text
stringlengths
296
93k
summary
stringlengths
48
2.09k
Fransa'da 'Sarkozy yasası' olarak bilinen düzenlemeyle internet sağlayıcıları korsan müzik indirmede sorumlu tutuluyor. Türkiye'de de marttan sonra başlaması beklenen uygulamaya göre yasadışı indirme yapan kullanıcı iki uyarı mektubundan sonra ADSL'den mahrum olacak. Uygulamanın başladığı ülkelerde CD satışı ve yasal müzik indirme rakamları patlıyor İnternetten korsan müzik ve film indirmeyi engellemek için ağır önlemler geliyor. Fransa ve İngiltere’den sonra Türkiye de korsan indirmede sorumluluğu internet servis sağlayıcılarına vermeye hazırlanıyor. KORSAN MÜZİK VE FİLM İNDİRENİN İNTERNETİ İPTAL Kanunda yapılması planlanan değişiklikle yasalara aykırı olarak müzik ve film dosyası indirenlerin internet erişimi askıya alınacak. Müzik yapımcıları, bu yıl başında uygulamaya geçmesi beklenen yasanın yetişmediğini, ancak mart ayı sonunda tamamlanacağını söylüyor. 5101 Sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonra ses kayıtlarını yasadışı indirenlere karşı mücadele başlayacak. İKİ KEZ E-POSTA YOLUYLA UYARILACAK Türkiye’de de internet servis sağlayıcıları yasadışı indirmeden sorumlu tutulacak. Bu şekilde film, müzik, yada oyun indirenlerin tüm internet trafiği engellenecek. Fransa’daki yasaya göre internetten müzik ve film indiren kullanıcılar tespit edildikten sonra iki kez elektronik posta yoluyla uyarılıyor. Eğer kullanıcı bu uyarıları ciddiye almazsa internet abonelikleri mahkeme kararıyla iki aydan 1 yıla kadar iptal ediliyor. Türkiye’de de aynı uygulamanın mart ayında Meclis’ten geçmesi bekleniyor. MÜ-YAP KORSAN MÜZİK İNDİRENİ GÖRÜYOR Müzik yapımcılarının meslek birliği olan MÜ-YAP, yaptığı yazılım yatırımıyla korsan müzik indiren kullanıcıları görebiliyor. Kullanıcıların IP adreslerini gören MÜ-YAP herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için korsan müzik indirmeye müdahale edemiyor. Ancak MÜ-YAP müdahale edememesine rağmen geçen yıl test amaçlı olarak 100 kişiye uyarı mektubu gönderdi. MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, “Şu an bizim koruduğumuz içerikleri indirenlerin çok büyük bölümünü görüyoruz. Türkiye’de ADSL kullanım gerekçesinin yüzde 70-80’ini yasadışı müzik, film ve oyun indirenler oluşturuyor. Kalan yüzde 20’lik kısmı ise şirketler kullanıyor” diyor. 4,5 MİLYON ABONE KORSAN İNDİRİYOR Forta’nın verdiği bilgiye göre Türkiye’de yaklaşık 6 milyon ADSL abonesi olduğu dikkate alındığında 4.5 milyon abonenin yasadışı müzik, film ve oyun indirdiği anlaşılıyor. AVRUPA NASIL CEZALANDIRIYOR? Avrupa’da müzik indirenlere de yükleyenlere de ağır cezalar kesiliyor. Avrupa ülkelerinde cezalar şöyle: Almanya: Alman Mahkemeleri yasadışı yükleme (uploading) ve indirme (downloading) ile ilgili indirilen veya yüklenen dosya sayısına göre ceza veriyor. Şimdiye kadar verilen para cezaları 150 ile 1800 avro arasında. Hatta bazı davalarda 35 saate kadar çalışma mahkûmiyeti bile veriliyor. İtalya: 2004’te yürürlüğe giren İtalyan Ceza Kanunu’na göre, kanuna aykırı müzik dosyalarının indirilmesine 154 avroluk idari para cezası veriliyor. Ticari kazanç olmadan kanuna aykırı yüklemede (uygun hale getirme), ceza 2065 avroya kadar çıkıyor. Ticari amaç için kanuna aykırı yükleme ise üç yıla kadar hapisle cezalandırılıyor. İsveç: İsveç Kanunlarına göre, kanuna aykırı indirme ve yükleme, telif hakkı yasasına göre, hem iki yıldan uzun olmayan hapis cezasıyla hem de para cezasıyla cezalandırılıyor. İngiltere: İngiltere yasalarına göre müzik, film gibi dosyaların kanuna aykırı yüklenmesi (uploading), suç olarak nitelendirilmiş ve iki yıla kadar hapis ve sınırsız para cezası ile de yaptırıma bağlanmış... (RADİKAL)
Türkiye'de korsan müzik ve film indirme tavan yaptı. Buna karşı yasa hazır. Korsan indirenin ADSL'si iptal edilecek. İşte detaylar;
Trabzonspor Kulübü Yönetim Kurulu, Rusya'nın Zenit Petersburg takımı oyuncusu Fatih Tekke'nin transferini dondurduğunu bildirdi. Bordo-mavili kulübün internet sitesinden yapılan açıklamada, yönetim kurulunun camiadan gelen talebi de göz önünde bulundurarak, teknik kadronun da oluruyla, bir süredir eski futbolcuları Fatih Tekke'nin transferiyle ilgili süreci başlattığı ve bu yönde ciddi bir çalışma yürüttüğü belirtildi. Açıklamada, şöyle devam edildi: "Ancak yapılan tüm iyi niyetli ve kararlı girişimlere rağmen, maalesef transferin sonuçlandırılması adına olumlu mesafe kaydedilememiştir. Sezon başında bonservisin alınmasıyla ilgili temasların sonuç vermemesinin ardından, Fatih Tekke ile varılan mutabakata rağmen, bugün itibariyle söz konusu anlaşmanın da karşı taraftan yok sayılması, görüşmelerin seyrine sekte vurmuştur." Zenit Kulübü ile yürütülen temasların transfer umudunu doğurduğu kaydedilen açıklamada, şöyle denildi: "Ancak bonservis için yapılan yeni seyahat planına ve dün tüm ısrarlı aramalara rağmen Fatih Tekke'ye ulaşılamamıştır. Bugün ise oyuncunun kendisiyle gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, daha önce avro değeri olarak yapılan anlaşmanın yeni sözleşmeye temel olamayacağı tavrıyla karşılaşılmıştır. Bu arada, Zenit Kulübü yetkilileri, göreve gelen teknik direktörlerinin Fatih Tekke'yi yeni dönem için başlayacak hazırlık kampında görmek istediği bilgisini tarafımıza iletmişlerdir. Böylelikle, yönetim kurulumuz ligin ikinci devresinin yaklaşmasını da düşünerek, konunun daha fazla gündemi meşgul etmemesi için bu transferin dondurulması kararına varmıştır." Bu arada, Trabzon'da bulunan Fatih Tekke'nin yarın bir basın toplantısı düzenleyerek, açıklamalarda bulunacağı bildirildi.
Trabzonspor'un Fatih Tekke harekatı yılan hikayesine dönüştü. Bordo mavili taraftarlar bu açıklamaya üzülecek.
Önceki gün cezaevinden çıkan ve adeta gövde gösterisi yapan Mehmet Ali Ağca, MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi harekete geçirdi. Çürük katille diyalog halinde olması muhtemel isimlerden çekinen Bahçeli, önceki gün partili arkadaşlarını bu konuda uyardı ve net tavrını ortaya koydu. Bahçeli, “Mehmet Ali Ağca, ne geçmişte ne de bugün bizi ilgilendiriyor. Ağca ve arkadaşlarından uzak durun” talimatını verdi. UZAK DURUN Bahçeli, önceki akşam Başkanlık Divanı’nda MHP'yi zor duruma düşürmesi muhtemel konuyu partililere anlattı ve şöyle konuştu: “Hayatının hiçbir döneminde bizim teşkilatımız içinde yeri olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Bu olaylar, MHP’nin dışındadır. Ama bugün bu kişiyi ve karıştığı olayları bize karşı kullanmak isteyen kendini bilmezler çıkabilir. Teşkilatlarımız, bu kişiye ve arkadaşlarına karşı mesafe koysunlar.”
Mehmet Ali Ağca konusunda Bahçeli'nin ne diyeceği merak ediliyordu. MHP lideri partililere talimat verdi.
Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Kurumu (IFFHS), son yıllarda yetişmiş Dünya'nın en iyi kalecilerini belirledi. İçlerinde bizi ilgilendiren bir isim var... 1987'den günümüze yapılan bu listenin tepesinde 87 puanla İtalyan kaleci Gianluigi Buffon yer alıyor. Iker Casillas 73 puanla ikinci, Danimarkalı eldiven Peter Schmeichel ise 69 puanla üçüncü sırada yer alıyor. Dördüncü sırada Almanlar'ın efsane kelecisi Oliver Kahn, beşinci sırada Hollandalı Edwin van der Sar bulunuyor. Listedeki tek Türk, 41. sırada yer alan Rüştü Reçber oldu. Rüçtü Reçber, 2002 Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla tüm dünyanın beğenisini kazanmış; turnuvanın en iyi kalecisine verilen Lev Yashin ödülünde ise ikinci olmuştu. (Goal.com)
Dünyanın en iyi kalecileri belirlendi. İlk 50 kaleci arasında bir Türk'ün ismi de var. Tahmin etmesi zor olmasa gerek değil mi?
AK Parti milletvekili Feyzi İşbaşaran alkollü halde trafik polisine yakalanmış ve polise milletvekili olduğunu söylemesine rağmen bir türlü kimliğini çıkaramamıştı. İlerleyen saatlerde de o polisle küfürlü konuşmuştu. Vekil bu yüzden istifa etmek zorunda kaldı ama bugüne kadar kimliğini bir türlü göstermeyen o polise ne olduğu bilinmiyor. O polisin de kimlik göstermemekten cezalandırılması gerekmiyor mu?
Sürgün edilen polis, vekili istifa ettiren polis değil, bir başkası. Onun suçu vekille tartışmak ve hakaret etmek!
Sakarya Emniyet Müdürlüğü görevinden alınan Faruk Ünsal hakkında, “Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak”, “Adliyeye karşı iftira” ve “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından 13 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Hürriyet Gazetesi'nde yer alan habere göre İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Ünsal’ın, gizli bilgileri, ”Yazıcı Çetesi” olarak bilinen örgüt üyelerine belediye başkanı ve bir galerici aracılığıyla sızdırdığı öne sürüldü. İddianamede, galerici Fatih Ç.’nin kullandığı işyeri numarasının, çeteye yönelik 5 Temmuz’daki operasyon öncesi, 1 Temmuz’da Faruk Ünsal’ın özel kalemine ait numaradan aranarak 30 saniyelik bir görüşme yapıldığı anlatıldı. Bu görüşmenin ardından 2 Temmuz’da örgüt yöneticisi Ali Y., telefonda Ahmet A.’ya, “Bu akşam tehlike var ha. Gene haber geldi. Demiş ki oranın başı. ‘Onları yapacam izne ayrılacam.’ Adapazarı’nın başı anladın mı? Bir galericiye demiş. Galerici aradı beni anladın mı?” diyor. Tanık olarak dinlenen dönemin Sakarya KOM Şube Müdürü Alparslan Hersanlıoğlu, çeteyle ilgili teknik takipteki bilgileri mayıs ayı ortasında Faruk Ünsal’a ilettiğini, akabinde şüphelilerin yaptıkları görüşmelerin azaldığını, konuların güncelleştiğini ve numaralarının değiştirildiğini fark ettiklerini söyledi. İddianamede, Sakarya eski Asayiş Şube Müdürü Mustafa Çalışkan, Sakarya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi eski Müdürü Oğuz Çuhadar ve yardımcısı Hüseyin Kopuzoğlu hakkında ise adliyeye karşı iftira, resmi belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı 8 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Dava kapsamında tutuklanan suç örgütünün lideri olduğu belirtilen Hüseyin Yazıcı ile Ali Yıldırım hakkında ise ayrı ayrı 20 yıla varan hapis cezaları isteniyor. Çete üyesi olmakla suçlanan AKP’li Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı için de 20 yıl hapis cezası istenirken 7’si tutuklu diğer 38 sanık için ise çeşitli hapis cezaları istendi.
Sakarya Emniyet Müdürlüğü görevinden alınan Faruk Ünsal hakkında, hazırlanan iddianamede ağır ithamlar...
İNTERNETHABER ANKARA- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, özel istihdam bürolarıyla ilgili düzenlemenin Plan ve Bütçe Komisyonu'na sunulan tasarıdan çıkartılmasını isteyerek, "Dün işçi ve işveren konfederasyonları başkanlarıyla bir toplantı yaptık. O toplantıda yaptığımız tartışmalardan sonra bu metnin daha da olgunlaştırılmasına yönelik talepleri oldu" dedi. Benzer bir düzenleme daha önce de çıkarılmış Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sendikaların "Modern kölelik" olarak nitelendirdiği düzenlemeyi veto etmişti. KOMİSYONDA ELE ALINDI AK Parti Sivas Milletvekili Mustafa Açıkalın başkanlığında toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, 'Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine başladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, tasarıda özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kurmasıyla alakalı yetkilendirme düzenlemesi bulunduğunu hatırlatarak, daha önceki dönemde Cumhurbaşkanı'nın düzenlemeyi iade ettiğine ve iade gerekçesinde eşitlik prensibinin göz önünde bulundurulmasına dair bir itirazının bulunduğuna işaret etti. BAKAN MADDENİN ÇIKMASINI İSTEDİ Dinçer, "Biz bununla ilgili bir takım düzenlemeler de yaparak kanun tasarısına bu metni eklemiştik. Ancak dün işçi ve işveren konfederasyonları başkanlarıyla bir toplantı yaptık. O toplantıda yaptığımız tartışmalardan sonra bu metnin daha da olgunlaştırılmasına yönelik talepleri oldu. Bu sebeple komisyon uygun görürse 8. maddedeki düzenlemenin tasarıdan çıkartılmasını istiyoruz. Biz konfederasyonlarla birlikte kendi çalışmamızı olgunlaştırdıktan sonra yeniden sizlere arzedeceğiz" dedi.
Hükümet, "Modern kölelik" olarak eleştirilen "Özel İstihdam Büroları" düzenlemesinden geri adım atıyor.
Canım Ailem'in bir kaç hafta gösterilmemesi üzerine izleyenler telaşa düştü ama Şebnem Bozoklu, dizinin devam edeceğini söyledi. Zara ve Oktay Kaynarca'nın sunduğu 'Salı Sefası' programına Metin Şentürk ve Canım Ailem dizisinin Meliha'sı Şebnem Bozoklu konuk oldu. KISA BİR TATİLE GİRMİŞ Bozoklu, "Dizimizin başına hiç bir şey gelmedi. Biz küçük, kısa bir tatil verdik. Biraz da dinlendik. Devam ediyoruz. Gülmeye devam edeceğiz yani" diye konuştu. Dizinin senaryosunun çok iyi olduğunu ve çok iyi çekildiğini ifade eden Bozoklu,"Herşeyin yanında çok iyi bir cast var. Cast'ı sadece şey için söylemiyorum, yani herkes rolüne çok iyi uyum sağladı. Onun dışında çok iyi insanlar var o sette. Ben hiç canımızın böyle çok sıkıldığını, çok üzüldüğümüzü, gerildiğimizi ki setlerin genel problemidir gerginlik, bizde yok" açıklamasını yaptı Televizyon Gazetesi.com
Son haftalarda salı günü Canım Ailem'i seyretmek için ekran karşısına geçenler hayal kırıklığı yaşıyor. Peki diziye ne oldu?
İngiltere'nin Leeds şehrinde yaşayan 16 yaşındaki bir çocuk aşırı alkol aldıktan sonra, 18 yaşındaki bir kıza tecavüz etti. Kilisede bir toplantı için bulunan Owen Tappen sarhoş olup kendini iyice kaybettikten sonra, bir kzıın peşine takıldı. Daha sonra kızı yakalayıp saçından tutan Tappen, kendisine karşı nazik olmasını aksi takdirde 'kiliseden sağ çıkamayacağını' söyledi. Zavallı genç kızın çığlıklarını çevrede duyan kimse olaya tepki vermezken, görgü tanıklarının olayı genç bir çiftin kavgası olarak yorumladığı ve umursamadığı belirtildi. Kızın şikayeti üzerine polisin aramalara başladığı ancak şüphelenen babanın, oğlunu zorla karakola götürdüğü ve polise teslim ettiği kaydedildi. Tappen'in en az üç yıl hapis cezası alması bekleniyor.
16 yaşındaki çocuk kilisede bir kıza tecavüz etti. Kızın çığlıklarını duyanlar ise hiç umursamadı!
MEB tarafından hazırlanan 2010-2014 Stratejik Planı'nda, okullarda şiddetin önlenmesine yönelik hedeflere yer verildi. Plana, verilere göre "manidar düzeyde şiddet olaylarının yaşandığı okul ve kurumların personelinin tamamı ile diğer okul ve kurumlardaki personelin yüzde 60'ının 2014 yılı sonuna kadar hizmet için eğitimden geçirilmeleri" hedefi konuldu. Planda, güvenli ve şiddetten uzak eğitim ortamları sağlanması amacıyla toplumsal duyarlılığı artırarak, okullarda şiddet ve şiddete kaynaklık eden olay sayısının her yıl yüzde 10 oranında azaltılması öngörülüyor. Bu çerçevede, şiddet ve nedenleri, iletişim yöntemleri gibi konularda eğitim faaliyetleri düzenlenecek ve öğrencilerin kendilerini her türde şiddet, istismar ve ihmalden korumaları konusunda bilinçlendirilmeleri sağlanacak. Eğitim personeli ve aileler, çocuk ve insan hakları konularında bilgilendirilecek. Bu konularda eğitim yöneticilerinin "çağın gereği olan tutum ve davranışlar geliştirmeleri hususunda" tedbirler alınacak. Şiddet olaylarının önlenmesi kapsamında öğrencilerin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılımı teşvik edilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şiddet olaylarının yaşandığı okullarda, personelin tamamını hizmet içi eğitimden geçirecek.
İNTERNETHABER ANKARA- Hükümetin Alevi Çalıştayı’nda sona gelinirken muhalefet de Alevilerin taleplerini Meclis’e taşımaya başladı. BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis imar kanununda “ibadet yerleri” ibaresinin “Cami, cemevi, mescit, kilise, sinegok, havra” olarak değiştirilmesi için kanun teklifi verdi. Halis tarafından Meclis Başkanlığına sunulan teklifte Alevi inanç topluluğunun en temel hakkı olan ibadethanesi olan Cem Evlerinin yok sayıldığı savunuldu. İmar kanununda yer alan “cami” “cami yeri” ibareleri 2003 yılında “ibadet yeri” olarak değiştirilmişti. Halis bu değişikliğin “Cem Evleri” ni ibadethane olarak kabul etmesini sağlamadığını belirterek yeni bir düzenleme istedi. Halis yapılacak değişiklikle, “inanç sahipleri açısından zaten ibadethane olan Cem Evlerinin yasal güvenceye bağlanması, Alevileri mutlu kılmasının yanında, demokratik bir ülkenin yaratılmasının da temel taşlarından biri olacaktır” dedi. Halis’in teklifi kabul edilirse İmar Kanununda yer alan “ibadet yeri” ibareleri “cami, cem evi, mescit, kilise, sinegok, havra” olarak değiştirilecek.
Hükümet Alevi açılında sona doğru yaklaşırken BDP'li vekilden de Alevileri sevindirecek bir kanun teklifi geldi.
İngiltere’de Leicester Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir gen araştırması, Avrupalı erkeklerin büyük bir bölümünün Anadolu’dan geldiğini ortaya çıkardı. Erkeklerin Y kromozomları üzerinde gerçekleştirilen araştırma, bugünkü Avrupalı erkeklerin, 10 bin yıl önce Anadolu ve Ortadoğu’dan Avrupa’ya gelen ilk çiftçilerin torunları olduğunu gösterdi. The Independent gazetesinin haberine göre, Leicester Üniversitesi bilimadamları, yaklaşık 110 milyon Avrupalı erkekte bulunan R1b1b2 haplogrubu adı verilen Y kromozomu silsilesinin tekrarlama miktarını inceledi. Erkek cinsiyetini belirleyen Y kromozomu babalardan oğullara geçiyor. Erkekler bir X ve bir Y kromozomu taşırken, kadınlarda iki X kromozomu bulunuyor. Araştırmacılar bu çerçevede, İrlanda’dan Türkiye’ye kadar erkeklerden toplanan DNA veritabanlarını inceleyerek, kıtanın farklı bölgelerinde silsilenin ne kadar sıklıkla tekrarladığını araştırdı. Araştırma sonucunda, silsilenin Anadolu ve Ortadoğu’da oldukça az olduğu, kuzeybatı Avrupa’da ise çok yaygın olduğu ve İrlanda’da yüzde yüze kadar ulaştığı ortaya çıktı. Bilimadamlarına göre bu da, silsilenin Anadolu ile Ortadoğu’daki Verimli Ay denilen bölgeye dayandığını gösterdi. İngiliz araştırmacılar, buradan yola çıkarak erkek genlerinin Avrupa’ya Anadolu’lu çifçiler aracılığıyla taşındığı sonucuna vardı. The Independent, çiftçilik tekniklerinin Avrupa’da avcılık ve toplayıcılıkla geçinen topluluklara, Anadolu ve Mezopotamya’dan geçtiği yolundaki tarih tezlerini doğruladığını yazdı. Leicester’deki araştırmayı gerçekleştiren bilimadamlarından Patricia Balaresque, çıkan sonuçlara göre, Avrupa’daki Y kromozomlarının yüzde 80’inin Anadolu’lu çiftçilerden geldiğini söyledi. Balaresque, anneden çocuğüa geçen mitokondrial DNA’lar üzerinde yapılan arıştırmanın, kadın genlerinin ise ağırlıkla avcı-toplayıcı topluluklardan geldiğini gösterdiğini bildirdi. İngiliz araştırmacı, buradan yola çıkarak, çiftçi erkeklerin, avcı-toplayıcı erkeklere baskın gelerek onların yerini aldıkları sonucuna varıldığını bildirdi.
Bu gen araştırması Avrupalı erkeği şaşırtacak cinsten. Çünkü onların da Anadolulu olduğu ortaya çıktı.
Jake Gyllenhaal: İki eşcinsel kovboyun ilişkisini anlatan ''Brokeback Dağı-Brokeback Mountain'' filmiyle de tanınan Gyllenhaal, vizyona girmeye hazırlanan ''Brothers'' adlı yapımda da eski ''Örümcek Adam'' Tobey Maguire'ın kardeşini canlandırdı. Mike Newell ve Jerry Bruckheimer'ın adaptasyonu olan ''Prince of Persia'' filminde de rol alan Gyllenhaal'un, Maguire'ın rolden ayrılmasından sonra yeni ''Örümcek Adam'' olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Ancak bu oyuncunun önündeki en büyük handikap da yine 30'lu yaşlarda bulunması olarak görünüyor.
Aaron johnson: gençlik filmleriyle tanınan oyuncunun ''örümcek adam'' rolünün güçlü adayları arasında tutunup tutunamayacağı merak ediliyor.
2002 sonunda 1. Ordu'nun İstanbul Selimiye'deki karargahının raflarından 12 Eylül darbesinin Bayrak Harekat Planı indirildi. Hedef önce sıkıyönetim, ardından da hükümeti devirmekti. Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan'a ait olduğu ileri sürülen darbe planı şoke etti. "Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan cuntasının 2003 yılındaki darbe planlarını ele geçirdik" diyen Taraf gazetesinin haberine göre, 12 Eylül'ü model alan darbe planı, kaos amaçlı bir dizi eylem planıyla desteklendiği öne sürülüyor. . YENİ KABİNE BİLE HAZIR Yasemin Çongar, Mehmet Baransu ve Yıldıray Oğur, imzalı haber ortalığı karıştıracak.. Öyle ki darbe sonrası oluşturulacak yeni kabinenin isimleri de hazır.. Görevden alınacak belediye başkanları da belirlenmiş.. Sözü uzatmıyor ve Taraf'ın herkesi şoke eden haberi ile sizi baş başa bırakıyoruz: AK Parti'nin 2002'de hükümet kurmasından rahatsız olan bir grup üst rütbeli subay "Balyoz Harekâtı" adı altında çok ayrıntılı bir darbe planı hazırladı. Haber “doğru” ya da “eksik” bilemem ama bir gazetenin böylesine büyük bir “yalan” haber yapmayı göze alamayacağını da bilirim çünkü… Ordumuzun geçmişi “demokrasiyi kirletme suçu” ile doludur… Haberi okuduktan sonra, “Yok canım daha neler” demedim… Dünyada, milletin sevgisinden bu kadar korkan ordular sadece, “az gelişmiş” ülkelerde var… Bir de bizde… Ve kimileri halen, Türk ordusunun “darbe yapma hazırlığı içinde olduğu” tespitlerinin “iftira” olduğunu yazıyor, yazabiliyor… Bu Ordu’nun geçmişte bir Başbakan ve iki bakanını nasıl da astığını unutuyor… Yaşları henüz 18'i bulmamış delikanlıların yaşlarının vicdan fukarası mahkemeler tarafından büyütülerek ipe çekildiğini hatırlamak istemiyor… Pes yani… Adnan Berk Okan Bu planın her veçhesini anlatan elektronik, sesli ve yazılı askerî belgeler, amacın Türkiye çapında sıkıyönetim ilânı, ardından da Meclisin kapatılması ve hükümetin devrilmesi olduğunu ortaya koyuyor. 12 Eylülü model alan darbe planı, kaos amaçlayan bir dizi eylem planıyla destekleniyor. Bu eylem planları, halkın kanını akıtmayı ve Türkiye'yi Yunanistan'la savaşa sokmayı göze alan dehşet verici senaryoları en ince ayrıntısına kadar tarif ediyor. Darbe planını destekleyen Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj başlıklı eylem planlarının 2003'te Birinci Ordu Komutanlığının öncülüğünde, Karacıların yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma'dan üst rütbeli personelin katılımıyla gerçekleştirilmesini öngören beş bin sayafadan fazla belge var. 2003 tarihli Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti. FATİH'E DOKUZ KİŞİLİK ÖZEL TİM JANDARMA Yüzbaşı H.T. komutasındaki dokuz kişilik eylem timi, cep telefonu düzenekli patlayıcıyı cemaate en yakın ayakkabılığa yerleştirecek ve cuma namazının farzının kılınmasının ardından düğmeye basılacaktı. Bölgedeki ajanlar da provokasyon amacıyla harekete geçecekti. 5000 sayfadan çok belge var Taraf Balyoz Darbe Planı'nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam 5 bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında "ıslak" yazışmalar power point sunumları ve orjinal antetli askeri CD'ler var. EZAN ÖNCESİ KAN DÖKÜLECEKTİ Beyazıt Camii'ne yönelik Sakal Eylem Plam'na göre tahrip düzeneği, bir çanta içine yerleştirilecek ve şadırvanda unutulmuş görüntüsü ile bırakılacaktı. Jandarma Binbaşı H.Ö. komutasındaki tim, bombayı yine cuma günü, ezandan 10 dakika önce patlatacaktı. Eylemde özellikle yaralı sayısının fazla olması isteniyor. RUTİN TOPLANTIDA ÖRTÜLÜ GÖREV Planın altında "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı" unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri'nin "kamuflaj" işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor: "Balyoz Planı'nın 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde onanacağı plan seminerine kadar, irticai yıkıcı ve bölücü gruplaar ait, mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak Balyoz Güvenlik Harekat Planı 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik plan şeklinde 'GİZLİ' gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek" ÖFKELİ KALABALIĞI AVLUDA TOPLAYIN [PAGE] Çarşaf Plam'na göre, patlama soması oluşacak panik havası iki kamera ile görüntülenecek, avluda toplanacak öfkeli kalabalığın da caddeye taşması sağlanacaktı. Ayrıca operasyonda kiralık araç kullanılması ve kiralamada gerçek isimle kayıt yapılmaması isteniyor. 29'U GENERAL 162 SUBAY VAR Darbe öncesi kaos ortamı yaratmak için yapılan dört eylem planı ile darbenin bizzat kendisinin nasıl organize edileceğini öngören Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nda 29'u general, 133'ü subay olmak üzere toplam 162 askerin isimleri yer alıyor. ÖZDEN ÖRNEK DE VAR, SAYGUN DA, FIRTINA DA... BU isimler arasında Darbe Günlükleri'nin yazarı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına, Ergin Saygun, Süha Tanyeri, Nejat Bek, Hayri Güner, Şükrü Sarıışık ve Ergenekon sanığı Fikri Karadağ dikkat çekiyor. Kimler tutuklanacak? Kimler bakan olacak? Darbe planlarında tutuklanacakların isimleri, kurulacak yeni kabinenin üyeleri, işbirliği yapılacak 137 gazetecinin ismi, tutuklanacak 116 gazetecinin ismi, görevden alınacak belediye başkanları dahil her şey var. Ve hepsi Tarafta olacak. KENDİ JETİMİZİ DÜŞÜRECEKTİK Sıkıvönetim ilan edilmesini sağlamak için hazırlanan Oraj Hava Harekât Planı'nda, Ege'de uluslararası kriz çıkarmak amacıyla gerekirse bir Türk jetinin düşürülmesi yer alıyor AMAÇ AKP'Yİ ZORDA BIRAKMAK ORG. İbrahim Fırtına'nın Harp Akademileri Komutanlığı sırasında hazırlanan plandan: Mümkünse bir Türk jetinin Yunan uçaklarınca düşürülmesi sağlanacak. ÖZEL FİLO PERSONELİNE GÖREV Planda bu gerçekleşmediği takdirde Özel Fila Personelinden bir pilotun, uygun bir yer ve uçuş sırasında kendi jetlerimizden birini düşürmesi hedefleniyordu. HAVA MÜZESİ BASILSIN PLANIN icra bölümünde 134. Filo'nun Kadıköy ve Fatih'te iki gösteri yapması hedefleniyor: Gösterilerin yapıldığı gece, cübbeli ve sarıklı grupların Hava Müzesi'ni basması sağlansın... EMNİYETLİ TELEFONLAR KİRALIK ARAÇLAR "Çarşaf" planının komuta ve muhabere bölümünde ise şöyle deniyor "Operasyon Ekip lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri tahrip timinde tahrip-b görevini icra edecek, görevi müteakip faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takmip ve kontrol edecektir. Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda tahrik Tim Komutanı (Tahrik -A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.'na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır." ANKARA TİCARET ODASI'NIN DAVETİYLE “Tek yol sıkıyönetim” şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor: “Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya’da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul’daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4’er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162 nci Filo Komutanlığı’nın yarısı Çorlu Meydanı’na intikal ettirilecektir.” HEDEFLER VE DÜŞMAN NASIL ANLATILIYOR? [PAGE] Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası var. Doğan’ın imzasında kullandığı unvan “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı.” Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: “Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak ve mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir.” İşte icra planını da yarın Taraf’ta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı’nın geniş bir özeti. Maksat: (1)BALYOZ Komutanlığı, İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlılığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır. (2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır. Kimlerin imzası var? Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri’nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz’un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri’nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban’ın imzaları var. Belgeleri Taraf’ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul’daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor. Çarşaf Planı İstanbul Fatih, Sakal Planı ise Beyazıt Camii’ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif, taarruz ve tahrip talişmatlarını içeriyor Düşman Durumu: (1)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK’ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir. (2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumları olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir. (3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk’ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti; (a)İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve teşkilatlanmasına tam destek vermekte, (b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta, (c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta, (ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte, (d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçları doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta, (e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte, (f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler. (4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler. (5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur. (6)İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik - beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temaları kullanarak yapmaktadırlar. (7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumları itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar. Dost Durumu: (1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar. (2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir. (3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda; (a)TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına, (b)TSK’nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına, ... (d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına, (e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.
Taraf gazetesi yine ortalığı karıştıracak. Üst rütseli subaylara ait olduğu ileri sürülen darbe planı tüylerinizi ürpertecek.
İNTRENETHABER ANKARA- Hekimleri ya muayehane ya kamu ayrımına getiren Tam Gün yasasına en sert tepki radyologlardan geldi. Yeni yasa ile çalışma süreleri uzatılacak olan radyologlar kanser riski bulunan radyasyona daha çok maruz kalacaklarını belirterek, “Radyasyon vitamin değildir ve aşısı yoktur” tepkisinde bulundu. BAKAN HÜLLE YAPTI Tam Gün Yasası ile radyasyonla çalışanların da haftalık çalışma süresi 25 saatten 40 saate çıkarılacak. Daha önce radyasyonla çalışanların çalışma sürelerini arttıran benzer bir düzenleme yapılmış ancak karar Danıştay’dan dönmüştü. Sağlık Bakanlığı şimdi bunu Tam Gün Yasasının içine koydu. 40 SAATİN KARŞILIĞI Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Başkanı Nezahet Özgür’ün açıklamalarına göre uluslar arası düzenlemeler ve AB diretiflerine göre iyonizan radyasyona maruz kalanların mesai saatleri 5 saatle sınırlı. Şimdi bu sürenin arttırılması öneriliyor. Bu durum zaten radyasyona maruz kalan çalışanların daha uzun süre radyasyona maruz kalarak kanser riskini arttıracak. Radyologların bir tepkisi de arttırılan çalışma saatlerine karşın bunun karşılığının olmaması. Özgür, “Ayda 40 saat radyasyonla fazladan mesai yapmak zorunlu kılınırken hekimlere yapılan sözde iyileştirmeler kadar bile bize iyileştimeler yapılmıyor. 40 saatin karşılığında bize hiçbir maddi getirisi olmayacak” dedi. VİTAMİN DEĞİL Kİ! Radyasyonla çalışanlar Meclis’teki siyasi partilerin gruplarını ziyaret eti. Dernek Başkanı Özgür sorunlarını anlattıktan sonra, “Radyasyon vitamin değildir. Aşısı yoktur. Radyosyonun etkileri akut değil, nesiller boyu kalıcı biyolojik hasarlara neden olur” diyerek destek aradı.
Tam gün yasasına yönelik hekimlerin tepkisi dinmeden çalışma süreleri arttırılan radyologlar da ayaklandı.
Briticsh American Tobacco (BAT) Kurumsal İlişkiler Direktörü Tuna Turagay ve diğer sektör temsilcilerinden alınan bilgiye göre, sigara üreticileri son vergi ve fiyat düzenlemelerinin tütün mamüllerindeki kaçakçılığı tetikleyeceği korkusunu taşıyor. Türkiye'ye özellikle komşu ülkelerden rahatlıkla kaçak sigara girişi olabileceği belirtiliyor. Yapılan bir çalışmaya göre, Türkiye'de en fazla tüketilen sigaralar, komşu ülkelerde üçte bir fiyatına satılıyor. Türkiye'de şu anda 7 liraya satılan bir sigaranın döviz karşılığı 3,30 avro. Bu sigaranın satış fiyatı, Suriye'de 1,13 avro, Irak, İran, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'da 1 avro olarak belirleniyor. Söz konusu sigaranın Rusya'daki satış fiyatı da 1 avroya yaklaşıyor. Bu rakam, Bulgaristan'da 2-2,5 avro civarında seyrederken, Türkiye'deki satış fiyatı, sadece Yunanistan'la benzerlik gösteriyor. Türkiye'deki kaçak sigara oranı, 2007 yılında yapılan bir pazar araştırmasında yüzde 7 civarında tespit edilmişti. Kaçak sigara, en yoğun şekilde Türkiye'nin doğusunda tüketiliyor. Devletin sigara kaçakçılığından vergi kaybı da 1 milyar dolara ulaşıyor. Kaçak sigara oranının artarak, 2 katına çıkması halinde, vergi kaybının yeni ÖTV rakamlarıyla 2 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Sigaradaki kaçak oranının İngiltere'de olduğu gibi yüzde 27'ler seviyesine çıkması halinde, Türkiye'ye yıllık 4 milyar dolar fatura çıkaracağı ifade ediliyor. Bu arada, sigaradaki kaçak oranı, Malezya'da yüzde 36, Kanada Quebec de yüzde 50, Kanada'nın diğer eyaletlerinde ise yüzde 35'ler civarında hesaplanıyor. Türkiye'de fiyatı 3,3 avro olan bir paket sigara, Almanya'da 4,70-5 avro, Fransa'da 5,3 avro, İspanya'da 3,75 avro, İngiltere'de ise 6 sterlinden (6,9 avro) satılıyor. VATANDAŞ KAÇAK SİGARAYA YÖNELİR Öte yandan BAT Kurumsal İlişkiler Direktörü Tuna Turagay, sigarada fiyatların çok yüksek olmasının kaçak oranını artıracağını savundu ve ''Bunun en iyi örneklerinden biri İngiltere. Üstelik ada ülkesi. Ama fiyatlar yüksek olduğu için kaçak oranı yüzde 27'' dedi. Kaçakçıların dağıtım kanallarını hızlı kurduklarını belirten Turagay, Doğuda kaçak oranının zaten yüzde 20'lere ulaştığını, kaçak sigaranın Ankara ve İstanbul'da da yoğunlaşmasından korktuklarını söyledi. Sigara kaçakçılığının büyük illere de gelmesi halinde sıkıntının çok büyüyeceğini kaydeden Turagay, şöyle devam etti: ''Her görüşmemizde gerek Gelir İdaresi'ne, gerek Gümrük Müsteşarlığı, gerek Emniyete bunu söylüyoruz. Türkiye'de tüketimin yüzde 60'ı alt segmentten geliyor. Yani en fazla tüketilen ürünler alt segment ve düşük fiyatlı ürünler. Bunların ortalama fiyatı da zam öncesi 3,5 liraydı. Türkiye'deki asgari ücret de, son artıştan önce 546 liraydı. Yeni artışla birlikte asgari ücret 577 lira oldu. Önceden 546 lira alan bir ücretli, günde 1 paket sigara içtiğinde, 3,5 liradan, ayda 105 lira sigaraya gidiyordu. Bu kişi maaşının yüzde 19'unu sigaraya harcıyordu. Şu anda ortalama fiyat 4,5 lira. Aylık sigara masrafı 135 lira. Bu durumda asgari ücretli, maaşının yüzde 23'ünü sigaraya yatıracak. Yani maaşının neredeyse dörtte birini. Ancak asgari ücretlinin maaşının dörtte birini sigaraya ayırması zor. Herkesin de sigarayı bırakması kolay olmadığına göre, bu ücretli, çok rahatlıkla kaçak sigaraya yönelebilir. Bizim temel endişemiz bu.'' DEVLETLE SEKTÖR EL ELE ÇALIŞSIN Turagay, sorunun çözümü için devletle sektörün el ele çalışması, halkın da bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sigara firmalarının ürettikleri her ürünün TAPDK onayına tabi olduğunu hatırlatan Turagay, ''Ancak kaçak sigara, ne bir denetime, ne onaya, ne de bir düzenlemeye tabii. Bu da bir risk unsuru. Bu nedenle devlet, özel sektör ve halk olarak bilinçli bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Bunları devletin ilgili birimlerine de aktarıyoruz'' diye konuştu.
