document_id
stringclasses
10 values
image_data
imagewidth (px)
1.65k
1.7k
page_num
int64
26
40
marker
stringlengths
0
3.61k
qwen_vl_25
stringclasses
4 values
625733
32
Bir örgütte yöneticinin kullandığı yönetim tarzı aslında kurumun sahip olduğu birçok kanıtların etkileşimi sonucudur. Başaran bu kanıtların bazıları şunlar olduğu söylenebilir; - · Orgüt yöneticisinin çalışanlar hakkındaki tahminleri, - · Çalışanların benlik farklılıkları, - Kurumun faaliyet yapısı, ● - · Kurumun amaç ve hedefleri, - · Uretim faaliyetinin niteliği, - · Çalışanların yeterlilikleri ve zaman. Okul yöneticilerinin yönetim tarzlarına yönelik yapılan bu araştırmada yönetim tarzlarından işbirlikli, otoriter, ilgisiz ve karşı koyucu yönetim tarzları incelenmiştir. ## 2.5.1.1. İşbirlikli Yönetim Tarzı Başaran işbirlikli yönetim tarzını örgüt yöneticisinin yetki kaynağının yönetimsel faaliyetler ile ürün veya hizmet üretimi konularındaki yetkinliği ve kurumsal liderliği olduğu ortaya konulduğu sistem olarak tanımlamıştır. İşbirlikli yönetim tarzına sahıp olan bir yönetici kurumsal bir lider gibi görülebilir. Okul yöneticilerinin, okul ortamında veya çevresinde meydana gelen olumsuzluklardan veya fırsatlardan eğitim kurumlarındaki bütün paydaşlarla birlikte ortak paydada kararlar alarak değerlendirmesi ve uygulaması işbirlikli yönetim tarzında uygun davranışlarından olabilir. ## 2.5.1.2. Otoriter Yönetim Tarzı Otoriter yönetim tarzı, insan psikolojisi, süreç gibi faktörleri göze almaksızın doğrudan sonuçla ilgilenir. Otoriter yönetim tarzı ile yönetilen örgütlerde üretim miktarı ve verimlilik fazla olurken ürünün kalitesi yanı çıktı istenilen düzeyde olmayabilir. Ütoriter yönetim tarzını uygulayan örgütlerde insan ilişkilerinin geliştiği de pek savunulamaz. Çalışanlar ve yöneticiler arasında statü ve sosyoekonomik düzey farkının kendini hissettirdiği söylenebilir. Bunun yanı sıra otoriter yaklaşımı
416124
34
inanmaktadır. Tahayyül, iletişim ve baskının şekillendirici olduğunu iddia eden konstrüktivist düşünürler, tahayyülün aktörler için olasılıkların sınırlarını çizdiğini ve iletişim sayesinde elde edilen bilgiler doğrultusunda politikaların önündeki engellerin kaldırıldığını ortaya koyar. Aktörleri sadece çıkar için yaşayan varlıklar olarak görmeyen konstrüktivistler, birbirlerini değiştirdikleri bir sosyal etkileşim sürecinin sürekli olarak devam ettiğini iddia etmektedirler.3' Konstrüktivistler ya da inşacılar, realistler gibi anarşık olduğunu kabul ettikleri uluslararası sistemin temel aktörü olarak devleti kabul ederken, anarşinin sürekli çatışmaya yol açmayacağını iddia etmektedirler. Devletlerin davramışlarını belirleyen göstergeler arasında kimliklerin önemine dikkat çeken konsrtüktivistler, çıkarların kendilerini nasıl tanımladıkları ile doğrudan alakalı olduğunu ifade ederler: eğer diğer aktörleri düşman olarak tanımlarlarsa sert güç araçlarını kullanırlar; işbirlikleri veya ittifaklar kurmak düşüncesi içinde olurlarsa ticaret gibi barışçıl araçlar kullanırlar. Inşacılara göre devletlerarası ilişkilerin kurulma nedeni devletlerin kendilerini uluslararası topluma kabul ettirme ve diğer aktörler tarafından tanınma istekleridir. Inşacılar BM gibi bir üst otorite olmaksızın da devletlerin kendi rızalarıyla genel geçer uluslararası kural ve normlara uyacağını iddia etmektedirler. Devletler karar alırken ya "sonuç odaklı düşünme mantığı"nı ya da "uygunluk mantığı"nı kullanmaktadırlar. Sonuç odaklı düşünme mantığını uyguladıklarında karlarını maksimize etmek ve zararlarını ortadan kaldırmak amacıyla hareket ederken, uygunluk mantığında kendilerine çizdikleri kimlik çerçevesine en uygun kararı almaya çalışmaktadırlar. Diğer akımların tersine BM gibi uluslararası örgütleri üye devletlerinden bağımsız bir aktör olarak gören inşacılar, onların kendi sosyal dinamiklerini geliştirip kolektif bir kimlik oluşturabileceklerini iddia etmektedirler. 38 Burchill, a.g.e., s. 294-313. Kardaş, a.g.e., s. 159-167.
