Unnamed: 0
int64
Dönemi
int64
Karar No
string
Esas No
string
İlk İnceleme Tarihi
string
Karar Tarihi
string
Künye
string
Dosya Sonucu (Karar Türü)
string
Başvuru Türü
string
Başvuran (Genel) - Başvuran (Özel)
string
Üyeler
string
Raportör
string
url
string
karar_metin
string
karar_no
string
esas_no
string
karar_tarihi
string
karar_turu
string
Resmi Gazete
string
Basın Duyurusu
string
Karşı Oy
string
Kararın Yürürlüğünde Erteleme
string
Farklı/Ek Gerekçe
string
Sınırlama
string
Sözlü Açıklama
string
temizlenmis_karar_metin
string
karar_metni_model_girdisi
string
ihlal_tespiti
int64
0
1,982
2025/92
2025/95
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Sarıkaya
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/92
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un basit yargılama usulünde itirazı düzenleyen 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptalini talep etmiştir. 4. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde basit yargılama usulüyle verilen hükümlere karşı itiraz edilmesi üzerine yargılamanın hangi mercii ve hâkim tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre verilen karara itiraz edilmesi üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa bu hâkim tarafından aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilecek hâkim tarafından duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. 5. Bakılmakta olan davada ise basit yargılama usulü uygulanmadığı gibi anılan usulle verilmiş bir karara itiraz üzerine genel hükümlere göre görülmekte olan bir dava da söz konusu değildir. İtiraz konusu kuralın konusunun basit yargılama usulüyle verilen kararlara itiraz üzerine izlenecek usule ilişkin olduğu da gözetildiğinde kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/92
2025/95
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ”
0
1
1,982
2025/72
2024/169
24/09/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/169, K.2025/72, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Sulh Ceza Hâkimliği - Gaziosmanpaşa 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/72
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025 - 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması amacıyla kararlar alma yetkisi Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. 4. Anılan Kanun ve madde uyarınca alınan kararlara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ile bu tüzel kişilerin yetkilisi veya temsilcisi olan gerçek kişiler hakkında uygulanacak olan yaptırımlar ise Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasına göre Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması durumunda fiil 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılacaktır. B. İtirazın Gerekçesi 5. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması ya da yurda sokulması kabahatinin işlenmesi hâlinde yaptırımın maktu para cezası şeklinde belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın şartlarını değerlendiremediği, bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan ve korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasına imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 7. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). 8. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucu doğuran kamusal işlem ve eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur ( Tülay Arslan ve diğerleri [1. B], B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77). 9. Kural, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması hâlinde ve bu fiil 5607 sayılı Kanun hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişinin eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezasıyla cezalandırılmasını öngörmek suretiyle mülkiyet hakkını sınırlamaktadır. 10. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 11. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. 12. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 13. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 14. Kuralda hangi hâl ve şartlarda, kimlere, ne kadar idari para cezasının uygulanacağı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik ölçütünü sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 15. Kamu düzeni ve ekonomik istikrarın korunması açısından belirli kıymetlerin izinsiz olarak ülkeye sokulması ya da ülkeden çıkarılması, devletin kontrolü altında tutulması gereken bir faaliyettir. Devlet, bu tür malların serbest dolaşımını sınırlandırarak hem kendi ekonomik güvenliğini hem de vatandaşlarının refahını koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyi hedeflemektedir. Kuralla izinsiz olarak yapılan bu tür fiillerin doğrudan suç ya da kabahat oluşturmaması durumunda dahi ilgili kişilere idari para cezası uygulanarak caydırıcılığın sağlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu suretle kanun koyucu, mülkün kamu yararına kullanılmasını denetlemek için ekonomik değeri yüksek olan malların hareketini düzenleme ve izinsiz işlemleri yaptırıma bağlama yolunu tercih etmektedir. Bu itibarla Kanun’un 1. maddesinde belirtilen kıymetlerin yurda giriş ve çıkışının kontrol edilmesinde kamu yararının bulunduğu, dolayısıyla sınırlamanın meşru bir amaç taşıdığı açıktır. 16. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik , gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 17. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu Mohammad Atamleh ([GK], B. No: 2020/9691, 29/2/2024) kararında kuralda öngörülen idari yaptırımı Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden değerlendirmiş ve kuralın mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğuna karar vermiştir. 18. Anılan kararda bildirim koşulunu sağlamaya yönelik olan idari para cezası şeklindeki yaptırımın kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu, ayrıca kuraldaki fiilin suç olarak düzenlenmediği ve bu fiil için adli bir yaptırım da öngörülmediği, kabahat olarak düzenlenen fiile yaptırım olarak yalnızca idari para cezasının belirlendiği de gözönünde bulundurularak sınırlamanın gereklilik koşulunu sağladığı kanaatine varılmıştır ( Mohammad Atamleh , § 52). 19. Kararda orantılılık yönünden yapılan incelemede ise kuralın kabahatin işlendiğinin tespiti hâlinde somut olayın niteliğinden bağımsız olarak sabit oranda bir idari para cezasının uygulanmasını zorunlu kılmak suretiyle hâkime takdir yetkisi tanımadığı, öngörülen meşru amaca ulaşmada kullanılan aracın ilgililer bakımından katlanılabilir nitelikte olup olmadığını değerlendirmeye, müdahalenin ağırlığı ile gerçekleşen netice arasında bir orantısızlık bulunup bulunmadığını ve ulaşılan sonucun adil olup olmadığını belirlemeye izin vermediği belirtilerek kuralda öngörülen para cezasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir ( Mohammad Atamleh , §§ 57, 58). 20. İtiraz konusu kurala ilişkin olarak anılan kararda yapılan değerlendirmeden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Buna göre kuralın kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı, korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermemek suretiyle olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellediği gözetildiğinde kişilere aşırı bir külfet yüklediği sonucuna varılmıştır. 21. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 13 . ve 35 . maddelerine aykırı dır . İptali gerekir. İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 22. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 23. 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasının iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmesini müteakiben yeniden yargılama yapılmak üzere açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkeme iptali için başvurmuştur. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması ya da yurda sokulması kabahatinin işlenmesi halinde yaptırımın maktu para cezası şeklinde belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın şartlarını değerlendiremediği, bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan, dolayısıyla korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasına imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Sayın çoğunluk tarafından kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı, korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermediği, olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellemekte olduğu, idari yaptırıma konu kabahatin koruduğu hukuki menfaatin ülkeye altın giriş çıkışını takip etmekten ibaret olduğu halde verilen sabit oranlı cezanın aşırı bir külfete yol açtığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın orantılı olmadığı gerekçesiyle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 2020/3691 başvuru numaralı ve 29/02/2024 karar tarihli karşı oy gerekçemizde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında iptal talebine konu kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği öngörülen müdahale amacıyla kişilere yüklenen külfetin orantılı olduğu, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere ilişkin güvenceler yönünden orantılı ve ölçülü olduğu düşünüldüğünden çoğunluğun iptali gerektiği yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye İrfan FİDAN Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/72
2024/169
06/03/2025
Esas - İptal
13/06/2025 - 32925
Var
Var
Var
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025 - 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.”
1
2
1,982
2025/70
2024/1
18/01/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/1, K.2025/70, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Trabzon 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/70
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2548 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptalini talep etmiştir. Anılan Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinin birinci fıkrasında miktar ve kıymeti belirli olan ilamlı ve ilamsız alacaklardan tahsil olunan paradan %2 oranında, miktarı belirli olmayan ilamların icrasında ise tahsil harcının yarısı oranında harç alınacağı öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde maktu harçların ilamın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınacağı düzenlenmiştir. İtiraz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise bu harçların borçluya yükletilemeyeceği ve icra takibine konu meblağın bir milyon liradan aşağı olması durumunda harç alınmayacağı hüküm altına alınmıştır. 4. Bakılmakta olan davanın konusunu işçilik alacağına ilişkin ilama dayalı olarak başlatılan icra takibinde tahsil edilen alacaktan alınan %2 oranında cezaevi yapı harcı oluşturmaktadır. Bu itibarla bakılmakta olan davaya konu icra takibinin ilamlı ve takibe konu alacağın da belirli olması nedeniyle kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve “ …ve kıymeti muayyen olmıyan ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 5. Diğer yandan takibe konu alacak miktarının bir milyon liranın üzerinde (1.00 TL) olması nedeniyle kuralın ikinci fıkrasında yer alan “ …ve mahkûmunbih meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün de bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan ibarelere ve bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 6. Öte yandan kuralın birinci fıkrasının kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanan, miktarı belirli olan ilamlı icra takiplerinin yanı sıra uygulanma imkânı bulunmayan, miktarı belirli olan ilamsız icra takipleri ile miktarı belirli olmayan ilamlı icra takipleri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. 7. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinin kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 8. Açıklanan nedenlerle 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve “ …ve kıymeti muayyen olmıyan ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, 3. İkinci cümlesinin esasının incelenmesine, B. İkinci fıkrasının; 1. …ve mahkûmunbih meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Uygulanacak Kural Sorunu 10. 2548 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu ikinci cümlesi, değeri belirli olmayan ilamların icrasında alınan maktu cezaevi yapı harcına yönelik hüküm içermektedir. Bakılmakta olan davanın konusunu ise miktarı belirli olan bir alacakla ilgili olarak yapılan ilamlı icra takibi oluşturmaktadır. Bu itibarla anılan Kanun’un birinci fıkrasının itiraz konusu ikinci cümlesinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel Açıklama 11. Harç, devletin yüklendiği görevleri yerine getirebilmek için anayasal sınırlar içinde egemenlik yetkisine dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim gibi bir çeşit kamu geliridir. Ödenen vergiler bakımından vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın harç, bireylerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları (tapu, pasaport gibi) karşılığında bu hizmetlerin maliyetlerine katılmaları amacıyla kamu gücüne dayanılarak getirilen mali bir yükümlülüktür ( AYM, E.2011/28, K.2012/22, 16/2/2012; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012). 12. Ülkemizde farklı kanunlarla farklı türlerde harçlar düzenlenmiştir. Bu kapsamda öngörülen yargı harçları mahkeme ve icra harçlarından oluşmaktadır. İcra harçlarına 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 2548 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Cezaevi yapı harcı da 2548 sayılı Kanun’da düzenlenen yargı harçları kapsamında icra harcı olarak öngörülmüştür. 13. 492 sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasında kanunlarda aksi belirtilmediği sürece bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu, bu masrafların ayrıca hüküm ve takibe gerek kalmaksızın borçludan tahsil olunacağı hüküm altına alınmıştır. 14. 2548 sayılı Kanun’da cezaevi yapı harcı açısından bu genel ilkeden ayrılarak söz konusu harçtan alacaklının sorumlu olduğu, icranın yapılmasına sebebiyet vermesi bağlamında haksız taraf konumunda olan borçluya bu harcın yükletilemeyeceği açıkça öngörülmüştür. C. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; cebrî icranın doğrudan bir yargılama faaliyeti olmamakla birlikte bireylerin hakkı olan edimi elde etmelerini sağladığı, bu yola başvurulması durumunda taraflar açısından bazı mali yükümlülüklerin öngörüldüğü, bunların bir kısmının borcunu ödememek suretiyle uyuşmazlık çıkmasına neden olan borçluya yükletilerek alacaklı ile borçlu arasında hakkaniyete uygun bir dengenin kurulmaya çalışıldığı ancak itiraz konusu kurallar gereğince cezaevi yapı harcının tamamen alacaklıya yükletilmesinin hakkaniyete aykırı durumlara neden olduğu, genel bütçe kapsamında yapılması gereken ceza infaz kurumlarının adil bir vergilendirme sistemi kurulmadan alacaklıdan alınacak harçlarla yapılmasının vergi adaletiyle bağdaşmadığı, kurallarla mülkiyet hakkının da ihlal edildiği, yapılacak kesintiyle ilgili olarak alacağın niteliği hususunda da bir ayrımın öngörülmediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 17. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §§ 20-21). 18. Mülkiyet hakkı ; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1.B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137). 19. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında ise “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 20. Kararın icrası hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu oluşturmaktadır ( Filiz Fırat [1.B.] , B. No: 2014/10305, 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı kapsamında değerlendirilmektedir (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023, § 20). 21. Kararın icrası hakkı özel hukuk ilişkilerinde devlete, borçlu aleyhine verilmiş bir kararda yer alan borcu alacaklıya ödeme sorumluluğu yüklememektedir. Özel kişiler aleyhine kurulan hükümlerde devletin yükümlülüğü erişilebilir, fiilen ve hukuken etkili bir cebrî icra sistemi kurmaktan ibarettir. A leyhine hüküm kurulan tarafın bu hükmün gereğini rızayla yerine getirmemesi durumunda lehine hak tanınan kişi devletin kurduğu cebrî icra mekanizmasının işletilmesi için başvuruda bulunarak kararın devlet eliyle uygulanmasını temin edebilir. Devletin yükümlülüklerinin bir gereği olarak oluşturulan cebrî icra sistemine erişilmesini güçleştiren veya imkânsız hâle getiren başvuru şartları ya da mali yükümlülükler kararın icrası hakkını ihlal edebilir. 22. Kurallarda kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı olarak başlatılan icra takibine konu alacağın tahsil edilen kısmından %2 oranında harç kesilmesi öngörülmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirildiği açıktır. Ayrıca söz konusu harcın icraya başvurmayı güçleştirmesi nedeniyle kuralla adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkına da sınırlama getirilmektedir. 23. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 24. Bu kapsamda mülkiyet ve adil yargılanma haklarını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 26. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında da “ Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. ” denilerek verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 27. Kurallarda harcın konusunun, miktarının ve yükümlüsünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 28. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. 29. Anayasa’nın 36. maddesinde ise adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Ancak özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir ( AYM, E.2021/127, K.2022/85, 30/6/2022, § 60). 30. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam taşımamakta, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74). 31. Ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşası devletin adalet faaliyetlerini yürütmek üzere yapılan kamu hizmetinin bir parçası olduğu açıktır. Söz konusu hizmetin yerine getirilmesi finansal kaynağın oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Harç da devletin yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için anayasal sınırlar içinde egemenlik yetkisine dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim gibi bir çeşit kamu geliridir. Kurallarda öngörülen harcın anılan kamu hizmetinin finansmanına yönelik olarak bir gelir kalemi oluşturulması amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarla kamu hizmetlerinin, böylece devlete yüklenen ödevlerin yerine getirilmesi amaçlanmaktadır (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/119, K.2022/48, 21/04/2022, § 35). Bu itibarla kurallarla mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın kamu yararı amacına yönelik olduğu ve bu suretle meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır. 32. Bununla birlikte anılan haklara getirilen sınırlamanın aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 33. Kurallar gereğince icra daireleri tarafından alacaklıdan tahsil edilen harcın ceza infaz kurumu ile mahkeme binalarının inşası için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde kuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 34. Öte yandan devletin kamusal ihtiyaçların karşılanması için Anayasa’nın 73. maddesi gereğince aldığı yetkiye dayanarak tek taraflı iradesiyle vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler getirme ve bunların usul ve esasına ilişkin şartlarını belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Vergilendirme ve harçlandırma devletin takdir yetkisinin geniş olduğu alanların başında gelmektedir. Bu itibarla ceza infaz kurumlarının ve mahkeme binalarının yapımı için gerekli olan finansman kaynağının ne tür kamu gelirleriyle oluşturulacağının takdiri yasama organına aittir. Dolayısıyla ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşasını için gerekli finansmanın bir kısmının sağlanması için kurallar kapsamında öngörülen harcın meşru amaç bakımından gerekli olmadığı söylenemez. 35. M ülkiyet ve adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamanın ölçülü olabilmesi için orantılılık ilkesi gereğince öngörülen sınırlama ile elde edilmek istenen meşru amaç arasında adil ve makul bir denge gözetilmelidir. Bu nedenle kurallarda öngörülen sınırlamanın kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireye katlanılması zor külfet yüklememesi gerekir. 36. Kurallarla öngörülen nispi harcın miktarının alacak tutarına göre değişeceği açıktır. 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine göre alacaklının sorumlu olduğu bu harç dışında diğer icra harç ve masrafların tamamından borçlunun sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında %2 olarak belirlenen harcın makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, alacaklılar açısından katlanılmaz ölçüde mali külfete sebep olmadığı anlaşılmaktadır. 37. Diğer yandan e konomik ve sosyal durumları itibarıyla icra giderlerini ödeme gücünden yoksun olan bireylerin söz konusu masrafları icranın başında ödemekle yükümlü tutulmaları, bireylerin ilama dayalı olarak icraya başvurmalarını imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Ancak kurallarda öngörülen harcın kıymeti belirli olan ilamlı takiplerde peşin olarak alınmadığı, takibin son aşamasında kesinti yapılmak suretiyle tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda öngörülen harcın bireylerin icraya başvurmalarını imkânsız hâle getirdiği veya önemli ölçüde zorlaştırdığı söylenemez. 38. Bu itibarla kurallarda öngörülen harcın icraya başvuran alacaklılara aşırı bir külfet yüklemediği, kurallarla ulaşılmak istenen kamusal yarar ile bireylerin menfaati arasındaki makul dengenin bozulmadığı ve mülkiyet ile adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır ( benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2011/28, K.2012/22, 16/2/2012 ). 39. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. IV. HÜKÜM 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “…ilamlı…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 2. İkinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci fıkrasında yer alan “ Bu harçlar borçluya yükletilemez…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/70
2024/1
06/03/2025
Esas - Ret
03/06/2025 - 32919
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ”
0
3
1,982
2025/69
2024/161
24/09/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/161, K.2025/69, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Sulh Hukuk Mahkemesi - Elmadağ
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/69
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının iptallerini talep etmiştir. Anılan maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında söz konusu fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmüştür. Bakılmakta olan davanın konusunun fıkranın (b) bendinde yer alan ortaklığın giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi olduğu gözetildiğinde arabuluculuğu dava şartı olarak düzenleyen fıkranın (a), (c), (ç) bentlerinin ve (b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu bentlere ve ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 4. Ayrıca fıkranın birinci cümlesi ile (b) bendinde yer alan “ …ilişkin uyuşmazlıklar. ” ibaresi ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıkların yanı sıra fıkrada sayılan bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan diğer hükümler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “ …ortaklığın giderilmesine… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Öte yandan 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 6. Söz konusu İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 7. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (3) numaralı fıkrasının “ …bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümünün Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan bölüme ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Açıklanan nedenlerle 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinin, (b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ” ibaresi ile (c) ve (ç) bentlerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibare ve bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkranın (b) bendinde yer alan “ …ortaklığın giderilmesine... ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, B. (3) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinin “ ...bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümüne yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 18/B Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “ …ortaklığın giderilmesine… ” İbaresinin İncelenmesi 10. Anayasa’nın “ Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz. ” denilmiştir. 11. 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. 12. İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptalini talep ettiği 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın giderilmesine... ” ibaresine yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 27/6/2024 tarihli ve E.2023/178, K.2024/125 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar 2/10/2024 tarihli ve 32680 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. 13. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme anılan kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten önce 5/9/2024 tarihinde itiraz yoluna başvurmuş ise de Anayasa Mahkemesinin aynı konuda işin esasına girerek verdiği ret kararı yayımlandığı için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz başvurusunun incelenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın anılan hükmünün amacı hem gereksiz başvuruları önleyerek Anayasa Mahkemesinin çalışma düzenini korumak hem de uygulamada sürekliliği sağlamaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, önceki kararın yayımlandığı tarihten sonra karar vermek durumunda ise başvurunun önceki kararın yayımlanmasından önce ya da sonra yapılıp yapılmadığı önem taşımaksızın itirazı reddetmek durumundadır (AYM, E.2023/19, K.2023/18, 16/2/2023, § 4; E.2021/109, K.2021/81, 4/11/2021, § 5). 14. Bu itibarla itiraz başvurusu açısından Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen şartların gerçekleştiği anlaşılmaktadır. 15. Açıklanan nedenle 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın giderilmesine... ” ibaresi ne yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. B. Kanun’un 18/B Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “ Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup… ” Bölümünün ve İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 16. Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinde sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, tarafların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmelerini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını sağlayan, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 4). 17. Anılan Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı buldukları ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 5). 18. Arabuluculukta tarafların anlaşması hâlinde uygulanacak usul ve esasları düzenleyen Kanun’un 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasında varılan anlaşmanın kapsamının taraflarca belirleneceği, anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belgenin taraflar ve arabulucu tarafından imzalanacağı belirtilmiştir. 19. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin olarak şerh verilmesini talep edebilecekleri ve bu şerhi içeren anlaşmanın ilam niteliğinde belge sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 20. Maddenin (3) numaralı fıkrasında icra edilebilirlik şerhi verilmesinin çekişmesiz yargı işi olduğu, buna ilişkin incelemenin dosya üzerinden yapılacağı ve incelemenin kapsamının, anlaşma içeriğinin arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olduğu belirtilmiştir. 21. (4) numaralı fıkraya göre icra edilebilirlik şerhi alınmasının k anunlarda zorunlu kılındığı durumlar hariç olmak üzere taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde belge sayılır. 22. Kanun’un 18/B maddesinde arabulucuya başvurulmasının dava şartı olarak öngörüldüğü bazı uyuşmazlıklar sayılmıştır. Buna göre k iralanan taşınmazların 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Anılan m addenin (2) numaralı fıkrasına göre arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma belgesi taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. 23. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin itiraz konusu bölümüne göre maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde düzenlenecek anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu tutulmuştur. Söz konusu şerhin taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınması gerekmektedir. Bu itibarla maddede sayılan uyuşmazlıklarda taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde kabul edilmemiştir. 24. Anılan fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde ise taşınmazla ilgili anlaşma belgesini inceleyen mahkemenin anlaşmanın içeriğini, arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetleyeceği; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebileceği ve gerektiğinde duruşma açabileceği hüküm altına alınmıştır. 2. İtirazın Gerekçesi 25. Başvuru kararında özetle; taşınmazların devri ve paylaşılması konusunda mevzuatta çok sayıda hüküm bulunması nedeniyle uygulamada arabuluculuk anlaşma belgelerinin çoğunlukla mevzuata aykırı hükümler içerdiği, bu anlaşma belgelerine icra edilebilirlik şerhi verilmesi taleplerinin reddedilmesi gerektiğinden taşınmazların devri ve ortaklığın giderilmesinde arabuluculuğun dava şartı olarak öngörülmesinin ve arabuluculuk anlaşma belgelerine icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu tutulmasının dava yoluna kıyasla daha fazla masrafa ve zaman kaybına neden olduğu, icra edilebilirlik şerhi verilmesi talep edilen mahkemenin arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan bazı hususlarda gerekli araştırmaları yapmasının mümkün olmadığı, tüm bu hususların uygulamada sorunlara yol açtığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 141. ve 142. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. 28. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. ” denilmiş ve usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilkeyle yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu ifade edilmiştir. 29. Anayasa’nın 142. maddesinde “ Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. ” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve Anayasa’da öngörülen kurallara bağlı kalmak koşuluyla, yargılama usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. 30. Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da aynı konuya ilişkin bulunan farklı düzenlemelerin birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorum yapılması gerekir. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir. Açıklanan bu hükümlere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi gereğince kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; E.2020/101, K.2021/95, 16/12/2021, § 23). 31. Hak arama özgürlüğü açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükler bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması aynı zamanda mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, E.2022/89, K.2022/129, 26/10/2022, § 24; E.2022/140, K.2023/46, 9/3/2023, § 17). 32. Tarafların hak ve menfaatlerinin özenli biçimde gözetildiği, etkili sonuçlar ortaya çıkarabilen alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının geliştirilmesi Anayasa ile devlete yüklenen yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesi ödevinin yerine getirilmesi amacına yöneliktir. Nitekim uyuşmazlıkların yargı yetkisi kullanılarak mahkemeler aracılığıyla çözülmesi esas olmakla birlikte her uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş yükünün artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabilir. Böyle bir durumun tarafların menfaatlerine hizmet etmemesi de söz konusu olabilir (AYM, E.2023/160, K.2024/77, 14/3/2024, §§ 22, 23). 33. Bu bağlamda yargı görevinin ağır iş yükü altında yerine getirilmesinin zorlaşması karşısında yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması amacıyla uyuşmazlıkların çözümü için arabuluculuk gibi yöntemlerin uygulamaya konulması tercih edilebilmektedir. Kanun koyucunun bu yönde düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bununla birlikte bu yetkinin anayasal sınırlar içinde kullanılması gerekir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 16). 34. 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak öngörülmesi suretiyle bu uyuşmazlıkların arabuluculuk yöntemiyle olabildiğince hızlı ve az giderle çözüme kavuşturulmasına ve yargının iş yükünün azaltılmasına katkı sunulmasının amaçlandığı açıktır. 35. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkrada sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma belgesinin taşınmazla ilgili kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenleneceği öngörülmüştür. 36. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında bazı uyuşmazlıkların hızlı ve az giderle çözüme kavuşturularak yargının iş yükünün azaltılmasına katkı sunmak amacıyla ihdas edilen arabuluculuk kurumunun Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir (ortaklığın giderilmesini ilişkin uyuşmazlıklar yönünden bkz. AYM, E.2023/178, K.2024/125, 27/6/2024, §§ 21-31; bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iadeye yönelik uyuşmazlıklar yönünden bkz. E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, §§ 16-29). 37. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olarak arabuluculuk kurumunun öngörülmesiyle birlikte anılan kurumun işleyişiyle ilgili düzenlemelerin de kurumun ihdas amacına uygun şekilde belirlenmesi, bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin yargılamaların hızlı ve seri şekilde sona erdirilmesi amacını gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Aksi durum uzlaşmanın alternatif çözüm yolu olma niteliğini işlevsiz hâle getirebilir. Alternatif çözüm yöntemlerinde de devletin pozitif yükümlülüğü uyuşmazlıkların adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılması için gerekli güvencelerin oluşturulması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. 38. Maddenin (3) numaralı fıkrasında, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklar için arabuluculuk kapsamında tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde anlaşmanın içeriği, arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden inceleme yapmak üzere mahkemeye denetim yetkisi verilmiştir. Böylelikle söz konusu uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin ilam niteliğinde belge kabul edilmesi, mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda talebi kabul etmesi ve icra edilebilirlik şerhi vermesi şartına bağlanmıştır. Gerçekten de ortaklığın giderilmesi gibi genellikle çok taraflı olan uyuşmazlıkların teknik hatalara ve ileride telafisi zor hak kayıplarının ortaya çıkmasına elverişli olması nedeniyle daha uzun dava süreçlerini gerektiren olumsuzlukların ortaya çıkmaması için bu anlaşmaların mahkeme denetimine tabi kılınması gerekli olabilir. Bununla birlikte bu denetiminin kapsam ve niteliğinin de arabuluculuk kurumunun ihdas amacını ortadan kaldırmaması gerekmektedir. 39. Maddenin (3) numaralı fıkrasında mahkemenin anlaşmayla ilgili denetim faaliyeti belli konularla sınırlandırılmış, mahkemeye bu kapsamda kurum ve kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilme ve gerektiğinde duruşma açma yetkisi tanınmıştır. Nitekim maddenin gerekçesinde bu husus “ Düzenlemeyle anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verecek mahkemeye içerik denetimi yapma yetkisi verilmekte ve bu suretle tarafların hak ve menfaatlerinin korunması ile olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır. ” şeklinde ifade edilmiştir. 40. Kanun koyucunun bir yandan uyuşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmak, adalet yapısının işleyişini hızlandırmak amacıyla anılan maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuğa başvurmayı dava şartı olarak öngörürken diğer yandan yargılamaların adil bir şekilde yürütülmesi için gerekli güvenceleri de oluşturması gerekir. 41. İtiraz konusu kurallarla icra edilebilirlik şerhi alınması sürecinde anlaşmanın yargısal denetime tabi tutulması öngörülmek suretiyle bazı uyuşmazlıklar bakımından düzenlenecek anlaşma belgelerinin kanunlarda yer alan sınırlamalara uygun olması ve icra edilebilir nitelik taşıması yönünden gerekli güvenceler sağlanmıştır. 42. Öte yandan Kanun’un 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre arabuluculuk süreci sonunda düzenlenecek anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin verilmesi çekişmesiz yargı işi olarak öngörülmüş ve söz konusu incelemenin dosya üzerinden yapılması esası benimsenmiştir. Böylece mahkemenin bu aşamadaki denetim faaliyetinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır. 43. Dolayısıyla Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurulması dava şartı olarak öngörülmüş, (3) numaralı fıkrada anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin alınması zorunlu tutulmuştur. Bununla birlikte sürecin hızlı bir şekilde tamamlanması ve sayılan uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin kanunlarda yer alan sınırlamalara uygun olarak düzenlenmesi için gerekli araçlar sağlanmış, arabuluculuk sürecinin etkili hâle getirilmesi ve süreç sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilir nitelikte olması için Kanun’da yeterli güvencelere yer verilmiştir. 44. Bu itibarla kurallarda arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesi konusunda mahkemeye tanınan denetim yetkisinin belli uyuşmazlıklara münhasır ve sınırlı olduğu, dolayısıyla söz konusu denetimin kapsam ve nitelik itibarıyla davaya alternatif çözüm yolu olarak öngörülen arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların hızlı, seri ve adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılması amacına aykırı olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda devletin yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesi ve iş yükünün azaltılması yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. 45. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Basri BAĞCI ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 9., 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…ortaklığın giderilmesine…” ibaresine yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (3) numaralı fıkrasının; 1. B irinci cümlesinin “ Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup…” bölümünün, 2. İkinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Basri BAĞCI ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Karşı Oy 1. Arabuluculuk uygulamasının temel amacı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun genel gerekçesinde, tarafların kendi iradeleriyle uzlaşarak uyuşmazlığa son vermeleri ve mahkemelerin iş yüklerinin azaltılması olarak ifade edilmektedir. 2. Aynı gerekçe içerisinde arabuluculuk uygulaması uyuşmazlıkların basit ve kolay yollarla halledilmesinin bir aracı olarak gösterilmektedir. 3. Arabuluculuk uygulamasının dünya genelinde farklı tarzda uygulamalarının varlığından bahsedilen söz konusu gerekçede ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk seçenekleri arasından mevcut kanunda ihtiyarilik sisteminin tercih edildiği vurgusu yapılmıştır. 4. Zaman içerisinde uygulama genişletilerek belli türdeki davalar açısından arabuluculuk dava şartı olarak kabul edilmek suretiyle zorunlu arabuluculuk uygulamasına da geçilmiştir. Ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda 7445 sayılı Kanun ile bu kapsama alınmıştır. 5. Şüphe yok ki kanun koyucu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin hayata geçirilmesinde bunların kapsam ve muhtevalarının belirlenmesinde geniş bir takdir yetkisine sahiptir. 6. Bu takdir yetkisinin sınırlarını ise Anayasada yer alan kriterler oluşturacaktır. İnceleme konusunun özelliği gereği Anayasanın 141. maddesinde ifade edilen değerlendirme unsurları ön plana çıkmaktadır. 141. maddenin son fıkrasında davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevi olarak ifade edilmektedir. 7. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri de yargıyı doğrudan ilgilendiren ve dolayısıyla bu kapsamdaki standartlara tabi olan konulardandır. Bu bağlamda getirilecek yöntemlerin yargının kısa sürede gerçekleşmesine ve mümkün olan en az giderle yerine getirilmesine hizmet etmesi gerekmektedir. 8. Arabuluculuk kurumu da genel olarak yargının daha çabuk ve daha az masrafla işlemesine hizmet eden bir müessesedir. 9. Bu kriterler çerçevesinde ortaklığın giderilmesi davalarında zorunlu arabuluculuk uygulaması değerlendirildiğinde hukuki, teknik ve fiili birtakım sorunların var olduğu ortaya çıkmaktadır. (Bu konu Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli 2023/178 Esas ve 2024/125 Karar sayılı dosyasında yer alan muhalefet şerhinde irdelenmiştir.) 10. Arabuluculuk uygulamasının yapısı gereği sonuçta uygulanabilir bir anlaşmaya varılabilmesi için tüm tarafların konuya dahil olması ve olumlu görüş beyan etmeleri gerekmektedir. 11. Ortaklığın giderilmesi davalarında en zor konulardan bir tanesi taraf teşkili olup bu safha kimi zaman aylar hatta yıllar alabilmektedir. Arabuluculuk kararlarının oybirliğiyle alınma gerekliliği de tarafların tamamına ulaşılmasını zorunlu kılmaktadır. Taraflardan sadece bir tanesine bile ulaşılamaması bütün bir süreci bir anda boş çıkartabilmektedir. Hissedar sayısının çok olduğu dosyalarda arabuluculuk vasıtasıyla sonuca ulaşılması neredeyse imkânsız olduğu baştan belli olmasına rağmen hiçbir nicelik ayrımına gidilmeksizin bu yolun zorunlu kılınması anlamsız bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. 12. Diğer yandan tarafların bazılarının yurt dışında bulunmaları, vesayet veya velayet altında olmaları gibi durumların ortaya çıkması da muhtemel olup bu gibi hallerde fiili ve hukuki yeni sorunların doğurmasına neden olabilmektedir. 13. Somut itiraz dosyasında konuyu Anayasa Mahkemesi önüne taşıyan itiraz Mahkemesi mevcut dosyada velayet altında bulunan bir tarafın bir varlığından bahsederek konunun birçok belirsizlikler içermek potansiyeline işaret etmektedir. 14. Bu bağlamda velayet veya vesayet altında bulunan tarafların varlığı halinde vesayet makamlarının devreye girerek ekstra kararların alınması zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. 15. Yürütülen süreç esnasında taraflardan birinin vefatı halinde arabuluculuk sürecinin baştan yenilenmesi gibi bir sorun da ortaya çıkmakta olup, ortaklığın giderilmesi davalarında ise bu mesele mirasçılarının işleyen sürece taraf olarak dahil edilmesi ile giderilmekte iken arabuluculukta bu sorun ancak süreçlerin baştan yinelenmesi suretiyle izale edilebilmektedir. 16. Diğer taraftan taşınmazın ayni taksime uygun olup olmadığı konusu da ayrıca ve teknik bir değerlendirmeyi gerekli kılan başka bir sorunlu alandır. Bir kısım taşınmazların örneğin zeytinlik veya çaylık alanlar gibi yerlerin daha küçük parçalara taksim edilebilmesi idari makamların vereceği kararlara bağlı olup kısa süreler içerisinde bu idari tasarrufların gerçekleştirilmesi de mümkün gözükmemektedir. 17. Öte yandan ayni taksim yapılacak olan taşınmazların kimi zaman mahallinde görülerek değerlendirilme yapılması gerekliliği ortaya çıkabilmektedir. Sözgelimi taşınmaz üzerinde bina, tesis veya ağaçların bulunması durumunda bunların ne şekilde taksim edileceği hususunda verilecek kararların taraf iradelerine bırakılması kimi zaman mümkünün olmayacaktır. Bu gibi hallerde arabulucunun fiili olarak mahallinde işlem icra etmesine ilişkin bir düzenlemenin bulunmaması dahası yapılacak işlemlerin teknik bilgiyi gerekli kılması nedeniyle bu konuda da belirliliğin olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. 18. Taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilen durumlarda satış memuru olarak görevlendirme yetkisinin kimde olduğu hususu da belirgin değildir. Bu konuda oluşturulan idari bir görüş ile icra edilebilirlik kararı veren sulh hukuk mahkemesinin memur görevlendirmesini de yapacağı ifade edilse de 6375 sayılı Kanunun konuyu düzenleyen 18/B maddesinin 3. fıkrasında buna dair bir hüküm bulunmamaktadır. 19. Belirsizlik içeren diğer bir konuda icra edilebilirlik şerhinin verilmesinden sonra ortaya çıkabilecek tavzih ihtiyaçlarını kim tarafından karşılanacağı sorusunun yanıtsız olmasıdır. 20. Süreç içerisinde tereddüt duyulan hususların ortaya çıkması halinde ilk akla gelen sulh hukuk mahkemesinin bunlara açıklık getirmesi olacaktır. Sulh hukuk mahkemesi süreç içerisinde sadece arabulucu himayesinde oluşturulan anlaşma tutanağının icra edilebilir olduğuna dair şerh düşmek veya bu talebi reddetmek dışında bir fonksiyon icra etmemektedir. 21. Arabulucu ise görevini ifa etmek suretiyle süreçten ayrılmıştır. Bu haliyle tavzih durumunun ortaya çıkması halinde kimin muhatap olacağı sorusu da ciddi belirsizlikler içermektedir. 22. Tüm bunlara ek olarak, icra edilebilirlik şerhi alınmasının esaslı bir incelemeyi gerektirdiğini gözeten yasa koyucu Kanunun 18/B. maddesinin üçüncü fıkrasında sulh hukuk mahkemesine konuyu denetlemek, araştırmak ve gerektiğinde duruşma yapmak gibi yetkiler vermek suretiyle icra edilebilirlik şartı verilmesi aşamasını adeta müstakil bir dava süreci haline getirmiştir. 23. Konunun neredeyse esasını çözecek kadar emek ve zaman harcanmasına rağmen sonuçta icra edilebilirlik şerh verilmesinin reddine hükmedilmesi durumunda tüm süreç klasik yönteme dönmekte, daha vahimi ise baştan itibaren yapılan tüm işlemlerin yinelenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 24. Arabuluculuk sürecinde ortaya konulan iradelerin toplanan bilgi ve belgelerin sürecin akamete uğramasından sonra açılacak olan klasik bir ortaklığın giderilmesi davasında geçerli olacağına dair bir düzenleme olmaması nedeniyle de zaman ve emek kaybına neden olunması sonucu ortaya çıkmaktadır. 25. Bu gerekçelerle itiraz konusu kanuni düzenlemenin yeterince belirgin olmadığını ve yargılama süreçlerinde gider ve zaman kaybına sebebiyet verdiğini değerlendirdiğimizden kuralın iptali gerektiği kanaatiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Selahaddin MENTEŞ
2025/69
2024/161
06/03/2025
Esas - Ret
04/06/2025 - 32920
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ”
0
4
1,982
2025/101
2025/4
16/01/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Kütahya 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/101
