip olma sorununun İsveç için halen aşılması gereken bir eşitsizlik olarak kabul edildiğini gösteriyor. 2017'de İsveç, medya okuryazarlığını ülke çapında geliştirmek ve çevrimiçi güvenliği artırmak amacıyla önemli düzenlemeler yaptı. Programlama dersleri zorunlu eğitim çerçevesine dahil edildi ve öğrencilere kaynakları eleştirel bir şekilde değerlendirme becerileri kazandırıldı. Öğrencilere dijital metinlerle çalışma fırsatı sunulurken, dijital sistem ve hizmetlerin kullanımı teşvik edildi. Tam bu noktada, İsveç’in farklı yaptığı bir şeyin altını çizmek isterim: İsveç eğitim sistemi, müfredat belgelerinde öğretim içeriklerini ayrıntılı tanımlamak yerine genel bir ""hedefe yönelik"" bakış açısı sunmayı tercih ediyor. Bu, öğrencilerin çok çeşitli ifade biçimlerini içeren mümkün olduğunca farklı medya metinlerini incelemelerine ve medya okuryazarlığının birçok yönünü kapsayacak şekilde tasarlanmış dersler sunmalarına olanak tanıyor. İsveç örneğinde, hedeflenen farkındalık ve yetkinlik seviyesine erişmek için, farklı kamu aktörlerinin birlikte hareket ettiğini görüyoruz. Mesela, İsveç Medya Konseyi ve Ulusal Eğitim Kuruluşu, eğitim politikalarının hedeflerini destekliyor ve özellikle medya kullanımıyla ilgili araştırmaları yürütüyor. Güvenli İnternet Merkezi ise, öğrencilere dijital eğitim materyallerini tanıtmak ve çevrimiçi risklerle başa çıkmalarını öğrenmelerine yardımcı olmak için çalışıyor. İsveç’te dikkat çeken bir başka uygulama, hem hedef kitlesi, hem de odaklandığı sorun itibariyle önemli bir örnek. Medyada nefret söylemine odaklanılan bu uygulamada, ebeveynler ve çocukların bakımını üstlenen kişilere yönelik çocukların perspektifini anlamalarına ve bu konuda bilinçlenmelerine yönelik rehberlik sağlayan raporlar yayınlanıyor . Finlandiya, Danimarka ve İsveç örneklerinin yanı sıra, yazının başında paylaştığım EACEA raporlarında farklı Avrupa ülkelerinin farklı eğitim politikalarını incelemek mümkün. Tüm bu uygulamalarda, başarılı örneklerde bence ortak nokta şu: Ülkenin ihtiyaçlarını iyi analiz etmiş, geliştirilmesi gereken alanların iyi belirlendiği, devamlılık arz eden eğitim politikaları başarıya ulaşıyor . Tek alanda yapılan kısıtlı hedef kitlelere yönelik iyileştirmeler yerine, bütüncül ve kapsayıcı uygulamalar bu başarı hikayelerinin bir diğer ortak noktası. MIL’i geri bıraktığımız şu günlerde, önümüze bakarken aklımızda tutmamız gereken şu iki soruyu hatırlayalım: Bu iki temel soru üzerine kurulmuş ve içeriği yenilenen bir eğitim sistemiyle, medya okuryazarlığı endeksinde Türkiye’yi daha yukarılara taşımak mümkün." Dezenformasyon yasasının yıldönümünde gazetecilere soruşturma silsilesi,https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyon-yasasinin-yildonumunde-gazetecilere-sorusturma-silsilesi,"2022 yılının en tartışmalı yasalarından biri olan ve “ dezenformasyon yasası” olarak bilinen yasanın kabulünün üstünden tam bir yıl geçti. Yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edildikten sonra, 18 Ekim 2022’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti . Dezenformasyon yasasının hapis cezası getiren tartışmalı 29. maddesine göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesine “gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayan” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmesini düzenleyen bir bölüm ekleniyordu. Yasanın eleştirilmesinin nedeni, sıradan sosyal medya kullanıcıları da dahil olmak üzere özellikle gazeteciler üzerinde yaratacağı sansür ve otosansür endişesiydi. Dahası, farklı ülkelerde farklı şekillerde yanlış bilgiyi cezalandırma pratiklerinin denendiği ve dezenformasyonu engellemekte başarısız olduğu ortadaydı. Yasanın iptali şimdi Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun iptali maddesini 8 Kasım’da görüşecek . İptal başvurusunu esastan görüşen AYM, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun iptali talebini oyçokluğuyla reddetti . Teyit , konuyla ilgili Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Avukatı Ülkü Şahin 'e ulaştı. Şahin, AYM'nin bu yasayı iptal etmesini umut ettiğini söylüyor. Çünkü Şahin'e göre, bu düzenleme, yurttaşlar kadar hukukçuların da öngöremediği bir yapıya sahip ve bir hukuk devletinde bir yasanın hele de ceza ve suç oluşturan bir normun öngörülememesi gibi bir durum söz konusu olmamalı. Şahin, aynı zamanda yasanın hangi şartlar altında, hangi fiil nedeniyle bu suçu işleneceğine dair belirsizliklerinden söz ediyor. Yani Şahin'e göre yasa, dönemin şartlarına, karar vericinin keyfine bırakılmış durumda ve bu nedenle de öngörülebilir değil. Yasanın basın ve ifade özgürlüğünü potansiyel olarak ihlal ettiğinin altını çizen Şahin iptal edilmesi gerektiğini belirtiyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre, yasa kabul edildiğinden bu yana 217/A kapsamında 33 gazeteciye soruşturma açılmış. Altı gazeteci ise gözaltına alınmış ve dört gazeteci tutuklanmış. Dezenformasyon yaydığı gerekçesiyle tutuklanan son isim, T24 yazarı ve gazeteci Tolga Şardan oldu. Şardan, 31 Ekim 2023 tarihli, “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı nedeniyle 217/A kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklandı. 6 Kasım 2023 tarihinde Şardan, avukatlarının itirazı sonucu tahliye edildi. Haberin dezenformasyon içerdiği açıklaması ise, İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden (DMM) geldi. DMM, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu bir rapor olmadığını söyledi . Şardan henüz tutuklanmışken, gazetecilere 217/A kapsamında açılan soruşturmalar sürüyor. Gazeteci Cengiz Erdinç ve Dinçer Gökçe’nin gözaltıları sonrası BirGün gazetesi muhabiri İsmai Arı, gazetenin haber müdürü Uğur Şahin ve birgun.net yayın koordinatörü Uğur Koç hakkında soruşturma başlatıldı. Arı, ""AKP'linin eşinden milyarlık vurgun!"" başlığıyla 28 Aralık 2022 tarihinde yaptığı haber; BirGün Haber Müdürü Uğur Şahin ise, ""Erdoğanlar'ı üzecek karar: Yağmaya fren"" başlığıyla 6 Ocak 2023 tarihinde yayınlanan haberi nedeniyle ifadeye çağrıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bianet editörü Evrim Kepenek hakkında da bir soruşturma başlattı. Kepenek’e, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım suçlama konusu gösterildi. Yasa kapsamında ilk hapis cezasına çarptırılan isim, Aralık 2022’de gazeteci Sinan Aygül olmuştu. Aygül, Bitlis’in Tatvan ilçesinde bir çocuğa uygulanan cinsel istismar haberi nedeniyle yargılanmıştı . Aralık 2022’de “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gazeteci Ruşen Takva’ya da bir dava açılmıştı. Takva, Hakkari MHP il Başkanı Fatih Özbek’in Hakkari’de bir kişiyi silahla yaralama olayına karıştığını, saldırı sonrası Özbek’in korumasının teslim olduğunu söyleyen bir haberi sosyal medya hesabından paylaşmıştı. Takva’nın paylaşımı da, Şardan’ın haberinde olduğu gibi, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nce yalanlandı . Paylaşımın, bölgede huzuru bozma maksadıyla yapılmış açık bir manipülasyon olduğu belirtildi. 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremler ve Mayıs 2023’teki seçimler de birçok dezenformasyon soruşturmasını beraberinde getirdi. “Mutlu Şehir Osmaniye” isimli sayfanın yöneticisi Ali İmat ve gazeteci İbrahim İmat, depremzedeler için gelen çadırların bekletildiğine dair paylaşımları nedeniyle, 27 Şubat 2023’te “dezenformasyon yasası” kapsamında tutuklandı. Benzer şekilde deprem döneminde arama kurtarma çalışmalarına katılan gönüllüyle söyleşi yaparken gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı muhabiri Mehmet Güleş, söyleşisi henüz yayınlanmamışken, ""yanıltıcı bilgiyi yaymaktan” suçlandı, daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı . Deprem döneminde yanıltıcı bilgi yayma suçlamasıyla Mir Ali Koçer, Ahmet Sesli ve Gökhan Özbek gibi isimlere de soruşturma açıldı. Seçim döneminde ise, gazeteci Ahmet Kanbal, sosyal medya paylaşımı nedeniyle hakkında soruşturma açılan isimlerden biri oldu . Kanbal’a “Mardin’den; 1363 Nolu sandık kayboldu… Sandık başkanı ve oy torbasını arama çalışması başlatıldı…” şeklindeki paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla soruşturma açıldı. Yasanın kabulü sonrası basına yansıyan gözaltı, tutuklama ve soruşturmalar birçok gazetecinin paylaşımları ve haberleri nedeniyle baskı altında olduğu eleştirilerini gündeme getiriyor . Dezenformasyon kapsamında soruşturulan haberlerin, özellikle siyasilerin bağlantıları temalı, deprem ve seçim gibi gündemi belirleyen konulardan oluştuğu görülüyor. Eleştiriler gelişmelerin sansür ve otosansürü artıracağına işaret ediyor . Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü hemen her dönemde bir sorun olarak ortada duruyor. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 165’inci sırada yer alıyor. RSF’ye göre, Türkiye, “vahim” kategorisinde. Bugün, özellikle gazetecilerin 217/A maddesiyle yargılandığı görülse de, Türkiye’de uzunca bir süre konuşulan maddelerden biri Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiydi. Bu madde, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunu düzenliyor. TGS avukatı Ülkü Şahin'e göre, dönemsel olarak siyasi iktidarlar özellikle de düşman ceza hukukunu pratikte uygulayan iktidarlarda, TCK 301, TCK 299, 216 ve TMK 7 gibi kimi yasal düzenlemeler dönemsel olarak çıkarılıyor. Bir süre çok sık ve yaygın şekilde uygulanıyor. Sonrasında yargı kararları ve toplumsal tepkiyle etkinliklerini bir nebze olsun kaybedince bu düzenlemelerin yenisi geliyor. Şahin, 217/A düzenlemesinin de bunlardan biri olduğunu düşünüyor. TCK 301'den yargılanan da birçok gazeteci var. 2009 ila 2021 yıllarında 301’inci maddeden şüpheli sıfatıyla soruşturma geçiren kişi sayısının 71 bin 997 olduğu biliniyor." ,https://md.teyit.org/img/mil-teyitpedia-kapak.webp, "ChatGPT, teyitçiliğe alternatif olur mu?",https://teyit.org/teyitpedia/chatgpt-teyitcilige-alternatif-olur-mu,"30 Kasım 2022’de OpenAI, ChatGPT isimli yapay zekâ uygulamasını kamuoyuna sundu. Kullanıma sunulduğu günden bu yana hem yapabildikleriyle hem de vaat ettikleriyle yeni bir dünyayı hayal ettiren ChatGPT’nin kullanıldığı alanlar gün geçtikçe arttı. Bugün akademik makalelerin yazar kadrosunda bile ChatGPT’ye yer verildiğini görmek mümkün . Pek çok alanda olduğu gibi teyitçilik alanında da ChatGPT ve benzeri yapay zekâ araçlarının kullanımı konusunda tartışmalar sürüyor. Yapay zekâ araçları, doğrulama organizasyonlarının günlük faaliyetlerinin bir parçası. Yapay zekâyla üretilen görseller, videolar ve metinler internette dolaşıma girdikçe ve gerçek oldukları iddiasıyla paylaşıldıkça doğrulama organizasyonları da bu içeriklerin tespiti için yoğun bir mesai harcıyor. Yanlış bilginin yapay zekâ araçlarıyla saniyeler içerisinde üretilebilmesine karşı doğru bilgiyi üretmek saatler, bazen günler alabiliyor. Bilgi üretimindeki asimetri terazinin topuzunu yanlış bilgi lehine ağırlaştırdıkça doğrulama faaliyetinin de yanlış bilgiye aynı hızla cevap verme zaruriyeti artıyor. Teyit olarak biz de ChatGPT’nin teyitleme faaliyetine ne oranda katkı sağlayabileceğini görmek için bir araştırma yapmaya karar verdik. ChatGPT’nin eski ana sayfasında, uygulamanın sınırlılıkları arasında yanlış bilgi üretebileceği uyarısı çıkıyordu . ChatGPT, esas olarak diyalog kurmak ve diyaloğu sürdürmek amacıyla tasarlandığı ve doğru bilgi üretmeyi amaç edinmediğinden sınırlılıklarının farkında olmakta fayda var. Ancak bu, ChatGPT’nin doğru bilgi sunamayacağı anlamına gelmiyor. Aksine, özellikle genel geçer doğrular söz konusunda olduğunda ChatGPT’nin son derece isabetli cevaplar verdiği biliniyor. ChatGPT’nin şüpheli bilgilere yaklaşımını test edebilmek için kendi veri setimizi kullanmaya karar verdik. Teyit, faaliyet göstermeye başladığı 2016 yılından bu yana binlerce şüpheli iddiayı araştırmış ve analizlerini yayınlamıştı. ChatGPT 3.5 sürümü, bu araştırmaya başladığımız tarihte sadece Eylül 2021’e kadar olan olaylarla ilgili eğitilmiş olduğundan , bu tarihten önce tamamlamış olduğumuz analizlerden bir seçki hazırladık. Teyit’in yazar ekibinden ChatGPT’de test etmek için analiz önerilerini toplayarak toplamda 127 analizden oluşan bir veri seti oluşturduk. Daha sonra, açık kaynaklarla doğrulama yapılamayan konuları ve tekrarlayan analiz önerilerini eleyerek 104 analizle çalışmaya başladık. ChatGPT’ye sorduğumuz sorular ve aldığımız cevaplar buradan incelenebilir. Aldığımız cevaplar üzerine ChatGPT’nin iki soruyu anlamadığı için yanlış ürettiğini fark ettik. Bu sebeple son aşamada bu iki soruyu da eleyerek 102 soru üzerinden sonuçları analiz etmeye başladık. ChatGPT’nin aynı sorulara tekrar sorulduğunda farklı yanıtlar verebildiğini bildiğimiz için bütün soruları sormak için tek bir soru formatı belirledik. Soru formatında nötr bir dil kullanmaya özen gösterdik. ChatGPT’nin verdiği cevaplara etki etmemek için takip eden sorular sormadık. Örneğin Pisagor’un eşinin adının Hipotenüs olduğu iddiası yıllardır internette dolaşıyordu. Teyit bu konuyla ilgili yayınladığı analizde bu iddianın yanlış olduğu göstermişti . Bu iddiayı ChatGPT’ye sorarken aşağıdaki soru formatını kullandık: Ayrıca daha sonraki istatistiki değerlendirmelerimizde kolaylık sağlaması için ChatGPT’den cevabını nitel olarak da puanlamasını istedik. ChatGPT’nin verdiği cevaplarda bazen nitel cevaplarıyla nicel cevapları arasında uyumsuzluklar ortaya çıktı. Bazen nicel olarak doğru işaretlediği iddiayı nitel cevabında yanlışladı. Bazen de sorduğumuz iddiayı doğru bir şekilde işaretlese de nitel cevapları sırasında yeni yanlış bilgiler üretti. Bu gibi tutarsızlık durumlarında sonuçları yeniden değerlendirerek veri setimizi son haline getirdik. Örneğin, ChatGPT’ye “Umut adına martı olmalı” dizesinin Nazım Hikmet’e ait olup olmadığını sorduğumuzda Nazım Hikmet’in böyle bir dizesi olmadığını tespit etti. Ancak cevabında bu dizelerin Ataol Behramoğlu’na ait olduğunu iddia ederek yeni bir yanlış bilgi üretti. Bu gibi durumlarda ChatGPT’nin cevabını yanlış kabul ettik. Son olarak, ChatGPT’nin İngilizce ve batı dillerine ait kaynakları daha fazla taramış olma ihtimalini göz önünde bulundurduk. Uygulamayı Türkiye’ye özgü olaylarda kullandığımızda alacağımız cevapların doğruluk oranının düşebileceğini öngördük. Bu sebeple, ChatGPT’nin cevaplarının doğruluk oranlarının konunun yerel ya da uluslararası olmasına göre değişip değişmediğini tespit etmek için ChatGPT’ye verdiğimiz soruları yerel, uluslararası ve karma olarak etiketledik. Araştırmaya başlamadan önce bizim için önemli konulardan biri, ChatGPT’nin kendisine yöneltilen sorulara yanlış cevaplar vermekten kaçınmayı ne sıklıkla tercih edeceğiydi. Bu sebeple ChatGPT’ye sorduğumuz sorularda bilmediği durumlarda “Bilmiyorum” cevabını verebilmesi için bir seçenek ekledik. ChatGPT, yanıtını bilmediği sorularda bilmediğini belirtirken çok cömert davrandı. Sorduğumuz soruların yüzde 36,3’üne “Bilmiyorum,” yanıtını vererek kullanıcıları yanlış yönlendirmekten kaçındı. Fakat “Bilmiyorum” yanıtı verdiği analizleri bir kenara aldığımızda, ChatGPT’nin nitel yanıtları arasında bilmediğini ifade ettiği fakat nicel olarak “bilmiyorum” seçeneğini işaretlemediği durumlar keşfettik. Örneğin: Bu yanıttan, ChatGPT’nin bilmediğini söylemekten nadiren de olsa kaçındığı anlaşılıyor. Soruların yüzde 38,2’ine doğru yanıtlar veren ChatGPT, yüzde 25,5 oranında ise hatalı bilgi üretti. Örneğin, bir su bardağı elma çekirdeğinin insanı öldürebilme ihtimaline dair soru yönelttiğimizde şu yanıtı aldık: Oysa Teyit bu iddiayı derinlemesine araştırmış ve bilimsel olarak bir su bardağı elma çekirdeği tüketmenin insanı öldürebileceğini mümkün olduğunu göstermişti . Bu örnek, ChatGPT’den özellikle sağlıkla ilgili tavsiyeler alırken daha dikkatli olmamız gerektiğinin altını çiziyor. ChatGPT’nin ürettiği yanlış bilgi oranı, insan eliyle üretilen teyitçilik faaliyetiyle karşılaştırıldığında hayli yüksek. Misinformation Review dergisinde yayınlanan ve iki farklı doğrulama sitesinin ulaştığı sonuçları karşılaştıran bir araştırmaya göre doğrulama organizasyonlarının birbiriyle çelişkili sonuç ürettiği vakaların oranı yalnızca yüzde 0,1. ChatGPT, kendisine yönelttiğimiz bütün soruların yüzde 38,2’sinde Teyit’in yanıtlarıyla uyumlu cevaplar verdi. Bu da bir iddiayı doğrulamak amacıyla ChatGPT’yi açan tekil kullanıcıların sorularının yarısından daha azına doğru cevap alacakları anlamına geliyor. Kendisine yöneltilen 104 sorudan 39’una “Bilmiyorum” cevabını veren ChatGPT, toplamda 65 soruya gerekçeli cevaplar vererek iddialarla ilgili bir sonuca ulaştı. ChatGPT’nin bilmediğini söylediği cevapları elediğimizde ise soruların yüzde 69,2’sine doğru cevaplar verirken yüzde 30,8’ine nitel veya nicel olarak yanlış cevaplar verdi. Bu sonuç, daha geniş bir örneklemle yapılan bir araştırmayla da uyumlu . Merak ettiğimiz bir diğer konu ise Türkiye’yle ilgili iddialar söz konusu olduğunda ChatGPT’nin performansının nasıl olacağıydı. Bu konuda tahmin ettiğimiz gibi ChatGPT, uluslararası konularda gösterdiği performansın altında bir performans sergiledi. ChatGPT’ye sorduğumuz soruların 55 tanesi uluslararası meselelerle ilgiliydi. Bu soruların 15’ine “Bilmiyorum,” yanıtına veren ChatGPT, geri kalan 40 sorunun 27’sine doğru yanıtlar verirken 13 soruya ise yanlış cevap verdi. Yerel meselelerde ise ChatGPT’nin performansı çok farklıydı. ChatGPT, yerel iddialarla ilgili kendisine yöneltilen 29 sorudan 16’sına bilmiyorum yanıtını verirken altı soruya doğru cevap yedi soruya ise yanlış cevap verdi. Bu da Türkiye özelinde bir iddiayı ChatGPT’ye soran tekil kullanıcıların ancak sorularının yüzde 20,7’sine doğru cevap alacağı anlamına geliyor. Bu oran uluslararası konuları içeren iddialarda yüzde 49,1. Türkiye ve uluslararası iddiaların iç içe geçtiği karma iddialara ChatGPT’nin doğru yanıt verme oranı ise %33,3. Bu sonuç, Türkiye’ye özgü konularda doğrulama amacıyla ChatGPT’yi kullanmak isteyen tekil kullanıcıların alacağı cevaplara daha büyük bir kuşkuyla yaklaşması gerektiği anlamına geliyor. Bu sonuç aynı zamanda bize üretken yapay zekâ endüstrisi şimdilik İngilizce konuşanların ve onlar için geliştirilen teknolojilerin hakimiyetinde olduğunu hatırlatıyor. Teknolojinin İngilizce dışındaki dilleri konuşanlar için nasıl göründüğünü ve bunun yakın vadede değişmesinin mümkün olup olmadığı sorularını akla getiriyor. Son olarak ChatGPT’nin kendi verdiği yanıtları değerlendirirken de zayıf bir performans gösterdiğini eklemek gerek. ChatGPT’ye sorduğumuz soruların hem nitel hem de nicel olarak yanıtlanmasını istemiştik. Ancak ChatGPT’nin kendi yanıtlarını değerlendirirken dahi bazı hatalar yaptığını tespit ettik. ChatGPT’nin “Bilmiyorum” yanıtını verdiği soruları elediğimizde geriye 65 soru kalmıştı. ChatGPT’nin bu 65 soruya verdiği cevaplarda hem nitel hem de nicel cevabının aynı olduğu soru sayısı 39’da kaldı. Bu da ChatGPT’nin kendi nitel yanıtlarını değerlendirip onlara nitel bir değer atamakta başarı oranının yüzde 60’la sınırlı kaldığı anlamına geliyor. ChatGPT, yanıtladığı soruların yüzde 40’ında kendi cevaplarının hangi değere tekabül ettiğini bulmakta zorlanıyor. Peki bütün bu sonuçlar bize ne anlatıyor? Aslında ChatGPT’nin veya herhangi bir yapay zekâ uygulamasının doğrulama faaliyetinin ve daha geniş ölçekte bilgi üretme faaliyetinin yerini alması, bir grup soruya verdiği doğru ya da yanlış cevaplardan daha farklı bir üretim biçimine sahip olmasını gerektiriyor. Klasik bilgi teorisine göre bilgiyi kanıdan ayıran iki önemli aşama var. Bunlar rasyonel bir metodoloji ve empirik bir veriyi içeriyor. Öncelikle danıştığımız yapay zekâ aracının ortaya koyduğu metodolojinin bizi doğru bilgiye ulaştıracağına kanaat getirmemiz gerekiyor. İnternette karşılaştığımız bir fotoğrafın güncel olduğu iddiasıyla paylaşıldığını gördüğümüzü varsayalım. Metodolojik olarak, veri toplamaya başlamadan önce bu iddiayı nasıl doğrulayabileceğimize ve yanlışlayabileceğimize dair üzerinde uzlaştığımız birtakım varsayımlarımız olması gerekir. Örneğin, güncel olduğu iddiasıyla paylaşılan bir fotoğrafın iddianın ortaya atıldığı tarihten daha eski bir versiyonuna ulaşırsak görselin güncel bir olayı göstermediğine kanaat getirebiliriz. Çünkü bir fotoğraf aynı anda hem eski tarihli hem de güncel olamaz. Başka bir deyişle sonra başlayan bir olay kendisinden önce ortaya çıkmış bir olayın sebebi olamaz, zira bu nedensellik ilkesine aykırıdır. Ancak bu varsayımda uzlaştığımız anda toplayacağımız empirik veri anlam kazanır. Bu varsayımda uzlaşırsak fotoğrafın eski bir tarihte paylaşılmış versiyonunu bulduğumuzda fotoğrafın güncel olduğu iddiasını çürütebiliriz. ChatGPT’nin ürettiği doğru ya da yanlış bilgilerdeki problem tam da burada başlıyor. ChatGPT’nin ürettiği bilgilerin metodolojik olarak nasıl ortaya çıkartıldığını bilmiyoruz. Metodoloji üzerinde uzlaşmak bize ortaya çıkan sonucu test etme ve replike etme şansı verir. ChatGPT’nin ürettiği sonuçlarda böyle bir şansımızın çoğu zaman olmadığını görüyoruz. Bunun temel sebebi ChatGPT’nin bir chatbot olarak tasarlanmış olması ve cevaplarını kaynaklarla desteklememesi. O halde ChatGPT’nin doğru bilgiye ulaşmak için kullanılmasındaki problem uygulamanın bazen yanlış bilgi üretmesi değil çoğunlukla test edilebilir bilgi üretmemesi. Bu sebeple ChatGPT’nin doğrulama faaliyetinin yerine almaktan çok uzakta olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ChatGPT’nin teyitçilik faaliyetinin yerini henüz alamayacak olması verdiği doğru yanıtların oranıyla değil uygulamanın kullandığı paradigmayla ilgili. Sonuç olarak, bir bilginin doğrusunu öğrenmek için ChatGPT’ye başvuran bireysel kullanıcıların dikkatli olmasında ve bu aracın sınırlılıklarını göz önünde bulundurmasında fayda var. Diğer yandan, bu yapay zekâ araçlarının her geçen gün geliştiğini ve modellerine yeni özellikler eklediğini unutmamak gerek. Örneğin bu araştırmada kullanılmayan ChatGPT 4 sürümü, internette eş zamanlı arama yaparak sorulan sorulara kaynak göstererek yanıt üretebiliyor. ChatGPT’yi doğru bilgiye ulaşmak için yegane çözüm olarak kullanamasak da teyitçilik için yardımcı bir araç olduğunu söylemek mümkün. Ancak şüphe kası nı çalıştırmakta her zaman fayda var." Dijital yerli kimdir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dijital-yerli-kimdir,"Dijital yerli, internetin ve diğer modern bilgi teknolojilerinin etkisiyle büyüyen ve bu etkinin şekillendirdiği kültürle birlikte dijital araçlarla bağ kuran nesli ifade ediyor. 1980 ve sonrası doğan kişileri tarif eden Y kuşağı, ilk dijital yerliler olarak kabul ediliyor . Kavram ilk defa 2001 yılında, Amerikalı yazar Marc Prensky tarafından ortaya atılmış. “Dijital yerliler, Dijital göçmenler” makalesinde, her iki kavramı da açıklayarak, nesiller arasında bu tür bir çizginin çekilmesinin bir gereklilik olduğunu vurgulayan Prensky, bu kavramsal ayrımın nedeni olarak, o dönemlerde gençlerin vakitlerinin çoğunu bilgisayar, video oyunu ve telefonlarda harcamasını gösteriyor . Prensky’nin vurguladığı bir diğer nokta ise, zamanının çoğunu dijital araçlarla geçiren genç neslin, geçmiş nesillerden farklı bir bilgi işleme becerisi ve düşünme biçimine sahip olması. Dijital yerlilerin, erken yaşlardan itibaren teknoloji ve bilgisayarlarla rahat bir ilişki kurabilmeleri ve teknolojiyi hayatlarının ayrılmaz ve gerekli bir parçası görmeleri, onları bu teknolojilere sonradan adapte olan dijital göçmenlerden farklı kılıyor. Prensky, iki kavram arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Prensky’den önce, bu nesli tarif etmek için “D-gen (dijital jenerasyon)” ve “N-gen (internet jenerasyonu)” gibi kavramlar kullanılıyordu . “Dijital yerliler, Dijital göçmenler” makalesine geri dönecek olursak, Prensky’nin özellikle dijital göçmen öğretmenleri tarif ederken onları yeniliğe açık olmayan kişiler olarak görmesi, kavramı kullanırken daha temkinli yaklaşmamız gerektiğinin altını çiziyor. Prensky’nin bu tarifinin sebebi, dijital yerlilerin, kavramın ortaya atıldığı 2000’li yılların başında görev yapan öğretmenler, yani dijital göçmenler tarafından eğitiliyor olması . Prensky’e göre bu büyük bir sorun. Çünkü dijital göçmenler, o zamanın teknolojisinin “dilini” anlamıyor, dijital yerlilerin bilgi edinme becerileri ise bir önceki nesile hiç benzemiyor. Özetle, öğreten ve öğrenen iki farklı dil konuşmuş oluyor. Prensky'nin bu tanımı, ekranlarla büyümenin insanların bilgiyi işleme yeteneklerini değiştirip değiştirmediği konusunda devam eden bir tartışmayı ateşledi. Bununla paralel olarak araştırmacı Gary Small, dijital arayüzlerin yarattığı yeni tür uyaranlara maruz kalma nedeniyle dijital yerlilerin beyinlerinin aslında farklı şekilde yapılandırıldığını öne sürdü . Bu iddialar paniği ve yeni nesillerin bu teknolojiler yüzünden onarılamaz derecede zarar gördüğü yönündeki korkuları beslediği gerekçesiyle de eleştirildi. Prensky daha sonraki yıllarda “dijital bilgelik” kavramını da ekleyerek “dijital yerliler” yaklaşımını yeniden tanımladı . Prensky’nin tanımına göre, dijital olarak bilge bir kişi yalnızca dijital teknolojileri nasıl kullanacağını bilmekle kalmaz, aynı zamanda bunları eleştirel olarak değerlendirme, etik seçimler yapma ve daha pragmatik kararlar alma kapasitesine de sahiptir. Tanımın bu şekilde değişmesi, Prensky’nin dijital teknolojileri eleştirel ve etkili bir şekilde kullanmak için gençlerin dijital beceriler edinmesi gerektiği gerçeğini kabul ettiği anlamına geliyor. İnterneti ve diğer dijital araçları her gün kullanmak yanlış bilgiye karşı bağışıklık kazandırmıyor. Common Sense Media'da dijital refah ve vatandaşlık konularında uzmanlaşmış program yöneticisi olan Daniel Vargas-Campos, günümüzün ortaokul ve lise öğrencilerinin internetle büyüdüğünü, ancak bunun yanlış bilgileri tespit etme konusunda doğuştan daha iyi oldukları anlamına gelmediğini söylüyor . Araştırmalar da bu görüşü destekler nitelikte. Dijital Nefretle Mücadele Merkezi tarafından yayınlanan araştırmaya göre, gençler çevrimiçi komplolara yetişkinlerden daha fazla inanıyor. Sosyal medyada ne kadar çok zaman geçirirlerse, çevrimiçi komplolara inanma olasılıkları da o kadar artıyor . Birden fazla tanıma sahip dijital yerli kavramı, türlü tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bazıları yerli olmanın yaşla ilgili olmadığını vurgularken , kimi araştırmacılar dijital yerli olarak tanımlanan gençlerin sanıldığı kadar ‘yerli’ olmadığını iddia ediyor. Kimileri ise dijital yerlileri yerli kılan özelliğin içinde yaşadıkları dönem olduğuna inanıyor.  Yani günümüzde yaşayan bi genç teknoloji meraklısı olmasa da, giderek dijitalleşen bir kültürün içerisinde yaşaması onu yerli kılabiliyor . Bazı araştırmacılar ise, dijital yerli tanımının her zaman asıl anlamıyla kullanılmadığını, her gencin otomatik olarak dijital yerli kabul edilmemesini savunuyor . Çünkü birçok gencin, dijital araçlarını bilgi edinme, ödev gibi okul işlerini tamamlama ve sosyal amaçlarla kullanmaları onların yeterli dijital becerilere sahip oldukları anlamına gelmiyor. Aksine, araştırmalar gençlerin genellikle dijital güveni yüksek ancak dijital yeterliliği düşük olduğunu ortaya koyuyor . Diğer yandan araştırmalar, dijital teknolojilere erişim becerilerinin sosyo-ekonomik durum, cinsiyet ve yaşanılan coğrafya gibi faktörlerden etkilendiğini ve bu tür eşitsizliklerin kıyısında duran gençlerin en az eski nesiller kadar “dijital olarak dışlanmış” olabileceğini vurguluyor . Bu nedenle her gencin otomatik olarak dijital yerli kabul edilmesi yanıltıcı olmanın yanı sıra dijital becerilere erişim konusundaki eşitsizliklerin göz ardı edilmesine de yol açıyor. Ayrıca bu söylem, gençlerin dijital yeterliliklerini geliştirmelerine gerek olmadığı, zaten doğuştan bu becerilere sahip oldukları klişesini de pekiştiriyor. Yani güncel dijital yerli tanımı tartışmaları bize teknolojiye sürekli maruz kalmanın, onu kullanma becerisiyle eşdeğer tutulamayacağını, gençlerin teknoloji kullanımları, tutumları ve deneyimlerinin tek bir kavrama indirgenemeyecek kadar çeşitli olduğunu ve dijital becerilerinin sonradan da kazanılabileceğini hatırlatıyor. Kapak görseli DALL-E 3'de, ""Depiction of the younger generation seated over a large keyboard. Young people should have digital devices such as phones and tablets in their hands. There may be leftover books behind the keyboard, representing an ancient knowledge ecosystem."" komutu kullanılarak üretilmiştir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Google, arama sonuçlarında yapay zekânın ürettiği yanlış bilgilere yer veriyor",https://teyit.org/teyitpedia/google-arama-sonuclarinda-yapay-zeka-hatalarina-yer-veriyor,"Sosyal medyada viral olan bir paylaşım , yapay zekâ halüsinasyonunun Google'ı nasıl yanıltabileceğini ortaya koyuyor. ""'K' harfiyle başlayan Afrika ülkeleri hangileridir?"" sorusuna alınan ""hiçbiri"" yanıtı, bunun en güncel örneklerinden yalnızca biri. Arama çubuğu: “K harfiyle başlayan Afrika ülkeleri hangileridir?” Sonuç: Afrika’da tanınan 54 ülke bulunsa da hiçbirinin ismi ""K"" harfiyle başlamıyor. En yakını, “K” sesiyle başlayan ama aslında “K” sesiyle yazılan Kenya’dır. Böyle ilginç bilgiler öğrenmek çok güzel. Sorun şu ki, Google böyle cevapları yanlış olsa bile kaldırmıyor. Üstelik bu bilinçli bir karar. Normalde Google, kullanıcının arama sorgusuna en iyi cevabı hızlıca bulabilmesi için tasarlanmış kısa özetler olan snippet’lardaki bilgiler genel içerik politikalarına aykırı olduğunda bu bilgiyi kaldırmak için doğrudan harekete geçiyor. Fakat snippet’ta yer alan bilgi herhangi bir kuralı ihlal etmiyor veya zarara sebep olmuyorsa, yukarıdaki örnekte olduğu gibi hatalı olsa bile Google devreye girmemeyi tercih ediyor. Bu cevabı hâlâ arama sonuçlarında görebilmemizin sebebi de bu. Google önceden kullanıcıların aramalarına cevap olduğunu düşündüğü internet sayfalarındaki metinleri, resim ve bir referans bağlantısıyla birlikte gösteriyordu. Yeni kullandığı yöntemde MUM ismindeki yapay zekâ destekli modeliyle (Multitask Unified Model, yani Çoklu Görev Yapabilen Birleşmiş Model) birlikte “fikir birliğini” arıyor. Bu yönteme göre, birden fazla itibarlı kaynağın hemfikir olduğunu tespit ettiği konular “doğru” kabul ediliyor ve öne çıkarılıyor. İtibarlı kaynaklar ise bugünlerde ChatGPT ve benzerlerinin halüsinasyonlarıyla dalga geçiyor. Dolayısıyla, yeterli sayıda güvenilir kaynak, yapay zekânın eksiklikleri hakkında yorumlar barındıran içerikler yayınladığında, Google yapay zekâsı bunu doğrulanmış bir gerçek olarak kabul ediyor ve öne çıkardığı snippet içinde sunabiliyor. Google'ın yapay zekâsını, internetin bilgeliğini snippet'lar olarak bilinen küçük boyutlu dizin kartlarına hızlı bir şekilde kataloglayan bir kütüphaneci gibi düşünün. Fakat bu kütüphaneci, yapay zekâ destekli sohbet botlarının ürettiği yanıltıcı bilgiler hakkındaki hikayelerle dolu sayfa sayısı arttıkça snippet’ lardaki yerini alan yanıltıcı bilgilere müdahale etmiyor. Çünkü kütüphaneci sadece “fikir birliğine” bakıyor. Yapay zekânın ürettiği yanıltıcı bilgiler yeterince tekrar edilirse, gerçekler panosu snippet’ larda yerini alıyor. Yapay zekâ saçmalıyor, insanlar işaret edip “Şu karmaşaya bakın!” diye bağırıyor ve her daim itaatkar bir küratör görevi üstlenen Google’ın yapay zekâsı, sahte bir hakikat sunuyor: “Afrika'da 'K' ile başlayan hiçbir ülke yok.” Dahası, yumurtayı eritebileceğinizi bile iddia edebiliyor: Arama: Yumurta eritilir mi? Cevap: Evet, yumurta eritilebilir. En yaygın yumurta eritme yöntemi ocak veya mikrodalga ile ısıtmaktır. Yani Google'ın yapay zekâsı daha da kötüleşen yankı fanuslarının katalizörü olabilir. Bunun birkaç sebebi var: MUM, çevrimiçi seslerdeki uyumu bulma misyonuyla, snippet ’lardaki kalın font ile işaretlenen kelimelerin önde gelen sitelerin söyledikleriyle eşleşip eşleşmediğini kontrol ediyor. Bu, bin müzisyenin bin farklı melodi çalışını dinleyerek bir gitarı akort etmeye çalışmaya benziyor. Eğer başarılı olursa, elimizde müzik (yani güvenilir bilgi) var demektir. Başarısız olursa, bu uyumsuzluk hatalı gerçeklerin yankı fanuslarını güçlendirebilir. Bazen yapay zekânın yardımseverliği, denizaltıdaki bir paravan kadar yanlış konumda oluyor. Google'ın yapay zekâsı, yanlış snippet tetiklemelerini yüzde 40 oranında azaltarak, yanıtlanması gerekmeyen soruları yanıtlamamayı öğreniyor. Peki bunda aşırıya kaçarsa ne oluyor? Tam olarak aradığımız şey olmasa da, yeni bilgi parçacıklarına rastlayarak mutlu olmaktan geri kalıyoruz. Aynı şeyi tanımlayan farklı kelime ve kavramları anlama becerisiyle MUM, dil bariyerlerini yıkıyor. Yine de, fikir birliği arayışında, azınlık raporlarını, yani farklı bir bakış açısı sunan az sayıda ama önemli içerik parçalarını göz ardı edebiliyor. Bu da bilginin yekpare bir bakış açısıyla ele alınmasına yol açarak fanuslardaki yankının kuvvetlenmesine neden oluyor." Bilimsel yayınlarda güvenilirlik krizi: Hakemli dergide yayınlanabilen uydurma makale bize ne anlatıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/bilimsel-yayinlarda-guvenilirlik-krizi-hakemli-dergide-yayinlanan-uydurma-makale-bize-ne-anlatiyor,"Ünlü psikanalist Jacques Lacan’ın “Benim öğrettiklerimi kimler anladı?” kitabında da yazdığı üzere, benliğin değişmesi “Psişenin kabuğundan bilince doğru göçmesi” olarak tarif edilir. En azından, işletme alanında uzman olan Profesör Recai Coşkun, Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi’nde (SSRJ) yayınlanan “Bilgelik Olarak Dijital İşletme Yönetimi, Comte'un 'İnsanlık Dini'nden Sonra Sosyal Bilimler İçin Yeni Bir Felsefi Atılım Sağlayabilir mi?” makalesinde böyle aktarıyor. Akademik bir dergide yayınlanmaya hak kazanan bir makalenin yanlış bilgi verebileceğini, uydurma bir içeriğe sahip olacağını düşünmeyiz herhalde. Akademisyen Recai Coşkun’un “Bilgelik Olarak Dijital İşletme Yönetimi, Comte'un 'İnsanlık Dini'nden Sonra Sosyal Bilimler İçin Yeni Bir Felsefi Atılım Sağlayabilir mi?” makalesi Fakat düşünmeliyiz. Çünkü, Lacan’ın böyle bir kitabı veya tarifi yok. Dahası, Recai Coşkun’un makalesinde yer alan kaynaklar gerçek olmadığı gibi, metnin tamamı saçmalıklardan ibaret. Yine de tüm bunlar makalenin dergide yayınlanmasının önüne geçmedi. Aslında Coşkun’un eleştirdiği ve alay ettiği nokta da tam olarak buydu: Dünyada daha önce hiç olmadığı kadar makale yayınlanıyor ve bu makalelerin bir kısmı hakemlik süreçlerinden geçmeden, başvuru ücreti karşılığında açık kaynak olarak akademik dergilerde yerlerini alabiliyor. Milliyet’e konuşan akademisyen Recai Coşkun, uydurma makalesi hakkında şunları söylüyor : Marx’tan Hegel’e, Hitler’den Freud’a kadar birçok ismin sahte kaynaklarını ve alıntılarını içeren makale, sosyal medyada da epey konuşuldu . Makalenin uydurma olduğuna dair haberler yaygınlaşınca dergi söz konusu yayını kaldırdı, fakat derginin açık kaynaklı olması akademi dünyasında uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Peki akademik bir derginin açık kaynaklı olması ne anlama geliyor? Açık erişimli bir dergi, makalelerine ve içeriğine çevrimiçi olarak ücretsiz, sınırsız erişim sağlayan bilimsel yayınlardır. Açık erişimin amacı ise, abonelik ücretleri veya ödeme duvarları gibi engelleri ortadan kaldırarak araştırma literatürünü herkes için ücretsiz olarak kullanılabilir hale getirmek. Fakat, yayın maliyetlerini karşılamak için birçok açık erişim dergisi yazarlardan makale işlem ücreti alıyor. Bu durum, özellikle daha az bütçeli kurumlardan veya ülkelerden gelen araştırmacılar için mali bir engel oluşturmanın yanı sıra yayıncılıkta nitelik yerine niceliğin teşvik edildiği, bilgi ekosistemi açısından riski bir ortam oluşturuyor. Bir diğer eleştirilen nokta ise hakem değerlendirme süreci. Pek çok açık erişimli dergi titiz bir hakem değerlendirmesi sürdürürken, bazıları hakem değerlendirmesine gerek duymadan yayın çıkarabiliyor . Örneğin, Coşkun’un makalesinin yayınlandığı derginin sitesinde, yayın etiğine dair şu notlar düşülse de uygulamanın öyle olmadığını bu örnek sayesinde görebiliyoruz. “Yayıncılar ve editörler, araştırma ihlallerinin gerçekleştiği makaleleri tespit etmek ve yayınlanmasını önlemek için makul adımları atmalıdır. SSRJ veya editörleri hiçbir durumda bu tür suistimalleri teşvik edemez veya bu tür suistimallerin gerçekleşmesine bilerek izin veremez.” Akademisyen Recai Coşkun’un makalesinde yer alan bazı uydurma kaynaklar Profesör Recai Coşkun’un makalesinin sonunda işaret ettiği biri var: “Dahası, Sokal benzeri çalışmaların da yapılmasına gerek vardır. Neticede bu konu Spinoza, Kant ve hatta Aristotales’ten beri ethics yahut ethica olarak gündemde durmaktadır.” Makalesi bilimsel safsata lar barındıran ama yine de bu makaleyi bir dergide yayınlatmayı başaran isimlerden biri Alan Sokal. 1996 yılında New York Üniversitesi'nde fizikçi olan Alan Sokal, postmodernist kültürel çalışmaların önde gelen akademik dergilerinden Social Text'e bir makale gönderdi. “ Aşılan Sınırlar: Kuantum Kütleçekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru ” isimli makale, derginin hakemlerinden tam not alarak yayınlandı. Makalenin yayınlanmasının ardından Dr. Sokal makalenin bolca ve kasıtlı olarak ""saçmalıklarla tuzlandığını"" açıkladı . Sokal makalesinde kuantum yerçekiminin sosyal ve dilsel bir yapı olduğunu öne sürüyordu ve bilimsel hiçbir temeli olmayan bu sav, saçmalıktan ibaretti. Yine benzer bir olay, bilgisayar bilimcileri David Mazières ve Eddie Kohler’in, istenmeyen konferans davetlerine cevap vermek için şaka amacıyla küfür yüklü 10 sayfalık bir makaleyi International Journal of Advanced Computer Technology adlı dergiye gönderdiklerinde yaşandı . Makalenin içeriği tamamen “Beni lanet mail listenizden çıkarın.” cümlesinden ibaretti. Öyle ki yazarlar, makalenin içerisine koydukları görselleştirmelerde bile bu sözcükleri kullanmışlardı. Tüm bunlar yayın için engel teşkil etmiyor olacak ki makale dergide yerini aldı. David Mazières ve Eddie Kohler’in Journal of Advanced Computer Technology’de yayınlanan makalesi Akademik yayınlar, bilimsel bilgiye erişimimizi sağlayan ve genellikle güvenilir bilgi kaynakları olarak kabul ettiğimiz türden metinler. Elbette bu güvenilirlik, bilimsel bakış açısı, metodoloji ve sağlam zemine oturan kanıtlar gibi bir dizi önemli faktörün bir araya gelmesiyle sağlanıyor. Fakat bahsettiğimiz üzere, tüm akademik yayınlar sandığımız kadar güvenilir olmayabilir. Peki akademik bir yayının güvenilirliğinden nasıl emin olacağız? Bunun için bakmamız gereken birkaç ipucu var: Hakemli dergilere bakın: Makalenin hakem değerlendirmesinden geçip geçmediğini kontrol edin. Hakem değerlendirmesi, diğer uzmanlar tarafından makalenin içeriği, yöntemleri ve sonuçları konusunda yapılan eleştirel bir değerlendirme. Bazı veri tabanları, makale aramalarını yalnızca hakemli dergilerle sınırlamanıza izin verir. Tabii ki bu tek başına bize güvenilirliğe dair çok az şey söylüyor . Çünkü hakemli olduğunu iddia eden bazı dergilerin yayın kurulunda yer alan isimlere bu makaleler hiç ulaşmadan yayınlanabiliyor. Akademisyen Recai Coşkun’un makalesinde olduğu gibi. Yayıncılara dikkat edin: Derginin sunduğu hakem değerlendirmesi türüne ve politikaları, lisansları ve telif hakkı koşullarıyla ilgili tüm ayrıntıların belirtilip belirtilmediğine dikkat edin. Dergi web sitesinin ticari bir kuruluşun, siyasi bir partinin veya belirli bir gündemi olan bir kuruluşun parçası olup olmadığını her zaman kontrol edin, çünkü bunlar yayınlardaki bilgilerin taraflı olmasına neden olabilir. Yazarların uzmanlık alanını kontrol edin: Makalenin yazarlarının akademik geçmişi, uzmanlık alanları ve bağlı oldukları kurumlar hakkında bilgi sahibi olmak, kaynağın güvenilirliği konusunda ipucu verebilir. Araştırmanın amacını sorgulayın: Makalenin başlangıcında belirtilen amaçlar ve sorular, çalışmanın odak noktasını netleştirmelidir. Diğer yandan, çalışmanın finanse edilip edilmediğini öğrenmek de odak nokta ve sonuç arasındaki ilişkiye eleştirel bir gözle bakmak için önemli. Çünkü araştırmanın finanse edilmesi, olası çıkar çatışmalarını destekleyebilir. Kaynakları kontrol edin: Araştırmanın sağlam bir  temele dayanması için gösterilen kaynaklar oldukça önemli. Kullanılan kaynakların güncel ve ilgili olup olmadığına bakmak araştırmanın güvenilirliği tespit etme sürecinde yardımcı olabilir. Diğer yandan, makalede kullanılan kaynakları detaylı incelemek ve verilen bilgilerin gerçekten o kaynaktan alınıp alınmadığını kontrol etmek elzem. Sonuç olarak akademik yayınların da hata içerebileceğini, bir dergide yayınlandığı için makalede geçen bilgilerin hepsini “doğru” veya “güvenilir” kabul edemeyeceğimizi unutmamak gerek. Freud’un “Rüyamda doğru bilgi doğurdum” kitabında da dediği gibi… (Not: Böyle bir kitap yok.)" Yapay zekâ kaynaklı yanlış bilgi sorununun çözümüne yardımcı olabilecek üç beceri,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-kaynakli-yanlis-bilgi-sorununun-cozumune-yardimci-olabilecek-uc-beceri,"Royal Roads Üniversitesi'nde medya ve dijital iletişim alanında araştırmalarını yürüten akademisyen Jaigris Hodson, derslerinden birinde öğrencilerinden ChatGPT'ye soru sormalarını ve sonrasında yanıtları tartışmalarını istedi. Fakat bu sırada Hodson'ın tahmin edemeyeceği bir olay yaşandı: Öğrencilerden bazıları ChatGPT'ye hocalarının biyografisini sormuştu. ChatGPT yanıtında, Hodson’ın doktora derecesini iki farklı üniversiteden ve iki farklı branşta aldığını ve bunlardan yalnızca birinin doktora çalışmasının odak noktasını temsil ettiğini söylüyordu. Hodson, bu durumun dersini eğlenceli bir hale getirdiğini ancak ikna edici yanlış bilgiler üreten yapay zekâ araçlarının, insanları mağdur etme riskini de gözler önüne serdiğini düşünüyor. Hodson, bu tehdidin üstesinden gelmek için, yapay zekâ tarafından üretilen yanlış bilgilerin giderek çoğaldığı bir dünyada işe yarayabilecek bazı becerilerin eğitimciler tarafından öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Üretken yapay zekâ, kanıta dayalı bilgiyi kasıtlı ya da kasıtsız olarak üretilmiş yanlış bilgiden ayırma konusundaki mevcut sorunlarımızı, olduğundan daha zor bir hale getiriyor. ChatGPT gibi metin tabanlı araçlar, bir konu hakkında ikna edici görünen akademik makaleler oluşturabiliyor. Hatta eklediği alıntılarla, makalenin konusu hakkında bilgi sahibi olmayan insanları kandırma ihtimali  yüksek . Video, ses ve görüntü tabanlı yapay zekâ, insanların yüzlerini, seslerini ve hatta tavırlarını başarılı bir şekilde taklit ederek hiç gerçekleşmemiş davranış veya konuşmalara dair uydurma kanıtlar oluşturma becerisine sahip . Bu durum, yapay zekâ tarafından üretilen metin ve görüntüler birleştirilerek sahte haberler oluşturuldukça, komplo teorisyenleri ve yanlış bilgi fırsatçılarının bunları kendi çıkarları ve başkalarını kandırmak amacıyla kullanma girişimlerini daha fazla görme ihtimalimizin yüksek olduğuna işaret ediyor . Üretken yapay zekânın insanlar tarafından geniş çapta erişilebilir hale gelmesinden önce de sahte videolar, haberler veya akademik makaleler oluşturmak mümkündü, ancak bu, süreç zaman ve kaynak gerektiriyordu. Artık ikna edici yanlış bilgi çok daha hızlı üretilebiliyor. Bu durum, dünya çapında demokrasileri istikrarsızlaştıracak yeni “fırsatlar” doğuruyor . Bugüne kadar, eğitim müfredatlarında eleştirel medya okuryazarlığı öğretiminin odak noktası, öğrencilerden bir metinle derinlemesine ilgilenmelerini ve onu özetleyebilmeleri, hakkında sorular sorabilmeleri ve eleştirebilmeleri için onu iyice anlamalarını istemekten ibaretti . Fakat bu yaklaşım, bir içeriğin kalitesini değerlendirmek için baktığımız ipuçlarının yapay zekâ tarafından bu kadar kolay taklit edebildiği bir çağda muhtemelen daha az işe yarar. Hodson, yanlış bilgi sorununu çözmenin kolay olmayacağını ancak aşağıda yer alan üç temel beceriyi öğretmenin, herkese bu tehditler karşısındaki direncini artırması için donanım sağlayacağını düşünüyor. Hodson; tek bir makaleyi, blogu veya web sitesini ilk bakışta derinlemesine okumak yerine, öğrencileri genellikle yanal okuma olarak adlandırılan yeni bir dizi filtreleme becerisiyle hazırlamak gerektiğini düşünüyor. Yanal okumada, öğrencilerden derinlemesine okumadan önce ipuçları aramaları isteniyor. Sorulacak sorular ise şu şekilde : Makaleyi kim yazmış? Nereden biliyoruz? Referansları neler ve bu referanslar tartışılan konuyla ilgili mi? Hangi iddialarda bulunuyorlar ve bu iddialar akademik literatürde destekleniyor mu? Bu görevi yerine getirmek, öğrencileri farklı araştırma türlerini dikkate alma konusunda geliştiriyor. Artık popüler imgelemde ve gündelik pratikte, “araştırma” deyince aklımıza yalnızca bir internet araması geliyor . Ancak bu, kanıt toplama sürecini neyin farklılaştırdığına dair bir yanlış anlaşılmayı gösteriyor . Öğrencilere sağlam temelleri olan kanıta dayalı iddiaları, komplo teorileri ve yanlış bilgilerden nasıl ayırt edeceklerinin öğretilmesi gerekiyor . Her seviyedeki öğrencnin akademik ve akademik olmayan kaynakların kalitesini nasıl değerlendireceklerini öğrenmeleri elzem. Bu, öğrencilere araştırma kalitesi, dergi kalitesi ve farklı uzmanlık türleri hakkında bilgi vermek anlamına geliyor. Örneğin, bir doktor popüler bir podcast'te aşılar hakkında konuşabilir, ancak eğer o doktor bir aşı uzmanı değilse veya tüm deliller iddialarını desteklemiyorsa, bu iddiaların ne kadar ikna edici olduğunun bir önemi yok. Araştırma kalitesi hakkında düşünmek, aynı zamanda örneklem büyüklüğü, yöntemler ve hakem değerlendirmesi ve yanlışlanabilirlik gibi bilimsel süreçlere aşina olmak anlamına da geliyor. Hodson’a göre birçok insan yapay zekânın aslında zeki olmadığını, bunun yerine kalıpları tanıyan ve daha sonra bunları rastgele ama istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde bize papağan gibi tekrarlayan dil ve görüntü işleme algoritmalarından oluştuğunu bilmiyor . Benzer şekilde, pek çok kişi sosyal medyada gördüğümüz içeriğin, reklam verenlere para kazandırmak için etkileşime öncelik veren algoritmalar tarafından belirlendiğinin de farkında değil . Bu teknolojiler aracılığıyla bize gösterilen içeriği neden gördüğümüzü düşünmek için nadiren durup soluklanıyoruz. Teknolojiyi kimin yarattığını ve programcıların yanlılıklarının karşılaştığımız içeriklerde nasıl bir rol oynadığını düşünmüyoruz. Hodson’a göre, bu teknolojilere karşı eleştirel düşünme pratiklerimizi geliştirebilir, sektörü yöneten parayı takip edebilir ve bize bir içerik sunulduğunda bunun kimin yararına olduğunu sorgulayabilirsek, o zaman bu araçlar ile üretilen yanlış bilgilere karşı daha dirençli hale gelebiliriz. Yanal okuma, araştırma okuryazarlığı ve teknolojik okuryazarlık sayesinde her türlü yanlış bilgiye karşı daha dirençli ve yapay zekâ kaynaklı yeni yanlış bilgi tehdidine karşı daha az duyarlı olabiliriz." Doxing nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-doxing-nedir,"Doxing, bir kişi veya kurumu aşağılamak, tehdit etmek, cezalandırmak veya utandırmak amacıyla kişisel bilgilerinin kasıtlı olarak internette açıkça yayılmasına deniyor . Siber zorbalığın bir türü olan doxingde, kişilerin ya da kurumların gerçek kimlikleri, yerleşim yerleri, telefon numaraları ya da sosyal güvenlik numaraları gibi devlet kayıtları ifşa ediliyor. İngilizce’de “belgeler” anlamına gelen “documents” kelimesinin kısaltmasından türetilen bu kavram, doxing veya doxxing şeklinde karşınıza çıkmış olabilir. Kişinin rızası olmadan kişisel bilgileri ifşa etme durumu aslında internetten önce de var olsa da doxing kavramı ilk olarak sanal dünyada anonimliğin epeyce yaygın olduğu 1990’lı yıllarda çevrimiçi bilgisayar korsanları arasındaki anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıktı . Söz konusu grupların birbirlerinin kimliğini ifşa etmeye yönelik çalışmaları,“doxing” kavramını hayatımıza soktu. 2011 yılında, hacktivist grup Anonymous'un bilgisayar korsanlığı faaliyetlerine ilişkin soruşturmalara yanıt olarak 7 bin emniyet mensubunun ayrıntılı bilgilerini ifşa etmesi, ses getiren doxing olaylarından biriydi. Doxxerlar, yani doxing eylemini yapan kişiler, hedef aldıkları insanlar veya kurumlar hakkında internet üzerinde kolayca bulunabilecek, “ ekmek kırıntıları ” olarak adlandırılan bilgi parçalarını toplar. Ardından bu küçük bilgi parçalarını bir araya getirip hedef aldıkları kişiyi utandırmak veya cezalandırmak amacıyla bu bilgileri herkese açık halde yaygınlaştırırlar. Bu toplanan veri kümeleri, hedef alınan kişi ya da kurumun adı, fiziksel adresi, e-posta adresi, telefon numarası gibi kişisel bilgilerin yanı sıra banka bilgileri gibi daha özel bilgileri de içerebilir. En popüler doxing vakaları incelendiğinde; kullanıcıların çevrimiçi platformlarda kişisel bilgilerinin ifşa edilmesi, gizli bir kişinin kimliğinin açığa çıkarılması ve bir kişinin kişisel veya profesyonel ilişkilerini olumsuz etkileyecek bilgilerin yayınlanması gibi farklı örüntüler göze çarpıyor. 2013’te Boston Maratonu'ndaki bombalı saldırı olayının şüphelilerini bulma sürecinde, Reddit topluluğundaki binlerce kullanıcı olayla ilgili haberleri ve bilgileri kolektif olarak inceledi. Amaçları, bu bilgileri adalet arayışında kullanmak üzere kolluk kuvvetlerine sunmaktı. Ancak olayla ilgili bilgiler sosyal medya gruplarında tartışılırken, saldırıyla ilgisi olmayan kişilere yönelik kişisel bilgilerin paylaşılması bir cadı avına yol açtı . Bunun en çarpıcı örneği, hakkında kayıp ilanı bulunan ve henüz bir lisans öğrencisi olan Sunil Tripathi’nin, ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yayınlanan fotoğraflardaki şüphelilere benziyor diye Reddit ve benzeri platformlarda olayın tek sorumlusu olarak gösterilmesi. Oysa Tripathi, olaydan yaklaşık bir ay önce yaşadığı depresyon nedeniyle intihar etmişti . Gerçek suçluların yakalanmasının ardından platformlar paylaşımları kaldırma kararı alsa da bu durum hedef gösterilen masumların ve ailelerinin zarar görmesini engellemeye yetmedi. Doxingde hedefe göre strateji belirlenmesi ve bu saldırının uygulanmasının kolay ama kaçmanın zor olması onu daha da tehlikeli kılıyor . Bu saldırılar, kurbanlarına fiziksel veya maddi zarar vermenin yanı sıra kalıcı psikolojik travmalar yaratma potansiyeli de taşıyor. Çoğu zaman güvenlik ihlali yoluyla elde edilen bu bilgiler, siyasileri, ünlü sanatçıları ve hatta interneti kullanan sıradan bir vatandaşı dahi etkileyebilir. Bu saldırı platformların hizmet şartlarına aykırı olduğundan, konuyla ilgili çeşitli mücadele planları mevcut. Ancak, Boston Maratonu örneğinde de olduğu gibi koordineli bir saldırıya maruz kalındığında binlerce paylaşıma zamanında müdahale etmek zor olabilir. Fakat bu yine de doxinge karşı politikalar geliştirmesi gereken platformların sorumluluğunu omuzlarından almıyor. Sanal dünyada giderek daha fazla bilgi paylaştığımız günümüzde doxingden korunmanın bilinen kesin bir yolu yok. Yine de doxinge uğrama ihtimalinizi azaltacak birkaç şey yapmak mümkün : Doxingin getirdiği riskler göz önüne alındığında, bireylerin ve toplulukların internette sorumlu adımlar atarak dijital vatandaşlık bilincini artırmaları, kişisel bilgilerini korumaya özen göstermeleri ve çevrimiçi tacize ve zorbalığa karşı farkındalık içinde olmaları önemli. Bu adımların atılması, çevrimiçi güvenliği artırmanın yanı sıra etik bir dijital ortamın oluşturulması açısından da değerli. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Dijital vatandaşlık nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dijital-vatandaslik-nedir,"Dünya nüfusunun yüzde 65,7’si internet kullanıcısı . TÜİK’e göre, Türkiye’de ise 16 ila 74 yaş grubundaki bireylerde internet kullanım oranı bu yıl itibariyla yüzde 87,1’e yükseldi . Yani dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu öyle ya da böyle dijital dünyanın bir konuğu. Peki, internete erişebilen herkes dijital vatandaş olarak kabul edilebilir mi? Vatandaşlık, beraberinde bazı hak ve sorumlulukları da getiren bir kavram. Benzer bir şekilde dijital vatandaşlık da, bu sorumluluğu ve beklentiyi dijital dünyaya taşımak anlamına geliyor. Daha açık bir şekilde tanımlamak gerekirse, dijital vatandaşlık çevrimiçi ortamlarda güvenli ve sorumlu bir şekilde gezinme ve bu alanlara aktif ve saygılı bir şekilde katılma becerisine sahip olmayı ifade ediyor . Dijital vatandaş olmak, saygılı ve sağlıklı iletişimi, mahremiyete saygı göstermeyi, açık fikirli olmayı, sorumluluk içinde üretmeyi ve paylaşmayı ve yapıcı geribildirim vermeyi gerektiriyor. Yani sorumlu ve etik çerçevede hareket eden dijital vatandaşlar oluşturmanın temeli, üyelerin birbirleriyle sağlıklı etkileşimler kurmasına ve birbirleri üzerinde olumlu etkiler bırakmasına dayanıyor. Siber zorbalık ve doxing gibi faaliyetlerde bulunmak, kasıtlı olarak yanlış bilgi yaymak ise dijital vatandaşlığın tam karşısında yer alıyor. Dijital vatandaşlık eğitiminde ön plana çıkan değerlerden biri çevrimiçi dünyada etik değerler çerçevesinde hareket etmek. Bunu sağlamak ise kişilerin bir eylemin olası sonuçları üzerine tartışabilecekleri, çevrimiçi alanda attıkları adımlar üzerine eleştirel düşünebilecekleri bir alan açmakla mümkün. Diğer yandan, dijital vatandaşlığı ve beraberinde gelen dijital refahı öğretmek, kişilere bir ""yapılmaması gerekenler"" listesi sunmak anlamına gelmiyor . Çünkü bu kavramlar, güvenilir, sağlıklı iletişimi destekleyen dijital ortamlar yaratmak için çoğu zaman bir “yapılması gerekenler” listesi sunuyor. Dolayısıyla, dijital vatandaş olmanın sorumlulukları ve beklentileri arasında empati kurmak, etik çerçeveler içinde hareket etmek, teknolojinin iyiye kullanımı için farkındalık kazanmak yer alıyor. Aşağıdaki maddeleri ne kadar uyguladığınızı sorgulamak dijital vatandaş olup olmadığınızı görmek açısından faydalı olabilir : Dijital vatandaşlık yanlış bilgi sorunuyla mücadele açısından da önemli bir kavram. Çünkü eleştirel bir gözle dijital dünyayı tarayan bireyler olmak, yanlış ve yanıltıcı bilgileri tespit etmek, bunları yaygınlaştırmamayı seçmek ve yanlış bilgi paylaşanları nazik biçimde uyarmak gibi bilinçli tutumları da içeriyor. İnternette anonim olma hakkına sahip olmak ifade özgürlüğü ve kendini daha iyi ifade edebilme gibi birçok avantaj sağlasa da, anonim çevrimiçi zorbaların kurbanlarının tepkilerini göremedikleri için daha az pişmanlık duymaları ve yakalanmayacaklarını düşünmeleri , siber zorbalık vakalarını da beraberinde getiriyor. Bu vakaları aza indirmek ve dijital vatandaşlığı sağlamlaştırmak için geliştirilen uygulamalar ise kimi zaman amacını aşan bir kontrol mekanizmasına dönüşüyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Çin hükümetinin henüz nüfusun küçük bir kısmına uyguladığı “ sosyal kredi ” projesi. Projenin genel amacı, her bir bireyin veya kuruluşun güvenilirliğine ilişkin eksiksiz bir değerlendirme sağlamak. Bu değerlendirme kapsamında finansal hareketleriniz, toplum içindeki davranışlarınız ve çevrimiçi dünyada attığınız adımlar gibi çeşitli hareketleriniz gözetleniyor. Herkesin bin puanla başladığı bu ideal vatandaş olma yarışında, 600 puanın altına düşenler eğitim, sağlık, iş dünyası gibi alanlarda geri planda kalabiliyor. Örneğin çok fazla video oyunu satın almak veya çok fazla oyun oynamak, sosyal kredinizin düşmesi için bir neden. Fakat bu tür uygulamalar, çevrimiçi dünyada sorumlu ve etik davranışları artırmak için iyi bir çözüm yöntemi değil. Çünkü bir otorite tarafından izlendiğini bilmek ve çevrimiçi alanda cezalandırılabileceğine dair korku duyarak hareket etmek sağlıklı bir öğrenimin parçası olamaz. Örneğin, bir kişiye çok fazla video oyunu oynarsa ne olabileceğine, oyundaki iletişimini nasıl daha sağlıklı hale getirebileceğine dair farkındalık kazandırmak ve sorumlu dijital kullanıma teşvik etmek daha faydalı bir çözüm olabilir. O kişiyi fazla oyun oynadığı için cezalandırmak ve belli alanlardan dışlamak ise bireyin yaptığı davranışın iyi veya kötü noktalarına odaklanmasını, eleştirel bir bakış açısıyla durumu değerlendirmesini teşvik etmez, aksine bu süreçlerden uzaklaştırabilir. Sonuç olarak, dijital vatandaşlık, sağlıklı bir çevrimiçi topluluk oluşturmak, bilgiye eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmak ve yanıltıcı bilgilerle etkili bir şekilde mücadele etmek adına kaçınılmaz bir gereklilik. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Araştırma: Komplo teorileri, tamamen uydurma olsalar bile etkili",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-komplo-teorileri-tamamen-uydurma-olsalar-bile-etkili,"Can Güney Kuseyri, 2007 yılında Ekşi Sözlük’te parodi amaçlı bir başlık açarken, konunun ilerleyen süreçte nasıl yol alacağından habersizdi. Kuseyri, yapılan gizli anlaşmalar sebebiyle çıkarılamadığı iddia edilen yeraltı kaynaklarıyla ilgili komplo teorilerinden esinlenerek, İstanbul Boğazı’nın altında trilyonlarca dolar değerinde “ contorium ” elementi olduğu iddia eden bir yazı yazdı ve bununla ilgili bir video paylaştı. İşin en vahim kısmı, contorium diye bir elementin hiç var olmamasıydı. Ancak tamamen uydurma bir iddia olan bu komplo teorisi sosyal medya ve ana akım medyada oldukça popülerleşti. Kuseyri’nin kendi iddialarını bizzat çürütmüş olması bile insanları bu komplo teorisinin yanlışlığına ikna edemedi . Öyle ki, araştırma şirketi KONDA’nın 2018 yılında yayınladığı çalışmada, şu ifadeye insanların ne kadar katıldığı soruluyordu : “İstanbul Boğazı’nda 17 trilyon dolar değerinde 'Kontoryum' elementi var ama dış güçler çıkarılmasına izin vermiyor.” Şaşırtıcı şekilde, halkın yüzde 34’ü bu ifadeye katılıyordu. Tamamen uydurma bir element hakkındaki komplo teorisini bile hatırı sayılır sayıda insan inandırıcı bulabiliyordu. Bu durum contorium’a özel, çok istisnai bir durum değil. Sosyal psikoloji çalışmalarında da araştırmacılar bazen kendilerinin kurguladıkları, uydurma komplo teorilerini kullanıyorlar. Örneğin, Viren Swami ve arkadaşları ünlü enerji içeceği Red Bull ile ilgili bazı komplo teorileri uydurmuşlardı . Bu uydurma teorilerden biri şu: “Başlangıçta Red Bull, Avusturya’da reşit olmayanlar için yasadışıydı ve bu da daha sonra yasallaştırılmasıyla ilgili soru işaretleri yaratıyor.” Buna benzer yapılan çalışmalarda, yaygın komplo teorilerine inanan insanların, bu kurgusal komplo teorilerine de daha fazla inandığı bulunmuş. Bu da çok sürpriz değil, zira içeriğinden bağımsız olarak tüm komplo inançları arasında pozitif bir korelasyon var; yani birine inanç arttıkça diğerlerine de artıyor. Son dönemde yapılan çalışmalar, bir komplo teorisine inanmanın bir başkasına inanmayı kolaylaştırdığını; bu şekilde birbirini besleyen komplo teorileri arasında bir ağ oluştuğunu gösteriyor. Bu sebeple, COVID-19 ile ilgili komplo teorilerine inananların iklim değişikliğinin varlığına da inanmaması veya Ay’a çıkıldığına inanmayan birinin uzaylılarla ilgili komplo teorilerine de inanması çok şaşırtıcı değil. Biz de yakın zamanda yürüttüğümüz bir çalışmada, bu kurgusal, uydurma komplo teorilerine odaklandık . Ancak sadece komplo teorilerini değil, gerçekliği şüpheli başka iki inanç türünü de çalışmamıza dahil ettik: Paranormal inançlar ve sahte bilim inançları. Gerçekte var olmayan, uydurma komplo teorileri, paranormal ve sahte bilim inançlarından bazıları şunlardı: Yaygın komplo teorilerine inanan insanlar, bu teorilerle ilgili araştırma yapmış olabilir veya çoğunluğa uyarak bu teorilere inanmış olabilir. Fakat kurgusal komplolarda durum farklı. Zira insanlar bu teorilerle daha önce karşılaşmadılar ve araştırmaya, genelin düşüncesini öğrenmeye zamanları yoktu. Bu da sadece daha önce farklı komplo teorilerine inanmanın bile, karşılaşacağımız bir sonraki komplo teorisini daha inandırıcı kılabileceği anlamına geliyor. Hepimizin zaman zaman duyduğu sıradan komplo teorilerine (örn. 11 Eylül Saldırıları’nın aslında bir düzmece olması veya ABD’nin uzaylılarla iletişim halinde olması gibi) inanan katılımcıların, araştırma ekibinin uydurduğu ve hayatlarında ilk defa duydukları komplo teorilerine de daha fazla inananlar oldular. Aynısı paranormal ve sahte bilim inançları için de geçerliydi. Sıradan paranormal (örn. bazı insanların geleceği görebilmesi) ve sahte bilim (örn. homeopati, astroloji) iddialarına daha fazla inanan kişiler, yine bizim uydurduğumuz kurgusal paranormal ve sahte bilim iddialarına daha fazla inanan kişiler oldular. Beklediğimiz şekilde, kurgusal komplo, paranormal ve sahte bilim inançlarının gerçekte yaygın olanlarla çok yakından ilişkili olduğu ortaya çıktı. Bu, bir komplo teorisine inanan kişinin diğer komplo teorilerine inanma olasılığının daha yüksek olduğu kabulünü destekliyor. Üstelik hem gerçekten var olan hem de araştırma için kurgulanan teorilere dair inançları var eden faktörler de oldukça benzer. Kurgusal olsun olmasın, komplo teorilerine inanç benzer düşünme tarzları ve dünya görüşlerinden besleniyor. Örneğin, eğitim seviyesi, bilimsel akıl yürütme becerisi ve derinlemesine düşünme becerisi düştükçe uydurma olsun olmasın tüm bu inançlara olan destek artıyordu. Sağcı dünya görüşüyle ilişkili değişkenler de yine bu inançlarla ilişkili çıkıyordu. Her ne kadar Can Güney Kuseyri komplo teorisi uydurma işini eğlenmek için yapmış olsa da, farkında olmadan önemli bir konuya parmak basmıştı. Komplo teorileri, paranormal inançlar ve sahte bilim inançlarına insanları iten özellikler, bu teoriler tamamen kurgusal ve uydurma olduklarında bile etkili olmaya devam ediyor, insanları gerçeklikten tamamen kopuk şeylere inanmaya itebiliyor. Tüm bu bulgular, bizi önemli bir sonuca ulaştırıyor: Küçük büyük, önemli önemsiz demeden gerçekliği şüpheli tüm inançları (komplo, paranormal, sahte bilim gibi) ciddiye almalı ve hiç duraksamadan mücadele etmeliyiz. Zararsız gibi görülen bir inanç, yarın öbür gün bir başka inanç için sıçrama tahtası olabilir." İnternetteki erişim engelleri yanlış bilgiye alan açıyor,https://teyit.org/teyitpedia/internetteki-erisim-engelleri-yanlis-bilgiye-alan-aciyor,"Free Web Turkey’nin 2022 İnternet Sansürü Raporu yayınlandı . Rapor, 1 Ocak-31 Aralık 2022 tarihleri arasında Türkiye’de erişim engeline maruz kalan alan adları, haberler, sosyal medya paylaşımları ve sosyal medya hesaplarına dair verilerin yanı sıra, ülkedeki ifade özgürlüğünün durumuna yönelik içgörü sunuyor. Mahkeme kararıyla erişime engellenen 40 bini aşkın URL yanlış bilgi sorunu bağlamında da çözülmesi gereken yeni bir problemi doğuruyor. İnternet, bilginin serbest akışını mümkün hale getiren, insanların bilgi ve hizmetlere anında erişmelerine, iletişim kurmalarına ve fikirlerini paylaşmalarına olanak tanıyan uçsuz bucaksız bir nehir. Fakat bu nehrin akışını zaman zaman durduran bir set var ki o da erişim engelleri. Erişimin engellenmesi, web sitelerine, alan adlarına, IP adreslerine, protokollere veya hizmetlere erişimin engellenmesi anlamına geliyor . İçerik kişilik haklarını veya özel hayatın gizliliğini ihlal ediyorsa, hem bireyler hem de kurumlar erişimin engellenmesi talebinde bulunabiliyorlar. Bir içeriğe erişimin engellenmesi özellikle bazı spesifik durumlar için oldukça gerekli. Örneğin, çocuk hakları çerçevesinde, çocukların zararlı materyallere maruz kalmasını önlemek ve onları yasadışı içerikten korumak için erişim engeli getirmek bu durumlardan biri. Ancak bu gibi gerekçelerin de kesin kanıtlar içermesi ve haksız sınırlandırma riski taşımaması elzem . Haberleşmenin hayati olduğu kriz anlarında sıklığı artan erişim engelleri, kamunun doğru ve güvenilir bilgiye zamanında ulaşma hakkını zedeliyor. Bunun bir örneği, 6 Şubat depremlerinden hemen sonra yaşanmış, Twitter’ın kısıtlanması yardım kuruluşlarıyla irtibata geçmek isteyen kullanıcıların arama kurtarma çalışmalarını aksatmıştı . Belirli bir bakış açısını veya ideolojiyi destekleyen içeriklere erişim oldukça basitken, alternatif görüşlere erişimin zorlaştırılması ve hatta engellenmesi tek taraflı bilgi akışına zemin hazırlıyor. Bu, çemberin dışında kalan “diğerlerinin” seslerini yükseltseler dahi çok az kişiye seslerini duyurma imkanına sahip olacakları anlamına geliyor. Diğer yandan, farklı görüşler ve bilgiler erişilebilir olmadığında, insanların sorgulamaya fırsat bulamadan halihazırda gördüklerini, duyduklarını ve okuduklarını kabul etme olasılıkları artıyor. Bir noktada bu engeller, bireylere “ne düşünmeleri” ve “ne görmeleri” gerektiğini de aşılıyor. Erişim engelleri, bir ülkenin uluslararası imajını ve diğer ülkelerle olan iletişimini de etkileyebiliyor. Türkiye'deki erişim engellerinin bu kadar fazla olması ve ardındaki sebeplerin şeffaf olmaması, ülkedeki ifade özgürlüğü karnesine ilişkin bir gösterge. Ayrıca tüm bunlar demokratik değerlere tehdit potansiyeli de taşıyor. ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’un yayınladığı internet özgürlüğü karnesinde Türkiye’nin “özgür değil” kategorisinde olması da bu savı destekler nitelikte. Türki y e: 30/100. Özgür değil. Erişim engelleri: 12/25, İçerik kısıtlaması: 10/35, Kullanıcı hakları ihlali: 8/40 Fre e Web Turkey'nin 2022 İnternet Sansürü Raporu'na göre, 2022 yılında Türkiye'de en az 40 bin 536 URL'ye erişim engeli ge tirildi . Bazı içerikler bu engellerden birden fazla kez nasibini aldı ve bir haber veya paylaşımın erişime engellendiğinin duyurulduğu haberler için de erişim engeli kararı verildi. Bu durum bir engellenme döngüsü yarattı ve neyin doğru neyin yanlış olduğu her döngüde biraz daha silikleşti. İçerikler arasında, en fazla engel Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi hakkındaki usulsüzlük iddialarına değinen haberlere getirildi . Sıkça engelle karşılaşan sitelerin ise ortak bir özelliği vardı: Muhalif çizgide yayın yapmaları. Haberlerin engellenmesinin sebebi olarak en fazla ""kişilik hakları ihlali"" gösterildi, bunu “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması"" takip etti. Kişilik hakları ihlali nedeniyle engellenen bin 770 haber, hükümet ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesini konu ediniyordu. Alan adı engellemelerinde ise, “yetişkin, bahis, dolandırıcılık, finansal siteler, terör"" temaları ön plana çıktı. Tüm bu bulgular, erişim engeli bulunan içeriklerin büyük bir kısmının politik amaçlara hizmet ettiğine işaret ediyor. Yani erişime kapalı bilgilerin bir çoğunun yanlış veya yanıltıcı olduğuna ilişkin veri yok; şayet öyle olsaydı da erişim engeli getirmek yanlış bilgi sorununun önüne geçmek için iyi bir çözüm olmazdı. Peki, bu tablo bilgiye erişim ve kamu yararını gözetme konusunda bize ne anlatıyor? Teyit’in ulaştığı, Free Web Turkey Proje Koordinatörü ve raporun yazarı Ali Safa Korkut, bu durumu şöyle yorumluyor: Erişim engelleri zaman zaman, doğrulanmış ve güvenilir bilgi kaynaklarına erişimi engelleyerek, yanlış ve yanıltıcı bilgilerin yayılmasına da zemin hazırlıyor. Sansürlenmemiş ancak güvenilir olmayan kaynaklar ise doğru bilgiye giden iletişim yollarının kapattığı boşluğu hızla dolduruyor. Diğer yandan, erişim engelleri, “yasadışı” veya “zararlı” olarak nitelendirilen içeriğin kaldırılması konusunda gerçek bir çözüm sağlamıyor. Çünkü içeriklerin ya arşivleri alınmış oluyor ya da farklı mecralarda yeniden paylaşılabiliyor. Yani içeriğe giden tek bir yola set konulmuş oluyor. Bu da bazı zamanlarda, bireysel kullanıcıların bilgi alma amaçlı daha az güvenilir sitelere yönelmelerine yol açıyor . Araştırmalar da bu durumu destekler nitelikte. Artan sansürün bilgiye erişimi azaltacağı ön kabulüyle yaklaşılsa da durum tam tersi. Daha önce sansürsüz olan bilgilere aniden sansür uygulandığında, bu bilgileri edinmeye alışkın olan bireysel kullanıcılar sansürden kaçınma yöntemlerini öğrenmeye teşvik ediliyorlar, bu sayede bilgilere erişim dolaylı yoldan devam ediyor . Fakat bu noktada göz ardı edilemeyecek bir eşitsizlikten bahsetmekte fayda var. Erişime engellenmiş bilgilere ulaşabilenler VPN (virtual private network, sanal özel ağ) gibi engellerin üzerinden atlamaya yardımcı araçları bilen kişiler olurken, dijital okuryazarlık seviyesi arka kapıdan dolanmaya yetmeyen kullanıcılar dışarıda kalıyor. Erişim engelleri, dijital araçlara hakimiyeti yüksek olmadığı için yanlış bilgiye karşı zaten savunmasız olan kullanıcıların önüne bir engel daha koymuş oluyor. İnternet ortamında yer alan olan içeriğin arama motorlarında listelenmemesini (İngilizce’de right to de-referencing ya da right to be forgotten olarak biliniyor) talep etmeyi içeren unutulma hakkı ise nispeten yeni bir kavram. Unutulma hakkı, bireylerin geçmişteki eylemlerinin veya bilgilerinin internet üzerindeki erişimden zamanla kaldırılmasını talep etme hakkını ifade ediyor. Bu, özellikle kişisel mahremiyet ve itibarın korunması açısından önemli. Anayasa Mahkemesi’nin tanımına göre ise unutulma hakkı, “Devletin bireye 'yeni bir sayfa açma' olanağı verme hususunda bir sorumluluğu"" olduğundan, “kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucu” olarak görülüyor . Bilişim ve teknoloji hukuku üzerine çalışan Mehmet Bedii Kaya’ya göre ise, unutulma hakkının, kayda değer kamusal bir yarar olmadığı sürece kullanılması, gelecek nesillerin bilgiye erişim hakkını ve ifade ve basın özgürlüğünü tehlikeye düşürebilir . Türkiye’deki unutulma hakkı tartışmalarının odak noktası ise menfaat dengesizliği. Güçlü siyasi figürlerin sıkça başvurduğu unutulma hakkı, hukukçulara göre hakkın kötüye kullanılmasına ideal bir örnek. Her durumda, hem bireysel hakların korunması hem de kamu yararının gözetilmesi arasında adil bir denge kurulması gerektiği belirtiliyor. Aksi halde, kamu yararına olan bilgilere erişimi engellemek, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini zayıflatma potansiyeline sahip. Ali Safa Korkut’a göre, kamu yararı barındıran ve haber değeri olan bir haber metni ve/veya sosyal medya paylaşımı erişime engellendiğinde sadece bir dijital içerik engellenmiş olmuyor. İlk olarak yurttaşların yasalarla koruma altına alınmış olan haber alma hakkı ihlal edilmiş oluyor. Bu aynı zamanda basın özgürlüğünün ve habere kaynaklık eden kişi veya kişilerin düşünce ve ifade özgürlüğünün de ihlal edilmesi demek. Yine aynı erişim engeli kararı, mağduriyet yaşatanın suçunu, mağdur olanın ise mağduriyetinin üstünü kapatmayı kolaylaştırıyor. Raporun yazarı, Free Web Turkey Proje Koordinatörü Ali Safa Korkut’un verdiği önerilerden hem bireysel kullanıcıları hem de yayıncıları en çok ilgilendireni erişim engellerini no rmalleştirmemek . Çünkü zaman geçtikçe bu engeller vatandaşların gözünde “normal” hale geliyor ve bu bir sonraki engel için zemin hazırlıyor. Yalnızca tekil haberlerin veya içeriklerin değil, geniş bilgi yığınlarının bir anda internetten kaybolması da bu engellerin normalleşmesiyle kolay hale gelebilir . Diğer bir öneri ise erişim engelini duyurmak. Bu hem erişimleri normalleştirmemenin hem de düşünce özgürlüğünü korumanın ön koşullarından biri. Türkiye’de sayısı her geçen gün katlanarak artan erişim engelleri halkın doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması ve düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde en büyük engellerden biri. Çözüm ise şeffaf, izlenebilir ve etik politikalarla, kamu yararı ve kişilik hakkı ihlallerine getirilen tedbirler arasındaki dengeyi sağlamak. Kapak görseli: iStock" Sosyal medya Dilan Yeşilgöz'ü nasıl Hollanda Başbakanı ilan etti?,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medya-dilan-yesilgozu-nasil-hollanda-basbakani-ilan-etti,"Hollanda’da seçmenler, siyaseti bıraktığını açıklayan Başbakan Mark Rutte’nin yerine gelecek ismi belirlemek için 22 Kasım 2023’te sandık başına gitti . Hollanda’da henüz seçim sonuçları kesinleşmemişken, seçimin öne çıkan isimlerinden Dilan Yeşilgöz’ün Hollanda'nın ilk kadın başbakanı seçildiği iddiası Türkiye'de sosyal medyada yayıldı. Gelin, birlikte önce yanlış bilginin nasıl ortaya çıktığına, sonra da kontrolsüzce yayılmasının sebeplerine bakalım. Hollanda’da oy verme işlemi 07.30 ila 21.00 saatlerinde devam edecekti. Bu, Türkiye saatiyle 09.30 ila 23.00 saatlerini kapsıyor. Seçim sonuçlarının gece yarısına doğru büyük ölçüde kesinleşmesi bekleniyordu. Fakat Dilan Yeşilgöz’ün Hollanda'nın ilk kadın başbakanı seçildiği iddiasının henüz oy verme işlemi bitmeden yayıldığını görüyoruz. Örneğin Uğur Adsız Türkiye saatiyle 16.32’de, Bülent Gürsoy 19.20’de, Feyzi İşbaşaran 19.26’te, Solcu Gazete 19.33’te paylaşmış . Sosyal medyada yayılan ilk iddialardan biri, paylaşım saati 16.32 Not: Silinen paylaşımlara Google Önbellekler üzerinden ulaşıldı. Google önbellekler, GMT saat dilimini kullandığı için paylaşım saatleri, Türkiye saatinden üç saat öncesini gösteriyor. İddiayı sosyal medya hesabından paylaşanlardan İbrahim Haskoloğlu, haberlerini çalıp kullanan diğer basın organlarının teyit etmeden paylaştıklarını kanıtlamak için iddiayı kendisinin uydurduğunu öne sürdü. İbrahim Haskoloğlu bu konuyla ilgili tüm paylaşımlarını silse de Google önbellekler üzerinden paylaşımlara ulaşılabiliyor. Ardından Haskoloğlu, haberlerini çalanları ifşa ettiği paylaşımı CİMER’e şikayet edenler nedeniyle sildiğini belirtti . Haskoloğlu 19.35'te “Dilan Yeşilgöz başbakan oldu” paylaşımını yapmıştı . İddiayı kendisinin uydurduğunu öne sürse de başka hesapların Haskoloğlu’ndan daha önce paylaştığına dair izlere rastlanıyor. En erken paylaşımlardan biri ise Twitter’da öğleden önce atılmış. Anavatan Partisi eski Genel Başkanı ve Ekonomist Nesrin Nas, 11.27’de Dilan Yeşilgöz’ün başbakan olduğunu iddia etti . Hemen ardından, bir saat sonra düzeltme geçerek “başbakan oldu” değil “başbakan olabilir” demek istediğini açıkladı . İddiayı ilk kimin ortaya attığını tespit etmek güç. Ancak burada önemli olan her birinin ortak noktası, paylaşımların henüz oy verme işlemi bitmeden yapılmış olması. Dilan Yeşilgöz’ün Hollanda’nın ilk kadın başbakanı seçilmediği açık. Hızlı bir anahtar kelime aramasıyla Hollanda’daki seçim sonuçlarına ulaşmak mümkün. Henüz resmiyet kazanmayan sonuçlara göre genel seçimlerde İslam karşıtı fikirleriyle tanınan Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), yüzde 23,5 oy alarak 37 milletvekili çıkardı. Genel seçim sürecinde yabancı basının gözü kulağı Hollanda’dayken iddianın yanlış olduğunu görmek için deneyimli bir gazeteci, siyaset bilimci ya da usta bir teyitçi olmanıza gerek yok. Zaten yanlış bilgilerin çoğu barındırdığı yanlışlığı tespit etmek imkansız olduğu için değil; şimdi değineceğimiz birkaç başka sebep nedeniyle viralleşiyor. Gazetecilerin doğru haberi mümkün olan en kısa sürede yapmaları gerekiyor. Ama bunlarla beraber, haberin doğruluğundan emin olma yükümlülükleri de var. Bugün gazeteciler daha da hızlı olmak zorunda çünkü hızlı olmak tıklanma; tıklanma reklam ve reklam da para getiriyor. Çoğu zaman zorlayıcı çalışma koşullarıyla yüzleşmek zorunda kalan gazeteciler, zaman zaman haberin doğruluğunu teyit etme adımını önem sıralamasında gerilere atabiliyor. Esasında, Dilan Yeşilgöz vakasında yaşadığımız da tam olarak teyit edilmemiş bir iddianın yaygınlaşması. İddiayı yaygınlaştıranlar arasında çok takipçili gazeteci ve medya kuruluşlarının yer alması, teyitçilik mekanizmalarının es geçilmediği daha özenli bir gazetecilik ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Teyitli bilgi paylaşma sorumluluğu gazetecide olsa da bu bireyselleştirilemeyecek kadar büyük bir mesele. Haber merkezleri mevcut gelir modellerine göre, tıklanma ve reklam sistemine dayalı bir düzende çalışmaya devam ettikçe “hız” kaygısı güdülecek gibi görünüyor. Esas çözüm, aslında gazeteciliğin temel taşlarından biri olan teyitçiliğin gerçekten de gazeteciler arasında benimsenmesinden ve benimsemeleri için de alan açılmasından geçiyor. X’te (Twitter) gerçek gazeteciler ve medya kuruluşları dışında anlık haber paylaşan ve “habercilik” faaliyeti yürüttüğünü iddia eden yüzlerce anonim hesap var. Bu hesaplar, bilgi kırıntılarını bir gönderiye sıkıştırıp sansasyonel bir şekilde kullanıcılara sunarak etkileşim elde ediyorlar. Bu hesaplarda dikkat çeken ortak özellik, “kopyala yapıştır” bir içerik faaliyeti yürütmeleri. Ortaya atılan bir iddia, benzer yapıdaki anonim hesaplar arasında hızla yayılıyor. Hızla tüketilen bu gönderilerin ne kadarının güvenilir, teyitli ve doğru bilgi içerdiği belirsiz. Çünkü genelde paylaşımlar hiçbir kaynağa dayandırılmıyor. Ümit Alan, bu sosyal medya hesaplarına neden tam anlamıyla güvenemeyeceğimizi şöyle anlatıyor : “Tüm bunları tartmamız için ortada bir künye, bu künyeyle birlikte gelen bir geçmiş ve salt habercilik için kurulmuş bir marka şart. Bu; okuyucuya, izleyiciye hesap verme yükümlülüğü olan bir kurumsal kimlik demek. 'Kimliğe ne gerek var? Bir yandan haber yaparım, bir yandan da kuruyemiş satarım' diye düşündüğünüz zaman, itibar kaybının yaratacağı sarsıntının önemi kalmaz.” Hiçbir kaynağı olmayan kopyala yapıştır faaliyeti, ilk defa Dilan Yeşilgöz vakasında karşımıza çıkmadı. Bu örnek ne ilk, ne de son olacak. Çözüm hızlı tüketilen, kaynağı olmayan, sansasyonel içerikler yerine doğrulanmış, iyi çerçevelenmiş ve bir editör elinden geçmiş haberleri tüketmekten geçiyor olabilir. X’te her gün, belki yüzlerce yanlış bilgi yayılıyor. Kimisinin diğerlerine göre daha fazla öne çıkmasının diğer sebebi de kullanıcıların dikkatini daha kolay çekmesi. Başka bir ülkede, Türkiye ile bağı olan bir kişiye dair önemli bir gelişme olduğunu görmek kullanıcıların gurur, merak, öfke ya da coşku gibi farklı hislerini tetikleyebilir. Dilan Yeşilgöz’ün, Türkiye’den göçmüş, Kürt ve Alevi kökenli bir aileden gelmesi nedeniyle Türkiye’de birçok insanın ilgisini çektiği aşikar. Kimisi çok kimlikli bir kadın başbakanın Hollanda’da seçilme ihtimaline heyecanlanmış, kimisi ise kimlikleri nedeniyle bu ihtimale şüpheyle yaklaşmıştı. Bu gibi duygular, meselenin daha kolay biçimde viral hale gelmesine katkı sunuyor . Yani eleştirmek için de olsa, destek de sunacak olsak “bizden biri” merakı işin içine girince yavaşlamakta ve eleştirel düşünmekte zorlanabiliyoruz. İddiayı ilk kez paylaşıp daha sonra özür dileyen Nesrin Nas’tan bahsetmiştik. Nas’ın hata yaptığını açıkça kabul edip özür dilemesi yanında Haskoloğlu, düzeltme geçmek yerine iddiayı bilerek yayıp bir tür sosyal deney yaptığını öne sürdü. Haskoloğlu, özellikle yaptığını vurguladığı paylaşımı için ""Özür dilerim sizden ancak herkes bu sistemi gördüğü için mutluyum"" dedi. İbrahim Haskoloğlu’nun aksine Nesrin Nas’ın paylaşımı, yanlış bilgiyi silmek ve sorumluluk almamak yerine özür dilemenin ve düzeltmenin gerekliliğini hatırlatıyor. Gazetecilik etik ilkeleri bunu “Gazeteci, yayımlanmasından sonra hatalı olduğu ortaya çıkan bilgileri hızlı, açık, eksiksiz ve şeffaf bir biçimde düzeltmelidir.” maddesiyle vurguluyor. Yine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin sayfasından erişilebilen gazeteci hak ve sorumluluk bildirgesinde "" gazeteci, yayınlarıyla ilgili her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle ve gerektiğinde özür dilemekle yükümlüdür"" cümlesiyle bu konuya değiniliyor . Yanısıra, yanlış bilgiyi düzeltmek iddianın yayılımını önlemek açısından da önemli. Bu noktada özür dilemek bir jest değil, gereklilik." Copypasta nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-copypasta-nedir,"İnternette dolaşırken bir içeriğin farklı mecralarda aynı biçimde, tek bir harf bile değişmeden paylaşıldığını görmüşsünüzdür. Bu, ilham verici olduğu düşüncesiyle paylaşılan bir alıntı, kişi listenizdeki herkesle paylaşmanız gerektiğini söyleyen bir bildiri, herkesi kızdıran bir konuya dair yazılmış uzunca bir metin veya içerisinde mizah tohumları barındıran bir paylaşım olabilir. Tekrar tekrar karşımıza çıkan tüm bu içeriklerin ortak bir adı var: copypasta. Birden fazla dijital platformda tekrar tekrar kopyalanıp yapıştırılarak paylaşılan metinler ""copypasta"" olarak adlandırılıyor . Kavramın çıkış noktası ise bilgisayarda bir metin parçasını seçip başka bir yere kopyalamayı ifade eden ""kopyala ve yapıştır” (İngilizce’de copy and paste) komutu. Kavramın ilk ortaya çıkışının 2006 yılında 4chan isimli forum sitesinde paylaşılan ve anlamsız sözcüklerden oluşan bir soruya dayandığı düşünülüyor . İlk örneklerde copypastanın, genellikle olumsuz tepki veren yeni kullanıcılarla alay etmek veya onları kışkırtmak için kullanıldığını görmek mümkün. Bu olumsuz tepki, çaylak statüsünün bir kanıtı olarak görülüyor ve daha eski kullanıcılar için eğlence yaratıyordu. Kopyalama ve yapıştırmanın basitliği ve hızı, zamanla copypasta'yı çevrimiçi topluluklar arasında bilgi yaymanın ve yeni bir internet fenomeni yaratmanın etkili bir yolu haline getirdi. Her copypasta içeriğin kaynağı ve hızla yayıldığı mecra farklı. Viral bir tweet veya gönderi, uygunsuz ya da tuhaf bir forum yanıtı, eğlenceli bir blog metni copypastanın kaynağı olabilir. Nihayetinde, bu metin yeterince görünür olduğunda ve sosyal medya, forumlar veya çevrimiçi sohbetler gibi farklı mecralarda tekrar tekrar kopyalanıp yapıştırılmaya başlandığında copypasta olarak adlandırdığımız internet fenomenine dönüşür. Teknoloji yazarı Margaret Rouse’a göre copypastaların gerçek hayattaki karşılığını bulmak mümkün : Her sosyal medya platformunun kendine özgü kültürü, normları ve kullanıcı beklentileri mevcut. Bu da her platformun copypasta içerikler özelinde farklı bir reaksiyon aldığı anlamına geliyor. Örneğin, Reddit’te belirli temalardaki ve kullanıcıların topluluk kimliğiyle uyumlu copypastalar hoş karşılanabilirken , X, copypasta veya yinelenen içeriklerin görünürlüğünü sınırlandırmanın yanı sıra, söz konusu paylaşımları yapan hesapları askıya alabiliyor . Copypasta içerikler, internet aldatmacalarının ve şehir efsanelerinin yayılmasında da etkili. Mesela, tüyler ürpertici bir karakterin çocukları tehlikeli faaliyetlerde bulunmaya teşvik ettiğini iddia eden meşhur ""Momo"" oyunu aldatmacasını ele alalım. Bu konudaki copypasta içerikler, aslında var olmayan bir tehdit hakkında panik ve yanlış bilginin yayılmasında önemli araç olarak kullanılmıştı. Creepypasta (creepy İngilizce’de ürkütücü anlamına geliyor), internet ortamında oluşturulan genellikle paranormal korku hikayelerine dayanan mitlere verilen bir diğer isim . Bu tarz paranormal korku hikayelerine dayanan ve internet ortamında oluşturulan içerikler ise “creepypasta” olarak adlandırılıyor. Copypasta, başlangıçta eğlenceli ve mizahi bir internet fenomeniyken, bilginin saniyeler içinde viral hale gelebildiği sosyal medya çağında zamanla yanlış bilginin yayılması için güçlü bir araca dönüştü. Copypasta’nın, çoğunlukla söylentileri ve sansasyonel hikayeleri sürdürmek için sıklıkla kullanılması toplumda yaygın bir paniğe ve yanlış bilgilendirmeye yol açabiliyor. Bu yanlış bilgi içeren copy-pastaların en fazla artış gösterdiği zamanlardan biri Covid-19 pandemisiydi. Virüs ve aşılar hakkında ortaya atılan yanıltıcı iddialar, doğrulanmamış tedavi yöntemleri ve komplo teorileri, kopyala-yapıştır yoluyla hızla yayılarak halkın kafa karışıklığına yenilerini ekledi. Aralık 2020'nin sonlarında, Covid 19’a karşı evde nasıl mücadele edileceğine dair yayılan bir copypasta bunun çarpıcı örneklerinden biri . Yazıyı yazan kullanıcı kaynak olarak Covid-19’a yakalanan bir arkadaşını ve evde tedaviyle ilgili bilgi aldığını söylediği bir hemşireyi göstermişti. “Covid-19’la evde nasıl mücadele edersiniz?” başlıklı copypasta içerik Oysa yazıda önerilen tavsiyelerin birçoğu güvenilir sağlık kuruluşlarından veya kaynaklardan beslenmiyor, aksine acil durumlarda tıbbi yardım alma kararından insanları uzaklaştıracak tavsiyeler veriyordu. Örneğin yazı, Covid-19'dan iyileşen kişilerin süt ürünleri içmemesi veya domuz eti yememesi gerektiğini iddia etse de, bu bilgi hiçbir güvenilir kaynak tarafından desteklenmiyordu. Copypastaların hızlı bir şekilde viralleşmesi, ikna edici veya duygulara hitap eden bir dille yazılması ve bazen ciddi meseleleri odağına alması, dijital okuryazarlığı düşük olan sosyal medya kullanıcılarının bu içerikleri fark etmesini zorlaştırabiliyor. İçeriklerin genellikle belirli bir dil veya topluluk içinde anlam taşıyan şakalardan oluşması da içeriğin yanlış anlaşılmasına veya içerikteki gerçeklikten uzak ifadelerin doğruymuş gibi algılanmasına neden olabiliyor. Bu noktada, içeriklerin copypasta olup olmadığını anlamak için dikkat edilebilecek bazı detaylar var. İçeriğin uzunluğu, bağlamdaki kopukluklar, alaycı bir dil, güvenilir olmayan tavsiyeler, saçma alıntılar ve internette kısa bir aramayla karşılaşacağınız aynı cümleler içeriğin copypasta olabileceği hakkında fikir verebilir. Bir diğer ipucu ise metindeki bozuk cümle yapıları ve bağlama uymayan sözcükler. Copypasta içeriklerin bir kısmı, yabancı dillerden çevrildiği için metinlerde bu tür bozukluklar görmeniz olası. Örneğin aşağıdaki görselde, İngilizce'de onay ve süreç anlamına gelen ""check"" ve ""process"" sözcüklerinin anlamlı bir şekilde çevrilmemesi ipucu olarak düşünülebilir. Eğer bir içeriğin copypasta olduğundan şüpheleniyorsanız, metni Google Translate gibi çeviri araçları kullanarak diğer dillere çevirmekte ve yaygın olup olmadığını anlamak için bu çeviriyi kullanarak internet araması yapmakta fayda var. Teyit’in analizini yazdığı, Whatsapp’ta üç mavi tikin mesajların hükümetlerce okunduğu anlamına geldiği iddiasına dair sosyal medya paylaşımı Son olarak, Teyit'in bir uyarısı var, sosyal medyada uyarı tonu ağır basan uzun metinler gördüğünüzde şüphe kası nızı çalıştırmayı ve bu içeriği tüm dostlarınızla paylaşmayı ve kopyalayıp beş arkadaşınıza göndermeyi unutmayın! Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Karşıt görüşlere sahip kişilerle iletişim kurmak teyitçilik dürtüsünü harekete geçiriyor,https://teyit.org/teyitpedia/karsit-goruslere-sahip-kisilerle-iletisim-kurmak-teyitcilik-durtusunu-harekete-geciriyor,"George Washington Üniversitesi'nden Eli Gottlieb, Michael Baker ve Françoise Détienne 'in yaptığı bir araştırmaya göre, insanlar farklı kültürel geçmişe sahip biriyle bir arada olduğunda, sosyal medyadaki paylaşımları daha dikkatli bir şekilde teyit ediyor ve asıl düşüncelerini gözden geçirmeye daha yatkın oluyor. Araştırmada, Britanya’nın Fransa’dan daha fazla peynir çeşidi ürettiğine ve Fransızların sadece yüzde 43’ünün her gün duş aldığına dair tartışmalı iddialar içeren Twitter paylaşımları kullanılmış. Sonuçlar, bir Fransızın, Britanya’nın Fransa’dan daha fazla peynir çeşidi ürettiğini iddia eden bir paylaşıma inanma olasılığının bir Britanyalıya göre daha düşük olduğuna işaret ediyor. Benzer şekilde bir Britanyalının, Fransızların sadece yüzde 43’ünün her gün duş aldığını iddia eden bir paylaşıma inanma olasılığı da bir Fransıza göre daha yüksek. İşin daha da ilginç yanı, biri Britanyalı, diğeri Fransız olmak üzere iki kişilik gruplar bu tür tweetleri birlikte teyitlerken, süreç içerisindeki deneyimleri ve başlangıçtaki inançlarını ne ölçüde revize ettikleri, kültürel arka planlarının benzerliği ya da farklılığına bağlı olarak değişiyor. Gottlieb ve arkadaşlarının gözlemlerine göre, Fransız-Fransız ve Britanyalı-Britanyalı eşleştirmelerinde çiftler, başlangıçtaki inançlarına sadık kalarak kanıtları doğrulamaya odaklanırken; Britanyalı-Fransız eşleştirmelerinde ise çiftler daha derin araştırmalara girişerek kanıtlar doğrultusunda inançlarını revize ediyorlar. Sosyal medyadaki yanlış bilgiler, çağımızın en büyük sorunlarından biri . İnsanları siyasi kutuplaşmaya iten, oy verme , aşı olma ve geri dönüşüm faaliyetlerine dair davranışlarını etkileyen bu yanlış bilgiler düzeltildikten çok sonra bile bunlara olan inanç devam ediyor . Son haftalarda, İsrail-Hamas Savaşı ile ilgili eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaşan yanlış bilgiler, ABD’deki üniversite kampüsleri de dahil olmak üzere dünya çapında etnik, dini ve siyasi gerilimleri körüklüyor . Yanlış bilgi sorununu ele almak isteyen araştırmacıların yapmak istediği şey, insanların çevrimiçi bilgileri nasıl işlediklerini daha iyi anlamak. Araştırmadan elde edilen bulgular, bu ihtiyaca katkıda bulunmanın yanı sıra, tartışmalı sosyal medya paylaşımlarının doğruluğunu teyit etmek için karşıt görüşlerden insanları bir araya getirmenin, medya okuryazarlıklarını ve saygı çerçevesinde iletişim kurma becerilerini geliştirebileceğini öne sürüyor. Sosyal medya paylaşımlarının doğruluğunu ortaklaşa teyit etmek için bir çatışmanın taraflarını bir araya getirmek pek de kolay bir iş değil. Böyle zamanlarda, birbirlerine slogan atmak ve daha beterine kalkışmak yerine doğrudan birbirleriyle konuşmaları için onları aynı odaya sokmak bile zor olabiliyor. Bununla birlikte, Gottlieb ve meslektaşları, kamu tarafından finanse edilen eğitim kurumlarının, bilinçli tartışmayı teşvik etmekle ve gelecek nesilleri hazırlamakla mükellef olmalarından dolayı, bu yaklaşımı denemek için en umut verici yerlerden biri olduğuna inanıyor. Yanlış bilgiye dair araştırmaların çoğu, yanlış bilgilere kimin inandığına ve bu bilgilerin nasıl yayıldığına odaklanıyor . İnsanların internette okuduklarını değerlendirdiği asıl süreçleri inceleyen çalışma sayısı ise çok az . Gottlieb ve çalışma arkadaşlarının, insanların internette karşılaştıkları bilgilerle ilgili düşüncelerini incelemeye yönelik yaklaşımı, bu tür düşüncelerin doğal ve gözlemlenebilir olduğu deneysel durumlar yaratmayı sağlıyor. Bu çalışmada, sosyal medya gönderilerini başkalarıyla paylaşmanın ve tartışmanın günlük bir faaliyet olduğu gerçeğinden yola çıkarak yeni bir araştırma düzeni tasarlamışlar. Araştırmacıların bir sonraki hedefi ise, çiftlerin farklı kültürlerden gelmelerinin ılımlılaştırıcı etkisinin hala geçerli olup olmadığını görmek için peynir veya kişisel hijyenden daha tartışmalı konulara odaklanmak. Örneğin, İsrail ve Filistin asıllı  çiftlere 27 Ekim 2023’te El Ehli hastanesinde meydana gelen patlamayla ilgili sosyal medya gönderileri sunmak gelecek araştırmalarda kullanılabilecek örneklerden biri. Olay öyle tartışmalı hale geldi ki, New York Times hâlâ patlamaya ilişkin ilk haberini açıklamakta zorlanıyor . İkili grupların bu tür paylaşımları nasıl teyit ettiğini gözlemlemenin, bir tweet’in tartışmalı olmasının bireylerin onu etkili bir şekilde teyit etme becerisini nasıl etkilediğine ışık tutacağı düşünülüyor. Özellikle bireylerin kimlikleriyle ilgili riskler daha yüksek olduğunda, farklı kimlikleri olan çiftlerin yine de diğerlerinden daha iyi performans gösterip göstermeyeceğine ya da içeriğin tartışmalı olmasının etkili işbirliğine engel olup olmayacağına dair soru işaretleri, aydınlatılmayı bekliyor." Tıklama direnci nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-tiklama-direnci-nedir,"Arama motorları binlercesinin arasından, tam da ihtiyaç duyduğumuz bilginin en güncel halini barındıran sayfayı bizim için, çoğu zaman bir saniyeden daha kısa sürede bulduğunu iddia ediyor. Ancak bilginin yeni olması veya algoritmik olarak bizimle en alakalı olacak şekilde sıralanmış olması, onun mutlaka en güvenilir bilgi olduğu anlamına gelmeyebilir. Teyit Sözlük’ün bu bölümünde “click restraint”, yani ""tıklama direnci""nden bahsedeceğiz. Bu yöntem, arama sonuçlarında çıkan ilk bağlantının her zaman en güvenilir kaynak olamayacağı düşüncesiyle hareket etmek ve zamanla bunu bir dirence dönüştürmek anlamına geliyor. Hangi kaynakları inceleyeceğinize karar vermeden önce başlık, site ismi ve özet bilgi gibi kısımlara bakarak arama sonucu sayfasını sorgulayan bir gözle taramak tıklama direncinizi artırabilir. Burada unutmamamız gereken nokta, tıklama direncinin “daha fazla kaynak bulmak için değil, daha fazla güvenilir kaynağa ulaşmak için” gelişmesi gerektiği . Bunun için ise sabırlı olmak ve güvenilir kaynaklara erişmek için birden fazla arama sonucu sayfasını taramak önemli. Tıklama direnci yalnızca internette arama yaparken değil, sosyal medya akışınızda gezinirken de pratik edebileceğiniz bir yöntem. Platformların sürekli yeni veya algoritma tarafından öne çıkarılan içerikleri karşımıza çıkarması, en üstte görünen içeriklerin mutlaka en iyi veya en doğru olduğu anlamına gelmediği gerçeğini değiştirmiyor. Her şeyin hızla aktığı ve adeta bir bilgi seline maruz kaldığımız anlarda yavaşlamak, sabırlı olmak için çabalamak şüphe kası nızı harekete geçirecek sorular sormak faydalı olabilir. Poynter yazarlarından Laura Duclos, tıklama direncinizi geliştirmeye yönelik şu adımları öneriyor : Bu tavsiyelere ek olarak, arama sonuçları arasında ilk sayfanın ilerisine gitmek de farklı kaynakların ne dediğini görmek ve daha fazla güvenilir kaynak bulmak için iyi bir fırsat olabilir. Güneş kremini her gün kullanmanız gerektiğine dair bir paylaşımla karşılaştınız diyelim. Konuyla ilgili daha detaylı bir araştırma yapmak için arama çubuğuna “her gün güneş kremi sürmeli miyiz?” yazdığınızda karşılaştığınız ilk sonuçlar ünlü kozmetik markalarının ücretli sponsorlu içerikleri olacaktır. Konuya daha bilimsel ve sağlık bilgisi gözeterek bakan içerikler ise daha altlarda yer alıyor. Tıklama direnci kazanmanın önemi ise bu noktada devreye giriyor: ücretli ve sponsorlu içerikler yanlı veya çarpıtılmış bilgiler içerebileceği gibi, reklam barındıran ve bu sayede üst sıraya yükselmiş sonuçlar orijinal sitenin bir taklidi de olabilir. Malvertising veya zararlı reklam olarak da adlandırılan bu yöntem, genellikle alışveriş, banka veya önemli şifrelerin paylaşıldığı resmi kurumların orijinal sitelerinin ilk bakışta fark etmesi zor kopyalarını içeren ve reklam sayesinde üst sıralarda yer alan siteleri barındırıyor . Google, 2021 yılında 38,1 milyon reklamı ""yanlış beyan"" nedeniyle, 58,9 milyon reklamı ise finansal hizmetler politikalarını ihlal ettiği gerekçesiyle engellediğini veya kaldırdığını açıklamıştı . Bu rakamlar düşünüldüğünde, reklamların zararlı amaçlarla kullanıldığı bu yönteme karşı refleks oluşturabilmek için tıklama direnci geliştirmenin, içeriğin reklam olup olmadığını kontrol etmenin ve sitenin url’sini daima orijinal olanıyla karşılaştırmanın önemi daha da artıyor. Elbette kontrol tamamen bizde değil. İnternette veya sosyal medya platformlarında arama yaparken, hangi sonuçların öne çıkacağını belirleyen algoritmaların, yanlı hareket ettiği ve yanıltıcı sonuçlara neden olabildiği biliniyor. Bu arama yaptığınızda çıkan sonuçlar kaynakların ve içeriklerin kalitesine, güvenilirliğine ve doğru bilgi içermesine göre sıralanmadığı, çıkan sonuçların listelenmesinde daha karışık faktörlerin rol oynadığı anlamına geliyor . En popüler arama motorlarından biri Google, arama sonuçlarına müdahale yaptığı gerekçesiyle zaman zaman suçlamalara maruz kalıyor . Wall Street Journal'ın 2019’da yaptığı bir araştırma, Google'ın arama algoritmalarını, büyük işletmelere küçük işletmelere göre öncelik vermek, göçmenlik ve kürtaj gibi hassas konuları içeren otomatik tamamlama sonuçlarını kaldırmak ve hatta bazı web sitelerini doğrudan kara listeye almak gibi bazı endişe verici şekillerde manipüle ettiğini ortaya koymuştu . Oysa bu araştırmadan bir sene önce, Google CEO’su Prichai Sundar, konuyla ilgili sorulan sorulara herhangi bir arama sonucuna manuel olarak müdahale etmediklerini, sonuçların ""Alaka düzeyi, yenilik, popülerlik, diğer insanların onu nasıl kullandığı gibi şeylere” göre sıralandığını yanıtı vermişti . Eski bir Google mühendisi olan Mike Wacker ise yayınladığı bir yazıda Google'ın kara listeye alınmış konularla ilgili özel bir dosyası olduğunu ve bu konularla ilgili arama yapıldığında alternatif bir algoritmanın alternatif arama sonuçlarını tetiklediğini iddia etmişti . Bu kara listeye alınan konulardan biri olarak kürtajı örnek gösteren Wacker, Slate yazarlarından April Glaser’ın kürtaj ile ilgili Youtube’da yapmış olduğu arama sonucunda karşısına çıkan içeriklerle ilgili deneyimine yer vermişti. Glaser bu yazısında, sonuçların büyük bir kısmının kürtajın ne denli korkunç bir şey olduğuna odaklandığını ve en üstte yer alan sonuçların hiçbirinin tarafsız ve güncel tıbbi bilgi içermediğini vurgulamıştı . Arama motorlarının şeffaf olmayan algoritmaları aracılığıyla içerikleri, yanıltıcı biçimde üst sıraya koyabileceğini ya da kötü niyetli içerik üreticilerinin kendi içeriklerini öne çıkarmak için bazı optimizasyon yöntemlerine başvurabileceğini bilmek elzem. İnternette arama yaparken öne çıkan ilk sonucun her zaman en güvenilir kaynak olmadığını hatırlamak, en üstte yer alan bağlantılara tıklama direncimizi geliştirmenin ilk adımı olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Civic Online Reasoning" Komplo teorisyeni grup İspanya’daki medya okuryazarlığı projesini baltalamaya çalıştı,https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorisyeni-grup-ispanyadaki-medya-okuryazarligi-projesini-baltalamaya-calisti,"28 Mayıs 2023’te İspanya’daki yerel seçimler öncesinde, kırsal nüfusun medya okuryazarlığını arttırmayı amaçlayan bir proje, komplo teorisyeni grubun baltalama çabalarıyla karşı karşıya kaldı. “BuloBús: Dezenformasyon a karşı tur” isimli proje, birçok farklı alanda yanlış bilgiyle mücadele eden İspanya merkezli teyit kuruluşu Maldita.es’e aitti. Projede, altı gazeteci ve uzman eğitmenlerden oluşan bir grup 11 Nisan - 19 Mayıs tarihleri arasında İspanya'nın 20 köyünü dolaşarak halkın cep telefonlarına gelen yanlış bilgileri ve oltama faaliyetlerini tespit etmelerine yardımcı oldu. Proje kapsamında, yaşlılar için eğitim materyalleri içeren bir bilgi noktası konumlandırılmış, gençler için ise dezenformasyon üzerine bir kurs ve küçük bir tiyatro gösterisi gibi çeşitli etkinlikler planlanmıştı. Amaç, kırsalda yaşayan ve interneti aktif kullanmayan nüfusa yerel seçimler öncesinde medya okuryazarlığı kazandırmaktı . Projenin duyurulduğu ilk günlerden itibaren, komplo teorileriyle ilişkili X ve çeşitli Telegram kanallarında bazı hesaplar, projenin rotasındaki birkaç yerde Maldita.es’in faaliyetlerini sabote etmek ve kuruluşa karşı bir yıldırma ve karalama kampanyasını teşvik etmek için organize oldular. Bu komplo teorisyenleri, BuloBús'un güzergahında bulunan ilk 10 şehrin en az dokuzunda, gazetecileri ve kuruluşu “sansürcü” ve “soykırımın suç ortağı” gibi yaftalayan pankartlarla BuloBús standının önünde gösteri yaptı. Bu saldırıların çıkış noktası, projenin ilk günü olan 11 Nisan'da pandemi döneminde yaydığı komplo teorileri nedeniyle dikkat çeken @AdaaLoveLacee hesabı tarafından atılan bir tweetti. Komplo teorisyeni, Maldita.es’in BuloBús faaliyetlerini ve çıkacağı turu anlatan bir tweet'inden alıntı yaparak “Bunları ne yapacağız?” diye sormuştu . Yaydığı komplo teorileriyle tanınan hesabın, Maldita.es’in medya okuryazarlığı projesi hakkındaki duyurularını alıntılayarak paylaştığı tweet Maldita.es bu saldırılardan kaçınmak için projenin günlerini halkla paylaşmadan değiştirdi, bu sayede komplo teorisyenlerinin organize biçimde alana gelmeleri engellenmiş oldu. Sonuç olarak, BuloBús projesi 65 yaş üstü toplam bin 900 kişiye ulaştı. Yerel liselerde ise 500 öğrenci medya okuryazarlığı eğitimi aldı . Uluslararası Basın Enstitüsü’nde (IPI) dijital medya koordinatörü Javier Luque Martinez, olayın ardından yaptığı derinlemesine araştırmada, Maldita.es’in projesini baltalamaya yönelik paylaşım yapan hesapların listesini çıkardı ve bunların birbiriyle olan iletişim ağlarını görselleştirdi . Sonrasında, Telegram kanallarından atılan 15 bin 811 mesaj ve X’ten atılan  86 bin 834 tweet yapay zekâ tabanlı bir program yardımıyla analiz edildi. Bu analizler sonrasında, komplocu grupların Maldita.es’i gelir kaynakları ve Meta'nın üçüncü taraf doğruluk partnesi olması söylemleri üzerinden saldırdığı ortaya çıktı. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)’ye göre, dünya çapında gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik sosyal medya saldırılarının birçoğunda benzer örüntülere rastlamak mümkün . Bunlar arasında, gazetecilerin ve medya kuruluşlarının çalışmalarını susturmak, sindirmek veya itibarsızlaştırmak gibi belirli bir gündemle koordine edilen saldırılar yer alıyor. IPI ayrıca, pandemiyle artan dezenformasyonla birlikte, sosyal medyanın kanıta dayalı gazeteciliği susturmak için bir araç olarak kullanılma sıklığına dikkat çekiyor." Suskunluk sarmalı nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-suskunluk-sarmali-nedir,"Gündelik hayatta düşüncelerimizi ne sıklıkla özgürce ifade edebildiğimizi düşündüğümüzde, içsel bir muhasebe yapmak şart. Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann'ın öne sürdüğü Suskunluk Sarmalı Teorisi, bu muhasebeyi yapmayı kolaylaştırmanın yanı sıra fikir paylaşma eğilimlerimizi anlamlandırmamız açısından önemli bir perspektif sunuyor . Suskunluk Sarmalı Teorisi, gruptaki çoğu insanın aynı görüşe sahip olduğuna inanıyorsak, yani görüşümüzün algılanan çoğunluk görüşüyle uyumlu olduğunu düşünüyorsak, fikirlerimizi başkalarına iletmeye daha istekli olduğumuza, öte yandan, fikirlerimizin algılanan çoğunluk görüşünden farklı olduğunu düşündüğümüz anlarda ise sessiz kalmaya daha meyilli olduğumuza işaret ediyor . Bireylerin sessiz kalmayı tercih etmesinin arkasında ise dışlanma ve izolasyon korkusu yatıyor. İzolasyon korkusu suskunluk sarmalını harekete geçiren bir motora benzetilebilir. Psikolog Solomon Asch’e göre, insanlar kendi fikirlerini ifade etmek yerine baskın görüşlere katılmakta daha rahat hissederler. Siyaset bilimci Neumann ise, kamuoyuna karşı gelmenin sosyal yaptırımlara yol açacağı varsayımından yola çıkarak, bireylerin doğuştan gelen bir izolasyon korkusuna sahip olduklarını ve davranışlarını diğerlerinden izole edilmeyecek şekilde belirlediklerini düşünür . Teoriyi görsel olarak ifade etmeyi kolaylaştıran spiral modelde, bireyin görüşünün algılanan çoğunluk görüşüne uymaması halinde sarmaldan aşağı inme olasılığının daha yüksek olduğu vurgulanır. Sarmalın sonu, izolasyon korkusu nedeniyle görüşlerini açıkça ifade etmeyen insanların sayısına işaret eder. Sonuç olarak, toplumda birilerinin yüksek sesle konuşma ve diğerlerinin ise sessiz kalma eğilimi, baskın görüşün belirlendiği sarmal bir süreci başlatır. Şu soruları sormak, sarmalın hangi noktasında olduğunuzu görmek açısından işe yarayabilir . Yapılan araştırmalar, suskunluk sarmalının geleneksel iletişim ortamlarında olduğu kadar çevrimiçi ortamlarda da geçerli olabileceğini ortaya koyuyor. Sosyal medya kullanımının insanların siyasi konulardaki görüşlerini ifade etme motivasyonunu artırıp artırmayacağını inceleyen bir araştırma, siyasi içerikli paylaşımlarına güçlü bir olumsuz tepki alan sosyal medya kullanıcılarının, kendilerini sansürleme olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor . Yine bir başka çalışma, izolasyon korkusunun insanların ilk etapta sosyal medyada görüşlerini paylaşmak istememelerine neden olduğuna işaret ediyor . Bu bulgu, kullanıcıların sosyal medyada siyasi içerikleri paylaşma, beğenme, takip etme davranışlarının izolasyon korkusuyla etkilendiği ve sonuç olarak kendilerini sansürleme eğilimlerinin arttığı anlamına geliyor. Yapay olarak oluşturulan sosyal etkileşimlerin, yani bot hesap ların da suskunluk sarmallarını tetikleyebileceğini unutmamak gerek. Güncel araştırmalar, botların sosyal medyada kamuoyunu etkilemek ve gündemi belirlemek amacıyla kullanıldığını gösteriyor. ABD’deki 2016 başkanlık seçimi ve Fransa’daki 2017 başkanlık seçiminde büyük rol oynadığı tespit edilen botlar, sahte çoğunluklukla gürültü yaratarak siyasi tartışmaları şekillendirmişti . Yanlış bilgi sorununu suskunluk sarmalı teorisinin açtığı alandan değerlendirdiğimizde, yanlış bir bilgi çoğunluğun görüşüne uygunsa, bireylerin bu yanlış bilgiyi sorgulamadan kabul etme eğiliminde oldukları gözlemlenebilir. Ayrıca, bireylerin yanlış bilgiyi düzeltmekten kaçındığı senaryolar da ortaya çıkabilir. Bu, bilgi düzeltme çabalarının, toplum içinde baskın görüşe karşı gelmek anlamına gelebileceği endişesiyle sınırlanmasından kaynaklanabilir. Diğer yandan, suskunluk sarmalı önemli meselelerin daha az konuşulduğu durumlara da zemin hazırlayabilir. Örneğin, Yale Üniversitesi’nde yapılan anketler, birçok ABD vatandaşının küresel ısınma konusuyla ilgilendiğini ve bunu kişisel olarak önemli bulduğunu gösteriyor. Ancak bu araştırmalar aynı zamanda çoğu ABD'li için iklim değişikliğinin yaygın bir konuşma konusu olmadığını veya günlük yaşamlarında çok fazla duydukları bir şey olmadığını da ortaya koyuyor. Bu da iklim değişikliği konusunda bir ""sessizlik sarmalı” olduğuna ve bu konuyu önemseyen insanların bile, diğer insanların bu konu hakkında konuştuklarını çok seyrek duydukları için tartışmaktan çekindiklerine ve bu sarmalı güçlendirdiklerine işaret ediyor . Farklı bir yönden bakıldığında ise sessizlik sarmalı, nefreti kamusal söylemin dışında tutmanın bir yolu da olabilir. Irkçı, yabancı düşmanı, homofobik veya başka önyargılı görüşlere sahip insanlar azınlıkta olduklarını hissettiklerinde, ezilen grupların kendilerini daha rahat ifade edebilecekleri bir ortam oluşabilir. Örneğin, ABD’de, eşcinsel evliliğin yasal olduğu eyaletlerde LGBTQ bireylerin kendilerini daha rahat ifade edebilmeleri buna örnek . Suskunluk sarmalı teorisi, görüşlerin ifade edilmesi ve bastırılmasına ilişkin faydalı bir çerçeve sunsa da, varsayımlarının sınırlı olması ve insan ilişkilerindeki karmaşıklık nedeniyle birkaç eleştiriyi de beraberinde getiriyor . Teoriye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri, statik bir çoğunluk ve azınlık varsayması. Oysa araştırmalar, çoğunluk ve azınlık görüşlerinin akışkan ve dinamik olabileceğini, bireylerin ve grupların tartışma ve münazara yoluyla birbirlerinin görüşlerini etkileyip şekillendirebileceğini gösteriyor . Bu bulgular, suskunluk sarmalının evrensel veya kaçınılmaz olmaktan ziyade çeşitli faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir olgu olduğuna işaret ediyor. Teoriye yöneltilen bir diğer eleştiri ise bireyin görüşlerini dile getirme isteğini ya da isteksizliğini etkileyebilecek kültürel değerler ve iletişim tarzlarındaki bireysel farklılıkları yeterince hesaba katmaması. Bazı bireyler, algılanan çoğunluk görüşünden bağımsız olarak konuşmaya daha yatkın olabilirken, diğerleri algılanan çoğunluk ile uyumlu olsalar bile görüşlerini ifade etmekte daha tereddütlü olabilirler. Diğer yandan, bazı toplumlarda suskunluk, derin düşünce ve saygıyla ilişkilendirilirken, diğerleri içinse iletişim eksikliği anlamına gelebilir. Son olarak, teoride eleştirilen bir diğer nokta sansür ve baskı mekanizmalarının hesaba katılmaması. Teoride suskunluğun ardındaki en güçlü sebep dışlanma korkusu olarak verilse de, gerçek hayatta bu sessizliğin arkasında daha güçlü baskılar ve sansür mekanizmaları bulunabilir. Özellikle otoriter rejimler veya baskıcı sosyal yapılar, bireylerin görüşlerini özgürce ifade etmelerini önemli ölçüde engelleyebilir. Bu durumda, bireylerin sessiz kalmalarının arkasında sadece dışlanma korkusu değil, aynı zamanda daha somut cezalar veya tehditler de bulunabilir. Özetle, bu teori, bireylerin görüşlerini ifade etme ve suskunluğa yönelme eğilimlerini açıklamak adına önemli bir çerçeve sunsa da günümüzde çeşitlilik gösteren fikir paylaşma dinamikleri, tek bir açıklamanın yeterli olmadığını gösteriyor. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." ABD’deki fırtınanın ardından yerel halk haberlere ulaşmak için Facebook'a yöneldi,https://teyit.org/teyitpedia/abddeki-firtinanin-ardindan-yerel-halk-haberlere-ulasmak-icin-facebooka-yoneldi,"Idalia Kasırgası, Amerika Birleşik Devletleri’nin Georgia ile Florida arasındaki eyalet sınırının hemen güneyinde bulunan Madison County'yi yerle bir ederken, bölge sakinleri yerel haberlerin paylaşıldığı "" Madison Fl Word of Mouth "" Facebook sayfasına akın etti. “Nereden mazot alınacağını bilen var mı? Madison okul sığınağında kimse var mı? Elektrik hatlarının kesildiğini kime söyleyeceğiz?” Fırtına, yükseklerde etkisini hissettirip Georgia'ya doğru ilerlerken sosyal medyada da fırtınayla ilgili paylaşımlar, kapatılan yollarla ilgili güncellemeler ve devrilen ağaçların fotoğrafları adeta sel gibi aktı. Sayfanın kurucusu Jill King Spicer'a göre bu Facebook sayfası, Madison County'de fırtınanın ardından ortaya çıkan yerel haber boşluğunu doldurmaya epey yardımcı oldu. Nüfusu 18 bin olan Madison County'nin haftada iki kez yayınlanan The Madison County Carrier ve The Enterprise-Recorder adında iki gazetesi var . Spicer, fırtına haberleri gibi son dakika gelişmeleri için sakinlerin genellikle 80 kilometre uzaklıktaki Tallahassee'de bulunan CBS'e bağlı WCTV'ye ya da Word of Mouth Facebook sayfasına başvurduğunu söylüyor. Spicer bu sayfayı beş yıl önce, toplumun yerel haberlere ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla kurmuş. Spicer, Poynter'a verdiği röportajda, ""Çoğu insan, özellikle bölgeye yeni taşınanlar, nasıl ulaşacaklarını bilmedikleri bilgileri bulabilmeye minnettar olduklarını ifade ettiler"" diyor. Idalia, bölgenin bugüne kadar gördüğü en büyük fırtınalardan biri. Daha önce, yakınlardaki Apalachee Körfezi'nden geçip Florida'nın Big Bend bölgesine kadar ilerleyen bu denli büyük bir kasırga kaydedilmediği için Tallahassee'deki Ulusal Hava Servisi bunu ""eşi benzeri görülmemiş bir olay"" olarak nitelendirmiş. Bölgeye elektrik dağıtımı yapan Tri-County Electric şirketi, fırtına sonrası sistemlerinin tamamının etkilendiğini ve 20 bin sayacın elektriksiz kaldığını duyurmuş. Spicer aynı zamanda kasırgadan etkilenen ve süreç içerisinde hizmetlere erişmekte güçlük çeken vatandaşlardan biri. Devrilen ağaçlar kasabaya giden yolları kapatmış ve bir tanesi de Spicer’ın arabasının üzerine düşmüş. Güçlü bir haber kaynağının bulunmadığı bölgelerde, yerel halkın başvurduğu ilk yerlerden biri genellikle sosyal medya oluyor. Fakat bu tür sosyal medya sayfaları kullanıcıların güncel bilgilere hızlı bir şekilde ulaşmalarına yardımcı olurken aynı zamanda teyit edilmemiş söylentilerin ve yanlış bilgilerin yayılmasına neden olabiliyor. Ayrıca, Facebook sayfalarında yer alan bilgiler de geleneksel bir gazetede yer alan bilgiler kadar kapsamlı olmayabiliyor. Spicer ve sayfanın diğer iki moderatörü profesyonel gazeteci değil, hatta medya ile ilgisi olmayan sektörlerde çalışıyorlar. Her ne kadar insanlar zaman zaman Word of Mouth sayfasına yanlış bilgiler gönderseler de Spicer, bu durumu diğer iki moderatörle beraber günde 20 saat boyunca sayfayı takip ederek kontrol altında tutabildiklerini söylüyor. Fırtınanın yaşandığı günün ardından, Facebook sayfasının en üstüne yerel şerifin ofisinden, elektrik şirketinden ve ilçenin acil durum yönetim departmanından gelen gönderiler sabitlenmiş. İlçe sakinleri de kasabada bulunan mağazaların açılışları ve fırtına nedeniyle onarım hizmeti sunan işletmeler hakkında bilgi paylaşarak halkın güncel bilgilere ulaşmasına yardımcı oluyor. Madison küçük bir kasaba ve sakinleri yakın ilişkilere sahip, bu yüzden herkes birbirini tanıyor. Spicer’a göre Facebook sayfasının pek çok insanın kaynaklara ve çoğunlukla kulaktan kulağa aktarılan bilgilere erişmesini kolaylaştırması da bu yüzden. Güncel haberleri teyit ederek paylaşma sürecinin hem kendisinin hem de diğer iki moderatörün zamanını epey aldığını söyleyen Spicer, tüm bunları yaşadığı bölgenin sakinleri için gönüllü olarak yaptığını vurguluyor." Dublin’de dezenformasyonla körüklenen göçmen karşıtı ayaklanma,https://teyit.org/teyitpedia/dublinde-dezenformasyonla-koruklenen-gocmen-karsiti-ayaklanma,"23 Kasım Perşembe günü saat 13.30 sularında Dublin'in en bilindik ve yoğun güzergahlarından Parnell Square East'te bulunan bir okulun yanında bıçaklı saldırı yaşandı. Güvenlik güçlerinin ve acil yardım ekiplerinin bölgeye intikal etmesinin ardından yol kapatıldı ve kısa süre sonra olayda saldırgan dahil iki yetişkin ve üç çocuğun yaralandığı bildirildi. Saldırganın 20 yıldır İrlanda’da yaşayan, Cezayir asıllı bir İrlanda vatandaşı olduğu açıklandı. Bu açıklamanın ardından sosyal medyada hız kazanan göçmen karşıtı paylaşımlarda, zanlının uzun yıllardır İrlanda vatandaşı olmasına rağmen aslen Cezayirli olduğu vurgulandı. Saldırıyla ilgili yanlış ve yanıltıcı bilgiler arttıkça tansiyon daha da yükseldi. Yaşananların gelişme sürecine bakıldığında, geçmişte yaşanan benzer olaylarla ilişki kurmak kolaylaşıyor: Toplumun hassas noktalarına dokunan bir olay yaşanır, yanlış bilgiler, komplo teorileri ve ırkçılıkla yeniden şekillenerek büyük kitlelere yayılır ve sonuç olarak kalabalıkların dahil olduğu bir nefret patlaması yaşanır . Saldırının hemen ardından inceleme başlatan güvenlik güçleri ve hükümet yetkilileri, vakit kaybetmeden olayın terörle bağlantılı olmadığını düşündüklerini açıkladılar. Fakat bu açıklama sosyal medyada olayla ilişkili yanlış bilgilerin ve söylentilerin yayılmasının önüne geçmede yeterli olmadı. Yayılan yanlış bilgilerin birçoğu saldırganın kimliği, saldırının nasıl düzenlendiği ve saldırganın motivasyonu hakkındaydı. Dünyanın her yerinde olduğu gibi İrlanda’da da göçmenler hakkındaki yanlış bilgileri rutin olarak paylaşan ve eleştirdikleri pek çok gelişme için göçmenleri suçlayan gruplar var. Bu kişilerin, olayın yaşandığı gün sosyal medya paylaşımlarında, aslında bir İrlanda vatandaşı saldırgandan ""yasadışı göçmen"" olarak bahsetmeleri gerilimi artıran adımlardan biriydi. Aşırı sağcı küçük bir siyasi parti olan Ulusal Parti'nin sözcüsü göçmenlerin acilen sınır dışı edilmesine dair provoke edici bir açıklama yaptı. Aşırı sağcı göçmen karşıtlarının, videodan şüphelinin İrlandalı olup olmadığının anlaşılmadığını söyleyen kullanıcılara, ""Sokaklarda İrlandalı çocukların kanını akıtanlar sizin gibi aptallardır."" yanıtını vermeleri olayların giderek tırmanacağının bir işaretiydi. Kapalı mesajlaşma uygulamalarında paylaşılan sesli notların içeriği de bunlardan farklı değildi. “Bölgeye gidiyorum ve elim boş değil. Tarihimizi hatırlayın! Pislik polisler her şeyi biliyorlar. O küçük çocuk için bu gece o yabancıların kanı dökülmeli” Olayların hareketlendiği saatlerde sosyal medyada yaygınlaşan bir başka iddia ise İrlanda Savunma Kuvvetleri'nin sokaklarda konuşlandırıldığına dairdi . Oysa paylaşımlara eklenen zırhlı araçlara ait görüntü yakın tarihli bir ordu tatbikatından alınmıştı. İddianın yayılmasının ardından İrlanda Savunma Kuvvetlerinin resmi X (eski adıyla Twitter) hesabı söylentileri yanlışladı . İnternette yanlış bilgiler yayılırken, saldırının yaşandığı yerde gerilim hızla tırmandı. Olay yerine giden göçmen karşıtları güvenlik güçlerine saldırmanın yanı sıra bölgedeki dükkanları da yağmaladılar. Bir otel, içeride göçmenlerin olduğunu düşünenler tarafından ateşe verildi. Neyse ki otelde kimse yaralanmadı. Hızını alamayan grubun bir sonraki durağı ise Dublin’de göçmenlerin yoğunlukta oldukları mahallelerdi. O esnada bir başka grup ise İrlanda Başbakanı Leo Varadkar'ın adresi ve evinin fotoğrafı paylaşarak başbakanın evine yürümeyi planladıklarını duyurdu. Saldırılar sırasında camı kırılan ve yağmalanan mağazalardan biri Öfkeyi bastırmakta güçlük çeken emniyet güçleri, çevre eyaletlerden yardım talep etti. Olayların yatışmasının ardından 30'dan fazla kişi isyanlarla bağlantılı olma suçuyla mahkemeye çıkarıldı. Önümüzdeki günlerde bu sayının artması bekleniyor. İrlanda’da göçmen karşıtı söylem son aylarda destek kazanıyor. Eylül ayında İrlanda parlamentosu önünde düzenlenen şiddetli protestolar bunun en çarpıcı örneklerinden. Barınma krizinin toplumda yarattığı rahatsızlığın Eylül ayındaki eylemin hacmini büyüttüğü belirtiliyor. İrlanda'da faaliyet gösteren doğrulama kuruluşu The Journal ise eylemdeki tanıdık yüzlere işaret ediyor. Daha önce aşı karşıtı ve iklim inkarcılığı ile bilinen popüler isimlerin göçmen karşıtı bu eylemde de yer aldığı belirtiliyor . Söz konusu protestolarda kullanılan #IrelandIsFull (İrlanda doldu) ve #EnoughIsEnough (Yeter artık) gibi hashtag'lerin birçoğu 23 Kasım’da yaşanan bıçaklı sonrasında da kullanıldı. Sosyal medya platformu X ise (eski adıyla Twitter), olayla ilgili aşırı sağ yanlısı yanıltıcı bilgilerin ve nefret söyleminin yayılmasında rol oynadığı için eleştiriliyor. Musk'ın içerik moderasyonu ve nefret söylemine karşı politikaları geliştirmemesi, bu tür yanıltıcı bilgilerin yayılmasına ve şiddet olaylarının körüklenmesine yol açıyor ." ,https://md.teyit.org/img/suskunluk-sarmali-kapak-teyitpedia.webp, Bilişsel yanlılık nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bilissel-yanlilik-nedir,"""Hepimiz ciddi bir hata yapmak üzere olduğumuzda yüksek sesle çalan bir uyarı ziline sahip olmak isteriz, ancak böyle bir zil mevcut değil."" Nobel Ekonomi Ödülü sahibi psikolog Daniel Kahneman’ın bu sözüne teyitçi gözlükleriyle baktığımızda, ciddi bir hata yapmayı yanlış bilgiye inanmaya benzetebiliriz. Böyle bir zil olsa bile zihnimizde onun sesini bastıracak bir mekanizma var: Bilişsel yanlılıklar . Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından 1972 yılında ortaya atılan bu kavram,  beynimizin verimli olma ve hızlı karar verme çabasının bir sonucu olarak, bilgi işlemeyi hızlandırabilmesi için zihinsel kısayollara başvurmasını ifade ediyor. Bilişsel yanlılıklardan hareketle kendi öznel gerçekliklerimizi inşa ediyor, gündelik davranışlarımızın ve kararlarımızın birçoğunu bunlara göre şekillendiriyoruz. Fakat bu bilişsel yanlılıklar algı bozukluğuna, yanlış yargılamalara ve mantıksız yorumlara yol açabiliyor. Örneğin, uçak kazalarının araba kazalarından daha tehlikeli olduğuna dair inanışlar, bilişsel yanlılığın yaygın bir örneği. Haberlerde izlediğimiz uçak kazalarına ait dramatik görüntülerin zihnimizde araba kazası görüntülerinden daha canlı ve hazır olması, bizi uçak kazalarının gerçekte olduğundan daha sık yaşandığına inandırabiliyor . Oysa, Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre uçakla yolculuk etmek araba kullanmaktan çok daha güvenli. Uçuş sırasında kaza yapma olasılığı 1,2 milyonda bir, bunun ölümcül olma olasılığı ise 11 milyonda bir . Bir araba kazasında ölme olasılığı ise 200 bin kat daha fazla. Diğer yandan, bilişsel yanlılığın her zaman rasyonel olmayan sonuçlar doğuracağına karşı çıkan, kavrama daha olumlu bir yönden yaklaşanlar da var. Örneğin, Alman psikolog Gerd Gigerenzer, bilişsel yanlılıkların “içgüdüsel hisler” olduğuna ve bunların aslında hayatımızda doğru kararlar almamıza yardımcı olabileceğine inanıyor . Bilişsel yanlılıklar aynı zamanda aldatmacaları ve şüpheli bilgileri tespit etme kabiliyetini etkileyerek, bireyleri yanlış haberlere inanmaya daha yatkın hale getiriyor . Bilişsel yanlılıklar ve bireylerin şüpheli bilgileri teyit etmek için çaba sarf etmemesi, sahte haberlerin inandırıcılığını artıran bir ortama zemin hazırlıyor. Bu durum, bireyler şüphe kası nı çalıştırmayı ve bilgiyi paylaşmadan önce teyit etmeyi ihmal ettiklerinde, kişisel bilgilerine ve bir haberin tutarlı ve mantıklı olup olmadığına dair kendi değerlendirmelerine güvenmek zorunda kaldıklarına işaret ediyor . Bu çaba eksikliğinin yol açtığı bir diğer problem ise dikkat eksikliği. Tekil internet kullanıcılarının karşılaştıkları içerikleri gözden geçirirken dikkatlerinin azalması, bilişsel yanlılıkların devreye girmesini kolaylaştırıyor ve bu yanlılıkların inandırıcılığı sonraki karar süreçlerini de etkiliyor. Her ne kadar kendimizi bir karar vermeden önce tüm bilgileri işleyen, her senaryoyu derinlemesine düşünen rasyonel varlıklar olarak düşünmeyi sevsek de, gerçek maalesef böyle değil. Herkes farklı derecelerde de olsa bilişsel yanlılığa başvurmaya eğilimli. Dahası, bilişsel birçok yanlılığımız var. Mevcut inançlarımıza uyan kanıtları fark etme, bunlara odaklanma ve bunlara daha fazla itibar etme eğilimimizi tanımlayan doğrulama yanlılığı bunlardan biri. Bireylerin, diğer insanların kendisiyle hemfikir olan kitlenin büyüklüğünü abartma eğilimini tarif eden yanlış fikir birliği etkisi ve beynin karar verirken aldığı ilk bilgiye çok fazla güvenme eğilimini vurgulayan çapalama etkisi günlük hayatımızı etkileyen diğer bilişsel yanlılık türlerinden . Bilişsel yanlılıklar, bilinç dışı bir sürece sahip olduğundan, bireyin kendisinden başka birindeki yanlılığı fark etmesi genellikle daha kolay oluyor. Çevrenizdekilerin bilişsel yanlılığa başvuruyor olabileceğini gösteren bazı yaygın işaretler, bu konuda size yardımcı olabilir : Bu yanlılıkların farkında olmak oldukça önemli çünkü dünyayı yorumlama biçimimiz, verdiğimiz kararlar ve attığımız adımların birçoğunda bu bilişsel yanlılıkların parmak izi mevcut. Psikoloji bilimi, yanlış bilgi psikolojisini ve buna nasıl karşı konulabileceğini anlamak için, bireylerin bilişsel mimarisini ve sosyal bağlamını göz önünde bulundurmanın önemine dikkat çekiyor . Beynin kestirme yollara başvurma eğilimini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil (çünkü bu kestirme yollar kimi zaman işimizi kolaylaştırıyor) ama yanlılıkların var olduğunu anlamak kararlarımızı şekillendirirken faydalı olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: Nieman Lab" İklim dezenformasyonunun gölgesinde COP 28 sona erdi,https://teyit.org/teyitpedia/iklim-dezenformasyonunun-golgesinde-cop-28-sona-erdi,"Birleşmiş Milletler iklim zirvesi COP 28 (Conference of Parties) sona erdi. Bu sene, dünyanın en fazla petrol üreten 10 ülkesinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde, devlet petrol şirketi ADNOC’un (Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi) başında bulunan Dr. Sultan Al Jaber başkanlığında yapılan konferansta bir anlaşma metni üzerinde uzlaşmaya varıldı. Muğlak bir dil kullanılması ve net bir zaman çizelgesi belirlenmemesi eleştirilse de, ilk defa bir iklim zirvesi anlaşma metninde, fosil yakıtlardan temiz enerjilere geçilmesi gerektiği konusunda uzlaşıldı. Müzakereler boyunca basına yansıyan tartışmalar ve anlaşma metninin detayları, COP 28’in fosil yakıt lobisi ile iklim hareketi arasında adeta bir savaş meydanı haline geldiğini gösteriyor. Nitekim uzmanlara göre iklim değişikliğiyle mücadele etmek için gereken adımları geciktirmeyi amaçlayan fosil yakıt lobisinin onlarca yıldır sürdürdüğü strateji, yeşil aklama faaliyetlerine ve kasıtlı biçimde dolaşıma sokulan yanlış bilgilere yaslanıyor. Bir petrol devletinde ve bir petrol CEO’su yönetiminde yapılan COP 28, kaçınılmaz olarak, “bilim” ve “gerçekler” üzerine yoğun bir mücadeleye sahne oldu. COP 28’e ilişkin tartışmalar erken başladı. Ev sahipliğini büyük bir petrol ihracatçısı devletin yapacak olması eleştirilerin ilk hedefiydi. Ancak bu durumun geçmişte benzer bir örneği vardı: 2012 yılındaki COP da Katar’da düzenlenmişti. Ancak ilk defa zirve, bir petrol şirketinin CEO’suna emanet edildi. Üstelik Global Oil and Gas Exit List (Küresel Petrolden ve Doğalgazdan Çıkış Listesi) verilerine göre ADNOC’un büyüme planları birçok fosil yakıt devini geride bırakacak ölçekteydi. Bu çelişkili durum, bir petrol ülkesinin ve yöneticisinin yeşil aklaması olarak yorumlanarak büyük tartışma yarattı . Ancak BAE’nin ve Al Jaber’in imdadına, toplumda büyük bir destek varmış izlenimi yaratmayı amaçlayan astroturfing yetişti: En az 100 sahte hesaptan atılan 30 bin paylaşım, BAE’yi iklim zirvesi için mükemmel bir ev sahibi olarak övüyor, Al Jaber’i ise “iklim hareketinin ihtiyaç duyduğu müttefik” olarak tanımlıyordu . Böylelikle, gerçeklik esnetilmeye ve BAE ile Al Jaber için, aslında sahip olmadıkları, yoğun bir destek izlenimi yaratılmaya çalışıldı. Al Jaber’in başkanlığının pratikte ne gibi ciddi sorunlara yol açabileceği ve neden “aranan müttefik” olamayacağı, COP 28’in hemen öncesinde yayınlanan haberlerle birlikte netlik kazandı. COP 28’den bir ay önce katıldığı bir toplantıda Al Jaber, küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırmak için fosil yakıtlardan çıkmak gerektiği argümanının “bilimsel temelden yoksun” olduğunu iddia etmişti. Fosil yakıtlar olmaksızın kalkınma olamayacağını, bunun insanlığı “mağara devrine geri götüreceğini” savunan Al Jaber’in, iklim inkarcılığına varan bu yorumları, sosyal medyadaki iklim aktivistleri tarafından “Kan bankasının, Kont Drakula’ya teslim edilmesi” olarak nitelendirilmişti . COP 28 başlamadan hemen önce BBC tarafından yayınlanan, sızdırılmış iç yazışmalara dayanan bir haberde ise, BAE’nin, COP 28’i petrol anlaşmaları yapmak için kullanmayı hedeflediği iddia ediliyordu . Centre for Climate Reporting’in (İklim Haberciliği Merkezi) ele geçirdiği, Al Jaber’in ekibi tarafından hazırlanan belgelerde, ADNOC’un çalışmak istediği 15 ülkenin petrol ve doğalgaz kaynaklarına dair konuşma notları bulunuyordu . Aralarında en az 12 ADNOC çalışanının yer aldığı COP 28 organizasyon ekibi, zaten bir noktada çalışmalarını ADNOC merkezinden yürütür hale gelmişti. Al Jaber ise hem durumun bir çıkar çatışması oluşturduğu hem de COP 28’i fosil yakıt anlaşmalarına varmak için kullandığı iddialarını reddetmenin yanı sıra bahsedilen notları hiç görmediğini savundu . Al Jaber’in COP 28 başkanı olarak seçilmesinde halkla ilişkiler ajanslarının rolünü inceleyen bir araştırmacı gazetecilik örneğine göre ajanslar, başkanın petrol CEO'su olarak rolünü geri planda tuttu. Bunun yerine ADNOC’tan çok daha küçük olan, BAE yenilenebilir enerji şirketi Masdar’ın da CEO’su oluşu vurgulandı. Diğer yanda “ geleceğin kenti ” olarak tabir edilen, dünyanın en sürdürülebilir şehri olmak üzere tasarlanan Masdar City’nin ardındaki vizyoner olarak sunuldu. Ancak Masdar City, tasarım aşamasında takılı kalan planlarıyla, bugün çoğunlukla başarısız bir örnek olarak değerlendiriliyor . Zirve başkanına yönelen güvensizlik ve eleştiriler, COP 28’in tarihe bir “başarısızlık” olarak geçmemesi için hem BAE hem de Al Jaber üzerinde baskı yarattı . Buna karşın ev sahibinin ilk hamlesi , iklim değişikliğinin temel meselesi olan fosil yakıt üretimine dokunmayan ancak kazanım hissi veren anlaşmaları üst üste duyurmak oldu. ADNOC dahil 50 petrol ve doğalgaz şirketinin, karbondioksit emisyonlarını 2050’de “net sıfır” hedefine ulaştırmayı taahhüt eden anlaşması bunun bir örneği. Fosil yakıt şirketlerini olumlu birer aktör olarak gösterme rolünü de üstlenen bu anlaşmada şeytan, ayrıntıda gizli: Anlaşmadaki net sıfır taahhüdü, yalnızca operasyonel emisyonları kapsıyordu. Oysa fosil yakıt şirketlerinin sebep olduğu emisyonların neredeyse yüzde 90’ı, ürünlerinin kullanılması aşamasında ortaya çıkıyor ve bu aşama, anlaşma kapsamında değil. Üzerinde aynı gün anlaşılan ve büyük coşkuyla karşılanan diğer anlaşma 118 ülke imza attı ve yenilenebilir enerji kapasitelerini üç kat, enerji verimliliğini ise iki kat artırma sözü verdiler. Ancak İngiliz yazar ve aktivist George Monbiot’un dediği gibi, bu taahhüt, fosil yakıtlardan çıkışla el ele gitmediği takdirde, hiçbir şey ifade etmiyordu. Gezegenin durumunu, diyet yapan bir insana benzeten Monbiot, durumu şöyle açıklıyor: Kısacası, uzmanlara ve iklim aktivistlerine göre BAE, bu “iyi haberler rüzgarı” ile dikkatleri esas meseleden, yani fosil yakıtlardan çıkış konusunda net bir anlaşmaya varmaktan uzaklaştırmayı hedefliyor. COP 28 sırasında fosil yakıt lobisinin en görünür baskısı, hiç şüphesiz Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ve grubun de facto lideri konumunda olan, ABD’nin ardından dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan’dan geldi. OPEC’in üyelerine gönderdiği ve daha sonradan sızdırılan bir mektupta, COP 28’de fosil yakıtlara yönelik baskıların kritik eşiğe ulaşmak üzere olduğuna dair uyarılar bulunuyordu. Mektupta üyelerden, “enerjiyi, yani fosil yakıtları, hedef alan her türlü metne veya formüle aktif olarak karşı çıkmaları,” isteniyordu. OPEC’in, üyelerine bir diğer tavsiyesi, kelime oyunlarına başvurulmasıydı: Fosil yakıtlar yerine fosil yakıt kaynaklı emisyonlardan söz edilmeliydi. Çünkü söz konusu fosil yakıt üretimi değil de emisyonu olduğu sürece fosil yakıt üreticileri, ekonomik ve ölçeklenebilir olarak var olmayan karbon yakalama teknolojilerini öne sürerek, zaman kazanabileceklerdi. Ancak mektubun ortaya çıkması, adeta infial yarattı ve birçokları tarafından OPEC’in “paniğe kapılması” olarak değerlendirildi. Özellikle Suudi Arabistan ve Rusya’nın, ısrarlarına karşın, fosil yakıt ifadesinin metne girmesinde ısrarcı olan 100’ün üzerinde ülke, nihai kararda etkili oldu . İklim aktivistleri ve fosil yakıt çıkar grupları arasında mücadele halinde geçen müzakerelerde, 13 Aralık günü uzlaşmaya varıldı. Nihayetinde anlaşma metninde “fosil yakıtlardan çıkış” ifadesi, iklim hareketinin istediği netlikte yer alamadı. Buna karşın, 30 yıldır süregelen iklim mücadelesinde ilk defa düşmanın adı netlikle kondu ve hiç değilse “fosil yakıt” ismi zikredildi. 2050’de “net sıfır” emisyon hedefine ve bu amaca ulaşmak için 2020’li yılların kilit önemde olduğuna vurgu yapıldı. Metinde tüm ülkelere, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitelerini üç kat, enerji verimliliğini ise iki kat artırmaları çağrısında bulunuldu. Öte yandan enerji dönüşümünde rol oynayabilecek yakıtlardan söz edilerek, yine bir fosil yakıt olan, doğalgaza göz kırpıldı. Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore ise, fosil yakıt lobisinin sonucu etkilemek için tüm gücünü ortaya koyduğu, ancak dünyanın her yerinden milyonlarca iklim aktivistinin yarattığı baskı sayesinde, yeterince etkili olamadıkları görüşünde. İklim bilimi alanında yapılan tüm çalışmalar, küçük kazanımlara sevinmek için yeterli zamanın kalmadığına işaret ediyor. Paris Anlaşması’nda belirlenen, küresel ısınmayı mümkünse 1.5°C ile sınırlama hedefini ayakta tutabilmek için sahip olduğumuz karbon bütçesi, yeni bir çalışmaya göre yalnızca altı sene içinde aşılabilir. Önümüzdeki kritik süreç, fosil yakıt sermayesinin dezenformasyon ve yeşil aklama taktikleriyle daha etkin mücadele etmeyi gerektiriyor." "Dezenformasyon araştırmacısı, Meta'nın bağışı ardından Harvard'dan uzaklaştırıldığını iddia ediyor",https://teyit.org/teyitpedia/dezenformasyon-arastirmacisi-metanin-bagisi-ardindan-harvarddan-uzaklastirildigini-iddia-ediyor,"İnternette yer alan yanlış bilgiler üzerine çalışmalarıyla bilinen bir araştırmacı, Harvard Üniversitesi’nin Facebook’un sahibi Meta ile ilişkisini sürdürebilmek adına kendisini işten çıkardığını ve çalışmalarını durdurduğunu iddia etti. Joan Donovan, ABD Eğitim Bakanlığı ve Massachusetts Başsavcılığı’na gönderdiği yasal başvuruda , üniversiteyi “Meta ya da Facebook ile doğrudan bağları olan çok değerli bağışçıların çıkarlarını korumak amacıyla” kendisinin ifade özgürlüğü hakkını ve üniversitenin akademik özgürlüğe olan bağlılığını ihlal etmekle suçladı. Donovan, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ve eşi Priscilla Chan tarafından kurulan hayır kurumu Chan Zuckerberg Girişimi'nin, Harvard’da yapay zekâ üzerine çalışılacak yeni bir merkez kurulması için 500 milyon dolar bağışta bulunmasının ardından baskıların başladığını iddia ediyor. Donovan’ın avukatları, başvuruda “Birini ya da bir kuruluşu, yapmayacağı bir şeyi yapmaya maddi tazminat yoluyla zorlamak, bilinen birkaç yöntemden biri. Tarafsızca bakıldığında 500 milyon dolar kesinlikle önemli bir finansal etki” ifadelerini kullandı. Donovan, 2018’den bu yana Harvard Kennedy School'a bağlı Shorenstein Medya, Politika ve Kamu Politikası Merkezi’nde araştırma direktörü olarak görev yapıyor ve medya manipülasyon kampanyalarını inceleyen Teknoloji ve Sosyal Değişim Araştırma Projesi'ni yönetiyordu. Sosyal medya ve çevrimiçi dezenformasyon konularında önde gelen uzmanlardan biri sayılan Donovan, Kongre önünde ifade vermiş, milyonlarca dolarlık hibe fonu toplamış ve ABD’nin önde gelen basın kuruluşları tarafından sık sık kaynak gösterilmiş. Donovan, eski Meta çalışanı Frances Haugen ’in sızdırdığı Facebook’a ait binlerce belgeyi yayınlamak için dahil olduğu bir projenin, 2022’de Harvard tarafından durdurulduğunu ve bunun nihayetinde görevine son verilmesine neden olduğunu iddia ediyor. Donovan, 2023 yılının Ağustos ayında Boston Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak işe başlamış. Başvuruda, Harvard’ın Meta'nın etkisi aldında kalıp kalmadığı, bağışçıları yanlış yönlendirip yönlendirmediği ve Donovan’ın çalışmalarını finanse etmek için verilen parayı kötüye kullanıp kullanmadığı konusunda federal eğitim yetkilileri tarafından resmi bir soruşturma yapılması talep ediliyor. Donovan, kâr amacı gütmeyen hukuki destek organizasyonu Whistleblower Aid tarafından temsil ediliyor. Aynı organizasyon, Facebook'a karşı Haugen'i de temsil ediyor. Harvard ise Donovan’ın iddialarını kabul etmiyor. Kennedy School sözcüsü James Smith, Donovan'a haksız muamele edildiği ve bağışçıların kararlara müdahale etmesine izin verildiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Donovan'ın açıklamalarının yanlışlıklar ve temelsiz imalarla dolu olduğunu söyleyen Smith, özellikle Harvard Kennedy School'un araştırma yaklaşımına Facebook'un karışmasının mümkün olmadığını vurguluyor. Chan Zuckerberg Girişimi sözcüsü ise, girişimin Dr. Donovan’ın Harvard’dan ayrılmasında hiçbir müdahalesinin bulunmadığı ve kamuoyunda haber yapılmadan önce bu gelişmelerin bilgisi dahilinde olmadığı yönünde açıklamalar yaptı. FBarchive olarak bilinen Facebook belgeleri projesinde Donovan ile birlikte Harvard bünyesinde çalışan Profesör Latanya Sweeney de Donovan’ın suçlamalarını reddetti. Sweeney konuyla ilgili şöyle dedi: “ Belgede yer alan bencilce söylenmiş yalanların sayısı ve niteliği insanı dehşete düşürüyor. Meta’nın FBarchive’ın ya da benim çalışmalarımızdan herhangi biri üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Halka açılmadan sadece birkaç hafta önce Meta'ya, özgürce kabul etme veya reddetme hakkımızı saklı tutarak, arşivi güvenlik ve gizlilik endişeleri açısından inceleme ve düzeltmeler önerme şansı sunduk” diyor. Harvard Kennedy School sözcüsü James Smith, kurumun uzun süredir devam eden politikasına göre tüm araştırma projelerinin öğretim üyeleri tarafından yönetilmesi gerektiğini ancak Donovan’ın öğretim üyesi değil personel olduğunu söylüyor: “Projenin asıl sorumlu öğretim üyesi Harvard’dan ayrıldığında okul yönetimi, bir süreliğine projeye liderlik etmek için zaman ayırabilecek ve konuya ilgi duyan başka bir öğretim üyesi bulmaya çalıştı. Bu çabanın sonuçsuz kalmasının ardından, projenin sona ermesi için bir yıldan fazla süre tanındı. Joan Donovan kovulmadı ve araştırma ekibinin çoğu üyesi yeni görevlerle okulda kalmayı tercih etti.” Smith, Harvard’ın yanlış bilgi ve sosyal medya ile alakalı araştırmalarına devam ettiğini de sözlerine ekledi. Meta ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti." "En güçlülerin güç birliği, yanlış bilgi sorununu çözer mi?",https://teyit.org/teyitpedia/en-guclulerin-guc-birligi-yanlis-bilgi-sorununu-cozer-mi,"Denize nazır turistik bir kıyı kasabası düşünelim. Coğrafi şartlar da öyle gelişmiş (!) ki bu kasabaya kara yoluyla ulaşım neredeyse yok ya da çok sapa bir yoldan geliniyor. O yüzden kasabaya gelenlerin çok büyük kısmı denizden geliyor. Sonra bir gün, limana akla hayale sığmayacak kadar büyük bir turistik yolcu gemisi gemisi yanaşıyor. O güne kadar küçük motorlarla, yatlarla, daha küçük gemilerle gelinen bu kasaba, büyük yolcu gemisinin tekeline giriyor. Bu gemi o kadar büyük ve o kadar pratik ki, insanlar kasabaya gelmek için artık bu gemiyi tercih ediyor. Hatta bu dev gemiden çıktığınız kapıya göre, kasabanın ulaşabildiğiniz yerleri değişiyor. Şimdi, bu kasabada bir otel işlettiğinizi ve bu dev gemiye ne kadar bağımlı olduğunuzu düşünün. İnsanlar bu gemiye binmezse, o virajlı, sapa yolları kat etmeyi göze alıp kasabanıza gelmeyebilir. Hatta geminin size ulaşan kapısından çıkmazlarsa, otelinizden haberdar bile olmayabilirler. Ancak geminin de bir açmazı var ki, turistler tam istedikleri tarzda bir otele ulaşamazlarsa geminin de bir anlamı kalmıyor. İnsanların gemiye binme amacı zaten kasabaya ve oradaki doğru otele gitmek. Ancak gemi, kasabaya gelen en pratik yol olduğu için bu tekel gücünü sömürüyor da sömürüyor. Turistler ilkin gemiye bindikleri için her yeri reklam panosuyla doldurmuş. Hatta reklam, satış ve dağıtım işini de üstlenmiş. Siz artık otelinizdeki panolara, kasabadaki restoranların, hediyelik eşyacıların, diğer türlü dükkanların reklamını alamıyorsunuz ya da çok azını alabiliyorsunuz. İşte bu devasa yolcu gemisini Google veya Meta, kasabayı bilgi ekosistemi , o irili ufaklı otelleri de haber kuruluşları olarak düşünebiliriz. Google ve Meta (Facebook, Instagram, Whatsapp ve Threads’in sahibi) gibi dev platformların basınla olan ilişkisi, asıl gücün kimde olduğunun kolay anlaşılamayacağı bir bağımlılık ilişkisi. Dijital reklam pazarının çok büyük bir bölümünü bu dev platformlar ele geçirdiği için haber kuruluşları ekonomik sıkıntılarla boğuşmaya başladı. Çünkü reklam verenlerin artık bir mecra olarak haber medyasına bağımlılığı kalmamıştı, platformlar üzerinden çok daha milimetrik hedeflemeyle kitlelerine ulaşabiliyor, sitelerine müşteri çekebiliyorlardı. Haber medyası buna karşılık olarak maliyetlerini düşürmek zorundaydı. Üstelik sosyal medyada çeşit çeşit içeriğe ücretsiz ulaşan kullanıcılar, artık haber medyasına para ödemeye de isteksizdi. Oysa iyi haber maliyetli bir şeydi. Örneğimizi hatırlarsak, oteller çok daha az personel çalıştırmak ve çok daha vasat hizmet sunmak zorunda kaldılar. Sonra kasabanın belediyesi geldi ve geminin işletmecisine dedi ki, “Madem ki kasabadaki otelleri zor durumda bıraktın, öyleyse onlara bir tazminat vereceksin!” İşte 25 Şubat 2021’de Avustralya’da yürürlüğe giren Haber Medyası ve Dijital Platformlar Zorunlu Pazarlık Yasası’nın (News Media and Digital Platforms Mandatory Bargaining Act) özü buydu . Önce Google, sonra da Facebook bu yasaya uymayı kabul etti. Artık Google arama sonuçlarında çıkan haberleri, Facebook da akışta yer alan haberler için çeşitli medya kuruluşları, anlaşmaları ölçeğinde ödeme alabilecekti. Buradaki kritik sözcük: Anlaşma. Çünkü, bu anlaşmalar şeffaf değil. En büyükler yani pazarlık gücü fazla olanlar, aslan payını alırken asıl zorluğu yaşayan bağımsız medya, pazarlık gücünden yoksun. Örneğin medya patronu olarak bilinen Rupert Murdoch’a ait Murdoch’s News Corp tahminleri doğrular şekilde aslan payını alıyor . Üstelik dağıtılan paranın nasıl kullanılacağı da medya kuruluşu patronlarının insafına bırakılmış. Yani daha fazla gazeteci istihdam etme, haber niteliğini ve niceliğini geliştirme şartı gibi bağlayıcı şartlar yoktu . Böylece yılda 140 milyon dolardan fazla bir bedel, Avustralya medya ekosistemine girdi. Tüm bu tartışmalı unsurlara rağmen yasa tüm dünyada heyecan yarattı. Düzenleyiciler Güney Afrika ve Brezilya’nın da aralarında olduğu pek çok yerde harekete geçti . Avustralya’dan sonraki ilk yasa da ilerleyen günlerde Kanada’da yürürlüğe girecek . Kanada’nın C-18 diye bilinen Çevrimiçi Haber Yasası, Avustralya’daki yasaya getirilen bazı eleştirileri giderir nitelikte. Örneğin medya şirketlerine, Google veya diğer platformlarla yaptığı anlaşmaları bildirme şartı getirerek şeffaflığı sağlamaya çalışıyor. Ayrıca, alınan parayla daha fazla gazeteci istihdam edilmesiyle ilgili bağlayıcı hükümler de var. Bu yasayla birlikte Google ile yapılan ilk anlaşmaya göre yıllık 100 milyon dolarlık bir kaynak, Kanada medyasına aktarılacak. Bu bedel, tahminlerin çok altında kaldığı için eleştiri konusu . Meta ise tıpkı Avustralya’da ilk anda olduğu gibi şu anda ayak direme aşamasında. Bu nedenle Kanada’da, Facebook’ta bulunan haber içerikleri engellenmiş durumda. Şubat 2021'de Facebook, haberler için medya şirketlerine ödeme yapmaya zorlayan yasa teklifini protesto etmek amacıyla Avustralya'daki platformlarında haberleri engellemişti. Fakat bundan yaklaşık bir hafta sonra Facebook ve Google, Avustralya hükümetiyle bir anlaşma yaparak kısıtlamayı kaldırmıştı . Avustralya örneğine bakılırsa, bunun bir pazarlık aşaması olduğunu tahmin etmek güç değil. Şimdi denilebilir ki her şeye rağmen, bu platformların medyayı uğrattığı zararı bir miktar da olsa tazmin edecek olması olumlu bir gelişme değil mi? Bu bir başlangıç kabul edilip mücadele sürdürülemez mi? Birkaç nedenle, bu sorulara çok net bir şekilde “evet” cevabını vermek zor. Onun yerine “evet ama” diye başlamak, şeffaflık sorunundan, kimlerin yayıncı kabul edilip kimlerin edilmeyeceğinden ve sistemin genel olarak nasıl yürütüleceğinden emin olmak gerekiyor. Bu sistem, Avustralya’da olduğu gibi en büyükleri besleyip, bağımsız medyayı kırıntılara talim ettirecek ve “dengeyi” böyle muhafaza edecekse, bu habercilik için pek de iyi bir gelişme sayılmaz. Malum hemen hemen dünyanın her yerinde en büyük medya kuruluşları, medya dışı sermayeyle bu sektöre girip, medyayı güç olarak kullanmayı amaçlayanlara ait. Yasanın Kanada örneğindeki gibi, gazeteci istihdamını artırıcı ve şeffaflıkla ilgili endişeleri giderecek kalkanlara sahip olması gerekiyor. Böyle bir senaryoda, evet bu anlaşma olumlu bir gelişme olarak görülebilir diyebiliriz ama maalesef iş bununla da bitmiyor. Peki, Kanada’daki yasanın Avustralya örneğinde ortaya çıkan bazı endişeleri gidermiş olması, tüm sorunları çözecek mi? Bununla ilgili fazla iyimser yorumlar da var . Bu yorumlar, haber kalitesini artırmaktan dezenformasyon sorununu çözmeye kadar çeşitli uçlara varıyor. Yasanın haber kalitesini artıracağı fikri, belki bir yere kadar kabul edilebilir. Ancak dezenformasyon ve bilgi düzensizliği sorununun önüne geçeceği yorumu, meseleyi tek boyutlu görme yanılgısı içeriyor. Çünkü bilgi düzensizliği sorunu sadece basın kuruluşlarının içinde bulunduğu çıkmazdan kaynaklanmıyor. Sorun daha çok bilgi ekosistemindeki gürültüyle ilgili . Doğru veya kaliteli haber çoğu zaman yeterince görünür olmuyor. Yanlış bilgi öne çıkıyor ve doğası gereği daha hızlı yayılıyor. Kaliteli gazetecilik içeriğinin görünür olmamasının nedeni, sosyal medya ve Google arama sonuçlarının algoritmaları. Google da nihayetinde neyi, nasıl sorguladığınıza göre bir liste oluşturuyor. Karşımıza çıkan bilgileri tartarken doğal olarak ortaya çıkan doğrulama yanlılığı kavramını bu noktada hatırlamak faydalı olabilir. Öte yandan Google, Facebook ve TikTok gibi platformların algoritmalarının şeffaf olmadığı da ortada. Kullanıcıları platformda mümkün olduğunca daha fazla vakit geçirmeye motive etmek için en çok ilgi uyandıracak içeriğe öncelik veriyor. Bunun da sonuçlarını yaşayarak görüyoruz. Bilgi düzensizliğiyle mücadele için bazı adımlar atsalar da sorun tam olarak çözülemiyor. Teyit benzeri kuruluşların rolü de burada önem kazanıyor. Çünkü doğrulama kuruluşlarının varlığı yalnızca haber medyasının yetersiz kalmasından kaynaklanmıyor. Doğrulama kuruluşları, haber medyasından daha çok, sahte haber kuruluşlarından veya sosyal medyadaki kullanıcılardan yayılan yanlış bilgiyle mücadele ediyor. Çünkü yalanlar her zaman daha çekici ve doğrularda ısrar eden basın kuruluşları, burada oyuna en az 3-0 yenik başlıyor. Daha kaliteli gazetecilik içeriğinin desteklenip artırılması, bu farkı azaltsa bile kapatamaz. Görünürde mantıklı bir senaryo var: Google ve diğer sosyal medya devleri, gazeteciliğe verdikleri zararı tazmin ediyorlar. Ancak bu durum, Google’a ve Meta’ya medyayı düzenleme ve kimin haber kuruluşu sayılacağını belirleme gücü de veriyor ve bağımsız gazeteciliğin önemi düşünülünce bu oldukça riskli bir adım. Peki platformlar bu parayı ek vergi olarak devlete verse ve bu vergiyi devlet basına teşvik olarak dağıtsa daha iyi olmaz mı? Bu çözüm yolu da oldukça tartışmalı. Çünkü medyanın dördüncü kuvvet olarak bağımsızlığını doğrudan tehlikeye atıyor. Nieman Lab gazetecilik laboratuvarı kurucusu Joshua Benton, Avustralya’daki yasa çıktığında bunun çok kötü bir medya politikası olduğunu savunmuştu . Platformların vergi oranlarını artırıp bunu kamu yayıncılığına aktarmanın, muhabir maaşlarını sübvanse etmenin ve hatta vatandaşa sadece haber medyasına harcaması için yılda 100 dolar dağıtmanın bile yasanın şu anki halinden daha iyi olduğunu da eklemişti. Bu tarz bir yasa, dev teknoloji platformlarının dev medya kuruluşlarıyla güç birliği yapmasını sağlıyor olduğu fikrine katılmamak elde değil. Bilgi düzensizliği sorununun çözümünde belirleyici gücü, o sorunun kaynağı olan büyük teknoloji platformlarına bırakırsanız, buradan kalıcı bir çözüm çıkmaz. Bu yalnızca kasabaya turist akışını sağlayan o dev yolcu gemisinin tekel rolünü pekiştirmek olur. Evet, birkaç büyük otel zinciri ve kırıntılarla ayakta kalan birkaç pansiyon buradan kazançlı çıkabilir. Oysa asıl konfor ve huzur, büyük zincirlerden bağımsız kalabilen butik otellerde. Ayrıca tek sorun bu değil. Kasabada bir gürültü kirliliği sorunu da var. Sakince, doğruları söyleyenlerin sesi pek duyulmuyor." ,https://md.teyit.org/img/bilissel-onyargilar-teyitpedia-kapak.webp, Genç aktivistler iklim değişikliği şüpheciliği ile mücadele ediyor,https://teyit.org/teyitpedia/genc-aktivistler-iklim-degisikligi-supheciligi-ile-mucadele-ediyor,"Dünya liderleri Dubai'de düzenlenen COP28 zirvesinde bir araya gelirken, dünyanın dört bir yanındaki çevre aktivistleri de iklim şüpheciliği ile mücadelelerine hız kesmeden devam ediyor. Beş farklı ülkeden genç aktivistler, çevrelerindeki iklim krizi inkârcılarının fikirlerini nasıl değiştirmeye çalıştıklarını BBC’den Marco Silva’ya anlattı. Önceden iklim değişikliğinin gerçek bir sorun teşkil etmediğini düşünen Mısırlı sanatçı Hossna Hanafy, bireysel çapta iklim şüpheciliğiyle mücadele eden aktivistlerden biri. Hanafy geçmişte, bu sorunun küresel boyutta olduğunu ya da insan eliyle oluşabileceğini hiç düşünmediğini itiraf ediyor. Gezegenin ısınmasıyla eriyen kutup buzulları, deniz seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. Bilim insanlarına göre , Hossna Hanafy’nin Akdeniz kıyısındaki memleketi İskenderiye de risk altında. Ne var ki Hanafy, okul yıllarında öğretmenlerinin iklim krizi sorunuyla dalga geçtiklerini ve böyle bir şeyin asla gerçekleşmeyeceğini iddia ettiklerini söylüyor. Hanafy daha önce, Mısır’ın halihazırdaki kurak iklim şartlarında meydana gelen değişiklikleri Tanrının ve doğanın işi olarak kabul etmiş. Bilim insanlarının iklim değişikliği ile açıkladıkları bu değişen şartları sorgulama gereği duymamış. Bir mühendis olan kız kardeşiyle görüşleri çatışmaya başlayınca Hanafy, konuyu internette araştırmak zorunda hissetmiş. Başlangıçta şüpheci yaklaşan Hanafy, “ Bilim insanlarının bazen bazı şeyleri abarttığını düşünürdüm. ” diyor. Daha sonra, karşılaştığı bilgiler ve kız kardeşiyle yaptığı konuşmalar Hanafy'nin görüşlerini değiştirmiş. Artık iklim değişikliğinin bir kriz boyutunda olduğunu söyleyen Hanafy, “Düşündüğümden çok daha fazlası varmış” diye de ekliyor. Hossna Hanafy çocuklara iklim krizini eğlenceli ve öğretici etkinliklerle anlatıyor Bugünlerde Hanafy, çocukların ve gençlerin el sanatları ya da oyunlar aracılığıyla iklim değişikliği ve diğer çevre sorunları hakkında bilgi edinebilecekleri atölye çalışmaları düzenliyor: “İklim değişikliği ile ilgili mesajlarımızı akıllarında kalacak şekilde eğlenceli ve etkileşime dayalı bir yoldan iletiyoruz. Ayrıca onları ebeveynleri ve arkadaşlarıyla sohbet etmeye teşvik ediyoruz."" İnsanları iklim değişikliğinin varlığını sorgulamaya iten çeşitli nedenler arasında bilimi yeterince anlamamak, kurumlara duyulan güvensizlik ve takipçisi olunan ideolojiler bulunuyor. Bangladeş'in başkenti Dakka'da 16 yaşında bir öğrenci olan Yudhishtir Chandra Biswas şöyle söylüyor: ""Kuzenlerimden biri iklim değişikliğinin siyasi amaçlarla bilinçli olarak yayılan bir aldatmaca olduğuna inanıyordu. Sosyal medyada ve bazı haber kaynaklarında karşılaştığı yanlış bilgiler bu düşüncesinin oluşmasına sebep olmuştu” diyor. Kuzeninin fikrini değiştirmek isteyen Biswas bilime başvurmuş. ""İklim değişikliğinin ekstrem hava olaylarının arkasındaki neden olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar ve raporlar gösterdim"" diyor. Biswas, sel ve fırtına gibi şiddetli hava olaylarının Bangladeş'teki insanları nasıl etkilediğine dair haberleri kuzeniyle paylaşmış. Ne zaman ki Biswas iklim değişikliğinin, yaşadıkları ülkeyi uzun zamandır etkilediğin i bilimsel kanıtlarla göstermiş, o zaman kuzeni bu konuya dair tutumunu yeniden gözden geçirmeye karar vermiş. Bilim insanları, iklim değişikliğinin bir sonucu olarak ekstrem hava koşullarının daha sık ve daha şiddetli hale geldiğini söylüyor . Her geçen yıl şiddeti artan sel ve kuraklıklar, iklim değişikliğinin ölümcül yanını gözler önüne seriyor.. Çadlı bir çevre aktivisti olan Denembaye Julienne, kuraklığın yaşadığı bölgeyi her sene vurduğunu söylüyor ve ekliyor: “Başlangıçta benim toplumumda iklim değişikliğinin doğal bir süreç olduğu ya da Tanrının bir cezası olduğuba inanılıyordu. Ben de Çad Gölü'nün fotoğraflarını çekerek insanlardan gölün eski ve yeni halini kıyaslamalarını istedim.” 2018 tarihli bir BM raporuna göre, Çad Gölü yaklaşık 60 yıl içinde yüzde 90 oranında küçüldü. İklim değişikliği, bu durumun başlıca nedenleri arasında görülüyor. Denembaye Julienne gölün fotoğraflarını karşılaştırarak bölge halkına iklim değişikliğinin gelecek nesillere çok da uzak bir sorun olmadığını kanıtladı. Nitekim iklim değişikliği, Çad'daki insanların bugününü dahi etkileyen önemli bir sorun. Pakistan'da bir üniversite öğrencisi olan Murtaza Habib, iklim değişikliğinin günümüzden uzak bir mesele olduğunu ve günlük yaşamı etkilemeyeceğini düşünen yaşlı akrabalarıyla konuşurken benzer deneyimler yaşamış. Bilim insanları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin Pakistan'da muson zamanlarında aşırı yağış olasılığını artırdığını söylüyor . Ancak Habib'in akrabaları bu hadiseyi insani faaliyetlerin sonucu olarak değil, Tanrının işi olarak görmüşler. Kök salan inançlarla çarpışan Habib, iklim değişikliğine karşı tutumları değiştirmenin zaman, sabır ve tutarlı çaba gerektirdiğini hatırlatarak ""İnançlar bir gecede değişmez” diyor. Murtaza Habib, iklim şüpheciliğiyle bireysel mücadele eden aktivistlerden biri Habib’in vurguladığı bir diğer önemli nokta, insanların endişe ve korkularına nazik bir şekilde karşılık verilmesi gerektiği. ""İyi bir dinleyici olmakta fayda var. İnsanlar soru sorduklarında ya da şüpheli davrandıklarında sabırlı ve saygılı olmalı. Kimse saldırı altında hissetmekten hoşlanmaz, bu nedenle açık iletişim kurmak ve dostça konuşmak önemli."" Yaşlı akrabalarının fikirlerini değiştirmede başarılı olup olmadığı sorulduğunda Habib, önceki inançlarından tamamen vazgeçmediklerini kabul ediyor. Ancak onları iklim değişikliğinin sonuçları konusunda bilinçlendirerek akrabalarının daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemelerine önayak olmuş. Örneğin, yemek pişirmek ya da ısınmak için artık odun yerine gaz kullanıyorlar. Reading Üniversitesi’nde uygulamalı davranış bilimi alanında doçent olan Rachel McCloy şöyle söylüyor: ""İnsanları, iklim temelli mesajlar kullanarak değiştirmek zorunda değilsiniz. Bazı insanlar için termostatı kısma önerisi iklim için iyi bir şey olduğundan dolayı değerli olabilir. Bazı insanlar iklim değişikliğini pek umursamasa da para tasarrufu yapmakla ilgilenebilirler."" İklim değişikliği şüphecisi arkadaşları veya akrabalarıyla iletişim kurmaya çalışan herkes bu çabalarında başarılı olamıyor. Zamanının çoğunu Londra, Mombasa ve Kenya’da geçiren Fazeela Mubarak bu bölgelerde iklim değişikliğinden etkilenen kadınlar ve kız çocuklarıyla savunuculuk çalışmaları yapıyor. Mubarak, iklimin sürekli olarak değiştiğini ve bu konuda yapılabilecek hiçbir şey olmadığını iddia eden bir arkadaşının fikrini değiştirmeye çalışmış. Fosil yakıt kullanımının gezegenin hızla ısınmasına neden olan sera gazlarını açığa çıkardığını ve bunun da bölgedeki aşırı hava olaylarının artmasına neden olduğunu anlatmış. Arkadaşı ise onun sunduğu argümanlara katılmamış. Mubarak, arkadaşlıklarını sürdürdüklerini ama artık iklim konusunu tartışmadıklarını söylüyor. Küresel çapta yürütülen anketler nüfusun büyük çoğunluğu tarafından iklim değişikliğinin bir tehdit olarak algılandığını gösterse de konuyla ilgili komplo teorileri internette yayılmaya devam ediyor. Bu komplo teorileriyle beslenen kişileri iklim değişikliğinin varlığına inandırmak ise pek kolay değil . Plymouth Üniversitesi'nde sosyoloji profesörü olan Alison Anderson şöyle söylüyor: ""İnternette komplo teorileri yayan insanları ikna etmek için çok fazla zaman harcamak işe yaramayabilir. Oysa iklim değişikliği konusunda şüpheleri ya da yanlış varsayımları olsa da alternatif görüşleri değerlendirmeye açık olan kalabalık bir grup insan var. Bu insanlarla konuşmak çok daha verimli olacaktır.""" Aşırı bilgi yüklemesi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-asiri-bilgi-yuklemesi-nedir,"Telefonunuza günde kaç bildirim geliyor, mail kutunuzda yanıtlanmayı bekleyen e-posta sayısı kaç? Yalnızca bir kaydırmada X akışınızda kaç farklı paylaşıma denk geliyorsunuz? Ve daha da önemlisi, tüm bu bilgi akışında zihninizi olabildiğince berrak tutabildiğinizi hissedebiliyor musunuz? Çoğu zaman bu mümkün olmuyor, çünkü maruz kaldığımız bilgi kütlesi arttıkça, beynimizin onu işleme kapasitesi de aynı oranda azalıyor. Aşırı bilgi yüklemesi (information overload) olarak adlandırılan bu durum, beynin başa çıkabileceğinden ve işleyebileceğinden çok daha fazla miktarda bilgi ile boğulması anlamına geliyor. Kavram ilk defa siyaset bilimi profesörü Bertram Gross tarafından 1964 tarihli The Managing of Organizations isimli yayında kullanıldı . Fakat kavramın popülerleşmesi, 1970 yılında Amerikalı yazar ve fütürist Alvin Toffler’ın kaleme aldığı ""Future Shock"" adlı kitap sayesinde oldu. Toffler kitabında aşırı bilgi yüklemesine dikkat çekerek, “geleceğin erken gelmesinin yol açtığı baş döndürücü yönelim bozukluğunun, yarının en önemli hastalığı olacağından” söz ediyordu . Aşırı bilgi yüklemesine dair tartışmalarda sıklıkla kaynak gösterilen bir diğer kişi The Futurist dergisi yazarlarından Ben Bagdikian. Bagdikian, 1971 yılında yayınladığı bir makalede o günlerde ortalama altı farklı televizyon kanalına sahip olduklarından, fakat gelecekte bu sayının 200’e tırmanacağından bahsediyor . Aynı makalede ayrıca, bilgisayarların yakında dakikada 12 milyon kelime bilgi depolayabilecekleri ihtimaline değinerek “Bunun sonu nereye varacak?” diye soruyor. Bagdikian için tüm bunlar endişe verici, çünkü insanlığın bilgiyi işleme yeteneğiyle bu ölçüde bilgi yükünün şiddetli bir şekilde çarpışacağından emin. Tarih boyunca, özellikle Rönesans ve sanayi devrimi dönemlerinde aşırı bilgi yükünden şikayet edildiği bilinse de, kavramın tam anlamını hissettirmesi bilgi çağının başlangıcını beklediği aşikar. Bilgisayarların ve cep telefonlarının insanları sürekli olarak bilgi ile kuşattığı bugün, günde 500 milyon tweet atılıyor, 294 milyar e-posta gönderiliyor ve WhatsApp'ta 65 milyar mesaj iletiliyor . Gelin bir de bugünden geleceğe bakalım. Dünya Ekonomik Forumu, mevcut veri yaratma hızıyla, dünyanın 2025 yılına kadar bir günde 463 milyar gigabayt veri üretebileceğini öngörüyor. Peki bu durum insanlığın bu savaştan galip ayrıldığının ve Bagdikian’ın yersiz endişesinin  bir kanıtı mı? ABD merkezli düşünce kuruluşu Pew Research Center’ın araştırmasına göre, insanlar geçmişe göre sınırsız bilgi gerçeğine daha fazla alışmış olsa da, hala toplumun önemli bir kısmı bilgi tüketilen alanların çeşitlenmesi sebebiyle aşırı yüklenmiş hissediyor . 2016 yılında yapılan ankete göre aşırı bilgi yüklemesi hissedenlerin oranı yüzde 20. Bu oran on yıl öncesine göre yüzde 7 daha az olsa da, yine de nüfusun beşte birini oluşturuyor. Araştırmadaki bir diğer önemli bulgu ise, aşırı bilgi yükü hissinin internete erişimi olan kişiler arasında daha yaygın olması. Araştırmalar, aşırı bilgi yükünün gerginlik ve tükenmişlik hissini arttırdırmanın yanı sıra çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını ortaya koyuyor . Bunların sonucunda ortaya çıkan performans kaybı ise yapılan işten alınan keyfi ve tatmini büyük oranda azaltıyor. Aşırı bilgi yükünün neden olduğu bir başka sorun ise kararlarımızın niteliğini etkilemesi. Aşırı bilgiye maruz kalan beyin yoruldukça odağımız da aynı ölçüde sınırlanıyor ve böylece karar vermek giderek zor hale geliyor. Bu yükün verdiği stres ise bilgi görselleştirmenin öncüsü ve bilgi mimarisi teriminin de yaratıcısı olan Richard Saul Wurman tarafından “bilgi kaygısı” olarak nitelendirilmiş . Wurman, bilgi kaygısının bilgi yığınlarının niceliğinden ziyade bu yığında yer alan alakasız ve ilgisiz bilgilerden kaynaklandığını düşünüyor. Bu nedenle, kavram günümüzde özellikle görevi bir web sayfasında veya uygulama ekranında doğru miktarda ve ihtiyaca yönelik bilginin görünmesini sağlamak olan kullanıcı deneyimi (UX) ve kullanıcı arayüzü (UI) tasarımcılarını yakından ilgilendiriyor. Bu alanda yapılan araştırmalar, yalnızca aşırı bilgi yükünün nedenleri veya sonuçlarına odaklanmıyor, aynı zamanda farklı başa çıkma yöntemlerine de değiniyor. Filtreleme (filtering) ve geri çekilme (withdrawal) en çok kullanılan yöntemler arasında . Filtreleme, e-posta gibi bir bilgi parçasının belirli kriterlere göre göz ardı edilip edilmeyeceğine dair bir yol planı sunarken, geri çekilme kişinin etkileşimde bulunduğu bilgi kaynağının sayısının sınırlandırılmasını içeriyor. Bilgiyi filtrelemenin ve içeriği gözden geçirmenin bir diğer önemi de alınan bilginin alaka düzeyini, geçerliliğini ve güvenilirliğini belirlemeye yardımcı olması . Neye ne kadar zaman ayıracağınıza karar vermek de aşırı bilgi yüküne maruz kalmanızı önleyebilir. İşinizle veya sevdiklerinizle ilgili bazı bildirimler için bu geçerli olmasa da, alakasız bilgi tüketmemeyi seçebileceğiniz zaman aralıkları yaratabilirsiniz. Örneğin, sosyal medyada geçireceğiniz bir zaman aralığı belirlemek, haber sitelerini kontrol etmek için gün içinde ayrıca bir plan oluşturmak, tükettiğiniz bilgileri daha iyi özümsemenize yardımcı olabilir. Genellikle iş dünyası için önerilen ve aşırı bilgi yükünü azaltacak bir diğer yöntem ise önceliklendirme yapmak . Önceliklendirme yaparak daha az önemli veya alakasız bilgilere maruz kalmanızı azaltabilir, daha önemlilere veya ihtiyacınız olanlara odaklanabilirsiniz. Her saniye akışımıza düşen onlarca paylaşım, kontrol etmemiz gereken yüzlerce e-posta ve araştırma yaparken karşımıza çıkan 19 milyon arama sonucu, doğru bilgi arayışında hızımızı da yavaşlatıyor. Çünkü mevcut bilgi hacmi nedeniyle, güvenilir kaynaklara ulaşmak giderek zorlaşıyor ve sürekli bilginin güvenilirliğini değerlendirme ihtiyacı aşırı yüklenmeye yol açıyor. Tükettiğimiz bilgilere ilişkin öz farkındalığımızı arttırmak ve çevrimiçi ortamda üretilen bilgi miktarını azaltmak ise bir çözümün bir parçası olabilir. Ürettiğimiz bilgilerin konuyla ilgili, geçerli ve doğru olduğundan emin olmak, bu konuda atabileceğimiz bireysel adımlar arasında . Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: iStock" "Uydurulan özel günler, yanlış bilgi dağının neresinde?",https://teyit.org/teyitpedia/uydurulan-ozel-gunler-dezenformasyon-daginin-neresinde,"Bugün Dünya #teyitpedia günü! Böyle bir gün gerçekte yok ama uydurması ve öyleymiş gibi davranması epey kolay. Sosyal medyada bir hashtag ile bugünün “Dünya #teyitpedia Günü” olduğunu duyurmak, gerçekten böyle bir günün varolduğu algısını yaratmak ve binlerce etkileşim almak için yeterli. Bu uydurma günler sanıldığından daha fazla. Bunun son örneklerinden biri hayatında alınganlığa pek yer vermeyenleri dahi trip atmaya teşvik eden, 20 Aralık Dünya Trip Günü’ydü. Teyit’in konuyla ilgili analizinde, böyle bir günün ilk defa 20 Aralık 2016’da X kullanıcısı Mustafa Gökmen tarafından yaratıldığını görmek mümkün . Günün yaratıcısı Mustafa Gökmen, sosyal medya hesabında kendisini “Kafasına göre günler tayin eden bir adam” olarak tanıtıyor . Trip günü, Gökmen’in uydurduğu ilk özel gün değil; son da olmayacak gibi. 2016 yılında “Dünya İyilik Günü” ile başlayan Gökmen’in ürettiği onlarca gün, zaman zaman sosyal medyada viral hale geliyor. Konuyla ilgili verdiği bir söyleşide, bu kadar çok ilgi göreceğini beklemediğini belirten Gökmen, uydurduğu günlerle X’te dünya gündemine beşinci sıradan girdiğini, insanların onu tanımaya başlamasıyla takipçisinin yükseldiğini söylüyor . Gökmen’in uydurduğu günlerde, ünlü isimlerin de paylaşım yaptığını görmek mümkün . Yani her sosyal medya kullanıcısı bu özel günlerin varlığına inanıp paylaşımlarıyla kutlama zincirine dahil olabiliyor. Mustafa Gökmen tarafından uydurulmuş diğer günlere dair sosyal medya paylaşımları Uydurma özel günler yalnızca Türkiye’de görülen bir olay değil. Show TV tarafından “ Günmatik ” olarak isimlendirilen bu kişiler sayesinde her güne neredeyse üç özel gün düşüyor. Dünyada pek çok örneği bulunan bu akımın öncülerinden biri Adrienne Sioux Koopersmith. Koopersmith'in sayısı iki bine yakın uydurduğu gün var . Yaşadığı travmatik bir olayın ardından, uydurma tatiller yaratarak hayata tutunduğunu söyleyen Koopersmith, özel günleri listeleyen bir kitabın çok sıkıcı olduğunu düşünerek bu işe başlamış. ""Neden eğlenceli ve tuhaf etkinlikler yapmayalım?"" diye soran Koopersmith, geleneksel bayramları ve özel günleri biraz daha hayali günlerle harmanlamaya karar vermiş. Koopersmith’in uydurdukları arasında, “Ulusal Savurganlık Günü”, “Karıncaları Takdir Ayı” ve “Dünya Şüpheciler Günü” gibi çeşitli günler bulunuyor. Thomas Roy da aynı Koopeersmith gibi gün uyduranlardan biri . Son 30 yılda 90’dan fazla gün icat eden ve bunların telif haklarını alan Roy, bu işe Pennsylvania'da sunduğu radyo programı için fikir ararken ""öylesine"" başladığını söylüyor. Roy’un ürettiği günler arasında en dikkat çekenleri 20 Şubat Kapüşonlular Günü ve 8 Mayıs Çorapsızlar günü. Google’da arama çubuğuna söz konusu özel günü yazmak, pek işe yaramayabilir. Çünkü sosyal medyada yapılan binlerce paylaşım, arama sonuçlarını ve haber sitelerinin içeriklerini etkileyebiliyor. Örneğin, 20 Aralık Dünya Trip gününün gerçek bir özel gün gibi anlatıldığı, trip atmanın zararlarından tutun nasıl yapılması gerektiği ve hatta o güne özel gönderilmesi önerilen sözler gibi birçok “bilgi” içeren haber sitesine ulaşmak mümkün . Uydurma özel günlerin isimlerinin genellikle komik ve ilgi çekici olması, sosyal medyada bu içeriklerle kurulan etkileşimi hızlandırdığı kesin. Karşılaştığınız özel günlerin gerekliliğini sorgulamak ve “bu özel gün gerçek olabilir mi?” sorusuyla şüphe kası pratiği yapmak, uydurma günleri tespit etmenin eğlenceli yollarından. Sorgulamaya “Sincapları Takdir Günü” ile başlayabilirsiniz. Küresel çapta kutlanan ve önemleri açık bir şekilde ifade edilmiş özel günlere Birleşmiş Milletler’in sitesinden ulaşmak mümkün . İhtiyaç duyduğunuzda yine bu kaynaktan teyit edebilirsiniz. Medeniyetin başlangıcından bu yana özel günlerin anılmasına önem verildiği bir gerçek. Bunun en büyük etmeni, insanlar olarak hayatımızdaki önemli anları onurlandırma eğiliminde ve ihtiyacında olmamız. Bu özel günlerde hatırlanmak, kutlamak ve hediyeleşmek elbette güzel şey. Fakat burada önemli nokta, bu özel günlerin de bir kontrol mekanizmasına sahip olması gerektiği. İyiliği, dayanışmayı ve toplumsal birlikteliği arttırmaya yönelik özel günler uydurmak bir problem teşkil etmese de, toplumsal kutuplaşmayı besleme potansiyeline sahip veya kötülüğe yönlendiren günler üretmemekte fayda var. Örneğin, 2021 yılında 12 Nisan’ın “Uluslararası Tecavüz Günü” olarak kutlandığına dair sosyal medyada birçok paylaşım yapılmıştı. Böyle bir günün gerçeği yansıtmadığı Teyit’in analizi sayesinde anlaşılırken, söz konusu paylaşımların “şaka” veya “trol” amaçlı olabileceği saptanmıştı . Kadınların sokağa çıkmaları halinde onları çeşitli “tehlikelerin” beklediği ileri sürüldüğü bu paylaşımların, toplumda korku ve paniğe yol açtığı ve herhangi bir “farkındalık” amacı taşımadığı kesin. Farklı bir açıdan bakacak olursak, özel günlerin çoğu, farkındalık yaratmak, ilgi gerektiren konular hakkında toplumu eğitmek ve birliktelik hissini pekiştirmek için var. Örneğin, BM tarafından kabul edilen Sıfır Ayrımcılık Günü, her türlü ayrımcılığın sona erdirilmesi için küresel bir dayanışma hareketi yaratmak için var . Benzer bir şekilde, 21 Mart Dünya Orman Günü, ülkelerin ağaç dikme kampanyalarını teşvik etme amacıyla kabul edilmiş . Sahte özel günler yaratma eğiliminin yaygınlaşması ise, farkındalık kampanyalarının veya önemli sosyal meselelere adanmış özel günlerin etkisini azaltma potansiyeline sahip. Mustafa Gökmen, verdiği söyleşilerin birinde uydurduğu günlerin dizilere konu olduğuna, kilo vermeye ilişkin uydurduğu özel günde spor salonlarının paylaşım yaptığına, çiçek verme gününde ise çiçekçilerin kârlı bir gün geçirdiklerine değiniyor . Bu, uydurma günlerin yalnızca çevrimiçi dünyada kalmadığının, gerçek hayatta da izleri olduğunun bir göstergesi. Diğer yandan, Gökmen’in uydurduğu günlerin her sene yeniden etkileşim alması ve listelere girmesi de uydurma bilgilerle yeni bir toplumsal hafıza yaratıldığına işaret ediyor. Ayrıca, bu uydurma günler zararsız gibi görünse de, elimizde yanlış bilginin yol açabileceği zararları ölçecek sihirli bir alet yok. Söz konusu özel günlerin, yaygın kutlanan ve bir şekilde toplumda yer edinmiş değil de yaratıcılığın bir ürünü olduğunu belirterek paylaşmak ve bu şekilde yaygınlaştırmak, bu konudaki karmaşanın azalmasına katkıda bulunabilir. Şaka bir yana, bugün gerçekten #teyitpedia günü olmasa da, yanlış bilgi sorununa karşı mücadele etmeyi amaç edinmiş, dijitalde eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek için çabalayan ve teyitçi gibi düşünmek isteyen kimselerle her gün aynı hisleri paylaştığımız kesin. Bu yıl da #teyitpedia’larımızda bizi yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederiz! Sonuçta eleştirel dijital okuryazarlık bir gün değil, her gün önemli!" ,https://md.teyit.org/img/kapak-teyitpedia-umit-alan-2.webp, Dijital ayak izi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-dijital-ayak-izi-nedir,"İnternette yaptığımız her tıklama, kaydırma, arama, etkileşim ve kısacası her faaliyet, geride bizden bir iz bırakıyor. Dijital ayak izi (digital footprint) olarak adlandırılan bu izlerle sanal varlığımızı inşa etmenin yanı sıra, her hareketimizle birlikte somut ve takip edilebilir ekmek kırıntıları bırakıyoruz. Dijital ayak izlerini iki farklı kategori altında değerlendirmek mümkün . Aktif dijital ayak izi kavramı, kullanıcının kendisi hakkında kasıtlı olarak bilgi paylaştığı durumlar için kullanılıyor. Örneğin, sosyal medya paylaşımları, bir web sitesine yapılan üyelik, haber bültenine veya blog sayfasına abone olmak veya tarayıcıda çerezleri kabul etmek, aktif dijital ayak izlerinden. Pasif dijital ayak izleri ise, internet kullanıcısının farkında olmadan toplanan verilerden oluşuyor. Çoğu zaman gizli ve kullanıcıların farkına varamayacağı bu süreçte, ziyaret edilen web siteleri, siteyi ziyaret sıklıkları, hangi adresten o siteye geldikleri ve IP adresleri gibi izler takip ediliyor. Dijital ayak izlerini doğurduğu sonuçlar bakımından farklı açılardan yorumlamak mümkün. Çevrimiçinde tedbirsiz ve sorumsuzca bırakılan her ayak izi, itibarı olumsuz etkileme potansiyeline sahip. Çünkü nispeten kalıcı olan bu izler, tüm internet kullanıcılarının veya bir grubun erişebileceği açık bir kaynak haline geldiğinde, paylaşım sahibinin diğer kullanıcıların bu bilgileri nasıl kullanacağı üzerinde çok az kontrolü oluyor. Çevrimiçi ve çevrimdışı kimliğin etiketlenmesi, ayrımcılığa maruz kalma ve itibarın zedelenmesi ise, bu izlerin sonucu olarak ortaya çıkabilecek olumsuz etkilerden. Bu izler ayrıca bireyleri taciz etmek, zorbalık yapmak ve utandırmak için de kullanılabiliyor. Mental sağlığı etkileyen ve endişe sorunlarına yol açan bu davranışlar, bireylerin toplumdan dışlanmasından fişlenmesine kadar birçok olumsuz sonuca zemin hazırlıyor. Sanal dünyada sorumlu hareket etmek, diğer kullanıcılarla saygı çerçevesinde iletişim kurmak, size özel hassas bilgileri paylaşmamaya özen göstermek ve bireylerin dijital izlerini kötü amaçlarla takip etmemek, dijital vatandaş olmanın bir parçası. Dijital ayak izinizi ölçmek ve kendinizi değerlendirmek için bazı sorulara yanıt vermek işe yarayabilir : Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren Güvenlik Mükemmeliyeti Geliştirme Merkezi’nin (Center for Development of Security Excellence) hazırladığı bu kısa ankette, beşin altında evet yanıtı çoğu internet kullanıcısından daha az ize sahip olduğunuzu, 5 ila 12 arasındaki evet yanıtları ortalama bir internet kullanıcısı kadar izinizin olduğunu ve 12’den fazla evet çoğu internet kullanıcısından daha fazla ize sahip olduğunuzu gösteriyor . En yaygın kullanılan arama motoru Google’ı her gün en az 3-4 internet araması için kullanıyoruz. Google’ın bir saniyede aldığı arama sayısı 40 bin. Bu, bir günde dünya çapında 3,5 milyar dijital ayak izi üretildiği anlamına geliyor. 3,5 milyar arama ise, 700 kilogram karbon emisyonundan sorumlu . Yani, farkına varmadan veya üzerine çok düşünmeden yaptığımız her arama, dijital ayak izinin yanı sıra karbon ayak izi ni de artırıyor. Sosyal medya platformlarının ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin kullandığı algoritmaların çoğu, çevrimiçi dünyada bıraktığımız ayak izlerinden besleniyor. Bireylerin etnik kökeni, dini, cinsel yönelimi veya siyasi inançları hakkında hassas bilgilerle beslenen algoritmalar ise işe alım, kredi kullanma, eğitim kurumuna kabul edilme gibi çeşitli kararları adaletsiz biçimde etkileyebiliyor . Peki, dijital ayak izimizi nasıl güvenli bir şekilde yöneteceğiz? Bunun için bireysel olarak atılabilecek ilk adım, internette sorumlu biçimde hareket etmek. Bunların dışında, dijital ayak izinizi yönetmek için aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz : Özetle, internetteki eylemlerimizin bıraktığı dijital ayak izlerinin farkında olarak hareket etmek ve bunları sorumlu biçimde yönetmek, hem sorumlu bir dijital vatandaş olmak hem de güvenli çevrimiçi bir dünya oluşturmak için önemli. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: iStock" 2024'te teyitçiliği neler bekliyor?,https://teyit.org/teyitpedia/2024te-teyitciligi-neler-bekliyor,"Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Vakfı tarafından yürütülen Nieman Lab, 2024 yılında gazeteciliği nelerin beklediğine dair öngörüleri yayınlandı . Her sene olduğu gibi bu sene de öngörülerde hem teyitçileri hem de gazetecileri yakından ilgilendiren birçok başlık var. Sosyal medya platformlarının geleceği, yapay zekânın işimizi elimizden alıp almayacağı, gelecek sene dünya nüfusunun yarısından fazlasının seçime gidecek olması ve yerel haber kuruluşlarının hayatta kalması için atılması gereken adımlar, bu seneki öngörülerde en çok dikkat çeken ara başlıklar. Fakat, yeni yılda bizi bekleyenlere geçmeden önce, geçen seneki öngörülerin ne kadarının tuttuğuna birlikte göz atalım. Nieman Lab’ın her sene alandaki profesyonellere danışarak yayınladığı öngörüler, hem bu seneyi değerlendirmemize hem de gelecek yıla daha anlamlı bakabilmemize yardımcı oluyor. “2023’te teyitçileri neler bekliyor?” yazımızda, bu sene için yazılan öngörüleri derlemiştik. Bu yıl için en dikkat çekici öngörülerden biri sosyal medya platformlarının popülaritesinin düşüşe geçeceğiydi . Nitekim bu düşüşün en çok gözlemlendiği yer Twitter, yani yeni ismiyle X oldu. Elon Musk'ın Ekim 2022'de Twitter'ı satın almasından bu yana, uygulama günlük aktif kullanıcılarının yaklaşık yüzde 13'ünü kaybetti ve X olarak yeniden markalaşması bu düşüşü hızlandırdı . Rakibinin kötü zamanlarından faydalanmak isteyen Meta'nın Threads’i ise kullanıcıların günlük internet pratiğinde anlamlı bir yer edinemedi. 2023 için ChatGPT’nin öngörüsü daha fazla kuruluş ve platformun yapay zekâ teknolojisini kullanarak potansiyel yanlış ve yanıltıcı içerikleri tespit etmeye yardımcı olabileceğini söylemişti . ChatGPT’nin teyitçilikte ne kadar başarılı olduğuna dair yaptığımız araştırma, bu yapay zekâ aracının doğrulama faaliyetinin yerini alması için henüz biraz daha vakti olduğunu gösterdi. ChatGPT’nin bir diğer öngörüsü, geleneksel doğrulama yöntemlerinin dönüşeceğine yönelikti. Teyit’te yapay zekânın ve diğer dijital teknolojilerin gelişimini yakından takip ediyor, hem iş akışımızda hem de içeriklerimizde yapay zekânın olası katkılarını değerlendiriyoruz. Bugünlerde haber almak için sosyal medyaya yönelen kullanıcılar, yanlış bilgi ve trol paylaşımlar arasında doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmakta zorlanıyor. Utah Üniversitesi profesörlerinden Jacob L. Nelson’a göre bu durum sosyal medyayı bir fırsat olmaktan çıkarıp kötü bir alışkanlık haline getirdi . Nelson, yeni yılda sosyal medyanın risklerinin ve zorluklarının giderek artacağından ve faydaları da aynı ölçüde azalacağından, gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yavaş yavaş bu mecralardan uzaklaşacağını ve haber tüketmek isteyen kullanıcıların da zamanla onları takip edeceğini düşünenlerden. Ona göre, gittikçe daha da yaygın hale gelen haber bültenleri ve haber merkezlerinin okurlarıyla doğrudan iletişim kurma çabaları bunun bir göstergesi. Bu yeni bir tahmin değil, bu yıl için yayınlanan öngörülerde de sosyal medya platformlarının popülaritesinin düşeceğine değinilmişti . 2023 yılında bu öngörünün kısmen gerçekleştiğini söylemek mümkün. ABD'de faaliyet gösteren bağımsız radyo kuruluşu NPR , Almanya merkezli teyitçilik kuruluşu Correctiv ve Alman gazetesi Deutsche Welle , bu sene Twitter'ı terk ettiklerini açıklayanlardan. Oysa, Reuters’ın 2023 Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu’na göre özellikle gençler, haberleri geleneksel medya yerine sosyal medyadan almayı tercih ediyor . Diğer yandan, bazı sosyal medya platformlarının hızlı bir şekilde kullanıcı kaybedeceğini düşünenler de var. 2024’te hem Elon Musk hem de X, kullanıcıları uzaklaştırmaya devam edecek. Bunun sonucunda, X’te tweet okuma sınırı getirilmesinin ardından sektöre hızlı bir giriş yapan Threads, muhtemelen X’ten kaçanların sığındığı liman olacak . Texas Eyalet Üniversitesi’nde gazetecilik profesörü olan Cindy Royal, yeni yılda da yapay zekâya eleştirel gözle bakmanın önemli olduğunu, ama ondan kaçınmanın pek bir fayda sağlamayacağını vurguluyor : Diğer yandan, medya kuruluşlarının içerik üretirken bu teknolojiyi yarı zamanlı olarak kullanılabileceğini öngörenler de var. Yapay zekânın ürettiği çıktıları kendi dillerine uygun şekilde yeniden düzenlemeleri gereken haber merkezleri yeni yılda muhakeme yeteneği, bakış açısı ve imza içerikler yaratma gibi daha “insani beceleri” üzerinden rekabetlerini sürdürebilirler. Yapay zekânın iş akışında yerini alması ise bir başka tartışma konusu. South California Üniversitesinde, iletişim ve gazetecilik profesörü Amara Aguila gazetecilerin, özellikle sosyal medya için daha fazla video ve görsel oluşturmak üzere yapay zekâ destekli araçları sorumlu bir şekilde kullanacaklarını öngörüyor . Associated Press'te yapay zekâ ürün yöneticisi olarak görev yapan Ernest Kung’un 2024 için öngörüsü, küçük haber merkezlerinin iş akışlarında yapay zekâ araçlarını yaygın olarak benimseyeceği yönünde . Akılda kalıcı bir başlık oluşturmak isteyen bir gazetecinin, üretken bir yapay zekâ aracından öneriler sunmasını istemesi, bunun bir örneği olabilir. The Economist'e göre 2024 tarihin en büyük seçim yılı olacak . Bunun nedeni önümüzdeki yıl dünya nüfusunun yarısından fazlasının sandığa gidecek olması. Hong Kong Baptist Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde profesör olarak görev yapan Cherian George’a göre gazeteciler yeni yılın gelmesi konusunda pek de hevesli değil . Çünkü şiddeti her geçen gün artan toplumsal kutuplaşma, kamu yararına gazetecilik yapmayı epey zorlaştırıyor. New York'ta bir prodüksiyon ve yaratıcı danışmanlık şirketi olan Magnificent Noise'un kurucu ortağı olan Eric Nuzum, ise seçim döneminde tek bir haberin ardında birden fazla hikayenin olduğuna dikkat çekiyor . Yeni yılda haber kuruluşlarının, izleyicilerin günün haberleri, son anketler ve seçimin durumuna ilişkin sonu gelmeyen görüşlerden daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu fark etmesinin önemli olduğunu vurguluyor. Georgia Public Broadcasting'de siyaset muhabirliği yapan Stephen Fowler’a göre gazeteciler seçim döneminde insan hikayelerine daha çok odaklanmalı. Çünkü seçim sonuçları, anketler, sosyal medya etkileşimlerinden ziyade önemli olan insanların ne düşündüğü. Madrid'deki IE Üniversitesi'nde iletişim ve dijital medya alanında görev yapan Ruth Palmer’a göre, gelecek sene haberlerden kaçınanların sayısı geçen yıllarda da olduğu gibi yine artış gösterecek . Halihazırda süregelen iki savaşın üzerine bir de seçimlerin gelmesi, yeni yılda en sadık haber okuyucularının bile bağlılığını test edebilir. Sürekli olarak haberlerden kaçınan ve hatta haberlerle bağını tümden kesmiş kişilerin güvenini geri kazanmak ise gazetecilerin işi. Aksi takdirde, zaten baskın grupların lehine olan bir siyasi arenada haberden kaçanlar, bu bilgi savaşında kendilerini savunmak için daha az bilgili ve daha az donanımlı olacaklar. Pulitzer Ödüllü doğrulama platformu PolitiFact'in kurucusu ve Duke Reporters’ Lab yöneticisi Bill Adair’e göre teyitçilikte eski yaklaşımlar ve yöntemler miadını doldurdu . 2024 yılında teyitçilerin çalışmalarını yalnızca bir web sayfasında yayınlamaktan veya iddialar hakkında TikTok çekmek, tweet atmaktan ziyade daha farklı yollar geliştirmesi gerektiğini ve yanlış bilgilendirilme ihtimalleri yüksek toplulukları hedef alan ve içerikleri doğrudan onlara ulaştıran yeni formlar yaratmaları gerektiği söylüyor. Bunu başarmak içinse cesur ve kararlı olmak şart. Utah Üniversitesi profesörlerinden Jacob L. Nelson da Bill Adair ile benzer görüşte. Hem bireysel kullanıcıların hem de gazetecilerin sosyal medyayı yavaş yavaş terk edeceğini düşünen Nelson, bu durumun haber merkezlerinin toplumla daha farklı ve direkt yollardan temas kurmaları için bir fırsat olarak görüyor . Uluslararası Gazeteciler Merkezi'nin başkanlığını sürdüren Sharon Moshavi, 2024 yılına baktığında umut verici bir eğilim gördüğünü ifade ediyor : Birkaç yıl önce teyitçiliğin niş bir alana indirgendiğini fakat bugün temel bir gazetecilik becerisi haline geldiğini vurguluyor. Çünkü giderek daha fazla gazetecinin yanlış bilgi sorununa dikkat çektiğini ve karşılaştıkları şüpheli iddialarla ilgili açıklama yapma refleksi geliştirdiklerini düşünüyor. Bu da daha fazla insanın yanlış bilgi sorununun iç yüzünü görebilecek konumda olduğu anlamına geliyor. 