384142
26
gibi Yahudi liderler, yine önemli pozisyonlar elde etmişlerdir. Alman Komünist Partisinin kurucularından ve devrimci Spartakus Birliği""'nin lideri olan Rosa Luxemburg 44 da bu dönemin önemli Yahudi isimlerinden biri olmuştur. Walther Rathenau113 gibi politik figürler Weimar Cumhuriyeti'nde ekonomi bakanlığı ve de ardından dışışleri bakanlığı gibi pozisyonlara kadar gelmişlerdir. Ancak tıpkı Kurt Eisner gibi 1919'da Rosa Luxemburg'un ve 1922'de Walther Rathenau'nun öldürülmesi, antisemitizmin bu dönemde ne kadar güçlü olduğunu göstermiştir. 14 Weimar Cumhuriyeti yıllarında Yahudiler, kültürel alanda önemli pozisyonlarda yer almışlar ve Alman kültürünün yanı sıra Yahudi kültürünün de gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Örneğin 1931 yılında Almanya'daki 234 tiyatro müdürünün %50'si Yahudi'dir. Bu oran sadece Berlin'de %80 civarındadır. 1930 yılında sergilenen oyunların %75'i Yahudiler tarafından kaleme alınmıştır. Dönemin en önemli süreli yayınları olan Berliner Tageblatt15(Berlin Günlük Gazetesi), Vossische Zeitung116 ve Frankfurter Zeitung 17 (Frankfurt Gazetesi) gazetelerinin editörleri Yahudi'dir. 111 Spartakusbund: I. Dünya Savaşı sırasında kurulan Marksist devrimci örgüttür. Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg, Clara Zetkin ve diğer Marksistler tarafından kurulmuştur. 1919 yılında adı Alman Komünist Partisi olmuştur. Yaşanan şiddetli çatışmalar neticesinde bastırılmış ve öldürülmüşlerdir. Bkz. Theresa M. Gatter, Searching for a New German Identity: Heiner Müller and the Geschichtsdrama, Bern: International Academic Publishers, 2008, ss.151-155. 112 (1871-1919) Polonya doğumlu Yahudi devrimci. 1898'de Berlin'e taşınmış ve Alman vatandaşlığı kazanmıştır. SPD'nin etkin bir üyesi olmuştur. Savaşın başlamasıyla partideki milliyetçiliğin artması Luxemburg'u rahatsız etmiş ve partiden ayrılarak Karl Liebknecht ile birlikte Spartakusbund'u kurmuştur. 1918'de Alman Komünist Partisi'ni kurmuştur. Luxemburg Freikorps tarafından öldürülmüştür. Bkz. Hilda L. Smith ve Berenice A. Caroll (Ed.), Women's Political & Social Thought: An Anthology, Indiana University Press, 2000, s.310-311. 113 (1867-1922) Berlin doğumlu Yahudi politikacı ve sanayici. Savaş sonrası Alman Demokratik Partisi'nin kurucularından biri olmuştur. 1921 yılında imar bakanı, ardından 1922'de dışişleri bakanı olmuştur. SSCB ile kurduğu iyi ilişkiler sebebiyle aşırı sağcıların hedefi durumuna gelmiştır. Milliyetçı fanatıkler tarafından öldürülmüştür. Bkz. Üte Frevert, A Nation in Barracks: Modern Germany, Military Conscription and Civil Society, 1.Bs., Berg Publishers, 2004,s.160. 114 Joseph Peter Stern, Hitler: The Führer and the People, University of California Press, 1992, s.180. 115 1872- 1939 yılları arasında Berlin'de yayımlanan gazetenin kurucusu Yahudi Rudolf Mosse'dir. (1843-1920) Yine gazetenin baş editörü olan Theodor Wolff (1868-1943) Berlin doğumlu bir Yahudidir. Bkz. William W. Hagen, German History in Modern Times: Four Lives of the Nation, Cambridge University Press, 2012, s.324 ve bkz. Adolph Kohut, Berühmte israelitische Männer und Frauen in der Kulturgeschichte der Menschheit: Lebens- und Charakterbilder aus Vergangenheit und Gegenwart, A. H. Payne, 1900, ss. 389-394. 116 1721-1934 yılları arasında Berlin'de çıkarılan gazetenin editörlüğünü, 1918-1920 süresince Yahudi Kurt Tucholsky (1890-1935) yürütmüştür. Bkz. Peter Jelavich, Berlin Cabaret, Harvard University Press, 1993, s.131. 117 1856-1943 yılları arasında Frankfurt'ta çıkan gazetenin kurucusu Yahudi Leopold Sonnemann'dır.(1831-1909) Gazetenin editörlüğünü 1916 yılından 1934'e kadar, Berlin doğumlu Yahudi
507764
33
