text
stringlengths
0
20.4M
Bu filmlerin birçoğunu izlemiş olma ihtimaliniz söz konusudur diyebilirim ama söz konusu üniversiteye yeni adım atmış ya da atacak olan arkadaşlar ise pek fazla bildiklerini düşünmüyorum ve bu filmlere mutlaka şans vermeleri gerektiğine inanıyorum.Emin olun bu tür filmlerin sizlere katacağı çok fazla şey var . Yanlış duymadınız Amerikan pastası'nda Stiffler'ın dansından dahi bir şeyler öğrenebilirsiniz.
Bursa Haber - Bursa'da kaçak içki operasyonu
Bursa'da jandarma ekiplerinin yaptığı operasyonda 460 litre kaçak alkol ele geçirildi.
Edinilen bilgiye göre, Bursa İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, İ.B.'nin evinde kaçak alkol imalatı yaptığı bilgisine ulaştı. Alınan izinlerin ardından ekipler, operasyonun startını verdi. İ.B.'nin evinde yapılan aramada 460 litre kaçak alkol ve yapımında kullanılan damıtma malzemeleri ele geçirildi. İ.B., gözaltına alındı.
3. İstanbul Havalimanı'nda çikolataların... İSTANBUL Havalimanı'nda Gümrük Muhafaza ekiplerince düzenlenen...
6. Bursa'da bu mahalle başka mahalle...Herkes... BURSA'nın İnegöl ilçesi kırsal Süpürtü Mahallesi'nde oturanlar...
7. BIST100 yüzde 0.59 artışla başladı,... Borsa İstanbul Endeksi (BIST100) yeni güne, yüzde 0.59 artışla 108...
Diversity Üzerine
Diversity Üzerine...
Osman Coşkunoğlu Kadri
Bu can alici onemde konu uzerine mesajlar yazilmis ...
Nadir Nadi 2000 yili roman odulunu Mario Levi "Istanbul bir Masaldı" kitabiyla aldi. Cumhuriyet gazetesinin verdigi bu odul torenine davetliydim. Levi'nin odulu aldiktan sonra yaptigi konusma romanininin da temasi olan "diversity" idi. Kendisi, yanlis hatirlamiyorsam, "farklilik" kelimesini kullanmisti. Listemizdeki mesajlarda kavramin tanimi ve kokeni uzerinde ilginc ve yararli bilgiler ve gorusler ileri surulmus. Bu bilgiler ve gorusler cercevesinde"farklilik," "diversity"nin anlamini tam yansitmasa da, hepimiz biliyoruz artik ne anlama geldigini. Bu mesajda, begenmesem de, "farklilik" kelimesini kullanacagim.
Konuyla ilgili, universite ogrenciligi yillarinda okudugum ve beni kalici olarak etkilemis bir oyku daha var: Polonyali ama ABD'ye goc etmis Jerzy Kosinski'nin "Boyali Kus." Cocuklar bir kusu yakaliyor, boyayip saliveriyor. Ondan sonra da tasa tutuyorlar.
Levi gibi Kosinski de yahudi. Yahudilerin bu konuda ozellikle duyarli olmasi, ve konuya entellektuel boyutta en onemli katkilari yapanlarin yahudi olmasi bir raslanti degil, tabii.
Fakat, konuyu sadece etnik koken, din, milliyet, irk, renk, vb boyutlarda ele almak yetersiz. Bu, sadece bagnaz olmamayi saglayan kucuk (ama onemli) bir ilk adim.
Konu cok daha genis boyutlarda, her konuda farkli tercihlere saygi olarak ele alindigi zaman kisiyi ve yasami zenginlestirici bir kapsam kazanir. Turkiye'de ise bu kapsamda ele alinmasi henuz son derecede zor. En iyi egitilmis ve yetismis aydinimiza bile sorunca "tabii ben farkliligi cok severim, taraftarim" diyecegi ve bunu tum ictenligiyle soyleyecegi kesin. Fakat, soylemlerle davranislar arasindaki celiskileri her ortamda, bircok konuda ve surekli olarak goruyorum.