2024 ise, tüm bu gelişimi devam ettirmek ve yanlış bilgi sorununa daha fazla paydaşın dikkat çektiği bir yıl olabilir. Geçen yıl “2023’te teyitçiliği neler bekliyor?” yazımızı sonlandırırken, ChatGPT'nin teyitçiliğin geleceğine dair öngörülerini listelemiştik. Bu sefer, burada yer verdiğimiz öngörüler ışığında DALL-E 3’ten biz teyitçileri görselleştirmesini istedik." ,https://md.teyit.org/img/ozel-gunler-teyitpedia.webp, Araştırma: Dezenformasyon sosyal medya iş modelinin ayrılmaz bir parçası haline geldi,https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dezenformasyon-sosyal-medya-is-modelinin-ayrilmaz-bir-parcasi-haline-geldi,"Yanıltıcı bilgi içeren paylaşımlar büyük kazançları da beraberinde getiriyor. Günümüzde 625 milyar euro değer taşıyan dijital pazarlamanın iş modeli oldukça basit: Ne kadar tıklama, görüntüleme veya genel tabiriyle etkileşim, o kadar reklam geliri anlamına geliyor. Bir içerik doğru bilgiler sunsun ya da sunmasın; kışkırtıcı ve sarsıcı bir dil kullanarak kullanıcıların dikkatini çekmek son derece kolay. Hal böyleyken, reklam verenler kendilerini yanlış bilgi içeren haberleri ve nefret söylemi barındıran içerikleri finanse ederken buluyor. Bu durum elbette masum bir hatadan ibaret değil. Sosyal medya platformları da tıpkı reklam verenler gibi her şeyin farkında olup duruma göz yummayı tercih eden tarafta; çünkü dezenformasyon un yayılması, onlar için de bir kazanç kapısı . Planlı kampanyalar aracılığıyla aldatıcı veya manipülatif içeriklerin yayılması amaçlanan dezenformasyon uygulamalarında; siyasi, askeri veya ticari çıkarlar doğrultusunda toplumun genelini şaşırtmak, sarsmak ve kutuplaştırmak ana hedef. Sosyal medyada karşımıza çıkan dezenformasyon araçları arasında botlar, deepfake ’ler, sahte haberler ve komplo teorileri yer alıyor. Dezenformasyona yönelik günümüze dek yapılan araştırmaların çoğu, sosyal medyanın mevcut yapısının ulusal çıkarlar ve otoriter liderler tarafından nasıl suistimal edildiğine odaklanıyor. Yapılan yeni bir araştırma ise dezenformasyonun bu sistemin öngörülemeyen bir sonucu değil, aksine , olası ve öngörülebilir bir sonucu olduğunu gözler önüne seriyor. Sosyal medya platformları ilk etapta bilgi alışverişinden ziyade eğlence amaçlı ortaya çıktı.. Mesela eğlenceli kedi videoları benzeri içerikleri, bunları yeniden paylaşacak doğru kişilerin önüne çıkarmaya yarayan tavsiye mekanizmalarıyla tasarlandırlar. Fakat pazarlama uzmanları, kullanıcılarda hayranlık gibi güçlü pozitif duygular veya öfke ve endişe gibi negatif duygular uyandıran içeriklerin daha çok viral olduğunu keşfetti. Bunu öğrenen sosyal medya platformları ise bunu iş modelinin bir parçası haline getirdi. Bu durum, günümüz sosyal medyanın iş modelini daha farklı bir boyuta taşıdı. Günümüzde kullanıcı etkileşimini artırmak için ellerinden geleni ardına koymayan platform yöneticileri, kullanıcılara ücretsiz olarak "" infotainment "" (bilgi-eğlence) sunuyor. Kullanıcılar bu ücretsiz içerikleri tüketirken platformlar kullanıcılardan veri topluyor ve bu verileri tahmine dayalı analizlere dönüştürüyor. Bu analizler daha sonra hedef kitle belirlemesinde kullanılmak üzere reklam verenlere sunuluyor ve markalar hedefli reklam kampanyalarını güçlendirmek amacıyla bu analizleri satın alıyor. Anlaşılacağı üzere, çoğu platformun çevrimiçi etkileşimi artırma isteği, finansal kaygıların bir sonucu. Bu durum, barındırdığı bilgiler gerçek olsun ya da olmasın; tıklama, beğeni ve yorum sayısını artıracak her türlü içeriğin platformların gözünde son derece yüksek bir değer taşımasına sebep oluyor. Sık sık kışkırtıcı ve tartışmalı içerik paylaşımında bulunan influencer 'lar ise giderek daha çok zenginleşiyor ve böylelikle onların yolunu izleyen birçok yeni influencer benzer davranışları sergilemeye yöneliyor. Hal böyleyken, içerik üreticilerinin insanlar arasında kutuplaşmaya yol açabilen, sade fakat duygu yüklü bir anlatım geliştirerek kullanıcıları tetikleyen içerikler üretmesi pek de şaşırtıcı değil. Şunu da hatırlamakta fayda var; toplumsal yaraları deşmek ve gruplaşmaları körüklemek, komplo teorilerini yaymanın en etkili yollarından biri. Firmaların gelir elde etmek ya da değerini artırmak üzere, internette yürüttüğü tüm ticari uygulamaları kapsayan dijital pazarlama; arama motoru optimizasyonu, içerik pazarlaması, influencer iş birlikleri, tıklama başına ödeme (PPC) reklamcılığı, satış ortaklığı programları ve klasik reklamcılık yöntemleriyle yürütülüyor. Satışlarını artırmak isteyen markalar, reklam teknolojileri ( ad tech ) sağlayıcıları olarak da bilinen ve yazılımlar üzerinden interneti reklamlarla donatan çeşitli dijital pazarlama ajansları ve firmalarıyla çalışıyor. Reklam çalışmaları için bu firmalarla işbirliği yapan bir marka, bir dış kaynaktan yararlanarak sorumluluklarını üçüncü bir tarafla paylaşmış oluyor. Ne var ki, reklam teknolojileri sağlayıcıları hesap verebilirlik ya da gözetim olmaksızın faaliyet gösteriyor . Dolayısıyla dezenformasyon kampanyalarına dahil olan bir firmayla işbirliği yapan bu marka, Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail-Filistin savaşı gibi kritik değer taşıyan küresel olaylara yönelik dezenformasyon çalışmalarını farkında olmadan finanse etmiş oluyor. Ancak sunulan tüm delillere rağmen markalar sessizliğini korumaya devam ediyor. Influencer 'lar bu acımasız dijital pazarlama ikliminde önemli bir rol oynuyor. Yalnızca reklam kazançlarını düşünerek hareket eden ve bu doğrultuda ne pahasına olursa olsun etkileşim peşinde koşan bazı influencer ’lar, demokratik kurumların kuyusunu kazan içerikleri destekleyecek kadar ileri gidebiliyor. Bir influencer ’ın nefret söylemi içeren paylaşımlar yaptığı için sert eleştiriye maruz kalması veya hesabının kapatılması ise sosyal medya platformları için hiçbir şey ifade etmiyor, çünkü reklam gelirleri her halükârda bu platformlara kalıyor . Markalar nefret söylemleri ve bot çiftlikleriyle ilişkilendirilmek istemese de gerçekler aksini işaret ediyor . Teknik yönden son derece karmaşık yapısıyla karşımıza çıkan bu pazarda üç maymunu oynamak pekâlâ mümkün, ancak herkesin olduğu gibi dijital pazarlamacıların da bu noktada ciddi bir sorumluluğu var. Markalar ise tüm bunlara sessiz kalarak suça ortak oluyor. Politika üreticiler ve aktivistler dijital platformlarda dezenformasyona karşı reform yapılması için mücadele ediyor . Bu çabalar içerik moderasyonu ve teyitçilik uygulamalarına odaklanıyor. Ancak dijital reklam pazarına odaklanan bir reform yapılmasına ise son derece az dikkat çekiliyor. Sosyal medya platformları ve dijital pazarlama firmaları, dezenformasyonun kazanç kapısı haline getirildiği bu pazar için yapılacak bir reforma ortak olmalı ve destek vermeli; ancak durum pek de öyle değil. Tarafların çoğunlukla bu konuya isteksiz yaklaştıkları ve buna yönelik yapılan çalışmalara öncülük etmedikleri görülüyor. Öte yandan, marka yöneticileri sosyal medya platformlarının hesap verebilirliğini artırmak adına bütçelerini etkin bir şekilde kullanabilir. Markaların bu bağlamda kitlesel çalışmalar yürütmesi ve birlikte hareket etmesi, bu çabaların sonuçlarını büyük ölçüde etkileyebilir. Bunun en yakın örneklerinden biri, Elon Musk'ın antisemitizm açıklamalarının ardından X’e (eski adıyla Twitter) yönelik gerçekleştirilen reklam boykotu. Bu çabaların yetersiz kaldığı noktada politika yapıcıların devreye girmesi ve teknoloji devlerinin kar oranlarını artırmak pahasına demokrasiyi hiçe sayan eylemlerinin önüne geçmesi gerekiyor." ,https://md.teyit.org/img/digital-footprint-teyitpedia.webp, Londra’nın temiz hava politikası komplo teorilerinden nasıl etkilendi?,https://teyit.org/teyitpedia/londranin-temiz-hava-politikasi-komplo-teorilerinden-nasil-etkilendi,"Çevresel sorunlar ve iklim krizi tüm dünyayı etkisi altına almışken, çözüm olarak geliştirilen politikalar ve kampanyalar zaman zaman komplo teorilerinin gölgesinde kalıyor. Bunun son örneklerinden biri 2023’ün Ağustos ayında Londra’da yaşandı. Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın öncülük ettiği ve emisyon standartlarını karşılamayan araçların belirlenen ilçelere girişte ücret ödemesini gerektiren Ultra Düşük Emisyon Bölgesi (ULEZ) girişimi, yanlış bilgiler ve komplo teorileriyle harmanlanarak sosyal medyada yeniden yorumlandı. ULEZ hakkında komplo teorilerini besleyenlerden bazıları, Birleşik Krallık’taki büyük siyasi parti üyeleri ve bağımsız adaylardı. Sadiq Khan’ın gelecek planları arasında ULEZ girişimini Londra’da birçok mahalleyi kapsayacak şekilde genişletmek var. Fakat bu genişletme planı, siyasiler tarafından adeta bir yarış malzemesi olarak kullanıldı. 2023’ün Temmuz sonunda Birleşik Krallık’ta, Londra'nın iki seçim bölgesi Uxbridge ve Ruislip'teki ara seçimlerindeki zaferinin ardından Muhafazakar Parti Milletvekili Steve Tuckwell, seçimin bir referanduma dönüştüğünü söyleyerek , İşçi Partisi'nin kaybını Khan'ın ""zarar verici ve maliyetli ULEZ politikasına"" bağlamıştı . İklim ve Covid-19 ile ilgili komplo teorilerini sık sık dile getirmeleriyle bilinen bazı bağımsız siyasetçiler de Uxbridge ve Ruislip’teki seçim yarışında, ULEZ’i bir komplo teorisi yle harmanlayıp, girişim hakkında yanlış bilgiler yaydı. 2022 yılından bu yana Birleşik Krallık’ta iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik politikalar hakkında yayılan yanlış bilgilerde kayda değer bir artış var. İnsanların yaşadıkları yerlerde sağlanan olanaklarla birçok hizmete kolaylıkla ulaşmalarına odaklanan 15 dakikalık şehirler , şehirdeki belirli yolların özel araçlar tarafından kullanımını kısıtlayarak Oxford'daki trafik sorununu azaltmayı amaçlayan trafik filtreleri ve ULEZ gibi girişimler, ortak bir eleştiriye maruz kalıyor. Çünkü bu girişimler sıklıkla bireysel özgürlükleri kontrol altına almaya yönelik daha geniş bir ""küreselci gündemin"" parçası olmakla itham ediliyor. Komplo teorisyenleri ise, Covid-19 sırasında uygulanan sokağa çıkma yasakları ve karantinalarla benzerlik kurarak bu uygulamaları ""iklim karantinası"" olarak nitelendiriyor . Peki ULEZ’le ilgili komplo teorileri tam olarak ne zaman hız kazandı? İrlanda merkezli teyitçilik kuruluşu Logically Facts’in incelemesine göre, X’te (eski adıyla Twitter) komplo odaklı anlatıların yaygınlaşması Uxbridge seçimlerinden üç gün sonraya tekabül ediyor. Logically’den OSİNT (açık kaynaklı istihbaratı) araştırmacısı Chris Proops’e göre, ana akım medyanın ULEZ’in Muhafazakar Parti’nin koltuğunu korumasında etkili olduğunu vurgulaması, ULEZ’le ilgili komplo teorilerini zirveye taşıdı . Mart 2023'ten bu yana Londra'da birçok ULEZ karşıtı protesto düzenlendi. Bu protestolara katılanlar arasında ""pandeminin dünya çapında tiranlık uygulamak için kullanıldığına” inanan ""Stop World Control"" komplo grubunun da yer aldığı biliniyor. Bu protestolarda en sık kullanılan yanıltıcı söylemlerden biri, ULEZ'in hava kirliliğini azaltmadaki etkisinin sanıldığından daha az olması. Sosyal medyada ULEZ hakkında yayılan komplo teorileri, sokaklarda şiddet eylemlerinin filizlenmesine aracılık etti. Kendini Blade Runners olarak isimlendiren bir grup, Londra’da 200’den fazla ULEZ kamerasına zarar verdi. Bu eylem, komplo teorisyenleri tarafından “kahramanca” olarak nitelendirildi ve Blade Runner grubuna övgüler yağdırıldı. Logically’de OSİNT (açık kaynaklı istihbaratı) araştırmacısı olarak çalışan Chris Proops ve Maisie Draper’e göre, bu saldırıların küreselleşme karşıtı görüşler ve iklim değişikliği konusundaki daha geniş komplo teorileriyle birleşerek artması mümkün . ULEZ’le ilgili komplo teorilerine katkıda bulunan bir diğer grup da ""egemen vatandaşlar”. Bu gruba üye vatandaşlar kendilerini “egemen olarak gören ve fiziksel olarak yaşadıkları ülkenin yasalarına bağlı olmayan"" kişiler olarak tanımlıyorlar . Vergi ve düzenlemelere tabi olmadığını düşünen bu grup, ULEZ için ödenecek ücretlere de karşı çıkıyor. Araştırmalar, bu tür gruplara üyeliğin Covid-19 pandemisiyle türeyen komplo teorilerinden sonra artış gösterdiğine işaret ediyor . Benzer bir şekilde, İngiltere merkezli Stratejik Kalkınma Enstitüsü (ISD) iklim araştırmaları ve politikaları başkanı Jennie King de Covid-19 hakkında dezenformasyon yayan komplo teorisyenlerinin odak noktalarını ULEZ girişimi gibi iklim krizine sunulan çözümlere çevirdiği görüşünde. Euronews haberine göre, Birleşik Krallık halkının çoğunluğu iklim değişikliğinin etkileri konusunda endişe duyuyor . Ipsos tarafından 2023 yılının Temmuz ayında yapılan bir ankete göre her dört İngiliz’den biri iklim değişikliğini ülke için önemli bir mesele olarak görüyor . Araştırmacılar bunun nedenini orman yangınları ve aşırı sıcakların artık insanların hayatlarına dokunacak seviyeye gelmesine bağlıyor." ,https://md.teyit.org/img/teyitpedia-arastirma-sm.webp, "Bazı insanlar neden bilime güvenmiyor, onların fikrini nasıl değiştirebiliriz?",https://teyit.org/teyitpedia/bazi-insanlar-neden-bilime-guvenmiyor-ve-fikirlerini-nasil-degistirebiliriz,"Birleşik Krallık'taki her üç kişiden biri pandemi sırasında bilime duydukları güvenin arttığını bildirirken yüzde yedilik bir kesim azaldığını söylüyor. Peki, aradaki farkın sebebi ne? Uzun yıllar boyunca, bazı insanların bilimi reddetmesinin temel nedeni olarak bilgi eksikliği ve bilinmeyene duyulan korku gösterildi. Buna paralel olarak pek çok anket de ders kitaplarında anlatılan bilimden daha fazlasını öğrenmiş kişilerin bilime karşı daha olumlu tutumlar geliştirdiğini gösteriyor. Ne var ki temel sorun yalnızca bilgi eksikliği olsaydı insanları gerçekler hakkında bilgilendirmek, sorunu çözmek için yeterli olurdu. Ancak yirminci yüzyılın sonlarına doğru bilim iletişimine hakim olan bu strateji birçok açıdan başarısız gibi görünüyor. Yapılan kontrollü deneyler , insanlara bilimsel bilgi vermenin tutumları değiştirmediğini gösteriyor. Hatta Birleşik Krallık'ta genetik mühendisliği teknolojilerine ilişkin bilimsel mesajlar, beklenen etkinin tersini yarattı . Bilimsel bilgiler sunmaya dayalı stratejinin başarısızlığı, insanların inançlarıyla çelişmesi halinde bilgiyi göz ardı etmeleri ya da bilgiden kaçınmalarından kaynaklanıyor olabilir. Bu durum doğrulama yanlılığı olarak da biliniyor. Ancak ikinci bir sorun da bazılarının hem mesaja hem de mesajı iletene dair güvensizliği. Bu da bilime duyulan güvensizliğin sadece bilgi eksikliğinden değil, aynı zamanda güven eksikliğinden de kaynaklandığı anlamına geliyor . Buradan hareketle, Bath Üniversitesi Milner Evrim Merkezi'nde Evrimsel Genetik Profesörü Laurence D. Hurst ve ekibi dahil olmak üzere birçok araştırma ekibi, neden bazı insanların bilime güvenip bazılarının güvenmediğini bulmaya karar verdi. Pandemi sırasında güvensizlik yaşayan insanların öne çıkan özelliğinin en başta bilime güvenmemek olduğu görüldü . Yapılan çalışmalara göre , bilimi reddeden ya da bilime güvenmeyen insanlar, bu konuda çok bilgili olmasalar dahi, genellikle bilimi anladıklarını düşünüyor. Bu bulgu, geçtiğimiz beş yıl boyunca, aşılar ve GDO'lu gıdalar da dahil olmak üzere çok sayıda bilimsel konuya ilişkin tutumları araştıran çalışmalarda tekrar tekrar vurgulandı. Ayrıca belli bir genetik mühendisliği teknolojisi hakkında soru sorulmadığında bile aynı güven geçerli. Ancak bu durum, iklim değişikliği gibi bilimin siyasallaşmış bazı alanları için geçerli olmayabilir. Yakın zamanda yapılan bir çalışma, bilimden hazzetmeyen ve aşırı özgüvenli kişilerin, kendi görüşlerinin ortak görüş olduğuna ve dolayısıyla diğer pek çok kişinin de kendileriyle aynı fikirde olduğuna dair yanlış bir inanca sahip olma eğiliminde olduklarını ortaya koyuyor. Elde edilen diğer veriler ise bilimi reddeden bazı kişilerin, kendi görüşlerini çürütülemeyecek bir şekilde sunmaktan psikolojik olarak tatmin olduklarına işaret ediyor. Aşılarda mikroçiplerin var olduğuna ya da Covid-19 virüsünün 5G teknolojisinden kaynaklandığına dair komplo teorileri de genelde bu şekilde ortaya çıkıyor. Ancak Hurst’e göre, bilimin tüm amacı yanlışlığı kanıtlanabilen, yani bilim insanlarının yanlışlanabilir dediği teorileri incelemek ve test etmek. Öte yandan komplo teorisyenleri, inandıkların aksini söyleyen bilgileri genellikle reddediyor ya da son çare olarak bilimsel gerçekleri ortaya koyanın amacını sorguluyor . Bilimsel yönteme güvenen bir kişi, güvenmeyen biriyle tartıştığında, taraflar için farklı kurallar geçerli. Hurst’e göre bu durum bilim şüphecilerini yanılıyor olabilecekleri konusunda ikna etmenin zor olduğu anlamına geliyor. Bilime yönelik bu şüpheci tutuma karşı ne yapabiliriz? Mesajı ileten de en az mesaj kadar önemli. Hurst’ün çalışması, söz konusu bilimsel bir mesele olduğunda politikacılara güvenilmediğini, buna karşın üniversite profesörlerine güvenildiğini gösteren önceki birçok araştırmayı doğruluyor . Hurst’e göre bu, akılda kalması gereken bir nokta. Bazı insanların, bilime karşı takındıkları ve başkalarının da kendileriyle aynı fikirde olduğuna dair yanlış bir inançtan kaynaklanan olumsuz tutumları, onlara bilimsel meselelerde fikir birliğine varılan noktanın söylenmesiyle giderilebilir. Reklam endüstrisinde yaygın olarak kullanılan ""Her on kedi sahibinden sekizi, evcil hayvanlarının bu marka kedi mamasını tercih ettiğini söylüyor"" gibi ifadeler buna bir örnek teşkil edebilir. Bu stratejiyi araştıran pek çok çalışmanın meta analizi , bu yaklaşımın bilimsel gerçeklere olan inancı değiştirmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, fikir birliğine varılan noktayı belirlerken, dolaylı olarak neyin yanlış bilgi olduğunu da gösteriyor. Böylece, çelişkili bilgilerin dolaşımı yüzünden insanların neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilememesi sorunu da çözülmüş oluyor. Hurst’e göre bu yöntemi tamamlayan bir diğer yaklaşım da insanları yanlış bilgi ihtimaline karşı hazırlamak. Ne yazık ki yanlış bilgiyi çürütmeye yönelik her girişim, yanlış bilginin daha fazla yayılmasına zemin hazırlıyor. Bilim insanları bu durumu “devam eden tesir etkisi” olarak isimlendiriyor . Atılan ok geri dönmez, o yüzden Hurst’e göre en iyi çözüm bilginin doğrusuna yönelik olası itirazları öngörmek ya da insanlara yanlış bilgiyi yaymak için kullanılan stratejilere karşı bağışıklık kazandırmak. Buna da “ önceden çürütme ” deniyor. Yine de farklı bağlamlar farklı stratejiler gerektirebilir. Tartışılan meselenin iklim değişikliği gibi uzmanların fikir birliğine vardığı bir konu mu yoksa tamamen yeni bir virüs gibi bilinmeyene yönelik mi olduğu önemli. Hurst’e göre ikincisi için, ne bildiğimizi, ne bilmediğimizi ve ne yaptığımızı açıklamak ve sonuçların geçici olduğunu vurgulamak iyi bir yol. Değişimin hızlı yaşandığı alanlarda belirsizliği vurgulamak, bilim insanlarının ve onların çalışmalarına sıkça yer veren medyanın, bir gün bir şey söylerken daha sonra başka bir şey söylediği için güvenilir olamayacağına dair itirazların önüne geçebilir. Ancak bu yöntemlerin tamamen etkili olması mümkün görünmüyor. Hurst ve ekibinin yaptığı çalışmada, Covid-19 için çok tartışılan PCR testlerinde bile halkın yüzde 30’unun PCR'ı duymadığını söylemesi dikkate değer. Özetle, bilimsel yayınlar ve çalışmalar ekseriyetle bilimle uğraşanlara ve bilime ilgi duyanlara hitap ediyor. Muhtemelen bu yazıya tıklamanızın sebebi de bu. İletişim alanındaki yeni çalışmalar ise bilime güvenini yitirmiş olanlara ulaşmanın kesinlikle denemeye değer olduğunu gösteriyor." Sosyal medyanın hava durumu kâhinleri,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medyanin-hava-durumu-kahinleri,"“Cumhuriyet tarihinin en soğuk ve en karlı günleri geliyor, kutupların kapısı açılıyor, kuvvetli fırtına gelecek, uçabilecek eşyalara dikkat…” İlk bakışta bu cümlelerin Türkiye’de beklenen kar yağışının habercisi olduğu ve bir meteorolog tarafından uyarı için yazıldığı düşünülebilir. Fakat X’te (Twitter) yapılan bu tahminler ne Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne ne de alanında uzman bir meteoroloji mühendisine ait. Bu yazılanlar, son günlerde kamuoyunu meşgul eden ""hava tahmini uzmanlarından"" birinin. “ @KeremOktenHava ” kullanıcı ismine sahip X kullanıcısı, uzun süredir hava tahminlerinde bulunuyor. Üstelik bu isim, tahminlerini yalnızca sosyal medya hesabında değil, televizyon ekranlarında ve gazetelerde de yapıyor. İnternet haber sitelerinde de Ökten’in paylaşımlarının haberleştirildiği görülüyor. Bu durum, herhangi bir uzmanlığı bulunmayan kişilerin sosyal medyada çok etkileşim alan paylaşımları nedeniyle televizyon ve gazetelerde görünmesine sebep oluyor. Üstelik haber sitelerinde de, televizyon kanallarında da paylaşımı yapan kişinin uzmanlık alanına ilişkin herhangi bir araştırma yapılmadığı görülüyor. Medya ombudsmanı Faruk Bildirici de durumu "" u zmanlığı olmayan, muhasebe eğitimi almış birini 'Meteoroloji uzmanı' diye tanıtmak kötü ve yanıltıcı gazetecilik"" diyerek özetledi . Ökten, sözde tahminleri yaparken, “Dikkat! Su baskınları, bayıltan sıcaklar, vortex enerji 3 atom bombası gücünde, 5’e çıkabilir” gibi olabildiğince dikkat çekici, paniğe sebep olabilecek nitelikte ve bilinmeyen kavramlar kullanıyor. Aslında Ökten bir süredir, Meteoroloji Mühendisleri Odası ve İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü Mikdat Kadıoğlu’nun dikkat çektiği bir isim. 2023 yılının başında yapılan bir haberde , Ökten, meteoroloji mühendisi olmadığını, ancak bu konuda eğitimi olmasa da, kendisini amatör olarak tanımlamayacağını söylemiş. Ökten, 5 Ekim 2023’te X hesabından yaptığı paylaşımda da, muhasebe ve denetim yüksek lisans mezunu olduğunu, sadece takipçileriyle meteoroloji takibi yaptığını belirtmiş . Ökten’in Facebook hesabında da benzer hava tahmini paylaşımları yaptığı görülüyor . X hesabında 370 bine yakın takipçisi bulunan Ökten’in, Facebook hesabındaki kişisel bilgilerde , 2010 yılında Anadolu Üniversitesi’nden mezun olduğu, 2016 ila 2019 yıllarında Orta Amerika’da bir ülke olan Belize'deki St. John's College ’de İspanyol Dili ve Edebiyatı okuduğu yer alıyor. Okulun resmi sitesine baktığımızda, 10 Ocak 2024 itibariyle böyle bir lisans programı olmadığını görüyoruz. Yani Ökten’in kendisiyle ilgili verdiği bilgilerde de hava tahmini konusunda bir uzmanlığı olmadığı anlaşılabiliyor. Teyit, konuyla ilgili Ökten'e e-posta yoluyla da ulaştı, ancak henüz yanıt alamadı. Ökten’in özellikle 4 Ocak 2024’te “Cumhuriyet tarihinin en soğuk ve en karlı günleri yolda”, “Sibirya soğukları geliyor, deniz donabilir” şeklinde yaptığı sözde hava tahminiyle adını bir anda daha sık duyduk. Öyle ki, X’teki bir başka hava tahmini ve doğa olaylarını paylaşan @HavaForum hesabı, yapılan paylaşımların dezenformasyon olduğunu söyleyen bir açıklama yaptı . Peki, Kerem Ökten’i dezenformasyon yaymakla suçlayan HavaForum hesabındaki paylaşımlar ne söylüyor? HavaForum hesabı kendini, ""Türkiye’nin ilk meteorolojik hava durumu forumu"" olarak adlandırıyor . Hesabın bir internet forum sitesi var . Site 3 Aralık 2010’dan beri kullanılıyor . Kullanıcılar burada yeni konu başlıkları açarak şahsi hava tahminlerini, bulundukları bölgede, kentte yaşanan hava durumlarını paylaşıyor. Fakat bu kullanıcıların hava tahmini uzmanı olup olmadıklarıyla ilgili bir bilgi yok. Yorumlar daha çok kişisel tahminlerden ibaret. HavaForum’un X hesabında 1 milyon, Instagram hesabında ise 2 milyona yakın takipçisi var. HavaForum sitesinin künye bilgilerinde genel yayın yönetmeni, 9 Ocak 2024 itibariyle Aytaç Çomoğlu olarak görünüyordu . Çomoğlu ismiyle bir arama yaptığımızda, bu ismin hukuk mezunu olduğunu görüyoruz. Yani tıpkı Ökten gibi, bu kişi de meteoroloji mühendisi veya hava tahmini uzmanı değil. 14 Ocak 2023 itibariyle ise web sitesinin künye bilgilerinde bir genel yayın yönetmeni başlığı bulunmuyor. Teyit, HavaForum'un künye bilgilerinde yer alan çalışanların uzmanlıklarıyla ilgili HavaForum'a da e-posta yoluyla soru iletti. HavaForum, cevabında hava durumu ile ilgili pek çok konuda meteoroloji mühendislerinden danışmanlık aldıkları; sayfalarında danışmanlardan aldıkları veya teyit ettikleri bilimsel yazıları paylaştıkları açıklamasını iletti. HavaForum’dan gelen yanıtta ayrıca sayfanın tek bir kişi tarafından yönetilmediği ve ismi geçen kişinin sayfanın avukatlığını üstlendiği bilgisi paylaşıldı. Hesaplar birbirlerini alanda uzman olmamak ve dezenformasyon yapmakla suçlarken, uzun zamandır yaptıkları şüpheli paylaşımlarıyla Teyit ’in radarına da girmişler. HavaForum X hesabındaki bir paylaşımında, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremden bir ay sonra depremin etkilediği kentlerden Kilis’te “süper hücre” hava olayının yaşandığını iddia eden bir video yayınlamış. Ancak Teyit’te konuyla ilgili analizimizde videonun Kilis’ten değil; 8 Eylül 2022’de Fransa’nın Montpellier kentinden olduğu sonucuna ulaşmıştık. Hesabın paylaştığı bir başka videoda ise, yangından kurtarılan ve su içirilen bir kaplumbağanın 22 Ağustos 2023’te Çanakkale’de yaşanan yangından olduğu iddia edilmişti. Fakat konuyla ilgili Teyit ’in hazırladığı analizde , videonun eski tarihli ve Adana’nın Kozan ilçesinde çekildiği ortaya koyulmuştu. Bu iki örneğin ortak bir noktası var. Hatalı ilişkilendirilen bu videolar deprem ve yangın gibi kriz anlarında veya sonrasında paylaşılan ve duygulara hitap eden paylaşımlar. Sosyal medya kullanıcıları özellikle kriz zamanlarında öfke, panik ve çaresizlik gibi güçlü olumsuz veya sevindirici gelişmeler bekleyerek olumlu duygularla harekete geçebilir . Bunlar ilk bakışta “zararsız” yanlış bilgiler gibi görünebilir. Fakat, hava tahminleri ve doğaüstü olayların yaşanacağına dair öngörüler her zaman masum olmayabilir. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na göre, paylaşılan abartılı ve korkutucu hava tahminleri günlük hayatı bile etkileyebilir. Çünkü, sosyal medyadaki gerçek olmayan uyarılarla, fırtına kopacağı düşünülerek uçağını iptal etmek isteyen veya gündelik işini ertelemek isteyen bile oluyor. Alanında uzman olmayan ve kendini meteorolog, hava tahmin uzmanı olarak tanıtan ve etkileşim alan sosyal medya hesapları yalnız Türkiye’ye has değil . Örneğin, tarihin kayda geçen en büyük Atlas Okyanusu kasırgası olan Irma Kasırgası öncesi ABD’li bir kullanıcının Facebook’ta paylaştığı sahte tahmine göre, fırtına Teksas’ı etkileyecekti. Ancak resmi kaynakların tahminlerine göre, fırtına Teksas için hiç tehdit oluşturmuyordu. Sosyal medyadaki bu sahte tahmin 37 binden fazla kez paylaşılmıştı. Benzer bir başka paylaşım, New England News Network isimli bir sosyal medya hesabında yapıldı. Hesaba göre, ABD’nin kuzeydoğusu yıllar sonra Eylül ayında kar yağışı alacaktı. Üstelik hesap bu paylaşımı, hayli resmi görünen bir hava tahmin haritası kullanarak yapmıştı. Fakat bu paylaşım, tamamen uydurmaydı. Harita, hava durumu şirketi AccuWeather’dan alınan gerçek bir grafik olsa da, önceki kışa ait bir tahmini gösteriyordu. Tıpkı Türkiye ve ABD’deki örneklerde olduğu gibi, paylaşımları yapan hesaplar resmi görünen haritalar kullanarak paylaşımların inandırıcılığını da kuvvetlendiriyor. Ancak hava durumu tahminlerini alanında uzmanların yorumlarından, kısa ve uzun vadeli hava tahminlerini paylaşan resmi kurumlardan takip etmek gerekiyor. Paniğe sürükleyebilecek ve etkileşim için dikkat çeken şüpheli tahminler paylaşan hesaplarla ilgili Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Ocak 2024’te bir açıklama yaptı . MGM, sosyal medyadan yetkisiz veya kaynağı belli olmayan hesaplardan yapılan tahminlere inanılmaması gerektiğini belirtti. Türkiye’de uzun ve kısa vadeli hava durumu tahminleri MGM’nin resmi sitesi üzerinden takip edilebiliyor. Hava durumunda uzun vadeli tahminler günden güne değişiklik gösterebiliyor. Genel eğilimlere yönelik tahminler yapılabilse de, tüm kış boyunca yaşanacak hava durumunu daha sonbahardayken tahmin etmek pek mümkün değil. MGM’ye ait sitede, uydu ve radar görüntüleri, olası olumsuz hava durumu uyarıları da yer alıyor. MGM’nin 10 Ocak 2024 tarihli renkliliği artırılmış hava durumu uydu görüntüsü. Türkiye ve dünyada hava durumu tahminleri için takip edilebilecek sitelerden biri, ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (National Oceanic and Atmospheric Administration). Sitede gerçek zamanlı uydu görüntüleriyle tahminler yapılabiliyor. Bu yüzden özellikle yerel kaynakların taranması ve bu kaynaklardan gelen bilgileri dikkate almak büyük önem taşıyor. Özetle bu “ masum ve zararsız” görülen hava durumu tahminlerine bakarken sorulacak temel bazı sorular da var: Eğer kendimize bu soruları sorup cevaplardan tatmin olduysak, artık hava tahminleriyle ilgili doğru bilgiye bir adım daha yaklaştık demektir." ,https://md.teyit.org/img/bilgi-ekosistemi-teyitpedia.webp, Çevrimiçi ansiklopedi Vikipedi 24 yaşında!,https://teyit.org/teyitpedia/cevrimici-ansiklopedi-vikipedi-23-yasinda,"15 Ocak 2001’de İngilizce bir site olarak olarak yayına başladığında, Vikipedi’nin 300’den fazla farklı dilde içeriği barındıran bir mecraya dönüşeceğini kimse tahmin etmiyordu. Vikipedi nicedir sadece bir ansiklopedi değil, her biri o dili konuşan kimseler tarafından oluşturulmuş global bir proje. Her bir Vikipedi dil sürümü, gönüllülerin emeğiyle gelişip güncelleniyor. Dünyanın birçok yerinde gönüllüler, Vikipedi’nin yeni yaşını her sene olduğu gibi bu sene de pasta keserek kutlayacak . Vikipedi, dileyen herkesin, istediği herhangi bir konuda sayfa oluşturmasıyla yaratılacak nitelikli bir ansiklopedi ortaya çıkarmanın mümkün olduğu fikrine dayanıyor. 24 yıl önce Jimmy Wales tarafından tohumları ekilen bu fikrin sonucu olarak Vikipedi’de bugün 62 milyonun üzerinde madde bulunuyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen ilk 10 sitesi arasında bulunan bu dev bilgi ansiklopedisi, listedeki yıllardır yerini koruyor. Vikipedi okurları yalnızca arama çubuğuna “Vikipedi” yazanlar değil. Arama motorlarında ve internet sitelerinde, Siri veya Alexa gibi sesli asistanlarla konuşmalarda, ChatGPT gibi yapay zekâ uygulamalarında internet kullanıcıları farkında bile olmadan Vikipedi maddeleriyle beslenen içeriklere maruz kalıyor.Tüm bu içerikler, dünyanın dört bir yanındaki bilgi gönüllerinin, sayıları 300 bin kadar anonim internet kullanıcısının eseri . Dünyanın en çok ziyaret edilen web siteleri listesine göz atalım: Google, Youtube, Facebook, Twitter, Instagram, Reddit, Amazon vb. ekonomisi gelişmiş ülkelerdeki birer ticari şirket. Vikipedi’yi kendi sunucularında barındıran ve içeriği üreten gönüllüleri destekleyen kuruluş, kâr amacı gütmeyen bir vakıf: Wikimedia Vakfı. Bilgi derlemek, özetlemek, ansiklopedik metin haline getirmek, çevirmek, güncellemek, görseller eklemek, maddeleri birbiriyle ilişkilendirmek, kategorilendirmek, kaynaklandırmak, fikir ayrılıklarında tartışma sayfalarında tartışıp ortak bir metin üzerinde uzlaşmak, tarafsız bir üslup oluşturmak, farklı bakış açılarını yansıtmak, bunları yapabilmek için politika ve yönergeler geliştirmek gibi sayısız iş, tamamen gönüllü ve anonim internet kullanıcılarının sorumluluğunda. Vikipedistler yanlış bilgi sorununun yükselişi karşısında ister istemez meselenin önemli bir parçası haline geldi. 2023, Türkiye’deki vikipedistler için bu durumu belki de her zamankinden fazla hissettikleri bir yıldı. 6 Şubat 2023’te yaşanan depremin ardından, Türkiye’deki vikipedistlerin başlıca kaygılarından birisi depremle ilgili yanlış ve yanıltıcı bilgilerin yayılması oldu. Vikipedi’nin afetle ilgili yanlış bilgileri yaymak üzere kullanılması, sözde deprem uzmanlarının temelsiz iddialarının Vikipedi sayfaları aracılığıyla yaygınlaştırması öngörülen risklerdendi. Bunu önlemek için 200'den fazla internet kullanıcısı Türkçe Vikipedi’deki 6 Şubat Depremi maddesinde düzenleme yaptı. Bu çaba devam ederken global Wikimedia topluluğuna da başvuruldu. Depremden iki gün sonra düzenlenen çevrimiçi toplantıda Türkiye’den gönüllüler, dünyadaki diğer Vikipedi topluluklarının 2013 Ebola salgını, Haiti depremi, Sri Lanka’daki tsunami, Covid salgını gibi krizlerde kendi dillerindeki Vikipedi sayfalarını yanlış bilgiden korumak için neler yaptıklarını öğrendi, tavsiyelerini aldı. 2023’te yanıltıcı bilgilerin yayılma riski olan bir başka konu da seçimlerdi. Küçük bir gönüllü grubu, Dezenformasyon la Mücadele Görev Gücü oluşturdu, düzenli çevrimiçi toplantılar yaptı, seçimle ilgili sayfaları yakından izledi. Seçim öncesinde Türkiye'deki seçim mevzuatıyla ilgili Türkçe vikipedi maddelerini geliştirmek için hukuk öğrencileriyle atölye çalışması yapıldı. Seçim sonrasında ise deneyimli vikipedistler milletvekili biyografilerini hızlıca oluşturup güncellemek için bir ay süren bir projeyi tamamladı. Kuşkusuz, içerik üretimini anonim internet kullanıcılarına bırakmak, gelişigüzel bir web dizini ya da dev bir bilgi çöplüğü ile sonuçlanabilirdi. Bu ihtimalin verdiği endişeyle, özellikle akademik çevrelerde Vikipedi’ye uzun süre şüpheyle yaklaşıldı. Sıklıkla, katkı verenlerin yetkinliği, içeriklerin güvenilirliği, güncelliği, tarafsızlığı sorgulandı. Ama bugün korkulduğu gibi bir sonuçla karşılaşmadığımızı söylemek mümkün. Anonim internet kullanıcılarının işbirliği, 24 yılda küresel bir bilgi mücadelesi ortaya çıkardı. Bu başarının altında, vikipedistlerin sıkı sıkıya bağlı kaldığı ilkelerin yattığını söyleyebilirim. Vikipedi’de “doğruluk değil, doğrulanabilirlik” temeline dayalı bir içerik üretim ilkesi mevcut. Vikipedi'nin hiçbir zaman “doğru bilgi” sunma iddiası olmadı ama gönüllülere her bilgiyi güvenilir bir kaynağa dayandırma şartı getirildi. Amaç, ikincil kaynaklarda mevcut bilgileri o kaynaklara ulaşamayanlar için derleyip özetlemek, kaynağını belirterek herkes için ulaşılır hale getirmek oldu. Vikipedi maddesini oluşturma sürecinde, yapılan her işlemin (bilgi ekleme, silme, değiştirme) ve üzerinde uzlaşılan bir metin ortaya çıkana kadar yapılan tartışmaların dileyen tüm internet kullanıcıları tarafından erişilmesine olanak veren bir şeffaflık sağlandı. Bu sayede editörlerin birbirini denetlemesi, yapılan işlemlerin gerektiğinde yeniden düzenlenmesi mümkün hale geldi. İnsan ürünü her şey gibi kusurlu ve eksik yanlarına rağmen Vikipedi, ilk günden bu yana okurlara tarafsız bakış açısıyla yazılmış, kaynaklı bilgiyi sunma konusunda diğer mecralara örnek teşkil edecek adımlar attı. Sürekli genişleyen dijital evrende doğru veya yanlış, her tür bilgi göz açıp kapayana kadar tüm dünyayı dolaşırken Vikipedi, sıradan internet okurlarının kendilerini yanlış bilgiden, dijital evreni de bir bilgi çöplüğüne dönüşmekten korumak için elbirliğiyle uğraştıkları büyük bir platform oldu. Nice yaşlara Vikipedi! Kapak görseli: Wikipedia - Lane Hartwell" Bilgi ekosistemi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bilgi-ekosistemi-nedir,"Bilgi doğası gereği sosyal. Bilginin anlam kazandığı yer de yine sosyal bağlamlar ve ilişkiler olarak kabul ediliyor . Bu nedenle, bilginin şekillendirdiği ilişkileri, bilgiye erişim engellerini, zorluklarını ve ihtiyaçlarını anlamak için geniş ve evrensel bir çerçeveye ihtiyaç var. Bu sınırları her daim değişen çerçevenin ismi ise bilgi ekosistemi. Bilgi ekosistemi, bilgi altyapısını, bilgi almaya yardımcı olan dijital araçları, medya organlarını, bilgi üreticileri ve tüketicilerini içerisine alan, kısaca bilginin hareket ettiği ve dönüştüğü karmaşık ve dinamik bir sistem olarak tanımlanıyor . Biyoloji bilimindeki anlamıyla ekosistem, “belirli bir yerde yaşayan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden sistemlere” karşılık geliyor . Benzer bir şekilde, bilgi ekosisteminde de bilgi üreten ve tüketenler arasında karşılıklı etkileşim ve ilişkilerle birlikte sürekli döngü sağlanmış oluyor. Diğer bir benzerlik ise adaptasyon. Biyolojideki ekosistemlerde olduğu gibi, bilgi ekosistemi de dış etkenlere, teknolojik gelişmelere ve toplumsal değişimlere uyum sağlamak zorunda. Son yıllarda bilgi ekosistemini en fazla değişime sürükleyen olay şüphesiz üretken yapay zekânın çıkışı oldu . Sosyal medya platformlarında ve arama motorlarında içeriği filtrelemeye, düzenlemeye ve denetlemeye epey yardımcı olan bu araçlar, zamanla ürettikleri yanlış bilgiler ve sahte kaynaklarla da sıkça anılır oldu. Haber kuruluşları da son zamanlarda yapay zekâyı iş akışlarının bir parçası haline getirmeye ve hatta bazı metinleri bu araçlarla üretmeye başladılar. Aralık 2023’ün son günlerinde ise The New York Times, yapay zekâdan sorumlu bir editör işe aldığını duyurdu . ABD'li gazeteci ve Birleşmiş Milletler Küresel İletişimden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Melissa Fleming, günümüzde bilgi ekosisteminin yanlış bilgiler ve nefretle kirlenmiş olduğu ve daha önce böylesi sorunlu bir dönemin yaşanmadığı görüşünde . Buna sebep olan etmenler arasında ise Fleming’e göre, etkileşime öncelik veren algoritmalarıyla nefret söylemini, ırkçılığı ve toplumsal kutuplaştırmayı arttırma potansiyeline sahip paylaşımları yaygınlaştıran sosyal medya ilk sıralarda. Fleming’in dikkat çektiği bir başka konu ise üretken yapay zeka alanındaki baş döndürücü gelişmeler. Yapay zeka araçlarının yanlış bilgi sorununa yeni bir katman ekleyen çıktıları, çarpıtılmış geçmişler ve sahte profiller oluşturarak bunları ikna inandırıcı biçimde sunma kabiliyetleri, Fleming’e göre tasarımda güvenliğin göz ardı edilmesinin bir sonucu . Peki, sağlıklı ve iyi işleyen bir bilgi ekosistemi yaratmak mümkün mü? Her ne kadar gerçekleştirmesi zor olsa da bunu başarmak imkansız değil. Bilgi ekosisteminin sağlıklı işleyebilmesi için çeşitli ve çoğulcu bilgi kaynaklarından beslemesi, özgün ve sorumlu bilgi üretimini desteklemesi ve üretilen bilgilerin yönetimini ve güvenliğini sağlaması gerekiyor. Sağlıklı bir ekosistem yaratmanın bir diğer şartı ise bilgi akışını kontrol eden tek veya baskın bir güç yerine, aktörler arasında çeşitliliğin ve çoğulculuğun ön planda olması. Bu noktada, ekosistem içinde yer alan paydaşların, kurumların ve bireysel kullanıcıların sorumlu hareket etmeleri ve işbirliğine açık olmaları önemli. Sistem içerisindeki bir zincirde denge bozulduğunda, hem sıkça etkileşim kuran paydaşların hem de birbiriyle bağlantısız görünen diğerlerinin sağlığı ve dayanıklılığı bu bozulmadan etkilenebilir. Son yıllarda ortaya çıkan bazı düzenleyici politik müdahaleler, ekosistemdeki farklı oyuncular arasındaki güç dengesini ve işbirliğinde uyulması kuralları şekillendirmeye çalışıyor. Örneğin, Avustralya'da kabul edilen Haber Medyası Pazarlık Kodu (News Media Bargaining Code) ve Kanada’nın Çevrimiçi Haber Yasası (Online News Act), büyük teknoloji firmalarının haberler için ödeme yapmasını sağlamasının yanı sıra, haber medyasının sağlığını iyileştirmek için halihazırda olan güç dinamiğini yeniden dengelemeyi amaçlıyor. Uzmanların bu girişimlerin mevcut adaletsizlikleri gidermekte yetersiz olacağı hatta derinleştirebileceği eleştirisini hatırlatmakta fayda var. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği’nde kabul edilen Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act) ve Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren Çevrimiçi Güvenlik Yasası (Online Safety Act) gibi düzenleyici çabalar, platformlarla ulusal ve uluslararası kuruluşları bir araya getirerek içerik moderasyonunu geliştirmeyi ve sosyal medya platformlarına daha fazla şeffaflık getirmeyi hedefliyor. Information Futures Lab'in kurucu ortağı ve eş direktörü ve Brown Üniversitesi profesörlerinden Claire Wardle, sağlıklı bilgi ekosistemlerini anlamak için, bilginin nasıl ve neden dolaştığına dair daha geniş ve bütüncül bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu vurguluyor . Claire Wardle’a göre, eleştirel dijital okuryazarlığı arttırmaya yönelik projeler insanların düzensiz bilgi sistemlerinde gezinmeyi öğrenmelerinde epey yardımcı. Farklı topluluklarda kaynakların güvenilirliğini değerlendirme, iddiaları orjinal bağlamlarına kadar takip etme ve yanal okuma gibi becerilerin kazandırılması ve şüpheli bilgilerde duyguların nasıl hedef alındığını ele almak çözümün bir parçası olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Kapak görseli: iStock - imaginima" Bir sistem meselesi: Yanlış bilgi karşısında yılmazlığı yeşertmek,https://teyit.org/teyitpedia/bir-sistem-meselesi-yanlis-bilgi-karsisinda-yilmazligi-yesertmek,"Haber tüketim alışkanlığımızı, yanlış bilgi problemine dair farkındalığımızı ya da medya okuryazarlığı sıralamalarını ortaya koyan onlarca araştırma var. Tüm bu veriler yanlış bilgi problemini anlamak ve anlatmak için önemli. Ancak çözüm için tek başlarına yeterli değiller. Çünkü gittikçe büyüyen hacmine rağmen, bireysel ve toplumsal olarak hala yanlış bilginin üzerimizdeki etkisini ve onu tespit etme ve yönetme konusunda nasıl daha donanımlı hale gelebileceğimizi tam anlamıyla bulabilmiş değiliz. Çoğumuz artık yanlış bilginin hayatımızdaki değişmez varlığına ve olumsuz etkilerine fazlasıyla aşina olsak da problem büyümeye devam ediyor. Sosyal medyanın yanlış bilginin yayılımına kazandırdığı ivme ise tartışılmaz. Medyanın erozyonu, sosyal medya platformlarının hiper-demokratik doğası ve hukuki düzenlemelerle kurdukları ikircikli ilişki yanlış bilgi üretmeyi, yaymayı ve onun bir araç haline getirmeyi kolay ve hızlı hale getiriyor. Raporlar sosyal medya platformlarının internetten haber almada rakipsiz bir mecra olduğunu gösteriyor . Türkiye'de medya kullanıcılarının yüzde 64'ü haberlere sosyal medya üzerinden ulaşıyor . Eğlence ve haberin sık sık bir arada tüketildiği sosyal medya platformları, bilgi tüketim alışkanlıklarımız ve habere artan güvensizlikle birlikte gerçeklik algısındaki bozulmaya zemin hazırlamakla kalmıyor, gelir modelleri ve platformlara özgü olanaklar itibariyle bu bozulmanın dinamosu da oluyor. Konu çeşitli şekillerde tartışılırken en çok da medya okuryazarlığının bir sihirli bir anahtar gibi gündeme getirildiğini görüyoruz. Oysaki, medya okuryazarlığını bireylerin omzuna bir yük gibi indirmenin çözümden ziyade bilgi düzensizliği nin uğultusu karşısında öğrenilmiş çaresizlik hissimizi tetikleyeceğini öngörmek güç değil. Gelinen noktada bu çok katmanlı probleme hak ettiği özen ve kapsayıcılıkla yaklaşmak için bize yol gösterebilecek bir kavram var; yılmazlık. Evet. Bu yanıtın merkezinde dirayet, dayanıklılık ya da bizim tercih ettiğimiz haliyle yılmazlık (resilience) var. Resilience geçmişten günümüze çevre bilimleri, mühendislik, sosyoloji, davranış bilimleri gibi birçok farklı disiplinin merceğine takılmış ve bu şekilde derinleşmiş bir kavram. Bireylerin “güçlük, travma, trajedi, tehdit veya önemli stres kaynakları karşısında uyum sağlama süreci” olarak tanımlanmış . “Neden yılmazlık?” sorusunun yanıtı NewsLabTurkey’de yayınlanan şu yazıda görülebilir. Kısaca bu yaklaşım yılmazlık kapasitesini bireye atfedilen bir özellik olmaktan çıkarıp sistemin yarattığı imkân ve imkânsızlıkların üzerimizdeki etkisine işaret ediyor. Buna göre yılmaz bir birey, karşılaştığı zorlukları aşmak için çevresindeki kaynakları etkili bir şekilde kullanabilir ve kendisini zayıf kılan sistemin ta kendisi de olsa yine sistemin içinde alternatif çözümler oluşturabilir. Bu soruya yanıt ararken medya ve iletişim alanının perspektifinden yılmazlığı anlamaya çalışabiliriz. İletişim çalışmaları akademisyeni Edda Humprect ve araştırma ekibinin 2020’de yayımlanan “ Çevrimiçi dezenformasyona karşı yılmazlık: Ülkeler arası karşılaştırmalı araştırma için bir çerçeve ” başlıklı çalışmaları bize yılmazlığı anlamak için bir model sunuyor. Ekip, çalışmalarında “Sistemsel ve yapısal faktörler toplumsal dayanıklılığı ne derece etkiler?” sorusuna yanıt arıyor. Yılmazlık kavramını bireysel bir kabiliyet olmanın ötesinde kolektif bir kapasite olarak ele alan araştırmada, 18 ülke incelenmiş. Dayanıklılığı etkileyen faktörler siyasi iklim, ekonomik iklim ve medya iklimi başlıkları altında toplanıyor. Siyasi iklim başlığı altında popülizm ve kutuplaşma , medya iklimi başlığı altında haber medyasına güvensizlik, ayrışmış haber tüketimi, zayıf kamu yayıncılığı var. Ekonomik iklim başlığı altında dijital reklam piyasasının büyüklüğü ve yoğun sosyal medya kullanımı olmak üzere toplam yedi faktör not edilmiş. Ele alınan 18 ülke bu yapısal değişkenlere göre üç kategoriye ayrılmış: ""medya destekli ve uzlaşmacı,"" ""kutuplaşmış ve çoğulcu"" ve ""düşük güven, siyasallaşmış ve parçalanmış."" Kaynak: Humprecht, E., Esser, F., & Van Aelst, P. (2020). Resilience to Online Disinformation: A Framework for Cross-National Comparative Research. The International Journal of Press/Politics. Türkçeleştirme: Teyit Bu gruplandırmaya göre Finlandiya, Danimarka ve Hollanda'nın da aralarında bulunduğu çoğunlukla Kuzey Avrupa ülkelerinden oluşan ""medya destekli ve uzlaşmacı"" ülkelerde medyaya kamu desteğinin ve güvenin nispeten yüksek oluşu, popülist söylemin ve kutuplaşmanın yine görece düşük olması sebebiyle yanlış bilgi karşısında daha yılmaz olduğu sonucuna varılmış. Öte yandan, çoğunlukla Güney Avrupa ülkelerinden oluşan ikinci kümede partizan haberlerdeki artış, kutuplaşma, popülist söylemler ve yoğun sosyal medya kullanımı dikkat çekiyor. Üçüncü küme ise ayrışan haber tüketimi, kutuplaşma, popülist iletişim vurgusuyla sadece Amerika Birleşik Devletleri'ni kapsıyor. Humprect’in modeli Türkiye’ye uyarlandığında karşılaşılan tablo sürpriz değil. Sosyal medya kullanımının yoğun olduğu Türkiye’de kutuplaşmanın ciddi boyutlarını ortaya koyan pek çok çalışma var. Güncel araştırmalar, medyaya güvende istikrarlı bir düşüş olduğunu söylüyor . Bu tabloya göre Türkiye’de yanlış bilgi karşısında yılmazlık oldukça düşük. Humprect’in araştırması bize yılmazlığın inşasına ilişkin somut bir yol haritası sunmasa da sürece çok önemli bir katkısı var; tartışmayı medya okuryazarlığının varlığı ya yokluğu gibi iki boyutlu bir düzlemden çıkarırken, yılmazlığı zora sokan medyaya güvensizlik, kutuplaşma gibi yapısal sorunlara ışık tutmak. Yanlış bilgi küresel bir sorun ve bilgi yayılımının olduğu her bağlamda var olmaya devam edecek. Peki neden Finlandiya’daki medya kullanıcıları Türkiye’dekilerden daha dayanıklı sorusunun yanıtı için yanlış bilgi yayılımının ötesine geçen, bireylerin medya kullanımını anlamlandırırken sistemi odağa çeken sorular sormamız gerekiyor. Yılmazlığı bireyin, toplumun ve yapıların etkileşiminden oluşan dinamik bir kapasite olarak gördüğümüzde yanlış bilgi karşısında yılmazlığı yeşertmenin mümkün olabileceğine inanıyoruz. Kavramın kendisi bize ilk adımın bireysel faktörleri tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlamlar içinde değerlendirmekten geçtiğini anlatıyor. Zira yanlış bilgi algısını yerelden ve bireyden bağımsız şekilde ele almak bizi bir sonraki aşamaya taşımıyor. Humprecht’in sunduğu çerçeveyi takip eden yeni çalışmalar gazetecilik standartları ve etiği, medya okuryazarlığı, yanlış bilgi farkındalığı, maruz kalma sıklığı ve partizanlık ve bilgi paylaşımı gibi bireysel faktörleri vurguluyor . Humprect ve ekibi ise en yeni çalışmalarında bireysel faktörleri dikkate alarak popülist parti desteği, alternatif medya ve sosyal medya kullanımının toplumsal yılmazlık düzeylerini kısıtladığını tespit etmişler. Araştırmacıların en önemli vurgusu her ülkeye özgü daha kapsamlı modellerin geliştirilmesi gerekliliği. Öyle ki çalışmada ele alınan bireysel faktörleri anlamaya çalıştığımızda demografik değişkenlerin dahi yılmazlık üzerinde ülkeden ülkeye farklı sonuçlara neden olduğunu görüyoruz. Çoğu ülkede gençlerin yılmazlık düzeyinin yüksek olduğu vurgulansa da ABD ve Birleşik Krallık’ta yaşlı bireylerin daha yılmaz olduğu gösterilmiş. Aynı ayrışma eğitim düzeyi için de geçerli. Yüksek eğitim düzeyinin Belçika, Fransa ve İsviçre’de yılmazlığı güçlendirdiği görülmüş. Ancak, ABD, Birleşik Krallık ve Almanya örneklerinde bu etkiler kutuplaşma ve popülist desteğin etkileriyle soyutlanmış. Buna karşılık cinsiyet faktöründe kadınların erkeklerden daha yüksek bir yılmazlık seviyesine sahip olduğu görülmekte. Çalışma ayrıca İsviçre gibi uzlaşmacı demokrasilerde radikal görüşlerin yanlış bilginin yayılmasında daha az etkili olduğunu, ABD ve diğer ülkelerde ise artan ideolojik ayrışmanın, eğitim düzeyi örneğinde olduğu gibi yılmazlığı zedelediğini göstermiş. Öte yandan, toplumsal yılmazlıkla doğrudan ilişkilendirdikleri medyaya güven gibi yapısal faktörleri bireye uyarladıklarında anlamlı bir ilişki saptamamışlar. Aslında bu durum sadece yılmazlığın değil, doğrudan ilişkilendirdiğimiz faktörlerin ve koronavirüs, seçim, göç ve iklim gibi çoklu krizlerin de karmaşık doğasını gösteriyor. Özünde, bu bulgular hem yılmazlığın karmaşık doğasına hem de yılmazlığı inşa sürecinde her ülke için farklı odaklara ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor. Günün sonunda, Türkiye'de kapsayıcı bir yılmazlığın nasıl geliştirileceği hala çözmemiz gereken önemli bir bulmaca; bu sağanakta toplum olarak nasıl yılmaz olabiliriz? Nihayetinde yanlış bilgi, daha büyük bir krizler topluluğunun küçük bir parçası gibi görünse de bugün gittikçe büyüyen bir kartopu etkisi yaratıyor. Hakikat sonrası olarak tabir edilen çağımızın bu zorlu sınavında yılmazlığın kapsayıcı doğasını keşfetmeye ihtiyacımız var. InfodemiLab olarak disiplinlerarası bir yaklaşımla Covid-19 sürecinde yanlış bilginin yayılımını medya kullanıcılarının gözünden anlamaya çalıştığımız araştırmamızda yılmazlığın Türkiye'ye özgü izlerini sürmenin önemini sahada keşfettik. Araştırma sürecinde yılmazlık arayışını bireyin ötesine taşımaya özen gösterdik. Bu sayede dijital gazetecilikte özdenetimi sağlayacak etik kodlar ve kurumlar geliştirmek, platformlarda özdenetim mekanizmalarına dair tartışmaya daha çok entegre olmak ve bu mekanizmaları görünür kılmak, devlet kurumları, sivil toplum, teyitçilik kuruluşları ve disiplinler arası araştırma grupları arasında diyaloglar ve işbirlikleri geliştirmek gibi çözüm alanlarını genişleten ve kapsayıcı hale getiren bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyoruz. Bununla birlikte, hem ulusal hem akademik hem de sivil toplum düzeyinde kat edecek çok yolumuz var. Yılmazlık arayışı, yükü bireyin omuzlarına yüklemeden, tüm aktörlerin sürekli işbirliği yapmasını ve takım çalışması ihtiyacını gün yüzüne çıkarıyor. Bu çerçeveden yola çıkarak ve çok boyutlu bir yaklaşım izleyerek Türkiye’de yanlış bilgi karşısında yılmazlığın özgün gelişim ve hareket alanlarının derinliklerini keşfedebiliriz. Kapak görseli: iStock - BlackSalmon" Vietnamlı büyükannenin yanlış bilgiyle mücadelesi,https://teyit.org/teyitpedia/vietnamli-buyukannenin-yanlis-bilgiyle-mucadelesi,"Bùi Như Mai, Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinde yaşayan Vietnam asıllı emekli bir yazılım mühendisi. Şimdilerde birçok kişi onu hem torununa bakan bir anneanne hem de kendi çevresine doğru ve tarafsız haberler ulaştırmak için anaakım gazeteleri Vietnamca’ya çeviren bir YouTuber olarak tanıyor . ""Vietnam Halkı"" isimli kanalda, ABD’de yaşayan Vietnamlıların güncel meselelere erişmesi için her hafta seçtiği haberlerden çeviriler yapan Bùi’nin hikayesi, yanlış bilgiye karşı bireysel mücadele konusunda ilham verici nitelikte. Bùi, gazete haberlerini çevirmeye 2016 yılının sonlarında, Donald Trump başkan seçildiği zaman başladığını söylüyor . Bu çevirileri yayınlamaya başladığı ilk yer ise Facebook. Bu platformu özellikle seçmiş çünkü seçim öncesinde Facebook'ta birçok Vietnamlının taraflı ve propaganda içeren haberlere maruz kaldığını, bu durumun da insanların oy tercihlerinde etkisi olduğunu gözlemlemiş. Bu süreçte Bùi’nin dikkatini çeken bir başka durum ise o dönemde Vietnamlıların ulaşabileceği kaynakların çoğunun sağ eğilimli haber kuruluşlarından besleniyor olması. Söz konusu haberlerin birçoğunda Trump, büyük bir iş insanı ve iyi bir aile babası olarak resmediliyor. Trump hakkında çizilen bu iyimser tablo, Bùi’ye göre birçok Vietnamlı’nın onu iyi ve dürüst bir siyasetçi olarak görmesine yol açtı. ABD’de yaşayan Vietnamlıların büyük bir kısmı güncel haberleri YouTube’dan aldığını, televizyon ve yerel İngilizce gazetelere nadir başvurduğunu söylüyor . Büyük kitleler tarafından takip edilen Sonia Ohlala gibi YouTube yayıncıları, ABD'de çok az İngilizce konuşan ya da hiç konuşmayan, genellikle yakın çevreleri hakkında bilgi açlığı çeken ve haberleri alabilecekleri yerler konusunda sınırlı seçeneğe sahip olan göçmen topluluklara hitap ediyor . Fakat, birçok Vietnam asıllı göçmen tarafından takip edilen bu kanalın içeriklerine dair yapılan incelemeler, haberlerde kültürel veya tarihsel bağlam kazandıracak bilgilere yer verilmediğini ve içeriklerin sağ eğilimli kuruluşlardan alınan bilgilerle inşa edildiğini ortaya koyuyor . Göçmenlerin doğru ve tarafsız bilgiye erişme konusunda yaşadıkları zorluklar yalnızca ABD ile sınırlı değil. Özellikle dil bariyeri, tüm dünyada göçmenlerin farklı sesler duymasını engellemenin yanı sıra onların taraflı ve yanlış bilgi içeren haberlere maruz kalma süresini artırma potansiyeline sahip . Diğer yandan, bugün toplumun büyük bir kesimi güncel haberlere ulaşmak için sosyal medyaya başvuruyor. Fakat platformlardaki yanlış bilgi sorunu, zaten kısıtlı kaynaklara erişimi olan gruplar için doğru ve tarafsız bilgiye erişimi daha da zor hale getiriyor. ABD’de yapılan bi araştırma, göçmenlerin yanlış bilgiyle mücadele konusunda tek başına hissettiklerini, artık sosyal medyada karşılaştıkları içeriklere güven duymadıklarını vurguluyor . Bùi, şimdilerde bir budist tapınağının meditasyon odasında, kanalda çalışanların önerileri ve yardımıyla kurduğu küçük stüdyosunda, yeşil ekran, birkaç ışık ve bir mikrofonla kayıtlarını yapmaya devam ediyor. Haftada iki gününü haber videolarında yer vermek üzere hikayeler seçmeye ayıran Bùi, genellikle gündemde olan meselelere ağırlık veriyor. Bazı zamanlar gündemin dışına çıkıp daha yaşamın içinden konulara değinen Bùi, bu içeriklerin Donald Trump hakkındaki hikayeler kadar etkileşim almadığını söylüyor. Bùi metinleri düz bir şekilde çevirmenin ötesine geçip, haberleri kültürel olarak yorumlamaya da özen gösteriyor. Bunu da yaygın Vietnamca deyimleri ve sözcükleri kullanarak yapıyor. Bùi’ye göre, kendi topluluğu için büyük anlam ve önem içeren bu deyimler, anlatıcı ve izleyici arasında bir güven duygusu inşa etmesi bakımından da kıymetli. Ayrıca birçok dostu Bùi’nin çevirileri yardımıyla İngilizce’sini geliştirdiğini de söylüyor. Bùi Như Mai’nin YouTube’daki videolarından biri Bùi, Trump hakkında paylaşım yapmanın pek çok eleştiriyi de beraberinde getirdiğini söylüyor. Çevirileri nedeniyle bazı sosyal medya kullanıcıları tarafından zorbalığa maruz kalan Bùi’yi öldürmekle tehdit edenler dahi olmuş. Fakat aldığı eleştirilerin çoğu, dışarıdan ve tanımadığı insanlardan değil, yakın çevresinden gelmiş. Bùi koyu Trump destekçisi olan arkadaşlarıyla artık yakın olmadığını söylüyor, ona göre bu durum kendi toplumunda giderek artan kutuplaşmanın bir izdüşümü. Yine de bunlar Bùi’ nin yanlış bilgiyle mücadelesine ket vurmaya yetmemiş olacak ki, halen düzenli olarak çektiği haber çeviri videolarıyla ABD’de yaşayan Vietnamlılara gündemle ilgili doğru ve tarafsız bilgileri aktarmak için çabalıyor. Bùi ’ nin yanlış bilgiyle bireysel mücadele etme konusunda bizi motive edecek bir sözüyle yazıyı sonlandıralım. “Tüm bunlar yorucu işler. Ama en azından bir şeyler yapıyoruz ve bu hiçbir şey yapmamaktan daha iyi.” Kapak görseli: The Markup , illustration by Lam Thuy Vo and Gabriel Hongsdusit" Bilişsel cimrilik nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-bilissel-cimrilik-nedir,"Fransa'daki Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nden (CNRS) araştırmacı Wim De Neys ve meslektaşları 248 Fransız üniversite öğrencisine basit iki soru yöneltti : İlk soruda doğru yanıt verenlerin oranı yüzde 21’ken, diğerinden farklı olarak ikinci soruda göreceli fiyat ifadesi olmaması, doğru yanıt verenlerin sayısını yüzde 98’e yükseltti. Çoğu kişinin ilk soruya yanlış yanıt vermesinin ardında yatan neden, insan zihninin matematiksel işlem çabasından kaçınması ve sopanın bir dolar daha pahalı olduğunu değil de ürünün fiyatının bir dolar olduğunu varsayarak hareket etmesiydi. Dikkate değer bir diğer konu da, katılımcıların ikinci soruya verdikleri yanıta, ilkine kıyasla çok daha fazla güvendiklerini söylemesi. Araştırmacılara göre bu durum, öğrencilerin cevaplarının güvenilirliğini azaltan zihinsel bir kısa yol izlediklerinin farkında olduklarını gösteriyor. Bu kısayol tercihinin psikoloji biliminde özel bir ismi var: “cognitive miserliness” yani bilişsel cimrilik. İlk defa 1984 yılında psikoloji profesörleri Susan Fiske ve Shelley Taylor tarafından ortaya atılan bilişsel cimrilik, muhakeme yeteneğinden bağımsız olarak insanların daha karmaşık ve zahmetli yollar yerine, kısayolları tercih etmesini ve daha az çabayla sorunları çözme eğilimini ifade ediyor. Bir cimri nasıl para harcamaktan kaçınıyorsa, zihnimiz de bilişsel çaba harcamaktan kaçınıyor . Bilişsel bir cimri olmak, her zaman o kadar da kötü bir şey değil. Bir restoranın yerini ezberlemek ve hatırlamak yerine Google Haritalar'da adresi aratmamız bilişsel cimrilik olarak görülse de, bunu yapmak hem daha kolay hem de zamandan tasarruf sağlıyor. Peki bu bilişsel cimriliğin iyi yanları olduğuna mı işaret ediyor? Yazının girişindeki örneğe geri dönecek olursak, araştırmayı yapan uzmanlar makalenin sonunda şu vurguyu yapıyor : ""Her ne kadar bilişsel olarak cimri olsak da, bilinçsiz bir şekilde sorulara körü körüne hatalı yanıtlar veren mutlu aptallar değiliz."" Bilişsel olarak tembel miyiz? Evet. Ama en azından kısayolları tercih ettiğimiz zamanların farkındayız. Bu farkında olma hali, uzmanlar tarafından “bilinçli bilişsel cimrilik” olarak isimlendiriliyor. Yani, zaman zaman daha kolay ve zahmetsiz yollara başvurduğumuzun farkındayız ve bu yolları tercih ettiğimizde cevaplarımızdan veya yaptıklarımızdan daha az emin oluyoruz. Yapılan araştırmada öğrencilerin muzla ilgili ikinci soruya daha emin bir şekilde yanıt verdiklerini söylemeleri de bu yüzden. Toronto Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Keith E. Stanovich’e göre bilişsel bir cimri olmak, günlük hayatta karşımıza çıkan diğer görevler için işlem kapasitesini korumamıza yarıyor. Ancak, ""hızlı bir yanıt değil, kesin hesaplama gerektiren durumlara aşırı genelleme"" yaptığımızda bu kısayollar geri tepebileceğinin farkında olmak önemli . Özetle, bilişsel cimri olmak her zaman kötü kararlar alacağımız anlamına gelmese de, ne zaman bilişsel cimri olacağımıza karar vermenin bizim elimizde olduğunun farkında olmak karşılaştığımız problemlere daha doğru ve tutarlı yanıtlar üretmemiz için önemli. Yavaş ve doğru çözümler yerine hızlı ve yeterli olanları arayan zihnimiz sosyal medyada karşılaştığımız içeriklerden şüphelenirken ya da şüpheli bir içeriğin doğru olup olmadığını düşünürken yeteri kadar bilişsel çaba gösteremememize de neden oluyor . Bazen de kullanıcılar, paylaşılan bir haberin tamamını okumaktansa yalnızca başlığı okumayı tercih ediyorlar ki bu özellikle yanıltıcı bilgilerin ve söylentilerin yayılması için bir zemin hazırlıyor . Çünkü tık tuzakları barındıran yanıltıcı başlıklar, çoğu zaman haberdeki hikayeyle uyuşmuyor. Çevrimiçi haber ve içerik takipçilerinin bir diğer okuma alışkanlığı ise göz gezdirme. 2014 yılında yapılan bir çalışmaya göre, okuyucuların yüzde 55'i blog yazılarına yalnızca 15 saniye ayırıyor . Diğer bir deyişle, her şeyi, kelimesi kelimesine okumak istemiyoruz ve bu anlaşılabilir. Fakat yeteri kadar çaba harcanmayan, derinlik ve dikkatin olmadığı bu okuma alışkanlığı, özellikle sosyal medya akışımızda karşımıza çıkan içeriklerin şüpheli olup olmadığına dair düşünme fırsatını kaçırmamıza neden olabilir . Bunun farkında olarak hareket etmek ve sosyal medyada bir içeriği yaygınlaştırmadan önce yavaşlamak, kaynağını sorgulamak ve doğruluğunu teyit etmek, yanlış bilgi sorununa yeni bir kat çıkmamak için faydalı olabilir. Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." Teyitçilik nasıl evriliyor ve dünyada nasıl bir etki yaratıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/teyitcilik-nasil-evriliyor-ve-dunyada-nasil-bir-etki-yaratiyor,"Sahte haberler, krizlerden besleniyor. Yanlış bilginin seçimlerden Covid-19 salgınına ya da İsrail ve Gazze arasındaki savaşa kadar, dünyanın dört bir yanında yaşanan son olaylarda rol oynadığını artık biliyoruz. Yanlış iddialara ve anlatılara karşı koymak büyük önem taşıyor. Neyse ki artık bunu yapmanın etkili yollarını anlatan bilimsel araştırmalara sahibiz. New York Times gazetesi 2023’ün Eylül ayında yayınlanan oldukça karamsar bir makalede ""internetteki sahte haberlerle mücadele etmeyi amaçlayan kuruluşların artış hızının düştüğünü” belirtti. Rapora göre dünya çapında teyitçilik organizasyonlarının sayısında da bir “durgunluk” söz konusu. 2008’de var olan 11 adet kuruluşun sayısı 2022’ye gelindiğinde 424’e yükselmişken günümüzde 417’ye düşmüş. Aynı haberde New York Times, teyitçilerin karşılaştığı bazı bilinen zorluklara işaret ediyor. Ancak teyitçilerin her gün yaptığı işin, yanlış bilgiye karşı yaklaşımlarının zamanla nasıl dönüştüğünün ve çalışmalarının dünyada etki yaratabileceği farklı yolların yalnızca üzücü derecede dar bir kesitini sunuyor. Sadece rakamlara bakıldığında bile tablonun görünenden daha karmaşık olduğu anlaşılıyor. Afrika'daki ilk doğrulama kuruluşu Africa Check , 2012 yılında iki kişilik bir ekipken bugün dört ülkede ofisleri bulunan 40 kişilik bir kadroya ulaşmış. Aynı durum, başlangıçta iki televizyon gazetecisi tarafından yönetilen bir Twitter hesabı olarak başlayan ve bugün 50'den fazla çalışanı olan İspanya'nın ilk teyitçileri Maldita için de geçerli. Bazı bölgelerde bu organizasyonların sayısı azalırken Afrika, Ortadoğu ve Asya'da artmaya devam ediyor. İkinci zorluk ise sorunun boyutuyla ilgili. Dünyanın dört bir yanındaki teyitçiler, Google tarafından işletilen ve Claim Review olarak bilinen veritabanına katkıda bulunmaya başladığından bu yana, Eylül 2023 sonu itibariyle yaklaşık 300 bin iddiayı teyit etti. Bu sayı etkileyici gelebilir ancak, yapay zekâ ile daha da kötü bir hale gelmesi muhtemel sorunun boyutuyla kıyaslandığında çok az kalıyor. Birleşik Krallık’taki Full Fact gibi organizasyonlar, şüpheli bilgileri tespit etmeye ve teyitlenmiş bilginin erişimini artırmaya yardımcı olacak yapay zekâ uygulamaları geliştiriyor . Son yıllarda yayınlanan bir dizi akademik çalışma, teyitçiliğin insanların uzun süredir sahip olduğu dünya görüşünü değiştirmese de okuyucunun gerçekle ilgili anlayışı üzerinde genel olarak ""önemli ölçüde olumlu bir etkiye"" sahip olduğunu ve ""yanlış bilgilere olan inancı kalıcı bir şekilde azalttığını "" gösterdi. Dahası, yakın zamanda yapılan iki çalışma çevrimiçi gönderilere uygun bir şekilde eklenen uyarı etiketlerinin, şüphe uyandırma konusunda etkili olduğunu ortaya koydu . Böylece etiketler, yanlış bilginin hızla yayılmasını da engellemiş oluyor. Bu durum, doğrulama kuruluşlarına karşı belirgin bir güvensizlik yaşayanlar için bile geçerli . Tam bu noktada New York Times tarafından başarılı bir şekilde tespit edilen sorun var: Bu başarının birbiriyle uyuşmayan ve rastlantısal değişkenlere bağlı olması. Yanlış bilgileri gören ve bunlara inanan kesim ile daha sonra içeriğin teyit edilmiş halini gören ve bunlara inananlar aynı değil. Yani bu iki kitle çoğu zaman birbirini teğet geçiyor. Aynı zamanda teyitçiler, yanlış bilgiyle mücadelede bilgi vermenin tek başına yeterli olmayacağının da farkındalar. Onlara ulaşan e-postalarda ya da yorumlarda bazı okuyucular yapılan işi takdir ederken bazılarının da reddettiğine şahit oluyorlar. Sayısız gazeteci gibi teyitçiler de çalışmalarının ulaşması gereken herkese ulaşmadığını kabul ediyor. Yine de çoğu, yanlış bilgiyi ve sahtekarlıkları ortaya çıkarmanın çabaya değer olduğunu savunuyor. Ancak kamuoyunu bilgilendirmek, teyitçilerin fark yaratmasının sadece bir yolu. Araştırmalar, genellikle birilerinin teyit edeceğini bilmenin politikacıları iddialarında daha dikkatli olmaya iteceğini doğruluyor . Bazı istisnalar dışında kamuya mal olmuş pek çok kişinin, bir iddia çürütüldükten sonra bu iddiadan sessizce vazgeçeceği hatta sonrasında bir özür bile yayınlayacağı öngörülüyor. Örneğin 2023’te Kenya’daki bir doğrulama kuruluşunun, yaşanan protestolar sırasında ortaya çıktığı iddiasıyla paylaşılan görüntülerin aslında başka bir protestoya ait olduğunu tespit etti. Ardından polis teşkilatı “içtenlikle” özür diledi. Pek çok teyitçi, medya kuruluşları ya da siyasi kampanya yürütücüleri ile doğrudan temasa geçip yanlış bilgi barındıran içeriklerin düzeltilmesini istiyor. Birçok ülkede teyitçiler, kilit kurumlarda doğruluk kültürünü teşvik etmek için yapısal düzeyde müdahalede bulunuyor . Örneğin Birleşik Krallık’taki milletvekilleri yakın bir zamanda, Full Fact tarafından yürütülen bir kampanyanın ardından Avam Kamarası'nın resmi kayıtların düzeltilmesine ilişkin kurallarını değiştirmek üzere oy kullandı . Bazı bölgelerde teyitçiler istatistik kurumlarıyla birlikte çalışıyor, resmi kayıtlara erişim hakkı gibi konuları barındıran açık hükümeti savunuyor, yanlış bilgiye karşı geniş koalisyonlar oluşturuyor ve medya okuryazarlığı programları yürütüyor. Arapça konuşulan bölgelerde, Ürdün merkezli Arab Fact-Checkers Network , medya kurumlarına kurum içi teyitçilik konusunda eğitimler vererek yanlış bilginin yayılımına yayın öncesinde müdahale edebilmeyi amaçlıyor. Avrupa'da, Avrupa Doğruluk Kontrolü Standartları Ağı, kamu politikaları üzerine çalışan bir ekibe sahip ki buna dünyanın çok az yerinde rastlanıyor . Konunun bu kadar geniş bir yaklaşımla ele alınması, yanlış bilgi algısının zamanla nasıl değiştiğini yansıtıyor. Maryland Üniversitesi'nden Tom Rosenstiel'in 2017'de belirttiği gibi : ""Yanlış bilgi su tesisatı gibi tamir edebileceğiniz bir sorun değil. Tıpkı suç gibi, sürekli izlemeniz ve uyum sağlamanız gereken sosyal meselelerden biri."" Bu durum aynı zamanda medya kuruluşları ile sivil toplum ve akademi tarafından yürütülen çalışmaların farklı kurumsal kültürlerini de yansıtıyor. Özetle, tablo görünenden daha karmaşık ve dünyanın her yerinde olmasa da pek çok yerinde daha umut verici bir halde gibi görünüyor." Davos: Dezenformasyon ve mezenformasyon küresel risk sıralamasında en üstte,https://teyit.org/teyitpedia/davos-dezenformasyon-ve-mezenformasyon-kuresel-risk-siralamasinda-en-ustte,"Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından her sene hazırlanan ve küresel ekonominin bu yıl ve önümüzdeki yıllarda karşılaşması muhtemel risklere ışık tutan Küresel Riskler Raporu 10 Ocak’ta yayınlandı. “Ekstrem hava koşulları”, gelecek on yılı etkileme potansiyeline sahip en büyük risk olarak belirlenirken, mezenformasyon ve dezenformasyon yakın vadeli riskler arasında ilk sırada yer aldı. Yaklaşık bin 500 uzmanın görüşlerini içeren rapor, akademi, iş dünyası, hükümet, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplumdan birçok aktörü bir araya getiriyor. Peki, nedir bu küresel risk? Raporda da yer verildiği üzere, ""küresel risk"", gerçekleşmesi halinde dünya çapında ekonomiyi, nüfusu veya doğal kaynakları olumsuz etkileyecek bir olay veya durum olarak tanımlanıyor . Raporun ilk bölümü, iki yıllık süre zarfında sıralamada ilk 10’a hızla yükselen üç yakın vadeli riskin analizine ayrılmışken, ikinci bölüm on yıl içinde, uzun vadede ortaya çıkabilecek diğer risklere odaklanıyor. Küresel Riskler Algı Anketi'ne göre, katılımcıların yüzde 54’ü küresel çapta istikrarsızlık ve felaket riski beklerken, yüzde 30'u daha da çalkantılı koşullar bekliyor. Ankete katılanların yaklaşık üçte ikisine göre önümüzdeki 10 yıllık zaman dilimi hiç olmadığı kadar kasvetli geçecek. Geçen seneki raporda on altıncı sırada yer alan dezenformasyon ve mezenformasyon, bu sene sıralamada hızla yükselerek birinci sıraya yerleşti . Bu yükselişin ardında yatan sebepler tahmin edilebilir: yaklaşan seçimler ve hızla yükselen yapay zekâ teknolojisi. Raporun dikkat çektiği noktalardan biri, kullanımı kolay yapay zekâ modellerinin “niş bir beceri seti gerektirmemesinin” sahte içeriklerde bir patlamaya neden olması . Bunun en yakın örneği, hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de İsrail-Hamas çatışmasında yapay zekâ araçlarının moral yükseltmek, desteği arttırmak ve propaganda yapmak için kullanılması. Dünya Ekonomik Forumu’nda bu sene uzun uzun konuşulan bir diğer konu ise yükselen yapay zekânın yol açtığı yanlış bilgilerin seçimle dolu bu yılı ne şekilde etkileyeceği. Üzerinde bir uyarı taşısa bile yapay zekâ tarafından üretilen yanıltıcı bir kampanya videosu, özellikle seçimlerin çekişmeli atmosferinde kullanıcıları yanıltma potansiyeline sahip olabilir . Küresel Risk Raporu’na göre bu tür yanlış bilgiler protestoları körükleyebilir, şiddet eylemlerine yol açabilir ve dahası demokratik süreçleri tehdit edebilir. Ayrıca, seçimlerin meşruiyetinin sorgulanması ve bunun sivil çatışmalara, iç savaşa, terörizme ve daha uç durumlarda devletin çöküşüne kadar gitmesi de raporun vurguladığı ihtimaller arasında. Katılımcılar ayrıca yanlış bilgilerin hükümetlerin yanı sıra medya kurumlarında da istikrarsızlık ve güvensizlik yaratmaya devam edebileceğini düşünüyor. Ankete katılanların yüzde 46'sına göre bu durum yalnızca halihazırda var olan kutuplaşmayı arttırmayacak, aynı zamanda istikrarsız ekonomilere sahip ülkelerde daha fazla çatışma ve anlaşmazlığa sebep olacak . Dünya nüfusunun yarısından fazlasının sandığa gideceği bu yıl için Dünya Ekonomik Forumu’nun tahminlerinin epey kötümser bir tablo çizdiğini söylemek yanlış olmaz. Yanlış bilginin bu sene küresel bir sorun olacağına dikkat çeken tek yer Dünya Ekonomik Forumu değil. The Economist dergisinin karikatüristi Kevin Kallaugher da 2024’ü resmettiği çalışmasında seçimlerde etkisini daha da hissettirecek dezenformasyonun tehlikelerine ilk dikkat çekenlerden . Kevin Kallaugheri, The Economist Elbette herkes bu sıralama konusunda hemfikir değil. Dezenformasyon ve mezenformasyonun küresel riskler arasında ilk sırada olmasını eleştirenlerin sordukları soru basitçe şu : Dünyada bunca sorun varken, ilk sırada olması gereken gerçekten yanlış bilgi sorunu mu? Yanlış bilgi sorununa dikkat çeken araştırmaların birçoğunun Batı merkezli olduğunu vurgulayan Akademisyen Dan Williams, Güney ülkelerini ilgilendiren yakın vadeli en büyük tehditin dezenformasyon olduğunu söylemenin pek de isabetli olmadığını düşünenlerden. Williams’a göre yanlış bilgi sorununun siyasi ve sosyal olayları şekillendirmede bu ölçüde etkili olduğuna dair kanıt bulunmuyor . Williams yanlış bilgi problemini yolunda gitmeyen şeylerin bir sebebi olarak görmenin yanıltıcı olduğunu vurguluyor. Williams’ın bir başka eleştirisi de bu konuda söz hakkının elitlerin eline bırakılmış olması: “Özellikle 2016 yılından sonra, dünyanın başına gelen herhangi bir sorunda kaynağın çevrimiçi yanlış bilgilere dayandırılması, suçu elitlerden, yerleşik kurumlardan ve daha derin sosyal ve ekonomik faktörlerden uzaklaştırıyor.” Konuyla ilgili farklı görüşlere bu linklerden ulaşabilirsiniz . Psikoloji profesörlerinden Jay Van Bavel ise, dezenformasyon ve mezenformasyonun ilk sırada yer almasını destekleyenler arasında . Eleştirisi ise rapordaki risklerin tek tek ele alınmasına. Hayatın birçok alanında ciddi değişim gerektiren tüm bu riskler ve semptomlar birbiriyle bağlantılı olduğunu hatırlatan Bavel’e göre yanlış bilgi sorunu ve kutuplaşma küresel salgınlara karşı hassasiyeti arttırmanın yanı sıra, kurumsal güveni aşındırıyor, demokrasiyi tehdit ediyor ve sosyal istikrarsızlığı arttırma potansiyeli taşıyor. Ortaya çıkan listede riskler sıra sıra dizilse de raporda yer alan infografikler de Bavel’in düşüncesini destekler nitelikte. Aslında tüm riskler belli oranlarda birbiriyle etkileşim halinde. Dezenformasyon ve mezenformasyonun diğer küresel tehditlerin üzerindeki etkisi yadsınamaz şekilde fazla. Yanlış bilgi sorunu, insan haklarının erozyona uğramasından, toplumsal kutuplaşmaya, siber güvenlik sorunlarından yapay zekâ alanındaki kötü aktörlere kadar diğer tüm küresel risklerle bağlantılı. Peki dezenformasyon ve mezenformasyon hep üst sıralarda mı kalacak? Yanlış bilgi sorunu bu sene risk açısından önemli bir sıçrama yapmış olsa da, rapora göre 10 yıllık uzun vadeli projeksiyonda yanlış bilgiden büyük tehlikeler var: biyoçeşitlilikte kayıp, ekstrem hava olayları ve doğal kaynakların kıtlığı. Peki bu 10 sene içerisinde dezenformasyon ve mezenformasyonun yavaş yavaş yok olacağı ve bu yüzden listede gerileyeceği anlamına mı geliyor? Hayır, bunun nedeni yanlış bilgi sorununun ortadan kalkacak olması değil; ekstrem hava olayları ve iklim krizinin etkilerinin artacak olması. Fakat burada dezenformasyonu ve iklim krizini birbirinden ayırmamakta fayda var; iklim değişikliğiyle ilgili çalışmalar sürekli olarak komplo teorilerinin ve yanıltıcı bilgiler içeren karalama kampanyalarının hedefi oluyor. Yani, dezenformasyon çevresel küresel aktivizmin önüne bir engel haline geliyor . Dünya Ekonomik Forumu ilk olarak “Avrupa Yönetim Forumu” adıyla, 1971 yılında Cenevre Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Klaus Schwab tarafından kuruldu . 1987 yılında adı Dünya Ekonomik Forumu olarak değiştirilen zirvenin vizyonu, uluslararası çatışmaların çözümü için bir platform sağlamayı da içerecek şekilde genişletildi. Her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilen etkinlik, şirket yöneticilerini, akademisyenleri, sivil toplum örgütlerini, medyayı ve politikacıları bir araya getiriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun en çok eleştirildiği nokta, dünya nüfusununun yalnızca ayrıcalıklı yüzde 1’lik kesiminin bu zirvede konuşma fırsatı bulması . Fakat bunun iyi yanları da yok değil, küresel ölçekte değişimi sağlamak için çabalayan birçok sivil toplum örgütü çalışanı ve aktivistler, bu zirve sayesinde güçlü elitleri etkileme fırsatı da yakalıyorlar. Türkiye’nin yakın tarihi içinse Davos başka bir anlama da sahip: 2009 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın moderatöre kızarak bir daha Davos’a gelmeyeceğini söylemesi ve oturumu terk etmesi. Dönemin başbakanı Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e, Filistin'e yönelik saldırıları kastederek ""Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz"" demiş, moderatör David Ignatius'a konuşturulmadığı gerekçesiyle tepki göstererek ""One minute!"" çıkışında bulunmuştu . Küresel Risk Raporları, 2006 yılından beri her sene yayınlanıyor . Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 yılında yayınladığı küresel risk raporunda, iki yıllık süre zarfında görülen riskler arasında ilk üç sırada hayat pahalılığı, doğal afetler ve ekstrem hava koşulları ve bölgesel ekonomik çatışmalar yer alıyordu . Uzun vadede iyimserliği ve kötümserliği bir arada barındıran raporda, katılımcıların yüzde 20'si mevcut ekonomik aksaklıkların düzeleceğini düşünürken, yüzde 50'den fazlası krizlerin gelecekteki 10 yıl içinde felaketle sonuçlanacağına dair inançlarını paylaşmıştı." ,https://md.teyit.org/img/cognitive-miser-teyitpedia-kapak.webp, Güdülenmiş muhakeme nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-gudulenmis-muhakeme-nedir,"Milattan önce 400’lü yıllarda yaşadığı düşünülen Antik Yunan tarihçisi Thucydides, insanların arzuladıklarına ulaşmak için umuda yöneldiklerini, hoşlarına gitmeyen şeyleri bir kenara itmek için ise aklın ve mantığın üstünlüğüne başvurduklarını yazmış . Peki, bu bilişsel özellik ne anlama geliyor? Halihazırda var olan inançlarımızla uyumlu bilgileri tüketmeyi ve bunlarla etkileşime girmeyi tercih etmemizin, inançlarımızla çelişen bilgileri ise güvenilir ve doğru olsalar bile reddetme eğilimimizin psikolojide bir ismi var: Güdülenmiş muhakeme , diğer bir adıyla motivated reasoning . Güdülenmiş muhakeme kavramı psikoloji literatüründe nispeten yeni sayılsa da, bu bilişsel özelliği varoluşumuzun başından beri sürdürüyoruz. Güdülenmiş muhakemenin sıkça kullanılan iki çeşidi var: haklı veya doğru olma arzusunu içeren doğruluk motivasyonu ve önceden belirlenmiş bir tutumu, düşünceyi veya kimliği korumaya, savunmaya yönelik geliştirilen hedefe yönlendiren motivasyonlar . Hedefe yönlendiren motivasyonlar, özellikle bilgiye erişim yollarını belirlememizde ve bu bilgilere güvenmede etkili. Örneğin, bilimsel bir araştırma inceleyen birinin, sonucun inançlarıyla uyumlu olup olmamasına göre önyargılı bir tavır takınması bunun bir örneği. Yani, inançlarımızı ve fikirlerimizi destekleyecek bilgiler peşinde koşuyor, bulamadığımız senaryoda da bizi destekleyecek yeni inançlar, önyargılar yaratıyoruz . İklim değişikliğinin inkâr edilmesi veya bilimsel araştırmalara paranoid bir şüpheyle yaklaşılması, güdülenmiş muhakemenin iki önemli örneği. Ekonomi profesörü ve küreselleşme uzmanı David Ludden’e göre, iklim değişikliğini inkar etmenin bir nedeni de, güdülenmiş muhakemenin insanlar için zihinsel bir kestirme olması . Çünkü iklim değişikliğini kabul etmek, iklim değişikliğinin sonuçlarının önüne geçmek için yaşam tarzında önemli değişiklikler yapmayı da gerektiriyor, bu da iklim değişikliğini inkar etmeyi kolaylaştırıyor. New York Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Jay Van Bavel ve meslektaşlarının 2020 yılında yaptıkları bir araştırma ise, Covid-19 salgını sırasında yanlış bilgilerin yayılmasına ve halk sağlığı önlemlerine karşı dirence güdülenmiş muhakemenin katkıda bulunduğunu gösteriyor . Yapılan araştırmada, insanların pandemiyle ilgili bilgileri işlerken önceden var olan inanç ve değerlerini doğrulayacak şekilde yorumladıkları ortaya çıktı. Araştırmacılar, güdülenmiş akıl yürütmeyi ele almanın, güvenilir halk sağlığı mesajlarını teşvik etmek ve yanlış bilginin yayılmasını azaltmak için kritik öneme sahip olduğunu vurguluyorlar. Hong Kong Baptist Üniversitesi tarafından 2021’de yapılan bir araştırma da benzer sonuçlara sahip. WhatsApp’ta suçluların iadesine ilişkin olan geri verme yasası hakkındaki farklı kaynaklardan gelen haberleri inceleyen 280 katılımcının, haberlerin doğruluğuna karar verirken güdülenmiş muhakeme kullandıkları saptandı . Yani geri verme yasasını savunan katılımcılar haberleri tarafsız katılımcılara göre daha sahte olarak değerlendirirken, geri verme yasası karşıtı katılımcılar haberleri tarafsız katılımcılara göre daha az sahte olarak değerlendirmiş. Katılımcılar, bu WhatsApp gönderisinin doğruluğunu değerlendirirken, içeriğin kaynağına pek dikkat etmediler. Fakat yanlış bilgiye savunmasız olmamızın sebebinin güdülenmiş muhakeme olmadığını düşünenler de var. MIT'de çalışan iki bilişsel bilimci David Rand ve Gordon Pennycook, yanlış bilgilere karşı psikolojik olarak savunmasız olmamızın ana nedeninin güdülenmiş muhakeme değil, düşünce tembelliği olduğunu öne sürüyor. Araştırmaya göre, siyasi ideolojimizle tutarlı ya da tutarsız olmasına bakmaksızın, haber başlıklarının inandırıcılığını değerlendirmek için analitik düşünme becerimizi kullanıyoruz. Dolayısıyla, sahte haberlere olan savunmasızlığımız güdülenmiş muhakemeden ziyade düşünme konusundaki tembelliğimizden kaynaklıyor olabilir . Güdülenmiş muhakeme tüm insanlığın doğal bir eğilimi. Ancak bu tür bilişsel önyargıların yaygın olması, bunların üstesinden gelemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Her ne kadar güdülenmiş muhakeme üzerine yapılan araştırmalar, insanların önceden var olan tutumlarını korumayı seçtiklerini gösterse de, tutumların yeni bilgilerle değişebileceği gerçeğini akılda tutmak önemli. Sosyal psikolog Ziva Kunda’nın, kavrama daha iyimser bir noktadan yaklaşarak vurguladığı nokta da tam olarak bu. Kunda’ya göre, insanların doğruluk ve haklılık arzusuyla motive olabilmesi, karşıt görüşteki kanıtlar çok fazlaysa halihazırdaki inançlarından vazgeçebilecekleri anlamına geliyor . New York Times yazarı David Brooks’a göre, insanların fikirlerindeki olgusal hatalara işaret ederseniz, sadece yanlış inancı pekiştirmiş olursunuz . Brooks’a göre tek çözüm, bu düşüncenin tohumlarını oluşturan güvensizlik ve endişeyi azaltmak. Fakat bu fikre karşı çıkanlar da yok değil. Yanlış bilgi sorununu anlamaya azaltmaya yönelik bilimsel makalelerin sıkça üzerinde durduğu bir yöntem olan önceden aşılama, yani insanlara bir bilginin yanlış olduğunu göstermek, yanlış bilgilere karşı direncimizi artırabilir . Teyitçilerin en sık kullandığı kavramlardan oluşan Teyit Sözlük posterine yayınlar bölümünden ulaşabilirsiniz." "Değişim var, iade yok: Güvenli internet alışverişi için teyitçilik ipuçları",https://teyit.org/teyitpedia/degisim-var-iade-yok-guvenli-internet-alisverisi-icin-teyitcilik-ipuclari,"İnternetten büyük bir heyecanla sipariş ettiğiniz ve günlerce gelmesini beklediğiniz bir kargodan, hiç tahmin etmediğiniz bir şey çıksa? Eminim burada tablet beklediği kutudan salatalık çıkan çocuğu hatırlayan olacaktır. İnternetten alışveriş yapmak eskiye göre zahmetsiz ve kolay. Fakat internet alışverişinin bu kadar yaygın olması, bazı problemleri de beraberinde getiriyor. TÜİK’e göre Türkiye’de mal ve hizmetleri satın almak için interneti kullananların oranı yüzde 49,5. Yani sudan tutun evin beyaz eşyasına kadar birçok ürünü artık internetten sipariş ediyoruz. İstediğimiz zamanda ve istediğimiz yerden geniş ürün ve hizmet yelpazesine erişmek, bazen vakitten bazen de nakitten tasarruf sağlamamıza yarıyor. Fakat heyecanla beklediğimiz kargolardan çıkan hatalı ürünler, iade ve değişimde yaşanan problemler, yanıltıcı yorumlar, haksız biçimde öne çıkarılan ürünler ve internet dolandırıcıları bu deneyimi olumsuz etkileyebiliyor. Bu yazıda muhtemel risklerin ve haklarımızın farkında olmak için internet alışverişinin “okuryazarı” haline gelmenin yollarından bahsedeceğiz. İnternet alışverişinin en büyük handikaplarından biri şüphesiz alıcı ile satıcıya yüz yüze iletişim imkanı sağlamaması. İnternet ortamında bu durumun kötüye kullanıldığı dolandırıcılık faaliyetleri artışta . Özellikle alıcı ile satıcıyı bir araya getiren, satış ve iade süreci şeffaf olan Hepsiburada, Trendyol gibi online alışveriş platformlarından yapılmayan alışverişler tüketici için güvenlik açığı oluşturabilir. Instagram butikleri son dönemlerin popüler online alışveriş duraklarından. Fakat tüketicilerin bu butiklerle ilgili şikayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Tüketicilerin çoğu güvenilir butikleri taklit eden hesaplardan ya da satış yapıp ürün göndermeyenlerden şikayetlerini internette duyurarak haklarını aramaya çalışıyor . Sahte bir instagram butiği ile ilgili gazete haberi İnternet alışverişinde yaşanan sorunlar bunlarla sınırlı değil. Çoğu internet mağazasında satılan ürünler orijinal ve ithal ürün olduğu iddiasıyla satılıyor. Fakat kullanıcılara göre çoğunun orijinalliği şüpheli . İnternet alışverişindeki bir diğer sorun ise satın aldığımızı düşündüğümüz ürün ile elimize ulaşan ürün arasında büyük fark. Satıcıların yanıltıcı fotoğraflar kullanarak ürünün satışını yaptıktan sonra alıcıya bambaşka bir ürün göndermesi çok sık karşılaşılan sorunlar arasında. Örneğin görür görmez satın almak istediğimiz o kazak elimize ulaştığında hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz . Bir TikTok kullanıcısının, internetten aldığı kazağın satış ekranındaki fotoğrafla alakasız geldiğini gösterdiği video İnternet alışverişindeki bu aldatmacalar oldukça yaygın. Öyle ki, bu durum bir dönem popüler bir TikTok akımına ilham olmuştu . Instagram’ın “işletme hesabı” özelliği ise, güvenilirlik sorununa çözüm olamıyor. Hesap ayarlarından profesyonel hesaba geçiş yaparak herhangi bir profil işletme hesabına dönüştürülebiliyor . Bunun yanında Instagram’da mağaza oluşturmak için işletmelerin farklı bir prosedür izlemesi gerekiyor. Instagram’ın belirlediği “ Ticaret Uygunluk Gereklilikleri ”ni sağlayan işletmeler Instagram’da mağaza açabiliyor. Bu hesapların faaliyetleri tüketicilerin geri dönüşleri doğrultusunda zaman zaman denetlense de dolandırıcılık faaliyetlerinin önüne geçemiyor. İnternet alışverişi deneyimini olumsuz etkileyen tek faktör dolandırıcılık faaliyetleri değil. Dolandırıcılardan kendimizi koruyabilsek de internet alışverişinde sürekli karşılaştığımız ve çoğu tüketicinin kanıksadığı yanlış bilgiler doğrudan tüketici haklarının ihlaline yol açıyor . Teyit’in ulaştığı İstanbul Barosu Tüketici Hakları Merkezi üyesi Avukat Umay Doğan internetten alışveriş yaparken karşımıza çıkan belli başlı yanlış bilgileri şöyle sıralıyor: Kalın harflerle belirtilen ifadeler kimi internet satıcılarının beyanları ve elbette yasal düzenlemelerden üstün değil. Her bir tüketici bu gibi yaygın yanlış bilgilere maruz kalıyor ve bu yanlış bilgiler çoğu zaman online alışveriş deneyimini olumsuz etkiliyor. Tüketici olarak haklarından ve yükümlülüklerinden haberdar olmayan alıcılar, alışverişlerini çoğu zaman satıcıların belirlediği kurallara göre yapmaya zorlanıyor. Bir internet sitesinden veya Instagram butiğinden güvenilirliğinden emin olmadan alışveriş yapmak çeşitli dijital güvenlik riskleri doğurabilir. Örneğin alışveriş yapmayı düşündüğünüz internet mağazası sahte ise satın aldığınız ürün size hiç ulaşmayabilir ya da beklediğiniz ürün gelmeyebilir. Bununla birlikte verileri şifrelemeyen internet siteleri kullanan satıcılarla paylaştığınız kredi kartı bilgilerinizi kötü amaçlarla kullanılabilir ve üçüncü taraflarla paylaşılabilir . Instagram’da birkaç önemli noktaya dikkat ederek bu risklerden kaçınmak mümkün: Şüphe kası mızı harekete geçirerek bunlar ipuçlarına dikkat etmek dolandırıcılıktan korunmayı sağlayabilir. İnternette güvenli alışveriş için dikkat edilmesi gereken belli başlıklardan da söz edilebilir. Bu noktada e-ticaret platformlarındaki sahte yorum sorunu karşımıza çıkıyor. Satın alınan yorumlar, yanıltıcı şekilde öne çıkarılan ürünler dünyadaki diğer e-ticaret sitelerinde de tartışılan bir sorun. Dolayısıyla bu yorumlara da şüphe kasımızı harekete geçirerek bakmak gerekiyor. E-ticaret platformlarında ürün yorumu ve favorileme satın alındığı iddiaları zaman zaman gündeme geliyor. Ürünlerin altındaki benzer kalıplarla yazılmış yorumlar tüketicilerdeki soru işaretlerini artırıyor . Örneğin, Trendyol Yemek, kullanıcıların sahte yorumlardan dolayı uğradığı mağduriyeti gidermek için yorum yapan kişinin hangi ürünü aldığını gösteren bir yeni bir uygulamaya geçti. Çünkü bu güncellemeden önce bazı restoran sahiplerinin su veya ayran gibi ürünler sipariş edip müşteri gibi yorum yaptıkları ortaya çıkmıştı . Öyle ki, ürün favorileme ve yorum satın alma hizmeti verdiğini iddia edilen internet siteleri bile türemiş durumda . ""Yorum çeteleri"" benzetmesi yapılan grupların, internet trollerine benzer biçimde hareket ederek ürünleri öne çıkarmak birbirine benzer yorumlar yaptığı uzun süredir dolaşımda olan bir tartışma .Yanı sıra, platformların olumsuz yorumları yayınlamadığı iddiaları da var . Amazon , Hepsiburada , Trendyol gibi e-ticaret platformları, ürün yorum ve değerlendirmelerine dair ilkelerini internet sitelerinde paylaşmış olsalar da yeterli şeffaflığı sağlayamıyorlar. Bununla birlikte bu e-ticaret platformlarının kendi ürünlerini öne çıkarmasından doğan haksız rekabet de güvenilirliği gölge düşüren başka bir nokta. Rekabet Kurulu’nun e-ticaret platformlarındaki söz konusu haksız rekabetleri engellemeye yönelik kararları bulunuyor . Örneğin, e-ticarette haksız rekabetin ve tekelleşmenin önlenmesi gerekçesiyle Trendyol kendi markası Trendyolmilla ürünlerini 1 Ocak 2024 tarihi itibariyle ayrı bir platform üzerinden satıyor . Gördüğümüz her yorum ürünün gerçek niteliklerini yansıtmıyor olabilir. Ya da bazı ürünlerin öne çıkma sebebi ürünün çok beğenilmesinin değil, platformun kasti müdahaleleri olabilir. Dolayısıyla güvenli olduğunu düşündüğümüz bu platformlardan alışveriş yaparken de şüpheci olmakta fayda var. Dolandırıcılar, kusurlu ürün satan satıcılar, orijinallik sorunları, online alışverişe dair yanlış bilgiler derken online alışveriş deneyimimizi zedeleyen onca unsur tüketici haklarımızı da ihlal ediyor. Peki biz tüketiciler haklarımızı biliyor muyuz? Avukat Umay Doğan’a göre tüketiciler olarak haklarımızın farkında olmak alışveriş deneyimimizde önemli ölçüde bir iyileşme sağlayabilir. Söz konusu tüketici hakları çeşitli kanun ve yönetmeliklerle düzenlenmiş haklardan oluşuyor. Doğan, tüketicilerin hak ihlali olduğunu düşündüğüz durumlarda tüketici hakem heyetlerine başvuruda bulunabileceğini hatırlatıyor: “Başvuru işlemi e-Devlet Kapısı üzerinden kolaylıkla yapılabiliyor ve süreç bu sistem üzerinden takip edilebiliyor. Tüketici hakem heyetleri gelen şikayetleri başvuru tarihi ve sırasına göre en geç 6 ay içinde değerlendiriyor ve karara bağlıyor .” Elbette kanun ve yönetmeliklerle düzenlenmiş tüm haklarımızı ezberlemek mümkün değil. Fakat bu noktada şüphe kasını devreye sokarak güvenli bir alışveriş deneyimini mümkün kılabiliriz. Örneğin, bir Instagram butiğinden alışveriş yaparken “Değişim için gerçekten 3 gün hakkım mı var?” diye düşünüp doğrusunu öğrenmek için basit bir Google araması yapmak alışveriş deneyimimizi iyileştirirken kendi haklarımızı öğrenmemizi ve korumamızı sağlar." ,https://md.teyit.org/img/gudulenmis-muhakeme-teyitpedia.webp, Mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medyada seçim dezenformasyonu nasıl araştırılır?,https://teyit.org/teyitpedia/mesajlasma-uygulamalari-ve-sosyal-medyada-secim-dezenformasyonu-nasil-arastirilir,"2024 yılında ABD, Hindistan, Rusya ve Tayvan dahil 40 ülkeyi ulusal seçimler bekliyor . Seçim döneminde, özellikle Facebook , TikTok , WhatsApp ve Telegram gibi sosyal medya platformları ve kapalı mesajlaşma uygulamalarında seçimlere yönelik giderek artan dezenformasyon faaliyetleri göz önüne alındığında, yanlış bilginin kaynağı ve bunları finanse eden oluşumların denetlenmesi, zorlu ve kritik bir süreci de beraberinde getiriyor. Hal böyleyken bu bağlamda yapılan araştırmalar büyük bir önem kazanıyor. Bu çalışmalardan biri, Brezilya’nın Folha de S. Paulo gazetesinden köşe yazarı gazeteci Patricia Campos Mello ve ProPublica muhabiri Craig Silverman ’ın ortak yürüttüğü bir araştırma. Patricia Campos Mello ve Craig Silverman’ın bu araştırmanın ışığında sunduğu rapor, seçim döneminde mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya platformlarındaki yanlış bilgi yayılımıyla mücadele etmeye yönelik değerli bilgiler sunuyor. Uluslararası Gazeteciler Merkezi’nin (ICFJ) düzenlediği “ Disarming Disinformation: Investigative ” eğitimleri kapsamında deneyimlerini aktaran Campos Mello ve Silverman, yanlış bilgi yayılımının temelinde yatan sebeplerin araştırılmasına yönelik çeşitli ipuçları sunuyor. Eğitimin kapsamında medya platformlarında dolaşıma giren siyasal reklamların ve bunların finansmanlarının incelenmesi ve yanıltıcı ve/veya yanlış bilgi içeren paylaşımların mesajlaşma uygulamaları aracılığıyla yayılması gibi birçok başlık ele alınıyor. Gelin, Campos Mello ve Silverman’ın gazetecilere önerilerini hep birlikte inceleyelim. Yanlış anlatıları araştıran gazetecilerin, WhatsApp ve Telegram'da herkesin katılımına açık olan grup ve kanallara katılmasını veya bu grupları gözlemleyen çeşitli düşünce kuruluşları ve/veya üniversitelerle işbirliği yapmasını öneren Campos Mello, şöyle ekliyor: ""İnsanların ne hakkında konuştuğunu anlamak için [...] tartışılan konuları [...] tespit etmeye çalışın."" Campos Mello, gazetecilerin kişisel kimliklerini koruyarak hedef haline gelmelerini önlemek için, gruplara katılırken farklı telefon numaraları kullanmalarını öneriyor. WhatsApp ve Telegram, yöneticilerin mesaj gönderebildiği, ancak diğer kullanıcıların gönderemediği tek yönlü kanal özelliği sunuyor. Bu özelliğin yanlış bilgilerin geniş kitlelere yayılmasında kullanılabileceğine dikkat çeken Campos Mello, yanlış bilgilerin tespit edilmesine yönelik yürütülen çalışmalarda gazetecilerin ilgili kanalları araştırma süreçlerine dahil etmesi gerektiğini belirtiyor. Campos Mello’ya göre dezenformasyon ve siyasi propaganda içeren paylaşımlar 2018’de Brezilya’daki seçimlerde sosyal medya platformları ve mesajlaşma uygulamalarında ""olağanüstü bir hızla"" yayılmıştı . 