Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
audio
audioduration (s)
1.24
15.3
text
stringlengths
9
296
speaker_id
stringclasses
1 value
efendim yanlış bir yöne doğru gidiyor irtica hortluyor dini vakıflar şunlar bunlar Kur'an kursları artık rejimin layik karakterine zarar veriyor.
speaker_0006
O yüzden biz sizi uyarıyoruz, bunlara artık paye vermeyeceksiniz, hatta bunları kapatın diyorlar. Şimdi tabii bu belgeler açıklanmadıkça bu gizlidir tabii Milli Güvenlik Kurulu tutanakları.
speaker_0006
ama ben o sürecin içinde olduğum için biraz tabi perde arkasını da biliyorum. Kısaca şöyle söyleyeyim: 28 Şubat bir bakış açısıyla Türkiye'de elitlerin
speaker_0006
Halkın iradesine müdahale etme geleneğinin bir halkası, 96 yıldaki bir halkası. Bu böyle on yılda bir falan oluyor deriz ama aslında günü birlik olan şeylerdi uzun süre.
speaker_0006
Yani ben 1989'da özel zamanında devlete girdim. O günden itibaren ve tarihte bildiğim için geriye doğru gittiğinizde.
speaker_0006
Menderes'in iş başına gelmesinden sonra sürekli bir emanetçiler var, önde olup halkın seçtikleri var, bir de evin sahipleri var, kendilerini öyle algılayanlar.
speaker_0006
Babacım sen kiracısın oğlum Almanya'dan gelecek çık evet eminim Amerika senin hakkında şikayet ediyor çık diyen arkadaşlar genelde Amerika'nın
speaker_0006
Emriyle çalışıyorlar. 27 Mayıs zaten açık yani bu konuda çok acı bir şeydir. Halbuki aynı elitlerin
speaker_0006
Söylenmelere bakarsan işte efendim bir Türk dünyaya bedeldir Türkiye dünyada işte çok örnek bir ülkedir ama aynı adamlar Amerika'dan müsaade alarak.
speaker_0006
darbe yapıyorlar darbeyi bile müsadele yapıyorlar Türkiye'nin o dönemde ne olduğunu bilmek lazım bu yapı yalnız sadece cumhuriyete mahsus bir yapı değil yani
speaker_0006
Osmanlı'nın son 50 senesinden itibaren yavaş yavaş devletin içinde, toplumun içinde, muhtelif aktörlerin, özellikle İngiltere, Fransa,
speaker_0006
Daha sonra Almanya İrtibatlı odakların kurduğu bir koalisyondan bahsediyoruz. Onlar aslında bu işleri daha çok yapıyorlar ve darbe dediğinde de aynı.
speaker_0006
Grupların değişen üyeleri var. İşte 50 sene sonra tabii ki o insanlar yaşamıyor. Ama aktörler değişmiyor. Kurumsal aktörler aynı.
speaker_0006
Kimdir o aktörler? Bir üçgendir aslında. Yani bir tarafta asker vardır, rejimin muafızıdır. Aslında rejimin muafızlığından ziyade o dönemdeki asker
speaker_0006
tarifinden bahsediyorum ordu tarifinden bizim kabul etmediğimiz tarif bizim ordumuz öyle bir ordu değil olmaması gereken halinden bahsediyorum.
speaker_0006
O ordu maalesef en üst kademesine kadar atamalı listelerinin Amerikan büyük ercinsinde hazırlandığı bir ordu. Şimdi Amerikalıların genel kurmayı da liyazon
speaker_0006
Yani bağlantı görevlerinin oldu. Büyük elçiliklerin günü birlik askeri ve sivil siyasi işlere karıştığı bir dönemden bahsediyoruz. Şimdi 28 Şubat
speaker_0006
Bu halkanın bu sürekliliğin bir devamı, yani kendini ev sahibi sayanların kiracıya kulağını çekerim. Bak doğru otur, gürültü patırtı yapma, istemediğimiz hareketler oluyormuş.
speaker_0006
Amerika rahatsız, genç subaylar rahatsız, ihtiyar subaylar da rahatsız. Dedikleri bir hikaye. Asıl çarpıcı olan şey, söylemi ile eylem arasındaki korkunç uçurum.
speaker_0006
ben bunu bizzat yaşadığım için biliyorum. şimdi dışarıdan insanlar o dönemde de işte devlet deyince tabii ki bir kısmı sonuçta bizim devletimiz her şeyi bilen kendi aklıyla hareket eden
speaker_0006
Memleketin menfaatleri için, bu milletin menfaatleri için gereken neyse yapan bir yapı var sanıyorlar. Bu yapı anonim bir yapı.