Sozumu meclis disina atmak kaygisiyla, uzaktan bir ornek vereyim. Amerika'dan hemen her gelisimde annem ile aramizda bir tartisma yasanirdi. Annemin cok sevdigi bir peynir vardi, bunu Afyon'un bir koyundeki akrabalarimiz ozel yapar yollardi. Ben de bu peyniri hic sevmezdim. Her sefer annemin "ama bu cok guzel" demesi sonucu bir yil "tamam anne ben kotu peynir seviyorum" demek zorunda kaldim. Benim sarap ve peynir konusunda cok ozel ilgimin ve dolayisiyla bilgimin oldugunu bilen annem kendini cok kotu hissetmisti bu lafim uzerine. Onu asagiliyorum sanmisti. OYSA, BEN NE BILGICLIK YAPIYORDUM NE DE ORTAYA BIR NORM KOYUYORDUM; SADECE KISISEL BIR TERCIH IFADE EDIYORDUM. Iki kisinin farkli tercihi olmasi ille de tercihlerden birisini hakli (guzel) oburunu haksiz (kotu) kilmaz. Sadece FARKLILIKdir.
Fransiz devlet adami Charles de Gaulle'un hosuma giden bir lafi vardir: "Binin ustunde peynir cesidi olan bir ulkeyi yonetmek elbette cok zor olacak." Anneme bunu soyledim, "yani farkli tercihlerin olmasi durumunda ille de birisini dogru kilan bir norm ortaya koymak gerekmez, bu yasami zorlastirabilir ama zenginlestirir de" gibi bir aciklama yaptiktan sonra biraz daha anladi durumu ama ... Kulturumuzun ve aliskanliklarimizin bazi etkilerinde siyrilmak hic kimse icin kolay degil. Son derecede zeki ve guclu bir kisiligi olan annem icin de zordu. (Ama ondan sonra israr etmedi bana o peyniri yedirmek icin. Yine de kendisine Italya'dan getirdigim, cok sevdigim bir peyniri sevdigini de itiraf etmedi. Daha sonra babam gulerek telefonda soyledi bana "sen gittikten sonra afiyetle yedi" diye.)
Tekrar edeyim, degerli arkadaslar. Turkiye'de en iyi egitilmis ortamlarda bile farklilik konusunda, cok basit (ilkel) bagnaz dusunce yapisindan cikmis olmanin otesinde bir gelisme henuz cok yetersiz. Isin kotusu, bu konuda ayna tutmak da insanimizi (belki hakli olarak) "haa, gercekten" demek yerine savunmaya itiyor, ve durum daha da kotulesiyor: Kisiler kazdiklari siper hendegine daha da fazla gomulebiliyor. Bu konuda zulfuyare dokunabilecek ornekler vermek, ayna tutmak istemiyorum artik, onun icin daha somut ornekler vermeyecegim.
Amerika'da bu konu gundemlere 80'lerin sonuna dogru geldi. Tipik anglo-sakson dusunce yapisinin sonucu olarak derhal somut adimlarla cozum yonunde bir arayisa girildi (bu arayis iyiydi kotuydu demiyorum, bu bir ovgu degil sadece "factual" bir saptamadir).
Once "euro-centric" ifadelerin egitim kitaplarindan ayiklanmasi basladi. En basiti: dogu-bati ayirimi; neresi merkez de birisi dogu oluyor oburu bati? Cografi, dolayisiyla nesnel bir gercek olan ekvatoru baz alarak kuzey-guney ayirimi kullanilir oldu. Paralel olarak, ogrencilere farklilik konusunda dersler sunmak, universitede farklilik konusunda seminerler ve konferanslar dizileri duzenlemek, kitaplar, TV tartismalari, .... Bir ogretim uyesi olarak bu konuda bilgilenmek bizim kisisel insiyatif ve istegimize birakilmadi, yatay denetleme kadar dikey telkinlerle de zorlandik konuya ilgi gostermek, bilgilenmek, ve soylemle yetinmeyip somut davranislarla geregini yerine getirmek icin.
Yani ulusal boyutta bir bilinclendirme kampanyasi acildi.
Neden? Amerikan aydini cok daha akilli oldugu icin mi? Hayir. Amerikan aydini, kulturu geregi, yakinmaya fazla zaman harcamadan, aklini cozum yonunde kullanma egilim ve aliskanliginda oldugu icin denebilir. Ama, kampanyanin arkasinda sermaye ve ticari kaygilar da vardi. Kuresellesmenin geregi olarak buyuk firmalar bu yonde bir egitimin kendileri ve toplum icin onemli oldugunu birkac ulkenin pazarinda rezil olduktan sonra anlamisti. Kampanyanin arkasinda devlet de vardi. Sadece sermayeye destek olmak icin degil, Vietnem'dan beri surekli uluslararasi fiyaskolar yaratan dis politikalarini guclendirmek icin farkliligi anlama ihtiyaci ortaya cikmisti.