Sigarada Özel Tüketim Vergisi artışına paralel gelen fiyat artışları, sigara kaçakçılığında artış endişelerini de beraberinde getirdi.
Rusya Federasyonu Bilimler Akademisi, Lebedev Fizik Enstitüsü bilim adamları tarafından kurulan "Tesis" gözlemevi, patlamanın GOES ölçeğine göre M 2.3 şiddetinde olduğu bildirildi. Patlamanın 19 Ocak'ta, TSİ 15.00 da başladığı, 15.41 de en yüksek seviyesine ulaşarak 16.57 ye kadar, iki saate yakın sürdüğünü kaydeden bilim adamları, bu patlamanın 4 temmuz 2007 tarihinde meydana gelen patlamadan sonraki en büyük patlama olduğunu belirtti. GEOS ölçeğine göre, Güneş'te meydana gelen patlamalar yaydıkları x ışını şiddetine göre A, B, C, M ve X Latin harfleriyle belirtilen 5 sınıfa ayrılıyor. A 0.0 olarak belirtilen en düşük şiddetli patlama, Yer yörüngesinde 1 metre kareye düşen 10 nanovat ışına karşılık geliyor. Patlamanın şiddetine göre belirlenen her bir kademe artışında metre kareye düşen ışın miktarı 10 kat artıyor. Güneş etkinliğinin yoğun olduğu 2003 yılı ekim ayında X 17 olarak belirtilen 1 milyon nanovat şiddetinde patlamalar kaydedildi.
Rusya'nın "Tesis" gözlemevi Güneş'te son 2.5 yılın en şiddetli patlamasını tespit etti.
Bir zamanlar Avrupa’nın cici çocuğu olan Yunanistan’la ilgili endişeler büyüyor. S&P ülkeyi ‘gevşeme’ diye uyarırken, Moody’s de görünümünü negatifte teyit etti. AB yardım etmezse ülke iflasa gidebilir Kredi derecelendirme kuruluşları notunu indirdikleri Yunanistan’la ilgili kaygılı. S&P ve Moody’s’ten Yunanistan’a yeni uyarılar geldi. Kredi derecelendirme kuruluşu S&P Yunanistan’a ‘sakın gevşeme’ uyarısı yaptı. S&P yetkilisi Marko Mrsnik yaptığı açıklamada, “Yunanistan’ın kredi notu için hayati olan (planın) uygulaması. Uygulama hakkındaki riskler devam ediyor” dedi. S&P ayrıca politik baskılar karşısında mali konsolidasyon stratejisinin tam anlamıyla uygulanamaması halinde Yunanistan’ın kredi notunu tekrar düşürülebileceği sinyalini verdi. Kuruluş aralık ayında ülkenin notunu bir kademe indirmişti. Görünüm negatifte teyit edildi Moody’s ise hükümetin bütçe açığının azaltılması ve tekrar büyümeye dönülmesi politikaları hakkındaki belirsizlik sebebiyle Yunanistan’ın kredi notu görünümünün ‘negatif’te kaldığını açıkladı. Moody’s yaptığı açıklamada, hükümetin mali istikrar planı hakkında “Devletin kredi itibarını sarsan ve ülkenin mali zorluklarına katkıda bulunan yaygın vergi kaçakçılığı ve ekonomik verilerin yanlış raporlanması gibi uzun süredir devam eden derin sorunlarla kısmen baş etmeyi hedefliyor” denildi. ‘İstatistiklerini düzelt’ uyarısı Öte yandan AB maliye bakanları, oynanmış istatistiklerle yıllardır kendisini kandıran Yunanistan’ı sert şekilde uyardı. Borç kriziyle boğuşan Yunanistan’ın durumunu görüşmek için Brüksel’de toplanan AB maliye bakanları, 30 yıldır AB üyesi olan bu ülkeye “İstatistiklerini AB standartlarına getir” çağrısında bulundu. Ekonomik ve parasal işlerden sorumlu AB Komisyonu üyesi Joaquin Almunia, Yunanistan’ın istatistik sorununu düzeltmek için 14 maddelik bir plan sunacaklarını belirterek, AB istatistik kurumu Eurostat’a üye ülkelerin yayımladığı istatistikleri denetleme yetkisi verilmesini talep etti. Geçen yıl gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 12.7’si kadar bütçe açığı vererek azami yüzde 3 bütçe açığına izin veren Maastricht kriterlerini 4’e katlayan Yunanistan’ın borcu da ekonomik büyüklüğünün yüzde 113’ü seviyesinde bulunuyor. Notu düşen Yunanistan’ın, AB’den yardım gelmeden iflastan kurtulması zayıf bir ihtimal olarak görülüyor. Çiftçiler yolları kesti Yunanistan’da 5. gününü dolduran çiftçilerin yol kesme eylemleri ülkede karayolları trafiğini felç etti. Yunanistan’ın en kuzeyi Bulgaristan sınırından güneyi Mora yarımadasına kadar ana karayolunun 15 ayrı bölgesinde binlerce traktörü yolların ortasına park eden çiftçiler taşıt geçişlerini durdurdu. Bu arada, Yunan-Bulgar sınırında üç ayrı gümrük noktasını da işgal eden çiftçiler nedeniyle Atina ile Sofya arasında büyük kriz yaşanıyor. Ürünlerini ihraç edememekten yakınan Bulgar yetkililer Yunan tarafını AB’ye şikâyet edeceklerini açıkladılar. Türk TIR’ları da Yunanistan’ı doğudan batıya geçişlerinde büyük gecikmelerle zorlanıyor. Yunan medyasına göre Yunan çiftçiler önümüzdeki saatlerde Meriç’te Türk-Yunan sınır geçişlerini de bloke edecek. 300 milyar euro’luk dış borcuyla büyük ekonomik bunalımı atlatmaya çalışan Yunan hükümeti, çiftçilerin istemlerine olumlu yanıt veremiyor. Çiftçiler pamuk, tütün, buğday gibi ürünlerine devlet desteği primi istiyor. Toparlanma katili Yunanistan mı? Euro Bölgesi bakanları Yunanistan’ın borç sorununa acil eğilmesini istedi. Yunanistan’ın küçük bölge ülkeleri üzerinde domino etkisi yaratmasından korkuluyor. Euro Bölgesi ülkeleri maliye bakanları, Yunanistan’a yüksek kamu borcuyla mücadele etmesi konusunda sert mesajlar verdi. Almanya ve bazı diğer euro bölgesi bakanları ise Yunanistan’a AB desteği söz konusu olsa bile borç sorunun Atina yönetiminin kendi sorumluluğu olduğunu bildirdiler. ‘Sorununu kendin çöz’ Çok sert ifadelerle Yunanistan’ı uyaran Hollanda Maliye Bakanı Wouter Bos, “Maliyelerini düzeltmenin kendi sorumlulukları olduğunun bilincine varmaları için ülkelere yön göstermeliyiz. Bu sorumluluk öncelikle her ülkenin kendisine ait. Yunanlıların içinde bulunduğu durumun ciddiyetini anladığını düşünüyorum. Piyasaların hâlâ ikna olmamalarına hak veriyorum” dedi. Not indi, maliyet arttı CNN Money’de yayınlanan, “Ekonomik toparlanmanın katili Yunanistan” başlıklı analizdede çarpıcı tespitler yer aldı: “Yunanistan büyük bir ekonomi olmayabilir. Ancak 16 Euro Bölgesi ülkesinden birisi olması can sıkıcı. Domino etkisi yaratması söz konusu. AB Yunanistan’ın bütçe açığı konusunda yalnız olduğunu söylüyor. Ancak not indirimleri, Yunanistan için borçlanma maliyetlerini yukarı çekti. Yunanistan belki yarın ya da öbür gün borçlarını ödeyemeyeceğini açıklamaz ancak yavaş bir ölüm sarmalına doğru ilerlediği de açık. Kimse Avrupa’dan toparlanmada lokomotif rolü üstlenmesini beklemiyor. Ancak krizin Avrupa’da tekrar alevlenmesi de güçlü ihtimal. Avrupa’daki kaygılar nedeniyle Euro’nun değeri geriliyor. Doların değerlenmesi ise piyasalar için pek de iyi bir işaret değil.”
Komşu zor günler yaşıyor. Kredisi negatife çevrilen Yunanistan'a bir uyarı da AB'den geldi. Başının çaresine bak denildi.
Türkiye genelinde ilk kez Adana Defterdarlığınca yapılan bir çalışmada, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında yapılan incelemede, eşinin çalıştığını gizlediği tespit edilenlerin, bugüne kadar aldıkları tüm ödeneklerin maaşlarından kesildiği bildirildi. Adana Defterdarı Tamer Utkucu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, devletin kasasından çıkan bir liralık haksız ödemenin bile yüzlerle, binlerle hatta milyonlarla çarpıldığında büyük meblağlara ulaştığını, bu parada tüyü bitmemiş yetimlerin hakkının bulunduğunu, bu hakkı korumanın da her devlet memurunun görevi olduğunu söyledi. Bakanlığın, gelirlerin artırılması, giderlerin kısılması yönündeki genelgesi doğrultusunda çalışmalar yaparken, sadece eşi çalışmayan kamu personeline ödenmesi gereken ''aile yardımı ödeneğinden'' eşi çalışanların da yararlandığı yönünde kuşkuya kapıldıklarını ifade eden Utkucu, ''Yaptığımız çalışmada bu kuşkularımızın yerinde olduğunu gördük'' dedi. Maaşlarını genel bütçeden alan kamu personelinin kayıtlarının tutulduğu ''Say 2000'' kayıtlarında, Adana il genelinde, 44 bin 111 işçi, memur, sözleşmeli ve geçici personel bulunduğunu tespit ettiklerini belirten Utkucu, ''Bunun ardından aile ödeneğinden faydalananların listesini çıkardık. Bu listeleri de Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarıyla karşılaştırdığımızda, eşi çalıştığı halde aile yardımı ödeneğinden faydalananları tespit ettik'' diye konuştu. Defterdar Utkucu, hiçbir kamu çalışanını zan altında bırakmak istemediklerini, unuttukları ya da ihmal ettikleri için bildirimde bulunmadığını düşündüklerini belirterek, haksız yere aile yardımı alan 267 personele bildirimde bulunduklarını, eşlerinin çalışmaya başladığı tarihten itibaren aldıkları tüm ödenekleri maaşlarından kestiklerini kaydetti. TÜRKİYE'YE MODEL OLACAK Utkucu, il genelinde yaptıkları bu çalışmanın 3 ilçe haricinde sonuçlandığını, 267 rakamının artabileceğini düşündüklerini bildirdi. Utkucu, bu çalışma ile devletin giderlerinden tasarruf sağladıkları gibi hak etmeden alınan bir paranın da önüne geçtiklerini belirterek, ''Bu çalışmayı rapor halinde bakanlığımıza sunup, Türkiye genelinde tüm il defterdarlıklarınca uygulanmasını teklif edeceğiz'' dedi. MİLYONLARCA TL YAPIYOR Defterdar Utkucu'nun yaptığı hesaplamalara göre, Adana örneğinden yola çıkıldığında, 267 personel, toplam personel sayısı olan 44 bin 111 kişiye oranlanınca, binde 7 kişinin hakkı olmadan aile yardımı aldığı ortaya çıkıyor. 267 personelin ayda aldıkları 86,07 lira ise toplamda ayda 22 bin 980 lira, yılda 275 bin 768 lira yapıyor. Bazı personelin son 5-6 yıldır aile ödeneği aldığı düşünüldüğünde ise bu rakam katlanarak artıyor. Adana örneğinden yola çıkarak bu kez Türkiye genelinde bir hesaplama yapıldığında da haksız ödeme yılda milyonlarca lirayı buluyor. Çünkü, maaşlarını genel bütçeden alan yaklaşık 2,5 milyon kamu çalışanı var. İl özel idareleri ve döner sermayeye dayalı işletmeler dahil edildiğinde bu sayı 4 milyona ulaşıyor. Sadece 2,5 milyon dikkate alındığında, Adana örneğindeki binde 7'si 17 bin 700 personele tekabül ediyor. Bu personelin her birinin sadece bir yıl süreyle haksız aile yardımı aldığı düşünüldüğünde aylık ödeme 1 milyon 505 bin lirayı, yıllık ödeme ise 18 milyon liraya ulaşıyor.
Eşinin çalıştığını gizleyen aileleri takibe alan defterdarlık, bir çok kişinin usülsüzlük yaptığını tespit etti.
Hrant Dink ’i öldüreceklerini neredeyse tüm Trabzonluların bildiği bir çetenin ceza ehliyeti olmayan bir üyesi İstanbul’a gelir ve ağabeyleri tarafından garda karşılanırsa… Ve… Polis de bunu bilirse tedbir almaz mı?.. Bizimkiler almamış… Gelişmiş bir ülkede olsaydı polis, delikanlının nefes alışını bile izlerdi. Gerçi bizimkiler de Ogün Samast’ın helâda büyük abdestini yapışını bile izlemişler ama nasıl olmuşsa cinayeti işlerken delikanlıyı gözden kaçırmışlar… Tam bir kara mizah... “Pandomim” sanatçısını “ajan” veya “kaka bir iş çeviren soytarı” zanneden polisimize yakışır bir aymazlık…
Ahmet Hakan'ın CNN-TURK'te hazırlayıp sunduğu Tarafsız Bölge'de Hrant Dink anıldı, öldürülüşün arka planı tartışıldı.
Cerrah'ın gönderdiği açıklama metnini cevap haklarına duyduğumuz saygı ilkesi gereği aynen yayımlıyoruz: - 18.11.2010 tarihinde, www.internethaber.com adresli internet sitesinde, “Hrant’ı öldüren irade”, “Cerrah sanık olmalı” başlıklı bir makale yayımlanmıştır.Söz konusu makale içeriğinde, müvekkilimiz, son derece üzücü bir cinayetin işbirlikçisi gibi gösterilmiş, görevinden ötürü eleştirilmek bir yanda dursun, hakkında yargısız infaz yapılarak, adeta , suçluluğu ilan edilmiştir. Böylece, makale konusu cinayeti aydınlatmak için üzerine düşeni fazlasıyla yapan ve konuya ilişkin olarak tabi bulunduğu mevzuat çerçevesinde geçirdiği denetimlerde en ufacık ihmaline dahi ratlanmayarak kusursuzluğu sabit olan müvekkilimiz, keyfi şekilde ve hiçbir somut vakaya dayanmaksızın karalanmıştır. Kaleme aldığınız ve internet sitenizde yayımlanan bu makale gerçeği yansıtmamakta ve eleştiri sınırlarını fazlasıyla aşmaktadır.Makale içeriğinde yer alan ve dayanıksız , subjektif yorumlardan ibaret olan yakıştırma ve nitelemeler müvekkilimizi topluma suçluymuş gibi gösterme arzusunda ileri gelmekte olup, yayımladığınız makale kamuoyunun haber alma özgürlüğüne hizmet etme çabasından çok bu özgürlüğü manupule etme çabasının bir tezahürüdür. Gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan.Anayasamızın ve ceza hukukumuzun suçluluğu sabit oluncaya kadar kimsenin suçluymuş gibi gösterilemeyeceğini ilkesine de açıkça aykırı olan bu makale, müvekkilimizin kişilik haklarına vahim bir saldırı oluşturmaktadır.Açıklanan nedenle, 18.01.2010 tarihinde www.inernethaber.com adresli internet ditesinde yayımlanan söz konusu makaleyi tekzip ediyoruz. 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9. Maddesine istinaden söz konusu haber içeriğinin derhal yayından çıkarılmasını ve bu açıklamamızın bir hafta suretiyle internet ortamında yayınlanmasını, kanuni haklarımız saklı kalmak suretiyle, rica ederiz. Keşideci Celalettin CERRAH Adına, Vekili Av.Dr. Mehmet KÖKSAL
Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah yazarımız Nazım Alpman'ın "Hrant'ı öldüren irade" yazısına cevap verdi
Kırıkkale'de itfaiye müdürlüğüne alınacak 4 kişi için yapılan sınav tartışma konusu oldu. Öyle ki sınavda işe alınan kişilerden biri AK Partili Belediye Başkanı Bilal Ağca'nın oğlu, diğeri ise kayın biraderiydi. BELGE EKSİK DİYE 9 KİŞİ SINAVA KABUL EDİLDİ Irmak beldesi itfaiyesine alınacak kişiler için açılan sınava çok sayıda başvuru yapıldı. Ancak yeterli belgeleri olmadığı gerekçesiyle sadece 9 aday sınava katılabildi. İşe alınan 4 kişinin isimleri ise tepkilere neden oldu. İŞE ALINANLARIN HEPSİ TANIDIK, AKRABA Öyle ki, işe alınanlardan 2'sinin Belediye Başkanı Bilal Ağca'nın oğlu ile kayınbiraderi, diğerlerinin ise bir zabıta memurunun oğlu ile iş kurumu müdürünün kızı olduğu belirlendi. Diğer adaylar ise duruma tepki göstererek adalet istedi. Eleştirilere yanıt veren Belediye Başkanı, prosedürü uyguladıklarını açıkladı. OĞLUMUN HERHANGİ BİR KAMU KURULUŞUNA GİRMEYE HAKKI YOK MU? İddiaları yanıtlayan Irmak Belediye Başkanı Bilal Ağca, sınava şartları uyan 9 adayın başvurduğunu belirtirken, şöyle dedi: “Adaylar Türkiye İş Kurumu tarafından gönderildi. Sınav komisyonunda ben yoktum. Komisyona herhangi bir etkim de olmadı. Yasal prosedür ne ise onu uyguladık. Yasa dışına çıkmadık. Ayrıca benim oğlumun işe alındığı ve haksızlık yapıldığı iddia ediliyor. Oğlumun herhangi bir kamu kurumunda işe girmeye hakkı yok mu? Oğlumun işe alındığını söyleyenler puanına hiç bakmamışlar mı? Haksızlık olduğunu iddia edenler, yasal yollardan haklarını arayabilir. Buna bir şey diyemem.” Sınavı kazanan adaylar henüz işe başlamadı.
İş başvurusu için onlarca kişi başvurdu. Belgeniz eksik deyip sadece 9'u kabul edildi. Ve kazanan 4 kişiye bir bakın!
Zaman Gazetesi'nin usta yazarı Ahmet Turan Alkan'dan web sitelerine olur-olmaz yorum yapanlar için yeni bir kavramsallaştırma daha geldi: Sallı-yorumculuk... Niyette 'iyi' ama uygulamada 'kötü' sonuçlar veren duruma dikkat çeken Alkan'ın önemli noktalara işaret ediyor: - Bazı gazetelerin web sitelerindeki haberlerin altında, okuyucular yorum yapsın diye sütun açılıyor. İyi bir fikir, kötü bir uygulama; nitekim tez zamanda suyunu çıkarmayı başarabildik. Bugün itibariyle manzara şudur: Bilgisayar başına oturan herkes, sahte veya gerçek bir isimle haber altlarına "aklından geçen her şeyi" yorum diye yayınlatabiliyor. İyi para kötü parayı kovar; her hezeyanını yorum diye çiziktiriveren yorumcular da, aklı başında okuyucuya galebe etmek üzere. Gazetelerin web yöneticileri, tehlikenin farkında olmalı ki, yorum sayfalarının altına miniminicik harflerle, "Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir; yazılanlardan gazetemiz sorumlu değildir." diye bir not ekleme ihtiyacını duyuyorlar. Ee, bu kadarcık hukuk hilesi, üstte yazılan suç unsurlarından ötürü gazeteyi sorumluluktan kurtarır mı; bu mesele internet hukukunun boş böğrü gibi görünüyor. Yazar ve muhabirler, yazdıkları her satırın fikri sorumluluğunu taşırken sahte isimle aklına geleni "sallayan" bazı okuyucuların işleyebileceği cürümleri kim göğüsleyecek? Siz şimdi örnek istersiniz; hay hay! Vatan Gazetesi'nin web sitesinde dün yayınlanan, "İşte Yargıtay'ın 34 Yeni Üyesi" başlıklı haberin altındaki yorumlardan bazılarını, -imlâsına çekidüzen vererek- takdirlerinize sunuyorum; buyrunuz: "Nihayet iktidar sonrası kendilerini yargılayacak kadroyu kurdular-Latif Şener. Hepsi AKP'nin adamları, vatan elden gidiyor ve gitti -Atilla Şahin. AKP ve Tayyip kendi yandaş yargısını kuvvetlendiriyor. Geldikleri gibi gidecekler- Kaan Han. Kurumlar imam dönmesi hatiplilerle doldu; bunlar da onlardan mı? Ercan Ocak. Anlaşıldığı kadarıyla AKP Yargıtay'da partizanlarını atayabilmeyi başarmış, bir kaleye daha girilmiş- Güven Özer. Yargıyı ele geçirme hedeflerine adım adım yaklaşıyorlar- Fikri Hür. Güle güle yargı, güle güle. Allahtan elimizde TSK var. Sakın bunu duymasınlar şimdi oraya da el atarlar- Osman Karadeniz. Yakında çocukları avukat olarak Ankara'da büro açar- Akif Tütüncü. Yargıyı ve TSK'yı Fethullahçı ayak takımından korumalıyız; ülkemizi uçuruma götürüyorlar- Ateş Demirtürk. Nice 27 Mayıslara!-Lavgar Üsüünn. Denizfeneri Davasını yıllardır bekleten savcılar hakimler hepsi Yargıtay'a doluşmuş. Geleceğimiz hiç parlak değil- Fidel Castro. Şimdiye kadar neredeydin, neler peşindeydin, istediğin yerine getirildi mi Sadullah- Deniz Gezen. Pazarlıkta anlaştılar demek ki; Adalet Bakanlığı müfettişleri olduğuna göre- Sayder Sayder. Seçimi günlerce geciktiren bakan ve müsteşarının tüm gayretleri ne netice verdi bilemiyoruz; ümidim Atatürkçü-demokrat-hak hukuktan yana atanmalar!- Muzaffer Yeltekin. Seçilenlere bakıyorum ve bundan sonraki kararlar kanun kitabından değil, Kuran-ı Kerim'den okunarak verilecek galiba- Ali Narlı." (Kaynak: http://www12.vatanim.com.tr/member/yorumlistesi.asp? Newsid=282475) Benim şahsi kanaatime göre bu yorumların hemen hepsinde, yeni Yargıtay üyelerini -ki hiçbirini tanımam- peşinen töhmet altında bırakan ağır ithamlar var. Yargıtay üyelerinden birisi, "Kimse benim hakkımda böyle itham ve imada bulunamaz" diyerek hak aramaya kalkışırsa kiminle muhatap olacak? Vatan Gazetesi, "Bana ne; ben sorumlu değilim" diyor çünkü. E, editörlük nerede; hâkimlerin haysiyeti, 'sallı-yorum'cuların insafına mı kalmıştır yani? Bu iyiniyetli fakat kötü uygulamaya çekidüzen vermekten başka çare yok. Böyle lâubalilik olmaz. Muhalefetin de, hükümete dirsek çakmanın da yolu yordamı, edebi, hukuku var...
web sitelerine yapılan niyette 'iyi' fakat uygulamada 'kötü' olan sallı-yorumculuğa kim dur diyecek?...
Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesine bağlı Türkmen köyü Çukurahıl mevkisinde birlikte hayvan otlatan 17 yaşındaki A.H. adlı genç, av tüfeği ile 14 yaşındaki yeğeni İ.Ç'yi vurdu. Vurduğu yeğenini sırtına alarak dağdan köye kadar getiren A.H, durumu yakınlarına anlattı. Ailesi tarafından Emirdağ Devlet Hastanesi'ne kaldırılan İ.Ç. yolda hayatını kaybetti. A.H. Jandarma ekiplerine teslim oldu. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Afyonkarahisar"da 17 yaşındaki genç av tüfeği ile vurduğu 14 yaşındaki yeğenini, dağdan köye kadar sırtında taşıdı.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçime katılmak için gerekli şartları yerine getiren 18 siyasi parti bulunduğunu açıkladı. Kapatılan DTP'nin eski milletvekillerinin katıldığı Barış ve Demokrasi Partisi de seçime katılabilecek partiler arasında yer alıyor. YSK, bir partinin seçime katılması için gerekli olan, 'ülke genelindeki teşkilatların yarısını kurmuş olmak ve kongresini yapmak' şartlarını yerine getiren partilerin isimlerini açıkladı. YSK'nın kararı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayınlandı. YSK, ilk kongrelerini yapmış, Ocak/2010 ayının ikinci haftasından altı ay öncesi olan 15 Temmuz 2009 tarihi itibariyle illerin en az yarısında teşkilatını kurmuş siyasi partilere seçmen kütüğü listesi verileceğini açıkladı. Seçmen kütüğü verilecek siyasi partiler şunlar: "Adalet ve Kalkınma Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Emek Partisi, Genç Parti, Hak ve Özgürlükler Partisi, İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Saadet Partisi, Sosyaldemokrat Halk Partisi ve Türkiye Komünist Partisi"
Yüksek Seçim Kurulu'ndan yapılacak olan muhtemel bir seçimle ilgili önemli açıklama...
İngiltere’nin Middlesbrough kentinde bir kadın 12 yaşındaki bir çocukla tam 200 defa ilişkiye girmekle suçlandı. Angela Sullivan adlı kadın, yaklaşık 10 ay önce alkol içirdikten sonra tahrik ettiği çocukla ilişkiye girmeye başladı. Bir çocuk annesi dul kadının çocukla girdiği her ilişki hakkında not tutuğu ortaya çıktı. Kadın, çocukla yaşadığı 100’üncü cinsel birlikteliği ardından ise ona bir çift ayakkabı hediye etti. İNTERNETTE ORTAYA ÇIKTI Çocuk sevgilisinin internette arkadaşlarına dudak uçuklatan ilişkisinden bahsetmesi üzerine su yüzüne çıkan yasak ilişki ardından, Sullivan polis tarafından göz altına alındı. İlk olarak suçlamaları reddeden 36 yaşındaki kadın, “Angela … seviyor” gibi notlar bulunan günlüğünün mahkemeye delil olarak sunulması ardından sapkın ilişkisini itiraf etti. Çocuk yaştaki birine cinsel istismar suçlamasıyla yargılanacak olan Sullivan, ömür boyu hapis cezası alabilir.
36 yaşındaki kadın 12 yaşındaki çocukla tam 200 kere cinsel ilişkiye girmiş. Hatta 100'üncü ilişkisinden sonra bir hediye bile vermiş.
Eski ABD Başkanı George Bush'un, bir konuşmada Irak'tan söz ederken ağzından kaçırdığı “Haçlı Seferi” tartışması Irak ve Afganistan'da kullanılan gizemli silahlardan dolayı yeniden gündeme geldi. ABC televizyonu, bu ülkelerde ABD askerlerinin kullandığı silahların üzerinde İncil şifreleri olduğunu ortaya çıkardı. Seri atışlı tüfeklerin dürbünleri üzerinde firma tarafından yazılan “2COR4:6”, İncil'in “İkinci Korintliler 4:6” bölümünü işaret ediyor. İncil'in bu bölümünde “Karanlığı aydınlatan ışığı veren Tanrı, yüceliğini İsa'nın şahsında göstermek için yüreklerimizi de aydınlattı” deniliyor. Bir başka grup tüfeğin üzerinde ise “JN8:12” şifreleri bulunuyor. ABC'ye göre bu da İncil'in “Yeniden Doğuş Bölümü”ne işaret ediyor. Burada “Beni takip edenler asla karanlıkta yürümeyecekler, hayatın ışığıyla donanacaklar” yazıyor. Silahlar Amerikan 2005 Trijicon şirketi tarafından satılıyor. Amerikan Ordu Sözcülüğü harf ve rakamların İncil'e gönderme yaptığından haberdar olmadıklarını savunarak soruşturma başlattı. ŞİRKET KABUL ETTİ ABC’nin konuştuğu Trijicon şirketinin satış müdürü, seri numaralara İncil’den bölümler gizlediklerini kabul etti. Şirketin Güney Afrikalı Evanjelist Hristiyan Glyn Bindon tarafından kurulduğunu ve onun isteğiyle bu ayetleri yazdıklarını, bunda da yasadışı birşeylerin olmadığını söyledi. Trijicon, 2008 yılında orduya 100 milyon değerinde silah sattı. Geçen yıl ise bu rakam 33 milyon dolarda kalsa da, şirketin orduyla uzun süreli ve yaklaşık 660 milyon dolar değerinde bir antlaşması bulunuyor. İŞTE O SİLAHLAR [PAGE]
Iraklı ve Afgan askerlerin eğitildiği silahların üzerinden İncil'den ayetlerin numaraları çıktı.
Oyuncu Arzu Yanardağ’a evlenmeden önce kocasını Çeşme’de kaldığı otelin 1001 nolu odasında bıçakladığı gerekçesiyle 4 ay hapis cezası verildi Yaklaşık 1.5 yıl önce Çeşme’de bir otelde şimdiki eşi Serhat Türkkan ile kalan genç oyuncu Arzu Yanardağ, bilinmeyen bir nedenle karakolluk olmuştu. Otelin 1001 nolu odasında yaşanan olay gazetelere basit bir kavga olarak yansımış, Yanardağ ile Türkkan bu olaydan bir kaç ay sonra evlenmişti. PASTA KESECEĞİM DİYE BIÇAK İSTEDİ Ancak Çeşme Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği bir karar 1001 nolu odada yaşanan olayın basit bir kavga olmadığını ortaya çıkardı. Alaçatı Beach Resort Otel’de yaşanan olaylar otelde görevli Feyzullah Çakır’ın ifadesine göre şöyle gelişti: “Olay gecesi 02.00 sıralarında sanık (Arzu Yanardağ) otel müdüründen pasta keseceğini belirterek bıçak istedi. Bıçağı alıp yukarı çıktıktan 5 dakika sonra 1001 nolu odadan otelin genel müdürü Kenan Bey’i aradı ve arkadaşıyla (Serhat Türkkan) ile tartıştığını söyledi. Kenan Bey jandarmaya haber verdi. Serhat Türkkan gelen jandarmaya bacağını gösterip yaralandığını söyledi.” Serhat Türkkan kaldırıldığı hastanede kazayla yaralandığını belirtirken Arzu Yanardağ da “Benden meyve bıçağını istedi. Ona bıçağı uzatırken elimden kaydı ayağına saplandı” şeklinde ifade verdi. Ancak savcılık bu ifadeyi inandırıcı bulmayıp kamu davası açtı. Mahkeme heyeti, bacaktaki 15-20 santim uzunluğundaki kesiğin meyve bıçağıyla yapılamayacağına kanaat getirip, Arzu Yanardağ’ı yaralama suçundan 4 ay hapis cezasına çarptırdı. Ceza 3 bin 600 TL para cezasına çevrildi.
Olaylar 1001 nolu odada olmuştu. Basına ufak bir tartışma diye yansımıştı. Ama gerçekler ortaya çıktı. Evlenmeden kocasını bıçaklamış!
Bugünden önce kontrol belgesi alınmış GDO'lu ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin AB kriterlerine uygun olması koşuluyla, GDO'lu ürünlerle ilgili yönetmelikteki genel hükümler, izin, başvuru ve ithalat konusundaki hükümler 1 Mart 2010 tarihine kadar uygulanmayacak. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, ''Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği'', Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Değişiklik ile 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin AB kriterlerine uygun olması koşuluyla, izin, başvuru ve ithalat konusundaki hükümlerin uygulama tarihinin 1 Mart 2010 tarihine kadar uzatılmasını içeren geçici 1'inci madde yürürlükten kaldırıldı. Konulan yeni geçici madde ile; yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce, yani bugünden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin AB'nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşulu ile yönetmeliğin genel hükümleri içeren 5'inci, izin koşullarını belirleyen 6'ıncı, başvuru koşullarını belirleyen 9'uncu ve GDO'lu ürünlerin ithalat hususlarını içeren 11'inci maddesinin 1 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulanması hükme bağlandı. Yönetmelikteki bugünden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında 1 Mart 2010 tarihine kadar uygulanmayacak 5'inci madde; GDO'lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasına, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulmasına yasak getiriyor.
GDO'da başvuru ve ithalat konusundaki hükümler 1 Mart 2010 tarihine kadar uygulanmayacak...
Penguen dergisi, Mehmet Ali Ağca'nın tahliye olması ile Hrant Dink'in öldürülüşünün yıldönümünün aynı haftaya denk gelmesini kapağına taşıdı. Gazeteci Abdi İpekçi'nin katili, Papa suikasti hükümlüsü Mehmet Ali Ağca, yaklaşık 30 yıl sonra dün serbest bırakıldı. Film teklifleri alan Ağca'nın bundan sonra anılarını yazması bekleniyor. Bugünse yine bir cinayete kurban giden Hrant Dink'in ölüm yıldönümü... Haftalık mizah dergisi Penguen, bu iki olayın aynı haftaya denk gelmesini kapağına taşıdı. Derginin kapak yazısında şöyle denildi: "Serbest bırakılan tetikçi Ağca'nın, anılarını yazması bekleniyor. Bir diğer tetikçi Ogün Samast'ın ise gazeteci Hrant Dink'i katletmesinin üzerinden üç yıl geçti." Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'a çizilen balonda ise "Şimdiden kitabı yazmaya başlamam lazım" ifadeleri yer aldı.
Penguen dergisi, Mehmet Ali Ağca'nın tahliye olması ile Hrant Dink'in öldürülüşünün yıldönümünün aynı haftaya denk gelmesini kapağına taşıdı.