speaker_0006
Senle benle alakası yok ama senle ve benle irtibatlı. Biz onları tanımıyoruz ama onlar bizi tanıyor gibi. Şimdi bu imaj sürekli pompalanır. Türkiye'de milliyetçi kesimler üzerinden dini muhafazakar kesimler.
speaker_0006
Solcu kesimler üzerinden sürekli pompalanan bir şey. Ama işin içine girdiğin vakit, mutfağa geldiğin vakit aslında işlerin öyle olmadığını, çok perişan olduğunu anlarsın.
speaker_0006
Bu perişanlığın temel kökü diyelim temeli aslında bizim bu memleketi çok uzun süre
speaker_0006
kendi irademizle yönetmediğimiz gercedir. Birileri evet halk sürekli oy veriyor, halk sürekli başka bir tipte insan getiriyor başa. Onlar da aynı.
speaker_0006
mekanizma ile o adamı işte bir yıl iki yıl beş yıl on yıl sonra kulağından tutup atıyorlar diyorlar ki halka yani sen ne yaparsan yap benim istediğim
speaker_0006
işler yapılacak. Bu gemi benim istediğim rotada gidecek. O rota kendilerinin belirlediği bir rota değil. Kimi zaman milliçici söylemler takınıyor. O ittifak bir tarafı ordu.
speaker_0006
bir tarafı hani entelezyansi adılar aydın sınıfı ve bir tarafı da sermaye dolayısıyla ordunun müttefiki olan aydınlar ki onlar medya da üniversitede
speaker_0006
fikir önlerleri olarak iş yapıyorlar. Aydın dediğimiz bunları kapsıyor. Bir de sermaye. O sermayenin önemli bir kısmı ikinci Dünya Savaşından sonra.
speaker_0006
Amerika ve İngiltere, daha sonra Almanya firmalarının Türkiye'deki temsijikleri üzerinden başlamış, onların önce mallarını ithal ederek Türkiye'de satmış. Bu konuda devletin müthiş
speaker_0006
Arka çıktı açıkçası büyüttü büyük holdingler yani bugün hala onları anlayabiliriz yani.
speaker_0006
yerli sayıyorsunuz başındaki insanlar yerli isimlere sahipler fakat arkada olanı bildiğin zaman yerli değiller tabii ki çünkü başka bir devletin Türkiye'deki çıkarlarını
speaker_0006
Korumakla mukellefler, onun karşılığında bir maddi çıkar alıyorlar ve Türkiye'de devlet tarafından da o yüzden korunuyorlar. Şimdi bunlar aslında üçgen gibi söylüyoruz ama bunların da merkezinde
speaker_0006
Aynı yabancı güçler var. Şimdi o nasıl açığa çıktı biliyor musun? 28 Şubat'ta hemen bir örnek vereyim. Bunu bugün 28 Şubat'ta o dönemde yaşamamış gençler de dikkatle dinlesin. Ben
speaker_0006
O dönemde bir devlet bakanlığım, dış politika danışmanıyım. Her gün sabah yedde geliyorum işe, uluslararası basını hızlıca tarıyorum, bakıyorum.
speaker_0006
O dönemde böyle imkanlar yok, internet daha yeni yeni ve her gün bir basın özeti hazırlıyorum, bakana yani flash şeyler, büyük olaylar değil her zaman.
speaker_0006
önemli detaylar çünkü benim biraz öyle bir gözüm vardır. Abi Kasım veya Aralık ayı hangi
speaker_0006
28 Şubat'tan bir önceki yılın yani iki ay önceki, üç ay önceki olay. Bir sabah yine geldim. İşte bakıyorum mutlif Avrupa, İsrail, efendim Amerika basınına orada.
speaker_0006
bir yanlış hatırlamıyorsam ya İngiliz ya bir Amerikan gazetesinin kulis köşesinde o dönemin genelkurmay başkanının Türkiye bir resepsiyonda Yunan genelkurmay başkanla biz
speaker_0006
ülkedeki hükümetten memnun değiliz, onlardan bir şekilde kurtulacağız. Dediği bilgisi yer alıyor. Şimdi normalde dışarıdan baktığın zaman efendim Yunanistan, Türkiye düşman. Fakat düşünün.
speaker_0006
O endüşel olan bir komutan Yunanistan gibi bir devletin genelkurmay başkanıla kendi hükümetini jurnallıyor.
speaker_0006
Şimdi bu işte bizim bu iki asırdır dediğim yani kişilikle ilgili kendimizle ilgili kayıplığın çok önemli bir göstergesi. Ben bunu gördüm. Tabii bu bir kulis bilgis sonuçta gerçekliğini teyit edemeyiz ama oraya kadar yansımış olması.