Farkliligin zenginlestirici dunyasini karartan (bagnazlik disinda, onu arkada biraktiktan sonra) en onemli unsur NORMlardir. Norm, farkliligin getirdigi zengin ortami kisitlamaya, boylece basitlestirmeye yonelik "soyle olmalidir, boyle bitmelidir" tur mutlakci ifadelerle olusur. Bu mutlakci ifadeleri cocuk yaslardan itibaren duyarak bircogu bilincaltimiza yerlesirken, bircogu da yetiskin olarak okuyup dinledigimiz aydinimizdan da ogreniyoruz.
(Ben yillar once Ecevit ile beraber politika yaparken, bunu degistirmek icin egitimde nasil bir degisiklik gerektigini de tartismistik. Mustafa Ustundag'in da katildigi bu tartismalarin bir sonucu olarak antik Yunan mitolojisini okul mufredatina konmustu. O mitolojileri ben cok severim. Tanrilarda bile mutlak dogru ve norm yoktur.)
Toplumsal normlar, tarihsel gereksinimler sonucu olusur, kacinilmazdir, belirli islevleri vardir. Ama bir cogu da zaman icerisinde islevini yitirdigi halde topluma "hardwired" olarak kalir. Ancak somut bir caba sonucu ortadan kalkar.
Kisisel normlar, farkinda olmadan, kismen ozguvensizlik kismen de aliskanlik sonucu ortaya cikiyor. Annemdeki "Osman benim sevdigim peyniri sevmiyorsa, ben kotu bir peynir mi seviyorum sanki" kaygisi gibi. Birisinin ezberini (alisilagelmis, kliselesmis, genel kabul gormus, adeta norm haline gelmis soylemlerini) kirinca size tepki gostermesi gibi. Yani, secenek ve tercihleri sinirlayarak "hakli ve dogru" cikma kaygisi.
Konu cok uzun ve cok yonlu. Uygarlik baglaminda son derecede onemli. Fakat, bu mesaj da cok uzadi. Belki ileride tekrar donmek uzere veya bir soru olursa yanitlamak uzere ... Dilegim sudur: "Tabii ben farklilik taraftariyim, cok seslilik iyidir" demenin otesinde konu uzerinde daha genis kapsamli dusunulmesi, sezgisel yaklasim veya iyi niyet ile yetinmeyip, bu konuda somut bir caba gosterilmesi.
DEVA PARTİSİ İLK BASIN TOPLANTISINI YAPTI
Türk Harb-İş Sendikası Kocaeli Şubesi Başkanı Korkut Gökbayrak, dün sendika binasında işçi alımı konusunda mülakatların başlamasına yönelik olarak açıklamalarda bulundu.
Başkan Gökbayrak, "Gölcük Tersane Komutanlığı'na alınacak 94 yeni işçi arkadaşlarımızla alakalı olarak Tersaneler Genel Müdürlüğü'nden açıklama yapıldı. Mülakatlarımız, 19 Ekim 2020 tarihi itibariyle başlayacak olup iki hafta boyunca devam edecek. İşe girecek arkadaşlara şimdiden hayırlı olsun temennilerimizi iletiyoruz. Takip eden süreçte Milli Savunma Bakanlığı ve Tersaneler Genel Müdürlüğü ile yaptığımız görüşmelerde, önümüzdeki senelerde daha fazla işçi alımı için dün olduğu gibi bugün de taleplerimiz devam edecek" dedi.
'İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZA TEŞEKKÜR EDİYORUZ'
'ANLAŞMALARIN BÜYÜK FAYDASI OLDU'
Son olarak, Azerbaycan'ın durumu ve sendikal anlaşmaları hakkında konuşan Başkan Gökbayrak, "Ermenistan'ın hadsiz ve tutarsızca Azeri kardeşlerimize yapmış olduğu saldırıyı esefle kınıyoruz. Devletimiz, milletimiz, Türk Harb-İş Sendikası'nın tüm kurulları ve işçi arkadaşlarımızla kardeş devletimiz Azerbaycan'ın yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Son olarak, üyelerimiz için gerek sağlık gerekse de diğer tüm konularda yaptığımız anlaşmalar, bu zamana kadar çok faydalı oldu. Bundan sonra da üyelerimizin menfaatine olacak her türlü kurum ve kuruluşla anlaşmalar yapmaya devam edeceğiz" dedi.