- Doğrudan öğretim yöntemi, - Basamaklandırılmış yöntem, - Etkileşimli öğretim stratejileri, - Yanlışsız öğretim yöntemleri vardır. ● Bu çalışma kapsamında kullanılacak olan Sabit Bekleme Süreli Öğretim yanlışsız öğretim yöntemlerinden biridir. ## 2.6.1 Yanlışsız Öğretim Yöntemleri Oğretmenler yetersizliği olan öğrencilere eğitim verirken yeni davranışların edinilmesine dikkat etmelidirler. Yeni davranışları öğretmenler tarafından en az iki düzeyde karar vermeyi gerektirir. Ilk olarak, öğretmenler eğitime hazırlamalıdır. Öğretilecek davranış türüne, hedef davranışların sayısına ve öğretilecek öğrenci sayısına karar verirler. Orneğin, bir öğretimde bir öğretimde bir öğrenciye "okuduğu zaman otomatik olarak anlamlandırabileceği kelimeleri" öğreteceğine karar verebilir. İkincisi, öğretmenler hedef davranışları belirledikten ve öğretim formatını düzenledikten sonra, bir öğretim stratejisi seçerek davranışların nasıl öğretileceğine karar vermelidirler . Oğretim stratejisi bir öğrencinin cevap vermesinden önce ve sonra meydana gelecekleri ele alan eğitimi sağlamak için sistematik bir yaklaşımdır. Oğretmenin öğretime hazırlanma ve bir öğretim stratejisini seçme kararları, etkililik ölçütlerine (ör. Oğrenci, belirli bir öğretim stratejisiyle öğretildiğinde yeni bir davranış öğrenmiş midir?) ve verimliliğe (ör. Küçük gruba yönelik belirli bir öğretim düzenlemesinin kullanımı başka türlü öğretemeyeceği ek becerileri eğitmeye çare olacak mıdır?) dayanmalıdır . Yanlışsız öğretim yöntemlerini, uyaran ya da hedef davranışla ilgili araç gereçlerin programlanarak sunulmasıdır. Yanlışsız öğretim yöntemleri genel olarak, öğretimin başındaki hedef öncüllere doğru tepkiyi yani ipuçlarını, güvenilir şekilde kontrol eden uyaranların eklenmesini gerektirir. İpuçları sistematik olarak kaybolur . Yanlışsız öğretim yöntemleri uyaran ipuçlarının sunulduğu ve tepki ipuçlarının sunulduğu öğretim yöntemleri olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır . Uyaran
510912
33
## 2. SÜRDÜRÜLEBİLİR PAZARLAMA Tezin bu bölümünde sürdürülebilir pazarlama üzerine detaylı olarak yapılan literatür araştırması bulunmaktadır. İlk olarak sürdürülebilir pazarlamanın tanımı ve önemi, sürdürülebilir pazarlamanın ortaya çıkışı ve gelişiminden bahsedilmiştir. Daha sonra sürdürülebilir pazarlamanın özellikleri, sürdürülebilir pazarlama karması, sürdürülebilir pazarlama ile geleneksel pazarlamanın karşılaştırılması ve sürdürülebilir pazarlama stratejileri incelenmiştir. ## 2.1 Sürdürülebilir Pazarlamanın Tanımı ve Onemi Jones ve diğ. 'e göre geçmiş yıllarda yapılan çalışmalarda, sürdürülebilirlik kaynakların etkin kullanımı ve minimum tüketimi savunurken pazarlama tüketimin artmasını teşvik ettiği için pazarlama ve sürdürülebilirlik konularının birbiriyle karşıt olduğu savunulmuştur (Baldassarre ve Campo, 2016' da atıfta bulunulduğu gibi). Ancak günümüzde pazarlama, sürdürülebilir tüketimi teşvik etmek için kullanılan pazarlama faalıyetleri kapsamında çevre problemlerine karşı sunulan çözümün önemli bir parçası olarak sıklıkla dile getirilmekte olup pazarlamanın sürdürülebilirliğe yardım etmek ve çevreye verilen zararları engellemek için bir araç olarak kullanılabileceği kesinlikle doğrudur (Peattie ve Charter, 2003). Bu nedenle pazarlama uzmanlarının mevcut müşterilerinin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlarken gelecek nesillerin de kendi ihtiyaçlarını sağlayabilecek olmasına dikkat etmeleri gerekmektedir (Quoquab ve Mohammad, 2015). Şirketlerin sadece kar odaklı faaliyetlerde bulunması yerine oluşturdukları kurumsal kimlik ve değer anlayışıyla topluma ve gelecek nesillere karşı sorumlu ve bilinçli davranması beklenmektedir. Adams ve dığ. ekonomik kazançların yanında sürdürülebilirlik aracılığıyla sosyal ve çevresel değer yaratmak içın şirketlerin ürün, üretim süreci ve faaliyetlerinin yanı sıra şirket felsefesi ve değerlerinde de köklü değişiklikler yapmaları gerektiğini ifade etmiştir (Pomering, 2017'de atıfta bulunulduğu gibi). Sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması için çevresel sorunların gözetildiği sürdürülebilir pazarlama anlayışının benimsenmesi gerekmektedir.