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Uygulanacak Kural Sorunu 3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 2330 sayılı Kanun’un nakdî tazminatı düzenleyen 3. maddesinin iptali talep edilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde söz konusu Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, y aşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteğiyle sürdürebilecek şekilde malul olanlara, engelli hâle gelenlere ve yaralananlara hangi oranda nakdî tazminat ödeneceği, (c) bendinde nakdî tazminatın kanuni mirasçılara intikali hâlinde ödeme usulü, (d) bendinde kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması hâlinde avans ödenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise olağanüstü hâl durumunda nakdî tazminat miktarının indirilmesi ve nakdî tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmaması konusunda Cumhurbaşkanının yetkili olduğu belirtilmiştir. 5. Bakılmakta olan davanın konusu kamu görevlisine 2330 sayılı Kanun uyarınca ödenen tazminatın idare tarafından ilgililerden rücuen tahsiline ilişkindir. Bu itibarla maddenin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu fıkra ve bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel Açıklama 6. Haksız fiillerden doğan zararların tazminine ilişkin usul ve esaslar 6098 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 49. maddesinde k usurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmış, 51. ve devamı maddelerinde tazminatın belirlenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre haksız fiilden kaynaklanan ölüm veya bedensel zarar durumunda ölenin yakınları ve bedensel zarara uğrayan kişi, zararın tazmin edilmesini bu Kanun’un anılan hükümlerine göre haksız fiilde bulunan kişiden talep edebilecektir. 7. Rücu davası başkasına ait bir borcu yüklenerek yerine getiren kişinin malvarlığında oluşan kaybı zarara neden olan kişiden talep ettiği bir dava türüdür. Haksız fiil nedeniyle uğranılan zararı ödeyen kişi de ödediği bedelin haksız fiilde bulunan kişiden tahsil edilmesi için rücu davası açabilir. Bu bağlamda haksız fiil nedeniyle meydana gelen zararı karşılayan idarenin haksız fiilde bulunan kişiye karşı rücu davası açması mümkündür. 8. Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyen alacaklının dava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir. Zamanaşımı süresi geçtikten sonra borçlu, borcu ifa ederse bu geçerli bir ifa olmakla birlikte borçlunun bu borcu ifa etmeme imkânı da bulunmaktadır. Bir başka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklı için sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama olarak da kabul edilmez ve zamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davası açamaz (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 11, 12). 9. Kanun’un 73. maddesinde rücu isteminin tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca 146. maddede kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiş olup bu süre genel zamanaşımı süresi olarak kabul edilmektedir. C. Anlam ve Kapsam 10. 2330 sayılı Kanun’da; bu Kanun kapsamında belli faaliyetlerde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhâl veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu ölmeleri veya engelli duruma gelmeleri hâlinde ödenecek nakdî tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve sayılan nedenlerle yaralanmaları durumunda ödenecek nakdî tazminatın esas ve yöntemleri düzenlenmiştir. 11. Anılan Kanun’un 2. maddesinde Kanun kapsamına giren kamu görevlileri ve diğer kişiler belirlenmiş, 3. maddesinde ise bu kapsama girenlere ödenecek nakdî tazminata ilişkin usul ve esaslar belirtilmiştir. 12. Kanun’un 3. maddesinde nakdî tazminatın hesaplanma usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının itiraz konusu (a) bendinde Kanun kapsamına girenlerden; ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek devlet memuru brüt aylığının (ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, (b) bendinde ise yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre nakdî tazminat ödeneceği belirtilmiş, söz konusu bentleri bağlayan hükümde ise bu nakdî tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt tutarı olduğu belirtilmiştir. 13. Bu kapsamda Kanun’la, başvuruları aranmaksızın, idare tarafından resen harekete geçilerek Kanun kapsamındaki kişilere itiraz konusu kural uyarınca belirtilen tutarda nakdî tazminat ödenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ç. İtirazın Gerekçesi 14. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasında esas alınacak tarihin belirlenmesine rağmen tazminata karar verecek olan komisyona başvuru ve komisyonun karar verme süresine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, tazminat miktarı karar tarihine göre değişkenlik göstereceğinden başvuru ve karar süresine ilişkin belirsizliğin nakdî tazminatın rücu edileceği üçüncü kişilerin sorumlu olacağı miktarı öngörememelerine neden olduğu, kuralın bu yönüyle belirli ve öngörülebilir olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. Anayasa’nın 17. maddesinde “ Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. 16. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınmış olan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13). 17. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 49). 18. Ölüm veya cismani z arara uğrayan kişi bu ve benzeri zararlarının giderilmesini zarara neden olan gerçek veya tüzel kişiden talep edebilir. Ancak kanun koyucu kamusal nitelikteki bazı hizmetlerin ifasındaki tehlike nedeniyle bu hizmetlerde ölenlerin yakınlarının veya yaralananların zararının devlet tarafından karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapabilir. Nitekim bazı görevlerin yerine getirilmesindeki tehlike gözetilerek 2330 sayılı Kanun kabul edilmiş ve itiraz konusu kural kapsamında tazminatın hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 19. Haksız fiilden kaynaklanan bedensel zararın tazminine ilişkin sistemin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup bu konuda anayasal sınırlar içinde tazmin mekanizmasının düzenlenmesi mümkündür. Kuralın da yer aldığı söz konusu Kanun, belli kamusal nitelikteki görevleri üstlenen kişilerin görevleri nedeniyle uğradıkları bedensel zararın hızlı ve etkin biçimde tazmin edilmesini amaçlamaktadır. 20. Zarara uğrayan kişilere başvuru şartı aranmaksızın Kanun kapsamında nakdî tazminatın ödenmesi öngörülmüştür. Ancak idarenin resen harekete geçmemesi durumunda nakdî tazminat talep eden kişinin tazminatın ödenmesi için idareye başvurması, idarenin bu talebi reddetmesi veya talebe cevap vermemesi hâlinde de 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre süresi içinde dava açması mümkündür. 21. Kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, nakdî tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki ek gösterge dâhil en yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarı olduğu belirlenmek suretiyle nakdî tazminat komisyonuna başvurunun gecikmesi veya komisyonun karar alma sürecinin uzaması hâlinde paranın satın alma gücünde değer kaybına uğraması önlenerek kişinin zararının etkin şekilde tazmin edilmesi amaçlanmıştır. K aldı ki Kanun kapsamında karşılanmadığı düşünülen zararların doğrudan haksız fiilde bulunan kişilerden tazmin edilmesine de herhangi bir engel bulunmamaktadır. 22. Bu itibarla kamusal nitelikte belli hizmetleri yerine getiren kişilerin zararlarının etkin şekilde tazmin edilmesine ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 23. Öte yandan nakdî tazminatın ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere rücu edilmesine ilişkin bir düzenlemeye 2330 sayılı Kanun’da yer verilmemiştir. Bununla birlikte idarenin ödediği tazminatı, tazminat ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere genel hükümlere göre rücu etmesi mümkündür. Başvuru kararında kuralda tazminatın hangi tarihte ödeneceğine ilişkin olarak bir süre sınırı bulunmaması nedeniyle kuralın rücu davasına muhatap olan üçüncü kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında bırakılmalarına sebebiyet verdiği ileri sürüldüğünden kuralın rücuen tazminat davaları yönüyle de incelenmesi gerekir. 24. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. 25. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 15; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; Nihal Soydan [2. B.] , B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35). 26. Alacağın süresinde ödenmemesi nedeniyle açılan dava veya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakları çatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerinin alacaklı ve borçlu tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi gerekmektedir. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, § 26). 27. Uzun yıllar öncesine dayanan bir borcun ödendiğinin ya da sona erdiğinin ispat edilmesi, ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkin hukuki işlemlere ait belgelerin saklanması ve eski olguların mahkemelerce değerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerek alacak hakkının talep edilmesi belirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuatta öngörülen benzer itiraz ve dava açma süreleri aynı zamanda hukuk devletinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudan ilgili olup düzenlemelerle anılan ilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusunda hareketsiz kalması nedeniyle alacağının tahsili için gerekli hukuki himayeden mahrum bırakmaktadır. Bu şekilde borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek uyuşmazlıklara karşı korunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altında kalmasının önlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 27, 28). 28. 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. 2330 sayılı Kanun’da nakdî tazminata hak kazanan kişinin ne kadar sürede idareye başvurabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte genel zamanaşımı süresinin bu alacak bakımından da geçerli olduğu açıktır. Nitekim Danıştay içtihadında da nakdî tazminat talebiyle yapılacak başvurunun 6098 sayılı Kanun’da yer alan on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde yapılması gerektiği kabul edilmektedir (diğerleri arasından bkz. Danıştay 12. Dairesi, E.2019/7790, K.2021/4075, 17/6/2021; E.2019/7714, K.2020/944, 5/2/2020; Danıştay 11. Dairesi, E.2016/435, K.2018/971, 20/2/2018; Danıştay 15. Dairesi, E.2013/2340, K.2015/1242, 3/3/2015). 29. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Kişinin yerine getirdiği görev nedeniyle ölüm veya bedensel zararın idarece doğrudan giderilmesini amaçlayan 2330 sayılı Kanun gereğince ödemeyi yapan idarenin bu tazminatın ödenmesine neden olan kişiye karşı açacağı rücu davasında da anılan zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Bu itibarla kuralın zarara neden olan kişilere karşı rücu talebinin ileri sürülebileceği süre yönünden hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 30. Diğer yandan haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar her bir olayın somut özelliklerine göre tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde belirlenmekte olup haksız fiili nedeniyle tazminat ödenmesine neden olan kişinin sorumluluğu ve bu kişiye rücu edilecek bedel kişinin neden olduğu zararla sınırlıdır. Dolayısıyla rücu edilecek kişinin haksız eylemi nedeniyle sorumlu olduğu miktarı öngöremeyeceği de söylenemez. 31. Bu itibarla haksız fiiliyle tazminat ödenmesine neden olan kişiye yöneltilebilecek rücu davası bakımından, zarara uğrayan kişinin on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idareye başvurması gerektiği, idarenin tazminatın ödenmesine neden olan kişiye sorumlu olduğu miktarda rücu edebileceği ve bu alacak bakımından da 6098 sayılı Kanun’un 73. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin geçerli olduğu gözetildiğinde kuralın rücu davasına muhatap olan kişileri belirsiz bir süre ödeme baskısı altında bıraktığı söylenemeyeceği, bu yönüyle kişilere ölçüsüz bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır. 32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin; A. B irinci fıkrasının; 1. (c) bendi ile anılan fıkraya 7/6/1990 tarihli ve 3658 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (d) bendinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, B. İkinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/101
2025/4
22/04/2025
Esas - Ret
23/06/2025 - 32935
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ”
0
5
1,982
2025/93
2025/101
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/101, K.2025/93, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Yalova 7
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/93
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 3. 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/51 esasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle bu başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle anılan Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/93
2025/101
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ”
0
6
1,982
2025/89
2025/13
16/01/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/13, K.2025/89, 27/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Rize
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Şermin BİRTANE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/89
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasında; bu Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiil ve hâlleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hâllerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren, uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Kuralın ikinci fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Bu itibarla birinci fıkrada memurlar hakkında verilecek disiplin cezalarına ilişkin soruşturma zamanaşımı, ikinci fıkrada ise ceza zamanaşımı düzenlenmiştir. 4. Bakılmakta olan davanın konusu kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin idare mahkemesince iptal edilmesinden sonra idarece aynı olaya dayalı olarak yeniden tesis edilen kınama cezasıdır. Bu itibarla bakılmakta olan davada kuralın birinci fıkrasında öngörülen zamanaşımına ilişkin bir uyuşmazlığın bulunmadığı gözetildiğinde bu fıkranın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 5. Diğer yandan kuralın ceza zamanaşımıyla ilgili olan ikinci fıkrası tüm disiplin cezaları bakımından geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davanın konusunun kınama cezası olduğu gözetildiğinde kuralın ikinci fıkrasının esasına ilişkin incelemenin “ kınama cezası ” yönünden yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenlerle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin; A. Birinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci fıkrasının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ kınama cezası ” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. Ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da idarenin cezalandırma yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. İlgili kanunlarda öngörülen sürelerin geçmesiyle disiplin soruşturmasının açılması ya da disiplin cezası verme yetkisi ortadan kalkmaktadır. Bu bakımdan disiplin hukukunda zamanaşımı, belirli bir süre geçtikten sonra disiplin cezasının verilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve kamu görevlilerinin süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmaması için getirilen hukuki bir güvencedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 43; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 12). 9. Disiplin hukukunda soruşturma zamanaşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki tür zamanaşımı söz konusudur. Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren kanunda belirtilen sürenin geçmesi nedeniyle disiplin soruşturması açılmasını engelleyen zamanaşımına soruşturma zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihten itibaren kanuni süresi içinde soruşturma açılmakla birlikte ceza verilebilmesi için kanunda öngörülen sürenin geçirilmesiyle disiplin cezası verilmesini engelleyen zamanaşımına ise ceza zamanaşımı denilmektedir. Kamu düzenine ilişkin olan bu sürelerin idari makamlar ve yargı mercileri tarafından resen gözetilmesi zorunludur (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 44; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 13). 10. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin birinci fıkrasında; disiplin cezalarına konu fiileri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. 11. Anılan maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Kural, “ kınama cezası ” yönünden incelenmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin cezalarının mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine yeniden disiplin cezası verilmesinde uyulacak zamanaşımı sürelerine ilişkin olarak herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, bu eksikliğin yorum farklılıklarına ve yeknesak olmayan uygulamalara sebebiyet verdiği, ayrıca eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 13. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 14. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 15. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 19). 16. İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, davaya konu işlemin hukuk âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur ve aynı koşullar devam ettiği sürece bu konuda yeniden işlem tesis edilemez. Disiplin cezasının eylemin sübut bulmadığı ya da zamanaşımı süresi geçtikten sonra tesis edildiği gibi gerekçelerle iptal edilmesi üzerine aynı konuda yeniden bir disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Ancak bazı iptal kararlarının gerekçesi idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da gerekli kılabilir. Örneğin iptal davasına konu bir disiplin cezasının dayanağı olarak ileri sürülen eylemin niteliği gereği daha hafif bir cezayı gerektirdiği gerekçesiyle verilen bir iptal kararı üzerine idari makamlar anılan gerekçe doğrultusunda daha hafif olan cezanın verilmesi yoluna gidebilecektir. Yine dava konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul hükümleri yönünden hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal kararları üzerine idare tarafından iptale neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis edilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 52; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 20). 17. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasında disiplin ceza zamanaşımı süresi iki yıl olarak düzenlenmiştir. Kuralda disiplin cezasının idare mahkemesince yetki ve şekil unsurları yönünden iptalinde olduğu gibi karar gerekçesinin idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün kıldığı durumlarda uyulması gereken zamanaşımı sürelerine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. 18. İdari düzenin korunması ve kamu hizmetinin düzgün işlemesi amacıyla getirilen disiplin cezaları ile genel toplum düzenini koruyan ceza hukuku alanındaki cezalar arasında cezanın amacı, veriliş usulü ve sonuçları yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Anılan farklılıklar zamanaşımının işleyişinde de kendini göstermektedir. Bu anlamda disiplin hukuku bakımından disiplin cezası verme zamanaşımı, cezayı gerektiren fiilin işlendiği tarih itibarıyla başlayan ve cezanın verilmesine kadar geçen sürece ilişkindir. Anılan cezaya karşı hak arama özgürlüğü kapsamında idari ve yargısal mercilere başvurulması, akabinde cezanın iptal edilmesi üzerine iptal kararı doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis etmesine ilişkin sürecin ise ayrı bir aşama olması nedeniyle disiplin ceza zamanaşımından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 56; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 24). 19. Öte yandan iptal kararının gerekleri doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis ederken hiçbir süreyle sınırlı tutulmaması da kabul edilemeyeceğinden idarenin yeni cezayı makul bir sürede tesis etmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 57; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 25). 20. Bu itibarla anılan Kanun’da belirtilen ceza zamanaşımı süresi yargı kararından önce verilen ilk disiplin cezaları için geçerli olup yargı kararı uyarınca yeni bir disiplin cezasının tesis edileceği durumlarda idarenin vakit geçirmeden harekete geçmesi ve makul bir süre içinde yargı kararını uygulaması gerekmektedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 58; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 26). 21. Kuralda, disiplin cezalarına karşı idari yargıda açılan davalarda verilen iptal kararlarının gerekçesinin idareye ilgili hakkında başka bir disiplin işlemi tesis etme olanağı tanıması hâlinde idarece yeniden işlem tesisi sırasında uyulması gereken zamanaşımı sürelerine ilişkin olarak herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Başka bir deyişle bir disiplin soruşturmasının başlatılması, elde edilen bulgular ve yapılan değerlendirmeler sonucunda fiile uygun disiplin cezasının verilmesi, bu cezaya karşı dava açılması üzerine mahkemece, yeni bir ceza verilmesini mümkün kılacak bir gerekçeyle cezanın iptaline hükmedilmesi ve idare tarafından bu karara uygun şekilde yeniden disiplin cezası tesis edilmesi şeklinde özetlenebilecek bir sürecin nihai olarak ne kadar sürede tamamlanacağı 657 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. Bu yönüyle kuralın kınama cezasını gerektiren hâllerle ilgili olarak, kamu görevlilerinin disiplinsizliğinin cezasız kalmaması şeklindeki kamu yararı amacı ile kişilerin süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmasının önlenmesi yönündeki hukuki menfaat arasında adil dengeyi koruyacak güvenceleri içermediği sonucuna varılmıştır. 22. Bu itibarla kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önleyecek nitelikte tedbirler içermeyen, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmayan kural hukuk devleti ilkesini ihlal etmektedir. 23. Açıklanan nedenlerle kural “ kınama cezası ” yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 24. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 25. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin ikinci fıkrasının “ kınama cezası ” yönünden iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin ikinci fıkrasının “kınama cezası” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/89
2025/13
27/03/2025
Esas - İptal
26/06/2025 - 32938
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ”
1
7
1,982
2025/106
2025/118
07/05/2025
07/05/2025
(AYM, E.2025/118, K.2025/106, 07/05/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Ankara 14
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/106
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 46. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen alacak için başlatılan icra takibine yapılan şikâyet üzerine görülen davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamulaştırılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti Geçici Madde 6 – (Ek: 18/6/2010-5999/1 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/ 21 md.) Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır. … Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir. .. . ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir dava bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinin iptali talep edilmiştir. Anılan madde, kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiilî olarak el konulması sebebiyle mülkiyet hakkından doğan talepleri konu edinmektedir. 4. Bakılmakta olan davada, şikâyete konu icra emrinin dayanağı olan gerekçeli kararda hükme esas alınan bilirkişi 2. ek raporundan bedel tespitine konu taşınmazın 1986 yılında rekreasyon alanı olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin gerekçeli başvuru kararında veya başvuruya ek olarak gönderdiği belgelerde de taşınmaza yapılan müdahalenin itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 6. maddede belirtilen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihleri arasında gerçekleştiği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla kamulaştırmasız el atmanın anılan Kanun’un geçici 6. maddesi kapsamında belirtilen tarih aralığında gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır. 5. Öte yandan anılan maddenin sekizinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinde, kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, belediyeler için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılacağı, kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde ödemelerin, sonraki yıllara sâri olacak şekilde garameten ve taksitlerle gerçekleştirileceği belirtilmiş; itiraz konusu dördüncü cümlesinde de taksitli ödeme süresince 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre ayrıca kanuni faiz ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla kural, kesinleşen mahkeme kararı sonrasında ödemenin idarece taksitle yapılmış olması durumunda uygulanma alanı bulacaktır. 6. Yapılan incelemede, kesinleşen alacağa ilişkin kararın yerine getirilmesi için 2942 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca idareye başvuruda bulunulduğu, otuz günlük süre sonunda idarenin ödemede bulunmamış olması nedeniyle de takibe başlanıldığı, dolayısıyla takibe konu alacağın taksitle ödenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. 7. Bu itibarla belirli bir tarih aralığında gerçekleşen kamulaştırmasız el atma nedeniyle kesinleşen kamu alacağının taksitle ödenmesi hâlinde kanuni faiz uygulanmasını öngören kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 8. Açıklanan nedenlerle kuralın itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 7/5/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/106
2025/118
07/05/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 46. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen alacak için başlatılan icra takibine yapılan şikâyet üzerine görülen davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamulaştırılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti Geçici Madde 6 – (Ek: 18/6/2010-5999/1 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/ 21 md.) Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır. … Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir. .. . ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin sekizinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 46. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen alacak için başlatılan icra takibine yapılan şikâyet üzerine görülen davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamulaştırılmaksızın kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti Geçici Madde 6 – (Ek: 18/6/2010-5999/1 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/ 21 md.) Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır. … Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir. .. . ”
0
8
1,982
2025/60
2025/75
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/75, K.2025/60, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/60
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …mümkün olan hâllerde.. . ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 320. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki kuralın öngördüğü usulün mahkemece uygulanmayarak duruşma açıldığı gözetildiğinde basit yargılama usulüne tabi olan davalarda, mümkün olan hâllerde tarafların duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden karar verilmesine imkân tanıyan kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …mümkün olan hâllerde… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/60
2025/75
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …mümkün olan hâllerde.. . ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 320. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …mümkün olan hâllerde.. . ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 320. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. ”
0
9
1,982
2025/63
2025/72
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/72, K.2025/63, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/63
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin; A. Başlığının, B. (1) numaralı fıkrasının, C. (3) numaralı fıkrasında yer alan “ …kısmi… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 109 . maddesi şöyledir: “ Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davanın 6100 sayılı Kanun’un 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası olarak açıldığı gözetildiğinde kısmi davaya ilişkin düzenlemeler içeren itiraz konusu kuralların bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin; A. Başlığının, B. (1) numaralı fıkrasının, C. (3) numaralı fıkrasında yer alan “ …kısmi… ” ibaresinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/63
2025/72
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin; A. Başlığının, B. (1) numaralı fıkrasının, C. (3) numaralı fıkrasında yer alan “ …kısmi… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 109 . maddesi şöyledir: “ Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin; A. Başlığının, B. (1) numaralı fıkrasının, C. (3) numaralı fıkrasında yer alan “ …kısmi… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 109 . maddesi şöyledir: “ Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. ”
0
10
1,982
2025/51
2025/65
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/65, K.2025/51, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Onur MERCAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/51
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/65 Karar Sayısı : 2025/51 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen on üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 18., 35., 40., 48., 49., 55. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kıdem tazminatı alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 14. maddesi şöyledir: “ Kıdem tazminatı: Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 - 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; 5. (Ek: 25/8/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur. İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır. (Değişik: 17/10/1980 - 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 - 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir. Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (c) bendinde ise “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında da yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, ( b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ”, (c) bendinde ise “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede gerekçeli başvuru kararında 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on üçüncü fıkrasının iptalinin talep edildiği ancak başvuru tutanağında söz konusu maddenin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü anlaşılmıştır. 6. Ayrıca dosyanın fizikî olarak gönderilen ilgili bölümlerinde onay bulunmadığı ve dava dosyasına sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası nın düzenlenmediği tespit edilmiştir. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan başvurunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen on üçüncü fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/51
2025/65
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/65 Karar Sayısı : 2025/51 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen on üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 18., 35., 40., 48., 49., 55. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kıdem tazminatı alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 14. maddesi şöyledir: “ Kıdem tazminatı: Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 - 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; 5. (Ek: 25/8/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur. İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır. (Değişik: 17/10/1980 - 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 - 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir. Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin 10/12/1982 tarihli ve 2762 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen on üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 18., 35., 40., 48., 49., 55. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kıdem tazminatı alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 14. maddesi şöyledir: “ Kıdem tazminatı: Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 - 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; 5. (Ek: 25/8/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur. İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır. (Değişik: 17/10/1980 - 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 - 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 - 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir. Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir. ”
0
11
1,982
2025/46
2025/61
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/61, K.2025/46, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Bursa 4
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Murat ÖZDEN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/46
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/61 Karar Sayısı : 2025/46 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 102. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin 20/2/2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşınır mal haczinden kaynaklanan istihkak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 17/7/2003-4949/102 md.) Bu Kanunun 119, 226, 326, 363 ve 364 üncü maddelerindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (Değişik fıkra:20/2/2019-7165/2 md.) 363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır. (Ek fıkra:7/11/2024-7531/2 md.) İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri Kanun’un; 1. 363. maddesi şöyledir: “ İstinaf yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 363- (Değişik: 2/3/2005-5311/24 md.) İcra mahkemesince 85 inci maddenin uygulanma biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekâlet ücreti, 103 üncü maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, 263 üncü maddenin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, icra mahkemesinin iflâs idaresinin işlemleri hakkında şikâyet üzerine verdiği kararlara karşı, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36 ncı maddeye göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararları dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk lirasını geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvuru süresi (…) tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İcra mahkemesi kararları aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötüniyetle istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılırsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmü uygulanır. Kesin bir karara karşı kötüniyetle istinaf yoluna başvuranlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İcranın devamı için gereken evrak alıkonularak bunların birer örneği bölge adliye mahkemesine gönderilecek dosyaya konulur. ” 2. 364. maddesi şöyledir: “ Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 364- (Değişik: 2/3/2005-5311/25 md.) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz Türk lirasını geçen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:2/3/2024-7499/3 md.) Birinci fıkrada belirtilen kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir; temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu durumda da 363 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2004 sayılı Kanun’un 363. maddesinin birinci fıkrasında icra mahkemesinin anılan fıkrada sayılan kararları dışındakilere karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk lirasını geçmesi şartıyla istinaf kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. 4. Anılan Kanun’un 364. maddesinin birinci fıkrasında da bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz Türk lirasını geçen nihai kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. 5. Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasında 363. ve 364. maddelerdeki parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı, bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımlarının dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda 363. ve 364. maddelerde belirtilen parasal sınırlar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir. 6. Ek 1. maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında ise 363. ve 364. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Kural gereğince dava konusunun değer ve miktar itibarıyla ilk derece mahkemesince ve bölge adliye mahkemesince hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal sınırın altında kalması hâlinde bu mahkemelerce verilen karara karşı istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün değildir. B. İtirazın Gerekçesi 7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural gereğince davanın açıldığı tarihte kanun yolu açık olan davanın üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan güncelleme nedeniyle kesinlik sınırının artması ve tarafların kanun yoluna başvurma hakkının ortadan kalkmasının hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğe aykırı olduğu zira tarafların kanun yoluna başvurmalarıyla ilgili kesinlik sınırını davanın açıldığı tarihte öngörebilmelerinin mümkün olmadığı dolayısıyla kural gereğince kanun yoluna başvurmada hükmün verildiği tarihteki parasal sınırın dikkate alınmasının adil yargılanma hakkı ve hukuki güvenlik ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 9. Anayasa Mahkemesi 4/12/2024 tarihli ve E.2023/182, K.2024/203 sayılı kararında 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ve anılan Kanun’un istinaf yoluna başvurulabilen kararlar ile temyiz edilemeyen kararların düzenlendiği 341. ve 362. maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağını öngören “ …341 inci, 362 nci… ” ibaresini Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir. 10. Söz konusu kararda öncelikle anılan ibarenin Kanun’un 341. ve 362. maddelerinde belirtilen ve ek 1. maddenin (1) numaralı fıkrası gereğince her yıl önceki yıla ilişkin yeniden değerleme oranına göre güncellenen parasal tutarın altında kalan davalarda verilen kararlara karşı istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurma imkânını ortadan kaldırması nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkıyla ilgisi olduğu ve söz konusu hakka sınırlama getirdiği belirtilmiştir (AYM, E.2023/182, K.2024/203, 4/12/2024, § 44). 11. Bu bağlamda kararda, hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarın güncellenmesinde dikkate alınan yeniden değerleme oranının 213 sayılı Kanun’un mükerrer 298/A maddesi gereğince belirlendiği ve bu oranın Hazine ve Maliye Bakanlığınca ilan edildiği, dolayısıyla anılan tarih itibarıyla kanun yoluna başvurulabilecek kararların kapsamının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde ibarenin kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2023/182, K.2024/203, 4/12/2024, § 46). 12. Anılan kararda söz konusu ibarenin Anayasa’nın 141. maddesi kapsamında yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönünde meşru bir amacının olduğu ve bu amaca ulaşmak bakımından elverişli ve gerekli olduğu belirtilmiştir. 13. Kararda yapılan orantılılık incelemesinde öncelikle k işilerin dava konusunu oluşturan alacak ya da malın değerine göre -kanun yollarına başvurmada o tarihte geçerli olan parasal değerleri (kesinlik sınırı) de dikkate alarak- dava/karşı dava açabilecekleri ya da ıslah talebinde bulunabilecekleri, k anun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden korunması gerektiği vurgulanmıştır (AYM, E.2023/182, K.2024/203, 4/12/2024, §§ 49-53) . 14. Kararda, ibare gereğince kanun yoluna başvuru açısından parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamının davanın taraflarına yüklendiği, bu yönüyle ibare kapsamında tarafların kanun yoluna başvuramaması nedeniyle katlanacakları külfet ile meşru amaçtan kaynaklanan kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu belirtilerek anılan ibareyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2023/182, K.2024/203, 4/12/2024, § 55) . 15. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. 16. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 17. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 18. 2004 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 102. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin 20/2/2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/46
2025/61
06/03/2025
Esas - İptal
04/06/2025 - 32920
null
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/61 Karar Sayısı : 2025/46 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 102. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin 20/2/2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşınır mal haczinden kaynaklanan istihkak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 17/7/2003-4949/102 md.) Bu Kanunun 119, 226, 326, 363 ve 364 üncü maddelerindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (Değişik fıkra:20/2/2019-7165/2 md.) 363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır. (Ek fıkra:7/11/2024-7531/2 md.) İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri Kanun’un; 1. 363. maddesi şöyledir: “ İstinaf yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 363- (Değişik: 2/3/2005-5311/24 md.) İcra mahkemesince 85 inci maddenin uygulanma biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekâlet ücreti, 103 üncü maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, 263 üncü maddenin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, icra mahkemesinin iflâs idaresinin işlemleri hakkında şikâyet üzerine verdiği kararlara karşı, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36 ncı maddeye göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararları dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk lirasını geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvuru süresi (…) tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İcra mahkemesi kararları aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötüniyetle istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılırsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmü uygulanır. Kesin bir karara karşı kötüniyetle istinaf yoluna başvuranlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İcranın devamı için gereken evrak alıkonularak bunların birer örneği bölge adliye mahkemesine gönderilecek dosyaya konulur. ” 2. 364. maddesi şöyledir: “ Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 364- (Değişik: 2/3/2005-5311/25 md.) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz Türk lirasını geçen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:2/3/2024-7499/3 md.) Birinci fıkrada belirtilen kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir; temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu durumda da 363 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 4. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 102. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin 20/2/2019 tarihli ve 7165 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşınır mal haczinden kaynaklanan istihkak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 17/7/2003-4949/102 md.) Bu Kanunun 119, 226, 326, 363 ve 364 üncü maddelerindeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (Değişik fıkra:20/2/2019-7165/2 md.) 363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır. (Ek fıkra:7/11/2024-7531/2 md.) İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri Kanun’un; 1. 363. maddesi şöyledir: “ İstinaf yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 363- (Değişik: 2/3/2005-5311/24 md.) İcra mahkemesince 85 inci maddenin uygulanma biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekâlet ücreti, 103 üncü maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, 263 üncü maddenin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, icra mahkemesinin iflâs idaresinin işlemleri hakkında şikâyet üzerine verdiği kararlara karşı, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36 ncı maddeye göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararları dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk lirasını geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvuru süresi (…) tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İcra mahkemesi kararları aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötüniyetle istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılırsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmü uygulanır. Kesin bir karara karşı kötüniyetle istinaf yoluna başvuranlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İcranın devamı için gereken evrak alıkonularak bunların birer örneği bölge adliye mahkemesine gönderilecek dosyaya konulur. ” 2. 364. maddesi şöyledir: “ Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi Madde 364- (Değişik: 2/3/2005-5311/25 md.) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz Türk lirasını geçen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:2/3/2024-7499/3 md.) Birinci fıkrada belirtilen kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir; temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu durumda da 363 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. ”
1
12
1,982
2025/82
2025/91
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/91, K.2025/82, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Aile Mahkemesi - Antalya 12
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/82
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/91 Karar Sayısı : 2025/82 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 12. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...süresiz olarak... ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Yoksulluk nafakasının artırılması ve kaldırılması talepleriyle açılan dava ve karşı davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir: “ 2. Yoksulluk nafakası Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 176. maddesi şöyledir: “ 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...süresiz olarak... ” ibaresinin iptalini talep etmiştir. Anılan fıkrada boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği belirtilmiştir. 4. Söz konusu Kanun’un 176. maddesinin birinci fıkrasına göre ise maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında da irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacağı; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılacağı öngörülmüştür. Maddenin dördüncü fıkrasında ise tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına veya azaltılmasına karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. 5. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu Kanun’un 176. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince asıl dava olarak ileri sürülen yoksulluk nafakasının artırılması talebi ile anılan maddenin üçüncü fıkrası gereğince karşı dava olarak ileri sürülen söz konusu nafakanın kaldırılması talebine ilişkindir. İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddenin ise boşanma davası ya da 178. maddeye göre bir yıllık süre içinde bağımsız olarak açılabilecek bir yoksulluk nafakası davasında uygulanabileceği açıktır. Başka bir ifadeyle 175. maddeye göre yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmedilmesi ancak boşanma davası ya da bağımsız olarak açılan yoksulluk nafakası talepli bir davayla mümkün olacaktır. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde itiraz konusu kuralın bu davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 6. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...süresiz olarak... ” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/82
2025/91
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/91 Karar Sayısı : 2025/82 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 12. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...süresiz olarak... ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Yoksulluk nafakasının artırılması ve kaldırılması talepleriyle açılan dava ve karşı davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir: “ 2. Yoksulluk nafakası Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 176. maddesi şöyledir: “ 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 12. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...süresiz olarak... ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 20., 35. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Yoksulluk nafakasının artırılması ve kaldırılması talepleriyle açılan dava ve karşı davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 175. maddesi şöyledir: “ 2. Yoksulluk nafakası Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 176. maddesi şöyledir: “ 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. ”
0
13
1,982
2025/62
2025/71
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/71, K.2025/62, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/62
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/71 Karar Sayısı : 2025/62 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinle yer alan “ …kesin olarak… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davanın ilk derece mahkemesinde bulunduğu gözetildiğinde dosyanın esası incelenmeden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine yönelik olarak bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararların kesin olduğunu öngören itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinle yer alan “ …kesin olarak… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/62
2025/71
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/71 Karar Sayısı : 2025/62 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinle yer alan “ …kesin olarak… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinle yer alan “ …kesin olarak… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ”
0
14
1,982
2025/61
2025/77
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/77, K.2025/61, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/61
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/77 Karar Sayısı : 2025/61 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ …tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder… ” bölümünün, B. 139. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin, C. 140. maddesinin; 1. (2) numaralı fıkrasının, 2. (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ … sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde… ” bölümünün, Ç. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; 1. İkinci cümlesinin, 2. Üçüncü cümlesinde yer alan “ …sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. ” 2. 139. maddesi şöyledir: “ Ön inceleme duruşmasına davet MADDE 139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir: a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar. b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları. c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği. ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği. ” 3. 140. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir: “ (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder. (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .” 4. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davada ön inceleme duruşmasının yapılarak tahkikat aşamasına geçildiği gözetildiğinde ön inceleme aşamasına ilişkin olan kuralların yargılamanın bulunduğu aşama itibarıyla bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ …tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder… ” bölümünün, B. 139. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin, C. 140. maddesinin; 1. (2) numaralı fıkrasının, 2. (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ … sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde… ” bölümünün, Ç. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; 1. İkinci cümlesinin, 2. Üçüncü cümlesinde yer alan “ …sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde… ” ibaresinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/61
2025/77
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/77 Karar Sayısı : 2025/61 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ …tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder… ” bölümünün, B. 139. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin, C. 140. maddesinin; 1. (2) numaralı fıkrasının, 2. (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ … sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde… ” bölümünün, Ç. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; 1. İkinci cümlesinin, 2. Üçüncü cümlesinde yer alan “ …sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. ” 2. 139. maddesi şöyledir: “ Ön inceleme duruşmasına davet MADDE 139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir: a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar. b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları. c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği. ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği. ” 3. 140. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir: “ (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder. (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .” 4. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ …tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder… ” bölümünün, B. 139. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin, C. 140. maddesinin; 1. (2) numaralı fıkrasının, 2. (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ … sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde… ” bölümünün, Ç. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; 1. İkinci cümlesinin, 2. Üçüncü cümlesinde yer alan “ …sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 137. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. ” 2. 139. maddesi şöyledir: “ Ön inceleme duruşmasına davet MADDE 139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir: a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar. b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları. c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği. ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği. ” 3. 140. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir: “ (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder. (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .” 4. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür .”
