english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Peanuts are legumes.
Yer fıstığı baklagillerdendir.
en-tr
Sami is purifying his nafs.
Sami nefsini tezkiye ediyor.
en-tr
Sami is training his nafs.
Sami nefsini terbiye ediyor.
en-tr
Sami did istikhara.
Sami istihareye yattı.
en-tr
Sami did ghusl from janaabah in the middle of the night after having a wet dream.
Sami ihtilam olunca cünüplükten çıkmak için gecenin bir yarısı boy abdesti aldı.
en-tr
Sami is Fadil's sheikh.
Sami Fazıl'ın şeyhi.
en-tr
Sami is Fadil's disciple.
Sami Fazıl'ın müridi.
en-tr
Tom is a grouchy cat. He doesn't like to be petted.
Tom huysuz bir kedi. Sevilmekten hoşlanmıyor.
en-tr
I'm hungry for something new.
Yenilik arayışındayım.
en-tr
Tom needs special attention.
Tom'un özel ilgiye ihtiyacı var.
en-tr
I'd never wish for that.
Bunu asla arzu etmem.
en-tr
I oppose this strike.
Bu greve karşıyım.
en-tr
I'm just keeping my options open.
Tüm seçenekleri göz önünde bulunduruyorum.
en-tr
Opinions unite or divide people.
Fikirler insanları birleştirir ya da böler.
en-tr
Have you ever taught anyone French?
Birine hiç Fransızca öğrettin mi?
en-tr
Why do people hurt others on purpose?
İnsanlar neden diğerlerini çıkarla incitir?
en-tr
At least you made an effort.
En azından çaba gösterdin.
en-tr
I'm drowning in the details.
Ayrıntılarda boğuluyorum.
en-tr
I refuse to listen.
Dinlemeyi reddediyorum.
en-tr
They're opening a new express lane at the supermarket.
Süpermarkette yeni bir ekspres kasa açıyorlar.
en-tr
My sneakers are wet.
Мої кросівкі мокрі.
en-uk
Tom stopped drinking two gallons of milk a day.
Tom günde iki galon süt içmeyi kesti.
en-tr
Tom started lifting weights.
Tom ağırlık kaldırmaya başladı.
en-tr
Tom has the perfect physique for a world-class rower.
Tom'un dünya standartlarında bir kürekçiye göre mükemmel bir fiziği var.
en-tr
Tom burst into the grocery store, pushing a wobbly cart.
Tom titrek bir alışveriş arabası iterek bakkala dalıverdi.
en-tr
"Is this a diarrhea restaurant? Because I got diarrhea the last time I ate here." "Yes, sir, we do serve to please." "Good, because I need to lose another three pounds."
"Bu bir ishal lokantası mı? Çünkü burada en son yiyişimde ishal oldum." "Evet bayım, memnun etmek için sunuyoruz." "İyi, çünkü üç libre daha vermem lazım."
en-tr
Mary is always very careful, isn't she?
Mary her zaman çok dikkatli, değil mi?
en-tr
Mary admitted that she was very tired.
Mary çok yorgun olduğunu kabul etti.
en-tr
Mary wasn't in her room this morning.
Mary bu sabah odasında değildi.
en-tr
Mary was sitting on her mother's lap.
Mary annesinin kucağında oturuyordu.
en-tr
Mary told me that she had to do that.
Mary bana bunu yapmak zorunda olduğunu söyledi.
en-tr
Mary looked like she was intoxicated.
Mary sarhoş görünüyordu.
en-tr
Mary lived in Boston her entire life.
Mary tüm hayatı boyunca Boston'da yaşadı.
en-tr
Mary is working in Boston, isn't she?
Mary Boston'da çalışıyor, değil mi?
en-tr
Mary is leaving next year, isn't she?
Mary gelecek sene gidiyor, değil mi?
en-tr
Mary is a songwriter, too, isn't she?
Mary de şarkı yazarı, değil mi?
en-tr
Mary told me that she wasn't coming.
Mary bana gelmeyeceğini söyledi.
en-tr
Mary told me that she was in Boston.
Mary bana Boston’da olduğunu söyledi.
en-tr
Mary lived in Boston until she died.
Mary ölene kadar Boston'da yaşadı.
en-tr
Mary is going to help me, isn't she?
Mary bana yardım edecek, değil mi?
en-tr
Mary has lost her job and her house.
Mary işini ve evini kaybetti.
en-tr
Mary couldn't remember her password.
Mary şifresini hatırlayamadı.
en-tr
Mary was raised by her grandfather.
Mary, büyükbabası tarafından büyütüldü.
en-tr
Mary told me she grew up in Boston.
Mary bana Boston'da büyüdüğünü söyledi.
en-tr
Mary swore that she'd quit smoking.
Mary sigara içmeyi bırakacağına yemin etti.
en-tr
Mary spent her childhood in Boston.