67424
33
Burada $F_{k}=\frac{\Delta \mathrm{t}}{\mathrm{h}_{\mathrm{r}}}\left[\frac{1}{2} u_{k}^{(n)}-\frac{1}{\operatorname{Re}}\left(\frac{1}{h_{r}}+\frac{1}{2 r_{i}}\right)\right]$ $D_{k}=-\frac{\Delta \mathrm{t}}{\mathrm{h}_{\mathrm{r}}}\left[\frac{1}{2} u_{k}^{(n)}+\frac{1}{\operatorname{Re}}\left(\frac{1}{h_{r}}-\frac{1}{2 r_{i}}\right)\right]$ $H_{k}=\frac{\Delta \mathrm{t}}{\mathrm{h}_{\mathrm{z}}}\left[\frac{1}{2} w_{k}^{(n)}-\frac{1}{h_{z} \operatorname{Re}}\right]$ $B_{k}=-\frac{\Delta \mathrm{t}}{\mathrm{h}_{\mathrm{z}}}\left[\frac{1}{2} w_{k}^{(n)}+\frac{1}{h_{z} \operatorname{Re}}\right]$ $E_{k}=\left[1+\frac{\Delta \mathrm{t}}{\operatorname{Re}}\left(\frac{2}{h_{r}^{2}}+\frac{2}{h_{z}^{2}}+\frac{1}{r_{i}^{2}}\right)\right]$ $Q_{k}=u_{k}^{(n)}+\frac{v_{k}^{(n)} v_{k}^{*} \Delta \mathrm{t}}{r_{i}}-\frac{\Delta \mathrm{t}}{2 \mathrm{~h}_{\mathrm{r}}}\left(p_{k+1}^{(n)}-p_{k-1}^{(n)}\right)$ Bu denklemler yukarıda da belirtildiği üzere 4 özel hattan uzak noktalar için çıkarılmıştır.Şimdi de bu hatlar üzerindeki ve $2 \mathrm{~h}_{\mathrm{r}}$ ve $2 \mathrm{~h}_{\mathrm{z}}$ aralıklarını içeren noktalar için denklemlerimizi çıkaralım. İşlemlerde kolaylık bakımından r-momentum denklemini parçalara ayırarak, önce $\mathrm{D}_{\mathrm{k}}$ ve $\mathrm{F}_{\mathrm{k}}$ yi, sonra $\mathrm{H}_{\mathrm{k}}$ ve $\mathrm{B}_{\mathrm{k}}$ yi ve son olarak da $\mathrm{E}_{\mathrm{k}}$ ve $\mathrm{Q}_{\mathrm{k}}$ yi çıkaralım: $\mathrm{D}_{\mathrm{k}}$ ve $\mathrm{F}_{\mathrm{k}}$ için gerekli terimler; $-\frac{\Delta \mathrm{t}}{\operatorname{Re}} \frac{\partial^{2} u^{*}}{\partial \mathrm{r}^{2}}+\Delta \mathrm{t}\left(u_{i, j}^{(n)}-\frac{1}{r_{i} \operatorname{Re}}\right) \frac{\partial u^{*}}{\partial \mathrm{r}}$ şeklinde alınırsa; $\mathrm{i}=4$ dikey hattı için daha önceden çıkardığımız fark formüllerinikullanarak,
302636
34
[IMAGE] Bir koordinat düzleminde, x ekseni -5 ile 5 arasında, y ekseni -80 ile 80 arasında değerler alır. Grafiğin x=-2 civarında bir minimum noktası vardır ve bu noktadan sonra y değerleri artarak x=2 civarında bir maksimum noktasına ulaşır. Daha sonra y değerleri tekrar azalır. Grafiğin genel eğilimi, x=-2'den x=2'ye doğru artan, x=2'den sonra azalan bir eğri şeklindedir. [/IMAGE] $\text { Şekil } 2.2 \ h(x)=10xe^{3-x^2} \ \text{fonksiyonunun grafiği.}$ ## ÖRNEK 2.1.3 $f: \mathbb{R}^2 \rightarrow \mathbb{R}, \ f(x,y) = 4 + x^3 + y^3 - 3xy$ fonksiyonunun kritik noktalarını bulup sınıflandıralım. Kritik noktaları bulmak için birinci dereceden kısmi türevlere ve kritik noktaları sınıflandırmak için ikinci dereceden kısmi türevlere ihtiyacımız var. Buradan $f_x = 3x^2 - 3y, \quad f_y = 3y^2 - 3x, \quad f_{xx} = 6x, \quad f_{yy} = 6y, \quad f_{xy} = -3$ olarak bulunur. Öncelikle kritik noktaları bulalım. Kritik noktalar $\left\{\begin{array}{l} f_x = 3x^2 - 3y = 0 \\ f_y = 3y^2 - 3x = 0 \end{array}\right.$ denklem sisteminin çözüm kümesidir. Buradan kritik noktalar $(0,0)$ ve $(1,1)$ olarak bulunur. Şimdi kritik noktaları sınıflandıralım. Bunun için $\Delta f(x,y) = f_{xx}(x,y)f_{yy}(x,y) - \left[f_{xy}(x,y)\right]^2 = (6x)(6y) - (-3)^2 = 36xy - 9$ bulunur. Buradan $\Delta f(0,0) = -9 < 0$ bulunur. $\Delta f$ negatif olduğundan eyer (saddle) noktasıdır ve $\Delta f(1,1) = 36 - 9 = 27 > 0$ ve $f_{xx}(1,1) = 6 > 0$ olduğundan $(1,1)$ için $\Delta f$ pozitif ve $f_{xx}$ pozitiftir ve böylece $(1,1)$ noktası yerel minimum noktasıdır. Her iki nokta da dejenere olmayan kritik noktadır. ## TEOREM 2.1.1 $f: \mathbb{R}^m \rightarrow \mathbb{R}, \ r \geq 2$ olmak üzere, $C^r$-sınıfından bir fonksiyon ve $0 \in \mathbb{R}^m$, $f$ nin dejenere olmayan kritik bir noktası olsun. Bu durumda $0 \in \mathbb{R}^m$ nin bir $U$
465602
29