0
15
1,982
2025/73
2024/53
22/02/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/53, K.2025/73, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Antalya 4
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/73
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/53 Karar Sayısı : 2025/73 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının altıncı cümlesinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 89. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ 2 – Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında: Madde 89 – (Değişik: 18/2/1965-538/49 md.) Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir. Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/22 md.) Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir. Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder. Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/22 md.) Her hâlde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir. … Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harc ve resme tabi değildir. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE VE Yılmaz AKÇİL’in katılımlarıyla 22/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2004 sayılı Kanun’un 88. maddesinin birinci fıkrasında borçlunun kendi elinde bulunan malları dışında borçlunun üçüncü şahısta olan taşınır mal, alacak ve haklarının da icra takibinin kesinleşmesi şartıyla haczedilebileceği düzenlenmiştir. 4. Anılan fıkrada haczolunan paraların, banknotların, hamiline ait senetlerin, poliçeler ve sair cirosu kabil senetler ile altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerin icra dairesi tarafından muhafaza edilmesi öngörülmüştür. Buna göre belirtilen para, senet ve kıymetli eşyaların haczi, icra dairesi tarafından bunlara el konması suretiyle gerçekleşmektedir. 5. Söz konusu Kanun’un 89. maddesinde ise alacakların ve üçüncü kişilerin ellerinde bulunan malların haczine ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında hamiline ait olmayan veya cirosu kabil bir senede dayanmayan alacağın, diğer bir talep hakkının veya borçluya ait olan üçüncü kişinin elindeki taşınır bir malın haczedilmesi hâlinde icra dairesi tarafından borcu olan üçüncü kişiye haciz ihbarnamesinin gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Haciz ihbarnamesiyle üçüncü kişiye borcunu ancak icra dairesine ödeyebileceği ve takip borçlusuna yapılan ödemenin geçerli olmadığı bildirilmekte; üçüncü kişinin taşınır bir malı elinde bulundurması hâlinde ise haciz ihbarnamesinde taşınır malın ancak icra dairesine teslim edilebileceği, malın takip borçlusuna verilmemesi gerektiği, aksi hâlde malın bedelinin icra dairesine ödemek zorunda kalınacağı da belirtilmektedir. 6. Maddenin ikinci fıkrasına göre haciz ihbarnamesini tebliğ alan üçüncü kişi borçlu olmadığını, malın yedinde bulunmadığını veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcun ödendiğini, malın tüketildiğini, kusuru olmaksızın telef olduğunu, malın borçluya ait olmadığını veya kendisine rehin edildiğini, borçluya ya da emrettiği yere verilmiş olduğunu ve diğer benzer iddiaları ileri sürerek yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirimde bulunabilir. 7. Üçüncü fıkrada haciz ihbarnamesine itiraz edilmemesi üzerine gönderilecek ikinci ve üçüncü ihbarnameler ile üçüncü kişi tarafından açılacak menfi tespit davasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. 8. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde malın üçüncü kişinin elinde veya borcun üçüncü kişinin zimmetinde sayılacağına ilişkin ikinci bir ihbarnamenin gönderileceği, bu ihbarnamede üçüncü kişinin ihbarnamenin tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunabileceği, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya elinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi gerektiğine ilişkin hususların yer alacağı belirtilmiştir. 9. Fıkranın üçüncü cümlesinde ikinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü kişiye üçüncü bir ihbarnamenin daha gönderileceği ifade edilmiştir. Üçüncü ihbarnameyle üçüncü kişiye on beş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya elinde sayılan malı teslim etmesi ya da bu süre içinde menfi tespit davası açması gerektiği, aksi takdirde borcu ödemeye veya elinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilecektir. Bu itibarla üçüncü kişinin on beş gün içinde menfi tespit davası açmaması hâlinde borcun üçüncü kişinin zimmetinde veya malın elinde sayıldığı kesinleşecek, bu kapsamda üçüncü kişi zimmetinde olduğu kabul edilen borcu veya elinde sayılan malı teslim etmek zorunda kalacaktır. 10. Fıkranın dördüncü cümlesinde üçüncü kişi tarafından menfi tespit davası açılması hâlinde icra sürecinin nasıl ilerleyeceğine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre üçüncü kişinin üçüncü ihbarnamede belirtilen bildirimi almasından sonra icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde on beş günlük süre içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim etmesi durumunda üçüncü kişi hakkında yürütülen cebrî icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar duracaktır. 11. Fıkranın itiraz konusu altıncı cümlesinde ise üçüncü kişi tarafından açılacak menfi tespit davalarında ispat yükünün taraflardan hangisinin üzerinde olduğu düzenlenerek üçüncü kişinin takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmek zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. 12. Buna göre alacaklıya karşı menfi tespit davası açan üçüncü kişi; takip borçlusuna borçlu olmadığını, elinde takip borçlusuna ait bir malın bulunmadığını, haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcunu ödediğini, malın kullanıldığını ya da kusuru olmaksızın telef olduğunu, malın borçluya ait olmadığını veya malın kendisine rehin edildiğini, alacağın borçluya ya da emrettiği yere verildiğini veya benzeri yöndeki iddialarını ispatlamakla yükümlüdür. B. İtirazın Gerekçesi 13. Başvuru kararında özetle itiraz konusu kuralla birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz etmeyen üçüncü kişinin borçlu olmadığını ispat edecek araçlara sahip olmadığı hâlde ispat yükünün üçüncü kişi üzerinde bırakıldığı, tarafı olmadığı bir borç ilişkisine dahil edilen üçüncü kişinin yalnızca haciz ihbarnamelerine itiraz etmemesi nedeniyle ispat yükü altında bırakılmasının eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 14. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir. 15. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. 16. Anayasa’nın 142. maddesinde de “ Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. ” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak şartıyla düzenlenmesi hususu kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu takdir yetkisini kullanırken Anayasa’daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015). 17. Bu itibarla kanun koyucu, 2004 sayılı Kanun’un 89. maddesinde düzenlenen menfi tespit davaları hakkında yasama yetkisini kullanırken Anayasa’ya bağlı kalmak kaydıyla usul kurallarının ve ispat usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu bağlamda getirilen usul kurallarının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması gerekir (AYM, E.2024/130, K.2024/235, 25/12/2024, § 13). 18. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri de bulunmaktadır (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013). 19. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının, usul güvenceleri bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir ( Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). 20. Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Çelişmeli yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir ( Faik Gümüş [1. B.], B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 47). Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenilmemesi ya da delillere karşı çıkma imkânının taraflara verilmemesi yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır ( Abdullah Özen [2. B.], B. No: 2013/4424, 6/3/2014, § 21). 21. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Bu nedenle yargılama süreçlerinde esas olan tarafların eşit şartlarda yargılamaya katılımının sağlanması, gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden bilgi sahibi olması ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının kendilerine verilmesidir ( Taylan Özgür Tor [2. B.], B. No: 2013/2454, 12/3/2015, § 43). 22. İtiraz konusu kuralla borçlunun üçüncü şahısta olan taşınır mal, alacak ve haklarının haczi sonrasında 2004 sayılı Kanun’un 89. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca açılan menfi tespit davasında davacı konumunda olan üçüncü kişinin, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmek zorunda olduğu hükme bağlanarak ispat yükü üçüncü kişi üzerinde bırakılmaktadır. 23. Anılan Kanun’un borçlunun üçüncü kişideki haczedilen alacak, taşınır mal ve diğer haklarına yönelik düzenlemeler içeren 89. maddesinde icra dairesi tarafından üçüncü kişiye gönderilen birinci veya ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz etme hakkı tanınmış ve üçüncü kişinin itiraz hakkını kullanması hâlinde ispat yükünün alacaklıya geçtiği kabul edilmiştir . Bu durumda alacaklının üçüncü kişinin itirazının gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek icra mahkemesinde dava açması gerekir. 24. Öte yandan anılan maddenin sekizinci fıkrasında haciz ihbarnamesine itiraz etmek isteyen üçüncü kişinin beyanı hiçbir harç ve resme tabi kılınmayarak haciz ihbarnamelerine itiraz usulü kolaylaştırılmış, beşinci fıkrasında ise kusuru olmaksızın süresinde haciz ihbarnamelerine itiraz edemeyen üçüncü kişi için Kanun’un 65. maddesinde yer alan gecikmiş itiraz usulünün işletilebileceği düzenlenerek bir telafi mekanizması öngörülmüş ve üçüncü kişiye gecikmiş itirazda bulunarak borçlu olduğuna yönelik iddiaları reddetme imkânı tanınmıştır. 25. 89. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan düzenlemeler gereğince takip borçlusu belirtilerek gönderilmesi gereken haciz ihbarnamelerini tebellüğ eden üçüncü kişinin borç iddiasına ilişkin olarak bilgi sahibi olacağı açıktır. Bu çerçevede üçüncü kişi görülen menfi tespit davasında da haciz ihbarnamesinde belirtilen borçluya karşı borcu bulunmadığını ispat edebilecektir. 26. Böylece 89. maddede yer alan düzenlemelerle borçlu duruma düşürülerek borcu olmayan parayı ödemesinin veya malı teslim etmesinin önüne geçilmesi amacıyla üçüncü kişiye birden fazla itiraz hakkının tanındığı, itiraz usulünün kolaylaştırıldığı ve gecikmiş itiraz müessesesine yer verilerek borçlu olduğuna yönelik iddiaları reddetme imkânının getirildiği anlaşılmaktadır. İspat hakkına yönelik olarak herhangi bir sınırlamanın da öngörülmediği dikkate alındığında üçüncü kişinin menfi tespit davasında takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecbur olduğunu düzenleyen kuralın tarafların çatışan menfaat dengesini birinin aleyhine değiştirecek biçimde birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürmediği sonucuna varılmıştır. 27. Bu itibarla borçlu olduğuna yönelik iddiaları reddetme imkânı tanındıktan sonra açılan menfi tespit davasında ispat yükünün üçüncü kişide olduğunu düzenleyen kuralın adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır. 28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının altıncı cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/73
2024/53
06/03/2025
Esas - Ret
26/06/2025 - 32938
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/53 Karar Sayısı : 2025/73 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının altıncı cümlesinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 89. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ 2 – Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında: Madde 89 – (Değişik: 18/2/1965-538/49 md.) Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir. Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/22 md.) Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir. Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder. Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/22 md.) Her hâlde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir. … Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harc ve resme tabi değildir. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının altıncı cümlesinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 89. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ 2 – Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında: Madde 89 – (Değişik: 18/2/1965-538/49 md.) Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir. Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/22 md.) Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir. Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder. Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/22 md.) Her hâlde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir. … Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harc ve resme tabi değildir. … ”
0
16
1,982
2025/95
2025/105
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/105, K.2025/95, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Bozüyük 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/95
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/105 Karar Sayısı : 2025/95 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bozüyük 3. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. maddesinin Anayasa’nın 2., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Seyirden yasaklama tedbirine uymama suçundan açılan ceza davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 18. maddesi şöyledir: “ Seyirden yasaklanma MADDE 18 – (1) Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilir. Seyirden yasaklanma ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına girişinin yasaklanması anlaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle infazına başlanan seyirden yasaklanma yaptırımının süresi cezanın infazı tamamlandıktan itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre kaydedilir. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu fıkradaki bir yıllık süreler, ikinci kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde üç yıl; üçüncü kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde ise beş yıl olarak uygulanır. (2) Bu madde hükümleri, taraftar gruplarınca spor alanlarının dışında işlenen kasten yaralama, hakaret veya tehdit içeren tezahürat ve mala zarar verme suçları bakımından da uygulanır. (3) Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir. (4) Koruma tedbiri olarak uygulanan ve güvenlik tedbiri olarak hükmedilen spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirine ilişkin bilgiler Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde tutulan bu amaca özgü elektronik bilgi bankasına derhal kaydedilir. Bu bilgi bankasına spor kulüplerinin ve federasyonların erişimi sağlanır. Yasaklanan kişilere ilişkin bilgiler, ilgili spor kulüplerine ve yurt dışında yapılacak müsabaka öncesinde müsabakanın yapılacağı ülkenin yetkili mercilerine bildirilir. (5) Koruma tedbiri olarak uygulanan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri; a) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kaldırılmasına karar verilmesi, b) Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, c) Sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilmesi, halinde derhal kaldırılır. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu kararlar Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerce işlemi yapan kolluk birimine derhâl bildirilir ve kollukça elektronik bilgi bankasına işlenir. (6) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire veya hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren; önödeme halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin uygulanmasına devam edilir. (7) Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına alınmaz. Bu şekilde belirtilen alanlara giren ve dışarı çıkmamakta ısrar eden kişi zor kullanılarak dışarı çıkarılır ve bu madde hükümlerine göre bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. (8) Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu yükümlülüğün takibi amacıyla kolluk birimlerince biyometrik yöntemler de kullanılabilir. (9) Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, her bir müsabaka için yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır. (10) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanma kararı verilen kişi, yasak süresince spor kulüplerinde ve federasyonlarda ve taraftar derneklerinde yönetici olamaz; spor müsabakalarında hakem, temsilci veya gözlemci olarak görev yapamaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın “ Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz. ” denilmiştir. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. 3. 6222 sayılı Kanun’un itiraz konusu 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasına, (8) numaralı fıkranın birinci cümlesine ve (9) numaralı fıkrasına yönelik iptal talepleri Anayasa Mahkemesinin 11/9/2014 tarihli ve E.2013/157, K.2014/138 sayılı kararıyla esastan incelenerek kuralların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptalleri talebinin reddine karar verilmiştir. Bir itiraz başvurusu üzerine verilen söz konusu karar 10/7/2015 tarihli ve 29412 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Belirtilen karardan sonra anılan (8) numaralı fıkraya 4/7/2019 tarihli ve 7182 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle ikinci cümle ve (9) numaralı fıkraya “ …her bir müsabaka için… ” ibaresi eklenmiştir. Dolayısıyla (3) numaralı fıkra, (8) numaralı fıkranın birinci cümlesi ve (9) numaralı fıkranın “ …her bir müsabaka için… ” ibaresi dışında kalan kısmı bakımından yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 10/7/2015 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. 4. Bu itibarla (3) numaralı fıkraya, (8) numaralı fıkranın birinci cümlesine ve (9) numaralı fıkranın “ …her bir müsabaka için… ” ibaresi dışında kalan kısmına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. 5. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği hükme bağlanmış; söz konusu fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 6. Söz konusu İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiş, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 7. Yapılan incelemede itiraz konusu kuralın (1), (2), (4), (5), (6) ve (7) numaralı fıkraları, (8) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi, (9) numaralı fıkrasında yer alan “ …her bir müsabaka için… ” ibaresi ile (10) numaralı fıkrasına yönelik olarak söz konusu fıkraların, cümlenin ve ibarenin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduklarının ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaksızın soyut olarak Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla anılan fıkralara, cümle ve ibareye yönelik başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan söz konusu fıkralara, cümle ve ibareye yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. maddesinin; A. (1) ve (2) numaralı fıkralarına yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, B. (3) numaralı fıkrasına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE, C. (4), (5), (6) ve (7) numaralı fıkralarına yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, Ç. 1. (8) numaralı fıkrasının birinci cümlesine yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE, 2. (8) numaralı fıkrasına 4/7/2019 tarihli ve 7182 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen ikinci cümleye yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, D. 1. (9) numaralı fıkrasında yer alan “ …her bir müsabaka için… ” ibaresine yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 2. (9) numaralı fıkrasının kalan kısmına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE, E. (10) numaralı fıkrasına yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/95
2025/105
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/105 Karar Sayısı : 2025/95 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bozüyük 3. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. maddesinin Anayasa’nın 2., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Seyirden yasaklama tedbirine uymama suçundan açılan ceza davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 18. maddesi şöyledir: “ Seyirden yasaklanma MADDE 18 – (1) Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilir. Seyirden yasaklanma ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına girişinin yasaklanması anlaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle infazına başlanan seyirden yasaklanma yaptırımının süresi cezanın infazı tamamlandıktan itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre kaydedilir. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu fıkradaki bir yıllık süreler, ikinci kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde üç yıl; üçüncü kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde ise beş yıl olarak uygulanır. (2) Bu madde hükümleri, taraftar gruplarınca spor alanlarının dışında işlenen kasten yaralama, hakaret veya tehdit içeren tezahürat ve mala zarar verme suçları bakımından da uygulanır. (3) Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir. (4) Koruma tedbiri olarak uygulanan ve güvenlik tedbiri olarak hükmedilen spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirine ilişkin bilgiler Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde tutulan bu amaca özgü elektronik bilgi bankasına derhal kaydedilir. Bu bilgi bankasına spor kulüplerinin ve federasyonların erişimi sağlanır. Yasaklanan kişilere ilişkin bilgiler, ilgili spor kulüplerine ve yurt dışında yapılacak müsabaka öncesinde müsabakanın yapılacağı ülkenin yetkili mercilerine bildirilir. (5) Koruma tedbiri olarak uygulanan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri; a) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kaldırılmasına karar verilmesi, b) Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, c) Sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilmesi, halinde derhal kaldırılır. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu kararlar Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerce işlemi yapan kolluk birimine derhâl bildirilir ve kollukça elektronik bilgi bankasına işlenir. (6) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire veya hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren; önödeme halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin uygulanmasına devam edilir. (7) Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına alınmaz. Bu şekilde belirtilen alanlara giren ve dışarı çıkmamakta ısrar eden kişi zor kullanılarak dışarı çıkarılır ve bu madde hükümlerine göre bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. (8) Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu yükümlülüğün takibi amacıyla kolluk birimlerince biyometrik yöntemler de kullanılabilir. (9) Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, her bir müsabaka için yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır. (10) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanma kararı verilen kişi, yasak süresince spor kulüplerinde ve federasyonlarda ve taraftar derneklerinde yönetici olamaz; spor müsabakalarında hakem, temsilci veya gözlemci olarak görev yapamaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bozüyük 3. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. maddesinin Anayasa’nın 2., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Seyirden yasaklama tedbirine uymama suçundan açılan ceza davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 18. maddesi şöyledir: “ Seyirden yasaklanma MADDE 18 – (1) Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilir. Seyirden yasaklanma ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına girişinin yasaklanması anlaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle infazına başlanan seyirden yasaklanma yaptırımının süresi cezanın infazı tamamlandıktan itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre kaydedilir. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu fıkradaki bir yıllık süreler, ikinci kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde üç yıl; üçüncü kez seyirden yasaklanma yaptırımına karar verildiğinde ise beş yıl olarak uygulanır. (2) Bu madde hükümleri, taraftar gruplarınca spor alanlarının dışında işlenen kasten yaralama, hakaret veya tehdit içeren tezahürat ve mala zarar verme suçları bakımından da uygulanır. (3) Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir. (4) Koruma tedbiri olarak uygulanan ve güvenlik tedbiri olarak hükmedilen spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirine ilişkin bilgiler Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde tutulan bu amaca özgü elektronik bilgi bankasına derhal kaydedilir. Bu bilgi bankasına spor kulüplerinin ve federasyonların erişimi sağlanır. Yasaklanan kişilere ilişkin bilgiler, ilgili spor kulüplerine ve yurt dışında yapılacak müsabaka öncesinde müsabakanın yapılacağı ülkenin yetkili mercilerine bildirilir. (5) Koruma tedbiri olarak uygulanan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri; a) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kaldırılmasına karar verilmesi, b) Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, c) Sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilmesi, halinde derhal kaldırılır. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu kararlar Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemelerce işlemi yapan kolluk birimine derhâl bildirilir ve kollukça elektronik bilgi bankasına işlenir. (6) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire veya hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren; önödeme halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin uygulanmasına devam edilir. (7) Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına alınmaz. Bu şekilde belirtilen alanlara giren ve dışarı çıkmamakta ısrar eden kişi zor kullanılarak dışarı çıkarılır ve bu madde hükümlerine göre bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. (8) Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür. (Ek cümle:4/7/2019-7182/13 md.) Bu yükümlülüğün takibi amacıyla kolluk birimlerince biyometrik yöntemler de kullanılabilir. (9) Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, her bir müsabaka için yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır. (10) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanma kararı verilen kişi, yasak süresince spor kulüplerinde ve federasyonlarda ve taraftar derneklerinde yönetici olamaz; spor müsabakalarında hakem, temsilci veya gözlemci olarak görev yapamaz. ”
0
17
1,982
2025/79
2025/85
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/85, K.2025/79, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 17
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Cem GÜNDOĞDU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/79
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/85 Karar Sayısı : 2025/79 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 17. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 29/6/2006 tarihli ve 5536 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 106. maddesinin 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 9., 10., 35., 49. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Birinci sınıf hâkim olarak görev yapmakta iken emekli olan davacı tarafından ek tazminat ödenmesine ilişkin düzenlemeden yararlandırılması talebiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 106. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir ; “ (Ek fıkra: 2/12/2014-6572/29 md.) (Değişik altıncı fıkra:28/7/2024-7524/58 md.) Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay Birinci başkanvekilleri, Danıştay başkanvekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yargıtay ve Danıştay daire başkanları, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Adalet Bakanlığı Müsteşarına (40.000); birinci sınıf hâkim ve savcılardan 103 üncü maddedeki aylık ödeme oranı % 86 olanlara ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulunda fiilen görev yapan müfettişlere (35.000); diğer birinci sınıf hâkim ve savcılara (30.000); birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılara (26.000); diğer hâkim ve savcılara ise (22.500) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir. Bu Kanuna tabi olan hâkim ve savcılardan Anayasa Mahkemesinde görev yapanlara ödenen aylık ek ödenek ve Uyuşmazlık Mahkemesinde görev yapanlara ödenen ödenek ile bu fıkrada belirlenen ek tazminattan yalnızca biri ve yüksek olanı ödenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında; Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede başvuru kararında itirazın konusu olarak 2802 sayılı Kanun’un 106. maddesinin altıncı fıkrasının metninin tümüne “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin koyu yazılması suretiyle yer verildiği, gerekçede ise ek tazminat ödenmesi için fiilen çalışma şartı getirilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, “ Sonuç ve İstem ” bölümünde de “ …fiilen görev yapan… ” ibaresi nedeniyle emekli hâkim ve savcılara ödeme yapılamadığı belirtildikten sonra tekrar fıkranın tümüne yer verilerek Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu görülmüştür. Bu itibarla anılan fıkranın tamamının mı yoksa fıkrada yer alan “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin mi iptalinin talep edildiğinin belirsiz olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 29/6/2006 tarihli ve 5536 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 106. maddesinin 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/79
2025/85
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/85 Karar Sayısı : 2025/79 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 17. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 29/6/2006 tarihli ve 5536 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 106. maddesinin 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 9., 10., 35., 49. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Birinci sınıf hâkim olarak görev yapmakta iken emekli olan davacı tarafından ek tazminat ödenmesine ilişkin düzenlemeden yararlandırılması talebiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 106. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir ; “ (Ek fıkra: 2/12/2014-6572/29 md.) (Değişik altıncı fıkra:28/7/2024-7524/58 md.) Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay Birinci başkanvekilleri, Danıştay başkanvekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yargıtay ve Danıştay daire başkanları, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Adalet Bakanlığı Müsteşarına (40.000); birinci sınıf hâkim ve savcılardan 103 üncü maddedeki aylık ödeme oranı % 86 olanlara ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulunda fiilen görev yapan müfettişlere (35.000); diğer birinci sınıf hâkim ve savcılara (30.000); birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılara (26.000); diğer hâkim ve savcılara ise (22.500) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir. Bu Kanuna tabi olan hâkim ve savcılardan Anayasa Mahkemesinde görev yapanlara ödenen aylık ek ödenek ve Uyuşmazlık Mahkemesinde görev yapanlara ödenen ödenek ile bu fıkrada belirlenen ek tazminattan yalnızca biri ve yüksek olanı ödenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 17. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 29/6/2006 tarihli ve 5536 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 106. maddesinin 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …fiilen görev yapan… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 9., 10., 35., 49. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Birinci sınıf hâkim olarak görev yapmakta iken emekli olan davacı tarafından ek tazminat ödenmesine ilişkin düzenlemeden yararlandırılması talebiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 106. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir ; “ (Ek fıkra: 2/12/2014-6572/29 md.) (Değişik altıncı fıkra:28/7/2024-7524/58 md.) Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay Birinci başkanvekilleri, Danıştay başkanvekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yargıtay ve Danıştay daire başkanları, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile Adalet Bakanlığı Müsteşarına (40.000); birinci sınıf hâkim ve savcılardan 103 üncü maddedeki aylık ödeme oranı % 86 olanlara ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulunda fiilen görev yapan müfettişlere (35.000); diğer birinci sınıf hâkim ve savcılara (30.000); birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılara (26.000); diğer hâkim ve savcılara ise (22.500) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir. Bu Kanuna tabi olan hâkim ve savcılardan Anayasa Mahkemesinde görev yapanlara ödenen aylık ek ödenek ve Uyuşmazlık Mahkemesinde görev yapanlara ödenen ödenek ile bu fıkrada belirlenen ek tazminattan yalnızca biri ve yüksek olanı ödenir. ”
0
18
1,982
2025/38
2024/27
01/02/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/27, K.2025/38, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Ticaret Mahkemesi - İstanbul 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hülya ÇOŞTAN ÇETİN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/38
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/27 Karar Sayısı : 2025/38 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 292. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Konkordato talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 292. maddesi şöyledir: “ Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması: Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.) İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hülya ÇOŞTAN ÇETİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 3. 2004 sayılı Kanun’un “ Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması ” başlıklı On İkinci Babı’nda konkordato kurumu düzenlenmiştir. 4. Anılan Kanun’un 285. maddesinin birinci fıkrasında, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek ya da muhtemel bir iflastan kurtulmak için mahkemeden konkordato talep edebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da iflas talebinde bulunabilecek her alacaklının gerekçeli bir dilekçeyle borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebileceği belirtilmiştir. 5. Borçlu veya alacaklı tarafından talep edilebilen konkordato, borçlunun çeşitli sebeplerle bozulan maddi durumunun iyileştirilmesini, ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesini ve borçlarını ödeyebilmesini sağlamayı amaçlamaktadır (AYM, 2021/82, 2022/167, 29/12/2022, § 3). 6. Kanun’un 287. maddesinin birinci fıkrasında konkordato talebi üzerine mahkemenin 286. maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olduğunu tespit etmesi hâlinde derhâl geçici mühlet kararı vereceği ve borçlunun mal varlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla mahkemece bir geçici konkordato komiseri görevlendirilir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. 289. maddenin birinci fıkrasına göre mahkemece geçici mühlet içinde borçluya kesin mühlet verilip verilmeyeceği değerlendirilmektedir. 7. Geçici mühlet ve kesin mühletin en önemli etkisi 294. madde uyarınca mühlet içinde ilke olarak mevcut takiplerin durması ve yeni bir takibin başlatılamamasıdır. Bunun yanı sıra 297. madde gereğince borçlunun tasarruf yetkisi de önemli ölçüde sınırlandırılmaktadır. Anılan madde kapsamında borçlunun bazı tasarrufları yapması yasaklanmakta veya konkordato komiserinin iznine tabi kılınmakta, borçlu konkordato komiserinin gözetiminde faaliyetlerine devam edebilmektedir. Borçlunun tasarruf yetkisi tamamen kaldırılarak borçlunun yerine konkordato komiserinin işletmenin faaliyetlerini devam ettirmesine dahi hükmedilebilmektedir. 8. Konkordato mühletinin amacı borçlunun takiplerden korunmuş bir şekilde alacaklılar toplantısı vasıtasıyla alacaklılar ile anlaşarak konkordato yapabilmesine ve konkordatonun mahkemece tasdikine imkân tanımaktır (AYM, 2021/82, 2022/167, 29/12/2022, § 6). B. Anlam ve Kapsam 9. 2004 sayılı Kanun’un 291. ve 292. maddelerinde mahkeme tarafından kesin mühletin kaldırılacağı hâller düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 291. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde konkordato talebiyle amaçlanan iyileşmenin kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. 10. Kanun’un 292. maddesinin birinci fıkrasında da iflasa tabi borçlu bakımından kesin mühletin verilmesinden sonra komiserin yazılı raporu üzerine mahkemece kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilecek hâller anılan fıkranın (a) ila (d) bentlerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda borçlunun malvarlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun 297. maddeye aykırı davranması veya komiserin talimatlarına uymaması ya da alacaklıları zarara uğratmak amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması ve borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatifin konkordato talebinden feragat etmesi kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilebilecek durumlar arasında sayılmıştır. 11. Fıkranın (b) bendinde düzenlenen konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâli ise itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla iflasa tabi borçlu bakımından kesin mühletin verilmesinden sonra kural uyarınca konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkemece kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilecektir. 12. Öte yandan Kanun’un 177 ila 179. maddelerinde alacaklının veya borçlunun talebi üzerine doğrudan doğruya iflas kararı verilebilecek haller düzenlenmiştir. Kuralda ise doğrudan doğruya iflas sebeplerinin gerçekleşme şartı aranmaksızın konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâli resen iflas kararı verilmesi için yeterli sayılmıştır. 13. 292. maddenin ikinci fıkrasında ise iflasa tabi olmayan borçlu bakımından söz konusu maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde düzenlenen hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda komiserin yazılı raporu üzerine mahkemenin kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar vereceği belirtilmiştir. Bu itibarla kural iflasa tabi borçlular bakımından iflas sebebi olarak öngörülmüşken aynı durum diğer borçlular bakımından konkordato talebinin reddi sebebi olarak düzenlenmiştir. 14. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında bu madde uyarınca karar verilmeden önce mahkemenin borçluyu, varsa konkordato talep eden alacaklı ile alacaklılar kurulunu ve gerekli görmesi hâlinde diğer alacaklıları duruşmaya davet edeceği hükme bağlanmıştır. C. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşılması hâlinde konkordato talebinin reddi kararının yanı sıra borçlunun borca batık olmaması durumunda dahi iflasına karar verileceğinin öngörülmesinin kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi ortadan kaldırdığı, bu durumun mülkiyet hakkını ve hak arama özgürlüğünü ölçüsüz biçimde sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 17. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 18. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir (AYM, E.2024/8, K.2024/126, 27/6/2024, §§ 10, 11). 19. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı verir (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.] , B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). 20. Konkordato sürecinde kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilmesine imkân sağlayan kuralın -borçlunun malvarlığı üzerinde doğuracağı sonuçlar dikkate alındığında- mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisine ilişkin düzenlemelerin alacağın tahsili yönünden de belirleyici olduğu açıktır. Dolayısıyla iflasa tabi borçlu bakımından kesin mühletin verilmesinden sonra konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkemece kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilmesini öngören kuralın alacaklıların mülkiyet hakkı kapsamında da incelenmesi gerekir. 21. Anayasa’nın 5. maddesinde “ Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. ” denilmiştir. Buna göre kişilerin ve toplumun huzur ile refahının sağlanması amacıyla hukuksal ilişkilerde belirli bir istikrarı temin edecek, ayrıca kişilerin çatışan temel hak ve özgürlükleri arasında denge kuracak nitelikte düzenlemelerin öngörülmesi de devletin temel amaç ve görevleri kapsamında değerlendirilebilir. 22. Anayasa’nın anılan maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmesi ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla gereken yasal, idari ve yargısal önlemleri almak zorundadır. 23. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerekli kılar (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; Eyyüp Boynukara [1. B.] , B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39, 40). 24. Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların tahsiline ilişkin süreç bakımından da durum böyledir. Bu yönüyle devlet alacakların tahsiline ilişkin sistemi kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 21). Konkordato sürecindeki borçlunun alacaklılarının hakları da Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının kapsamındadır. Dolayısıyla bir tarafta alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağı ile bu alacağın tahsili için başvuracağı borçlunun anılan hak kapsamındaki malvarlığı bulunmaktadır (benzer yönde bkz. Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71). 25. Maddi durumu bozulan borçlunun ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesi ve borçlarını ödeyebilmesi amacıyla öngörülen konkordatonun başarıya ulaşması için alacağın vadesi ve/veya borcun ifa edilebileceği oran hakkında alacaklı ve borçlunun anlaşması gerekir. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un 286. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde bu hususların konkordato ön projesinde yer alması gerektiği belirtilmiştir. 26. Anılan Kanun’un 289. maddesinin üçüncü fıkrasında 287. maddenin üçüncü fıkrası gereğince görevlendirilen geçici konkordato komiseri/komiserlerinin yazılı raporu alındıktan sonra konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühletin verileceği belirtilerek kesin mühlet kararı verilebilmesi konkordatonun başarıya ulaşması ihtimalinin bulunması şartına bağlanmıştır. 27. Sosyal ve ekonomik koşullardaki değişiklikler nedeniyle işletmelerin ekonomik varlıklarını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaları, alacaklılar bakımından alacaklarını tahsil edememe, çalışanlar bakımından ise işlerini kaybetme riskine yol açmaktadır. Bu riskin millî ekonomiyi ve yatırım ortamını doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu sebeple konkordatoya ilişkin düzenlemelerde borçlunun, alacaklıların, çalışanların ve ülkenin ekonomik menfaatlerinin korunması ve dengelenmesine yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. 28. Kuralın gerekçesinde “ Maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeki ‘başarıya ulaşma’ ibaresi ile kastedilen haller iyileşmenin veya konkordatonun tasdikinin hiç mümkün olmadığı hallerdir. ” denilmektedir. 29. Kanun’un 291. maddesinde konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verileceği belirtilmiştir. 305. maddede ise konkordato projesinin tasdik edilebilmesi için aranan şartlar düzenlenmiştir. Anılan maddeler gözetildiğinde iyileşmenin gerçekleşmesi hâlinde konkordato işlemlerine devam edilmeyeceği için kanun koyucunun iyileşme ihtimalini konkordatonun başarıya ulaşma ihtimali kapsamında değerlendirdiği görülmektedir . 30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382. maddesinin (2) numaralı fıkrasında çekişmesiz yargı işlerinden sayılan davalar düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan fıkranın (f) bendinin (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde konkordato mühletinin verilmesi ve komiserin atanması ile konkordatonun tasdiki çekişmesiz yargı işleri arasında gösterilmiştir. Söz konusu Kanun’un 385. maddesinin ikinci fıkrasında ise çekişmesiz yargı işlerinde resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. 2004 sayılı Kanun’un 290. maddesinde konkordato komiserinin görevleri dikkate alındığında kuralla menfaat dengelerinin gözetilerek karar verilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. 31. Kural kapsamında kesin mühletin kaldırılması kararıyla birlikte söz konusu mühletin alacaklı ve borçlu bakımından ortaya çıkan sonuçları sona ermektedir. Bu kapsamda borçlunun tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamalar kalkarken alacaklılar bakımından mühlet ile beraber duran takipler ve tedbir kararlarına ilişkin hukuki işlemler devam edilebilir hâle gelmektedir. Dolayısıyla konkordatonun başarıya ulaşmayacağının anlaşılması hâlinde sadece mühletin kaldırılmasına karar verilmesi borçlunun malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebilir hâle gelmesi sebebiyle alacaklılardan mal kaçırılmasına yol açabilecektir. 32. Kural uyarınca mühletin kaldırılmasının yanı sıra iflasa da karar verilmesi borçlunun alacaklılar aleyhine olası tasarruflarını önleyebilecektir. Bu yönüyle kuralla mülkiyet hakkı bağlamında tarafların çatışan menfaatlerinin dengelendiği anlaşıldığından kuralda devletin bu konudaki pozitif yükümlülüğüyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. 33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 292. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/38