Mary çocukluğunu Boston'da geçirdi.
en-tr
Mary said she didn't like baseball.
Mary beyzbolu sevmediğini söyledi.
en-tr
Mary looked down at her broken leg.
Mary kırık bacağına baktı.
en-tr
Mary is going to do it her own way.
Mary onu kendi tarzıyla yapacak.
en-tr
Mary has a mole under her left eye.
Mary'nin sol gözünün altında bir ben var.
en-tr
Mary had to pay her rent yesterday.
Mary dün kirasını ödemek zorunda kaldı.
en-tr
Mary didn't want to go to her room.
Mary odasına gitmek istemedi.
en-tr
Mary told me that she wasn't busy.
Mary bana meşgul olmadığını söyledi.
en-tr
Mary told me she was in Australia.
Mary bana Avustralya’da olduğunu söyledi.
en-tr
Mary told everybody she was tired.
Mary herkese yorgun olduğunu söyledi.
en-tr
Mary thinks she understands women.
Mary kadınları anladığını düşünüyor.
en-tr
Mary said that she had a contract.
Mary bir sözleşmesi olduğunu söyledi.
en-tr
Mary is still upstairs, isn't she?
Mary hâlâ yukarıda, değil mi?
en-tr
Mary has a scar on her left cheek.
Mary'nin sol yanağında yara izi var.
en-tr
Mary drowned in her swimming pool.
Mary kendi yüzme havuzunda boğuldu.
en-tr
Mary did everything I told her to.
Mary ona söylediğim her şeyi yaptı.
en-tr
Mary was your friend, wasn't she?
Mary arkadaşındı, değil mi?
en-tr
Mary sat and waited for her food.
Mary oturdu ve yemeğini bekledi.
en-tr
Mary is going to sing, isn't she?
Mary şarkı söyleyecek, değil mi?
en-tr
Mary is an only child, isn't she?
Mary tek çocuk, değil mi?
en-tr
Mary is a busy person, isn't she?
Mary meşgul bir insan, değil mi?
en-tr
Mary needs to cancel her flight.
Mary'nin uçuşunu iptal etmesi gerek.
en-tr
Mary has a lump on her forehead.
Mary'nin alnında şişlik var.
en-tr
Mary never talks about her job.
Mary işinden hiç bahsetmez.
en-tr
Mary lost her camera in Boston.
Mary fotoğraf makinesini Boston'da kaybetti.
en-tr
Mary left her phone in her car.
Mary telefonunu arabada bıraktı.
en-tr
Mary is in jail now, isn't she?
Мері у в'язниці, так?
en-uk
Mary is an expert in her field.
Mary alanında uzman.
en-tr
Mary has finished her homework.
Mary ödevlerini bitirdi.
en-tr
Mary said she was unimpressed.
Mary etkilenmemiş olduğunu söyledi.
en-tr
Mary is listening, isn't she?
Mary dinliyor, değil mi?
en-tr
Mary is cleaning her glasses.
Mary gözlüğünü temizliyor.
en-tr
Mary searched in her pocket.
Mary cebine baktı.
en-tr
Mary returned to her office.
Mary ofisine döndü.
en-tr
Mary filled her glass again.
Mary tekrar bardağını doldurdu.
en-tr
Mary is in jail, isn't she?
Mary hapiste, değil mi?
en-tr
Mary told me her dog died.
Mary bana köpeğinin öldüğünü söyledi.
en-tr
Mary found it, didn't she?
Onu Mary buldu, değil mi?
en-tr
Mary renovated her house.
Mary evini yeniledi.
en-tr
Mary read a story to her.
Mary ona bir hikaye okudu.
en-tr
Mary almost lost her eye.
Mary neredeyse gözünü kaybediyordu.
en-tr
She's too weak to lift herself.
Yerinden doğrulacak hali yok.
en-tr
He's supposed to do that himself.
Onu kendisi yapması gerekiyor.
en-tr
He turned himself in.
Polise teslim oldu.
en-tr
She never goes anywhere by herself.
Tek başına hiçbir yere gitmez.
en-tr
She made a fool of herself.
Kendini rezil etti.
en-tr
He made a complete fool of himself.
Kendini rezil rüsva etti.
en-tr
He likes taking walks by himself.
Tek başına yürüyüş yapmayı sever.
en-tr
He lacks confidence in himself.
Kendine güveni yok.
en-tr
She killed herself three nights ago.
Üç gece önce kendisini öldürdü.
en-tr
He's injured himself.
Kendini yaraladı.
en-tr
He didn't kill himself.
Kendini öldürmedi.
en-tr
She didn't kill herself.
Kendini öldürmedi.
en-tr
She bought herself a new sports car.
O kendisine yeni bir spor araba aldı.
en-tr
He bought himself a new computer.
Kendisine yeni bir bilgisayar aldı.
en-tr