## 1.2. PLATON'UN GÖRME KURAMI Platon'un görme kuramına geçmeden önce onun Politeia adlı eserinde mağara alegorisinde anlatmış olduğu idea ile görüntü, yanı gerçek varlık ile onun görünüşüne değinmekte yarar var. Platon'un bu alegorisine göre doğdukları günden itibaren sırtları mağaranın kapısına dönük ve kapıya dönemeyecek şekilde zincirlenmiş olan insanlar, mağaranın iç duvarında varlıkların kendilerini değil de gölgelerini görürler (Platon, Politeia: 514a-b-c, 515a-b-c)+². Platon bu alegoriyi açımlarken ışığı, yani güneş ışığını iyi ideası olarak tanımlamaktadır. İyi ideası, görülen dünyada ışığı yaratan ve dağıtan iken kavranan dünyada da doğruluk ve kavrayışın kaynağıdır (Platon, Politeia: 517b-c-d). Buna göre gördüklerimiz bir ideanın, hakikatin kopyasıdır. Mağara alegorisi üzerinden Platon'un ışığı, görme ediminin oluşmasını sağlayan bir güç olarak, ışığın kaynağını da varlığın ön koşulu olarak kabul ettiğini söylemek mümkün. Topdemir'in de belirtmiş olduğu gibi bu ilişkiyi anlamayı kolaylaştıracak temel formlar da Platon'un 'idea' ve 'görüntü' arasında kurduğu zorunlu ilişkinin bir benzeri 'Güneş' ve 'varlığın görünmesi' arasındaki ilişkide yer almaktadır. Burada Güneş, sadece varlığın görünürlüğünü sağlayan bir unsur olarak kalmamakta, aynı zamanda varlığın 'varlık nedeni' olarak durmaktadır (Topdemir, 2007: 69). Vasseleu, Yunan düşüncesinde işığın, görülebilir olanın içinde görülmez olanın görülmesi şeklinde tanımlanacak olan bir metafor olarak görüldüğünü ve Platon'un bu metafor yoluyla varoluş ile gerçek arasında doğal bir bağa ya da görme aracılığıyla açığa kavuşan varlıkların orijinal bir öz sunumu üzerinde temellenen gerçeklik kavramına imada bulunduğunu belirtir (Vasseleu, 1998: 3). Blumenberg, Platon'dan önce de Antik Yunan'da varlık, hakikat ve ışık kavramlarının, bu kavramların karşıtlığı üzerinde gelişen düalist bir bağımlılıkla ele alındığını, ama Platon'un ışık metaforu üzerinden, bu ayrımın varlık ile hakikat arasındaki l² Çalışmamızda Platon'un Politeia adlı eserinden yapacağımız alıntılar, Allan Bloom'un çevirisini yaptığı, 1991 yılında Parper Collins tarafından basılan The Republic of Plato adlı kitaptan yapılacaktır.
678155
31
| Tedavi | A vantaj | Dezavantaj | Referans | |--------|----------|------------|----------| ## Çizelge 2.1. Prostat kanseri tedavi yöntemeleri avantaj ve dezavanajları. | Cerrahi müdahale | Lokalize tedavide<br>kullanışlıdır. | Nüks ihtimali<br>vardır. | (Schuhmacher<br>vd., 2010) | |------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------|------------------------------------------| | | Kemoterapi ve<br>radyoterapi etkinliğini<br>artırır. | Metastatik<br>kanserde<br>etkisizdir. | | | Radyoterapi | Organ spesifik kanserler<br>tedavi edilebilir.<br>Cerrahi müdahale sonrası<br>nüksün önlenmesinde<br>etkilidir. | Normal sağlıklı<br>hücreler de<br>hasara uğrar. | (Baskar, Lee,<br>Y eo, & Y eoh,<br>2012) | | Kemoterapi | Kanser hücrelerinin hızlı<br>çoğalmasını inhibe eder. | Normal<br>hücrelerin<br>büyümesini<br>engeller.<br>Bulantı ve kusma<br>gibi yan etkiler<br>ortaya çıkar. | (Chabner &<br>Roberts, 2005) | |-----------------|--------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------| | Hormonal terapi | Ileri evreddeki prostat<br>kanseri tedavisinde<br>etkilidir. | Venöz tromboz,<br>koroner kalp<br>hastalığı ve felç<br>riski oluşturur. | (North<br>A merican<br>Menopause,<br>2012). |
352593
40
$\widetilde{v}_{11}=0$ bulunur. Ayrıca (3.13) den $\overline{D_{e_{1}} e_{1}}=x$ eşitliği elde edilir. ## 3.1. Teorem $H^{3}$ Hiperbolik uzayında spacelike ekseni sabit timelike açılı bir yüzey için D Levi-Civita konneksiyonu aşağıdaki şekildedir. $\begin{aligned} & D_{e_{1}} e_{1}=0 \quad D_{e_{2}} e_{1}=\frac{-\cosh \theta}{\sqrt{\left|\sinh ^{2} \varphi-\sinh ^{2} \theta\right|}} \tilde{v}_{22} e_{2} \\ & D_{e_{1}} e_{2}=0 \quad D_{e_{2}} e_{2}=\frac{\cosh \theta}{\sqrt{\left|\sinh ^{2} \varphi-\sinh ^{2} \theta\right|}} \tilde{v}_{22} e_{1} \end{aligned}$ İspat $\overline{D_{e_{1}} e_{1}}=D_{e_{1}} e_{1}-\left\langle S^{\pm}\left(e_{1}\right), e_{1}\right\rangle \xi+\left\langle e_{1}, e_{1}\right\rangle x$ olduğundan $x=D_{e_{1}} e_{1}+x$ veya $D_{e_{1}} e_{1}=0$ elde edilir. $\left\langle e_{1}, e_{2}\right\rangle=0$
416124
35