2024/27
11/02/2025
Esas - Ret
03/06/2025 - 32919
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/27 Karar Sayısı : 2025/38 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 292. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Konkordato talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 292. maddesi şöyledir: “ Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması: Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.) İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilen 292. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Konkordato talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 292. maddesi şöyledir: “ Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması: Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.) İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. ”
0
19
1,982
2025/88
2024/205
04/12/2024
27/03/2025
(AYM, E.2024/205, K.2025/88, 27/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Sakarya 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/88
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/205 Karar Sayısı : 2025/88 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2024/205, E.2024/206) İTİRAZLARIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: M uhafaza işleminin dayanağı olan haczin sona ermesi üzerine tasfiye işlemlerine başlanan araçların mülkiyetinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketine (MKE A.Ş.) ve yediemine devrine karar verilmesi talepleriyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMÜ Kanun’un itiraz konusu geçici 20. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:28/3/2023-7445/6 md.) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan mallar, takibin yapıldığı yer icra dairesince bu madde uyarınca resen tasfiye edilir. Adalet Bakanlığı, tasfiye edilecek malların sayısını dikkate alarak takibin yapıldığı yer icra dairelerinden birini veya birkaçını ya da takibin yapıldığı yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan icra dairelerinden birini veya birkaçını tasfiye işlemlerini yürütmekle görevlendirebilir. Tasfiye edilecek mallara ilişkin bilgiler, icra dairesince Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde duyurulur. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde gümrük idaresi, 4458 sayılı Kanun kapsamında serbest dolaşımda olmayan tasfiye konusu malı, gümrük işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve tahsil dairesi, üçüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, 6183 sayılı Kanun uyarınca üzerinde haciz bulunan tasfiye konusu malı muhafaza ve/veya satış işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve borçlu, dördüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödemek suretiyle malı teslim almazsa müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve rehin hakkı sahibi, beşinci fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, rehinden kaynaklanan haklarını kullanarak bu durumu icra dairesine bildirmezse müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmezse icra dairesi, altıncı fıkradaki sürenin dolmasını müteakip gecikmeksizin malın, kanunun elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışa ilişkin hükümleri uyarınca resen satışını yapar. Satış ilanları, sadece elektronik satış portalında yapılır. Malın son iki yıl içinde yapılan kıymet takdiri yoksa resen kıymet takdiri yapılır. İkinci artırmada malın satılamaması halinde, artırma sonuç tutanağının ilan edildiği tarih esas alınmak suretiyle müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde yediemin, altıncı ve sicile kayıtlı mallar bakımından yedinci fıkralarda belirtilen süreleri takip eden on gün içinde malın mülkiyetini almayı kabul eder ve varsa malın son iki yıl içinde yapılan, yoksa icra dairesince takdir edilen kıymetinin yüzde otuzu üzerinden, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücreti mahsup edildikten sonra bakiye tutarı öderse icra dairesi, malın mülkiyetinin yediemine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yedieminin malın mülkiyetinin devrini kabul etmemesi halinde Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi, sekizinci fıkradaki süreyi takip eden bir ay içinde malın 7330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca belirlenen hurda bedelini ödeyeceğini bildirmesi ve bildirimde bulunduğu tarihten itibaren üç ay içinde hurda bedelini ödemesi halinde icra dairesi, hurdaya ayırma işlemlerini tamamlayarak malın mülkiyetinin Şirkete devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde icra dairesi, malın mülkiyetinin bedelsiz olarak Türkiye Kızılay Derneğine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi, mülkiyetin devri için gönderilen dosyalarda, en geç on gün içinde dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir. Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer; tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. Tasfiye konusu malın vergi, ceza, prim gibi borçları, borçluya ait olup mülkiyet ilgiliye, tüm borç ve yüklerinden âri olarak geçer. Devir ve tescil işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır. Devir işlemlerine karşı yedieminlik alacağına dayanılarak hapis hakkı kullanılamaz. Yedieminlik ücretinin varlığı, mülkiyetin devri ve buna ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Tasfiye masrafları, öncelikle dosyadaki avanstan, avansın bulunmaması halinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Tasfiye kapsamında dosyaya ödenen tutardan; sırasıyla avanstan karşılanan masraflar, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan masraflar ve vergi, resim, harç gibi malın aynından kaynaklanan kamu alacakları ödenir. Kalan tutar, 9 uncu madde uyarınca muhafaza edilir, bankalarda nemalandırılır ve talep halinde nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenir. Dosyaya ödenen tutarın, Adalet Bakanlığı bütçesinden yapılan masrafı karşılayamaması halinde icra dairesi, bakiye masrafın, 6183 sayılı Kanun uyarınca borçludan tahsili için tahsil dairesine bildirimde bulunur. İcra daireleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yedieminlerde bulunan malların tespiti için gerekli işlemleri yapar. Bu hâlde kolluktan yardım istenebilir. Adalet Bakanlığı, bu fıkrada belirtilen tespit işlemlerinin yapılması için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar. Adalet Bakanlığı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler ve yürürlüğe koyar. Usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bu maddenin uygulanmasına başlanır. Bu husus Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur . ” II. İLK İNCELEME A. E.2024/205 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL , Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve başvurunun yöntemine uygunluğu sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddede bu maddeyi ihdas eden Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir. 4. Bakılmakta olan davanın konusu m uhafaza işleminin dayanağı olan icra takibine konu aracın üzerindeki haczin kalkması nedeniyle aracın mülkiyetinin MKE A.Ş.ye devrine ilişkindir. 5. Dolayısıyla kuralın gümrük idaresinin 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamında serbest dolaşımda olmayan tasfiye konusu malların gümrük işlemlerini yapmak üzere teslim alınmaması hâlinde müteakip fıkralara göre malın tasfiye edileceğini düzenleyen üçüncü fıkrasının, bu fıkra uyarınca tasfiye edilmeyen malın 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca üzerinde haciz bulunan tasfiye konusu malın tahsil dairesi tarafından teslim alınmaması hâlinde müteakip fıkralara göre malın tasfiye edileceğini düzenleyen dördüncü fıkrasının, söz konusu fıkraya göre tasfiye edilmeyen malın tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödemek suretiyle borçlu tarafından teslim alınmaması hâlinde müteakip fıkralara göre malın tasfiye edileceğini düzenleyen beşinci fıkrasının, bu fıkra uyarınca da malın tasfiye edilmemesi hâlinde rehin hakkı sahibi tarafından teslim alınmayan malın müteakip fıkralara göre tasfiye edileceğini düzenleyen altıncı fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 6. Ayrıca kuralın yedinci fıkrasında önceki fıkralar uyarınca tasfiyesi gerçekleştirilemeyen malın icra dairesi tarafından elektronik ortamda açık artırma yoluyla satış usulü, sekizinci fıkrasında ise bu yöntemle de satılamayan malın yediemine satışı ve onuncu fıkrasında önceki fıkralara göre tasfiye edilemeyen malın mülkiyetinin bedelsiz olarak Türkiye Kızılay Derneğine devrine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davanın malın mülkiyetinin MKE A.Ş.ye devrine ilişkin olduğu dikkate alındığında kuralın yedinci, sekizinci ve onuncu fıkralarının da davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu fıkralara ilişkin başvurunun da Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 7. Ayrıca kuralın tasfiye masraflarının nasıl karşılanacağını düzenleyen on dördüncü fıkrasının, tasfiye kapsamında dosyaya ödenen tutarın paylaştırılması ve bakiyenin nemalandırılması ile hak sahiplerine ödenmesini düzenleyen on beşinci fıkrasının ve dosyaya ödenen tutarın tasfiye masraflarını karşılayamaması hâlinde bakiye masrafın 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre borçludan tahsil edilmesi için tahsil dairesine bildirimde bulunulacağını düzenleyen on altıncı fıkrasının malın tasfiye sürecine ilişkin icra müdürlüğü işlemlerine yönelik olduğu anlaşıldığından bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır . Bu itibarla anılan fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 8. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 9. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 10. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 11. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından kuralın b irinci fıkrasının ikinci cümlesinin, o n birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ …tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. ” ibaresinin, on ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile on üçüncü, on yedinci ve on sekizinci fıkralarının Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü ancak hangi nedenlerle anılan hükümlere aykırı olduğuna dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır. 12. Bu itibarla kuralın b irinci fıkrasının ikinci cümlesine, o n birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ …tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. ” ibaresine, on ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile on üçüncü, on yedinci ve on sekizinci fıkralarına yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olması nedeniyle aynı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. 13. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin; A. Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, onuncu, on dördüncü, on beşinci ve on altıncı fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B . Birinci fıkrasının ikinci cümlesinin, o n birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ …tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. ” ibaresinin, on ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile on üçüncü, on yedinci ve on sekizinci fıkralarının iptallerine yönelik başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, C. Kalan kısmının esasının incelenmesine, yürürlüğün durdurulması talebinin esas incelemesinden karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2024/206 Sayılı Başvuru Yönünden 14. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL , Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve başvurunun yöntemine uygunluğu sorunları görüşülmüştür. 15. Bakılmakta olan davanın konusu m uhafaza işleminin dayanağı olan haczin kalkması nedeniyle malın mülkiyetinin yediemine devredilmesine ilişkindir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin iptalini talep etmiştir. 16. E.2024/205 sayılı başvurunun ilk incelemesinde kuralın üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, onuncu, on dördüncü, on beşinci ve on altıncı fıkralarına yönelik gerekçeler bu başvuru yönünden de geçerlidir. Bu itibarla söz konusu fıkraların davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 17. Ayrıca bakılmakta olan davanın konusunun tasfiye konusu aracın mülkiyetinin yediemine devredilmesi talebine ilişkin olduğu dikkate alındığında tasfiye edilemeyen malın mülkiyetinin 30/6/2021 tarihli ve 7330 sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun hükümlerine göre tespit edilen hurda bedeli üzerinden MKE A.Ş.ye devrini düzenleyen dokuzuncu fıkranın davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu fıkraya ilişkin başvurunun da Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 18. Öte yandan E.2024/205 sayılı başvurunun ilk incelemesinde kuralın b irinci fıkrasının ikinci cümlesi, o n birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ …tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. ” ibaresi, on ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile on üçüncü, on yedinci ve on sekizinci fıkralarına yönelik gerekçeler bu başvuru yönünden de geçerlidir. Buna göre söz konusu ibare ve fıkraların Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü ancak hangi nedenlerle anılan hükümlere aykırı olduğuna dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşıldığından bu ibare ve fıkralara yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. 19. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin; A. Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, dokuzuncu, onuncu, on dördüncü, on beşinci ve on altıncı fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B . Birinci fıkrasının ikinci cümlesinin, o n birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ …tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. ” ibaresinin, on ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile on üçüncü, on yedinci ve on sekizinci fıkralarının iptallerine yönelik başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, C. Kalan kısmının esasının incelenmesine, yürürlüğün durdurulması talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi, ikinci fıkrası, dokuzuncu fıkrası, on birinci fıkrasının birinci cümlesi ile ikinci cümlesinde yer alan “ Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer;... ” ibaresi ve on ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/206 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/205 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/205 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. IV. ESASIN İNCELENMESİ 21. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 22. Haciz; bir alacağının elde edilmesi için borçluya ait mal, hak ve alacaklara hukuken el konulmasıdır. Borçluya ait taşınır mallar ve taşınmazlar ile diğer haklar ve alacaklar haczin konusunu oluşturmaktadır. 23. Haczedilen taşınır malların ne şekilde muhafaza edileceği 2004 sayılı Kanun’un 88. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında haczedilen paraların, banknotların, hamiline ait senetlerin, poliçelerin ve sair cirosu kabil senetler ile altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerin bizzat icra dairesi tarafından muhafaza edileceği belirtilmiştir. 24. Maddenin ikinci fıkrasında diğer taşınır malların muhafaza altına alınacağı ve alacaklının muvafakat etmesi hâlinde istenildiği zaman verilmek şartıyla geçici olarak borçlu yedinde veya üçüncü kişinin nezdinde bırakılabileceği hükme bağlanmıştır. 25. Beşinci fıkranın birinci cümlesinde ise haczedilen malların, Adalet Bakanlığı tarafından yetki verilen gerçek veya tüzel kişilere ait lisanslı yediemin depolarında muhafaza edilmesi öngörülmüştür. Buna göre alacaklının muvafakat etmemesi hâlinde anılan birinci fıkrada sayılanların dışında kalan haczedilmiş taşınır mallar yediemin depolarında muhafaza edilecektir. 26. Anılan Kanun’un 110. maddesinin birinci fıkrasında haczedilen bir malın satılmasının Kanun’da öngörülen süre içinde istenmemesi veya satış talebi geri alınıp da yine öngörülen süre içinde yenilenmemesi hâlinde mal üzerindeki haczin kalkacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklının mala yönelik olarak haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. 27. Muhafaza işleminin dayanağı olan haczin kalkmasına rağmen yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar Kanun’un 88/a maddesinde düzenlenmiştir. İtiraz konusu kuralların da yer aldığı geçici 20. maddede ise 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz işlemi kalkmasına rağmen yedieminde bulunan malların tasfiye usulüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 28. Buna göre yedieminde bulunan malların tasfiyesi, muhafaza işleminin dayanağı olan haczin 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce kalkmış olması hâlinde 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi; 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra kalkmış olması hâlinde ise 2004 sayılı Kanun’un 88/a maddesi kapsamında gerçekleşecektir. 29. Anılan Kanun’un 88/a ve geçici 20. maddelerinin yedieminde bulunan malların tasfiyesini düzenlediği dikkate alındığında her iki madde kapsamında tasfiyeye tabi tutulacak malların para, banknot, hamiline ait senet, poliçe ve sair cirosu kabil senet ile altın, gümüş ve diğer kıymetli şeyler dışında kalan borçluya ait taşınır mallar olduğu anlaşılmaktadır. B. Anlam ve Kapsam 30. 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların takibin yapıldığı yer icra dairesince geçici 20. madde uyarınca resen tasfiye edileceği hükme bağlanmıştır. 31. Anılan maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında tasfiye edilecek mallara ilişkin bilgilerin icra dairesi tarafından Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nde (UYAP) duyurulacağı belirtilmiştir. Buna göre tasfiye konusu mala ilişkin bilgiler UYAP aracılığıyla duyurulacak ancak tasfiye konusu malın maliki olan borçluya veya mal üzerinde hak sahibi olan ilgili kişilere malın tasfiyesine başlandığı ayrıca bildirilmeyecektir. 32. Maddenin beşinci fıkrasında önceki fıkralara göre malın tasfiyesinin gerçekleşmemesi hâlinde borçlunun tasfiye idaresine verilen süreyi takip eden on gün içinde tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödeyerek malı teslim alabileceği hükme bağlanmış, benzer şekilde altıncı fıkrada rehin hakkı sahibinin önceki fıkralara göre tasfiye edilemeyen mal için beşinci fıkrada borçluya verilen sürenin bitiminden itibaren on gün içerisinde rehinden kaynaklı haklarını icra dairesine bildirebileceği belirtilmiştir. Rehin hakkı sahibinin anılan düzenleme kapsamında bildirimde bulunması hâlinde tasfiye sürecinin sona ereceği anlaşılmaktadır. 33. Yedinci fıkrada sicile kayıtlı malların önceki fıkralara göre tasfiye edilememesi durumunda, icra dairesi tarafından gecikilmeksizin Kanun’un elektronik açık artırma suretiyle satışına ilişkin hükümleri kapsamında resen satılacağı belirtilmiştir. 34. İtiraz konusu sekizinci fıkrada yedieminin önceki fıkralara göre tasfiye edilemeyen malın mülkiyetini yine önceki fıkralar uyarınca belirlenen süreyi takiben on gün içinde almayı kabul edebileceği hükme bağlanmıştır. Kuralın ikinci cümlesine göre malın yediemine teslim edilebilmesi için tasfiyeye konu malın iki yıl içinde yapılmış kıymet takdiriyle tespit edilen bedelin, belirtilen şekilde yapılmış bir kıymet takdirinin bulunmaması durumunda ise icra dairesi tarafından takdir edilen bedelin yüzde otuzu üzerinden tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücreti mahsup edildikten sonra tespit edilen tutarın yediemin tarafından ödenmesi gerekmektedir. Tespit edilen tutarın ödenmesi hâlinde icra dairesi tasfiyeye konu malın mülkiyetinin yediemine devredilmesine karar verilmesi talebiyle icra mahkemesine başvuracaktır. 35. İtiraz konusu dokuzuncu fıkrada sicile kayıtlı malların yediemin tarafından mülkiyetin devrini kabul etmemesi durumunda MKE A.Ş.nin sekizinci fıkrada belirtilen süreyi takiben bir ay içinde 7330 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında belirlenen hükümlerine göre tespit edilen hurda değeri üzerinden malın mülkiyetini kabul edebileceği hükme bağlanmıştır. 36. Bu itibarla geçici 20. maddede kademeli bir tasfiye usulünün benimsendiği anlaşılmaktadır. Muhafaza işleminin dayanağı olan haczin kalkmasına rağmen yedieminde bulunan malın söz konusu maddede düzenlenen ve öncelikli olarak uygulanacağı anlaşılan usulle tasfiye edilememesi hâlinde takip eden usullere göre tasfiyenin gerçekleştirilmesi gerekecektir. Başka bir anlatımla bir malın anılan maddede düzenlenen bir yöntemle tasfiye edilebilmesi bu yöntemden önce uygulanması gereken usullerle tasfiyenin gerçekleşememesine bağlıdır. 37. Maddenin on birinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde icra mahkemesi tarafından geçici 20. madde kapsamında mülkiyetin devri için gönderilen dosyalarda en geç on güç içinde ve dosya üzerinden talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre icra mahkemesi mülkiyetin devrine yönelik icra dairesinin başvurularını on güç içinde duruşma yapmaksızın karara bağlayacak ve icra mahkemesi kararına karşı kanun yoluna başvurulamayacaktır. Belirtilen fıkranın ikinci cümlesinde ise kabul kararıyla malın mülkiyetinin ilgili kişiye geçeceği ve mülkiyetin devrinin mal üzerinde bulunan tüm haciz ve rehinler kaldırılmak suretiyle gerçekleşeceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “ Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer; … ” ibaresi itiraz konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır. 38. Maddenin on ikinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde tasfiye konusu malın vergi, cezai prim gibi borçlarının borçluya ait olduğu hükme bağlanmış, malın mülkiyetinin ilgili kişiye tüm borç ve yüklerinden âri olarak geçeceği belirtilmiştir. C. İtirazın Gerekçesi 39. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kurallarla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz işlemi sona ermesine rağmen yedieminde bulunan malların takibin yapıldığı yer icra dairesince resen tasfiye edileceğinin düzenlendiği ancak tasfiye sürecinde borçluya ve rehin hakkı sahibine tebligat yapılma zorunluluğunun öngörülmediği, borçlunun malı teslim almasının yediemin ücretinin ödenmesine bağlı kılındığı, malın değerinin yüzde otuzu üzerinden yediemine, hurda bedeli üzerinden MKE A.Ş.ye, bedelsiz olarak da Türkiye Kızılay Derneğine devir hakkının tanındığı, mülkiyet hakkının devrine ilişkin kararın dosya üzerinden ve kesin olarak verilmesinin hak arama özgürlüğüyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1. Kanun’un Geçici 20. Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesi ile İkinci Fıkrasının İncelenmesi 40. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 41. İtiraz konusu kurallar 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların icra dairesi tarafından 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamında resen tasfiye edileceğini ve tasfiye edilecek mallara ilişkin bilgilerin icra dairesi tarafından UYAP’ta duyurulacağını öngörmektedir. 42. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 43. Anayasal anlamda mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2018/106, K.2019/80, 16/10/2019, § 14). Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir. 44. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). 45. M uhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan borçluya ait taşınır malların tasfiyesine ilişkin kuralların borçlu bakımından mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan kurallarla, borçluya ait olan malın mülkiyetinin devrinin her türlü haciz ve rehin kaldırılmak suretiyle devredileceği öngörüldüğünden taşınmaz üzerinde lehine haciz işlemi gerçekleştiren kişiler ile rehin hakkı sahibi kişilerin alacaklarından kaynaklanan mülkiyet hakkının da etkilendiği açıktır. 46. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. 47. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-40; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44). 48. Anayasa’nın anılan maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir ( Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti . [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71; AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 14). 49. 2004 sayılı Kanun’un 88/a maddesinde genel olarak muhafaza işleminin dayanağı olan haczin kalkmasına rağmen yedieminde bulunan malların tasfiye usulü düzenlenmişken anılan Kanun’un geçici 20. maddesinde 7445 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce muhafaza altına alınmış ancak muhafaza işleminin dayanağı olan haczin kalkmış olmasına rağmen yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin hükümler öngörülmüştür. 50. Her iki tasfiye usulünde de yedieminde bulunan malların tasfiyesinin takibin yapıldığı icra dairesi tarafından resen gerçekleştirileceği ve tasfiyeye konu mallara ilişkin bilgilerin UYAP üzerinden duyurulacağı hükme bağlanmıştır. 2004 sayılı Kanun’un 88/a maddesinde ilgili tasfiye aşamasına gelindiğinde borçluya, tasfiyeye konu mal üzerinde rehin hakkı bulunması durumunda rehin hakkı sahibine, yediemine ve MKE A.Ş.ye malın teslim alınabileceği, aksi hâlde müteakip fıkra hükümlerine göre tasfiyeye devam edileceği ihtarını içerecek şekilde tebligat yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 51. Anılan Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamında öngörülen tasfiye usulünde ise ilgili kişilere tebligat yapılmasını zorunlu kılan bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Söz konusu tasfiye usulleri arasındaki bir diğer fark yediemin tarafından tasfiyeye konu malın teslim alınması için ödenmesi gereken miktara yöneliktir. Kanun’un 88/a maddesinin altıncı fıkrasında yediemin tarafından malın teslim alınması için ödenmesi gereken bedelin kıymet takdirinin yüzde kırkı üzerinden hesaplanacağı hükme bağlanmışken geçici 20. maddenin sekizinci fıkrasında bu oran yüzde otuz olarak belirlenmiştir. Bu itibarla geçici 20. maddede düzenlenen tasfiye usulünün 88/a maddesinde yer alan genel tasfiye usulünden farklılaştığı anlaşılmıştır. 52. Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı geçici 20. maddesinde öngörülen tasfiye sistemiyle yedieminde bulunduğu sürece kullanılamayacağı anlaşılan malların kullanıma kazandırılması, aynı zamanda malın muhafaza süresi ve kullanılmama nedeniyle zarar görmesinin engellenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan muhafaza sebebi ortadan kalkan malın tasfiyesiyle birlikte muhafaza edilmesi gereken diğer mallar için yediemin nezdinde yer temin edilmesi de sağlanabilecektir. 53. Haciz ve sonrasında malların tasfiye sürecinin devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde oluşturulan icra sisteminin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim kurallar muhafaza sebebi olan haczin sona erdiği malların tasfiyesini düzenlemektedir. 54. Devlet bu sistemi kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır (AYM, E.2021/82, K.2022/167, § 21). 55. Geçici 20. maddede tasfiyeye konu malın mülkiyetinin borçlu tarafından teslim alınmaması hâlinde borçlu dışındaki üçüncü kişilere devrine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir. Söz konusu maddenin on birinci fıkrası gereğince malın devir ve teslim işlemlerinin tüm haciz ve rehinler kaldırılarak gerçekleşeceği dikkate alındığında tasfiye konusu mal üzerinde lehine haciz bulunan alacaklıların veya rehin hakkı sahibi kişilerin hak kaybına uğraması mümkündür. 56. Anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, icra sürecinin tüm aşamalarında alacaklının, borçlunun ve diğer hak sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını gerektirmektedir. Mülkiyetin devriyle sonuçlanabileceği öngörülen, ayrıca devir durumunda tüm haciz ve rehinlerin kaldırılacağı düzenlenen tasfiye sisteminde; tasfiye konusu malın maliki olan borçluya, rehin hakkı sahibine ve diğer haciz alacaklıları ile ilgili diğer kişilere tasfiye işlemlerinin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz edebilme imkânı tanınması şarttır. Anılan kişilerin bu süreçteki işlemlere itiraz etme imkânına sahip olması tasfiye sürecinden haberdar olmalarına ve bu sürece etkin şekilde katılmalarını sağlayacak şekilde dâhil edilmelerine bağlıdır. 57. İtiraz konusu kurallarda tasfiye sürecinin resen başlatılacağının öngörüldüğü dikkate alındığında menfaati etkilenen kişilerin sürece müdahil olabilmesi için öncelikle tasfiyeden haberdar edilmeleri gerekmektedir. Kurallarda tasfiyeye konu mallara ilişkin bilgilerin UYAP üzerinden ilan edileceği belirtilmesine rağmen resen işleyeceği belirtilen tasfiye usulünde tasfiyeye konu malın maliki olan borçlu dâhil olmak üzere menfaati etkilenecek ilgili kişilerin sürece dâhil olmalarını sağlayacak bir mekanizma öngörülmemiştir. Başka bir deyişle kurallarda öngörülen tasfiye süreci, malın tasfiyesinin borçludan habersiz şekilde mülkiyetin devriyle sonuçlanmasına ve devirle birlikte mal üzerindeki rehin hakkının ve diğer hacizlerin hak sahiplerinden habersiz olarak kaldırılmasına yol açabilecek niteliktedir. Bu bağlamda tasfiyeye konu mallara ilişkin bilgilerin UYAP’ta ilan edilmesiyle borçlu ve diğer kişilere hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlayacak şekilde tasfiye sürecine dâhil olma imkânının tanındığı söylenemez. 58. Tasfiye konusu malın mülkiyetinin malik olan borçlunun bilgisi dışında devredilebileceği, benzer şekilde mülkiyetin devriyle birlikte mal üzerindeki rehin hakkının ve diğer hacizlerin kaldırılabileceği dikkate alındığında borçlunun ve diğer hak sahiplerinin tasfiyeden haberdar edilerek hak ve menfaatlerinin korunması için yapılan işlemlere itiraz etme imkânı sağlayacak bir sürecin öngörülmemesi mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerle bağdaşmamaktadır. 59. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir. Kurallar, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca incelenmemiştir. 2. Kanun’un Geçici 20. Maddesinin Sekizinci ve Dokuzuncu Fıkralarının, On Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesi ile İkinci Cümlesinde Yer Alan “ Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer;… ” İbaresinin ve On İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi 60. 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile ikinci fıkrasının iptalleri nedeniyle anılan maddenin sekizinci ve dokuzuncu fıkralarının, on birinci fıkrasının birinci cümlesi ile ikinci cümlesinde yer alan “ Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer;… ” ibaresinin ve on ikinci fıkrasının birinci cümlesinin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu fıkralar, cümle ve ibare 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kurallar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir. V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 61. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 62. 2004 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin ve ikinci fıkrasının iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 63. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin; A. Birinci fıkrasının birinci cümlesine, B. İkinci fıkrasına, C. Sekizinci ve dokuzuncu fıkralarına, Ç. On birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesine, 2. İkinci cümlesinde yer alan “ Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer;... ” ibaresine, D. On ikinci fıkrasının birinci cümlesine, yönelik yürürlüğün durdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin; A. 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin, 2. İkinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE , B. K alan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/88
2024/205
27/03/2025
Esas - İptal
04/06/2025 - 32920