Milliyet Gazetesi yazarı Can Dündar'ın, Diyarbakır Cezaevi'nde Şemdin Sakık ile yaptığı 7 saatlik söyleşinin devamı bugün yayınlandı. Can Dündar bugünkü köşesini de bu söyleşiye ayırdı. Bu kez Sakık, dağa çıkış nedenlerini, daha sonra neden örgütü terk ettiğini anlatıyor. Türkler ve Kürtler için de 'siyam ikizi' benzetmesi yapan Sakık, 'onları operasyonla bile ayırmanız mümkün değildir' diyor. Bu söyleşinin devamını Can Dündar'ın kaleminden sürdürelim; (...) “Dağa çıkışımın birinci nedeni, ailemdeki sorunlardır. Babam üç evliydi. Büyük hanımının çocukları çoktu ve erkekti ve büyüktüler. Ailenin hâkimiyeti onların elindeydi. Babam küçük eşine düşkündü. Biz Muş’un en zengin ailesinin, en yoksul çocukları olarak büyüdük. Ben kışın babamın evine giderdim, orda okul okurdum, yazın annemin evine gelirdim. Bize mahzenin altında yer yapmış, bir kat yatak vermişlerdi, yastığımız samandandı. Bir yorgan altında 4 kişi yatardık. Bütün kardeşlerim somyalarda yatardı, ben yerde yatardım. Türkiye ile İsrail’in neden birbirine girdiklerini, kendi durumumla kıyaslayınca iyi anlıyorum. İşte küçük düşürme budur... Yani her şeyin en sonuna yetişeceksin. Annemin, kız kardeşimin, bizim üstümüzde hiçbir zaman yeni elbise olmadı. Yeni bir ayakkabı giymedik. Yiyeceğimiz baharda pancar, yazın meyve sebze, kışın komşuların hayır yemekleriydi. Kışları ahırlarda, samanlıkta, yazları çardakta geçirmişiz. Herkes yoksulsa yoksulluk bal gibidir. Bizimki öyle değildi. Babam keçi eti yiye yiye kalp krizinden öldü. Benim annemin iki çocuğu açlıktan gitti. Şimdi ben sabah 6.5’ta kalkıyorum. Bu, çocukluktan gelen bir alışkanlıktır. Okula gitmeden önce sobayı doldurmam gerekiyor, ekmek, su getirmem gerekiyor. Böyle bir yaşam... Köyde çiftçilik yaptım. Tütün, buğday ektim, ormanda, temel işlerinde orda bile tutturulmadım. Evden kovuldum. Buna rağmen, aile ortamında liseyi bitiren, iş arayan tek kişiyim. Ankara’ya kadar gittim, iş bulamadım. Sokakta yattım. Geçen siz programda “Bir mendil neden kanar?” diye sordunuz. Onu gelin bana sorun. Çocukların durumunu... BAŞBAKAN'A YAZDIM Geçenlerde Güneydoğu’daki çocuklar için Başbakan’a mektup yazdım: “Ne yaparsanız yapın; bu çocuklara işkence çektirmeyin, bu çocuklar büyüdü mü, bu ülke için, bizim insanlığımız için iyi olmaz” dedim. 50 yaşındayım, halen çocukluğuma ağlıyorum. Ve insanlar benim halimden anlamadıkları için de insanları suçluyorum. Neden beni anlamıyorlar? İşte bundandır. YA DAĞ YA HAPİS Şimdi ben bazen kendime soruyorum. Acaba başlık parası bulsaydım, evlenseydim dağa çıkar mıydım? Çıkmasaydım ne olurdu? Benim kardeşim Arif çıkmadı. Annem ona sarıldı büyüttü, evlendirdi. Normal bir yaşamda, köyde üreticilik yapıyordu. Sonra bir gün bizim köyün yanında bir eylem oldu. Benim kardeşlerim diye Arif’in ve büyük abimin üzerine attılar.Arif’i tutukladılar, işkenceye aldılar. Delil yetersizliğinden serbest bıraktılar. Kardeşim askere gitti, dönüşünde bizim köyü yaktılar. Ben onu Şam’a gönderdim. Gıyabında müebbet verdiler. Sonra da Kuzey Irak’ta KDP’ye teslim oldu, birçok yıl kaldı. Sonra benimle birlikte buraya geldi. Bir tane daha müebbet verdiler. Şu anda 2 müebbeti var. Ben dağa çıkmasaydım ya onun gibi 2 müebbet almış olacaktım ya da toprakta olacaktım. BABAMA MUHALİFTİM, O NEDENLE PKK'YA ÇIKTIM DİĞER SAYFADA... [PAGE] Benim PKK’ya geçme nedenlerinden en önemlisi babama karşı muhalefetimdi. Genellikle de öyledir. Bizim Kürt köylüsü, devletten önce feodallere karşı bir düşmanlık içindedir. Çünkü onlardan çok çekmiştir. Nitekim, PKK da öyle taban buldu. Devlet hep feodalleri dost gördü, yanına aldı, bizim üzerimize geldi. Hepimizi ezdi. Feodaller de kurnazlık yaptı. Gittiler devlete, dediler ki “Siz bunları yakalamazsanız, öldürmezseniz, vay halinize” dediler. Devleti kullandılar. Ve biz birbirimizle uğraşırken, yani Kürt köylüsü devletle, korucular bizimle uğraşırken, birbirimizi öldürürken bir denetim boşluğu, siyasi boşluk oluştu; onları da onlar doldurdular. Şimdi de korku, bu boşluğun kapatılıyor olmasındandır.” DAĞDAKİ İSTESE DE İNEMEZ Dağdaki kişi yorulsa da, zorlansa da, örgütle çelişkiye düşse de, bu işin silahlı mücadeleyle sonuca gitmeyeceğini görse de, orada kalmak zorundadır. Dönüşü olamayan bir yola girmiştir. Çünkü döndüğü zaman, bir taraftan devletin çıkardığı pişmanlık yasaları eskiden çok çok kötü yasalardır. Kaldı ki şu anda orada yaşam koşulları geçmişe kıyasla daha rahattır. Para var. Onlara erzak taşıyan milisler var. Arazi önemli oranda boş. Baharda bir iki eylem yapıyorlar, öyle yaşayıp gidiyorlar. Zaten dikkat edersiniz; Kandildekiler göbek bağlamış; Bence onlar inmeyi bekliyor, ama birlikte inmeyi bekliyorlar. Yani örgütün kararına rağmen ineceklerini sanmıyorum. Çünkü buraya tutunamıyorlar ve buna hem devlet hem örgüt sanki ortaklaşa da katkıda bulunuyor. BİZ DEVLET DİYE ASKERİ BİLİRİZ Dağa çıkışımın ikinci nedeni baskılardır. Herkes bu baskıları 12 Eylül ile açıklıyor. Oysa 12 Eylül öncesinde de baskı vardı, sıkıyönetim vardı. Biz siyasi parti, sivil toplum filan bilmezdik. Anneme “Devlet nedir?” diye sordum. “Askerdir oğlum, bilmiyor musun, Allah belanı versin” dedi. Bizim için devlet askerdi. Asker gelirdi, ya silah, ya vergi, ya asker kaçağı toplar, dayak atıp giderdi. Asker, dayaktı. Sonra şehre gittim, orda da polisle karşılaştım. Biz devleti hep baskı, asker olarak gördük. Öyle bir noktaya geldik ki ben dağa çıktığımda bir gün bir askerin izini gördüm, korktum. Yani asker elbisesinin bir parçasını yere atsa, oradan geçemezdik. Böyle bir korku vardı. Diyorlar ki “12 Eylül Diyarbakır Cezaevi’nde işkence yaptı.” Halbuki hemen hemen bütün cezaevlerinde işkence görülürdü. Bütün alayların, karakolların işkence bölümü vardı ve tutuklanan herkes orda işkenceden geçerdi. O da yetmedi, operasyonlarda, köylüler köy meydanında toplandı. Kadınlar erkeklerin sırtına bindirildi, erkekler küçük düşürüldü, dayak atıldı. 12 Eylül sonrasında, Kenan Evren geldi, babamın otelinin önünde konuşma yaptı. Dedi ki: “Biz onları idam etmeyip de besleyecek miyiz?” Bu söz benim kulağıma geldi. Ben cezaevine gitsem idam edileceğim. Kaldı ki peş peşe cezaevinden haberler geliyor. Dayımın oğlu içerde. Annem sahte kimlikle gidiyor onu görüyor. Geliyor bana diyor ki: “Oğlum, öl, cezaevine girme... Kaç git, bir daha buralara gelme” diyor. Halbuki dışarı, içerden daha kötü... İçeriyse zaten öyle. Bu ortamda Şemdin ne yapar? Kendini dağa atar, dağda eline ne geçerse onu savunma aracı olarak kullanır, kendini yaşatmaya çalışır. Beni dağa süren bir faktör de budur.” BAŞKA ÜLKELERDE BÖLÜNME KOLAY... DİĞER SAYFADA.. [PAGE] Başka ülkelerde bölünme çok kolay gerçekleşebilir: Araplarla Kürtlerin bölünmesi... Kürtlerle Farsların bölünmesi... Çeklerle Slovakların bölünmesi kolay gerçekleşebilir. İsraillilerle Filistinliler kendi aralarına duvar örüyorlar; mümkündür. Fakat Türkler ve Kürtler öyle iç içe geçmişlerdir ki bunlara artık ikiz kardeş de denilmiyor; “Siyam ikizleri” diyorum, yani ameliyatlarla, operasyonlarla bile ayırmak mümkün değil. Ayrıldığınız zaman ikisi de ölür. Yöntem ne olursa olsun bu iki topluluğu ayırmaya kalkışmak, bir iç savaşa neden olur. Kaldı ki, bu ayrılmayla sonuçlansa bile Kürtler de Türkler de topraklarını alıp gitmeyeceklerine göre yine burada kalacaklar. Dolayısıyla komşu olacaklar. Yine bir sorundur, yine bir çözüm gerekiyor. ÖLÜMDEN VAZGEÇİNCE YAŞAM DERSİ VERMEYE BAŞLADIM İnsan, 3 gün bile dağda yaşayamaz. Her an yorgunsun, her an üşüyorsun, her an terliyorsun, her an açsın, susuzsun. İklimle, araziyle, toplumla, devletle mücadele ediyorsun. Ve elinde hiçbir şey yok. Ne diye dağda kalacaksın? En ufak yol bulsam inerdim. Bırak 18 yılı, 1 yıl bile yaşayacağıma ihtimal vermedim. İlk 2 yılı kendi başıma geçirdim. Bir tabancam, bir de parkam vardı; ormanlarda gizlenerek yaşadım. Bir yerde küçük bir taşın altını oymuşum, oraya öyle kıvrılıyorum. Bir yerde ateş yakabiliyorum, öyle ısınıyorum. Orada bir çoban beni görüyor, başka bir ormana, başka bir tepeye, vadiye gidiyorum, oraya siniyorum. Kışın ahırlarda samanlıkların, otların içinde, kalıyorum. Bazen gecede 2-3 yer değiştiriyorum. İlk 2 yıl ordan oraya kaçıp gizlenerek geçti. Yastık olsa da başımı koymuyorum, “uykuda yakalanırım” korkusuyla. Bir kulağım uyanık, bir kulağım uyuyor. Öyle bir duyarlılık oluştu ki bende, kafamı taşa koyardım, Diyarbakır’da helikopter kalktığında topraktan onun sesini alırdım. Böyle 18 yıl dağda kaldım. 93’e kadar bu işin gerekli olduğuna inandım ve bütün gücümle kendimi verdim. 93’ten sonra savaşın artık Kürtlere yarar getirmediğini dillendirmeye başladım. Çünkü bu savaşı ben yürüttüm; ne kadar yararlı, ne kadar zararlı olduğunu örgüt liderinden daha iyi biliyordum. O Şam’da oturuyordu. Tabii onlar beni “Genelkurmay’ın adamı, ajanı olmakla, yeri geldiğinde örgüt içinde çete kurmakla, yeri geldiğinde ‘kutsal savaş’ı sabote etmekle, militanları yozlaştırmakla, kadın erkek ilişkilerine yönlendirmekle suçladılar. Doğru; savaşa inancımı yitirdiğim noktadan sonra benim eğitimimin ekseni artık ölüm değil, yaşamdı. Yıllarca nasıl ölüneceğini anlattığım militanlara nasıl yaşayacaklarının dersini vermeye başladım ve örgütten ayrıldım.” BİR KIZI SEVDİM ÖRGÜTTEN AYRILDIM Ben bir kızı sevdikten sonra kendimi sevmeye başladım. Ondan sonra saçımı taradım, sakalımı kestim, elbiselerime dikkat ettim. Orda burada yıkandım falan filan. İlk bakışta hissettim; ta uzaktan geliyordu, bir grubun içinde, sabaha karşı... “Aha odur” dedi bana bir şey... Zaten örgütün de bana ateş püskürmesinin en esas noktası budur. Öbürleri işte “Savaşı şöyle etti, böyle etti” bahanedir. Bunu yaşamda bir yozlaşma olarak değerlendirdiler. Yani böyle bir şey olamaz, çünkü Apo bunu devrim sonrasına ertelemişti; kendisi hariç. Bütün erkeklerin, kadınların evlenmeleri için önce devrim yapmaları lazım. Çünkü “bir kuş önce yuva yapar, sonra çiftleşir” falan. O, beni savaştan soğuttu. Soğutmanın da ötesinde... Misal onunla ilişkide olduğum 2 ay içinde 3 tane hava saldırısına maruz kaldım. 2 tane çatışmaya maruz kaldım. Oysa ben yani sadece taktik icabı hava saldırılarını oluştururdum. Yani öyle gafletle girmezdim. Aklım durmuştu. - Sonra o kız ne oldu? - Sonra Abdullah Öcalan önce beni sonra kızı Şam’a çağırdı. Birbirimize karşı doldurdu. Benim bu yanımı biliyordu. Benim o kadın duyarlılığım çok: Mesela ben babama, erkek kardeşlerime niye bu kadar öfkeliyim? Annem için... Ben devlete niye öfkeliyim: Kız kardeşimi yaralı yakalayabilecekken gözümün önünde vurduğu için... Öcalan sonra kızı ölümün kaçınılmaz olduğu Bitlis’e gönderdi. Sonra ben onun yakalandığını duydum. Peşinden Hatay’a gittim, ama o da suya düştü velhasıl... Şimdi cezaevindedir. - Özlüyor musun hâlâ? - Valla özlüyorum. Fotoğrafını asmışım; koğuşumdadır. Ama ben onun için hainim. Olsun...
Şemdin Sakık bu kez dağa çıkış ve iniş nedenini anlattı. Askeri 'devlet' olarak gördüğünü ve korktuğunu dile getirdi. İşte ilginç açıklamalar...
Habertürk.com'da yer alan habere göre Uçağa zarar verdikleri gerekçesiyle 5 yolcu polis tarafından gözaltına alındı. Onur Air'e ait salı günü saat 18.45'de kalkması planlanan OHY 036 sefer sayılı yolcu uçağı yolcu alımından sonra kalkış için beklemeye başladı. Yolcuların iddiasına göre uçak içerisinde bekleyen bazı yolcular 4 saat kalkış için beklemekten bunalınca pilotun bulunduğu kabine yöneldi. Kısa süre içerisinde pilot ile yolcular arasında sözlü tartışma başladığı iddia edildi. Bazı yolcular uçaktan inmek isterken acil çıkış kapısının altında bulunan slaytları patlattı. Bunun üzerine olayı kuleye bildiren pilot, uçuş güvenliği olmadığı gerekçesiyle uçağa polisin gelmesini istedi. Olay yerine gelen polis, kabin görevlileri ve pilotla tartışan ve acil çıkış kapısının altında bulunan şişme slaytları patlattığı iddia edilen 5 kişiyi gözaltına aldı. Uçağın hangara çekilmesinin ardından 23.10 sıralarında Atatürk Havalimanı İç Hatlar Geliş katına getirilen yolcular olayla ilgili pilotu suçladı. Uçak yolcularından Fikret Kaya, "Kaptan Pakistanlı olduğu için İngilizce konuşuyordu. Kabin görevlileri ve pilot bize çok fevri davrandılar. Uçağın rötarı ile ilgili her soru soruşumuzda, 'Beş dakika sonra uçacağız donmaya karşı uçağın kanatlarına de-icing uygulanacak' diye anons yapıldı. 4 saat uçağın içinde bekledik. Daha sonra uçak teknik arıza nedeniyle hangara çekildi. Hosteslere itiraz eden ve pilotla konuşan 5 kişi polis tarafından gözaltına alındı. Hostesler servis arabalarını koridorlara koyarak yolcuların kaptanla iletişim kurmasını engellediler. Uçak hangara çekilmeden polisler uçağı çevirdi. Acil çıkış kapısının kırıldığı söyleniyor. Uçakta böyle bir şey olmadı" dedi. ACİL ÇIKIŞ KAPISININ SLAYTI PATLADI Konu ile ilgili olarak bilgi veren yetkililer, İstanbul-Diyarbakır seferini yapan Onur Air'e ait uçakta rötar nedeniyle yaşanan gerginlik sonrası yolcuların acil çıkış kapısına yöneldiği ve zorlama sonucu kapının altında bulunan şişme slaytların patladığını söylediler. Bu arada saatlerce uçak içerisinde bekleyen yolcuların başka bir seferle Diyarbakır'a gönderileceği öğrenildi.
Onur Air'in İstanbul-Diyarbakır seferini yapacak uçağı rötar yapınca, uçağın içinde 4 saat kalkış için beklediklerini iddia eden yolcular pilotla tartıştı.
Gözüken o ki F.Bahçe kulübü, yeryüzünde ’Sportif Direktör’ü, teknik direktörüne karışamayan tek kulüp! Çünkü F.Bahçe Teknik Direktörü Christoph Daum yönetimle yaptığı sözleşmede "Sadece Başkan'ı tanırım' diye bir madde koydurmuş. Yani Sportif Direktör Aykut Kocaman’ı ’by-pass’ etmiş. SADECE BAŞKANI TANIRIM Vatan'a göre bu belgede Kocaman’ın, tüm sarı-lacivertli camianın beklediği ’acil müdahale’leri yapamamasındaki nedenler de açıkça gözler önüne seriliyor. Çünkü sözleşmedeki 4. madde Daum’un ”Sadece Başkan’ı tanırım“ mesajını açık bir şekilde vermiş durumda. AZİZ Yıldırım’ın ’tam yetki’ile göreve getirdiğini söylediği Kocaman’ın elini kolunu bağlayan bu gerçek de, teknik direktör Daum’un sözleşmesinde gizli.. NE ALTI, NE DE ÜSTÜ BU sözleşmeye göre Aykut Kocaman, Alman hocanın ne altında, ne de üstünde.. Üstelik Kocaman sarı-lacivertli kulüple 16 Haziran 2009, Daum ise 1 Temmuz 2009’da resmi sözleşmeye imza attı.. Yani önce Aykut Kocaman geldi, sonra Alman hoca.. Şimdi isterseniz F.Bahçe Kulübü ile Daum’un yaptığı sözleşmenin 4. maddesine bakalım ve kafalardaki tüm soru işaretlerini silelim: “Teknik Direktör, ulusal ve uluslararası profesyonel kurallar ve Teknik Direktör sıfatı altında kabul edilmiş uygulamalar tahtında tüm güç ve yetkileri kullanma hakkına sahiptir. Teknik Direktör, tam gün esasına göre yeteneklerinin elverdiği kadar profesyonel A futbol takımından sorumlu ve onu yönetme hakkına sahiptir. Teknik Direktör, yeni oyuncuların alınması konusunda ortak karar verme hakkında sahiptir. Bu görevi yerine getirirken, Teknik Direktör sadece Kulüp Başkanı’na sorumlu olacak ve sadece Kulüp Başkanı’na doğrudan bağlı olacaktır. Teknik Direktör, gerektiğinde ve gerektiği ölçüde Kulüp Başkanı’na bilgi verecektir.” İŞTE bu madde, Daum’un kendini nasıl sağlama aldığı ve Sportif Direktör’den 15 gün sonra imza atmasına rağmen, kendi kurallarını nasıl koyduğunun en büyük göstergesi. Bu maddeye göre Aykut Kocaman, Daum için tam anlamıyla ’etkisiz eleman’ haline geliyor.. F.BAHÇE DÜNYADA TEK! OYSA Aziz Yıldırım, dünyada çok gözde olan ’Sportif Direktör’lüğe Türkiye’de Aykut Kocaman’la başladıklarını söylemişti.. Fakat gözüken o ki F.Bahçe kulübü, yeryüzünde ’Sportif Direktör’ü, teknik direktörüne karışamayan tek kulüp! İŞTE O BELGE
Daum sözleşmeye öyle bir madde koydurmuş ki Aykut Kocaman'ın elini kolunu bağlamış. O yüzden spor camiasında tek!..
Star Gazetesi Yazarı Mehmet Altan bugünkü köşesinde başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte Altan'ın o yazısı: - Uğur Mumcu'nun bana söylediği isim Önceki gün... TV24'te, “Günün Manşeti” programında, Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi nedeniyle, Uğur Mumcu'nun yıllar önce bana söylediklerini naklettim. Uğur Mumcu, Ağca'nın “Abdi İpekçi'nin vurulacağını bildiğini, oraya bu nedenle gittiğini ama tetiği Oral Çelik'in çektiğini” söylemişti. Özen gösterip isim zikretmemiştim... *** Ama... Dün baktım, Sabah Gazetesi'nde, Şenol Sezer'in “Sır Suikast” adlı yazı dizisinde söz ettiği MİT Raporu da Oral Çelik'ten söz ediyor. Dizinin ilgili bölümü aynen şöyleydi: “Yaptığım araştırmalarda da Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) 1997'de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği 'Gizli' ibareli bir rapora da ulaşmıştım. Devletin istihbarat teşkilatının Oral Çelik'le ilgili özet raporunda yazılanlar ise cinayetin tamamen çözülüp, çözülmediğiyle ilgili soru işaretlerini artırır bilgiler içeriyor: MİT, 1997'de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na, 'Gizli' ibareli bir rapor göndererek Oral Çelik'i kısaca özetlemiş... Adı geçenle ilgili; - 1979 yılında öldürülen Gazeteci-Yazar Abdi İpekçi cinayeti eyleminde, Yalçın Özbey ile birlikte aktif rol oynadığı, - Mehmet Ali Ağca'ya Abdi İpekçi cinayetini üstlenmesi halinde kendisine yardım edileceği ve hapisten kaçırılacağı sözünü verdiği, - M. Ali Ağca'nın tutuklu bulunduğu İstanbul/Maltepe Askeri Cezaevi'nden 24.11.1979 tarihinde kaçırılması olayını organize edenler arasında yer aldığı, - Adı geçenin kaçtıktan sonra saklanmasına yardımcı olduğu, şahsa para, elbise, peruk ve silah temin ettiği, - M. Ali Ağca'nın İran'a daha sonra da Almanya'ya turist pasaportuyla kaçırılmasını sağladığı, hususlarında bilgiler bulunmaktadır.” *** Uğur Mumcu'nun bana söyledikleri ile kesişen MİT Raporu'nun yanı sıra, Şenol Sezer, Ağca'nın da “polis sorgusunda yine kendisi gibi Malatyalı olan Oral Çelik, Mehmet Şener ve Yavuz Çaylan'ın isimlerini verdiğini” söylüyordu... Ama soruşturma sürdürülürken gereken ek gözaltı süresi verilmemiş ve Ağca, Maltepe Askeri Cezaevi'ne konmuş... Ve zırhlı tugaydan kaçırılmıştı... *** Bu nasıl olmuştu? Cevabı, Ağca'yı gözaltına alınıp sorgulayanlar arasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hayri Kozakçıoğlu'ndan alabiliriz. İpekçi suikastı soruşturmasını yürüten Kozakçıoğlu, Ağca'nın Beyazıt'ta yakalanıp suçunu itiraf ettiğini belirterek, ona yardım eden bir üniversite öğrencisinin de ertesi gün yakalandığını söylüyor. Cinayetin perde arkasındaki isimlere ulaşmak için istedikleri ek sorgulama süresine dönemin İstanbul Sıkı Yönetim Komutanlığı'ndan izin verilmediğini belirten Kozakçıoğlu, cinayetin bir “devletliler eylemi” olduğunu belirterek: “Olayı net olarak ortaya çıkarttık. Kontrgerillanın bu işin içinde ne derece olduğunu kesin söyleyemiyorum ama Ağca'nın cezaevinden kaçması organizasyondur” diyor. Hayri Kozakçıoğlu, o süreçle ilgili olarak dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı emekli Orgeneral Necdet Üruğ adlarını zikrediyor. *** Kısacası, istenirse, Abdi Bey'in de, dün çaresiz bir utançla üçüncü ölüm yıldönümünde andığımız Hrant'ın da “asıl katilleri” anında bulunabilir. Çünkü tüm adresler belli... Yeter ki siyasal, hukuksal, toplumsal irade harekete geçsin. Peki, neden harekete geçmiyor ve asıl katiller bulunmuyor? Ancak bir tek nedeni olabilir; “katiller ve katilseverlerin” devletten de, toplumdan da, kısacası herkesten daha etkin ve güçlü olması... Zaten 16 Mart Katliamı'ndan Kahramanmaraş'a, Sivas'tan Gazi'ye tüm planlı ve programlı cinayetlerin “asıl katilleri” bulunamadığına göre, söze de, yoruma da gerek yok. Eğer bir gün “katil ve katilseverler”den daha güçlü bir hukuk devleti ve toplumu olabilirsek, cinayetlerin de gereği yapılır. O zamana kadar, “katil ve katilseverlerin” müstehzi bakışları altında dövünerek çaresizce ağıt yakmaya devam edeceğiz...
Star yazarı Mehmet Altan bugün "Uğur Mumcu'nun bana söylediği isim" başlıklı bir yazı kaleme aldı...
2009-2010 eğitim-öğretim yılının, 24 Eylül 2009'da başlayan ilk yarısı cuma günü sona erecek. Yaklaşık 15 milyon öğrenci karne alarak, iki haftalık tatile çıkacak. Okulla bu yıl tanışan 1 milyon 307 bin ilköğretim öğrencisi de ilk karnelerini alacak. 2009-2010 eğitim öğretim yılının ikinci yarısı 8 Şubat Pazartesi günü başlayacak. Eğitim öğretim yılı 18 Haziran Cuma günü tamamlanacak. İkinci dönem, ilköğretim ikinci kademe öğrencileri ile lise son sınıf öğrencileri için sınav heyecanıyla geçecek. İlköğretim ikinci kademe öğrencileri Seviye Belirleme Sınavlarına (SBS) katılacak. Milli Eğitim Bakanlığının sınav takvimine göre, SBS, ilköğretim 6. sınıf öğrencileri için 12 Haziranda yapılacak. İlköğretim 7. sınıf öğrencileri SBS'ye 6 Haziranda, 8. sınıf öğrencileri ise 5 Haziranda girecek. İlköğretim 5. sınıf ile liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında okuyan öğrencilerin katıldığı Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı (PYBS) 2 Mayısta gerçekleştirilecek. Lise son sınıf öğrencilerinin katılacağı üniversiteye giriş sınavlarının ilk aşaması olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) için 18 Ocak Pazartesi günü başlayan başvurular 12 Şubatta sona erecek. YGS 11 Nisanda yapılacak. Üniversiteye girişte ikinci aşama olan Lisans Yerleştirme Sınavları'nın (LYS) başvuru tarihi 3-14 Mayıs, LYS tarihleri de 19-20 Haziran ile 26-27 Haziran olarak belirlendi.
Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri, 22 Ocak Cuma günü karne almaya hazırlanıyor.
Yemen'de neler oluyor? Herkes bu sorunun cevabını aararken Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Karagül, bugünkü köşesinde diye soruyor.. (...)Şimdi gelelim, yazının başındaki konuya. Peşmerge'nin, yani Kürt paralı askerlerin Yemen'de ne işi olduğuna. Blackwater karşı direniş birimi, bugünlerde Yemen'de, Yemen askerleriyle birlikte operasyonlara katılıyor. Yemen'deki operasyonun kapsamına Somali de giriyor. Yemen'deki paralı askerlerin hedefinde Zeydi'ler var. Yani bu güçlerle savaşıyorlar. Daha önce, Aden Körfezi'ndeki korsanlar için bu şirkete bağlı deniz birlikleri bölgeye gönderilmişti. Irak'tan Peşmerge birliklerini Yemen'e kim götürmüş olabilir? On milyon riyallik anlaşma, Yemen hükümeti ile kimler arasında yapıldı? Bu parayı gerçekten Yemen mi ödedi yoksa başka bir Ortadoğu ülkesi mi? Yakın gelecekte, Blacwater'ın operasyon alanına giren her bölgede, Peşmerge birliklerini görürsek şaşırmayacağız. Bu dev sektör, ABD'ye olan diyet borcu, örtüşen çıkarlar, örtülü operasyonlarda bir başka ittifakı gözler önüne seriyor şimdi. Peki, İsrail'den yüklenen patlayıcıları, Kuzey Irak'a, oradan da Anadolu içlerine nakledenler kimlerdi? Sevkiyatı kontrol edenler arasında Mossad'dan, ABD'den, Kuzey Irak'tan ve Türkiye'den personelin bulunması nasıl bir gizli ittifakı işaret ediyor? Peki, Dağlıca, Aktütün gibi büyük saldırılar, sadece PKK saldırıları mıydı? Aynı ittifakın ürünü olamaz mı? Burada biraz düşünmemiz lazım. Burası çok önemli. “Türkiye'yi de vurdular” derken, bir şey anlatmaya çalışıyorum.
Yemen'de kan gövdeyi götürüyor. Oyun içinde oyun oynanıyor. Şimdi de Kürt paralı askerler ortaya çıktı..
Tayvan’da yüksek tansiyon şikâyeti olan bir adam, gişe rekorları kıran 3 boyutlu film Avatar’ı izlerken beyin kanaması geçirerek öldü İZLERKEN FENALAŞTI Tayvan'da yüksek tansiyon şikâyeti olan bir adam, James Cameron’ın dünya çapında gişe rekorları kıran 3 boyutlu filmi Avatar’ı izlerken beyin kanaması geçirerek öldü. İsmi Kuo (42) olarak açıklanan adam, yaklaşık 2 hafta önce ‘Avatar’ı izlerken fenalaştı. Bilinci kapalı halde hastaneye kaldırılan Kuo’nun beyin kanaması geçirdiği anlaşıldı. 11 gün sonra ölen Kuo’nun doktorlarından Peng Chin-Chih, “Bu durum, filmi izlerken aşırı derecede heyecanlanmasından kaynaklanmış olabilir” dedi. Daha önce 3 boyutlu filmlerin baş ağrısı, mide bulantısı ve bulanık görme şikâyetlerine yol açtığı iddia edilmişti. Ancak Tayvan’daki olayın Avatar’la ilişkilendirilen ilk ölüm vakası olduğu belirtiliyor. ÇİN’DEN KISMİ YASAK! AVATAR’IN Çin’deki gösterimlerine ise kısıtlama geldi. Dağıtımcı firma China Film Group, sansür kurulunun isteğiyle filmi 23 Ocak günü iki boyutlu salonlardan çekiyor. Avatar, şubata kadar 3D gösterimlerine devam edebilecek. Ama 3D salon sayısı az olduğu için filme kısmi yasak gelmiş oluyor. Sansür kurulunun bu kararı almasındaki en önemli gerekçe, yerel filmlere yer açmak. Hong Kong’un Apple Daily adlı gazetesinin haberinde yer alan diğer gerekçe ise filmin ‘sivillerde huzursuzluk’ yaratması ihtimalinin sansür kurulunu rahatsız etmesi. Haberde, filmdeki toprakları işgal edilen yerli halk Na’viler ile Çin’de topraklarını gayrimenkul komisyoncularına kaptıran insanlar arasındaki paralelliklere dikkat çekiliyor.
Sinemaya yeni bir boyut getiren Avatar filmi gişe rekorları kırıyor ama bir yandan da bazı tehlikeler içeriyor.
Gülşah ERDEM İNTERNETHABER ANKARA- Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) tarafından ‘Kamuoyunun Dış Politikaya İlgisi’ adı ile yapılan araştırmada ilginç sonuçlar otaya çıktı. Araştırma sonuçlarına göre; Türk halkı “düşman” sıralamasında ABD’yi ilk sıraya yerleştiriyor. Halkın yüzde 37,5’i ABD’yi ‘düşman’ olarak gördüğünü belirtti. ABD’yi birbirine çok yakın oranlarla Ermenistan (yüzde 10.9) , İsrail (yüzde 10.6) izledi. Diğer düşman görülen ülkeler ise yüzde 6,1 ile Yunanistan ve yüzde 5,1 oran ile Fransa olarak ‘düşman’ listesine girdi. DÖRT KİŞİDEN BİRİ İNTERNET’TE ATAUM’UN yaptığı araştırmaya göre, halkın yüzde 52,4’ü öncelikli olarak iç politika haberlerini takip ediyor. Halkın yüzde 19,8’i dış politika haberlerini, yüzde 14,1’i ise ekonomi haberlerine ilgi duyuyor. Katılımcıların yarısından fazlası, yüzde 55,6 haberleri televizyon ve radyodan 24,5’luk kısmı internet ve yüzde 16,2’lik kısmı gazete/dergiden izliyor. Dış politika haberlerinin akademik yayınlardan takip edilme oranı 1,6. Araştırmaya göre, mevcut hükümetin dış politika uygulamalarını “başarılı” bulanların oranı yüzde 23,1. Katılımcıların 38,6’sı “başarısız” olarak değerlendiriyor. Hükümetin uygulamalarını “kısmen başarılı” bulanların oranı yüzde 38,3. AKADEMİK BİLGİYE İNANÇ Araştırmaya katılanların yüzde 23,7’si ilk sırada üniversite öğretim üyelerinin, ardından yüzde 22,1’i hükümetin Türk dış politikası konusunda en doğru görüşleri dile getirdiğini belirtiyor. Bu sırayı sivil toplum örgütleri, muhalefet partileri, iş dünyası takip ediyor. Ankete katılanların yüzde 6,9’u ise bu konuda ordunun en doğru görüşü dile getirdiğini savunmaktadır. Katılımcıların yüzde 28’i AB ile ilişkileri, yüzde 27,7’si terörizmle mücadele konusunu, yüzde 15’8’i Ermenistan ile ilişkileri, yüzde 9,9’u ABD ile ilişkileri, yüzde 7’si de İslam ülkeleri ile ilişkileri öncelikli gündem maddesi olarak görüyor. Katılımcıların yüzde 44,6’sı dış politika konularında “az bilgili” olduğunu belirttirken, “bilgiliyim”, diyenlerin oranı yüzde 43,1’te kaldı. “Çok bilgiliyim” diyenlerin oranı yüzde 7,1 iken “hiç bilgi sahibi değilim” diyenlerin oranı yüzde 5,2. ABD, DÜŞMAN AZERBAYCAN DOST Araştırmaya göre “Dost” tanımlamasında katılımcılar, yüzde 29,9’luk bir oranla Azerbaycan’ı birinci olarak belirlerken, bunu yüzde 16,7’lik oranla “hiçbiri” cevabı izlemektedir. Yani halkın yüzde 16.7’lik bölümü Azerbaycan dışında dost bir ülke göremiyor. KKTC yüzde 15,7’lik oranla üçüncü sırada belirtildi. Araştırmada, kamuoyu “düşman” sıralamasında ABD’yi ilk sırada. Katılımcıların yüzde 37,5’i ABD’yi düşman olarak gördüklerin belirtti. Birbirine çok yakın oranlarla “Ermenistan”yüzde 10.9 , “İsrail” yüzde 10.6 ve “Hiçbiri” yüzde 10.4’tür. Ardından yüzde 6,1 ve yüzde 5,1 oranlar ile Yunanistan ve Fransa olarak belirtildi. ‘ABD GÜVENİLMEZ’ Ankete katılanların yüzde 27,4’ü ABD’yi “güvenilmez ülke” olarak görüyor. ABD’yi “sömürgeci ülke” olarak nitelendirenlerin oranı yüzde 26,5. “Stratejik ortak” olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 25,5’tir. Katılımcıların yüzde 8,1’i ise ABD’yi “askeri müttefik” olarak tanımladı. Halkın yüzde 4,7’si ABD’yi “düşman ülke” olarak nitelendirirken, “ebedi dost” olarak görenlerin oranı ise sadece yüzde 2’dir. Yüzde 5,7’lik oran bu soruya “diğer” cevabını verdi. İŞBİRLİĞİ Araştırmaya katılanlar, “Askeri işbirliğini yüzde 32,7”; “Ekonomik işbirliğini yüzde 24,13” ve “Terörle mücadeleyi yüzde 8,82” konularını “Türkiye ile ABD arasında en önemli üç işbirliği alanı” olarak nitelendiriyor. SORUNLAR Araştırmaya katılan katılımcılar, “Türkiye ile ABD Arasındaki En Önemli Üç Sorun Nedir?” sorusuna ise “Terörle mücadele yüzde 27,91”; “İncirlik üssünün kullanımı yüzde 19,77”; “Irak’ın geleceği- yüzde 16,18; “Ermeni iddiaları yüzde 11,43” ve “ABD-İran ilişkileri yüzde 9,88” şeklinde cevap verdi. ‘TÜRKİYE AVRUPA ÜLKESİ’ Anket sonuçlarına göre, halkın yüzde 28,9’u Türkiye’nin Avrupa ülkesi, %22,6’sı Türk Cumhuriyetlerinden biri, yüzde 15,5’i İslam ülkesi, yüzde 11,4’ü Orta Doğu ülkesi, yüzde 8,7’si Akdeniz ülkesi, yüzde 8,6’sı ise Asya ülkesi olduğu yönünde görüş bildirdi. AB DESTEĞİ 55.5 Ankete katılanların yüzde 55,3’ü “Türkiye’nin AB’ye üye olmasını istiyor musunuz” sorusuna genel olarak “evet” biçiminde yanıt vermişlerdir. Bu oranın yüzde 32,9’u sadece “evet”, yüzde 22,4’ü de “kesinlikle evet” şeklindedir. Anket katılımcılarının yüzde 25,2’si ise genel olarak “hayır” biçiminde yanıt vermiştir. Bu hayır yanıtları içerisinde sadece “hayır” yanıtının oranı yüzde 16,5 iken, “kesinlikle hayır” cevaplarının oranı yüzde 8,7’dir. Ankette, “fark etmez” şeklinde görüş bildirenlerin oranı ise yüzde 16,1’dir. AB HAYAL Katılımcıların yüzde 32,8’i AB’ye tam üyeliğin “hiçbir zaman” gerçekleşmeyeceği yönünde görüş belirtti. Ankete katılanların yüzde 20,5’i olası bir üyeliği “5–10 yıl sonra” , yüzde 17,1’i “11–15 yıl sonra”, yüzde 15,2’si “20 yıldan fazla”, yüzde 9,5’i 16–20 yıl sonra”, yüzde 4,8’i ise “5 yıldan az” bir sürede öngörmektedir. AB SAMİMİ DEĞİL “Sizce AB Türkiye’ye karşı güvenilir ve samimi davranıyor mu?” sorusuna yüzde 83,9 ile genel olarak “hayır” yanıtı verildi. Bu cevaplar içerisinde sadece “hayır” diyenlerin oranı, yüzde 48, “kesinlikle hayır” diyenlerin oranı yüzde 35,9 oldu. Soruya, genel olarak evet diyenlerin oranı yüzde 11,6 düzeyinde. Genel evet oranı içerisinde sadece “evet” diyenlerin oranı yüzde 9,4, “kesinlikle evet” diyenlerin oranı ise yüzde 2,2. Soruya yüzde 4,5 oranında “fikrim yok” cevabı verildi. DİN VE KİMLİK “Türkiye AB ilişkilerinde en büyük sorun nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 32,4’ü “din ve kimlik farklılığı” cevabını verdi. Bu cevabı yüzde 15,8’lik bir oranla “Kıbrıs”, yüzde 14,4’lük oranla “Türkiye’nin ekonomik sorunları” takip etti. ‘KIBRIS, KARDEŞ ÜLKE’ Ankete göre; katılımcıların yüzde 56’sı KKTC’yi “asla vazgeçilemeyecek kardeş ülke” olarak tanımlıyor. KKTC’yi “Türkiye’nin sırtında bir kambur” ve “AB’ye üyelik karşılığında taviz verilebilir” şeklinde tanımlayanların oranı sırasıyla, yüzde 14,9 ve yüzde 6,3 oldu. Soruyu “fikrim yok” şeklinde yanıt verenlerin oranı yüzde 12, “Türk dış politikasının etkin unsurlarından biri değildir” yanıtını verenlerin oranı ise yüzde 10,76. “Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Tanımalı mı?” sorusuna katılımcıların verdiği şartlı “evet” yanıtı yüzde 55,3. Bu yanıtların yüzde 40,7’si “Evet, Kıbrıs sorunu çözülürse”, yüzde 14,6’sı “Evet, AB üyeliği karşılığında” şeklinde. Soruya “Hayır, asla” şeklinde yanıt verenlerin oranı yüzde 30,9; “fikrim yok” diyenlerin oranı ise yüzde 13,8. Ankete katılanlar “Türkiye ile Yunanistan arasında en önemli üç sorun” olarak yüzde 34,01’lik oranla “Kıbrıs sorunu”, yüzde 26,36’lık oranla “Kıta sahanlığı” ve yüzde 13,47’lik oranla “Ege adalarının silahlandırılması” olarak görüyor. ERMENİ KAPISI’NA DESTEK “TBMM Ermenistan Sınır Kapısının Açılması ile İlgili Protokolü Onaylamalı mı?” sorusuna verilen genel evet cevabı yüzde 69,7’dir. Söz konusu genel evet cevabının yüzde 35’i “evet, Ermenistan Azerbaycan topraklarından çekilirse onaylamalı”, yüzde 28,6’sı “evet, Ermeniler soykırım iddialarından vazgeçerse onaylamalı”, yüzde 6,1’i “evet, derhal koşulsuz olarak onaylamalı” şeklinde. Soruya “hayır, asla onaylamamalı” diyenlerin oranı yüzde 27,5. KÜRT DEVLETİNE HAYIR Katılımcılar Türkiye’nin Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına yüzde 69,1’lik bir oranla hayır cevabı verdi. Genel olarak “evet” cevapları ise yüzde 19,2 oranında. Genel “evet”in içerisinde sadece “evet” diyenlerin oranı, yüzde 14,5 iken, “kesinlikle evet” diyenlerin oranı yüzde 4,7 oldu. ARABULUCU OLALIM Anket katılımcıları Arap–İsrail sorununda Türkiye’nin rolünü şu şekilde değerlendirmişlerdir: Türkiye “aktif arabuluculuk rolü üstlenmelidir”: yüzde 42,2, “Tarafsız olmalıdır”: yüzde 33,5, “Arap politikasına destek olmalıdır”: yüzde 9,7, “İsrail politikasına destek olmalıdır” yüzde 2,7. Soruya “fikrim yok” diye cevap verenlerin oranı da yüzde 11,9. Türkiye’nin İran ve ABD arasında arabuluculuk rolü oynamasına eşit oranda “evet” ve “hayır” cevapları verildi: Yüzde 43. NATO OPERASYONLARI Katılımcılar Türkiye’nin Afganistan’daki Askeri Varlığının Geleceğini ise şu şekilde değerlendirdi: “Türk askeri tamamen çekilmelidir: Yüzde 36,3, Asker sayısını artırmalıdır, Ancak çatışma bölgesinden uzak durmalıdır: Yüzde 27,9, Asker sayısı aynı kalmalıdır: Yüzde 14,1, Asker sayısı azaltılmalıdır: Yüzde 10,8; Asker sayısını artırmalıdır ve çatışma bölgelerine asker konuşlandırmalıdır: Yüzde 6,3. KORSANLARA HAYIR Anket sonuçlarına göre Türk halkı, Türkiye’nin Deniz Haydutları (Korsanları) İle Mücadele İçin Somali Açıklarına Savaş Gemisi Yollamasına yüzde 63,9’luk bir oranla olumlu yaklaşıyor.