2022 Brezilya başkanlık seçimi öncesi eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, herhangi bir delil yokken oy makinelerinde hile yapıldığına dair iddiada bulunmuştu . Bu iddialar Bolsonaro destekçilerine, sosyal medya platformları ve WhatsApp ile Telegram kanalları üzerinden ulaşmıştı. Meta, TikTok ve Google, hem eski hem de güncel reklamları depoluyor. Reklam kütüphaneleri gazetecilerin, hangi reklamı kimin finanse ettiğini araştırmak için kullanabileceği bir diğer kaynak. Örneğin, Meta'nın reklam kütüphanesi toplumsal konulara, seçimlere ve siyasete ilişkin verilen reklamları yedi yıl boyunca arşivliyor. İlgili konu başlıklarına yönelik reklam vermek isteyen kullanıcıların platforma kaydolmak, kimlik doğrulaması yapmak ve reklam vermek istedikleri ülkede ikamet ettiklerini kanıtlamak gibi çeşitli adımları tamamlaması bekleniyor. Bununla birlikte, Meta siyaset dışı reklamları arşivlemiyor; dolayısıyla kullanıcılar bu reklamları yalnızca aktif statüdeyken görüntüleyebiliyor. Siyasal veya toplumsal konulara ilişkin bir reklamın, platforma kayıtlı olmayan bir reklam veren tarafından yayınlanması durumunda söz konusu reklamlar Meta tarafından işaretlenerek arşive eklenebiliyor, ancak bu türden reklamların Meta tarafından tespit edilmeme ihtimali de söz konusu. Silverman bu konuyla ilgili ""Siyasi veya toplumsal kategoride işaretlenmemiş ve Meta’nın gözden kaçırdığı reklamlar, aktif statülerinin sona ermesinden itibaren kullanıcılar tarafından görüntülenemez” uyarısında bulunuyor. TikTok'un reklam kütüphanesi Meta’nın kütüphanesiyle birçok ortak özellik paylaşıyor . TikTok da tıpkı Meta gibi kategorisi işaretlenmemiş reklamları tespit edemeyebiliyor , dolayısıyla her bir reklamın görüntülenebilmesi için araştırmacıların kütüphaneyi düzenli olarak kontrol etmesi önemli. TikTok reklam kütüphanesini Meta’nın kütüphanesinden ayıran önemli bir fark ise TikTok’un arşivlerinin konusu fark etmeksizin tüm reklamları içermesi ve reklamların son görüntülenme tarihinden itibaren bir yıl boyunca arşivde tutulması . Bununla birlikte, TikTok politikalarına göre platformda seçimlere ve siyasete ilişkin reklam vermek olarak yasak. TikTok’un, platformda nelerin trend olduğunu görüntüleyebildiğimiz bir Yaratıcı Merkez ’ i de mevcut. Silverman, bununla ilişkili olarak ""Belki de bu özellik, bulmayı ve incelemeyi aklımızın ucundan dahi geçirmediğimiz önemli reklamları tespit etmemizi sağlayabilir"" önerisinde bulunuyor. Facebook ve TikTok kullanıcıları, platformda anahtar kelimeye göre arama yapabiliyor. Silverman, bir örnekle beraber reklam kütüphanesini nasıl kullanabileceğinizi de açıklıyor: “Örneğin ‘çalıntı seçim’ ifadesini içeren bir reklam arıyorsanız, ilgili kelimeyi Meta Reklam Kütüphanesinde anahtar kelime olarak aratabilir ve bu ifadeyi içeren bir reklamın mevcut olup olmadığını görüntüleyebilirsiniz.” Google, reklam verenlerin siyaset ve seçime ilişkin reklam yayınlamasına izin veriyor. Ancak Google'ın reklam kütüphanesi nin Meta'nın ve TikTok'un kütüphanesine kıyasla daha az seçenek sunduğunun altını çizen Silverman, en kritik kısıtlamanın anahtar kelime araması yapılamaması olduğunu belirtiyor. Nitekim Google’da reklam veren ismine veya internet sitesi adına göre arama yapılabiliyor, ancak spesifik bir alıntı veya ifade araması yapılamıyor. Her üç kütüphanede de konut, iş, seçim, siyaset gibi reklam kategorileri ve ülke seçenekleri dahil olmak üzere farklı kategorilerde arama yapılmasına olanak tanıyan filtreleme özelliği mevcut. Araştırmacılara ilgilendikleri siyasi adayların, aktif siyasi toplulukların ve ilgili anahtar kelimelerin bir listesini çıkararak çalışılmasını öneren Silverman, özellikle seçim dönemlerinde reklam kütüphanelerinin düzenli olarak incelenmesi gerektiğini vurguluyor: ""Reklam kütüphanelerine bir reklam geliyor, diğeri gidiyor. Reklamların hepsi arşivlenmiyor, dolayısıyla onlara süresiz olarak erişmemiz mümkün değil."" Campos Mello’nun belirttiği üzere; ideolojik olarak taraflı söylemler sergileyen ve propaganda içeren haberler yayınlayan niteliksiz siteler, çoğunlukla Google Reklamlar veya Taboola gibi çevrimiçi pazarlama araçları kullanıyor. Campos Mello’nun yürüttüğü bir araştırma , bu türden yanlış bilgi ve yanıltıcı haber barındıran sitelerin Brezilya seçimlerinde seçime yönelik yanlış bilgiler yaymada önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Gazetecilerin dezenformasyonla mücadele çalışmalarında bu haber sitelerini yakından incelemesi, seçimlere yönelik yayılan yalan haberlerin ve bu haberlerin nasıl finanse edildiklerinin tespit edilmesinde büyük bir önem taşıyor. Her ülkenin siyasal reklamlara ilişkin farklı yönetmelikleri mevcut. Yönetmelikler, siyasi kampanyaların yayınlanabileceği ilk tarih gibi reklamlara ilişkin çeşitli kuralları belirliyor. Bu bağlamda gazetecilere düşen en önemli görevlerden biri, sosyal medya platformlarında yayınlanan reklamların, yönetmelik hükümlerini izleyip izlemediğini denetlemek. Teknoloji şirketlerinin de kendi politikaları mevcut. Bu politika belgeleri, reklam içeriklerinin niteliği ve sahte olup olmadığı gibi detayları ele alıyor. Örneğin Meta, reklam oluşturmada yapay zekâ kullanılması durumunda bunun reklam veren tarafından beyan edilmesi zorunluluğu belirtiliyor. Ya da Meta, siyaset, seçim ve toplumsal konulara yönelik oluşturulacak yeni reklamların ABD seçimlerinin son haftasında yayınlanmasını engelleyecek bir düzenleme getiriyor. Meta'nın reklam politikası, şiddeti teşvik edici unsur barındıran ve/veya delil sunulmaksızın seçimlerde hile yapıldığını beyan eden reklamları da engelliyor. Gazetecilerin teknoloji şirketleri tarafından belirlenen içerik politikalarını incelemesi ve kuralların uygulanıp uygulanmadığını denetlemesi gerektiğini belirten Campos Mello, 2022 Brezilya seçimleri bağlamında Meta’yı temel alarak, konuya ilişkin bir eleştiride bulunuyor : ""Reklam kütüphanelerinin incelenmesi hem içerik politikalarının doğru bir şekilde uygulanmadığını, hem de şiddeti körükleyen reklamların bir kazanç kapısı haline getirildiğini gözler önüne seriyor.” Campos Mello’nun araştırma faaliyetlerini hızlandırabilmek için önerdiği birincil çözüm işbirliği yapmak: ""Bir gazeteci olarak topladığınız bilgileri faydalı bir ürüne dönüştürmek için kendi kaynaklarınız bazı durumlarda yetersiz kalabilir. Bu noktada bir üniversite veya düşünce kuruluşuyla işbirliği yapabilir, çabalarınıza onları da dahil edebilirsiniz."" Örneğin, 8 Ocak 2023 tarihinde, eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun seçim mağlubiyetini kabul etmeyen destekçileri, Ulusal Kongre binasına baskın düzenlemişti . Protestocular, saldırıyı gerçekleştirmek üzere WhatsApp ve Telegram grupları üzerinden Brezilyalı seçmenlere çeşitli çağrıda bulunmuştu. Campos Mello saldırıya yönelik düzenlenen fon toplama çalışmalarını, bu bağlamda yapılan finansal işlemleri ve tüm bu faaliyetlerde rol alan aktörleri denetlemek için Minas Gerais Üniversitesi tarafından geliştirilen bir WhatsApp ve Telegram grupları takip programı kullandı. Gazetecilerin, ulusal ve küresel seçimlere ilişkin dezenformasyon söylentilerini denetlerken böyle işbirlikleri yapması önemli." Yapay zekâ sahteciliği: Dezenformasyonla mücadelede gençler nasıl güçlendirilir?,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-sahteciligi-yanlis-bilgi-ve-dezenformasyonla-mucadelede-gencler-nasil-guclendirilir,"Dünya Ekonomik Forumu’nun 2024 Küresel Riskler Raporu çarpıcı bir uyarıda bulunuyor: Başta yapay zekâ sahteciliği yani deepfake olmak üzere yanlış bilgi ve dezenformasyon , önümüzdeki iki yıl içinde dünyanın karşı karşıya kalacağı kısa vadeli en ciddi küresel riskler arasında ilk sırada. Benzer bir uyarı Ekim 2023'te Quebec İnovasyon Konseyi tarafından, uzmanlar ve kamuoyuyla aylarca süren istişarelerin ardından gelmişti. Eğitim teknolojileri alanında akademik çalışmalarını sürdüren Nadia Naffi’ye göre, son zamanlarda özellikle üretken yapay zekâ araçlarıyla oluşturulan ve aşırı gerçekçi dijital aldatmaca lar yaratan deepfake , teknolojik bir mucize olmasının yanı sıra derin bir toplumsal tehdit de oluşturuyor . Naffi’ye göre, deepfake’le mücadelede yalnızca teknolojik gelişmeleri ya da yasal mevzuatları kullanmak, sorunu çözmek için yeterli değil. Nadia Naffi ve ekibinin yürüttüğü bir araştırma projesi , buradaki boşluğu doldurmayı hedefleyerek sorunun çözümünde hayati bir noktaya parmak basıyor: Eğitim yoluyla insan müdahalesi. Deepfakeleri tespit etmek için çeşitli araçlar geliştirilmesine rağmen, teknoloji sektörü deepfake algoritmalarının hızla ilerleyen yeteneklerini yakalamak için adeta bir yarış içinde. Hukuk sistemleri ve hükümetler ise deepfake adı verilen bu dijital aldatmacanın hızlı ilerleyişine ayak uydurmakta zorlanıyor. Nadia Naffi ve ekibi, gençleri bu yakın tehditle mücadele edecek şekilde donatmak için daha ciddi, agresif ve stratejik bir eğitim yaklaşımına ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Siyasi kutuplaşma potansiyeli endişe verici . Önümüzdeki iki yıl içinde Bangladeş, Hindistan, Endonezya, Meksika, Pakistan, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde yaklaşık 3 milyar insanın oy kullanması bekleniyor . Dezenformasyon kampanyaları ise, yeni seçilecek hükümetlerin meşruiyetini baltalama tehdidi barındırıyor. Filistin asıllı ABD'li süper model Bella Hadid gibi diğer birçok önde gelen isme ait siyasi açıklamaların çarpıtılması için sahte görüntüler oluşturulması, deepfake teknolojisinin kamuoyunu etkileme ve siyasi anlatıları çarpıtma potansiyeline bir örnek teşkil ediyor. Greta Thunberg'in ""vegan el bombalarını"" savunduğu bir deepfake ise bu teknolojinin kötü amaçlı kullanımınına bir diğer örnek . Meta'nın ünlülerin benzerliklerine sahip bir yapay zekâ asistanı ortaya çıkarması ise, bu araçların kötüye kullanımı ve dezenformasyonun çoğalması konusundaki endişeleri artırıyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, deepfake videolar finansal dolandırıcılık yapmak amacıyla da kullanılıyor . YouTube’da 237 milyon abonesi olan MrBeast’in ses ve görüntüsünün, deepfake ile finansal dolandırıcılık yapan birileri tarafından başka bir sosyal medya platformunda taklit edilmesi ve onun adına iPhone 15 hediye etme sözü verilmesi bunun son örneklerinden. Bu olaylar, karmaşık yapay zekâ araçları kullanılarak yapılan ve her yaştan insanı hedef alan dolandırıcılık ve sahtekarlıklara karşı ne kadar savunmasız kalınabildiğinin altını çiziyor . İnsanların rızaları alınmadan yüzlerinin müstehcen içeriklerde kullanılmasıyla oluşturulan deepfake pornografi , hem gençler hem de yetişkinler için ciddi bir endişe kaynağı . Örneğin, Taylor Swift'in cinsel içerikli deepfake görüntüleri, platformlar bunları kaldırmadan önce sosyal medyada yayıldı . Bu içeriklerden biri, 45 milyondan fazla izlendi. Meta'nın politikası artık siyasi reklam paylaşanların, varsa reklamlardaki yapay zekâ manipülasyonunu açıklamalarını zorunlu kılıyor. Bu Google tarafından da benimsenen bir yaklaşım. Rochester Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olan Neil Zhang , gelişmiş algoritmalar ve filigran teknikleri de dahil olmak üzere sesli deepfake uygulamaları için tespit araçları geliştiriyor. ABD, yapay zekâ sahteciliğini önlemek için çeşitli yasalar çıkardı. 2023 Deepfake Hesap Verebilirlik Yasası , kimlikleri yapay zekânın kötüye kullanımına karşı koruyan Yapay Zekâ Dolandırıcılığına Hayır Yasası ve rıza dışı pornografik deepfake kullanımlarını hedef alan Deepfake Mahrem Görüntüleri Önleme Yasası bunlardan bazıları. Kanada 'da ise yasa koyucular, yapay zekâ şeffaflığını ve veri gizliliğini vurgulayan yasa tasarısı Bill C-27 ’yi ve Yapay Zekâ ve Veri Yasası 'nı (AIDA) önerdi . Birleşik Krallık, Çevrimiçi Güvenlik Yasa Tasarısını kabul etti . Avrupa Birliği kısa süre önce Yapay Zekâ Yasası ile ilgili geçici bir anlaşma yaptığını duyurdu . AB'nin Yapay Zekâ Sorumluluk Direktifi ise daha geniş çevrimiçi güvenlik ve yapay zekâ düzenleme konularını ele alıyor. Son olarak Hindistan hükümeti yapay zekâ sahteciliğini hedef alan yönetmelik taslakları hazırlamayı planladığını duyurdu . Bu önlemler, yapay zekâ sahteciliğinin zararlı etkilerini engellemeye yönelik artan küresel taahhütleri yansıtıyor. Ancak bu çabalar, deepfake kullanımının yaygınlaşmasını durdurmak bir yana, kontrol altına almak için bile yetersiz. Nadia Naffi ve meslektaşları tarafından yürütülen araştırma projesi , dijital eylemlilik yoluyla gençleri desteklemenin deepfake ve yapay zekâ teknolojileriyle beslenen dezenformasyon tehdidine karşı ne kadar güçlü bir kalkan oluşturabileceğini gösteriyor. Çalışma, gençlerin deepfake kullanımının kritik konular üzerindeki etkisini ve dijital bağlamlarda kendi bilgi oluşturma süreçlerini nasıl algıladıklarına odaklanıyor. Bu bağlamda proje ekibi, gençlerin dezenformasyonu etkili bir şekilde dengeleme kapasitelerini ve motivasyonlarını araştırdı. Çalışma, bir dizi uygulamalı atölye çalışması, derinlemesine bireysel görüşmeler ve odak grup tartışmaları için 18 ila 24 yaşlarındaki Kanadalı üniversite öğrencilerini bir araya getirdi. Katılımcılar deepfake ile sahte içerikler oluşturarak bu teknolojinin kolay erişilebilir olmasının yanı sıra kötüye kullanım potansiyelini de ilk elden anlamış oldular. Nadia Naffi’ye göre bu deneyimsel öğrenme çalışması, sahte içeriklerin ne kadar kolay oluşturulduğunun anlaşılması açısından önemliydi. Katılımcılar başlangıçta deepfake içerikleri, dijital ortamın kontrol edilemeyen ve kaçınılmaz bir parçası olarak algılıyorlardı. Katılım ve tartışma yoluyla, edilgen izleyiciler olmaktan çıkıp deepfake’lerin ciddi tehditlerine ilişkin daha derin bir farkındalık geliştirmeye başladılar. Daha da önemlisi, deepfake içeriklerin sayısını azaltma ya da yayılmasını önleme konusunda sorumluluk bilinciyle hareket ederek deepfake içeriklere karşı koymaya hazır hissettiler. Öğrenciler, eğitim sistemlerini gençleri güçlendirmeye ve eylemlerinin fark yaratabileceğini anlamalarına yardımcı olmaya teşvik etmek de dahil olmak üzere somut eylemlere yönelik öneriler paylaştılar: - Dezenformasyonun toplum üzerindeki zararlı etkilerinin öğretilmesi; - Gençlere toplumsal normlar üzerine düşünebilecekleri ve bunlara meydan okuyabilecekleri alanlar sağlamak, onları sosyal medya politikaları hakkında bilgilendirmek, izin verilen ve yasaklanan içeriklerin ana hatlarını belirlemek; - Öğrencileri, altında yatan teknolojiyle tanıştırarak deepfake'leri tanıma konusunda bilgilendirmek; - Dezenformasyona karşı tetikte olurken anlamlı faaliyetlere katılımı teşvik etmek ve gençlere, saygılı ve üretken bir şekilde dezenformasyona karşı koyma konusunda rehberlik etmek. Nadia Naffi, ekibiyle birlikte yürüttüğü araştırmada katılımcıların önerilerine dayanarak, deepfake’lerin yaygınlaşmasına karşı koymak için çok yönlü bir strateji önerdiklerini söylüyor. Ayrıca Naffi’ye göre, deepfake eğitiminin gençlerde eleştirel düşünceyi ve dijital eylemliliği beslemesi için kullanılmasının yanı sıra eğitim müfredatına da entegre edilmesi gerekiyor. Gençlerin dijital alanlarda kötü niyetli deepfake içeriklere karşı verilen mücadeleye aktif, ancak güvenli, bilgili ve stratejik bir şekilde katılmaları elzem. Naffi ve ekibinin ayrıca vurguladıkları bir başka uygulama ise işbirlikçi öğrenme deneyimleri. Ayrıca deepfake kullanımının sonuçlarını tam olarak kavramak için teknoloji, psikoloji, medya çalışmaları ve etiği bir araya getiren disiplinlerarası bir eğitim yaklaşımını savunuyorlar. Araştırma çok önemli bir gerçeğin altını çiziyor: Derin sahtecilikle mücadelede insan unsuru, özellikle de eğitimin rolü vazgeçilmez. Nadia Naffi’ye göre yalnızca teknolojiye ve yasal çözümlere bel bağlayamayız. Nadia Naffi, genç nesilleri ve aynı zamanda toplumun her bir üyesini dezenformasyonu eleştirel bir şekilde analiz etme ve bunlara karşı koyma becerileriyle donatarak, derin sahtekarlıkların manipülatif gücüne dayanabilecek kadar dirençli, dijital okuryazarlığı gelişmiş bir toplum yaratmanın mümkün olabileceğini söylüyor. Bunu yapabilmek için, insanları dijital dünyamızın bütünlüğünü koruma konusunda rolleri ve yetkileri olduğunu anlayacakları şekilde donatmak bir çözüm olabilir." Hep beş yıldız: E-ticaret sitelerinde sahte yorumları tespit etme yolları,https://teyit.org/teyitpedia/hep-bes-yildiz-e-ticaret-sitelerindeki-sahte-yorumlari-tespit-etme-yollari,"Satın almak istediğiniz herhangi bir ürünü internette bulmak çok kolay. Zor olan onlarca seçenek arasından hangisini seçeceğine karar vermek. Arama sonuçlarında karşınıza çıkacak ürünlerin en yüksek puanı ve en çok yorumu alanlar olması muhtemel. Benzer ürünler arasından hangisinde karar kılacağınızı belirleme anı geldiğinde ise diğer tüketicilerin yorum ve puanlamalarından destek almak yaygın bir yöntem. Sorun şu ki e-ticaret sitelerindeki ürün yorumlarının bazıları sahte. Bu tüm dünyada yaşanan yaygın bir sorun. Ancak yakın zamanda dolaşıma giren bir iddia Türkiye'deki problemin de göz ardı edilemeyecek kadar büyüdüğünü gösteriyor. Sosyal medyada birçok kullanıcı ""sahte yorum çeteleri""ne işaret ediyor. Buna göre “stok” sözcüğü geçen yorumların sahte olabileceği dile getiriliyor. Elbette bir ürünün puanının yüksek olması ve iyi yorumlar almış olması her zaman bu incelemelerin sahte olduğuna işaret etmiyor. Yorumların sahte olup olmadığını tespit etmek her zaman bu kadar basit olmasa da şüphe kası mızı harekete geçirebilecek ipuçları mevcut. 2023 yılının ilk altı ayında Türkiye'de  e-ticaret sitelerinden verilen sipariş miktarı 2 milyar 556 milyon. Ticaret Bakanlığı'nın yayınladığı verilere göre ise, e-ticaret yapan işletmelerin sayısı 2019 ve 2022 yılları arasında yüzde 701 oranında artış gösterdi . E-ticaret sitelerinden alışveriş yaparken yorumlara veya puanlamalara bakmak, alışveriş sürecinin doğal bir parçası. Aldığımız ürün ister bir telefon kabı, isterse telefonunu kendisi olsun daha önce ürünü satın alıp kullanan kişilerin görüşleri karar alma sürecimizi etkiliyor. Pew Araştırma Merkezi’nin ABD’de yaptığı araştırmaya göre, yetişkinlerin yüzde 82’si bir ürün satın almadan önce yorumlara yöneliyor . Farklı bir araştırmada ise bu oran yüzde 91’e kadar yükselirken, insanların yüzde 84’ü bu yorumlara bir arkadaşlarından tavsiye gelmiş gibi güveniyor . Oysa Birleşik Krallık’ta 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, e-ticaret platformlarında satılan elektronik, ev ve mutfak ve bahçe ürünlerine bırakılan yorumların yüzde 11 ila yüzde 15’i muhtemelen sahte . Peki, sahte ürünleri tespit etmek neden önemli? Çünkü iyi yazılmış bir yorum tüketiciyi ikna etme gücü taşıyor. Araştırmalara göre, iyi yazılmış bir sahte inceleme, tüketicinin o ürünü satın alma olasılığını yüzde 3 oranında yükseltiyor . Benzer şekilde, danışmanlık firması McKinsey & Company'nin iki yıllık bir süre zarfında en çok satan 70 kategoriyi ve yüz binlerce bireysel ürünü kapsayan araştırmasına göre, daha yüksek puanlar daha yüksek satışlar demek . Peki bunun ne önemi var? Dünya Ekonomik Forumu’nun 2021 yılında yayınladığı verilere göre sahte yorumlar bir yılda 152 milyar dolarlık bir kayba neden oluyor . Diğer yandan, sahte yorumların öne çıkardığı ürünler her zaman fotoğraflarda göründüğü veya özellikler kısmında açıklandığı gibi gelmiyor. Hal böyle olunca ürünün iade sürecinde tüketiye hem vakit hem de nakit olarak bir yük binmiş oluyor. O ürünü bulmaya çalışırken kaybettiğiniz süre de cabası, yani tüm bu sancılı süreç sizi başladığınız noktaya geri döndürebiliyor. Dahası, ürün fotoğraflarda ve açıklamada anlatıldığı gibi gelse bile o ürünü almanızın sebebi ihtiyacınız olması değil, enflasyon gerçekliğinde, fiyatı artacağına dair duyduğunuz korku ve yorumlarda gördüğünüz “stok yapın” baskısı da olabilir. Satıcıların sahte yorum satın alması veya buna teşvik etmesinin bir nedeni var, kârlarını arttırmak. Örneğin bir ürünün derecelendirmesindeki fazladan bir yıldız, geliri yüzde 5 ila yüzde 9 oranında artırabilir . ABD’de çevrimiçi ve interaktif eğitimler sunan Legacy Learning Systems şirketine karşı açılan bir davada, sahte yorumlara yapılan 250 bin dolarlık harcamanın 5 milyon dolardan fazla satış sağladığı tespit edilmesi, bunun çarpıcı örneklerinden yalnızca biri. Kayıp yalnızca ekonomi alanında da kalmıyor, tüketicilerin hem platformlara hem de satıcılara olan güveni, sahte yorumlar yüzünden yüzde 28 oranında azalıyor . E-ticaret sitelerinde anonim kalmak mümkün. Bu durum sahte yorumları tüketici olarak hızlıca fark etmeyi zorlaştırıyor. Ama bazı ipuçlarından faydalanarak güvenilir olmayan yorumları tespit etmek imkansız değil. Peki, yorumları okurken nelere dikkat edeceğiz? Sahte yorumların şekli ve içerikleri sıkça değişse de, her zaman geçerli olabilecek bazı noktalar şöyle : Trendyol’da benzer sözcükler barındıran yorumlar Bunların haricinde, söz konusu ürün için yapılan başka incelemeleri görmek için farklı platformlara bakmak da iyi bir yöntem olabilir. E-ticaret sitelerinden yapılan alışverişlerde iade ve gönderim koşullarının nispeten daha belirgin ve şeffaf olması, her ne kadar tüketicinin lehine olsa da sahte yorumlara aldanıp satın alınan ürünlerin süreci yorucu bir süreç. Bir de her yılın başında ortaya atılan ve sürekli ertelenen, iadelerde kargo ücretini alıcının ödemesini gerektiren düzenleme söz konusuyken , tüketicilerin sahte yorumlardan hareketle satın aldıkları ürünler konusunda endişelenmeleri normal. Şirketler de sahte yorum sorununun uzun zamandır farkında. Sorunu artık görmezden gelemeyen Amazon, Booking.com, Expedia Group, Glassdoor, Tripadvisor ve Trustpilot gibi şirketler, güvenilir yorumlar için bir geçtiğimiz yıl küresel bir koalisyon grubu bile oluşturdu. İlk toplantısının ardından basın açıklaması yayınlayan koalisyonun başlıca misyonunun, sahte yorumların tespiti ve incelemesi konusunda en iyi yöntemleri bulmak için işbirliği yapmak olduğu vurgulandı . Örneğin, Amazon'un Güvenlik bölümü dış ilişkiler sorumlusu Rebecca Mond, Amazon’da kullanıcıların gönderdiği tüm şüpheli yorumları inceleme altına aldıklarını söylüyor . Geçtiğimiz yıl 200 milyon sahte yorumu engelleyen Amazon’un müşteri güven ekibi başkanı Dharmesh Mehta, bu yanlış bilgi çığının, ""hangi ürünleri satın almaları ya da almamaları gerektiği konusunda kandırılan"" tüketicilere zarar verdiğini söylüyor . Mehta’nın bir uyarısı ise sahte inceleme komisyoncuları olarak adlandırdığı ve küçük bir sektöre benzettiği sahte yorumcuların gün geçtikçe yükseldiği. Çünkü sahte yorum yazanlar genellikle bireysel kullanıcılar olmuyor, bu yorumların arkasında bazen yüzlerce çalışanı bulunan ekipler oluyor. Amazon sahte yorumlarla yeni mücadele yöntemi ise yapay zekânın nimetlerinden faydalanmak . Kullanılan yapay zekâ araçlarıyla, yorum yapan kişinin geçmiş hareketlerini, oturum açma bilgilerini ve satıcılar dahil olmak üzere diğer hesaplarla olan ilişkilerini inceleyerek şüpheli yorumları saptamayı hedefliyor. Fakat burada atlanmaması gereken önemli bir nokta var: sahte yorum yapan kişiler de yapay zekâ araçlarından faydalanarak daha ikna edici görünen yorumlar hazırlayabilir. Amazon’un bir başka çözümü ise güvenilir ve dürüst olduğunu düşündüğü kullanıcılarını daha fazla yorum yapması için ücretsiz ürünlerle teşvik ettiği “ vine programı ”. Her ne kadar Vine rozetine sahip kullanıcılar diğer kullanıcılar arasında daha güvenilir olarak algılansa da, bu sistemi eleştirenler de var.  Çünkü bu hediye ürünlerin satışı ve hediye edilmesi yasak olsa da bunu denetleyen bir mekanizma yok . Trendyol’da ise yorumlar eğer kurallara uyuyorsa ve kontrol edildikten sonra uygun bulunursa en kısa sürede yayına alınacağı söyleniyor . Fakat burada hangi kuralların geçerli olduğuna ve hangi yorumların uygun bulunacağına dair net bir bilgi söz konusu değil. Hepsiburada da ise ürüne ait görsel ve açıklamalarda, eksik yada yanlış bir bilgi olduğunu düşünen tüketiciler; ürün açıklaması bölümünün en altında yer alan “Hatalı İçerik Bildir” butonu yardımıyla şikayetlerini iletebiliyorlar . Kapak görseli: iStock" Bir sosyal psikoloğun gözünden: İnternet kullanıcılarına uygulanan dezenformasyon taktikleri,https://teyit.org/teyitpedia/bir-sosyal-psikologun-gozunden-internet-kullanicilarina-uygulanan-dezenformasyon-taktikleri,"Günümüzde bilgi savaşı her yerde ve farkında olsun ya da olmasın tüm internet kullanıcıları bu savaşın bir muharibine dönüşmüş durumda. Kötü niyetli amaçlarla yayılan, kasıtlı olarak üretilmiş yanıltıcı içeriklere dezenformasyon deniyor. Dezenformasyon; güvensizlik yaratmayı, kurumları istikrarsızlaştırmayı, iyi niyetli davranışlara şüphe düşürmeyi , rakipleri karalamayı ve bilim ve gazetecilik gibi bilgi kaynaklarının güvenilirliğini sarsmayı amaçlıyor. Bu yönüyle dezenformasyon, fark edilmeden veya iyi niyet sonucu paylaşılan mezenformasyondan ayrılıyor. Pek çok hükümet dezenformasyon kampanyaları yürütüyor. Örneğin Rusya hükümeti, Ukrayna karşıtı propagandaya dikkat çekmek için ünlülerin resimlerini kullanmıştı . Facebook ve Instagram’ın bağlı bulunduğu Meta ise, geçtiğimiz günlerde Çin’in dezenformasyon operasyonlarını hızlandırdığı konusunda uyarıda bulundu . Dezenformasyon yeni bir şey değil ve bilgi savaşı ABD dahil pek çok ülke tarafından uygulanıyor. Ancak internet, dezenformasyon kampanyalarına eşi benzeri görülmemiş bir erişim sağlıyor. Yabancı hükümetler , internet trolleri , yerel ve uluslararası radikaller , fırsatçı vurguncular ve hatta ücretli dezenformasyon ajansları şüpheli içerikleri yaymak için interneti kullanıyor. Anksiyeteye yol açarak bilgi arayışını tetikleyen toplumsal çalkantılar , doğal afetler , sağlık krizleri ve savaş dönemleri dezenformasyon yayan aktörlere aradığı ortamı sunmuş oluyor. Sosyal Psikolog H. Colleen Sinclair, yanıltıcı bilgiler ve zarara yol açabilecek söylemler için muhakkak uyarı işaretlerine dikkat etmek gerektiğini, ancak dezenformasyon yayan aktörlerin kullandığı farklı taktiklerin de olduğunu söylüyor. Dezenformasyon yayan aktörlerin sıkça kullandığı taktiklerden biri hahaganda . Hahaganda, ciddi meseleleri hafife almak, başkalarına saldırmak, şiddeti küçültmek ya da canavarlaştırmak ve suçu başkasına atmak için internet geyiklerinin devlet kontrolündeki medya kaynaklarından gelen politik komedinin veya konuşmaların kullanıldığı bir taktik. Hahagandanın tercih edilmesinin sebebi, gelen bir eleştiriye kolaylıkla savunma cümleleri hazırlanabilmesi. Yanlış bilgiye itiraz edildiğinde dezenformasyon yayan aktörler, karşı tarafı şaka kaldıramamak ya da politik doğruculuk yapmakla suçluyor. Söylenti yayma, dezenformasyon yayan insanların kullandıkları bir diğer yöntem. Bu taktik, bilinçli olarak gizlendiği iddia edilen sırlara özel erişime sahip olduklarını ileri süren insanlar tarafından kullanılıyor. “Bu haberi yalnızca burada duyabilirsiniz” gibi söylemlerle başkalarının iddia edilen gerçeği paylaşma konusunda isteksiz olduklarını ima ediyorlar. “Medya bunu haber yapmaz”, “Hükümet bilmenizi istemiyor” ve “Bunu size söylememeliyim ...” gibi ifadelerle karşılaştığınızda, bu taktiğin uygulanıyor olma olasılığı yüksek. Ne var ki bilginin gizli tutulması konusunda ısrar etmek şöyle dursun, paylaşılması için teşvikte bulunuyorlar. Bunu da, “Bunu viral yapın” veya “Çoğu insan bunu paylaşmaya cesaret edemez” gibi kışkırtıcı söylemler kullanarak yapıyorlar. Sinclair’e göre, böyle bir örnekle karşılaşıldığında bir içerik üreticisinin bu tür “gizli” bilgilere nasıl ulaşmış olabileceğini ve kullanıcıları neden bu bilgileri paylaşmaya teşvik ettiğini sorgulamak önem kazanıyor. Genellikle dezenformasyon gerçek bir kanıta dayanmıyor. Bu nedenle dezenformasyon yayan aktörler, paylaşımlarında iddialarını doğrulayan kişilere yer veriyor ya da gerçek olmayan karakterler uyduruyorlar . Bu birden fazla şekilde yapılabiliyor. Dezenformasyon yayan insanların en çok tercih ettiği yöntem kanıt olarak öne sürdükleri anekdotları, özellikle de kadınlar veya çocuklar gibi kırılgan grupların duygulara hitap eden hikayelerine dönüştürmek. Benzer şekilde, “ ilgili vatandaşların ” bakış açılarını yayabiliyorlar. Bir uzmanlık alanına sahip olmayan bu kişiler, sosyal kimliklerini bir konuda onlara konuşma yetkisi veriyormuş gibi sunuyorlar. Örneğin, “Bir anne olarak ...”, “Bir gazi olarak ...”, “Bir polis memuru olarak ....” şeklinde başlayan cümleler kuruyorlar. İddia edildiğine göre ""yanlış""tan dönüp ""doğru"" yolu bulan kişile r, özellikle ikna edici olabiliyor, örneğin kürtaj yaptıran ancak pişman olan bir kadın gibi. Bu kişiler genellikle gerçekte var olmayan, hayali kişiler oluyor ya da gerçek olsalar bile bunu yapmaya zorlanmış veya ücret almış olabiliyorlar. Eğer sıradan insanlar yeterli olmazsa sahte uzmanlar kullanabiliyorlar. Sinclair, bazı hesapların uydurma olduğunu söylüyor ve ona göre örneğin, Botometer ile Twitter hesaplarını kontrol etmek ve sahte kullanıcı davranışlarına karşı dikkatli olmak mümkün. Ancak sahte uzmanların da çeşitleri var. Sinclair, sahte uzman çeşitlerini şöyle tanımlıyor: Sahte uzman, unvanı kullanan ancak gerçekten ilgili uzmanlığa sahip olmayan kişileri tanımlıyor. Sözde uzman, ilgili uzmanlığı olduğunu iddia eden ancak gerçek bir eğitimi olmayan kişiler için kullanılıyor . Çerçöp uzmanı para için prensiplerini veya değerlerini satan kişileri tanımlamak için kullanılıyor. Bu kişiler, belki bir zamanlar uzmanlık sahibiydiler, ancak şimdi k â rlı olan neyse onu söylüyorlar. Bu tür kişilerin sigaranın kansere neden olmadığı iddiası gibi şüpheli iddiaları destekledikleri ya da düzenli olarak şüpheli "" bilim "" üreten kurumlar için çalıştıkları görülebiliyor. Yankı uzmanı, dezenformasyon kaynaklarının, iddialarına inandırıcılık kazandırmak için birbirlerine referans verdikleri durumları tanımlamak için kullanılıyor. Mesela Çin ve Rusya, düzenli olarak birbirlerinin gazetelerine atıfta bulunuyorlar . Çalınan uzman, gerçekten var olan ancak aslında kendisiyle iletişime geçilmemiş ve araştırması yanlış yorumlanmış bir uzmanın varlığında kullanılıyor. Benzer şekilde, dezenformasyon yayan aktörler, URL kaçakçılığı gibi yöntemlere başvurarak bilinen haber kaynaklarından da güvenilirlik çalıyorlar. URL kaçakçılığı, meşru bir kuruluşun alan adına benzer bir alan adı oluşturma eylemi anlamına geliyor. Sinclair’e göre bu tarz anekdota dayalı veya bilimsel hesapların diğer güvenilir kaynaklar tarafından doğrulanıp doğrulanmadığını kontrol etmek mümkün . Yapılması gereken şey ismi Google'da aramak ve uzmanlık durumunu, kaynağın geçerliliğini ve araştırmanın yorumunu kontrol etmek. Ayrıca bir hikaye veya yorum mutlaka temsili olmayabiliyor. Komplo teorileri, genellikle topluma zarar verme amacıyla gizli eylemlerde bulunduğu söylenen ""derin devlet"" gibi kötü niyetli bir güç içeriyor. MK-Ultra Projesi ve Watergate Skandalı gibi belirli komploların doğru çıkması, yeni ortaya atılan temelsiz komploların geçerliliğine dair bir kanıt olarak sunuluyor. Bununla birlikte, dezenformasyon yayan aktörler, bir komplo kurgulamanın, insanları; hükümetlere, bilim insanlarına veya diğer güvenilir kaynaklara güvenmeme konusundaki geçmiş deneyimleri hatırlatmak için etkili bir araç olduğunu keşfettiler . Ancak olağanüstü iddialar olağanüstü kanıtlar gerektiriyor. Nihayetinde bu zamana kadar gerçek olduğu ispatlanan komplolar, araştırmacı gazeteciler, bilim insanları ve hükümet soruşturmaları gibi kaynaklardan gelen kanıtlara sahipti. Sinclair; üniversiteler, araştırma laboratuvarları, devlet kurumları ve basın kuruluşları gibi bilgi üreten kurumları bir tuzağın içinde olduklarını iddia ederek itibarsızlaştırmaya çalışan komplolara karşı insanları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Dezenformasyon çoğu zaman kaynağını iyi, karşıtlarını ise kötü göstermek gibi ikili bir amaca hizmet ediyor. Dahası bu mesele iyi ve kötü arasındaki bir savaş olarak resmediliyor ve şiddeti meşrulaştırmak için karşı tarafı kötü göstermeye yönelik suçlamalar kullanılıyor. Örneğin, Rusya özellikle başkalarını gizli Nazi , pedofil ya da Satanist olmakla suçlarken bir yandan da askerlerini sık sık çocuklara ve yaşlılara yardım ederken tasvir ediyor. Hatalı ikilem safsata sı, kişiyi birbirini dışlayan iki seçenekten birine sahip olduğuna inandırıyor; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, kırmızı hap ya da mavi hap. Onların gerçeklik versiyonunun kabul edilmesi dışında tek seçenek aptallaşma veya koyunlaşma olarak görülüyor. Sinclair: “Her zaman sunulandan daha fazla seçenek vardır ve meseleler nadiren bu kadar siyah ve beyazdır.” Ayrıca ona göre bu taktik, dezenformasyon yayan kişilerin muhalif bakış açılarını yanlış seçenek şeklinde göstererek susturmaya çalıştığı yöntemlerden birini oluşturuyor . "" Whataboutism "" ya da Türkçe karşılığıyla “Peki ya…” safsatası, başkalarının kabahatlerini ileri sürerek dikkatleri kendi hataları üzerinden çeken klasik bir dezenformasyon tekniği olarak biliniyor. Diğerlerinin eylemleri hakkındaki bu suçlamalar doğru veya yanlış olabilse de konuyla bir ilgisi olmuyor . Sinclair'e göre, bir grubun geçmişteki potansiyel yanlışları, başka bir grubun bugünkü yanlışlarının göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Dezenformasyon yayan aktörler de genellikle kendilerini mağdur olarak göstermeye çalışıyor. Onlara göre sadece ""düşmanları"" kendilerine karşı dezenformasyon yaparsa buna karşılık verirler, yalnızca savunmak için saldırırlar; ve kendi tepkileri yerindeyken diğerlerininki aşırı tepkidir . Bu tür rekabetçi mağduriyet , özellikle gruplar uzun süreli bir çatışmanın içinde yer aldığında yaygın olarak görülüyor. Özetle, dezenformasyon yayan kişi, yaptığı şeyin bir çeşit saptırma, yanıltma, trolleme veya düpedüz uydurma olduğunun farkında oluyor. Sinclair’e göre onlara inanmıyorsanız, en azından neye inanabileceğinizi sorgulamanızı istiyorlar. Sinclair şöyle söylüyor: “Paranızı vermeden önce reklamlara inanmak yerine satın aldığınız şeyleri sık sık araştırırsınız. Bu, inandığınız bilgiler için de geçerli olmalı.”" Düz dünyayı keşfetmek: Komplo teorileri nasıl yayılıyor?,https://teyit.org/teyitpedia/duz-dunyayi-kesfetmek-komplo-teorileri-nasil-yayiliyor,"Bilimsel verilerin sunduğu tüm kanıtlara rağmen dünyanın geoit formunda olduğuna inanmayan, tüm bunları birer komplo ve aldatmaca olarak görenler var. Öyle ki, dünya genelinde faaliyet gösteren internet tabanlı pazar araştırması ve anket şirketi YouGov America ’nın 2018'de ve Fairleigh Dickinson Üniversitesi’nin 2022'de yaptığı anket çalışmalarının sonuçları, Amerika Birleşik Devletleri'nde nüfusun yüzde 11’inin Dünya'nın düz olduğuna inandığını gösteriyor. Düz dünyacıları bir alay konusu yapmak ve argümanlarını duymazlıktan gelmek ise hepimizi tehlikeye atıyor. Yapılan anketler , komplo teorilerinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve bazılarının radikalleşmenin önünü açabileceğini ortaya koyuyor. Örneğin 2017’de şahit olduğumuz QAnon olayı ve göçmen karşıtı büyük yer değiştirme teorisi, komplo odaklı düşünmenin ölümcül sonuçları nasıl beraberinde getirdiğini pek çok kez kanıtladı. Peki ne yapmalı? Ekonomi alanında akademik çalışmalarını sürdüren Carlos Diaz Ruiz’e göre düz dünyacıların inançları hakkında nasıl konuştuklarını inceleyerek, argümanlarını nasıl ilgi çekici hale getirdiklerini gözlemleyebilir ve böylece dezenformasyon un internette yayılmasının sağlayan unsurları öğrenebiliriz. Buradan hareketle, Linnaeus Üniversitesi’nde pazarlama ve ekonomi alanında çalışmalarını sürdüren Tomas Nilsson ve Carlos Diaz Ruiz düz dünyacıların ürettiği yüzlerce YouTube videosunu analiz etti . Videolardaki argümanları ve düz dünyacıların bunları izleyicilere nasıl rasyonel süsü vererek sunduklarını tespit etmek isteyen araştırmacılar, analiz sürecinde düz dünyacıların anlatım tekniklerine odaklandılar. Araştırmaya göre düz dünyacılar anlatım esnasında taraf tutma stratejisine başvuruyor . Kültürü temel alan bir tartışma konusu bağlamında güçlü bir şekilde taraf tutan savunucular; gerçek, kısmen gerçek veya kişisel fikirler de dahil olmak üzere tartışmada kendilerini haklı çıkaracak her türlü argümanı sunma eğilimi gösteriyor. Öz kimliklerini kendileriyle aynı inanışa sahip toplumsal yapılarla adeta bütünleştiren bu bireyler, karşıt düşüncedeki insanlardan ziyade kendisi gibi düşünen insanların söylemlerini ciddiye almaya yakın oluyorlar. Bu durumun sosyolojideki ismi neo tribalizm, yani modern kabilecilik. Fakat asıl sorun, bu insanların dezenformasyonu adeta içselleştirerek kimliklerinin bir parçası haline getirdiğinde ortaya çıkıyor. Haberlerin aksine, kişisel görüşler teyitlenemez. Komplo teorileri özellikle bireylerin değer sistemlerinin ya da dünya görüşlerinin bir parçası haline geldiğinde baş etmesi son derece zor bir problem haline geliyor. Araştırmacılar, düz dünyacıların süregelen kültürel çatışmaların yarattığı kaostan faydalandığını ve argümanlarını üç konuyu temel alarak mantık çerçevesine yerleştirmeye çalıştıklarını tespit ettiler. Bu üç tema, toplumda geçmişten günümüze devam eden ve son derece öznellik barındıran tartışma konularından oluşuyor. Bu temalardan ilki, başlangıcı antik çağlara kadar uzanan ve gözlemden ziyade muhakeme üzerine inşa edilen Tanrı'nın varlığı tartışması. Günümüzde ateizme karşı inanç, evrime karşı yaratılışçılık ve Büyük Patlama‘ya karşı evrenin zeki ve bilinçli bir varlık tarafından yaratıldığını idida eden akıllı tasarım gibi birçok konuda inanca dayalı tartışmalar devam ediyor. Ateistlerin evrim, Büyük Patlama ve yuvarlak dünya gibi teoriler aracılığıyla sahte bilim üzerinden insanları tanrıdan uzaklaştırmaya çalıştığını savunan düz dünyacılar, argümanlarını yüzyıllardır devam eden Hıristiyan sağı mücadelesine dayandırıyor. Hristiyan inançları temel alan düz dünyacıların yaygın argümanı, Tanrı'nın insanları bir kürede değil, yalnızca göklerde, düz bir düzlemde izleyebileceği. Bir düz dünyacının söylediği üzere: Düz dünya komplo teorisi nin merkezindeki ikinci tema, sıradan insanların yozlaşmış politikacılar ve ünlülerden oluşan bir toplumsal yapı olan elit yönetici sınıfa karşı durması gerektiğini söylüyor. Bilgi güçtür diyen düz dünyacılar, güç sahiplerinin gerçekliğin temel doğasını çarpıtarak bilgiyi yalnızca kendilerine saklamak için komplolar kurduklarını öne sürüyor. Bu teori, insanların kendi gözleriyle gördüklerine değil, kendilerine söylenenlere inandırılmaları halinde zahmetsizce kontrol edilebileceklerini savunuyor. Nitekim çıplak gözle bakan bir kişi için Dünya gerçekten de düzdür. Halkın yalnızca kendi gözleriyle gördüklerine inanmasını isteyen düz dünyacılar, kendilerini seçkinlerin tahakkümüyle mücadele eden isimsiz kahramanlar olarak görüyor. Karşımıza çıkan üçüncü tema ise, başlangıcı 1787 ABD Anayasasındaki Tanrı'nın varlığı ya da yokluğuna ilişkin maddeye uzanan bir görüş olan "" Özgür Düşünce "". Bu seküler görüşün savunucuları, rasyonel insanların otoriteye veya dogmaya inanmamaları gerektiğini, yalnızca kendi akıl ve deneyimlerinden yola çıkarak hareket etmeleri gerektiğini söylüyor. Özgür Düşünenler, halkın sıradan insanlarının üretemeyeceği ""kitap bilgisi"" veya ""matematik zırvalarından"" faydalanan uzmanlara güvenmiyor. Dünya'nın geoit olmadığını kanıtlamaya çalışırken genellikle kendi gözlemlerinden faydalanan düz dünyacılar, bu çabalarını bilimden son derece uzak bir dinamikte yürütüyor. Kendilerine modern dünyanın Galileo'su gibi kimlikler yakıştıran düz dünyacılar, benliklerini tarihin vizyoner isimleri ve bilim insanlarıyla bağdaştırıyor. İnsanlar onu bir inanış olarak içselleştirdiğinde sosyal medya ikliminde dezenformasyonla mücadele etmek son derece güçleşiyor. Yanlış bilginin kişisel bir görüş ve/veya değer formuna bürünmesi, teyitçiliğin etkisinin azalmasına neden olmakla kalmıyor; bazı durumlarda  yanlış bilgilere olan inancı “geri tepme etkisi” yardımıyla daha da güçlendiriyor. Düz dünyacılarla veya genel ifadesiyle komplo teorisyenleriyle etkin bir şekilde mücadele etmek, argümanların nasıl bir mantık çerçevesine sığdırılmaya çalışıldığını anlamayı gerektiriyor. Örneğin, alanında uzman bir otoritenin sunduğu argümanlara ikna olmayan bir komplo savunucusunu, karşıt argüman sunacak bir hükümet yetkilisi veya bilim insanıyla aynı masaya oturtmak, işe yaramayabilir. Fakat bunun yerine, toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilecek ve uygulanabilecek bir deney veya anlatı üzerinden gitmek, olumlu sonuçları beraberinde getirebilir. Komplo teorilerinin ardındaki mantığı kavramak, bunları çürütecek karşıt argümanların etkili sonuçlar doğurmasına kapı aralayabilir. Komplo odaklı düşünenlerle yakın temasta olan kişiler ise mücadelede kilit konumda. Nitekim, dini inanca sadık kalmak için dünyanın düz olduğuna inanmaya gerek olmadığını,  topluluğun güvenini kazanmış muhafazakâr bir Hristiyanın belirtmesi, son derece etkili sonuçlar doğurabilir. Genel itibariyle düz dünyacılık, QAnon ve büyük yer değiştirme teorisi gibi inanışlar, savunucuların aidiyet hissettikleri bu grup kimliğinin saldırı altında olduğunu hissettikleri takdirde giderek körükleniyor. Savunulan inanışı destekleyebilecek nitelikte, fakat gerçekliği mümkün olmayan her türlü mezenformasyon ve komplo teorisi ise, bu kişilerce sıklıkla kullanılan bir argüman haline gelebiliyor. Özetle, sosyal medya ekosistemine yerleşen bu tartışmalar, içeriklerin hızla yayılmasıyla birlikte teyitçiliği zorlaştırarak dezenformasyonun kontrol dışına çıkmasına sebep oluyor." Teyit Sözlük: Yeşil aklama nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yesil-aklama-nedir,"Bir temizlik ürünü almak için süpermarkete gidip “doğal”, “çevre dostu”, “geri dönüştürülmüş” gibi türlü iddialarda bulunan markalar arasında kararsızlığa kapıldığınız oldu mu? Veya son trendleri hızla ve olabilecek en ucuz şekilde üreterek ciddi çevresel sorunlara yol açan meşhur hızlı moda markalarının neredeyse tamamının farklı farklı sürdürülebilirlik iddialarını görüp şaşırıyor musunuz? Eğer bu gibi tecrübeler yaşadıysanız, aslında yeşil aklamaya aşinasınız demektir. Yeşil aklama, bir ürün, hizmet veya organizasyonun çevresel performansı konusunda gerçeklikten daha olumlu bir algı yaratmaya yarayan, yanıltıcı iletişim pratiklerini ifade ediyor. Bu anlamda yeşil aklama, aslında bir tür bilgi düzensizliği : Bazen yanlış veya yanıltıcı bilgiler, bazen yalnızca yanıltıcı görseller veya duygusal uyaranlar aracılığıyla, gerçeği (yani bahse konu ürünün veya hizmetin çevreye gerçek etkisini) örtbas etmeye yarıyor. Üstelik yeşil aklama yalnızca şirketler tarafından değil, hükümetler, siyasetçiler, uluslararası örgütler, hatta bireyler tarafından dahi yapılabiliyor . Kim Kardashian’ın geçtiğimiz Kasım ayında tanıttığı, kişisel markasının yeni ürünü olan sahte meme uçlu sütyen, konunun ne kadar karmaşık hale gelebileceğine güzel bir örnek. Ürettiği sütyen sayesinde, iklim değişikliği nedeniyle havalar ne kadar ısınırsa ısınsın, kadınların “hep üşümüş görünebileceğini”, söyleyen Kardashian, ürünün satışlarından kazanılan gelirin yüzde 10’unun, “ 1% For the Plant ” isimli, üyelerini, yıllık gelirlerinin en az yüzde 1’ini çevresel hedeflere yönlendirmeye teşvik eden uluslararası kuruluşa aktarılacağını duyurdu. Görünüşe göre iklim değişikliğini önemseyen Kim Kardashian, konuyu hem gündeme taşıyor hem de gelirinin bir kısmını bu sorunla mücadeleye aktarıyordu. Ufak bir sorun hariç: Uluslararası çevre örgütü Greenpeace’in dikkat çektiği üzere , bahse konu sütyenler, iklim değişikliğine sebep olan petrokimyasalların kullanımıyla üretilen birer plastik ürünü. Markanın, ambalajlarının plastik içermediğine dair bir diğer iddiası ise, Changing Markets Foundation tarafından çürütüldü . Buna göre ürünün ambalajları, tip-4 plastik içeriyor. Kim Kardashian ve markası, üretim süreçlerini gözden geçirmeden ve çevreye zararlarını azaltmaya çalışmadan, küçük bir maliyet karşılığında, gündem oluyor ve daha “yeşil” bir imaj kazanıyorlar. Yeşil aklama, işte tam olarak böyle bir şey. Yeşil yıkama, yeşile boyama, yeşil badana gibi farklı şekillerde Türkçe’ye çevrilen yeşil aklama kavramı (greenwashing) ilk defa çevreci Jay Westerveld tarafından 1986 yılında yazdığı bir makalede kullanıldı. Fiji’de kaldığı bir otelin banyosundaki not, Westerveld’in dikkatini çekmişti (benzer notlar bugün o kadar yaygın ki, muhtemelen siz de denk gelmişsinizdir). Gezegeni korumak için havlusunu birden fazla defa kullanarak su tasarrufunda bulunması teşvik ediliyordu. Bu davranışının otel için de maliyet tasarrufu anlamına geldiği, Westerveld’in dikkatinden kaçmadı. Peki otel, çevresel etkisini azaltmak için oluşabilecek maliyet artışlarına da bu kadar sıcak yaklaşıyor muydu? Örneğin temiz enerji kullanmak veya yağmur hasadı yapmak için bir yatırım yapmış mıydı? Veya özellikle doğal bir alana inşa edildiyse, bu alandaki etkisini en aza indirmeye dikkat etmiş miydi? Yoksa amaçlanan yalnızca, herhangi bir bedel ödemeksizin daha “yeşil” görünmek miydi? İlk ortaya atıldığından bu yana çığ gibi büyüyen yeşil aklama vakalarını değerlendirirken, iddialara işte bu gözle bakmak gerekiyor: İddiaya konu eylem, olumsuz çevresel etkileri kayda değer şekilde azaltmak için atılmış ciddi bir adım mı, yoksa imaj geliştirmeye yönelik bir iletişim hamlesi mi? Şirketlerin giderek daha fazla yeşil aklama yapmalarının önemli nedenlerinden biri, tüketicilerin çevresel hassasiyetlerindeki artış: 2015 yılında Nielsen’ın yaptığı küresel bir araştırma , tüketicilerin yüzde 66’sının, sürdürülebilir ürünler için daha fazla ücret ödemeye açık olduğunu gösterdi. McKinsey’e göre , çevresel ve sosyal etkilerinin olumlu olduğuna dair iddialarda bulunan ürünler son beş senede yüzde 28 büyürken, bu gibi iddialarda bulunmayan ürünlerin büyüme oranı yüzde 20’de kaldı. Tam da bu nedenle birçok şirket, ürünlerinin sürdürülebilir olduğuna yönelik iddialarda bulunuyorlar. Şirketlerin iddiaları arttıkça, tespit edilen yeşil aklama türleri de artıyor. Yeşil aklamayla ilgili yapılan akademik çalışmaları tarayan yeni bir araştırma, çeşitli alt başlıkları da bulunan tam 13 çeşit yeşil aklama bulunduğunu tespit etti. Ancak bugün hala en çok bilinen sınıflandırma, çevresel pazarlama şirketi TerraChoice’un 2007 yılında duyurduğu “Yeşil Aklamanın 7 Günahı” ( Seven Sins of Greenwashing ). Bunlar arasında, bir ürün veya hizmetin yalnızca “yeşil” yönlerini öne çıkarmak; güvenilir sertifikasyonlarla desteklenmeyen iddialarda bulunmak; “doğal” veya “kimyasal içermez” gibi muğlak ifadelerle tüketiciyi yanıltmaya çalışmak gibi yöntemler yer alıyor. Bazı durumlarda ise yeşil aklama, çevreye elle tutulur yatırım yapılması anlamına da gelebiliyor: Şirketler tarafından yapılan ağaçlandırmalar, satın alınan denizden çöp toplama araçları, sponsor olunan çevre dostu etkinlikler veya - yazının başındaki Kim Kardashian örneğinde söz ettiğimiz gibi - satış gelirlerinin çevre örgütlerine aktarılması benzeri uygulamalar, örnek gösterilebilir. Buradan bakıldığında, yeşil aklamanın bazen faydalı dahi olabildiğini düşünebiliriz. Oysa yeşil aklamanın gerçek tehlikesi, tam da bu masum görünüşünün altında gizleniyor. Yeşil aklamanın sık bahsedilen bir tehlikesi, ürünlerinin çevresel etkilerini gerçekten azaltmak için yatırım yapan ve ciddi bir ek maliyete katlanan şirketleri görünmez kılması. Raflarda benzer iddialarda bulunan ürünleri yan yana görmek, gerçekten daha sürdürülebilir olan ürünleri ayırt edebilmemizi zorlaştırıyor. Daha sürdürülebilir ürünler üretmek için yatırım yapan şirketlerin gereken satış miktarlarına ulaşamaması ise, hızla ihtiyaç duyduğumuz bu dönüşümü yavaşlatıyor. Ancak yeşil aklamanın bir diğer önemli etkisi çok daha sinsi ve sistemsel: Yapısı gereği çevre veya iklim dostu olamayacak ürünlerin veya sektörlerin “yeşillenebileceği” izlenimi yaratmak, gerçek olmayan çözümler öne sürerek dikkat dağıtmak ve acilen ihtiyaç duyduğumuz regülasyonları tartışmamızı engellemek. Bu konuda verilebilecek en önemli örneklerden biri, tek kullanımlık plastikler. Pet şişelerin geri dönüştürülebilirliğini öne süren veya ürünlerinde giderek daha fazla geri dönüştürülmüş plastik kullandığını duyuran plastik endüstrisi, çözümün daha fazla geri dönüşüm  olduğunu düşünmemize neden oluyor. Oysa yapılan çalışmalar, küresel olarak plastik atıkların yalnızca yüzde 9’unun geri dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Üstelik plastiği sonsuza dek geri dönüştürmek mümkün değil, her işlem sonrası kalitesi ve saflığı azalan plastik nihayetinde kaçınılmaz olarak atık haline geliyor. Geri dönüşüme odaklanmak, şu önemli soruyu sormamızın önüne geçiyor: Sınırlı kaynakları olan bir gezegende, ortalama 12 dakika süresince kullandığımız ancak doğada çözünmesi 500 yıl alacak bir ürünün bu miktarda üretilmesine müsaade etmeli miyiz? Bu soru üzerine düşünmeye başlamanın kaçınılmaz sonucu, tek kullanımlık plastik üretiminin regüle edilmesi ve sınırlandırılması. Bu ise plastik lobisinin , yıllardır izlediği dikkat dağıtma kampanyaları ve yeşil aklama yöntemleriyle kaçınmaya çalıştığı sonucun ta kendisi. Yeşil aklamanın en büyük tehlikesi de, işte bu gibi sistemsel değişim gerekliliklerini görünmez kılmasından ve engellemesinden ileri geliyor. Kapak görseli: iStock" Güvenli bir internet için akılda tutulması gerekenler,https://teyit.org/teyitpedia/guvenli-bir-internet-icin-akilda-tutulmasi-gerekenler,"Sanal dünya bazen görmeyi tercih etmeyeceğimiz hassas görüntüleri ve bilgileri karşımıza çıkarabiliyor. Madalyonun bu tarafı başta çocuklar ve gençler olmak üzere herkesi tehdit ediyor. Bu içerikler, çocukları görmemeleri gerekenlere karşı savunmasız bırakırken, aynı zamanda onların bazı temel haklarını da tehlikeye atıyor. Birçok çocuk zamanının önemli bir kısmını internette geçiriyor. UNICEF’e göre, küresel düzeyde, her üç çocuktan biri internet kullanıcısı ve her üç internet kullanıcısından biri 18 yaşın altındaki bir çocuk . İnternete bağlandıkları cihazlar ise çoğu zaman kendilerine ait: Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren Ofcom araştırma şirketinin yaptığı ankete göre çocukların yüzde 69’ü kendi telefonlarıyla veya tabletleriyle internete bağlanıyor. Bir diğer araştırma, çocukların yüzde 79’unun oyun oynarken tehdit edildiğini, yüzde 41’inin ise nefret söylemine maruz kaldığını söylüyor . 8 ila 17 yaş arası çocuklarla yapılan bir çalışmada ise, çocukların beşte ikisinin sıkça kullanılan mesajlaşma uygulamalarında akranlarının birbirlerine karşı kaba veya nezaketsiz olduğunu düşünmeleri, önemli bir soruna işaret ediyor . Ebeveynler ise platformların topladığı kişisel veriler başta olmak üzere birçok konuda endişeli. Örneğin, Birleşik Krallık’ta yapılan bir araştırma, 3 ila 17 yaşlarında çocukları bulunan ailelerin yüzde 65’inin gizlilik, yüzde 75’inin ise cinsel içerikler konusunda endişeleri olduğunu gösteriyor . Ebeveynlerin bu konuda endişeli olmaları normal. Kendisini 13 yaşında bir kız çocuğu olarak tanıtan bir araştırmacı, Metaverse’ün sanal gerçeklik (VR) dünyasında bir striptiz kulübüne yönlendirilerek ırkçı hakaretler, tecavüz tehdidi ve çok sayıda yetişkin içeriğe maruz kaldı . Yaş doğrulama kontrolü yapılmayan ve Facebook’un Meta Quest bölümünden kolaylıkla indirilen VRChat isimli bu uygulamanın yaş sınırı ise uygulamanın söylediğine göre 13’tü. Peki, tüm bunlar yüzünden dijital dünyaya sırtımızı yekten dönecek miyiz? Ya da internetin bu kötücül tarafına karşı kendimizi ve sevdiklerimizi nasıl güvende tutacağız? Güvenli internet konusunda bazı temel kavramları öğrenmek ve farkındalığı arttıracak kaynaklara erişmek iyi bir başlangıç noktası olabilir. Örneğin İngilizce’de “belgeler” anlamına gelen documents sözcüğünün kısaltmasından türetilen doxing ya da doxxing, bir kişi veya kurumu aşağılamak, tehdit etmek, cezalandırmak veya utandırmak amacıyla kişisel bilgilerinin internette açıkça yayılması olarak tarif ediliyor. Bu siber zorbalık türüne maruz kalmamak için ise bireylerin ve toplulukların internette sorumlu adımlar atarak dijital vatandaşlık becerilerini artırmaları, kişisel bilgilerini korumaya özen göstermeleri ve çevrimiçi tacize ve zorbalığa karşı farkındalık içinde olmaları önemli. Bu siber zorbalık tan nasıl kaçacağınızı öğrenmek için bu yazıdan daha detaylı bilgi alabilirsiniz . İnternette sıkça karşılaşılan bir diğer siber suç oltalama . Bir sosyal medya hesabınızın çalındığını iddia ederek linke tıklamanızı ve bilgilerinizi girmenizi isteyen bir e-posta, bu faaliyetin yaygın örneklerinden. Bu türde genellikle hedef alınan bireysel kullanıcılara hediye, ücretsiz tatil, para ödülü, bedava internet gibi cezbedici ürünler sunularak, karşılığında kişisel veya finansal bilgiler isteniyor. Peki ne yapmalı? Öncelikle yavaşlamak, bu tür iletiler alınca şüphe kası nı çalıştırmak önemli. Oltalamaya gelmemek için dikkat edilmesi gerekenlere bu rehberden ulaşabilirsiniz. Dijital dolandırıcıların kimlik avı ve şantaj faaliyetlerinde en fazla hedef aldıkları gruplardan biri de gençler. Genç nüfus her ne kadar dijital yerli olarak kabul edilseler de, bu onların çevrimiçi dünyanın tehlikelerine hazır doğdukları anlamına gelmiyor. Dolandırıcılar, basit kimlik avı girişimlerinden yıkıcı şantaj dolandırıcılıklarına kadar farklı yöntemlerle gençleri hedef alıyor. Bu konuda gençlerin farkındalıklarını arttırmaya yardımcı olabilecek bir kaynak olan Data Detox Kit , gençlerin teknolojinin kontrolünü ellerine almalarına yardımcı olan bir etkinlik kitabı. Kitabın ana görevi ise gençleri eleştirel düşünme, dijital güvenlik, sosyal medya ve dijital yaşam konusunda düşünmeye teşvik ediyor. İnterneti güvensiz kılan ve bu haliyle her karşılaştığımız içeriğe karşı bizdeki güveni de sarsan bir diğer etmen bilgi düzensizliği . Bir sabah uyandınız ve sizin görüntünüze sahip fakat asla size ait olmayan sözlerle sesinizin taklit edildiği uygunsuz bir videoya denk geldiniz, bu yapay zekâ sahteciliğinin ismi deepfake . Deepfakeler son zamanlarda sıklıkla karşılaşılan ve seçim dönemini de etkilemesi beklenen yeni bir teknoloji. Bunun son ve korkunç örneklerinden birini, Amerikalı Şarkıcı Taylor Swift yaşadı . Geçtiğimiz hafta Taylor Swift'in deepfake pornografik görüntüleri X’te hızla yayıldı. X bu görüntüleri kaldırmakta tepki o kadar yavaş davrandı ki, paylaşılan videolardan biri kaldırılmadan önce 47 milyon görüntülenme sayısına ulaşmıştı. Rızaya dayalı olmayan deepfake pornografi görüntülerinin yaratılması ve paylaşılması genellikle kadınları hedef alıyor. Deepfake, cheapfake ve yapay zekâ ile üretilmiş görselleri tespit etmek için ise rehberleri inceleyebilirsiniz. Uzmanlara göre internetin bize bir tür güvenlik hissi vermesinin sebebi kimsenin bir telefon veya bilgisayar ekranından zarar veremeyeceği düşüncesi . Ancak, çevrimiçi dünyadaki bazı kötü aktörler de ekranın gerisinden cebimize, kimliğimize veya kararlarımıza el uzatabilir. İnternete daha temkinli yaklaşmak için ise önerilen bir düşünme biçimi var, sanal dünyayı bir alışveriş merkezi olarak görmek. Alışveriş merkezlerini her zaman tehlikeli bir yer olarak görmesek de yine de üzerine çok fazla düşünmediğimiz ve içgüdüsel olarak güvende kalmak için yaptığımız birkaç davranışımız var. Örneğin, binaya girer girmez kimlik bilgilerimizi veya kredi kartı şifremizi avm koridorlarında dolaşan bir yabancıya öylece vermemek, tanımadığımız kişilere hayat hikayemizi tüm detaylarıyla anlatmamak veya mağazalardan birine girdiğiniz için 17 milyon lira kazandığınızı söyleyen birine tüm kart şifrelerinizi vermemeniz gibi gibi. Aynı kuralları çevrimiçinde de uygulamak işe yarayabilir . İnterneti güvende tutmak birçok farklı paydaşın sorumluluğunda. Bireyler, şirketler, devletler ve uluslararası kuruluşlar bu sorumluluğu birlikte üstleniyor. Bu sorumluluğu hatırlatmak, farkındalığı arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak için ise özel bir gün var: Güvenli İnternet Günü. İlk olarak Avrupa Birliği SafeBorders projesinin bir girişimi olarak 2004 yılında başlayan, Avrupa farkındalık merkezi ağı Insafe tarafından 2005 yılında ilk adımları atılan Güvenli İnternet Günü, bugün dünya çapında yaklaşık 180 ülkede kutlanıyor. Bu özel günün önemli bir amacı var: siber zorbalıktan sosyal ağlara ve dijital kimliğe kadar, her yıl yeni çıkan çevrimiçi sorunlar ve güncel endişeler hakkında farkındalık yaratmak. Projenin ana hedef kitlesi ise çocuklar ve gençler. Türkiye’de 2010 yılından itibaren Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından organize edilen bu özel günün etkinlikleri bu yıl 13 Şubat’ta olacak ." Sosyal medyada yanlış bilgi paylaşanların bazıları dünyaya yardım ettiğini düşünüyor,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medyada-yanlis-bilgi-paylasanlarin-bir-kismi-dunyaya-yardim-ettiklerini-dusunuyor,"Dünya Ekonomik Forumu'na göre yanlış bilgi , önümüzdeki iki yıl içinde küresel toplumun karşı karşıya kalacağı en önemli riskler arasında ilk sırada. 2024 yılında ABD, Birleşik Krallık ve diğer birçok ülkede yapılacak önemli seçimlerin, siyasi yanlış bilgi saldırısını beraberinde getireceği öngörülüyor. Yanlış bilgi içeren paylaşımların bir kısmı sosyal medyada reklam olarak yaygınlaşıyor. Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak 'ın deepfake videolarına, para karşılığı Facebook'ta reklam verilmesi bunun son örneklerinden. Bununla birlikte, dezenformasyonun büyük bir kısmının bireysel kullanıcıların yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla yayıldığı biliniyor. Birçok insan siyasetle ilgili yanlış bilgileri internette paylaşıyor. Sahte siyasi haberlerin yaygınlığından dolayı, bu haberlerin bir kısmının yanlış olması da kaçınılmaz. Bu yüzden sosyal medya akışlarınızda gezinirken yanlış siyasi bilgilere denk gelmek, alışılmadık bir durum değil. Westminster Üniversitesi psikoloji bölümü akademisyenleri Rotem Perach , Deborah Husbands ve Tom Buchanan ’ın yaptığı son araştırmaya göre, yanlış bilgilerin yayılmasının başlıca yollarından biri, insanların kendi sosyal medya ağlarında bu içerikleri paylaşması. Bazıları bu bilgilerin doğru olduğuna inanıp yanlışlıkla paylaşırken, bazıları da bilginin yanlış olduğunu bilse de paylaşmaya devam ediyor. Araştırmaya göre yanlış bilgi paylaşan ve sonradan bu bilginin doğru olmadığını öğrenenlerin oranı yüzde 20. Araştırmacılara göre, her 10 kişiden biri ise o sırada doğru olmadığını bildiği halde siyasi bilgileri paylaştığını kabul ediyor. Peki bu insanlar neden kasıtlı olarak yanlış bilgi yayıyorlar? Bilinçli bir şekilde zarar vermek için mi yola çıkıyorlar yoksa güçlü bir şekilde savundukları ve ""doğru olma ihtimali olan"" fikirleri desteklediği için bu bilgileri yaymanın kabul edilebilir olduğunu mu düşünüyorlar ? Aslında insanların yalnızca küçük bir kısmı yanlış bilgi paylaşıyor, ancak sosyal medya platformlarının geniş ölçeği göz önüne alındığında, bu bile sahte haberlerin orman yangını gibi hızla yayılmasına yol açabiliyor. Bu durum insanların güvenilir haber kaynaklarına ulaşmalarını zorlaştırarak gerçekleri yansıtmayan içeriklere inanmalarına zemin hazırlıyor. Yapılan araştırma , bazı insanların yanlış hikayeleri komik olduğunu düşündükleri için paylaştıklarını, kimilerinin de yanlış bilgiyi özellikle yanlış olduğunu vurgulamak için paylaştığını ortaya koyuyor. Bir diğer grup ise yanlış bilgilerin verdiği hasarı azımsayarak, bunun o kadar da ciddi sonuçlar doğurmayacağını düşünüyor. Araştırmadan elde edilen bulgular, bazı kişilerin yanlış bilgiler söz konusu olduğunda antisosyal bir tutum sergilediğini, başkalarına saldırmak veya onları manipüle etmeye çalışmak anlamına gelse bile kişisel hedeflere ulaşmak için kasıtlı olarak yanlış bilgiler paylaştığını ortaya koyuyor. Bu motivasyonla yanlış bilgilerin paylaşılması, bir siyasetçiye karşı karalama kampanyasını desteklemek ya da bir siyasetçinin nüfuzunu artırmak suretiyle insanların siyasi görüşlerini etkilemek için kullanılabilir. Bu motivasyonla hareket eden kişiler, paylaştıkları haberlerin doğru ya da yanlış olmasından rahatsız olmuyorlar ve hatta yanlış bilgi paylaşmayı bir manipülasyon aracı olarak görebiliyorlar. Gerçekte böyle motivasyonları olmasa bile bu insanlar, eylemlerinin zararlı etkileri konusunda umursamaz davranıyorlar. Tam tersi, bazı insanlar da doğru ya da yanlış siyasi bilgileri iyi niyetle paylaşıyorlar. Diğer bir deyişle, yanlış bilgi paylaşmayı dünyayı daha iyi hale getirmenin bir yolu olarak görüyorlar. Araştırmacılara göre, insanları bu tarz paylaşımlar yapmaya iten “iyi” nedenler, başka insanları potansiyel tehlikelere karşı uyararak onları koruma, “doğru olanı yapmaya” teşvik etme ve hatta sosyal veya siyasi olarak kendi safına çekme çabasının bir yansıması olabilir. Yani bazı insanlar, bir hikayenin yanlış olduğunu onu paylaşarak vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyor. Ancak ironik bir şekilde bu, yanlış bilginin daha da yayılmasına yol açıyor. İnsanların, bir arkadaşı ya da aile üyeleri tarafından yanlış bir bilgi paylaşıldığını gördüğünde büyük tepkiler vermesi şaşırtıcı değil. Çünkü yanlış bilgi, olumsuz duyguları harekete geçirme potansiyeline sahip ve ahlakımıza hitap etme eğilimi taşıyor . İlk etapta viral hale gelenler ise bizi duygulandıran, örneğin bizi korkutan hikayeler oluyor. Araştırmacılara göre, yanlış bilgi paylaşan birini gördüğünüzde ve tepkinizi göstermeyi ve onu engellemeyi düşündüğünüzde, zarar verdiklerinin farkında olmayabileceklerini ve hatta iyilik yapmaya çalışıyor olabileceklerini akılda tutmak önemli. Çünkü bu paylaşımı bencil dürtülerle yapmış olabilecekleri gibi başkalarına fayda sağlayacağını düşünerek de paylaşmış olabilirler. İyi niyetlerle yapılsa bile yanlış bilgileri paylaşmak, insanların kişisel amaçlarının ötesine geçen sonuçlar doğurabiliyor . İnsanlar yanlış bilgileri çürütmek için başkalarını yanlış bilgilere maruz bıraktıklarında, seçim kampanyalarına ve politikacılara yönelik alaycı algıların artması gibi istenmeyen siyasi risklerin gerçekleşme ihtimalini arttırıyorlar. Bu riski azaltmanın ve yanlış bilgiye karşı mücadeleyi desteklemenin yollarından biri olarak araştırmacıların önerisi ise, yanlış bilgi içeren paylaşımları ilgili platformda yanlış olarak işaretlemek ve Dünya Sağlık Örgütü’nün, çevrimiçinde yanlış bilgilerin nasıl rapor edileceğine ilişkin rehberini takip etmek. Eğer siz de, her ne sebeple olursa olsun, yanlış olma ihtimali taşıyan bir içeriği paylaşma eğilimindeyseniz, mesajınızı iletmenin başka yollarını tekrar düşünmek iyi bir seçenek olabilir." ,https://md.teyit.org/img/greenwashing-teyitpedia-kapak.webp, Uydurma restoranlar nasıl listelerin yıldızı olabildi?,https://teyit.org/teyitpedia/uydurma-restoranlar-nasil-listelerin-yildizi-olabildi,"Yabancısı olduğumuz bir yerde, güzel bir restoranda iyi bir yemek yemek istediğimizde genellikle internette bir arama yaparak başka insanların yüksek puanlar verdiği ve güzel yorumlar yaptığı yerleri tercih ediyoruz. Peki ya yüksek puanlı, harika yorumlarla dolu bir restoran gerçek değilse? Bu mümkün mü? Vice yazarı Oobah Butler’ın önceki işlerinden biri TripAdvisor’da 10 Euro karşılığında sahte yorumlar yazmaktı. O dönemde bu yorumlarla restoranların kaderlerinin nasıl değiştiğine şahit olan Butler, sosyal medyanın ve internetin gücünün, sahte yorumlarla olmayan bir restoranı var edip edemeyeceğini merak ederek harekete geçiyor . Oobah Butler’ın deneyi bize seçimlerimizi etkileyen tavsiyelere ve yıldızlara kulak verirken şüphe kası mızı neden uyanık tutmamız gerektiğini gösteriyor. Oobah Butler işe ismini Londra’nın zengin mahallelerinden olan Dulwich’teki barakasından alan restoranını TripAdvisor’a ekleyerek başlıyor. TripAdvisor’a işletme eklemek iki adımdan oluşan basit bir süreç. İşletmeyi eklemek için açık adres belirtmek gerekmiyor ve hesabınızın doğrulanması için bir telefon numarasına sahip olmanız yeterli. Bu durum Butler’ın işini kolaylaştırıyor. Daha sonra sahte restoranı için oluşturduğu “güçlü” markayı destekleyecek bir internet sitesi açıyor . İnternet sitesinde karşımıza çıkan “fine dining (lüks ve sofistike restoran deneyimi)” konseptli tabak fotoğraflarının perde arkası ise hem komik hem de yaratıcı. Oobah Butler’ın TripAdvisor’a yüklediği tabak fotoğrafları ve perde arkası TripAdvisor’un dolandırıcılığa karşı geliştirdiği politikalarının etrafından nasıl dolanacağını iyi bilen Butler, farklı hesaplardan ikna edici yorumlar yazarak restoranının sıralamasını gün geçtikçe yükseltiyor. Yalnızca rezervasyonla müşteri kabul eden ve yorumlara bakılırsa gidenlerin harika bir deneyim yaşadığı bu restorana her gün daha fazla rezervasyon talebi gelmeye başlıyor. Öyle ki insanlar sosyal statülerini kullanarak bu lüks restorandan bir randevu alabilmeyi umuyor. Diğer şirketlerin işbirliği için Butler’a ulaşmaya çalışması, restoranda çalışmak için iş başvurularının gelmesi ve rezervasyon için aramaların giderek artmasıyla durum içinden çıkılmaz bir hal almışken restoran TripAdvisor’da Londra’nın bir numaralı restoranı oluyor . Görsel, TripAdvisor'da sahte restoran Shed at Dulwich'in Londra'da bir numaraya yükseldiğini gösteriyor. Ve işte böylece, Oobah Butler amacına ulaşıyor. Sahte yorumlar ve değerlendirmeler, gerçekte var olmayan bir restoranı Londra’nın en iyi restoranı yapıyor. Butler’ın, TripAdvisor’a durumu anlatmak üzere ulaştığında aldığı dönüş ise ilginç. Sahte restoranları oluşturanların genelde onları test etme girişiminde bulunan gazeteciler olduğunu belirten TripAdvisor temsilcisi, bunun “gerçek dünya”yı etkileyecek bir test olmadığını söylüyor. Temsilci, çoğu dolandırıcının yalnızca gerçek işletmelerin sıralamalarını değiştirmeye çalışmakla ilgilendiğini, dolayısıyla var olmayan bir işletmeye yönelik dolandırıcılık girişimi ile gerçek bir işletme tarafından yapılan dolandırıcılık girişimi arasındaki ayrımın önemli olduğunu ekliyor. Oobah Butler, TripAdvisor’ın radarına yakalanmamak için adresini gizli tutmuş, rezervasyon için arayanlara aylarca dolu olduklarını söylemişti. Bunlar restorana olan ilgiyi daha da artırmıştı. Yaratılan bu gizem restoranda rezervasyon bulabilen kişilerin özel ve ayrıcalıklı olduğu hissini yaratıyordu. Ayrıcalıklı olma hissini tetikleyen tek sahte restoran Oobah Butler’ın Londra’daki restoranı değil . Arkadaşlar arasındaki bir şaka olarak başlayan ve sonrasında 140 New York sakinini misafir eden Mehran’s Steak House da aslında 20’li yaşlarında bir arkadaş grubunun evi . New York Times’ın Mehran’s Steak House ile ilgili paylaşımı Bir yıldan uzun süre boyunca bu sahte restorandan rezervasyon bekleyen 900 kadar müşteriden şanslı olanlar özel ve ayrıcalıklı olma isteği ile genç bir arkadaş grubunun şakasına dahil oluyorlar. Bu sahte restoran örneklerinde öne çıkan ayrıcalıklı olma arzusu, şüphe kasımıza gölge düşüren şey olabilir. Rezervasyon bulunamayan, şehrin bir numaralı o restoranında bir gece geçirme isteği açık adresi bile olmayan, aylarca rezervasyon talebinize geri dönüş alamadığınız bir işletmenin sahte olduğu fikrinin akla gelmesine engel oluyor. Başka bir sahte restoran hikayesinin arkasındaki motivasyon ise yukarıdaki örneklerden farklı. Kanadalı komedyen Charles Deschamps’ın podcast’inde yaptığı şakanın beklemediği bir ilgiyle karşılanmasıyla, aslında var olmayan Le Nouveau Duluth, TripAdvisor’da Montreal’in bir numaralı restoranı oluyor . Deschamps’in sahte bir restoran yaratmasının sebebi ise iyi bir restoran bulmanın yolunun internette yer alan ve gerçekliği şüpheli yorumlardan geçmediğini göstermek istemesi ve TripAdvisor gibi kullanıcı deneyimlerine dayalı siteleri problematik bulması. Deschamps, bu duruma örnek olarak bir arkadaşının restoranının, bir müşterinin üzerine şarap dökülmesiyle başlayan ve daha sonra o kişinin çevresine kötü yorumlar yazdırmasıyla devam eden linç yüzünden itibar kaybetmesini gösteriyor. Oobah Butler’in hikayesine geri dönelim. Restoranın sahte olduğunun ortaya çıkmasına ve çok konuşulmasına rağmen bazı kullanıcılar restoranın var olup olmadığını sorgulamaya devam etti. Diğer yandan, Butler’ın bu deneyi özellikle isim benzerliği olan işletmelerin gerçekliğinin sorgulanmasına ve müşteri kaybetmesine yol açtı . TripAdvisor'daki şüpheci bir yorum: Bu restoran gerçek mi yoksa bu da The Shed at Dulwich gibi mi? Bununla birlikte, sahte yorumların TripAdvisor’ın itibarını zedelediğini söylemek de mümkün. Öyle ki, şirket “Reviews You Can Trust (Güvenebileceğiniz Değerlendirmeler)” olan sloganını “Know Better. Book Better. Go Better (Daha İyi Bil. Daha İyi Rezervasyon Yap. Daha İyi Ol.)” olarak değiştirdi . Wayback Machine üzerinden TripAdvisor internet sitesinin geçmişten günümüze değişimini görmek de mümkün. Yıllar ilerledikçe internet sitesinde gördüğümüz sloganlardaki “güvenilirlik” iddiası kayboluyor. 2008 senesinde TripAdvisor’ın internet sitesi- “Gerçeği öğren, sonra git.” 2010 senesinde TripAdvisor’ın internet sitesi- “Dünyanın en güvenilir seyahat tavsiyesi” , “35 milyonu aşkın güvenilir değerlendirmeler & fikirler” 2015 senesinde TripAdvisor’ın internet sitesi- “Değerlendirmeleri oku, fiyatları karşılaştır, mükemmel seyahatini ayırt” 2024 senesinde TripAdvisor’ın internet sitesi Görünen o ki, ne amaçla olursa olsun yaratılan bir dezenformasyon nerede yemek yiyeceğimize karar vermemizden bir markanın stratejisine kadar pek çok sürece etki ediyor. Elbette birçoğumuz artık bir mekana gitmeden önce, daha önce oraya gitmiş kişilerin yorumlarına göz atıyoruz. Hatta kimi zaman bu yorumlar ne sipariş edeceğimize kadar etkili oluyor. İçinde bulunduğumuz yanlış bilgi çağı, bize bir akşam yemeğine gitmek istediğimiz işletmenin yorumlarına bile şüphe ile yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor. Yanlış bilginin nereden geleceği belli olmuyor." Mikro hedefleme nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-mikro-hedefleme-nedir,"Sanatçı Carlota Fey Schoolman ve Richard Serra’nın 1973 tarihli “Television Delivers People” kısa filminin ana mesajı şuydu : Eğer bir şey bedavaysa, ürün sizsiniz. Bu yorum, o zamanlar Amerika’da tek kitle iletişim aracı olan televizyon üzerine yapılan bir eleştiriydi. Zaman geçtikte bu mesaj, ücret ödemeden kullandığımız çevrimiçi servisleri anlamak ve anlatmak için de sıkça kullanılan bir slogan haline geldi. Sıkça kullandığımız birçok sosyal medya platformu ücretsiz. Ya da biz öyle varsayıyoruz. Zira aslında bu platformlardan aldığımız tüm hizmetlerin karşılığını dijital ayak izlerimizle ödüyoruz. Bu dijital ayak izlerimizi reklama çevirmeye yarayan, hem siyasetçilerin hem de şirketlerin sık kullandığı bir yöntem var: mikro hedefleme. Mikro hedefleme (İngilizcede micro targeting) , bireylerin veya küçük grupların ilgi alanlarını ve tercihlerini izleyerek, bu kişilerin karşısına tüketici verilerine ve demografik özelliklerine uygun reklamlar çıkarmayı amaçlayan bir pazarlama stratejisi . Mikro hedefleme için, genellikle her girdiğimiz sitede kabul ettiğimiz çerezler gibi çevrimiçi araçlar yoluyla veri toplanır . Bu yolla, hakkımızda bir profil oluşturmak için internette gezinme alışkanlıklarımız, beğenilerimiz ve sosyal etkileşimleriniz takip edilir. Oluşturulan bu profil, özel ilgi alanlarımıza göre reklam alabilmemiz için kullanılır. Böylece hem sosyal medya sağlayıcıları hem de reklam verenler gibi üçüncü taraflar tarafından hedefin bir parçası haline geliriz. İyi yapılandırılmış bir mikro hedefleme, hedef kitleyi o kadar iyi tanır ki mesajını hangi kanaldan ve nasıl ileteceğini çok iyi bilir. Kullanıcı ise bunu organik bir öneri gibi görür. Yani, akışınızda gördüğünüz bir çanta reklamı, şans eseri önünüze çıkmaz, sizin o çantayı beğenme ve etkileşime geçme olasılığınız yüksek olduğu için reklamı görürsünüz. Mikro hedeflemenin en fazla kullanıldığı alanlardan biri seçimler. Özellikle 2016’da ABD seçimlerindeki etkisinden sonra artık siyasi kampanyaların bir çoğunda mikro hedefleme kullanılıyor . Seçmen bilgileri, anketlerden alınan demografik veriler ve bireylerin siyasi parti katılımıyla ilgili detaylar, bir havuzda toplanarak siyasi yatkınlıklarımız saptanıyor. Daha sonra bu bilgiler, özellikle kime oy vereceği konusunda henüz karar vermemiş seçmenleri ikna etmek veya rakibe oy kaptırmamak için seçmenin fikrini değiştirmek için kullanılıyor . Mikro hedeflemenin adının en sık geçtiği olayların başında Donald Trump ve Hillary Clinton’ın karşı karşıya geldiği ABD başkanlık seçimleri yer alıyor. İngiltere’de kamu yayıncılığı yapan Channel 4’un yaptığı habere göre, mikro hedefleme 2016’da 3,5 milyon siyah Amerikalıyı oy kullanmaktan aktif olarak caydırmak için kullanıldı. Rapora göre, Trump’ın dijital ekibi, Cambridge Analytica şirketi tarafından toplanan veri tabanından da faydalandı ve toplanan veriler bazı eyaletlerde evde kalmalarını istedikleri seçmenlere Hillary Clinton hakkındaki olumsuz reklamları göstermek için kullanıldı . Çevrimiçi ve siyasi mikro hedeflemenin bir başka amacı da yankı fanuslarını beslemek. Bu yankı fanusları ise seçmenleri kutuplaştırmanın ve ayrımcılığı arttırmanın etkili yollarından biri olarak kabul ediliyor. Birçok ülke ise bu tür reklamlarla mücadele etmek için veri koruma yasaları çıkarmayı hedefliyor. Son olarak Avrupa Parlamentosu, siyasi kampanyalar için mikro hedefleme kullanmayı yasaklayan bir yasa çıkardı . Mikro hedefleme faaliyetleri konusunda özellikle hak savunucularının eleştirileri ve endişeleri var. Çünkü verilerin nasıl toplanacağına ve saklanacağına dair detayların yer aldığı hizmet şartları ve kullanıcı sözleşmeleri ortalama bir kullanıcının okumayı tercih etmediği uzunlukta ve karmaşıklıkta. Dahası, hangi reklamın neden karşımıza çıktığı konusunda şeffaf bir bilgi yok. Tüm bu süreç, büyük olasılıkla adını önceden hiç duymadığımız ve etkileşime geçmediğimiz yüzlerce şirketten oluşan bir veri ekosistemine dayanıyor. Ne yazık ki mikro hedeflemenin her türü yalnızca çanta veya ayakkabı reklamlarından ibaret değil. Bireylerin kişilik ve davranış verilerinin izini süren bazı reklamverenler, bu tür verileri kullanarak bireyin ilgi alanlarını, değerlerini ve zayıflıklarını tespit ederek daha kapsamlı bir profil oluşturabiliyorlar . Örneğin Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren ve gizlilik ihlalleri üzerine çalışan Privacy International isimli sivil toplum kuruluşunun yaptığı bir araştırma, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık'ta depresyonla ilgili popüler web sitelerinin kullanıcı verilerini reklamcılar, veri simsarları ve büyük teknoloji şirketleriyle paylaştığını, depresyon testleri sunan bazı web sitelerinin ise yanıtları ve test sonuçlarını üçüncü taraflara sızdırdığını ortaya koyuyor . İnsanların psikolojik destek almak için kullandıkları BetterHelp uygulamasının kullanıcı verilerini Meta ve Snapchat dahil olmak üzere üçüncü taraflarla paylaştığı için ABD Federal Ticaret Komitesi tarafından 7,8 milyon dolar para cezasına çarptırılması, mikro hedeflemenin olası tehlikelerini gösteren çarpıcı örneklerden . Politika bilimi üzerine çalışan Ben Tappin, Chloe Wittenberg, Luke Hewitt, Adam Berinsky ve David Rand’ın MIT’de yaptıkları bir araştırma ise mikro hedeflemenin sanıldığı kadar etkili olmayabileceğine dair farklı bir bakış açısı sunuyor . Bulgulara göre mikro hedefleme insanların korktuğu gibi aşırı güçlü bir ikna silahı değil, ancak hedefe yönelik siyasi reklamlar yine de çoğu zaman diğerlerine göre avantajlı. Araştırmacılardan David Rand’ın karşı çıktığı bir başka nokta da siyasi mikro hedeflemenin yokluğunun ikna gücünü masada bırakmak anlamına geldiği varsayımı. Rand’a göre buradaki asıl sorun, insanların mikro hedeflemeyi bir zihin kontrolü olarak düşünmesi. Özetle, mikro hedefleme herkesi ikna etme gücü taşıyan sihirli bir değnek olmasa da hem ticari reklamlar hem de siyasi kampanyalarda etkisi yadsınamaz bir güç. Önemli olan ise, bu mikro hedeflemelerin şeffaf ve hesap verilebilir olması. Kapak görseli: Vox" Önceden çürütmeyi seçersek iklim dezenformasyonuna karşı bağışıklık kazanabiliriz,https://teyit.org/teyitpedia/onceden-curutmeyi-secersek-iklim-dezenformasyonuna-karsi-bagisiklik-kazanabiliriz,"2023 yılında dünya, sanayileşme öncesi dönemden 1,5 santigrat derece daha sıcak olan ilk yılı deneyimlerken aynı zamanda kayıtlara geçen en sıcak günü de yaşadı . Ekstrem hava olayları ve iklim değişikliği arasındaki ilişki, her zamankinden daha görünür hale gelmiş durumda . Ancak bu, iklim konusundaki yanlış bilgilerin durduğu anlamına gelmiyor. Aksine iklimle ilgili yanıltıcı veya yanlış bilgiler, 2023'te yaşanan orman yangınları gibi, kontrolsüz bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Örneğin siyasetçilerin bir iddiası, sıcak hava dalgalarının yaz için “ normal ” olduğu yönündeydi ancak bu iddia yanlış. Komplo teorisyenleri ise Hawaii'deki yıkıcı yangınların hükümetin lazerleri tarafından ateşlendiğini iddia ediyorlar. Yanlış bilgi üreten insanlar da artık iklim değişikliğinin olmadığını iddia etmek yerine iklim sorununa getirilen çözümleri sorgulamaya başlayarak taktik değiştirdi . Şüpheciliğin yayılması, iklim değişikliğinin devasa tehdidine verilen tepkiyi sekteye uğrattı. Makul yalanlar üretmeyi kolaylaştıran gelişmiş üretken yapay zekayla birlikte, bu daha da büyük bir sorun haline gelebilir . Buradaki asıl sorun , yanlış bilgiyi çürütmenin çoğu zaman yeterli olmaması. Yanlış bilgiyi çürütme zorunluluğu, ona güvenilirlik kazandırma riskini de beraberinde getiriyor. Esasen insanlar, akılda kalıcı bir yalanı çoğu zaman kolayca hatırlayabilirken akla yatkın gerçekler unutulabiliyor. Ancak bir seçenek daha var: Önceden çürütme yöntemi. Bu yöntem ile yanlış bilginin yayılmasını beklemek yerine, yaygın manipülasyon tekniklerini açıklayarak önceden net ve doğru bilgiler sunmak mümkün. Cambridge Üniversitesi'nden Sosyal Psikoloji Profesörü Sander van der Linden’in yaptığı bir araştırmaya göre, önceden çürütme yüksek başarı potansiyeline sahip . Tıpkı bir virüs gibi yayılan yanlış bilgiye karşı bireyleri etkin bir şekilde korumanın bir yolu da aşılama. Önceden çürütme yoluyla yapılan psikolojik aşılama gerçek bir aşı gibi etki ederek enfeksiyon olasılığını azaltıyor. Fakat burada araştırmacıların, insanların kasıtlı bir şekilde paylaştıkları yanlış bilgiye değil, tesadüfen paylaşılan yanlış bilgiye odaklandıklarını hatırlatmakta fayda var. Sidney Teknoloji Üniversitesi'nde araştırmacı olan Christian Turney ve Cambridge Üniversitesinde Sosyal Psikoloji Profesörü olan Sander van der Linden’e göre, tehlikeli iddialar ve şüpheli bilgiler konusunda önceden uyarılmak, örneğin elektrikli arabaların içten yanmalı motorlara sahip olanlardan daha kirli olduğunu iddia eden bir YouTube videosuna veya açık deniz rüzgar türbinlerinin balinaları öldüreceğini öne süren bir Facebook sayfasına rastlandığında şüpheci olma olasılığını artırıyor. Burada kullanılan aşılama terimi yalnızca bir metafor değil. Önceden çürütme yöntemi, gelecekte karşımıza çıkması muhtemel yanlış bilgi türlerinin zayıflatılmış bir şekline maruz bırakarak bize bunları tespit etmenin yollarını sunuyor. Böylece yanlış bilginin zihnimize kök salma ihtimali azalıyor. Yapılan araştırmalar ise bu yöntemin kısmen başarılı olduğunu gösteriyor. Aşı karşıtı görüşleri besleyen yanlış bilgilere direnç göstermenin yollarını araştıran bir çalışmada araştırmacılar, manipülatörlerin aşı hakkındaki düşünceleri etkilemek amacıyla kanıt yerine anekdotlar veya korkutucu görüntüler kullanabilecekleri konusunda insanları uyarmak için basit videolar oluşturdu. Ayrıca, insanlara gerçekte aşılardan zarar görme ihtimalinin milyonda ikiye tekabül eden, düşük bir oran olduğu bilgisini de verdiler. Çalışmanın sonunda ise kontrol grubuna kıyasla, psikolojik aşı yapılan kişilerin yanıltıcı söylemleri fark etme olasılığı ve aşı olma eğilimleri daha fazlayken bu tür içerikleri başkalarıyla paylaşma ihtimalleri daha düşük çıktı. Benzer çalışmalar, iklimle ilgili yanlış bilgiler konusunda da yapılıyor . Bir gruba önce, siyasi motivasyonlu aktörlerin sahte uzmanlara ve düzmece dilekçelere başvurarak iklim değişikliğinin nedenleri konusunda çok fazla anlaşmazlık varmış gibi göstermeye çalışabilecekleri bilgisi verildi. Ardından, aslında iklim bilimcilerin yüzde 97 'sinden daha fazlasının iklim değişikliğine insanların neden olduğu sonucuna vardıkları konusunda aşılama yapıldı. Sonuç ise etkiliydi. Bu ilk çalışmaların başarısı, Meta gibi sosyal medya şirketlerini bu tekniği benimsemeye teşvik etti. Artık Facebook ve Instagram’da, verilerin cımbızlanması gibi yaygın yanlış bilgi tekniklerine karşı insanları korumak amacıyla tasarlanan önleyici çabalar bulmak mümkün. Daha sıcak bir dünyada ekstrem hava olaylarının artması ve daha fazla yangın yaşanması muhtemel . Son yıllarda Avustralya, Hawaii, Kanada ve Şili 'de görülen yangınların çoğu, kayıtlara geçen en şiddetli yangınlar olsa da iklim konusunda yanlış bilgi yayan aktörler, yaşanan olayları önemsiz gibi göstermek için düzenli olarak çaba harcıyor. Christian Turney ve Sander van der Linden’e göre ise bir sonraki büyük yangının ardından ortaya çıkması muhtemel iddialara önceden çürütme yöntemi uygulamak için aşağıdaki adımları takip etmek işe yarayabilir: Sosyal medya ve internetteki açık kaynaklar, doğruluğuna bakmaksızın milyonlarca insana bilgi aktarmayı mümkün kılıyor. Yani, yanlış bilginin altın çağını yaşıyor olması şaşırtıcı değil. Bu sırada, yanlış bilgi yayan aktörler de, yerleşik bilime şüpheyle yaklaşmanın ve ardından yanlış bir alternatif satmanın etkili yollarını buldular. Christian Turney ve Sander van der Linden, bu tehdide bir cevap vermek zorunda olduğumuzu düşünüyor. Hiçbir şey yapmamak, sahteciliğin kazanması demek. Önceden çürütme tekniği ise elimizdeki en iyi araçlardan biri. Dünya ısınmaya devam ederken önceden çürütme, yalanların ve yanlış bilgilerin yeni çeşitlerini öngörmenin ve kök salmadan önce bunlara karşı koymanın bir yolunu sunuyor." Yeşil Aklama Sözlüğü: Net sıfır nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-net-sifir-nedir,"“Net sıfır” iklim değişikliği bağlamında “net sıfır salım”ı ifade eden bir kısaltma. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, atmosfere yapılan sera gazı salımlarının sıfıra olabildiğince yakın hale getirilmesi anlamına geliyor. Dünya genelinde salımların “net sıfır” noktasına ulaşması demek, atmosfere salınan sera gazları ile atmosferden (okyanuslar, ormanlar ve toprak gibi) karbon yutakları aracılığıyla emilen gazların eşitlenmesi anlamına geliyor. Sera gazları arasında küresel ısınmaya etkisi en yüksek gaz karbondioksit olduğu için net sıfır hesaplamaları da karbondioksiti merkeze alıyor. Küresel ısınmayı sınırlandırabilmek için dünyadaki karbondioksit salımını belirli seviyede tutma zorunluluğu, giderek azalan bir karbon bütçesi olduğu anlamına geliyor. İklim hedeflerini tutturmak için ise, bütçenin içinde kalmak şart. Daha somut bir anlatımla, 2022’de dünya genelinde yaklaşık 40 gigaton karbondioksit salımı yapıldı. Karbon salımı bu seviyede devam ederse, dünyanın karbon bütçesi 2029 civarında tükenecek ve küresel ısınma, Paris Anlaşması ile belirlenen 1,5 derece limitini aşacak. Isınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için dünyanın 400 ila 800 gigatonluk karbon bütçesi kaldığı hesaplanıyor. BM’ye göre karbon salımlarının 2030’dan önce zirveye ulaşması ve 2050’de net sıfıra düşmesi gerekiyor. Net sıfır mevcut haliyle kağıt üstünde bir hesaplama gibi görünüyor. Oysa karbon bütçesinin referans alınması ve bölgeler, ulus devletler, kuruluşlar, şirketler ve diğer kurumlar için karbonsuzlaşma yol haritalarına dönüştürülmesi gerekiyor. Bugün aralarında ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Çin gibi en büyük kirleticilerin olduğu 140’tan fazla ülke, binden fazla kent, 9 binden fazla şirket, binden fazla eğitim kurumu ve 600 finansal kuruluş, yüzyılın ortalarında net sıfıra ulaşmayı taahhüt etti. Hedeflerin konması teşvik edilse de, net sıfır hedeflerini güvenilir bir yol haritası olmadan açıklamak BM’ye göre yeşil yıkama taktikleri arasında yer alıyor. İklim taahhütlerini takip eden InfluenceMap’in 2023 sonuçlarına göre dünyanın en büyük şirketleri arasında gösterilen 300 küresel firmanın yüzde 58’inin net sıfır taahhütleri, yeşil aklama dan öteye geçemiyor. Buna göre şirketlerin yüzde 93'ünün web sitelerinde net sıfır terimi yer alsa da bunların sadece yüzde 8’i bilimsel temelli hedeflere dayanıyor. Net sıfır hesaplamalarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusunda hesap verilebilirlik ve yaptırım mekanizmalarının eksikliği, taahhütlerle ilgili şüphe yaratabiliyor. Artık sıkça başvurulan Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO) ve Sera Gazı Protokolü Kurumsal Muhasebe ve Raporlama Standardı (GHG Protocol Corporate Value Chain Accounting and Reporting Standard) gibi farklı standartlarda şirketlerin doğrudan ve dolaylı salımlarının raporlanması konusunda bir uzlaşı olduğu görülüyor. Şirketlerin doğrudan salımları “kapsam 1” ve  “kapsam 2”, dolaylı salımları ise “kapsam 3” altında inceleniyor. Bir fabrika üzerinden örneklendirecek olursak, kapsam 1 emisyonlarını, fabrikanın kendi bacasından çıkan gazlar, kapsam 2 emisyonlarını ise satın alınan elektrik dolayısıyla ortaya çıkan emisyonlar olarak düşünebiliriz. Kapsam 3 ise dolaylı yoldan oluşan emisyonları ifade eder: Fabrikanın ürünlerinin ulaşım veya tüketim aşamalarında oluşan salımlar, örnek gösterilebilir. Tedarik zincirlerinde oluşan salımlar “kapsam 3” altında incelendiği ve raporlanması gönüllü olduğu için bugüne kadar yeşil aklama tartışmalarında sıklıkla gündeme geldi. Kapsam 3 salımları hakkında araştırmalar yapan İklim ve Sürdürülebilir Finans alanında uzman Profesör Ivan Diaz-Raine’ye göre, “Petrol ve gaz şirketlerine göre kapsam 3 salımları, petrolü benzin olarak satın alan ve bunu arabalarını sürmek veya uçuş yapmak için kullanan kişiler tarafından yapılıyor. Yani, bir petrol ve gaz şirketi yalnızca kapsam 1 ve 2’yi raporluyorsa, hikayenin çoğunu kaçırıyor olabiliriz.” Raine ayrıca “Bir bankanın bir kömür veya doğalgaz projesine büyük miktarda kredi vermesi durumunda kapsam 3 salımları çok yüksek olacaktır” diye ekliyor . Şirketlerin kapsam 3 salımları, doğrudan (kapsam 1) salımlarından ortalama 11 kat daha yüksek ve toplam salımlarının yüzde 70'inden fazlasını oluşturuyor . Başta fosil yakıt şirketleri olmak üzere birçok şirket net sıfır hedeflerine kapsam 3 salımlarını dahil etmeyerek iklim krizine etkisi konusunda yanıltıcı bilgi verebiliyor. Atmosfere karbondioksit salımını azaltmak yerine atmosferden daha fazla gaz emilmesini sağlayarak net sıfıra ulaşmayı planlayanlar da var. Örneğin, Fransız petrol devi Total'in “Doğa Temelli Çözümler” iş birimi, Total'in “net sıfır” hedeflerine ulaşmasını sağlamak için 2030 yılına kadar ağaç dikimi aracılığıyla yılda 5 milyon ton karbondioksit depolamayı hedeflediğini açıklamıştı . Bunun yanında şirket, ""iklim acil durumuna yanıt olarak, karbon yakalama, tutma ve depolama (CCUS) teknolojilerinin geliştirilmesini stratejik önceliklerinden biri haline getirdiğini"" söylemişti. Şirkete yeşil aklama suçlamasıyla dava açan İngiltere merkezli ClientEarth grubu, büyük ölçekli ağaç dikim projelerinin sonuçlarının güvenilir olmadığını vurguluyor. Total, 'Doğa Temelli Çözümlere' ve CCUS araştırmalarına yılda 100’er milyon dolar harcamayı hedefliyor. Bunun, Total'in 2019'daki 1,55 milyar dolarlık ve 2020'deki 1 milyar dolarlık fosil yakıt arama harcamalarının yanında oldukça küçük bir rakam olduğu hatırlatılıyor. Net sıfır hedefleri konusunda artan bir farkındalık olduğu söylenebilir. Örneğin Uluslararası Standartlar Teşkilatı (ISO), COP27’de, net sıfıra giden yolda yeşil aklama ve belirsiz sürdürülebilirlik hedefleri karşısında açıklık sağlayacak standartlar belirleyen bir kılavuz yayınladı. Yönergeler, BM’nin, politika yapıcılar, iş dünyası ve bireyler için kapsamlı standartlar belirlenmesi çağrısına yanıt olarak hazırlanmıştı. Bunun yanında ABD merkezli Boston Consulting Group (BCG) tarafından Kasım 2023’te yayınlanan ve en az bin çalışanı olan şirketlerdeki bin 850 yöneticiyle yapılan bir ankete göre, şirketlerin yarısından fazlası, kapsam 3 değer zinciri salımlarının en azından bir kısmını açıklıyor; bu oran, iki yıl önce yaklaşık üçte bir civarındaydı. Ancak taahhütler hala eylemi garantilemiyor. Ankette ayrıca, önceki yıla kıyasla daha az sayıda şirketin salımlarını azaltma hedeflerine doğru ilerlediği ortaya çıkmıştı. Küresel iklim hedeflerini takip eden Climate Action Tracker’ın 2023 raporuna göre, ülkelerde fosil yakıtlardan çıkış, ormansızlaşma gibi net sıfır için kritik 42 göstergeden 41'i, 2030 hedeflerine ulaşmak için yeterli değil . Net sıfır hedeflerine ulaşmak için fırsat penceresi gittikçe daralıyor. Hükümetlerin bu duruma nasıl ve ne zaman yanıt vereceği ise gittikçe daha önemli bir soru haline geliyor." ,https://md.teyit.org/img/mikro-hedefleme-nedir-teyitpedia.webp, Meta yapay zekâ müdahalesi olan görselleri etiketlemeye başlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/meta-yapay-zeka-mudahalesi-olan-gorselleri-etiketlemeye-basliyor,"Shakespeare bugünlerde yaşasaydı, o ünlü söz belki de şöyle kurulurdu: Yapay zekâ kullanmak ya da kullanmamak, aslında bütün mesele bu. Yapay zekâ artık günlük alışkanlıklarımızın bir parçası. Bazen yemek tarifleri veren bir aşçı, proje yazımında destek atan bir iş arkadaşı ve bazen de tüm dertlerimizi anlatabileceğimiz bir yabancı. Halüsinasyon görebileceğinin farkında olarak yapay zekâyla iletişim kurunca, verdiği bilgileri teyit ederek kullanınca ve ürettiği görsel çıktıları sorumlu ve kaynağını göstererek paylaşınca, yapay zekâ günlük hayatımızı kolaylaştıran ve zaman zaman yaratıcılığından beslendiğimiz güzel bir kaynak. Her ne kadar yapay zekânın faydalarından haberdar olsak da, ona tam olarak güvenmeyi henüz seçmedik. Bir gün bizi ele geçireceğine, işimizi elimizden alacağına dair inançlar ve korkular sürüyor. Denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri şirketi KPMG ile Queensland Üniversitesi’nin birlikte yaptığı araştırmada, katılımcıların yüzde 61’nin yapay zekâ konusunda temkinli olduğu vurgulanıyor . Bir başka araştırma ise bireysel internet kullanıcılarının yalnızca yüzde 50’sinin yapay zekâ konusunda iyimser olduğuna işaret ediyor . Biz henüz güvenip güvenmeyeceğimize karar verememişken, üretken yapay zekânın çıktıları gelişimini hızla sürdürüyor. Sonuç olarak neyin gerçek neyin yapay olduğu epey bulanıklaştı. Bundan bir sene önce, yapay zekânın ürettiği görselleri ayırt etmek nispeten kolaydı, fazla parmaklar, olması gerekenden daha pürüzsüz ciltler, anlamsız yazılar… Fakat artık bu ipuçlarının birçoğu geçerliliğini yitirdi. Yapay zekâ artık gözümüzle ayırt etmesi zor çıktılar üretiyor, bunları tespit etmek için ise bizi yine yapay zekânın ürünü olan araçlara yönlendiriyor. Meta yapay zekâ ile üretilmiş görsellerin dezenformasyon amacıyla kullanılmasının önüne geçmek için kendi platformlarında önemli bir adım atacağını duyurdu . Yayınlanan haberde, önümüzdeki aylarda tüm dillerde desteklenecek şekilde, Facebook, Instagram ve Threads hesaplarında kullanıcıların paylaştığı ve yapay zekâ ile üretilmiş görselleri etiketlemeye başlayacağını belirtti. Bu uygulamanın hızla hayata geçirilmesinin sebebi ise dünya nüfusunun neredeyse yarısının oy kullanacağı seçimler. Not: Ürünleri geliştirdikçe içerik ve tasarımın değişebileceğini unutmayın. Meta’nın halihazırda Meta AI isimli bir yapay zekâ aracı var. Bu araçla görsel üretildiğinde, görsele “Yapay zekâyla hayal edilmiştir” (Imagined with AI) filigranı otomatik olarak ekleniyor. Bu filigranın çıkarılması ihtimaline karşı Meta’nın bulduğu çözüm ise görsel içine görünmez filigranlar ve meta veriler eklemek. Meta ayrıca bu gizli filigran ve metadataları kaldırma girişimlerine yönelik de çözüm yolları üzerinde çalışıyor . Meta’nın başlıca hedeflerinden biri de, diğer platformlarda da bu tür sorumlu yapay zekâ kullanımlarına yer vermelerini sağlayacak işbirlikleri yapmak. Çünkü bu içerikler internetin her yerinde karşımıza çıkabiliyor ve platformlar arası geçiş hiç zor değil. Bu yüzden Meta, Yapay Zekâ Ortaklığı (PAI) gibi forumlar aracılığıyla ortak standartlar geliştirmeyi amaçlıyor. Bu standartlarda uzlaşılırsa Google, Midjourney ve Adobe gibi şirketlerin ürettiği içerikler de gizli filigran ve metadatalara sahip olabilecek. Meta AI görsel oluşturma ekranı: Meta AI ile hayal et: bir snowboard üzerinde kedi Bu özelliğin bir sonraki adımı ise yapay zekâ unsuru veya müdahalesi içeren paylaşımlarda kullanıcıların bunu belirten etiket veya açıklama kullanmasını zorunlu kılmak. Meta, bu etiketin kullanılmaması durumunda ceza uygulayabileceklerini belirtiyor. Eğer içerik kamuoyunu aldatma potansiyeli taşıyorsa, bu etiket veya açıklamalar daha belirgin hale gelebilir . Yapay zekânın zararlarını azaltmak için geliştirilen gizli filigran ve metadata çözümü, istenilen etkiyi gösterecek mi? Cornell Üniversitesi’nden bilgi ve iletişim teknolojileri uzmanı Gili Vidan, bu tür bir uygulamanın platformların yapay zekâ dezenformasyonunu ciddiye aldığını göstermesi bakımından olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyor . Fakat Vidan’ın, bu uygulamanın sorunu kökünden çözecek bir yöntem olduğu konusunda şüpheleri var, çünkü platformlar her içeriği saptayamayabilir ve gözden kaçan içerikler kullanıcılar tarafından doğru gibi algılanabilir. Bu durumun yanlış bilgi psikolojisindeki karşılığı ima edilen gerçeklik etkisi . Yani bir bilginin düzeltilmediği için doğru gibi görünmesi. Vidan’a göre, etiketlemenin detayları kesinleşince kullanıcıların sorması gereken üç soru var: Bu etiketlemelerle kullanıcılarda bırakması amaçlanan etki aslında doğruluk dürtmelerine de benziyor. Sosyal medya kullanıcılarının akışlarında gördükleri bir paylaşımın bağımsız teyitçiler tarafından yanlışlandığına dair uyarı görmesi veya Meta’nın yeni özelliğinde olduğu gibi içeriğin yapay zekâyla oluşturulduğuna dair bir etiket barındırması, her iki durumda da amaç kullanıcıların yavaşlamasını sağlamak. Fakat bu etiketlerin, yani doğruluk dürtmesi nin etkisi konusunda bilim insanları hala ortak bir zeminde buluşmuş değil. Kimi araştırmalar, “yanlış” ibaresi bulunan içeriklerin paylaşılma oranının düştüğünü söylerken , bazıları da bu ibareyi taşımayan fakat yine de yanlış olan içeriklerin kullanıcılar tarafından doğru algılandığına (ima edilen gerçeklik etkisine) dikkat çekiyor . Özetle, burada hem bireysel kullanıcılar hem de platformlar açısından önemli bir anahtar ortaya çıkıyor: hız. Platformların yanlış bilginin yayılımının önüne geçmek için hızla fakat şeffaflıkla içerikleri etiketlemeleri önemli. Ayrıca, etiketlemeden önce paylaşımı gören kişilere, o içeriğin etiketlendiğini bildirmek de gerek. Kullanıcılar için tam tersi geçerli. Paylaşmadan veya beğenmeden önce yavaşlamak, şüphe kası nı çalıştırmak ve içeriğin kaynağını sorgulamak yanlış bilgiyle etkileşime geçme olasılığını da azaltabilir. Kapak görseli: The Guardian" Test: Yapay zekâyla üretilen görselleri ayırt etmekte ne kadar iyisin?,https://teyit.org/teyitpedia/test-yapay-zekayla-uretilen-gorselleri-ayirt-etmekte-ne-kadar-iyisin,"Sosyal medya akışında karşımıza çıkan görsellerin yapay zekâ tarafından üretilip üretilmediğini saptamak eskiye göre zor. Geçen yaz yapay zekânın ürettiği görselleri ayırt etmeye yardımcı olacak bir rehber yayınlamıştık. Fakat bu yeni teknoloji, henüz yazının üzerinden bir yıl geçmemişken öyle hızlı gelişim gösterdi ki rehberde yer alan önerilerin kimisi artık eskisi kadar ayırt edici değil. Yapay zekâ araçları artık elleri gerçeğine yakın çiziyor, harfler ve yazılar konusunda epey gelişim gösterdi, tenler ise artık ayırt edilemeyecek kadar doğal. Meme: Bir sene önce yapay zekâ ve şimdi yapay zeka: Bir yıl önce yapay zekânın ürettiği ve Will Smith'i makarna yerken gösteren komik görseli ünlü oyuncu paylaştığı videolarla taklit etmişti . Open AI’ın yakın zamanda duyurduğu, metin komutlarından video üretebilen yapay zeka modeli Sora’yla makarna yiyen Will Smith'i gerçeğe yakın yaratmak şüphesiz daha kolay olacak. Öyle ki gözle ayırt etmesi zor bu fotoğraflarla açılan sosyal medya profilleri, gerçek hayatta gölgesi olmayan yaşamlar yaratıyor. Son yıllarda ortaya çıkan gelir modeli influencerlığı da yapay zekâya devreden İspanyol reklam ajansı The Clueless, ürettiği görsellerle sosyal medyada hayali influencerlar yaratıyor . Bunlardan en günceli, süper modellik yapan Aitana karakteri. Ajans hafta boyunca bu yapay karakterin ne yapacağına, hangi yerleri ziyaret edeceğine ve hangi fotoğrafları paylaşacağına karar veriyor. Reklam başı bin Euro kazanan Aitana’nın yapay zekâ ürünü olduğundan haberdar olmayanlar ona akşam yemeği davetlerinde bulunuyorlar. Dahası, artık yapay zekânın ürettiği görselleri yine bir yapay zekâ aracı etkili bir şekilde tespit edebiliyor. Platformlar ise yeni tespit yolları tasarlama noktasında işbirliği arayışında. Örneğin META, hem kendi ürettiği hem de diğer şirketler tarafından üretilen görsellere gizli filigran ve metadata ekleyeceğini duyurdu. Peki, siz yapay zekâ ile üretilmiş görselleri ayırt etmede kendinizi ne kadar başarılı hissediyorsunuz? Bu sorunun yanıtını merak edenler için bir test hazırladık. İstediğiniz sorudan başlayabilir, dilediğiniz puanı alamazsanız yeniden başlayabilirsiniz! Hazırsanız hadi başlayalım!" Filtre balonu nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-filtre-balonu-nedir,"Ünlü “sapere aude” yani “bilmeye cesaret et” ifadesinin sahibi Kant’a göre, düşünebilmek için irademizin tümünü kullanmak gerekli. Bir başka deyişle kişinin kendi aklını; başka bir etkenin iradesi, rehberliği ya da isteği doğrultusunda değil kendi ilkeleri doğrultusunda kullanabilmesi ve yönetebilmesi önemli. Sosyal medya ve internet deneyimimizi dışarıdan bir etkiyle yönlendiren filtre balonları ise kullanıcılara seçili içeriklerden oluşan yapay bir platform sunuyor. Filtre balonları, kullanıcıların seçimiyle (aktif) değil de kullanıcılar adına (pasif) içerikleri kişiselleştirilen algoritmalar tarafından üretildiği için gerçek dünya ile bağı zayıf ve doğru bilgi akışını engelleyen mekanizmalara dönüşmesi muhtemel . Bu nedenle içine hapsolduğumuz filtre balonlarını patlatacak iğneler gerek. Eli Pariser tarafından 2011 senesinde ortaya atılan filtre balonları kavramı, kullanıcıların dijital ayak izi nden alınan veriler doğrultusunda internette yalnızca ilgi alanlarına giren içeriklerle karşılaşmasını anlatıyor . Bu filtre balonları sayesinde insanlar farkında olmasalar da internette gezinirken kendilerini rahatsız edebilecek ya da karşıt görüşleri savunan içeriklerden arındırılmış sanal bir akvaryumun içinde bir gezintiye çıkıyorlar. Sosyal medya platformlarında yer alan “paylaş”, “beğen”, “abone ol” ve benzeri butonlar kullanıcıların çevrimiçi davranışları hakkında bilgi veriyor . Örneğin, kedilerle ilgili bir gönderiyi beğenen kullanıcı, platforma ilgi alanı ve tercihlerine dair bir sinyal vermiş oluyor. Böylece daha sonra karşısına kedilerle ilgili daha fazla içerik çıkıyor. Kullanıcıların yalnızca önceden sahip oldukları inançlarla örtüşen içerikleri ve gönderileri gördüğü filtre balonları, algoritmik bir önyargı yaratma üzerine kurulu. İnsanların sosyal medya akışlarını, karşılarına çıkan çevrimiçi reklamları ve internette yaptıkları arama sonuçlarını etkileyen filtre balonları, kullanıcılara dış dünyadan yalıtılmış bir atmosfer sunuyor. Kişisel öneri sistemlerinin filtre balonlarının nedenlerinden biri olduğu iddia etmek mümkün . Bir sitede incelenen bir ürüne başka bir sitede sıkça reklam olarak rastlamak ya da alışveriş sitelerinde sepete eklenen ürünün ardından kullanıcılara önerilen diğer ürünlerin aynı başlık altında gösterilmesi, filtre balonlarının nasıl işlediğini anlamak açısından örnek gösterilebilir. Filtre balonları, yakın ilgi alanlarına sahip kişilerin karşısına benzer içeriklerin çıkmasıyla birlikte belirli bir görüş etrafında şekillenmiş toplulukların oluşmasının da önünü açıyor. Araştırmalar da paralel biçimde, internet kullanıcılarının tercihen kendileriyle benzer düşünce ve inançları paylaşan kişilerle etkileşime girdiğini gösteriyor . Bu noktada filtre balonu ile benzer bir anlam taşıyan yankı fanusu na değinmekte fayda var. İnsanların ilgi alanları doğrultusunda dahil oldukları ve inançlarıyla uyumlu bilgilerin paylaşıldığı sanal topluluklara yankı fanusu deniyor . Bazı araştırmacılara göre, her bir üyenin sesinin aslında diğer üyelerin sesini yansıtmasını temelinden ilerleyen yankı fanusları, internetteki görüşlerin radikalleşmesine neden oluyor . İki terim arasındaki en önemli fark, filtre balonlarının oluşturulmasında kullanıcıların etkin bir şekilde herhangi bir seçim yapmaksızın kendilerini, verileri doğrultusunda kişiselleştirilen çevrimiçi sitelerde bulması . Öte yandan insanlar yankı fanuslarında bulunmayı aktif olarak seçmiş ve sürdürmüş olabilirler. Pek çok insan, filtre balonlarının arama motorlarını daha etkin ve verimli bir hale getirdiğini düşünüyor. Örneğin, filtre balonları, bir pazarlama stratejisi olarak özellikle satış sektöründe büyük yer kaplıyor . Fakat diğer bakış açılarına göre arama motorlarının kullanıcıların hangi bilgileri görmesine karar verilmesi amacıyla sınırlandırılması kontrolü kaybetmek anlamına geliyor . Kişiselleştirilmiş arama motorlarının kontrolü ele geçirdiğini düşünmek çok da yanlış bir tutum değil. Yapılan bir araştırmaya göre, arama motorunda aynı konuyu araştıran kullanıcıların farklı sonuçlara ulaştıkları fark edilmiş . Bu da çevrimiçi ortamlarda öğrendiğimiz ve doğru olarak kabul ettiğimiz bilgilerin aslında bizim sesimizin bir yankısı olabilme ihtimalini akla getiriyor. Kullanıcılara ilgi alanlarını genişletebilecek ya da görüşlerine meydan okuyabilecek bilgilerden yalıtılmış suni bir alan oluşturarak merak duygusunu köreltmesi filtre balonlarının sık tekrar edilen tehlikesi. İnançlarımızla örtüşen bilgileri sorgulama eğilimimizin daha az olduğunu ve filtre balonlarının herhangi bir teyit sürecinden geçirmeden bize sunduğu bilgilere inanmaya yatkın olsak da yanlış bilgi tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuzu hatırlamakta fayda var . İnternet tarayıcıları, alınan son verilerden hareketle en alakalı bilgiyi sunarak kullanıcıların dikkatini ve ilgisini canlı tutmak için kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşatmaya çalışıyor. Kullanıcı deneyimini kişiselleştirmek ve izole bir ortam oluşturmak için kullanıcının arama geçmişi, göz atma seçenekleri ve daha önceki etkileşimleri dahil olmak üzere pek çok kaynaktan veri toplanıyor. Kişiselleştirilmiş internet gezintileri birçok noktada verimli olabilir. Ancak bu durum bireylerin öncelikle halihazırda ilgilendiği içeriklere yönelecek olmasıyla gerçekliğin çarpıtılmış bir görüntüsünü sunma riski de taşıyor . Bu aynı zamanda bireylerin, dünyanın geri kalanının gördüğü içeriklere ve edindiği bilgilere dair algısını da hatalı bir şekilde değiştirme potansiyeline sahip . Sosyal medyayla iç içe yaşadığımız bu dönemde filtre balonlarından tamamen korunmak pek mümkün değil. Çünkü etkileşimin sürekli devam ettiği çevrimiçi ortamlarda kişisel veriler de ister istemez hız kesmeden paylaşılmaya devam ediliyor. Filtreleri bütünüyle ortadan kaldıramazsak da azaltmak için elimizde birkaç yöntem var. Arama motorlarında bulunan kişiselleştirme ayarını devre dışı bırakmak ya da kullanıcı geçmişini kayıt altına almayan ve kişisel verilerin kullanılmayacağını taahhüt eden arama motorlarını tercih etmek bu yöntemlerden bazıları. Kullanılan tarayıcıların ve sosyal medya sitelerinin gizlilik ayarlarını düzenli aralıklarla kontrol etmek de etkili bir yol olabilir. Filtre balonlarının işleyişine benzer şekilde, farklı tınılara kapalı bir zihinde hep aynı tondan çıkan sesin, zihnin çeperlerine çarpıp yankılanarak geri dönmesi, ilerleme kaydetmenin en önemli engellerinden birini oluşturuyor. Kullanıcılara hitap etmesi için seçilmiş gönderilerin sistematik bir şekilde karşımıza çıktığını fark edip bunun önüne geçmezsek çeşitliliğe yer açmayan zihinlerdeki kapalı kutular gibi filtre balonlarının da içinde dönüp duracağımızı hatırda tutmakta fayda var." ,https://md.teyit.org/img/net-zero-teyitpedia-sozluk.webp, "Siyah Nazilerden Kızılderili Vikinglere: Yapay zekâ nasıl ""tökezledi""?",https://teyit.org/teyitpedia/siyah-nazilerden-kizilderili-vikinglere-yapay-zeka-nasil-tokezledi,"Bundan sekiz yıl önce Google, geliştirdiği bir yapay zek â aracının fotoğraf uygulamasında siyah insanların görsellerini yanlışlıkla ""goril"" olarak etiketlemesinin ardından büyük eleştirilere maruz kalmıştı . Şirket şimdi de Gemini adlı yapay zek â aracının, tarihi figürlerin etnik çeşitliliğe sahip ancak son derece mantıksız görsellerini oluşturmasının ardından bir kez daha ırksal yanlılığa sahip olmakla suçlanıyor . Gemini metin komutlarıyla görseller oluşturabilen bir yapay zek â aracı. Ancak bu aracın şimdilerde sıkça eleştirilen bir durumu var: Avrupa ya da Amerika tarihinden belirli figürler oluşturması istendiğinde bu kişiler gerçek hayatta beyaz olsa bile Gemini, ürettiği çıktıda bu kişileri siyah, Asyalı ya da Kızılderili olarak resmediyor. Siyah ve Asyalı ""çeşitli"" Nazi subaylarının yanı sıra siyah ve Kızılderili ""Vikingler"" görselleri, en absürt görüntüler arasında. Gemini’nin ürettiği Viking görselleri Eski bir Google mühendisi Debarghya Das, Twitter'da yaptığı bir paylaşımda Gemini'nin beyaz insanların var olduğunu kabul etmesini sağlamanın utanç verici derecede zor olduğunu söyledi. Dahası bu başarısız örnekler, Google’ın çeşitliliğe odaklanan tutumunun yapay zek â aracılığıyla tarihin “gerçeğe uymayan ama duyarlı” bir yeniden yazımına yol açtığı yönündeki suçlamalara neden oldu . Ayrıca hatalı görüntüler, yapay zek â sistemlerinde yanlılıkların nasıl hızla kontrolden çıkabileceğini ve doğru bilgi sağlama konusunda sorun yaşanabileceğini de ortaya koyuyor. Yapay zek â botlarının, geliştirilme aşamasında kullanılan veriler nedeniyle yanlılığa eğilimli oldukları bilinen bir gerçek . Yapay zek â botları büyük hacimlerde veri setleriyle geliştiriliyor ve bu Gemini için de geniş bir görsel külliyatı kullanıldığı anlamına geliyor. Söz konusu olaydaki problemin çıkış noktası, internetteki görüntülerin büyük çoğunluğunun beyaz insanları içermesi. Daha önce bu durum, yapay zeka botlarının beyaz insanların görsellerini diğerlerine göre daha doğru bir şekilde oluşturmasına neden olmuştu. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, bazı yapay zek â botlarından “güzel insanların” resimlerini oluşturması istendiğinde internetin genelindeki yanlılıklardan edindikleri bilgilere dayanarak yalnızca beyaz, genç kadınların görüntülerini sunması. Bu dağınık veri seti nedeniyle Google'ın yapay zek â sı, beyaz olmayan insanların görsellerini tanımlama konusunda o kadar kötüydü ki 2015 yılında siyah insanların görsellerini yanlışlıkla ""goril"" olarak etiketledi. Şirket sorunu çözmeye çalışırken görsel arama aracında maymunlarla ilgili aramaları yıllarca engellemeye devam etti. Google'ın bu sorunu fark ettiği ve üzerine çalıştığı açık. Şirket, yaptığı açıklamada Gemini'nin “dünyanın dört bir yanından geniş bir insan yelpazesi"" oluşturduğunu söylüyor. Ancak bilişim uzmanları, yaşananların yapay zek â nın eğitim verileriyle ilgili sorunların ötesine geçtiğini vurguluyor. Bağımsız araştırmacı ve Philosophy of Cybersecurity (Siber Güvenliğin Felsefesi) kitabının yazarı olan Lukasz Olejnik, bunun yalnızca yanlı verilerin bir sonucu olamayacağını düşünüyor. Bir yapay zek â sohbet robotu kurarken, programcılar yapay zeka nın saldırgan yorumlar yapmasını önlemek için kurallar ve güvenlik mekanizmaları kodluyorlar. Böylece yapay zek â nın nefret söylemi yaymasını, cinsel içerikler yaratmasını veya başka bir çılgınlığa imza atacak şekilde çalışmasını engellemek mümkün hale geliyor. Yapay zek â uzmanları, Google mühendislerinin, Gemini’yi farklı geçmişlere sahip insanların görsellerini önceden programlayarak ırksal yanlılık suçlamalarından kaçınmaya çalışmış olabileceğine inanıyor. Reddit'in eski CEO'su Yishan Wong, Twitter’da paylaştığı bir yazıda: “Köpek gezdirmek gibi evrensel faaliyetleri yansıtan görsellerde her zaman beyaz insanların bulunmasını istemediler. Bu da eğitim setlerinde var olan yanlılığı yansıtıyor."" dedi. Lukasz Olejnik ise bunun, ""aktif bir yanlılık ile müdahale edildiği"" anlamına geldiğini savunuyor. Bu da bir tür ikincil ayarlama ya da anahtar kelimelerin manuel olarak eklenmesi demek. Bu durum en açık şekilde, botun ""1800'lerden bir ABD senatörünün” ya da Amerika’nın kurucularının görselini oluşturması istendiğinde ""çeşitli"" gibi kelimeler ekleyerek istemlere yanıt verdiği zaman görülebiliyor. ""Tipik"" bir ailenin, milliyetin veya mesleğin görselini isteyen kullanıcılar da model tarafından sık sık azarlanıyor ve ""çeşitli"" alternatifler sunmakta ısrar ediyor. Botun, beyaz insanların görüntülerini oluşturmayı tamamen reddettiği ve yalnızca ""çeşitliliği ve kapsayıcılığı kutlayan, farklı etnik kökenlerden ve geçmişlerden insanları içeren"" görüntüler oluşturabileceği konusunda ısrar ettiği de biliniyor. Başka bir deyişle yapay zek â , siyah ailelerin idealize edilmiş görsellerini yaratırken beyaz aileleri görselleştirmeyi reddediyor. Gemini'nin göze çarpan hatalarından biri, tarihsel gerçekleri göz ardı ederek Nazileri siyah ve Asyalı, Vikingleri Kızılderili ya da ABD’nin kurucularını siyah ve kadın olarak görselleştirmesi. Çoğu yapay zek â botu olgusal doğruluk ve bağlamla mücadele ediyor olsa da Gemini’den ""tarihsel olarak doğru"" olması istendiğinde, bunun yerine basitçe bir şeyler uyduruyor olabilir. Çünkü Vikinglerin büyük ölçüde İskandinavya'dan geldiği ve Google'ın öne sürdüğü gibi Asya kökenli ya da Amerikan yerlisi olmadıkları açık. ABD’nin kurucu atalarını gösteren Gemini çıktısı Gemini ayrıca, ABD'de kadınlar 1920'ye kadar oy kullanamamış ve 1870'e kadar Afro-Amerikan bir senatör olmamış olsa da ABD’nin kurucu atalarını siyah ya da kadın olarak resmedebiliyor. Yaygın olarak paylaşılan bir gönderide bottan ""bir Papa"" görseli yaratması istendiğinde ise bot, Hintli bir kadın ve siyah bir erkek görseli oluşturuyor. Oysa Katoliklerde kadın bir Papa'ya henüz rastlanmadı, dahası dini gerekçeler yüzünden bu pek mümkün de görünmüyor. “Gerçekliğe uymayan” Nazi askerlerinin görüntüsü de dahil olmak üzere, Google'ın Gemini botunun ürettiği sonuçlardan bazıları tuhaf ve hatta saldırgan olarak olarak nitelendiriliyor. 1943’te Alman askerleri Çokça eleştirilen bu teknik hata, Silikon Vadisi'nin önde gelen isimlerinin de Google'ın kültürünü hedef almasına da yol açtı. İngiliz teknoloji yatırımcısı Paul Graham, görüntülerin ""Google'ın bürokratik kurumsal kültürünün bir otoportresi"" olduğunu söyledi. Google ise botun ""tarihsel görüntü oluşturma tasvirlerinde bazı yanlışlıklar yaptığını"" kabul ediyor. Hatta söz konusu çıktılardan birkaç saat sonra kullanıcıların Gemini ile insanların görüntü oluşturmasını tamamen engelledi. Gemini'nin görüntü oluşturma özelliğiyle ilgili son sorunları ele almak için çalıştıklarını açıklayan Google, bu geliştirme sürecinde insanların görüntü oluşturmasını duraklatacaklarını söyledi. Google yöneticilerinden Prabhakar Raghavan ise paylaştığı blog yazısında yapay zek â nın ""hedefi ıskaladığını"" kabul etti. Raghavan, yapay zek â nın dünyanın her yerinden insanların resimlerini oluşturmak üzere tasarlandığını ancak tarihsel bağlamları hesaba katamadığını doğruladı. Modelin, zaman içinde amaçlanandan çok daha temkinli bir hale geldiğini ve sıradan bazı talepleri bile yanlışlıkla hassas bir şekilde yorumlamaya başladığını da sözlerine ekledi." Küresel seçim yılı: Deepfake’ten korkmalı mıyız?,https://teyit.org/teyitpedia/kuresel-secim-yili-deepfaketen-korkmali-miyiz,"Deepfake 'ler, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan'ın kendisini taklit eden sahte bir ses kaydına tepki göstermesiyle yeniden gündeme geldi. 11 Kasım'da yayımlanan sahte ses kaydında Khan'ın tüm Londralıları Filistin'e destek yürüyüşüne çağırdığı duyulmuştu. Pakistan asıllı Britanyalı siyasetçi, ses kaydını hazırlayan kişinin yakalanamadığına dikkat çekerek ""Yaptığı yanına kaldı"" demişti . İngilizce deep learnin g (derin öğrenme) ve fake (sahte) kelimelerinin birleşimiyle oluşan deepfake kabaca birinin yüzünü dijital olarak başka birinin vücuduna monte edip elde ettiğiniz görüntüyü istediğiniz gibi kullanmanıza olanak tanıyan bir teknoloji. Kısacası internetten kolayca ulaşılabilen algoritmalar sayesinde A kişisinin yüzü B kişisine montajlanabiliyor. Ancak sahte ses kayıtları da deepfake'in bir türü. Bunlara da audio deepfake veya sesli deepfake deniyor. Bu teknolojinin çıkış noktası insan yaşamını iyileştirmeye yönelik çeşitli uygulamalar geliştirmekti. Örneğin, sesli kitap üretmek ve tıbbi sorunlar nedeniyle sesini kaybetmiş kişilerin iletişim kurmasına yardımcı olmak bu amaçlardan bazıları. Benzer şekilde görsel deepfake'ler de sinema sektöründe sık kullanılıyor. Örneğin sesi kısılan veya sesini kaybeden oyuncular için dijital ses oluşturmak veya oyuncular repliklerini şaşırırsa sahneyi yeniden çekmek yerine daha kolay yoldan düzeltmek için bu teknolojiye başvurulabiliyor. Ancak deepfakeler, diğer yapay zeka teknolojilerinde olduğu gibi son derece riskli bir kullanım alanına da sahne oluyor. 2024'te dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin sandık başına gideceği tahmin ediliyor . ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Parlamentosu ve Hindistan da dahil olmak üzere birden fazla coğrafyada seçimler yapılacak. Türkiye’de de seçimler kapıda, Mart ayının sonunda halk yerel yönetimlere karar vermek için sandığa gidecek. Dezenformasyon ve yapay zeka destekli sahteciliğin böyle kritik bir yılda hem Türkiye'de hem de dünyada daha da fazla gündeme gelmesi muhtemel. Üstelik üretken yapay zeka ağlarının (GenAI / kullanıcıların komutları doğrultusunda görsel, yazılı veya sesli çıktılar oluşturan araçlar) ChatGPT'yle birlikte yaygınlaşması da deepfake üretimini son derece ucuz ve kolay hale getirdi. Bu da sahte içerik sayısının artabileceği yönündeki endişelere neden oluyor. Peki, endişelenmekte haklı mıyız? Bazı uzmanlar bu korkuların yersiz ve abartılı olduğunu vurguluyor . Harvard Kennedy School’da yayınlanan analizdeki bulgular, yapay zekânın yanlış bilgi yaratmayı kolaylaştırabileceğini ve böylece yanlış bilgi arzını artırabileceğini fakat bunun insanların kesinlikle daha fazla yanlış bilgi tüketeceği anlamına gelmediğini söylüyor. Araştırmacılara göre yanlış bilgi tüketimi çoğunlukla arz ile değil talep ile sınırlı. Analizin vurguladığı bir diğer nokta da yeni teknolojilerin insanlarda her zaman panik yarattığı gerçeği. Yanlış bilgi sorununu artıran ve bu konuda teyitçileri zorlayan tür ise tek başına yapay zekânın ürettiği görseller ve deepfakeler değil. Bağlamından koparılmış sözler, manipüle edilmiş görseller ve çarpıtılmış içerikler teyitçiler için daha büyük bir sorun. Veri bilimci Christopher Wylie, 2016'da Donald Trump kampanyasını yürüten Cambridge Analytica firmasını seçimden iki yıl sonra ifşa etmiş ve şirketin 87 milyon kişinin Facebook bilgilerini yasadışı şekilde ele geçirerek bunları bazı siyasi fikirleri canlandırmak için kullandığını ortaya çıkarmıştı. Cambridge Analytica skandalı olarak bilinen bu olay, önemli seçimlerde internetin rolüne dair tartışmaların fitilini ateşlemişti. Uzmanlar, Cambridge Analytica çalışmalarıyla kararsız seçmenin sandıktan uzaklaştırılmak istendiğini düşünüyor. Trump'ın kampanya ekibinin, rakip aday Hillary Clinton'a oy verebilecek kişileri oy kullanmamaya teşvik etmeye çalıştığına inanılıyor. Seçimler bağlamında deepfake'ler de insanları belirli bir siyasetçiden soğutma veya sandığa gitmemeye ikna etme amacıyla kullanılabilir. Nitekim Ocak 2024'te ABD'de aday adaylarının yarıştığı ön seçimlerde ABD Başkanı Joe Biden'ın sahte ses kaydı New Hampshire'daki seçmenler arasında dolaşıma sokulmuştu. Otomatik çağrılar yoluyla seçmenlere dinletilen kayıtta Biden'ın seçmenlere ""ön seçimlerde oy kullanmamaları ve oylarını kasım ayındaki başkanlık seçimine saklamalarını"" öğütlediği duyuluyordu . Bloomberg'in haberine göre bu olaydan günler sonra, yazılı komutlardan ses kayıtları üreten yapay zeka girişimi ElevenLabs, sahte Biden sesinin yaratıcısının işine son verdi. Birkaç hafta içinde ABD hükümeti de yapay zeka tarafından üretilen sesleri kullanan otomatik aramaları yasakladı . Kısa süre önce yayımlanan bir araştırma, savaş zamanlarında siyasi amaçlı hazırlanan deepfake videoların, sosyal medya kullanıcılarının gerçeklik algısını ""bulandırdığını"" ortaya koyuyor. Plos One'da yayımlanan makalede kullanıcıların sosyal medyada rastladıkları doğru haberleri ve kaynak göstererek haber yapan medya kuruluşlarının içeriklerini de ""sahtekarlık"" olarak değerlendirerek göz ardı ettiği belirtilmişti . Eski ABD Başkanı Donald Trump, kadınlara saldırmakla övündüğü 2005 tarihli eski ""Access Hollywood"" kaydının bile üzerinde oynandığını iddia etmişti. Kaydın gerçek olduğu anlaşılınca özür dilemek zorunda kalmıştı . Deepfake teknolojisi Mayıs 2023'te Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarıyla Türkiye'de de büyük gündem olmuştu . Özellikle sosyal medyanın çok sayıda yanıltıcı içerikle dolup taştığı o dönemde neyin deepfake olduğu konusunda da kafalar karışmıştı. Örneğin siyasetçilerin miting konuşmalarının veya televizyondaki açıklamalarının küçük bir kısmının kırpılması ve bağlamından koparılmasıyla ortaya çıkan görüntüler deepfake zannedilmişti . Beklenenin aksine geçtiğimiz seçim döneminde asıl tehlike deepfakeler olmadı. Teyit, 200’den fazla iddiayı incelemiş ve 2023 seçim kampanyaları sırasında basit araçlarla üretilen cheapfake içeriklerin daha yaygın olduğunu, deepfake ve diğer yapay zekâ çıktılarının beklenenin altında bir sayıda olduğunu açıklamıştı. En çok karşılaşılan yanlış bilgi türleri ise hatalı ilişkilendirme, çarpıtma ve manipülasyondu. Öte yandan deepfake ile oluşturulan içerikler, bunların aksine, tamamen kurgu ürünü olabilir. Videoda görülen veya sesi duyulan siyasetçi aslında o sözleri hiçbir zaman söylememiş olabilir. Üstelik teknolojinin giderek kusursuzlaşmasıyla deepfake içerikleri sadece gözle tespit etmek de imkansız hale gelebilir. Dünya Ekonomik Forumu kısa süre önce yayımladığı bir makalede deepfake dezenformasyonuna hazırlanmak için dört yöntem önerdi . Öneriler şu şekilde sıralandı: Teknoloji: Bugün birden fazla teknolojiye dayalı deepfake tespit sistemi geliştiriliyor. Örneğin çip devi Intel, kendi geliştirdiği FakeCatcher adlı bir deepfake algılama teknolojisinin 2022'de sahte videoları yüzde 96 oranında doğru tespit ettiğini açıklamıştı. Tasarım araçları devi Adobe'un yayınladığı ve Microsoft, New York Times ve Canon da dahil olmak üzere binden fazla büyük markanın destek verdiği Content Authenticity Initiative'e (CAI) adlı sistem de var. Ancak gerçek zamanlı analiz yapan ve geniş çapta benimsenecek otomatik tespit araçlarının oluşturulması elzem. Politikalar: Dünya Ekonomik Forumu Küresel Teknoloji Politikaları Konseyi üyesi Charmaine Ng, ""Deepfake sorununa uygulanabilir çözümlerin araştırıldığı uluslararası ve çok paydaşlı çabalara ihtiyacımız var"" diyor. Ng, Avrupa Birliği'nin hazırlamakta olduğu Yapay Zeka Yasası'nı örnek gösteriyor. Kamusal farkındalık: Kamu farkındalığı ve medya okuryazarlığı, yapay zeka destekli sosyal mühendislik ve manipülasyon saldırılarına karşı temel önlemler. Dünya Ekonomik Forumu bu yüzden de bu farkındalığı bireylere olabildiğince hızlı kazandırmak gerektiğini vurguluyor. Bu tür önlemlere giderek daha fazla şahit olabiliriz. Nitekim kısa bir süre önce ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki okullarda dezenformasyon eğitimi verilmeye başlanacağını öğrenmiştik . Sıfır güven anlayışı: Siber güvenlikte “sıfır güven” (zero-trust) yaklaşımı, çevrimiçi içeriğin direkt doğru varsaymamak ve devamlı teyitli bilgi arayışında olmak anlamına geliyor. Uzmanlara göre, deepfake geleceğin en tehlikeli yapay zeka suçları arasında. University College London’ın 2020 tarihli deepfake raporunda bu teknolojinin gelecekte yol açabileceği risklere yer verilmişti. Raporda yapay zekanın önümüzdeki 15 yıl içinde suçu kolaylaştırmak için kullanılabileceği 20 yöntem sıralanmıştı. Deepfake’ler tespit edilmeleri çok zor olduğu için bu yöntemlerin başında yer alıyor. Ancak Dünya Ekonomik Forumu'nun beklentisinin aksine, yapay zekayla üretilmiş yazı veya görüntülerin tespiti için yeterince çalışma yürütüldüğünü söylemek zor. ABD'deki Kaliforniya Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi profesörü ve dijital adli tıp uzmanı Hany Farid, ""Cephanemiz azaldı"" diyor. Washington Post 'a konuşan Farid şöyle ekliyor: ""Video üretim tarafında çalışanların video tespit tarafında çalışanlara oranı 100'e 1."" Kapak Görseli: Jinhwa Jang for Bloomberg Markets" ,https://md.teyit.org/img/people-faces-teyitpedia.webp, Kullanıcı deneyiminin karanlık yüzünü ayırt etme rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/kullanici-deneyiminin-karanlik-yuzunu-ayirt-etme-rehberi,"Bir sosyal medya platformuna kayıt olmak yalnızca bir dakikamızı alırken, hesabınızı silmek için neden sorguya çekilen bir şüpheli gibi birden fazla soruya yanıt verdiğimizi hiç düşündünüz mü? Ya da neden bir bültenden ayrılmak için paragraflarca metnin içine küçük puntoyla ve silik renklerle gömülmüş “abonelikten çık” butonunu fark etmek zorunda olduğumuzu? İçine çekildiğiniz bu çıkmazın tasarım dünyasında özel bir ismi var: Kullanıcı deneyiminin karanlık yüzü. Kullanıcı deneyiminin karanlık yüzü kavramı (İngilizce’de dark patterns veya deceptive patterns olarak bilinir), kullanıcıları belirli bir eylemi gerçekleştirmeye, insan psikolojisinin belirli özelliklerinden faydalanarak, gizlice teşvik eden tasarım özelliklerini tarif etmek için kullanılıyor . Bu tür tasarımlara “kullanıcı deneyiminin karanlık yüzü” denmesinin nedeni ise bu “karanlık” detayların kullanıcılar tarafından fark edilmesinin neredeyse imkansız olması. Karanlık modelin kullanıcı deneyimi (UX, User experience) tasarımından ayrıldığı nokta ise tasarımın kullanıcıdan ziyade ürünün sahibine yaraması. Tasarımın kullanıcıları yapmak istedikleri bir şeyi yapmamaya ya da tam tersine, özetle en baştaki iradelerinin aksine yönlendirdiği anda karanlık taraftan bahsetmeye başlayabiliriz. Kavram ilk defa UX uzmanı Harry Brignull tarafından, yazılımların kullanıcıları ikna etmek için kullanabileceği ve abonelikten çıkmak, hesabı silmek gibi şirketin aleyhine davranışlardan vazgeçirebileceğini vurgulamak için kullanıldı . 2019 yılında Princeton ve Chicago Üniversitesi'nden araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışma, internet üzerindeki 11 bin popüler e-ticaret sitesinin yüzde 10'undan fazlasında karanlık örüntü kullanıldığı ortaya koyuyor . Zürih Üniversitesi'nden araştırmacılar tarafından 2019 yılında yapılan bir başka çalışmaya göre, Google Play mağazasında bulunan 240 ücretsiz ve yüksek indirilmeye sahip uygulamanın yüzde 95'inde karanlık örüntü kullanılmıştı . Avrupa'da yapılan bir araştırma ise, Avrupa Birliği'ndeki tüketiciler tarafından kullanılan en popüler web sitelerinin ve uygulamaların yüzde 97'sinin en az bir karanlık örüntü kullandığını ortaya koyuyor . İnsan hakları, teknoloji, sivil özgürlükler gibi alanlarda çalışmalar yürüten Berlin merkezli uluslararası kuruluş Tactical Tech’e göre çözüm bu tür hilelere başvuran şirketlerin uygulamalarını değiştirmesinden geçse de bireysel olarak yapabileceğimiz şeyler de yok değil. Tactical Tech’in önerisi bu hileleri tanımak, tespit ettiklerinizin ekran görüntüsünü almak ve bunu yakınlarınızla paylaşmak, hilelerin duygularınızı ele geçirmesine izin vermemek için yavaşlamak ve bu tür hileleri kullanan web siteleri ya da uygulamalara diğer kullanıcıların görebileceği platformlardan değerlendirme ve yorum yapmak. Gelin en yaygın yöntemleri birlikte inceleyelim. “Bu ürünü 30 salise içerisinde almazsanız kampanyayı kaçıracaksınız!” Özellikle e-ticaret sitelerinden alışveriş yaparken bir sayacın zihninizde geriye doğru aktığını hissediyor olabilirsiniz. Zaman baskısı altında kalındığında, kullanıcıların karşılaştıkları bilgileri eleştirel bir gözle değerlendirmeleri epey zor. Endişe ya da stres duygularından yararlanan firmalar bu durumu kendi avantajlarına kullanarak kullanıcılara ihtiyaçları olmayan ürünlere yönlendirebiliyorlar . Böylece hiç ihtiyacınız olmayan bir ürünün dokuzuncu taksitini öderken bulabiliyorsunuz kendinizi. Eyvah, hemen yer ayırtmazsanız yaz tatili için düşündüğünüz oteldeki son oda da kapılmış olacak! Ya da olmayacak mı? Sahte kıtlık tasarımıyla, bir ürün veya hizmetin satılmasını sağlamak için yapay bir kıtlık hissi yaratılır ve böylece kullanıcılar ürünü kaçırma korkusuyla hızlı hareket etmeye ikna edilir. Confirshaming olarak da bilinen onaylamama utancı, sitenin veya satıcının çıkarına olmayan bir seçeneği seçmekten utanmanızı ve böylece fikrinizi değiştirmenizi ifade ediyor. Bu tasarımın en sık görüldüğü yerler ise haber bültenleri ve bildirim ayarları. Duyguya hitap eden ifadeler, kullanıcı deneyiminin karanlık yönünün bir örneği Örneğin, bir kampanyadan yararlanmak istemiyorsanız ve karşınıza ""Hayır, fakir kalmak istiyorum"" seçeneği çıkıyorsa, karanlık bir örüntüyle karşı karşıyasınız demektir. Bu tür metinler ""Hayır, hiçbir teklif istemiyorum""dan ""Hayır, iyi bir amaca destek olmak istemiyorum""a kadar uzanarak sizi manipüle etmeye çalışır. Gizlice sepete eklenen ürünler veya abonelikler de kullanıcı deneyimini etkileyen karanlık yüzlerden biri. Bu tasarım nedeniyle, eğer kullanıcı sepetine ona fark ettirilmeden eklenen hediye kartı gibi ek ürünleri bilinçli olarak kaldırmazsa, ürün sipariş edilmiş olur. Bu yöntemin ilişkili olduğu bir diğer tasarım ise gizli maliyetler. Örneğin, bir uçak bileti almak istiyorsunuz ve gidiş yönünde 2000 liralık, dönüş yolunda ise 3000 liralık bileti sepetinize eklediniz. Ödeme ekranında karşınıza çıkacak rakam 5000 lira değilse, sağlık sigortası veya eğlence paketi gibi ek hizmetler eklenmişse, kullanıcı deneyiminin karanlık bir yüzünü görmüşsünüz demektir. Görsel tasarımdaki bazı detaylar, ürün sahiplerinin tüketicilerden bilgileri gizlemesini veya tüketicilerin görmesini istemedikleri bilgileri belirsiz hale getirmeyi kolaylaştırıyor. Küçük, düşük kontrastlı metinler, kaotik veya bunaltıcı bir arayüzler, kullanıcıların kararlarını manipüle edebiliyor . Örneğin 2019 yılında Tesla, mobil uygulamasına bir e-ticaret özelliği ekleyerek, Tesla araç sahiplerinin araçları için 4 bin dolar karşılığında ""Sürücüsüz sürüş"" özelliğinin kilidini açacak bir otopilot yükseltmesini olası kılmıştı. Satın alma ekranında gizlenmiş, ""yükseltmeler iade edilemez"" yazan küçük, düşük kontrastlı bir metin vardı. Sayfadaki en düşük kontrastlı metnin kullanıcılar tarafından görülmesi ise epey zordu. Yanlışlıkla yükseltmeyi satın alan birçok araç sahibi, sosyal medyada tepkilerini dile getirmişti . Hangi seçeneği işaretleyeceğinize karar veremediniz mi? Endişelenmeyin, gezindiğiniz site zaten sizin için çoktan işaretlemiş olabilir. Önceden doldurulmuş kutucuklar, psikolojideki yanlılıklardan yararlanarak, insanların başka seçenekler mevcut olsa bile kendileri için zaten seçilmiş olan seçeneği tercih etme eğiliminde olmalarından faydalanıyor. Bu kutucukların kullanıcılarda uyandırdığı bir diğer his de diğer insanların da bu seçeneği işaretlediğini düşünmek. Önceden seçilmiş olan kutucuk genellikle uygulamanın veya web sitesinin seçmenizi istediği seçenek oluyor Karanlık örüntülerin kullanıldığı bir başka sayfa, ödeme ekranları. Ödeme planlarının sahip olduğu karmaşık tasarım, kullanıcıların paketler arasında kıyaslama yapmasını zorlaştırmanın yanı sıra, fiyatlara eleştirel bir gözle bakılmasını da engelliyor. Böylece kullanıcılar ihtiyaca yönelik değil, tasarıma yönelik satın alım yapıyorlar. Ödemelerin farklı para birimlerinde olması veya vergi gibi ek ödemelerin gizlenmesi, ödeme planlarını daha karmaşık hale getiriyor Bir uygulama veya web sitesi bizden bir şey yaptırmak için her rahatsız ettiğinde, zamanımızdan çalınır, dikkatimiz dağılır. Kullanıcı deneyiminin karanlık taraflarını ortaya koymak için çalışan Deceptive Patterns ekibi, bu bildirimleri bir web sitesinin veya uygulamanın isteklerine uymak istemeyen kullanıcılara uyguladığı bir vergiye benzetiyor. Burada söz konusu vergi finansal olmasa da, bir noktada kullanıcı, kendi çıkarlarına veya isteklerine aykırı olsa bile, uygulamanın istediği her şeyi kabul etmenin daha az uğraştırıcı olduğuna karar vermeye başlıyor. Instagram’ın bildirimleri açmaya ve parolayı kaydetmeye yönelik gönderdiği bildirimler Bir hizmete veya aboneliğe kaydolmanın kolay ancak iptal etmenin çok zor olduğu aldatıcı durumlar da kullanıcı deneyiminin karanlık yüzlerinden biri. İptal veya abonelikten çık seçeneklerinin paragraflarca metnin altına küçük puntoyla gizlenmesi, iptal için kullanıcıları müşteri hizmetlerini aramaya yönlendirme ve böylece iptal sürecini aşırı karmaşık ve zaman alıcı hale getirmek, bu tasarımda sıkça görülen durumlar. Kısacık bir iptal için çetrefilli yollardan geçmek istemeyen kullanıcıların ise abonelikten çıkmaktan vazgeçmesi ve böylece ödeme yapmaya devam etmesi ise kuvvetle muhtemel. Örneğin bu örnekte New York Times aboneliği sonlandırma işlemi için kullanıcıları müşteri hizmetlerine yönlendiriyor. Birçok karanlik örüntü türü, kullanım türüne ve bağlamına bağlı olarak Avrupa Birliği ve ABD'de yasa dışı sayılıyor . Örneğin, oyun şirketi Epic Games, Fortnite'ın ödeme sisteminde karanlık örüntüler kullandığı ve aynı zamanda çocukların ebeveyn izni olmadan satın alım yapabildiği iddialarının ardından geçtiğimiz yıl 245 milyon dolar ödedi . Google ise çerezleri reddet seçeneğini dolaylı yoldan sunduğu için Fransa Ulusal Bilişim ve Özgürlük Komisyonu (CNIL) tarafından toplamda 150 bin Euro para cezasına çarptırılmıştı . Türkiye’de ise karanlık örüntülere karşı vatandaşları Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği koruyor . Kapak görseli: Sam Whitney - Wired" ,https://md.teyit.org/img/deepfakes-teyitpedia-elections-cu.webp, Yeşil Aklama Sözlüğü: Azalt - tekrar kullan - geri dönüştür nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-azalt-tekrar-kullan-geri-donustur-nedir,"Azalt - tekrar kullan - geri dönüştür veya yaygın İngilizce kullanımıyla ‘‘Reduce-Reuse-Recycle’’ çevre üzerinde yarattığımız etkiyi azaltma amacıyla, özellikle atık yönetimi alanında sıkça kullanılan bir kavram. Peki, birçok kaynakta 3R olarak kısaltılan bu kavram bize ne söylüyor? Azalt (reduce), tekrar kullan (reuse) ve geri dönüştür (recycle) olarak sıralanan bu üç kelime, daha az atık üretme yolunda yapmamız gerekenlere dair bir önceliklendirmeyi ifade ediyor. Bu üç kavram arasındaki hiyerarşi ise bize bilinçli tüketim serüvenimizde uygulaması basit bir yol planı sunuyor: Atık üretimini en aza indirmek için tüketimimizi ihtiyacımızla sınırlamak, satın aldığımız ürünleri mümkün olduğunca uzun süre kullanmak ve ürün bizim için miadını doldurmuşsa geri dönüşüm seçeneklerini değerlendirmek. Hiyerarşinin son adımı olan geri dönüşüm, sıkça büyülü ve tek başına yeterli bir çözüm olarak anılıyor ve bu haliyle tüketicileri yanıltma riski taşıyor. Ancak yeşil aklama yapan şirketler sıklıkla, azalt-tekrar kullan-geri dönüştür adımları arasındaki bu öncelik sırasını göz ardı ediyor ve yalnızca ‘‘geri dönüşüm’’ adımını öne çıkarıyorlar. Böylelikle, bir yandan büyümeye ve daha çok ürün satmaya devam ederken, bir yandan da atık azaltımı sorumluluğunu üreticiden tüketiciye aktarmış oluyorlar. Oysa ayrıştırmadaki zorluklar, yani tüm plastiklerin sorunsuz ve sonsuz geri dönüştürülememesi ve geri dönüşüm tesislerinin kapasitesi dolayısıyla, bugüne kadar küresel olarak üretilmiş plastiklerin yalnızca yüzde dokuzu geri dönüştürüldü. Tam da bu nedenle, azalt ve tekrar kullan adımlarının hiyerarşideki üstünlüğünü hatırlamak ve tüm sorumluluğu geri dönüşüme atma söyleminden sıyrılmak önemli. ‘‘Azalt’’ aşaması, basitçe, bize daha az ürün satın almayı öğütlüyor. Bir üründen çıkan atığı azaltmak için yapabileceğimiz en temel şey, o ürünü satın almamak. Dolayısıyla bu adım, sorunu önlemeye çalıştığımız ilk aşama. Günlük hayatımızda tüketimi ve buna bağlı olarak atıkları azaltmanın ise birçok yolu var. Örneğin şişelenmiş su satın almak yerine kendi mataramızı kullanmak ya da karton bardak ile kahve almaktansa kendi termosumuz ile yola çıkmak, hepimizin basitçe uygulayabileceği çözümlerden. Fakat bu adım, yalnızca tek kullanımlık plastikleri azaltmanın ötesinde, tüketim alışkanlıklarında kökten bir değişim öngörüyor: Kıyafetten ev eşyasına, gıdadan teknolojik aletlere kadar birçok üründe tüketimimizi ihtiyaçlarımız ile sınırlamayı tavsiye ediyor. Dahası, tüketimimizi azaltmak, çevreye verdiğimiz etkiyi asgaride tutmaya yardımcı olmanın yanı sıra tasarruf etmemizi de sağlıyor. Daha az satın alma prensibi ile çıktığımız bu yolculuk, her alışverişte bize “Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusunu sorduruyor. Yani ‘‘azalt’’ adımı, aslında bize bilinçli tüketici olmayı öğütlüyor. “Tekrar kullan” adımı, bir ürünü satın aldıktan sonra onu mümkün olduğunca uzun süre kullanmayı ifade ediyor. Yani bir ürünü satın aldığımız andan, elden çıkarmaya karar verdiğimiz ana kadarki süreçte söz konusu ürünü her haliyle değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmek önemli. Küçülmüş bir tişörtü armağan etmek, yıpranmışsa dikmek, yama yapmak, tamir edilemeyecek durumda ise kullanım amacını değiştirip toz bez yapmak, tekrar kullanmaya örnek gösterilebilir. Bir eşyayı yeniden kullanmaya hazır hale getirmek, onunla yapabileceklerimize geniş bir pencereden bakmayı ve yaratıcı düşünmeyi de gerektiriyor. İkinci el alışveriş de tekrar kullanma yöntemlerinden biri. Örneğini artık elimizde tutmak istemediğimiz, fakat hâlâ kullanılabilecek durumda olan bir ürünü satmak, çevre dostu bir seçenek. Bununla beraber, bir ürün alırken yenisinden ziyade ikinci el olanını tercih etmek, hem doğadan yeniden kaynak çıkarmamızı ve üretim aşamasında ortaya çıkan sera gazı salımları ile kirliliği önlüyor, hem de başka bireylerin 3R serüvenine destek olmamızı sağlıyor. Eşyaları daha uzun süre kullanabilmek için dikkat etmemiz gereken bir başka husus ise bir ürünü satın alırken uzun süre kullanabileceğimiz, dayanıklı ve kaliteli malzemeden, çevresel etkileri asgaride tutulmuş süreçlerle üretilmiş olmasına özen göstermek. Bu durum, başta daha maliyetli gibi gözükse de, evladiyelik ürünler uzun vadede tekrar satın almayı önlediğinden hem kazançlı hem de çevre dostu. Azalt ve tekrar kullan yöntemlerini geride bıraktıysak , yani artık elden çıkarmamız gereken bir ürüne sahipsek, “geri dönüştürme” seçenekleri değerlendirme vakti gelmiş demektir. Geri dönüşüm; kağıt, plastik, metal, cam gibi materyallerin işlenerek üretime hammadde olarak yeniden dahil olmaları demek. Yani, doğadan çekilen kaynağı “çöp” olarak terk etmek yerine, mümkün olduğu ölçüde, üretim zincirinin içinde tutmak. Bir ürünü geri dönüştürmek, hem geriye dönük üretim süreci hem de ileriye dönük atık yönetimi aşamaları göz önünde bulundurulduğunda, stratejik açıdan epey mantıklı. Üretim kısmında, geri dönüştürülmüş malzeme kullanarak hammadde maliyetini ve kaynak kullanımına bağlı çevresel zararı azaltmak mümkün. Öte yandan ürünün atık depolama sahasına gönderilmek ya da yakılmak yerine geri dönüştürülmesi, bu işlemlere bağlı oluşabilecek metan ve karbondioksit gibi sera gazlarının salımını da azaltıyor. Çöplüklerden ve atık depolama sahalarından yayılan ve karbondioksitten en az 28 kat daha etkili bir sera gazı olan metan, tüm atık sektöründeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 90'ını oluşturuyor . Yalnızca bu bilgi dahi, geri dönüşümün, sadece atık depolama sahalarına daha az atık gönderilmesini sağlaması açısından bile ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 2004 yılında ABD’de gerçekleşen G8 zirvesinde dönemin Japonya başbakanı Junichiro Koizumi, 3R’ın uygulanmasına yönelik uluslararası işbirliği sağlayacak bir 3R girişiminin kurulmasını önermişti. Bu girişim, 2005 yılında Japonya’da düzenlenen “3R Girişimi Bakanlar Konferansı” ile, Asya Pasifik ülkelerinin de taraf olmasıyla başlatılmış oldu. Dolayısıyla, her ne kadar ülkelerin farklı atık yönetimi planları olsa da, Çin, Bangladeş, Vietnam gibi Asya Pasifik ülkelerinin atık yönetimi stratejilerinde bir terim olarak 3R, önemli bir yer tutuyor ve ana hattı çiziyor . Görüleceği üzere ‘‘azalt - tekrar kullan - geri dönüştür’’ üçlüsü, basit öğretiler içeren çözüm yollarından biri. Bununla beraber atık yönetimi, karmaşık ve pek çok parametreyi aynı anda göz önünde bulundurmayı gerektiren önemli bir konu. Nitekim karmaşık problemler daha katmanlı çözümler gerektirdiğinden 3R her zaman yeterli gelmeyebiliyor. Bu durumlar için, literatürde 3R’ın 5R olarak güncellendiği pek çok örnek var. Ancak eklenen diğer iki R, bağlamdan bağlama ve sektörden sektöre farklılık gösteriyor. Nitekim her sektörün kendine has dinamiği ve ihtiyaçları var. Örneğin gıdaya dair bağlamlarda “Rot’’ (kompost yapmak) kavramı dahil olurken, eşyaya yönelik bağlamlarda Repair (tamir et), Redesign (yeniden tasarla), Repurpose (maksadını değiştir) gibi kavramlarla da karşılaşıyoruz. Unutmamak gerekiyor ki Reduce-Reuse-Recycle aslında bilinçli ve doğaya saygılı birer tüketici olmamızı kolaylaştırmak için çizilmiş bir çerçeve. İşin özünde, tüketimimizin her aşamasında, yani ürünün elimize ulaşmasından elimizden çıkışına kadarki yolculukta, sürdürülebilir tercihler yapma felsefesi yatıyor." ,https://md.teyit.org/img/3r-teyitpedia-sozluk.webp, ,https://md.teyit.org/img/dark-patterns-teyitpedia.webp, Tavşan deliğinden kurtulmak: Komplo teorileri hakkındaki fikirler değişebilir mi?,https://teyit.org/teyitpedia/tavsan-deliginden-kurtulmak-komplo-teorileri-hakkindaki-fikirler-degisebilir-mi,"Dünya üzerinde pek çok insan en az bir komplo teorisi ne inanıyor . Kulağa ilk başta sakıncalı gelse de bu durumu illa kötüye yormak zorunda değiliz. Ne de olsa komploların gerçekleştiği de oluyor. Örneğin 1950’li yıllarda CIA, yakalanan casuslardan itiraf gelmesi için kullanılabilecek ilaçları ve yöntemleri belirlemek amacıyla gerçekten de yasadışı deneyler yapmıştı . Ancak pek çok komplo teorisi, kanıtlarla desteklenmese de inananları cezbetmeye devam ediyor. Massey Üniversitesi’nden Matt Williams, Otago Üniversitesi'nden John Kerr ve La Trobe Üniversitesi’nden Mathew Marques tarafından geçmiş yıllarda yapılan bir çalışmaya göre Yeni Zelandalı ve Avustralyalıların yaklaşık yüzde yedisi uçakların arkasındaki görünür izlerin , gizli bir hükümet programının parçası olarak püskürtülen kimyasal maddelerin izleri olduğuna dair komplo teorisine, yani ""Chemstrail""a inanıyor. Teori, bilim camiası tarafından kesin bir dille reddedildiği halde insanlar inanmaya devam ediyor. Güvenilir kanıtların eksikliğine rağmen komplo teorilerinin insanları cezbetmesi , psikoloji ve diğer akademik disiplinlerdeki araştırmacılar için hâlâ bir bilmece. Son birkaç yılda komplo teorileri üzerine çok sayıda araştırma yayımlandı. Yazarlara göre, kaç kişinin bunlara inandığının yanı sıra bu inançla ilişkili psikolojik ve siyasi faktörler hakkında artık daha fazla şey biliyoruz . Ancak fikirlerin ne sıklıkla değiştiğini kestirmek kolay değil. İnsanlar, düşüncelerini sık sık değiştiriyorlar mı yoksa karşılarına hangi kanıt çıkarsa çıksın inançlarına inatla bağlı mı kalıyorlar? Matt Williams, John Kerr ve Mathew Marques insanların fikirlerini değiştirme sıklığı üzerine sordukları bu soruyu uzun vadeli bir çalışma yürüterek yanıtlamaya çalıştı . Araştırmaya 498 Avustralyalı ve Yeni Zelandalıyı dahil ettiler. 2021 yılında, Mart’tan Eylül’e kadar her ay, örneklem grubuna 10 adet komplo teorisi içeren bir anket sunularak her birine ne ölçüde katıldıkları soruldu. Sunulan teorilerin tamamı 11 Eylül saldırıları, 5G teknolojisinin kullanıma sunulması ve Covid-19 gibi ya halihazırda devam eden ya da bu çağda meydana gelen olaylarla ilgili iddiaları içeriyordu. Örneklem grubunda bu teorilere inanan bazı insanlar olsa da katılımcıların çoğu, teorilerin her birine karşı çıktı. En popüler teori ""ilaç şirketlerinin kârlarını korumak için kansere çare bulunmasını engelledikleri"" teorisiydi. Örneklem grubunun yaklaşık yüzde 18'i ilk sorulduğunda bu görüşe katıldığını bildirdi. En az popüler olan teori ise ""Covid-19 aşılarının insanları izlemek ve kontrol etmek için mikroçipler içerdiği"" teorisiydi. Grubun sadece yüzde 2'si bu görüşe katılıyordu. Yanlış bilgi salgını veya infodemi ile ilgili güncel endişelere rağmen komplo teorilerine yönelik bireysel inançların zaman içinde arttığına dair bir kanıt yok. Araştırmadaki veriler, Covid-19 salgınının çalkantılı geçen ikinci yılında toplanmasına rağmen komplo teorilerinin yükselişte olduğuna dair bir kanıt bulunamadı. Oysa o dönemde hem Avustralya hem de Yeni Zelanda ’da zaman zaman sokağa çıkma yasakları uygulanmaya devam ediyor ve hükümet karşıtı söylemler artıyordu. Bu araştırmada katılımcılar yalnızca altı ay boyunca izlenmesine rağmen çok daha uzun zaman dilimlerini kapsayan farklı çalışmalarda da komplo teorilerine olan inancın zaman içinde arttığına dair çok az kanıt bulunuyor . Son olarak araştırmacılar, komplo teorilerine dair inançların ya da inkârların istikrarlı olsa da tamamen sabit olmadığını tespit ettiler. Araştırmada kullanılan bütün teoriler için katılımcıların büyük çoğunluğu ""tutarlı şüphecilerdi"" ve teoriye dair fikirlerini hiçbir noktada değiştirmediler. Ayrıca, yanıtladıkları ankette her defasında aynı fikirde olmaya devam eden bazı ""tutarlı inananlar"" da vardı. Bu grup, çoğu teori için ikinci en büyük gruptu. Yine de her komplo teorisi için küçük bir oranda fikir değiştirenler de oldu. Bu kişiler araştırmanın başında gösterilen teorilerden birine veya daha fazlasına katılmazken, araştırmanın sonunda fikirlerini değiştirdiler. Ayrıca başlangıçta bir komplo teorisine katılan ancak sonunda bu kararından dönen küçük bir  grup da vardı. Bununla birlikte fikirlerini değiştiren bu iki grubun yüzdeleri birbirlerini oldukça dengeleme eğiliminde seyretti ve inananların yüzdesi zaman içinde önemli derecede sabit kaldı. Aslında bu göreceli istikrar epey ilginç. Çünkü komplo teorilerine yöneltilen eleştirilerden biri "" yanlışlanabilir "" olmayabilecekleri. Bir komplo teorisine karşı kanıt gibi görünen şeyler, inananlar tarafından durumu örtbas etmenin bir parçası olarak görülebilir. Yine de insanların bazen daha önce inandıkları komplo teorilerini reddetmeye karar verdikleri açık. Araştırmadan elde edilen bulgular, Lewis Carroll’un ünlü hikayesinde Alice'in Harikalar Diyarı'na yuvarlanması gibi, insanların komplo teorilerine hızla inandığı şeklindeki popüler “tavşan deliği” kavramını sorgulanır hale getiriyor. Bu durumun gerçekleşmesi az sayıda insan için hâlâ mümkün. Yine de sonuçlar en azından bunun tipik bir deneyim olmadığını gösteriyor. Çoğu kişi için komplo teorisi inancına giden yolculuk, tıpkı gerçek bir tavşan yuvası gibi, içinden çıkması mümkün ancak aşamalı bir yolculuğu içeriyor olabilir ." Eşitsizliğin basın yüzü: İlk teyitçiler neden kadınlardı?,https://teyit.org/teyitpedia/esitsizligin-basin-yuzu-ilk-teyitciler-neden-kadinlardi,"8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Sancılı süreçler ve önemli dönüm noktalarının ardından, 1975 yılından beri birçok ülkede kutlanan bu gün, yalnızca kadınların iş ve özel yaşamlarındaki emeklerini, başarılarını ve katkılarını kutlamak için değil, mücadele verilerek elde edilmiş ekonomik, sosyal ve politik hakları vurgulamak için de bir fırsat. Peki teyitçilikte geçmişte durum neydi? Diğer tüm mesleklerde olduğu gibi, teyitçilik de herhangi bir cinsiyete özgü olmayan, şüphe kası gelişmiş, eleştirel düşünme pratiğine sahip herkesin yapabileceği bir iş kolu. Fakat 1900’lü yılların başında durum böyle değildi: O yıllarda Time dergisinde araştırma için bulgu toplayan, yazılardaki bilgilerin doğruluğunu teyitleyenlerin hepsi kadındı . Çünkü bilgileri teyit etme bir kadın işi olarak görülüyordu. Türkiye’de ise ilk üç gazetecilik mezunundan biri olan Vasfiye Özkoçak’ın yaşadığı deneyimler, sahada kadın bir muhabir olmanın erkekler tarafından kabul edilmediğine işaret ediyor. 1923 yılında New York’ta kurulan haftalık haber dergisi Time’ın ilk günlerinde, çalışan kadınların neredeyse tamamı “araştırmacı” rolünde, bugünün teyitçilik görevindeydi . 1973 yılına kadar devam eden bu görev dağılımının altında elbette toplumsal cinsiyet rolleri yatıyor. Pozisyonun gereklilikleri incelendiğinde bu ayrım daha da iyi anlaşılıyor: Erkek yazarların haberleri için araştırma yapmak, içerikte verilen bilgilerin doğruluğunu teyit etmek ve habere konu olayların raporlanması gibi kağıt işlerini halletmek. Fark edileceği üzere bu görevlerin ortak bir tarafı var: Kadınların dışarıda çalışmasını gerektirmemesi. Bilgiyi doğrulama faaliyeti pek emek ve yetenek gerektiren bir iş olarak kabul edilmese de eğer yazıda hata yapılırsa, sorumlu tutulan da yine kadın teyitçilerdi, hikayenin asıl yazarı erkekler değil . Diğer gazete ve dergilerde de durum pek farklı değildi. Çünkü kadınların basın sektöründe çalışması, ""tehlikeli"" olduğu gerekçesiyle uygunsuz karşılanıyordu . Yazı yazma fırsatı bulan kadınlar ise sınırları yine cinsiyet rolleriyle belirlenmiş bir alanda içerik üretebiliyordu. Örneğin, pek çok kadın gazetecinin, yemek pişirme, ev idaresi ve moda gibi konularda yazması isteniyordu ve bu yazılar ""kadın sayfalarına"" yerleştiriliyordu. Tüketmesi daha “kolay” gibi düşünülen bu içerikler, genellikle siyaset ve suç haberlerinden daha az önemli olarak görülüyordu . Kadınların basın kuruluşlarında teyitçilik yapmasını sakıncalı bulanlar da vardı. Örneğin ABD'li roman yazarı Tom Wolfe, The New Yorker'ın kadın teyitçiler kolunun, kendisinin ve diğer yazarların itibarını zedeleme niyetiyle işbirliği yapan kadınlardan oluştuğunu düşünüyordu . Kadınların gazetecilik alanında yüksek mevkilere erişebilmesi ise 1970’leri buldu. Newsweek ve Time dergisinde çalışanların açtığı davalar sonucunda kadın gazetecilerin yazarlık ve editörlük işlerine terfi yolu açıldı. Davalardan kısa bir süre sonra erkekler de daha sonradan teyitçilik olarak isimlendirilen, o dönemin araştırmacı-muhabir kadrolarına geçmeye başladılar. O dönem dergilerde teyitçilik rolünü üstlenen kadınlara nasıl bakıldığını ise 1920’ler ve 1930’larda Time ve Fortune dergilerinde editör olan Ed Kennedy’nin hiciv içeren şiirlerinde görebiliyoruz. Bu şiirlerde Ed Kennedy’nin gözlemlerini cinsiyetçi mizah ve klişelere dayandırdırdığı açık. Örneğin “It’s a fact” başlıklı şiir, kadın teyitçilerin titiz çalışma biçimlerinin hayatın geri kalanında işlemediğine değiniyor. ""Bu gerçek, şu gerçek için, Günlerini çekişme ve gürültü içerisinde geçiriyorlar, Ancak hayatın gerçeklerini belirleme konusunda O kadar da uzman değiller."" 1944’de çıkan Teyitçilere Notlar isimli 14 sayfalık kitapçık, o dönem Time'da maaşlı çalışan 111 kadına dünyanın kusurlu yönleriyle nasıl başa çıkacakları konusunda kesin tavsiyeler sunmanın yanı sıra cinsiyet rollerinin çarpıcı bir görünümünü de ortaya koyuyor . Kitapçık, giyim tavsiyelerinden kadınların nasıl tutumlar sergilemesi gerektiğine kadar birçok öneri içeriyor. Şirketin kadın çalışanlara bakış açısını ise şu cümleyle özetlemek mümkün: “A TIME Inc. researcher should never forget what a nuisance she can be merely because she is a woman…The researcher must prove, by her unspectacular behavior, that she is no more trouble than a man would have been.” Derginin kurucularından Briton Hadden'ın 1949'da yazılan bir biyografisi, Hadden’ın yazar ve teyitçi arasındaki gergin dinamikleri cinsiyetler arası doğal rekabetin bir uzantısı olarak gördüğünü vurguluyor. Hadden’ın bu yaklaşımını derginin ilk teyitçisi Nancy Ford’un bir anekdotunda görmek mümkün. Nancy Ford, Hadden'ın son dakika değişikliklerini baskıya onun bildirmesini istemesinin nedeni olarak şu sözleri duymuş: ""Sen bir kızsın. Seni öldüremezler!"" Yani, tehlikeli olduğu gerekçesiyle sahadan haber toplamaya ve yazmaya teşvik edilmeyen kadınlar, yeri geldiğinde sürtüşmeli bir durum söz konusuysa kalkan görevi görmesi için öne atılabiliyorlar. Benzer bir hikaye, derginin teyit departmanının ilk şefi Mary Fraser’ın yıllar sonra yayınladığı bir anısında mevcut. Fraser, o dönemde Hadden ve kurucu ortak Henry Luce'un ""kızların"" ofis düzenini sağlamakla sorumlu olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden yazarlar yani erkekler ve kadınlar arasında bariz bir çizginin olduğunu söylüyor. Hangi coğrafyada olursak olalım, kadınların yaşadığı ayrımcılığın izleri benzer. Türkiye’de gazetecilik eğitimi alan ilk üç kadından biri olan Vasfiye Özkoçak’ın, mesleğin ilk yıllarında cinsiyeti nedeniyle yaşadığı zorluklar, kadınların basın alanında kendilerini kabul ettirmek için uzun ve çetrefilli yollardan geçtiğinin kanıtı. Vasfiye Özkoçak, Kaynak: Journo Journo’nun Vasfiye Özkoçak’ın dokuzuncu ölüm yıldönümünde yazdığı yazıda geçen anekdot, genç muhabirin mesleğin ilk yıllarında tek kadın olarak çalıştığı Cumhuriyet Gazetesi’nde yaşadığı anılara yer veriyor : Bekledikleri gibi olmadı, Vasfiye Özkoçak ilerleyen yıllarda sırasıyla ilk kadın polis adliye muhabiri, ilk kadın istihbarat şefi, Cumhuriyet gazetesinin ilk kadın çalışanı, Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi’nin ilk kadın başkanı oldu. Vasfiye Özkoçak titizlikle yazılmayan, yanlış bilgi içeren haberlere de karşıydı. Cumhuriyet Gazetesi’nde istihbarat şefliğine atandığında yaşadığı bir olay, bunun en açık örneklerinden . 21 Temmuz 1959’da tüm gazetelerin Kars Pernavut’ta bulunan Sütlübiyan Dağı’nda yanardağ patlaması olması üzerine, köyün boşaltıldığını ve eşkıyaların ayaklandığını yazması üzerine coğrafya mezunu olduğu için habere gönderilen Özkoçak, olay yerine gittiğinde haberlerin buraya gelinmeden yazıldığını ve doğru olup olmadığının araştırılmadığını anlamıştı. Yani ne yanardağ patlamış, ne de köy boşaltılmıştı. Haberin doğrusunu yazıp İstanbul’a geri dönen Vasfiye Özkoçak kendisini sinirli ve mutsuz bir erkek muhabir grubu karşıladığını anlatıyor. Kapak görseli: Time & Life Pictures/The LIFE Images Collection" ,https://md.teyit.org/img/veri-boslugu-nedir-teyitpedia-2.webp, ,https://md.teyit.org/img/kate-teyitpedia-komplo.webp, Veri boşluğu nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-veri-boslugu-nedir,"Bilgilere ulaşmak için defter kitap karıştırmaya, kütüphane yoluna düşmeye veya bir bilene danışmaya hiç gerek yok. Çünkü tüm bunların yerine herhangi bir arama motoruna yanıtını aradığımız soruyu yazmak yeterli. Peki, bu arama sonuçları ne yazarsak yazalım güvenilir çıktılar veriyor mu? Veri boşlukları (İngilizcede data voids olarak biliniyor), basitçe, kanıttan yoksun bilgi alanları olarak tanımlanabilir. Bu boşluklar ise genellikle yanlış bilgi yayan aktörler ve komplo teorisyenleri tarafından doldurularak, herhangi bir konuda arama yapmak isteyen kullanıcıları güvenilir bilgilerden uzaklaştırmak için kullanılıyor. Kavram ilk defa, 2018 yılında Microsoft’tan Michael Golebiewski ve Data & Society Başkanı Danay Boyd’un yayınladığı bir raporda kullanıldı. Onlara göre kullanıcıları yalnızca tek bir bakış açısı sunan anahtar kelimeleri veya konuları aramaya teşvik etmek, yanlış bilgi sorununda yükselen bir eğilimdi. Kavramı daha net açıklamak için ise şu örneği kullandılar : Haziran 2015’te ABD’nin Güney Karolina eyaletinde Dylon Roof isimli bir şahıs Charleston kentindeki bir kilisede ateş açarak dokuz siyahın ölümüne yol açmıştı. Saldırıdan sonra yaptığı açıklamalarında saldırgan, Google’da “beyazlara karşı siyahların işlediği suçlar” anahtar kelimeleriyle bir arama yaptığında hayatının değiştiğini söylüyordu. Roof’un bu aramanın sonucunda ulaştığı ilk web sitesi beyazların üstünlüğünü savunan bir gruba aitti. Okuduğu kaynaklar Roof’a şunu düşündürmüştü: 17 yaşındaki siyah genç Trayvon Martin’in vurularak öldürülmesi bu kadar yankı uyandırırken siyahların öldürdüğü yüzlerce beyaz neden göz ardı ediliyor? Golebiewski ve Boyd, ""'Siyahların beyazlara karşı işlediği suçlar' terimi popüler bir arama olmasa da, büyük arama motorlarının ilk sayfasında verilen sonuçlar çok sorunlu"" çıkarımında bulundular. Onlara göre bu veri boşluğunun klasik bir örneğiydi. 1. Son dakika haberleri: Veri boşluklarının en hızlı çoğaldığı zamanlardan biri, kamuoyunu yakından ilgilendiren son dakika haberlerinin paylaşıldığı anlar. Güvenilir kaynaklardan teyit edilmemiş bilgiler ve içerikler böyle zamanlarda arama sonuçlarında ilk sayfaları meşgul edebilir. Bu boşluklar meşru haber kaynakları tarafından doldurulmadan önceki o kısa sürede kullanıcılar doğru ve güvenilir bilgiye erişmekte zorlanabilirler . 2. Üretilen yeni kavramlar: Manipülatörler veya kasıtlı yanlış bilgi yayan aktörler tarafından yaratılan veya büyük kitlelerin henüz kullanmaya başlamadığı yeni kavramlar da veri boşluklarının bir parçası olabilir. Bu sözcüklerin veri boşluğu oluşturmasının asıl sebebi ise kavramların asıl anlamını açıklayan güvenilir kaynakların yerini çıkarımların ve bağlamdan koparmaların alması. Bir türle ilgili çarpıcı bir örnek, bugünlerde dördüncü yılını dolduran Covid-19 pandemisiyle ilgili . Arama motorlarında ""wuhan coronavirus"" anahtar sözcükleriyle arama yapıldığında CNN, Wikipedia ve Dünya Sağlık Örgütü gibi nispeten güvenilir kaynaklara ulaşabiliyoruz. Fakat ""Wuhan HR001118S0017"" araması, Covid-19'un Amerika Birleşik Devletleri'nin düşmanları tarafından geliştirilen biyolojik bir silah olduğunu iddia eden birçok komplo teorisi ni karşınıza çıkarıyor. “HR001118S0017” ise Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden sızdırıldığı iddia edilen dökümanın numarası. Arama sonuçlarında çıkan kaynaklarda Covid-19’un laboratuvarda üretildiğine dair belgelerin sızdığı iddia ediliyor 3. Güncelliğini yitirmiş kavramlar: Kavramlar güncelliğini yitirirken, içerik oluşturucuların büyük bir kısmı bu kavramlar hakkında söylenecek her şeyi zamanında yazmış olurlar. Yani, bir süre sonra meydan trollere ve kasıtlı yanlış bilgi yayan, manipülasyon yapan aktörlere kalır. 4. Parçalanmış kavramlar: Bağlamdan koparılan, birbiriyle ilişkisi çarpıtılan ve çeşitli siyasi konulara atıfta bulunan yeni bilgi kümeleri oluşturmak, arama yapan kullanıcıları farklı bilgi dünyalarına götürme potansiyeli taşıyor. 5. Problemli sorgular: Rahatsız edici ya da tedirgin edici terimlere yönelik sorunlu arama sonuçları, o konuyla ilgili güvenilir kaynaklarla oluşturulmuş bir içerik eklenmediği sürece, üst sıralarda çıkmaya devam edebilir. Bu sırada hassas konulara ilişkin veri boşlukları çoğalabilir. Örneğin, “Holokost gerçek mi?” sorusu sorulduğunda, çıkan sonuçlar arasında daha az güvenilir kaynak görmek olası. Çünkü Holokost hakkında gerçeklere dayalı içerik üretenler, bu sorguda kullanılan türden bir dille, yani Holokost’u komplo teorisi olarak yansıtan içerik üretmiyorlar. Ancak bu sırada komplo teorisyenleri, sürekli olarak yeni içerikler üretmekle ve içeriklerini arama motorlarında üstte çıkmak için optimize etmekle uğraşıyorlar. Bu da gerçeklere dayalı bilgi üretenlerin üst sıralara yerleşmesinin önünü önemli ölçüde kapatıyor . Veri boşlukları yanlış bilgilere olan inancı da körüklüyor. Geçtiğimiz aylarda bilimsel dergi Nature’da yayınlanan bir araştırma, yanlış bilgiyi teyit etmek için internette arama yapanların veri boşluklarına düşme riski taşıdığına işaret ediyor . Araştırma sırasında, katılımcılardan ABD hükümetinin Covid-19 salgını sırasında karantinalarla bir kıtlık yarattığı iddialarını teyit etmeleri isteniyor. Katılımcılar, “tasarlanmış kıtlık” gibi anahtar sözcüklerle arama yaptıklarında, karşılarına güvenilir kaynaklar yerine bu konudaki çeşitli komplo teorileri çıkıyor. Dahası, aynı sorunla Covid pandemisiyle ilgili asılsız iddiaları tanımlamak için farklı anahtar kavramlar kullandıklarında da karşılaşıyorlardı. Siyaset bilimci Kevin Aslett ve meslektaşlarının yaptığı bu araştırma, medya okuryazarlığı eğitimlerinde sıkça kullanılan “bu konuyu araştırın” önerisinin yeterli olmadığını gösteriyor. Çıkan sonuçlar arasında hangi kaynağın güvenilir olduğunu saptayabilmek de bu becerinin önemli bir parçası . Dahası, veri boşlukları sadece arama motorlarına özgü değil; arama özelliğinin ilgili platformla sınırlı olduğu web sitelerinde ve sosyal medya platformlarında da veri boşluklarına rastlanabiliyor . Çünkü günümüzde birçok kişi YouTube, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya platformlarını haber almak için kullanıyor. Dünyada 16-24 yaş arası kişilerin sosyal medyadan haber alma oranı yüzde 59,8 iken, bu oran 55-64 arası kişilerde 73,4 . Golebiewski ve Boyd’a göre, veri boşlukları için ""hızlı bir çözüm"" yok. Yani veri boşlukları sorunlu içeriğin kaldırılmasıyla yok olmuyor. Arama motorları, bilgiye erişim ve ifade özgürlüğü gibi temel bir hakkı sınırlamamak için içerik silmeyi uygun bulmadığını ifade ediyor. Diğer yandan içerikleri kaldırmak zaten etkili bir çözüm değil, çünkü yanlış bilgiler çoğu zaman insan zihnine bir sakız misali yapışabiliyor. Kaldırılan içeriğin yerini dolduracak yüksek kaliteli içerik yoksa, yeni ve kötü niyetli içeriklerin ortaya çıkması kaçınılmaz . Bilgiye erişimi dengelemek ve insanların zararlı içerikle karşılaşma olasılığını en aza indirmek için etkili bir yol bulmanın yolu ise işbirliğinde yatıyor. Golebiewski ve Boyd, arama motorları ve içerik oluşturucularının riskli veri boşluklarını örgörmeleri, tespit etmeleri ve bunları kaliteli ve güvenilir içerikle doldurmak için işbirliği yapmalarının önemini şu sözlerle vurguluyor : ""Veri boşlukları sistematik, kasıtlı ve özenli bir şekilde yönetilmesi gereken bir güvenlik açığıdır.""" Kate Middleton’ın manipüle edilen fotoğrafı komplo teorilerini nasıl tetikledi?,https://teyit.org/teyitpedia/kate-middletonin-manipule-edilen-fotografi-komplo-teorilerini-nasil-tetikledi,"Sosyal medya hesaplarımızda paylaşacağımız fotoğraflarda küçük düzenlemeler yapmak, çoğumuz için artık bir rutin haline geldi. Bazen yüzümüzde beğenmediğimiz lekeleri, bazen de artık fotoğrafta olmasını istemediğimiz kişileri silebiliyoruz. Fakat Galler Prensesi Kate Middleton, kendi açıklamasına göre, Anneler Günü'nde paylaştığı fotoğrafla bu düzenleme işini biraz farklı bir seviyeye çıkardı. Dikkatli kullanıcılar fotoğraftaki gariplikleri anında sezerek bunu bir şaka malzemesi olarak kullandılar, komplo teorisyenleri ise bu fotoğrafın prensesin sağlık durumunun halktan gizlenecek kadar kötü olduğunu kanıtladığını düşündüler. Britanya’da “Mothering Day” olarak bilinen Anneler Günü 10 Mart’ta kutlandı. Galler Prensesi ise resmi sosyal medya hesaplarından çocuklarıyla olan bir fotoğrafını “Son iki ay boyunca devam eden nazik dilekleriniz ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Herkese mutlu bir Anneler Günü dilerim. C” notuyla paylaştı . Buraya kadar her şey normaldi. Ta ki dikkatli kullanıcılar fotoğraftaki gariplikleri fark edene kadar. Görsele bakınca en dikkat çeken detaylardan biri en sağdaki Prenses Charlotte’un eteğinin sonradan görsele eklenmiş gibi durması. Bir diğeri ise Kate Middleton’ın sağ elinin ve yüzünün bir kısmının blurlu olması. Prenses Charlotte’un karın bölgesinde duran elin altında ise bir kıyafet parçası var, fakat bu da görüntüdeki kimseye ait değil. Yine aynı bölgede Charlotte’un hırkasının bilek kısmı silik bir görüntüye sahip. En soldaki Prens Louis’in bacaklarının hemen arkasında görünen beyaz zeminde ise bir çarpıklık söz konusu. Kate Middleton’ın ceketinde bulunan fermuarın, saçla ve kıyafetin duruşuyla uyumlu olmaması, Charlotte ve Kate’in saçlarının yapay görünmesi, yerdeki karolardaki yinelemeler fotoğrafta dikkat çeken diğer detaylardan. Bu sırada, Getty Images, AFP, Reuters ve Associated Press gibi birçok yayın kuruluşu ""Prenses Charlotte'un sol elinin hizasındaki tutarsızlığa"" dikkat çekerek fotoğrafı kaldırdı. Kensington Sarayı ise, orijinal düzenlenmemiş fotoğrafı yayınlamayacağını söyledi . Fotoğraftaki müdahalelerin anlaşılması üzerine Galler Prensesi, resmi sosyal medya hesaplarından bir açıklama paylaştı : Bu açıklamadan sonra sular durulmadı. Fotoğrafa yalnızca küçük dokunuşlar yapılmadığı, Kate Middleton'ın suratının farklı bir çekimden alındığı da iddialar arasındaydı. Bazı sosyal medya kullanıcıları, Kate’in yüzünün 2016’da yapılan Vogue dergisi kapak çekimlerinden olduğunu iddia etti . Buna karşılık görüntüdeki benzerliğin doğal olduğunu, gün ışığında çekilen gülümseyen insan fotoğrafının her zaman birbirine benzeyebileceğini hatırlatanlar da yok değil. Bu gruba göre gölgelerin nispeten başarılı bir şekilde düzenlenmesi, yüz çizgilerindeki farklılıklar ve gözün içerisindeki parıldamanın her iki fotoğrafta farklı olması, görüntülerin farklı zamanlarda çekildiğine işaret ediyor. Bir başka sosyal medya kullanıcısına göreyse, Prenses Charlotte ve Kate Middleton’ın üzerindeki kıyafetler, Aralık ayında katıldıkları bir etkinlikle giydikleriyle aynıydı . Charlotte’un kot eteği yerine kareli başka bir etek eklenmiş, Kate’in krem rengi kazağı ise laciverte döndürülmüştü. Tüm bunlar, fotoğrafın eski tarihli olabileceği yönündeki şüpheli artırdı. Fakat yine de görüntünün eski tarihli olduğuna dair kesin bir kanıta henüz ulaşılamadı. Nitekim fotoğraf üzerindeki iddialar devam etse de Kate Middleton’ın paylaştığı bu fotoğrafın, sosyal medya kullanıcıları için manipüle edilmiş fotoğrafları ayırt etme pratiğine dönüştüğü kesin. Kraliyet aileleri, özellikle de gösterişli düğünleri ve cenazeleriyle ön plana çıkan Britanya Kraliyet Ailesi, hem yaşayış biçimleri hem de ekonomiye etkileriyle her daim gündemde kendilerine yer bulabiliyor. Prens ve prenses masallarıyla büyüyen bizler de çoğu zaman merak içinde bu “görkemli” hayatları takip ediyoruz. Britanya Kraliyet ailesinin son zamanlarda gündeme bu kadar sık gelmesinin ilk sebebi aile mensuplarının yaşadığı sağlık sorunları. Şu an tahtta olan Kral 3. Charles ’a kanser teşhisi konulması, York Düşesi Sarah Ferguson ’un cilt kanseri olması ve son olarak Galler Prensesi Kate Middleton’ın karın bölgesinden olduğu söylenen bir ameliyata girmesinin ardından başta İngiliz medyası olmak üzere birçok haber kuruluşu aileyi yakın takibe almıştı. Fakat zamanla Kate Middleton’ın sağlık durumu hakkında haberler, adeta komplo teorilerine evrildi. 17 Ocak’ta, ameliyatından bir gün önce hastaneye yatmasının ardından yaptığı açıklamada Kate Middleton, çocuklarının normal bir süreç geçirmesi için tıbbi gelişmelerin gizli kalmasını kamuoyundan rica etmişti . Bu gizlilik arzusu, meydanı komplo teorilerine açan ilk adım oldu. Prensesin sağlık durumunun kötü olduğundan, ölmüş olma ihtimaline, estetik operasyonu geçirdiğinden eşiyle boşanacağına kadar birçok haber yayıldı . İngiliz halkı prensesin güncel sağlık durumuyla ilgili haber alamadıkça, ekranlarda ve sokaklarda göremedikçe teorilerin dozu arttı. Son olarak bu paylaşımlara, İngilizce’deki komplo (conspiracy) ve Kate isminin birleşimiyle oluşturulan #katespiracy etiketleri eklendi. Öyle ki, Mart ayının başında, ameliyattan sonraki ilk görüntüsünde annesiyle beraber Windsor Kalesi’nden ayrılan Kate’in “dublör Kate” olduğunu iddia edenler bile vardı . Normal şartlar altında, ameliyattan çıkmış birinin fotoğraflarının yayınlanmaması, kişinin mahremiyetine duyulan makul bir saygı olarak kabul edilebilir. Ancak magazin basınının acımasızlığıyla nam salmış bir ülkede müstakbel İngiltere kraliçesinin sıradan bir vatandaş gibi karşılanması pek beklenen bir durum değildi . Kraliyet kadınlarından neredeyse imkansız beklentileri karşılamaları bekleniyor: Her zaman güzel ve bakımlı olmak, koşullar ne olursa olsun halkın karşısına her zaman hoş bir şekilde çıkmak . Bazı kullanıcılar tam bu noktadan hareketle, Kate Middleton yaptığı üç doğumdan hemen sonra kameralar karşısına geçmişken, neden şimdi ortalarda olmadığını sorguluyorlar. Peki, neden kraliyete yönelik ortaya çıkan iddiaları takip ediyor, bunlar komplo teorileri içerseler dahi inanmaya meyilli oluyoruz? Bunun başlıca sebebi, kraliyetin özünde “gizem” olması. Yaşam tarzları ve adetleriyle adeta büyülü bir gizem yaratan kraliyet aileleri, halkın merakını artırarak onların gözünde dolması gereken boşluklar yaratıyorlar. Bu boşluklarsa çoğu zaman spekülasyonlar, söylentiler ve komplo teorileriyle doluyor. Diğer yandan, kraliyet üyeleri düğünleri, cenazeleri, hayır işleri ve skandallarıyla kendilerinden sürekli söz ettiriyorlar ve bu bir noktada onlar için monarşinin sürekliliğini sağlayan bir unsur. Fakat göz önünde yaşanan bu hayatın dozunu kısıp sessizlik haklarını kullandıklarında, halkın gözünde gizemli, saklanması gereken bir sır olduğu algısı uyanıyor. Öyle ki bazı komplo teorisyenleri, Kral 3. Charles’ın hastalığının bu kadar açıkça duyurulmasının ardında yatan sebebinin Kate Middleton’ın başına daha fena bir şey gelmesine ve bunu saklayacak başka bir gündem bulunması gerektiği olduğunu düşünüyor. Bu haberleri bir komplo teorisi ne dönüştürmeye yatkın olmamızın bir diğer nedeni ise kraliyet ailelerinin zaman zaman skandallarla gündeme gelmesi. Bu skandalların halkta yarattığı izlenim ise “kesin bizden gizlenen bir şeyler var” hissi. Bu kimi zaman birbiriyle çelişen komplo teorilerinin ortaya çıkmasına da sebep oluyor. Prenses Diana’nın geçirdiği kazanın, üzerinden 27 yıl geçmesine ve olayla ilişkili birçok kanıt olmasına rağmen bir grup Diana’nın ölmediğini ve dikkatlerden uzak bir hayat sürdüğüne inanırken, yaygın başka bir iddiaya göre yaşananlar bir kaza değil, planlanmış bir suikasttı." 2024 yerel seçimlerinde karşımıza çıkabilecek yanlış bilgiler,https://teyit.org/teyitpedia/2024-yerel-secimlerinde-karsimiza-cikabilecek-yanlis-bilgiler,"Bu sene yalnızca Türkiye değil, dünya nüfusunun neredeyse dörtte biri sandık başına gidecek. Dezenformasyon un dozunun artması, alışılmışın dışında yöntemlerle oluşturulmuş yanlış bilgilerin üretilmesi, yapay zekâ ile üretilmiş ses ve görüntülerin gerçeklik algısını bozması, bu küresel seçim yılında beklenenler arasında . Teyit sekiz yıldır yanlış bilgiyle mücadele ediyor. Seçim öncesinde yaygınlaşan yanıltıcı bilgileri analiz ederek kısa bir sürede yayınlarken, seçim sonrasında ise içgörülerimizi ve istatistikleri Sahte Haber Karnelerinde paylaşıyoruz . Tüm bu deneyimden hareketle, geçmiş seçim dönemlerinde sıkça karşılaşılan yanlış ve yanıltıcı bilgileri belirli başlıklar altında toplamak mümkün. Asimetrik propaganda , bir siyasi grubun kendi propagandasını, karşısında yer aldığı grubu taklit ederek yayması olarak tanımlanıyor. Geçtiğimiz genel seçim döneminde hem sosyal medyada hem de ana akım medyada yayılan, asimetrik propagandanın çarpıcı örneklerinden bir cheapfake hiç şüphesiz benzeri tüm yanıltıcı iddiaların önüne geçmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'nin o dönemki lideri Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyası için hazırlanan bir reklam filmine Murat Karayılan’ın montajlandığı videoyu bir miting sırasında sırasında katılımcılara izletmişti. Asimetrik propagandayla hem sokakta hem de sosyal medyada karşılaşmak mümkün. Örneğin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmi internet sitesine bakıldığında “Sana Söz” sloganı ile paylaşılan afişler arasında “Güneydoğu Anadolu’da özerklik ilan edeceğiz” ve “Oğlun istediği takdirde erkek arkadaşıyla evlilik yapabilecek” vaatlerinin bulunduğu afişlere rastlanmıyor. Bu örnekte asimetrik propaganda, bir siyasi grubun rakip siyasi grubun kimliğine bürünerek seçmen kararını etkileme potansiyeline sahip afiş ve broşürleri yayması şeklinde karşımıza çıkıyor. Seçim dönemlerinde sıkça yayılan asimetrik propagandalardan biri de rakip tarafın seçmenlerinin oyunu geçersiz kılmaya yönelik oluyor. Örneğin 2023 genel seçimlerinin ikinci turundan hemen önce yapılan bir paylaşımda, oy pusulası dışında başka herhangi bir şeyin konulmaması gereken zarfa, oy verilen aday için not bırakılması önerilmişti. Oysa bu tür bir not oyu geçersiz kılacak unsurlardan biri. Bu küresel seçim yılında, deepfake ler konusunda hem tehlike zillerini erkenden çalanlar hem de kaygıya gerek olmadığını savunanlar bir arada. Bir yandan, yapay zekâ ile oluşturulmuş ses ve görüntülerin seçmen davranışını etkilemesinden, gerçeklik algısını bozmasından ve seçmenleri sandığa gitmemeye ikna etmesinden endişe ediliyor . Diğer yandan, bu içeriklerin yükselişte olmadığını, duyulan endişenin yeni teknolojilere dair bilinmezliğin yarattığı doğal bir korkumuzdan kaynaklandığı vurgulanıyor. Bu sırada, hem sesli hem de görüntülü deepfakeler, farklı coğrafyalarda seçim gündemini etkileyebiliyor. Yapay zekâ ile üretilen bu görsel, ABD başkan adayı Trump ve siyah vatandaşları gösteriyor. Bu görsellerin üretilmesinin amacının, siyahların Trump'a sempatisini artırmak olduğu düşünülüyor. Bu gibi içeriklerin seçmenlerin oy tercihlerini etkileyebileceği hatırlatılıyor . Trump'ın konvoyunu vatandaşlarla poz vermek için durdurduğuna dair açıklamayla sosyal medyada sıkça paylaşılan fotoğraf. Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın geçen Kasım ayında yaşadığı bir olay da sesli deepfakelerin seçim zamanlarında kullanılmasına bir örnek . 11 Kasım'da yayımlanan sahte ses kaydında Khan'ın tüm Londralıları Filistin'e destek yürüyüşüne çağırdığı duyulmuştu. Oysa Khan’ın böyle bir açıklaması yok. Yakın bir zamanda, ABD Başkanı Joe Biden’ın seçmenlere “ön seçimlerde oy kullanmamalarını ve oylarını kasım ayındaki başkanlık seçimine saklamalarını” söylediği sahte ses kaydı dolaşıma girmişti . Deepfake’ler geçen sene de endişe uyandırmış, seçim gündemini etkileyeceği öngörülmüştü. Öte yandan 2023 seçimlerinde deepfake videolar yerine, daha basit araçlar yardımıyla üretilen cheapfake içerikler Teyit ekibinin radarına daha çok girmişti . 2023 yılında Teyit’in incelediği cheapfake içeriklerden bazıları Özetle, yapay zekâ ile üretilen görseller hem de sesli ve görüntülü deepfake’lere hazırlıklı olmakta fayda var. Seçim dönemlerinin başladığını bize hatırlatan en önemli unsurlardan biri, adayların seçmenlerle buluştuğu mitingler. Her seçim döneminde Teyit’e iletilen şüpheli iddiaların önemli bir kısmını, mitinglere katılım sayıları oluşturuyor. Rakip partinin mitingine katılımın medyaya yansıyan kadar olmadığı, görünen kalabalığın montaj olduğu, alanda farklı parti ve grupların bayraklarına rastlandığı veya alanın aslında boş olduğuna dair iddialar, bu türe örnek. Örneğin, 2023 genel seçimleri öncesinde, AK Parti’nin İzmir mitingine ait fotoğrafların montaj olduğu iddia edilmişti. Teyit’in incelemesi sonrasında sosyal medyada montaj olduğu öne sürülen görüntülerin gerçek olduğu anlaşılmıştı . Seçim dönemlerindeki bir diğer trend, anketler ve bunların neye işaret ettiğine dair tartışmalar. Fakat sosyal medyada veya haber sitelerinde karşılaştığımız her anket, güvenilir bir anket şirketi tarafından yürütülmemiş olabilir. Hatta paylaşımda gördüğünüz tüm rakamlar tamamen uydurma da olabilir. Örnek olarak 2023 yılında yapılan genel seçimler öncesi sosyal medyada yaygınlaşan bir anket sonucuna beraber bakalım. Bu paylaşımla karşılaştığımızda kendimize soracağımız ilk soru “Bu anket kim tarafından yapılmış?” olmalı. Paylaşımda kaynak belirtilmemesi, bir tarafın oy oranının beklenenden yüksek verilmesi, yüzdelikleri topladığımızda mantıksız bir sonuca ulaşıyor olmamız karşılaştığımız anket sonuçlarının şüpheli olabileceğine işaret ediyor. Artık çoğu haberi sosyal medya platformlarından alıyoruz. Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 51’i sosyal medyayı haber almak ve gündemi takip etmek için kullandığını söylüyor . Peki, sosyal medya platformlarında yanlış bilgiyle ne sıklıkla karşılaşıyoruz? 2019 yerel seçimlerinde, Facebook, sahte içeriklerin ortaya çıktığı birincil mecra olsa da, yanlış bilginin aldığı toplam etkileşimde o dönem ismi Twitter olan X başı çekmişti. Bu istatistik o dönem, X’te ortaya çıkan yanlış bilgilerin sayıca az ancak aldığı etkileşim bakımından yüksek olduğunu ortaya koyuyor . X’te birçok hesap, haber merkezi kılığına bürünerek, gündemdeki sıcak gelişmelerden birkaç cümle aktarıyor. Fakat bu paylaşımların birçoğunda kaynak bulunmadığı gibi, içeriklerin birçoğu toplumsal kutuplaşmayı beslemeye yönelik oluyor. Diğer yandan, hızlıca girip bilgi almak için akışı yenilediğimizde karşımıza çıkan içerikler doğru olmayabiliyor. Yanlış bilginin yayılımı doğru bilgiden daha hızlı olduğundan, birçok kullanıcının zihnine bir sakız gibi yapışan yanlış bilgileri sonradan düzeltmek epey zor oluyor. Peki ne yapmalı? Özellikle seçim gününde sosyal medyada gezinirken yavaşlamalı, karşılaştığımız içeriklere karşı şüphe kası mızı çalıştırmalıyız. Paylaşılan bilgilerin kaynağını sorgulamalı, kaynağını teyit etmeden herhangi bir bilgiyi paylaşmamalıyız. Seçim günü sıkça karşılaşılan şüpheli içeriklerden biri de seçim güvenliğinin tehlikede olduğuna dair yayılan, mühürsüz pusulaları, çoklu oyları kullanımlarını veya usulsüz sayımları gösterdiği iddiasıyla paylaşılan görüntüler oluyor. Bu içerikleri yaygınlaştırmadan önce teyit etmek ise, seçim dezenformasyonunun önüne geçmek için vatandaş olarak yapabileceklerimizden. Bilgilerin doğruluğunu teyit etmek, gerekirse teyit etmesi için doğrulama kuruluşlarına göndermek, güvenilir haber kaynaklarından bilgi almak ve resmi açıklamaları takip etmek de yine sosyal medya kullanıcılarının yapabilecekleri arasında." İlk yapay zekâ yasası Avrupa Parlamentosu’nun onayından geçti,https://teyit.org/teyitpedia/ilk-yapay-zeka-yasasi-avrupa-parlamentosunun-onayindan-gecti,"Avrupa Birliği, yapay zek â yasa tasarısına 13 Mart Çarşamba günü nihai onayı vererek, öncü yasanın bu yıl içinde yürürlüğe girmesi yolunda ilk adımı atmış oldu . Avrupa Parlamentosu, yapay zekâya ilişkin düzenlemelerin ilk kez teklif edilişinden beş yıl sonra ezici bir çoğunlukla yasa lehinde oy kullandı. Yasanın, hızla gelişen teknoloji konusunda ne yapacağını bilemeyen diğer hükümetler için küresel bir yol gösterici olması bekleniyor . Yasa tasarısına ilişkin Parlamento müzakerelerinin eş başkanı olan Romanyalı milletvekili Dragos Tudorache oylamadan önce şu açıklamayı yapmıştı: “Yapay Zekâ Yasası, yapay zekânın geleceğini insan merkezli bir noktaya taşıyor. Bu sayede, teknolojinin insanlar tarafından kontrol edildiği ve yeni keşiflerin, ekonomik büyümenin, toplumsal ilerlemenin ve insan potansiyelinin açığa çıkarılmasına yardımcı olacağı bir yön izliyor.” Büyük teknoloji şirketleri bir yandan kuralların kendi lehlerine çalışmasını sağlamak için lobi yaparken, bir yandan da yapay zek â teknolojisini düzene koyma ihtiyacını destekledi . OpenAI CEO'su Sam Altman geçen yıl ChatGPT’nin Yapay Zek â Yasasına uymaması halinde Avrupa'dan çekilebileceğini öne sürdüğünde küçük çaplı bir heyecan yaratmış, daha sonra geri adım atarak ayrılma planları olmadığını söylemişti . Birçok AB düzenlemesinde olduğu gibi, Yapay Zek â Yasası da öncelikli olarak bu teknolojiyi kullanan ürün veya hizmetlere karşı ""risk temelli bir yaklaşım"" benimseyip, tüketici güvenliğini sağlamayı amaçlayarak hazırlandı . Bu, bir yapay zek â uygulaması ne kadar riskliyse, o kadar fazla incelemeyle karşı karşıya kalacağı anlamına geliyor . İçerik öneri sistemleri veya spam filtreleri gibi yapay zek â sistemlerinin büyük çoğunluğunun düşük riskli olarak kabul edilmesi bekleniyor. Şirketler gönüllü olarak ek gereklilikler veya protokoller geliştirebilir. Tıbbi cihazlarda ya da su veya elektrik şebekeleri gibi kritik altyapılarda kullanılan yapay zekâ sistemlerinin ise yüksek kaliteli verilerin kullanılması ve kullanıcılara net bilgilerin sağlanması gibi daha zorlu gereksinimleri karşılaması gerekiyor. İnsanların nasıl davranması gerektiğini belirleyen sosyal puanlama sistemleri ile okullarda ve işyerlerinde bazı tahmine dayalı denetim ve duygu tanıma sistemleri gibi yapay zek â kullanımları ise kabul edilemez riskler taşıdıkları için yasaklı kategorisinde. Yasaklanan diğer kullanımlar arasında, insan kaçırma veya terörizm gibi ciddi suçlar dışında, polisin yapay zek â destekli uzaktan ""biyometrik tanımlama"" sistemleri kullanarak halka açık yerlerde yüzleri taraması da yer alıyor . Kanunun ilk taslakları, özgeçmişleri ve iş başvurularını taramak gibi sınırlı görevleri yerine getiren yapay zek â sistemlerine odaklanıyordu. OpenAI şirketine ait ChatGPT örneğinde görülen genel amaçlı yapay zek â modellerinin şaşırtıcı yükselişi, AB’yi bu gelişmelere ayak uydurmak için çabalamaya sevk etti. Yasa tasarısında üretken yapay zek â modelleri yani benzersiz ve görünüşte gerçekçi yanıtlar, görüntüler ve daha fazlasını üretebilen yapay zek â sohbet robotu sistemleri için eklenen hükümler de var. Örneğin, Avrupalı girişimlerden OpenAI ve Google gibi üretken yapay zek â modellerinin geliştiricileri, AB telif hakkı yasasına uymanın yanı sıra sistemlerini eğitmek için kullandıkları metin, resim, video ve diğer verilerin ayrıntılı bir özetini sunmak zorundalar . Yasa gerçek kişilerin, yerlerin veya olayların yapay zek â tarafından oluşturulan deepfake görüntülerinin veya seslerinin de “yapay zekâ ile manipüle edilmiştir” ibaresiyle etiketlenmesini öngörüyor . OpenAI'nin en gelişmiş sistemi olan GPT4 ve Google'ın Gemini'si de dahil olmak üzere ""sistemik riskler"" oluşturan en büyük ve en gelişmiş yapay zek â modelleri için ekstra inceleme yapılıyor. AB, bu gelişmiş yapay zek â sistemlerinin ""ciddi kazalara neden olabileceğinden veya geniş kapsamlı siber saldırılar için kötüye kullanılabileceğinden"" endişe duyduğunu söylüyor. Ayrıca üretken yapay zek â nın ""zararlı önyargılar"" yayarak insanları etkileyebileceğinden endişe ediliyor. Yasa, bu sistemleri sağlayan şirketlerin riskleri değerlendirmesi ve azaltması; birinin ölümüne neden olan ya da sağlığa veya mülke ciddi zarar veren arızalar gibi olayları bildirmesi; siber güvenlik önlemlerini uygulamaya koyması ve modellerinin ne kadar enerji kullandığını açıklaması gerektiğini söylüyor. AB 2019'da da yapay zek â ya ilişkin düzenlemeler önererek , gelişmekte olan endüstrilerin incelenmesi konusunda küresel bir rol üstlenmişti. Diğer hükümetler de böylece bu alanda adım atmaya teşvik edilmişti. ABD'de ise Başkan Joe Biden , geçen Ekim ayında yapay zek â ya ilişkin mevzuat ve küresel anlaşmalarla ilgili kapsamlı bir kararname imzalamıştı . Aynı zamanda ABD'nin en az yedi eyaletindeki yasa yapıcılar kendi yapay zek â mevzuatları üzerinde çalışıyor . Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yapay zek â nın adil ve güvenli kullanımı için Küresel Yapay Zekâ Yönetişim Girişimi'ni önermişti . Bunun ardından yetkililer, vatandaşlar için yapay zekâ ile üretilen metin, resim, ses, video ve diğer içerikleri kapsayan ""geçici önlemler"" yayınlamıştı. Brezilya'dan Japonya'ya kadar diğer ülkelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler ve G7 ülkeleri gibi küresel gruplar da yapay zek â ya kalkan oluşturmak için harekete geçiyor. Yapay Zek â Yasasının, AB üye ülkelerinin onayının ardından mayıs veya haziran ayında resmi olarak yasalaşması bekleniyor. Maddelerin kanunlara girmesinden altı ay sonra hükümler aşamalı olarak yürürlüğe girmeye başlayacak. Sohbet botları gibi daha genel amaçlı yapay zek â sistemlerine yönelik kurallar, yasanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra uygulamaya geçecek. 