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/205 Karar Sayısı : 2025/88 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2024/205, E.2024/206) İTİRAZLARIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: M uhafaza işleminin dayanağı olan haczin sona ermesi üzerine tasfiye işlemlerine başlanan araçların mülkiyetinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketine (MKE A.Ş.) ve yediemine devrine karar verilmesi talepleriyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMÜ Kanun’un itiraz konusu geçici 20. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:28/3/2023-7445/6 md.) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan mallar, takibin yapıldığı yer icra dairesince bu madde uyarınca resen tasfiye edilir. Adalet Bakanlığı, tasfiye edilecek malların sayısını dikkate alarak takibin yapıldığı yer icra dairelerinden birini veya birkaçını ya da takibin yapıldığı yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan icra dairelerinden birini veya birkaçını tasfiye işlemlerini yürütmekle görevlendirebilir. Tasfiye edilecek mallara ilişkin bilgiler, icra dairesince Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde duyurulur. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde gümrük idaresi, 4458 sayılı Kanun kapsamında serbest dolaşımda olmayan tasfiye konusu malı, gümrük işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve tahsil dairesi, üçüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, 6183 sayılı Kanun uyarınca üzerinde haciz bulunan tasfiye konusu malı muhafaza ve/veya satış işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve borçlu, dördüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödemek suretiyle malı teslim almazsa müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve rehin hakkı sahibi, beşinci fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, rehinden kaynaklanan haklarını kullanarak bu durumu icra dairesine bildirmezse müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmezse icra dairesi, altıncı fıkradaki sürenin dolmasını müteakip gecikmeksizin malın, kanunun elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışa ilişkin hükümleri uyarınca resen satışını yapar. Satış ilanları, sadece elektronik satış portalında yapılır. Malın son iki yıl içinde yapılan kıymet takdiri yoksa resen kıymet takdiri yapılır. İkinci artırmada malın satılamaması halinde, artırma sonuç tutanağının ilan edildiği tarih esas alınmak suretiyle müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde yediemin, altıncı ve sicile kayıtlı mallar bakımından yedinci fıkralarda belirtilen süreleri takip eden on gün içinde malın mülkiyetini almayı kabul eder ve varsa malın son iki yıl içinde yapılan, yoksa icra dairesince takdir edilen kıymetinin yüzde otuzu üzerinden, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücreti mahsup edildikten sonra bakiye tutarı öderse icra dairesi, malın mülkiyetinin yediemine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yedieminin malın mülkiyetinin devrini kabul etmemesi halinde Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi, sekizinci fıkradaki süreyi takip eden bir ay içinde malın 7330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca belirlenen hurda bedelini ödeyeceğini bildirmesi ve bildirimde bulunduğu tarihten itibaren üç ay içinde hurda bedelini ödemesi halinde icra dairesi, hurdaya ayırma işlemlerini tamamlayarak malın mülkiyetinin Şirkete devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde icra dairesi, malın mülkiyetinin bedelsiz olarak Türkiye Kızılay Derneğine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi, mülkiyetin devri için gönderilen dosyalarda, en geç on gün içinde dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir. Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer; tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. Tasfiye konusu malın vergi, ceza, prim gibi borçları, borçluya ait olup mülkiyet ilgiliye, tüm borç ve yüklerinden âri olarak geçer. Devir ve tescil işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır. Devir işlemlerine karşı yedieminlik alacağına dayanılarak hapis hakkı kullanılamaz. Yedieminlik ücretinin varlığı, mülkiyetin devri ve buna ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Tasfiye masrafları, öncelikle dosyadaki avanstan, avansın bulunmaması halinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Tasfiye kapsamında dosyaya ödenen tutardan; sırasıyla avanstan karşılanan masraflar, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan masraflar ve vergi, resim, harç gibi malın aynından kaynaklanan kamu alacakları ödenir. Kalan tutar, 9 uncu madde uyarınca muhafaza edilir, bankalarda nemalandırılır ve talep halinde nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenir. Dosyaya ödenen tutarın, Adalet Bakanlığı bütçesinden yapılan masrafı karşılayamaması halinde icra dairesi, bakiye masrafın, 6183 sayılı Kanun uyarınca borçludan tahsili için tahsil dairesine bildirimde bulunur. İcra daireleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yedieminlerde bulunan malların tespiti için gerekli işlemleri yapar. Bu hâlde kolluktan yardım istenebilir. Adalet Bakanlığı, bu fıkrada belirtilen tespit işlemlerinin yapılması için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar. Adalet Bakanlığı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler ve yürürlüğe koyar. Usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bu maddenin uygulanmasına başlanır. Bu husus Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur . ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2024/205, E.2024/206) İTİRAZLARIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen geçici 20. maddenin Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: M uhafaza işleminin dayanağı olan haczin sona ermesi üzerine tasfiye işlemlerine başlanan araçların mülkiyetinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketine (MKE A.Ş.) ve yediemine devrine karar verilmesi talepleriyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMÜ Kanun’un itiraz konusu geçici 20. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:28/3/2023-7445/6 md.) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan mallar, takibin yapıldığı yer icra dairesince bu madde uyarınca resen tasfiye edilir. Adalet Bakanlığı, tasfiye edilecek malların sayısını dikkate alarak takibin yapıldığı yer icra dairelerinden birini veya birkaçını ya da takibin yapıldığı yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan icra dairelerinden birini veya birkaçını tasfiye işlemlerini yürütmekle görevlendirebilir. Tasfiye edilecek mallara ilişkin bilgiler, icra dairesince Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde duyurulur. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde gümrük idaresi, 4458 sayılı Kanun kapsamında serbest dolaşımda olmayan tasfiye konusu malı, gümrük işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve tahsil dairesi, üçüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, 6183 sayılı Kanun uyarınca üzerinde haciz bulunan tasfiye konusu malı muhafaza ve/veya satış işlemlerini yapmak üzere teslim almazsa, müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve borçlu, dördüncü fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödemek suretiyle malı teslim almazsa müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmez ve rehin hakkı sahibi, beşinci fıkradaki süreyi takip eden on gün içinde, rehinden kaynaklanan haklarını kullanarak bu durumu icra dairesine bildirmezse müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yukarıdaki fıkra uyarınca mal tasfiye edilmezse icra dairesi, altıncı fıkradaki sürenin dolmasını müteakip gecikmeksizin malın, kanunun elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışa ilişkin hükümleri uyarınca resen satışını yapar. Satış ilanları, sadece elektronik satış portalında yapılır. Malın son iki yıl içinde yapılan kıymet takdiri yoksa resen kıymet takdiri yapılır. İkinci artırmada malın satılamaması halinde, artırma sonuç tutanağının ilan edildiği tarih esas alınmak suretiyle müteakip fıkralar uyarınca mal tasfiye edilir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde yediemin, altıncı ve sicile kayıtlı mallar bakımından yedinci fıkralarda belirtilen süreleri takip eden on gün içinde malın mülkiyetini almayı kabul eder ve varsa malın son iki yıl içinde yapılan, yoksa icra dairesince takdir edilen kıymetinin yüzde otuzu üzerinden, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücreti mahsup edildikten sonra bakiye tutarı öderse icra dairesi, malın mülkiyetinin yediemine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Sicile kayıtlı mallar bakımından yedieminin malın mülkiyetinin devrini kabul etmemesi halinde Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi, sekizinci fıkradaki süreyi takip eden bir ay içinde malın 7330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca belirlenen hurda bedelini ödeyeceğini bildirmesi ve bildirimde bulunduğu tarihten itibaren üç ay içinde hurda bedelini ödemesi halinde icra dairesi, hurdaya ayırma işlemlerini tamamlayarak malın mülkiyetinin Şirkete devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca malın tasfiye edilememesi halinde icra dairesi, malın mülkiyetinin bedelsiz olarak Türkiye Kızılay Derneğine devrine yönelik kararın verilmesi için dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesi, mülkiyetin devri için gönderilen dosyalarda, en geç on gün içinde dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir. Kabul kararıyla, malın mülkiyeti ilgiliye geçer; tüm haciz ve rehinler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. Tasfiye konusu malın vergi, ceza, prim gibi borçları, borçluya ait olup mülkiyet ilgiliye, tüm borç ve yüklerinden âri olarak geçer. Devir ve tescil işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır. Devir işlemlerine karşı yedieminlik alacağına dayanılarak hapis hakkı kullanılamaz. Yedieminlik ücretinin varlığı, mülkiyetin devri ve buna ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Tasfiye masrafları, öncelikle dosyadaki avanstan, avansın bulunmaması halinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Tasfiye kapsamında dosyaya ödenen tutardan; sırasıyla avanstan karşılanan masraflar, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan masraflar ve vergi, resim, harç gibi malın aynından kaynaklanan kamu alacakları ödenir. Kalan tutar, 9 uncu madde uyarınca muhafaza edilir, bankalarda nemalandırılır ve talep halinde nemalarıyla birlikte hak sahiplerine ödenir. Dosyaya ödenen tutarın, Adalet Bakanlığı bütçesinden yapılan masrafı karşılayamaması halinde icra dairesi, bakiye masrafın, 6183 sayılı Kanun uyarınca borçludan tahsili için tahsil dairesine bildirimde bulunur. İcra daireleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yedieminlerde bulunan malların tespiti için gerekli işlemleri yapar. Bu hâlde kolluktan yardım istenebilir. Adalet Bakanlığı, bu fıkrada belirtilen tespit işlemlerinin yapılması için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar. Adalet Bakanlığı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler ve yürürlüğe koyar. Usul ve esasların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bu maddenin uygulanmasına başlanır. Bu husus Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur . ”
1
20
1,982
2025/78
2025/88
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/88, K.2025/78, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İcra Ceza Mahkemesi - Kızıltepe
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/78
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/88 Karar Sayısı : 2025/78 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kızıltepe İcra Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24/5/1962 tarihli ve 51 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 37. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: M al beyanında bulunma yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle borçlu hakkında tazyik hapsi uygulanması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 76. maddesi şöyledir: “ Hapis ile tazyik: Madde 76 – (Değişik: 24/5/1962-51/ 1md.) Mal beyanında bulunmıyan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği hükme bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde de ” İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 2004 sayılı Kanun’un 76. maddesinin iptalini talep etmiştir. Başvuru kararında özetle; bakılmakta olan davaya konu alacağın abonelik sözleşmesinden kaynaklandığı, abonelik sözleşmelerinde abonmanın borcunu ödememesi hâlinde öncelikle aboneliği sonlandırma gibi sözleşmede belirlenen yaptırımların uygulanması gerektiği ancak borcunu ifa etmeyen abonmana itiraz konusu kural nedeniyle abonelik sözleşmesinde öngörülmeyen tazyik hapsinin uygulandığı, anılan Kanun’un 337. maddesinin birinci fıkrasında yer alan disiplin hapsine ilişkin düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 28/2/2008 tarihli ve E.2006/71, K.2008/69 sayılı kararıyla iptal edildiği, kural ile anılan düzenlemenin benzer nitelikte olduğu, bu nedenle uygulamada belirsizliklerin yaşandığı ayrıca Kanun’un 74., 75., 76., 337. ve 354. maddeleri arasında çelişki bulunduğu ileri sürülmüştür. 6. Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılan başvurunun esasının incelenebilmesi için itiraz konusu kuralın Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduğunun ayrı ayrı, gerekçeleriyle birlikte ve somut bir biçimde gösterilmesi gerekmektedir. Ancak itiraz yoluna başvuran Mahkemece kanun hükümleri arasındaki çelişki ve bu çelişkinin yol açtığı belirsizliğe vurgu yapıldığı, anayasal düzlemde bir değerlendirmenin yapılmadığı, kural ile Anayasa maddeleri arasında herhangi bir bağlantının kurulmadığı ve sebep-sonuç ilişkisi kurularak somut Anayasa’ya aykırılık iddialarına yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 7. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24/5/1962 tarihli ve 51 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/78
2025/88
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/88 Karar Sayısı : 2025/78 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kızıltepe İcra Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24/5/1962 tarihli ve 51 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 37. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: M al beyanında bulunma yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle borçlu hakkında tazyik hapsi uygulanması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 76. maddesi şöyledir: “ Hapis ile tazyik: Madde 76 – (Değişik: 24/5/1962-51/ 1md.) Mal beyanında bulunmıyan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kızıltepe İcra Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24/5/1962 tarihli ve 51 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 76. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 37. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: M al beyanında bulunma yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle borçlu hakkında tazyik hapsi uygulanması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 76. maddesi şöyledir: “ Hapis ile tazyik: Madde 76 – (Değişik: 24/5/1962-51/ 1md.) Mal beyanında bulunmıyan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez. ”
0
21
1,982
2025/102
2025/29
11/02/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/29, K.2025/102, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 20
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Cem GÜNDOĞDU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/102
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/29 Karar Sayısı : 2025/102 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen beşinci paragrafın Anayasa’nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yatırılan sözleşme bedelinin on binde beşi tutarındaki payın iade edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: 1) (Değişik: 30/7/2003-4964/32 md.) Bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin düzenlenecek sözleşmelerden, bedeli yüzmilyar Türk Lirasını aşanlar için yükleniciden tahsil edilecek sözleşme bedelinin onbinde beşi. (İdareler ve noterler bu tutarın yüklenici tarafından Kurum hesaplarına yatırıldığını sözleşmelerin imzalanması aşamasında aramak zorundadır.) … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Bu fıkranın (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedel hiçbir durumda iade edilmez. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 3. Kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan ya da kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usuller 4734 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. 4. Anılan Kanun’un “ İhalenin karara bağlanması ve onaylanması ” başlıklı 40. maddesinde ihalenin ekonomik açıdan en avantajlı teklifi veren isteklinin üzerine bırakılacağı ve ihale komisyonunun gerekçeli kararını belirleyerek ihale yetkilisinin onayına sunacağı belirtilmiştir. 5. Yine söz konusu maddeye göre ihale yetkilisi, karar tarihini izleyen en geç beş iş günü içinde ihale kararını onaylayacak veya gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle iptal edebilecektir. İhale; kararın onaylanması hâlinde geçerli, iptal edilmesi durumunda ise hükümsüz sayılacaktır. 6. Kanun’un 46. maddesinde ise yapılan tüm ihalelerin bir sözleşmeye bağlanacağı hüküm altına alınmış olup bu sözleşmelerin düzenlenmesi ve uygulanmasıyla ilgili esas ve usuller 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. 7. 4734 sayılı Kanun’un 54 ilâ 56. maddelerinde de ihale sürecine ve ihale süreci sonunda alınan ihale kararına karşı yapılacak olan şikâyet ve itirazen şikâyet yolları ile bu başvurular üzerine ihaleyi yapan idare veya Kurum tarafından verilebilecek kararlar düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrasında bu başvurular, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolları olarak gösterilmiştir. 8. Kanun’un 54. maddesinin on birinci fıkrasına göre şikâyet ve itirazen şikâyet başvuruları üzerine ihaleyi yapan idare veya Kurum tarafından ihalenin iptaline, düzeltici işlem belirlenmesine veya başvurunun reddine karar verilebilmektedir. Bu itibarla şikâyet veya itirazen şikâyet başvurusu sonucunda ihale üzerine kalan kişinin değişmesi veya ihalenin tümden iptal edilmesi mümkündür. 9. Sözleşmenin imzalanması hâlinde oluşabilecek olumsuz sonuçların önlenmesi için Kanun’un 55. maddesinin beşinci fıkrasında idareye şikâyet başvurusunda bulunulması hâlinde, başvuru üzerine alınan kararın son bildirim tarihini; süresi içerisinde bir karar alınmaması hâlinde ise bu sürenin bitimini izleyen tarihten itibaren on gün geçmeden ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunulmadığı hususuna ilişkin olarak sorgulama yapılmadan veya itirazen şikâyet başvurusunda bulunulması hâlinde ise Kurum tarafından nihai karar verilmeden sözleşmenin imzalanmaması gerektiği hükme bağlanmıştır. İlke olarak itirazen şikâyet başvurusu sonuçlanmadan sözleşme imzalanmaması gerektiği öngörülmekle birlikte 56. maddenin üçüncü fıkrasında usule uyulmadan sözleşme imzalanmış olması itirazen şikâyet başvurusunun incelenmesine ve 54. maddede sayılan kararlardan birinin alınmasına engel görülmemiştir. 10. Tüm bu sürecin ihale üzerine kalan kişi lehine sonuçlanması durumunda ihale sözleşmeye bağlanacaktır. Ancak 54. maddenin birinci fıkrası gereğince aday veya istekli ile istekli olabilecek konumda olmayan kişilerin doğrudan dava açmasının mümkün olduğu durumlar ile ihale sürecine ilişkin olarak yapılan başvurular üzerine verilen kararlara karşı yargı yolunun açık olması sebebiyle ihalesi yapılan işlere ilişkin olarak verilen yargı kararlarının da ihale sonucunda imzalanan sözleşmenin geçerliliğini etkileyeceği açıktır. 11. Bununla birlikte Kurum veya yargı kararları haricinde sözleşmenin imzalanmasından sonra 4735 sayılı Kanun’un 17 ilâ 23. maddeleri gereğince yüklenicinin ölümü, iflası, ağır hastalığı, tutukluluğu veya mahkûmiyeti, yüklenicinin sözleşmeyi feshetmesi veyahut idarenin sözleşmeyi feshetmesi gibi durumlarla da sözleşmenin etkilenmesi mümkün olabilecektir. B. Anlam ve Kapsam 12. 4734 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (j) fıkrasında Kurumun gelirlerine yer verilmiştir. Anılan fıkranın (1) numaralı bendinde bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin düzenlenecek sözleşmelerden, bedeli yüz milyar Türk lirasını aşanlar için yükleniciden tahsil edilecek sözleşme bedelinin on binde beşi Kurumun gelirleri arasında sayılmıştır. Anılan bende göre idareler ve noterler bu tutarın Kurum hesaplarına yatırıldığını sözleşmelerin imzalanması aşamasında kontrol etmek zorundadır. Dolayısıyla tutar yatırılmadığı takdirde sözleşme imzalanamayacaktır. 13. İtiraz konusu kuralda ise tahsil edilen bu bedelin hiçbir durumda iade edilmeyeceği öngörülmektedir. C. İtirazın Gerekçesi 14. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla Kurumun geliri olarak sayılan sözleşme bedelinin on binde beşi oranındaki tutarın hiçbir durumda iade edilmeyeceğinin öngörüldüğü, sözleşmenin mücbir sebeple feshi yahut mahkeme kararı sonucu feshedilmesi durumunda kusuru olmayan kişilerin dahi bu bedeli geri alamamasının mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 16. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. 17. Mülkiyet hakkı , kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkının sınırlanması sonucunu doğurur ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). 18. İtiraz konusu kuralda 4734 sayılı Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin olarak düzenlenecek sözleşmelerden bedeli yüz milyar Türk lirasını aşanlar için sözleşme bedelinin on binde beşi tutarındaki Kurum hesabına yatırılan meblağın hiçbir durumda iade edilmeyeceği öngörülmektedir. Kurala göre bu tutar sözleşme feshedilse/uygulanamaz hâle gelse dahi Kurum tarafından iade edilmeyecektir. Bu yönüyle kural, mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama getirmektedir. 19. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. 20. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 21. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 22. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 23. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 24. Kuralla, Kuruma ödenen bedelin istisna öngörülmeksizin hiçbir durumda iadesinin yapılmayacağı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 25. Diğer yandan Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. 26. Kural uyarınca iade edilmemesi öngörülen bedel 4734 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (j) fıkrası gereğince Kurumun gelirlerinden birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Kurumun geliri niteliğinde olan bedelin Kurumun mali yapısının korunmasını sağlamaya yönelik olarak iade edilmemesini öngören kuralın kamu yararına dayalı meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır. 27. Mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri , § 38). 28. İhale üzerine bırakılan isteklinin sözleşme imzalanmadan önce sözleşme bedelinin belli bir oranında ödemek zorunda olduğu bu bedelin Kurum açısından gelir niteliğinde olduğu açıktır. Kuralla bu bedelin hiçbir durumda iade edilmesine izin verilmemesinin Kurumun gelirinin korunması amacı bakımından elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez. 29. Anılan Kanun’a göre ihale süreci sözleşmenin imzalanmasıyla tamamlanmaktadır. Kanun’un 44. maddesinin ikinci fıkrasında ise sözleşmenin imzalanmamasının sonuçları düzenlenmiştir. Buna göre ihale üzerine kalan istekli tarafından sözleşmenin imzalanmaması durumunda isteklinin geçici teminatı gelir kaydedilecek ve idare, ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif fiyatının ihale yetkilisince uygun görülmesi kaydıyla bu teklif sahibi istekli ile de Kanun’da belirtilen esas ve usullere göre sözleşme imzalayabilecektir. Dolayısıyla sözleşmenin imzalanmasının ön şartı niteliğinde olan söz konusu bedelin yatırılmaması da ihale sürecinin tamamlanmasına engel olacağından isteklinin geçici teminatının gelir kaydedilmesi ve en avantajlı ikinci teklif sahibi ile sözleşme imzalanması gibi sonuçlara neden olabilecektir. 30. Bununla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile idare arasında imzalanan sözleşmenin ihalenin iptali veya kişiye kusur atfedilemeyecek bir başka nedenle feshedilmesi de mümkündür. Böyle bir durumda kişi hem sözleşme nedeniyle elde edebileceği imkânlardan mahrum kalacak, hem de imzalanan sözleşme bedelinin tümü üzerinden ödemiş olduğu bedeli geri alamayacaktır. Ayrıca iptal edilen sözleşmeye konu işin yeniden ihaleye çıkarılması ve ihale sonunda imzalanacak yeni sözleşmeden bu bedelin tekrar tahsil edileceği kuşkusuzdur. Kişi ihaleyi yapan idareye açacağı ayrı bir dava ile Kuruma yatırdığı bedeli isteyebilecek olsa dahi ayrı bir davaya zorlanıyor olması da kişiye yüklenen yeni bir külfet niteliğindedir (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2024/85, K.2024/229, 25/12/2024, § 26; Farmasol Tıbbi Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş. (2) [1. B.], B. No: 2017/37300, 15/1/2020, § 49). 31. Bu itibarla Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin olarak düzenlenecek sözleşmelerden bedeli belli bir meblağı aşanlar için yükleniciden sözleşme bedelinin on binde beşi oranında tahsil edilen tutarın Kurum tarafından hiçbir durumda iade edilmeyeceğini öngören kuralın ihalenin iptalinde veya sözleşmenin feshinde kendisine kusur atfedilemeyecek kişilere aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi kişi aleyhine bozarak orantısız bir sınırlamaya neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 32. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 138. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 33. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 34. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasının beşinci paragrafının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen beşinci paragrafın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/102
2025/29
22/04/2025
Esas - İptal
23/06/2025 - 32935
null
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/29 Karar Sayısı : 2025/102 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen beşinci paragrafın Anayasa’nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yatırılan sözleşme bedelinin on binde beşi tutarındaki payın iade edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: 1) (Değişik: 30/7/2003-4964/32 md.) Bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin düzenlenecek sözleşmelerden, bedeli yüzmilyar Türk Lirasını aşanlar için yükleniciden tahsil edilecek sözleşme bedelinin onbinde beşi. (İdareler ve noterler bu tutarın yüklenici tarafından Kurum hesaplarına yatırıldığını sözleşmelerin imzalanması aşamasında aramak zorundadır.) … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Bu fıkranın (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedel hiçbir durumda iade edilmez. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen beşinci paragrafın Anayasa’nın 2., 35. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yatırılan sözleşme bedelinin on binde beşi tutarındaki payın iade edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: 1) (Değişik: 30/7/2003-4964/32 md.) Bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin düzenlenecek sözleşmelerden, bedeli yüzmilyar Türk Lirasını aşanlar için yükleniciden tahsil edilecek sözleşme bedelinin onbinde beşi. (İdareler ve noterler bu tutarın yüklenici tarafından Kurum hesaplarına yatırıldığını sözleşmelerin imzalanması aşamasında aramak zorundadır.) … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Bu fıkranın (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedel hiçbir durumda iade edilmez. … ”
1
22
1,982
2025/68
2022/106
08/09/2022
06/03/2025
(AYM, E.2022/106, K.2025/68, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burak FIRAT
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/68
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/106 Karar Sayısı : 2025/68 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 131 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nun 7. maddesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 7., 10., 11., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen 7. maddesi şöyledir: “ Ortak düzenlemeler MADDE 7- (1) Katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın düzenleme yapmaya Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (2) Katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenlenen her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında 10/4/1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanunun 1 inci ve 3 üncü maddeleri uygulanmaz. (3) Katılımcıların kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında, katılımcıların faaliyetlerinin tabi olduğu mevzuata aykırı olmaması kaydıyla, özel hukuka tabi olarak yaptıkları her nevi işlem ve sözleşmelerde serbestçe hukuk seçimi yapılabilir. (4) En az üç ülkede aktif olarak faaliyet gösteren katılımcıların bölgesel hazine ve finansal yönetim merkezleri hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 8/9/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. (1) Numaralı Fıkranın İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 3. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda Hazine ve Maliye Bakanlığına (Bakanlık) verilen yetkinin sınırsız ve belirsiz olduğu, bu nedenle kuralın belirlilik, öngörülebilirlik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle bağdaşmadığı, İstanbul Finans Merkezinde (İFM) faaliyet gösteren şirketlere yabancı para birimiyle defter tutma imkânının sağlanmasının, kayıtlarını Türk lirası ile tutmak zorunda olan şirketler yönünden dezavantaj oluşturduğu ve bu durumun eşitlik ilkesiyle çeliştiği, aynı zamanda mülkiyet hakkını ve sözleşme özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 4. Anayasa'nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır. ” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15). 5. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçevesi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 6. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 7. Dava konusu kuralda katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın düzenleme yapmaya Bakanlık yetkili kılınmıştır. 8. Kuralla Bakanlığın yetkilendirildiği düzenleme alanının katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin olduğu açıktır. Başka bir ifadeyle Bakanlık, katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ve düzenleyecekleri belgeler ile ilgili olarak ancak bunların yabancı para birimiyle tutulabilmesine ve düzenlenebilmesine ilişkin düzenleme yapma konusunda yetkili kılınmıştır. 9. Ayrıca 7412 sayılı Kanun’un “ Tanımlar ve kısaltmalar ” başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde katılımcıların, katılımcı belgesi alarak ofis alanında faaliyet gösterecek gerçek ve tüzel kişileri, bunların şubeleri ile temsilciliklerini, adi ortaklıkları, irtibat bürolarını, bölgesel yönetim merkezlerini ve ulusal varlık fonlarını ifade ettiği belirtilmiştir. 10. Bu itibarla kural kapsamında Bakanlığa tanınan yetkinin kullanımıyla ilgili olarak kanunda genel çerçevenin çizildiği, temel esas ve ilkelerin belirlendiği gözetildiğinde kuralda yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı düşen bir yön bulunmamaktadır. 11. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malûl ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. ” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir. 12. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi ise hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2017/47, K.2017/84, 29/3/2017, § 18; E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25). 13. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32). 14. İFM’de faaliyet gösteren katılımcılar ile aynı alanda faaliyet, hizmet ve işlem yürüttükleri hâlde bu yerde katılımcı olmamaları nedeniyle faaliyet gösteremeyenlerin karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları, bu yönüyle tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesi yönünden kuralla farklılık yaratıldığı anlaşılmaktadır. 15. Anılan Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Kanun’un amacının Türkiye Cumhuriyeti’nin finansal rekabet gücünü uluslararası alanda artırmak, finansal piyasalar ile ürün ve hizmetlerin gelişmesine ve derinleşmesine katkıda bulunmak, uluslararası finans ve sermaye piyasalarına entegrasyonu güçlendirmek ve bu sayede İFM’nin önde gelen küresel finans merkezlerinden biri olmasını sağlamak olduğu belirtilmiştir. 16. Kuralla katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesine ve düzenlenebilmesine imkân tanınmak suretiyle söz konusu amaç çerçevesinde İFM’nin diğer finans merkezleri ile rekabet edebilmesinin ve uluslararası yatırımcıların ülke ekonomisine dâhil edilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla İFM’de katılımcı olarak yer alanlar ile almayanlar arasında yapılan ayrımın nesnel ve makul bir temele dayandığı, ayrıca söz konusu amaca ulaşmak bakımından oluşturulan farklılığın ölçüsüz bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 17. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. ve 10. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. (2) Numaralı Fıkranın İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 18. 7412 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dava konusu (2) numaralı fıkrasında katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenlenen her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında 10/4/1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un 1. ve 3. maddelerinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. 19. Anılan Kanun’un 1. maddesinde Türk tabiiyetindeki her tür şirket ve müesseselerin Türkiye sınırları içindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmak zorunda oldukları düzenlenmiştir. 20. Kanun’un 2. maddesi yabancı şirket ve müesseseler bakımından bu zorunluluğun Türk tabiiyetindeki kurum, kuruluşlar ve diğer kişilerle aralarındaki haberleşme, işlem ve görüşmeler ile devlete ibraz etmekle yükümlü oldukları evrak ve defterler yönünden geçerli olduğunu hükme bağlamıştır. 21. 3. maddede yabancı şirket ve müesseselerin aynı hususta Türkçeden başka bir dili ilave olarak kullanabilecekleri, farklı dillerde birden fazla nüsha düzenlenmesi hâlinde aralarından Türkçe düzenlenmiş belgenin esas alınacağı ve sorumlu imzaların Türkçe hazırlanmış olan metnin altına atılmasının zorunlu olduğu belirtilmiş; bu zorunluluğa rağmen imzanın diğer dilde yazılmış olan kısım veya nüshaya atılmış olması hâlinde Türkçe nüshanın geçerli olacağı düzenlenmiştir. 22. Dava konusu kuralla katılımcıların Türk veya yabancı olup olmadığına bakılmaksızın kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetleri kapsamında düzenledikleri muamele, mukavele ve muhabereler 805 sayılı Kanun’un anılan maddeleri kapsamı dışında bırakılmaktadır. Dolayısıyla Türk tabiiyetindeki katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenleyecekleri her nevi muamele, mukavele ve muhabereyi Türkçe yapmak zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak Türk tabiiyetindeki katılımcıların katılımcı olmayanlar ile İFM dışında yaptıkları faaliyetler çerçevesindeki muamele, mukavele ve muhabere ile bu kapsamdaki hesap ve defterlerini Türkçe tutma zorunlulukları devam etmektedir. Ayrıca kurala göre katılımcılardan yabancı olanların Türkçe dışında başka bir dilde düzenleyecekleri muamele, mukavele ve muhabereler de geçerli kabul edilecektir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 23. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla İFM’de faaliyet gösteren şirketlerin defter ve kayıtlarını Türkçe dışında istedikleri dilde tutabilmelerine imkân tanındığı, tutulması zorunlu defterlerin, sözleşmelerin ve diğer kayıtların hangi dillerde tutulabileceğine, birden fazla dilde kayıt tutulup tutulamayacağına ve uyuşmazlık hâlinde hangi dildeki kayıtların esas alınacağına dair belirliliğin olmadığı, bu durumun defter, kayıt ve belgelerin denetim imkânını ortadan kaldırdığı, yürütme organına bu konuda çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 3. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 24. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 25. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik tir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Esas olan, muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. 26. Kuralda İFM’de katılımcı sıfatıyla faaliyet gösterenler için öngörülen istisnanın kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. 27. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23). 28. 7412 sayılı Kanun’un amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin finansal rekabet gücünü uluslararası alanda artırmak, finansal piyasalar ile ürün ve hizmetlerin gelişmesine ve derinleşmesine katkıda bulunmak, uluslararası finans ve sermaye piyasalarına entegrasyonu güçlendirmek ve bu sayede İFM’nin önde gelen küresel finans merkezlerinden biri olmasını sağlamaktır. Dava konusu kuralla 7412 sayılı Kanun’un amacına uygun olarak katılımcılara kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenledikleri her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında Türkçe dışında başka bir dil kullanma imkânı tanınmasının kamu yararı amacına yönelik olmadığı söylenemez. 29. Bu itibarla hukuki belirlilik ilkesine aykırı olmayan ve kamu yararı amacına yönelik ihdas edildiği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır. 30. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 3. ve 7. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. C. (3) Numaralı Fıkranın İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 31. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda yabancılık unsuru taşıyan bir hukuki muamele olmadığı hâlde İFM’de faaliyet gösteren iki Türk şirketinin aralarında yabancı bir ülke hukukunun uygulanmasını istemesine imkân tanındığı, bu durumun devletin egemenlik yetkisiyle bağdaşmadığı, ayrıca kuralda hangi hukukun hangi koşullarda seçilebileceğine dair hiçbir ilkeye yer verilmediği, bu durumun belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 32. Kural, katılımcıların kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında, katılımcıların faaliyetlerinin tabi olduğu mevzuata aykırı olmaması kaydıyla özel hukuka tabi olarak yaptıkları her nevi işlem ve sözleşmelerde serbestçe hukuk seçimi yapabileceklerini öngörmektedir. 33. Kuralla İFM’de faaliyet gösteren katılımcılara tanınan serbest hukuk seçimi imkânı sınırsız bir şekilde düzenlenmemiştir Buna göre katılımcıların serbestçe hukuk seçimi yapabilmeleri için bu işlem ve sözleşmelerin, kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında olması, tabi oldukları mevzuata aykırı olmaması ve özel hukuka tabi olması gerekmektedir. Bu bağlamda katılımcıların kendi aralarında olmayan, kendi aralarında olsa dahi İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında bulunmayan, özel hukuk alanı dışında kalan, özel hukuk alanında olsa dahi faaliyetlerinin tabi oldukları mevzuata aykırı olan işlem ve sözleşmelerinin kural kapsamında olmayacağı açıktır. 34. 7412 sayılı Kanun’un “ Tanımlar ve kısaltmalar ” başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında finansal faaliyet, hizmet ve işlemlerin hangi mevzuat kapsamında gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Buna göre katılımcıların kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında, özel hukuka tabi olarak yaptıkları her nevi işlem ve sözleşmelerde serbestçe hukuk seçimi yapmaları ancak anılan fıkrada kapsamı belirtilen mevzuata aykırılık olmaması kaydıyla geçerli olacaktır. 35. 7412 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 36. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. (4) Numaralı Fıkranın İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 37. Dava dilekçesinde özetle ; 7412 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarına yönelik olarak ileri sürülen gerekçelerle kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 7., 10., 11., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 38. Dava konusu kuralda en az üç ülkede aktif olarak faaliyet gösteren katılımcıların bölgesel hazine ve finansal yönetim merkezleri hakkında da 7412 sayılı Kanun’un 7. madde hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. 39. Anılan Kanun’un “ Tanımlar ve kısaltmalar ” başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (d) alt bendinde katılımcının, katılımcı belgesi alarak ofis alanında faaliyet gösterecek gerçek ve tüzel kişileri, bunların şubeleri ile temsilciliklerini, adi ortaklıkları, irtibat bürolarını, bölgesel yönetim merkezlerini ve ulusal varlık fonlarını ifade ettiği belirtilmiştir. Buna göre bölgesel yönetim merkezlerinin katılımcı tanımı içinde yer aldığı açıktır. 40. Kuralda ise kanun koyucu bazı katılımcıların kendi içlerinde hazine ve finans işlemlerini yürütmek üzere ayrı yönetim merkezleri kurduğunu dikkate alarak bölgesel hazine ve finans yönetim merkezlerini ayrıca belirtmiş, bu merkezleri de Kanun’un 7. maddesinde düzenlenen ortak hükümler kapsamına dahil etmiştir. Ayrıca daha ciddi uluslararası muhatapların varlığının sağlanması amacıyla bölgesel hazine ve finans yönetim merkezleri hakkında bu madde hükümlerinin uygulanabilmesi için katılımcıların en az üç ülkede aktif olarak faaliyet göstermesi şartının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 41. 7412 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’ya uygunluk denetimlerinde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 42. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 3., 6., 11., 13., 35. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 43. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nun 7. maddesine yönelik iptal talebi 6/3/2025 tarihli ve E.2022/106, K.2025/68 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nun 7. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/68
2022/106
06/03/2025
Esas - Ret
04/06/2025 - 32920
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/106 Karar Sayısı : 2025/68 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 131 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nun 7. maddesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 7., 10., 11., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen 7. maddesi şöyledir: “ Ortak düzenlemeler MADDE 7- (1) Katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın düzenleme yapmaya Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (2) Katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenlenen her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında 10/4/1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanunun 1 inci ve 3 üncü maddeleri uygulanmaz. (3) Katılımcıların kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında, katılımcıların faaliyetlerinin tabi olduğu mevzuata aykırı olmaması kaydıyla, özel hukuka tabi olarak yaptıkları her nevi işlem ve sözleşmelerde serbestçe hukuk seçimi yapılabilir. (4) En az üç ülkede aktif olarak faaliyet gösteren katılımcıların bölgesel hazine ve finansal yönetim merkezleri hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 131 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nun 7. maddesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 6., 7., 10., 11., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen 7. maddesi şöyledir: “ Ortak düzenlemeler MADDE 7- (1) Katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin olarak, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın düzenleme yapmaya Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (2) Katılımcıların kendi aralarında ve İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında düzenlenen her nevi muamele, mukavele ve muhabere hakkında 10/4/1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanunun 1 inci ve 3 üncü maddeleri uygulanmaz. (3) Katılımcıların kendi aralarında İFM’de yürüttükleri faaliyetler kapsamında, katılımcıların faaliyetlerinin tabi olduğu mevzuata aykırı olmaması kaydıyla, özel hukuka tabi olarak yaptıkları her nevi işlem ve sözleşmelerde serbestçe hukuk seçimi yapılabilir. (4) En az üç ülkede aktif olarak faaliyet gösteren katılımcıların bölgesel hazine ve finansal yönetim merkezleri hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. ”
0
23
1,982
2025/16
2023/56
22/03/2023
16/01/2025
(AYM, E.2023/56, K.2025/16, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Şermin BİRTANE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/16