Ahmet Ağaoğlu'ndan Alanya açıklaması: "Yavşaklar, şampiyon mu olacaksınız?" dediler! | Cezve Blog | Güncel Sohbet Bloğu
Anasayfa/Spor/Ahmet Ağaoğlu'ndan Alanya açıklaması: "Yavşaklar, şampiyon mu olacaksınız?" dediler!
Süper Lig'in 28. haftasında oynanan Alanyaspor – Trabzonspor karşılaşmasında yaşanan olaylara ilişkin bordo mavili kulübün başkanı Ahmet Ağaoğlu konuştu.
Ahmet Ağaoğlu'nun yaptığı açıklamalardan önemli kesitler şu şekilde;
Trabzonspor'dan paylaşım: Durdurulamayacaksın!
"Alanyaspor yöneticisi ile karşı karşıya geldik. Ne bakıyorsun dedim? Siz mi şampiyon olacaksınız lan yavşak herifler deyince ortalık karıştı."
"Sarf ettiği ifadeler kendisini bağlar. Turuncu mavili kıyafetin kendisine yakıştığını söyleyebilirim. İmaj danışmanı var mı bilmiyorum ama tekstil, moda yönünden değerlendiriyorum." (Erol Bulut hakkında)
"Dün akşam da bu sabah da söyledim Türk futbol aleminde Trabzonspor'un düşman olduğu hangi kulüp olduğunu sorsanız, herhalde sokaktaki 10 kişiden 9'u Fenerbahçe der. Fenerbahçe ile biz geçtiğimiz hafta kupa yarı final rövanş maçı oynadık. Fenerbahçe'nin mutlak kazanması gereken bir maçtı."
Lidere deplasmanda yenildik
Lidere deplasmanda yenildik
Türkiye Kadınlar Hentbol 1'inci Lig A grubunda mücadele eden Aksaray Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü, erteleme maçında deplasmanda Mersin Büyükşehir Belediyespor'a konuk oldu. Temsilcimiz, lidere 36-27 mağlup oldu.
Mersin Yenişehir'de oynanan müsabakayı Okan Erkan Yurt ile Abdullah Özdeniz yönetti. Maçın ilk devresi ev sahibi ekip Mersin Büyükşehir Belediyespor' un 19-9 üstünlüğü ile tamamlandı. Aksaray Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü ikinci yarıda rakibinin sayılarına engel olamadı ve müsabakadan 36-27 mağlup ayrıldı. Temsilcilerimizden en skorer isim 14 gol ile İlayda Durdu oldu.
Maç sonrası takımın son durumunu değerlendiren Antrenör Serkan Pala, "Erteleme maçında lider Mersin Büyükşehir Belediyespor'a yenildik. Ligin 18'inci haftasının son maçında 27 Mart tarihinde Yozgat'a konuk olacağız. Deplasmanda kazanıp ligi galibiyetle bitirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu. Foto- Haber: Erkan ALTUNTAŞ
Gül ile Abbas arasında telefon görüşmesi - china radio international
Gül ile Abbas arasında telefon görüşmesi
(GMT+08:00) 2009-01-23 22:06:05 cri
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ABD Başkanı Barack Obama'nın bölgeye özel temsilci atamasının tüm taraflara bir fırsat penceresi açtığı görüşünü ifade ettiler.
Abdullah Gül ile Mahmud Abbas bugün (23 Ocak) telefonda görüştüler. Telefon görüşmesinde, Gazze Şeridi'nde yaşanan trajik olaylar, Filistin sorunu ve güncel gelişmelerin değerlendirildiği bildirildi.
Önümüzdeki dönemde Filistin'de bir uzlaşı hükümeti kurulması ve Gazze Şeridi'nin yeniden yapılanması konusundaki düşüncelerini ileten Abbas, Türkiye'nin bölgesel rolünün önemini de vurguladı.
Abdullah Gül de Abbas'ın liderliğinde Filistinliler arasındaki birlik, beraberlik ve uzlaşıya verdiği önemi yineledi. Gül, Türkiye'nin Filistin sorununun barışçıl, kalıcı ve adil çözümüne katkı sağlamaya yönelik etkin diplomatik çabalarının süreceğini ifade etti.