Türk halkının "düşman" olarak gördüğü ülkelerin başında ABD geliyor. Sonra İsrail.
Ankara-Eskişehir arasında karşılıklı olarak ilk seferine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı törenle 13 Mart 2009'da başlayan Yüksek Hızlı Tren (YHT) ile 10 ayda 1 milyon kişi seyahat etti. TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, AA muhabirine, hızlı tren seferlerinin hizmete girmesiyle kara yoluyla 2,5-3 saatte katedilebilen Ankara-Eskişehir arasının 1,5 saate düştüğünü söyledi. YHT'nin hizmete girdiği 13 Mart 2009'dan bu yana geçen 10 ayda yaklaşık 1 milyon kişinin hızlı trenle seyahati tercih ettiğini ifade eden Karaman, şöyle konuştu: ''Hızlı tren seferlerinin yoğun ilgi görmesi bizleri memnun ediyor. İki kentte yaşayanlardan özellikle öğrenciler, öğretmenler, askeri personel ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kişiler, sabah gidip akşam sıcak yuvalarına güvenli bir şekilde dönebilmektedir. Ankara'da yaşayan, ancak Eskişehir'de çalışan veya Eskişehir'de yaşayıp Ankara'da görev yapan birçok kişi hızlı treni kullanıyor.'' TCDD Genel Müdürü Karaman, hızlı trenin insanların hayatında yeni bir çığır açtığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Eskişehir'de kendi aralarında toplanan bir grup Ankara'da düzenlenen bir sanat etkinliğine, konsere rahatlıkla gelebiliyor ve aynı gün dönebiliyor. Bu da hızlı treni cazip hale getiriyor. Hızlı tren Eskişehir ile Ankara'nın turizmine de önemli katkılarda bulundu. İki kent arasındaki mesafe kısalınca turizm de canlandı.'' ''Hızlı trenle bu yıl 2 milyon kişiyi taşımayı hedefliyoruz'' diyen Karaman, tüm çalışmaları bu amaç doğrultusunda sürdürdürdüklerini, vatandaşa en iyi hizmeti kaliteli bir şekilde sunmaya gayret ettiklerini belirtti. Karaman, bir yıl süren çalışmanın ardından sözlerinde tren bulunan türküler ile şarkıları bir albümde toplayıp, hızlı trenle seyahat eden yolculara, isteklerine bağlı olarak dinlettiklerine de değinerek, ''Yolcularımızın seyahatlerinde daha hoş vakit geçirmeleri için 18 şarkıdan oluşan bir albüm hazırladık. Hızlı tren seferlerinde kullanılan bu albüm yolcularımız tarafından beğenildi'' diye konuştu.
Ankara-Eskişehir arasında hizmet veren Hızlı treni yolcular çok sevdi. 10 ayda rağbet gösteren yolcu sayısı fazla..
AK Parti Kadın Kolları'nın '8 Mart Dünya Kadınlar Günü' nedeniyle yapacağı toplantı için hazırladığı sürpriz davetli listesi uzun süre konuşulacağa benziyor. 22 Temmuz 2007 seçim sürecinde, kadınlara 'siyasette kota' isteyerek, 'Ruanda'da bile var' diyen KA-DER Başkanı feminist Hülya Gülbahar'a Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'Sen Ruanda mı olmak istiyorsun, buyur Ruanda ol. Ben kotayı kadınlara haksızlık olarak görüyorum. Benim kadın kollarım bu konuda KA-DER'den çok daha samimi, bunu bilin' demişti. AK Parti, 2.5 yıl sonra Ruanda'nın hak ettiği başarıya şapka çıkardı. AK Parti Kadın Kolları, Ruanda'daki kadın zaferinden etkilenerek, bu ülkenin kadın bakanlarını 8 Mart Dünya Kadınlar Günü toplantısına davet etti. Yüzde 56'lık kadın temsil oranı ile dünya birincisi olan Ruanda'nın Meclis Başkanı Rose Mukantabana ile Ruanda Dışişleri Bakanı Louise Mushikiwabo, 8 Mart'ta Başkent'te olacak. Toplantıda yapılacak iki oturumdan birinde KADER de bir sunum yapacak. Böylece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Ruanda ol' dediği Kader yöneticileri ile Ruandalı kadın siyaseçiler, Afrika'da değil ama Başkent'te 2.5 yıl sonra bir araya gelmiş olacaklar. Üstelik, Erdoğan da toplantının açılışında yer alacak. AK Parti Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin, davetli listesinin belirlenmesinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da görüşlerini aldı. Çok sayıda ülkeden kadın bakan ile prenses de davetli.
Başbakan kota isteyen kadınlara "Ruanda mı olmak istiyorsunuz" derken AK Partili kadınlar bu ülkeyi yakın takibe aldı.
Ağca'nın 2006'daki yanlış tahliyesindeki ilginç ilişki, tahliye sonrası bir günlük askerlik yaşamı, yeniden tutuklanmasına kadar geçen 8 karanlık günün sırrı ve şimdi yaptığı yurtdışı çıkış hazırlıklarının detaylarını Sabah gazetesi açıkladı. HÂKİMİN KOCASI AVUKATI: Ağca 12 Ocak 2006'da yanlış tahliye olduğunda, bu kararın verilmesinde itiraz üzerine son sözü Kartal 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Mahkeme heyetinde Neslihan Aboşoğlu da bulunuyordu. Hâkimin eşi Yılmaz Aboşoğlu da o dönemde Kartal Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordu. Yılmaz Aboşoğlu, Ağca'nın tahliye sürecine savcı olarak müdahil olmadı, yani mütalaa vermedi, görüş bildirmedi. Ancak Yılmaz Aboşoğlu kısa süre sonra savcılıktan istifa ederek İstanbul Barosu'na kayıtlı serbest avukatlık yapmaya başladı. YARGITAY'A ATAMA Yılmaz Aboşoğlu yıllar sonra önceki gün kamuoyunun karşısına bu kez Ağca'nın avukatı olarak çıktı. Ağca'nın ailesi, Ankara Barosu avukatlarından Hacı Ali Özhan'ı azlettikten sonra Yılmaz Aboşoğlu'na vekalet verdi. Aboşoğlu da Ağca'nın önceki günkü tahliye sürecini yöneten iki avukattan biri oldu. TESADÜFÜN BÖYLESİ: Ağca 2006'da tahliye olurken birçok mahkemede farklı işlemler yapılmıştı. Bu mahkemelerden biri de Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ydi. O dönemdeki Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi'nin kararına göre, Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi, Ağca'nın cezalarını toplarken yanlışlık yapmıştı. Yargıtay'ın bozduğu bu kararı veren mahkemenin başkanlığını Meryem Üstüner yapıyordu. Üstüner'in yolları önceki gün tesadüfen Ağca ile bir kez daha kesişti. Ağca tahliye olduğu ve lüks oteline çekildiği saatlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda da (HSYK) uzun süredir kriz olan Yargıtay üyeliği seçimleri vardı. HSYK çalışmalarını geç saatlerde tamamladı ve Yargıtay'a seçilen 34 hâkim arasında Meryem Üstüner de yer aldı. BİR GÜNLÜK ASKERLİK, DUHULÜ 12 OCAK: Ağca önceki gün tahliye edildikten sonra en çok çürük raporu alarak askerlikten kurtulması konuşulmaya başlandı. Ağca'nın Sincan F tipi Cezaevi'nden çıkıp doğrudan askerlik şubesine gitmesi gerekirken, GATA'ya götürüldü. Ağca'nın bu tercihinde 2006'da yaşadığı, bilinmeyen ilginç bir detay etkili oldu. Ağca'nın yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'da Tuzla Piyade Okulu'nda askere alındığı ortaya çıktı. Ağca burada sadece gün içinde kaldı, bir kez karavana yedi, avukatlarının imzalı taahhüt vermeleri üzerine kışladan çıktı. Bu bilgiyi doğrulayan eski avukatı Mustafa Demirbağ o günü şöyle anlattı: "Biz o gün elimizi kolumuzu sallayarak gideceğimizi düşünürken birden Pendik Askerlik Şubesi'ne götürüldük. Buradan da doğrudan Tuzla Piyade Okulu'nda askere aldılar. Biz hemen ilgili makamlara itiraz ettik ve sağlığının elverişli olmadığını savunduk. Bunun üzerine de aynı günün akşam saatlerinde Haydarpaşa GATA'ya sevk edildi ve bilinen malum askere elverişsizlik kararı verildi." 8 GÜNÜN SIRRI: "Ağca yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'dan sonra bu yanlışlığın ortaya çıkıp yeniden tutuklandığı 20 Ocak 2006'ya kadar ne yaptı, nerde yaşadı?" Bu sorunun cevabı hep karanlıkta kaldı. Demirbağ, Ağca'nın 8 gününe ilişkin şu iddialarda bulundu: "İlk üç günü askeriye ve GATA arasında geçti. Hattâ biz GATA'dayken, CHP lideri Deniz Baykal bile 'Ağca ve avukatı yurtdışında' diye açıklama yaptı. Biz bu açıklamayı Haydarpaşa GATA'da televizyondan duyduk. İlk 3 gün benim evimdeydi. O dönemde gazeteciler, televizyoncular, herkes ulaşmaya çalışıyor, 'yurtdışına kaçıralım' gibi işgüzar tekliflerde bulunanlar bile oldu. Sonra benim ev bir şekilde tespit edilince, bir arkadaşımdan rica ettim ve onun evine götürdük. Burada da 5 gün kaldı ve sonra yeniden tutuklandı. Bu evde de ben, Ağca ve kardeşi Adnan Ağca vardı. Yargıtay'ın 'yanlış tahliye edilmiştir' kararını da bu evdeki televizyondan duyduk." ŞİFRENİN ŞİFRESİ: Ağca, Ankara Sheraton Oteli'ne yerleştikten sonra internete girmek için şifre istedi. Ağca'nın bu şifreyi pasaport işlemleri ve ABD ile İspanya'daki televizyon kuruluşları ile yazışmak için aldığı ortaya çıktı. Ağca'nın yakın çevresi, özellikle ABD ve İspanya'dan gelen televizyon yayınına çıkma tekliflerine, "Olay daha çok sıcak. Hem şimdi pasaport sorunu var. Birkaç gün bekleyin" yanıtını verdi.
Gazeteci Abdi İpekçi'yi öldüren Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesinin ardından, 3'ü eski 1'i yeni dört çarpıcı ayrıntı ortaya çıktı.
Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu, kamu kurumlarında etik inceleme yapmakla görevli denetçiler için yönetmelik taslağı hazırladı. 16 maddelik taslakta yer alan en çarpıcı düzenleme, 'cinsel yönelim' maddesi. Buna göre, denetlenen kişinin cinsel eğilimine göre ayrımcılık yapılamayacak. Denetime İlişkin Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik Taslağı'nın 'Eşitlik' başlıklı bölümünde yer alan hüküm sayesinde cinsel tercihi nedeniyle toplumdan dışlanan ve özellikle kamu kurumlarında ayrımcılığa uğrayan eşcinsel kamu görevlileri, koruma güvencesine kavuşacak. Yönetmelikte ayrıca, 'denetim elemanlarının siyasi etkiden uzak olacakları', 'yakınlarının sosyal tesislerden imtiyazlı yararlanamayacakları', uçak yolculuklarında kazandıkları 'mil' puanlarını sadece devlet hizmetlerinde kullanacakları' gibi önemli düzenlemeler de hükme bağlanıyor. Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu'nun hazırladığı yönetmelik bu haliyle kabul edilerek yürürlüğe girerse, ilk kez eşcinsellere ayrımcılık yapılmaması resmi mevzuata girmiş olacak. Söz konusu madde şöyle: 'Denetim görevlileri; dil, din, ırk, cinsiyet, tabiyet, sosyal sınıf, engellilik durumu, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum, siyasi düşünce ve benzeri diğer sebeplere dayanan farklılıkları gözetmeksizin görevlerini yerine getirirler.'
Kamu Görevlileri Etik Kurulu denetçileri yönetmelik taslağı yenileniyor. Taslakta eşcinselleri sevindirecek düzenleme var.
Zübeyde Hanım Hastanesi'nin müdürü iken 5 milyon TL yolsuzluk yaptığı iddiasıyla aranan ve Ergenekon soruşturmasının 12. dalga operasyonları kapsamında tutuklanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın önce özel sekreterliğini yapan ardından da Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Hastanesi müdürlüğü görevini üstlenen Sibel Akyel 5 milyon TL'lik yolsuzluk yaptığı iddiasıyla 6 yıldır aranıyordu. 2004 yılında yargılanarak 14 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan, 49 yaşındaki Sibel Akyel Bursa'nın Mudanya ilçesinde yakalanarak tutuklandı. İzmir'e götürülen Sibel Akyel, "Ne yaptımsa O'nun bilgisi dahilinde yaptım" diyerek Haberal'ı mahkemeye ihbar etti. 'BANA SAHİP ÇIKMADI' İHBARI YAPMIŞTI Cezaevine gönderilen Akyel, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın kendisine sahip çıkmadığını iddia ederek, yolsuzlukların Haberal'ın bilgisi dahilinde olduğunu söyleyip konuyla ilgili 1 Aralık 2008 tarihinde Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ne dilekçe göndermişti. Akyel, yazdığı dilekçede, Haberal'ın kendisine sahip çıkılmadığını iddia ederek, yapılan yolsuzluktan Haberal'ın da bilgisinin olduğunu, yolsuzluğa konu olan harcamaların ekstrelerinin Haberal'a her ay gönderildiğini, bu belgelerin kurumun muhasebe kayıtlarında bulunduğunu ve savcılık makamına da verildiğini açıkladı. HABERAL'A DA MEKTUP YAZMIŞTI Sibel Akyel, henüz bu skandal yargıya intikal etmeden önce de kurum içinde kendisi aleyhine hazırlanan denetim raporuna karşı üniversitenin rektörü Prof. Haberal'a gönderdiği savunma yazısında, çok ilginç ifadelere yer vermişti. 18.10.2003 tarihli, 'Sayın Rektörüm' diye başlayan Prof. Haberal´a hitaben kaleme alınmış olan imzalı yazıda Akyel, denetim raporunda dile getirilen astronomik harcamaların her birinin hesabını tek tek vermeye hazır olduğunu belirterek, özellikle 'hediyeler' konusunda şu ilginç ifadeleri kullanıyordu: İLGİNÇ HEDİYELERE İLGİNÇ AÇIKLAMA "Ekteki raporda şaibe oluşturulan ya da oluşturulmak istenen hasuslarla ilgili açıklamaları (sözlü olarak zaten size yaptım), yazılı olarak da takdim ediyoruz... Harcamalara gelince, sizin onayınızla ve icazetinizle oluşturduğumuz bu hediye ve promosyon fonu... Biize kolaylık sağlayan, resmi kurum ve kuruluşlarda görevli insanlara motivasyon ve iyi ilişki kurmak, ödeme çıkartmak amaçlı hediyeler, yılbaşı hediyeleri; hastane yönetimimizdeki bazı insanların özel günleri gibi hediyeler...
Ergenekon tutuklusu Prof. Haberal'ın da özel sekreteri olan Sibel Akyel yakalandı
Peki gençleşmenin para vermeden de olabileceğini biliyor musunuz? Reader's Digest dergisinde yer alan haberde, işte genç kalmanın ücretsiz 5 yolu: 1. Egzersiz yapmak gençliğin kaynağıdır. İnsanlar kendilerini, güzel kıyafetlere bakarak, ve egzersiz yaparak zayıf bir vücuda sahip olan insanlara dikkat ederek ve "Bu kişiler egzersiz yaparak kilo veriyorlar. Onlar yapabiliyorsa, ben neden yapmayayım?" şeklinde kendilerini motive ederek zayıflayabilirler. 2. Uyku ücretsizdir, bunun avantajından yararlanın. Uyduğumuz zaman, vücudumuz bizi sağlıklı ve genç tutan hormonlar üretiyor. Yeterince uyuyarak bu hormonları bedava kazanırken neden genç kalmak için hormon ilaçlarına para vereceksiniz? 3. Su için. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, 8x8 (günde 8 bardak, 8 - 225 gram) efsanesini yalanladılar. Saf ve taze su herkes için iyidir. Kendinizi sınırlandırmayın, şartlandırmayın ve içebildiğiniz kadar bol su için. 4. Kahkaha atın. Gülmek insanı gençleştirebilir ve kalp hastalığından koruyabilir mi? Maryland Üniversitesi Tıp Okulu'ndaki araştırmacılara göre, bu doğru. Kardiyologlar tarafından yapılan araştırma, kalp hastalarının günlük yaşam durumlarına karşı daha az gülümsediklerini gösterdi. Araştırmanın lideri Dr. Michael Miller, "Sağlıklı bir kalp için günde bir kez egzersiz, doğru beslenme ve birkaç kez kahkaha atmak gerekiyor" dedi. 5. Tefekkür (meditasyon): Psychosomatic Medicine dergisinde yayınlanan araştırmanın lideri, California Üniversitesi Los Angeles (UCLA)'da görevli psikolog David Creswell, bilinçli tefekkür (meditasyon) programlarının ruhu ve insan sağlığını iyileştirdiğini söyledi.
Belirli bir yaşın üstündeki kadınlar, gençleşmek için sık sık kremlere, losyonlara bir servet yatırıyorlar.
Bir dönem Galatasaray'da forma giyen Portekiz futbolunun ünlü isimlerinden olan Yaklaşık 1 ay önce basının karşısına çıkan Faysal Xavier, İslamiyet'le tanıştığını, İslam dininin barındığı; barış, eşitlik, özgürlük ve umut gibi özelliklerin kendisini çok etkilediğini belirterek İslam'ı seçmişti. Ve o Xavier tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında şehadet getirerek, İslam'ı seçtiğini tüm dünyaya duyurdu. Xavier, kameralar önünde yaptığı açıklamada, '' Kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. Umarım Allah bütün kullara böyle bir güzelliği nasip eder. En kısa zamanda İslam'ın gerektirdiklerini öğrenip amel etmeye çalışacağım. Gerçekten inanılmaz derecede mutluyum'' dedi. XAVİER OLDU FAYSAL Abel Xavier, İslamiyet'i seçmesinin ardından Faysal ismini kullanacağı belirtildi. Faysal daha önce yaptığı açıklamada, artık ömrünün kalanını Afrika'daki açlar için çalışacağını ve iyilik peşinde koşacağını söylemişti.
Xavier, İslamiyet'i kabul etmesinin ardından kısa bir süre sonra canlı yayında tüm dünyanın önünde şehadet getirdi.
Belge, eski Trabzon Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek tarafından mahkemeye gönderilmiş. Belgede "Ogün Samast'ı İstanbul'a geldiğinde arkadaşları karşıladı" yazıyor. Bu belgeyi açıklayan Dink ailesinin avukatlarından Bahri Belen. Ancak belge cinayete ilişkin bir çok yeni ve cavaplanması gereken soruyu da gündeme getiriyor. "İddianamede ve bu davanın belgeleri içinde olmayan bir şeyi, bir önceki duruşma öncesi dosyaya gönderilen bir belge, ki bunu eski Trabzon Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan kişinin imzasıyla geldi, hiç bugüne kadar yok, dosyada görmedik yani. Diyor ki Ogün Samast'ı İstanbul'a geldiğinde arkadaşları karşıladı." CNN TÜRK'te Tarafsız Bölge programında Dink ailesinin avukatlarından Bahri Belen'in açıkladığı bu belge önemli. Belen'in bahsettiği isim, kısa bir süre önce Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan alınan Ramazan Akyürek. Gönderdiği belge, cinayetten 2 gün önce Ogün Samast'ın izlendiğini ortaya koyuyor. Belen, "Bu raporlar bu cinayeti işleyecek kişilerin izlenmesiyle ilgili raporları istediğimizde, son gelen, işte eski Trabzon Emniyet Müdürü ve 1 ay öncesine kadar Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan kişinin imzasıyla Ogün Samast'ın İstanbul'a geldiğinde otogarda tarafından karşılandığı yazılıyor" dedi. Programın konuklarından biri de Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabının yazarı Nedim Şener'di. Şener, Ramazan Akyürek'in, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun raporunda Dink cinayeti ile ilgili görevi ihmalle suçlandığını hatırlattı ve yeni bilgi karşısında yeni sorular gündeme getirdi. Şener, "Halkımızın deyimiyle ayaklarına dolanmış, yani adamlar kendi suçlarını itiraf etmişler. Arkadaşlarıyla buluştuğunu biliyorlarsa, istihbaratın hangi bölümü takip ediyordu? Ramazan Akyürek bunu bilebilecek hangi verilere sahip? Neleri var elinde?" diye sordu. Gazeteci yazar Oral Çalışlar da, İstanbul'da arkadaşları tarafından karşılandığına ilişkin belgenin çok önemli olduğunu vurguladı. Çalışlar, "Siz eğer cinayeti işleyecek kişiyi bizzat İstanbul'a indiği anda İstanbul'a geldiğini biliyorsanız, karşılandığını biliyorsanız, aslında siz cinayeti biliyorsunuz demektir. Bir devlet cinayeti biliyorsa ve cinayet işlenmişse o azman bu nasıl ifade edilir?" dedi.
Hrant Dink suikastiyle ilgili soruşturma dosyasına giren çok önemli bir belge ortaya çıktı.
Ahmet Altan 2003'te yapılması düşünülen darbe planı karşısında şoke oldu. Planın ayrıntılarını gördükten sonra şaşkınlığını gizleyemeyen Altan, bugünkü köşesinde "zorunlu askerliği kaldırın" diye çağrıda bulundu. İşte Altan'ın o yazısı: "İş bizim ordu böyledir canım, kendini memleketin sahibi sanır" dalgacılığının çok ötesine geçmiş durumda. Herhalde hepsi değil ama generallerin büyük çoğunluğu hastalanmış gibi gözüküyor. Neredeyse her yıl yeni bir darbe planı hazırlıyorlar. Bizim bugün yayımladığımız darbe planı, bugüne dek görülenlerin en kapsamlısı, binlerce sayfadan oluşuyor, her aşaması en ince ayrıntısına kadar hazırlanmış. Birinci Ordu'nun eski komutanı tarafından organize edilmiş. Kara Kuvvetleri'ne bağlı dört ordu var biliyorsunuz, Birinci Ordu, İkinci Ordu, Üçüncü Ordu ve Ege Ordusu. Her yıl bu ordular, bir "düşman saldırısına karşı" zihinsel tatbikatlar yapıyorlar. Orduların generalleri kendi aralarında toplanıyorlar, "en kötü senaryoyu" oluşturuyorlar ve bunlara karşı alınacak önlemlerde kimlerin hangi görevleri üstleneceğini, görevlerin nasıl dağılacağını belirliyorlar. Bu "tatbikatların" amacı "düşmana" karşı alınacak önlemleri saptamak. 2003 yılında Birinci Ordu'nun generalleri de bu "tatbikatı" yapmak için toplanıyorlar. Görüntüde düşmana karşı hazırlanacaklar. Ama bu sadece "görüntü", bu görüntünün arkasına saklanıp darbe planları yapıyorlar. Yapacakları darbe için 12 Eylül'ün darbe örgütlenmesini örnek alıyorlar. İki aşaması var planın. Birinci aşama "sıkıyönetim" ilanını sağlamak. Bunu gerçekleştirebilmek için "düşmanın" bile aklına gelmeyecek planlar hazırlıyorlar. Bir tanesi Fatih Camii'nde bir Cuma namazında bomba patlatmak. Bombayı nereye yerleştireceklerini belirleyen krokiyi çiziyorlar, bombanın yerleştirilip patlamasından sorumlu personeli belirliyorlar, bomba patladığı sırada oluşacak vahşeti ve paniği "kayda alacak" kameraların konulacağı yerleri bile saptıyorlar. Sonra Beyazıt Camii'nde de bir bomba patlatacaklar. Arkasından Yunan Hava Kuvvetleri'yle çatışmalara girmeyi, bu çatışmada bir Türk jetinin "düşürülmesinin" sağlanmasını, bu sağlanmazsa kendi jetimizin bizzat kendi uçaklarımız tarafından düşürülmesini planlıyorlar. Sıkıyönetim olsun da arkasından darbe yapılabilsin diye kendi uçağımızı düşürüp, kendi pilotumuzu şehit edeceğiz. Bu nasıl bir kafa yapısı, nasıl bir iktidar hırsı, nasıl bir gözüdönmüşlük... Darbe planlarıyla her karşılaştığımda "hiç böylesini görmedim" diyorum, arkasından daha beteri çıkıyor. Sıkıyönetimin ilan edilmesini sağladıktan sonra darbe yapacaklar. Darbenin manifestosunu yazmışlar. Darbeden sonra kurulacak kabinenin üyelerini belirlemişler. Tutuklanacakların listelerini yapmışlar. "Çok kan döküleceğine" baştan karar vermişler. Hangi gazetecilerle işbirliği yapılacağını isim isim sıralamışlar. Görevden alınacak belediye başkanları ve yerlerine atanacak askerî personel bile belli. Binlerce sayfa, "ıslak imzalar", kendileri tarafından teybe alınmış konuşma metinleri, patlatma krokileri, görevlendirilecek personel listeleri, bunların hepsini kayıtlara geçmişler. Şimdi bir düşünün, bu adamlar "düşmana" karşı alınacak önlemleri saptamak için toplanıyorlar ve "düşmanla" ilgili hiçbir çalışma yapmayıp, "darbe" için bu ülkeye yapacakları "düşmanlıkları", camileri bombalamayı, uçaklarımızı düşürmeyi planlıyorlar. "Düşmana" karşı bir hazırlıkları yok ama kendi ülkelerine "düşmanlık" için bütün hazırlıkları tamam. Ve sürekli darbe hazırlığı yapıyorlar, en sonuncusu 2009 yılındaki Kafes Planı'ydı, şu anda birilerinin de yeni planlar yapmadığından kimse emin olamaz. Bu ordunun yapısını "radikal" bir şekilde değiştirmeden bu generallerin hastalıklarını iyileştiremeyiz, generallerin kendi ülkelerine "düşmanlık etmeyi" görev zannetmelerinin önüne geçemeyiz. Bu binlerce sayfalık belgeden, bu generallerin ve subayların çok "boş zamanı" olduğu anlaşılıyor. Gerçekten çalışacak, "boş zamanı" olmayacak, kendi ülkesine düşmanlık etmeyecek, "düşmana" karşı ciddiyetle hazırlanacak bir orduya ihtiyacımız var. Zorunlu askerliği mümkün olduğu kadar çabuk kaldırıp, ordunun örgütlenme şemasını tümden değiştirmeliyiz. Askerliği profesyonel ve ciddi bir meslek haline getirmeliyiz. Yoksa biz bu "darbecilik" hastalığından arındıramayacağız bu orduyu. Kendi ordumuz, kendi bombamızla bizi öldürecek. Ve, hep bizi öldürmek için hazırlık yapacak.
Plan kan donduracak türden. Taraf'ın ortaya çıkardığı darbe planının ayrıntıları Ahmet Altan'ı şoke etti.
Beyaz elbise giyen 136 işçinin Türk İş binası içinde açlık grevine başladıkları, sadece şekerli su ve tuz ile beslendikleri bildirildi. İşçilerin açlık grevinde 2. güne girdiği gece saatlerinde açlık grevi yapan işçilerden görüntü alınmasına izin verilmiyor. Diğer işçilerin de Türk İş binası önü ve çevresindeki bekleyişleri devam ediyor. İşçiler, geceyi sokakta geçirdi. Tek Gıda İş Sendikası'na bağlı işçiler Ankara'daki eylemlerinin 36'ıncı gününde 3 günlük açlık grevi kararı aldı. Gönüllü 136 işçi dün öğleden sonra açlık grevine başladı. Doktor kontrolünde eylemlerine başlayan işçilerin herhangi bir rahatsızlığına karşı, dışarıda 2 ambulans hazır bekletiliyor. 136 işçi içeride açlık grevi yaparken diğer işçi ve yakınlarının ise dışarıdaki bekleyişleri devam ediyor. Soğuk ve yağışlı havaya aldırmayan işçiler, Türk İş genel merkez binası yanındaki bekleyişini sürdürüyor. Sokakta ateş yakarak ısınmaya çalışan işçiler, betona serdikleri karton üzerinde yanlarında getirdikleri battaniyeye sarılarak uyumaya çalışıyor. Polis ekipleri de işçilerin bulunduğu bölgede güvenlik önlemi aldı. Çevredeki işyerlerinin de işçilere destek amacıyla fiyatlarında indirime gitmesi dikkat çekti. Tek Gıda İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç, Tekel işçilerinin sonuç alıncaya kadar eylemlerine devam edeceğini söyledi. Oturma eyleminin ardından yaptıkları referandumla açlık grevine başladıklarını belirten Amaç, insani olarak görmedikleri ölüm orucuna ise sıcak bakmadıklarını ifade ediyor. 136 işçinin Türk İş binası içerisindeki konferans salonunda açlık grevinde olduğunu belirten Amaç, "3 bin kadar işçimiz açlık grevi için gönüllü oldu. Ancak tabipler böyle bir açlık grevinin sağlık sorunları açısından sıkıntılar doğuracağını belirtmesinin ardından gönüllüler arasından seçme yaptık. Şu anda arkadaşlarımız açlık grevlerinin 2. gününe girdi. İlerleyen saatlerde sağlık sorunlarının ortaya çıkmasından endişe ediyoruz" dedi "ÖLÜM ORUCU DÜŞÜNMÜYORUZ" Eylemlerine sonuç alıncaya kadar devam edeceklerini belirten Macit Amaç, "Bize 15 gün sonra giderler diyenler yanılıyor" açıklamasında bulundu. 3 günlük açlık grevinin ardından ölüm orucu yapmayı düşünmediklerini belirten Amaç, "Biz işçilerimizin hayatını her şeyin üstünde tutuyoruz. Açlık grevinde bile ne gibi sağlık sorunlarının çıkacağını tahmin edemiyoruz. Ölüm orucunu insani bulmuyoruz. Bu yüzden ölüm orucu gündemimizde yok. Ancak bazı işçilerimiz, 'Bize önerilen 700 TL. Öldüğümüzde ailemize bin 500 TL aylık bağlanacak. Biz sağlığımızda eşimize çocuklarımıza verilen parayla bakamayacağız. En azından öldüğümüzde çoluğumuz çocuğumuz rahat eder diyor" diye konuştu. 4-C uygulamasını kesinlikle kabul etmediklerini belirten Tek Gıda İş Sendikası Genel Sekreteri Macit Amaç, Tekel işçilerinin başka bir kamu kurumuna nakilleri yapılana kadar eylemlerine devam edeceklerini sözlerini ekledi.
Tekel işçileri Başkent Ankara'daki eylemlerinin 36'ıncı gününde 3 günlük açlık grevine başladı.
(...) Gündemden "Kürt açılımı" yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutunca Erdoğan'ın formundaki azalış önce durdu. Aralık ayında ise %25,1'den %25,4'e çıkarak az da olsa yükselmeye başladı. Baykal ve Bahçeli ellerinden "Kürt açılımı" kozu gidince düşüşe geçtiler. Ne acıdır ki, Türkiye'deki iki muhalefet liderinin de gündem yaratma güçleri yok. İktidarın açtığı gündeme göre ya form kaybediyorlar ya form kazanıyorlar. Dördüncü sıradaki lider ise Sarıgül... %7.2'den %8.1'e çıkarak en fazla form kazanan lider. Belki fark ettiniz belki fark etmediniz, Sarıgül'ü dört ay önce mercek altına alan "Barajı aşabilir" mesajı veren bu köşe... Ancak geçtiğimiz pazar İzmir'de ilginç bir şey oldu. Sarıgül partisinin kurucu başkanı olarak Hikmet Çetin'i işaret etti. Burada işler biraz karıştı tabii. Bu aşamadan sonra araştırmalarda lider olarak Hikmet Çetin'i mi takip edeceğiz yoksa Mustafa Sarıgül'ü mü? Oy lidere veriliyorsa Hikmet Çetin'e bakmak gerekir. Hikmet Çetin'e bakarsak da TDH, CHP tabanına sıkışıp kalır demektir. Biz yine de bir iki ay daha Sarıgül'ü "lider" olarak izlemeye devam edelim bakalım. Parti kurulmadan da TDH için "Niye oy versinler" sorusunu masaya yatırmayalım.
Erdoğan'ın formundaki azalış sürüyor mu? Hangi lider halk oylamasında yükselişe geçti? Bugün yazaro Ali Atıf Bir yazıyor...
Habertürk'te Hülya Avşar Soruyor programına konuk olan Kadın Doğum Uzmanı ve Seks Terapisti Op. Dr. Gökçen Erdoğan, cinsel sağlık konusunda çarpıcı istatistikler verdi. Türkiye'de erkeklerin yüzde 70'inin kadınların da yüzde 80'inin cinsel problemi olduğunu söyleyen Op. Dr. Gökçen Erdoğan, seksin, yeme-içme, uyku kadar önemli olduğunu vurguladı. Erdoğan, "Sekste dokunmaktan hatta düşünmekten orgazma kadar her nokta önemlidir. Bir aşaması olmazsa olmaz." dedi. Kadınların yüzde 63'ü orgazm olamıyor Op. Dr. Gökçen Erdoğan şunları söyledi: "Erkeklerin yüzde 70'inde problem var. Türkiye'deki kadınların da yüzde 80'i cinsel isteksizlik ve orgazm problemi yaşıyor. Kadınların yüzde 63'ü orgazm olamıyor. Kadın bunu bir görev olarak algılıyor ve bunu ifade edemiyor. Eşi mutlu olacak diye üstünü örtüyor. Orgazm olamayan kadın Orgazm olmayan kadın sıkıntılıdır. Agresiftir. Düşünsenize çabalıyorsunuz bir sonuç yok. Cinsel hayatta sorun olduğu için sosyal hayatta başın etini yemeler başlar. İşte bu aşamaya gelmeden bize gelinmeli. Bilgisizlik, özgüven eksikliği, sosyal çevre, eşiyle ilgili bir durum mu, bunları bilirsek bunu aşabiliriz. Cinsel sorunu olan kişinin eşinde de sorun olabiliyor Vajinusmus problemi olan kadınların eşinde erken boşalma ve sertleşme sorunları olabiliyor. Ya da tam tersi... Erkekte sertleşme ya da erken boşalma sorunları olanların eşlerinde ileride isteksizlik olabiliyor. " Erdoğan, cinsel sorunu olan kadınların geçmişinde, çocukluğunda bazı problemler yaşamış olabileceğini bunların giderilebileceğini de sözlerine ekledi. İsterseniz yapabilirsiniz Erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin tarzlarının genelde aynı olduğunu söyleyen Erdoğan, "Çabuk yemek yerler, çabuk sıkılırlar, sinirlidirler, arabayı çabuk kullanırlar.. Bu şekilde belki kritize edilebilir. Ama öbür problemleri kritize edemeyiz. " dedi. Erken boşalmanın bir nebze seçim olduğunun altını çizen Erdoğan, "Aslında istiyor ama bilinçaltı istemiyor. Bizim amacımız da hipnozla ya da cinsel terapiyle belki de psikoterapiyle 'İsterseniz yapabilirsiniz'i vurguluyoruz. 'İsterseniz normal boşalma dönemini yaşayabilirsiniz. İsterseniz sertleşme problemi yaşamayabilirsiniz.' diyoruz" şeklinde konuştu.