Konstrüktivizmin bir dalı olan sosyal konstüktivizm ise siyasal aktörlerin davranışlarında kişisel çıkarlarının yanı sıra kendilerini tanımlamada kullandıkları bazı değer yargılarının etkili olduğunu kabul etmektedir. Sosyal kontrüktivizme göre uluslararası örgütler, sosyal veya siyasal konularda lobi yapmak isteyen grupların devletleri belirli bir biçimde etkilemek hatta bazı durumlarda isteklerini zorla yaptırmak için kullanılan bir araç olarak değerlendirilmektedir. 39 Realizm ve liberalizmin Soğuk Savaş'ın nihayetini öngörememesinin önünü açtığı konstrüktivist düşünce, halkların kendilerini ve çıkarlarını nasıl tanımladığının devletlerin hareketlerine etki ettiğini ifade etmektedir.40 ## 1.2.3. Ingiliz Okulu Temellerini II. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'de faaliyet gösteren Britanya Uluslararası Politika Kuramı Komitesi bünyesinde çalışan Herbert Butterfield, Martın Wight, Adam Watson ve Hedley Bull'un attığı, 4 Realist ve Liberalist Teorilerin orta yolu olarak tanımlanan -böylece destekçilerini arttıran- İngiliz Okulu, uluslararası toplum kavramını literatüre kazandırmıştır. İngiliz Okulu, devletlerin farklılıklarının kaçınılmaz olarak savaşla sonuçlanmayacağını fakat aralarındaki işbirliğinin de ebedi barışa ulaşmayacağını iddia etmektedir. Otonom aktörler olan devletler anarşi ortamında yaşarken BM gibi uluslararası kuruluşların uyguladığı hukuk kuralları ve normlar düzenin sağlanmasını mümkün kılmaktadır. İngiliz Okulu düşünürlerine göre, uluslararası sıstem devletlerin birbirleriyle etkileşim içinde olduğu ve birbirlerinin düşüncelerini gözeterek kararlar aldığı ortama verilen ad iken, uluslararası toplum bunun ötesinde devletlerin ortak çıkarları veya değerleri doğrultusunda hareket ederek iletişime geçtikleri düzendir. Uluslararası bir toplumun oluşturulması için diplomasi kanallarının açık tutulması ve her Rosa, a.g.e., s. 93-94. Walt, a.g.e., s. 41. Balkan Devlen ve Özgür Özdamar, "Uluslararası İlişkilerde İngiliz Okulu Kuramı: Kökenleri, Kavramları ve Tartışmaları", Uluslararası Ilişkiler, Cilt 7, Sayı 25 (Bahar 2010), s. 43-68.
384142
27
Gordon'un belırttığıne göre söz konusu dönemde Yahudilerin bilime olan katkısı da büyüktür. Yazara göre, 1905-1931 yılları arasında bilimsel katkılarından dolayı Nobel ödülüne layık görülen Almanların 2/3'ü yine Yahudi'dir. Aynı dönemde Yahudiler ticarette, bankacılıkta, anonim şirketlerde, borsada ve kamu hizmetlerinde etkili olmuş ve önemli pozisyonlarda yer almışlardır. 118 Weimar Cumhuriyeti dönemi, Nazilerin yükselişi ve bu sürecin Almanya'daki Yahudiler üzerindeki etkisi, çalışmanın ileriki bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. ## E. Almanya'daki Yahudi Cemaatleri Çalışmanın birinci bölümünde de değinildiği gibi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşen Birinci Haçlı seferleri sırasında ve de ardından 1347-1351 yılları arasındaki Büyük Veba Salgını esnasında Yahudi cemaatleri Almanya'nın Speyer, Mainz ve Erfurt gibi şehirlerinde saldırılara maruz kalmış ve söz konusu cemaatler Polonya ve Rusya'ya taşınmıştır. Haçlı seferlerinin ardından, Yahudi cemaatleri yeniden Almanya'da yerleşmiş ve genişlerdir. Ancak 15. ve 16. yüzyıllarda, Yahudiler bir kez daha Alman şehirlerinden ve bölgelerinden kovulmuşlardır. (1418'de Trier'den, 1424'te Köln'den, 1435'te Speyer'den, 1438'de Mainz ve Augsburg'tan, 1492'de Württemberg'den, 1493'te Magdeburg, Mecklenburg ve Saksonya'dan, 1499'da Nürnberg'den, 1519'da Regensburg'dan, 1567'de Würzburg'dan, 1582'de Silezya'dan, 1591'de Brunswick'ten 15 ) Yalnızca Worms ve Frankfurt am Main'd şehirleri, 10. ve 13. yüzyıldan Nazi dönemine kadar devamlı olarak Yahudi nüfusu bünyesinde Heinrich Simon (1880-1941) sürdürmüştür. Bkz. Lars Fischer, The Socialist Response to Antisemitism in Imperial Germany, Cambridge University Press, 1.Bs., 2007, s.170 ve bkz. Theodor W. Adomo ve Alban Berg, Correspondence 1925-1935, 1.Bs., Polity Press, 2005, s.102. Sarah Ann Gordon, Hitler, Germans, and the Jewish Question, Princeton University Press, 1984, s.14. 119 Peter F. Langmann, Jewish Issues in Multiculturalism: A Handbook for Educators and Clinicians, Rowman&Littlefield Publishers, 1999, s.99. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Otto Stobbe, Die Juden in Deutschland Während des Mittelalters in 1 20 Politischer, Sozialer und Rechtlicher Beziehung, Nabu Press, 2001, ss. 96-103.