speaker_0006
Zaten olayın ciddi olduğunu gösteriyor. Gerçek olduğu ayrı bir şey. Olayın verilme tarzı zaten ciddidir. Bunlar farklı şeyler. Sonuçta ben de devlet bakanına sabah perifingine dedim ki.
speaker_0006
Bakın dedim bu ayrıntı çok ilginç bir ayrıntı. Yani ordunun evet yani bu hükümetten rahatsız olduğunu biliyoruz. Ama bunu böyle bir eyleme doğru.
speaker_0006
sevk edeceklerini gidip bir de yabancı hem de hasım olan bir ülkenin genel kurmay başkanla söylüyü olması çok kötü ciddi bir şeyler var abilerin.
speaker_0006
O da bakarız ederiz falan dedi. Şimdi o dönemde şöyle şeyler oluyor. Bir iktidar gelir, önünde mutlaka çok ciddi sorunlar vardır. Siyasi sorunlar işte dışarda Yunanistanla.
speaker_0006
Kıta sahanlığı sorunu, Kıbrıs sorunu zaten her zaman var. Ekonomi her zaman krizledir. Şimdi buna da iş, hükümetin her hükümetin kendine göre bir takım çözüm stratejileri var. Burada mesele
speaker_0006
Performans değildi yani burada hükümetin performansından ordura hassız değil. Güya sembolik bir şey yani.
speaker_0006
Türkiye ray mı değiştiriyor efendim Türkiye'de dinarlar işte mürteciler mi teşvik ediliyor ülke acaba bir İran'a mı dönecek gibi.
speaker_0006
laflarla sürekli bir korku iklimi meydana getiriliyor. Aydınlar bunu gazetelerde şurada burada pompalıyor. Sermaye şikayetlerini dile getiriyor. Hükümet de
speaker_0006
bir koalisyon yani doğru yol partisi ve refah partisinin refah partisi yükselen bir güç çünkü büyük şehirlerin Ankara ve İstanbul'un belediye başkanlıklarını
speaker_0006
5 sen önce kazanmış. O dönemde de ilgili kişisel bir şey anlatayım. Ankara Belediye Başkanlığını Refah Partisi kazanınca kutlama konvoyları olanlar vardı Refahlar, işte ana caddeden geçiyorlar. Benim de çalıştığım devlet kurumunu
speaker_0006
önümde o bul var var, kornalar bağırtılar çağırtılar şeklinde geçerken herkes cama açtı aşağıya bakıyoruz. O arada bizim dinazor dediğimiz eskiden beri devlette çalışan ama tamamen torpille girmiş.
speaker_0006
Açıkçası, hani böyle biraz Kemalist kafalı bir ablamız var mı? Kadıncaz aşağıya baktı baktı dedi ki bizim dedi sonumuz çok kötü dedi. Niye dedim? Baksana dedim mürteciler sokaklara döküldü dedi.
speaker_0006
dedim yalnız onlar halk oyuyla seçildi yani birileri gelip seçmedi olsun dedi halk her zaman doğruyu bilmez dedi ama dedim desteklediğiniz partinin ismi halk yani
speaker_0006
nasıl oluyor? Kadın bana döndü dedi ki, siz dedi nerelisiniz dedi? Ben dedim Ankara'da doğdum büyüdüm. Eman dedi siz dedi boğaziye mezunu değil misiniz dedi? Evet dedim. Hangi dilleri biliyorsun dedi? İngilizce, Fransızca dedim. Kadın gözleri iyice mayışta abi, ümitsizlikle.
speaker_0006
bana dedi ki sizler nereden çıktınız geldiniz ya dedi yani biz sanki Mars'tan gelmişiz
speaker_0006
Bunun asıl rahatsızlık sebebini söylemeye çalışıyorum. Aslında asıl rahatsızlık sebebi daha önce devlete konulmamaya çalışılan, filtrelenen, engellenen.
speaker_0006
Anadolu insanları, dinliler insanların kendi yetkinlikleriyle, torpille falan değil, baya rekabetçi bir takım sınavlardan.
speaker_0006
Geçerek iyi üniversitelerde okuyarak iyi üniversitelerden yine rekabetçi sınavlarla devlet kurumlarına girmesiydi. Asıl rahatsızlık buydu çünkü.
speaker_0006
Bugün de her zamanda aynı şey söz konusudur Serdarciğim. İnsanlar liyakattan korkar. Yani asıl güç liyakattır. Donanımdır. Niye?