Barack Obama'nın göreve başladığı ilk günden itibaren bölgeye gösterdiği yakın ilgiye dikkat çeken liderler, Obama'nın bölgeye özel temsilci atamış olmasının tüm taraflar bakımından yararlanılması gereken önemli bir fırsat penceresi sunduğunu dile getirdi.
Eğitim Nedir? - Uzaktan Eğitim ile İngilizce Kursu
Eğitim Nedir : Toplum yaşayışında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışa denir.Bireylerin toplum standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir. Bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istenilen yönde( eğitimin amaçlarına uygun ) değişme meydana getirme sürecidir.
Ayse's World: ist2
I know what you did this bayram konulu postumuz episode 2.
Önceden de gittiklerimiz ve gitmekten vazgeçmediklerimiz :
*Mangerie.
Hep çok severiz, vakit varsa mutlaka gideriz. Ankara'ya böyle bir yer açma hayalleri kurarız vesaire. Bu sefer zevzeklik yapıp sütlü türk kahvesi icadından denedik, sevdik.
*Gurme Boncuk, Asmalımescit.
Daha önceden gidip mezelerine, balıklarına, akordeonlu müziğine, eğlencesine bayıldığımız Boncuk'a son gecemizde tekrar gittik. Galiba 4 saat şarkı söyledik. Patlıcanlı karides ve fava harika. Hala inanamıyorum, 4 saat şarkı söyledik. Geçen seferkinin aksine ertesi gün yola çıkıyor olma şerefine 3 dublede durdum. Afferim bana.
*Leb-i Derya.
Kızlarla makarna ve şarap gecesi. Burasının sanki diğer manzaralı yerlerden farklı bir havası var ama nedir bilmiyorum. Çok çok güzel, cam kenarında oturunca daha da güzel.
*House Cafe Ortaköy & Nişantaşı.
Bayram itibariyle artık Ankara'da da bir House Cafe var! Gitmesek de, henüz görmesek de :) Yalnız tabii Ankara'nın yeni açılan mekanlara karşı canavarca bir açlığı olduğundan, genelde bu tip yerler ilk aşamada 20 yaş grubu tiki gençlik tarafından istila edilir. Her yer aynı ton sarı saçlı, LV çantalı mini mini kızlarımız ve onların kıro sevgilileriyle dolar. Daha sonra ortalık biraz yatışır. İstanbul'da öyle çok yer var ki, mekanlar için bir profil oluşturmak çok daha zor. Özellikle House Cafe gibi aslında belli bir müşteri kitlesi olmayan, herkese hitap edebilecek yerler için. Ama Ankara için durum biraz farklı. Gidelim görelim tabi önce. Nişantaşı House Cafe'de buğday salatası yedim, galiba tamamı avcumun içine sığabilirdi, açsanız yemeyin. Ama her zaman limonata bir numara. Nişantaşı'ndaki yerlerine ilk defa gittim. Aslında pek bir farkı yok hepsi birbirine benziyor.
*Nevizade.
Adının ne olduğunu bilmediğim -gerçi burada nerede oturulduğunun bir önemi var mı bilmiyorum- bir yerde akşamüstü bira-kalamar-patates. Galiba en çok burada bunu yaparken İstanbul'un Ankara'dan ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum.
*Şampiyon!.
Asmalı Cavit'e yemeğe giderken yolda Şampiyon'dan midye tava yedim. Yemeğe giderken yolda atıştırmak boyutlarına ulaşmış oburluğumu İstanbul'dan midye tava yemeden gidersem kendimi affetmeyeceğim ve Şampiyon'dan Asmalımescit'e kadar olan aslında pek de kısa sayılmayacak (!) yolda çeyrek midyenin eriyeceği düşüncelerine bağlıyorum.
*Dali.
Önünde 2 km kuyruk olduğu rivayet edildiği için korkup, sabah 10 buçukta sergiye vardık. Yarım saat kadar bekledikten sonra girdik. Gezemeden geri dönseydim çok üzülecektim. "Bu insansa biz neyiz?" etkisi ilk günkü şiddetiyle devam ediyor. Gidip görmek kesinlikle farklı. Eskiden beridir dakikalarca incelemeyi çok severim Dali'nin tablolarını. Her şeyi büyük saygı ve hayranlıkla incelemiş olsak da "Çelloya saldıran yatak ve komodin" ismi konusunda birbirimize bakıp gülmemiz galiba bir süre devam edecek. Kazmalıksa kabul ediyorum, kazmayım. Gala'nın en az Dali kadar deli deli bakan gözlerinin yanında bir fotoğrafım var artık, ne güzel. Bu segi İstanbul'dayken ben de orada olabildiğim için kendimi çok şanslı hissettim, keşke Miro'da da olabilseydim dedim. Müzenin bazı günler 22:00'ye kada açık olduğunu öğrenince acaba İstanbul'da yaşasam iş çıkışı ta Emirgan'a müzeye gelir miydim diye düşüncelere daldım.