Habertürk'te Hülya Avşar Soruyor programına konuk olan Kadın Doğum Uzmanı ve Seks Terapisti çarpıcı istatistikler verdi.
Bugüne kadar 90 kişinin canlı kurtarıldığı açıklanırken, UNICEF'in 2 yıl önce seçtiği 'Yılın Fotoğrafı'nın küçük kahramanı 12 yaşındaki Landa da depremden sağ kurtulmayı başardı. Haiti'de yaşanan kasırga felaketinin ardından bölgeye giden Belçikalı Alice Smeets'in çektiği fotoğrafta, "sefalete inat" tertemiz beyaz elbisesi ve tokalı haliyle hafızalara kazınan Landa'nın ve 5 kardeşinin hayatta olduğu, yine Alice Smeets tarafından açıklandı. Alman Deutsche Welle de habere yer verdi. ÇOCUKLARIN DRAMI 13 Ocak günü yaşanan 7.0 büyüklüğündeki depremin ardından bölgede çocukların en çok mağdur durumda olduğu belirtiliyor. Yardım örgütlerinin açıklamalarına göre, binlercesi sokakta kaldı. Evleri yıkıldı, aileleri öldü. BM Çocuk Fonu UNICEF, 2 milyon kadar çocuğun Haiti'yi vuran depremden etkilendiğini duyurmuştu. 75 BİN KİŞİ ÖLDÜ Yağmanın önünü almak amacıyla BM Güvenlik Konseyi, Haiti'ye takviye barış gücü gönderme kararı aldı. Konsey'e, 2 bini asker, bin 500'ü polis olmak üzere toplam 3 bin 500 takviye personel gönderilmesi önerildi. BM'nin Haiti'de 7 bini asker ve 2 bini polis olmak üzere yaklaşık 9 bin barışı koruma görevlisi bulunuyor. Sivil Savunma Dairesi 75 bin kişinin öldüğünü, 250 bin kişinin yaralandığını, 1 milyon kişinin evsiz kaldığını bildirdi. Ülkede asker sayısını arttırarak eleştiri toplayan ABD'nin Savunma Bakanı Robert Gates de askerlerinin BM barış gücüne destek olacağını, ancak düzeni sağlama görevini üstlenmeyeceğini bildirdi. Başkan Obama'nın kararıyla Haiti'ye 7 bin 500 kadar asker gönderilmişti. Dünyanın 4 bir yanından yardım ve kurtarma seferberliği aralıksız sürüyor. ABD'de, kısa mesaj yoluyla 22 milyon dolardan fazla yardım toplandı. CNN televizyonunun ünlü sağlık muhabiri, aynı zamanda sinir cerrahı olan Sanjay Gupta, enkazdan çıkarılan başından ağır yaralı bir kız çocuğunu ameliyat etti ve ameliyatı da görüntüledi. Başkentte elektrik sisteminin çökmesi sonucu, güneşin batmasıyla birlikte güvenliğin sağlanamadığı kentte silah sesleri de yükselmeye başlıyor. BM yetkilileri ve güvenlik güçleri de Port Au Prince'de akşam sokağa çıkılmaması yönünde uyarılar yapıyor. 5 AYLIK TÜRK KIZI SAĞ KURTULDU BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, William ve Esra Gardner çiftinin enkazdan sağ çıkan 5 aylık kızları İmran'ı kucağına alarak sevdi. Anne ve babası işteyken enkaz altında kalan Türk bebeği, Haiti bebek bakıcısının kurtardığı belirtildi.
Haiti depreminin ardından kurtarma çalışmaları tüm hızıyla sürerken, seyrek de olsa yaşanan mucizeler teselli oluyor.
Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı 2002-2004 yılları arasında Jandarma'nın örtülü ödeneğindeki 14 milyon TL'nin kayıp 7.5 milyon liralık kısmıyla ilgili soruşturmada ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Paraların hesaplarına havale edildiği tespit edilen işadamlarına, savcılık ve polis sorgusunda sorulan sorular, örtülü ödenek harcamasında kilit isimlerden birinin İngiliz Cambrigde Lake Limited Şirketi'nin yöneticilerinden Dean La Vey olduğunu ortaya koydu. Örtülü ödeneğin kayıp 7.5 milyon TL'lik kısmından 1 milyon doların Dean Lavey'e aktarıldığı belirlendi. İNGİLİZ ŞİRKETE YÜKLÜ TRANSFER Ergenekon savcısı, 'örtülü'den 5,3 milyon TL'nin aktarıldığını tespit ettiği Mehmet S'nin Rem Mümessillik ve Dış Ticaret A.Ş. eski danışmanlarından işadamı emekli Astsubay Erkmen E.'ye İngiliz Dean Lavey'nin İngiltere'ye yaptığı para transferlerini sordu. Sorgu tutanağına göre, dinleme cihazları, jummer ve kayıt cihazları üreten Cambrigde Lake Limited'in danışmanı İngiliz Dean La Vey, toplam 1.048.669 doları, 12 Eylül 2003, 17 Ekim 2003, 2 Ocak 2004, 15 Ocak 2004'te şirketinin banka hesabına transfer yaptı. HAKAN ŞANLI'DAN HAVALE RİCASI Merkez Bankası'nın tespitlerine göre, Dean La Vey, sözkonusu tarihlerde Yapı ve Kredi Bankası'ndan Cambridge Lake'in LLoyds Bank hesabına 393.000 ve 105.000 dolar transfer yaptı. İşadamı, Rem Mümessillik'in eski danışmanı emekli Astsubay Ekrem E. de Dean La Vey'in İngiltere'deki hesabına 58.00 dolar gönderdi. Savcılar sorguda işadamı Ekrem E'ye toplamda 1 milyon doları geçen paranın kaynağını, talimatı kimden aldığını sordu. Ekrem E. ise Cambridge Lake'le ilişkisinin bulunmadığını Ergenekon'da tutuksuz yargılanan ve jandarmaya dinleme cihazı ithal eden REM şirketinin ortaklarından Hakan Şanlı'nın ricası ile Dean La Vey'in hesabına 108 bin dolar havele ettiğini söyledi. O şirket Ersöz'e de soruldu Ergenakon savcısı, hastanede sorğuladığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'e örtülü paraların aktarıldığı Cambridge Lake LTD'yi ve yöneticisi İngiliz Dean La Vey'i sordu. Ersöz ifadesinde La Vey'le iş yapan Hakan Şanlı'nın 'jammer' alımında indirim yaptığını da söyledi. Örtülünün merkezi Astsubay Recep C. Örtülü ödenekten usulsüz harcamaların Eruygur'un kasası olduğu ileri sürülen Astsubay Recep C. üzerinden yapıldığı belirlenmişti. BDDK dinleme cihazı ithal eden REM'in yetkilisi Mehmet S'ye 'örtülü'den 5.3 milyon TL, diğer işadamları Muhammer Ö, Şükrü Kıyak ve Mustafa B'ye de para aktarıldığını tespit etmişti. (Yeni Şafak)
Eruygur döneminde Jandarma'nın örtülü ödeneğinden yapılan 7,5 milyon TL'lik harcamanın İngiltere'ye transfer edildiği ortaya çıktı.
Fransız Le Parisien gazetesi, Marsilya’nın, Avustralyalı oyuncuyu renklerine bağlamak için harekete geçtiğini yazdı. Haberde, mavi-beyazlı kulübün, 31 yaşındaki yıldız futbolcuyu bonservis ödemeden kadrosuna katmak istediğini savundu. Gazete, sol kanat oyuncusu arayan PSG’nin ise Fenerbahçeli Uğur Boral’ın peşinde olduğunu iddia etti. PSG’nin, Uğur’un yanı sıra Valencia’da oynayan Joaquin’le de ilgilendiği ileri sürüldü.
Galatasaray"la sezon sonunda bitecek olan sözleşmesini yenileme konusunda net açıklama yapmaktan kaçınan Harry Kewell"a sürpriz bir talip çıktı.
Türkiye'deki operasyonlar, örgütün en üst düzey isimlerinden olan 'Ebuzer' ve 'Ebu Hureyre' kod adlarını kullanan bir Türkü deşifre etti. El-Kaide’nin Türkiye kolu olarak tanımlanan radikal dinci Taifetul Mansura adlı örgüte yönelik olarak Ankara ve Adana’da yapılan operasyonlar sonucu, örgütün Türkiye ve Kafkasya sorumlusu Serdal Erbaşı’yla ilgili bilgilere ulaşıldı. Operasyonlar, örgütün en üst düzey isimlerinden olan ve Afganistan’da emirliğe kadar yükselen, “Ebuzer” ve “Ebu Hureyre” kod adlarını kullanan Erbaşı’nın bir video kaydı da bulundu. Alınan bilgilere göre, örgütün Türkiye ve Afganistan’da eylemlere hazırlandığı yönünde bulgulara da bu yolla ulaşıldı. Kâbil’de ISAF bünyesinde görev yapan Türk askerinin hedefte olduğu, Türkiye’de de polise yönelik intihar saldırıları düzenleneceği öne sürüldü. Örgüt evlerinde çok sayıda asker üniforması ele geçirildi. Bu üniformaları, eylem için örgütün Afganistan kanadının istediği anlaşıldı. Operasyonlar, örgütün en üst düzey isimlerinden olan ve Afganistan’da emirliğe kadar yükselen, “Ebuzer” ve “Ebu Hureyre” kod adlarını kullanan Erbaşı’nı da deşifre etti. Türkiye ve Kafkasya sorumlusu Erbaşı’nın, Taliban’ın yanında mücadele ettiklerini söylediği bir video kaydı da ortaya çıktı. Erbaşı’nın, Afganistan’daki son intihar saldırılarını düzenleyen Genel Emir Molla Muhammed Ömer’in sağ kolu olduğu da belirlendi. Gazinoda çalışıyordu Dün mahkemeye çıkarılan zanlılardan örgütün Ankara sorumlusu Altın’ın da geçmişte bir gazinoda çalıştığı saptandı. Bağlum’da 3 ayrı evde yaptıkları toplantı sırasında baskınla yakalanan zanlıların liderliğini yapan Altın’ın bir süre önce İran’a, ardından Afganistan’a geçerek Erbaşı ile görüştüğü, El Kaide’nin 2. adamı Ayman El Zevahiri’nin “eyleme geçilmesi” talimatları sonrası Türkiye’de eylem için görüş birliğine vardıkları anlaşıldı. Morfin ve tıbbi malzeme Operasyonda örgütün Adana sorumlusu Ebubekir Doğan da gözaltına alındı. Zanlılarla birlikte Çeçenistan’dan Türkiye’ye gelen ve cihat bölgesinde çatıştığı ifade edilen Abdurrahman B. yakalandı. Operasyonlarda gözaltına alınan ve “mücahit eşi” olarak tanımlanan kadınlardan üçünün de Türkiye’deki ikamet sürelerini geçirdikleri ve sınırdışı edileceği öğrenildi. Operasyonda, kalaşkinof tüfeğin yanı sıra Afganistan’a gönderilmek üzere hazırlanan, içinde morfinin de bulunduğu tıbbi malzemeler, askeri kamuflaj elbiseleri bulundu. Zanlıların kendilerine yakın gördükleri esnaftan 1 - 3 bin dolar para aldığı ve bu paraları Afganistan’a gönderdikleri tespit edildi. Bomba krokisi ve düzeneği El Kaide’nin Türkiye kolu olarak tanımlanan Taifetul Mansura yapılanması içinde faaliyet yürüttükleri bildirilen 13 zanlıyla birlikte üç adet kuru sıkı tabanca, bomba yapım krokisi ve bomba yapımında anahtar vazifesi görecek düzenek, örgütün yapılanma şeması, biri gece görüş olmak üzere iki adet dürbün, bilgisayar, çok sayıda örgütsel doküman, sahte nüfus cüzdanı ve pasaportlar ele geçirilmişti. Örgüt mensuplarının, Afganistan’daki kamplara Türkiye’den katılmak isteyenleri organize ettikleri ve bu kamplara eleman gönderdikleri de anlaşıldı.
Türkiye'deki operasyonlar, örgütün en üst düzey isimlerinden olan 'Ebuzer' ve 'Ebu Hureyre' kod adlarını kullanan bir Türkü deşifre etti.
21 Aralık 1999 tarihinde el konulan Egebank’ta tam 10 yıl 1 ay sonra bilirkişi raporu çıktı. 67 sanığın yargılandığı davada bilirkişi raporunda sanıklara isnat edilen zimmet suçunun gerçekleşmediği kanısına ulaşıldı. El konulan Egebank’ı usulsüz işlemlerle zarara uğrattıkları öne sürülen bankanın eski sahibi Yahya Murat Demirel’in de aralarında bulunduğu 67 sanığın yargılandığı dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu nihayet mahkemeye geldi. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Recai Akgün, bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını söyledi. Raporda, “sanıklara isnat edilen zimmet suçunun gerçekleşmediği kanısına ulaşıldığı” bildirildi. İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisi Erkan Danış, Yrd. Doç. Dr. Ali Hakan Evik ve emekli banka müdürü Selçuk Arpat’ın hazırladığı bilirkişi raporunda, davanın açılmasına neden olan iddianame ile birleşen davaların dayanağı olan iddianameler nedeniyle yargılanmakta olan sanıklara isnat edilen zimmet suçunun gerçekleşmediği belirtildi. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) avukatları, hazırlanan bilirkişi raporunu inceleyip beyanda bulunmak için mahkemeden süre talep etti. Sanıkların avukatları da raporların kendi lehlerine olduğunu ve raporu inceleyip beyanda bulunmak istediklerini ifade etti. TMSF avukatlarının duruşmalara gelmeyen sanık Yahya Murat Demirel’in duruşmalara gelmemesi sebebiyle talep ettikleri tutuklama talebini reddeden mahkeme heyeti, avukatların son verilen bilirkişi raporunu inceleyip yazılı beyanda bulunmaları için duruşmayı erteledi. İddianamede Yahya Murat Demirel’in 4 bin 727 yıl ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyordu. Fatura 1.2 milyar dolar TMSF’nin tespitlerine göre, Egebank’ta buharlaşan miktar 1.2 milyar dolardı. Faizi ile 4 milyar doları bulan bu faturayı tahsil edebilmek için tüm şirketlere el koyan TMSF, sorumlu olarak görünen Şevket Demirel’e ait Göltaş başta olmak üzere 9 şirkete de el koymuştu. Ancak Danıştay 13. Dairesi daha sonra bu kararın yürütmesini durdurmuştu. Yine haciz uygulamaları kapsamında Süleyman Demirel’e ait Güniz Sokak’taki konutun üçte birlik hissesi de haczedilmişti. Şu ana kadar el konulan 22 banka arasında protokol yapılmayan tek banka olan Egebank’ta tek sorumlu olarak üzerinde kayıtlı hiçbir mal bulunmayan Yahya Murat Demirel görünüyor. TMSF, daha önce bankada Murat Demirel ve eşi Ayşenur Esenler arasında back to back krediler de tespit etmiş ve Demirel 8.2 milyon TL’lik tazminata mahkum olmuştu. Danıştay’ın Göltaş kararından sonra TMSF Başkanı Ahmet Ertürk “Biz el koyma kararı ile hiç olmazsa grup şirketlerine kullandırılan 500 milyon doları tahsil edebiliriz diye düşünüyorduk. Ancak Egebank en düşük tahsilat yapabildiğimiz banka oldu. Göltaş’tan son yaptığımız 58 milyon TL’lik tahsilat teselli ikramiyesi oldu. Bu kararla biz tahsilat yapma imkanımızı kaybederken, faiziyle birlikte 4 milyar doları bulan Egebank zararı Türk toplumunun sırtına yıkılmıştır” diye konuşmuştu.
21 Aralık 1999 tarihinde el konulan Egebank"ta tam 10 yıl 1 ay sonra bilirkişi raporu çıktı.
Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılı nedeniyle yayınlanacak mesaj konusunda hazırlık yapan İngilizler’in, doğum yılının 1881 mi yoksa 1880 mi olduğu konusunda kendi arşivlerinde bir çalışma yaptırdığı ortaya çıktı. İngiltere’deki devlet arşivlerinde 12 Eylül’ün izini ararken bazı ilginç yazışmalarla da karşılaştık. Bunların en dikkat çekicilerinden biri Atatürk ile ilgili olarak İngiliz Dışişleri ile Atina Büyükelçiliği arasındaki yazışmaydı. 26 Nisan 1978’de gönderilen mesaj İngilizler’in Atatürk’ün 100’üncü doğum yılı nedeniyle Türkiye’ye bir kutlama mesajı göndermek için hazırlık yapmak istediği, ancak bunun 1981 mi yoksa 1980 mi olacağı konusunda kararsız kaldıklarını gösteriyordu. “Atatürk’ün 100’üncü yılı” başlığını taşıyan ve doğum tarihi konusundaki belirsizliği konu alan mesajda şu ifade yer aldı: Elçilikten aldığımız mesaja ek olarak Kasım Gülek tarafından yazılmış bir mektup da yer alıyordu. Burada 1920’li yıllarda Türk ve İngiliz yetkili makamları arasında Atatürk’ün doğum tarihi konusunda bazı yazışmalar yapıldığını görüyoruz. Kütüphane ve Arşiv birimi ile Araştırma Departmanı çok detaylı bir çalışma yaptı. Araştırdık bulamadık İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın ve Kamu Arşivleri Departmanı’nın tüm kayıtları incelendi. Ancak bir sonuca ulaşamadık. Ancak Dışişleri Bakanlığı’nın ilk kayıtlarında Atatürk’ün doğum tarihinin 1880 olarak kayıtlı olduğunu dikkatinize sunmak isteriz. Doğum yeri Selanik, babası Arnavut annesi ise Türk’tü. Mesajın sonunda yer alan bir ifade ise ilginç. Yunansitan’ın başkenti Atina’daki elçilik Dışişleri makamlarına şu uyarıyı yapmayı ihmal etmiyor: Babasının Arnavut olduğunu vurgulamamak iyi olur... Bu mesajdan da anlayacağımız gibi Atatürk’ün doğum yılı konusundaki tartışmalar Türkiye’de olduğu kadar yurt dışında da kafa karışıklıklarına sebep olmuş. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de de Atatürk’ün doğum tarihi olarak 1880 yılı kullanılır ve pullar bile bu şekilde basılırken daha sonra 1881 tarihi benimsenerek okullardaki ders kitaplarına da bu tarihin girmesi sağlanmıştı. 80-81 tartışması 10 yıl sürmüştü NTV Tarih dergisi ilk sayısında Atatürk’ün doğum tarihiyle ilgili tartışmalara değinmişti. Hatta 10 Kasım 1939’da, yani Atatürk’ün ölümünün ilk yıl dönümünde tedavüle çıkan pulun üzerinde Atatürk’ün doğum tarihinin 1880 olarak verildiğini de bu pulun fotoğrafını yayınlayarak kanıtladılar. Lise tarih kitaplarına bölümler yazan Atatürk’ün doğum tarihini “Tarih IV” kitabında 1880 olarak gördüğü ve buna itiraz etmediği bilinmektedir. Yani Atatürk hayattayken resmi yayınlarda verilen doğum yılı 1880 idi. Nitekim Enver Behnan Şapolyo ilk baskısı 1944’te yapılan kitabında, “Kemal Atatürk ve Milli Mücadele tarihi” adlı eserinde, “Köşk’ten Atatürk’ün doğum yılını sorduk. Yaverlik dairesi bize, ’Atatürk 1880 senesinde Selanik’te doğmuştur’ diye yanıt verdiler” ifadesini kullanıyor. Bununla birlikte Harp Okulu kayıtlarında doğum yılı olarak geçen rumi 1296 yılı, Atatürk’ün resmi doğum tarihi olarak kalmıştır. Bu tarih bugün kullandığımız miladi takvime göre, 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasındaki zaman dilimidir. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın söylediğine göre Atatürk, erbainde, yani kışın ilk 40 gününde (23 Aralık-31 Ocak) doğmuştur.
İngilizler'in, doğum yılının 1881 mi yoksa 1880 mi olduğu konusunda kendi arşivlerinde bir çalışma yaptırdığı ortaya çıktı.
Sincan F Tipi Cezaevi’nden önceki gün tahliye edilen Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca, İstanbul’a gitti. Ağca, cezaevinden tahliye olduktan sonra GATA’da kontrolden geçirilmiş ve daha sonra da lüks bir otele yerleşmişti. Önceki geceyi otelde geçiren Ağca, saat 21.00’den itibaren odasında yalnız kaldı. Ağca’nın pek çok çeşitte tatlı siparişi verdiği, bilgisayar ve yazıcı istediği öğrenildi. Ağca’nın avukatı Gökay Gültekin de dün basın mensuplarına Ağca’nın programı ile ilgili yanıltıcı bilgiler verdi. Sabah saatlerinde otele gelen Gültekin, gazetecilere “Bugün yalnızca odasında dinlenecek ve büyük ihtimalle yarın (bugün) yapacağı basın toplantısına hazırlık yapacak” dedi. Yolda lüks cipe bindi Ancak avukatın bu sözlerine rağmen Ağca, otelden saat 15.00 sıralarında İstanbul’a gitmek üzere çıkış yaptı. Otel garajından bir araca binen Ağca ve beraberindekiler, daha sonra Eryaman yakınlarında araç değiştirdi. Mehmet Ali Ağca’nın korumalığını yaptığı belirtilen kişiler, burada kendilerini takip eden basın mensuplarının bulunduğu araçların önünü keserek, takip edilmesine engel oldu. Ağca, beraberindekilerle karayoluyla İstanbul’a gitti. İSTANBUL’A GİTTİ Önceki gün tahliye olduktan sonra Ankara Sheraton Otel’e yerleşen Mehmet Ali Ağca’nın avukatları gazetecilere “Ankara’da basın toplantısı olacak” diye açıklama yaptı. Ancak Ağca, lüks bir ciple gizlice İstanbul’a gitti. Ağca’nın cezası nasıl 10 yıla düştü? Gazeteci Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın, bu cinayetten dolayı aldığı bir idam ve iki ayrı gasp suçundan yediği 36 yıl hapis cezasına rağmen sadece 10 yıl hapis yatarak çıkmasının ardından ANAP, DSP-MHP-ANAP ve AKP döneminde yapılan düzenlemeler var. Ağca, birçok mahkeme, Yargıtay ve Adalet Bakanlığı’nın verdiği kararlar ve yapılan itirazlarla karmaşık bir süreç sonunda yapılan infaz hesabıyla sadece 10 yıl yatıp tahliye oldu. Ağca’nın İpekçi cinayetinden aldığı idam, Özal affıyla 10 yıla düştü. İki ayrı gasp suçundan aldığı 36 yıl ceza ise 2005’de çıkarılan yeni TCK’ya göre 21 yıl 5 aya indi. Bu ceza da Rahşan affına girdi ve Ağca iki gasptan hiç hapis yatmadı. Orlandi yaşıyor onu Vatikan’a getireceğim İtalya’daki günlük gazetelerden La Repubblica’nın sorularını yazılı yanıtlayan Mehmet Ali Ağca, 27 yıldır haber alınamayan Vatikan vatandaşı kızın hayatta olduğunu iddia etti. Bir Vatikan görevlisinin kızı olan Emanuela Orlandi, 22 Haziran 1983’te 15 yaşındayken Roma’da sırra kadem basmış, bir süre sonra isimsiz ihbarla Orlandi’nin Ağca’nın serbest kalması için kaçırıldığı iddia edilmişti. Ağca, gazeteye “Ortadan kaybolma diye bir şey yok. Orlandi benim özgürlüğe kavuşmamı sağlamak üzere kaçırıldı. Ben her şeyi bilsem de herhangi bir isim veremem. Ama şunu söyleyebilirim: Emanuela güçlü bir örgüt tarafından kaçırıldı. Bozkurtlar mı, KGB mi, Stasi mi? Hiçbir şey söyleyemem. Emanuela’ya kaçırıldığı günden bu yana insanca davranılıyor. Şu anda gayet iyi. Ancak dışarıyla temasta sınırlamaya tabi tutuluyor. Bu yıl içinde onu Vatikan’a götürmeyi umuyorum. Bu, kaçırma olayının yıl dönümünde, yani 22 Haziran 2010’da mümkün olabilir” dedi.
Mehmet Ali Ağca, Ağca otoyol eşkiyalığına soyundu! Dün de gizlice İstanbul'a gelmek için korumalarına otoyol kestirdi.
Amerikan ordusunun silahlarında İncil'den ayetler yazılı... Üretici firma Trijicon'un Irak ve Afganistan'da kullanılan silahlara İncil'den ayet şifreleri yerleştirdiği belirlendi. Tüfeklerin nişangahlarına '2COR4:6' veya 'JN8:12' gibi değişik rakam ve harfler kazılı olduğunu saptayan Amerikan ABC Televizyonu, bu silahlarla Irak ve Afgan askerlerine de eğitim verdiğini belirtti. Rakam ve harflerin peşine düşen ABC, bunların İncil'deki bazı dua veya pasajların bulunduğu sayfa ve bölümleri gösteren 'şifreler' olduğunu ortaya çıkardı. Tüfeğin nişangahında yazılı olan '2COR4:6', İncil'in 'İkinci Korintliler 4:6' bölümünü işaret ediyor. İncil'in bu bölümünde 'Karanlığı aydınlatan ışığı veren Tanrı, yüceliğini İsa'nın şahsında göstermek için yüreklerimizi de aydınlattı' yazıyor. Bir başka grup tüfeğin üzerinde ise 'JN8:12' şifreleri bulunuyor. Bu da 'Yeniden Doğuş Bölümü'nü gösteriyor. Burada 'Ben dünyanın ışığıyım. Beni takip edenler asla karanlıkta yürümeyecekler, hayatın ışığıyla donanacaklar' ifadesi kullanılıyor. ABD'nin, Irak ve Afganistan'daki terörle mücadelesini Haçlı Seferi olarak gördüğü iddia edilmiş ve ABD eski Başkanı George Bush da bir konuşmasında savaşı 'Haçlı Seferi' olarak nitelendirmişti.
Irak ve Afganistan'daki ABD ordusunun kullandığı tüfeklerin nişangahlarına İncil'den dua şifreleri kazındığı ortaya çıktı.
Ertuğrul Özkök öfkeden deliye döndü! Bugünkü köşesinde kendisini 'Dink'in katili' ilan etti. Bunun sebebi de, bir televizyon kanalında iki öğretim üyesinin, kendisine yönelttiği suçlamalar. Özkök'ün, Hrant Dink'i Türk düşmanı gösteren yazısını ve Hürriyet Gazetesi'nin, Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğunu yazdığı haberi Dink'in ölümüne gerekçe gösteren iki öğretim üyesine cevap verdi Ertuğrul Özkök... "Duyduk duymadık demeyin katil ben’im" başlıklı yazısında kendisine atılan suçlamaları şöyle yanıtladı; Ölüm emri aslında o manşetle gelmişti Sadece öğretim üyeleri değil Star gazetesi yazarı Ergun Babahan da benzer tepkide bulundu. Babahan Dink'i ölümüne götüren süreçte, Hürriyet'in haberciliğini bugünkü köşesinde böyle sorguluyor: "Agos Gazetesi’nde Sabiha Gökçen’in 1915 katliamından kurtulan Ermeni çocuklardan biri olduğu haberi 2004’ün 6 Şubat’ında yayınlandı. Bu haber 15 gün sonra Hürriyet Gazetesi’nde manşet oldu. Hrant Dink için ölüm emri o zaman verilmişti aslında. Çünkü Agos’ta kimsenin dikkatini çekmeyen haber bir anda Türkiye gündemine oturmuş, Genelkurmay Başkanlığı sert bir açıklama yapmıştı. Hrant Dink o gün vuruldu. Büyük bir komplo vardı ve hükümeti yurtdışında zora sokmak, ‘’Dinciler azınlıkları, Ermenileri öldürtüyor’’ dedirtmek, olası bir müdahaleye yurtdışı sempatisi kazandırmak için kurban seçilmişti Hrant Dink. Tıpkı rahip Santoro, tıpkı Malatya katliamı gibi. (...) Adını bile bilmediğim bir televizyon kanalında iki kişi tartışıyormuş. İkisi de, güya “liberal”. İkisi de, öğretim üyesi ve kendilerini “demokrat” diye tanımlıyorlar. Konu Hrant Dink’in öldürülmesi. Hrant Dink’i kim öldürtmüş biliyor musunuz? Bendeniz... Biri diyor ki: “Ertuğrul Özkök’ün Hrant Dink’i Türk düşmanı gösteren yazısını unutmamak lazım.” Nerede o yazı? Öyle bir yazı katiyen yok ama, salla gitsin. Öteki diyor ki: “Hürriyet, Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğunu yazdı. Bu da Hrant Dink’i hedef yaptı.” Artık ne diyeyim. Bana, “Özköşk” dediler. “Darbeci” dediler. “İş takipçisi” dediler. “Ergenekoncu” dediler. Şu dediler, bu dediler, hiç cevap vermedim. Bir “Cinayete azmettirici” dememişlerdi, sonunda onu da dediler. Bana bunu yapanların isimlerini bile veremiyorum, çünkü eminim, yarın çıkıp “Bizi hedef gösteriyor” diye yaygaraya başlayacaklar. (...) Şimdi gelelim Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğu haberine. Bu haberi, Ersin Kalkan adlı arkadaşımız yaptı. Ersin Kalkan kimdir? Öğrenmek istiyorsanız gidip “Agos” Gazetesi’nde çalışanlara sorun. Haberi yazı işlerine sunan arkadaşımız, Necdet Açan. O da Ergenekon davasının belki de ilk başlama vuruşu olan “Sosyetik Fişleme” haberini yapan arkadaşımız. Ermenilere büyük sevgi ile bakan, İnsan Hakları konusunda son derece duyarlı iki insan var o haberin arkasında. İkisi de Hrant Dink’in iyi arkadaşıdır. Haberin kaynağı ise bizzat Hrant Dink’ti. En çok istediği şey ise haberin Hürriyet’te yayımlanmasıydı. Hrant bize “Pars Tuğlacı bu konuyu çok iyi biliyor. Onun görüşünü de alın” dediği için uzun süre onunla temas kurmaya çalıştık. O nedenle haber bizden önce “Agos” Gazetesi’nde yayınlandı. Haberi Hrant’ın isteği doğrultusunda biz kullandıktan bir gün sonra da Tuğlacı Hürriyet’e Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğunu açıkladı. Söyler misiniz, bu haberin “Hrant’ı hedef göstermekle” ne alakası var? Hayatım boyunca Türkiye’deki Ermeni, Rum ve Yahudi cemaatlerini savunan yazılar yazdım. Karşılaştığım her yerde onların sevgi duygularına muhatap oldum. Hrant Dink’i, Türkiye’yi Ermeni diasporasına karşı koruyan, Türkiye sevdalısı bir insan olarak tanıdım. Ama bakın şimdi nelere muhatap oluyorum. Ülkemizde inanılmaz bir linç kampanyası başladı. Üstelik bunu kendilerine demokrat diyen insanlar yapıyor. Hürriyet'in tartışılan o haberinde neler vardı? İşte 21 Şubat 2004 tarihli Ersin Kalkan imzalı o haber: [PAGE] Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi'nin iddiasına göre, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, "Sabiha Gökçen teyzemdi" dedi. Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in yeğeni olduğunu iddia etti. Dedesi Nerses Sebilciyan'ın 1915 olayları sırasında öldüğünü söyleyen Gazalyan ‘‘İki kızından biri Hatun, diğeri benim annem Diruhi'ydi. Hatun, Sabiha Gökçen'dir ve benim teyzemdir’’ dedi. ATATÜRK'ün manevi kızı ve ilk Türk kadın pilot Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddia edildi. Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi'nde yer alan habere göre, Sabiha Gökçen 1915 olaylarında ailesini kaybettikten sonra bir yetimhaneye verildi ve ardından Atatürk tarafından evlat edinildi. Ermenistan'dan Türkiye'ye gelerek temizlik işlerinde çalışan Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan'la Agos Gazetesi'nden Hrant Dink ve Diran Lokmagözyan görüştü. Gazetenin 6 Şubat tarihli sayısında ‘Sabiha-Hatun’un Sırrı' başlığıyla yayımlanan röportajda, Gökçen'in Ermeni bir aileden geldiği yolundaki iddiaların ilk kez 1972'de Beyrut'ta yayımlanan ‘Ler yev Cagadakir-Dağ ve Alınyazısı’ adlı kitapta gündeme getirildiği hatırlatıldı. Yazar Simon Simonyan'ın kitapta Sabiha Gökçen'in tüm aile üyelerinin adlarını sıraladığı belirtildi. İddiaların Ermeni kaynaklarınca da desteklendiği belirtilen röportajda Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan, ailesinin ve Hatun Teyze olarak tanıdığı Sabiha Gökçen'in öyküsünü şöyle anlattı: 2 KIZ, 5 ERKEK KARDEŞ Ahmet Hakan Özkök'e sahip çıktı Ertuğrul Özkök'ün can dostu Ahmet Hakan da tartışmalara katıldı. Yok artık Ali Bayramoğlu başlıklı yazısında Özkök'ü işte böyle savunuyor: "Ali Bayramoğlu’nun bir iddiası daha var... Neymiş? Hrant’ın yönettiği Agos Gazetesi Sabiha Gökçen’in yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğunu haber yapmış... Bu haberin Agos’ta yayınlanmasından 15 gün sonra Hürriyet olayı manşete taşımış... Ali Bayramoğlu bu konuda da “Nedense iki hafta sonra” notunu koyarak kafaları karıştırmak istiyor. O haberin Hürriyet’te çıktığı günü bugün gibi anımsıyorum: Haberi Hrant’ın da yakın dostu olan Hürriyet muhabiri Ersin Kalkan hazırlamıştı... Ersin, haberi Hürriyet’e hazırlarken Hrant’la birlikte çalışmıştı... Yani Hrant da haberin Hürriyet’te yayınlanmasını istiyordu... Peki bu durumda... Haberin yayınlanmasından sonra ortaya çıkan tepkilerin sorumluluğunu Hürriyet’e yüklemek insafla ne kadar bağdaşır? * * * “Antidemokratik eğilimler besleyenler”in... “Kesin inançlılar”ın... “Asker goygoycuları”nın... Kin yazılarına... Nefret yazılarına... Husumet yazılarına alışmıştım... Ali Bayramoğlu’nun kin, nefret, husumet ve intikam yazılarını gördükçe... Şöyle diyorum: Demek ki kinden, husumetten, nefretten gözü dönmüş olmak ile demokrat olmak, liberal olmak arasında bir fark yokmuş... Demek ki bu biraz da mizaç meselesi imiş... " Biz Antepliyiz. Ailenin annesi Mariam Sebilciyan'dı. Baba ise Nerses Sebilciyan. Nerses 1915'teki olaylar sırasında öldü. Maryam ile Nerses'in 2'si kız, 7 çocukları oldu. Kızlardan biri Diruhi, benim annemdi. Diğeri de Hatun'du. İşte bu Hatun, Sabiha Gökçen'dir. Benim teyzemdir. Kardeşlerinin, yani dayılarımın adları ise Sarkis, Boğos, Haçik ve Hovhannes Sebilciyan'dır. CİBİN YETİMHANESİ Büyükannem Mariam zaten birçok çocuğun bakımını üstlenmiş. Annem ve teyzemi götürüp Cibin'deki yetimhaneye vermiş. (Sinek anlamına gelen Cibin, Şanlıurfa'nın Halfeti İlçesi'ne bağlı bir köy. Köyün bugünkü adı Saylakkaya. Sineklik anlamındaki cibinlik de bu köyün adından türetilmiş.) Atatürk o dönemde gelmiş. Evladı olmadığından, yetimhaneyi dolaşıp kızların en sevimlisini evlat edineceğini söylemiş. Teyzemi görmüş, şirin bir kız çocuğu olduğundan parmağıyla işaret etmiş ve teyzemi kucaklamış. Annem diyor ki; ‘O ağlayarak gitti, ben de ağladım ve böylece ayrılmışız. İşte o zaman ablam 5-6 yaşındaydı.’ SURİYE'DEN ERMENİSTAN'A Biz önce Suriye'ye, 1946'da ise Erivan'a göç ettik. Büyükannem ve dayılarım Suriye'de kaldı. 11-12 yaşlarında annem duymuş ki teyzem Atatürk'ün kızı olmuş, ismini değiştirmişler. Annem Erivan'dan birkaç kez Hayreniki Tzayn gazetesine ilan verip kardeşinin bulunmasını istemiş, Eçmiadzin'e gidip papazlardan yardım istemiş. Ona ‘‘Şimdi artık Hatun değil Sabiha Gökçen'dir’’ demişler. Resmi kayıtlarda Bursa doğumlu RESMİ kayıtlarda ve kendisiyle yapılan söyleşilerde Sabiha Gökçen'in 21 Mart 1913'te Bursa'da doğduğu belirtiliyor. 2001 yılında, doğum gününde kaybettiğimiz Gökçen, bu kayıtlara göre, II. Abdülhamid tarafından Bursa'ya sürgüne gönderilen vilayet başkatibi Hafız Mustafa İzzet'in kızı. Babasını ilkokula gittiği yıllarda kaybetti. Eğitimini kardeşlerinin yardımıyla sürdürdü. 1925'teki yurt gezisi sırasında Atatürk'ün dikkatini çekti. Atatürk tarafından evlat edinildi. Türkiye'nin ilk kadın pilotu oldu. Mezarından bir avuç toprağı üstüme koyun Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan, annesinin öldüğü ana kadar kız kardeşinin özlemini çektiğini belirterek, vasiyetini şöyle açıkladı: ‘‘Annem öldüğü ana kadar hep şunu söylerdi: ‘Eğer kız kardeşim ölmüşse mezarından bir avuç toprak getirip benim mezarımın üstüne koyun ki ben de yattığım yerde rahat uyuyayım.' Annem, teyzem sağ ise de akrabaları olduğun bilmesini istiyordu. Yani ‘Annesi, kardeşleri, sahipsiz değil' diyordu.’’ TIPKI NİNEM Gazalyan, Sabiha Gökçen'in ölümünden 3 ay önce İstanbul'da olduğunu belirterek, şunları söyledi: ‘‘Televizyonda gördüm. Tıpkı ninemdi. Bir elmanın ikinci yarısı gibiydi. Annemin dayısının oğlu Halep'ten, Sabiha Gökçen'i ziyarete gitmiş. Gökçen ona para ve altın vermiş, her tür yardımda bulunmuş ona.’’ Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink: "İddialar bizi şaşırtmadı" Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan 3 yıl önce gelip, bu öyküyü anlattı. O sırada Sabiha Hanım hayattaydı. İddialar dayanaklardan yoksundu. Gökçen'in kırılacağını düşünüp yayınlamadık. Gazalyan geçen ay gazeteye tekrar geldi. Fotoğrafları getirdi. Bir süre önce de elimize Simon Simonyan'ın Beyrut'ta çıkan kitabı geçmişti. Ermenistan'da da bu iddiayı destekleyen çok sayıda belge olduğunu öğrendik. İddia beni şaşırtmadı, çünkü Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu geçen hafta bir gazetede yayımlanan röportajında bu konuya değiniyordu. 1915 olayları sırasında iddia edildiği gibi 1.5 milyon Ermeninin öldürülmediğini, bunlardan 644 bin 900'ünün geri döndüğünü söylüyordu. Peki bu Ermeniler nereye gitti? Bunlardan bir kısmı daha sonraki yıllarda göçtü, büyük bir bölümü ise Müslümanlığı seçip topluma karıştı. Okuduğum kaynaklar, ulaştığım kişiler ve bilgiler bana pek çok insanın yaşadığını, kiminin kimlik değiştirdiğini ya da Müslüman olduğunu gösterdi. Sabiha Gökçen'le ilgili iddialar öteden beri cemaat içinde bilinir. Gazalyan'ın anlattıkları, Simonyan'ın hikayesi ve Ermenistan'dan gelen fotoğraflar, bir gazeteci için çok kışkırtıcı olan bu iddiaları daha da güçlendirdi.