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/56 Karar Sayısı : 2025/16 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresinin ve anılan cümlenin “ …Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümünün, B. 2. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragrafın ikinci cümlesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 36., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. madde şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:19/1/2023-7433/1 md.) 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenler, geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almış olmaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla, Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanırlar. Bu madde uyarınca memur kadrolarına atananların dört yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz. Bu madde kapsamında atama yapılacak kadrolar, başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilerek kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerin Başkanlığa ait bölümüne eklenmiş sayılır. İhdas edilen kadrolar; unvanı, sınıfı, adedi ve derecesi belirtilmek suretiyle atamanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” 2. 2. maddesiyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragraf şöyledir: “ (Ek paragraf: 19/1/2023- 7433/2 md.) Sözleşmeli personelin görevden uzaklaştırılması ile disipline aykırı fiil ve hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu personele verilmesi gereken disiplin cezaları, disiplin cezası vermeye yetkili merciler ve disiplin kurulları ile disipline dair diğer hususlar hakkında Devlet memurlarının tabi olduğu hükümler uygulanır . Ancak, kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü ceza verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde disiplin kurulunun kararı alınarak sözleşmeli personelin görevine atamaya yetkili amirin onayı ile son verilir . ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 22/3/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 1. Maddesiyle 633 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 20. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” İbaresinin ve Anılan Cümlenin “ ...Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” Bölümünün İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 3. 633 sayılı Kanun’un 9. maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı (Başkanlık) personelinin 657 sayılı Kanun’da belirtilen genel şartları taşıması gerektiği, 10. maddesinin beşinci fıkrasında Başkanlığa ait kadrolara Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) (B) grubu puan sırasına göre ilk defa açıktan atanacak personelin alım yapılacak her bir ünvan için boş kadro sayısının üç katına kadar çağırılacak adaylar arasından Başkanlıkça yapılacak sözlü sınav başarı sırasına göre atanacağı, altıncı fıkrasında da Başkanlık kadrolarına yapılacak atama ve nakil işlemlerine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür. 4. 657 sayılı Kanun’un 86. maddesinde ise memurların kanuni izin, geçici görev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma nedeniyle işlerinden geçici olarak ayrılmaları hâlinde yerlerine kurum içinden ya da diğer kurumlardan veya açıktan vekil atanabileceği, bir görevin memurlar eliyle vekâleten yürütülmesi hâlinde aylıksız vekâletin asıl olduğu ancak ilkokul öğretmenliği, tabiplik, diş tabipliği, eczacılık, köy ve beldelerdeki ebelik ve hemşirelik, mühendis ve mimarlık, veterinerlik, vaizlik, Kur’an kursu öğreticiliği, imam hatiplik ve müezzin kayyımlığa ait boş kadrolara Hazine ve Maliye Bakanlığının izni ile mahallî idarelerde izin şartı aranmaksızın açıktan vekil atanabileceği belirtilmiştir. 5. 633 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesiyle 28/11/2022 tarihi itibarıyla Başkanlık taşra teşkilatında 657 sayılı Kanun’un 86. maddesi kapsamında açıktan vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapan kişilerin memur kadrolarına atanmalarını sağlayacak düzenlemeler ihdas edilmiştir. Anılan maddede bu yönde yapılacak atamanın kapsamı, şartları ve usulü düzenlenmiştir. 6. Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapan kişilerin müracaat etmeleri, geçerliliği devam eden KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam hatip ve müezzin kayyım ünvanlı memur kadrolarına atanacakları hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresi ile anılan cümlenin “ ...Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümü dava konusu kuralları oluşturmaktadır. 7. Bu itibarla KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almak ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmak açıktan vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapan kişilerin memur kadrosuna atanmalarının şartları arasında düzenlenmiştir. 8. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de bu madde uyarınca memur kadrolarına atananların dört yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakillerinin yapılamayacağı belirtilmiştir. 9. Maddenin ikinci fıkrasında ise bu madde kapsamında atama yapılacak kadroların başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilerek kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerin Başkanlığa ait bölümüne eklenmiş sayılacağı, ihdas edilen kadroların ünvanı, sınıfı, adedi ve derecesi belirtilmek suretiyle atamanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personel Bilgi Sistemi’nin bulunduğu kuruma bildirileceği hükme bağlanmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 10. Dava dilekçesinde özetle; KPSS’den alınması gereken yeterli puan ile sözlü ve/veya uygulamalı sınavın usul ve esaslarının memurların özlük işlerinden olduğu ve kanunla düzenlenmesi gerektiği, dava konusu kurallarda objektif ölçütlerin tespit edilmediği, KPSS’den alınacak puan ile sözlü ve/veya uygulamalı sınavın usul ve esaslarını belirleme hususunda idareye doğrudan yetki tanındığı, bu durumun subjektif, keyfî uygulamalara ve ayrımcılığa yol açabileceği, bu durumun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 36., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Birinci Cümlede Yer Alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” İbaresi 11. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “ IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı ” kenar başlığı altında 70. maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. “ Hizmete girme ” başlıklı anılan maddenin birinci fıkrasında “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. ” denilmek suretiyle hakkın tanımı yapılmış; ikinci fıkrasında ise hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği ifade edilerek hizmete alınmada sadece görevin gerektirdiği nitelikler itibarıyla ayrım yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığını kabul etmektedir (AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48). 12. Dava konusu kuralla, 7433 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. maddeyle getirilen imkân kapsamında imam hatip ve müezzin kayyım ünvanlı memur kadrolarına atanmada KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek puanı almış olma şartı öngörülerek kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getirilmiştir. 13. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. 14. Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri uyarınca kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 16. 633 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin kuralın da yer aldığı birinci fıkrasında kural kapsamındaki kişilerin memur kadrosuna atanmalarında anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapan kişilerin müracaat etmeleri ve geçerliliği devam eden KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almaları şartı getirilmiştir. Başkanlığa tanınan KPSS puanı yeterlilik sınırını belirleme yetkisinin genel çerçevesinin kanunla çizildiği, Başkanlıkça belirlenecek puanın önceden ilan edileceği ve müracaat edecek tüm adaylar bakımından geçerli olacağı dikkate alındığında kuralda herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kuralın kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 17. Öte yandan kamu hizmetlerine girme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaca yönelik olması gerekir. 18. Anayasa’nın 70. maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrası gereğince hizmete alınmada görevin gerektirdiği nitelikler in gözetilmesi söz konusu hak bakımından özel bir sınırlama nedeni olarak öngörülmüştür (AYM, E.2020/97, K.2022/62, 1/6/2022, § 35). 19. Kuralda öngörülen diğer şartlar da dikkate alındığında memur kadrosuna atanmada KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanın alınmasının şart koşulmasıyla kamu hizmetlerinin liyakat esasına uygun olarak atanmış personelce yerine getirilmesinin sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kamu hizmetlerinin daha liyakatli kişilerce yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla KPSS’den Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı alamayanların kamu hizmetine girme hakkının sınırlanmasının meşru bir amacının bulunduğu değerlendirilmektedir. 20. Bununla birlikte kuralın anayasal anlamda meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp sınırlamanın ölçülü olması gerekir. 21. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 22. Açıktan vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapanların memur kadrosuna atanabilmesi için KPSS’den Başkanlıkça belirlenen asgari puanı almış olmalarının şart koşulmasının kamu hizmetlerinin liyakatli kişilerce yerine getirilmesinin sağlanması amacına ulaşılması bakımından elverişli bir araç olduğu açıktır. 23. Kamu görevlileri statü hukukuna tabi olarak çalışmaktadır. Statü hukukunu düzenlemek kanun koyucunun takdir yetkisinin geniş olduğu alanlardandır. Kanun koyucunun geniş takdir yetkisini haiz bulunduğu alanlarda anayasal ve kanuni hakları kısıtlayan ya da kişilere külfet yükleyen düzenlemeler yaparken tercih ettiği aracın gerekliliği konusunda sorun bulunabilmesi için daha hafif külfet yükleyen araç veya araçların varlığı yeterli olmayıp seçilen aracın kişiye bariz bir biçimde ağır bir külfet yüklediğinin de anlaşılması gerekmektedir (AYM, E.2023/127, K.2024/105, 9/5/2024, § 27). Bu yönüyle değerlendirildiğinde açıktan vekil imam hatip ve vekil müezzin kayyım olarak görev yapanların memur kadrosuna atanabilmesi için KPSS’den Başkanlıkça belirlenen asgari puanı almış olmalarının şart koşulmasının kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında başvurabileceği araçlardan olduğu ve gereklilik kriterini karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır. 24. Diğer yandan kuralın orantılı olması da gerekir. Orantılılık, kamu hizmetine girme hakkına yönelik olarak getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Memur kadrosuna yapılacak atamalarda bazı durumlarda objektif olarak daha önce belirlenmiş bir puan yerine idareye o dönemdeki ihtiyaç durumunu dikkate almak suretiyle belli bir puan sınırını belirleme hususunda takdir yetkisinin tanınması söz konusu olabilir. Bu durum her şartta kamu hizmeti niteliğindeki görevlere yapılacak atamaların liyakat esasına aykırı olduğu sonucunu doğurmaz. Bu konuda yapılacak değerlendirmelerde özellikle idarece belirlenen puanın memur kadrosuna atanacak olanlar arasında daha önce yapılacak objektif bir yazılı yarışma sonucu elde edilmesi ve söz konusu puanın da herkes için uygulanabilir nitelikte olup olmadığının gözetilmesi gerekir. 25. Kuralda Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanın KPSS’den alınan puana göre belirleneceği, ayrıca söz konusu puan sınırının müracaat edecek tüm adaylar bakımından geçerli olacağı açıktır. Öte yandan Başkanlığın bu konuda yapacağı uygulamanın yargı denetimine tabi olduğu gözetildiğinde kural kapsamında Başkanlıkça yapılan uygulamalarda keyfiliği önleyecek yeterli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralda elde edilmek istenen kamusal yarar ile bireylerin menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlandığı, dolayısıyla kuralla kamu hizmetine girme hakkına getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7. 123., ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 7., 123. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ve 5., 10., 36., 49., 90., ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. b. Birinci Cümlenin “ ...Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” Bölümü 27. Dava konusu kuralda Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmak imam hatip ve müezzin kayyım ünvanlı memur kadrolarına atanma şartı olarak öngörülmek suretiyle kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getirilmektedir. 28. Kuralda Başkanlığa tanınan yetki kapsamındaki hususların memur olarak atanmanın esaslı unsurlarından olduğu açıktır. Kuralda kamu hizmetine girme hakkı açısından memur olarak Başkanlıkta görevlendirilecek kişilerin başarılı kabul edilmesine ilişkin temel ölçütlerin, sınavda alınması gereken asgari puan şartını sağlayanların kaç katının sözlü sınava çağrılacağı gibi sözlü ve/veya uygulamalı sınava ilişkin usul ve esaslara yönelik ilke ve esasların tespit edilmediği anlaşılmaktadır. 29. Bu yönüyle kuralda memurluk kadrosuna başvuranlarla ilgili yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınava yönelik objektif ölçütler belirlenmeden bu konuda doğrudan Başkanlığa yetki tanındığı anlaşılmaktadır. 30. Bu itibarla Başkanlığa tanınan yetkiyle ilgili ile temel ilke ve esasların tespit edilmemesi nedeniyle herhangi bir belirlilik içermeyen kuralla kamu hizmetlerine girme hakkına yönelik olarak öngörülen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı söylenemez. 31. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 123. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 6., 7., 123. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ve 5., 10., 36., 49., 90. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 2. Maddesiyle 657 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (B) Fıkrasına Eklenen Sekizinci Paragrafın İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 32. 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrasının dördüncü paragrafında kamu idarelerinde Cumhurbaşkanınca belirlenecek pozisyon ünvanlarında çalıştırılmak üzere işin geçici olması şartı aranmaksızın sözleşmeli personel istihdam edilebileceği düzenlenmiştir. 33. Anılan fıkranın sekizinci paragrafının birinci cümlesinde de sözleşmeli personelin görevden uzaklaştırılması ile disipline aykırı fiil ve hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu personele verilmesi gereken disiplin cezaları, disiplin cezası vermeye yetkili merciler ve disiplin kurulları ile disipline dair diğer hususlar hakkında devlet memurlarının tabi olduğu hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. 34. Fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü bir cezanın verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde disiplin kurulu kararı alınarak sözleşmeli personelin görevine, atamaya yetkili amirin onayı ile son verileceği hükme bağlanmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 35. Dava dilekçesinde özetle; kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren bir fiilin işlenmesi hâlinde sözleşmeli personelin görevine son verilmesinin ölçülü olmadığı, sözleşmeli personel ile devlet memurları arasında öngörülen farklı uygulamanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca bu durumun çalışma barışını bozacağı, devlet memurlarının görevine son verme cezası yönünden yüksek disiplin kurulu kararı aranırken sözleşmeli personel yönünden disiplin kurulu kararı üzerine atamaya yetkili amirin onayının yeterli görülmesinin bu kişilerin usul güvencelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 10., 13., 36., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 36. Dava konusu kural kapsamında kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü bir cezanın verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde disiplin kurulunun kararı alınarak sözleşmeli personeli atamaya yetkili amirin onayı ile bu personelin görevine son verilmesine imkân tanınması Anayasa’nın 70. maddesinde güvence altına alınan kamu hizmetlerinde bulunma hakkını sınırlamaktadır. 37. Kuralda sözleşmeli personelin görevine son verilmesine yol açacak disiplin cezaları ve göreve son vermeye yetkili olan makamın açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu bu suretle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 38. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş yapma veya yapmama biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan idari yaptırımlardır (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, § 16; E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 12). 39. Sözleşmeli personelin kademe ilerlemesinin durdurulmasını ve devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren fiil ve hâller için kuralda öngörülen usulle görevine son verilmesine imkân tanınmasının bu kişilerin ifa ettikleri hizmet ve görevin niteliğiyle ilgisi olmadığı söylenemez. Dolayısıyla kural anayasal anlamda meşru bir amaç taşımaktadır. 40. Sözleşmeli personelin asli memurluğa atanmadan önceki süreçte kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü ceza verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde görevlerine son verilmesinin görevin gerektirdiği temel niteliklerle bağdaşmayan disiplinsizliği engelleyici ve buna yönelik fiiller üzerinde caydırıcı nitelikte olduğu gözetildiğinde kuralın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından elverişli olmadığı söylenemez. 41. Öte yandan kamu hizmetlerinin görevin gerektirdiği niteliğe sahip kamu personeli eliyle yürütülerek kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sürdürülmesi için bu alanda görev yapan kişilerin görevde kalma koşullarını ve usulünü belirlemede kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Dolayısıyla kural kapsamında sözleşmeli personel için öngörülen disiplin cezası ve usulünün meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır 42. Memurluk 657 sayılı Kanun’un öngördüğü asli ve sürekli istihdam biçimidir. Anılan Kanun'un 4. maddesinin (A) fıkrasına göre memurlar, mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmiştir (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1846). Sözleşmeli personel ise sözleşme ile çalışan ve işçi statüsünde olmayan personeldir. Bu tür personelin istihdamında akdi bir durum söz konusudur (AYM, E.2024/26, K.2024/83, 14/3/2024, § 10). 43. Kanun’un 54. ve 55. maddelerinde devlet memurluğuna girmek isteyenlerin öncelikle sınavlarda başarılı olduktan sonra memur adayı olarak atanacakları, adaylık süresinin bir yıldan az iki yıldan çok olamayacağı, aday memurların temel eğitim, hazırlayıcı eğitim ve staja tabi tutulacakları, 56. maddede adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanların adaylık süresi içinde hâl ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları ile göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişiklerinin kesilmesi öngörülmüştür. 57. maddede ise adaylık süresi içinde aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişiklerinin kesileceği belirtilmiştir. 44. 7433 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen dördüncü paragrafta, kamu idarelerinde Cumhurbaşkanınca belirlenecek pozisyon ünvanlarında çalıştırılmak üzere işin geçici olması şartı aranmaksızın sözleşmeli personel istihdam edilebileceği düzenlenmiştir. Anılan ek paragrafa göre bu kapsamda istihdam edilen sözleşmeli personelden aynı kurumda üç yıllık çalışma süresini tamamlayanlar bu sürenin bitiminden itibaren otuz gün içinde talepte bulunmaları hâlinde bulundukları yerde aynı ünvanlı memur kadrolarına atanır. Buna göre, eklenen paragrafla getirilen düzenlemeyle sözleşmeli olarak çalışan personelin memur kadrosuna atanması mümkün hâle gelmiştir. 45. Bu itibarla doğrudan devlet memurluğuna atanmada Kanun’da öngörülen usulden farklı bir usul düzenlenerek sözleşmeli personel statüsünde çalışmaya devam edenlerin devlet memurluğuna atanmak için gerekli koşulların tamamını karşılamadan ve öngörülen süreçleri tamamlamadan doğrudan devlet memuru olarak atanmalarına imkân sağlanmıştır. Dolayısıyla sözleşmeli personel statüsü memurluk kadrosuna atanmadan önceki aşamayı oluşturmaktadır. Bu durumda, memur ve sözleşmeli personelin statülerinden kaynaklanan farklılıklar dikkate alınarak görevin gerektirdiği nitelik doğrultusunda farklı disiplin hükümleri ve usulleri öngörülmesinin makul nedenlere dayandığı söylenebilir. 46. Diğer yandan kuralların uygulanması nedeniyle ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların yargı denetimine tabi olduğu dikkate alındığında kuralda öngörülen disiplin cezası ve usulünün amacı dışında keyfî olarak uygulanmasını önleyecek yasal güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. 47. Bu itibarla kural kapsamında sözleşmeli personel yönünden öngörülen disiplin cezası ve usulünde kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesinden kaynaklanan kamusal yarar ile bireyin kamu hizmetlerinde bulunmasından doğan menfaati arasındaki makul dengenin gözetildiği, bu yönüyle kuralla anılan hakka getirilen sınırlamada kişilere aşırı bir külfet yüklenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralla kamu hizmetlerinde bulunma hakkına getirilen sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 48. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ve 5., 6., 36., 49., 90., 123. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 49. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “ ...Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümüne yönelik yürürlüğün durdurulması talebinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B. 1. 1. maddesiyle 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresine, 2. 2. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragrafın ikinci cümlesine, yönelik iptal talepleri 16/1/2025 tarihli ve E.2023/56, K.2025/16 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. Birinci cümlesinin “ ...Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, B. 2. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragrafın ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 16/1/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu, 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 1. Maddesiyle 633 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 20. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı değerlendirmesiyle iptal talebinin reddine karar vermiştir. Aşağıda açıklanacak sebeplerle çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. 2. Dava konusu kuralla imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanma yönünden kamu hizmetlerine girme hakkına bir sınırlama getirilmektedir. 3. Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri uyarınca kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olmalıdır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/07/2021, § 95). 4. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 5. Kamu görevine girme hakkı açısından başarılı kabul edilmeye ilişkin temel kriterler, sınavda alınması gereken asgari puan şartı, bu şartı sağlayanlardan kaç katı adayın sözlü sınava çağrılacağı gibi objektif kriterlerin neler olduğunun kuralda belirlenmediği anlaşılmaktadır. 6. Başka bir ifadeyle kuralda, memurluk kadrosuna başvuranların hangi ölçütlere göre seçileceğine dair idarenin keyfî uygulamalarını önleyecek ve objektif nitelikte herhangi bir çerçeve çizilmemiştir. 7. Kamu görevine alınacak kişilerin, görevlerinin gereğini yerine getirecek asgari bilgi ve yeterliliğe sahip olması büyük önem taşımaktadır. 2024 yılı Vekil İmam-Hatip ve Müezzin-Kayyım Alımı Sınav Duyurusu’nda, 2024 yılı KPSS’den en az 50 (elli) puan almış olma şartı aranmıştır. Ancak Başkanlığın, bu puanı daha düşük belirleme yetkisi de bulunmaktadır. 8. Örneğin, Başkanlık başvuru için KPSS’den 30 puan alma koşulunu belirleyip, başvuru yapan adayların 3-4 katını sözlü sınava çağırabilir. Böyle bir durumda, 70-80 puan almış adaylar elenirken, yalnızca 30 puan almış kişiler kamu görevine kabul edilebilecektir. Bu durum, kuralın keyfi uygulamalara yol açabilecek kadar belirsiz olduğunu göstermektedir. 9. Sonuç olarak, dava konusu kuralın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Engin YILDIRIM Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Kenan YAŞAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kanaatine katılmamaktayım. 2. Dava konusu ibarenin içinde yer aldığı cümlede 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanun’un 86. maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenlerin geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek yeterli puanı almış olmaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanacakları öngörülmektedir. 3. Kuralda, sayılan kişilerin imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanmaları noktasında Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavdan önce bu kişilerin geçerliliği halen devam eden kamu personeli seçme sınavından Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek yeterli puanı almış olmaları gerekmektedir. 4. Görüldüğü üzere kamu personeli seçme sınavından hangi puanı almış olmaları gerektiği ile ilgili kanunda bir belirleme bulunmamakta olup bu belirlemeyi Diyanet İşleri Başkanlığı yapacaktır. Ancak Başkanlıkça belirlenecek yeterli puan ile ilgili hiçbir belirleme Kanun’da yer almamaktadır. 5. Dava konusu kural Anayasa’nın 70. maddesinde güvence altına alınan kamu hizmetine girme hakkına bir müdahalede bulunmaktadır. Kamu hizmetine girme hakkı ile ilgili olarak 70. maddenin ikinci fıkrasında hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği açıkça ifade edilmektedir. 6. Dava konusu ibarenin içinde yer aldığı cümlede Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesine Kanun’da şartları belirtilen kişiler arasından imam-hatip ve müezzin-kayyım alınması öngörülmekte olup bu yönü ile kural kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir. 7. Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında sınırlamaya ilişkin güvenceler dikkate alındığında kuralın ilk olarak kanunilik şartını sağlayıp sağlamadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Mahkememiz yerleşik içtihadında da ifade edilmekte olduğu üzere bir temel hak ve özgürlüğe sınırlama getiren kanun hükmünün varlığı tek başına yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenleme niteliğinde olması gerekmektedir (AYM, E.2023/126, K.2024/67, 07/03/2024, § 25). 8. Zira hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). 9. Dava konusu ibare ile Diyanet İşleri Başkanlığına Kanun’da şartları belirtilen kişiler arasından alınacak imam-hatip ve müezzin-kayyımlar için geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almış olma şartı getirilmiştir. Bununla birlikte hangi puanın yeterli sayılacağı hususunda Kanun’da hiçbir belirleme yapılmış değildir. Başkanlıkça alınacak kişiler için öngörülecek puanın seviyesinin, asgari ve azami hadlerinin ne olacağının Kanun’da hiçbir şekilde belirlenmemiş olması nedeniyle bu konuda idarenin elinde geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. 10. Oysa kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren bu ibarenin de Mahkememiz yerleşik içtihadında belirtilen standart gereği hem kişiler hem idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekmektedir. 11. Kamu hizmetine memur statüsünde girme imkanı veren bu düzenlemede atanma işleminin esaslı unsurlarından biri olan kamu personeli seçme sınavından alınması gereken yeterli puanla ilgili bir belirlemenin yapılmamış olması kuralın kamu otoriteleri tarafından keyfi uygulamalarına karşı yeterli güvence sağlayan açıklıkta düzenlenmediğini ortaya koymaktadır. 12. Esasında bu belirleme eksikliği Anayasa’nın 70. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği şeklindeki temel ilkeyi de olumsuz yönde etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Zira dava konusu kuralda asgari bir puan öngörülmemiş olması nedeniyle, Diyanet İşleri Başkanlığının geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından belirlenecek yeterli puanı çok düşük seviyede belirlemesini imkansız kılan bir hüküm mevcut değildir. 13. Dolayısıyla bu durumda çoğunluk kararında yer verilen “Bu durum her şartta kamu hizmeti niteliğindeki görevlere yapılacak atamaların liyakat esasına aykırı olduğu sonucunu doğurmaz. Bu konuda yapılacak değerlendirmelerde özellikle idarece belirlenen puanın memur kadrosuna atanacak olanlar arasında daha önce yapılacak objektif bir yazılı yarışma sonucu elde edilmesi ve söz konusu puanın da herkes için uygulanabilir nitelikte olup olmadığının gözetilmesi gerekir.” şeklindeki değerlendirmenin (bkz.: § 24) Anayasa’nın 70. maddesindeki kamu hizmetine alınmada liyakat ilkesini yeterince dikkate aldığını söyleyebilmek mümkün değildir. 14. Bu yönü ile 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı...” ibaresinin temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik şartını taşımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun çoğunluğu tarafından 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları ” cümlesinin Anayasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılarak iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. İptal davasına konu geçici 20. madde, 28.11.2022 tarihi itibari ile Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86. maddesi kapsamında açıktan vekil imam- hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanların Başkanlıkça ilan edilen yerlerde görev yapmak üzere memur kadrolarına atanmalarını düzenlemektedir. Söz konusu geçici 20. maddenin ilk fıkrasına göre, “ 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenler, geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almış olmaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla, Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanırlar. Bu madde uyarınca memur kadrolarına atananların dört yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz ”. Görüldüğü üzere, geçici 20. maddede memur kadrolarına atama yapılması için, geçerliliği devam eden KPSS sınavından Başkanlıkça belirlenen puanı almış olma koşuluna yer verildiği gibi açıktan vekil olarak görev yapan imam- hatip veya müezzin-kayyımlar için sözlü ve/veya yazılı uygulama sınavından başarılı olma koşulu getirilmiştir. İmam-hatip veya müzezzin-kayyımlar için yapılacak sınav sözlü ya da uygulamalı olabilecektir. İmam-hatip veya müezzin-kayyımlık için yapılacak sınavda dini bilgiler yanında hitabet, kıraat, Kur’an ı Kerim, hafızlık gibi bir çok husus ölçülebileceğinden sınava ilişkin objektif kriterlerin Kanunla düzenlenmesi beklenemez. Yine kadro için başvuru yapacak kişi sayısı da belirli olmadığından Başkanlığın ihtiyaç duyduğu personel sayısının temin edilmesi için KPSS puanının Başkanlık tarafından belirlenmeside Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi çeşitli içtihatlarında, Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkün olduğunu belirterek, bir kanunun kapsamına giren tüm hususların kanunda tek tek sayılmasının güçlük arzetmesi ya da bazı hususların eksik kalması söz konusu olduğunda kanun koyucunun temel kuralları saptayarak detayları daha alt düzeydeki düzenlemelere bırakmasının belirlilik ilkesine de aykırılık oluşturmayacağını ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 1.2.2024 tarihli ve 2023/177 E., 2024/30 K ., § 58-59; AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, § 66- 67). 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 9. maddesinde Başkanlık personelinin 657 sayılı Kanunda ve bu Kanunda yer almayan diğer nitelikleri ile atanmalarında dinî öğrenim şartı arananlara ilişkin ortak niteliklerin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Kanunda belirtilen Yönetmelik, Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği adı altında çıkarılmış ve halen yürürlüktedir. (Yönetmelik için bkz. 5.04.2015 tarihli ve 29327 sayılı Resmi Gazete). Başkanlık tarafından yapılan sınav ve tesis edilen işlemler nedeniyle hakları ihlal edilen kişilerin idari yargı mercilerinde dava açması ve işlemin iptalini sağlaması her zaman mümkündür. Çoğunluk gerekçesinde maddenin geçici olmasının tek seferlik uygulanması anlamına gelmediği, nitekim daha önce de Kanuna geçici maddeler eklenerek benzer atamalar yapıldığı ifade edilmiştir. Gerçekten 633 sayılı Kanunda yer alan önceki geçici maddeler incelendiğinde daha önce de benzer şekilde memur kadrolarına imam-hatip, müezzin- kayyım ya da kur’an kursu öğreticisi atamalarının yapıldığı ve söz konusu Kanun hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülmediği görülmektedir. Maddenin geçici olması tek seferlik uygulama yapıldığı anlamına gelmeyecek olsa da maddenin lafzı incelendiğinde “ 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenler ” şeklinde bir düzenleme yapıldığı nazara alındığında söz konusu maddenin, belirli bir süredir açıktan vekil olarak görev yapmakta olanları ve sınırlı bir grubu kapsadığı, süreklilik arzetmediği yani tek seferlik bir düzenleme olduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer bir davada, 657 sayılı Kanuna eklenen geçici 48. maddenin birinci fıkrasının (b) bendine ilişkin 2023/115 E. ve 2024/13 K. sayılı kararında belediyelerde çalışan sözleşmeli personelin memuriyet kadrosuna geçirilmesine ilişkin iptal talebini reddetmiştir. Söz konusu dosyada dava konusu edilen hükümde, il özel idaresi, belediye ve bağlı kuruluşları ile mahalli idare birliklerinde 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde 28/11/2022 tarihi itibarıyla çalışmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sözleşmesi devam eden ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranların, sözleşmeli personel olarak çalıştırılmalarına esas alınan memur kadrolarına, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde kurumlarınca atanacağı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (E. 2023/115, K. 2024/13, K.Tarihi;18/01/2024) iptal talebini reddederken kuralın, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5393 sayılı Kanun kapsamında belediyeler geçici nitelikte olmayan işlerde istihdam edilen sözleşmeli personel ile sınırlı tek seferlik bir düzenleme niteliğinde olduğunu, nitekim anılan Kanun’un 49. maddesine kuralla aynı tarihte eklenen cümleler dikkate alındığında kanun koyucunun bu tarihten itibaren 49. maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki sözleşmeli personelin işe alınması usulünü memur kadrolarına ilk defa alım yapılması usulüne tabi kıldığını, ayrıca bunlardan üç yıllık çalışma süresini tamamlayanların talepleri hâlinde sözleşmeli olarak çalıştırılmalarına esas memur kadrolarına atanabilmelerini öngördüğünü, bu çerçevede kanun koyucu tarafından 5393 sayılı Kanun’un 49. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen istihdam usulünde ileriye dönük esaslı bir değişikliğe gidilmesiyle birlikte itiraz konusu kuralın da sınırlı ve tek seferlik bir düzenleme olarak bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihte görev yapanların mağduriyet yaşamasını önlemeyi amaçladığının anlaşıldığını belirterek, kuralın belli bazı şartları taşıyan söz konusu değişiklik öncesinde göreve girmiş ve görevinin sürdürmekte olan sözleşmeli personele birtakım kolaylıklar sağlaması dışında benzer durumdakiler bakımından dezavantaj yaratan farklı bir yönünün de bulunmadığı dikkate alındığında kuralın ortaya çıkardığı farklı muamelenin orantısız sonuçlar ortaya çıkardığının söylenemeyeceği gerekçelerine yer vermiştir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeler çerçevesinde dava konusu düzenleme incelendiğinde, 28.11.2022 tarihi itibari ile açıktan görev yapan ve Başkanlıkça belirlenen KPSS puanını sağlayan imam-hatip ve müezzin-kayyımlardan, yine Başkanlıkça yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavdan başarılı olma koşuluyla memur kadrolarına atamalarının yapılması tek seferlik bir uygulama olup, süreklilik arzetmemekte, ayrıca açıktan vekil olarak görev yapan personeller bakımından dezavantaj yaratan farklı bir yönü de bulunmamaktadır. Bunun yanında söz konusu düzenleme atama kriterleri açısından belirsizlik ya da eşitsizlik oluşturmamaktadır. Bu nedenlerle, davaya konu 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin ilk fıkrasında yer alan ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Üye İrfan FİDAN Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/16
2023/56
16/01/2025
Esas - Ret
03/06/2025 - 32919
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/56 Karar Sayısı : 2025/16 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresinin ve anılan cümlenin “ …Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümünün, B. 2. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragrafın ikinci cümlesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 36., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. madde şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:19/1/2023-7433/1 md.) 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenler, geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almış olmaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla, Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanırlar. Bu madde uyarınca memur kadrolarına atananların dört yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz. Bu madde kapsamında atama yapılacak kadrolar, başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilerek kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerin Başkanlığa ait bölümüne eklenmiş sayılır. İhdas edilen kadrolar; unvanı, sınıfı, adedi ve derecesi belirtilmek suretiyle atamanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” 2. 2. maddesiyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragraf şöyledir: “ (Ek paragraf: 19/1/2023- 7433/2 md.) Sözleşmeli personelin görevden uzaklaştırılması ile disipline aykırı fiil ve hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu personele verilmesi gereken disiplin cezaları, disiplin cezası vermeye yetkili merciler ve disiplin kurulları ile disipline dair diğer hususlar hakkında Devlet memurlarının tabi olduğu hükümler uygulanır . Ancak, kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü ceza verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde disiplin kurulunun kararı alınarak sözleşmeli personelin görevine atamaya yetkili amirin onayı ile son verilir . ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen geçici 20. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı... ” ibaresinin ve anılan cümlenin “ …Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları... ” bölümünün, B. 2. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragrafın ikinci cümlesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 36., 49., 70., 90., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 633 sayılı Kanun’a eklenen geçici 20. madde şöyledir: “ Geçici Madde 20- (Ek:19/1/2023-7433/1 md.) 28/11/2022 tarihi itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi kapsamında açıktan vekil imam-hatip ve vekil müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde müracaat edenler, geçerliliği devam eden kamu personeli seçme sınavından Başkanlıkça belirlenecek yeterli puanı almış olmaları ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacak sözlü ve/veya uygulamalı sınavda başarılı olmaları şartıyla, Başkanlıkça ilan edilecek yerlerde görevlendirilmek üzere imam-hatip ve müezzin-kayyım unvanlı memur kadrolarına atanırlar. Bu madde uyarınca memur kadrolarına atananların dört yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz. Bu madde kapsamında atama yapılacak kadrolar, başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilerek kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerin Başkanlığa ait bölümüne eklenmiş sayılır. İhdas edilen kadrolar; unvanı, sınıfı, adedi ve derecesi belirtilmek suretiyle atamanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” 2. 2. maddesiyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrasına eklenen sekizinci paragraf şöyledir: “ (Ek paragraf: 19/1/2023- 7433/2 md.) Sözleşmeli personelin görevden uzaklaştırılması ile disipline aykırı fiil ve hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu personele verilmesi gereken disiplin cezaları, disiplin cezası vermeye yetkili merciler ve disiplin kurulları ile disipline dair diğer hususlar hakkında Devlet memurlarının tabi olduğu hükümler uygulanır . Ancak, kademe ilerlemesinin durdurulması ve üstü ceza verilmesini gerektiren fiil ve hâllerde disiplin kurulunun kararı alınarak sözleşmeli personelin görevine atamaya yetkili amirin onayı ile son verilir . ”
0
24
1,982
2025/64
2025/76
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/76, K.2025/64, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/64
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/76 Karar Sayısı : 2025/64 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …asgari bir… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 107 . maddesi şöyledir: “ Belirsiz alacak davası MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davanın 6100 sayılı Kanun’un 109. maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak açıldığı gözetildiğinde belirsiz alacak davasına ilişkin düzenlemeler içeren itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …asgari bir… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/64