*Başak'ın düğün mekanı ziyareti.
15 Kasım büyük gün. Çok güzel olacak her şey umuyorum ki. Ah çok az kaldı. Şahit olacağım bennn. Başak'ı gelinlikle görene kadar olayın ciddiyetinin farkına varamayacağıma artık iyice inandım. Elbise bulmam gerekiyor!
*Doruk yola çıkmadan Beyazfırın'dan makaronlar getirmiş yolluk olarak :) Anca dönünce yedim, harikalardı, ben hala beceremedim yapmayı.
*Num Num'ın bu kadar popüler olması için gerçekten bir sebep var mı?
*Hisar'a trafikten bir türlü varamamak, manyak trafik, bir türlü ulaşamamak. Doruk'un stratejik hareketiyle Bebek'in ilerisinden u dönüşü yapıp Arnavutköy'de sessiz sakin bir cafede kahvaltı etmek, oh be demek.
*Mania'yı bulamadık yürüyerek. Ertesi gün telefonla arayıp sordum, aslında kolaymış ama sonradan da vakit olmadı. Sonraki seferlere kaldı.
*Müzedechanga'yı gezdik ama oturmadık. Çok şahane görünüyor, bir dahaki sefere mutlaka.
Bir İstanbul gezimizin de burada sonuna gelirken herkese nice nice tatiller, bol bol yeni yerler görmekler diliyorum. Sevgiler, İclal.
Beyaz Fırın!!Makaronları yapmayı çok istiyorsan eğer Beyaz Fırın' da satılan "Beyaz Mutfak" kitabında birebir tarifini bulabilirsin.yok bende kitap diyorsan benden bulabilirsin:)Bi de bi de orda satılan çekirdekli galetaları mutlaka denemelisin..
7 Ekim 2008 22:57
Ben yazına devam edicem.
İstediğin yere gitmek için orda oturan arkadaşına yollar sormamak, önerilen yerlere gitmemek. Ctesi gelmek arkadaşını aramamak!
7 Ekim 2008 22:59
a ne güzel, telekkür ederim! :) oldukça meşakatli bir yapımı var, cesaretimi toplayıp tekrar denemeliyim!
nankör karpuz. kendi kurduğun mail grubunun nimetlerinden faydalan, aç maillere bak, başını öne eğ. ayrıyetten, bebek kitchentte'i vallahi bulamadık :), sunset için başak orası çok süslü püslüdür şafak nasıl sevmiş orayı dedi, diğer ikisini de yaptık işte gözüm ya, sana da yaranılmıyor :) mania'yı biliyor muydun sen ya, bak buna çok üzüldüm, baya dolaştık oralarda keşke arasaymışım. bi dahakine birlikte giderim o zaman, farz oldu.
7 Ekim 2008 23:06
Kitchenette'e Mersin'de gitmiştim. Çok güzeldi.
Bu arada, lahana çorbası diyetim bitsin, artık seni kulağından çekip yemeğe çıkarıcam. Yeter ay! Bir günden bir güne plan proooğram hevesine düşmedin! Ben öğrenciyim, derslerden kafamı kaldıramıyorum, fakat sen işyerinde mayın tarlası oynarken aklına gelmesi lazımdı.
8 Ekim 2008 00:49
ayşe yavrum sen hep yemek yemiyosun di mi? yani bunca mekanda ye iç ben fil gibi olurum da sen buna rağmen ince misin? bu olay açıklığa kavuşsun..
ben istanbulda yaşamıyor gibi hissettim yazını okuyunca.
Ben Anadolu yakası köyümden çıkıp bir çoğuna gidemedim ama sen süper bir yemek turu yapmışsın :)
Bu arada İclal kim?
imza meraklı zeya :):):):)
8 Ekim 2008 22:23
valla tut kolumdan çek götür beni, artık bu işi halledelim.