Medya Hrant Dink'i hedef mi gösterdi? Tartışmalar bu yönde.. Hedefteki isim ise Ertuğrul Özkök..
Türkiye, 9 Eylül 2009'da İstanbul'da yaşanan sel felaketiyle sarsıldı. Ortaya çıkan bilanço korkunçtu. Tam 31 kişi can vermişti. Selin vurduğu yerlerden biri de İkitelli'deki Kamer TIR Parkı'ydı. Orada 13 ceset bulundu. 11'inin selle sügeldiği ancak 2 şoförün TIR'da uyurken ölüme yakalandığı ortaya çıktı. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, Kamer TIR Parkı'yla ilgili iddianameyi tamamladı. Parkın büyük hissesine sahip olan İdris Tan Kamer'in 'taksirle ölüme sebebiyet vermekten' 3 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. TARLA VASFINDA GÖRÜNÜYOR Kamer, facia sonrası 'Arazi 1977'de tarafımca alınmıştır ve 1995'ten beri ruhsatı 4'er aylık yasal periyotlarda yenilenmektedir' demişti. İddianamede parkın tarla vasfında gözüktüğü ve 1995'ten bugüne ruhsatsız çalıştırıldığı belirtildi. Parkın, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi sınırlarında iken imar planına göre atık su arıtma tesisi, çöp toplama ve imha merkezi olarak ayrıldığı, 2005'te Organize Sanayi dışına çıkarıldığı bilgisi yer aldı. Alanın TIR parkı olarak işletilmesi için 1995'de geçici ruhsat alındığı da belirtildi. Parkın, felaket gününe kadar ruhsata bağlanmadığı ve ruhsat alma imkanının bulunmadığı belirtilen iddianamede 'Bu durumun Kamer tarafıdan bilinmesi gerektiği, ancak kesin ruhsat alınmadan işletildiği belirtildi. Parkın Ayamama Deresi yatağı olduğu ve aynı bölgenin geçmişte de sel felaketi yaşaması nedeniyle 'Sel olaylarının gerçekleşebileceğinin öngörülebileceği' vurgulandı. Dere yatağının TIR parkı olarak işletilmesi nedeniyle suyun doğal akışının engellendiği ve TIR'da geceleyen maktullerin ölümlerinin öngörülebilecek mahiyette olduğu belirtildi. DİKKATSİZLİK, İHMALKARLIK Savcılık, parkta, 'TIR sürücülerinin araçlarında gecelememeleri ve olası yoğun yağışlarda insanlar için tehlike yaratabileceği' yönünde hiçbir uyarıcı işaret bulunmadığına dikkat çekti. İddianamede şüpheli İdris Tan Kamer'in dere yatağında insanların topluca bulunabilecekleri tır parkının işletmek suretiyle dikkatsiz, tedbirsiz ve ihmalkar davrandığı belirtildi. BAKAN DA SÖYLEMİŞTİ Felaket sonrası Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da selin TIR'ları önüne katıp menfezlerin önünde set oluşturmasının felaketin boyutunu büyüttüğünü belirtmişti. Yıldırım, 'Bu bir sonuçtur, Bu birden bire olan bir şey değildir. Yılların birikimidir. Doğaya ne kadar saygı gösteriyorsak, doğa da bize o kadar müsamaha ediyor' demişti. İŞLETME BENİM TASARRUFUMDA Felaket sonrası garajın yüzde 24.5'lik hissesinin işadamı Cihan Kamer'e ait olduğu ifade edilmişti. İdris Tan Kamer ise 'Arsa üzerinde kurulu olan garaj işletmesi, yüzde 51 büyük hisse sahibi olarak benim tasarrufumdadır. Cihan Kamer'in sorumluluğu, gelir ortaklığı yoktur' demişti. (Akşam)
2 kişinin can verdiği TIR parkının sahibi için hapis istendi. Zehir zemberek iddianamedebelirtilen ihmaller oldukça çarpıcı!..
Afyonkarahisar'da tüyler ürperten cinayet. Öldürülüp parçalanan bir erkeğe ait ceset parçaları, kentin 3 ayrı noktasında bulundu. Sabah saatlerinde Karşıyaka Mahallesi 158. Sokak'ta üzerinde giysi olmayan, başı, kol ve bacakları vücudundan ayrılmış erkek cesedi gören vatandaşlar durumu polise bildirdi. Kısa süre sonra kesik kol ve bacakların bir kısmı 100 metre ileride çuval içinde, kafa ve diğer parçalar ise 1 kilometre ötede Organize Sanayi Bölgesi yolunun refüjüne atılmış şekilde bulundu. Kurbanın evli ve 5 çocuk babası Kemal G. (53) olduğu belirlendi. Kemal G.'nin 25 yaşındaki oğlunun bir süre önce kalp krizinden yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Cinayetin aydınlatılması için özel ekip oluşturuldu.
Sabah işe giden vatandaşlar büyük şok yaşadı. Kentin farklı bölgelerinden ceset parçaları çıktı. Vahşi cinayetin aydınlatılması için özel ekip kuruldu.
İngiltere İstinaf Mahkemesi, KKTC’de 1974 öncesi Rum malı olan bir arsayı aldıkları için yargılanan İngiliz Linda-David Orams çifti davasında nihai kararı verdi. Mahkeme davacı Kıbrıslı Rum Meletis Apostolides’i haklı buldu. 6 yıldır süren davanın dünkü karar duruşmasında, davacı Apostolides avukatlarıyla hazır bulunurken, Orams çifti yer almadı. Apostolides tarafından haklarında dava açılan Orams çiftiyle ilgili kararın emsal oluşturabileceği ve KKTC’de emlak sahibi çok sayıda yabancıyı etkileyebileceği belirtiliyor. Bu arada KKTC’li yetkililer, kararla ilgili üst yargı yolu ve AİHM’e başvuruların değerlendirildiğini bildirdi. Türk Dışişleri Bakanlığı da mahkemenin Orams davasıyla ilgili aldığı kararın “birçok açıdan düşündürücü” olduğunu belirtti.
İngiltere İstinaf Mahkemesi, KKTC"de Rum malı olan bir arsayı aldıkları için yargılanan çiftin davasında nihai kararı verdi.
Beşiktaş’ta başkanlık yarışı veren Murat Aksu’dan Yıldırım Demirören’e ilginç teklif: “Eski açığa, şirketi ‘Milangaz’ın adını verelim 60 milyonluk borcu kapansın” Beşiktaş’ın 31 Ocak’ta yapacağı Kongre öncesi Murat Aksu ve Yıldırım Demirören arasındaki başkanlık yarışı kızıştı. Yıldırım Demirören ile Murat Aksu arasındaki en büyük tartışma, Demirören’in kulübe verdiği 60 milyon liralık borç. Aksu’nun başkan seçilmesi durumunda ertesi gün parasını isteyeceğini belirten Demirören’e rakibinden ilginç bir teklif geldi. Beşiktaş’ın borcunun 400 milyon lira olduğunu belirten Avukat Dr. Murat Aksu, yönetime gelmeleri durumunda İnönü Stadı’nın bölümler halinde yeniden yapılacağını söyledi. BORCU 400 MİLYON LİRA İnönü Stadı’nın ‘Eski Açık’ tribününün SİT alanı olduğu için dokunamayacaklarını söyleyen Aksu “Buraya da ‘Milangaz’ tribünü deriz. Böylece 15 yıl boyunca ismi kullanması durumunda kulübün Demirören’e olan borcu da ödenir” dedi. Diğer 3 tribünün yapımı için işadamlarıyla görüştüğünü kaydeden Aksu, Beşiktaşlı 3 işadamından birinin ‘tamam’ dediğini, diğer ikisinin de sıcak baktığını söyledi. Bu projeyi hayata geçirdiklerinde tribünler, yaptıran işadamlarının ismiyle anılacak. Murat Aksu, önceki gün akşam yemeğinde ekonomi basınıyla düzenlediği sohbet toplantısında Beşiktaş Futbol Yatırımları AŞ’nin faaliyetlerini değerlendirerek, yönetime geldiklerinde yapacakları konusunda bilgi verdi. Aksu, Kongre’de listesinde yer alan bazı isimlerin de katıldığı toplantıda Beşiktaş Kulübü’nün borçlarıyla ilgili “Söylendiği gibi borcu 180 milyon lira değil, 400 milyon liraya ulaşıyor. Beşiktaş Futbol Yatırımları AŞ’nin borcu kısa vadeli 218 milyon, uzun vadeli 61 milyon lira. Demirören’e olan 60 milyon da eklendiğinde 340 milyon lira. Ancak kulübün ileriye dönük gelir kalemleri bankalar tarafından temlik altında. Yayın, kira ve sponsorluk gelirleri ileriye yönelik alınmış ve harcanmış. Kulübün geleceği ipotek altında. Bunları ve son transferleri de borç hanesine yazınca gerçek borç rakamı 400 milyon liraya ulaşıyor” dedi. Aksu, Başkan Demirören’e de şu mesajı verdi: “Beşiktaş’ı, aldığı gibi 30 milyon dolar borçla bize bıraksın, kulübe verdiğini söylediği 60 milyon lirayı ödeyelim.” 3 yılda 100 milyon ek gelir Avukat Dr. Murat Aksu “Kongreyi kim kazanırsa kazansın 1 Şubat günü likidite açısından hiçbir kaynağı olmayan borçları açısından da yeniden yapılandırılmaya muhtaç bir kuruluşu devralmış olacak” dedi. Seçimin hemen ardından kulübün banka borçları da dahil 165 milyon lira ödeme yapması gerektiğini belirten Aksu “Eğer Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’ne kalırsa ve yeni yapılan yayın ihalesiyle gelecek olan parayı eklersek kulübün geliri 100 milyon lira olacak, yani yine borçlanmaya devam edilmek zorunda” dedi. Aksu şunları söyledi: “Üye sayımızı artırmayı planlıyoruz. Barcelona gibi olacağız. Gelirlerimizi artıracağız. 3 yılda 100 milyon ek gelir sağlayacağız. Banka borçları yeniden yapılandırılacak.” 1 liraya ürettiğini 1 liraya sattı faaliyet kârı yok Beşiktaş’ın son 3 yıldır sürekli zarar ettiğini belirten Aksu şöyle devam etti: “Şampiyonlar Ligi’nden alınan para da gelirlere eklenmiş olmasına karşın kulüp bu mali yılın ilk 3 ayında da faaliyet zararı içinde. Bilançoda bir liraya ürettiğini bir liraya sattı görünüyor, kâr oranı sıfır. Buna karşın Beşiktaş A.Ş.’nin özsermayesi sürekli eriyor. 42 milyon liralık gelirinin tümüne temlik konulmuş durumda. Kira gelirleri de üç yıllık toplu alındığı için kulübün 2 yıl kira geliri de olmayacak. Öte yandan CAS ve FIFA’da devam eden uyuşmazlık davaları var, bunların tutarı da faiz hariç 3.3 milyon Euro. Kısaca Beşiktaş, bir borç sarmalının içinde. “ Ben tek partiyi tutuyorum Beşiktaş partisi Yıldırım Demirören’in kendisi için ‘seçime siyaset’ karıştırdı sözlerinin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Aksu “Beni hangi vali ya da emniyet müdürü aramışsa kanıtlasın. Hiç bir partiyi tutmuyorum. Tek tuttuğum parti Beşiktaş partisi. Benim seçim çalışmalarımda yer alan arkadaşlar arasında Dev-Yol davasından yargılanmış olan da var Ülkü Ocakları’ndan olan da. Burada hepimiz Beşiktaş için çalışıyoruz” dedi. Del Bosque konusunda da Aksu şunları söyledi: “Gönderildiğinde ben yurt dışındaydım. Daha sonra dava için ‘uzlaşalım Del Bosque ile’ dedim. ‘Çok paran varsa git sen uzlaş’ dedi.” Hisseler manipüle ediliyor Borsadaki Beşiktaş hisselerinde manipülatörler olduğunu ve bu konuda davaların görüldüğüne dikkat çeken Murat Aksu’nun listesinde yer alan SPK eski Başkan Yardımcısı Önder Çolak, uzun vadede Beşiktaş Futbol Yatırımları AŞ hisselerine kurumsal yatırımcıların yatırım yapabileceği ortamı sağlayacaklarını söyledi. Önder Çolak, uzun vadede Beşiktaş’la ilgili ‘ana para korumalı’ fona benzer tahvil ihracı da yapacaklarını kaydetti. Dünyanın en büyük sanal stadını kuruyor Murat Aksu’nun yönetim kurulu listesinde pazarlama ve IT’den sorumlu olacak Emre Berkin, yönetime gelmeleri halinde internet üzerinden kulübe gelir getirecek projeleri hayata geçireceklerini söyledi. Bu projelerden birinin ‘sanal stat’ olduğunu belirten Berkin “İlk etapta 40 bin kişilik sanal stat kuracağız. Burada Beşiktaşlı taraftarlar koltukları 10-20 lira gibi fiyatla satın alarak isimlerini yazdıracak. Kulübe yardım etmek isteyen taraftarlara böyle bir imkan sunacağız. Sanal stada ilgi artarsa kapasitesini de artırabileceğiz” dedi.
Beşiktaş"ta başkanlık yarışı veren Murat Aksu"dan Yıldırım Demirören"e ilginç bir teklif geldi. Bakalım Demirören bu teklife ne diyecek?
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu"nun eşi ve iki kızı ile hükümet üyelerinin AB üyesi olan Rum kesimi pasaportu taşıdıkları ortaya çıktı. KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu’nun eşi ve iki kızı ile hükümet üyelerinin AB üyesi olan Rum kesimi pasaportu taşıdıkları ortaya çıktı. Kıbrıs’ta birleşme görüşmeleri yapıldığı sırada ‘Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi çözümdür’ açıklamaları yapan KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu’nun ailesi, bakanları ve KKTC Meclis Başkanı dahil ‘Rum Pasaportu’ aldıkları ortaya çıktı. Türkiye ve KKTC’nin uluslarası platformda ‘uzlaşmayan taraf’ görüntüsü vermemek için çabalarken Eroğlu ‘uzlaşmaz’ olmakla eleştirilmişti. KKTC KABİNESİ RUM PASAPORTLU KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Kıbrıs Rum kesimi’nin Kıbrıslı Türklere verdiği kimlik ve pasaportları propaganda amaçcıyla kullandığını belirterek, KKTC’lilere bu pasaport ve kimlikleri iade etme çağrısı yapmıştı. KKTC Meclis Başkanı Hasan Bozer ve eşi Sonay Bozer, Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Maliye Bakanı Ersin Tatar, Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif, Ekonomi Bakanı Suat Atun, Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kayımzade, Merkez Bankası Yönetimi’nden Tuncer Arifoğlu ile birlikte Başbakan Derviş Eroğlu’nun kızları Haslet ve Gencay Eroğlu’nun Rum pasaportu aldığı öğrenildli. Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ibaresi bulunan pasaportları kulananları vatan haini ilan eden KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Rauf Kürşat Denktaş da Rum pasaportu almıştı. (Star)
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu"nun eşi ve iki kızı ile hükümet üyelerinin AB üyesi olan Rum kesimi pasaportu taşıdıkları ortaya çıktı.
Önce eşiyle ayrılacağı yazılan sonra bir aile dostuyla eşinin buluştuğu yönünde çıkan haberlere ateş püsküren Erbil, “Türk halkı beni çok iyi tanıyor. Bu haberler beni yıpratamaz. Tuğba, şöhretli biri değil. Dolayısıyla günlük yaşamında nasılsa dışarıda da öyle davranır. Birileri dedikodu yapacak diye aile dostuyla konuşmamazlık etmez. Bu haberleri yapanların aklından ne geçiyor bilmiyorum ama ben eşimle mutlu bir hayat sürüyorum” dedi. Bu tür haberlerin çıkmasını da kasıtlı olarak değerlendiren Mehmet Ali Erbil, “Bu haberlere değil sinirlenmek, gülüp geçiyorum. Ama birilerinin bu haberleri beni yıpratmak için kasıtlı yaptıklarını düşünüyorum” diye konuştu.
Medyada çıkan hangi haberler Mehmet Ali Erbil'i bunalttı? Erbil neden sonunda isyan etti? İşte yanıtı...
Cornelia zinciri, biri 2002'de inşa edilen Cornelia De Luxe Resort, diğeri de 2008'de hizmete açılan Cornelia Diamond ile Belek'te faaliyet gösteriyor. Otellerin aldığı ödüller dolayısıyla Antalya'da düzenlenen basın toplantısına her iki otelin de genel müdürü katıldı. Cornelia Diamond Golf Resort & Spa Hotel’in Genel Müdürü Zafer Alkaya (solda), kaliteli turisti çekerek ve fiyattan ödün vermeyerek bu ödülleri aldıklarını belirtti. Pazarlama anlamında yoğun faaliyetler içerisinde olduklarını belirten Alkaya, bunu fiyat düşürmeden yapacaklarını, hatta bu sene ortalama yüzde 10 fiyat artıracaklarını kaydetti. Geçen sene ortalama 100 euro gecelik fiyat ile yüzde 100 doluluğa çok yakın gittiklerini belirten Alkaya, "Kriz yılı olmasına rağmen 310 bin geceleme ile 2008 yılını yakaladık. Bu sene ise hem yeni pazarlar hem de golf ve futbol turizmindeki artış sayesinde yüzde 10 büyüyeceğiz" diye konuştu. Golf turizminin Türkiye için önemine dikkat çeken Alkaya, şöyle devam etti: "Golf turisti Türkiye'ye çok iyi para bırakıyor. Bizim sahalarımızda oynanan oyunda da geçen sene yüzde 15 artış oldu. Bu seneki hedefimiz ise yüzde 20 artışla oynanan oyun sayısını 50 bine çıkarmak. 2010 için alınan rezervasyonlarla bu oranın yarısına şimdiden ulaştık. Biz kış aylarında golf turisti çekerek turizm gelirlerimizi artıracağız." HEDEFİMİZ CHELSEA'Yİ GETİRMEK Cornelia'da geçen sene 18 takıma ev sahipliği yaptıklarını, bu sene ise takım sayısının 25'e yükseleceği bilgisini veren Alkaya, şunları anlattı: "Aslında sayıyı daha artırabiliriz ama daha iyi hizmet için şimdilik aynı anda 3 takımdan fazlasını almıyoruz. Biz burada daha kaliteli takımların da Belek'e gelmesini istiyoruz. Mesela şu anda bizde Bayern Münih'in B takımı kalıyor ama niye A takımı da kalmasın? Bizim en büyük hedeflerimizden birisi İngiltere Premier Lig takımlarını buraya çekebilmek. Bir süredir Chelsea'nin menajeri ile görüşme halindeyiz. Geldi, tesislerimizi gezdi ve çok beğendi. Ama maalesef Türkiye'nin bir imaj sorunu var. İşte biz bunu kırıp Chelsea'yi de diğer büyük kulüpleri de buraya getireceğiz." 31 FARKLI ÜLKEDEN MÜŞTERİ GELDİ Cornelia De Luxe Resort Genel Müdürü Hakan Duran ise Cornelia Hotels Golf Spa olarak 31 farklı ülkeden misafir ağırladıklarına ve çok geniş ülke gamından misafir profiline sahip olduklarına dikkat çekti. Turizm genelindeki düşüşe rağmen yeni pazarlar bularak ve yurtdışında pazarlama faaliyetlerine ağırlık vererek 2009'u iyi bir şekilde tamamladıklarını anlatan Duran, "krizi kendi lehimize çevirmeye ve bu negatif durumdan artılar yaratmaya gayret ediyoruz. Zaten geniş müşteri portföyü sayesinde de bölgenin en yüksek doluluğuna sahip oteli haline geldik "dedi. Duran, dünyanın en prestijli golf yayınlarından biri olan Golf World Dergisi tarafından Cornelia Nick Faldo Sahası’nın 2009 yılı içinde Avrupa’nın en iyi sahaları arasında gösterilmesinin de özellikle golf turizmi açısından çok faydalı olduğunu sözlerine ekledi. HANGİ ÖDÜLLERİ ALDILAR Turizm oscarları olarak kabul edilen World Travel Awards'da (WTA) 5 ödül geldi. Cornelia De Luxe Resort Türkiye’nin en iyi golf oteli seçilirken, Cornelia Diamond ise dünyanın en donanımlı oteli, Türkiye’nin en iyi spa oteli, Avrupa’nın en iyi golf oteli ve Avrupa’nın en iyi Spa oteli seçildi. Dünyanın en büyük turizm acentalarından TUI'nin her yıl yüz binlerce müşterisi arasında yaptığı anket sonuçlarına göre ise her iki otel de lüks kategorisinde dünyanın en iyi oteli seçildi.
Cornelia otelleri, aynı zamanda dünyanın en büyük turizm acentalarından olan TUI tarafından da dünyanın en iyi oteli seçildi.
Baros'un sakatlığı sonrası acil forvet arayan Galatasaray'da Başkan Adnan Polat "Transferi bu hafta bitireceğiz" derken, Futbol Şubesi Sorumlusu Haldun Üstünel Londra-Liverpool arasında mekik dokuyor. Rijkaard'ın istediği oyuncuların kulüpleriyle pazarlığa oturan Üstünel'in kare asında Everton'dan Louis Saha ve Jo ile Tottenham'dan Giovani Dos Santos ile Roman Pavlyuchenko var. RUUD GÖNDEREBİLİR! Tottenham'dan yapılacak transfer Avrupa Ligi'nde sarı-kırmızılı formayı giyebiliyor. Barcelona'da Rijkaard döneminde altyapıdan A takıma yükselen ancak şans bulamayınca 2008'de Tottenham'a transfer olan Meksikalı Dos Santos, teknik direktör Harry Redknapp tarafından Mart 2009'da Ipswic'e kiralanmıştı. Sezon başında Londra kulübüne geri dönen Dos Santos'u göndermeyi planlayan Redknapp, pazarlık masasına oturduğu Ruud Van Nistelrooy'u alabilirse en az bir forvetini elden çıkaracak. Euro-2008'in yıldızlarından Pavlyuchenko da Tottenham'da mutsuz ancak maliyeti çok yüksek. PROBLEMLİ SAMBACI JO Everton ile temaslarda ise ilk aday Louis Saha. Baros'un uzayan sakatlığı üzerine alınacak forvette "Avrupa'da oynayabilmeli" ön şartını kaldıran G.Saray'da Everton formasıyla bu sezon 12 gol atan Saha öne çıkan isim. Neill'in transferi sırasında Saha için başlatılan pazarlıklar henüz sonuçlanmadı. Everton Menajeri David Moyes ile sorun yaşayan Jo da Cimbom'un gündeminde. Ancak Brezilyalı yıldızın Manchester City'den kiralanmış olması transferi güçleştiriyor. Liverpool'dan transferi için kısa sürede önemli yol alınan bir diğer aday Ryan Babel'in ise menajer Rafael Benitez'den özür dileyerek tekrar kadroya geri dönmesiyle kulübünden ayrılmayacağı açıklandı.
Cimbom transfer turuna çıktı! Galatasaray Başkan Yardımcısı Haldun Üstünel, Londra ve Liverpool'da transfer pazarlığında...
Türkiye’deki sevgilisi Şengül Vatansever’i uğraşıp didinerek ABD’ye aldırtan Selami Özdemir, önce fiziki şiddet uygulamaya başladı. Vatansever’in şikâyetçi olması üzerine de Şengül Vatansever’i öldürüp intihar etti. Amerikan polisi, öksüz ve yetim kalan iki çocuğun akrabalarını arıyor. ABD’nin Connecticut eyaletinde yıllardır hayat arkadaşına şiddet uyguladığı iddia edilen Selami Özdemir, evine gidip iki çocuğunun annesi Şengül Vatansever’i öldürdü. Ardından çocuklarının gözleri önünde intihar etti. Çiftin West Haven şehrinde yaşayan yakın dostlarından alınan bilgiye göre, Özdemir, 20 yıl önce Giresun’un Yağlıdere İlçesi’nden ABD’ye göç etti. Pizza restoranı açan Selami Özdemir, yıllar süren çabalar sonucunda âşık olduğu Şengül Vatansever’i de ABD’ye yanına aldırdı. Ancak son dönemde çiftin araları açıldı. İddialara göre, Şengül Vatansever’in Facebook’ta ilişki durumunu gösteren yere, ‘İlişkisi yok’ diye yazması ipleri koparttı. Selami Özdemir, yıllarca uğraşarak ABD’ye getirtebildiği Şengül Vatansever’e fiziki şiddet uygulamaya başladı. Vatansever’in yine Facebook’ta yer alan notunda, “Dünyada üç şey geri dönmez. 1. Söylenen söz, 2. Geçen zaman, 3. Ben” yazılı. Kefaletle serbest kalmıştı Geçen cumartesi günü Şengül Vatansever’in aile içi şiddet şikâyeti üzerinde Selami Özdemir gözaltına alındı. Özdemir’i 25 bin dolar kefaletle serbest bırakan mahkeme, Vatansever’den uzak durması gerektiğine dair bir de karar aldı. Ancak mahkeme kararını dinlemeyen Özdemir, soluğu Şengül Vatansever’in kapısında aldı. Bunun üzerine Şengül Vatansever, tekrar polisi aradı. Bunun üzerine Selami Özdemir, biri yedi aylık, diğeri altı yaşında olan iki çocuğunun gözleri önünde Şengül Vatansever’i başına kurşun sıkarak öldürdü. Sonra da intihar etti. Olayın ardından çiftin iki erkek çocuğu, Kimsesiz Çocukları Koruma Müdürlüğü tarafından teslim alındı. Çiftin Türkiye’deki akrabalarına ulaşılmaya çalışılıyor.
Yıllardır hayat arkadaşına şiddet uyguladığı iddia edilen Selami Özdemir, iki çocuğunun annesi Şengül Vatansever"i öldürdü
Müjde Ar, 'Güzel Haberler' programında, okullardaki din dersi ile ilgili konuştu. Kendisinin okula gittiği yıllarda din dersinin seçmeli olduğunu belirten Müjde Ar, "Lisede din dersine girmeyen 2- 3 öğrenciden biriydim Ama din bilgim de tamamdır" dedi. Türkiye'de öğrencilerin 532 saat din dersi aldıklarını, felsefe dersine ise sadece 72 saat girdiklerini aktaran Ar, Avrupa'daki öğrencilerin daha fazla felsefe dersleri gördüklerini belirtti ve felsefe dersleri alan öğrencinin daha kültürel ve daha analitik biri olacağını sözlerine ekledi.
Müjde Ar, 'Güzel Haberler' programında, okullardaki din dersi ile ilgili konuştu. Lisede derse girmediğini söyleyen Müjde Ar sözlerini şöyle sürdürdü;
DOĞUM SONRASI İLK GEZİ Ünlü oyuncu ve yönetmen Yılmaz Erdoğan, önceki gün eşi Belçim Erdoğan'la baş başa Kanyon'da akşam yemeği yedi. 25 Aralık akşamı ikinci kez baba olan Yılmaz Erdoğan, doğum sonrası ilk kez eşiyle birlikte görüldü. Oğulları Rodin'den uzun süre ayrı kalamayan çift, sakin bir yemeğin ardından evlerinin yolunu tuttu. FİLMLERİN ÇOĞUNU PARA İÇİN YAPTIM DİĞER SAYFADA [PAGE] 90 filmden çoğunu para için yaptım! 'Aşk-ı Memnu'da 'Firdevs' karakterini canlandıran Nebahat Çehre, Türkan Şoray'ı örnek aldığını söyledi. NTV'de Şoray'ın sunduğu 'Sinema Benim Aşkım' programına konuk olan Çehre, "Çok hak etmişsin bulunduğun yeri. Disiplinin, güzelliğin, bakışın, bize çok şeyler kattı" dedi. Çehre, hep aynı tip roller aldığını ve 90 küsur filmde oynadığını belirterekbirçoğunu para için yaptığını itiraf etti: "İsteyerek yaptığım şeyler çok azdı. 90 filmden 10-15 tanesini ancak sayabilirim." 70 BİN LİRAMIZI GERİ VER BÜLENT ERSOY DİĞER SAYFADA... [PAGE] 70 bin liramızı geri ver Ünlü sanatçı Bülent Ersoy'a mahkeme şoku! Yılbaşında Ankara Limak Ambassadore Otel'de sahne almak için bir organizasyon şirketiyle 180 bin liraya anlaşan Bülent Ersoy, aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle hastanede yatan Ersoy'u doktorlar sahneye çıkmaması konusunda uyardı. Hal böyle olunca konser veremeyen ünlü divayı, organizasyon şirketi yetkilileri mahkemeye verdi, haciz işlemi başlattı. Yetkililerin, sanatçıya 70 bin lira avans ödedikleri, sahne iptal olunca parayı geri istedikleri ve divanın ödemediği öğrenildi. Yetkililer, "Biz uğradığımız zararın parasını Bülent Hanım'dan istiyoruz. Çünkü nezaket gösterip telefonlarımıza bile çıkmadı" dediler. Şimdi Ersoy'dan, tüm masraflar dahil 100 bin lira isteniyor. TATLISES VE ALİŞAN'A ŞOK CEZA! DİĞER SAYFADA... [PAGE] TATLISES VE ALİŞAN'A ŞOK CEZA Suç örgütü lideri Kürşat Yılmaz, işadamı Korkmaz Yiğit, İbrahim Tatlıses, Alişan ve Tuğba Özay’ın da yargılandığı çete davasında karar çıktı. Bu davadan cezaevinde 6 ay tutuklu kalan manken Tuğba Özay,beraat ederken, Tatlıses ve Alişan ‘örgüte yardım etmek’ suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün, Kürşat Yılmaz 66 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tatlıses ve Alişan’ın cezaları ertelendi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasında son sözleri sorulan sanıklar tahliyelerini ve beraatlerini istedi. Mahkeme, 8 saatlik aradan sonra kararını açıklayarak Abidin Cevher Özden’in (Banker Kastelli) hakkındaki davayı öldüğü için düşürdü. Mahkeme ayrıca Kürşat Yılmaz ve İbrahim Tatlıses’in, dansöz Asena lakaplı Onur Çakmak’ı ‘İş çalışma hürriyetini ihlal ettikleri’ iddiasıyla haklarında açılan davayı Asena’nın şikâyetinden vazgeçmesi üzerine düşürdü. Korkmaz Yiğit’in ‘yağmaya teşebbüs ve örgüte yardımetmek’ suçlarından, Tuğba Özay’ın da ‘örgüte üye olmak ve emniyet teşkilatını alenen aşağılamak’ suçlarındanberaatine karar verildi. ZOMBİLERİN FİLMİNDE OYNAYAN KİM? DİĞER SAYFADA... [PAGE] Zombilerin filminde oynadı 'Sınav' filmi ile beyazperdeye adım atan Rüya Önal; 'Ada: Zombilerin Düğünü' adlı filmle bir kez daha izleyici ile buluşacak. 'Sınav'ın ardından Okan Bayülgen'in TV programında çalışan, 'Evde Olmak Güzel' adlı dekorasyon programında sunuculuk yapan ve 'Doktorlar' dizisinde rol alan Önal'ın fotoğralarını da Okan Bayülgen çekti. Talip Ertürk ve Murat Emir Eren'in yazıp yönettiği film; bir düğünde meydana gelen olayları, amatör bir kameramanın bakış açısıyla anlatıyor. Önal dışında, Ozan Ayhan, Esra Ruşan ve Onur Buldu'nun rol aldığı korku-komedi tarzındaki film, 29 Ocak'ta gösterime girecek. CEM YILMAZ'A 'RECEP'Lİ PROTESTO DİĞER SAYFADA... [PAGE] Cem Yılmaz’a Recep’li protesto Malatya Park AVM bünyesinde hizmete giren Avşar Sinemaları, açılış günü Türkan Şoray, Ferdi Tayfur ve Oya Aydoğan'ı misafir ederken, önceki gün de Cem Yılmaz'ı ağırladı. Cem Yılmaz'ı görmek için binlerce kişi alışveriş merkezine akın ederken, ünlü komedyen son filmi 'Yahşi Batı'yı hayranları ile birlikte izledi. Ancak 122 dakikalık filmine ara verdirtmeyen Yılmaz, izleyicinin tepkisi ile karşılaştı. Ardından alışveriş merkezinin içinde düzenlenen sohbete katılan Yılmaz'ın burada da sadece 10 dakika sahnede kalması ve fotoğraf çektirme isteklerini geri çevirmesi, hayranlarını çok kızdırdı. Cem Yılmaz'ın, fotoğrafını çekmek için yarışan hayranlarına, "Hepinizde cep telefonu var mı? Olmayanlar varsa ben yanımda getirdim, dağıtacağız şimdi" esprisi de ortamı yumuşatmadı. Yılmaz'a sinirlenen bir grup 'Recep İvedik' diye bağırarak protesto etti. Yılmaz, Malatya'nın yöresel restoranlarından 'Beşkonak'ta yemek yedikten sonra da İstanbul'a döndü. 45 YAŞINDA HAMİLE! DİĞER SAYFADA... [PAGE] 45 yaşında hamile! Dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak gösterilen İtalyan aktris Monica Bellucci'nin ilerleyen yaşına rağmen ikinci çocuğuna hamile olduğu öğrenildi. People dergisine konuşan yakın arkadaşları Bellucci'nin mayıs ayında doğum yapacağını söyledi. Bellucci ve Fransız aktör eşi Vincent Cassel'in 5 yaşında Deva adında bir kız çocukları bulunuyor. Hint inanışlarına ilgili Bellucci kızına Hindu ay tanrıçası Deva'nın ismini takmıştı. ARAPLAR BENİ DEĞİL DİZİDEKİ MEHMET'İ SEVDİ DİĞER SAYFADA... [PAGE] Araplar beni değil dizideki 'Mehmet'i sevdi 'Gümüş' dizisiyle Arap dünyasını kasıp kavuran Kıvanç Tatlıtuğ, aslında ilginin kendisine değil, oynadığı karaktere olduğunu söyledi. Kanaltürk'teki 'İster Dinle İster Seyret' programına konuk olan Tatlıtuğ, Arap halkının kendisine duyduğu sempati için, "Sonuçta beni ne kadar tanıyabilir ki Arap halkı..." diye konuştu. Yakışıklı oyuncu, Arap dünyasında beğenilmesini ise şöyle değerlendirdi: "Oradaki 'Mehmet' karakterinin sarışın, renkli gözlü ve Müslüman olması etkili olmuş olabilir" Araplar'ın, 'Aşkı Memnu'yu da aldığını söyleyen Tatlıtuğ, dizinin orada tutup tutmayacağıyla ilgili olarak ise, "Tamamen kumar" dedi. KÖTÜLERİN 'EZEL'İ DÜŞMANI: AKREP DİĞER SAYFADA... [PAGE] Kötülerin ‘EZEL’i düşmanı: AKREP ‘EZEL’le fenomene dönüşen Kenan İmirzalıoğlu’nun yeni filmi ‘Ejder Kapanı’ cuma günü vizyona giriyor! Başrolleri Uğur Yücel, Nejat İşler ve Berrak Tüzünataç’la paylaşan İmirzalıoğlu, son yıllarda Türkiye’de de artış gösteren pedofili (sübyancılık) davalarının anlatıldığı filmde; cinayet büro amiri olan ‘Akrep’ lakaplı ‘Celal’ karakterini canlandırıyor.
Doğum sonrası ilk gezi... Ersoy'a mahkeme şoku! Cem Yılmaz'a 'Recep'li protesto! 45 yaşında hamile! Ve dahası...