2025/76
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/76 Karar Sayısı : 2025/64 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …asgari bir… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 107 . maddesi şöyledir: “ Belirsiz alacak davası MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.) ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …asgari bir… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 107 . maddesi şöyledir: “ Belirsiz alacak davası MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.) ”
0
25
1,982
2025/100
2024/240
16/01/2025
22/04/2025
(AYM, E.2024/240, K.2025/100, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Vergi Mahkemesi - Antalya 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Fatih TORUN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/100
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/240 Karar Sayısı : 2025/100 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 2. Vergi Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 50. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşıt alımı sırasında engelliler için öngörülen özel tüketim vergisi istisnasından yararlandırılma isteminin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Diğer istisnalar Madde 7 – Bu Kanuna ekli; … 2. (Değişik: 16/7/2004-5228/21 md.) (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan mallardan; a) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, engellilik oranı % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından, b) (Ek: 6/2/2014-6518/56 md.) 87.03 G.T.I.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm3 ’ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dâhil 8 kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin % 50’sinin altında olanlar ile sürücü dâhil 9 kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, c) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, … on yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı, … vergiden müstesnadır. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 4760 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin iptalini talep etmiştir. 4. İtiraz konusu kuralda anılan Kanun’a ekli (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan araçların bir kısmının, %90 oranından az derecede engeli bulunan malul ve engelliler tarafından ilk iktisabının bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırılması şartıyla özel tüketim vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır. Başka bir deyişle kuralla %90 oranından az derecede engeli bulunan malul ve engellilerin araç alımlarında özel tüketim vergisi istisnasından yararlanma şartları düzenlenmiştir. 5. Bakılmakta olan davada %64 oranında engelli olan ve hakkında sürücü olamaz şeklinde sağlık raporu düzenlenerek araç kullanamayacağına yönelik karar alınan davacı tarafından araç alımında Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendi uyarınca engelliler için öngörülen özel tüketim vergisi istisnasından yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptalinin talep edildiği görülmektedir. 6. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusunun engel oranına ilişkin olduğu, istisna kapsamına giren araçlara yönelik bir uyuşmazlığın bulunmadığı gözetildiğinde kuralın özel tüketim vergisi istisnası kapsamına hangi araçların girdiğini düzenleyen “ 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, … ” bölümünün bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenle 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin; A. “ 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların,... ” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 9. Türk vergi mevzuatında engellilere yönelik olarak çeşitli vergisel avantajlar öngörülmüş olup bunlardan biri de malul ve engellilerin taşıt alımlarının belirli şartlarda özel tüketim vergisinden müstesna tutulmasıdır. 10. 4760 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde (II) Sayılı Liste’deki mallardan kayıt ve tescile tâbi olanların ilk iktisabının, (c) bendinde ise (II) Sayılı Liste’deki mallardan kayıt ve tescile tâbi olmayanlar ile (III) ve (IV) Sayılı Listelerdeki malların ithalatı veya imal ya da inşa edenler tarafından tesliminin bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır. 11. Anılan Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde ise (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan malların on yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabına yönelik olarak özel tüketim vergisi istisnası öngörülmüş olup söz konusu istisnadan yararlanabilecek kişilere ve istisnanın konusu ile istisna şartlarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 12. Buna göre anılan bendin (a) alt bendinde (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan mallardan 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dâhil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engelliler tarafından ilk iktisabı özel tüketim vergisinden istisna tutulmuştur. 13. Söz konusu bendin (b) alt bendinde de 87.03 G.T.I.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm3’ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dâhil sekiz kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin %50’sinin altında olanlar ile sürücü dâhil dokuz kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malul ve engelliler tarafından ilk iktisabı özel tüketim vergisinden istisna tutulmuştur. 14. Bendin (c) alt bendinde ise (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan mallardan 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dâhil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptıran malul ve engelliler tarafından ilk iktisabının özel tüketim vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan alt bendin “ …bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, ” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kural uyarınca %90 oranından az derecede engeli bulunan malul ve engelliler tarafından taşıtların ilk iktisabı sırasında özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için taşıta bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırılması gerekmektedir. 15. Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında, birinci fıkranın (2) numaralı bendinin (a) ve (c) alt bentleri ile (6) numaralı bendinde yer alan tutarların her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı, hesaplanan tutarın 100 lirayı aşmayan kesirlerinin dikkate alınmayacağı, Cumhurbaşkanının birinci fıkrada belirlenen yerli katkı oranını yarısına kadar indirmeye, iki katına kadar artırmaya yetkili olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. 16. Bu çerçevede söz konusu istisnanın uygulamasında aranan parasal sınır 2025 yılı için 2.290.200,00 TL olarak belirlenmiştir. Ayrıca 27/12/2024 tarihli ve 32765 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve aynı gün yürürlüğe giren 26/12/2024 tarihli ve 9321 sayılı Cumhurbaşkanı kararının eki kararla istisna kapsamında alınacak araçların yerli katkı oranının en az %40 olması şartı getirilmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 17. Başvuru kararında özetle; engellilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasının devletin görevi olduğu, bu çerçevede engellilerin hem ekonomik yönden desteklenmesi hem de sosyal hayata katılımlarının ve uyumlarının sağlanması gerektiği, itiraz konusu kuralla %90 oranından daha az derecede malul ve engelli olanlardan araç alımlarında sadece engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle bizzat sürücü olma imkânına sahip olanların özel tüketim vergisi muafiyetinden yararlanabileceğinin öngörülmesinin devlete yüklenen engellilerin korunmalarını ve toplum hayatına uyumlarını sağlayıcı tedbirlerin alınması şeklindeki pozitif yükümlülükle çeliştiği, bu durumun sosyal devlet ve eşitlik ilkelerini ihlal ettiği, engelli haklarının korunmasına ilişkin milletlerarası antlaşmalarla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 50. ve 61. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 18. Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devlet, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler almak suretiyle çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, millî gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir (AYM, E.2015/105, K.2016/133, 14/7/2016, § 18; E.2022/51, K.2022/94, 20/7/2022, § 16 ). 19. Çağdaş devlet anlayışı sosyal devletin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/105, K.2016/133, 14/7/2016, § 18). Böylelikle sosyal devletin herkes için insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat düzeyini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu nedenle sosyal devletin sosyal ve ekonomik koşulları iyileştirmek biçiminde pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu kapsamda sosyal devletin özel olarak korunması gereken engellilere ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. 20. Sosyal devletin engellilere yönelik pozitif yükümlülüklerine ilişkin olarak Anayasa’da çeşitli düzenlemelere yer verilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 61. maddesinde devletin engellilerin korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. 21. Anayasa’nın 65. maddesi gereğince devlet; sosyal alana ilişkin olarak Anayasa’da belirtilen bu görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirecektir. Bu kaynakları kullanarak ve anayasal ilke ve hükümlere aykırı olmamak şartıyla engellilere yönelik tedbirlerin türüne ve ölçüsüne karar vermek kanun koyucunun takdirindedir. 22. Engellilerin diğer bireylerle eşit şartlarda toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelli bireylerin toplumda fırsat eşitliği çerçevesinde yaşayabilmelerinin desteklenmesi amacıyla engellilere yönelik olarak getirilen tedbirlerden biri de engellilerin vergi aracının kullanılması suretiyle desteklenmesi ve bu amaçla engelliler için çeşitli vergisel avantajların öngörülmesidir. Bu çerçevede engelliler için öngörülen vergisel avantajlardan birisi de malul ve engellilerin ilk taşıt alımlarında belli şartlarda özel tüketim vergisinden müstesna tutulmasıdır. 23. Bu bağlamda 4760 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (c) alt bendinde anılan Kanun’a ekli (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %40 olan mallardan 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dâhil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³’ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların malul ve engelliler tarafından ilk iktisabının bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırılması şartıyla özel tüketim vergisinden müstesna olduğu hüküm altına alınmıştır. 24. Kuralla öngörülen özel tüketim vergisi istisnasının Kanun’a ekli (II) Sayılı Liste’de yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %40 olan malların on yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı sırasında uygulanması öngörülmüş, taşıtların ilk iktisabında engellilere ilişkin özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için engellilik oranı ölçüt olarak kabul edilmiştir. Kuralda ayrıca Kanun’a ekli (II) Sayılı Liste’de yer alan ve kuralda belirtilen G.T.İ.P. numaralarında yer alan taşıtların engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engelliler tarafından ilk iktisabı sırasında özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için satın alınan taşıta, bizzat kullanmak amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırılması zorunluluğu öngörülmüştür. 25. Buna göre engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden kural uyarınca sadece satın alınan taşıtı engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle kullanabileceği sağlık kurulu raporuyla belgelendirenlerin özel tüketim vergisi istisnasından yararlanabileceği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden engellilik oranı ve engel durumu sürücü belgesi almasına mâni oluşturmayan ve dolayısıyla satın alınan taşıtı herhangi bir özel tertibata ihtiyaç duymadan kullanabilecek durumda olanlar özel tüketim vergisi istisnasından yararlanamayacağı gibi engellilik oranı veya engel durumu nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına ve dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin de söz konusu istisnadan yararlanma imkânı bulunmamaktadır. 26. Kuralla, engel durumu itibarıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımı olmadan taşıt kullanmayacak durumda bulunan ve dolayısıyla satın alınan taşıtı sadece engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle kullanabileceği sağlık kurulu raporuyla belgelendirilen malul ve engellilerin özel tüketim vergisi istisnasından yararlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 27. Bununla birlikte engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerin taşıtın ilk iktisabında özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için satın alınan taşıta bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırılması zorunluluğunun öngörülmesi, engel durumundan dolayı hakkında sürücü belgesi alamayacağına ve dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin söz konusu istisnadan yararlanamamasına yol açmaktadır. Zira kurala göre özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için satın alınan taşıtın bizzat engelli tarafından ve sadece hareket ettirici aksamda özel tertibat yaptırılması suretiyle kullanılması zorunluluğu bulunmaktadır. H akkında sürücü belgesi alamayacağına, dolayısıyla herhangi bir taşıtı kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin çoğunlukla engellilik oranının daha yüksek olması dolayısıyla engel durumlarından kaynaklı olarak taşıt kullanabilmeleri için gerekli fiziksel ve zihinsel yeterliliğe sahip olmamaları mümkündür. 28. Bu itibarla engelliler için öngörülen vergisel avantaja ilişkin şartların belirlenmesinde kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmakla birlikte engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden sadece satın alınan taşıta, bizzat kullanmak amacıyla engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptıran malul ve engellilerin özel tüketim vergisi istisnasından yararlanabileceğini öngörmek suretiyle engellilik oranı %90’ın altında olmakla birlikte taşıt kullanabilmeleri için gerekli fiziksel ve zihinsel yeterliliğe sahip olmayan ve bu nedenle sürücü belgesi alamayan malul ve engellilerin kişisel durumlarının gözetildiğini söylemek mümkün değildir. 29. Bu itibarla kuralın sosyal devlet ilkesi bağlamında devlete yüklenen engellilerin korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alma şeklindeki pozitif yükümlülüğe aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 30. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. ” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir. 31. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2021/129, K.2022/33, 24/3/2022, § 23; E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25; E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 11). 32. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir (AYM, E.2018/8, K.2018/85, 11/07/2018, § 41; E.2021/80, K.2021/99, 16/12/2021, § 55; E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32). 33. İtiraz konusu kuralla taşıtların ilk iktisabında engellilere yönelik olarak getirilen özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi için engellilik oranı ölçüt olarak kabul edilmiş ve kuralda belirtilen G.T.İ.P. numaralarında yer alan taşıtların engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engelliler tarafından ilk iktisabı sırasında özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesinin şartları düzenlenmiştir. Buna göre taşıtların ilk iktisabında engellilere ilişkin özel tüketim vergisi istisnasından yararlanılabilmesi açısından engellilik oranı %90 altında olan malul ve engellilerin karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları açıktır. 34. Öte yandan engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden sadece satın alınan taşıtı engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle kullanabileceği sağlık kurulu raporuyla belgelendirenlerin özel tüketim vergisi istisnasından yararlanabileceği öngörülmek suretiyle engellilik oranı %90 altında olan ve engel durumu nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına ve dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik karar alınan malul ve engellilerin söz konusu özel tüketim vergisi istisnasından yararlandırılmamasının farklı muamele teşkil ettiği açıktır. 35. Kuralla engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden engel durumundan dolayı hakkında sürücü belgesi alamayacağına, dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin engel durumlarından kaynaklı olarak taşıt kullanabilmeleri için gerekli fiziksel ve zihinsel yeterliliğe sahip olmadıkları gözönüne alındığında kuralla engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden engellilik oranı ve engel durumu nedeniyle sürücü belgesi alamayacağına ve herhangi bir aracı kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilere söz konusu özel tüketim vergisi istisnasından yararlanma imkânının tanınmamasının nesnel ve makul bir temele dayandığı söylenemez. Başka bir ifadeyle engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden satın alınan taşıtı engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle kullanabileceği sağlık kurulu raporuyla belgelendirenlere özel tüketim vergisi istisnasından yararlanma imkânı sunulmasına rağmen engellilik oranı veya engel durumu nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına ve dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin söz konusu istisnadan yararlandırılmamasının nesnel ve makul bir nedeni bulunmamaktadır. 36. Bu itibarla kuralla, taşıtların ilk iktisabı sırasında uygulanacak özel tüketim vergisi istisnasından yararlanma açısından engellilik oranı %90’ın altında olan malul ve engellilerden satın alınan taşıtı engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle kullanabileceği sağlık kurulu raporuyla belgelendirenler ile engellilik oranı veya engel durumu nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına, dolayısıyla herhangi bir taşıtı kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engelliler arasında öngörülen farklı muamelenin eşitlik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. 37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 61. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 50. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 10. ve 61. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 50. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 38. 6216 sayılı Anayasa Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmüştür. 39. 4760 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin “ … bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, ” bölümünün iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan alt bendin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 40. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 41. 4760 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. HÜKÜM 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin; A. “…bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından,” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, B. Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/100
2024/240
22/04/2025
Esas - İptal
26/06/2025 - 32938
Var
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/240 Karar Sayısı : 2025/100 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 2. Vergi Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 50. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşıt alımı sırasında engelliler için öngörülen özel tüketim vergisi istisnasından yararlandırılma isteminin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Diğer istisnalar Madde 7 – Bu Kanuna ekli; … 2. (Değişik: 16/7/2004-5228/21 md.) (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan mallardan; a) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, engellilik oranı % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından, b) (Ek: 6/2/2014-6518/56 md.) 87.03 G.T.I.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm3 ’ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dâhil 8 kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin % 50’sinin altında olanlar ile sürücü dâhil 9 kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, c) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, … on yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı, … vergiden müstesnadır. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 2. Vergi Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı bendinin (c) alt bendinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 50. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Taşıt alımı sırasında engelliler için öngörülen özel tüketim vergisi istisnasından yararlandırılma isteminin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Diğer istisnalar Madde 7 – Bu Kanuna ekli; … 2. (Değişik: 16/7/2004-5228/21 md.) (II) sayılı listede yer alan kayıt ve tescile tâbi yerli katkı oranı en az %20 olan mallardan; a) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, engellilik oranı % 90 veya daha fazla olan malûl ve engelliler tarafından, b) (Ek: 6/2/2014-6518/56 md.) 87.03 G.T.I.P. numarasında yer alan (motor silindir hacmi 2.800 cm3 ’ü aşanlar, bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilenler, sürücü dâhil 8 kişiye kadar oturma yeri olan binek otomobilleri, yarış arabaları, arazi taşıtları hariç), yük taşımasında kullanılıp azami ağırlığı 3,5 tonu aşmayan ve yolcu taşıma kapasitesi istiap haddinin % 50’sinin altında olanlar ile sürücü dâhil 9 kişilik oturma yeri olanların engellilik durumlarının araçları bizzat kullanamayacak ve sürekli olarak tekerlekli sandalye veya sedye kullanmalarını gerektirecek nitelikte olduğunu ilgili mevzuat çerçevesinde alınan engelli sağlık kurulu raporuyla tevsik eden ve engellilik derecesi %90 veya daha fazla olup tekerlekli sandalye veya sedye ile binilmesine ve seyahat edilmesine uygun tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, c) 87.03 (hesaplanması gereken özel tüketim vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 200.000 TL’yi aşanlar hariç), 87.04 (motor silindir hacmi 2.800 cm³'ü aşanlar hariç) ve 87.11 G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malûl ve engelliler tarafından, … on yılda bir defaya mahsus olmak üzere ilk iktisabı, … vergiden müstesnadır. … ”
1
26
1,982
2025/83
2024/189
04/12/2024
27/03/2025
(AYM, E.2024/189, K.2025/83, 27/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Bölge İdare Mahkemesi - Erzurum 4. İdari Dava Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/83
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/189 Karar Sayısı : 2025/83 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aylıktan kesme cezasının iptaline ilişkin kararın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 45. maddesi şöyledir: “ İstinaf: Madde 45 – (Değişik: 18/6/2014-6545/19 md.) 1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz. 2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir. (Ek cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Bölge idare mahkemesinin 48 inci maddenin yedinci fıkrası uyarınca verdiği kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. 3. Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir. 4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir. 5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir. 6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir . (Ek cümle: 20/7/2017-7035/6 md.) Bu kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce yedi gün içinde tebliğe çıkarılır. 7. İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz. 8. İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 46. maddesi şöyledir: “ Temyiz: Madde 46 – (Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.) Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir: a) Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları. b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E.:2023/36 K.:2023/142 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenleme:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar. c) (Ek:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu iki yüz yetmiş bin Türk lirasını aşıp dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalar. d) Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları. e) Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları. f) Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları. g) İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar. h) Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar. ı) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar. i) Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar. j) Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar. k) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar. l) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar. m) 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar. n) Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar .” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2577 sayılı Kanun’un 45. maddesinde idari yargıda istinaf kanun yoluna ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan maddede, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar ile ivedi yargılama usulüne tabi olan davalar hariç idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. 4. Söz konusu maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarında ilk derece mahkemelerinin istinaf edilebilir kararlarına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine, başvurunun esası ile ilgili olarak bölge idare mahkemelerinin verebileceği kararlara ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 5. Bu çerçevede (3) numaralı fıkrada bölge idare mahkemesinin yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulması hâlinde istinaf başvurusunun reddine karar vereceği ve karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi aynı kararda yapacağı hüküm altına alınmıştır. 6. (4) numaralı fıkraya göre ise bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. 7. (6) numaralı fıkranın itiraz konusu birinci cümlesinde bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kuralın atıfta bulunduğu 46. maddede bölge idare mahkemelerinin konu itibarıyla hangi davalardaki uyuşmazlıkların çözümüne dair verdikleri kararlara karşı temyiz yoluna gidilebileceği düzenlenmiştir. 8. Bu bağlamda bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu hükme bağlayan kuralda belirtilen bölge idare mahkemesi kararlarının konu itibarıyla 46. maddede sayılanlar dışında kalan davalardaki uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle kuralla, istinaf merciinin 46. maddede sayılmayan uyuşmazlıklar hakkında verdiği kararların kesin olması öngörülmektedir. Kural “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden incelenmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla bölge idare mahkemelerinin temyiz yolu açık olmayan kararlarının davayı kesin olarak sona erdirmesinin öngörüldüğü, bu kapsamda istinaf merciinin istinaf talebinin kısmen veya tümden kabulüne karar vererek yargılamayı kesin hükümle neticelendirebildiği, bu durumda kural gereğince anılan kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına imkân bulunmadığı, bu yönüyle kuralın derece mahkemesinden farklı olarak verilmiş yeni karara karşı kanun yoluna başvurma imkânını ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 11. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu düzenleme ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 17). 12. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü kapsamında güvenceye kavuşturduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, §§ 8-10; E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 19; E.2022/135, K.2023/30, 16/2/2023, § 17). 13. İtiraz konusu kural, 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinde sayılan temyiz yolu açık davalar dışında bölge idare mahkemelerince verilen kararların kesin olduğunu hükme bağlamak suretiyle söz konusu davalara ilişkin olarak bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp işin esası hakkında vermiş olduğu kararlara karşı temyiz kanun yolu hakkı tanımamaktadır. Bu yönüyle kuralın hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik sınırlama getirdiği açıktır (aynı yönde bkz. AYM, E.2022/89, K.2022/129, 26/10/2022, § 28). 14. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmiştir. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 15. Bu kapsamda hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 16. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 17. Anılan Kanun’un 46. maddesinde hangi davalara ilişkin olarak bölge idare mahkemelerince verilen kararların temyize tabi olduğu sayma yoluyla belirtilmiştir. Kural ise bölge idare mahkemelerinin söz konusu maddeye göre temyize açık olan kararları dışındaki kararlarının kesin olduğunu hükme bağlamaktadır. 18. Kanun koyucu; bölge idare mahkemelerinin diğer kararları bakımından ise hangilerine karşı temyiz yolunun açık olduğu, hangilerinin kesin olduğu hususunu ayrıca düzenlemiştir. 19. Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında istinaf başvurusunun ilk incelemesi kapsamında verilen kararlara karşı temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında ise bölge idare mahkemelerinin, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye göndermesine ilişkin kararlarının kesin olduğu hüküm altına alınmıştır. 20. Buna göre bölge idare mahkemelerinin görevlerinin neler olduğu, bu görevler kapsamında ne tür kararlar verileceğinin ilgili kanunlarla düzenlenmiş olduğu, dolayısıyla kuralın bölge idare mahkemelerinin 46. maddede belirtilen davalara ilişkin kararları dışında kalan hangi kararları konu edindiği hususunda bir tereddüt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenle kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu ve bu kapsamda kanunilik şartını sağladığı açıktır. 21. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlanması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). 22. Nitekim Anayasa’nın anılan maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de makul sürede yargılanma hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. ” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). 23. Öte yandan anılan fıkrada davaların en az giderle sonuçlandırılması da bir ilke olarak düzenlenmiştir. Usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilke, yargılama maliyetinin en düşük düzeyde olmasını ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla davaların makul süre içinde ve daha az masrafla sonuçlanmasının sağlanması amacıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlanmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı görülmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 30). Dolayısıyla kuralla istisnai hâller dışında bölge idare mahkemesi kararlarının kesin olması öngörülmek suretiyle davaların makul süre içinde ve daha az masrafla sonuçlandırılmasının amaçlandığı, bu itibarla kuralın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır (benzer yönde bkz. AYM, E.2022/135, K.2023/30, 16/02/2023, § 32). 24. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın meşru bir amaca yönelik olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik , gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 25. Bölge idare mahkemelerinin bazı kararlarına kesin hüküm niteliği tanınması ve bu kararlara karşı temyiz yolunun kapatılması makul sürede yargılanma hakkı ve usul ekonomisinin gereklerinin yerine getirilmesi için alınan tedbirler olarak değerlendirilebilir. Bu itibarla sınırlamanın, belirtilen anayasal amaçlara ulaşmak bakımından elverişli olmadığı söylenemez (benzer yönde bkz. AYM, E.2022/135, K.2023/30, 16/2/2023, § 35). 26. İkinci olarak belirtilen aracın gerekli olup olmadığı incelenmelidir. Gereklilik, hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az müdahale teşkil eden aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargı mercilerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesinde kanun koyucu geniş takdir yetkisine sahiptir. 27. Bu bakımdan Danıştayın iş yükünün hafifletilmesi ve belirli bir önem derecesine sahip olmayan davaların makul sürede görülmesini sağlayacak tedbirlerin alınması, anayasal sınırlar içinde kalmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındaki hususlardandır (AYM, E.2022/135, K.2023/30, 16/2/2023, § 35). Davaların makul süre içinde ve daha az masrafla sonuçlandırılması amacıyla belirli bir önem derecesini aşmayan uyuşmazlıklara ilişkin olarak bölge idare mahkemesince verilen kararların kesin olmasının öngörülmesi kural olarak hükmün denetlenmesini talep hakkına aykırılık teşkil etmez (benzer yönde bkz. AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, § 30; E.2022/135, K.2023/30, 16/02/2023, § 32). 28. Bununla birlikte kuralla, Kanun’un 46. maddesi dışında kalan uyuşmazlıklara ilişkin davaların tamamı bakımından bölge idare mahkemesi kararlarının kesin olduğu hüküm altına alındığından temyiz yolu kapalı olan konularda bölge idare mahkemesince istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve işin esası hakkında yeni bir karar verilmesi hâlinde bölge idare mahkemesinin ilk elden verdiği bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırılık teşkil edebilir. Zira konusu 46. maddede belirtilen uyuşmazlıklardan olmayan davaların tamamı bakımından bölge idare mahkemesince verilen esasa ilişkin bir kararın gerek hukuk aleminde gerekse ilgili bakımından yaratacağı sonucun tümüyle önemsiz olduğu söylenemez. Kural ise istinaf merciinin bu tür bir kararının yaratacağı sonuçların önemi gözetilerek uyuşmazlığa ilişkin temyiz incelemesinin gerekli olup olmadığı noktasında herhangi bir değerlendirme yapılmasına imkân vermeksizin temyiz kanun yolunu kapatmaktadır. 29. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’da 6545 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin gerekçesinde de ifade edildiği üzere belirli bir önem derecesine sahip uyuşmazlıklara ilişkin bölge idare mahkemelerinin kararlarına karşı temyiz yolunun açık tutulması, bu tür bir öneme sahip olmayan uyuşmazlıklar bakımından verilen kararların ise kesin olması öngörülmek suretiyle Danıştayın iş yükünün azaltılması ve böylece temyize tabi uyuşmazlıklar ile istinaf aşamasında kesinleşen uyuşmazlıkların incelemesinin makul bir sürede tamamlanması, iş yükünün hafifletilmesiyle de Danıştayın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik bu tür bir sınırlamanın, iş yükünün azaltılmasına katkı sunacağı söylenebilir ise de Danıştayın bir içtihat mahkemesi olma vasfını geliştirecek nitelikte bir tedbir olmadığı da açıktır. Zira kanunlarda belirtilen belirli konular dışındaki uyuşmazlıklara ilişkin olarak temyiz yolunun kapalı olması, içtihadın gelişmesi ve çeşitlenmesine hizmet etmeyeceği gibi içtihadın kısır bir alana hapsolmasına da neden olabilir. Dolayısıyla gerek söz konusu anayasal amaçlar gerekse temyiz merciinin iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi olma özelliğinin güçlendirilmesi bakımından hükmün denetlenmesini talep etme hakkına daha az zarar verici müdahaleye sebep olan bir tedbirin öngörülmesi mümkündür. 30. Bu itibarla davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması amacına daha hafif bir sınırlamayla ulaşılması mümkünken bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu hükme bağlayan kuralın, “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna varılmıştır. 31. Açıklanan nedenlerle kural, “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. IV. HÜKÜM 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/83
2024/189
27/03/2025
Esas - İptal
26/06/2025 - 32938
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/189 Karar Sayısı : 2025/83 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aylıktan kesme cezasının iptaline ilişkin kararın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 45. maddesi şöyledir: “ İstinaf: Madde 45 – (Değişik: 18/6/2014-6545/19 md.) 1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz. 2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir. (Ek cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Bölge idare mahkemesinin 48 inci maddenin yedinci fıkrası uyarınca verdiği kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. 3. Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir. 4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir. 5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir. 6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir . (Ek cümle: 20/7/2017-7035/6 md.) Bu kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce yedi gün içinde tebliğe çıkarılır. 7. İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz. 8. İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 46. maddesi şöyledir: “ Temyiz: Madde 46 – (Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.) Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir: a) Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları. b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E.:2023/36 K.:2023/142 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenleme:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar. c) (Ek:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu iki yüz yetmiş bin Türk lirasını aşıp dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalar. d) Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları. e) Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları. f) Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları. g) İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar. h) Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar. ı) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar. i) Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar. j) Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar. k) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar. l) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar. m) 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar. n) Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar .” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 45. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali ” yönünden Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aylıktan kesme cezasının iptaline ilişkin kararın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 45. maddesi şöyledir: “ İstinaf: Madde 45 – (Değişik: 18/6/2014-6545/19 md.) 1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz. 2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir. (Ek cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Bölge idare mahkemesinin 48 inci maddenin yedinci fıkrası uyarınca verdiği kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. 3. Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir. 4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir. 5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir. 6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir . (Ek cümle: 20/7/2017-7035/6 md.) Bu kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce yedi gün içinde tebliğe çıkarılır. 7. İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz. 8. İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 46. maddesi şöyledir: “ Temyiz: Madde 46 – (Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.) Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir: a) Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları. b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E.:2023/36 K.:2023/142 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenleme:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar. c) (Ek:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu iki yüz yetmiş bin Türk lirasını aşıp dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşmayan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan ve istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden karar verilen davalar. d) Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları. e) Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları. f) Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları. g) İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar. h) Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar. ı) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar. i) Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar. j) Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar. k) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar. l) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar. m) 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar. n) Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar .”