507764
34
ipuçlarının kullanıldığı bu yöntemde ilk olarak öğrencinin doğru tepki vermesini kesinleştiren uyaranlar sunulur. Oğretim sürecinde öğretim kontrolü aşamalı bir şekilde ipucundan hedef uyarana aktarılır ve bireyin ipucu almadan hedef uyarana doğru tepki vermesi sağlanır. Doğru tepkinin gerçeklenmesi için ve hataların en aza indirgenmesi için doğru tepki sürekli olarak pekiştirilerek öğrenciye ilk denemelerde gerekli olan en fazla yardım verilir. Oğrenci doğru tepki vermeye devam ettiği sürece, yardım miktarı daha sonra sistematik olarak azaltılır . Tepki ipuçları verildiği öğretim yöntemlerinin kullanım şekillerine göre alt gruplara ayrılır. Bu araştırmada kullanılması amaçlanan Sabit bekleme süreli öğretim (constant time-delay) bu alt gruplardan biridir. ## 2.6.1.1 Sabit Bekleme Süreli Oğretim Sabit bekleme süreli öğretim; beceri yönergesi ve kontrol edici ipucu arasında sistematik olarak artan süre kadar bekleyerek uyaran aktarımının kontrolünün sağlandığı bir yöntemdir . Bu yöntemde, öğretmen yardımının türü ve miktarı eğitim sırasında sabit kalır. Bu yöntemin kullanılması, öğrenciye asıl beceri yönergesinin sunulmasından hemen sonra doğru yanıt vermeye yönlendirir. Bu öğretim yönteminde öğrencilerin düşünmelerine firsat verilerek öğrencilerin zihinsel becerilerini kullanmaları hedeflenmiştir. Sürekli dönüt ve hata düzeltme ile de öğrencinin özgüvenini artırıcı yönde bir metot olarak görülür . Yanlışsız öğretim yöntemlerinden biri olan sabit bekleme süreli öğretim (SBSO) yetersizliği olan öğrencilere yeni becerilerin öğretiminde birebir öğretim uygulanabilirken, küçük sayıda gruplara da kolayca uygulanabilecek sistematik bir öğretim stratejisine örnektir . SBSO iki farklı aşamada meydana gelmektedir. İlk aşama "O" saniye bekleme süreli öğretimdir ve sınırlı sayıdadır. Bu aşama süresinde beceri yönergesi ve kontrol edici ipucu eş zamanlıdır. Hedef uyarandan hemen sonra kontrol edici ipucu verilir. Daha sonraki aşamada hedef uyaran ve kontrol edici ipucu arasındaki süre aşamalı bir şekilde artırılır. İpucu verilerek veya verilmeyerek gerçekleşmiş doğru tepkiler sözlü ödüllendirilir ama ipucu olmadan verilen doğru tepkiler doğru olarak kabul edilir .
625733
33
benimsemiş örgütlerde otorite ortamdayken işçi daha verimli, otorite ortamda değilken işçi verimsız çalışabilir. Karşılıklı güven duygusunun da çok gelişmediği söylenebilir. Otoriter yönetim tarzını benimsemiş okul yöneticileri için kararları tek başına aldığı, çalışanları retorik olarak tehdit ettiği, emir verici tümceler kurduğu, çalışanlardan koşulsuz itaat beklentisi, görev ve sorumlulukların zamanında ve eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesini istediği, ilişkilerinde baskın karakter olmaya çalıştıkları ve mesafeli bir ilişki seçtikleri söylenebilir. ## 2.5.1.3. Ilgisiz Yönetim Tarzı "Eller serbest" veya "bırakınız yapsınlar" (laissez-faire) olarak da bilinen ilgisiz yönetim tarzıdır. (Ogunola, Kalejaiye, ve Abrifor, 2013). Robbins, Decenzo ve Coulter'e göre üst yöneticilerini alt yöneticilere devredebildiği ve çalışanlara herhangi bir müdahalede bulunmadığı yönetim tarzıdır. Bu yönetim tarzını benimsemiş olan yöneticiler çalışanları karar almada, problem çözmede, yaratıcı olmada tamamen serbest bırakıp hiçbir şeye karışmazlar. Bir eğitim kurumunun başında ilgisiz yönetim tarzını benimsemiş bir yöneticinin olduğunu varsayarsak çalışanlar arasında çözümü bulunamayan bir problem çıktığında etkisiz kalabilir. Bunun yanı sıra öğrenci, veli, öğretmen işbirliğinin sağlanmasında kendilerine büyük sorumluluk düşen okul yöneticilerinin bu yaklaşımı benimsedikleri düşünülürse bu sorumluluklarının hiçbirini yerine getirmeyebilir. Robbins vd.'e göre ilgisiz yönetim tarzını benimseyen yöneticiler tüm sorumluluklarını astlarına devrettiği için çalışanlar görev ve sorumluluklarını yerine getirirken bağımsız hareket edebilir. Bu da örgüt bütünlüğünü bozabilir. ## 2.5.1.4. Karşı Koyucu Yönetim Tarzı Shaw kurum çalışanlarını yönlendiren ya da kurum çalışanlarının isteklerine, düşüncelerine karşı koyan ve süreci bu şekilde ilerleten yöneticilerin yönetim tarzının karşı koyucu yönetim tarzı olduğunu söyler. Yine Shaw personeline karşı aşırı güvensiz ve şüpheci davranış sergileyen yöneticilerin de karşı koyucu yönetim tarzını benimsediklerini belirtir. Bu durum örgütsel yapıda oluşan sorunları çözmeyi engelleyebilmekte, yeni sorunlar doğurabilmektedir. Bu yönetim tarzını benimsemiş okul yöneticileri, diğer öğretmenlerin fikirlerini görmezden gelir,