Kamp sonrası, ikinci yarıdaki hedeflerine ilişkin açıklamalar yapan Daum, "Kadroya inanıyorum. Büyük sakatlıklar ve cezalar yaşayıp eksik kalmazsak, hedefe ulaşırız" dedi. İşte Daum'un Antalya sonrası mesajları: - Bazı futbolcular istenilen seviyede değil. Umarım kısa sürede iyi çalışarak arkadaşlarının performansına ulaşırlar. - Deivid ve Semih sakatlık yüzünden takımdan ayrı kaldı. Özer de bazı idmanlara katılamadı. Bu nedenle Gökhan Ünal transferinden memnunum. - Kazım ve Önder konusuna saha içi ve saha dışı olarak iki taraftan bakılmalı. Kulübün verdiği kararla ilgili hiçbir şey değişmedi. - Sezon başında forvet istemedim. Ama Güiza ve Deivid bazen takımdan ayrı kaldı. Yaptığımız değerlendirmede bir forvet takviyesini uygun gördük. - Hedefimiz sadece forvetlerden değil, orta sahadan da gol konusunda faydalanmak. Mehmet Topuz, Uğur ve Ali'den daha fazla gol istiyorum. - Ligdeki 12 maçı İstanbul'da oynayacak olmamız sadece seyahat anlamında avantaj. Ama kimse puan hediye etmeyecek. Sahada avantajımız yok. - Kadıköy'de çok maç yapacağız. Bu nedenle zeminin durumunu merak ediyorum. İkinci yarıda oyuncularımdan Bursa, Gençlerbirliği ve Galatasaray maçlarındaki performansı bekliyorum. - Her yarışmada çok büyük ve güçlü bir kadroya sahip olmanız gerekiyor. Fazla büyük konuşmadan işimize konsantre olmalıyız. Ben bu anlamda gerçekçi davranıyorum. - Bizim için en önemlisi şampiyonluk. Bu nedenle bazı şeyleri arka plana atabiliriz. 'Gerçekçi olmak zorundayız' derken bunu kastediyorum. - Defansta sıkıntı doğarsa takım içinden halledebiliriz. Savunma oyuncusu transfer etmeyerek ligin ikinci yarısı için ufak bir risk aldık. - Transfer olur, olmaz... Her teknik direktör transfer ister. Ama benim görevim şikayet etmek değil, var olan futbolcularla en iyi şekilde başarıya doğru çalışmak. KAZIM&ÖNDER FUTBOLCUMUZ Yönetimin kadro dışı kalan futbolcularla ilgili karar değiştirmediğini ifade eden Daum, "İki oyuncu da Fenerbahçe'nin futbolcusudur ve takımdan ayrı olarak çalışmaktadır" dedi.
Kamp sonrası, ikinci yarıdaki hedeflerine ilişkin açıklamalar yapan Daum, 'hedefe ulaşırız' mesajı verdi.
20 OCAK 1918- Midilli Kruvazörü, İmroz açıklarındaki mayınlara çarparak battı. Osmanlı savaş gemisi. Alman yapısı olup asıl adı Breslau’dur. 10 Ağustos 1914′te İngiliz gemilerinden kaçan Yavuz (Goeben) zırhlısıyla birlikte, İstanbul’a sığındı. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na katılmadığından bu iki gemiyi satın aldığını ilân etti, ama Alman mürettebat, gemilerde kalmıştı. Karadeniz’de Novorossisk Limanı’nın (Rusya) bombalanmasına katıldı (29 Ekim 1914). İmroz Adası’na yapılan bir saldırı sırasında battı. 4.550 tonluk bu kruvazörün hızı saatte 27 deniz miliydi. 105 mm.lik 12 topu ve 450 mm.lik bir torpido kovanı vardı.
20 ocak 1793- fransa kralı xvı. louis giyotinle idam edildi. fransa'da 1789'da patlayan ihtilal, kral xvı. louis'in mutlak otoritesine son vermişti. kral önce haklarından feragat etti ama entrikaya dayalı politikasından vazgeçmemesi üzerine tahtından indirildi, ihanetle suçlanıp yargılandı ve...
Gazeteci-yazar Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesinin ardından, 3'ü eski 1'i yeni dört çarpıcı ayrıntı ortaya çıktı. Ağca'nın 2006'daki yanlış tahliyesindeki ilginç ilişki, tahliye sonrası bir günlük askerlik yaşamı, yeniden tutuklanmasına kadar geçen 8 karanlık günün sırrı ve şimdi yaptığı yurtdışı çıkış hazırlıklarının detaylar açıklandı: HÂKİMİN KOCASI AVUKATI: Ağca 12 Ocak 2006'da yanlış tahliye olduğunda, bu kararın verilmesinde itiraz üzerine son sözü Kartal 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Mahkeme heyetinde Neslihan Aboşoğlu da bulunuyordu. Hâkimin eşi Yılmaz Aboşoğlu da o dönemde Kartal Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordu. Yılmaz Aboşoğlu, Ağca'nın tahliye sürecine savcı olarak müdahil olmadı, yani mütalaa vermedi, görüş bildirmedi. Ancak Yılmaz Aboşoğlu kısa süre sonra savcılıktan istifa ederek İstanbul Barosu'na kayıtlı serbest avukatlık yapmaya başladı. YARGITAY'A ATAMA Yılmaz Aboşoğlu yıllar sonra önceki gün kamuoyunun karşısına bu kez Ağca'nın avukatı olarak çıktı. Ağca'nın ailesi, Ankara Barosu avukatlarından Hacı Ali Özhan'ı azlettikten sonra Yılmaz Aboşoğlu'na vekalet verdi. Aboşoğlu da Ağca'nın önceki günkü tahliye sürecini yöneten iki avukattan biri oldu. TESADÜFÜN BÖYLESİ: Ağca 2006'da tahliye olurken birçok mahkemede farklı işlemler yapılmıştı. Bu mahkemelerden biri de Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ydi. O dönemdeki Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi'nin kararına göre, Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi, Ağca'nın cezalarını toplarken yanlışlık yapmıştı. Yargıtay'ın bozduğu bu kararı veren mahkemenin başkanlığını Meryem Üstüner yapıyordu. Üstüner'in yolları önceki gün tesadüfen Ağca ile bir kez daha kesişti. Ağca tahliye olduğu ve lüks oteline çekildiği saatlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda da (HSYK) uzun süredir kriz olan Yargıtay üyeliği seçimleri vardı. HSYK çalışmalarını geç saatlerde tamamladı ve Yargıtay'a seçilen 34 hâkim arasında Meryem Üstüner de yer aldı. KARAVANA YEDİ BİR GÜNLÜK ASKERLİK, DUHULÜ 12 OCAK: Ağca önceki gün tahliye edildikten sonra en çok çürük raporu alarak askerlikten kurtulması konuşulmaya başlandı. Ağca'nın Sincan F tipi Cezaevi'nden çıkıp doğrudan askerlik şubesine gitmesi gerekirken, GATA'ya götürüldü. Ağca'nın bu tercihinde 2006'da yaşadığı, bilinmeyen ilginç bir detay etkili oldu. Ağca'nın yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'da Tuzla Piyade Okulu'nda askere alındığı ortaya çıktı. Ağca burada sadece gün içinde kaldı, bir kez karavana yedi, avukatlarının imzalı taahhüt vermeleri üzerine kışladan çıktı. Bu bilgiyi doğrulayan eski avukatı Mustafa Demirbağ o günü şöyle anlattı: "Biz o gün elimizi kolumuzu sallayarak gideceğimizi düşünürken birden Pendik Askerlik Şubesi'ne götürüldük. Buradan da doğrudan Tuzla Piyade Okulu'nda askere aldılar. Biz hemen ilgili makamlara itiraz ettik ve sağlığının elverişli olmadığını savunduk. Bunun üzerine de aynı günün akşam saatlerinde Haydarpaşa GATA'ya sevk edildi ve bilinen malum askere elverişsizlik kararı verildi." KARANLIK GÜNLER 8 GÜNÜN SIRRI: "Ağca yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'dan sonra bu yanlışlığın ortaya çıkıp yeniden tutuklandığı 20 Ocak 2006'ya kadar ne yaptı, nerde yaşadı?" Bu sorunun cevabı hep karanlıkta kaldı. Demirbağ, Ağca'nın 8 gününe ilişkin şu iddialarda bulundu: "İlk üç günü askeriye ve GATA arasında geçti. Hattâ biz GATA'dayken, CHP lideri Deniz Baykal bile 'Ağca ve avukatı yurtdışında' diye açıklama yaptı. Biz bu açıklamayı Haydarpaşa GATA'da televizyondan duyduk. İlk 3 gün benim evimdeydi. O dönemde gazeteciler, televizyoncular, herkes ulaşmaya çalışıyor, 'yurtdışına kaçıralım' gibi işgüzar tekliflerde bulunanlar bile oldu. Sonra benim ev bir şekilde tespit edilince, bir arkadaşımdan rica ettim ve onun evine götürdük. Burada da 5 gün kaldı ve sonra yeniden tutuklandı. Bu evde de ben, Ağca ve kardeşi Adnan Ağca vardı. Yargıtay'ın 'yanlış tahliye edilmiştir' kararını da bu evdeki televizyondan duyduk." ŞİFRENİN ŞİFRESİ: Ağca, Ankara Sheraton Oteli'ne yerleştikten sonra internete girmek için şifre istedi. Ağca'nın bu şifreyi pasaport işlemleri ve ABD ile İspanya'daki televizyon kuruluşları ile yazışmak için aldığı ortaya çıktı. Ağca'nın yakın çevresi, özellikle ABD ve İspanya'dan gelen televizyon yayınına çıkma tekliflerine, "Olay daha çok sıcak. Hem şimdi pasaport sorunu var. Birkaç gün bekleyin" yanıtını verdi. (Sabah)
Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesinin ardından çarpıcı bir ayrıntı ortaya çıktı.
Sosyetik mekanlarda sahne alıp çıplak manken üzerinde suşi yiyen Müslüm Gürses'in son adresi daha çok ünlü rock gruplarını ağırlayan Beyoğlu'ndaki Ghetto adlı gece kulübüydü. Gençlerin büyük sevgisiyle karşılaşan Müslüm Baba, "Ezel"in başrol oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu'nun da kendisini dinlemeye geldiğini görünce çok sevindi. Yakışıklı oyuncu ve "Ezel" dizisine sahneden övgüler yağdıran Müslüm Gürses, espriyi patlattı: "Ezel, Ramiz Dayı nerede? O gelmeyecek mi?" Bu arada Müslüm Gürses, çoğunluğunu üniversitelilerin oluşturduğu izleyicilerden büyük alkış aldı. Müslüm Baba, alkış tufanıyla çıktığı sahneyi yine tezahüratlarla terk etti.
Rock gruplarının çıktığı bir mekanda sahne alan Müslüm Gürses, Kenan İmirzalıoğlu'nu görünce kendisini tutamadı. Baba, böyle espri yaptı.
İddiaya göre, Fatih'te bir kuaförde çalışan 16 yaşındaki A.Ö., iş yerinde tanıştığı Ebru G. (25) tarafından kandırılarak yılbaşı gecesi 500 TL karşılığında bir erkeğe pazarlandı. Genç kızın Polonezköy'deki bir otelde C. ve T. isimli erkeklere de pazarlandığı belirtildi. Yaşadığı olayın ardından eve gitmekten çekinin genç kız, kendisine yardımcı olması için daha önceden de sürekli gittiği Beyoğlu'ndaki bir fal kafeye giderek M. T.'nin kendisine yardımcı olmasını istedi. M. T. ise genç kızın falına bakarak bu olayların başına geleceğini önceden bildiğini söyleyip yardımcı olacağını vaat etti. Genç kızı Cihangir'de geceliği 100 TL'ye kiralanan bir eve kapatan M.T. , A.Ö'ye 4 gün boyunca tecavüz etti. Daha sonra kapatıldığı evden kaçarak ailesine haber veren A.Ö. yardım istedi. Ailesinin polise haber vermesi üzerine harekete geçen polis ekipleri, genç kızın ifadesini alarak operasyon başlattı. Çocuk Şube Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, A. Ö'yü 500 TL. karşılığında pazarlayan Ebru G. ile fal kafenin sahibi M. T.'yi yakalayarak gözaltına aldı. Zanlı M. T.'nin 'dolandırıcılıktan' sabıkalı olduğu belirlendi. Ebru G. ve M.T., Çocuk Şube Müdürlüğü'nde yapılan sorgularının ardından adliyeye sevk edildi.
16 yaşındaki kız evden kaçtı başına gelmeyen kalmadı. İş yerinde tanıştığı kız tarafından bir erkeğe pazarlandı... Çözümü falcıda aradı ama...
İngiliz Daily Telegraph gazetesi 'Bir diktatörün müzik listesinde neler vardır?' başlıklı bir haber hazırlayarak, dikdatör olarak tanımladığı liderlerin favori şarkıcılarını sayarak biraz da hafıza tazeledi. Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin, 1980'de Zimbabve'nin bağımsızlık kutlamalarında Bob Marley'in sahne alacağını duyduğunda 'kalıcı olarak sağlığa yararlı' diye nitelediği İngiliz şarkıcı Cliff Richard'ı tercih ettiğini ifade ettiği söylenmişti. (Sonuçta yine de Bob Marley sahne almıştı.) 1996'da El Kaide tarafından seks kölesi olarak tutulduğunu öne süren Sudanlı şair Kola Boof çok tartışılan kitabında El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in Van Halen ve B-52 gruplarını sevdiğini ve hepsinden çok Whitney Houston'ı beğendiğini yazmıştı. Şair Bin Ladin'in Amerikalı diva ile tanışmak istediğini ve ona Sudan'da bir köşk alıp, o zamanki kocası Bobby Brown'ı öldürmek istediğini öne sürmüştü. Libya lideri Muammer Kaddafi'nin ise 1970'ler ve 80'lerin Lionel Richie'nden 2006'da Libya'da 'Barış Konseri' verdikten sonra fotoğraf istediği belirtiliyor. Konser Kaddafi'nin evlatlık kızı Hanna'nın öldüğü Amerikan saldırısının 20. yıldönümünde verilmişti. İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım suçlarından yargılanırken ölen eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloseviç'in hücresinde sık sık Frank Sinatra'nın 'My Way'ini dinlediği kaydedilmişti. Kuzey Kore lideri Kim Jong-il, Eric Clapton'ı geçen yıl ülkede konser vermeye davet etti. Ama Clapton reddetti. Kuzey Kore liderinin İsviçre'de okuyan oğlu Kim Jong-chul'un Clapton'ın büyük hayranı olduğu biliniyor. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Chris de Burgh'e geçen yaz konser izni vermişti. Hazirandaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından çıkan olaylar konserin iptal edilmesine neden oldu. Chris de Burgh İran'da konser veren ilk Batılı şarkıcı olacaktı. (Gazeteport)
Dünyaya korku yayarak nam salmış liderlerin şarkı listesinde kimler var? Acaba müzik zevkleri nasıl? İşte yanıtı...
Danimarka hükümeti, uyuşturucu müptelalarına ücretsiz uyuşturucu dağıtma kararı aldı. Konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada, Şubat ayı ortasından itibaren, eroine çok bağlı olan uyuşturucu müptelalarına, ücretsiz eroin dağıtılacağı bildirildi. Uygulamanın ilk önce Kopenhag ve Odense şehirlerinde başlatılacağı, yaz aylarında ise Esbjerg şehrinin de dahil edileceği bildirildi. Odense şehrinde uyuşturucu maddeler kontrol dairesinden Birte Vorsum “Ücretsiz uyuşturucu dağıtılması konusu 15 yıldır tartışılıyor. Buna karşı çıkanların sayısı oldukça yüksekti. Halen daha karşı çıkanlar çok. Nihayet şimdi hükümet böyle bir karar alarak ülkede uyuşturucu yüzünden yaşanan olayları bir nebze önlemiş olacak. Çok sayıda uyuşturucu müptelası, uyuşturucu temin edebilmek için, hırsızlık, soygun, şiddet, adam öldürme gibi yasa dışı yollara başvuruyordu. Bu kararla şimdi olayların önüne geçilmiş olacak. Uygulama sadece uyuşturucu müptelaları için değil ülkemiz için de yararlı olacak ve ekonomiye katkıda bulunacak” dedi. Uygulama ile uyuşturucu kaçakçılarına da büyük bir darbe vurulmuş olacağı ve uyuşturucu kullanımının kontrol altına alınacağı bildirildi.
Danimarka hükümeti şaşırmış mı! Ülkede, eroine bağlı olan uyuşturucu müptelalarına, ücretsiz eroin dağıtılacak!
Euro para birimini kullanan Avrupa ülkeleri arasında şu sıralar mali açıdan en büyük sorunu yaşayan Yunanistan. Yeni iş başına geçen sosyal demokrat hükümetin, 2009'da bütçe açığının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranının yüzde 13’e çıktığını açıklamasının ardından, Brüksel ve Berlin'de alarm zilleri çalmaya başladı. Yunanistan’ın bütçesiyle ilgili AB’ye yanlış bildirimde bulunması da sıkıntıları artırdı. En büyük endişe ise Euro bölgesindeki diğer ülkelerin ekonomik istikrarının da bu durumdan zarar görmesi. Avrupa Merkez Bankası'nın yönetiminin Alman üyesi Jürgen Stark, Avrupa Birliği ülkelerinin, Yunanistan'ın daha dikkatli kontrol edilmemiş olmasının bedelini ödediğini belirtti. Stark, “Sadece kamu hizmetindeki ücret artışlarını ele alındığında bile, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)’nün verilerine göre, Yunanistan’da kamu çalışanlarının ücretinin 1999-2008 yılları arasında yüzde yüzün üzerinde bir artış sergilediği görülüyor” dedi. Yunanistan borç almaya devam ediyor Yunanistan hâlâ finans piyasalarından borç almaya devam ediyor ve eski borçlarını da piyasaya yeni sürülen tahvillerle kapatabiliyor. Ancak Yunanistan şimdiden, mali piyasalardan borç alabilmek için diğer Euro bölgesi ülkelerinden daha yüksek oranda faiz teklif etmek zorunda. Alman Federal Maliye Bakanlığında müsteşar olarak görev yapan Heiner Flassbeck ise Yunanistan’a yardımcı olabilmek için ortak Euro bölgesi tahvilleri çıkarılması önerisinde bulundu. Flassbeck, "Yunan devletinin finansal kaynağın en azından bir bölümünü kendi tahvilleri yerine, Euro tahvilleri ile sağlaması daha iyi olur. Bu tahviller daha ucuz olduğundan ve yetkin olmayan kredi kuruluşlarının tahminlerine güvenilmeyeceğinden, kendi yoluna gitmenin daha iyi olacağı kanısındayım” dedi. Almanya endişeli Lüksemburg Devlet Başkanı ve Euro Bölgesi Başkanı Jean-Claude Juncker, daha önce de pek çok Avrupa ülkesini kapsayan ortak bir tahvil önerisi getirmişti. Ancak Alman hükümeti, bu tür tahvillerin Alman vergi mükelleflerini dezavanatjlı konuma düşürmesinden endişe ediyor. Uluslararası piyasalarda Yunanistan’ın kredibilitesinin düşük olmasının, ortak tahvillerin faizlerini de tırmandırmasından endişe ediliyor. Bunun da Almanya’yı şimdiye kadar olduğundan çok daha yüksek bir faiz yükü altında bırakabileceği dile getiriliyor. Yunanistan’ın ve iflas tehlikesi ile karşı karşıya bulunan diğer ülkelerin, borç sarmalından çıkması sağlanamazsa, daha büyük bir tehlike doğabilir. Zira Akdeniz ülkeleri, Alman bankalarına ve şirketlerine milyarlarca Euro tutarında borçlu durumda. Avrupa Merkez Bankası’ndan Jürgen Stark, Avrupa Para Topluluğu'nda karşılıklı yardımlara izin verilmese de söz konusu rakamların, bu ülkeleri mücadelede yalnız bırakmak için çok yüksek olduğunu belirterek, “Avrupa Birliği’nde ya da Avrupa Para Topluluğu’nda ne Birlik, ne de tek tek üye ülkeler diğer ülkelerin borçları için yükümlülük taşır. Bu çok temel bir ilkedir” dedi.
Euro para birimini kullanan AB ülkelerinin maliye bakanları Brüksel"de Yunanistan"ın saplantığı borç batağını görüştü.
Show TV'den ayrılarak izleyicilerini şoke eden 2009'un en büyük çıkış yapan dizisi Ezel bundan böyle atv'de ekranlara gelecek. Medyada yer alan haberlerde Ezel'in adının hukuksal sebeplerden dolayı değişeceği başına ya da sonuna ek isim alacağı öne sürülmüştü. Kenan İmirzalioğlu ve Cansu Dere'nin başrollerini paylaştığı 'gizemli' dizi Ezel, Show TV'de olduğu gibi atv'de de aynı isimle ve pazartesi günleri 20.00'de ekranlara gelecek. Yeni bölümde Ezel'in kimliğini araştıran Kerpeten Ali, estetik ameliyatının belgelerine ulaşıyor. Dizinin esrarengiz karakteri Ramiz Dayı'nın ise hayatını kaybetmiş iki oğlu olduğu ortaya çıkıyor. "İki oğlum vardı öldüler" diyen Ramiz Dayı onları "ben öldürdüm" diyor. KAPALIÇARŞI NE OLACAK? Bir hafta ara veren Ezel'in yeni bölüm fragmanını yayınlayan atv'nin pazartesi günleri ekranlara gelen bir diğer popüler dizisi "Kapalıçarşı"yı ise hangi gün yayınlayacağı merak konusu oldu. (Haber7)
Ezel'in yeni bölüm fragmanını yayınlayan atv, yayın günü ve saatinin yanı sıra 'Ezel'in adı değişecek mi? sorusunu da cevapladı.
Güneş enerjisiyle çalışan ve sesli İncil'ler bir seferde 300 kişiye Haiti dilinde sesli yayın yapabiliyor. Dijital kalitedeki sesli İncil, yoksul ve okuma yazma bilmeyen Hristiyanlar için tasarlanmış. "Faith Comes By Hearing" (İnanç duyarak gelir) adlı grup, 600 cihazın Haiti'ye doğru yolda olduğunu açıkladı. New Mexicolu grup, 'bu cihaz sayesinde sesli olarak Tanrı'nın sözleri aracılığıyla Haiti'ye inanç, umut ve sevgi sağladıklarını' savundu.
Uluslararası yardım kuruluşları 7 büyüklüğündeki depremle yerle bir olan Haiti'ye gıda, ilaç, su yardımı ulaştırmaya çalışırken, Amerikalı bir grup Haitililere İncil göndermeyi tercih etti.
Gazeteci-yazar Abdi İpekçi cinayeti ve iki ayrı gasp suçundan hükümlü bulunduğu cezaevinden tahliye edilen Mehmet Ali Ağca, Ankara'da kaldığı otelden dün ayrıldı. Ağca'nın avukatı Gökay Gültekin ise Ağca'nın bugün Ankara'da basın toplantısı düzenleyebileceğini bildirdi. Alınan bilgiye göre, hükümlü bulunduğu Sincan F Tipi Cezaevinde mahkumiyetini tamamladıktan sonra önceki gün serbest kalan Ağca, Ankara'da bir gece kaldığı otelden dün saat 15.00 sıralarında çıkış yaptı. GAZETECİLERLE KÖŞE KAPMACA Otel garajından bir araca binen Ağca ve beraberindekiler, daha sonra Eryaman yakınlarında araç değiştirdi. Mehmet Ali Ağca'nın korumalığını yaptığı belirtilen kişiler, burada kendilerini takip eden basın mensuplarının bulunduğu araçların önünü keserek, takip edilmesine engel oldu. Ağca ile beraberindekilerin karayoluyla İstanbul yönüne gittiği öğrenildi. BASIN TOPLANTISI ANKARA'DA Bu arada dün sabah saatlerinde ise Ağca'nın kaldığı otele gelen Gültekin, burada basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Gültekin, "Yalnızca odasında dinlenecek ve büyük ihtimalle bugün yapacağı basın toplantısına hazırlık yapacak" dedi. Basın toplantısının "Türkçe mi İngilizce mi yapılacağı" yönündeki bir soru üzerine Gültekin, bu konuda bilgisi olmadığını ancak mesajları yurt dışına yönelik olduğu için İngilizce konuşmuş olabileceğini belirtti. Ağca'nın odasından dışarı çıkmadığını kaydeden Gültekin, "Bugün büyük ihtimalle basın toplantısı yapacak. O da büyük ihtimalle Ankara'da olacak" diye konuştu. Basın toplantısının nerede yapılacağının sorulması üzerine Gültekin, "Yeri daha net değil" dedi. Ağca'nın Ankara'dan ne zaman ayrılacağı ve Malatya'ya gidip gitmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine ise Gültekin, Ağca'nın Ankara'dan ne zaman ayrılacağının henüz netleşmediğini ancak Malatya'ya gitmeyi düşünmediğini ifade ederek, "2006'da kaçtığı gibi, saklandığı gibi bir şey olmayacak nereye gidiyorsak size bilgi vereceğiz" şeklinde konuştu. Serbest kaldı Gazeteci-yazar Abdi İpekçi suikastı hükümlüsü olan ve Papa 2. Jean Paul'a suikast girişiminde bulunan Mehmet Ali Ağca'nın 30 yıllık cezaevi hayatı önceki sabah sona erdi. Askerlik muayenesi için cezaevinden GATA'ya götürülen Ağca, burada verilen "askerliğe elverişsiz" raporunun ardından serbest bırakıldı. GATA'dan ayrılan Ağca, Ankara Kavaklıdere'de lüks bir otele yerleşti
Papa ve Abdi İpekçi suikastinin baş sorumlusu Ağca'nın bugünki programı belli oldu. İşte ayrıntılar;
Önder Turacı'nın İngiliz ekibi Everton'la anlaştığı öğrenildi. Fenerbahçe'de kadro dışı bırakılan ve ardından affedilmesi gündeme gelen Önder Turacı'nın, Everton'la kiralık olarak anlaştığı bildirildi. Ada ekibinin, Lucas Neill'i Galatasaray'a vermesinin ardından bu boşluğu milli futbolcu ile doldurmak istediği ve Fenerbahçe ile masaya oturacağı ifade edildi. Turacı'nın satış opsiyonu Everton'da olmak üzere sezon sonuna kadar İngiltere'de kiralık olarak forma giyeceği belirtildi. Ada temsilcisinin bu futbolcuyu kadroda tutması durumunda sezon bitiminde sarı-lacivertli kulüple masaya oturacağı ve bonservisini de alacağı gelen bilgiler arasında. Fenerbahçe'nin, Önder için istediği ücretin kabul edilmesi halinde, Milli futbolcunun Everton'a 1-2 gün içinde imza atması bekleniyor.
Fenerbahçeli Önder Turacı yuvadan uçuyor. İşte Önder Turacı'nın İngiltere'deki yeni takımı;
Zonguldak'ta, Tarık Kukul'un ölümü, Semih Öner ile Coşkun Bozkurt'un ise ağır yaralanmasıyla sonuçlanan kaza anı güvenlik kamerasına yansıdı. Olay yerinden geçen tren yolunun kenarındaki direkte bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait kamera, kaza anını saniye saniye görüntüledi. Görüntüde, Coşkun Bozkurt, kaza yaptığı otomobilini Tarık Kukul ve Semih Öner ile birlikte kurtarıcıya yükledikten sonra kavşaktan yolun karşısına geçiyor. Bozkurt, Kukul ve Öner, bir arkadaşlarıyla birlikte kaldırımda beklerken, kontrolden çıkan kamyonet hızla kaldırıma çıkarak 3 kişiyi altına alıyor. Bir kişi ise kaçarak kurtuluyor. Kamyonetin altında yaklaşık 10 metre sürüklenen Tarık Kukul ölürken, arkadaşları Coşkun Bozkurt ve Semih Öner yaralanıyor. Kamyonet sürücüsü ise, kamyonetin diğer kapısından çıkıp gecenin karanlığında kayboluyor.
Zonguldak'ta kontrolden çıkan kamyonet, altına aldığı kişiyi metrelerce sürüklüyor. İşte aşırı hızın getirdiği korkunç ölüm;
Haiti'de görev yapan Türk polislerin bir kısmı ülkeden ayrıldı. Birleşmiş Milletler Haiti İstikrar Misyonu (MINUSTAH) bünyesinde görev yapan Türk polislerinin bir kısmı geçen hafta yaşanan deprem felaketinin ardından bugün aileleriyle birlikte Türkiye'ye hareket etti. 52 kişiden oluşan Haiti'de görevli Türk polislerinden 13'ü aileleriyle birlikte başkent Port Au Prince'deki havalimanından askeri kargo uçağıyla New York'a hareket etti. Türk polislerinin ve ailelerinin New York'ta bir süre kalacağı daha sonra Türkiye'ye gelecekleri bildirildi. Görev süresi devam eden bazı polislerin çocukları ve eşleri de Türkiye'ye gönderilirken, havaalanındaki vedalaşmada duygulu anlar yaşandı. Babasından ayrılacağı için ağlayan çocuğunu kucağına alan polis baba 'Erkek adam ağlar mı' diyerek çocuğunu teselli etti. Öte yandan Kızılay'ın gönderdiği yardımlar Haiti'ye ulaşmaya devam ederken, ulaşan yardımlar uçaktan indirilerek havaalanındaki yetkililere teslim edildi.
Haiti İstikrar Misyonu (MINUSTAH) bünyesinde görev yapan Türk polisleri, Türkiye'ye dönüyor.
Balıkesir'in Bandırma ilçesinde kız arkadaşından cep telefonuna ayrılık mesajı gelen liseli genç kız, okulun 3. katından atlayarak ağır yaralandı. Edinilen bilgiye göre, olay Bandırma Ayyıldız Anadolu Lisesi'nde meydana geldi. Lisenin 12. sınıfında okuyan O.A. (17) ders arasında açtığı cep telefonuna kız arkadaşının ayrılmak istediği yönündeki mesajı geldi. Mesajı okuyunca çok üzülen genç mesajını arkadaşlarına da okudu. Daha sonra okulun 3. katında bulunan sınıfın penceresini açarak hava almak istediğini söyleyen genç arkadaşlarının gözü önünde sınıfın camından aşağı atladı. Okul bahçesine düşen genç ağır yaralı olarak olay yerine gelen ambulansla Bandırma Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Liseli gencin ayaklarında ve vücutlarında kırıklar olduğu belirtildi. Olayın ardından öğrenciler büyük üzüntü ve şok yaşadı. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı. AVATAR FİLMİ BU KEZ ÖLDÜRDÜ AYRINTILAR HABERİN DEVAMINDA.. [PAGE] Doktorlar yüksek tansiyon hastası olan ve soyadı Kuo olarak açıklanan 42 yaşındaki adamın, aşırı heyecanlanmaya bağlı kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdiğini açıkladı. Hsinchu kentinde bu ay başında filmi izlerken fenalaşan adam bilincini yitirmiş olarak kaldırıldığı hastanede 11 gün yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Hastane doktoru filmi izlerken heyecanlanmanın semptomları tetiklediğini kaydetti. James Cameron'ın rekorlar kıran filmini izlerken ilk kez biri yaşamını yitirdi. Öte yandan film blog sitelerine, üç boyutlu Avatar'ı izledikten sonra başağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı ve bulanık gördüğünü söyleyen şikayetler geliyor. Daha önce de uzmanlar, üç boyutlu izlemenin başağrısı, mide bulantısı gibi etkilere yol açabileceği uyarısında bulunmuştu. PORNO FİLM OYUNCUSU AÇIKLAMA YAPTI ORTALIK KARIŞTI [PAGE] Detroit'te yaşayan Jackie Braxton internette bir video yayınlayarak, HIV taşıdığını ve 500'den fazla erkeğe bulaştırdığını söyledi. Birkaç siteye konulan video kaydında, yüzünü bir eşarpla kapayan Braxton, "Kocanız AIDS kapacak. Hepiniz öleceksiniz" diyordu. Videonun yayınlanmasının ardından Michigan'da polisin telefonları susmadı. Polis Braxton'ın izine ulaştı ve AIDS testi yaptırdı. Genç kadının AIDS olmadığı ortaya çıktı. Braxton daha sonra söylediklerinin gerçek olmadığını yine internet aracılığıyla itiraf etti. Beş yaşında bir kız çocuk annesi olan 23 yaşındaki Braxton, "AIDS değilim. Bu videoyu AIDS konusunda bilinci artırmak istediğim için hazırladım. Hepsi uydurmaydı. AIDS değilim. Kimseye de bulaştırmadım" diye konuştu. Videoyu yaptığı için kendini önce kötü hissettiğini söyleyen Braxton, daha sonra test olmak için sırada bekleyen insanları görünce iyi bir amaca hizmet ettiğini düşündüğünü belirtti. 12 YAŞINDAKİ ÇOCUKLA 200 DEFA İLİŞKİYE GİRMİŞ DİĞER SAYFADA... [PAGE] İngiltere’nin Middlesbrough kentinde bir kadın 12 yaşındaki bir çocukla tam 200 defa ilişkiye girmekle suçlandı. Angela Sullivan adlı kadın, yaklaşık 10 ay önce alkol içirdikten sonra tahrik ettiği çocukla ilişkiye girmeye başladı. Bir çocuk annesi dul kadının çocukla girdiği her ilişki hakkında not tutuğu ortaya çıktı. Kadın, çocukla yaşadığı 100’üncü cinsel birlikteliği ardından ise ona bir çift ayakkabı hediye etti. İNTERNETTE ORTAYA ÇIKTI Çocuk sevgilisinin internette arkadaşlarına dudak uçuklatan ilişkisinden bahsetmesi üzerine su yüzüne çıkan yasak ilişki ardından, Sullivan polis tarafından göz altına alındı. İlk olarak suçlamaları reddeden kadın, “Angela … seviyor” gibi notlar bulunan günlüğünün mahkemeye delil olarak sunulması ardından sapkın ilişkisini itiraf etti. Çocuk yaştaki birine cinsel istismar suçlamasıyla yargılanacak olan Sullivan, ömür boyu hapis cezası alabilir. KENTTEN CESET PARÇASI TOPLADILAR DİĞER SAYFADA... [PAGE] Afyonkarahisar'da tüyler ürperten cinayet. Öldürülüp parçalanan bir erkeğe ait ceset parçaları, kentin 3 ayrı noktasında bulundu. Sabah saatlerinde Karşıyaka Mahallesi 158. Sokak'ta üzerinde giysi olmayan, başı, kol ve bacakları vücudundan ayrılmış erkek cesedi gören vatandaşlar durumu polise bildirdi. Kısa süre sonra kesik kol ve bacakların bir kısmı 100 metre ileride çuval içinde, kafa ve diğer parçalar ise 1 kilometre ötede Organize Sanayi Bölgesi yolunun refüjüne atılmış şekilde bulundu. Kurbanın evli ve 5 çocuk babası Kemal G. (53) olduğu belirlendi. Kemal G.'nin 25 yaşındaki oğlunun bir süre önce kalp krizinden yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Cinayetin aydınlatılması için özel ekip oluşturuldu.
Cep telefonunu açtı, kız arkadaşının mesajını aldı. Liseli genç bu mesaja dayanamayıp, okulda pencereden atladı.
ABD'li turizimciler felaket dinlemiyor... Onbinlerce kişinin ölümüne neden olan Haiti depremine rağmen lüks yolcu gemileri hâlâ Haiti'ye demir atıyor. Haiti’de onbinlerce kişinin yaşamına mal olan son yılların en büyük depremi, lüks yolcu gemilerinin bu ülkeye yaptığı turistik gezilere engel olmadı. Cuma günü, yani depremden iki gün sonra, 'Royal Caribbean Cruise Lines' adlı bir şirkete ait 4 bin 370 yatak kapasiteli lüks yolcu gemisi, felaket bölgesinin yaklaşık 90 km. uzağındaki bir koya demirledi. Bu gemiyi de 3 bin 100 yolcusuyla Florida merkezli bir turizm şirketine ait bir başka gemi izledi. Şirket, yolcularının su sporları, barbekü ve alışveriş yapabilmesi için Haiti hükümetinden beş plajı bulunan Labadee Yarımadası’nı kiraladı. Yolcuların güvenliğini de özel güvenlik elemanları sağlandı. YOLCULARDA RAHATSIZ Ancak felaketin bu kadar yakınında tatil yapma fikri yolcuları strese soktu. Bir yolcu, “Orada binlerce ölünün sokaklara yığıldığını, kurtulanların ise yiyecek ve su aradığını bilerek tatilimin tadını çıkarırken düşünemiyorum” sözleriyle düşüncelerini açıkladı. Yaşananlar nedeniyle gemiden ayrılmayı düşünenler ve henüz tatiline başlamamış olup rezervasyonlarını iptal ettirenler var. Rezervasyonlarını iptal ettirenler arasında, felaket nedeniyle tatil yapmanın etik olmadığını düşünenler kadar, Haitililer’in yiyecek bulmak için gemiyi yağmalayacağından korkanlar da bulunuyor. Bazıları ise her şeye rağmen tatilin ‘keyfini çıkarmakta’ kararlı. Birkaç gün sonrasına rezervasyon yaptıran bir kişi “orada olacağım ve gemideki aktiviteler gibi kumsalın da tadını çıkaracağım” sözleriyle tatil planında bir değişiklik olmadığını belirtti. 'TURİSTLER HAİTİ EKONOMİSİNE KATKI SAĞLAYACAK' Şirket yöneticileri ise turların devam edilmesinde ısrarlı ve bunun Haitililer için yararlı olacağı görüşündeler. Şirketin başkan yardımcısı John Weis bu durum için, “Birleşmiş Milletler’in özel temsilcisi ile yaptığımız görüşmelerde, bize düzenlenen turların Haitililer için yararlı olduğu söylendi” dedi. Weis ayrıca gemilerinin depremzedeler için erzak da taşıdığını belirterek “bize en çok ihtiyaç duydukları zmanda Haiti’yi yüzüstü bırakamayız” dedi. Cuma günü yapılan seferde 40 çuval pirinç, fasulye, süt tozu ve konserve yardım kuruluşlarına teslim edildi. Şirket ayrıca 1 milyon dolarlık bir yardımda bulunacağı sözünü de verdi. 'OLMADI ŞEZLONG VERELİM!' Ancak şirketin bu vaatleri gelen eleştirileri yatıştıramamış olacak ki, şirketten ‘ilginç’ bir yardım vaadi daha geldi. Buna göre Amerikalı şirket, gemideki şezlongları ve bazı mobilyaları da depremzedeler için kurulan geçici hastaneye bağışlayacağını duyurdu.