speaker_0006
Bugün donanıma ihtiyacım yok diye onları devri dışı bırakabilirsin ama donanım aynen bir topa benziyor. Suyun içine ne kadar bastırırsan o kadar fırlar.
speaker_0006
İstediğin kadar bastır, istediğiniz kadar önüne engel koy. İşte bak, yirmi sekiz Şubat'ta bana da yaptılar, bir sürü arkadaşımıza yaptılar, bir sürü engellemeler, bir sürü zulümler.
speaker_0006
Ne oldu? Beş sene sonra bu insanlar işte yeni hükümetin bürokatları oldular ve canla başla Allah'ın izniyle doğru yolda çalışmaya başladık. Şimdi dolayısıyla.
speaker_0006
Bunu çok iyi bilmek lazım. Türkiye'deki aslında bu kendini evin sahibi sayanlarla kiracı gördükleri arasındaki gerginlik.
speaker_0006
böyle siyasi falan filan pek değil kim daha donanımlı çünkü işin başına gelince performansları çok yüksek oluyor donanımlı insan hangi fikriyatdan olursa olsun
speaker_0006
Dolayısıyla asıl mesele burada donanımlı olanlarla olmayanlar arasındaki mücadele genelde hep böyledir. Bugün de öyle. Efendim dün de öyleydi. Asıl rahatsızlık budur. Onların mürteci dediği aslında.
speaker_0006
odacı olması caiz, hasta bakıcı olması caiz, yerleri silmesi caiz, evlere temizliğe gitmesi caiz. Fakat üniversiteye girmesi caiz değil.
speaker_0006
İyi üniversiteleri kazanması cayız değil. Serdarcım ben 28 Şubat'tan.
speaker_0006
bir iki sene evvel Amerika'da master yapıyordum. İşte o dönemde rafa yükseliyor bir şeyler falan bu Batı'da da çok konuşuluyor. Baktım bizim okulda.
speaker_0006
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin finanse ettiği Boston Üniversitesi'nden yani benim mezun olduğum üniversiteden bir hoca Türkiye üzerine konferans verecek. Bizim okuduğumuz okul da Uluslararası İlişkiler Okulu böyle prestijli bir yer.
speaker_0006
Geliyorlar böyle devlet adamları falan filan konferans veriyorlar. Tabii ki ben de gittim. Okuldaki işte birkaç Türk arkadaş vardı talebi. Onlar da geldi. Yabancılar da var. O
speaker_0006
Profesör başladı anlatmaya. Tabii Türkiye'nin ne kadar elden gittiğini, olayların çok kötü olduğunu, irtica'n alıp yürüdüğünü falan anlatıyor arkadaş kendine göre. Bir yerde şöyle dedi.
speaker_0006
Zaten dedi, bu dedi mürteciiler dedi üniversitelerde kadrolaşıyorlar dedi, özellikle başörtülü talebeleri dedi üniversitelere alıp orada görünür hale geliyorlar dedi.
speaker_0006
Ben elimi kaldırdım. Dedim ki, ülkedeki eğitim sistemini bilmeyen yabancı arkadaşlar için ben önce bir açıklama yapayım dedim İngilizce. Dedim Türkiye'de
speaker_0006
Üniversite giriş sınavları merkezidir. Yani sen hiç kimseyi alıp bir yere koyamaz. O sınavdan geçmesi lazım başörtülü kızında. Dedim önce bunu bir aydınlatalım.
speaker_0006
Şimdi dedim size soruyorum ben. O başörtülü kızlar nasıl giriyorlar dedim yani merkezi sınavdan geçmeden mi giriyorlar? Nasıl oluyor? Dedi yani evet tabi kazanıyorlar ama dedi işte bunu da başka şey yapıyorlar falan kıvramaya çalıştı.
speaker_0006
Bakın orda bile yalan söylüyor. Yalan söylemesine gerek yok. Kendin analizini yap. Karşı çıkıyorsan söyle. Niye çarpıtıyorsun? Bu işte bizim genel bir hastalığımız. Yani.
speaker_0006
benim karşımdaki ne her zaman çamur atma yürüyetim var öyle bir şey yok. Bu çok ayıp bir şey, çok ahlaksızca bir şey. Fikrini adam gibi savun.
speaker_0006
Dolayısıyla burada asıl rahatsız olunan şey köylü, gecekondu mahallesi çocuğu, hasta bakıcı, temizlikçi olan ailelerin evlatlarının bir şekilde ortaya sanatçı olarak çıkması, bir şekilde ortaya iyi üniversitelerden mezun olması.