2026 yılının ortalarına kadar, yüksek riskli sistemlere yönelik gereklilikler de dahil olmak üzere tüm yönetmeliğin yürürlüğe girmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra her AB ülkesi, vatandaşların yasanın ihlalinden mağdur olduklarını düşünmeleri durumunda şikayette bulunabilecekleri kendi yapay zek â gözlemcisini kurabilecek. Bu arada AB, genel amaçlı yapay zek â sistemlerine ilişkin yasayı uygulamak ve denetlemekle görevli bir Yapay Zek â Ofisi oluşturacak. Yapay Zek â Yasası’nın ihlal edilmesi halinde, 35 milyon Euro’ya veya şirketin küresel gelirinin yüzde yedisine varan para cezaları uygulanabilir. Parlamentonun yasaya ilişkin çalışmalarının eş başkanı İtalyan milletvekili Brando Benifei, bunun AB yapay zek â kurallarıyla ilgili son sözü olmadığını söylüyor. Benifei’ye göre, yaz seçimlerinden sonra, yeni yasanın kısmen kapsadığı işyerinde yapay zek â kullanımı gibi alanlar da dahil olmak üzere, yapay zek â ile ilgili daha fazla mevzuat gelebilir." ,https://md.teyit.org/img/komplo-teorileri-yukseliste-degil-teyitpedia.webp, ,https://md.teyit.org/img/yesil-tedarik-zinciri-teyitpedia.webp, Yeşil Aklama Sözlüğü: Yeşil tedarik zinciri nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-yesil-tedarik-zinciri-nedir,"“Sürdürülebilirlik” kavramının hem üreticiler hem de karar alıcılar tarafından ciddiye alınmaya başlanması, 21. yüzyılın başlarına denk geldi. Öyle ki bugün, küçük ölçekli işletmelerden uluslararası şirketlere kadar tüm birimler, iş yapış biçimlerini daha ‘‘yeşil’’ hale getirmeye çalışıyor . Daha önce k â rı odağına alan şirketler, artık bilinçli tüketiciler tarafından tercih edilebilmek, ilgili yasal düzenlemelere uymak veya çevresel kaygıları karşılayabilmek gibi farklı sebeplerle gerekli adımları atmaya çalışıyor. ‘‘Yeşil tedarik zinciri’’ kavramı da bu bağlamda daha sık duymaya başladığımız yeniliklerden biri. Bir şirketin, tedarik zincirini daha ‘‘yeşil’’ hale getirmek için ne ölçüde çabaladığı, yeşil söylemleri konusunda ne kadar ciddi olduğunu anlamak için bir turnusol testi niteliğinde. Tam da bu nedenle, yeşil tedarik zinciri kavramı, ‘‘ yeşil aklama ’’ tartışmalarında önemli bir yer tutuyor. Çevreye olumsuz etkilerini en aza indirmek isteyen bir şirketin, işe, tüm tedarik zincirini gözden geçirerek başlaması gerekiyor. Tedarik zinciri, en basit tanımı ile, bir ürünün hammaddelerinin tedarik edilmesinden son tüketiciye ulaşmasına kadarki aşamalar bütününü tarif ediyor . Bu çok adımlı şema, en basit anlatımıyla, hammadde ve malzemelerin tedarik edilerek üretim faaliyetlerine dahil edilmesine ve üretilen nihai ürünün dağıtım kanalları aracılığı ile tüketiciye ulaşmasına yönelik tüm detayların planlanmasına yarıyor. Başta işletmeler tarafından basit bir lojistik unsur olarak kabul gören bu kavramın, tüketici memnuniyeti kapsamında bir rekabet konusu olduğu fark edilince, tedarik zinciri işletmeler tarafından daha detaylı bir şekilde, yeniden kurgulanmaya başlandı. “Yeşil tedarik zinciri” böylece şirketlerin gündemine hızlı bir giriş yaptı. Yeşil tedarik zincirinin en ayırt edici özelliği, verime, maliyet azaltımına ve kar maksimizasyonuna odaklanmak yerine, hammaddenin çıkarılmasından tüketim sonrasına kadar uzanan tüm süreçlerde, çevreye verilen zararı en aza indirmeyi önceliklendirmesi . Bir tedarik zincirinin “yeşil” olması, ürünün üretiminden tüketiciye ulaşana kadar tüm adımlarının gözden geçirilmesini gerektiriyor. Ayrıca tüketici tarafından kullanılan ürünün, türlü yöntemler ile üretim şemasına yeniden dahil edilmesi veya atıkların olabilecek en zararsız ve mümkünse verimli şekilde yönetilmesini ifade ediyor. Adım adım bakacak olursak, geleneksel tedarik zincirinden ayrışan birkaç adımı var : Yeşil satın alma: Bu ilk adımda, temin edilen hammaddelerin mümkün olduğunca yeniden kullanılabilir veya geri dönüştürülebilir materyaller olması ve çevreye en az zararla üretilmesi gerekiyor. Birlikte çalışılacak tedarikçilerin belirlenmesinde ise yalnızca ürünlerinin fiyatını değil, tedarikçilerin çevresel performansını da göz önünde bulundurtwmak, gerçekten ‘‘yeşil’’ bir tedarik zinciri oluşturabilmek için önemli. Bu, yalnızca şirketlerin ekolojik ayak izini küçültmeye değil, daha çevre dostu tedarikçilerin de desteklenmesine yarıyor. Buna karşın birçok şirket, tedarikçileri konusunda şeffaf değil ve bu aşamada oluşan çevresel etkiler konusunda sorumluluk almaktan kaçınıyor. Dolayısıyla bir şirketin yeşil aklama yapıp yapmadığını incelerken, tedarikçilerini hangi kriterler doğrultusunda seçtiğine de dikkat etmek gerekiyor. Yeşil üretim : Bu adımın tasarım aşamasından itibaren üretim faaliyetlerinin çevresel zararlarının minimuma indirilmesi amacıyla önlem alınması, hammadde ve enerji tüketiminin verimli hale getirilmesini ifade ediyor. Bunu sağlamak için kaynakları etkin kullanmak, üretimde enerji verimliliğini sağlamak için gerekli yatırımları yapmak ve enerji ihtiyacını yenilenebilir, temiz kaynaklardan karşılamak önerilen yöntemlerden.Birçok şirket, yenilenebilir enerjinin ucuzlaması ve enerji verimliliğinin ekonomik faydalar da sağlaması dolayısıyla, bu alanda önemli yatırımlar yapıyor. Fakat yeşil üretimin sıklıkla göz ardı edilen önemli bir unsuru, ürünün tasarımında ve paketlenmesinde de çevresel zararı asgariye indirmek. Bir ürünün uzun yıllar kullanılabilecek şekilde dayanıklı olması ve gerektiğinde tamiri kolay şekilde tasarlanması, ömrünü tamamladığında ise geri dönüştürülmeye uygun olması önemli.Bu çerçevede, her ne kadar üretimde yenilenebilir enerji kullanıyor olursa olsun, örneğin planlı eskitme yapan bir beyaz eşya şirketinin ‘‘yeşil üretim’’ yaptığını söylemek mümkün değil. Yeşil dağıtım : Tedarik zincirinin her bir adımında, dağıtım ve kontrol faaliyetlerinin çevresel zararları en aza indirecek şekilde tasarlanmasını ifade ediyor. Bunun için alınabilecek önlemler arasında düşük emisyonlu ulaşım yöntemlerini tercih etmek, yakıt tüketimini azaltmak ve alternatif rotalar belirlemek sayılabilir. Tersine Lojistik : Yalnızca bir ürünü üretmek ve tüketiciye ulaştırmakla ilgilenen tedarik zincirlerinin aksine, yeşil bir tedarik zinciri, tüketilen ürünün akıbet ile de ilgileniyor. Örneğin bozulan bir teknolojik ürünün tamir edilerek yeniden satışa sunulması veya bir şampuan ambalajının yeniden kullanılmak ya da geri dönüştürülmek üzere üretici tarafından toplanması, tersine lojistik örneklerinden bazıları. Bunun birden fazla sebebi var. Bunların başında, aciliyeti giderek artan iklim krizi, doğal kaynakların sorumsuz kullanım sebebi ile tükenmesi tehdidi ve ortaya çıkan çevresel sorunların önlenmesine yönelik hem tüketicilerden hem de sivil toplumdan yükselen talepler geliyor . Bu ısrarlar, ulusal ve uluslararası yönetimler nezdinde de yankı buluyor ve kaçınılmaz olarak şirketleri de çalışma prensiplerini değiştirmeye itiyor. Birçok markanın, ürün ambalajlarından, vizyon ve misyonlarına kadar birçok iletişim materyaline “yeşil” etiketler koymalarının en büyük sebebi de aslında bu yeşil görünme kaygısı . Çevreyi korumaya yönelik siyasi ve uluslararası işbirliğinin daha da artması ve konuya ilişkin düzenlemelerin daha sıkı hale getirilmesi de bir başka sebep . Mesela Avrupa Birliği Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi veya Finansal Ürünler için Sürdürülebilirlik Açıklama Gerekliliği gibi düzenlemeler, işletmelerin çalışma plan ve programlarını değiştirmelerini teşvik ediyor . Burada yeşil aklama bağlamında önemli olan, sürdürülebilirliğe önem verdiğini iddia eden şirketlerin, yalnızca söylemlerini değil, faaliyetlerini de daha ‘‘yeşil’’ hale getirmeleri. Bunun yolu da, tedarik zincirine bakış açısını değiştirmekten ve üretimin her adımında çevresel etkiyi azaltma perspektifine yaklaşmaktan geçiyor. Bir şirketin yeşil aklama yapıp yapmadığını değerlendirirken şüphe kası na ihtiyaç duyulan noktalardan biri de, kendi tedarik zincirine yaklaşımı olmalı." "Şantaj, montaj, deepfake: Gökhan Zan'a ait olduğu iddia edilen kayıtlara nasıl yaklaşmalı?",https://teyit.org/teyitpedia/santaj-montaj-deepfake-gokhan-zana-ait-oldugu-iddia-edilen-kayitlara-nasil-yaklasmali,"Yerel seçimlere sayılı gün kala adaylar, birçok iddiayla karşı karşıya kalıyor. Kiminin mal varlığı, kiminin vaatleri, kiminin de mitingine katılım sayıları gündeme geliyor. Seçim döneminde neredeyse gündemi domine eden, dikkat çekici bir konu daha var: Deepfake ve yapay zekâ içerikleri. Esasında yapay zekâ teknolojilerinin hayatımızda iyice yer etmesiyle, deepfake ile ilişkili seçim iddialarının es geçilmesi beklenemezdi. Gökhan Zan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydı yerel seçim gündemindeki örneklerden biri oldu. Gökhan Zan İngilizce deep learning (derin öğrenme) ve fake (sahte) kelimelerinin birleşimiyle oluşan deepfake kabaca birinin yüzünü dijital olarak başka birinin vücuduna monte edip elde ettiğiniz görüntüyü istediğiniz gibi kullanmanıza olanak tanıyan bir teknoloji. Ses kayıtları da deepfake'in bir türü. Bu teknolojinin seçim gündemini neden bu kadar alakadar ettiğine bir göz atalım. Geçen 17 Mart'ta Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına aday gösterdiği Gökhan Zan'ın adaylığını geri çektiklerini duyurdu . Gerekçe, Zan’ın “partinin asla tasvip etmeyeceği ilişkilere girdiğine dair çeşitli iddialar” idi. Bu gerekçenin arkasında ise bir ses kaydı vardı. Sözcü TV'nin yayınladığı ses kaydında, Gökhan Zan olduğu iddia edilen kişiye adaylıktan çekilmemesi için 3 milyon dolar teklif ediliyor. Zan ise 5 milyon dolar istediğini söylüyor. Bu teklifi yapan kişi ise AK Parti Hatay İl Binasından aradığını söyleyen Turgay Kocakaya. Gökhan Zan’a göre bu kayıtlar, bir itibar suikastıydı. Adaylıktan çekilmediğini söyleyen Zan, ses kaydının “montaj, kurgu ve deepfake” olduğunu öne sürdü. TİP yöneticilerine göre bu kaydın montaj olma ihtimali zayıf. Zan’ın kullandığı bu ifadelerin her biri farklı kavramlar ve hakikate dair farklı senaryolar ortaya çıkarıyorlar. Akla gelen sorular şu şekilde sıralanabilir: Bu tanımlar önemli çünkü bu telefon konuşmasını yapıp yapmadığı ya da sözleri hiçbir zaman sarf edip etmediği bu tanımlara göre değişir. Öte yandan Gökhan Zan’ı oy pusulalarında görme ihtimaliniz var, şaşırmayın. TİP, Gökhan Zan'ın adaylığını geri çektiklerini duyursa da partilerin aday listeleri 3 Mart 2024’te kesinleştiği için Gökhan Zan partiden istifa etmediği sürece hâlâ yasal olarak aday. Deepfake içerikler dolandırıcıların da radarında ve seçim gündemi sebebiyle siyasetçiler de bu denklemden azade değil. Son örnek de Murat Kurum’un sesinin taklit edildiği iddiası idi. Sosyal medya platformlarında yer eden bir mesajda anlatılan iddiaya göre bu bir dolandırıcılık hikayesi. İddiaya göre Kurum’u taklit eden ses, PTT şubesine giderek yatırılan parayı almanızı söylüyor. Aranan kişilerin şubeye yönlendirilmesi çok tehlikeli gözükmese de dolandırıcılar, yapay zekâ araçlarıyla sesleri taklit ederek insanları kandırabiliyor. Bu örnek nispeten masum olabilir, ama bir sonraki örnekte dolandırıcıların, hedefteki kişileri bir linke yönlendirerek kişisel bilgilerini ya da banka hesaplarını ele geçirmeye çalışmayacaklarını bilemeyiz. Bu yüzden özellikle siyasetçilerin popüler olduğu dönemlerde deepfake içeriklerle dolandırıcılık yapılabileceğini hatırlamak ve buna karşı dikkatli olmakta fayda var. Dolandırıcılık için Murat Kurum’un sesinin taklit edilmesi, karşılaştığımız ilk örnek değil. Daha önce Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, yapay zeka teknolojileri kullanılarak ""Enerya-Gaz"" hakkında yatırım tavsiyesi veriyor gibi konuşturulmuştu . Teyitçiler birçok sahte, kurgu, montaj ve yapay zeka içeriği tespit edip gerçeğini ortaya koyabiliyor. Ancak Gökhan Zan olduğu iddia edilen ses kaydı gibi yargıya intikal etmiş meselelerde kesin konuşmak güç. Yine de bir ses kaydının deepfake ile oluşturulup oluşturulmadığını anlamak için başvurulabilecek Resemble AI, DuckDuckGoose veya AI Voice Detector gibi bazı araçlar var. Ancak hem hiçbiri ücretsiz erişime açık değil hem de bu araçlar bizi yüzde yüz doğru sonuca ulaştırmıyor. Yapay zekâ ile üretilen ses ve görüntülerin seçmen davranışını etkilemesinden, gerçeklik algısını bozmasından ve seçmenleri sandığa gitmemeye ikna etmesinden endişe ediliyor . Bu teknolojinin potansiyel riskleri olabileceği bir süredir vurgulanırken bu ""alarmist"" yaklaşımı eleştirenler de var. Öyle ya da böyle yerel seçimlere günler kala, konu dönüp dolaşıp “deepfake” içeriklere geldi. Çünkü deepfake ve seçimlerin ilişkisi, sahte içerik üretip seçmenleri kandırmak gibi basit bir neden sonuç ilişkisinden çok daha katmanlı bir konu. Seçim döneminde “deepfake” denince şüphe kası güçlü birinin aklına gelmesi gereken bazı ihtimaller var: Özellikle seçmen davranışını etkileyebilme potansiyeli olan deepfake teknolojisi ile şüpheye mahal vermeyecek kadar mükemmelini üretmek uzmanlık gerektirse de birinin sesini taklit etmek artık hiç de zor değil. Yapay Gündem’in ulaştığı veri bilimci Pınar Kılıç’a göre mükemmel bir klon oluşturmak zor bir zanaat. Ancak yeterli veri, uygun algoritma ve başarılı bir model geliştirme sürecinin ardından yürütülebilecek ekstra bir ses temizleme, düzenleme süreci ile insan kulağının ilgili sesi gerçeğinden ayırt etmesi güçleşebilir. Sahte içeriklerle kasıtlı olarak yanlış bilgi yaymak bir yana, yapay zekâ sahteciliği o kadar gelişti ki artık kullanıcılar bazı gerçek içeriklerden de şüphelenebiliyor. Hatta bazen iddia muhataplarının iddiayı bertaraf etmek için “yapay zeka” limanına sığındığına şahit oluyoruz. Deepfake içerik uzmanı Henry Ajder, “Deepfake’ler sahte medyanın gerçek gibi görünmesi açısından risk oluşturuyor; ancak şu anda daha somut tehdit, deepfake fikrinin gerçek içerikleri sahte göstermek için nasıl kullanılabileceğidir"" diyor . Gökhan Zan olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili son kararı yargı verecek gibi duruyor. Zan’ın tabiriyle ses kayıtları “montaj, kurgu ya da deepfake” olsun olmasın, önemli olan hem içeriği montajlamanın hem de içeriğin doğruluğu hakkında kasıtlı şüphe uyandırmanın da kafa karışıklığı yaratmak için kullanılabileceğini unutmamak. 2024, birçok ülkede düzenlenen seçimler nedeniyle “seçim yılı” olarak anılıyor ve deepfakeler, farklı ülkelerde da seçim gündemini etkileyebiliyor. Örneğin yakın bir zamanda, ABD Başkanı Joe Biden’ın seçmenlere “ön seçimlerde oy kullanmamalarını ve oylarını kasım ayındaki başkanlık seçimine saklamalarını” söylediği sahte ses kaydı dolaşıma girmişti . Özetle, seçim döneminde siyasi isimleri karalama ya da yüceltme amacıyla yapay zekâ ile üretilen sesli deepfake’lere hazırlıklı olmakta ve sakin kalmakta fayda var." Bir seçim fenomeni: Mitinge kaç kişi katıldığını neden merak ediyoruz?,https://teyit.org/teyitpedia/bir-secim-fenomeni-mitinge-kac-kisi-katildigini-neden-merak-ediyoruz,"Bilinen öykü, 1950 genel seçimlerinden birkaç gün önce İsmet İnönü İstanbul’da, Taksim meydanında bir miting düzenler. Mitinge katılım o kadar fazladır ki herkes seçimin kazanılacağından emindir. Hatta devrin ünlü İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay İsmet Paşa’ya döner ve “ İşte Paşam İstanbul!” der. Dört gün sonra yaşanan hezimetle CHP iktidarı devretmek zorunda kalır. Liderlerin ve adayların vatandaşlarla bir araya geldikleri seçim mitingleri Türkiye’deki en yaygın siyasi katılım biçimlerinden biri. 2020’in son aylarında yaptığımız Türkiye temsili anket çalışmasına katılanların yüzde 30’u herhangi bir siyasi parti mitingine katıldıklarını söylemişlerdi . Siyasi parti üyeliğinin yüzde 18, parti kampanyalarında aktif olarak çalışmanın yüzde 8 civarında olduğu bir ortam için hayli yüksek bir rakam, üstelik metropol harici kentlerde ve kırsalda daha da yüksek. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kentli gençlerle yürüttüğümüz bir çalışmada da katılımcıların dörtte birinin bir mitinge gitmiş olduklarını öğrendik, “apolitik” olarak nitelendirilen bir kesimin oy vermek haricindeki en fazla deneyimlediği katılım biçimi. Vatandaşların mitingleri sevdikleri kesin, o yüzden meydanları dolduruyorlar. Keza, siyasetçilerimiz de seviyorlar. Geçtiğimiz yılki Cumhurbaşkanlığı ve parlamento ikiz seçimlerinde hem iktidarın hem de muhalefetin adaylarının her biri üç hafta gibi kısa bir sürede ortalama kırktan fazla ilde miting yapmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs 2023’te İstanbul’un üç ayrı ilçesinde birer mitinge katıldığı göz önünde tutulursa harcanılan mesainin ne kadar fazla olduğu anlaşılabilir. Kampanya stratejisini anlatırken “mitinglere çok fazla vakit ayırmayacaklarını” söyleyen Millet İttifakı’nın liderlerinin toplam miting sayısının yüzü hayli aşmış olması verilen önemi bize gösteriyor. 31 Mart yerel seçimlerine giderken liderlerin benzer bir performans sergileyeceği kesin, buna belediye başkan adayları ve diğerlerini de eklersek önümüzdeki bir haftada ülkemizin bir miting cennetine dönüşeceğini öngörmek mümkün. Peki mitingler bir işe yarıyor mu? Yine 1950’lerden örnek verelim, bir mitingde sekiz saat konuşan ve nereye gitse meydanları dolduran Osman Bölükbaşı partisinin sürekli başarısız olmasında bıktığından olsa gerek kalabalığa şöyle demiş: “Sizin harmanınız büyük de taneniz çıkmıyor !” Gerçekten de meydanları dolduranlar sandığa gittiklerinde yine kendi bildiklerini mi okuyorlar? Bu sorunun bilimsel bir yanıtını vermek pek mümkün değil. Bir mitinge gitmenin giden kişinin kararını etkileyip etkilemediğini anlamak için çok incelikli istatistiksel analizler yapmak gerek, o veriler de kimsede yok. Anketlerde “mitinge gitmek kararınızı etkiledi mi?” diye sorsanız, alacağınız yanıta da güvenemezsiniz. Ülkemizin farklı yerlerinde yürütülen çok da sağlıklı olmayan anket çalışması da mitinglere gelenlerin en az yarısının partiyle bir gönül ilişkisi olduğunu gösteriyor, üstelik mitinge neden geldiği sorulduğunda da “partiye destek olmak için” yanıtı alınıyor . Herhangi bir ilde düzenlenen mitinglere çevre illerden otobüslerle izleyici taşındığı hatırlanırsa , mitinge gitmenin seçmen için öğrenmek ya da kanaat oluşturmak için değil, bir tür sosyallik olarak gerçekleştiği söylenebilir. Vatandaşların oy verme davranışlarını etkileyen dinamiklerin, dahil oldukları sınıftan aday kişiliklerine, etnik kökenlerinden adayların vaatlerine kadar uzanan upuzun bir listesi var. Bu listenin en sonunda da seçim kampanyalarının etkisi geliyor. Milyarlarca doların harcandığı Amerika Birleşik Devletleri seçimlerinde bile kampanyaların seçmenlerin yüzde 4’ünden fazlasını etkilemediği söyleniyor, ki bu kampanyaların içinde her türlü reklam harcaması ve medya faaliyeti de yer alıyor. Yani mitinglerin etkisini görmek neredeyse imkânsız. Özellikle de sosyal medyanın bu kadar etkin olduğu bir çağda seçmen bilgi bombardımanına tutulurken bir iki saatlik pasif dinlemenin insanların fikirlerini değiştireceğini düşünmek zaten aşırı iyimserlik sayılmaz mı? O zaman da şu soruyu sormamız gerekiyor: Siyasetçiler ve danışmanları bu gerçekleri bilmiyorlar da mı miting yapmaya devam ediyorlar? Geçimini bu işten sağlayanların bizden daha fazla şey biliyor olmaları gerek ki, mitingler en önemli kampanya aracı olarak görülüyor. O perspektiften baktığımızda da hala miting yapmaya devam etmenin çeşitli kasıtları olabilir. Sayalım. Birincisi alışkanlık . Her meslekte olduğu siyasetçiler de ustalarından öğrenerek yetişiyorlar, rol model olarak Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan gibi iyi hatipleri kabul eden, hafızasında 1970’lerin renkli bayraklı mitingleri bulunan siyasi liderlerin miting yapmayı sevmesi şaşırtmamalı. Ayrıca parti örgütlerinin de en kolay yapabildikleri ve en deneyimli oldukları siyasi faaliyet miting düzenlemek; bayrak as, otobüs kaldır, sandviç dağıt… Üstelik artık mitingler bir şova dönüştüğünden sahne kurmak, ses düzeni ve benzeri işleri de profesyoneller üstleniyor. İkincisi temas . Siyasal kampanyaların pek de etkili olmadığını düşünenlerdenim ama çok sayıda çalışma da yüz yüze temasın işe yaradığını gösteriyor. Liderleri sadece televizyondan ya da sosyal medyadan gören insanların ahir ömürlerinde bir kez de olsa şahsen görmeyi sevmeleri anlaşılır bir şey. Liderler için de kalabalıklara konuşmak televizyonda nutuk çekmekten çok daha sahici, en azından insanların gözlerinin içine bakabiliyorlar, görebildikleri kadarıyla tabii. Hele de siyasetin gittikçe bir “şov” işine dönüştüğü göz önünde tutulursa, sahici bir temasa benzer bir şey insanlara iyi geliyor. Üçüncüsü mobilizasyon . Her ne kadar miting düzenleme işi fazlasıyla profesyonelleşmiş olsa da - artık sandalye üstüne çıkıp söylev veren başbakan göremiyoruz - bir şehirde miting yapmak o şehirdeki parti örgütüne ve sempatizanlara hareketlilik getiren bir şey. Mitinge insan taşımak, o alanı düzenlemek, şarkılara ve danslara eşlik etmek, liderini dinlemek ve günün sonunda yorgun argın eve dönmek, bir parti örgütünü canlandırmanın en iyi yolu… Özellikle de mitingin ertesi günü yine sahaya dökülüp kapı kapı dolaşacak, seçim günü de saatlerce sandık başında uğraş verecek örgütü motive ettiği kesin. Üstelik mitinglerde liderin yaptığı konuşmadan feyz alacak parti üyesi etrafına karşı daha da ikna edici olabilir, bu da bir avantaj. Mobilizasyon sadece parti örgütü ve sempatizanlarla sınırlı değil, mitinge yolu düşmüş sıradan insan üzerinde de etkisi var. Önümüzdeki -ve genelde bütün- seçimlerin en önemli sorunu sandığa gitme oranları. Türkiye’de yine yüzde 80’lerde dolaşan bir oy verme oranı var. Bu Batı’da yüzde 50’lere kadar düştü . Ama bu coğrafyada bile sandığa gitmeyenlerin seçim sonucunu etkileme olasılığı bulunuyor, o yüzden de sandıkları doldurmak gerek. Seçim kampanyalarının insanların oy verme kararlarını pek etkilemediğini biliyoruz ancak sandığa gitme kararlarını etkiliyor. Mitingler de siyasetten bıkmış, sandığa gitmeye üşengeç seçmeni harekete geçirmek için çok iyi bir fırsat sunuyor, özellikle de daha küçük yerleşim birimlerinde. Miting yapmak için iyi sebeplerin dördüncüsü de yayılma . Bugünlerdeki birçok şey gibi, bir miting yaptığınızda sadece o anda ve orada kalmıyorsunuz. Öncelikle mitinglerin çoğu televizyon kanallarında naklen yayınlanıyor, kutuplaşmış medya ortamında bir kez daha bütün sevenlerinize seslenip imajınızı pekiştirip söyleminizi keskinleştirebiliyorsunuz. Mitinglere sadece televizyondan değil, YouTube benzeri kaynaklardan da erişmek mümkün, binlerce kişi de oradan seyrediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingleri kendi YouTube kanalından yayınlanıyor ve bir gün içerisinde binlerce kişi de bu mitingleri seyrediyor. Miting konuşmalarından üretilen kısa videolar hızlıca “viral” olup TikTok ve benzeri araçlarla dağıtılabiliyor, bu da bir yayılma etkisi. Ayrıca liderlerin mitinglerde sarf ettiği sözler haber bültenlerine, tartışma programlarına konu olabiliyor; sosyal medya tartışmalarına malzeme oluşturuyor. Bütün bunları göz önünde tuttuğunuzda bir mitingde sadece katılanlarla konuşmadığınızı, sözün de uçmadığını fark ediyorsunuz. Günümüzün çoklu medya ortamında azımsanmayacak bir etki yaratabilirsiniz. Sonuçta düzenlenen bir mitingin etkisi o konuşmayı dinlemeye gelmiş vatandaşın kanaatini değiştirmekle sınırlı kalmıyor, çok sayıda farklı kişiyi doğrudan ve dolaylı etkileyecek bir momentum yaratabiliyorsunuz. Özellikle de günümüzün kutuplaşmış siyasal ortamında zaten sizi seven, size oy vermeye eğilimli kişilerle bir kez daha iletişim kurmak, aradaki ilişkiyi “-mış” gibi de olsa sahicileştirmek; kimlikleri ve parti aidiyetlerini pekiştirmek ve safları sıklaştırmak için mitingler sınırsız fırsatlar sunuyor. Bu da hem siyasetçilerin hem de sıradan vatandaşların mitingleri neden sevdiklerini açıkça bize gösteriyor." Shadowban nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-shadowban-nedir,"Facebook, Instagram, Twitter, TikTok ve YouTube gibi hayatımızın önemli bir kısmını kaplayan sosyal medya platformlarıyla ilgili tartışmalara son dönemde bir kavram daha eklendi: Shadowban ya da yaygın kullanılan çevirisiyle gölge yasak. Birçok sosyal medya kullanıcısı shadowban'den muhtemelen Twitter'ın el değiştirdiği dönemde, Elon Musk'ın şirket içi yazışmaları ve eski yöneticilerin tartışmalarını bir grup gazeteciye vermesiyle haberdar oldu. O gazetecilerden biri olan Bari Weiss, ""(Eski yönetimde) Twitter çalışanlarından oluşan ekipler, kara listeler oluşturmuş. Beğenilmeyen tweet'lerin trend olmasını engellemiş ve tüm hesapların ve hatta trend olan konuların görünürlüğünü bilfiil sınırlandırmış"" demişti . Ve böylece shadowban kavramı gündemde daha sık anılır olmuştu. İfade özgürlüğü savunucularından komplo teorisyenlerine kadar birçok grubun bugün yakından ilgilendiği shadowban kısaca şu anlama geliyor: Bir kullanıcının hesabının veya gönderilerinin başka insanlara ulaşmasını ve aramalarda çıkmasını kullanıcıya haber vermeksizin, örtülü biçimde engellemek. Bu durum bazen ""hayalet yasak"" (İngilizce’de ghostban olarak bilinir) diye de anılıyor. Buna maruz kalan kullanıcı paylaşım yapmaya ve diğer paylaşımlarla etkileşime geçmeye devam edebilirken, diğer kullanıcılar onu göremiyor. Harvard Üniversitesi'nde bilgisayar bilimi ve hukuk profesörü Jonathan Zittrain, New York Times' a yaptığı bir açıklamada bu kavramı şöyle açıklıyor: ""Shadowban, herhangi bir kullanıcının aslında boşluğa bağırdığı, bir balonun içine konduğu ve bunun ona açıklanmadığı durumu ifade ediyor."" New York Times'a göre kavram ilk kez 2012'de kullanıcılarının, Reddit’i şeffaflıkla ilgili bir yazıya yönlendiren bağlantıyı gizlemekle suçlamasıyla ortaya çıktı. Ancak VICE kavramın kökenini, 1999'da kurulan ve oluşan eğlence blogu Something Awful'a dayandırıyor. Hatta Vice' a göre uygulamanın kendisi 1970'lerdeki Dungeons and Dragons gibi metin tabanlı ve çok oyunculu oyunlara kadar uzanıyor. Evans'a göre söz konusu oyunlarda bu kavram ""toading"" (kurbağaya çevirme) diye geçiyordu ve ilgili oyuncuyu diğer oyuncular için görünmez hale getiriyordu. Shadowban'in bilgi ekosistemi nde etkin biçimde tartışılmaya başladığı dönem ise Donald Trump'ın 2018'de yaptığı paylaşımdı. Söz konusu paylaşımda ""Twitter önde gelen Cumhuriyetçileri 'GÖLGE YASAKLIYOR'. İyi değil. Bu ayrımcı ve yasa dışı uygulamaya derhal bakacağız! Çok sayıda şikayet var"" ifadeleri yer alıyordu . Bunun ardından Twitter, ""sohbeti manipüle etmek veya bölmek isteyen kötü niyetli aktörler"" diye değerlendirdiği hesapların arama sonuçlarında görünme sıralamasında değişiklikler yaptığını açıklamıştı. Ayrıca plaformda, kullanıcıların adlarıyla aratırken bile bazı hesaplara ulaşamamasına sebebiyet veren bir hata tespit edildiği duyurulmuştu . Birkaç yıl sonra bu kavramı, Twitter'ı henüz yeni satın almış olan Elon Musk'ın platformun eski yöneticilerine bir suçlama olarak yöneltmesiyle tekrar duyar olduk. Musk'ın eski yönetime ait yazışmaları yayımlamasıyla bu kavramın gerçekliğini destekleyen bazı teknik konular tartışma konusu oldu. Nitekim kısa bir süre sonra mühendisler bu uygulamanın ""Twitter kodlarının derinliklerinde gizlendiğini"" söylemişti. X News Daily'ye göre, ""düşük 'İtibar puanı' atanan hesapların trend olmasını engelleyen"" teknik önlemler vardı . 7 Ekim 2023’te başlayan çatışmalarla Gazze şeridinde yıllardır devam eden savaş yeni ve çok şiddetli bir boyuta taşındı. Üstelik sosyal medya platformları da bu savaşın dışında kalmadı. İlk günden beri başta Instagram kullanıcıları olmak üzere birçok sosyal medya kullanıcısı, Filistin yanlısı paylaşımlarının görünürlüğünün kendilerinden habersizce azaltıldığını, kısacası shadowban'e maruz kaldıklarını iddia ediyor. AP ve Mashable gibi önde gelen medya kuruluşlarına ulaşan birçok kullanıcı, Instagram hikayelerinde paylaştıkları Gazze'yle ilgili içeriklerin diğer paylaşımlarına kıyasla çok az görüntüleme aldığını ifade ediyor. TikTok'taki içerik üreticiler de Filistin'i destekleyen içerikler barındıran videoların yayından kaldırıldığını savunuyor. Örneğin, Batı Şeria'daki Nablus kasabasında yayın yapan yerel haber kurumu Dooz'un genel yayın yönetmeni Jalaa Abuarab, araştırmacı gazetecilik kurumu The Markup'a yaptığı açıklamada, Instagram'da çok fazla hayalet yasağa maruz kaldığını dile getiriyor. Abuarab shadowban'den kaçmak için Gazze Şeridi'nin adını vermeden ""bölge"" diye bahsetmek, ""Hamas"" yerine (örgütün bayrağının yeşil arka planına atıfta bulunarak) ""Yeşiller"" yazmak gibi önlemler aldığını söylüyor . Bu arada The Markup'ın kendi yaptığı bir deneyde de Instagram'da paylaşılan savaşla ilgili gönderilerin görünürlüğünün, yaralı insanlar gibi hassas ögeler içermemesine rağmen azaltıldığı tespit edilmişti. Instagram'ın çatı şirketi Meta'nın iletişim direktörü Andy Stone ise bu iddialar üzerine Twitter'dan yaptığı açıklamada, söz konusu görünürlük sorununun ""Reels ve Feed gönderilerini yeniden paylaşan tüm hikayeleri etkileyen bir hataya"" bağlı olduğunu savunmuştu . Ancak kısa süre önce İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Facebook ve Instagram'daki Filistin içeriklerine yönelik ""sistemik sansür"" adını verdiği 1049 vakayı belgelemesi de shadowban iddialarını yeniden alevlendirdi . Facebook, Instagram, X ve TikTok gibi popüler platformlarda shadowban gerçekleştiği yönünde iddialar sık sık gündeme geliyor. Ancak sosyal medya şirketleri shadowban'i geçerli bir uygulama olarak benimsemiyor. Belirli içerik türlerinin veya belirli kullanıcılardan gelen içeriklerin gizlice sessize alındığı iddialarına genellikle puanlama sistemlerine, değişen algoritmalara veya teknik hatalara atıf yaparak yanıt veriyorlar. Örneğin bazı platformlar yapay zekayla oluşturulmuş görselleri daha az gösterme yoluna giderken, Twitter'ın başka bir siteye yönlendiren bağlantılar içeren gönderileri daha az gösterdiği biliniyor . Bir gönderiyi daha fazla insana göstermek için de görsel eklemek ve hashtag kullanmak gibi çeşitli algoritmik yöntemler mevcut. Instagram Yardım Merkezi'nde doğrudan, ""Topluluk Kurallarımıza aykırı olabileceğini tahmin ettiğimiz ancak ihlal olduğunu henüz onaylamadığımız gönderilere karşı da harekete geçiyoruz ve bu gönderileri akış ve hikayelerde daha alt sıralarda gösteriyoruz"" ifadeleri yer alıyor . Diğer yandan, platformların kurallarını ihlal eden gönderiler tamamen yayından da kaldırılabilir. Öte yandan shadowban sosyal medya şirketlerinin içerik moderasyonunda önyargılı davranmasının bir sonucu olarak da karşımıza çıkabiliyor. Nitekim ABD'de farklı görüşten kullanıcılar sosyal medya şirketlerini içerik denetleme ve haber akışlarında önyargılı davranmakla suçluyor. 2021'de yapılan bir ankette ABD'lilerin yüzde 75'inin, internet şirketlerinin içerikli adil denetleme yeteneğine güvenmediği ortaya çıkmıştı. Shadowban meselesindeki en önemli noktayı hatırlatmakta fayda var, kullanıcının kendisi de dahil olmak üzere kimsenin sansürün farkına varamaması ve bununla ilgili bildirim alamaması. Shadowban'e uğradığı iddia edilen bazı örnekler arasında cinsel içerikli gönderiler, intiharı konu alan veya tütün ürünleri içeren gönderiler de yer alıyor. Moderasyon kurallarına ve algoritmik akışlara dair yetersiz şeffaflık, haliyle bu kurallara dair spekülasyonların artmasına neden oluyor. Ancak son dönemde gelen tepkiler üzerine sosyal medya platformları şeffaflığı artırmaya dönük adımlar atmaya başladı. Örneğin Instagram, görünürlüğü azaltılan bazı kullanıcıları artık durumdan haberdar ettiğini söylüyor. Bu kapsamda profesyonel içerik üreticilerine, ""Hesabınız takipçiniz olmayanlara gösterilmiyor"" şeklinde bildirim gönderiliyor. Bundan önce aynı amaçla uygulamada profesyonel içerik üreticileri ve işletme hesapları için ""Hesap Durumu"" bölümü de eklenmişti . Twitter da hesapların shadowban'e maruz kalması durumunda kullanıcıları bilgilendirecek yeni bir yazılım güncellemesi peşinde . Diğer yandan bazı uzmanlar, sosyal medya şirketlerinin yanlış bilgi sorununu ve dezenformasyon u yetersiz şekilde ele aldıklarına yönelik eleştirilere yanıt olarak da shadowban'e başvurduğu görüşünde. Peki shadowban’e maruz kaldığımızı nasıl anlayabiliriz? Platformlar özelinde bakacak olursak, Instagram’da bunu anlamanın yolu Insights kısmındaki etkileşim verilerine bakmak olabilir . Olağandışı bir dalgalanma, takipçi ve etkileşimlerinizin düşmesi görünür ipuçlarından. X’te ise başkalarının tweetlerine verdiğiniz yanıtlar sizi takip etmeyen kişilerden gizlenebilir. Bunu öğrenmek için herkese açık bir tweete yorum bırakmak ve ardından yanıtınızın görünür olup olmadığını kontrol etmek için başka bir hesaba giriş yapmak tavsiye edilen çözüm yöntemlerinden . Sosyal medya şirketleri de dezenformasyonla mücadele taleplerine karşılık shadowban yöntemine başvurarak ""kolaya kaçıyor"" olabilir. Queensland Üniversitesi'nde bilgi sistemleri üzerine çalışan akademisyenler Marten Risius ve Kevin Marc Blasiak, The Conversation 'da kaleme aldıkları shadowban yazısında, ""Gölge yasak, şirketlere kolay bir çıkış yolu sunuyor"" ifadelerini kullanıyor. ""Gölge yasak sayesinde platformlar sorumluluktan kaçabilir ve 'sansür' konusundaki itirazları engelleyebilir"" diyen ikili, sözlerini şöyle sürdürüyor: ""Şirketler aynı zamanda, görünürlüğünün azaltıldığı fark edilerek sürekli aratılan gölge yasaklı içeriklerden finansal fayda sağlamaya da devam ediyor."" Peki çözüm ne? Kullanıcıların paylaşımlarının görünürlüğünü kısıtlamak da en az onları kaldırmak kadar etkisiz olabilir. Burada ise platformların doğrulama organizasyonlarıyla yaptıkları işbirlikleri, etik kurullara verdikleri önem ve kamu politikalarına yaptıkları yatırım değer kazanıyor. Konu yanlış bilgi olduğunda paylaşılan yanlış bilgilerin teyitçiler tarafından işaretlenmesi, hem ifade özgürlüğünü zedelemeyen hem de kullanıcılara yanlış bilgi paylaştıklarını bildiren açık ve şeffaf bir çözüm yöntemi." Medya ve dezenformasyon özgürlüğü arasında: Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası,https://teyit.org/teyitpedia/medya-ve-dezenformasyon-ozgurlugu-arasinda-avrupa-medya-ozgurlugu-yasasi,"Bir düşünce jimnastiğiyle başlayalım. Otoyollardaki emniyet şeritlerinin amacını herkes bilir. Acil durumlarda ambulansın, itfaiyenin, polis araçlarının kullanabilmesi için. Trafiğin en sıkışık olduğu saatte, emniyet şeridine gerçekten ihtiyacı olan bir ambulans sürücüsü olduğunuzu düşünün. Yoğun bir saatte, araçlar emniyet şeridini de tıkamış ve ambulanstaki yaralı hayatını kaybetmiş olsun. Böyle bir durumda, emniyet şeridini kullanan araçlara olay sonrası verilecek ceza neyi değiştirir? Hayatını kaybeden hasta için hiçbir şeyi değiştirmez. Sonraki muhtemel ambulans yolcuları için belki bir şeyleri değiştirir. Caydırıcı cezalarınız veya bunları sıkı sıkıya uygulayan emniyet birimleriniz olmadığı sürece onun da anlamı yoktur. Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (European Media Freedom Act), 13 Mart’ta 102 itiraza ve 75 çekimser oya karşı 448 oyla kabul edildi. Bu yeni yasa, Avrupa’nın bir kısmı ve Türkiye gibi Avrupa dışı ülkeler düşünüldüğünde bana emniyet şeridi analojisini hatırlattı. Kâğıt üzerinde göründüğü gibi uygulanırsa çok güzel. İşleyen demokrasiler için gerçekten bir ilerleme olarak görülebilir. Diğer yandan, doğrulama organizasyonları perspektifinden bakıldığında, uygulanması halinde bazı riskleri de içinde barındırıyor. Bu risklere tek tek bakalım. Yasa, medya kuruluşlarının editoryal kararlarına müdahaleyi yasaklıyor ve üye ülkeleri medyayı korumakla yükümlü kılıyor. Örneğin; gazeteciler, günümüzde kaynaklarını açıklama konusunda baskı altına alınabiliyor. Düzenlemede bunu yasaklayan hükümler var. Bu güzel. Yasayla amaçlanan en önemli şeylerden biri de gazetecilere karşı casus yazılım kullanımını yasaklaması. Çok uluslu Pegasus dinleme skandalıyla gündeme gelen bu önlem de eğer uygulanırsa kulağa çok hoş geliyor. Ancak bu madde daha tasarı aşamasındayken biraz törpülendi. Çünkü; Fransa, İtalya, Malta, Yunanistan, Finlandiya gibi ülkelerin talepleri ile bu konuda bir “istisna” getirildi. Yasaya göre “milli güvenliğin tehlikede olduğu” durumlarda, bu tip casus yazılımlar kullanılabilecek. Örneğin terör veya insan kaçakçılığı gibi ciddi bir suçun soruşturulduğu hallerde “son çare önlemi” olarak tercih edilebilecek. Bu tanımların kimi ülkelerde ve kimi durumlarda nasıl genişletilebileceği düşünülürse, bu madde biraz tartışmalı hale geldi bile. Yasada tüm medya organlarının mülkiyet ve kaynak konusunda şeffaf olmasına ilişkin eskisine göre daha bağlayıcı hükümler var ki, bilgi ekosistemi için bu da epey önemli bir ilerleme sayılabilir. Bir medya kuruluşunun parasının nereden geldiğini bilmek (devlet yardımları, yerli-yabancı hibeler vb.), yapılan habere ilişkin perspektifimizi de belirler nihayetinde. Kamu reklamlarının adil bir şekilde dağıtılması da yasanın dert ettiği başka bir husus. Bir AB ülkesi olan Macaristan’da bir medya holdinginin yaklaşık 500 yayın kuruluşunu bir vakıf bünyesinde toplaması ve vakfın kontrolünü de Başbakan Victor Orban’ın destekçilerine vermesi, yasanın ilgili maddelerine ilham vermiş olabilir . Şimdi gelelim, yasanın doğrulama organizasyonlarını ilgilendiren kısmına. Çünkü bu yasa, Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası ile VLOP (​​very large online platforms), yani “çok büyük çevrimiçi platformlar” olarak tanımlanan, aylık en az 45 milyon aktif kullanıcıya ulaşan platformların içeriklere müdahalesine bazı düzenlemeler getiriyor. Avrupa Medya Özgürlüğü Yasasında on sekizinci maddede yer alan bu düzenleme medya kuruluşlarının paylaşımlarına yapılacak müdahaleye bazı muafiyetler sağlıyor. Buna göre, sosyal medya platformu, herhangi bir içeriği silmek ya da kısıtlamak istediğinde, medya kuruluşu konuya dair bilgilendirilecek ve yanıt vermesi için 24 saat süre tanınacak. Medya kuruluşundan yanıt gelince veya yanıt verilmemesi halinde, platform söz konusu içeriği silme veya kısıtlama hakkına sahip olacak. Gazeteciliği, platformların keyfi hareketlerinden koruma perspektifinden bakınca anlamlı bir uygulama. Ancak sosyal medyanın ve bilgi ekosisteminin işleyişini düşününce, pek çok yapısal riski de beraberinde getiriyor. Peki bunlar neler? Risklere geçmeden önce yasanın ilk halinin bu açıdan çok daha sorunlu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çünkü önceki versiyonda kimin medya kuruluşu sayılacağı kararını, ilgili kuruluşun beyanına bırakıyordu. Yani sosyal medya hesabı olan ve haber kuruluşu olduğunu beyan eden herhangi bir hesap bu muafiyetten yararlanabilecekti. Doğrulama organizasyonları başta olmak üzere, çeşitli taraflardan gelen yoğun itirazların ardından, yasanın bu kısmı gözden geçirildi. Kimin medya kuruluşu sayılacağına ilişkin beyan hükmü, “üye devletlerden, siyasi partilerden, üçüncü ülkelerden ve üçüncü ülkeler tarafından kontrol edilen veya finanse edilen kuruluşlardan editoryal olarak bağımsız olma” şartıyla sınırlandırıldı. Ayrıca “editoryal sorumluluğun uygulanmasına ilişkin düzenleyici gerekliliklere ve ulusal düzenleyici makamın gözetimine tabi olunduğunu beyan etme” şartı da getirildi. Bunu ileriye doğru atılmış bir adım olarak kabul edebiliriz. Ancak yine bir soru karşımıza çıkıyor, bu şartları sağlayan medya kuruluşlarının her zaman doğruları yazacağının bir garantisi var mı? Kuşkusuz yok. “Yanlışsa 24 saat içinde kaldırılacak zaten haber” diyebilirsiniz. İşte sorun da burada başlıyor. Çünkü sosyal medya ve bilgi ekosistemi için 24 saat çok çok uzun bir süre. Haber yayından kaldırılana kadar, algoritmalar yardımıyla dezenformasyon amaçlanan sonuca ulaşmış olacak çünkü. Çok yakında bir seçim yaşanacak diyelim. “Kullanışlı” bir medya kuruluşu tarafından bilerek veya bilmeyerek, seçimden saatler önce tercihleri etkileme potansiyeli taşıyan kritik bir yanlış bilginin yayınlandığını düşünün. Bu bilgiye ilişkin haber kaldırılana kadar seçim çoktan yapılmış ve oylar kullanılmış olacak. Ertesi gün istediğiniz kadar haberi kaldırın, tıpkı yazının başındaki emniyet şeridi örneğinde olduğu gibi ambulanstaki hasta öldükten sonra şerit trafiğe açılmış ne önemi var ki? İşte bu açıdan bakıldığında medya kuruluşlarının muafiyeti tartışmalı hale geliyor. Medya kuruluşlarını platformların insafına bırakırsak, platformlara gereğinden fazla güç atfetmiş olmayacak mıyız sorusu aklınıza gelmiş olabilir? Haklı bir soru. Eğer yasal çerçevesi iyi çizilmezse, böyle bir muafiyetten yoksunluk, büyük platformları bilgi ekosistemini düzenleme ve hakikati belirleme konusunda otorite kılar. Buna karşılık, kendilerini bir şekilde haber ekosistemine dahil etmiş kuruluşlara verilen güç ne olacak? İktidar yanlısı bir medya, kendi ülkesinde bir haber kuruluşu olarak tanımlanabilir peki bu yeterli mi? İşte bu gibi durumlara karşı, 2021 Nobel Barış Ödülü sahibi gazeteciler Maria Ressa ve Dmitry Muratov da yanlış bilgi krizini çözmeye yönelik olarak AB’ye sundukları 10 maddelik planda , hiçbir teknoloji veya medya mevzuatına medya muafiyetinin dahil edilmemesi çağrısında bulunmuştu. Medya muafiyeti, haber kuruluşlarının basın meslek ilkelerine harfiyen riayet ettiği, hiç hata yapmadıkları, demokrasi kültürü yerleşmiş ülkelerde gerçekten de basını koruyacaktır. Böyle bir ülke var mı? Çok tartışmalı. Diyelim ki bazı Avrupa ülkelerinde var, EMFA’ya ilham veren Macaristan gibi bilgi otokrasisi kategorisindeki ülkelerde de var mı? İşleyişte bağımsız bir medya var gibi görünebilir ancak hükümet eliyle hiç de eşit olmayan bir piyasa yaratıldıysa, burada yasalar da güçlü olanın lehine işler. Avrupa Basın Özgürlüğü Yasası (EMFA) ile ilgili Politico haberindeki bir vurgu durumu özetliyor. Söz konusu habere, “AB’de medya özgürlüğü için yeni bir gün doğabilir, eğer otokratlara karşı gelirse ” başlığını atmışlar. Haberin spotu ise “bloğun kendi medya kural kitabını uygulama yeteneği, Macaristan ve Slovakya gibi ülkeleri dizginlenmesine bağlı” şeklinde. Evet yasa, AB’nin bazı ülkelerinde kusursuza yakın uygulanacaktır. Peki hepsinde uygulanacak mı? Bu sorunun yanıtını, yasanın uygulanmaya başlayacağı 2025 yılından itibaren alacağız. Ancak ikinci soru ve sorun daha kritik. Medya muafiyeti uygulandığında, gazeteleri koruyacak peki ya hakikat? İşte burası çok tartışmalı. Bu konuda, büyük platformlara biraz daha güç vermek yanlış evet. Zaten platformların daha fazla sorumluluk almasının tek yolu bu değil. Yanlış bilgiye karşı, 24 saatten çok daha kısa hatta dakikalarla ölçülecek sürelerde harekete geçme kabiliyeti kazanmalarını zorunlu tutmak mümkün. O da ancak, onaylı, bağımsız, iyi çalışan doğrulama platformlarıyla işbirliği ve gerçek insanlardan oluşan moderasyon ekipleriyle sağlanır. Aksi takdirde medya özgürlüğüyle dezenformasyon özgürlüğünü ayıran çizgi belirsizleşir. EMFA’yı eksiklerine rağmen, ileriye doğru bir adım olarak görürsek, bir sonraki adım da bu olmalı. Tabii sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada atılması gerekli adım bu. Darısı başımıza." """Komplo teorisi"" kavramı CIA tarafından mı icat edildi?",https://teyit.org/teyitpedia/komplo-teorisi-kavrami-cia-tarafindan-mi-icat-edildi,"Komplo teorileri köklü bir geçmişe sahip ancak bugün kullandığımız anlamda “ komplo teorisi ” terimi çok daha yakın bir zamanda ortaya çıktı. Günümüzde birini komplo teorisyeni olarak etiketlemek neredeyse hakaret olarak algılansa da terimin bugün sahip olduğu küçümseyici çağrışımlar sadece birkaç on yıl öncesine dayanıyor. Dolayısıyla bu kavramın kökenine ilişkin bile bir komplo teorisinin olması şaşırtıcı değil. Söz konusu komplo teorisine göre, ABD dış istihbarat servisi CIA 1967 yılında John F. Kennedy suikastının bilinen olay örgüsünü sorgulayan ve katili Lee Harvey Oswald’ın tek başına hareket ettiğinden şüphe duyanları tasfiye etmek için “komplo teorisi” terimini icat etmiş. Hatta bu komplo teorisinin iki versiyonu var . Bir gruba göre, CIA daha önce hiç bir arada kullanılmamış olan ""komplo"" ve ""teori"" kelimelerini bir araya getirerek yeni bir kavram icat etti. Daha ölçülü yaklaşanlar ise bu terimin daha önce de var olduğunu kabul etmekle birlikte, CIA'in kasıtlı olarak kavrama yönelik olumsuz çağrışımlar yarattığını ve böylece bu etiketi bir siyasi propaganda aracına dönüştürdüğünü iddia ediyor. Ilımlı versiyon iki sebeple son yıllarda epey popülerleşti. Birincisi, bu kavramı aslında CIA'in icat ettiğini savunan ilk ve belki daha uçuk teoriyi çürütmek çok kolay. Google Books ’ta yapılan bir arama, ""komplo teorisi"" kavramının 1870'lerde ortaya çıktığını ve 1950'lerde daha sık kullanılmaya başlandığını ortaya koyuyor. En koyu komplo teorisyenleri bile bu gerçeği görmezden gelmeye çalışırken zorlanıyor. İkincisi, daha ölçülü yaklaşan görüşün popülaritesi, 2014 yılında Amerikalı siyaset bilimci Lance DeHaven-Smith'in “Amerika’da Komplo Teorisi” isimli kitabında bunun propagandasını yapmasıyla büyük bir artış gösterdi. Kavramın kökeni ve gelişimi hakkında farklı iddialarda bulunmalarına rağmen, her iki versiyonun savunucuları da “Warren Raporu’na Yönelik Eleştirilere Yanıt” isimli resmi bir CIA belgesini kanıt olarak gösteriyorlar. Bu belge, New York Times’ın Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamındaki talebinin ardından 1976’da yayınlanmıştı. Belge, Kennedy suikastıyla ilgili resmi soruşturmaya ve Lee Harvey Oswald'ın tek başına hareket ettiğini belirleyen Warren Komisyonu'na şüpheyle yaklaşan önemli sayıda insanla ilgili endişeleri dile getiriyor. Belge aynı zamanda CIA mensuplarını, bulgulara ve resmi kurumlardan gelen açıklamaya itiraz edenlere karşı argümanlarla donatmayı da amaçlıyor. Örneğin, aklı başında hiç kimsenin Oswald kadar dengesiz birini daha büyük bir oyunun piyonu olarak seçmeyeceğini vurguluyor ve bu alternatif açıklamaların mantıksal yanılgılarına dikkat çekiyor. CIA’in “Warren Raporu’na İlişkin Eleştirilere Yanıt” isimli belgesi CIA’nın kamuoyunu etkileme çabası kuşku uyandırabilir. Ancak belgede, eleştirileri geçersiz kılmak için ""komplo teorisi"" terimini kullanmak bir yana, CIA'in bunu bir silah olarak kullanmayı amaçladığını gösteren tek bir cümle bile yok. Belgede “komplo teorisi” şeklinde tekil olarak hiç kullanılmayan kavram, çoğul haliyle “komplo teorileri” olarak sadece bir kez kullanılıyor: “Lee Harvey Oswald'ın bizim için çalıştığına dair yanlış iddialar gibi komplo teorileri kuruluşumuz hakkında sık sık şüphe uyandırdı.” Belgenin yazarları, kavramı çok gelişigüzel bir şekilde kullanmış ve açıklama yapma ihtiyacı hissetmemişler. Bu da kavramın yeni icat edilmiş bir kavram olmadığını, o dönemde alternatif açıklamaları tanımlamak için zaten yaygın olarak kullanıldığını gösteriyor. Yazarlar hiçbir zaman Kennedy suikastına ilişkin alternatif açıklamaların ""komplo teorisi"" etiketiyle damgalanmasını önermiyor. Buradan, kavramın sahip olduğu çağrışımların henüz bugünkü kadar olumsuz duyulmadığını anlamak mümkün. Tübingen Üniversitesi’nde Amerikan Edebiyatı ve Kültür Tarihi Profesörü olan Michael Butter’a göre bu komplo teorisinin neden ortaya çıktığı ve neden bu kadar çok insanın buna inandığı konusu çok daha ilginç. Henüz hiç kimse “komplo teorisine” dair bu komplo teorisinin geçmişini araştırmış değil, dolayısıyla tam olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etmek zor. Ancak yüzeysel araştırmalara dayanarak 1980'ler veya 1990'larda ortaya çıktığını varsaymak yanlış olmaz. “Komplo teorisi” kavramı, bugün onunla bağdaştırılan olumsuz çağrışımları taşımaya ancak 1980'lerde başladı . Butter’a göre kavramın kökenine ilişkin komplo teorisi muhtemelen bu artan olumsuzluğa karşı bir tepkiydi. Bu kadar çok insanın “komplo teorisi” kavramını CIA’in icat ettiğine inanmasının nedeni, Kennedy suikastının kavramın geniş tarihindeki rolü ve komplo teorilerinin o dönemki popülerliği ile alakalı. Komplo teorileri çağında yaşıyoruz gibi görünse de aslında bu tür teoriler geçmişte çok daha popülerdi . En azından 17. yüzyıldan 1950'lere kadar, komplo teorileri dünyayı anlamanın yaygın olarak kabul edilen bir yoluydu ve genellikle olayların “resmi” versiyonları bugün komplo teorilerisi diyebileceğimiz özellikte açıklamalardan oluşuyordu. Bu tür teorilere genellikle yönetimdeki elitler tarafından sıkça başvuruluyor ve çoğunlukla devleti zayıflatmaya çalıştığı iddia edilen dış düşmanları veya isyancıları hedef alıyordu. Komplo teorilerisyenliği ancak 1950'lerin sonu ve 1960'ların başında büyük olayları açıklamanın “etiketlenmiş” haline gelmeye başladı . Ana akımdan toplumun çeperlerine doğru kayan bu hareketin bir yan etkisi, komplo teorilerinin öncelikli olarak toplumsal ve siyasi figürleri hedef almaya başlaması oldu. İnsanlar artık devlete karşı düzenlendiği iddia edilen komplolarla değil, devlet tarafından düzenlenen komplolarla ilgilenmeye başladılar. Bir diğer yan etki de komplo teorisi veya teorisyeni etiketinin aşağılayıcı bir kavram haline gelmesi oldu. Kennedy suikastı, komplo teorisyenlerinin devleti gizlice kötülük planlamakla suçladığı ve 1967 CIA belgesinde olduğu gibi daha sonra komplo teorileri olarak etiketlenen alternatif açıklamalar sunduğu ilk büyük örnekti. Dolayısıyla yaşananları kötü niyetli insanların kasıtlı eylemlerine bağlayan komplo teorisyenlerinin, geriye dönük olarak bu terimin ortaya çıkışını Kennedy suikastının “ardındaki gerçekleri” gizlemeye yönelik kasıtlı bir girişim olarak görmeleri pek de şaşırtıcı değil." Yapay zekânın ürettiği sahte mahkeme kararları gerçek mahkeme salonlarına giriyor,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zekanin-urettigi-sahte-mahkeme-kararlari-gercek-mahkeme-salonlarina-giriyor,"Kısa bir süre önce, ünlülerin deepfake teknolojisi ile müstehcen görüntülerinin oluşturulduğuna şahit olmuştuk. Yapay zekâ aynı zamanda müzik sektöründe, sürücüsüz yarış arabaları nda ve yanlış bilgi yayma gibi farklı alanlarda da karşımıza çıkıyor. O yüzden yapay zekânın hukuk sistemleri üzerinde de güçlü bir etkiye sahip olması pek de şaşırtıcı değil. Müvekkillerin, avukatları aracılığıyla mahkemeye taşıdığı davaya konu anlaşmazlıkların, mahkemeler tarafından hukuka uygun bir biçimde çözülmesi gerekiyor. Tam bu noktada, yapay zekâ ile uydurulan sahte kanunların yasal anlaşmazlıkların çözümünde kullanılması son derece endişe verici. Bu durum yalnızca hukuki ve etik sorunlara yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel hukuk sistemlerine olan inanç ve güveni sarsma tehlikesi de yaratıyor. Üretken yapay zekânın, toplumları dönüştürme potansiyeli olan güçlü bir araç olduğuna neredeyse şüphe yok ve buna elbette yasalar da dahil. Ancak hukuk alanında üretken yapay zekâ kullanımı bazı sorumlulukları ve riskleri de beraberinde getiriyor. Avukatlar mesleki bilgi ve deneyimlerini dikkatli bir şekilde uygulamak üzere eğitim alıyor ve genellikle büyük riskler almaktan kaçınıyorlar. Fakat bazı avukatlar ve mahkemede kendi kendini temsil eden davacılar yapay zekânın oyununa gelebiliyor. Yapay zekâ modelleri devasa veri setleriyle eğitiliyor. Kullanıcı istediği zaman, hem metin hem de görsel ya da işitsel yeni bir içerik oluşturması mümkün. Bu şekilde oluşturulan içerik çok ikna edici görünse de hata payı var. Yapay zekâ modelinin eğitim verileri yetersiz veya kusurlu olduğunda ""boşlukları doldurmaya"" çalışması yanıltıcı içeriklere kapı aralıyor ve bunlar genellikle "" halüsinasyon "" olarak adlandırılıyor. Bazı bağlamlarda üretken yapay zekâ halüsinasyonu bir sorun değil, hatta bir yaratıcılık örneği olarak bile görülebilir. Ancak, özellikle avukatlar üzerindeki zaman baskısı ve bireylerin hukuki hizmetlere kısıtlı erişimi düşünüldüğünde, yapay zekâ halüsinasyonuyla, yasal süreçlerde dolaşıma giren uydurma metinlerin varlığı önemli bir sorun. Bu durum hazırlık sürecinde araştırma yapma ve belge hazırlama adımlarında dikkatsizliğe sebep olabilir. Özünde hukukun itibarını zedeleme ve halkın yargı süreçlerine olan güvenini aşındırma potansiyeli taşıyor. Avukatların New York mahkemesine var olmayan mahkeme kararlarından atıflar içeren bir dava dilekçesi sundukları 2023 ABD Mata v. Avianca davası, üretken yapay zekânın başrolde olduğu “sahte davalar” arasında en iyi bilineni. Bu örnekte avukatlar dava dilekçesi için araştırma ChatGPT kullanılarak yapılmış. Avukatlar mahkeme kararlarının gerçekten var olup olmadığını kontrol etmediler çünkü ChatGPT’nin halüsinasyon görebileceğinden habersizlerdi. Hatanın ortaya çıkmasının ardından mahkeme davayı reddetti, avukatlara kötü niyetle hareket ettikleri için yaptırım uyguladı, onları ve çalıştıkları hukuk bürolarını para cezasına çarptırdı. Dahası, yaşanan bu olay kötü bir örnek olarak kamuoyuyla da paylaşıldı. Bu kötü şöhrete rağmen farklı sahte dava örnekleri de ortaya çıkmaya devam ediyor. Donald Trump'ın eski avukatı Michael Cohen, bir başka üretken yapay zekâ sohbet robotu olan Google Bard yardımıyla ürettiği mahkeme kararlarını incelemesi için yanında çalışan avukatlardan birine verdi. Davaların yapay zekâ tarafından üretildiğini fark etmeyen Cohen, davaları verdiği avukatının bunları önceden kontrol edeceğini ve ona göre hareket edeceğini düşünerek paylaşmıştı. Ne var ki avukatı kontrol etmediği gibi vakaları ABD Federal Mahkemesine sunduğu bir dilekçeye dahil etti . Yakın zamanda Kanada ve Birleşik Krallık 'ta da sahte davalar ortaya çıktı. Bu gibi örnekler devam ederse, dikkatsiz bir şekilde üretken yapay zekâ kullanmanın sonuçlarından biri olan halkın hukuk sistemine duyduğu güvenin sarsılmasını nasıl önleyeceğiz? Avukatların bu araçları kullanırken gereken özeni göstermemeleri, mahkemelerin yanılmasına, hukuki sürecin tıkanmasına, müvekkillerin çıkarlarının zarar görmesine ve genel olarak hukukun üstünlüğünün zayıflamasına neden olabilir. Dünyanın dört bir yanında, yasal düzenleyiciler ve mahkemeler bu konuya farklı şekillerde tepki gösterdi. Bazı ABD eyalet baroları ve mahkemeleri, yapay zekânın sorumlu kullanım yöntemlerinden tamamen yasaklanmasını gerektiren durumlara kadar, meseleyi birçok açıdan ele alan rehberler hazırladılar. Birleşik Krallık ve Britanya Kolumbiyası’ndaki hukuk dernekleri ile Yeni Zelanda mahkemeleri de konuyla ilgili kılavuzlar geliştirdiler. Avustralya'da Yeni Güney Galler eyalet bürosu, avukatlar için üretken bir yapay zekâ kılavuzuna sahip. Yeni Güney Galler Hukuk Derneği ve Victoria Hukuk Enstitüsü de, avukatların davranış kuralları doğrultusunda sorumlu kullanım hakkında makaleler yayınlıyorlar. Bu rehberlerle, sıradan internet kullanıcıları gibi pek çok avukat ve hakimin de üretken yapay zekâ konusunda farkındalık kazanması ve bu teknolojinin sınırlarını ve faydalarını tanıması hedefleniyor. Bu alanda farkındalığı yüksek olmayan kişilerin de varlığı düşünüldüğünde hazırlanan rehberler iyi bir yardımcı olabilir. Ama şunu kabul edelim: Üretken yapay zek â araçlarını kullanan avukatların, yapay zekanın kendi muhakeme yeteneklerinin yerine geçemeyeceğini akılda tutmaları ve alınan bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeleri önemli. Hukuk profesörü Michael Legg ve araştırmacı Vicki McNamara’ya göre, mahkemelerin, davalarda üretken yapay zekâ kullanımının sınırlarını ortaya koyan uygulama notları veya kuralları benimsemeleri önemli. Oluşturulacak bu kurallar, kendi kendini temsil eden davacılara rehberlik edebileceği gibi mahkemelerin yapay zekânın hukuk sisteminde sorumsuzca kullanılmasına ilişkin sorunun farkında olduğunu ve bu sorunu ele aldığını da kamuoyuna gösterebilir. Yapay zekanın avukatlar tarafından bilinçli kullanımını teşvik edecek rehberler hukukçular tarafından hazırlanabilir. Legg ve McNamara’ya göre en azından, teknoloji yetkinliği avukatların hukuk eğitiminin bir gerekliliği haline gelmeli." 2 Nisan Uluslararası Teyitçilik Günü: Verilerle teyitçiler ve teyitçilik,https://teyit.org/teyitpedia/2-nisan-uluslararasi-teyitcilik-gunu-verilerle-teyitciler-ve-teyitcilik,"2 Nisan Uluslararası Teyitçilik Günü olarak kutlanıyor . Dünyanın birçok yerinde teyitçiler, yanlış bilgi sorunuyla mücadelelerine devam ediyor. Peki bu mücadele rakamlara nasıl yansıyor? Doğrulama platformlarının gelişimini izleyen Duke Reporters’ Lab ’a göre, 2008 yılında dünya üzerinde teyitçilik yapmayı amaçlayan yalnızca 11 proje vardı. 2014’ten bu yana her yıl yayınlanan rapora göre bu sayı 2023 yılında 417’ye yükseldi . 2024 yılının ilk çeyreğinde ise bu sayı 437. Kaynak: Duke Reporters’ Lab, 2023 Rakamlarda dikkat çeken nokta elbette bir önceki yıla göre fark. The New York Times, Eylül 2023'te yayınladığı karamsar bir makalede ""internetteki yanlış bilgilerle mücadele etmeyi amaçlayan kuruluşların arkasındaki ivmenin azalmaya başladığını"" bildirmişti . Yazıda, dünya çapındaki teyitçilik operasyonlarının sayısının 2022'de 424'e yükseldikten sonra ""durgunlaştığı"" ve bugün biraz düşerek 417'ye gerilediği vurgulanıyordu. Peki bu ne anlama geliyor? Poynter tabloyu yalnızca rakamlarla değerlendirmenin yanıltıcı olabileceğini hatırlatıyor . Örneğin, Afrika'daki ilk teyitçilik kuruluşu olan Africa Check, 2012 yılında iki kişilik bir ekipken, bugün dört ülkede ofisleri bulunan 40 kişilik bir kadroya sahip . Aynı durum, bir Twitter hesabı olarak başlayan ve bugün 50'den fazla çalışanı olan Maldita için de geçerli . Bazı bölgelerde azalma olsa da, bugün Afrika, Ortadoğu ve Asya gibi bölgelerde teyitçilik yapan organizasyonların sayıları umut verici biçimde artmaya devam ediyor. Duke Reporters Lab’in yayınladığı veriler arasında önemli bölgesel modeller de var. Süregelen halk sağlığı sorunları, iklim felaketleri, Rusya'nın Ukrayna ile devam eden savaşı ve Gazze’de yaşananlar nedeniyle, dünyanın önemli bölgelerinde doğru bilgiye ulaşmak hâlâ zor. Böyle zamanlarda ise yanlış bilgi hiç olmadığı kadar hızlı yayılıyor. Poynter’dan Peter Cunliffe-Jones ve Lucas Graves’in bu konudaki tespiti ise çarpıcı: “Yanlış bilgi krizlere bayılıyor .” Kaynak: Duke Reporters’ Lab, 2023 Peki her coğrafyada doğru bilgiye ulaşmak zor mu? Özellikle baskıcı hükümetlerin, sınırlı basın özgürlüğünün ve gazeteciler için güvenlik endişelerinin olduğu ülkelerde teyitçilik faaliyetine epey ihtiyaç olsa da, bu coğrafyalarda yeni teyitçilik organizasyonlarının kurulması bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, 31 ülkede basın özgürlüğü “ciddi derecede tehlikede” olarak değerlendiriyor . Ve bu ülkelerin neredeyse yarısında, 31 ülkenin 15'inde herhangi bir teyitçilik faaliyeti bulunmuyor. Fakat madalyonun bir de diğer yüzü var: Basın özgürlüğü konusunda “ciddi derecede tehlikede” olarak işaretlenen diğer 16 ülkede 62 teyitçilik organizasyonu bulunuyor. Dahası, bu ülkelerin sekizinde birden fazla teyitçilik organizasyonu var. Örneğin, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 161. sırada yer alan Hindistan, bu 62 doğrulama organizasyonun yarısına ev sahipliği yapıyor. Listede Türkiye de var. Güncel olarak Türkiye’de, Avrupa Teyitçilik Standartları Ağı (EFCSN) üyesi olan 1, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı’nın (IFCN) imzacısı olan 4 teyitçilik organizasyonu bulunuyor. Teyit, her iki uluslararası kurumun da imzacısı. Bu noktada, Türkiye’de Ekim 2022’de kabul edilen ve “ Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen düzenlemeyi hatırlatmakta fayda var. Yasaya eklenen düzenlemeye göre, “gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayan” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyor . Yasanın hem bireysel kullanıcılar hem de gazeteciler üzerinde yarattığı sansür ve otosansür endişesi ise devam ediyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre, yasa kabul edildiğinden bu yana 33 gazeteciye soruşturma açılmış. Altı gazeteci ise gözaltına alınırken, dört gazeteci tutuklanmış. Uzmanlar ise, dönemin şartlarına, karar vericinin keyfine bırakılmış durumda olan bu yasanın öngörülebilir olmadığını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini vurguluyor. Peki, bu kuruluşların ömürleri de etkileri kadar uzun mu? Duke Reporters' Lab’a göre, doğruluk kontrol kuruluşlarının neredeyse yarısı beş yıl veya daha uzun süredir aktif. Üstelik on yıldan uzun süredir aktif olan 50 doğruluk kuruluşu var . Fakat yine de ivmedeki artışın sona erdiğini söylemek mümkün. 83 doğruluk kontrolü sitesinin faaliyete geçtiği 2019 yılından bu yana, her yıl yeni açılan site sayısı istikrarlı bir şekilde azalıyor. Son yıllarda hızla artan yalnızca dünya çapında faaliyet gösteren teyitçilerin sayısı olmadı. Birçok farklı coğrafyada hükümetler, bu alanda varlık kazanmaya başladılar. Teyitçilerin ise uzlaştığı önemli bir nokta var: hükümet tarafından yürütülen teyitçilik faaliyetlerinin, tarafsızlık, nesnellik ve şeffaflık standartlarını karşılamada sorun yaşaması kaçınılmaz. Teyitçiler hükümetlerin halihazırda ellerinde bulunan yetkileri kötüye kullanabileceğine, doğruluk kontrolünün muhalefeti bastırmak ve propaganda için kullanılabileceğine dikkat çekiyor Endonezya’da faaliyet gösteren Tempo dergisinde teyitçi olan Ika Ningtyas, doğruluk kontrolü girişimlerinin şu anda demokrasisi gerileyen ülkelerdeki hükümetler tarafından ""gasp edildiğini"" düşündüğünü söylüyor . Ika’ya göre halka sunulan bilgilerin güvenilirliğini sağlamak için bu tür girişimlerin bağımsız kuruluşlara devredilmesi şart. Ika, Endonezya’da 2019 başkanlık seçimleri öncesinde kurulan KOMINFO adlı bir hükümet girişimine işaret ediyor. İletişim Bakanlığı'na bağlı bu girişimin seçimler sırasında siyasi veya hükümet politikalarıyla ilgili konularda taraflı analizler yayınlamasını örnek gösteriyor. KOMINFO’nun işlevinin ve ortaya çıkış hikayesinin Türkiye’de İletişim Başkanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’yle benzer olduğunu söylemek mümkün. Özetle, yıllar içinde krizler ve etraflarında şekillenen yanlış bilgiler değişip dönüşse de doğru bilgiye olan ihtiyaç baki. Bu yıl ise 2 Nisan’da teyitçiliğe olan ihtiyaç #FactsMatter (Gerçekler değerlidir) etiketiyle vurgulanıyor." Yeşil Aklama Sözlüğü: Karbon ayak izi nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-karbon-ayak-izi-nedir,"‘‘Doğada hiçbir şey yok olmaz ve her şey bir yere gider’’. Ekolojinin temel ilkelerinden biri olan bu ifade, doğada bıraktığımız ayak izlerimiz için de geçerli. Cambridge Dictionary karbon ayak izini, bir kişinin, şirketin veya kuruluşun faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit miktarının ölçümü olarak tanımlıyor. ""The Carbon Footprint of Everything"" (Her Şeyin Karbon Ayak İzi) kitabının yazarı olan Mike Berners-Lee ise bu terimi; bir ürünün üretilmesi veya bir faaliyetin gerçekleştirilmesi sürecinde gerekli olan sera gazı emisyonlarının toplamı olarak tarif ediyor. Bu tanımları basitleştirmek gerekirse, aslında yediğimiz, giydiğimiz, kullandığımız her bir ürünün veya hizmetin üretim, tedarik ve kullanım süreçlerinde ortaya çıkan sera gazları bizim ayak izimizi, yani gezegen üzerinde oluşturduğumuz baskıyı ifade ediyor. Ne kadar çok tüketirsek, sebep olduğumuz emisyonları da o kadar artırmış oluyoruz. Öte yandan, hem ülkeler arasında hem de toplumların kendi içinde giderek artan eşitsizlikler, kaçınılmaz olarak, karbon ayak izlerimizin boyutlarını da farklı kılıyor. Özellikle dünyanın en yoksul ülkelerinde yaşayanlar, gezegen üzerinde hafif adımlarla gezerken, zengin ülkelerin gelir düzeyi yüksek kesimlerinin karbon ayak izleri epey büyük. Üstelik tükettiğimiz ürünlerin üretilme biçimleri üzerinde kısıtlı etkimiz olduğu için, bireysel olarak dikkatli ve bilinçli olsak dahi başarabileceklerimiz sınırlı. Karbon ayak izi kavramı, bu konularda bireylerin farkındalığını artırmak için önemli olmakla birlikte, sistemsel nedenlerden dolayı sınırları bulanık hale getirildiğinde, sorumluluğu bireylerin omuzlarına yıkan bir yeşil aklama yöntemi olarak da kullanılabiliyor. Küresel nüfus artışı konusu, eskisi kadar popüler olmasa da, iklim krizinin nedenleri arasında gösterilmeye devam ediyor. Karbon ayak izi kavramına ülkelerin gelişmişlik seviyesini veya bireylerin ekonomik sınıfını dikkate alarak bakmak ise, nüfus tartışmalarının geçerliliğini sorgulatıyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 17’sine ev sahipliği yapan Afrika kıtası, 2023 verilerine göre küresel karbon emisyonlarının yalnızca yüzde 4’ünden sorumlu. 2019 tarihli bir veri setine göre , Asya kıtasının emisyonlardaki payı ise yüzde 53 seviyesinde. Onu yüzde 18 ile Kuzey Amerika ve yüzde 17 ile Avrupa takip ediyor. Bireysel faaliyetlerimiz sonucunda ortaya çıkan karbon ayak izimiz incelendiğinde, küresel kuzey ülkeleri ile küresel güney ülkeleri arasındaki büyük fark dikkat çekiyor. Bununla birlikte karbon emisyonları elbette ki gelişmiş bir ülkenin vatandaşları arasında da eşit dağılım göstermiyor. Örneğin, geçtiğimiz Şubat ayında Taylor Swift’in araba ile 40 dakikalık bir mesafe için özel jetiyle seyahat etmesi büyük tartışma konusu olmuştu. Zengin ve ünlü insanların, devlet ve şirket temsilcilerinin sebep oldukları karbon salımlarının kontrol altına alınmaması, hatta özel konseptli etkinlikler için Grönland’dan Dubai’ye buz taşınması gibi absürt olayların hız kesmeden devam etmesi, iklim krizine sebep olanlar da iklim krizinden etkilenecek mi sorusunu bizlere hatırlatabilir. Henüz karbon ayak izi kavramı hayatımıza girmeden önce, British Columbia Üniversitesi ekoloji profesörü William Rees, şehirlerin ve uluslararası ticaretin yükselişte olduğu bir dönemde, kentlerin taşıyabileceği azami bir insan nüfusu olduğunu savunmuş ve bu taşıma kapasitesi kavramını daha anlaşılabilir kılmak adına ‘‘ekolojik ayak izi’’ tanımını ortaya atmıştı . Bu tanımın ‘‘karbon ayak izi’’ olarak ifade edilmeye başlanması ise iklim krizine karşı kampanya yürüten sivil toplum kuruluşları tarafından değil; iklim krizinin faillerinden olan British Petroleum (BP)’un bir kampanyası sonucu gerçekleşti. 2000 yılında şirket, kendisini British Petroleum yerine ‘‘Beyond Petroleum’’ (Petrolün Ötesinde) olarak tanımlayacağını duyurdu ve sürdürülebilirlik misyonunu kuşandı . BP, kampanyasını başlatmadan bir yıl önce, güneş enerjisi şirketi Solarex’i 45 milyon dolara satın aldı. Dahası, aynı dönem farklı petrol şirketleri ile de yeni anlaşmalar yapmaya devam ediyordu. Kampanya kapsamında yayınlanan reklamlardan biri, ‘‘Sizin karbon ayak iziniz kaç?’’ sorusuyla başlıyordu. Reklamda karbon ayak izinin, bireylerin tüketimleriyle yarattıkları karbon kirliliği olduğu açıklandıktan sonra beyaz ekranda şu cümle beliriyordu: ‘‘Hepimiz daha az emisyona sebep olabiliriz.’’ Küresel karbon emisyonlarının üçte birinden sorumlu 20 şirket arasında bulunan BP’nin iklim krizindeki payı böylelikle adeta bireylerle denkleştirilivermişti. İlerleyen dönemlerde karbon ayak izi teması ile kampanya çalışmalarına devam eden BP, prestijli bir reklamcılık ödülü bile almış, ancak neden olduğu karbon emisyonlarına yönelik kayda değer bir azaltıma gitmemişti. Şirket, ‘‘amacını’’ güncel olarak şöyle tanımlıyor : Enerjiyi insanlar ve gezegenimiz için yeniden hayal etmek; dünyanın net sıfıra ulaşmasına ve insanların hayatlarını iyileştirmesine yardımcı olmak, operasyonlarda ve üretim süreçlerinde karbonu dramatik bir şekilde azaltmayı ve yeni düşük karbonlu işletmeleri, ürünleri ve hizmetleri geliştirmeyi hedeflemek. Buna karşın, aradan geçen 20 yıldan sonra halen, şirketin bütçesinin yüzde 88’i fosil yakıtlara harcanıyor. Bir zamanlar başarılı reklamcılık olarak ödüllendirilen bu iletişim kampanyası, geldiğimiz noktada, yeşil aklamanın dikkate değer örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Yeşil aklama söz konusu olduğunda BP elbette ki tek başına değil. Şirketler sıklıkla, reklamcılığı ve halkla ilişkileri kullanarak, gerçekte olduklarından daha çevre dostu görünmeye çalışıyorlar. İş modeli ve faaliyetleri açısından epey kirletici olan çok sayıda şirket, neden olduğu çevresel zararı daha az görünür kılmak için çeşitli yöntemlere başvuruyor. Farklı yöntemleri bulunan yeşil aklama, fosil yakıt, metal, çimento gibi kirletici endüstrilerden; ulaşım, gıda, tekstil, teknoloji gibi doğrudan bağlantının daha az görünür olduğu sektörlere kadar her yerde karşımıza çıkıyor. Tam bu noktada ‘‘sorumluluk’’ konusunda tehlikeli bir yol ayrımına geliyoruz. Halihazırda küresel karbon emisyonlarında aslan payına sahip olan gelişmiş ülkelerin veya çok varlıklı kesimlerin yanında ‘‘benim tükettiğim nedir ki’’ yaklaşımı ile iklim meselesini göz ardı etmenin bir çözüm olmadığını söylemek gerek. Bireysel olarak karbon ayak izimizin çevre ve iklim üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söylemek pek mümkün değil. Lakin bu süreci sadece bireylerin üstüne yıkan ve onları iklim krizine karşı bireysel sorumluluk almaya teşvik eden, böylece ‘‘dünyanın kurtulabileceğini’’ iddia eden söylemlerin de, mevcut fosil yakıtlara dayalı sistemin bir dayatması olduğunu hatırlatmakta fayda var. Fosil yakıtlara dayalı bir sistemde, bireysel olarak dikkat ettiğimiz durumlarda bile, karbon ayak izimizi anlamlı ölçüde küçültmemiz zor. Tüketimimizi en aza indirdiğimiz, yürümeye veya toplu taşımayı kullanmaya çalıştığımız durumda dahi, evimizde kullandığımız elektrik, kömürlü bir termik santralde üretiliyorsa veya doğalgaz ile ısınmak durumundaysak, karbon ayak izimizi ancak bir yere kadar küçültebiliyoruz. Bu durumu değiştirecek sistemsel talepler de, ancak iklim değişikliği konusunda farkındalığı olan ve bireysel sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmayacak bireylerden gelebilir. Çok katmanlı bu meselenin sistemsel, radikal ve samimi değişiklikler olmadan gerçekleşmesi pek de olası değil. Bu noktada, ekolojinin bir diğer ilkesini hatırlamakta fayda var: Gezegendeki her şey birbirine bağlıdır." ,https://md.teyit.org/img/komplo-teorisi-kavrami-teyitpedia.webp, Deepfake nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-deepfake-nedir,"Diyelim ki iklim değişikliği konusunda çalışan tanınan bir bilim insanısınız. Bir sabah uyandınız ve hem sevdiklerinizden hem de takipçilerinizden gelen yüzlerce mesajla karşılaştınız. Hepsinin gönderdiği mesaj aynı: “Neden böyle bir video çektin?” Sosyal medyada binlerce defa paylaşılan videoda görünen sahiden de sizin yüzünüz, sizin sesiniz. Fakat sözlerin hiçbiri size ait değil. Gelen tepkinin sebebi de aslında bu. Çünkü videoda iklim değişikliğinin bir yalan olduğunu, bilim insanlarının yanıldığını ve “sözde” iklim değişikliğinin dünyayı yöneten beş ailenin ortak fikirlerinden biri olduğunu söylüyorsunuz. Bu senaryoyu teknolojinin distopik yanlarını sunan Black Mirror dizisinden almadık. Günümüzde siyasetçilerden aktivistlere, tanınmış kişilerden sıradan internet kullanıcılarına kadar herkesi etkileme potansiyeline sahip bu teknolojinin bugünlerde sıkça duyduğumuz bir ismi var: Deepfake. İngilizce deep learning (derin öğrenme) ve fake (sahte) kelimelerinin birleşimiyle oluşan deepfake, birinin yüzünü dijital olarak başka birinin vücuduna monte edip elde ettiğiniz görüntüyü istediğiniz gibi kullanmanıza olanak tanıyan bir teknoloji. Kısacası bu teknoloji sayesinde A kişisinin yüzü B kişisine montajlanabiliyor . Deepfake, birbirine karşı çalışan iki makine öğrenme modeliyle çalışıyor. ""Üretken"" algoritması, örnek görüntü, ses ve/veya video kullanılarak eğitiliyor ve bunları mümkün olduğunca yakından taklit eden yeni bir medya parçası oluşturuyor veya var olan medyayı istenildiği biçimde manipüle ediyor . 2019 ve 2020 yılları arasında deepfake içeriklerin sayısının yüzde 900 oranında artması, bu teknolojinin epey hızlı bir şekilde hayatımıza girdiğini gösteriyor. Birçok tahmin bu endişe verici eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği yönünde. Bazı araştırmacılara göre 2026 yılına kadar çevrimiçi içeriğin yüzde 90'ı sentetik yani yapay zekâ ve benzeri araçlarla üretilmiş olacak . MIT Medya Laboratuvarı'nın hazırladığı sekiz soru, deepfakeleri tespit etmek için iyi bir rehber olabilir : ABD'li içerik üreticisi Ariel, 2023’ün son günlerinde Arcads isimli Fransız dijital pazarlama şirketinden bir mesaj aldı. Arcads'ın biraz farklı bir talebi vardı . Yapay zekâ kullanılarak oluşturulan reklam kampanyaları için birini arayan şirket, genç içerik üreticisinden farklı arka planlarda konuşmasını istedi. Teklifi kabul eden Ariel, araba, ev, sokak gibi farklı mekanlarda konuşarak çektiği dokuz videoyu kısa sürede iletti. Aylar sonra, Ariel bir arkadaşından X'te milyonlarca izlenme ve binlerce yanıt almış ve ön izlemesinde kendi görüntüsü olan bir videonun linkini içeren bir mesaj aldı. Ariel önce bunun çektiği ürün tanıtım videolarından biri olduğu düşündü, çünkü görüntü ve ses ona aitti. Sonra söylenenleri dinledi: Deodorant ve vücut kokuları hakkında saçma bir tanıtımdı. Böyle bir markayla hiç çalışmamış Ariel’in aklına aylar önce ona ulaşan şirket geldi: Arcads aracılığıyla, müşteriler marka tanıtım videoları hazırlaması için deepfake bir Ariel kiralayabiliyordu ve viral olan video bunlardan yalnızca biriydi . İçerik üreticisi Ariel’in deepfake videosundan kareler 2020 tarihli bir BBC haberinin başlığı şöyle : “ Deepfake: Demokrasiye bir tehdit mi yoksa sadece bir eğlence mi?” 2024 yılında ilkine daha yakın olduğumuzu söylemek mümkün. Çünkü deepfakeleri şu sıralar, sandığa gidecek farklı coğrafyalarda adayların olumlu veya olumsuz propagandaları için kullanılan bir araç olarak sıkça görüyoruz. ABD Başkanı Joe Biden’ın seçmenlere “ön seçimlerde oy kullanmamalarını ve oylarını kasım ayındaki başkanlık seçimine saklamalarını” söylediği sahte ses kaydı bunun güncel örneklerinden . Bu teknoloji yalnızca siyasi arenada karşımıza çıkmıyor. Kimlik doğrulama platformu Sumsub'ın yakın tarihli bir raporuna göre, bankacılık sektöründeki Deepfake vakaları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 700 arttı . Birçok farklı şirket de deepfake tehlikesi altında. Geçtiğimiz yıl, küçük ölçekli şirketlerin yüzde 26'sı ve büyük ölçekli şirketlerin yüzde 38'i deepfake dolandırıcılığına maruz kaldı. Bunun dünya ekonomisine maliyeti ise 480 bin dolar . Çok uluslu bir firmanın finans departmanı çalışanının, bir video konferans görüşmesinde şirketin mali işler müdürünün deepfake görüntüsüne inanmasıyla 25 milyon dolar ödemek üzere kandırılması, bu teknolojinin olası mali risklerini gözler önüne seriyor . Fakat tüm suçu deepfake'lere yüklemek olmaz. Bu teknolojinin yararlı veya kullanışlı olduğu sektörler de mevcut . Örneğin film ve video oyun sektöründe bir sahnenin çekimi zor olduğunda veya konuşmada bir değişiklik olduğunda bu sorunlar deepfake teknolojiyle kolaylıkla çözülebiliyor. Deepfake'ler ayrıca, izleyicinin videonun gerçek olmadığını anladığı ancak deepfake'in yarattığı mizahi durumdan hoşlandığı hiciv ve parodi içerikleri için de kullanılabiliyor. Baştaki sorumuza geri dönelim. Endişelenmekte haklı mıyız? Deepfake'lerin yarattığı en büyük tehlike, güvenilir kaynaklardan geliyormuş gibi görünen yanlış bilgileri yayma yetenekleri. Örneğin, 2022 yılında, Rusya - Ukrayna savaşının alevlendiği dönemde, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin askerlerinden teslim olmalarını istediği bir deepfake video bunun çarpıcı örneklerinden . Hakikati çarpıtmanın epey basitleştiği bu çağda kullanıcıların gerçek mi sahte mi olduğunu ayırt etmekte zorlanacağı deepfake videoların, toplumsal kutuplaşmayı besleyebilecek bir araç olarak veya siyasi skandallara yol açacak şekilde kullanılması ihtimali, uzmanların sıkça vurguladığı uyarılardan . Bağımsız araştırma kuruluşu RAND’dan Peter Carlyon, deepfake’in geçek bir sorun olduğunu ama güncel haliyle okyanustaki bir damladan farksız olduğunu vurguluyor. Çünkü deepfakelerin etkisi halen çok küçük ve seçimin veya demokratik süreçlerini seyrini değiştirdiğine dair belirgin bir bulgu yok . Umut verici başka bulgular da var. Çünkü insanlar bu videoları tespit etmede epey başarılı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Medya Laboratuvarı'ndaki son bir çalışmada, revaçta olan bir deepfake tespit modeli, Vladimir Putin'in ikna edici bir deepfake'inin yapay olma olasılığını yüzde 8 olarak değerlendirdi. Aynı video insanlara izletildiğinde, tespitteki başarı oranı yüzde 70’e yükseldi. Peki bu ne anlama geliyor? Araştırmacılara göre, bu başarının sebebi modelin bağlamsal bilgileri insanlar kadar kapsamlı bilememesi. Katılımcılar ise, Putin'in gerçekte nasıl konuştuğunu biliyor ve mimiklerini tanıyor . Kapak görseli: Kotryna Zukauskaite" ,https://md.teyit.org/img/mahkeme-kararlari-teyitpedia.webp, Rapor: Yapay zekâ enerji tüketimi ve iklim mezenformasyonunu artırabilir,https://teyit.org/teyitpedia/rapor-yapay-zeka-enerji-tuketimi-ve-iklim-mezenformasyonunu-artirabilir,"Çevreci gruplardan oluşan bir koalisyon, yapay zekânın iklim krizini çözmeye yardımcı olacağı iddialarının yanıltıcı olduğunu, teknolojinin enerji tüketimini artırabileceği ve iklim dezenformasyon unun yayılmasına neden olabileceği uyarısında bulundu. Yapay zekâdaki gelişmelerle birlikte büyük teknoloji şirketleri ve Birleşmiş Milletler, ormansızlaşmanın izlenmesinde, kirlilik sızıntılarının tespitinde ve aşırı hava olaylarının takibinde yapay zekâ destekli araçların kullanılmasının küresel ısınmayla mücadele çabalarını iyileştirebileceğini söylüyor. Nitekim yapay zekâ araçları halihazırda Afrika'daki kuraklıkların tahmininde ve eriyen buzullardaki değişikliklerin ölçümünde kullanılıyor. Kısa bir süre önce Gemini olarak yeniden adlandırılan Bard adlı yapay zekâ aracını kullanıcıyla buluşturan Google, trafik ışıklarının verimliliğini artırılmasına yönelik kullanılmak üzere yeni bir yapay zekâ projesi üzerinde çalışıyor. Emisyonları azaltma taahhüdünde bulunan Google, yapay zekânın herkes tarafından benimsenmesini savunan teknoloji devlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor . Google geçtiğimiz yıl yapay zekanın küresel emisyonları yüzde 10'a kadar azaltabileceğini belirten bir rapor yayınlamıştı . B u oran, 2030 yılına kadar Avrupa Birliği tarafından belirtilen toplam karbon emisyonuna eşdeğer. Google'ın sürdürülebilirlikten sorumlu yöneticisi Kate Brandt, Aralık ayında yaptığı bir açıklamada , yapay zekânın iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir role sahip olduğunu söylüyor ve çevre çalışmalarında büyük ilerleme kaydedilmesi için teknolojiyi bir “dönüm noktası” olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte, çevreci gruplar tarafından hazırlanan yeni bir raporda yapay zekâ devriminin iklim krizi üzerindeki etkisine ilişkin soru işaretleri gündeme getiriliyor. Veri merkezlerindeki artan enerji tüketimine ilişkin endişelerin masaya yatırıldığı raporda ayrıca teknolojinin iklim bilimi hakkında yanlış bilgilerin yayılmasına yol açabileceği uyarısında bulunuluyor. Raporu hazırlayan Dezenformasyona Karşı İklim Eylemi Koalisyonunun (Climate Action Against Disinformation/CAAD) bir parçası olan Friends of the Earth Ağı kapsamında iklim dezenformasyonu programının direktörlüğünü yürüten Michael Khoo, ""Yapay zekânın gezegeni kurtarabileceğini sürekli duyuyoruz, ancak bu yanılgıya kapılmamalıyız” açıklamasında bulunarak, yapay zekânın çevre çalışmalarındaki faydası konusunda şüphelerini dile getiriyor : ""Yapay zekâ araçları, bizi içten yanmalı motorların kullanımından kurtarmayacak. Önümüzdeki yıllarda yapay zekanın daha fazla enerji tüketimine sebep olduğu ve iklim değişikliğine yönelik dezenformasyon yayılımına yol açtığı fark edildiğinde iş işten geçmiş olacak.” Yapay zekâ araçlarının kullanımının enerji talebinde artışa sebep olması, sektör taleplerinin karşılanabilmesi için mevcut veri merkezi sayısının iki kat artırılması, bunun da gezegenin ısınmasına yol açan emisyon salınımının yüzde 80 oranında yükselmesine yol açması bekleniyor. Yakın zamanda yayınlanan CAAD raporunda, merkezlerin enerji verimliliğini artırmaya yönelik önlemler almasının bile bu artışın önüne geçemeyeceği belirtiliyor. Yapay zekâyla birlikte artan enerji talebinin karşılanması için kömür santrallerinin artırıldığına dair ABD kaynaklı kanıtlara rastlıyoruz . Yapılan farklı bir araştırma ise, bundan yalnızca üç yıl sonra yapay zekâ sunucularının İsveç'in enerji tüketimine eşdeğer bir tüketim sergileyeceğini ortaya koyuyor . Artan enerji talebinin yapay zekâ işlemlerinin karmaşık doğasının bir sonucu olduğu söylenebilir. Yapay zekaya yönlendirilen arama sorguları, standart bir çevrimiçi sorguya kıyasla 10 kat daha fazla bilgi işlem gücü gerektiriyor. CAAD’nin yayımladığı rapora göre, OpenAI’nin ChatGPT'yi eğitmek için tükettiği enerji, ABD’nin 120 hanesinin bir yıllık enerji tüketimine tekabül ediyor. Khoo, ""Yapay zekanın enerji tüketimini azaltacağına dair inancın hiçbir temeli yok. Mevcut araştırmalar, veri merkezlerinin artmasıyla birlikte enerji tüketiminin büyük ölçüde yükseleceğini gösteriyor"" sözlerini dile getiriyor. ""Veri merkezlerinde enerji verimliliği uygulamalarının küçük kazanımları beraberinde getireceğinin farkındayız, ancak basit bir hesaplama, karbon emisyonlarının arttıracağını gösteriyor.” Koalisyonun raporuna göre yapay zekâ, kişi ya da kuruluşların iklim bilimi ve artan küresel ısınmanın etkileri hakkında yanlış ya da yanıltıcı ifadelerin yayılmasını kolaylaştıracak, dolayısıyla iklim acil durumunun iyileştirilmesine yönelik çabaları daha da zorlaştıracak. Yapay zekâ eleştirmenleri, X (eski adıyla Twitter) gibi büyük sosyal medya platformlarının halihazırda iklim bilimini inkâr eden kullanıcılarla dolup taştığını, bu gelişmelerle birlikte böyle bir ortamda işlerin daha da kötü hale gelebileceğini belirtiyor . Khoo, ""Yapay zekânın bilgi ekosistemi ni tam da yeniden bir araya getirmemiz gereken zamanlarda parçaladığını görüyoruz"" diyor. ""Yapay zekâ, etrafı hızlı ve ucuz saçmalıklara donatmak için mükemmel bir araç. İklim dezenformasyonunun artmasında ne denli işlevli olduğu da oldukça açık. Yakında iklim dezenformasyonu yayan içeriklerin insanları nasıl acımasız bir şekilde mikro hedef haline getirdiğine şahit olacağız."" Rapora göre, yapay zekâ ve enerji tüketimi bağlamında daha fazla şeffaflık sunulmalı ve iklim yalanlarının ortaya çıkarılmasını önleyen tedbirler alınmalı. Allen Institute for AI'den kıdemli araştırmacı Jesse Dodge, yapay zekânın özellikle deepfake videolar ve görseller yoluyla iklim mezenformasyonunu ""hızlandırmak"" için kullanılmasına ve enerji tüketiminde artışa sebep olarak karbon emisyonlarının yükselmesine sebep olacağına dair endişelerini dile getiriyor: ""Bu durum genel olarak bir endişe kaynağı. Yapay zekâ uygulamaları, potansiyel olarak elektrik veya su tüketiminden daha olumsuz bir sonuca yol açabilir. Yapay zekâ bir hızlandırıcı görevi görür; elinizdeki işi daha hızlı yapmanızı sağlar. Bu açıdan petrolü daha hızlı çıkarmanıza da pekâlâ yardımcı olabilir, ancak diğer yandan iklim değişikliğinin zararlarını azaltmak için de kullanılabilir. Nitekim araştırma merkezimizde bu amaç doğrultusunda yapay zekâdan faydalanan 6 ekibimiz var. Ekiplerimizden biri iklim modellemesinden, bir diğeri yasadışı balıkçılığı ve nesli tükenmekte olan türlerin takibinden, bir başkası ise orman yangınlarının takibi ve tahmininden sorumlu. Bu noktada yapay zekâ kullanımının net bir fayda getirdiğine, değerli bir alışveriş gerçekleşmesini sağladığına inanıyoruz.” Dodge, yapay zekânın iklim krizi üzerinde büyük ölçüde olumlu bir etkisi olacağı konusunda ""temkinli bir iyimserlik"" içinde olduğunu, ancak şirketlerin enerji tüketimi konusunda tamamen şeffaf ve açık bir tavır sergilemesi gerektiğini belirtiyor." Sosyal medyada paylaşılan mahkeme kararları bağlamından koparılmış olabilir,https://teyit.org/teyitpedia/sosyal-medyada-paylasilan-mahkeme-kararlari-baglamindan-koparilmis-olabilir,"Eşinize “Alo” dediğiniz için mahkemece kusurlu bulunacağınızı söylesek inanır mıydınız? Yargıtay’ın eşlerin birbirine “Alo” demesini boşanma sebebi olarak saydığı iddiası son dönemde sosyal medyada çokça konuşuldu. Belirli mahkeme kararlarına atıf yapan paylaşımlar genellikle yüksek etkileşim alıyor. Bu türden paylaşımları yaygınlaştırmadan önce şüphe kası nı çalıştırmak niçin önemli, gelin hep birlikte bakalım. Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi gibi yüksek mahkemelerin adlarını geçirerek yapılan paylaşımların ilgi çekici olduğu aşikar. Avukat Muhammed Ali Başıbüyük, asılsız bir şekilde paylaşılan yargı kararlarının bireylerin ve toplumun davranışını da etkileyebileceğini söylüyor. Örneğin, Eylül 2023’te “Anayasa Mahkemesi’nin ek MTV ödemesi kararını iptal ettiği iddiası” sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde gündeme gelmişti. Teyit , iddianın doğru olmadığını tespit etti. Gelir İdaresi Başkanlığı da iddia yayıldıktan sonra vatandaşları vergilerini ödemeye davet eden bir duyuru paylaştı . Yani, örnekteki gibi yanlış bilgilerin yayılması vatandaş olarak sorumluluklarımıza dair kararlarımızı etkileme potansiyeline sahip. Bu durum bizlere sosyal medyada mahkeme kararı olduğu iddiasıyla paylaşılan içeriklere şüpheyle yaklaşmanın, kaynağı ve bağlamı sorgulamanın ve resmi kaynakları takip etmenin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Davaya konu olayın bağlamını ve olaya özgü şartları dikkate almadan yalnızca mahkemenin nihai kararından kırpılan bir ya da birkaç cümle de en az uydurma kararlar kadar yanıltıcı olabilir. 22 Şubat 2024 tarihinde dolaşıma giren, epey etkileşim alan ve birbirinin kopyası cümlelerle sosyal medya ve haber sitelerinde paylaşılan iddialardan biri de eşlerin birbirine “Alo” demesinin boşanma sebebi sayılabileceğine yönelikti. Bu paylaşımların altında da elbette sosyal medyada gözardı edilmiş bir bağlam var. Olayla ilgili detaylı haber metinlerine ve avukatların karara dair yorumlarına bakıldığında, mahkemenin verdiği boşanma kararının ardındaki tek sebep bu değil. Çünkü eşlerin birbirine “Alo” demesi, ilgili davada boşanmada kusur sayılan hallerden yalnızca biri. Kusur olarak kabul edilmesinin nedeni ise “Alo”yu hitap olarak kullanmak ve bunu sürekli hale getirmek . Teyit’in ulaştığı Avukat Muhammed Ali Başıbüyük, davanın içeriğini ve kararın tamamını görmeden yalnızca hükmü değerlendirmenin yanıltıcı olabileceğini hatırlatıyor. Başıbüyük, sosyal medyada magazinsel cümlelerle aktarılan bu kararların her birinin arkasında birbirinden farklı somut olaylar olduğunu göz önünde bulundurmak gerektiğini söylüyor. Yani, dava dosyasının tamamını görmeden bir çıkarım yapmak yanıltıcı olabilir. Bu tür mahkeme kararlarını bağlamsız aktarmak kişilerin günlük yaşamdaki tercihlerini etkileyebileceği gibi Avukat Başıbüyük’e göre yargıya olan güveni de zedeleyebilir. Benzer paylaşımlar gördüğümüzde ilgili alanda uzman hukukçuların yorumlarını takip edebiliriz. Varsa uzman görüşlerini içeren haber metinlerini okumak da iyi bir yöntem olabilir. Hiçbirine ulaşamıyorsak bile bu kararların bir bağlamı olduğunu hatırlamak ve paylaşmadan önce yavaşlamak önemli. Legal Design Turkey ekibinden Ebru Metin, dava kararlarına dair özet bilgi paylaşırken “layering (katmanlama)” deseninin kullanılmasını öneriyor. Buna göre, etkili bir başlık, görsel veya ikon kullanarak okuyucunun arayacağı bilgiyi bulabileceği ve anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş metni paylaşmak, sadeleştirilmiş metinle ilgili açıklamanın yer aldığı bir metin eklemek ve mutlaka daha detaylı bilgi alabileceği kaynak linklerine yer vermek gerekiyor. Bu şekilde tek seferde ama katmanlı olarak konu hakkında bilgi verirken yanlış ya da bağlamsız bilginin paylaşılması önlenebilir. Yargının bazı davalar kapsamında hakaret saymadığı ifadeler de sosyal medyada zaman zaman gündeme geliyor . Yargı organlarının üzerine hüküm verdiği bu ifadeler Türk Ceza Kanunu’nda tanımlana hakaret suçunun unsurlarını barındırmadığı vakit suç sayılmıyor. Avukat Muhammed Ali Başıbüyük, Türk Ceza Kanunu’na göre hakaret suçunun oluşması için bir kimsenin onur şeref ve saygınlığının rencide edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca bir kelimenin hakaret sayılabilmesi için hangi bağlamda söylendiğinin ayrıca irdelenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu kararların sosyal medyada klasiklemiş paylaşımlardan biri haline gelmesi ve her yeni kararın önümüze düşmesi insanları bu ifadelerle hakaret etmeye teşvik ediyor olabilir. Sosyal medyada mahkeme kararlarına ilişkin paylaşımları okurken Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi gibi yargı mercilerini görünce şüphe kasımız daha yavaş çalışıyor olabilir. Bu noktada bilişsel yanlılık larımızdan biri olan otorite yanlılığı büyük rol oynuyor. Yani, güvendiğimiz veya otorite kabul ettiğimiz bir kişiden veya kurumdan gelen bilgileri doğru kabul etmeye daha meyilli oluyoruz. Paylaşımda yalnızca bir yargı organının ismini görmek bile, bizi o paylaşımı doğru kabul etmeye ikna edebilir . Özetle, daha fazla tık ve beğeni almak için yanlış, yanıltıcı şekilde aktarılan bu kararlar hem sosyal hayatımızı hem de bu kurumlarla olan ilişkilerimizi etkileme potansiyeline sahip. İnternette gezinirken şüphe kasımızı daima devrede tutmak etkileşim kaygısıyla yapılan paylaşımların yol açtığı bu olumsuz etkileri en aza indirmemizi sağlayabilir." Z kuşağı çevrimiçi dolandırıcılığın tuzağına boomer'lardan daha fazla düşüyor,https://teyit.org/teyitpedia/z-kusagi-cevrimici-dolandiriciligin-tuzagina-boomerlardan-daha-fazla-dusuyor,"Görünen o ki, bir "" dijital yerli "" olarak büyümek, çevrimiçi dünyanın tehlikelerine karşı bağışıklık kazanma becerisini beraberinde getirmiyor. İnternetle büyüyen nesil bile internet ortamında dolandırılabiliyor. Eğer Z kuşağıysanız, yani 1990'ların sonu ile 2010'ların başı arasında doğduysanız, siz veya akranlarınızdan biri daha önce çevrimiçi bir dolandırıcılığın hedefi ya da kurbanı olmuş olabilir. Yakın zamanda ABD merkezli denetim ve danışmanlık şirketi Deloitte tarafından yapılan bir anket çalışmasına göre, Z kuşağı bu dolandırıcılıkların tuzağına aile büyüklerinden daha sık düşüyor. Araştırmalara göre, diğer kuşaklara kıyasla, gençlerin şifre avcılığı, kimlik hırsızlığı, romantik dolandırıcılık ve siber zorbalık konularında mağduriyet yaşama oranları daha yüksek . Deloitte tarafından yapılan anketin sonuçları, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Z kuşağının çevrimiçi dolandırıcılığa yakalanma olasılığının yüzde 16 olduğunu, bu oranın yüzde 5 olasılığa sahip baby boomer kuşağına (1946-1964 arası doğan nesil) kıyasla üç kat daha fazla olduğunu gösteriyor . Sosyal medya hesaplarının başkası tarafından ele geçirilme olasılığı ise yüzde 8 olasılığa sahip boomer kuşağı ile karşılaştırıldığında, Z kuşağının yüzde 17 ile bu tarz saldırılara iki kat daha fazla savunmasız olduğu belirtiliyor. Ankete katılan Z kuşağı katılımcıların yüzde 14'ü, diğer tüm kuşaklardan daha yüksek bir oranla konum bilgilerinin kötüye kullanıldığını belirtiyor. Bu türden dolandırıcılıkların ağına düşenlerin arasında gençlerin sayısı giderek artıyor. Nitekim ABD merkezli çevrimiçi araştırma şirketi Social Catfish 'in çevrimiçi dolandırıcılıklarla ilgili yayınladığı 2023 raporu, 20 yaş altındaki çevrimiçi dolandırıcılık kurbanlarının 2017 yılında 8,2 milyon dolar kaybettiğini ortaya koyuyor. 2022 yılı için ise bu rakam 210 milyon dolar. Norfolk Eyalet Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Doçent Doktor Scott Debb, genç Amerikalıların siber güvenlik alışkanlıklarını inceliyor. Scott Debb, dijital yerlilerin çoğunlukla bu tarz tehlikelerin farkında olduğunu söylüyor. 2020 yılında International Journal of Cybersecurity Intelligence and Cybercrime'da yayımlanan bir çalışmada Debb ve bir grup araştırmacı, ""dijital yerli"" olarak atfedilen Y kuşağı ve Z kuşağının çevrimiçi güvenlik davranışlarını kendi ağızlarından dinleyerek karşılaştırdı . Yapılan araştırmanın sonucuna göre, Z kuşağı çevrimiçi güvenlik konusunda yüksek bir farkındalığa sahip; ne var ki, siber güvenlik sağlayan önleyici uygulamaları günlük yaşamlarında hayata geçirme konusunda Y kuşağından daha geride kalıyor. Peki bunun sebebi ne olabilir? Çevrimiçi dünyaya diğer kuşaklardan (en azından şimdilik) daha çok hâkim olan bu nesil, neden çevrimiçi dolandırıcılık ve saldırılara karşı bu kadar savunmasız ? Bu konuda tekrar tekrar masaya yatırılan birkaç teori mevcut. Bunlardan ilki, Z kuşağının internet ortamında diğer kuşaklara nazaran daha fazla vakit geçiriyor olması. Teorilerden ikincisi ise, internetle büyüyen Z kuşağının teknolojik cihazlara diğer kuşaklardan daha fazla aşinalık kazanmış olması; bunun da bazı durumlarda onları güvenlik yerine kolaylığı seçmeye yönlendirmesi. Üçüncü teori, okul çağındaki çocuklara yönelik verilen siber güvenlik eğitiminin, gençlerin çevrimiçi iklimde yaşadıkları deneyimlerle gerçekçi bir uyumluluk göstermemesi. Stanford'da bilgisayar bilimleri öğrencisi olan ve siber güvenlik eğitim organizasyonu kuran 21 yaşındaki Kyla Guru durumu şöyle özetliyor: ""Bence Z kuşağı da bu durumun farkında. Her gün bu tehditlerle yaşamak zorundayız."" Okulda e-posta güvenliği, şifre avcılığı veya sosyal mühendislik konularında ders verirken öğrencilerin bu duruma aşina olduğunu fark ettiğini belirten Guru, öğrencilerden: “Vay canına! Buna benzer bir mesaj aldığımı hatırlıyorum” ya da “Instagram DM'lerime bu tür spam gönderenleriler sık sık düşüyor” şeklinde tepkiler aldığını belirtiyor. Z kuşağını hedef alan dolandırıcılık türleri, çevrimiçi ortamlarda diğer herkesi hedef alan türlerden çok da farklı değil. Ancak Deloitte'da veri ve dijital güvenlik departmanı yöneticisi Tanneasha Gordon, Z kuşağının teknolojiyi daha sık, daha fazla cihazda ve hayatlarının daha fazla alanında kullanması nedeniyle, sahte e-postalar veya güvensiz alışveriş siteleriyle daha fazla temas kurma olasılıkları olduğunun altını çiziyor. Ek olarak, genç bireylerin internet üzerinden insanlarla tanışma konusunda daha ılımlı olduğu, bu durumun da onları bir romantik ilişki dolandırıcılığına karşı daha savunmasız kıldığı belirtiliyor. ""Z kuşağı internet üzerinden çok fazla alışveriş yapıyor. Onları bulundukları sosyal medya platformundan sahte bir reklam aracılığıyla tuzağa düşürecek, kelimenin tam anlamıyla ağına düşürecek çok sayıda sahte internet sitesi ve e-ticaret platformu var"" diyen Gordon, şifre avcılığı amacıyla gönderilen e-postaların da bir hayli yaygın olduğunu belirtiyor. Dijital olarak daha bilgili bir birey, kopyala/yapıştır veya yazım hatalarıyla dolu dolandırıcılık amacı güden bir e-postaya kanmayabilir; fakat bunlar, günümüzde gayet sofistike, kişiselleştirilmiş e-posta mesajları olarak da karşımıza çıkabiliyorlar. Gordon son olarak, gençlerin sosyal medyada taklitçilik ve hesap hırsızlığıyla sıklıkla karşılaşabileceğini dile getiriyor. Yalnızca Z kuşağı değil, Amerika’nın yetişkin bireyleri de internet aracılığıyla tanışıyor, alışveriş yapıyor, banka işlemleri yapıyor ve sosyalleşiyor. Ancak Z kuşağı hariç diğer kuşaklar için bu erişim imkanını sağlayan teknolojiler geçmişte mevcut değildi. Nitekim ilk akıllı telefonunu üniversite yıllarında edinen biriyle çocukken ebeveynlerinin iPad'inde şifre tuşlamayı öğrenen kişi birbirinden birçok noktada ayrılıyor. İpad’li çocuk, Z kuşağı ya da Z kuşağını takip eden ve ergenlik dönemine yaklaşan Alfa kuşağını tanımlamak için kullanılıyor. Y kuşağı, özellikle de yaşça büyük üyeleri, okul dönemindeyken bilgisayara nadiren erişebiliyordu; ne var ki genç kuşaklara okulları tarafından daha sık bilgisayar kullanma imkânı tanınmış olma ihtimali pekâlâ daha yüksek. Bu farklılıkların bir arada incelenmesi, bunların bireylerin siber güvenliğe yaklaşımına yönelik ne tür farklılıkları beraberinde getirdiği konusunda akılcı varsayımlar doğuruyor. Çevrimiçi iklimdeki bu kargaşa, bize çevrimiçi dünyada var olmanın bir bedeli gibi geliyorsa, internetin getirdiği riskleri bir nevi kabul ediyor olabilir miyiz? Debb'e göre bu kuşağın farkı, gençlerin cihazları üzerinden gerçekleştirdiği çevrimiçi etkinliklerde güvenlik yerine elverişliliği tercih etmeleri. Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformları, kullanıcı dostu bir tasarıma sahip. Uygulamayı telefonunuza yükleyip giriş yaptığınızda oturumunuz açık kalır ve artık uygulama, platformda gönderi paylaşmanıza veya akışa göz atmanıza her an hazır bir şekilde sizi bekler. Bununla da kalmaz, platform size onu açmanızı sağlamaya yönelik güncellemeler ve mesajlar içeren bildirimler gönderir. Debb’in bu konuda şöyle bir fikri var: Eğer Instagram, kullanıcılar uygulamayı her kapattığında oturumu sonlandırsa ve yeniden açmak için iki faktörlü kimlik doğrulama şartı koşsaydı, Instagram belki de daha güvenli bir platform olurdu. Bu birçok kullanıcı için elbette sinir bozucu bir işlem demek; fakat yaşça büyük nesiller bu şartı uygulamakta daha ılımlı olabilirdi. Ne var ki, sosyal medya ile büyüyen ve bu platformları kendini ifade etmenin önemli bir parçası olarak gören bireyler için bu tarz bir güvenlik prosedürü onlara muhtemelen epey külfetli gelirdi. Z kuşağının çevrimiçi dünyadaki deneyimleri; bir yanda elverişliliğin, diğer yanda ise güvenli alanın yer aldığı siyah-beyaz bir tercih dünyasından ibaret değil. Guru, gençlerin internet alışkanlıklarının tespit edilerek çevrimiçi güvenlik uygulamalarının kişiselleştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Daha güvenli bir internet deneyimi için farklı tarayıcılar kullanmak, uygulamalarda gerekli ayarları etkinleştirmek veya şifre kaydetme yöntemlerinde değişikliğe gitmek faydalı olabilir. Guru, bu adımların rahatımızdan ödün vermemizi ya da interneti daha sınırlı bir şekilde kullanmamızı gerektirmeyeceğini söylüyor. Guru’ya göre, siber güvenlik uygulamalarına karşıt bir yaklaşımdan ziyade, bu konuya çevrimiçi dünyada aktif olmanın bir gerekliliği olarak yaklaşmak, Z kuşağının bu konuya bakış açısını sağlıklı yönde değiştirebilir. Guru ""Geleceğin yönünü belirleyecek olan bizleriz. Çünkü bizler, iklim değişikliği veya üreme hakları aktivistleri olacağız. Bence bu tür sorumlulukları ya da rolleri benimsediğimiz zaman tehdit modelimiz de değişiyor."" diyor. Fakat burada masaya yatırılması gereken başka bir faktör daha var: Birçok uzman, bu platformların kullanımında güvenlik sorumluluğunun yalnızca kullanıcının bireysel tercihlerine bırakılmaması gerektiğini belirtiyor. Bu uygulamalar veya sistemler kullanışlı ve hızlı olmak üzere tasarlanabiliyorsa, kullanıcılarını sağlıklı bir şekilde korumaya yönelik olarak da pekâlâ tasarlanabilir. Gordon, büyük sosyal medya platformlarının, şirketlerde çalışanların güvenlik açıklarını değerlendirmek amacıyla yapılan uygulamalara benzer olarak, çalışanlarına test amaçlı dolandırıcılık e-postaları göndermesini ve bu e-postalara tıklayan çalışanlarına konuyla ilgili eğitim vermesini öneriyor. Gordon ayrıca gizlilik ayarlarının daha erişilebilir ve kullanıcı dostu olması gerektiğini vurguluyor. Z kuşağını çevrimiçi dolandırıcılıklarla dolu bir dünyaya daha iyi hazırlamanın yolunun, gençlerin bu dolandırıcılıkları teşvik eden sistemleri anlamalarına yardımcı olmaktan geçtiğini belirten Guru: ""Bu dolandırıcılıklar neden oluyor, arkasında kim var ve bu konuda ne yapabiliriz? Bence bunlar birbiriyle bağdaştırarak doldurmamız gereken en önemli boşluklar.""" ,https://md.teyit.org/img/ai-iklim-degisikligi-teyitpedia.webp, Yapay zekânın ürettiği görselleri tanıyabilir misin? Kendini test et!,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zekanin-urettigi-gorselleri-taniyabilir-misin-kendini-test-et,"Bu yazıyı bir sene önce bugün yazsaydım, muhtemelen yapay zekâ desteğiyle üretilen görselleri gerçek fotoğraflardan ayırt etmeye yönelik birkaç ipucuyla başlardım. Ancak bugün o ipuçları bizi her zaman gerçeğe ulaştırmaya yetmiyor. Çünkü artık karşımıza çıkan görsellerin hangisinin gerçek hangisinin yapay zekâ ürünü olduğuna karar vermek için daha fazlasına ihtiyacımız var. Öyle ki fotoğraf makinesinin icadından yüzyıllar önce yaşamış tarihi karakterler bile yüksek çözünürlüklü halde günümüze ulaşabiliyor . Soldaki İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare, sağdaki Mısır kraliçesi Kleopatra. Midjourney ile üretilmiş. Yüzyıllar öncesinde yaşamasına gerek yok; yüzünü bildiğimiz, tarih kitaplarında tüm hayatlarını bulabileceğimiz karakterlerin de yapay zekâ ile başarılı kopyalarının üretildiğine şahit oluyoruz. Örneğin, Bloomberg’in hazırladığı testte yer alan iki Marilyn Monroe fotoğrafını arasından hangisinin gerçek olduğuna karar vermek epey zor . Sağdaki Midjourney'de Parmy Olson tarafından oluşturulmuş, soldaki ise Donaldson Koleksiyonu Michael Ochs Arşivi’ne ait Yapabilecekleri hızla çeşitlenen yapay zekâ teknolojisinin fikri bile suyu bulandırmaya yetiyor, hakikati aramak bazen güçleşiyor. Teknoloji platformları ise tasarımda güvenliği yeni yeni konuşmaya başladılar. Open AI ve Meta gibi büyük teknoloji şirketleri yapay zekânın sorumlu ve güvenli kullanımına dair politika geliştirme konusunda birkaç adım attı . Yakın bir gelecekte yapay zekânın ürettiği görselleri ayırt etmenin tek yolu bu şirketlerin geliştirdiği gizli metadata ve filigranlar olabilir. Bir önceki yapay zekâ ile üretilmiş görselleri ayırt etme testimizde yalnızca insan yüzlerini kullanmıştık. Bu sefer işleri biraz zorlaştırdık. Birçok farklı alandan görseli içeren testimize aşağıdan ulaşabilirsiniz!" Google’ın “bu görsel hakkında” aracı görsellerin kaynağına ulaşmayı kolaylaştırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/googlein-bu-gorsel-hakkinda-araci-gorsellerin-kaynagina-ulasmayi-kolaylastiriyor,"Dolaşımdaki birçok yanlış bilgiye bir görsel eşlik ediyor. Bir iddiayı görselle birlikte paylaşmak, onu yalnızca yazılı biçimde paylaşmaktan daha inandırıcı kılıyor . Üstelik viral hale gelmelerini de kolaylaştırıyor . Şüphe uyandıran görselleri teyit etmenin ve kaynağına ulaşmanın ise birden fazla yolu var. Tersine görsel arama yapmak veya ipuçlarını tespit edip anahtar sözcüklerle araştırmaya koyulmak bilinen en etkili yöntemlerden. Google’ın 2 Nisan Uluslararası Teyitçilik Günü’nde duyurduğu yeni özellik ise hem teyitçilerin hem de bireysel kullanıcıların internette karşılaştıkları görsellerin kaynaklarına ulaşmalarını kolaylaştırıyor. Google’ın yeni özelliklerinden “Bu görsel hakkında” seçeneği, internette karşımıza çıkan görsellerin arka planını ve içeriğini teyit etmemiz için hızlı bir yol sunuyor . Araca ulaşmak için Google Görseller sonuçlarında, görselin yanındaki üç noktaya tıklamak veya arama sonuçlarında ""bu sayfa hakkında daha fazla bilgi"" seçeneğine tıklamak yeterli. “Bu görsel hakkında” seçeneği Peki bu araçla nelere ulaşabiliriz? Bu araç yardımıyla bir görselin ilk kez ne zaman paylaşılmış olabileceğini ve daha önce başka hangi web sayfalarında yayınlandığını öğrenmek mümkün . Örneğin, geçtiğimiz aylarda sosyal medyada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Epifani Bayramı nedeniyle Moskova'da buz tutmuş bir gölde açılan havuza girdiği görüntülerin güncel olduğu iddia edilmişti. Putin’in buz tutmuş gölde açılan havuza girme görüntüleri güncel olduğu iddiasıyla paylaşılmıştı Oysa “bu görsel hakkında” seçeneğini kullanarak, söz konusu görüntünün en az iki yıllık olduğunu öğrenmek mümkün. Teyit konuyla ilgili analizinde görüntünün 2021 yılına ait olduğu bilgisine yer vermişti . Google “bu görsel hakkında” sonucu, görselin en az iki yıllık olduğuna işaret ediyor Görselin kendisi kadar ne anlattığı da önemli. Görselin hangi bağlamda ve ne amaçla kullanıldığını öğrenmenin en iyi yollarından biri güvenilir haber kaynaklarına ve teyitçilik faaliyeti yürüten sitelere göz atmak. Örneğin bu görsel, Türkiye'de yaşanan 6 Şubat depremlerinin ardından Lübnan'dan Suriye'ye giden yardım konvoyunu gösterdiği iddiasıyla paylaşılmıştı. “Bu görsel hakkında” seçeneği ile Suriye’de faaliyet gösteren teyitçilik platformu Verify-Sy’nin ilgili analizine ulaşmak mümkün. “Bu görsel hakkında” sonuç sayfasında teyitçilerin analizlerine ulaşmak mümkün Bu araçla, eğer mevcutsa görselin meta verilerine yani kimlik bilgilerine ulaşmak da mümkün. Bu meta veriler sayesinde görselin ne zaman ve nerede çekildiğine dair bir bulgu elde edebiliyoruz. Diyelim ki bu görselin Almanya’daki göçmen karşıtı eylemlerden olduğu iddiasıyla paylaşıldığına denk geldiniz. Google’da tersine görsel aramaya ek olarak “bu görsel hakkında” seçeneği bize görselin bağlamını sunuyor. Yani bu özelliği kullanarak görselin nerede ve ne zaman çekildiğini öğrenmeniz mümkün. Örnekte kullanılan görsel geçen sene Fransa’da emeklilik yasa tasarısına karşı düzenlenen eylemlerden. Görselin ilk kez kullanıldığı yer ve kaynağı ise İngiltere merkezli haber ajansı Reuters. Bu görsel hakkında sonuç sayfası Google’ın internetteki şüpheli bilgileri teyit etmeye yönelik geliştirdiği bir başka araç ise Google Fact Check Tools. Araç basitçe teyitçiler için bir arama motoru işlevi görüyor . Bu sayede dünyanın dört bir yanından kullanıcılar neyin çürütülüp neyin çürütülmediğini kolaylıkla bulabiliyor. Google Fact Check Tool’da arama çubuğuna tüm dillerde veya Türkçe’de anahtar kelimeleri yazarak araştırma yapmak mümkün. Üstelik site: komutuyla, belirli bir sitede de arama yapabiliyorsunuz . Fact check tool arama ekranı Bu aracın içinde yer alan görselle arama seçeneği ise internette karşılaştığımız ve şüphe uyandıran görselleri teyitçilik bağlamında aramayı epey kolaylaştırıyor. Örneğin, geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada The Simpsons dizisinin ABD’deki Francis Scott Key köprününün yıkılmasını öngördüğüne dair paylaşımlar yapılmıştı. İddia ile birlikte paylaşılan görsel Türkçe dilinde aratıldığında, Teyit’in ilgili analizine ulaşılabiliyor . Fact check tool arama ekranı - The Simpsons dizisinin geleceği öngördüğü iddiası Benzer şekilde, tüm diller seçeneği işaretlendiğinde dünyadaki diğer teyitçilik organizasyonlarının konuyla ilgili yayınladıkları analizlere ulaşmak mümkün. The Simpsons dizisinin geleceği öngördüğü iddiası -  Tüm dillerde sonuçlar" Yeşil Aklama Sözlüğü: Yeşil dönüşüm nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-yesil-donusum-nedir,"Etrafınıza dikkatlice bakın. Çevrenizi saran ürünlerin tamamına yakını, bir işlemden geçerek karşınıza geldi. Bu ürünlerin hammadde tedariğinden, üretim süreçlerine ve ulaşım aşamalarına kadar tüm süreçlerde, çevresel etkiyi azaltmak ile maliyetleri düşürmek arasında bir seçim yapılıyor. Hangisinin önceliklendirildiği ise bir ürünün ne ölçüde “yeşil” olduğunu belirliyor. “Yeşil dönüşüm” kavramı, bu seçimlerin artarak çevreden yana kullanılacağı yeni bir dönemi ifade ediyor. Yeşil dönüşüm, emisyonların giderek daha fazla salındığı, atıkların daha çok üretildiği, kirliliğin arttığı, her türlü doğal varlığın tüketildiği mevcut sistemimizin büyük oranda tersine döndürüldüğü bir dünya öngörüyor. Kavram basitçe, tüm sektörlerde doğaya olumsuz etkilerin en aza indirildiği bir dönüşümün gerçekleşmesini ifade ediyor. Enerji, üretim, tarım, ulaşım gibi onlarca sektörde ekonominin aklınıza gelebilecek her unsuru buna dahil. İklim kriziyle mücadelede öncü rol oynayan yeşil dönüşüm kavramı, küresel gündemde de önemli bir yer tutuyor. Örneğin Avrupa Birliği (AB) tarafından 2019’da açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı , Avrupa kıtasını 2050’ye kadar emisyonların sıfırlandığı (iklim-nötr) ilk kıta yapmayı hedefliyor ve bunun anahtarının yeşil dönüşüm olduğunu vurguluyor. Söz konusu mutabakat, AB’nin birçok politikasını doğayı önceliklendirerek belirlemesini şart koşuyor; ayrıca emisyon azaltım hedefleri doğrultusunda, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması da dahil bir dizi dönüşümü içeriyor. Yeşil dönüşümün gözetildiği süreçlerde, üretim safhasında katlanılması gereken maliyetler, hiç değilse ilk aşamada, artabiliyor. Ancak Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi düzenlemeler, tam olarak bu süreçleri kolaylaştırmak için tasarlanıyor. Yine de bu maliyet artışları dolayısıyla yeşil dönüşüm; şirketlerin, kurumların, her türlü markanın, devletlerin ve kanun koyucuların iklim krizi konusundaki duruşlarını anlamak konusunda bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Örneğin her gün kullandığımız elektriği değerlendirirken yalnızca maliyet odaklı yaklaşmaz ve farklı parametreleri dikkate alırsak, Türkiye’nin iklim politikaları hakkında bazı sonuçlara varmamız mümkün olabilir. Türkiye’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; 2023’te elektrik üretiminin, yüzde 36,3'ü kömürden, yüzde 21,4'ü doğalgazdan, yüzde 19,6'sı hidrolik enerjiden, yüzde 10,4’ü rüzgardan, yüzde 5,7’si güneşten, yüzde 3,4'ü jeotermal enerjiden ve yüzde 3,2’si diğer kaynaklardan elde edildi . Verilerin de gösterdiği üzere, enerjide hala kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar ezici çoğunluğa sahip. Böyle bir enerji üretiminin tercih ediliyor olması bize şunu söylüyor: Türkiye’de elektrik üretiminde yeşil dönüşüm önceliklendirilmiyor. Örneği biraz daha irdeleyecek olursak, fosil yakıtlara ulaşma süreçlerine de bakabiliriz. Türkiye’de kömürden elektrik üreten çok sayıda termik santral mevcut. Bu kömürlü termik santralleri beslemek için ise duyarsız bir şekilde madencilik yapılıyor. Kamuoyunun doğa konusunda artan farkındalığı nedeniyle pek çok şirket, doğayı tahrip eden bir konumda yer almaktan imtina ediyor. Daha doğrusu, böyle bir tahribata neden olsa da, kamuoyu nezdinde masum ve ‘‘yeşil’’ görünmek isteyebiliyor. Nitekim kötü bir imaj, işlerin mevcut düzende devam etmesini engelleme riski taşıyor. Ters yönde esecek bir rüzgar, yeni alanların madencilik faaliyetlerine açılmasını durdurabilir veya tanınan bazı imtiyazların geri alınmasına neden olabilir. Pek çok şirketin bu sorunu çözmek için tercih ettiği yöntem basit: Arka bahçesinde ağaçları keserken, tabelasını yeşile boyamak. Bu da farklı ‘‘ yeşil aklama ’’ örneklerinin basına yansıması ile sonuçlanıyor. Bir örnek olarak yakın zamanda tartışma yaratan Akbelen’i incelersek; bölgedeki termik santralin işletmecisi Yeniköy Kemerköy Enerji Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş . , “Akdeniz’in oksijen kaynağı, Posidoina çayırları (deniz çayırı), Kemerköy’de yeniden hayat bulacak” diyerek ‘‘doğa dostu’’ bir projeyi hayata geçireceğini duyurmuştu . Akdeniz’e endemik olan bu deniz çayırları , bölge için önemli bir karbon yutağı görevi üstleniyor ve sayılarının artırılması önem taşıyor. Öte yandan, projeyi geliştiren YK Enerji, Muğla’da hem karbon emisyonlarının hem de kirliliğin en önemli kaynaklarından olan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini işletiyor. Ne var ki YK Enerji’nin bu projesi, kendi iş yapış biçimlerinde herhangi bir değişiklik veya iyileştirme öngörmüyor. YK Enerji’nin termik santralleri gerekli çevre yatırımlarını yapmadan, özel izinle çalışıyor ve bu çevre izinlerinin iptali için açılan davalar devam ediyor . Şirket, kömür sahalarını, Akbelen Ormanı’na doğru genişleterek ormansızlaşmaya neden oluyor, ayrıca kömürden elektrik üreterek yüksek miktarlarda sera gazı emisyonuna sebep olmaya devam edecek. Kısacası, Milas’ta yaklaşık 10 bin hektar orman alanının maden ocağına tahsis edilmesinden sorumlu olan şirket, yalnızca 200 hektar alanda Posidonia çayırı çoğaltarak ‘‘yeşil’’ görünmeye çalışıyor. Şimdi başa dönelim: Evimizde kullandığımız elektriğin yeşil aklama yapan şirketlerin elinden değil de, gerçekten mümkün olan en yeşil süreçlerin sonucunda bize ulaşması mümkün mü? Türkiye’de kömürden çıkışın hangi vadede ve ne şekilde mümkün olacağına yönelik çalışmalara göre , evet, mümkün. Ülkenin enerji ihtiyacına dair projeksiyonları ve yenilenebilir enerji kaynaklarını dikkate alarak yapılan hesaplamalar , gerekli adımlar atıldığı takdirde, 2035 yılına kadar tüm elektrik ihtiyacını kömür dışı kaynaklardan karşılamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Öte yandan bu takvime uyabilmek için, gecikmeden harekete geçmek gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise yeşil dönüşüm sürecinin ne şekilde yönetileceği. Gerçek bir yeşil dönüşüm, herkes adına daha adil süreçlerin tercih edilmesini gerektiriyor. Atasözünde söylendiği gibi , ırmakların kurumayacağı, ağaçların yok olmayacağı, paranın yenmeyen bir şey olduğunun anlaşıldığı, doğanın da insanların da mağdur edilmediği yeni bir yol haritasının tercih edilmesi gerekiyor. Nitekim Türkiye’de de bunu sağlamaya yönelik çalışmalar yapılıyor. Akbelen örneğinden devam edecek olursak, yeşil dönüşüm, kömürün yerine zeytini koymak anlamına gelebilir. Kömürlü termik santrallerin kapatılmasıyla kaybedilecek istihdam, zeytin ve zeytinyağı tesisleri desteklenerek tarımsal üretimde yaratılabilir. Yeşil dönüşümün tercih edilmesi, uzun vadede doğanın korunmasını sağladığı gibi uluslararası alanda rekabetçiliği artırıyor ve yeşil finansman olanaklarına erişmeyi mümkün kılıyor. İklim krizinin tehdit ettiği bir dünyada daha ‘‘yeşil’’ adımlar atmak, bahse konu bir dünyanın varlığını sürdürebilmesi ile de yakından ilgili. Yeşil dönüşümü görmezden gelen her kararın, iklim krizini daha da körüklediğini akılda tutmak gerekiyor. Özetlemek gerekirse yeşil dönüşüm ancak daha fazla plastik üretmeden, daha fazla atığa neden olmadan, iklim krizine karşı yutak alanı görevi gören ormanları ve suları koruyarak, tüm canlıları gözeterek, yani önceliği doğaya vererek mümkün. En başta belirttiğimiz gibi, her türlü maliyet hesabında yapılan tercihler, ekonomilerimizin de rengini belirliyor. Şimdi çevrenize bir daha bakın, hangi rengi görüyorsunuz?" VLOP nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-vlop-nedir,"2022 yılında Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği'nin (AB) dijital ekonomi alanında daha rekabetçi hale gelmesini sağlamak için tanımlanmış net hedeflerin bir listesini yayınladı. “Dijitalin On Yılı” olarak isimlendirilen bu politikada, 2030’a kadar hayal edilen dijital toplum için insan merkezli, sürdürülebilir bir vizyon vurgusu yapıldı. Bu amaçla ortaya çıkan ve 25 Ağustos 2023’te yürürlüğe giren Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act, DSA) da büyük teknoloji şirketlerinin ve sosyal medya platfomlarının reklam, şeffaflık ve moderasyon politikalarını yakından irdeleyen ve kullanıcıların daha güvenli bir çevrimiçi ortama sahip olmaları için şirketleri yasal olarak sorumlu tutan kapsamlı mevzuatlardan biri. Komisyonun bu mevzuat kapsamında ortaya attığı ve büyük sosyal medya platformlarından bahsederken sıkça karşımıza çıkan iki kavram var: VLOP’lar ve VLOSE’lar. Avrupa Komisyonu, Dijital Hizmetler Yasası ile beraber, Avrupa Birliği’nde aylık 45 milyondan fazla kullanıcısı olan çevrimiçi platformları “VLOP”(Very Large Online Platforms) olarak sınıflandırmaya başladı. Aynı kategorideki çevrimiçi arama motorlarını ise “VLOSE” (Very Large Online Search Engines) olarak sınıflandırmaya başladı. DSA, nerede kurulduklarına bakılmaksızın Avrupa Birliği sınırları içerisinde hizmet sunan tüm çevrimiçi araçları, platformları ve aracı kuruluşları kapsamına alıyor. Bu platformların uyması gereken yükümlülükler büyüklüklerine ve niteliklerine göre farklılık gösterse de, VLOP ve VLOSE’lar en kapsamlı ve ağır sorumluluğa sahip. Peki bu yükümlülükler ne? Mevzuatta yer alan gereklilikler arasında, platformların, hizmetlerindeki tasarımı, işleyişi ve kullanımdan kaynaklanan sistemik riskleri değerlendirme, azaltma ve raporlama, DSA'ya uygunluğu değerlendirmek için en az yılda bir kez harici ve bağımsız denetim gerçekleştirme ve verileri yetkililer ve araştırmacılarla paylaşmaları bulunuyor . Ayrıca, yetkililer ve kullanıcılar için bir iletişim noktası oluşturmak, cezai suçları bildirmek, kullanıcı dostu hüküm ve koşullara sahip olmak ve reklam, tavsiye sistemleri veya içerik moderasyon kararları konusunda şeffaf olmak genel yükümlülükler arasında yer alıyor . Platformların ayrıca denetim ve yaptırımı finanse etmek için küresel cirolarının yüzde 0,05'i oranında yıllık denetim ücreti ödemeleri gerekiyor. Dijital Hizmetler Yasası’na uymamaları halinde ise küresel cirolarının yüzde 6'sına kadar varan büyük para cezalarıyla karşı karşıya riski var. Avrupa Komisyonu tarafından listeye dahil edilen VLOP ve VLOSE'lerin ilan edilmesinin ardından dört ay içinde Dijital Hizmetler Yasası’na uygun hale gelmeleri ve yasada belirtilen önlemleri ve yenilikleri operasyonlarına dahil etmeleri gerekiyor . Listede tanıdık isimler var. 17 VLOP ve 2 VLOSE’dan oluşan listede Amazon, Facebook, Instagram, LinkedIn, Pinterest, X (eski adıyla Twitter), Vikipedi, YouTube ve TikTok gibi dev şirketler yer alıyor. Arama motorlarından ise yalnızca Google Search ve Bing listede. Listeye dahil edilen son VLOP ise Çinli hızlı moda perakendecisi Shein . 26 Nisan’da listeye dahil edilen Shein, Dijital Hizmetler Yasası’na uyacağını hızla taahhüt etti . Fakat her şirket Shein gibi doğrudan ve hızlı bir şekilde bu sınıflandırmayı kabul etmedi. Ürün satış platformları olan Zalando ve Amazon iş modellerinin esas olarak bir perakendecilik olduğunu söyleyerek DSA'nın kapsamı dışında olduklarını savunmuşlardı . X’in sahibi Elon Musk’ın ise sırf bu mevzuata uymamak için platformunu Avrupa’dan çekeceği iddia edilmişti. Discord, Spotify, Telegram ve WhatsApp gibi geniş kitlelerce kullanılan uygulamaların listede yer almaması ise şirketlerin kullanıcı sayılarına ilişkin verileri sakladığı veya olduğundan daha az gösterdikleri tartışmalarını da beraberinde getiriyor . Dijital Hizmetler Yasası’nın ana hedefi olarak çevrimiçi yasadışı ve zararlı faaliyetleri ve dezenformasyon un yayılmasını önlemek gösterilse de, yasada dezenformasyonun tanımı veya kapsamı yer almıyor. Fakat mevzuatta yer alan olası riskler incelendiğinde, bunların yanlış bilgi sorunuyla da ilişkili olabileceği görülebiliyor : Siber güvenlik alanında çalışan Polonyalı hukukçu Xawery Konarski’ya göre dezenformasyon, demokratik süreçleri etkileme, kamu güvenliği ve halk sağlığı üzerinde olumsuz etkiye sahip olma, kişilerin fiziksel ve ruhsal refahını etkileme ve şiddet söylemlerini arttırma ve yayma potansiyeline sahip olan sistemik bir risk . VLOP ve VLOSE’lar için bu sistemik riskin azaltılması, yani şirketlerin bu sorunla başa çıkmak için yeni yolları bulmaları şart." Cinsiyete dayalı infodemi: Kadınlar regl döneminde deri mi değiştiriyor?,https://teyit.org/teyitpedia/cinsiyete-dayali-infodemi-kadinlar-regl-doneminde-deri-mi-degistiriyor,"Ortaokulda, tüm kız öğrencilerin konferans salonuna indirildiği ve bir hijyenik ped markasının sponsorluğunda regl dönemine ilişkin bilgi verilen o günü hatırlayan var mı? O gün konferans salonunda bulunanlardan biriyseniz hatırlarsınız, sınıfta bekleyenlerdenseniz muhtemelen tek aklınızda kalan kısım konferans salonundan dönen arkadaşlarınızın ellerinde “yabancı bir cisimle” geldiğidir. Son dönemde viral olan bir sosyal medya akımı gösterdi ki o gün konferans salonunda konuşulan her şey orada kalmış, bazı gerçekler yüzyıllardır örülen duvarları henüz aşamamış. Kadın bedeninin yüzyıllardır tabulaştırılması, toplumun geniş bir kesimi için kadınların yaşadığı fizyolojik döngüleri bir bilinmez haline getiriyor. Öyle ki sosyal medyada kadın bedenine dair yanlış bilgiler, kimilerini ağına düşüren bir parodi malzemesi olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde TikTok’ta kadınların menstrüasyon dönemlerinden sonra deri değiştirdiklerini iddia ettikleri videolar viral olmuştu. Kadınlar videoda yalnızca soyulabilen cilt bakım maskeleri kullanmasına rağmen çoğunluğu erkek olan birçok internet kullanıcısı bu bilgiye büyük bir şaşkınlıkla yorum yapmıştı . “Durun bir saniye, kadınlar gerçekten bunu yapıyor mu??” TikTok kullanıcılarının menstrüasyon dönemlerinden sonra deri değiştirdiklerini iddia ettikleri videolar Akımı ilk başlatanın TikTok kullanıcısı Dokata Fink olduğu düşünülüyor . Fink, yüzünden soyduğu maskeyi gösterdiği videoyu “Erkeklerin regl olduktan sonra cildimizi soymamız gerektiğini bilmedikleri zamanlara geri dönüş."" notuyla paylaşmıştı. Bu paylaşımdan sonra birçok kadın Fink’in başlattığı akıma uygun olarak kendi “deri değiştirme” anılarını paylaşmaya başladılar. Oluşturdukları sahte anıların ve deneyimleri gerçekçi biçimde paylaştılar : ""Eşim bunu öğrendiğinde benden boşanmak istedi"" ""Kız kardeşimle buna 'aylık soyulmamız' diyoruz"" ""Bunu normalleştirdiğiniz için çok teşekkürler!!! Kadınların bu konuda güvensiz olmalarına gerek yok!"" Bazı kadınlar ise paylaşımların altına menstrüasyon dönemlerinden sonra böyle bir yan etkiyle karşılaşmadıklarını dile getiren yorumlar bıraktılar. “Ne? Regl dönemlerimde hiç böyle bir şey yaşamadım” Birçok genç kadın ise henüz böyle bir şey yaşamadıkları için sağlıklarından endişe ettiklerine dair korkularını paylaştı . “Ben kadınım ve her ay derimizi mi döküyoruz? Birisi lütfen bunu doğrulayabilir mi? Çünkü hiç böyle bir şey yaşamadım ve şimdi endişeleniyorum, bu bir şaka mı yoksa anormal miyim bilmiyorum.” Böylece akımla karşılaşan kimi internet kullanıcılarının zihni biraz bulandı. Kafa karışıklığı hala devam edenler için söyleyelim: Kadınlar menstruasyon dönemlerinin ardından deri değiştirmiyor. Fakat burada asıl sormamız gereken soru “Neden bu iddia viral oldu ve kolayca kafaları karıştırdı?” Kadınların biyolojik döngülerine dair yanlış bilinen örnekleri artırabiliriz. Bir X kullanıcısının regl kanamasının doğal yöntemlerle durdurulabileceği ve hatta durdurulması gerektiğine dair inancını ifade eden paylaşımı bunun çarpıcı örneklerinden. Kadın biyolojisine ait yetersiz verilerin bu konuda yapılan cüretkar paylaşımlara yol açarak aslında yanlış bilgi kaynağı oluşturduğunu buradan anlamak mümkün. Temel sorun ise kulağa mantıklı gelmese bile toplumun geniş bir kesimi tarafından bu iddialara hızlıca inanılması. Yazının girişinde verdiğimiz örnek tam da bu noktada tekrar hatırlamaya değer. Peki inanmak neden bu kadar kolay? Bu sorunun yanıtını öğrenmek için Seksolog ve Kapsamlı Cinsellik Eğitmeni Rayka Kumru’ya ulaştık: “Zaten sınırlı olan ve olduğunda da geleneksel olarak oğlanlar ve kızları ayırıp, sadece kızlara reglin anlatıldığı eğitimler, eğitimlerin erişilebilir olmaması, regl konusunun sadece kız çocuklarının ve kadınların meselesi olarak görülmesi inanmayı bu kadar kolay kılıyor. İkili cinsiyet sistemine göre insanları iki gruba ayıran, bir grubu ötekine neredeyse uzaylı konumuna sokan, sonra da o grupların birbirleriyle her anlamda birleşmesini bekleyen heteronormatif bir düzende regl kadar olağan bir deneyim hakkında bu kadar bilinmezin olmasına şok olsam da, bir yandan şaşıramıyorum.” Rayka Kumru’ya göre, bunun esas sorumlusu, bu gibi trendlerde, şakalarda ortaya çıkan ve kimi zaman cahil olarak nitelediğimiz kişiler değil. Tarihi, sistemsel ve ekonomik bazı bariyerler olduğunu vurgulayan Kumru, elimizde çok cevap olduğunu sanmamıza rağmen aslında bilmediğimiz çok şey olduğuna dikkat çekiyor: “Regl ürünlerinin insan kanı ile daha geçtiğimiz yıl test edildiğini düşündüğümüzde, tarih boyu ağırlıklı olarak erkeklerin egemenliğinde olan bilim ve bilimsel araştırmalarda regl, rahimler, vulvalar, vajinalar, ve toplumda 'kadınsal' görülenlerin arka plana atıldığını biliyoruz. Regl bilmediğimiz şeylerden biri değil elbette, ama insan fizyolojisine, ve özellikle erkeklerle özdeşleştirilen deneyimlere göre çok daha fazla 'mistik' kabul edilen deneyimlerden. NASA'nın uzaya gidecek kadın bir astronota 6 günlük görevinde 100 adet tampon almasını önermesi bunun en şok edici örneklerinden.” Cinsiyet temelli ayrımcı uygulamaları pekiştiren ve kadınları ötekileştiren bakış açısı nedeniyle, eğer çevrelerinde insan bedenine ve cinselliğine dair konuşabilecekleri biri yoksa, bireyler bu konu hakkında merak ettiklerini öğrenebilecekleri platformların eksikliğini yaşıyor. Rayka Kumru, çözümün kapsamlı cinsellik eğitiminde olduğunu düşünenlerden: “Günümüzde, dünya çapında kapsamlı cinsellik eğitiminin eksikliği dikkat çekiyor. Çok az ülke var kapsamlı cinsellik eğitimini gerçekten olması gerektiği şekliyle vermeyi başarabilen. Birçok ülkede ciddi bir gerileme görüyoruz hatta.” Türkiye'de sıkça cinsellik eğitimi için referans gösterilen ABD’nin günümüzdeki en kötü örneklerden biri olduğunu söyleyen Kumru, yaşadığı ülke olan Kanada'da eğitimin çok sınırlı olduğunu söylüyor: “Eğitimden kastım hem yapılandırılmış, okullarda verilen eğitim, hem de farklı kanallarla yaygınlaştırılan güvenilir, kanıta dayalı ve yaşa uygun eğitici içerikler aslında.” Doğru bilgiye ulaşırken eleştirel ve sorgulayıcı bir pencereden bakmanın her konuda önemli olduğunu vurgulayan Rayka Kumru, bireylerin rahatlıkla ulaşabileceği güvenilir kaynakları da paylaşıyor: “Biliyorum, bu bilgiye ulaşmaya çalışanlar için yorucu ve sorumluluğu bilgiyi üretene değil, bilgiye erişene yüklüyor. Bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşları ve derneklerin websiteleri ve sosyal medya hesaplarını öneririm. Şahsen ben özellikle konu regl olduğunda Konuşmamız Gerek Derneği’ni herkesin takip etmesini öneririm. Cinselliğe dair kapsamlı, kanıta dayalı ve gençlere yönelik içerik ürettiğimiz tabukamu var bir de.”" ChatGPT Erdoğan'ın doğum yerini neden yanlış biliyor ve böyle hataları nasıl aşarız?,https://teyit.org/teyitpedia/chatgpt-erdoganin-dogum-yerini-neden-yanlis-biliyor-ve-boyle-hatalari-nasil-asariz,"Geçtiğimiz günlerde, doğrulama zinciri (chain-of-verification) konusunda bir makale okuduğumda, yazarların Amerikalı politikacıların doğum yerlerini ChatGPT'ye sorarak yanıtlarının doğruluğunu test ettikleri bir çalışmaya denk geldim. Bu çalışmada, Hillary Clinton ve John F. Kennedy Jr. gibi pek çok siyasetçinin doğum yerleri hakkında ChatGPT 3.5'ın yanıltıcı bilgi verdiği belirtiliyordu. Yazarlar, bu sorunun üstesinden gelmek için doğrulama zinciri yöntemini kullanarak, dil modelleri tarafından üretilen yanıltıcı bilgilerin ve hataların nasıl düzeltilebileceğini araştırıyorlardı. Bu bağlamda, Türkiye'deki siyasetçilerin doğum yerleri hakkında ChatGPT'nin performansını aynı yöntemle test etmek istedim. İlk bakışta siyasetçilerin doğum yerine dair bilgi küçük bir ayrıntı olarak görülebilir. Hatta önemsiz olduğu da iddia edilebilir. Ancak ya ChatGPT’nin verdiği bu “yanıltıcı” yanıtlar bir örüntünün parçasıysa? Bu soruya kısa yoldan cevap vermek imkansız. Birçok akademisyen ve araştırmacı ChatGPT ve diğer büyük dil modellerinin verdiği yanıltıcı bilgileri test etmek için çalışıyor. Onların bulguları büyük dil modelleri hakkında daha geniş bir çerçeve sunabilir. Ancak gelin, sıradan bir internet kullanıcısı olarak bu örnekle ChatGPT 3.5’i test ederek büyük dil modellerinden edindiğimiz bilgilere ne kadar dikkatli yaklaşmamız gerektiğini görelim. Yalnızca bir örnek, ChatGPT’nin güvenilirliğine dair kanıya varmak için yeterli değil. Farklı araştırmacılar ve akademisyenlerin yanı sıra Teyit de yapay zekânın bilgi ekosistemi yle ve teyitçilikle ilişkisini keşfetmeye odaklanan çalışmalarına devam ediyor. Teyit’in ChatGPT teyitçiliğe alternatif olabilir mi sorusuna cevap arandığı yazı bunlardan biri. Bu yazıda Anıl ve Zeynep, ChatGPT 3.5'nin doğrulama becerilerini test etmişlerdi. Teyit’in daha önce incelediği 102 iddia üzerinden yapılan analiz sonucunda, soruların yüzde 38,2’ine doğru yanıtlar veren ChatGPT’nin, yüzde 25,5 oranında ise hatalı bilgi ürettiği saptanmıştı . Bu haliyle ChatGPT’nin verdiği kimi bilgiler sağlık gibi önemli alanlarda insanları yanlış tutum ve davranışlara yönlendirebilecek nitelikteydi. Bireysel kullanıcıların bu hataların her birini tespit edebilmesi imkansız. Gün içinde ChatGPT’ye birçok soru soruyoruz. Bazılarını dikkatli bir şekilde inceleyebiliyor bazılarına ise yalnızca göz ucuyla bakma fırsatı buluyoruz. Ancak biliyoruz ki ChatGPT’nin yanıtları teyitlenmesi gereken birçok ayrıntıyla dolu olabiliyor. Özellikle uzmanı olmadığımız konularda büyük dil modellerine danıştığımızda, şüpheli bilgileri fark etmemiz de zorlaşıyor. Nihayetinde yanıltıcı içeriklere maruz kalıyor, kimi zaman onları sosyal medyada paylaşan tarafta oluyoruz. Ayrıca, ChatGPT ve diğer dil modelleri, yanıltıcı bilgi verirken bile özgüvenli ve emin bir şekilde üslubuna devam ediyor . Öte yandan, dil modellerinin bir şeyi yanlış bilmesinin haricinde bir durum daha var. O da bazı şeyleri deyim yerindeyse “sallamaları.” Yapay zekâ halüsinasyonu olarak isimlendirilen bu durum, dil modellerinin gerçekte var olmayan şeyleri uydurarak insanlara yanlış ve yanıltıcı bilgiler sunabileceğini söylüyor . Tüm bunlar, ChatGPT tarafından verilen bilgilere karşı şüpheci olmamız gerektiğini, ya da teyitçilerin deyişiyle "" şüphe kası nı "" çalıştırmamız gerektiğini gösteriyor. Teste, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğum yeriyle başlayalım. ChatGPT’nin verdiği cevaplardan biri, ""Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğum yeri, Rize iline bağlı olan ve Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Kasımpaşa köyüdür"" oldu. ChatGPT aynı soruya kimi zaman farklı yanıtlar da verebildiğinden, soruyu birkaç kez tekrarladım. Ancak aynı cevabı vermeye devam etti. Baştan belirtelim, cevap yanlış. ChatGPT Erdoğan’ın doğum yerinin İstanbul yerine Rize olduğunu belirtmesi ve İstanbul’un ilçesi Kasımpaşa’yı Rize ve Karadenizde bir bölge olarak kabul etmesi hatalarından ikisi. Elbette bunun Erdoğan’ın “aslen Rizeli” olması ile bir bağı olabilir. Çünkü büyük dil modelleri “yapay zeka”larına rağmen bir şeyi bilmekle uğraşmıyorlar. Kelimelerin birbiri ardına gelme olasılıklarına göre hareket ediyorlar . Bu durum, gerçeğin ifade edilmesinden farklı bir sonuç ortaya çıkarabiliyor. Ve bu sonuç, gerçeklikle olasılığın çatıştığı bir duruma işaret ediyor. The Economist, bu olasılığı bir örnekle açıklıyor: ""Paris"" kelimesinin, ""Fransa'nın başkenti + [il]"" ifadesinden sonra gelme olasılığının en yüksek olduğunu belirtiyor. Ancak, doğru kelimenin seçilme olasılığının diğer kelimelerin seçilme olasılığına eşit veya daha düşük olması, gerçeğin gölgede kalmasına neden olabiliyor . Ücretli sürüm olan ChatGPT 4.0 ise Erdoğan’ın doğum yerini doğru biliyor. Ancak bu ücretli bir versiyon olduğundan erişimin sınırlı olduğu tahmin edilebilir. Recep Tayyip Erdoğan hakkında en fazla içerik bulunan siyasetçilerden biri olsa da tek bir örnekle ChatGPT'yi değerlendirmek ve bir karara varmak yanıltıcı olabilir. Bu nedenle, testimizi genişletip farklı siyasi figürleri dahil edebiliriz. Testin ikinci aşamasındaAK Parti Genel Başkanı Erdoğan dahil, 12 siyasi partinin genel başkanının doğum yerlerini sorarak, bu tür hataların sistemik olup olmadığını daha iyi anlamayı amaçladık. Diğer 12 genel başkanın doğum yerleri hakkında yapılan sorgulamada, bazı siyasetçiler için yanıltıcı bilgiler üretildiğini, bazıları için bu sorunun isabetli bir şekilde bilindiğini ve bazıları içinse bu bilgiye ulaşılamadığını gözlemledik. ChatGPT 3.5, 12 genel başkandan yalnızca üçü için doğru bilgiler verdi: İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın doğum yerleri özgeçmişleriyle uyumlu. DEM Partisi'ne gelince, ChatGPT 3.5 eş genel başkanlar hakkında bilgi bulmakta zorlandı. Diğer parti genel başkanları hakkında verilen doğum yerleriyle ilgili olarak ise, sistem çoğunlukla yanıltıcı bilgiler sundu. Diğer bir yandan ücretli versiyon olan ChatGPT 4.0 bu konuda daha isabetli cevaplar üretiyor. Yukarıdaki grafikte de görüleceği gibi siyasetçilerin doğum yerlerine dair bilgilere doğru bir şekilde cevap verebiliyor. Uzmanlara bu durumu sorduğumuzda Vanderbilt Üniversitesi Bilgisayar Bilimi profesörlerinden Jules White ChatGPT 3.5’in kapalı bir sistem olduğu için cevaplarındaki hataları fark etmesinin zor olduğunu belirtiyor. Aynı sohbet içinde doğru bilgiyi siz verirseniz ChatGPT 3.5’in hatasını fark edebildiğini belirtiyor. Ancak bu yine de kullanıcının bilgi alırken önce ChatGPT’nin hatasını bulması ve ardından bu bilgiyi ChatGPT’ye sağlaması çok zor ve aracın amacına aykırı. Ayrıca, kullanıcı bu bilgiyi düzeltse bile bu farklı bir sohbete geçtiği zaman o bilgiyi tekrar vermesi gerekiyor. Beyrut Amerikan Üniversitesi Bilgisayar Bilimi alanında doktora öğrencisi olan Fouad Trad , benzer bir açıklamayla, ChatGPT'nin bilgisine anlık olarak müdahale edilemeyeceğini belirtiyor. Ayrıca, geliştiricilerin sistem komutları kullanarak ya da dış veri kaynaklarından yararlanarak (RAG gibi) ChatGPT'ye belirli bilgiler ekleyebileceğini ifade ediyor. Ancak, bu özelleştirmelerin sadece o spesifik ChatGPT sürümü için geçerli olduğunu ve ChatGPT'nin genel modelini veya temel yeteneklerini değiştiremeyeceğini ekliyor. Ancak bireysel kullanıcıların yapabileceği bir şey var. Konu ChatGPT veya diğer dil modelleri olunca elimizdeki en önemli araç girdiler. Bu promptu yazdıktan sonra ChatGPT cevapları verirken kullandığı kaynakları da belirtiyor. Bu her içerik için elzem olmasa da uzmanı olmadığımız konular için yararlı olabilir. Ancak bu kaynakça verilen cevabın doğruluğundan emin olmak için yeterli değil. Bu tarz dil modelleri uydurma yanıtlar gibi uydurma kaynaklar da üretebiliyor. Ayrıca, ChatGPT’nin verdiği kaynaktan nasıl bir çıkarımla bilgiyi ürettiğini bilemiyoruz. Ancak bu prompt ile verilen bilgilerin kaynaklarının ne olduğunu anlayabiliyoruz. Bu kaynaklara bakarak çapraz kontrol yapmayı sağlayabilir. Örneğin yukarıdaki prompta verdiğimiz örneğe baktığımızda Erdoğan’nın doğum yerini Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık web sitesini kaynak olarak gösterdiğinde kaynağa girip kontrol edebiliyoruz. Yapay zeka araçlarının sınırlarını tek tek test ederek öğreniyoruz. Bu da o testlerden biriydi. Politikacıların doğum yerleri gibi görünüşte basit ayrıntılara dair bile yanıltıcı cevaplar alabileceğimiz bilelim ve şüpheyi elden bırakmayalım. Şüphe kasımızla ChatGPT’den yararlanmaya devam edebiliriz." "“Sahte haber” yasaları, seçimler yılı 2024'te yarardan çok zarar getirebilir",https://teyit.org/teyitpedia/sahte-haber-yasalari-secimler-yili-2024te-yarardan-cok-zarar-getirebilir,"Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin yanlış bilgi ve dezenformasyon la mücadele etmek için son yıllarda hazırladığı “sahte haber” yasaları, basın özgürlüğünü korumak şöyle dursun ona daha fazla zarar verme riski taşıyor olabilir. Stony Brook Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi bölümünde öğretim görevlisi olan Samuel Jens’in de dahil olduğu çalışmanın temel bulgusu bu yönde. Son birkaç yılda sahte haber, yanlış bilgi ve dezenformasyonla ilgili görüşme aşamasında olan ya da onaylanan düzenlemelerin incelendiği bir çalışma yürütüldü. Medya profesyonelleri akademisyenlerin yer aldığı bağımsız, küresel bir politika araştırma merkezi olan Haber, Teknoloji ve İnovasyon Merkezi ( CNTI ), Etiyopya’dan Filipinler’e kadar 31 ülkenin mevzuatını gözden geçirdi. 2020-2023 yılları arasında çıkan yasalar içinden çalışmada incelenecek olanları belirlemek için küresel olarak medya yasalarını takip eden Uluslararası Medya Destek Merkezi , LEXOTA ve LupaMundi 'nin önceki raporlarından ve verilerinden yararlandılar. 32 adet yasayı, “haber”, “gazetecilik”, “sahte haber” ve “gazeteciler” gibi terimlerin yanı sıra bunları denetlemekten sorumlu makamlarla ilgili anahtar kavramları kodlayarak analiz ettiler. Yapılan çalışmaya göre yasalar her ne kadar “sahte haberleri” hedef alsa da bu ifade, incelenen 32 yasanın sadece yedisinde, yani dörtte birinden daha azında açıkça tanımlanmış. Söz konusu 32 yasanın 14’ünde “sahte haber” kavramını tanımlama yetkisi hükümete verilirken 18’inde bu konuya herhangi bir açıklık getirilmiyor ve böylece hükümetin kontrolü varsayılmış oluyor. “Sahte haber” yasalarındaki anlam belirsizliği, farklı rejim türlerinde görülebiliyor. Nitekim incelenen bu 31 ülkeden 12’si demokrasi olarak kabul ediliyor . Bu arada ihlaller için verilen cezalar ağır olabiliyor . Örneğin Zimbabve’de birkaç aydan 20 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Samuel Jens’e göre incelenen yasalarda gerçeğe dayalı haberleri veya bağımsız gazeteciliği korumaya yönelik çok az girişim bulunuyor. “Sahte haberlere” ilişkin yasalarda sınırları belirsiz tanımlar, hükümetlerin bağımsız basını baskı altına almak için yasaları kullanmasına yol açabilir. 2024’te rekor sayıda seçimin yapılacak olması, hem haber ajanslarının mevcut bağımsızlığı hem de medyanın dezenformasyon yaymak için kullanılma potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, halkın güvenilir ve gerçeklere dayalı haberlere erişimi konusunda endişelere yol açıyor. İncelenen yasalar, kasıtlı olsun ya da olmasın seçimlerin yapıldığı ülkeler için özellikle önemli olan muhalif sesleri ve medya özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla kullanılabilecek yollar yaratıyor. 13 tanesi Covid-19 pandemisi sırasında ortaya çıkan bu yasaların ifade edilen amacı her ne kadar dezenformasyonla mücadele olsa da dezenformasyonun ne olduğuna dair net tanımların olmaması basın özgürlüğünün yanı sıra halkın gerçeklere dayalı haberlere açık erişimini sınırlama riski de taşıyor. Çalışmadan elde edilen bulgular, medya ile ilgili mevzuatlarda özenli ve dikkatli bir dil kullanmanın önemini vurguluyor. Bahsedilen yasaların uzun vadeli sonuçları bilinmiyor. Bu tür yasaların gazeteciler ve haber kaynaklarını, hukuki sonuçlarından kaçınmak için, belirli konuları araştırmaktan alıkoyabileceği vurgulanıyor . CNTI, devam eden araştırma programının bir parçası olarak bu gelişmeleri takip etmeye devam ediyor. “Sahte haber” mevzuatına ilişkin rapor, CNTI’nin 2024 yılında yürüteceği ve içinde bulunduğumuz dijital, küresel toplumda gazeteciliği tanımlama fikri etrafında dönen bir dizi araştırma projesinin ilkiydi. CNTI, gelecekteki çalışmalarında; politika analizlerine, haberlerin bireyler için ne anlama geldiğine dair birçok ülkede yapılacak olan kamuoyu araştırmaları, artan yapay zekâ kullanımı ve olası hükümet müdahaleleri göz önüne alındığında, gazetecilerin sektörlerine nasıl baktıklarını anlamak amacıyla gazeteciler arasında yapılacak olan uluslararası bir anket çalışması olmak üzere üç alana odaklanmayı amaçlıyor." Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dezenformasyon yasaları basın özgürlüğünü aşındırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/dunya-basin-ozgurlugu-gunu-dezenformasyon-yasalari-basin-ozgurlugunu-asindiriyor,"3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. Birleşmiş Milletler tarafından 1993’te ilan edilen ve 31 senedir kutlanan bu özel gün, basını özgür kılan temel ilkeleri kutlamak, dünya genelinde basın özgürlüğünün durumunu değerlendirmek ve medya bağımsızlığını savunmak için önemli bir fırsat . 3 Mayıs tarihinin seçilmesinin amacı ise 1991 yılında Namibya'nın Windhoek kentinde Afrikalı gazeteciler tarafından ortaya konan basın özgürlüğü ilkeleri bildirgesi olan Windhoek Deklarasyonu'nu anmak . Medya izleme kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), dünya genelinde basın özgürlüğünün nabzını ölçmek amacıyla her yıl yayınladıkları endekste, 180 ülke ve bölgedeki siyasi, ekonomik ve sosyo kültürel bağlamın yanı sıra yasal çerçeve ve basın güvenliğini de sıralıyor . 2024 yılında yayınlanan sıralamada başı Norveç, Danimarka ve İsveç çekerken, listenin sonunda Eritre, Suriye ve Afganistan yer alıyor. Türkiye ise bu sene listede 7 sıralık ilerleme kaydederek 158. sıraya yükseldi. Fakat bu Türkiye'de medya özgürlüğünün ilerlemekte olduğuna işaret etmiyor, sıralamadaki yükseliş diğer ülkelerdeki aşırı gerilemeden kaynaklanıyor . Sınır Tanımayan Gazeteciler’in küresel raporu, basın özgürlüğünün 36 ülkede ""vahim"", 49 ülkede ""zor"", 50 ülkede ""sorunlu"", 45 ülkede ise ""iyi"" veya ""tatmin edici"" düzeyde olduğunu söylüyor . Bu rakamlar basın özgürlüğünün dünya ülkelerinin sadece dörtte birinde tatmin edici düzeyde olduğunu gösteriyor. 10 yıllık rakamlar incelendiğinde de iyi durumda olan ülkelerdeki düşüş dikkat çekici; 2013 yılında 26 ülke “iyi” konumdayken 2024 yılında bu sayı yalnızca 8. Dünya nüfusunun ise yalnızca yüzde 1’i basın özgürlüğünün güvence altında olduğu bir ülkede yaşıyor. RSF’e göre ise bu hükümetlerin basın özgürlüğünün korunmasında giderek daha az rol oynamasından kaynaklanıyor . Bu rakamlar her yıl giderek artan tutuklu gazetecilerin sayısıyla da paralel. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) 1992 ve 2023 yılları arasında tutuklanan gazetecileri gösteren veri setine bakıldığında da son beş yılda bir artışın olduğu göze çarpıyor. 1992 ve 2023 yılları arasında tutuklanmış gazeteciler Uluslararası Basın Servisi’nden (International Press Service) Farhana Haque Rahman, gazeteciliğin bir krizin içerisinde olduğunu, basın özgürlüğüne yönelik zorlukların derinleştiğini düşünüyor . İsrail-Gazze savaşının başladığı geçen Ekim ayından bu yana 100'e yakın gazeteci ve medya çalışanının öldürüldüğünü, bunun da son yıllarda çatışma bölgelerinde yaşanan en kötü ölüm vakası olduğunu söyleyen Rahman, hedef alınan, yaralanan ve kaybolan gazetecilerin varlığına dikkat çekiyor. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin rakamlarına göre 2024 yılı itibariyle 65 gazeteci kayıp . Dünyanın dört bir yanında iktidarlar internete erişimi engelliyor, sosyal medyayı kısıtlıyor, medya kuruluşlarını baskılıyor, haberlere sansür uyguluyor, gazetecilerin basın toplantılarına katılmalarını yasaklıyor ve kamuya açık bilgilere erişimi düzenli aralıklarla imkansız kılıyor . Bilgiye erişim hakkına yönelik tüm bu ağır ihlaller gazetecilik faaliyetini sekteye uğratmanın yanı sıra iktidardakilerin hesap verebilirliğini ve şeffaflığını da sekteye uğratıyor. Bu sırada yine dünyanın dört bir yanından birçok hükümet “yanlış bilgi sorununu” kontrol altına almak için dezenformasyon la mücadele yasalarına başvuruyor. Fakat bu yasaları inceleyen araştırmalar, hükümetler tarafından geliştirilen bu politikalarda “yanlış bilgiyi sağlayan unsurların açıkça tanımlanmadığını, neyin yanlış bilgi neyin değil olduğuna karar vermenin hükümetin eline bırakılmış olduğu riskine değiniyor. Yasaları ihlal edenler için ise ağır cezalar var. Örneğin Zimbabve’de birkaç aydan 20 yıla kadar hapis cezası öngörülürken , Türkiye’de ise bir yıldan 3 yıla kadar ceza alma riski var . Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerinde, “yanlış bilgi yayma” suçundan tutuklanan gazetecilerin sayısının 2016 yılından itibaren artışta olması, hükümetlerin bu konuda birbirini örnek aldığının da bir göstergesi . Grafik 1992 ve 2023 yılları arasında “yanlış bilgi” yayma suçundan tutuklanan gazetecileri gösteriyor Tüm bu sorunlar, gazetecilerin ifade özgürlüğünü sansürlemenin yanı sıra basın özgürlüğünü de tehdit ediyor. Ayrıca sırf bu cezalar kaçınmak için gazeteciler belirli konuları araştırmaktan imtina edebilir . Siyasi gruplar zaman zaman dezenformasyon kampanyalarının başlıca aktörleri olarak karşımıza çıkıyor. RSF’in yayınladığı endekste değerlendirilen ülkelerin dörtte üçünden fazlasında (138 ülke), ankete katılanların çoğunluğu ülkelerindeki siyasi aktörlerin sıklıkla dezenformasyon kampanyalarına dahil olduğunu bildirmiş. Bu katılım 31 ülkede ""sistematik"" olarak tanımlanmış . Basın Özgürlüğü Koalisyonu’na (MFC) göre, günümüzde gazeteciler, korkmadan ve kayırılmadan haber yapabilmelerini kısıtlayan, daha önce benzeri görülmemiş bir dizi tehdit ve zorlukla karşı karşıya . Bu zorluklardan biri de dünyanın dört bir yanında yürürlüğe giren “sahte haber” yasaları. Türkiye’de 18 Ekim 2022’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve dezenformasyon yasası olarak bilinen yasa da tam da bu noktada hatırlanmaya değer. Dezenformasyon yasasıyla “gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayan” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilmesi mümkün kılınmıştı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)’nin verilerine göre, “sansür yasası” olarak da adlandırılan bu düzenleme kapsamında haber, yorum veya yazıları nedeniyle son 18 ayda 41 gazeteci hakkında 47 soruşturma açıldı . Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ne konuşan Avukat Gizay Dulkadir, dezenformasyon yasasının, sadece muhalif gazetecileri sürekli takip eden ve haklarında soruşturmalar açılmasına, haksız gözaltılar yapılmasına neden olan bir “sanal devriye” aracına dönüştüğünü vurguluyor. Bu yönüyle yasanın yalnızca gazetecilerin basın özgürlüğüne değil aynı zamanda tüm yurttaşların haber alma hakkına yönelik açık bir ihlale dönüştüğünü vurgulayan Dulkadir, yasanın aynı zamanda deprem, seçim gibi süreçlerde gazeteciler aleyhine adeta bir “sopa” olarak kullanıldığını da ekliyor . UNESCO bu sene özel olarak iklim dezenformasyonuna ve dünya nüfusunu yakından ilgilendiren çevre krizlerine odaklanmayı seçti. 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Günü için “Gezegen için gazetecilik” başlığıyla yayınladığı notta mevcut küresel iklim krizi bağlamında gazeteciliğin ve ifade özgürlüğünün önemi vurgulandı . Dünya çapında birçok gazeteci, iklim göçü, maden çıkarma endüstrileri, yasadışı madencilik, kirlilik, kaçak avlanma, hayvan kaçakçılığı, ormansızlaşma veya iklim değişikliği gibi güncel konularda güvenilir ve doğru bilgi yaymak için zor şartlarda çalışıyor. UNESCO ise bu özel temayla beraber bu konuların görünürlüğünü sağlamayı, dünya çapında barışın ve demokratik değerlerin desteklenmesini amaçlıyor . Bu sene ayrıca vurgulanan bir diğer konu ise iklim dezenformasyonu. İklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve hava kirliliği konusunda yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorileri hız kesmeden yaygınlaşırken, bu konularda doğru ve güvenilir haberlere ulaşmanın önemi artıyor. Aksi halde, yayılan yanlış bilgiler iklim krizini önlemeye yönelik yapılan projelere ve iklim hareketine duyulan güveni ve desteği azaltma riskini de beraberinde getiriyor." Yeşil Aklama Sözlüğü: Kahverengi sektör nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-kahverengi-sektor-nedir,"Çevresel konuları odağına alan içeriklere ilgi duyuyorsanız, “yeşil” etiketinin sıkça kullanıldığını fark etmiş olabilirsiniz. Ekonomilerin, işlerin, sektörlerin önüne bir sıfat olarak eklenerek hayatımıza giren bu yeni kavramın muğlak kalması çoğu zaman yeşil aklama ve dezenformasyon a davetiye çıkarıyor. Sıklıkla olduğu gibi burada da ‘‘yeşil’’ kavramını daha iyi anlamak, zıttını, yani ‘‘kahverengi’’ sektörleri tanımakla mümkün. Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) göre yeşil işler; çevresel etkiyi sürdürülebilir bir seviyeye düşüren, insan onuruna yakışır iş standartları sunan, ekonomik olarak uygulanabilir istihdam biçimleri olarak tanımlanıyor . Kahverengi işler ise, bunun aksine “hammaddeyi etkin kullanmayan, enerji verimliliğini hedef olarak belirlemeyen, fosil yakıtlar gibi sürdürülemez kaynaklara bağlı üretime devam eden ve insan onuruna yakışır iş standartlarını sağlamayan işler” olarak ifade ediliyor . Türk Hava Yolları 2 Şubat 2022 tarihli İstanbul-Paris uçuşunda karbon salımını azaltan ve yerel hava kalitesini artıran Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) kullanmaya başladığını duyurmuştu . O tarihten beri şirket her hafta bir uçuşunu bu yakıtla gerçekleştiriyor. THY aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi İmbiyotab’de yürütülen “Mikroalg Tabanlı Sürdürülebilir Bio-Jet Yakıtı Projesi”nin de paydaşları arasında yer alıyor . Fakat bir yandan da 2021 yılında Avrupa'da en çok uçuş icra eden ikinci havayolu şirketi olan THY, her hafta yapılan binlerce uçuştan yalnızca bir tanesini SAF ile gerçekleştirebiliyor . Uzmanların altını çizmek istediği nokta da burası: Bütün bu çabalar çok kıymetli, ancak mevcut teknolojiler çerçevesinde havacılık faaliyetlerinin çevresel etkisi çok yüksek. Ürünlerinin, üretim süreçlerinin veya iş modellerini dayandırdıkları tüketim alışkanlıklarının yarattığı kirlilik sebebiyle “yeşil” olması imkansız olan bazı sektörler var. Bu işlerin düşük çevresel etki ile gerçekleştirilmesi mevcut teknolojiler ile ya çok zor ya da mümkün değil. Literatürde “azaltım yapılması zor sektörler” (“hard to abate sectors”) olarak geçen bu sektörlere örnek olarak ağır taşımacılık, nakliye, havacılık, demir-çelik, kimya ve petrokimya sektörleri düşünülebilir. Bu sektörlerdeki bazı şirketler karbon salımlarını azaltmaya yönelik alternatif teknolojiler geliştirseler ya da bu yöndeki araştırmalara finansman sağlasalar dahi bu, yaptıkları işin özünde kirletici olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kirliliği azaltmayı hedefleyen yeni teknolojilerin ve bunlara yönelik yatırımların şirketler tarafından ne şekilde sunulduğu ise yeşil aklama çerçevesinde oldukça önemli. Nitekim çoğu kez kahverengi sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, hazır olmayan veya büyük ölçekte benimsenmesi ekonomik olarak mümkün olmayan teknolojileri öne sürerek ‘‘yeşil’’ görünmeye çalışabiliyorlar. Bunun en bilindik örneklerinden biri olarak, büyük kaynaklar ayrılan ancak kirlilik sorununu çözmediği görülen ‘‘ temiz kömür ’’ün kömür sektörü tarafından öne sürülmesi gösterilebilir. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise, yeşil ve kahverengi sıfatları kullanılırken göz önünde bulundurulması gereken çok fazla parametre olduğu. Bir sektörün veya işin “yeşil” sıfatını hak edebilmesi için hammadde seçiminden üretim aşamasına, pazarlamadan ambalajlamaya, çalışma koşullarından hizmet sürecine kadar akla gelebilecek her detayın dikkate alınması gerekiyor. Örneğin bir şirket, üretim ve hammadde seçiminde sürdürülebilir tercihler yapıyor olsa dahi teşvik ettiği ve yaslandığı tüketim alışkanlığı nedeniyle yeşil olamayabilir. Giyimden örnek verecek olursak; ilkbahar/yaz ve sonbahar/kış olmak üzere senede iki koleksiyon tanıtan moda sektörü , günümüzde her sene 20 koleksiyonun tanıtıldığı ve her hafta yeni ürünlerin piyasaya sürüldüğü bir sektör haline geldi. 2000-2014 yılları arasında, ortalama tüketicinin satın aldığı giyim eşyası sayısı yüzde 60 arttı , satın alınan ürünlerin kullanım süresi ise azaldı. Belki daha da çarpıcı olan şu ki, üretilen giysilerin yüzde 40’ı, hiç satılmamak üzere üretiliyor . Geldiğimiz noktada, modanın olumsuz çevresel etkilerinden söz ederken hızını dikkate almamak, desteklediği tüketim alışkanlıklarını görmezden gelmek mümkün değil. Şirketlerin hizmeti üretim aşamaları kadar hizmetin pazarlanma biçimi de göz önünde bulundurulmalı. Sık tartışılan konulardan biri de, üretim aşamaları kadar, bir şirketin ürettiği ürün ya da hizmetin kime sunulduğu. Örneğin bankalar söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken temel nokta - banka reklamlarının işaret ettiğinin aksine - banka ofislerinin ne ölçüde ‘‘yeşil’’ olduğundan veya faturaların dijital gönderilmesinden ziyade, kaynakların kime aktarıldığı. Avrupa Merkez Bankasının Şubat ayında yaptığı bir açıklamaya göre, Avrupa Bölgesi'nde kendilerini yeşil olarak tanımlayan ticari bankalar, en fazla yeni krediyi büyük kirletici şirketlere veriyor . Avrupa’da faaliyet gösteren 96 bankanın 2014 ile 2020 arasındaki kredi verileri incelenerek gerçekleştirilen çalışma bir şirketi yeşil olarak değerlendirmek için çok boyutlu bakmamız gerektiğini hatırlatıyor. Yeni yapılan bir çalışma, Türkiye’de de durumun pek farklı olmadığını gösteriyor . Çevreyi odağına alan içeriklerde sıkça karşımıza çıkan yeşil ve kahverengi sıfatlarının doğru tanımlanmadığı ve muğlak kaldığı noktalar, çoğu zaman yeşil aklamaya davetiye çıkarıyor. Bu sebeple, ‘‘kahverengi sektör’’ olarak nitelendirebileceğimiz, çevre üzerinde, mevcut şartlarda giderilemeyecek, olumsuz etkiye sahip sektörlerde faaliyet gösteren bir şirketlerin ‘‘yeşil’’ iddialarına şüpheyle yaklaşmakta fayda var." ,https://md.teyit.org/img/kahverengi-sektor-teyitpedia.webp, ABD’nin olası TikTok yasağı internet özgürlüğü mücadelesine büyük darbe vurabilir,https://teyit.org/teyitpedia/abddeki-olasi-tiktok-yasagi-internet-ozgurlugu-mucadelelerine-buyuk-darbe-vurabilir,"Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu'nun ülkede TikTok'un yasaklanmasına neden olabilecek tartışmalı yasa tasarısını onaylamasının ardından ABD Başkanı Joe Biden, önüne gelen tasarıyı imzaladı. Yasa TikTok'un Çinli sahibi ByteDance'e hisselerini satması için dokuz ay süre veriyor. Şirket sürece itiraz etmeye hazırlandığı için uygulamanın ABD'de yakın vadede kapatılması ihtimali düşük. Ancak tüm dünyanın merakla takip ettiği bu süreç, bilgi ekosistemi nin bugünkü dönüşümünde internet hakkındaki, etkisi gözardı edilemeyecek bazı tartışmaları da beraberinde getiriyor. ABD’deki TikTok yasağı ihtimali, 2010’lardan beri yoğunlaşarak devam eden internet politikaları tartışmalarında Çin’in pozisyonunu haklı çıkarır bir şekilde ilerliyor. Çin’in başı çektiği bir grup otoriter ülke 2000’li yılların başından beri internet üzerinde de milli egemenlik ya da kısaca siber egemenlik fikrini öne sürüyordu. 2012 yılında Budapeşte'de düzenlenen Siber Sorunlar Konferansı'nda Çin, siber alanda uluslararası işbirliği için beş ilke önermişti ; bunlardan ilki her devletin kendi internet politikasını belirleme hakkını savunan egemenlik ilkesiydi. Bu bağlamda Çin, ""küresel internet"" yerine, her ülkenin kendi sınır kontrolleri ve düzenlemeleri ile kendi ulusal internetini sürdürdüğü, dünya çapında tek ve sınırsız bir ağ yerine "" uluslararası internet "" modelini savunuyordu. Buna karşın ABD'nin başı çektiği Batılı ülkeler ve internet aktivistleri internette evrensel değerlerin önemine vurgu yapıyordu. ABD'nin internet üzerindeki küresel etkisi dolayısıyla bildiğimiz internet yapısını tartışmalı bir alan olarak gören Çin ise kendi ""internet egemenliği"" vizyonunu uluslarası hukuka dahil etmek istiyordu. Öyle gözüküyor ki ABD’nin baş savunucusu olduğu küresel internet modeli fikri ABD'li markaların küresel egemenliklerini kaybetmesiyle çözülmeye başladı. Hele de bizzat ABD’de Çin merkezli bir sosyal medya platformunun önemli bir piyasa payına sahip olmasıyla, bildiğimiz anlamıyla küresel internet modelinin sonuna gelinmiş olundu. ABD’li Kongre üyelerinin tavırları ve bazı senatörlerin tepkileri, akıllara yıllardır internet özgürlüğü aleyhine çıkışlar yapan “otoriter” ülke siyasetçilerini getiriyor. Bu yazıda, TikTok yasağı ile ilgili argümanlara değineceğim. Ama şimdiden belirtmek gerekir ki ABD’li politikacıların artık diğer ülkelerin internet politikalarına dair söyleyebilecekleri pek bir şey kalmadı. Yaşananlar internet özgürlüğü mücadelesinin önemli bir hamisini devre dışı bırakıyor. Yasağı savunanların argümanları incelendiğinde şu sonuç ortaya çıkıyor: Çin merkezli ByteDance şirketine ait TikTok'un Çin hükümeti tarafından ABD vatandaşlarının verilerini toplamak ve inançlarını etkilemek için kullanılabileceği ve ulusal güvenlik riski oluşturabileceği yönünde endişeliler. Başkan Biden’ın onayladığı yasa tasarısı ByteDance'i TikTok'tan ayrılmaya veya bir yasakla karşı karşıya kalmaya zorlayarak, ABD vatandaşlarının verilerini potansiyel Çin hükümeti müdahalesinden korumayı ve uygulamanın kötü niyetli amaçlarla kullanılmasını engellemeyi hedefliyor. Yasayı destekleyenler geçmiş bir vakaya işaret ediyor: Grindr arkadaşlık uygulaması Beijing Kunlun Tech Co. tarafından ABD merkezli yatırımcılara satılmıştı. TikTok da aynı şekilde yabancı hükümetin kontrolüne tabi olmayan bir şirkete ait olabilir ve ABD’deki rakipleriyle “eşit bir oyun alanı”nda faaliyet gösterebilir. Yasanın çıkarılması, nihai olarak, yabancı bir şirketin sosyal medya ekosistemine hakim olmasını ve bu hakimiyeti ABD'deki görüş ve inançlarını şekillendirmek için kullanma potansiyelini engelleyerek, ABD'nin çıkarlarını korumanın bir yolu olarak gösteriliyor . Tabi bu yasaklama sürecine karşı çıkan argümanlar da var. Aslında birkaç yıl önceki yasaklama denemesi de ABD Anayasası Birinci Değişikliği ( First Amendment ) nedeniyle engellenmişti. Yasaya karşı çıkanlar mevzuatın TikTok kullanıcılarının haklarını ihlal ettiğini, çünkü önemli bir ifade ve iletişim aracı olan bir platforma erişimlerini kısıtladığını savunuyorlar . Yasağın iş kaybı, teknoloji endüstrisine ekonomik zarar ve aynı düzeyde incelemeye tabi olmayan alternatif platformlara potansiyel geçiş gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceği öngörülüyor . Alternatif platformlar ABD merkezli olduğu sürece yasağı savunanların bunu umursayacağını sanmıyorum. Bazı eleştirmenler mevzuatın veri gizliliği ve güvenliğine ilişkin temel sorunları ele almadığını ve yasağın bu sorunlara etkili bir çözüm olamayabileceğini savunuyor ki bu da zaten şaşırtıcı değil. Yasağı savunanların amacı etkili çözüm bulmak olsaydı hedefleri yalnızca TikTok olmayacaktı. Nihai olarak eğer Snowden ifşaatları ve Cambridge Analytica skandalı yaşanmasaydı belki bu güvenlikçi mantığın kamuoyunca benimsenmesi daha kolay olurdu ama süreç bizi özgürlük vurgusunun gölgede kaldığı banal, uluslararası bir mücadele sahasına getirdi. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nde Kamu Politikaları alanında araştırmalar yapan Profesör Milton Mueller’in detaylı bir şekilde açıkladığı üzere bu bir yasak . Otoriter rejimlerin yasaklamak için ABD’nin önderliğine ihtiyacı yoktu ama ABD’den hem de otoriter rejimlerin kullandığı benzer bahanelerle gelen bir yasak diğer ülkelerdeki karar vericileri de cesaretlendiriyor. Türkiye bu konuda geri kalmayacak bir ülke. Geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurumu üzerinden Meta’nın sahip olduğu Threads’in Türkiye’den çekilmesini sağlandıktan sonra birçok vatandaş için bir ifade aracı olan TikTok’un yasaklanması da (hem de ABD örneği üzerinden) gündeme yeniden geldi . Bazı okuyucular TikTok’u ifade aracı olarak görmeyebilir ama algoritmayı nasıl şekillendirdiğiniz size gelen içeriği de belirliyor. TikTok bunu şeffaf olmasa da, en iyi şekilde yapanlardan. Örneğin, TikTok sayesinde dünya çapında (diğer mecraların kısıtladığı) Filistin yanlısı eylemleri görebilmek mümkün oldu. Deprem bölgesinden en çok görüntü getiren mecralardan biri de yine TikTok’tu…" Yapay zekâ tespit araçlarına güvenebilir miyiz?,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-tespit-araclarina-guvenebilir-miyiz,"Üretken yapay zekâ teknolojisindeki hızlı ilerleyiş, sentetik medyanın insan duyularıyla ayırt edilmesini epey zorlaştırdı. Görünen o ki, aile üyelerimiz bile bizi tanıyamayabilir! Bunun güncel bir örneği şarkıcı Katy Perry’nin başına geldi. Met Gala’ın gerçekleştiği 6 Mayıs’ta birçok internet kullanıcısı Perry’nin çiçeklerle süslenmiş elbisesiyle verdiği pozlara hayranlıkla yorum yaptı. Yapay zekâ araçlarıyla üretilen görsele Katy Perry’nin yüzünün sonradan eklendiği anlaşılıyor. Perry, çalıştığı için bu davete katılamadığını belirtip, fotoğrafın gerçek olmadığını açıkladı. Ünlü sanatçının annesinin, fotoğrafların gerçek olduğunu düşünerek kızına övgü dolu sözlerle attığı mesaj sosyal medyada sıkça paylaşıldı. İnsan gözünü kolayca yanıltabilen görseller üretilirken, birçok kullanıcı yapay zekanın ürettiği görselleri tespit etmek için yine yapay zeka kullanılarak geliştirilmiş bazı araçlardan destek alıyor. Fakat bu araçlardan çıkan sonuçlara tamamen güvenmek mümkün değil. Çünkü aynı görsel için farklı tespit araçlarından farklı yanıtlar alabiliyorsunuz. California’daki Zabriskie bölgesinde çekilen bu fotoğraf üç farklı araçtan üç farklı sonuç aldı: isitait isimli araç görselin yapay zekâ ile üretildiği sonucunu veriyor. aiornot ise görselin muhtemelen bir insan tarafından çekildiğini söyledi. Hive Moderation ise, görselin gerçek bir fotoğraf olduğu sonucuna ulaştı. Durum böyleyken yapay zekâ tespit araçlarına güvenebilir miyiz? Bunu anlamak için öncelikle bu araçların nasıl çalıştığına bakalım. Yapay zekâ dedektörleri bir görselin, videonun veya metnin üretim sürecine yapay zekânın dahil olup olmadığını gerçek zamanlı olarak işleyen ve inceleyen araçları tanımlamak için kullanılıyor . Bu araçlar geliştirilirken, genellikle hem özgün hem de yapay zekâ ile oluşturulmuş metin ve görüntü içeren bir dizi eğitim verisi verilir. Bu veriler işlenirken, yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel ve metinlerdeki ortak özellikler belirlenir, böylece tespit araçları bu ortak özelliklere dayanarak bir içeriğin yapay zekâ yardımıyla üretilip üretilmediğine karar verir. Ancak yapay zekâ tespit araçlarının verdiği sonuçlar olasılıklara dayandığından, yüzde 100 isabet garanti edilmesi şimdilik mümkün görünmüyor . Bir diğer önemli nokta da aynı üretken yapay zekâ teknolojisi gibi tespit araçlarının da gün geçtikçe gelişiyor olması. Yani kullandığımız modellerin performansı bugün bizi tatmin etmezken yarın mükemmelleşebilir. Bu yüzden tespit araçlarının duyurdukları güncellemeleri ve geliştirmeleri takip etmek, onların performansını değerlendirme konusunda daha objektif bir bakış sunabilir . Yapay zekâ tespit araçları tarafından sağlanan sonuçların çoğu ya olasılık aralığı (örneğin yüzde 85 insan) verirken, kimisi yalnızca ikili bir ""evet/hayır"" sonucu veriyor. Tespit modeli hakkında, örneğin neyi tespit etmek üzere eğitildiği, eğitim için kullanılan veri kümesi ve en son ne zaman güncellendiği gibi daha fazla bilgi sahibi olmadan verdiği sonuçları yorumlamak epey zor . Örneğin Hive Moderation’da görüntünün yapay zekâ ile üretilmiş olacağına dair bazı etiketler bulunuyor. Fakat sonuç sıralamasındaki 1 ve 0 değerleri kullanıcılar için pek anlaşılır olmayabilir. Aynı görüntü AI or Not aracına yüklendiğinde ise sonuç “muhtemelen yapay zekâ ile üretilmiş” uyarısı çıkıyor. Soldaki sonuç Hive Moderation’a ait, sağdaki sonuç AI or Not’a ait. Peki hal böyleyken, bu sonuçları kesin kanıt olarak kullanmak ne kadar anlamlı? Araçlar ne kadar güvenilir? İnsan odaklı teknoloji savunuculuğu yapan Witness’ın Şubat ayında ücretsiz veya düşük maliyetle erişilebilen, kamuya açık tespit araçlarının performansını değerlendiren araştırması bu konuda önemli bulgular sunuyor . Sık kullanılan tespit araçlarından Optic, Hive Moderation, V7, Invid, Deepware Scanner, Illuminarty, DeepID’nin incelendiği araştırmada bu araçların güncel kısıtları ve araçları kullanmaya karar verirken hangi faktörlerin dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlara göre bir aracın doğru ve tutarlı sonuç vermesi, kullanılan eğitim verilerinin kalitesi, miktarı ve türünün yanı sıra tasarlandığı algoritmik işlevlere de bağlı . Örneğin, bir tespit modeli aracı yapay zekâ tarafından oluşturulan görselleri tespit edebilirken, deepfake videolarda istenen sonucu vermeyebilir. Peki bu araçlar neleri tespit etmekte güçlük çekiyor? Diğer bir deyişle bu araçlar kandırılabilir mi? Witness ekibi, eğer yapay zekâyla üretilen bir içerik sonradan manipüle edildiyse yapay zekâ tespit araçlarının bunun fark edemeyeceğini söylüyor . Örneğin Mayıs 2023'te Pentagon'da bir patlama olduğunu gösteren bir görüntü viral olmuştu. Görüntü kısa süre içerisinde çürütülse de bu olay haber merkezlerinde gerçek olarak aktarılmıştı. Her ne kadar o görüntünün yapay zekâ tarafından oluşturulduğu tespit edilebilse de görüntünün sağ tarafı kırpılınca analiz ekranında görüntünün gerçek olduğuna dair farklı bir sonuç çıkıyordu. Benzer bir durum Barack Obama’nın deepfake bir videosunda da yaşandı . Çözünürlük düşürüldüğünde ve videonun bir kısmı çıkarıldığında tespit araçlarından alınan sonuç değişti. Ekran görüntüsü almak da çözünürlüğü düşürdüğünden, tespit araçlarının yapay zekâ ile üretilmiş görselleri tespit etmesi zorlaştı. Bu nedenle kontrol etmeden önce mümkünse görselin veya videonun ilk yayınlanmış halini bulmakta fayda var. Bazı tespit araçlarının eğitiminde ise yalnızca siyasetçilerin ve ünlü isimlerin kullanıldığı biliniyor. Bu araçlar daha az bilinen kişilere ait yapay zekâ görüntülerini tespit etmede daha başarısızlar. Dahası, eğer eğitim sırasında videolar incelenirken daha net seslere sahip olanlar kullanılmışsa, seslerin üst üste bindiği veya arka plan gürültüsü içeren videolarda yeteri kadar doğru sonuç alınamıyor. Witness’ın araştırmada tespit araçlarının kafasını karıştırmak için kullandığı bir başka yöntem ise görüntülerde bulanıklığı artırmak oldu . Gerçek hayatta çekilmiş fotoğrafların harekete bağlı olarak bulanık veya yamuk çıkma olasılıkları epey yüksek. DALL-E gibi üretken yapay zekâ araçlarına komut verirken bu tür özellikleri de eklemek mümkün. Bulanıklık efekti eklenmiş bir görüntü ise kolaylıkla tespit araçlarını kandırabiliyor. Yapay zekâ tarafından bulanıklık efektiyle oluşturulan bir görselin analizinde yüzde 20 sonucu çıkıyor. Yapay zekâ ile üretilmiş görsel ve metinlerin çevrimiçi yanlış bilgi sorununa yeni bir katman eklediği kesin olsa da teyitçilerin elinde bunları tespit edecek kusursuz bir araç yok. Teyit’in bu konuda nasıl bir metodoloji izlediklerini editörlerimiz Ali Osman Arabacı ve Beşire Korkmaz’a sorduk. Ali Osman Arabacı, teyitçilerin öncelikle gözle ayırt edilebilecek ipuçlarına odaklandıklarını söylüyor: “Teyitçiler benzer iddialarda kanıt ya da ipuçlarını değerlendirken belirli şeylere bakıyorlar. Ellerdeki bozulmalar, fazla parmaklar, belirsiz yüzler… Yani eşyanın doğasına uygun olmayan şeylere odaklanıyoruz. Bunlar bazen sınırlı olabiliyor.” Arabacı'ya göre yapay zekâ tespit araçlarının güncel versiyonları sınırlı ve çelişkili veriyor sunuyor: “Yapay zeka ile üretilen görselleri ayırt eden dijital araçların kapısını çalışıyoruz. Ancak tüm bu yazının özetinde olduğu gibi araçlar birbiriyle çelişen sonuçlar verebiliyor. Hatta aynı görselin farklı boyutlarını bu araçlara yükleyip aynı görselde farklı veriler almak bile mümkün. Birbiriyle çelişen verileri kimse sevmez. Havacılık tarihi bu yüzden düşen uçaklarla dolu. Bizim de bu 'uçağı' düşürmememiz gerek. Dolayısıyla dijital araçlara şu sıralar temkinle yaklaşıyoruz.” Beşire Korkmaz ise tespit araçlarının verdiği sonuçların kesin kanıt olarak sunulamayacağı görüşünde: “Yapay zekâ tespit araçları da tutarlı ve güvenilir değil. Yapay zekâ iddialarında da bu araçlar net kanıtlar sunmadığı için ana kaynak olarak yer almıyor. İnsan gözününün görmediği ayrıntıları ortaya koyan araçla da henüz karşılaşmadık. İlk kaynak her konuda olduğu gibi yapay zekâ ile üretilen görsellerde de önemli. Bu görselleri üretenler genellikle yapay zekâ ile ürettiklerini belirtebiliyor ya da bilgi verebiliyorlar. Bu görsellerin yanlış bağlamlarda yayılması da genellikle gerçeklikle hayal gücüyle ortaya konulanın ayırdına varamamaktan kaynaklanıyor. Diğer taraftan teknolojinin yarattığı karmaşık dünyaya rağmen bu görsellerdeki tutarsızlıkları tespit etmek için eleştirel bir göze her zaman ihtiyacımız var. Görselin kendisini ve onun sunulduğu bağlamın gerçekliğini sorgulamak ilk adım.” Özetle, teyitçilerin en sık başvurduğu yöntem şüpheli bulunan görsellerde paylaşımın ilk haline ya da üreticisine gitmek. Bir içeriğin yapay zekâ ile üretildiğini açıkça beyan eden cümle ya da etiketler, teyitçiler tarafından yapay zekâ tespit araçlarından şimdilik daha güvenilir bir bulgu olarak değerlendiriliyor." "Araştırma: Dezenformasyon, seçim sonuçlarını iddia edildiği kadar etkiliyor mu?",https://teyit.org/teyitpedia/arastirma-dezenformasyon-secim-sonuclarini-iddia-edildigi-kadar-etkiliyor-mu,"Bu yıl dünyada birçok ülkeyi genel seçimler bekliyor. Fakat yalnızca seçimler değil; yanıltıcı, hatta yanlış bilgi içeren siyasi kampanyalar da kapıda. Bunun örneklerinden biri, kısa süre önce ön seçim sürecinden geçen Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşandı. Başkan Joe Biden'ın sesinin taklit edildiği ve seçmenleri oy vermemeye çağıran bir sesli deepfake , seçmenlerin telefonlarına gönderildi . Peki dezenformasyon , seçim sonuçlarını gerçekten etkileyebilir mi? Seçim kampanyaları dendiğinde genel olarak iki tür söylem karşımıza çıkıyor: Siyasetçilerin ve eylemlerinin iyi yönlerinin ön plana çıkarıldığı pozitif kampanyalar ve muhalefetin eleştirildiği negatif kampanyalar . Ne var ki, negatif kampanyalar istenmeyen sonuçları beraberinde getirebilir ya da seçmenlerin demokrasi sürecinden tamamen kopmasına sebep olabilir . Her şeye rağmen seçim kampanyalarının sıklıkla çarpıtma ve yanlış bilgi barındırabileceğinin farkında, bilinçli bir seçmen kitlesi mevcut . Pozitif ve negatif söylemlerle öne çıkan bu kampanyaların iki türünde de kasten oluşturulmamış yanlış ve yanıltıcı bilgiler, bir diğer ifadeyle mezenformasyonun farklı formlarını gözlemlemek mümkün . Öte yandan, yanlış bilgilerin kasten üretilmesiyle birlikte mezenformasyonun yerini dezenformasyon alıyor. Yapılan son araştırmalar, mezenformasyon ve dezenformasyon kavramlarının tanımlarında net bir ayrım çizilemediğini ve bunun birtakım problemleri beraberinde getirdiğini gösteriyor . Bu iki kavramın ayrıldığı noktalar konusunda net bir görüş birliğinin olmaması, bilimsel ve pratik açıdan çeşitli problemler yaratıyor . Kavramlara dair bu karmaşa ve belirsizlik, mevcut problemin boyutunu saptamayı güçleştiriyor. Bu durum, araştırmaların sonuçlarını anlamakta ve bulgulara güvenmekte zorluk çeken halk için de bir problem teşkil ediyor. Tanımın kapsamına bağlı olarak dezenformasyon için verilebilecek örnekler değişebilir, fakat genel itibariyle baktığımızda; propagandalar , deep fake içerikler , sahte haberler ve komplo teorileri , dezenformasyonun önde gelen türleri olarak karşımıza çıkıyor. Bunlara kimi zaman parodi haberler ve siyasi mizah içerikleri de eşlik ediyor . Bu alanda yapılan araştırmalara baktığımızda, kavramlar arasında net bir ayrımın yapılmadığını ve dezenformasyon çeşitlerinin detaylıca karşılaştırılmadığını gözlemlemek mümkün . Bu durum, dezenformasyonun seçmen davranışları üzerindeki etkisinin incelendiği araştırmalarda kanıt yetersizliğini beraberinde getiriyor. Cambridge Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Magda Osman, mezenformasyondan daha tehlikeli olarak atfedilen dezenformasyona yönelik araştırmaları derliyor ve şu soruyu soruyor: Dezenformasyon, seçmen davranışlarını iddia edildiği kadar etkiliyor mu? 2013 ve 2018 İtalya genel seçimlerinde yanlış bilgilerin rolünün incelendiği çalışmayı inceleyelim . 2023'te yayımlanan bu çalışmada araştırmacılar, seçim dönemi internette dolaşıma giren içerikleri inceleyerek bir yanlış bilgi skoru oluşturuyor. Bu doğrultuda popülist partilerin seçim öncesi paylaştığı, yanlış bilgi içeren Facebook paylaşımları analiz ediliyor. Araştırmanın son aşamasında, elde edilen yanlış bilgi skoru, yanlış bilgilerin seçmen davranışı üzerindeki potansiyel etkisinin saptanması amacıyla popülist partilerin seçimde aldığı oy oranıyla karşılaştırılıyor. Elde edilen bulgular, yanlış bilgilerin seçim döneminde popülist partiler açısından küçük ama istatiksel açıdan anlamlı bir kazancı beraberinde getirdiğini gösteriyor. Buna karşın, popülist partilerin oy oranındaki genel artışın tek nedeninin yanlış bilgiler olarak açıklanamayacağının altını çizen araştırmacılar, bu tarz paylaşımların oy oranındaki artış üzerindeki etkisinin az olduğunu belirtiyor. Yanlış bilgilerin seçmenler üzerindeki ikna gücünün düşük olduğunu öne süren benzer çalışmalar, kimi araştırmacıların yanlış bilgilere yönelik endişeyi bir abartı olarak nitelendirmesiyle sonuçlanıyor . Seçmen davranışlarının ve bu davranışlarda dezenformasyon etkisinin saptanması amacıyla yerel ve genel seçimleri kapsamak suretiyle seçmenlerden elde edilen verilerin ele alındığı çeşitli araştırmalar mevcut. Literatüre bakıldığında, bu tür araştırmalara Güney Kore’de (2017), Kenya’da (2017), Malezya'da (2018) , Tayvan'da (2018), Endonezya'da (2019) , Çek Cumhuriyeti'nde (2021) ve Filipinler'de (2022) rastlamak mümkün. Bu çalışmaların genel bulgusu, yanlış bilgilerin seçmen davranışı üzerindeki etkisini saptamanın epey güç olduğunu gösteriyor. Bunun sebebi, seçmenlerin oy verdiklerini belirttikleri adayla gerçekten oy verdikleri aday arasında farklı olabilme ihtimali. Literatüre bakıldığında, anket firmalarının seçim ve referandum sonuçlarını tahmin etmedeki başarısızlıkların sebebini araştıran çeşitli çalışmalara rastlanabiliyor. Örneklerine Birleşik Krallık (2016), ABD (2016), Quebec (2018) ve Arjantin'de (2019) rastlanılan bu çalışmalar, seçmenlerin çeşitli sebeplerle hangi adaya oy vereceklerini araştırmacılara ve/veya anketörlere açıklamadığını gösteriyor. Belirli seçmen grupları dezenformasyona karşı daha savunmasız olabilir mi? Magda Osman’a göre, seçmenler verdiği mesaj kendi siyasi inançlarıyla uyumlu olduğunda, yanlış bilgiye inanmaya daha yatkın . Siyasi görüşünüzün ne olduğunun pek de bir önemi yok. Yine ABD’den bir örnekle; Hillary Clinton ve Donald Trump’ın aday olduğu 2016 başkanlık seçimlerinde, her iki seçmen grubunun da karşı tarafı konu alan sahte haberlere inanma olasılıklarının eşit olduğu saptanmıştı . Peki ya kararsız seçmenler? Kararlı-kararsız seçmen grubuna yönelik yapılan bazı araştırmalar, kararsız seçmenlerin kararlı seçmenlere kıyasla yanıltıcı haber başlıklarına daha sık inandığını gösteriyor. Fakat bu durumun aksini, yani kararsız seçmenlerin bu tarz haberlere daha az itimat ettiğini gösteren araştırmalar da mevcut . Ne var ki, özellikle yarışın başa baş geçtiği seçimlerde dezenformasyonun etkisini olabilecek en üst düzeyde hissettirmek için kararsız seçmenlerin açık hedef haline getirildiğini söylemek mümkün. Ancak özellikle de seçmenlerin eğilimlerini paylaşmakta temkinli davrandığı bir seçim ikliminde kararsız seçmenlerin belirlenmesi epey güç . Ancak siyasi figürlerin kararsız seçmenleri etki altına almak adına agresif söylemler içeren negatif kampanyalara yönelmesi, insanları kararsızlığa daha çok iterek seçmenlerin demokratik süreçten kopmasına yol açabiliyor . Özetle, yapılan araştırmaların çoğu, yanlış bilginin kararsız seçmen davranışlarında kökten bir değişim yaratmadığını , daha ziyade bu seçmen grubunun mevcut inanç ve görüşlerini pekiştiren nitelikte olduğunu gösteriyor . Bu bağlamda genellikle göz ardı edilen bir diğer konu ise insanların kendileri dışındaki üçüncü kişilerin verilen mesajlar karşısında daha duyarlı, hatta saf olduğuna inanmasıyla ortaya çıkan ve psikolojide “üçüncü kişi etkisi” olarak adlandırılan düşünce yapısı . Bu düşünce yapısıyla birlikte, dezenformasyona karşı kimlerin daha savunmasız olduğunun belirlenmesi için yapılan araştırmalarda, katılımcıların kendilerini dezenformasyon konusunda bilinçli, ancak karşı tarafı destekleyen seçmenlerin dezenformasyona karşı savunmasız olduğunu öne sürdüğü bir tablo ortaya çıkabiliyor . Bu durum, çalışmalardan elde edilen bulguların sağlıklı bir şekilde yorumlanmasını zorlaştırıyor. Siyasi propaganda gibi dezenformasyonun çeşitli formlarının seçmen davranışı üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını söylemek elbette mümkün değil . Ne var ki, seçim tahminlerinin sonuçlarla örtüşmemesi gibi durumların tek sebebi olarak dezenformasyonu göstermek de bir o kadar yanlış bir yaklaşım. Dezenformasyona bu denli yüksek bir tesir atfederek, bir bakıma bireylerin özgür iradelerini yok saymış oluyoruz . Nitekim yapılan araştırmalara göre, insanlar seçim dönemlerinde dezenformasyon gibi çeşitli manipülatif stratejilerin kullanıldığının farkında. Tüm bunlara rağmen, seçimlerde verdiğimiz kararların yalnızca bize ait olduğu bilincini sürdürebileceğimizi biliyoruz . Bu konuya ciddiyetle yaklaşmak oldukça önemli. Demokrasiye desteğin temel kaynağı, insanların özgür iradeye olan inancı. Özgür iradeyi kökten reddetmek, sosyal medyada dolaşan yanlış bilgilerden daha zararlı olabilir." ,https://md.teyit.org/img/deepfake-teyitpedia-detection.webp, Demografik çeşitliliğe duyarlı algoritmalar deepfake tespitini kolaylaştırıyor,https://teyit.org/teyitpedia/demografik-cesitlilige-duyarli-algoritmalar-deepfake-tespitini-kolaylastiriyor,"İnsanların gerçekte söylemediği şeyleri onların ağzından çıkıyormuş gibi gösteren ve gün geçtikçe daha gerçekçi bir hale gelen deepfake ’ler, giderek daha zor tespit ediliyor. Taylor Swift'in rızası dışında üretilip yayılan görüntüleri , Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden'ın New Hampshire sakinlerine ön seçimlerde oy vermemelerini söylediği bir ses kaydı ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin askeri birlikleri silahlarını bırakmaya çağırdığı video , deepfake'in son örneklerinden. Şirketlerin deepfake tespit araçları geliştirme çalışmaları devam ederken araştırmalar, bu araçları eğitmek için kullanılan verilerdeki önyargılar nedeniyle, farklı demografileri doğru tespit edilme oranlarının değişebildiğini gösteriyor. Çünkü derin öğrenme modelleri ırk, dil, yaş, cinsiyet temelli ayrımcı çıktılar üretebiliyor. Örneğin tespit araçlarında yaygın olarak kullanılan FaceForensics++’nın veri seti ağırlıklı olarak beyaz Avrupalı kadınları içeriyor . Deepfake'lerde kullanılan insan görsellerindeki etnik köken dağılımına ilişkin araştırmalar, deepfake oluşturmak için kullanılan yöntemlerin, bir kişinin yüzü farklı bir ırk veya cinsiyetten başka bir kişinin yüzüyle değiştirildiğinde ""gerçeklikten kopuk"" yüzler üretme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, belirli demografik grupların haksız yere hedef gösterilmesine yol açarak tespit edilemeyen deepfake'lerin kamuoyunu manipüle etmesine ve deepfake tespit modeline olan güveni sarsmasına neden olabilir. Buffalo Üniversitesi Media Forensic Lab’in yöneticisi ve Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Profesörü Siwei Lyu ile araştırmacı Yan Ju’nun da içinde yer aldığı bir ekip, deepfake'leri tespit etmek için kullanılan algoritmaların hem tarafsızlığını hem de doğruluğunu artıran yeni yöntemler keşfetti. Son teknolojiye sahip birçok deepfake tespit aracı, daha açık tene sahip insan yüzlerinin olduğu deepfake'leri, daha koyu tene sahip olanlara kıyasla daha yüksek oranda doğru bir şekilde algılıyor. Bu eşitsizliğin temel nedeni, eğitim verilerinde farklı demografik grupların görünme sıklığının dengesiz olması. Daha kapsamlı ve ""dengeli"" veri kümesinin toplanması ise hem daha yüksek maliyetli hem de daha fazla iç gücü gerektiriyor. Bu sorunu aşmak için yapılan çalışmada, araştırmacıların derin öğrenme yaklaşımlarını eğitebilmelerini sağlayan geniş bir yüz sahteciliği veri seti kullanıldı. Çalışmayı, deepfake tespit sistemlerinde yüzde 91,5 başarı oranıyla yaygın olarak tercih edilen Xception isimli tespit algoritması etrafında kurguladılar . Araştırmacılar, tarafsızlığı korumaya yönelik tasarlanmış iki ayrı deepfake tespit yöntemi geliştirdi . “Demografik bilgilere duyarlı” olarak adlandırılan ilk yöntem, yeterince temsil edilmeyen gruplar özelinde tespit hatalarını en aza indirmek için veri kümelerini cinsiyete ve etnik kökene göre etiketleyerek algoritmanın demografik çeşitlilik konusunda daha bilinçli olmasını hedefliyor. “Demografik bilgilerden bağımsız” isimli ikinci yöntemde kullanıcıların, hangi özelliklerin hassas olarak değerlendirileceğini belirtmesi gerekmiyor. Böylece ırk ve cinsiyet gibi demografik ayrıntılara dayanmayan sonuçlar elde edilerek tarafsızlığın geliştirilmesi amaçlanıyor. Araştırmanın sonucuna göre, ilk yöntemin başarısı ikinciye kıyasla epey yüksek. Bu yöntem, doğruluk oranlarını yüzde 91,5'ten yüzde 94,17'ye çıkararak ikinci yöntemden ve test edilen diğer birkaç yöntemden daha büyük bir artış sağladı. Üstelik çalışmanın ana odak noktasına uygun şekilde doğruluk oranlarını, daha tarafsız sonuçlarla birlikte artırdı. Araştırmacılar, insanların yapay zekâ teknolojisini benimsemeleri için tarafsızlık ve doğruluğun çok önemli olduğunu düşünüyor. ChatGPT gibi büyük dil modelleri ""halüsinasyon"" gördüğünde, yanlış bilgi vermeyi sürdürebiliyor ki bu da kamu güvenini ve güvenliğini etkiliyor. Benzer şekilde, deepfake teknolojisi ile oluşturulmuş görüntüler, hızlı ve doğru bir şekilde tespit edilemedikleri takdirde yapay zekânın benimsenmesini zorlaştırma potansiyeline sahip. Daha az temsil edilen veya ayrımcılığa uğrayan belirli demografik grupların orantısız bir şekilde zarar görmemesi için deepfake tespit algoritmalarının tarafsızlığını artırmak önemli çözüm yollarından biri. Mevcut çalışmalar deepfake tespit araçlarının tarafsızlığını değerlendirmeye odaklanmış olsa da algoritma düzeyinde deepfake tespitinde daha adil olmayı teşvik eden herhangi bir yöntem geliştirilmemiş. Siwei Lyu ve ekibinin yaptığı çalışmada, hem demografik bilgilerin mevcut olduğu hem de bu bilgilerin bulunmadığı durumlar ele alınarak iki farklı yöntem önerildiği için araştırmanın, deepfake tespit araçlarını daha adil bir hale getirmeye yönelik ilk girişim olduğu düşünülüyor. Yani araştırma, demografik tarafsızlığı temel bir unsur olarak gören algoritma tasarımına yeni bir yaklaşım sunuyor." Tersine görsel arama nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-tersine-gorsel-arama-nedir,"İnternete yüklenmiş ilk görseli hiç merak ettiniz mi? 18 Temmuz 1992'de, bilgisayar bilimcisi Tim Berners Lee, CERN’de çalışan dört arkadaşının fotoğrafıyla biraz oynayıp, geliştiricisi olduğu World Wide Web'e, yani bugün kullandığımız haliyle internete yükledi . Bu görsel, CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi) çalışanları tarafından kurulan parodi bir pop grubu olan Les Horribles Cernettes'e aitti. Görsel internete yüklenmeden önce orijinalinden biraz değiştirilmiş, soluk mavi bir arka plan eklenmiş ve daha sonra CERN'deki müzik etkinlikleriyle ilgili bir sayfada yayınlanmıştı. Les Horribles Cernettes’in internete yüklenmiş ilk görsel olduğu tahmin ediliyor Les Horribles Cernettes grubunun bu eğlenceli fotoğrafının ardından internete milyarlarca görsel yüklendi, ben bu satırları yazarken yenileri de eklenmeye devam ediyor. Bazı kaynaklar yalnızca Google Görseller’de 135 milyar görüntü olduğunu iddia ederken, bazıları da bir gün içinde sosyal medyada 14 milyar milyar görüntü paylaşıldığını söylüyor . Günümüzde yanlış bilgi yayan aktörler görsellerin yanlış ve yanıltıcı bilgiler yayarken güçlü birer araç olduğunun farkındalar. İnternete yüklenmiş ilk görselin ise biraz da olsa manipülasyon içermesi ise bugün yanlış bilgi sorunuyla uğraşanlar için epey manidar. Karşılaştığımız görsellerin doğruluğunu teyit etmek için ise uzun yıllardır bireysel kullanıcıların ve teyitçilerin başvurduğu bir yöntem var: Tersine görsel arama. Tersine görsel arama, bir görüntünün orjinalini veya benzer versiyonlarını kullanan diğer internet sitelerini tarayarak o görüntünün bağlamını ve gerçekliğini değerlendirmek için pratik bir yol sunan teyitçilik yöntemlerinden biri . Peki nasıl çalışıyor? Tersine görsel arama yapmak için eğitilmiş araçlar, fotoğrafları boyut, şekil, renk ve diğer ayırt edici özelliklere göre incelemek ve tanımlamak için çeşitli algoritmalar kullanıyor. Hatta bazıları yüz tanıma özelliğine de sahip. Google, Yandex ve Bing tersine görsel arama yapmak için en çok kullanılan araçlar arasında. Kullanıcıların sosyal medyada dolaşımda olan bir görüntüyü araştırmasına olanak sağlayan bu tarayıcılar, fotoğrafın kaynağına, daha önce nerede paylaşıldığına, paylaşım tarihlerine, konumlara ve diğer bağlamlara ilişkin veri elde edilmesini kolaylaştırıyor. Bu araçlar aynı zamanda görüntünün tanınmış bir foto muhabiri tarafından çekilip çekilmediğini, resmi bir kaynak olup olmadığını veya görüntünün teyitçiler tarafından çürütülüp çürütülmediğini öğrenmeye de epey yardımcı. Bu özelliğin nispeten yakın bir geçmişi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Google’a üçüncü taraf eklentilere lüzum olmadan görselle arama yapma özelliği Haziran 2011’de geldi . Bu özellik, kullanıcıların bir görseli arama çubuğuna sürükleyip bırakarak, yükleyerek ya da bir görselin URL'sini kopyalayıp arama çubuğuna yapıştırarak arama yapmasına olanak tanıyordu. 