Deprem yüzbinleri sokakta bıraktı ancak ülkede hala lüks gemiler demir atıyor. İşte insanın canını acıtan görüntüler;
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Gazi Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen BELTEK kursları yoğun ilgi görüyor. “Bir yaşam boyu eğitim” sloganıyla bugüne kadar 100 bine yakın kişinin mesleki teknik donanım kazandığı kurslar da eğitim üniversitenin merkez ve Çubuk yerleşkelerinde veriliyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Gazi Üniversitesi tarafından 1999 yılında faaliyete geçirilen ve bugüne kadar 100 bine yakın kursiyerin eğitim aldığı Belediye Teknik Eğitim Kursları (BELTEK) 52. dönem kurslarına kayıtları başladı. Kursiyerler, Gazi Üniversitesi Merkez ve Çubuk Yerleşkelerinde iki ay boyunca 56 ayrı branşta ücretsiz eğitim alabilecek. Kursiyerler kayıtlarını BELTEK’in resmi web sitesi ve kayıt kab+ul bürolarından yaptırabilecek. Kayıtlar 01 Şubat 2010 tarihinde sona erecek. SOSYAL AMAÇLI EĞİTİM PROGRAMLARI Gazi Üniversitesi Rektörlüğü ile işbirliği çerçevesinde Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen Belediye Teknik Eğitim Kursları(BELTEK) 10. yılında da düzenlediği 3`er ve 2`şer aylık kurslarla bugüne kadar binlerce Ankaralıya mesleki teknik eğitim verdi. Her yıl 10 bine yakın kursiyerin eğitim aldığı kurslarda bugüne kadar 100 bine yakın kişi eğitim aldı. Kurslarda, kent halkını bilgi ve beceri sahibi yaparak kentsel bütünleşmeyi sağlamayı hedefleniyor. Kent ekonomisine katkıda bulunmak, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihtiyaç duyduğu meslek standartlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacıyla hizmet veren BELTEK kursları, Gazi Üniversitesi Merkez ve Çubuk yerleşkelerinde 56 branş ve 488 şubede veriliyor. 3`er aylık dönemler halinde yürütülen BELTEK kurslarından, büyük ilgi gören Bilgisayar İşletmenliği, Bilgisayar Donatımı ve Bakım Onarımı ile Web Sayfa Tasarımı gibi dallar 2`şer aylık hızlandırılmış dönemler halinde gerçekleştiriliyor. Elektronik-Bilgisayar, Elektrik, Matbaa, Yapı, Mobilya-Dekorasyon, Metal-Döküm-Model ve Makine bölümlerinden birini başarıyla bitiren kursiyerler, ayrıca İngilizce kurslarına katılabiliyor. Ankaralıların yoğun ilgisini gören BELTEK, kurs zamanlarını hafta içi ve hafta sonu olarak düzenliyor. Kurslardan, lise, yüksek öğrenimde okuyan öğrenciler, mezunlar, halen işletmelerde çalışanlar, emekliler, işsiz gençler de yararlanabiliyor. Kurslara kayıt yaptırmak isteyenler, BELTEK koordinatörlüğünün 202 34 78 numaralı telefonundan ya da Gazi Üniversitesi’nin http://beltek.gazi.edu.tr/ adresli ile Ankara Büyükşehir Belediyesi`nin www.ankara-bel.gov.tr adresinden ayrıntılı bilgi alabilecekler ve ön kayıt yaptırabilecekler.
Kursların tamamı ücretsiz! 56 ayrı branşta eğitim veriliyor ve yüzlerce kişiye ekmek kapısı aralıyor.
Kriz nedeniyle küresel ekonomi açısından oldukça zorlu geçen 2009 yılının rekor büyümesi Azerbaycan'dan geldi. Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke geçen yılı resesyonla geride bırakırken, Bakü'den gelen açıklama uzmanları şaşırttı. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, 2009 yılında gayrısafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 9.3 artış kaydettiğini açıkladı. Bu rekor büyümede özellikle petrol alanında yapılan yatırımların etkili olduğu belirtiliyor. Her ne kadar bu oran oldukça yüksek gelmiş olsa da, 2008'deki yüzde 11’lik büyümenin altında kaldı. Azerbaycan ekonomisi, 2003 ve 2007 yılları arasındaki süreçte, petrol ihracatının etkisiyle toplamda yüzde 21'lik bir büyüme oranı kaydetmişti. KRİZDEN ETKİLENMEDİ “Dünya ekonomisinin bir parçası olan Azerbaycan, küresel mali krizi küçük sıyrıklarla atlatmayı bildi. Uygulanan ciddi sosyal ve ekonomik reformlar Azerbaycan’ın kapsamlı bir kalkınma sürecine girmesini sağladı” diye konuşan Aliyev, ülkesinin GSYİH oranında yaşanan yüzde 9.3’lük büyümenin bu ekonomik şartlarda tarihi bir olay olduğuna dikkat çekti. Devlet Başkanı aynı zamanda, ülkede 74 bin yeni iş imkanının yaratıldığını, fakirlik oranının yüzde 11 oranında düştüğünü ve ülkenin stratejik para kuru rezervlerinin 20.4 milyar dolara yükseldiğini belirtti. Ancak analistler, petrol ve doğal gaz zengini olan ülkenin, dünyanın son yıllarda gördüğü derin finansal mali krizden petrol ihracatından ziyade, elindeki yabancı varlıklar, güçlü mali tasarruflar ve küresel mali akışla bağlantılı olan ülke içindeki bankalara çok fazla bağımlı olmamasından kaynaklandığını söylüyor. EKONOMİSİNİ ÇEŞİTLENDİRMELİ Azerbaycan, 2010’da petrol fiyatlarının varil başı 45 dolar seviyesinde olacağı tahminiyle, yeni yıl için yüzde 6.8 gibi bir büyüme hedefi belirledi. Ülkede GSYİH’nın yüzde 3.9’una denk gelecek bir bütçe açığı beklenirken, yıllık enflasyonun yüzde 3 oranında olması hedefleniyor. Eleştirmenler ise, ülkenin fazlasıyla petrol gelirlerine bağlı olduğunu ve ekonomisini canlandırmak için fazla çaba sarf etmediğinden, hedeflere ulaşma konusunda sorun yaşayabileceğini belirtti.
Dost ve kardeş ülke Azerbaycan'dan gelen ekonomik göstereler dünyayı şaşırttı. Öyle görülüyor ki kriz onlara vız geldi!
Hrant Dink davasında kafalar yine karıştı. Yazdıkları nedeniyle hakkında dava açılan gazeteci yazar Nedim Şener'in de katıldığı programda konuşan Avukat Belen, Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın İstanbul'a gelişinin istihbarat tarafından bilindiğini iddi etti. Ahmet Hakan'ın CNN Türk'te hazırlayıp sunduğu "Tarafsız Bölge" dün akşam Hrant Dink suikastini tartıştı. Programda, Dink davası avukatı Bahri Belen, "Hrant Dink cinayeti ve istihbarat yalanları" kitabıyla ses getiren ve yazdıkları nedeniyle yargılanan gazeteci yazar Nedim Şener, Hrant Dink vakfı yöneticilerinden gazeteci Oral Çalışlar, Dink'in arkadaşlarından senarist yönetmen Sırrı Süreyya Önder ve Agos gazetesi yazarı Rober Koptaş'ın katıldığı yayında Dink davası avukatı Belen sıcak açıklamalarda bulundu. Son duruşmadan önce gelen emniyet istihbarat daire başkanlığından alınan Ramazan Akyürek'in gönderdiği belgedeki bazı noktalara dikkat çekti. "SAMAST'IN GELECEĞİ BİLİNİYORDU" Belen, Ogün Samast'ın İstanbul'a gelişinin emniyet tarafından 2 gün öncesinden bilindiğini söyledi. Devletin işkileneceğini bildiği cinayetleri engellemiyormuş bunları öğrendik dedi. Avukat Bahri Belen : İddianamede ve bu davanın belgeleri içinde olmayan bir şeyi, bir önceki duruşma öncesi dosyaya gönderilen bir belge, ki bunu eski Trabzon emniyet müdürü, emniyet genel müdürlüğü istihbarat daire başkanı olan kişinin imzasıyla geldi, hiç bugüne kadar yok, dosyada görmedik yani. Diyor ki Ogü n Samast'ı İstanbul'a geldiğinde arkadaşları karşıladı diyor. Eğer emniyet o Ogün Samast'ın İstanbul'a gelişini 2 gün önceden biliyorsa, ve bunu emniyet genel müdürlüğü istihbarat daire başkanı mahkemeye yazabiliyorsa, bugüne kadar neden söylemedi? son duruşmadan önce giren bir belge. Yeni bir şey yani. Bir başka bir şey daha var. Bugüne kadar polis muhbiri olarak bilinen Erhan Tuncel, ilk tetikçiyi Zeynel Abidin'i Yasin'in görevlendirdiğini söylüyordu, sonradan o olmayacak denildi. Erhan Tuncel'in savunmalarına göre son ateş eden, ve ateş ettiği tartışmasız olan kişilerden biri, belki başka bir kişi daha vardı onu bilmiyoruz. Ogün Samast'ın bu işle görevlendirildiğini bilmediğini söylemişti, ama Erhan Tuncel'i son duruşmada soru sorduğumda verdiği cevaplarda ağzından kaçırdı. Ogün Samast'ı evinde bildiğini, bunu bildirdiğini emniyet'e söyledi. Nedim Şener : Üçüncü kişinin Ogün Samast olduğunu hiç resmi kayıtta görmedik ilk defa karşılaşıyoruz. Avukat: İddianamenin içeriğinde böyle bir şey yok. Bu raporlar, Yasin'in, Erhan'ın veya oradaki bu cinayeti işleyecek kişilerin izlenmesiyle ilgili raporları istediğimizde, son gelen, işte eski Trabzon emniyet müdürü ve 1 ay öncesine kadar emniyet genel müdürlüğü istihbarat daire başkanı olan kişinin imzasıyla Ogün Samast'ın İstanbul'a geldiğinde otogarda tarafından karşılandığı yazılıyor.. AYRINTILAR HABERİN DEVAMINDA [PAGE] Ahmet Hakan: Bu biz biliyorduk demek mi? Avukat: Bu başka bir izahı olamaz. Ahmet Hakan: Yani emniyet istihbaratı Ogün Samast'ın İstanbul'a geldiğini biliyordu, manşet bu mudur? Avukat : Bir şey daha ilave edeyim. Erhan Tuncel'in savunma tanığı olarak.. Nedim Şener: Halkımızın deyimiyle ayaklarına dolanmış, yani adamlar kendi suçlarını itiraf etmişler. arkadaşlarıyla buluştuğunu biliyorlarsa, istihbaratın hangi bölümü takip ediyordu? Ramazan Akyürek bunu bilebilecek hangi verilere sahip? Neleri var elinde? Muhtemelen İstanbul stihbarat takip ediyor rapor mu geçtiler, yoksa Trabzon istihbarat onları zaten takip ediyordu, bakalım kimlerle buluşacak. Akyürek'in bunu yazmasının çok önemli bir nedeni var. Başbakanlık teftiş kurulunun raporu zaten onu ve Ali Fuat Yılmazer'i açık açık görevi ihmalle suçluyor. Bu yazan kişi mahkemeye gizli belgedir diye vermeyen kişi. bunu ayıklamaya çalışıyor üzerinden. Oral Çalışlar: Bu ihmal ve kusura mı girer yoksa artık başka bir şeye mi girer. Ona giriyor bu. Oral Çalışlar: Siz eğer cinayeti işleyecek bizzat kişiyi İstanbul'a indiği anda İstanbul'a geldiğini biliyorsanız, karşılandığını biliyorsanız, aslında siz cinayeti biliyorsunuz demektir. Bir devlet cinayeti biliyorsa ve cinayet işlenmişse o azman bu nasıl ifade edilir?
Dink cinayetiyle ilgili öyle bir iddia ortaya atıldı ki gerçek olması halinde tüm dosya değişecek gibi!
GAZETECİLER.COM -Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca medyada yeni bir tartışma başlattı... Söylentilere göre Ağca'ya paralı röportajlar teklif edilmeye başlandı. Peki gazetelerin genel yayın yönetmenleri Ağca ile röportaja para verir mi? ATV ana haberde bu soru soruldu bakın hangi gazeteci "ben veririm" dedi... Sabah gazetesi Genel Yayın yönetmeni Erdal Şafak diyor ki; -"Yeni senaryoları ile elimizde bulunan ufacık son iz kırıntılarını da karıştırmak istiyor ona ben alet olmam..." Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da para vermeyeceğini söyleyenler arasında; -"Ağca ile paralı röportaj ilişkisine girmek sadece magazinleşmeyi körükler başka bir sonuç vermez..." NAZLI ILICAK: BEN VERİRİM Nazlı Ilıcak ise çok farklı düşünüyor. O "haber için para verilebilir" diyor... -"Haber için para verilebilir. Herkes bu defa birbirine güvenmeyerek Ağca'ya para verip ilk konuşturan kişi olmak istiyor. Neticede Öcalan ile de konuşuluyor, Şemdin Sakık ile de görüşülüyor, siz bu kişileri onure etmek için konuşmuyorsunuz ki..." Gazeteciler
Türk medyasının çiçeği burnunda nur topu gibi yeni bir polemiği daha oldu. Peki Ağca'ya konuşması için kim para verir?
İNTERNETHABER ANKARA- Anayasa Mahkemesi'nce Aralık ayı başında kapatılan DTP davası AİHM'ne taşınıyor. BDP milletvekili Hasip Kaplan bugün başvuru dilekçesini mahkemeye sunacak. Kaplan ilk olarak AİHM yetkilileri ile bir görüşme yapacak. Ardından Avrupa Parlamentosu Basın Merkezinde basın toplantısı düzenleyecek. Kapatma davasını hukuki bulmayan Kaplan'ın dilekçede kapatmaya örnek gösterilen Batasuna kararını eleştirmesi bekleniyor. Kaplan, "Batasuna ile DTP'nin benzerliği yok. Batasuna'nın ETA ile organik bağı vardı. DTP'nin PKK ile organik bağı yok" görüşünü savunacak. DTP'nin kapatılmasına yönelik başvuru dışında siyasi yasak getirilen DTP'liler de bireysel başvuru yapacak. Daha önce kapatılan HEP, DEP ve ÖZDEP davaları da AİHM'e gitmiş, mahkeme Türkiye'yi haksız bularak tazminata mahkum etmişti.
Anayasa Mahkemesi'nce kapatılan DTP davası AİHM'e taşınıyor. BDP'li Kaplan bugün resmen harekete geçiyor.
ABD, İran'ın BM Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEA) nükleer yakıt takası önerisine verdiği yanıtı ''yetersiz'' bulduğunu açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip J. Crowley, İran'ın UAEA'nın nükleer yakıt takası önerisine verdiği yanıtın, ''şüphesiz yetersiz'' bir yanıt olduğunu söyledi. İran, savaş başlığı yapmak için kullanabileceği düşünülen uranyumun büyük bölümünü hızlı şekilde ihraç etmeyi reddettiğini bildirmişti. UAEK'nin hazırladığı, ABD, Rusya ve Fransa tarafından da kabul edilen, ancak Tahran yönetiminin reddettiği öneri, İran'ın düşük ölçekte zenginleştirdiği uranyumun yüzde 80'ini iade edilmek kaydıyla yüzde 20 oranında zenginleştirilmek için Rusya'ya, yakıta dönüştürülmesi için de Fransa'ya gönderilmesini öngörüyor. Tahran yönetimi ise ihtiyacı oranında zenginleştirilmiş uranyumu temin için ilgili ülkelerden doğrudan satın alma, kendi topraklarında eş zamanlı değiş-tokuş yapma ve son olarak da yerli üretimi öneriyor.
ABD, İran'ın nükleer yakıt takası önerisine verdiği yanıtı ''yetersiz'' bulduğunu açıkladı.
Kadınların hikayelerini kimi zaman komik kimi zaman da hüzünlü yönleriyle beyazperdeye yansıtan en güzel filmleri sizin için seçtik… Saatler - The Hours 1923 yılında yaşayan Virginia Woolf (Nicole Kidman) bunalımın eşiğindeki bir yazardır. Daha sonra birçok insanı etkileyecek ünlü romanı Mrs. Dalloway'i yazmaya başlamak üzeredir. Laura Brown (Julianne Moore), 1951'in Los Angeles'ında yaşayan bunalım içindeki bir ev kadınıdır. Kocasının doğumgünü için bir pasta yapmayı düşünürken, aslında aklında çok farklı planlar vardır. Üçüncü kadın olan Clarissa Vaughn (Meryl Streep) ise 2001 yılının New York'unda yaşayan bir kadındır. AIDS'den ölümü bekleyen eski eşi Richard Brown (Ed Harris) için parti hazırlıkları yapar. Değişik zamanlarda yaşayan bu üç kadının hayatları aynı romandan etkilenir. Dram tarzı film sevenlere hitap eden başarılı bir kadın filmi… Frida Meksikalı ressam Frida Kahlo'un yaşamından yola çıkan film, Kahlo’nun sıra dışı yaşamı, hocası ve aynı zamanda yaşamını paylaştığı Diego Rivera'yla olan norm dışı birlikteliği, Leon Trotsky'yle olan sansasyonel ilişkisi ve kadınlarla yaptığı romantik kaçamakları merkeze alıyor. Marksist bir bohem olan Frida Kahlo'nun yaşamını, beyazperdeye hakkıyla yansıtan bu film, Frida Kahlo gibi farklı bir kadını tanımak isteyenler için şaşırtıcı ve keyifli. Amelie Paris'te garsonluk yaparak, kendine özgü bir dünyada yaşayan saf, çekingen ve masum bir kızdır Amelie. Annesinin beklenmedik ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu, sevimli ve boş şeylerle uğraşarak kendisine eğlence yaratmaya çalışsa da aslında hayatı sıkıcı bulduğu için kendisini son derece yalnız hisseder. Bu kısır döngü Amelie’nin evde bulduğu bir kutuyu ve onun aracılığıyla sahibini keşfetmesiyle birlikte bir anda kesilir. Amelie aşık olmuştur. Audrey Tautou’nun başrolde olduğu, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumu olan bu film, romantik komdediden hoşlananlar için. LİSTENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN [PAGE] Erkek Severse - When a Man Loves a Woman Micheal (Andy Garcia) ve Alice (Meg Ryan) sevişerek evlenmiş çok mutlu bir çifttir. Ancak Alice'in alkol sorunu bir süre sonra hem çocuklarıyla hem de kocasıyla olan ilişkisini zedelemeye başlar. Michael'in bir uçak pilotu olması çift için her şeyi daha da zorlaştırır. Meg Ryan ve Andy Garcia hayranları için, onların performansları eşliğinde muhteşem bir film şöleni… Küçük Kadınlar - Little Women Başrollerinde Susan Sarandon ve Claire Danes’in yer aldığı filmde, babaları iç savaşta çarpışırken anneleri tarafından zor şartlarda büyütülen Joe, Meg, Beth ve Amy March'ın öyküsü, aynı zamanda kimsenin bozamayacağı güçlü bir bağın duygu dolu hikayesi anlatılıyor. Film izlerken gözyaşı dökmekten hoşlanan duygusal film hayranları için kaçırılmaması gereken bir dram. Denizkızları - Mermaids Denizkızları, 1960'ların Amerika'sında alışılmışın dışında bir aile olan Flax'ların öyküsünü anlatıyor. Filmin kahramanları kendine has özgür ruhlu bir kadın olan anne Rachel, Yahudi olmasına aldırmadan rahibe olmayı kafaya koymuş abla Charlotte ve 9 yaşındaki yüzme şampiyonu Kate. Anneyi Cher’in, ablayı Winona Rider’ın ve küçük kardeşi Christina Ricci’nin canlandırdığı bu film, aynı anda güldüren, düşündüren ve ağlatabilen hareketli hikayelerden hoşlananlara hitap ediyor. Sense and Sensibility Jane Austen’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Mr. Dashwood yasalar gereği mirasını ilk karısından olan oğluna bırakmak zorundadır. Oğlundan ikinci karısı ve ondan olan kızlarına destek olmasını rica eder. Fakat oğlunun karısı bunun gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yapar. Biri tamamen duygularıyla, diğeri de sadece mantığıyla hareket eden iki kızkardeş, 19. yüzyılın erkek egemen ve ahlakçı dünyasında bir de ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalırlar. Toplumsal ve ekonomik baskılara rağmen mantık ve duygu aşkla birleştiğinde, bu iki kızkardeşe mutluluğun kapılarını açacaktır. Hüzün ve aşkı aynı filmde arayanlara… Kadınlar – The Women Hayatını rayına oturttuğuna inandığı için artık pek bir şey için çaba göstermez hale gelen Mary Haines, günün birinde neredeyse elindeki her şeyi kaybettiğini anlar ve yaşam mücadelesine girişir. Mary gibi onun çevresindeki farklı yaş gruplarından kadınların, tek başlarına ayakta kalma mücadelelerinin anlatıldığı, Meg Ryan ve Annette Bening’in başını çektiği kalabalık oyuncu kadrosunun yer aldığı filmin en dikkat çekici özelliği, içinde tek bir erkek bile olmaması. Tamamen bir kadın filmi olan “Kadınlar”ı mutlaka izleyin! Aşkta Her Şey Mümkün - Somethings Gotta Give Erica, kızının kendisinden epey yaşlı Harry Langer ile birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır. Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olacaktır. Jack Nicholson ve Diane Keaton'ın keyifli oyunculukları ile oldukça eğlenceli zaman geçirten bu film, komedi tutkunları için. Stepmom – Omuz Omuza Isabel (Julia Roberts), annelik konusunda oldukça başarısız sayılabilecek genç bir üvey annedir. Birlikte olduğu adam Luke (Ed Harris), Jackie'nin (Susan Sarandon) eski kocasıdır. Jackie, nasıl anne olunması gerektiğini iyi bilen, anaç bir kadındır. Babalarının anneleriyle yeniden birleşmesini isteyen çocuklar, Isabel'in hayatını mahvetmek için ellerinden geleni yaparlar. Jackie ve Isabel birbirlerinden nefret etmelerine rağmen kanser olduğunu öğrenen Jackie, çocuklarının ortada kalmasını önlemek için Isabel'le arasını düzeltmeye çalışır. Türkiye’de “Omuz Omuza” adıyla gösterime giren Stepmom (Üvey Anne), romantik komedi tutkunları için… Pudra
Beyazperdenin en güzel kadın filmlerini eğer daha önce görmediyseniz bu habere mutlaka bakın...
Konya'da Selçuk Üniversitesi (SÜ) Aladdin Keykubat Kampüsü'nde bulunan kız yurdunda kalan üniversite öğrencisi genç kız yurt binasından atlayarak intihar etti. Olay, saat 18.00 sıralarında SÜ Aladdin Keykubat Kampüsü Alaaddin Kız Öğrenci Yurdu C Blok'ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yurtta kalan Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi Bölümü 1. sınıf öğrencisi Ayşe Y. (29), dördüncü katın tuvalet penceresinden aşağıya atladı. Ayşe Y., olay yerinde hayatını kaybederken, polis ekipleri ve savcının inceleme yapmasının ardından ceset otopsi için Konya Numune Hastanesi morguna kaldırıldı. Ayşe Y.'nin bugün final sınavının olduğu ve sınavının kötü geçmesi nedeniyle arkadaşlarına intihar edeceğini söylediği iddia edildi. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Selçuk Üniversitesi öğrencisi, merkez yerleşkede bulunan kız yurdunda intihar etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’daki temasları kapsamında Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz El Suudi tarafından kabul edildi. Başbakan Erdoğan Kraliyet Sarayı’na gelişinde Kral Abdullah tarafından kapıda sıcak bir şekilde karşılandı. Görüşme öncesi her iki ülkenin heyetleri liderlere takdim edildi ve daha sonra görüşmeye geçildi. Görüşmede ikili ilişkiler ve bölgesel konuların yanı sıra uluslararası konuların da ele alınması bekleniyor. Başbakan Erdoğan’a, Kral Abdullah ile görüşmesinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve diğer yetkililer eşlik etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı Abdullah tarafından kabul edildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), sürücüleri gizli buzlanmaya karşı uyardı. AKOM'dan yapılan yazılı açıklamada, İstanbul'da hava sıcaklığının bu gece ve sabaha karşı sıfır derecenin altına düşeceğinden, yollarda buzlanma riskinin artacağı belirtilerek, "Sürücülerin özellikle gizli buzlanma ve siyah buza karşı dikkatli ve düşük hızda araç kullanmaları önemle duyurulur" denildi. Açıklamada, fırtına ve kar yağışından sonra yolların ıslakmış gibi görüldüğü, ancak bunun gerçekte 'siyah buz' olarak adlandırılan ince bir buz tabakası olduğu ve bunun da şeffaf olması nedeniyle araç içinden görülemediği belirtildi. Özellikle köprü, viyadük ve direkt rüzgar alan yüksek kesimlerin siyah buz tuzakları olduğuna işaret edilen açıklamada, bu tür yerlerin yoldan önce donduğu uyarısında bulunuldu.
Kar yağışı İstanbul'u etkisi altına aldı. AKOM, sürücüleri gizli buzlanmaya karşı uyardı.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in ölümünün 3'üncü yıl dönümü nedeniyle yaklaşık bin kişi, Taksim'de meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. Kendilerini Norzartong (Yeniden Doğuş) Grubu üyesi olarak adlandıran yaklaşık bin kişilik grup, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülüşünün 3'üncü yıldönümü nedeniyle Taksim Meydanı'nda toplandı. Ellerinde "Hrant hesabını soracağız" yazılı pankart taşıyan grup, meşalelerle İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe geçti. Galatasay Meydanı'na gelen grup, burada Ermenice ve Türkçe basın açıklaması yaptı. Grup adına basın açıklamasını okuyan Sayad Tekir, Hrant Dink'in öldürülüşünün ardından üç yıl boyunca adalet taleplerinin devam ettiğini dile getdi. Tekir, "Karanlığı gören, duyan, ondan canı yananlar olarak, nefretten ve düşmanlıktan beslenenleri biliyoruz. Bu ülkede tüm halkların kardeşçe yaşamasına engel olanları ve bundan çıkar sağlayanları biliyoruz. İnsan hayatının onlar için bir anlamı olmadığını, tek düşündüklerinin kendi rantları olduğunu biliyoruz. Hiç birimiz karanlık aydınlanana kadar rahata ermeyeceğiz. Yaratıcılarının hala sokaklarda kol gezdiğini ve bir gün yine canımızın yanacağını biliyoruz. Bu yüzden yılmadan mücadele ediyoruz. Birileri bizi sürekli kandırmaya, susturmaya, korkutmaya ve sindirmeye çalışıyor ama biz yılmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz" şeklinde konuştu. Grup, basın açıklamasının ardından eylemlerini Tünel Meydan'da sonlandırdı.
Hrant Dink, törenlerle anılıyor. Yaklaşık bin kişi elinde meşalelerle İstiklal'de Dink'i anmak için meşalelerle yürüdü.
ADNAN BERK OKAN Mevlâna, Mesnevi ’nin 5. Cildinin 30. sayfasının bir yerinde şöyle der: "Herkes bir hayale kapılmış. Biri bir buğday tanesi için toprağı eşmede. Biri, define bulmak için toprağı kazmada”… *** Gazeteci Mehmet Koca, bir buğday tanesi bulup da karnını doyurmak için bucağı eşeleyenlerden… Elinde yok, avucunda yok çünkü… Akın İpek ise altın bulmak için ülkenin altını üstüne getirip altını bulanlardan… Bulmasa, mütevazı bir matbaanın geliriyle Kanaltürk ve Bugün TV ile Bugün gazetesi her ay milyonlarca Dolar zarar ettiği halde; Aydın Doğan'ın iki gazetesi (Milliyet – Vatan) ile bir televizyon kanalına (Star TV) 500 Milyon Dolar verip de satın almaya kalkışır mı?.. *** Diyeceksiniz ki; "biri karnını doyurmak için toprağı eşeleyen, diğeri ise milyar Doların üstünde servete sahip bu iki ismi bir arada anmanın ne âlemi var?” Söyleyeyim: Çok âlemi var… Neden “çok âlemi var” anlatayım… *** Mehmet Koca, Akın İpek ’in Ciner’den satın aldığı Bugün Gazetesi’nin eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü… “Eski” diyorum çünkü Akın İpek gazeteyi satın aldıktan sonra Mehmet işten çıkarıldı… Mehmet halen işsiz… Ve… Bu işsiz kardeşimin evine bir gün, kendisine haber bile verilmeden haciz memurları geliyor… Neden?.. Akın İpek ’in “bütün borç ve alacakları ile birlikte satın aldığı Bugün Gazetesi’nin bir tazminat borcu yüzünden... *** Mehmet Koca, evini geçindirecek gelirden acizken bir de mütevazı eşyalarının haczedilmesiyle yıkılıyor… “Yıkılıyor” çünkü işten çıkarılırken kendisine, “gazetedeki haber veya yorumlardan doğacak tazminat borçlarından dolayı canını sıkmaması, bütün borçların kuruşuna kadar Akın İpek tarafından ödeneceği” söyleniyor… Mehmet , bu “yalanlara” inanıyor tabii ki… Öyle ya… Akın İpek bu… Türkiye ’nin “en büyük” altın madeninin sahibi… “Yalan” söyleyecek “Verdiği sözden cayacak” değil ya… Ama o, Türkiye’nin “en büyük altın madeni”nin sahibi Akın İpek hiç de Mehmet’in sandığı gibi çıkmıyor… Çünkü Akın İpek'te; işsiz Mehmet’in yüreği kadar “kocaman” bir yürek yok… Yoksa haciz memurlarının İşsiz Mehmet’in evini talan etmesine hangi vicdan dayanabilir?.. Hem de doğan borçta hiç günahı olmayan… sadece “Yazı İşleri Müdürü” unvanının başında “Sorumlu” sıfatı olduğu için borçlu sayılan Mehmet’in evinin talanına… *** Peki, borç nereden geliyor?.. Bir de ona bakalım… *** Yıl 2004… Hadi Özışık Ilıcakların Tercüman Gazetesi’nde köşe yazarı… Daha sonra STAR Gazetesi’nde yazmaya başlıyor… Bir gün Mehmet Koca arıyor Hadi Özışık’ı… Bugün gazetesinin avukatlarına vekâletname vermesini istiyor… Özışık nedenini sorduğunda, “Hadi Bey sizin Yargıtay Üyelerinden Mustafa Fadıl İnan hakkında yazdığınız bir yazı nedeniyle; gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olduğum için benim, yazıyı yazdığınız için de sizin hakkınızda tazminat davası açmışlar” diyor Mehmet Koca… Özışık vekâletnameyi veriyor. Bugün ’ün avukatları duruşmalara giriyorlar diye Özışık ayrıca kendi davayı takip etmiyor… Bugün ’ün avukatları da davayı bir süre takip ettikten sonra duruşmalara katılmıyorlar. Yerel mahkeme Özışık ile birlikte Tercüman’ın sorumlu yazı işleri müdürü Mehmet Koca’yı tazminata mahkûm ediyor. Ve karar kesinleşiyor. *** O ana kadar ne Hadi Özışık’ın haberi var davanın sonucundan… Ne de “gazetedeki haber veya yorumlardan doğacak tazminat borçlarından dolayı canını sıkma, bütün borçlar kuruşuna kadar Akın İpek tarafından ödenecek” taahhüdünü alan Mehmet Koca’nın… Hem Hadi Özışık ve hem de Mehmet Koca, davacının avukatları tarafından aranarak durumdan haberdar edilince davanın kaybedildiğini öğreniyorlar… Mehmet Koca hemen Akın İpek’in Bugün Gazetesi’ndeki vekili Ayhan Yurttaş’ı arıyor… Ayhan Yurttaş , “sen merak etme ben hallederim" diyor… Ama… Bir süre sonra evine haciz memurları gelince “kandırıldığını, oyalandığını” anlıyor Mehmet Koca… *** Bu arada Hadi Özışık da Akın İpek’in Medya Gurup Başkanı Fatih Karaca ile konuşuyor… “Mehmet Ali Ilıcak (gazetenin eski sahibi) bütün borçları kabul ettiğinizi söyledi bana yoksa yalan mı?”… Fatih Karaca , alışıldık hal ve tavırlarıyla Hadi Özışık’ı Ayhan Yurttaş’la görüştürüyor… Yurttaş “bu bizim ilgi alanımızda değil” dedikten sonra “biz o parayı ödeyelim ama siz de o para kadar bizim gazete ve televizyonlarımızın reklâmını yapın sitelerinizde” diyor… Nasıl bir ödeme yöntemiyse bu?.. Herhalde Aydın Doğan’a da önce 500 milyon Dolar borçlanıp sonra KANAL D, Hürriyet ve CNN-TÜRK’te; Milliyet, Vatan ve STAR TV’nin reklamlarını yaptıracaklar bedava… Vay uyanıklar vay!.. *** Olay bu… 500 Milyon Dolar 'a Aydın Doğan’ın medyasının yarısını satın almaya kalkışan veya en azından kamuoyuna hava atıp şirketlerinin borsa değerlerini yükselten Akın İpek ile… hiç bir geliri olmayan eski sorumlu yazı işleri müdürünün sırtına yüklediği 13 bin lirayı ödemeyen Akın İpek aynı adam... Bir çift sözüm de Fatih Karaca’ya... Kartvizitinde, “Medya Gurup Başkanı” yazıyor… Hani “Başkan” denilince insan da Fatih’in gerçekten önemli bir “adam” olduğunu düşünüyor ama Mehmet’e defalarca, “evladım canını sıkma ben senin işini halledeceğim” dediği halde; Mehmet’in üstüne yıkılan borcu ödetemiyor… Ödetemiyor çünkü Akın İpek’in vekili Ayhan Yurttaş’a sözünü geçiremiyor… Sevgili Fatih; o halde o koltuğu neden işgal ediyorsun?.. Kalk oradan, git evinde otur… *** Sevgili dostlar!.. İşte Türkiye bugün Akın İpek gibilerin yıldızının parladığı bir ülke… Kendi borcunu, gariban ve işsiz bir sorumlu yazı işleri eski müdürünün sırtına yüklemekten utanmayan Dolar Milyarderleri üreten bir ülke… Bereket, Hadi Özışık vicdan sahibi…
Türkiye'de herkesin saygı duyduğu bir medya patronu o.. Ancak gazetesinde öyle büyük ayıplar işleniyor ki..
Abdi İpekçi cinayetinden ve Papa 2. Jean Paul'a suikast suçlarından ömür boyu hapis cezasını tamamlayarak önceki gün Sincan F Tipi Cezaevi'nden tahliye olan Ağca, geceyi Ankara'daki Sheraton Oteli'nin Suit odasında geçirdi. 20 Ocak'ta Çırağan'da basın toplantısı yapacağı açıklanan Ağca, akşam saatlerine doğru kaldığı otelden ayrıldı. Basın mensuplarına görünmemek için garajdan çıkan Ağca'nın içinde bulunduğu araç, İstanbul'a doğru yola çıktı. Ağca'nın otelden ayrıldığını fark eden basın mensupları da Ağca'nın peşine takıldı. İstanbul'a gitmeye çalışan Ağca, Ankara Akıncılar gişelerine varmadan basın mensuplarına yakalandı. Basının görüntü aldığını fark eden Ağca'yı koruyan şahıslar, bu kez yol ortasında durup araç değiştirdi. Basın mensuplarının görüntü alması ve takip etmesi engellenmeye çalışıldı. Ağca, bindirildiği son araçla Ankara sınırlarını terk ederek İstanbul'a doğru gitti. Ağca'nın bir televizyon kanalıyla anlaşarak canlı yayına katılacağı iddia edildi.
Ağca'yı koruyanlar ise basın mensuplarının görüntü almasını engellemek için yolu trafiğe kapattı.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Almanya'da ortaya çıkan bahis skandalıyla ilgili soruşturma dosyasında önemli gelişmeler kaydedildiğini bildirdi. Federasyondan yapılan açıklamada, Almanya'da, Bochum Savcılığı ve UEFA tarafından ortaklaşa yürütülen bahis manipülasyonu soruşturmasıyla ilgili son gelişmeleri görüşmek ve dosyanın tamamlanmasını hızlandırmak amacıyla dün Almanya'ya giden TFF Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu ile TFF Baş Hukuk Müşaviri Prof. Dr. İlhan Helvacı'nın, önce Bochum Savcılığı, bugün de Viyana'da UEFA yetkilileriyle çeşitli temaslarda bulundukları bildirildi. Açıklamada, şu bilgiler verildi: ''Görüşmelerinde, bu konunun Türkiye Futbol Federasyonu tarafından birinci öncelikli olduğunu belirten Egemenoğlu ve Helvacı, görüşmelerin çok olumlu geçtiğini ve Bochum Savcılığı tarafından yürütülecek cezai soruşturmayı etkilemeyecek olan Türkiye ile ilgili bölümlerin TFF ile paylaşılması konusunda çok kısa süre içerisinde sonuç alacaklarını belirtti. Görüşmede ayrıca, UEFA da bu konuya en hassasiyetle eğilen ve en ısrarlı takip eden ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, Türkiye Futbol Federasyonu'na teşekkür etti.'' Egemenoğlu ve Helvacı'nın, bu temaslarını en kısa zamanda Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ve yönetim kuruluna iletecekleri ve gerekli çalışmaların yapılacağı ifade edildi.
TFF, Almanya'da ortaya çıkan bahis skandalıyla ilgili soruşturma dosyasında önemli gelişmeler kaydedildiğini bildirdi.