speaker_0006
Hocu olmaları, profesör olmaları, mühendis olmaları rahatsızlık bu. Çünkü bu bir sosyal devinim. Asıl korkutucu olan bu, ucu onlar için korkutucu.
speaker_0006
Şimdi dolayısıyla 28 Şubatın ortamı bu, asıl tehdit gördükleri mesela bence bu. Hatta bunu şu anda da
speaker_0006
benim de yani takdir ettiğim bir müzikolog arkadaşım var. O klasik gitar mezunudur, konservatuardan. Beş vakit namazlı, dinler bir arkadaşım.
speaker_0006
bir gün başka bir toplantıda kahve molasında bir iletişim fakültesi kanı hanımefendi bana dedi ki işte dedi ya dedi bu İslamcılar dedi
speaker_0006
bu mürteficlere dedi bir değişik dedi bu yeni gelenler mesela filanca var dedi adam dedi klasik gitar uzmanıyımş ben dedim ki aynı zamanda o müzikologdur dedim ah dedi bunlar nereden çıktı dedi
speaker_0006
Gerçekten bu şaşkınlığı yaşıyor. Yani siz nereden çıktınız? Bana söylenen laf gibi. Şimdi öyle bir şey örnek vereyim ki Tubitak.
speaker_0006
Mesela ülkenin bilim merkezi 1964'te kuruluyor. 2004'te ben orada danışmanlığa başlamıştım. 2006'da falan uzmanlık sistemi biz kurana kadar.
speaker_0006
Hiçbir zaman merkezi sınavla eleman almamış, hep referansla almış. Yani dışarıdan öyle bilim yapıldığını sandığımız kurumun içine girince biz dehşete kapıldık. Hiç alakası yok.
speaker_0006
herkes akrabasını sevdiğini şunu bunu doldurmuş. Dolayısıyla bu liyakatle liyakatsizlik arası yani birilerinin gelip bir yerlere doldurulması
speaker_0006
hak edenlerin ise dışarıda bırakılması, onlara başka işlerin layık görülmesi olayı maalesef kanayan bir yara. O dönemin asıl rahatsız edici tarafı buydu. Peki 28 Şubat'ta
speaker_0006
Olaylar nasıl gelişti? 28 Şubat aslında bence o hükümet kurulmadan evvel bile bu dış güçlerle irtibatlı sivil ve askeri elitlerin kararını aldıkları bir şeydi.
speaker_0006
Yani biz bunun bir vakti var. O vakit gelince zaten ipini çekeriz. Bir baskı kurarız. Yani 20 aylık gibi bir darbe yapmamıza gerek yok. Bir muhtara ile sıkıştırırız.
speaker_0006
empoze ederiz bazı şeyleri tabi darbe tehdidiyle onlar da tıpaçık tıpaçık bu işi yaparlar mantı evvelden kurulmuş bir şeydi çünkü o başından beri medya
speaker_0006
sürekli işte irtica şu dur bu dur haberleri yapıp duruyordu. Şimdi ben o dönemde bir danışmanım, bir bakan danışmanıyım. Aslında kişsel bir danışmanım çünkü benim
speaker_0006
Hani partiyle de bir ilgim yok, refah parsı ile. Ben teknokrat gibi yani o işteki yetkinliği üzerine o bakan teklif etmişti, ben de kabul ettim. İlginç şeyler oldu abi.
speaker_0006
Çünkü o bakanla bizim yanlış hatırlamıyorsam Şubatın evet Şubat içinde Amerika seyahatimiz var ve o bakanla dış ilişkilerde önde duran birisiydir EFA partisinden bir bakan. Onla biz Amerika'ya gittiğimizde.
speaker_0006
Orada işte Amerika Türk Derneği vardır. Onun yıllık toplantıları olur. Türkiye'den bir avukatlar çağırırlar, iş adamları çağırırlar, böyle bir sürü insan çağırırlar.
speaker_0006
mesele onları Amerika'daki adamlarla oturup bir lobby faaliyeti gibi işte hem Türkiye'nin ticaretine faydası olsun kültürel tanıtımına fayda böyle bir ilişki kurma.
speaker_0006
toplantılar hala yapılıyor. Biz ona gittik. Bakan bey ile ben beraberim. Tabi ben bakan beyden hariç olarak Türkiye'den gelen bazı heyetlerin
speaker_0006
düzenlediği seminerler var, paneller var, onlara da gidiyorum. Gittiğim bir panelde o dönemin yok başkanı ve askerlerden birisinin Amerika'daki muhataplarına, yani Amerikalılara konuşuyorlar.
speaker_0006
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
Downloads last month
24

Collection including Aynursusuz/Turkish-Podcast-6