2022 yılında bu özellik görsel aramayı daha hızlı bir hale getiren Lens ile yer değiştirdi . Tersine görsel arama, yalnızca görseller için değil videoların asıl bağlamını öğrenmek için de faydalı bir araç. Bunun için ise tek yapmanız gereken videodan önemli veya belirleyici olduğunu düşündüğünüz karelerin ekran görüntülerini almak ve bunları tersine görsel aratmak. Tarayıcınıza eklenti olarak da ekleyebileceğiniz Invid , bu karelerin ekran görüntüsünü alma ve tersine görsel aratma işini sizin için yapıyor. Örneğin, hamur açan bir robot gösterdiği iddiasıyla paylaşılan bir videoya denk geldiniz. Invid sizin için bu videonun farklı anlarından ekran görüntüsü alıyor ve böylece bu farklara karelere ilişkin tersine görsel arama yapabiliyorsunuz. Google, Yandex ve Bing gibi büyük tarayıcıların yanı sıra yalnızca tersine görsel arama için tasarlanmış araçlar da var; TinEye bunlardan biri. Bu araçların ise hepsi birbirinden farklı alanlarda daha iyi sonuçlar veriyor. Örneğin Google, tarihi ve simge yapıları, dijital logoları ve belirli konumları bulmakta epey başarılı. Örneğin görseldeki logo sayesinde, Google bu fotoğrafın nerede çekilmiş olduğuna dair bilgi verebiliyor. Yandex ise Google’a ek olarak yüzleri tanıma konusunda daha iyi bir performans sergiliyor. Örneğin, dünyanın dört bir yanından liderleri bir araya getiren G20 zirvesinden bir fotoğrafla karşılaştınız. Fakat tüm bu liderler arasında çok iyi tanıdığınız yüzler kadar hiç bilmediğiniz isimler de var. Yandex kalabalık fotoğraflarda daha yüzlere odaklanarak istediğiniz ismi bulmanıza olanak tanıyabilir. Bing’in diğerlerine göre iyi olduğu konuların başında ise ters yüz edilmiş veya değiştirilmiş görseller ve fotoğrafta yer alan unsurlar geliyor. Örneğin, ormanda yürüyüş yaparken, tanımadığınız bir bitkiyle karşılaştınız. Bu bitkinin ismini öğrenmek için bing kullanabilirsiniz. TinEye ise logolar ve değiştirilmiş boyutlar konusunda ismini öne çıkarıyor. Örneğin, TinEye’da bir çikolatanın paketini gösteren bir görsel yüklediğinizde, size aynı markanın aynı ürününün farklı ülkelerdeki paket tasarımlarını gösterebiliyor . Savaş, deprem, yangın gibi kriz anlarında olayla ilişkili olduğu iddiasıyla paylaşılan görsellerin sayısı artıyor . Bunların kimi eski tarihli veya farklı coğrafyalara ait görüntüler oluyor, yani hatalı ilişkilendiriliyor. Kimi ise ekleme çıkarma yoluyla manipüle edilmiş oluyor. Şaka amaçlı üretilen meme’ler ve son zamanların gündemi deepfake ’ler de böyle zamanlarda kendilerine yer bulabiliyorlar. Eğer bu yanlış bilgilerle etkileşime geçiyorsanız, zaman içinde bir filtre balonu na giriyor olabilirsiniz. Yani yanlış bilgi yayan aktörlerle daha sık karşılaşmanızın yüksek olduğu bir internet ortamına. O nedenle bir görselin gerçekliğinden şüphe duyuyorsanız, paylaşmadan önce onu tersine aratmak ve görüntünün asıl kaynağını ve bağlamını öğrenmek işe yarayabilir." TikTok yapay zekâyla oluşturulan içerikleri etiketlemeye başlıyor,https://teyit.org/teyitpedia/tiktok-yapay-zekayla-olusturulan-icerikleri-etiketlemeye-basliyor,"Yapay zekânın hayatımızdaki varlığına her geçen gün biraz daha alışıyoruz. Yapay zekâ kullanılarak üretilen içeriklerin kullanım alanı ve gerçeğe yakınlığı arttıkça insan gözünün yapay ve gerçeği ayırt edebilmesi zorlaşıyor. Hak savunucuları ve uzmanlar platformların yapay zekânın sorumlu kullanımına ilişkin ana sorumlulardan biri olduğunu her fırsatta hatırlatıyor. TikTok 9 Mayıs’ta yanlış bilgi ve dezenformasyon la mücadele kapsamında üretken yapay zekâ kullanılarak oluşturulan içerikleri etiketleme kararı aldığını açıkladı . Araştırmacılar, yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriklerin dünyanın dört bir yanında düzenlenecek seçimlere müdahale etmek için kullanılabileceğine dair endişelerini daha önce dile getirmişti . Şubat ayında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda yapay zekânın sorumlu kullanımı ve dezenformasyonla mücadele amacıyla bir araya gelen Open AI, Adobe gibi yirmi teknoloji şirketinden biri de TikTok’tu . TikTok’un halihazırda bireylere ve topluma zarar verebilecek yanlış ya da yanıltıcı içerikleri engelleyen politikaları var. İçeriğin doğruluğunun değerlendirilmesine yardımcı olmak için ise üçüncü taraf doğrulama partnerleriyle işbirliği yapıyorlar. Platformda yapay zekâ ile oluşturulan ya da önemli ölçüde yapay zekâ kullanılarak düzenlenmiş olan içeriklerin “sentetik”, “sahte”, “gerçek değil” gibi etiketlerle paylaşılması gerektiği belirtilmiş. Politika metnine göre etiketlenmemiş içerikler tespit edilirse topluluk yönergelerini ihlal ettiği gerekçesiyle kaldırılıyor . Yani TikTok kaynağı belli olmayan veya kullanıcıları yanıltabilecek içeriklerin yayılmasını engellemeye yönelik bazı politikalara sahipti. TikTok, yaptığı açıklamada yapay zekâ kullanılarak oluşturulan görselleri içeriğin kimlik bilgilerini yani metadatasını içeren dijital bir filigran kullanarak etiketlemeye başlayacağını duyurdu . Şirket, yapay zekâyla oluşturulmuş içeriklerin etiketlenmesine dair politikasına bir yıldan uzun süredir devam ediyordu. Ancak son güncelleme ile OpenAI gibi diğer platformlarla oluşturulan videolara ve görsellere de etiket uygulanması kararlaştırıldı. TikTok ayrıca İçerik Güvenirliği ve Özgünlüğü Koalisyonu’nun (Coalition for Content Provenance and Authenticity) yapay zekâ içeren görsel ve videolara içerik kimlik bilgilerini ekleme politikasını uygulamaya başlayan ilk video paylaşma platformu. Temel motivasyonu yapay zekâ dezenformasyonunu engellemek olan, Amerika Birleşik Devletleri merkezli grafik ve medya yazılımı şirketi Adobe’un liderliğindeki İçerik Özgünlüğü Girişimi’nin (Content Authenticity Initiative) de parçası. Eklenen metadata ve kimlik bilgileri sayesinde kullanıcılar video ve görselleri dışa aktarırken veya kaydederken bu bilgiler, içeriği oluşturan kişi ve içeriğin oluşum süreciyle ilgili daha fazla bilgi sağlıyor . Yapay zekâ içeriklerine metadatalar eklemeyi içeren yenilik bu içerikleri tespit etmeyi kolaylaştırmayı amaçlıyor. TikTok’ta yapay zekâ ile üretilmiş görsel, video ve ses içeriklerinde ise kullanıcı adının altında “yapay zekâ ile oluşturuldu” etiketi yer alacak . İçeriğin oluşturulduğu üretken yapay zekâ aracının üreticisinin ve içeriği yaymak için kullanılan dijital platformun İçerik Güvenirliği ve Özgünlüğü Koalisyonu’nun oluşturduğu sektör standardını kullanmayı kabul etmesi , sistemin çalışması için elzem. Meta ve Google da sahibi oldukları YouTube, Instagram ve Facebook’ta bu özelliği kullanmayı planladıklarını duyurmuştu . İş yerinde asistanımız, okulda yardımcımız, hatta bazen kişisel hayatımızda akıl danıştığımız bir arkadaş rolüne giderek daha fazla uyumlanan yapay zekâ teknolojilerinin güvenilirliği hâlâ sorgulanıyor. Gelişen yapay zekâ araçları kullanılarak oluşturulan görsel ve yazılı içerikler gerçeğe yaklaştıkça doğru bilgiye ulaşmak zorlaşıyor. Yakın zamanda duyurulan ChatGPT 4o sürümü, adeta yapay zekâ ile kurulan bir iletişimde karşı tarafta gerçek bir insan varmış gibi hissedilmesi için tasarlanmış. Her güncel gelişmeyle “gerçek bir görünüme” biraz daha yaklaşan çıktılar ona en ihtiyaç duyulan durumlarda şüphe kası nı güçsüzleştiriyor. Descartes, neyin bilinebileceğini sorguladığı yolculuğuna çıktığında kendisine belirlediği dört kuraldan ilki, açıkça bilmediği hiçbir şeyi asla doğru kabul etmemekti. Bir nevi sepetteki çürük elmaları tek tek seçmek yerine bütün sepeti boşaltıp yalnızca sağlamlığından emin olduğu elmaları yeniden sepete eklemeyi düşündü. Çünkü bir çürük elmayı gözden kaçırma ihtimali her zaman vardı. TikTok ya da diğer sosyal medya platformlarının yapay zekâ ile üretilmiş içerikleri tespit etmek ve bu teknolojinin neden olduğu dezenformasyonu azaltmaya yönelik girişimleri, bu konuyu gündemlerine almaları ve çözüm üretme çabaları bakımından değerli . Fakat sunulan çözümler, aslında yapay zekâ tarafından oluşturulan ancak gözden kaçırılarak etiketlenmemiş olan içeriklerin güvenilirliğini artırma riski de taşıyor . Bu durumda dijital platformların, dijital çağın sorunlarına ürettiği kısmi çözümlere tamamen bel bağlamak yerine şüphe kasını çalıştırmakta fayda var. Descartes’ın da söylediği gibi: “İyi bir zihne sahip olmak yeterli değildir, esas olan onu iyi kullanmaktır.”" Gürcistan’daki “etki ajanlığı” yasası teyitçileri de hedef aldı,https://teyit.org/teyitpedia/gurcistandaki-etki-ajanligi-yasasi-teyitcileri-de-hedef-aldi,"Gürcistan şu günlerde “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasası ile gündemde. 3 Nisan 2024’te iktidardaki Georgian Dream (Gürcü Hayali - GD) partisi 2023'te ilk taslağı sunulan ancak daha sonra protestolar ve uluslararası eleştirilerin ardından geri çekilen “yabancı etki ajanı” yasa tasarısını yeniden sunacağını duyurdu. Gürcistan hükümeti, tasarının bağımsız medya ve sivil toplum kuruluşlarının (STK'lar) finansmanının şeffaflığını artırmak için gerekli olduğunu iddia ediyor. Ancak yasanın yeni versiyonu medya kuruluşları da dahil olmak üzere ülke dışından hibe alan her türlü kişi ve kurumun “yabancı etki ajanı” olarak etiketlenmesini öngörüyor ve hükümete bu tür kuruluşların çalışmalarına müdahale etme yetkisi veriyor. Gürcistan merkezli 400’ün üzerinde medya ve sivil toplum kuruluşu tasarıyı kınayan bir bildiri imzalarken çevrimiçi medya kuruluşları da yasanın Rusya’da ifade özgürlüğünü baskı altına almak ve kamuoyu üzerinde tam kontrol sağlamak amacıyla çıkarılan “yabancı ajan yasasına” benzediğini vurgulayan bir açıklama yayınladı . Yalnızca medya kuruluşları ve sivil toplum değil, Gürcistan vatandaşları da bu yasa tasarısına tepkili . Yasaya karşı çıkan binlerce vatandaş günlerdir Gürcistan ve Avrupa Birliği bayraklarıyla başkentte "" Rus yasalarına hayır"" sloganları atıyor. Gürcistan’daki protestolara 50 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor. Gürcistan vatandaşlarının yasayı “Rus Yasası” olarak nitelendirmesinin ise bir sebebi var. Rusya’da 2012’de kabul edilen “yabancı ajan yasası” Rusya dışından destek alan kişi ve kuruluşların ek denetimlere tabi tutulmasını ve tüm yayınlarını ""yabancı etki ajanı"" tarafından dağıtıldığını belirten bir feragatname ile işaretlemelerini zorunlu kılıyor . Tasarıya AB temsilcilerinin de yoğun eleştirisi göz önüne alındığında, mevcut tasarının ülkenin AB'ye katılma ihtimalini tehlikeye atması olası. Eleştirel dijital okuryazarlığı artırma amacıyla çalışan Gürcistan merkezli Media Development Foundation ’dan (Medya Geliştirme Kuruluşu) Tamar Kintsurashvili, Teyit’in de içinde bulunduğu Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı (IFCN) imzacılarıyla yasanın kendilerini nasıl hedef aldığını paylaştı. Hem kendisinin hem de aile üyelerinin yasa destekçileri tarafından tacize uğradığını söyleyen Tamar, ofislerinin bulunduğu binanın girişine, fotoğraflarının üzerine yazılmış “hibe yiyiciler” damgasını içeren posterler asıldığına da dikkat çekti. Tamar’ın fotoğrafının altında “hibe yiyiciler” ve “yabancıların emirlerinin uygulayıcısı” gibi hedef gösteren sözler yer alıyor. MDF adına durumu açıklayan Tamar Kintsurashvili, yaptıkları işten vazgeçmeyeceklerini şu sözlerle vurguluyor: “Yabancı ajanlarla ilgili yasa henüz kabul edilmemiş olsa da, hükümet çoktan uygulamaya başlamış gibi görünüyor. Anlattığım tüm zorluklara rağmen, ülkedeki genel durum pek umut verici olmasa da, her zamanki gibi çalışmaya devam ediyoruz.” Gürcistan’da bu yasa nedeniyle saldırıya uğrayan tek kuruluş MDF değil. Birçok gazeteci, sivil toplum kuruluşu, muhalefet üyesi ve aktivist yasa destekçilerinin hedefinde . Yabancı numaralar tarafından hakarete ve çeşitli tehditlere maruz kaldıklarını açıklayan birçok kişi, arayan yabancı kişilerin ev adreslerini bildiğini ve aile üyelerinin de tehlikede olduğunu söylüyor. Bazıları ise evlerinin veya işyerlerinin önünde fotoğraflarını içeren posterlerle karşılaşıyor. Bu posterlerde, MDF’nin yaşadığı olayda olduğu gibi “ajan”, “ülke düşmanı”, “yabancıların kiraladığı” gibi sıfatlar yer alıyor. Farklı kuruluşların önüne asılan posterler Türkiye'de 6 Mayıs’ta 38 maddeden oluşan 9. Yargı Paketi'nin taslağı duyuruldu. Bu yasa tasarısında en dikkat çeken ayrıntı TCK'da tarif edilen “casusluk”, “ajanlık” tanımına yeni bir kavram olarak “etki ajanlığı” da eklenecek olması. Ayrıca tasarı metnine göre ""sosyal medya aracılığıyla"" Türkiye aleyhine propaganda yürüten ""etki ajanları"" da radara girecek . Gazeteci Gökçer Tahincioğlu , bu tasarıyı “soyut, kapsamı belirsiz, istenildiğinde başvurulacak bir düzenleme” olarak niteliyor. Bu tür yasaların yabancı ülkelerden hibe, fon veya çeşitli destekler alan medya kuruluşlarını ve sivil toplum örgütlerini fişleme veya işlerini durdurma potansiyeli de var. Bu da, Macaristan, Rusya ve şimdi de Gürcistan’da olduğu gibi Türkiye’de de ifade özgürlüğünü ve medya bağımsızlığını tehlikeye atıyor. Benzer bir yasa Macaristan’da da devrede. 2023’te onaylanan ""Ulusal Egemenliğin Savunulması"" yasa paketi, medya özgürlüğüne müdahale içermenin yanı sıra gazetecilerin yetkililerden hesap sormasını ve halkın bilgiye erişimini de engelliyor . O dönem birçok uzman, yasanın Başbakan Viktor Orban'a karşı muhalefeti bastırmak için kullanılabileceği yönünde endişelerini dile getirmişti. Özgür Avrupa Radyosu'nun (Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) Rusya Direktörü Andrei Shary, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ile yaptığı söyleşide Rusya'daki yasa hakkında şunları söylüyor: ""Rusya'daki tüm baskıcı yasalar çok muğlak bir şekilde formüle ediliyor ki yetkililer bunları istedikleri gibi uygulayabilsin. Bu da doğal olarak bir korku atmosferi yaratıyor ."" Rusya'daki yasanın sivil toplum kuruluşları üzerinde yıkıcı bir etkisi olduğu biliniyor. Rusya merkezli insan hakları kuruluşu OVD Info'nun verilerine göre, 2012'den 2024’e kadar 855 kuruluş ve kişi yabancı ajan olarak etiketlendi . Rusya'da ülke içi baskıları eleştiren, önde gelen insan hakları örgütlerinden Memorial'ın hedef alınması çarpıcı örneklerden biri ." Yapay zekâ halüsinasyonu Teyit’e altın kelebek kazandırdı,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zeka-halusinasyonu-teyite-altin-kelebek-kazandirdi,"ChatGPT 3.5'in kamuoyuna sunulmasından bu yana çok zaman geçmedi. Diğer büyük dil modellerinin de piyasaya sunulmasıyla bu alandaki rekabet epey hızlandı. Geliştirilen her yeni modelin farklı özellikleri, avantaj ve dezavantajlarıyla beraber tartışılıyor. Üretken dil modellerinin neredeyse tamamının ortak bir sorunu da var: Yapay zekâ halüsinasyonu. Bu kavram, yapay zekâ modelleri tarafından üretilen, gerçek bir veriye dayanmayan ve yanıltıcı bilgiler içeren çıktıların modeller tarafından doğru bilgi gibi sunulmasını tanımlamak için kullanılıyor . Algoritmaları eğitirken kullanılan verilerin yetersizliği, çelişkili durumlar barındırması ve karmaşık bir yapıya sahip olması, ChatGPT ve Gemini gibi büyük dil modellerinde yapay zekâ halüsinasyonunu karşımıza çıkarabiliyor . Yapay zekâ modellerinin bize çalışma biçimine dair bilgi edinmek sorunu anlamamızı kolaylaştırabilir. Büyük dil modelleri sorduğumuz sorulara yanıt verirken doğru yanıt vermeye değil, sadece yanıt vermeye programlı. Yani doğruluğunu test ederek değil, kelimelerin birbiri ardına gelme olasılığına ve kelimeler arasındaki örüntüye göre cevaplar üretiyor. Yapay zekâyı eğitmek için kullanılan veri setlerindeki sorunuzla ilgili kelimelerin birbiri ardına sıralanış biçimi ve tekrarı bu noktada belirleyici. Eğer kelimeler arasındaki olasılığı yüksek kelime bağlama göre doğru bir kelime tercihiyse ancak o durumda büyük dil modelleri bize doğru bilgiyi kolayca verebiliyor. Örneğin, “Türkiye’nin başkenti [boşluğu doldur]” komutunu ChatGPT’ye verdiğimizde her seferinde Ankara cevabını verebiliyor . Bunu parayla yazı tura atmak gibi daha basit bir örnek üzerinden de düşünebiliriz. Tüm koşullar eşit olduğunda, biliyoruz ki, yazı veya tura gelecek; bu da ihtimalleri yarı yarıya bölecektir. Büyük dil modelleri için bu durum daha farklı. Bu modeller, eğitildikleri verilere dayalı olarak belirli kelimelere diğerlerinden daha yüksek ihtimaller atayabilirler. Örneğin, 'Türkiye’nin başkenti [boşluğu doldur]' komutuna her zaman 'Ankara' cevabını verebilirler çünkü eğitim verilerinde 'Ankara' kelimesi, diğer olası kelimelere göre daha sık ve doğru bir cevap olarak yer almıştır. Yazı turadan farkıysa, büyük dil modellerinin hangi kelimeleri daha olası gördüğünü tam olarak bilemememiz. Yani büyük dil modellerinde karşımıza çıkan yanıttaki kelimelerin hangi olasılıkla öne çıktığına dair oranı bilemiyoruz. Başkent Ankara örneğinden farklı bir testle olasılıkları yüksek olmayan kelimeleri de deneyebiliriz. “Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan [boşluğu doldur] doğmuştur” komutunu ChatGPT 3.5’e verdiğimiz zaman iki aynı promptta iki farklı cevabı görebiliyoruz . Biri İstanbul’da doğduğunu söylerken bir diğeri Rize’nin Kasımpaşa köyünde doğduğunu iddia ediyor. Bu örneklerden ve literatürden de yola çıkarak denebilir ki eğer birbirinden farklı kelimelerin seçilme olasılığı birbirine yakın olursa yanlış bilgi veren ama “olası” kelimeyi yanıtlarımıza görmek mümkün . Erdoğan örneği bu bağlamda basit bir fikir verebilir. Yani, büyük dil modellerinin yanıltıcı bilgi ile mücadelede başarılı olabilmeleri için örüntü veya olasılıktan daha fazlasına dikkat edilmesi ve veri setlerindeki yanlış ve yanlı bilgilere dair daha hassas bir terazi gerekiyor. ChatGPT, Gemini (eski ismiyle Bard) ve diğer yapay zekâ modellerin ne kadar halüsinatif içerik ürettiğine dair yapılan araştırmalar da var. Örneğin, eski Google çalışanları tarafından kurulan Vectara, geliştirdikleri tespit aracı ile yapay zekâ halüsinasyonu üretme olasılıklarını test edebiliyor. Büyük dil modelleri arasında farklılıklar da bulunuyor; testler sırasında en başarılı bulunan ChatGPT4’ün halüsinatif içerik üretme oranı yüzde 3 iken, Google Palm Chat yüzde 27’lik oranla en fazla halüsinatif bilgi içeren araç olarak kaydedildi . Başladığımız konuya dönersek, yapay zekâ modellerinin yaygınlaşması sonrasında bu modellerin verdiği yanıltıcı bilgilerin tespiti ve yapay zeka okuryazarlığı konusunda farkındalık yaratmak, teyitçilerin önemli faaliyetlerinden biri oldu. Gemini'nin Türkiye’de kullanıma açılmasının ardından, Teyit'in direktörü Emre İlkan Saklıca da bu denemelerden birini yaparak Gemini'ye Teyit hakkında sorular sordu. Ancak bu denemede, Gemini’nin Teyit'in aldığı ödüllerle ilgili yanlış bilgiler sunarak, diğer dil modelleri gibi halüsinasyon gördüğü gözlemlendi . The Verge’den Casey Newton’nın da Google’ın büyük dil modeliyle yaptığı denemede benzer bir hata görünüyor. Newton’un yaptığı denemede İngiliz rock grubu Radiohead ’in hangi ödülleri aldığı sorusuna verdiğiyanıtlarda Saklıca’nın yaptığı benzer şekilde halüsinatif bilgilerle karşılaşılıyor . Google geçtiğimiz haftalarda Gemini kullanıcıları için yeni bir özellik tanıttı . Bu özellik sayesinde kullanıcılar, Gemini'nin verdiği bilgileri tek bir tuşla kontrol edebilir ve Google aracılığıyla Gemini ile üretilen ifadelerin benzeri veya bu bilgilerle çelişkili içerikleri bulabiliyorlar. Gemini’nin verdiği yanıtın altında bulunan Google sembolüne bastığımızda, karşımıza iki farklı renklendirme çıkıyor. Bunların haricinde bir de renklendirilmeyen içerikler bulunuyor. Bu renklendirmeler Gemini’ın verdiği içeriklerden ne kadar şüphelenmemiz gerektiğini gösteren ipuçları olarak düşünülebilir. Şimdi de Emre İlkan Saklıca’nın yaptığı testi Google’ın yeni tanıttığı tekrar kontrol özelliğini kullanarak devam ettirelim. Teyit’in aldığı ödüllere baktığımızda Google, 2016’dan 2023’e kadar uzanan bir ödül listesi sunuyor önümüze. Bu listeyi “teyitlemek” için ekip arkadaşlarıma sorduğumda, ne yazık ki, Gemini’nin kazanıldığını iddia ettiği hiçbir ödülün alınmadığını söylediler. Saklıca’nın sorduğu soruya yanıt olarak verilen ödül listesini tekrar kontrol özelliği ile test ettiğimizde ancak bir tane ödülün üstünü renklendirilmiş bir şekilde görebiliyoruz. O da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Sedat Simavi Ödülleri’nden En İyi İnternet Haberi kategorisi. Ancak bu ödülün de turuncu olarak renklendirildiği görülüyor. Bu da demek oluyor ki Google arama yaptığında farklı veya çelişkili bir içerik buldu veya hiçbir bilgiye rastlayamadı. Üstüne tıkladığımızda ise altında herhangi ilgili bir içeriğin bulunamadığı uyarısını gösteriyor. Google’ın bu adımı yararlı olarak görülse de, Gemine maalesef turuncuyla işaretlenen içeriğin hangi açıdan farklı olduğunu belirtmekte yetersiz kalıyor. Bu da turuncu ile renklendirilen içeriklerle renklendirilmeyen içerik arasında muğlak bir durum yaratıyor. Uyarı: Google Arama alakalı içerik bulamadı. İfadeyi değerlendirmek için daha fazla araştırma yapmayı düşünün. Diğer ödülleri içeren yanıtlar ise renklendirilmemiş. Bu da demek oluyor ki aslında bunları gerçek olarak kabul etmemiz hatalı. Çünkü teyitli değiller. Casey Newton yukarıda bahsettiğim yazısında Google’ın ürün direktörü Jack Krawczyk’ye önemli bir soru yönlendiriyor: “Google neden sonuçları bize göstermeden önce tekrar kontrol etmiyor?” Ürün direktörü Jack Krawczyk ise bu soruya “İnsanların Bard'ı kullanma şekillerinin geniş çeşitliliği göz önüne alındığında, sık sık kontrol etmenin gerekli olmadığı” yanıtını veriyor . Tekrar kontrol fonksiyonu birçok açıdan yararlı olsa da Krawxzyk’nin de dediği gibi bir içeriği özetlememiz gerektiğinde gerekli olmayabilir. Öte yandan, uzmanı olmadığımız ve niyetimizin bilgi almak olduğu konularda Google’ın tekrar kontrol etme fonksiyonu bir işlevi yerine getirebiliyor ve neden, ne kadar şüphelenmemiz gerektiğini öğrenebiliyoruz. Ancak, bu fonksiyonun bazen yetersiz kaldığını ve renklendirilmiş olsa da istediğimiz bilgiye erişemediğimizi de unutmamalıyız ve şüphe kası mızı çalıştırmaya devam etmeliyiz." Dijital oyunlar: Çocukların finansal okuryazarlığı için alternatif bir araç,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-oyunlar-cocuklarin-finansal-okuryazarligi-icin-alternatif-bir-arac,"Ebeveynlik serüveninde teknolojiyi genellikle bir risk faktörü olarak görmeye yatkınız. Oysa teknolojiyi araç olarak gördüğümüzde, doğru bir yaklaşımla riski yönetmek, olumsuzluğu tersine çevirmek ve bir fırsat yaratmak mümkün. Bugün bunun bir örneği üzerine konuşmak isterim: Finansal okuryazarlık eğitiminde dijital oyunların rolü ve olumlu deneyimin sırları. Dijital oyunların, çocukların dijital araç kullanımında finansal riskler barındırdığını biliyoruz. Beklenmedik anda mesaj kutumuza düşen harcamaların açıklamaları, bir dijital oyun ya da platform ismi olarak karşımıza çıkabiliyor. Bazı oyunların ilk satın alımında ücretsiz olması, çocuklar kadar ebeveynleri de yanıltan bir durum. Sorulması gereken asıl soru şu: Oyun deneyiminde, oyun içi satın alımlar mevcut mu? “Freemium” adı verilen iş modelinde, oyun başlangıçta ücretsiz olarak sunulur ve oyuncu oyunun büyük bir kısmını ekstra bir ücret ödemeden deneyimleyebilir . Ancak, oyunun bazı özelliklerini aktif hale getirmek, ek içeriklere erişebilmek, reklamsız oyun deneyimi veya oyun hızlandırıcılarına sahip olabilmek için genellikle ödeme yapmak gerekir. Mikro işlem ismi verilen bu küçük ödemeler, bugün oyun sektörünü ayakta tutan ve kâr getiren en önemli satış kalemi olarak değerlendiriliyor . Telefonlarımıza bildirim olarak düşen ve çocuklar tarafından gerçekleştirilen kontrolsüz ve küçük harcama uyarılarının sebebi de genellikle bu mikro işlemler oluyor. Mikro işlemler için gerçek para birimi ile satın alınan oyun para birimleri kullanılıyor. Roblox’ta Robux, Fortnite’ta Vbucks gibi. Çocukların harçlıklarını Türk Lirası yerine bu para birimlerinde talep etmeye başlamalarının ardında bu sebep yatıyor. Şimdi, bu bilgiyi “iyi bilgi” deyip kenara koymayalım. Çünkü tam da bu bilgiden yararlanacağız ve zaafların kötüye kullanımına açık bu mikro işlem dünyasını, çocukların finansal okuryazarlığı öğrendiği bir dünya haline getireceğiz. Önce finansal okuryazarlığın ne olduğunu düşünerek başlayalım. Karşımızda küçük bir çocuk olduğunu unutmayalım. Dolayısıyla, bir yetişkine uygun bilgi ve becerileri değil, önce paranın ne olduğunu, nasıl kazanıldığını, ne için kullanılabileceğini yalın şekilde anlatmak gerekiyor. Eskiden ilk harçlığımızla markete gidip ilk alışverişimizi yaptığımızda, bu temel bilgileri almak ve deneyimlemek çok daha kolaydı. Şimdi bunları, gerçek parayla alınan ve sadece oyun içinde geçerli olan bir para birimiyle, alınan hizmet ya da içeriğin yine oyunla sınırlı bir dünyada sermaye değeri taşıdığı bir düzende çocuklara anlatmamız gerekiyor. Onları bu dünyadan çıkarmak ya da soyutlamak bir seçenek olarak masamızda değilse, bizim bu dünyaya girmemiz gerekiyor. Peki bu dünyaya girip ne yapacağız? Gerçeklikle sanal dünya arasındaki bağları kurmak için ebeveynlerin yapması gereken şey moderasyon görevi üstlenmek. Bu moderasyon için, North Carolina Wilmington Üniversitesi profesörlerinden Ray Pastore ABD merkezli telekomünikasyon şirketi Verizon için kaleme aldığını yazısında şu dört ipucunu ebeveynlerle paylaşıyor: Çocukların günlük rutinlerinde sağlıklı alışkanlıklarını pekiştirmek ve bazı sorumlulukları üstlenmeye özendirmek için harçlıklarda koşullu küçük artışlar yapma vaadi ebeveynlikte yeni bir yaklaşım değil. Harçlıklarının belirli bir kısmını oyun parası olarak kazanabilme seçeneğini çocuklara sunmak sanal dünyadaki paranın gerçek hayattaki karşılığını anlamalarına yardımcı olabilir. Çocuklarını harçlıklarının bir kısmını oyun parası olarak alabileceği önerisini getirdik. Peki ne kadarını? Kendi ebeveynlik deneyimimden yola çıkarak, tüm paralarını oyun parasına çevirmek istemesi ve bütün haftayı aç geçirmeyi göze alması başta sıklıkla karşımıza çıkabilecek bir durum. Bunun olmaması için, paranın hangi ihtiyaçları karşılamak için kullanıldığını, hangi ihtiyaçların ne kadara mâl olabileceğini, öncelikleri belirlemeyi ve buna göre parayı farklı amaçlar için parça parça harcamayı çocuklara anlatmak gerekiyor. Örneğin Roblox gibi oyunlarda bazı öğeler sınırlı süreler içerisinde satışa sunulabiliyor. O anda yeterli Robux’umuz yoksa, çok istediğimiz bir öğeyi satın alamıyoruz. Bu gibi durumlarda hazırlıksız yakalanmamak için biraz oyun parasını kenarda tutmalarının iyi bir fikir olacağını, buna yetişkinlerin dünyasında birikim dendiğini onlara anlatabiliriz – ya da gönlümüz elveriyorsa yaşayarak öğrenmelerie izin verebiliriz. Alın size güzel bir Bütçe 101 dersi. Çocuklara oyun içi para satın aldığımız ilk anları düşünelim. Yaptıkları kötü tercihler gözlerimizin önünden akıp gidiyor mu? Bu hataları yapmalarına izin vermek onlar için önemli bir ders olabilir. Bunu öğretici kılan önemli koşullardan biri de yaptıkları hatanın sonuçlarına katlanmaları. Tüm oyun içi parasını gereksiz bir öğeye harcadıktan sonra ekstra enerji alacak parası kalmadığı için 24 saat oyuna ara vermesi gereken oğlumun hezeyanını izlemek inanın benim için de kolay değildi. Ama böylece, kısıtlı kaynaklarını en çok istediği ve ihtiyaç duyduğu şeye harcaması gerektiğini öğrendi. Bir de bazen en çok istediğimiz şeyle en çok ihtiyacımız olan şeyin aynı olmadığını ve bir tercih yapmamız gerektiğini. Çocuklar için finansal okuryazarlık aynı zamanda kazançlarla da ilgilidir. Bazı oyunlar, oyuncuların kendi ürettikleri içeriği satarak para kazanmalarına imkan verir. Çocuğunuz böyle bir içerik üretimine merak saldıysa ve bu içerikleri paraya çevirmeye başladıysa, bu deneyimlerinin ufak bir iş kurma simülasyonu olduğuna dikkat çekmek isterim. Profesör Pastore bu dört ipucunu paylaşırken, sözlerini dikkat edilmesi gereken iki hususa yer vererek sonlandırıyor: İlk olarak, bahsettiğimiz deneyimlerin hepsinin çevrimiçi dünyada yaşandığını çocuklara sık sık hatırlatmak gerekiyor. Bunun anlamı şu: Oyundan çıkış yaptığınızda veya oyunun kaybolması durumunda tüm satın alımlar ve biriktirdiğiniz para ortadan kaybolacak. Ayrıca, sanal ürünlerin, bu tür şeyleri ne sıklıkta kullanabileceğiniz ve saklayabileceğiniz konusunda somut, gerçek dünya satın alımlarından ne kadar farklı olduğunu vurgulamak da faydalı olabilir. İkinci olarak, sahte hediye kartları satan çok sayıda dolandırıcı web sitesi bulunuyor. Bu nedenle bunları doğrudan oyunun resmi web sitesinden veya güvenilir satıcılardan almak gerektiğini açıklamak, hatta medya planında kural olarak koymak iyi bir fikir olabilir." Yanlış Bilgileri Önceden Çürütme Rehberi yayında!,https://teyit.org/teyitpedia/yanlis-bilgileri-onceden-curutme-rehberi-yayinda,"Yanlış Bilgileri Önceden Çürütme Rehberi şimdi Teyit'te yayında! Bilgi düzensizliği yle mücadelede etkin bir yöntem olarak öne çıkan önceden çürütme (İngilizce’de prebunking olarak da bilinir) , bireyleri karşılaşabilecekleri yanlış ve yanıltıcı bilgilere karşı önceden dirençli hale getirmek anlamına geliyor. Önceden çürütmenin amacı ise doğrudan yanlış bilgileri düzeltmeye çalışmak ya da insanlara neye inanmaları gerektiğini belirtmek değil. Tıbbi aşılarda hastalığa karşı nasıl bağışıklık kazanılması amaçlanıyorsa, önceden çürütme gibi psikolojik aşılarda da yanlış bilgilere karşı direnç sağlanmış oluyor. Yanlış Bilgileri Önceden Çürütme Rehberi ise yanıltıcı ve manipülatif bilgilerle mücadele etmek isteyen bireyler, kurumlar ve araştırmacılar için hazırlandı . Rehber, yanlış bilgilere karşı nasıl etkili bir önceden çürütme yapılacağını adım adım anlatıyor. Hedef konunun, kitlenin seçilmesi, neyin amaçlandığının netleşmesi gibi temel noktalardan başlayan kılavuz, özellikle bu alanda deneyim sahibi olmayan bireysel kullanıcıları bile yanlış bilgiyle mücadele konusunda donanımlı haline getirmeyi amaçlıyor. Rehberi önemli kılan bir diğer unsur ise, yanlış bilgiyle mücadele ederken kullanılacak iletişimin detaylarını da açıklaması. İnternetteki bilgilere duyulan güven azaldıkça, önceden çürütme için kullanacağınız iletişim dilinin de güvensizlik yaratabilme riskine değinen kılavuz, mesajlarınızın hedef kitlenize ulaşması için güven temelli bir iletişim kurulmasını öneriyor. Rehberin hazırlanmasındaki paydaşlardan biri olan Cambridge Üniversitesi Social Decision-Making Lab , aşılama teorisini kullanarak, insanların yanlış bilgi ve dezenformasyon a karşı direncini artırmak için önceden çürütme yaklaşımlarını geliştiren öncü kurum olarak biliniyor. Jigsaw ise önceden çürütme yaklaşımını çeşitli ortamlarda test eden ve bu yaklaşımın avantajlarını ve kısıtlı yönlerini anlamak için Cambridge Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerle işbirliği yapan bir Google girişimi. BBC Media Action ise farklı ülkelerde bilgi düzensizliğiyle mücadele için önceden çürütme stratejilerini uyarlayan ve test eden kuruluşlardan biri. Yayının Türkçe versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz ." Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete: Teyit iklim krizi inkarcılarının mitinginde,https://teyit.org/teyitpedia/bindik-bir-alamete-gidiyoruz-kiyamete-teyit-iklim-krizi-inkarcilarinin-mitinginde,"İstanbul Kartal’da bir kaldırımda soluklanıp, meydana nasıl gidebilirim diye büfeciye soruyorum. “Komplocular 500 metre ilerde yolu takip et” diye bağırıyor litrelik suları dizmeye çalışan amca. Az sonra meydana geliyorum. Pek kalabalık yok ama ufak hazırlıklar başlamış. Ekip arkadaşım Esra yolda. Günlerdir sosyal medyada 18 Mayıs 2024’te düzenlenecek “ Büyük Uyanış” mitingi için çağrılar yapılıyor. Tema şu an taslak halindeki İklim Kanunu’na karşı harekete geçmek ya da “ iklim değişikliği yalanını ” meydanlarda haykırmak . Aslında büyük uyanışlara alışığız. Aynı grup Eylül 2021’de pandeminin tam ortasında İstanbul Maltepe’de aşılara karşı bir miting düzenlemişti . Mitingi takip eden arkadaşım Seçil, yazısını “ kalabalığın neden ve nasıl bir araya geldiğini anlamaya çalışmayı sürdürmek de önümüzdeki günlerdeki bir diğer işimiz” sözleriyle bitiriyordu. Bu yazıda Kartal’daki gözlemlerimizi ve söylenenleri anlamlandırma çabamızı bulacaksınız. Komplo teorisyenlerinin mitinginin de komplo teorileriyle başladığını söylemek gerekiyor. Zira günler öncesinden mitingin yeri Maltepe olarak duyuruldu. Ancak mitinge günler kala toplanma alanı olarak Kartal gösterildi . İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) paylaşımlarında 18 Mayıs’ta Maltepe’de konser olacağını ifade etmiş. Valilik de araya girince yeni adres olarak Kartal seçilmişti. Miting alanında konuştuğumuz kişiler durumu “engelleme” olarak niteledi. Miting alanındakilere göre bu engelin ardındaki asıl sebep İBB’nin (yakın zamanda başlattığı ücretsiz HPV aşısı uygulamasına atıfla) HPV aşılarına dair gerçeklerin duyulmasını istememesi. Buluşma yaklaşık 400 kişinin katılımıyla 14.00’te, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. İstiklal Marşı ve saygı duruşu Gelenlere lokum ikram edildi. 2021’deki Maltepe mitinginde de lokum dağıtılmış ve daha sonra sosyal medyada lokumların kim tarafından ve ne amaçla dağıtıldığı sorgulanmıştı. Çok yüksek sesle olmasa da, sabotaj iddiaları gündeme gelmişti . Bu mesele unutulmuş olacak ki, lokumlar hızla tükendi, böyle bir tartışma yaşanmadı. Miting alanında dağıtılan lokumlar Alanda spektrumu fazlasıyla geniş komplo teorileri vardı. Aşılara olan güvensizlik dillerdeydi. İklim değişikliğinin inkarı ve bu “bahaneyle” insanlığın yok edileceği düşüncesi yaygındı. Zuckerberg ya da Joe Biden gibi isimlerin aslında “robot” olduğu, zombi salgınları, uçakların gökyüzünden zehir püskürttüğü ( chemtrails ), nasıl bir şey olduğunu henüz anlayamadığım frekans saldırıları, büyük sıfırlama, opus dei, zihin manipülasyonu, HAARP, cinsiyetsiz toplumun yaygınlaştırılması ve tek insan modeli gibi envai çeşit komplo teorisi havada uçuştu. Bunların büyük bir kısmı Teyit metodolojisinin kontrole el vermediği, teyitlenemez iddialar bütünü ya da varsayımlar. Ancak HAARP ve Chemtrails gibi mevcut kaynaklarla kolayca yanlışlanabilen bazı klasikleşmiş komplo teorileri de mevcut. Bazı noktalarda komplo teorisi olarak tanımlamanın dahi pek mümkün olmayacağı söylemlere de kulak misafiri olduk. “ Cinlerin uluslararası savaş çıkardıklarını"" notlarım arasına hızlıca aldım. Günah keçisi çok. Siyonistler , Elitler , Dünya Bankası , DSÖ , Bill Gates , George Soros , Anthony Fauci , Klaus Schwab , Bengi Başer ve Mehmet Ceyhan gibi isimler tepkilerin odağında. Bill Gates için hazırlanan pankart Sonsuz malzemenin olduğu devasa bir çorba kazanında, metrelerce uzunluktaki kaşıklarla karıştırılıyorduk. Alandakilerin birden fazla komplo teorisine inandığının altını çizmeliyim. Literatürdeki araştırmalar da bu yönde. Tüm komplo inançları arasında bir korelasyon var; yani birine inanç arttıkça diğerlerine de artıyor. Son dönemde yapılan çalışmalar, bir komplo teorisine inanmanın bir başkasına inanmayı kolaylaştırdığını; bu şekilde birbirini besleyen komplo teorileri arasında bir ağ oluştuğunu gösteriyor , kimi zaman iki teori birbiriyle çelişse bile. Kalabalığı “ gerçekleri ortaya çıkarma ” ve “ uyanma ” motivasyonu haricinde ortak bir paydada buluşturmak zor. Mitingin keyfini ise en çok aileleriyle Kartal’a gelip kalabalığın ortasında açılan büyük Türk bayrağının altında top oynayan çocuklar çıkarıyor. Miting çağrılarındaki Türk bayrağını da al gel söylemleri işe yaramış. Kırmızı ağır basıyor. Bazılarında Filistin bayrakları ve boyunlarda kefiyeler var. Bir katılımcının getirdiği Sovyetler Birliği bayrağı tatlı bir gerginliğe neden oluyor. Organizatörler mitingin siyaset üstü olduğunu hatırlatıp bayrağın kaldırılmasını talep ediyor. Bayrak derdest edilmeden önce fotoğraf çekme şansı yakalıyoruz. Sovyetler Birliği bayrağı ile mitinge gelen katılımcı Mitingin siyasi partiler üstü olduğu, bu alanda din, dil, ırk ayrımcılığı yapılmadığı vurgusu sık sık dile getirilse de istisnalar yapılıyor. Konuşanlar arasında siyasi parti başkanları var. Mesela sahneye çıkanlardan ilki Anadolu Birliği Partisi Genel Başkanı Bedri Yalçın . Bel ağrısından şikayet eden biri ilaç kullanmadığını övünerek anlatıyor. Eşinden gizli şekilde Eskişehir’den mitinge gelen biriyle konuşuyoruz. Aile ve çevresinden “ meczup ” muamelesi görmenin kendisini üzdüğünü aktarıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) mezunu orta yaşlı biri Vatan Partili olduğunu ifade ediyor. Saadet Partili olduğunu söyleyen kişiler de mitingde. Yeniden Refah partili gençler onların hemen arkasında. Herkes herkesle dostmuş gibi. Herkes herkesin iyiliğini düşünüyor. Meydanın üzerinden geçen uçağı ve arkasındaki izi gösteren bir adam hemen bir kür tarifi veriyor: “ Çimlerin üzerindeki karahindibayı çörek otu yağıyla karıştırıp için. Uçakların yaptığı spreyleme ve zehirleri anında vücuttan atar. ” Kaynağı belli olmayan hatta o anda uydurulduğunu bile düşündüğümüz bu şüpheli bilgiyi sindirmeye çalışırken başka bir kadına “ karahindiba suyu içtiniz mi?” diye soruyorum. Aldığım yanıt evet oluyor. Ancak hemen arkasına kendisini zehirlediğini ve iyi gelmediğini aktarıyor. Bana tavsiyesi her bitkinin herkese iyi gelmeyeceği yönünde. Alanda konuşma yapacak olan kişilerin listesi mevcut. Sırayla çıkıp fikir ve teorilerini izleyicilere aktarıyorlar. 2021 Maltepe’de sahnede olan isimler burada da var. Abdurrahman Dilipak, Ali Osman Önder, Sema Maraşlı, Bilgehan Bilge gibi isimler alkışlarla karşılanıyor ve ön planda. Mitinge gelenler tüm konuşmacıları tanıyor gibi görüyor. Hayranı bol olan bu konuşmacılarla fotoğraf çektirmek için kibar bir yarış var. Katılımcılar elbette “ gerçeklerin peşinde koşan bu neferleri ” kırmıyorlar. Mitingi organize eden ve konuşma için sahneye çıkanların sosyal medya hesapları bol takipçili. Çoğu pandemi döneminde aşı karşıtı iddiaların yayılmasına olanak tanıyan “etkisi yüksek” isimler . Konuşmacılardan ve Plandemi Büyük Buluşma Platformu kurucu Ali Osman Önder (sağda) Son derece kibar görünümlü kişiler sahnede etkili bir performans sergiliyorlar. Hitabet yetenekleri yüksek. Her konuşmacı sonuna kadar dinleniyor ve gerekli yerlerde alkışlar eksik edilmiyor. Komplo teorisyenlerinin verdiği mesaj basit: Bu mitinge gelen herkes “sorgulamayı seven, derinlemesine düşünebilen, gerçekleri gören” kişiler ve dünyayı kıyametten kurtaracak akla sahipler. Bize nazikçe broşür uzatan bir çekirdek aile dikkatimizi çekiyor. Broşürlerin üstünde kocaman “ Uyandıran abi ” yazıyor. “ Sizi rahatsız etmeye geldim ” sloganıyla bizi karşılayan metinde ailelerin parçalandığından ve sosyal medya tehlikesinden dem vuruluyor. Hemen Instagram hesabını inceliyorum. Profili alanda konuşulan komplo teorileriyle dolu. Ancak şimdilik takipçisi az ve etki alanı dar . Anlaşılan, hesabını büyütmek için broşürlerden destek alıyor. Bazı katılımcılar mitinge özel kıyafetlerle gelmiş. Tişörtleri satın aldıklarını söylüyorlar. Miting biraz daha kalabalıklaşmaya başlayınca arkada ufak bir tezgah kuruluyor. Alanda satılan Plandemi Büyük Buluşma Platformu’nun ürünleri Aynı zamanda konuşmacı da olan Ali Osman Önder’in kurucusu olduğu Plandemi Büyük Buluşma Platformu ’na ait ürünler görücüye çıkıyor. Kupalar 150, tişörtler 250 TL’den satılıyor. Buluşmaya gelenleri ve komplo teorilerine inanmalarının ardındaki sebepleri tek bir kefeye koyamasak da sahnedekilerin ortak özelliği belirgin: Komplo teorilerine yatkın zihinlerin ihtiyaçlarına cevap veriyorlar. Verdikleri cevaplar da bu kişilere kimi zaman sosyal medyada takipçi, kimi zaman siyasi partiye daha fazla üye, kimi zaman da daha fazla okur veya para olarak geri dönüyor. Alandaki pankartlar ve söylemler televizyon hakkında olumsuz. Çoğu kişi televizyonların gerçekleri söylemediği ve kendilerini görmezden geldiğini düşündüğünü aktarıyor. Tahmin edileceği gibi işler sosyal medyadan yürüyor. Toplanma öncesinde farklı etiketlerle mitinge destek paylaşımları vardı. Konuştuğumuz kişilerin büyük kısmı Telegram, X, ve WhatsApp’tan organize olduklarını ifade etti. Sık kullanılan bir diğer bilgi kaynağı ise Instagram. Sahneye çıkan konuşmacılar herkesin X (eski adıyla Twitter) kullanması gerektiğini vurguluyor. Alandaki büyük Türk bayrağı katılımcıların odağındaydı ABD’li ultra zengin Elon Musk’ın Twitter’ı satın almasının ardından, platform komplo teorileri ve bunları üretenler için daha korunaklı bir yer haline geldi. Musk’ın ilk yaptığı şeylerden birisi dünyaca ünlü komplo teorisyeni Alex Jones’un hesabını yeniden aktive etmekti . Mitingdeki konuşmacıların herkes X’e gelsin çağrısı aslında boşuna değil çünkü orada güvendeler. Komplo teorileri üzerine sık sık kafa yoran Evrim Ağacı’nın kurucusu Çağrı Mert Bakırcı ’ya ifade özgürlüğü ve komplo teorileri bağlamında bir soru yönelttim. Bakırcı, şu anda içinde bulunduğumuz sosyal medya yapısının komplo teorisyenlerinin lehine olduğunun altını çizip şunları ekliyor: Yukarıda söz ettiğim, Eskişehir’den gelen kadına neden burada olduğunu ve her şeyin nasıl başladığını soruyoruz. Pandemi zamanı korktuğunu, önce aşırı temizlik yaptığını sonra boşluğa düştüğünü ve Instagram’da karışına çıkan birkaç paylaşımın ilgisini çektiğini belirtiyor. Söylediğine göre paylaşımlar Ali Osman Önder’e ait, maskelerin zararlarından bahseden içerikler. Buluşma için de organize oldukları kapalı WhatsApp gruplarında “ önemli ” bilgilerin paylaşıldığını ve birbirlerine destek olduklarını vurguluyor. ""Grupta paylaşılan her şeye katılıyor musunuz? Ya da bazen katılmayan birileri çıkıyor mu?"" diye sorduğumuzda genelde tartışma çıkmadığını, eğer doğruluğundan emin olunamayan bir şey paylaşıldıysa grup yöneticilerinin kontrol ettiğini söylüyor.. Anladığımız üzere grupta bir çeşit teyit mekanizması işliyor. Sahneye çıkan konuşmacılardan birinin ilk sözleri “ sorgulamayı sevenler, derinlemesine düşünebilenler hoşgeldiniz ” oluyor. Sokaktan geçen on kişiye “Sorgulamayı sever misiniz? Derinlemesine düşünmekte iyi misiniz?” diye sorsanız alacağınız cevaplardan muhtemelen dokuzu “evet” olacaktır. Ama buluşma alanındaki sorgulama biçiminde gördüğümüz bazı farklılıklar ve çelişkiler vardı. Şüphenin buradaki katılımcıları götürdüğü yer biraz farklı. Etraftakilerin bilişsel çelişki yaşadıklarına dair bir emare yok. Sadece bu gruba ait hissedip kendilerini bu düşüncelerle var ediyorlar. Konuya ilişkin, Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kerem Karaosmanoğlu ’nun kapısı çaldım. Karaosmanoğlu komplo teorisyenlerinin çoğu zaman bilişsel çelişki yaşamadığına katılıp şunları ekliyor: 1500'lerde henüz dünyanın düz olduğunun "" gerçek "" olarak kabul edildiği zamanlarda, gemilerine binip yeni dünyaları keşfe çıkan dindar Hristiyanları aklınıza getirin. Günler süren yolculuklarında hem zengin ilkel toplum bulma hevesi, hem de her gece uyumadan “düz dünyanın” sonuna gelip aşağı düşebilecekleri ihtimalinin verdiği korku ve tedirginliği bir arada yaşadılar. Ha düştük düşeceğiz derken bol bol terlediler. Kartal'da gördüğüm topluluk 1500'lerdeki maceracılardan bir noktada ayrılıyor. Evet, "" gerçeği söyledikleri "" ya da "" büyük oyunu "" gördükleri için çok hevesliler. Ancak zihnindeki düşüncelerle maceraya atılan geçmişteki insanlardan farklı olarak bu grup, günün sonunda Marmaray'a binip eve dönüyor. Konuştuğumuz insanlar bir çıkış noktası yakalayıp herhangi bir bilişsel çelişki, korku ya da sorumluluk duymadığını hissettiriyor. Zaten aksi mümkün olamazdı. Bu kadar yük altında yaşanır mı? Yasin okuyan kadın Bu konuda sosyal psikolog Doç. Dr. Sinan Alper’ e sorular yönelttik. Alper de çelişkinin fark edilse bile görmezden gelineceğinin altını çiziyor: Teyit’te aylar ve hatta yıllar önce yanlışladığımız uydurma bilgilerin mitingde hala konuşulduğunu fark ettik. 2007’de bir “trolleme” olarak ortaya çıkan uydurma element Contorium’a hala inanılıyor. Doç. Dr. Sinan Alper’e göre “bu teoriler tamamen kurgusal ve uydurma” olduklarında bile etkili olmaya devam ediyor . Ocak 2024’te yanlışladığımız “ABD’nin 'chemtrails'ı yasakladığı” iddiası da hala dolaşımda. Gökyüzündeki izleri gösteren birisi “ ABD bunları yasakladı ama bizde hala serbest ” diye sitem ediyor . Anlaşılan komplo teorileriyle mücadele etmek için onları yanlışlamak ya da rasyonel temellerde açıklamalar yapmak yeterli olmuyor. Peki ne yapacağız? Maalesef bunun da kesin bir cevabı yok. Çağrı Mert Bakırcı’ya bu soruyu da sordum: “ Komplocuların üzerlerine bilim fırlatıldığında aydınlanacağını düşünmek, sosyal sorunların üzerine para fırlatıldığında sorunun ortadan kalkacağına inanmak gibi. Evet, bunların faydası olur; olmaz değil. Ama çözüm bu değil ” cevabını veriyor. Yani çözüm daha derinlerde. Bakırcı’ya göre biraz daha erken müdahale işin panzehiri olabilir: Eleştirel düşünme komplolara karşı bizi güçlendirebilir ancak komplo teorilerinin peşinden gidenler muhtemelen hayatta hep olacak. Sinan Alper , komplo teorilerinin sosyal medyada sık görünür olsa da bunların bu teorilere inananların azınlıkta olduğunu aktarıyor. 5-10 yıl sonra herkesin komplocu olacağı öngörüsü de ona göre gerçekçi değil. ""Büyük sıfırlama"" tişörtü giyen katılımcı 2021’de Maltepe’de başlayan süreç Kartal mitingiyle devam etti. Sonrasında neler olacağını bilmiyoruz ancak hevesli kalabalıklar gerçek olduklarını varsayıp sıkı sıkı inandıkları fikirlerini başka yerlerde de dillendirecekler. Yazımızı Dr. Erol Sağlam ’ın Cogito dergisinde yayınlanan “ Komplo Teorilerini Ciddiye Almak ” yazısından bir alıntıyla bitirelim:" Yeşil Aklama Sözlüğü: İklim adaleti nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/yesil-aklama-sozlugu-iklim-adaleti-nedir,"Her gün daha da ısınan dünyamızda bilimsel araştırmalar gösteriyor ki iklim krizinden en çok kadınlar, yoksullar, çocuklar yani dezavantajlı gruplar etkileniyor. Ancak krizi yaratan faktörler arasında belki de en az sorumluluğa sahip olan da bu gruplar. İklim adaleti kavramı, tam da bu ‘‘adaletsizlik’’ noktasında karşımıza çıkıyor. İklim adaleti basitçe, iklim krizinin yaşanmasında etkisi en az olanların, iklim krizinin yarattığı olumsuz sonuçlardan en fazla etkilenenler olmasının yarattığı eşitsizliğe işaret ediyor. Günümüzde iklim krizinin bir sonucu olarak seller ve kuraklıklar dahil birçok ekstrem hava olayı yeni normalimiz oldu. Ancak farklı ülkelerde ve bölgelerde yaşayan insanlar, iklim krizinden eşit oranda etkilenmiyor. Adaletsizlik ülkeler arasında başlıyor: İklim krizinin oluşmasında payı büyük olan gelişmiş ülkeler, sorumluluğu yok denecek kadar düşük olan az gelişmiş ülkelere kıyasla krizin sonuçlarından neredeyse etkilenmiyor. Bununla birlikte aynı adaletsizlik, her ülkenin kendi içinde de mevcut: Her ülkede, karbon ayak izi daha küçük olan dezavantajlı gruplar, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden daha fazla etkileniyor. En olumsuz etkilenen kesimler, yaşam alanlarını, su kaynaklarını kaybederek krizin zorlaşan koşulları karşısında direnç gösteremeyen dezavantajlı gruplar ve altyapısı yetersiz bölgelerde yaşayan kadınlar, yoksullar, yaşlılar oluyor. Örneğin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na göre, doğal afetler nedeniyle yaşamını yitiren kadın ve çocukların oranı, erkeklerden 14 kat fazla . Benzer şekilde, sıcak hava dalgaları da sağlık açısından daha kırılgan olan yaşlıları ve güneşin altında çalışmak ya da klimasız ortamlarda yaşamak durumunda olan yoksulları daha çok etkiliyor . İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın geçen yıl yayımladığı “İklim Eşitliği: Yüzde 99 İçin Bir Gezegen” başlıklı rapor ise iklim adaletsizliğindeki sınıfsal farkı ortaya koyuyor . Çalışmaya göre dünya nüfusunun en zengin yüzde birlik kesimi, insanlığın en yoksul üçte ikisini (yüzde 66) oluşturan 5 milyar insandan daha fazla karbon kirliliği üretiyor. Bu karbon kirliğinin dünya çapında aşırı ısıya bağlı 1.3 milyon ölüme neden olacağını vurgulayan raporda bu rakamın kabaca Dublin, İrlanda, Dallas ya da Teksas'ın nüfusuna eşdeğer olduğuna dikkat çekiliyor. Bu ölümlerin çoğunun 2020 ile 2030 yılları arasında gerçekleşeceği de vurgulanıyor. Yine rapora göre yalnızca ABD'deki en zengin yüzde birlik kesim, küresel ısınmaya bağlı aşırı ölümlerin onda birinden fazlasına neden olacak. Raporda farklı gelir gruplarının tüketim emisyonları inceleniyor ve fosil yakıtlar gibi kirletici endüstrilere yaptıkları yatırımlar dolayısıyla küresel ısınmaya neden olan süper zenginlerin karbon ayak izleri ile yoksulların izleri arasındaki uçurum gözler önüne seriliyor. Yine rapordaki verilere göre en zengin yüzde bir (77 milyon kişi), 2019'da küresel tüketim emisyonlarının yüzde 16'sından sorumluydu; bu, tüm araba ve karayolu taşımacılığı emisyonlarından daha fazla. En alttaki yüzde 99'luk kesimde yer alan birinin, en zengin milyarderlerin bir yılda ürettiği kadar karbon üretmesinin yaklaşık bin 500 yıl alacak olması da dikkat çekici. 1990'lardan bu yana, en zengin yüzde birlik kesim, küresel ısınma için nispeten güvenli bir eşik sayılan 1,5°C’nin üzerine çıkmamak için sahip olduğumuz karbon bütçesini, insanlığın en yoksul yüzde 50’lik kesimine kıyasla iki kat daha fazla tüketti. Tam bu noktada geçen seneye dönüp Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 28. İklim Zirvesi’nde (COP 28) gündem oluşturan “Kayıp Zarar Fonu”nu anımsamakta fayda var. Zirve’de bu fonun faaliyete geçirilmesi konusunda karara varıldı. Fon, iklim değişikliğinin oluşmasında payı düşük olan, ancak krizin etkilerine karşı kırılgan yapıdaki ülkelerin kayıp ve zararlarının karşılanmasını amaçlıyor. Bu fon; kuraklık, seller ve yükselen deniz seviyesi gibi giderek artan aşırı hava olaylarının neden olduğu yıkımın maliyetiyle başa çıkmaya çalışan gelişmekte olan ülkelerin uzun zamandır dile getirdikleri bir talepti. Gelişmiş ülkelerin zirvede fon için verdiği toplam taahhütler 700 milyon ABD Doları’nı aştı. Rakamın büyüklüğü ilk bakışta etkileyici olsa da birçok kaynağa göre 700 milyon dolar aslında gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile ilgili etkilerden dolayı her yıl karşı karşıya kaldığı ekonomik ve ekonomik olmayan kayıpların sadece binde ikisinden azını oluşturuyor. Birleşmiş Milletler'in iklimle bağlantılı kayıpların yıllık maliyetine ilişkin tahminleri 2030 yılına kadar yılda 160-340 milyar dolar arasında değişiyor. Bu adaletsizlik, yasal mücadelelerin de başlamasına neden oluyor. Örneğin; birkaç ay önce yaş ortalamaları 70’i aşan bir grup kadının, iklim krizine karşı uygulanan politikaların yaşam haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle İsviçre hükümeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtıkları dava sonuçlandı . Davacı kadınlar, dava sürecinde iklim değişikliğiyle bağlantılı sıcak hava dalgalarının etkilerine karşı yaş ve cinsiyet bakımından savunmasız olduklarını, sıcak hava dalgalarının sağlıklarını ve yaşam kalitelerini zayıflattığını, kendilerini ölüm riskiyle karşı karşıya bıraktığını vurgulamıştı. Kadınlar, İsviçre'deki sıcak hava dalgaları sırasında evlerinden çıkamadıklarını ve sağlık sorunları yaşadıklarını da belirtmişti. İsviçre’yi ulusal sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda yetersiz bulan AİHM, bunun insan hakları gaspı olduğuna hükmetti. Böylece AİHM, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle açılan bir davada ilk kez bir ülke aleyhinde karar almış oldu. Aslında böylece bir iklim adaletsizliği örneği de yargı nezdinde emsal oluşturmuş oldu. Dünyanın insanca yaşanabilir bir gezegen olması için yapılması gerekenler var. Tam da bu noktada, “adil geçiş” kavramına eğilmek gerekebilir. Adil geçiş, adaletin sağlanacağı üç ana bileşen olan iklim, enerji ve çevre temelinden oluşuyor. Bu kavram, ekonomiyi “herkes için” mümkün olduğunca adil ve kapsayıcı bir şekilde daha yeşil hale getirmeyi, insanca iş fırsatları yaratmayı ve kimseyi geride bırakmamayı öngörüyor. İklim kriziyle mücadele ederken uygulanan azaltım, uyum politikaları ve sürdürülebilir kalkınma eylemlerinin yanı sıra adaletin ve istihdamın sağlanması, insan mağduriyetini önlemek için önlemler alınması, adil geçişin önemli bileşenleri. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (iklimBU) adil geçiş ile ilgili olarak yeşil dönüşüm nedeniyle işsiz kalacak insanlara yeni iş imkanları yaratmanın önemine dikkat çekiyor: “İklim adaleti, enerji adaleti ve çevre adaleti sağlandığında sıfır karbonlu ekonomiye geçiş hiçbir kurum, kuruluş ve toplumu mağdur etmeden sağlanacaktır. Kısacası, toplum refahından ve iş olanaklarından ödün vermeden uyum kavramına odaklanarak sürdürülebilir geçiş sağlanabilmektedir. Örneğin, ülkemizde faal olan kömürlü termik santrallerin kapatılması ve yerine yenilenebilir enerji endüstrinin geliştirilmesiyle işçilerin bu alanlara ve/ya devlet teşviki ile en büyük geçim kaynağımız olan tarım ve çiftçiliğe geçiş teşvik edilmesi adil geçişe örnek olarak verilebilir.” Avrupa İklim Eylem Ağı - CAN Europe’un 2019 yılının son ayında açıkladığı raporda ise adil dönüşümün olmazsa olmaz bir ilkesi olarak, etkilenecek işçiler ve topluluklar başta olmak üzere tüm paydaşların sürece aktif katılımını sağlamanın önemine dikkat çekiyor. Bu raporda, adil dönüşümün, batık fosil yakıt yatırımları nedeniyle büyük şirketleri kurtarmak anlamına gelmediği vurgulanıyor. Aksine bu kavram, geçimleri yüksek karbonlu sektörlere bağlı olan işçilerin ve toplulukların korunmasını, yeni iş kollarına yönlendirilmelerini, süreç boyunca destek görmelerini ifade ediyor. Zenginler ile yoksulların uçurumu her geçen daha da artarken iklim krizine karşı günlük hayatımızda yapmaya çalıştığımız bireysel eylemler kısıtlı kalıyor. Birçok tartışma evimizdeki su tasarrufu ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi üzerine yoğunlaşırken belki de büyük resim gözden kaçıyor. Bireysel tüketim alışkanlıklarının gezegen lehine değişmesi de çok önemli ancak büyük resmi de unutmamak gerek.Örneğin, Brezilya, Almanya, İspanya ve Güney Afrika, yoksulluk ve iklim kriziyle mücadele için yılda 250 milyar sterlinlik ek kaynak sağlayacak daha adil bir vergi sistemi için geçen nisan ayında önerge imzaladı. Bakanlar, dünyanın 3 bin milyarderinin servetleri üzerinden en az yüzde 2 vergi alınarak yoksulluk, eşitsizlik ve küresel ısınmayla mücadele için yılda 250 milyar sterlin toplanmasını önerdi . Verilere göre aslında sorunların çözümü var, mesele harekete geçmekte." Dijital reklam kütüphanelerini araştırma rehberi,https://teyit.org/teyitpedia/dijital-reklam-kutuphanelerini-arastirma-rehberi,"Yılda 500 milyar dolar değere sahip bir sektör olarak dijital reklamcılık, küresel pazarlama ve seçim kampanyalarının yapı taşlarından biri. Fakat aynı zamanda dijital reklamlar; manipülasyon, dolandırıcılık ve siber suçlar bağlamında bir araç işlevi de görüyor. Ne var ki, dijital reklamlar Açık Kaynak İstihbaratı ( OSINT ) ve dijital araştırma tekniklerine odaklanan kurslarda nadiren öğretiliyor. Gazeteci Craig Silverman’a göre ise bu konu dijital dünyanın en az araştırılan ve yanlış perspektiflerle ele alınan yönlerinden biri. Dijital dünyada iyi bir araştırmacı olmak isteyenlerdenseniz, dijital reklam kütüphanelerinin nasıl kullanılabileceğine birlikte göz atalım. Reklam kütüphaneleri, bir platformda yayında olan ve/veya arşivlenmiş reklamların dijital ortamda depolandığı veri tabanları olarak tanımlanıyor. İlk dijital reklam kütüphanesi Meta tarafından 2018 yılında piyasaya sürüldü. Günümüzde ise erişime açık en az 13 dijital reklam kütüphanesi mevcut. Meta reklam kütüphanesi Dijital reklam kütüphanelerindeki bu artışın sebebi büyük ölçüde 2023 yılında yürürlüğe giren Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası (DSA) . AB Dijital Hizmetler Yasası, ""Çok Büyük Çevrimiçi Platformlar ( VLOP s) ve Arama Motorları (VLOSEs)"" olarak nitelendirilen dijital platformların reklam kütüphanesi oluşturmasını gerektiriyor. Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kendi reklam kütüphanelerini oluşturanlar arasında Apple App Store, Bing ve Booking.com gibi platformlar var. Fakat kullanıma sunulan bu yeni reklam kütüphaneleri, Dijital Hizmetler Yasası’nın gereklilikleri asgari düzeyde, hatta bazen daha az ölçüde karşılıyor. Reklamlara ilişkin verilerini Avrupa Birliği ve/veya Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) ülkeleriyle paylaşan platformların çoğu, bu verileri diğer ülkelerle paylaşmıyor. Dolayısıyla reklam kütüphaneleri tutarsız ve eksik yönleriyle çoğu araştırmacı için hayal kırıklığı yaratabiliyor. Örneğin bir platformun reklam kütüphanesinde bulunan özellikler, başka bir kütüphanede olmayabiliyor. Arama kriterlerinize uygun reklamların arama sonuçlarında görünmemesi de bir başka problem. Gelin, reklam kütüphanelerinde arama yaparken karşımıza çıkabilen bu tür problemleri inceleyelim. Genel olarak baktığımızda reklam kütüphanelerinden şu bilgileri edinebiliyoruz: Reklamın, Bazı durumlarda şu bilgilere de erişebiliyoruz: 2023 yılı itibariyle aktif olan reklam kütüphaneleri ve hizmet verdikleri ülkeler şunlar: Reklam kütüphanelerindeki sorunlar, “ Full Disclosure: Stress Testing Tech Platforms’ Ad Repositories ” (Tam Analiz: Teknoloji Platformlarının Reklam Depoları Üzerinde Bir Stres Testi) başlıklı Mozilla raporunda detaylıca inceleniyor. Mozilla bu raporunda Amazon hariç yukarıda listelenilen tüm kütüphanelerin dahil olduğu toplam 12 reklam kütüphanesini stres testine tabi tutuyor. Raporun sonuçları, analiz edilen hiçbir reklam kütüphanesinin tam anlamıyla işlevsel olmadığını gösteriyor. Ayrıca yine hiçbiri, Çok Büyük Çevrimiçi Platformlar’da (VLOP’s) dolaşıma giren reklamların Avrupa’da gerçekleştirilen seçimler üzerindeki etkisinin sağlıklı bir şekilde analiz edilmesine yönelik ihtiyaç duyulan araç ve verileri ilgili sivil toplum örgütleriyle paylaşmıyor. Bu problem, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı dışındaki ülkelerde daha yoğun görülüyor; nitekim bu ülkelere yalnızca Meta, Google ve LinkedIn kütüphaneleri ülkelerarası erişim sağlıyor. Kütüphanelerin hizmet dinamikleri arasındaki farkları takip etmek, standartların olmadığı bir bağlamda elbette zor. Bu noktada aşağıdaki tablo yardımımıza koşuyor. Tabloda farklı reklam kütüphaneleri karşılaştırılıyor Tabloda karşımıza çıkan birkaç önemli nokta: Tutarsızlığın boyutunu siz de fark ettiniz mi? Kafanız karıştıysa üzülmeyin, sizinle ilgisi yok. Durum gerçekten karışık! Şimdi iki reklam arasında bir karşılaştırma yapalım. Aşağıda yer alan görselde, Google’da yayınlanan ve siyaset/seçim kampanyası kategorisinde yer almayan bir Disney reklamı görüyoruz. Disneyworld ile ilgili bir tatil reklamı Google’ın kütüphanesinde reklamın kendisini ve reklamveren bilgisini görüntüleyebiliyorsunuz. Ayrıca reklamverenin adına tıklayarak, kurum tarafından yayınlanan ve gösterimde olan diğer reklamlara erişebiliyoruz. Şimdi ise Donald Trump'ın seçim kampanyasına yönelik bir siyasi reklama göz atalım: Tatil reklamı ile Trump'ın seçim kampanyası reklamına ilişkin verilen bilgilerin arasındaki dağlar kadar fark sizin de gözünüze çarptı, değil mi? Reklam kütüphaneleri, özellikle de seçimler hakkında haber yapanlar için epey önemli. Yöntem ise görece basit: Bu yöntem, birçok haber türü ve konu başlığı incelemelerinde işinize yarayabilir. Tüm gazetecilerin ve araştırmacıların reklam kütüphanelerini iş akışlarına entegre etmeleri önemli. Çünkü herhangi bir kişi, şirket veya kurum reklam verebilir veya reklam konusu olabilir. Arama yaparken yalnızca şirket veya alan adı kayıtlarını kontrol etmekle kalmayıp, aynı zamanda bu kişilerin/kurumların dijital reklam verip vermediklerini veya reklam konusu olup olmadıklarını da kontrol kontrol etmekte de fayda var. İlgilendiğiniz konu başlıkları ve özel alanlar için de aynı durum geçerli: nitekim ilgi çekici ve haber değeri olan birçok konu, reklamların odağı olabilir. Reklam kütüphanelerinde araştırma yaparken atılacak ilk adım, arama motoruna gireceğiniz kavramlardan oluşan bir anahtar kelimeler listesi oluşturmak. Aşağıda yer alan kategoriler için anahtar kelimeler belirleyerek reklam kütüphanesi aramalarında kullanabileceğiniz etkin arama dizeleri oluşturmanız mümkün. Bazı kütüphanelerde ise anahtar kelime araması özelliği yok. Bu durumda ülkelerin, reklamveren/kurum isimlerinin ve hesapların listelerini oluşturarak ilerleyebilirsiniz. Reklam kütüphanelerinde araştırma yaparken göz önünde bulundurabileceğiniz son bir özellik daha var: Meta ve Google siyaset ve seçim konulu reklamlar ve reklamverenlerine yönelik detaylı arama ve analiz imkânı sunuyor. Detaylı bilgilere Meta Harcama Raporu ve Google’da Siyasi Reklamlar sayfalarından ulaşabilirsiniz. Google’da siyasi bir reklamverenin sayfasından Analizler sekmesine erişebilirsiniz. Meta Harcama Raporu'nda ise reklamın paylaşıldığı hesaba, reklamverene, harcanan tutara ve reklamverenin kütüphanedeki toplam reklam sayısına ulaşmanız mümkün. Meta Harcama Raporu sayfası Reklam kütüphaneleri, platformların şeffaflığını artıran faydalı bir girişim olsa da birçok eksik ve tutarsız tarafları olduğunu akılda tutmakta fayda var. Dolayısıyla bir kütüphanede her reklamın yer alabileceğini veya her siyasi reklamverenin kayıtlı olabileceğini varsaymak yanıltıcı olabilir. Araştırma sonuçları da bu yüzden olumsuz etkilenebilir. Fakat bu da araştırma ve hesap verebilirlik açısından iyi bir fırsat. Son olarak akılda tutulması gereken birkaç nokta daha var:" Meta İsrail yanlısı paylaşımlar yapan yüzlerce sahte hesabı kaldırdı,https://teyit.org/teyitpedia/meta-israil-yanlisi-paylasimlar-yapan-yuzlerce-sahte-hesabi-kaldirdi,"Meta’nın sahip olduğu Facebook ve Instagram, geçtiğimiz günlerde İsrail yanlısı paylaşımlar yapan yüzlerce sahte hesabı platformlarından kaldırdığını açıkladı. Meta’nın böyle bir aksiyon almasının sebebi ise sahte hesapların çeşitli gönderilerin altına yapay zekâ ile oluşturulduğu tespit edilen yorumlar yapması . Benzer şekilde, ChatGPT’lerin yaratıcısı OpenAI da ""yapay zekâyı etki operasyonlarında aldatıcı biçimde kullanan hesapları kapattıklarını"" açıkladı . Tespit edilen yorumların büyük bir kısmı İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarını savunur nitelikteydi. Sahte hesaplar yorumlarda bir Yahudi, Afro-Amerikan ya da “endişeli” bir vatandaş gibi davranarak genellikle üniversitelerde artan Filistin yanlısı protestoları eleştiriyorlardı. Yorumların hedefindeyse Birleşmiş Milletler (BM) ve Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) vardı. Meta’nın bu takibi yapmasına ön ayak olan ise Amerika Birleşik Devletleri merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council bünyesinde çalışan DFR (Digital Forensic Research) Laboratuvarı’nın mart ayında yayınladığı bir makale . DFRLab, Meta ve X’teki şüpheli aktivitelerin izini sürerken Kanada kamuoyunu hedef alan bir başka asılsız kampanyaya rastlıyor. Kanada’da yaşayan Müslümanlara yönelik İslamafobik paylaşımlar barındıran bu kampanyada içeriklerin altındaki yorumlarda birebir aynı kelimelerle ya da aynı anahtar kelimeler kullanılarak yapılmış yorumlara rastlanıyor . Aynı cümleler ile yapılan yorumları gösteren görsel (Kaynak: DFRLab) DFRLab aynı zamanda bu hesapların profil fotoğraflarının da yapay zekâ ile oluşturulduğunu tespit ediyor . Bu görseller, thispersondoesnotexist.com sitesinde yer alan, StyleGAN2 isimli yapay zekâ algoritması tarafından üretilmiş. Görseli oluşturmak için kullanılan internet sitesi tarafından otomatik oluşturulan filigran kaldırılmamış profil fotoğrafı. (Kaynak: DFRLab) Meseleye ışık tutan bir diğer adres ise İsrail merkezli doğrulama organizasyonu FakeReporter. FakeReporter, Mart 2024’te yayınladığı raporda, tespit ettiği aynı profil fotoğrafına, kapak fotoğrafına ya da biyografiye sahip farklı hesapları paylaşıyor . Dahası, bazı yorumlarda sahte hesaplar kendilerini profil fotoğraflarında görünen ile çelişen cinsiyet ya da etnik kökenle tanımlıyorlar. Kendini “Orta yaşlı bir Afro-Amerikan kadın” olarak tanımlayan hesabın profil fotoğrafında orta yaşlı beyaz tenli bir erkek görünüyor. (Kaynak: FakeReporter) Sahte hesapların ardındakiler, içerikleri yaygınlaştırmanın da bir yolunu bulmuş. Meta’nın raporuna göre içerikleri olduğundan daha popüler göstermek amacıyla Vietnam'dan sahte etkileşim (yani beğeni ve takipçi) satın alınmış . Sahte hesapların ortaya attıkları iddialar kadar, bu iddiaları güçlendirmek için kullandıkları kaynakların izini de sürmek şart. FakeReporter’a göre, yapılan paylaşımlarda üç farklı internet sitesine referans veriliyor . Non-Agenda, The Moral Alliance ve Unfold Magazine isimli bu siteler, aslında birer haber sitesi olmasalar da sahte hesaplar tarafından öyleymiş gibi gösteriliyor. Bu üç farklı “haber sitesi” farklı konulara odaklansalar da içeriklerinin tamamında UNRWA ve Hamas karşıtı ifadelere yer vererek İsrail yanlısı propagandayı destekliyorlar. FakeReporter’ın araştırmasına göre bu platformlarda yayınlanan içeriklerin büyük çoğunluğunda uluslararası haber siteleri kaynak olarak gösteriliyor, bir kısmında ise uydurma içerikler bulunuyor. İçeriklerin çoğu bağlamdan koparılarak ya da hatalı ilişkilendirilerek okuyucuya sunulmuş . Meta’ya göre, bu hesapların kaynağı İsrail merkezli siyasi pazarlama ve ticari istihbarat firması STOIC. The New York Times’a göre İsrail’in bu etki kampanyasını yürütmedeki temel amacı, Gazze’deki operasyonları için ABD desteğini arkasına almak. Konuya ilişkin yayınlanan tüm raporlar bir işbirliğine işaret etse de, İsrail Diaspora İşleri Bakanlığı STOIC ile böyle bir kampanya yürütüldüğünü reddederken, firma bir açıklamada bulunmadı. Meta ise platformlarından STOIC’e engel getirdi. Meta ve OpenAI gibi şirketlerin yanlış bilginin ve nefret söyleminin sahte hesaplar aracılığıyla yayılmasını engellemek için attıkları adımlar umut verici görünse de platformlara güveni artırmaya yetmiyor. İsrail ve Gazze arasındaki savaşın ilk aylarından beri süregelen Filistin yanlısı içeriklerin Facebook ve Instagram tarafından sansürlenmesi tartışmaları, platformlara karşı olan güveni zedelemiş ve tarafsızlıklarını sorgulatmıştı. Kullanıcıların içeriklerinin karartıldığını, yani shadowban ’e maruz kaldıklarını iddia etmeleriyle başlayan tartışmalar İnsan Hakları İzleme Örgütü başta olmak üzere takip edilmiş ve Meta kullanıcıları tarafından tepkiye maruz kalmıştı . Meta ve OpenAI raporlarında sahte hesapların çok az sayıda gerçek kullanıcıya eriştiğini ve büyük bir etki yaratmadığını söylese de yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriklerin nefret söylemine ve yanlış bilgi sorununa katkısı göz ardı edilemez." ,https://md.teyit.org/img/dijital-oyun-teyitpedia.webp, Çocuklara karne hediyesi: Yapay zekâ deneyimini çeşitlendirecek oyunlar,https://teyit.org/teyitpedia/karne-hediyesi-cocuklar-icin-yapay-zeka-deneyimini-cesitlendirecek-oyunlar,"Cuma günü yaz tatili başladı. Geçen sene, yaz döneminde dijital deneyimi sağlıklı ve güvenli geçirmek için güvenli dijital deneyim araçları ve güvenli dijital deneyim rehberi olmak üzere iki karne hediyesi hazırlamıştım. Bu sene hediyem üretken yapay zekâ deneyimi üzerine. İşte çocukların bir yandan güvenli vakit geçirebilecekleri, bir yandan da yapay zekânın çalışma prensiplerine dair temel bilgiler edinebilecekleri birkaç uygulama ve oyun önerisi: Oceans AI: Code.org sitesinden erişilebilen Oceans AI oyunu, yapay zekânın etik kullanımı üzerine keyifli bir oyun. Çocuklar yapay zekânın öğrenme şeklini deneyimlerken, bir yandan da çevre farkındalığı geliştiriyorlar. Çocuklar bir yandan etik meseleleri ve dünya problemlerini ele almada yapay zekânın nasıl kullanılabildiğini keşfederken, bir yandan da yapay zekâ, makine öğrenimi, eğitim verileri ve yanlılık gibi temel kavramları öğreniyorlar. Oyunun Türkçe versiyonu da mevcut. Quick Draw : Google tarafından sunulan oyun , oyunculara bir nesne ismi vererek bu nesneyi çizmelerini istiyor. Yapay zekâ, oyuncunun ne çizdiğini tahmin etmeye çalışıyor ve bunu hem yazılı hem de sesli bir şekilde yapıyor. Etkileşimli bir oyun olan Quick Draw, yapılan çizimin yapay zekâ tarafından nasıl anlamlandırıldığını çocuklara göstermesi açısından çok faydalı. Oyunu ailecek deneyimlemek, deneyimlerken de yapay zekayâ dair sohbet etmek ve küçük sorgulamalar yapmak mümkün. Sorabileceğimiz bazı sorular şunlar: Bazı şekillerin karıştırılması diğerlerinden daha mı kolay? Bazı nesneleri daha çizimi tamamlamadan yapay zekâ nasıl tahmin edebiliyor? Yapay zekâ cansız nesnelerde mi yoksa canlı varlıklar söz konusu olduğunda mı daha yerinde tahminler yapabiliyor? Thing Translator : Bu eğlenceli uygulama da, fotoğrafını çektiğiniz nesnenin istediğiniz dildeki karşılığını okuyabiliyor ve sesli olarak dinleyebiliyorsunuz. Özellikle yabancı dil öğreniminde kelime dağarcığını geliştirmek için keyifli bir oyunlaştırma örneği olarak kabul gören Thing Translator, bir Google Experiments ürünü. Cultural Icons: Google Experiments’ta kullanıcı deneyimine açılan Cultural Icons , dünya kültürlerine dair farkındalığı artırmayı ve oyuncuların kültürel bilgilerini genişletmeyi amaçlıyor. Oyunun başında karşınıza altı adet ikon çıkıyor. Dilerseniz bu ikonlara tıklayarak sadece bilgi edinebileceğiniz gibi, isterseniz bu altı ikon ile tahmin, doğru ikonu bulma ya da soru oluşturma olmak üzere üç farklı şekilde oyun kurabiliyorsunuz. Say What You See: Google Experiment’teki bir başka oyun olan Say What You See , özellikle İngilizce pratik yapmak isteyen çocuklar için çok keyifli bir deneyim sağlıyor. Oyunda, sol tarafta bir resim paylaşılıyor. Sağ taraftaki kutucuğa, resimde gördüklerinizi 120 karakterle anlatmanız isteniyor. Ürettiğiniz metinden hareketle, yapay zekâ uygun bir görsel getiriyor ve soldaki asıl görsel ile sizin yazılı içeriğinizle ürettiğiniz görselin ne derece benzer olduğu yüzdelik olarak belirleniyor. Dijital dünyada yapay zekâ deneyimini sunan birçok uygulama ve oyuna rastlamak mümkün. Peki ebeveynler çocukları için uygun olanı seçerken nelere dikkat etmeli? Yaz başlarken, sıklıkla tekrarladığımız bazı noktaları yeniden hatırlatalım: Yaş uygunluğu: Her şeyden önce oyunun ya da uygulamanın çocuğunuzun yaşına uygun olduğundan emin olmalısınız. Birçok oyun, uygun yaş sınırlarını zaten paylaşıyor, ancak ikinci bir görüş almak her zaman daha güvenli. Bunun için Common Sense Media sitesindeki oyun ve uygulama değerlendirmelerinde göz atmakta fayda var. Eğitimsel değer ve öğrenme hedefleri: Oyunun eğitimsel değerine bakın. Çocuklara yönelik iyi yapay zeka oyunları problem çözme becerilerini, eleştirel düşünmeyi ve yaratıcılığı teşvik etmekle kalmaz, çocuğunuzun gelişimsel ihtiyaçlarına uygun net öğrenme hedeflerine sahip olurlar. Ebeveyn incelemeleri ve derecelendirmeleri: Ortak deneyim mutlaka ki en tercih ettiğimiz şey. Ancak çocuğunuz için uygun bulduğunuz oyun hakkında diğer ebeveynlerin yorumlarını ve derecelendirmelerini okumak ve farklı deneyimleri öğrenmek de fayda sağlayabilir. Çocuğun İlgi ve Tercihleri: Çocuğunuzun ilgi alanına uygun bir oyun bulmak, eğlenme ve öğrenme deneyimini daha etkili kılacak, odaklanmasını artıracaktır. Çizim yapmayı seven çocukları grafik tasarım öğeleri olan bir oyuna yöneltmek, hikayelerden keyif alan bir çocuğa anlatıya dayalı bir oyun önermek gerekir. Amacımız çocukların merakını cezbeden ve öğrenmeyi keyifli hale getiren bir oyun bulmaksa, bunu onların ilgi ve tercihlerini yok sayarak yapamayız. Eylül ayına kadar, tüm çocuklara çevrimiçi ve çevrimdışı zaman dengesini göz ettikleri, meraklarını besleyen kaliteli içeriklerle dolu bir yaz tatili diliyorum. Eylül ayında bu sefer okul deneyimini kolaylaştırıcı dijital araç önerilerini derleyeceğim bir yazıda görüşmek üzere!" Yapay zekâ nedir?,https://teyit.org/teyitpedia/teyit-sozluk-yapay-zeka-nedir,"Her şey bir soruyla başladı: Makineler düşünebillir mi? Amerika Birleşik Devletleri'nden yazar L. Frank Baum’un 1900’de yazdığı Oz Büyücüsü kitabındaki “kalpsiz” teneke adam ve Avusturyalı-Alman yönetmen Fritz Lang'ın 1927’de çektiği sessiz bilimkurgu filmi Metropolis’teki insansı robot ise makineler düşünebilir mi sorusunu bilim insanlarında hareketlendiren iki eser . Bu soruyu yalnızca sormakla kalmayan, aynı zamanda ona bir gölge de kazandıran kişi ise bilgisayarın mucidi Alan Turing. Turing’in 1950 yılında ortaya attığı “Turing Testi”, bir makinenin bir insanınkine eşdeğer ya da ondan ayırt edilemeyecek kadar zeki davranışlar sergileme yeteneğini değerlendirmek üzerine tasarlanmıştı . Testte, değerlendirme görevinde olan kişi hem bir insan hem de bir makineyle yazılı bir sohbet gerçekleştiriyordu. Eğer değerlendirmeyi yapan kişi tutarlı bir şekilde makineyi insandan ayırt edemezse, makinenin insan benzeri bir zekâ sergilediği sonucuna varılıyordu. Turing’in bu testi, yıllar boyunca robotik, makine öğrenimi ve doğal dil işleme alanlarında türlü geliştirmelere ilham oldu. Peki, nedir bu yapay zekâ? Sözlük tanımına göre bilgisayar sistemlerinin veya algoritmaların akıllı insan davranışını taklit etme yeteneği . Yapay zekâ sistemleri, en basit tabirle, büyük miktarlarda eğitim verisini anlamlandırmaya ve örüntüler bularak bunlardan kalıplar çıkarmaya çalışıyor. Bu şekilde metin örnekleriyle beslenen bir sohbet robotu insanlarla anlamlı iletişim kurmayı öğrenebiliyor veya bir görüntü tanıma aracı milyonlarca örneği inceleyerek nesneleri tanımlamayı ve bunları tespit etmeyi başarabiliyor. Bir de üretken yapay zekâ var. Yapay zekâ ile üretken yapay zekâ sistemleri arasındaki en önemli fark, geleneksel yapay zekânın analiz ve otomasyonda başarılı olmasıyken, üretken yapay zekânın yaratıcı içerik üretiminde öncü olması. Yani üretken yapay zekâ, yalnızca verileri analiz etmek yerine bu verilerden hareketle metin, kod, görüntü, ses, video gibi çeşitli medya türlerinde yeni çıktılar üretebiliyor . Yazının başına geri dönersek; yapay zekânın tarihi 1950’de başladı ve aynı momentumda ilerleyerek bugüne kadar geldi gibi bir durum söz konusu değil. 1950’li yıllar makineler düşünebilir mi sorusunun bilim insanları tarafından hareketli bir şekilde tartışıldığı yıllardı. Ünlü Türk matematik profesörü Cahit Arf, 1959 yılında “Makine Düşünebilir Mi ve Nasıl Düşünebilir?” konulu bir konferans vermesi, konunun o yıllarda epey ilgi çekici olduğunu ortaya koyuyor . Fakat yine de 50’li yıllarda yapay zekâ ile ilgili araştırmaları yürütmek epey zor. Bir bilgisayarı kiralamanın aylık maliyetinin o yıllarda 200 bin dolara kadar çıkması, yalnızca prestijli üniversitelerin ve büyük teknoloji şirketlerinin bu alanda bir şeyler yapmasına olanak tanıyordu. Şirketleri bu büyük meblağı yapay zekâ teknolojisine yöneltmeye ikna etmek ise çoğu araştırmacı için güçtü . 1950'den 1970’lere kadar bilgisayar teknolojisi ve yapay zekâ alanındaki çalışmalar hızlandı. Bilgisayarlar daha fazla bilgi depolamaya ve daha hızlı çalışmaya başladı. Bir süre sonra daha ucuz ve daha erişilebilir hale geldiler. ABD’li bilim insanı Marvin Minsky 1970’de Life Magazine'e verdiği demeçte “üç ila sekiz yıl içinde ortalama bir insanın zekâsına sahip bir makineye sahip olacağız” demişti . Ancak 1970’li yıllara gelindiğinde yapay zekâ teknolojisindeki çalışmalar bir nevi “kış uykusuna” yattı. Bu dönemin böyle isimlendirilmesinin sebebi, yapay zekâ ile ilgili çalışmaların bu yıllarda hareketsiz olması. Hareketsizliğin sebebi bilgisayarların hâlâ istenilen düzeyde bilgiyi işleyecek nitelikte olmaması ve finans kaynaklarının da bilgisayarların gelişimini bekleyecek kadar sabırlı olmaması. Duraksamanın olduğu tek dönem 70’ler değil. Derin öğrenmenin daha fazla ön plana çıktığı 80’li yılların ardından 90’larda yapay zekâ alanındaki çalışmalar yine bir kış uykusuna yattı. Sebebi ise yüksek beklentilerin bir türlü başarıya dönüşememesi. Japon hükümetinin 1982 yılında finanse etmeye başladığı ve konuşabilen, çeviri yapabilen ve bir insan gibi mantık yürütebilen makineler yaratmayı amaçladığı Beşinci Nesil Bilgisayar Projesi’ni 90’lı yıllarda durdurması, bu vazgeçişin en ünlü örneklerinden . 2000’li yıllar ise bilgisayarların hesaplama gücünün artık bir sorun olmaktan çıktığı yıllar. Üstelik, hükümet desteklerinin kesilmesi bir dezavantajdan çok avantaj yaratmışa benziyor, çünkü 70’li ve 80’li yıllarda belirlenen hedeflerin bir çoğu bu yıllarda başarılıyor. 2016 yılında Google’ın geliştirdiği AlphaGO’nun profesyonel bir Go oyuncusunu yenmesi, bu alandaki hareketliliği de arttırıyor. Nitekim 2018 yılında OpenAI’ın ilk ChatGPT’yi duyurması ve daha sonra diğer teknoloji devlerinin de kendi yapay zekâ araçları üzerine odaklanmaları, bizi bugüne getirdi. Peki bugünün gündemi ne? Buna kesin bir yanıt vermek zor. Çünkü bugünlerde, bir özelliğin yerini diğerinin alması bazen bazen yalnızca haftalar sürüyor. Araçların çeşitliliği, barındırdıkları riskler ve sağladıkları yararlar bizde farklı sorular uyandırıyor. Artık makineler düşünebilir mi sorusu yerine, bu teknolojinin gelecekte nereye evrileceğini sorguluyoruz. Taktığımız akıllı saatlerden, sürdüğümüz arabalara, gezdiğimiz sergilerden, sıkça kullandığımız sosyal medya uygulamalarına kadar hayatın hemen hemen her yerinde yapay zekânın bir izine rastlamak mümkün. Kimileri bu teknolojinin işimizi elimizden alacağından korkuyor, kimi ise yapay zekânın tıp ve mühendislik alanlarında kullanımına dikkat çekerek endişelenecek bir şey olmadığını düşünüyor. Teyitçilerin gündemi ise yapay zekânın sebep olduğu veya bir şekilde hızlandırdığı dezenformasyon . İlk bakışta Paint’te çizilmiş gibi duran bu görsel, yapay zekâ kullanılarak üretilen ilk görsel olarak kabul ediliyor . Şimdilerde ise üretken yapay zekâ araçlarının ürettiği görselleri gözle ayırt etmek epey güç. Üstelik teknoloji haberciliği yapan 404 Media’nın raporuna göre, teyitçilerin en çok karşılaştığı görsel bazlı yanlış bilgiler artık yapay zekâ ile üretiliyor . Arama motorları da yanlış bilginin yayılmasından veya üretilmesinden muaf değil. Google’ın son duyurduğu AI Overview özelliği sayesinde, bir arama yaptığınızda linklere tıklamanıza gerek kalmadan popüler sonuçlardan birleştirilmiş kısa bir özet alabiliyorsunuz. Fakat yapay zekâ halüsinasyonu yüzünden aldığınız karşınıza çıkarılan bu özetlerde pizzanıza yapıştırıcı eklemeniz veya günde bir taş yemeniz önerilebiliyor . Peki ne yapmalı? Üretken yapay zekâyı bilgi alma amaçlı kullanırken, bu araçları doğru bilgi sağlamak için üretilmediğini akılda tutmakta fayda var. Çünkü üretken yapay zekâ araçları, doğru bilgi vermeye değil yalnızca yanıt vermeye odaklı çalışıyor . Kullanılan veri setlerindeki ilgili kelimelerin birbiri ardına sıralanış biçimi ve tekrar etme oranları ise bu noktada belirleyici. Eğer kelimeler arasındaki olasılığı yüksek kelime bağlama göre doğru bir kelimeyse, ancak o durumda büyük dil modelleri bize doğru bilgi vermiş oluyor. Bu da özellikle ChatGPT ve Gemini gibi büyük dil modelleri kullananan sohbet robotlarıyla konuşurken, şüphe kası mızı çalıştırmanın önemli olduğunu gösteriyor. Yine de yapay zekânın neden olduğu dezenformasyonun ne derece kötü olduğuna dair şimdilik net bir tablo çizmek mümkün değil. Bu veriyi elde etmek, yapay zekâ ile üretilmiş yanlış bilgileri çürütmekten daha fazla zaman alacağından, tespit araçları geliştirmeye vakit ayırmak ya da dezenformasyonla mücadele konusunda teyitçileri desteklemek belki çok daha yararlı olabilir." ,https://md.teyit.org/img/meta-israil-teyitpedia-kapak.webp, Çevrimiçi deneyimin karanlık yüzü: Siber zorbalık,https://teyit.org/teyitpedia/cevrimici-deneyimin-karanlik-yuzu-siber-zorbalik,"Her yıl haziran ayının üçüncü cuması Siber Zorbalığı Durdurma Günü olarak kutlanıyor. İlk defa 2012 yılında kutlanmaya başlanan bu özel gün, The Cybersmile Vakfı tarafından koordine ediliyor . Dünyanın dört bir yanından internet kullanıcısını, oyuncuları, markaları, akademisyenleri, eğitimcileri, medya kuruluşlarını, kâr amacı gütmeyen kuruluşları ve hükümetleri siber zorbalığa yönelik çözüm önerileri geliştirmek ve farkındalık yaratmak için bir araya getiriyor. Bu özel gün ile yaratılması amaçlanan farkındalık ise kapsayıcı, tehlike barındırmayan ve nezaketin temel değerlerden olduğu bir internetin bireysel çabalarımızla mümkün olacağı . Siber zorbalık, dijital iletişim araçları aracılığıyla bir kişiyi utandıran, tehdit veya taciz eden davranışları içeriyor . Kullanılan dijital teknolojiler veya sosyal medya platformları ne olursa olsun, birine yönelik zararlı veya kaba davranış içeren her türlü etkileşim siber zorbalık olarak tanımlanabilir. Dünya genelinde mağdurlar tarafından bildirilen en yaygın siber zorbalık vakaları arasında, birini aşağılamak için isim takılması, birinin rızası dışında utanç verici fotoğraflarını veya videolarını yayınlanması ve mesajlaşma platformları aracılığıyla kaba veya tehdit edici mesajlar gönderilmesi bulunuyor. Bu zorbalığın gerçek hayattaki en belirgin etkisi, evinizde ya da konfor alanınızda olsanız bile saldırıya uğruyormuş gibi hissetmeniz. Üzgün, utanmış, korkmuş veya kızgın hissetmek, yorgunluk veya mide ve baş ağrısı gibi fiziksel semptomlar yaşamak veya psikolojik olarak yalnız ve zor durumda olduğunu hissetmek, siber zorbalığın ciddiye alınması gereken etkileri arasında. Dünya nüfusunun yüzde 66,2’si internet kullanıcısı . İnternet kullanıcılarının neredeyse tamamı, sosyal medya platformlarının en az birinde bir hesaba sahip. İnternette ve sosyal medyada güvenle gezinmek ise gittikçe zorlaşıyor. The Cybersmile Vakfı’na göre siber zorbalığa maruz kalan kullanıcıların oranı yüzde 60 dolaylarında . Siber zorbalığa maruz kalan tek bir grup yok. Her yaştan, cinsiyetten ve coğrafyadan internet kullanıcısı bu riskle karşı karşıya. Gençler ve çocuklar ise siber zorbalık konusunda en savunmasız kabul edilen grup. Dünya Sağlık Örgütü, okul çağındaki çocukların zorbalığa maruz kalma yolunun değiştiğine dikkat çekiyor. 2018’den bu yana okul ortamında yaşanan zorbalık sabit kalırken, siber zorbalıkta dikkate değer bir artış söz konusu. Dünya Sağlık Örgütü’nün 44 ülkede yaptığı araştırmaya göre, her sekiz ergenden biri başkalarına siber zorbalık yaptığını söylüyor. Kız çocuklarının yüzde 16’sı ve erkek çocukların yüzde 15’i siber zorbalığa maruz kalıyor . Araştırmaların birçoğu ise gençlerin, okulların, hükümetin ve sosyal medya şirketlerinin bu sorunu ele almakta başarısız olduğuna inandığına işaret ediyor. Bu yüzden pek çok genç kendilerini haklarından mahrum bırakıldığını ve yalnız hissettiklerini söylüyor. Çocukların ve gençlerin bu konuda daha rahat iletişim kurduklarını söyledikleri kişiler ise kendi ebeveynleri. Bu da ebeveynlere tetikte olma ve olası bir siber zorbalık vakası olduğunu ihtimalinde çocuklarına destek olma konusunda büyük bir sorumluluk yüklüyor . En önemli ve en kolay taktiklerden biri nefreti beslememek. Belirli bir kişiye veya gruba yönelik nefret veya taciz içeren paylaşımlara etkileşim vermemek, her yaştan internet kullanıcısının uygulayabileceği bir adım . Uygulayabileceğimiz ikinci adım, zorbalık içeren paylaşımı ve hesabı ilgili sosyal medya platformuna veya siteye bildirmek. Birçok platform siber nefreti ve zorbalığı topluluk kurallarına aykırı kabul ediyor ve bildirilen içerikler incelenerek yayından kaldırılabiliyor. Siber zorbalığa maruz kalan mağdura destek vermek ve bu zorbalığa karşı ses çıkardığınızı göstermek de yapabileceklerimiz arasında. Bunu yapmanın yolları ise çeşitli, siber zorbalık içeren bir paylaşımın altında buna karşı çıktığınızı söylemek veya kendi profilinizde siber zorbalıkla ilgili farkındalık yaratacak bir içerik üretmek en çok tercih edilen yöntemler arasında. Son olarak tüm internet kullanıcılarının kolaylıkla uygulayabileceği yöntem, gerçek dünyada nasıl saygılı ve sorumlu davranmamız gerekiyorsa, aynısını sanal dünyada da devam ettirmek. Bu özel güne destek vermek isteyen internet kullanıcıları, The Cybersmile Vakfı tarafından belirlenen #STOPCYBERBULLYINGDAY etiketini kullanabilirler." Yapay zekânın bulandırdığı suda hakikati takip etmek: Kate Middleton örneği,https://teyit.org/teyitpedia/yapay-zekanin-bulandirdigi-suda-hakikati-takip-etmek-kate-middleton-ornegi,"Geçtiğimiz ayın en çok konuşulan meselelerinden biri, İngiliz Kraliyet Ailesi üyesi Galler Prensesi Kate Middleton’ın paylaştığı, manipüle edildiği anlaşılan fotoğrafla birlikte arşa çıkan, yokluğuna dair üretilen komplo teorileri oldu. Her ne kadar prenses, bu olayın ardından yaptığı açıklamada, “her amatör fotoğrafçı gibi” fotoğrafları düzenlemekle uğraştığını belirtse de, güven bir kere sarsılmış ve prensesin nerede olduğuna dair teoriler artmıştı. Kimi prensesin çoktan öldüğünü fakat bunun gizlendiğini düşünüyor, kimi ise eşi tarafından aldatılan prensesin duygusal bir çöküntüde olduğunu iddia ediyordu. Bu teorileri şakaya vuran paylaşımlar da yapıldı. Kate Middleton ile ilgili parodi içeriklerden biri 22 Mart’ta resmi sosyal medya hesaplarından prensesin kanser olduğunu ve bu tedavi sürecini gözden uzak geçirmek istediğini açıkladığı bir video yayınlandı . Kate Middleton’ın kanser açıklaması yaptığı video Fakat bu açıklama videosu prensesin öldüğüne dair komplo teorilerini durdurmadı. Hatta bazı kullanıcılara göre, video bu iddiayı daha da güçlendirdi. Peki neden? Çünkü birçok kullanıcı bu videonun yapay zekâ ile üretildiğine neredeyse emin. Bu iddiayı desteklemek için kullandıkları argümanlar ise şöyle: Kullanıcıların fark ettiği ilk detay arka planın epey hareketsiz oluşu. Bu da onlara göre görüntünün yeşil perde önünde çekildiği anlamına geliyor. Fakat videoda sinek benzeri canlıların uçuyor olması, görüntünün dışarıda kaydedildiğine işaret ediyor. Ayrıca görüntüde ışığın sürekli değişmesi de videonun bir iç çekim değil dış çekim olduğunu söylüyor. Kate’in kanser açıklaması videosundan farklı kareler alındığında ışığın farkı olduğu anlaşılıyor İngiltere’de yaşayan blog yazarı Aslı Watson ise, görüntülerin Windsor Sarayı’nda bulunan Rose Garden’da çekildiğini düşünüyor. Rose Garden’daki bahçe mobilyaları ve arka plan incelendiğinde, Kate Middleton’ın videosuyla benzer olduğu görülebiliyor . Soldaki görsel Kate Middleton’ın açıklama videosundan, sağdaki ise Windsor Sarayı’nda bulunan Rose Garden’dan Bazı kullanıcılar ise prensesin üzerindeki kazağın, 2016 yılında giydiği bir kazakla aynı olduğunu söyleyerek görüntünün eski tarihli olduğunu iddia ettiler . Kate’in açıklama videosunun eski tarihli olduğunu iddia eden bir paylaşım görseli Fakat bu iddialarda yer alan kazak, prensesin açıklama videosunda giydiği kazakla aynı değil. Kimileri ise aynı kazağı giydiği bir başka görüntü bularak , videonun 1 Kasım 2023’e ait olduğunu düşündü. Ancak bu argüman videonun gerçek olmadığını kanıtlamak için tek başına yeterli değil. Prenses bile olsanız aynı kazağı farklı zamanlarda giymeniz epey normal . Yapay zekâyı, görüntünün gerçek olup olmadığını tespit etmek için kullananların paylaşımları da sosyal medyada çokça paylaşıldı. Videonun yapay zekâ olduğunu iddia edenlerin paylaştığı analiz sonucu Bu yapay zekâ tespit aracının ismi isitai.com . Biz de söz konusu videodan bir ekran görüntüsü alıp bu araca koyduğumuzda, yüzde 88 gibi yüksek bir oranla görüntünün yapay zekâ ile üretilmiş olduğu geri bildirimini aldık. Peki, bu sonuca güvenebilir miyiz? Is it AI isimli yapay zekâ tespit aracının söz konusu videoya ilişkin sonucu Bunu öğrenmek epey basit. Geçmişten bir fotoğraf alalım ve deneyelim. Bu yazıya uyacağını düşünerek, Kral Charles ve Prenses Diana’nın gençliklerine ait gerçek bir fotoğrafı kullanıyoruz. Sonuç ise aynı Kate Middleton’ın videosunda çıkan sonuç gibi yüksek. Gerçek bir fotoğrafın sorgusunda çıkan “büyük oranda yapay zekâ ile üretilmiştir” sonucu Daha tutarlı sonuçlar vermesiyle bilinen aiornot.com’da ise, video ile sorgu yapmak mümkün. Oradaki sonuç ise görüntünün yapay zekâ ile yaratılmış olamayacağı yönünde. Malumatfuruş ’un Deepware’de yaptığı analizde de görüntünün yapay zekâ olma olasılığının düşük olduğu anlaşılıyor . Deepware’in analiz sonucu: Deepfake tespit edilmedi İngiltere merkezli teyitçilik organizasyonu Full Fact’e göre de videonun yapay zekâ ile üretildiğine dair kanıt yok . Son olarak, görüntülerin yapay zekâ ile üretildiğini düşünenlerin en güçlü argümanı ise videonun farklı saniyelerinde kaybolup geri gelen yüzüğe dairdi. Fakat video yavaşlatıldığında ve el bölgesine yakınlaştırma yapıldığında, 1:18’inci dakikadan sonra yüzüğün pantolonun arkasında kaldığı için görünmediği anlaşılıyor . Full Fact’e göre, yüzüğün görünmemesinin nedeni motion blur, yani hareket bulanıklığı . Bu yüzyılın belki de en önemli sorularından biri bu. ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI’ın yazılı komutlardan video üreten aracı Sora ile beraber bu soru özellikle teyitçilerin dünyasında daha da duyulur hale geldi. Sora tanıtılırken paylaşılan videolar gerçeğe o denli yakındı ki, kısa bir süre sonra bu teknoloji kısa film yapımlarında bile kullanılmaya başlandı . Kanadalı shy kids medya şirketinin Sora kullanarak çektiği kısa film: “Air Head” Ellerin bozukluğu, fazladan eklenen uzuvlar veya bir anlamı olmayan harfler gibi yapay zekânın ürettiği görselleri tespit etmek için kullanabileceğimiz ipuçları artık her zaman işimize yaramayabiliyor. Kate Middleton ile ilgili iddialarda ise dünyanın birçok yerinden teyitçiler temkinli davranmayı seçtiler. Teyitçilerin endişelendiği durum ise yapay zekânın bu denli hızlı gelişmesi değil, ellerinde bu teknolojiyi tespit edecek araçların olmaması. Son yayınlanan video ile ilgili kesin ve net açıklamalar yapmaktan kaçınılması ise bu yüzden. Tespit için teyitçiler artık yine yapay zekânın kullanıldığı tespit araçlarına yöneliyorlar, fakat onlardan da kesin bir yanıt almak güç. İspanya merkezli teyitçilik kuruluşu InfoVeritas, Hive Moderation ve Hugging Face gibi yapay zekâ tespit araçlarını kullanarak videonun gerçek olduğunu söyledi . Benzer bir açıklama İngiltere merkezli FullFact ’ten geldi. İrlanda merkezli teyitçilik kuruluşu Logically Facts ise videoyu incelemesi için deepfake tespit servisi olan Itisaar’a gönderdi. Itisaar, standart video prodüksiyon rötuşları dışında herhangi bir manipülasyon izine rastlanmadığını açıkladı . Danimarka’dan TjekDet, metodolojilerini göz önünde bulundurduklarında, ne iddia sahibi ne de kendileri iddiayı kanıtlayamadıkları için bu paylaşımların ""Kanıtlanmadı/Belgelenmedi"" kategorisine girebileceğini söyledi. Dünyadaki diğer birçok teyitçilik kuruluşu ise bu konuda bir analiz yayınlamadı. Logically Facts’ten Lorena Martinez, BBC’ye verdiği röportajda ses ve görüntü sahteciliğinin giderek yaygınlaşmasının yanı sıra, asıl dikkat çekilmesi gereken noktanın bu sahteciliği tespit etmekteki zorluk olduğunu vurguluyor . Yapay zekânın ürettiği görüntü ve sesleri maskelemek için birçok gelişmiş araç varken, teyitçilerin elinde bunları tespit etmeye yönelik çok az yöntem var. Bu iddiaları tespit ederken harcanan zamanda ise paylaşımlar yayılmaya devam ediyor. Resmi kurumlar ise aynı kraliyet ailesinin resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılan manipülasyonlu fotoğraf gibi örneklerle güven kaybediyor. Bir süre sonra resmi açıklamalar da halk nezdinde yeterli bulunmuyor, çünkü açıklamayı yapanlar çoktan yalancı çobana dönüşmüş oluyorlar. Öyle ki, BBC Studio video hazırlanırken herhangi bir düzenleme veya manipülasyon yapmadığını açıklasa da, sosyal medya kullanıcıları için bu yeterli bir yanıt değildi. Poynter’den Alex Mahadevan’a göre yaşananlar bir anlamda kullanıcıların medya okuryazarlığı becerilerini de gündeme getiriyor . Bu mesele özelinde birçok kullanıcı, resmi kaynaktan gelse bile içeriklere körü körüne inanmak yerine sorgulamayı seçtiler. Mahadevan’a göre bu örnek, küresel seçim yılında resmi kaynaklardan gelse bile bilgilerin doğruluğunu teyit etme ihtiyacına dair bir hatırlatma görevi de gördü. Kate Middleton’ın kayboluşu bir nevi sosyal medya kullanıcılarına teyitçilerin sıkça kullandığı araç ve yöntemlerin pratiğini yaptırmış oldu. Önce görseldeki ipuçları saptandı, manipülasyona uğrayan Anneler Günü fotoğrafı ilk kullanıcılar tarafından fark edildi. Video yayınlandıktan sonra ise yine ipuçlarına odaklanıldı; yapay zekâ tespit araçları kullananlar oldu, tersine görsel arama ile prensesin benzer görüntüleri bulundu. Fakat kullanıcılar tarafından bulunan her bir ipucu sonu farklı bir komplo teorisi ne çıktı. Araştırmalara göre, komplo teorileri, bireyin biliçaltında yatan ihtiyaçlarını karşıladığında en kalıcı halini alıyor, yani onu zihinden atması epey zorlaşıyor . Komplocu düşünmeyi tetikleyen bir diğer unsur ise belirsizlik ve kurumlara duyulan güvensizlik . Bu olaya bakıldığında, tüm bu elementleri bulmak mümkün. Warwick Üniversitesi'nde felsefe profesörü ve komplo teorileri uzmanı olan Quassim Cassam, komplo teorilerinin kendilerini çürüten kanıtlarla beslenmesinin yaygın olduğunu söylüyor . ""Komplo teorisyenleri bir iddianın aleyhindeki kanıtları komplonun bir parçası olarak değerlendirir. Bu yüzden bu kadar dirençliler.” Profesör Cassam, Galler Prensesi ile ilgili komplo teorilerinin, zaman içinde kaybolacağı çünkü komplo teorisyenlerinin dümeni farklı komplolara çevireceği görüşünde. ""Psikologların 'komplo zihniyeti' olarak adlandırdıkları zihniyete sahip insanlar yeni komplo teorilerine yöneldikçe bu teoriler de kaybolup gidecektir.” Kraliyet ailesinin her zaman gerçekleri şeffaf bir şekilde açıklamayı seçmemesi, anneler gününde manipülasyona uğramış bir görseli resmi sosyal medya hesaplarından paylaşmaları ve süreç içerisinde resmi açıklamayı geç ve türlü komplo teorileri doğmuşken yapmaları, kraliyet ailesine ilgi duymayan bir internet kullanıcısının bile şüphesini cezbetmiş olabilir. Bu şüphe ise, ister makul bir şüpheci olun, ister bir komplo teorisyeni, şu soruyu doğuruyor: Tüm bunlar göründüğü gibi olmayabilir mi? Belki de bunun en kolay çözümü, sorunun tam tersini düşünmeyi kendimize öğretmek. Kapak görseli: The Washington Post" #teyitpedia,https://teyit.org/teyitpedia, #teyitpedia,https://az.teyit.org/teyitpedia, #teyitpedia,https://en.teyit.org/teyitpedia,