510912
34
Y eşil pazarlama, bireyler, toplum ve aynı zamanda doğal çevre için (diğer bir deyişle çevresel iyileştirme) değer yaratan dönüştürücü ve bütünsel değişimin şirket faaliyetlerine entegre edilmesi olarak tanımlanabilir (Polonsky, 2011). Yeşil pazarlama pazarlama faaliyetlerinin bu sınırlı kaynakları nasıl kullandığını incelerken, tüketicilerin hem satış hem de sektörün ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra satış organizasyonunun hedeflerine ulaşmasını da sağlar. (Polonsky, 1994). Yeşil pazarlama Amerikan Pazarlama Birliği (AMA) aşağıdaki gibi üç ayrı şekilde tanımlanmıştır (Url-7): 1. Perakendecilik tanımı: Çevre açısından güvenli olduğu varsayılan ürünlerin pazarlanması. 2. Sosyal pazarlama tanımı: Fiziksel çevre üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirmek veya fiziksel çevrenin kalitesini arttırmak için tasarlanmış ürünlerin geliştirilmesi ve pazarlanması. 3. Çevresel tanım: Kuruluşların, ürünleri ekolojik kaygılarla ve çevreye duyarlı bir şekilde üretme, teşvik etme, paketleme ve geri alma çabaları. Pazarlama, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak ve müşterilerle karlı ilişkiler kurmak olarak özetlenebilirken, sürdürülebilir pazarlama, müşteriler, sosyal çevre ve doğal çevre ile sürdürülebilir ilişkiler kurmak ve sürdürmek olarak tanımlanabilir (Belz, 2006). Sürdürülebilirliğin sosyal, ekonomik ve çevresel boyutta belirli bir seviyeye ulaşmasıyla birlikte o şirket sürdürülebilir olarak tanımlanmakta olup örgütsel sürdürülebilirlik bu üç ana boyut arasındaki dengeyi bulmakla ilgilidir (Afzal ve diğ, 2017). Sürdürülebilir pazarlama, müşteri değeri, sosyal değer ve ekolojik değer yaratmayı amaçlamakta olup, pazarlama konseptine benzer bir şekilde, sürdürülebilir pazarlama müşteri ihtiyaçlarını ve isteklerini analiz etmekte, üstün değer ve fiyat sağlayan sürdürülebilir ürünler geliştirmekte ve bunları seçilen hedef gruplara etkin bir şekilde dağıtmakta ve teşvik etmektedir (Belz, 2006). Sürdürülebilir pazarlamanın tek ve değişmez bir tanımı olması mümkün değildir. Buna rağmen şirketin tüm pazarlama faaliyetlerine bütüncül bir yaklaşım ile çevresel kaygıların dahil edilmesi bütün tanımlamalardaki ortak unsurdur (Zhu ve Sarkis, 2016). Farklı tanımlamalar incelendiğinde görüldüğü üzere literatürde yeşil pazarlama ve sürdürülebilir pazarlama olarak geçen tanımlar bulunmaktadır. Ancak bu tanımların
678155
32
## 2.4. Kanser Kök Hücreleri Vücudumuzdaki bütün doku ve organların menşei olan embriyonik kök hücreler, uzun süreli bölünme, kendini yenileyebilme ve gerektiğinde farklı türlerdeki dokulara özgü hücrelere dönüşebilme yeteneğindedir. Embriyonik dönem sonrası erişkin dönemde de varlıklarını korurlar, yıllarca sessiz kalabilir ve doku iyileşmesi gibi gerekli durumlarda aktif hale gelebilirler (Lambert & Weinberg, 2021; Shackleton, 2010). Embriyonik gelişim ve kanser gelişimi ile aralarındaki benzerlikler üzerine 50 yıldan daha uzun süredir yapılan çalışmalar, kanser kök hücreleri hipotezinin ortaya çıkmasına neden olmuştur (Gil, Stembalska, Pesz, & Sasiadek, 2008). Tümörlerin farklı malignite düzeylerinde heterojen hücre popülasyonlarından oluştuğu, tümörü başlatan ve kendini yenileyen özelliklerle karakterize edilen özel bir alt hücre kümesi tarafından yönlendirildiği fikri kabul görmüştür. Tümör kitlesi içinde heterojen yapıda bulunan, kendi kendini yenileyebilen ve kanser oluşturma potansiyeline sahip hücreler kanser kök hücreleri (KKH) olarak adlandırılır (Testa, Pelosi, & Castelli, 2020). Kanser kök hücreleri, farklı mutasyonel profile sahip olabilir ve "tümör başlatıcı hücreler' ya da "tümör çoğaltıcı hücreler" olarak da adlandırılırlar. Tümör dokusunu oluşturan hücrelerin % 1'inden daha azı KKH'den oluşur. Kanser kök hücrelerinin dokulardaki mutasyona uğramış normal kök veya progenitör hücrelerden köken aldığı düşünülmektedir (Şekil 2.3) (Moltzahn & Thalmann, 2013; Monteiro, Martins, Reis, & Neves, 2014).