1
27
1,982
2025/99
2024/234
16/01/2025
22/04/2025
(AYM, E.2024/234, K.2025/99, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Bölge İdare Mahkemesi - Ankara 3. İdari Dava Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/99
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/234 Karar Sayısı : 2025/99 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 12/5/1982 tarihli 2670 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle değiştirilen 56. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,… ” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aday memurluktan ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 56. maddesi şöyledir: “ Adaylık devresi içinde göreve son verme: Madde 56 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/21 md.) Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları , göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenler ilgili kurumlarca derhal Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. İtirazın Gerekçesi 3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralın memuriyetten ilişik kesme şeklinde ağır bir sonuç öngörmesine rağmen kuralda hangi hâl ve hareketlerin memuriyetle bağdaşmayacak nitelikte olduğuna ilişkin belirleme yapılmadığı, bu hâl ve hareketlerin nasıl belirleneceğine ilişkin somut ölçütlere de yer verilmediği, bu durumun keyfî yorum ve uygulamalara sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 4. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 5. 657 sayılı Kanun’un 56. maddesinin birinci fıkrasında, adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hâl ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişiklerinin kesileceği belirtilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,… ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. 6. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “ IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı ” kenar başlığı altında 70. maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. “ Hizmete girme ” başlıklı maddenin birinci fıkrasında “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir ” denilmek suretiyle hakkın tanımı yapılmış, ikinci fıkrasında ise “ Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez ” denilmek suretiyle hizmete alınmada sadece görevin gerektirdiği nitelikler itibarıyla ayrım yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığını kabul etmektedir (AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48). Dolayısıyla kişinin kamu hizmetinde kalmaya devam edebilme imkânından yararlanamaması sonucunu doğuran düzenlemeler Anayasa’nın 70. maddesi kapsamındadır. 7. İtiraz konusu kural, aday memur statüsünde görev yapmakta olan kamu görevlilerinden adaylık süresi içerisinde hâl ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile memuriyetten ilişiklerinin kesilmesini öngörmektedir. Kural, memur adayının belirli hâl ve hareketlerine sonuç bağlamak suretiyle Anayasa’nın 70. maddesinde güvence altına alınan kamu hizmetlerinde kalma hakkına sınırlama getirmektedir. 8. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş yapma veya yapmama biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan idari yaptırımlardır. Kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi için memurların disiplin kurallarına uymasının ve bu alışkanlığın aday memurluk sürecinde kazandırılmasının önemli olmadığı söylenemez. Bu itibarla kanun koyucunun aday memurlar için memurlara nazaran daha ağır disiplin yaptırımı öngörmesinde takdir yetkisine sahip olduğu açıktır (benzer yönde bkz. AYM, E.2022/47, K.2023/124, 13/7/2023, § 73). 9. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. 10. Buna göre kamu hizmetlerinde kalma hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın söz konusu maddesi uyarınca kamu hizmetlerinde kalma hakkına getirilen sınırlamaların kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. 11. Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca kamu hizmetlerinde kalma hakkına yapılan sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı üzere temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 12. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 13. Bir kanun hükmünün muhataplarının hangi eylemin disiplin suçu teşkil ettiğinin ve bu eyleme bağlanan yaptırımın ne olduğunun belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olması, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından gereklidir. Bu açıdan bakıldığında kuralda ilişik kesmeyi gerektiren memuriyetle bağdaşmayacak eylem ve davranışlarda bulunma hâlini oluşturan durumların objektif bir değerlendirme yapmaya imkân vermeyecek, keyfî uygulamalara yol açabilecek şekilde sınırlarının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle kuralda ilişik kesmenin konusunu teşkil eden disiplinsizlik hâllerinin kapsamı, niteliği, ne şekilde işlenebileceği gibi hususların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlenmediği görülmektedir. Bu yönüyle kural, bireylerin hangi somut fiil ve olguya sonuç bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımamaktadır. 14. Dolayısıyla kamu hizmetlerinde kalma hakkına sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı, keyfîliğe karşı yeterince güvence içermediği, bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerekliliğiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13.ve 70. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 16. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 17. 657 sayılı Kanun’un 56. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,... ” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen 56 . maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 22/4/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞI OY Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun çoğunluğu tarafından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları ” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılarak iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki; Devlet Memurları Kanunu’nun 56. ve 57. maddelerinde adaylık süresi içinde göreve son verilme koşulları düzenlenmiştir. 657 sayılı Kanunun 56. maddesine göre , “ Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir._ _ İlişikleri kesilenler ilgili kurumlarca derhal Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ”. 657 sayılı Kanunun 57. maddesine göre ise, “ Adaylık süresi içinde aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenler ilgili kurumlarca derhâl Devlet Persnel Başkanlığına bildirilir. _Adaylık devresi içinde veya sonunda, 56 ncı ve bu madde hükümlerine göre ilişikleri kesilenler (sağlık nedenleri hariç) 3 yıl süre ile Devlet memurluğuna alınmazlar ”. Devlet Memurları Kanununda memurların adaylık dönemleri ve asil olarak atanmaları ayrı ayrı düzenlenmiş olup, aday memurluk döneminde hazırlayıcı eğitim ve staj eğitimleri öngörülmüş, yine adayların asil olarak atanmaları için bu eğitimlerden başarılı olmaları koşulu getirilmiştir. Kanunda, aday memurların sadece akademik eğitimden başarılı olmaları değil, aynı zamanda göreve devamlılıkları ve mesleki kurallara uyumu da asil memur olarak atanmaları için nazara alınmış, bu koşulu sağlamayanların ya da uyarma ve kınama cezasından daha ağır disiplin cezası alanların adaylığının sona ereceği düzenlenmiştir. Dava konusu ibare aday memurun, memuriyetle bağdaşmayan hal ve hareketlerinin tespiti halinde görevine son verilmesini düzenlemekte olup, herhangi bir disiplin işlemi yapılmaksızın söz konusu sebeplerin varlığı halinde disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişiklerin kesileceğini düzenlemektedir. Dava konusu edilen 657 sayılı Kanunun 56. maddesinin ilk fıkrasındaki “ adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları” ibaresinin çok benzer bir düzenlemesi de aynı Kanunun 125/E maddesinin (g) bendinde memuriyetten çıkarma disiplin cezasını gerektiren sebeplerden biri olarak sayılmıştır. Söz konusu maddeye göre (657 sayılı Kanun m.125/E/g), “ Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak ” memurluktan çıkarma sebebi oluşturan fiillerden biri olmaktadır. Anayasa Mahkemesi 16/01/2014 tarihli ve E.2013/110, K.2014/8 sayılı kararı ile (Resmi Gazete tarih ve sayısı; 09.05.2014-28995) söz konusu maddenin iptaline ilişkin başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu karara konu başvuruda, hangi hareketlerin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler olduğu hususunda herhangi bir somut ve belirli unsur ya da benzer davranışlar listesinin bulunmadığı, söz konusu fiil ve hareketlerin belirlenmesi yetkisinin idareye ve yargı organlarına bırakıldığı, bu durumun farklı uygulamalara ve yorumlara sebebiyet vereceği belirtilerek Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi ise, konuyu Anayasanın 2.,38. ve 128. maddeleri açısından incelemiş, Anayasa’nın 13.,49. ve 70. maddeleri ile ilgili görmemiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yaptığı değerlendirmede, belirlilik ilkesinin yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade ettiğini, belirlilik ilkesinin gerekleri, düzenlemenin yapılacağı alana ilişkin koşulların getirdiği zorluklara göre değişebildiği, birtakım kavramların bazı alanlar için kullanılması durumunda belirlilik ilkesinin gerekleri yerine getirilmiş sayılırken, aynı belirlilik oranı diğer bir alan için yeterli olmayabileceğini, ceza hukukuna ilişkin kanunilik ve belirlilik unsuru ile disiplin hukukuna ilişkin kanunilik ve belirlilik unsuru arasında farklılık olduğunu, konunun daha kesin ve açık bir düzenlemeye imkân tanımaması hâlinde, kanun koyucunun zorunlu olarak genel düzenleme yapabileceğini belirtmiştir. Mahkeme, kanun tekniği açısından daha somut düzenleme ve daha belirgin kavram kullanma olanağı bulunmaması veya bir kanunun veya hükmün düzenlediği alanın daha fazla somutlaştırılması ve netleştirilmesi zor birçok olguyu kapsaması durumunda belirlilik ilkesine uyulduğu kabul edilebileceğini, bununla birlikte kullanılan hukuksal kavram veya kavramların en azından yargılama ya da hukuksal yorum yöntemleriyle somutlaştırılabilir olması gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki açıklamalar sonrasında dava konusu kuralda belirsiz olduğu ileri sürülen “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin” tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin olanaksız olduğu ve söz konusu hareketlerin tek tek ortaya konulmasının mümkün olmadığı, normun daha kesin ve açık bir düzenlemeye olanak tanımaması nedeniyle kullanıldığı anlaşıldığından anılan kavramların kullanılmasında belirlilik ilkesine aykırılık bulunmadığını, kaldı ki, itiraz konusu kural dayanak alınarak tesis edilen idari işlemlere karşı yargı yolu açık olup belirsiz olduğu ileri sürülen kavramlar ve bu kavramların belirttiği hareketler yargı kararları yoluyla da somutlaştırıldığını, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olmadığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 38. ve 128. maddeleri yönünden yaptığı incelemede ise, kanunla düzenleme ilkesinin, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade ettiğini, bu niteliği taşıyan bir yasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesi, yasal düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmadığını, dava konusu kuralda, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilinin devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirdiği belirtildiğini, idarenin faaliyetleri çok çeşitli, karmaşık ve değişken olduğundan disiplin cezasını gerektirecek fiillerin tümünün kanunda tek tek belirlenmesinin güçlük oluşturduğunu, kuralın incelenmesinden de görüleceği üzere memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler denilmek suretiyle disiplin cezası gerektiren fiil ve hareketlerin çerçevesinin çizildiğinin anlaşıldığını, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 38. ve 128. maddelerine aykırı olmadığını belirtmiştir. Mahkeme, kuralın Anayasa'nın 13., 49. ve 70. maddeleriyle ilgisi görülmediğini belirtmiştir. Somut başvuruda ise, Devlet Memurları Kanununun 56. maddesindeki “ adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları” ibaresine ilişkin denetim Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri çerçevesinde yapılmış ise de söz konusu ibarenin iptaline ilişkin çoğunluk gerekçesi hükmün belirsiz ve keyfilik oluşturduğu yönündedir. Anayasa Mahkemesi Devlet Memurları Kanununun 125/E/g bendindeki “ memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler” düzenlemesini idarenin faaliyetlerinin çok çeşitli, karmaşık ve değişken olduğu, bu nedenle disiplin cezasını gerektirecek fiillerin tümünün kanunda tek tek belirlenmesinin güçlük oluşturduğu gerekçesi ile reddetmiş olduğundan, davaya konu 657 sayılı Kanunun 56. maddesindeki ibare açısından da söz konusu gerekçeden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir durum mevcut değildir. Öyle ki, Devlet Memurları Kanununda genel idare hizmetleri, din hizmetleri, emniyet hizmetleri, avukatlık hizmetleri, eğitim ve öğretim hizmetleri, sağlık hizmetleri, mülki idare amirliği hizmetleri, teknik hizmetler şeklinde memuriyet sınıfları belirtilmiş olup, memuriyetle bağdaşmayan durum ve fiiller her bir hizmet sınıfı için farklılık arzedebilecektir. Örneğin, alkol kullanımı din hizmetleri sınıfı için memuriyetle bağdaşmayan bir durum olarak değerlendirilebilecek iken, diğer hizmet sınıfları için daha farklı bir sonuca ulaşılabilecektir. Yine tıbbi olmayan tedavi yöntemlerinin tavsiye edilmesi sağlık hizmetleri sınıfı için memuriyetle bağdaşmayan bir durum olabilecek iken, diğer hizmet sınıfları için aynı sonuca ulaşılmayabilir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi’nin 16/01/2014 tarihli ve E.2013/110, K.2014/8 sayılı kararında da belirtildiği üzere, itiraz konusu kural dayanak alınarak tesis edilen idari işlemlere karşı yargı yolu açıktır. Aday memurluk ile ilişkisi kesilen kişiler, söz konusu idari işleme karşı idari yargıda dava açabilecek olup, belirsiz olduğu ileri sürülen kavramlar ve bu kavramların belirttiği hareketler yargı kararları yoluyla denetlenecek ve somutlaşacaktır. Burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus, 657 sayılı Kanunun 125. maddesinde memuriyetten çıkarma sebepleri düzenlenmiş olup, Kanunun 125. maddesinde memuriyetten çıkarma cezası, bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarma şeklinde belirtilmiştir. Kanunun dava konusu edilen 56. maddesindeki ibarenin yani adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları tespit edilmenin yaptırımı ise, kurumla ilişiğinin kesilmesi ve aynı Kanunun 57. maddesi uyarınca ilişiği kesilen memur adayının üç yıl süre ile memur olamamasıdır. Buna göre, Devlet Memurları Kanununun 56. ve 57. maddeleri aynı Kanunun 125. maddesi ile mukayese edildiğinde aday memurun aleyhine değil, bizatihi tekrar memur olma fırsatı verdiğinden lehine olmaktadır. Bu nedenlerle Kanunun 125/E/g maddesinde düzenlenen bir fiilin disiplin soruşturması olmaksızın aday memur açısından aynı Kanunun 56. maddesi uyarınca uygulanması, aday memurun tekrar memurluğa başvurmasına fırsat verdiğinden lehine sonuç doğurmaktadır. Hal böyle olunca Devlet Memurları Kanununun 125/E/g hükmünün iptal talebini reddeden sayın Mahkemenin dava konusu 56. maddesindeki ibarenin iptal talebini de evleviyetle reddetmesi gerekirdi. Yukarıda belirtilen nedenlerle, davaya konu 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 56. maddesindeki ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye Ömer ÇINAR
2025/99
2024/234
22/04/2025
Esas - İptal
23/06/2025 - 32935
Var
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/234 Karar Sayısı : 2025/99 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 12/5/1982 tarihli 2670 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle değiştirilen 56. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,… ” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aday memurluktan ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 56. maddesi şöyledir: “ Adaylık devresi içinde göreve son verme: Madde 56 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/21 md.) Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları , göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenler ilgili kurumlarca derhal Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 12/5/1982 tarihli 2670 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle değiştirilen 56. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları,… ” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Aday memurluktan ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 56. maddesi şöyledir: “ Adaylık devresi içinde göreve son verme: Madde 56 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/21 md.) Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları , göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenler ilgili kurumlarca derhal Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. ”
1
28
1,982
2025/96
2025/107
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/107, K.2025/96, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Bakırköy 36
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/96
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/107 Karar Sayısı : 2025/96 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 36. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ mahkemeler ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 36., 40., 48., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tespit ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 5. maddesi şöyledir: “ Beyan veya belgelerin kullanılamaması MADDE 5 – (1) Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz: a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği. b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler. c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü. ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler. (2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır. (3) Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, birinci fıkrada öngörülenin aksine, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir. 212/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ taraflar da ” ibaresi “ taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de ” şeklinde değiştirilmiştir. (4) Yukarıdaki fıkralar, arabuluculuğun konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk davası ve tahkimde uygulanır. (5) Birinci fıkrada belirtilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, hukuk davası ve tahkimde ileri sürülebilen deliller, sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış, söz konusu fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralı fıkrasında da anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede başvuru kararının içeriğinde 6325 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının “ Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. ” şeklindeki birinci cümlesine yönelik gerekçelerle Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu, “ KARAR ” başlıklı son bölümde ise anılan fıkranın tamamının “ mahkemeler ” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu hâliyle anılan fıkranın tamamının mı yoksa birinci cümlesinin mi iptalinin talep edildiği belirsizdir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6 . Kaldı ki itiraz yoluna başvuran Mahkeme, kuralın “ mahkemeler ” yönünden iptalini talep etmekle birlikte “ …mahkeme,… ” ibaresinin anılan Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer aldığı gözetildiğinde söz konusu cümlenin “ mahkemeler ” yönünden iptalinin talep edilmesi yerine doğrudan cümlede yer alan “ …mahkeme,… ” ibaresinin iptalini talep edebileceği de açıktır. 7. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ mahkemeler ” yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/96
2025/107
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/107 Karar Sayısı : 2025/96 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 36. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ mahkemeler ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 36., 40., 48., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tespit ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 5. maddesi şöyledir: “ Beyan veya belgelerin kullanılamaması MADDE 5 – (1) Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz: a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği. b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler. c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü. ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler. (2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır. (3) Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, birinci fıkrada öngörülenin aksine, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir. 212/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ taraflar da ” ibaresi “ taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de ” şeklinde değiştirilmiştir. (4) Yukarıdaki fıkralar, arabuluculuğun konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk davası ve tahkimde uygulanır. (5) Birinci fıkrada belirtilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, hukuk davası ve tahkimde ileri sürülebilen deliller, sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 36. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ mahkemeler ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 36., 40., 48., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tespit ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 5. maddesi şöyledir: “ Beyan veya belgelerin kullanılamaması MADDE 5 – (1) Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz: a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği. b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler. c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü. ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler. (2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır. (3) Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, birinci fıkrada öngörülenin aksine, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir. 212/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ taraflar da ” ibaresi “ taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de ” şeklinde değiştirilmiştir. (4) Yukarıdaki fıkralar, arabuluculuğun konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk davası ve tahkimde uygulanır. (5) Birinci fıkrada belirtilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, hukuk davası ve tahkimde ileri sürülebilen deliller, sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez. ”
0
29
1,982
2025/74
2025/81
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/81, K.2025/74, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İnfaz Hakimliği - Eskişehir 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/74
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/81 Karar Sayısı : 2025/74 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Eskişehir 1. İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hükümlü hakkında yürütülen disiplin soruşturması sırasında uygulanan tedbir kararının kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 49. maddesi şöyledir: “ Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler Madde 49- (1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir veya diğer hükümlülerden ayırabilir. (2) Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın “ Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz. ” denilmiştir. 3. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. 4. Anayasa Mahkemesinin 2/5/2018 tarihli ve E.2017/159, K.2018/41 sayılı kararında itiraz konusu kuralın esastan incelenmek suretiyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılarak ret kararı verilmiştir. Anılan karar 31/5/2018 tarihli ve 30437 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 31/5/2018 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. 5. Açıklanan nedenle başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. III. HÜKÜM 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasına yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/74
2025/81
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/81 Karar Sayısı : 2025/74 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Eskişehir 1. İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hükümlü hakkında yürütülen disiplin soruşturması sırasında uygulanan tedbir kararının kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 49. maddesi şöyledir: “ Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler Madde 49- (1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir veya diğer hükümlülerden ayırabilir. (2) Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Eskişehir 1. İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hükümlü hakkında yürütülen disiplin soruşturması sırasında uygulanan tedbir kararının kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 49. maddesi şöyledir: “ Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler Madde 49- (1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir veya diğer hükümlülerden ayırabilir. (2) Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz. ”
0
30
1,982
2025/98
2024/93
09/05/2024
22/04/2025
(AYM, E.2024/93, K.2025/98, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İdare Mahkemesi - Kahramanmaraş 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/98
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/93 Karar Sayısı : 2025/98 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: K ahramanmaraş 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 31/8/1999 tarihli ve 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesiyle değiştirilen 29. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ” …veya eşine… ” ve “ …o yerde… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 7. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: Hak sahipliği talebinin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME KURALLARI Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 29. maddesi şöyledir : “ Madde 29 – (Değişik: 31/8/1999-KHK-574/2 Md.) Yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir. Aynı bina içinde hak sahibi ebeveyn ile birlikte oturan evli kişilerin durumu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca bu konuda hazırlanacak yönetmelik gereğince takdir ve tespit edilir. Kendilerine ait olmayan arsa veya arazi üzerine inşaat ruhsatı almaksızın bina inşa eden yapı sahipleri ile yer kayması, su baskını, kaya düşmesi ve benzeri sebeplerle imar planında yapı yapılması sakıncalı olarak belirlenen yerlerde ruhsatsız olarak yapılan yapıların sahipleri haksahibi olarak kabul edilmez. Kendisine veya eşine ait o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olan ailelere bina ve inşaat kredisi verilemez. Yıkık olduğu veya ağır, orta ve az derecede hasar gördüğü belirlenen binalardan mülkiyeti tüzel kişilere ait olanlara yardım yapılmaz. Afete uğramasıyla ekonomik ve sosyal hayatı kesintiye uğratan dükkan ve fırın gibi binalar için de sahiplerine, borçlandırma hükümleri dairesinde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca belirlenecek esaslara göre inşaat kredisi verilebilir. O yerde kendisine veya eşine ait müstakil hasarsız başka bir işyeri bulunanlar, bu yardımdan faydalanamazlar. (Değişik son fıkra: 29/5/2003-4864/3 md.) Hasarlı bina veya işyeri sigortalı ise yapılacak yardımdan sigorta tutarı indirilmez. (Ek fıkra: 9/5/2012-6305/16 md.) Zorunlu deprem sigortası kapsamındaki binalar için, bu Kanundan ve ilgili diğer mevzuattan doğan Devletin konut kredisi açma ve bina yaptırma yükümlülükleri, zorunlu deprem sigortası yaptırılmamış olmasının tespit edilmesiyle birlikte ortadan kalkar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir . III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmünde kararname (KHK) kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. KHK’ların Yargısal Denetimi ile 6771 Sayılı Kanun’la Yapılan Anayasa Değişikliğinin Yargısal Denetime Etkileri Hakkında Genel Açıklama 3. Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) daha önceki hükûmet sisteminde yer alan Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verebileceğini hükme bağlayan ve KHK’ların hukuksal rejimini düzenleyen Anayasa’nın 91. maddesi 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 9/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren 16. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış, böylece KHK çıkarılabilme imkânına anayasal olarak son verilmiştir. 4. Buna karşılık 6771 sayılı Kanun’la Anayasa’ya eklenen geçici 21. maddenin (F) fıkrasının birinci cümlesinde “ Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür ” denilmek suretiyle Anayasa’nın 91. maddesinin yürürlükten kaldırılma tarihine kadar çıkarılmış ve yürürlükte bulunan KHK’ların geçerliliklerini sürdürmeye devam edeceği hükme bağlanmıştır. 5. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise “ Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152 nci ve 153 üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur ” hükmüne yer verilerek Anayasa Mahkemesinin olağan KHK’lara ilişkin yargısal denetim yetkisinin devam ettiği kabul edilmiştir 6. Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasının 6771 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâlinde Anayasa Mahkemesinin KHK’ların Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyeceği hükme bağlanmış ve 2017 yılında yapılan söz konusu Anayasa değişikliği ile KHK rejimine son verilmeden önce Anayasa Mahkemesi; Anayasa’nın mülga 91. maddesini ölçü norm olarak esas alarak bu madde uyarınca KHK’ları yetki kanununa dayanıp dayanmadığı, yetki kanununun kapsamında olup olmadığı ve yasak alan içinde kalıp kalmadığı hususlarında denetime tabi tutmuştur. Anayasa’nın geçici 21. maddesinin (F) fıkrasının ikinci cümlesinde KHK’larla ilgili denetim yetkisinin devamı öngörülmekle birlikte söz konusu denetimde mülga normların ölçü norm olarak dikkate alınıp alınamayacağı hususunda bir hükme yer verilmemiştir. 7. Bu bağlamda mülga normların niteliklerini dikkate alan Anayasa Mahkemesi 19/2/2020 tarihli ve E.2018/122, K.2020/14 sayılı kararında mevcut KHK’ların Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın mülga 91. maddesinin ölçü norm olarak dikkate alınmaya devam edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Anılan kararda içerik bakımından Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi gereğince ilke olarak denetimin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan normların ölçü norm olarak dikkate alınacağı ancak anayasa yargısı denetimine tabi bir norm, oluşturulduğu süreçte geçerli olan yetki kuralları esas alınarak vücut bulduğundan bu unsura ilişkin denetimin -yürürlükten kalkmış olsa dahi- o tarihteki kurallar esas alınarak yapılması gerekeceği ifade edilmiştir. Geçerliliğini sürdüren ve yetki unsuru bakımından da anayasal denetime tabi olan KHK’ların çıkarılması sırasındaki anayasal yetkinin kaynağını, ilga edilmiş olsa da Anayasa’nın 91. maddesinin teşkil ettiği, bu itibarla KHK çıkarma yetkisinin Anayasa’ya uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı yönünden yapılacak denetimin ancak söz konusu anayasal yetkinin tanımlandığı, konu yönünden kapsam ve sınırlarının çizildiği normun ölçü alınması suretiyle gerçekleştirilecek bir inceleme ile mümkün olabileceği belirtilmiştir (AYM, E.2018/122, K.2020/14, 19/2/2020, §§ 11, 12). 8. Açıklanan nedenlerle mevcut KHK’ların Anayasa’nın mülga 91. maddesine uygunluğunun denetlenmesi gerekir. 9. Anayasa’nın mülga 91. maddesinde düzenlenen KHK’lar işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde olduğundan bu kuralların yargısal denetimlerinin yapılması görev ve yetkisi Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Anılan maddede KHK’ların Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte olup Anayasa’ya uygunluk denetiminin içine KHK’nın yetki kanunu kapsamında olup olmadığının denetimi de girmektedir. Nitekim Anayasa’nın mülga 91.maddesinde Bakanlar Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içinde KHK çıkarma yetkisinin verilmesi öngörülmüştür. Söz konusu yetkinin dışına çıkılması, KHK’yı Anayasa’ya aykırı duruma getirir. Dolayısıyla yargısal denetimde KHK’nın yetki kanunu kapsamında olup olmadığı sorununun da çözümlenmesi gerekir. 10. Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa’dan alan olağanüstü hâl KHK’larından farklı olarak olağan dönemlerdeki KHK’ların bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle KHK’lar ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir bağ vardır. KHK’nın yetki kanunu ile olan bağı, KHK’yı aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir. KHK’nın Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması, Anayasa’ya uygunluğunun ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkarılan veya dayandığı yetki kanunu iptal edilen KHK’ların içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez. 11. KHK’ların Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde “ Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz ” denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadığı saptanır. KHK’lar ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun olmak zorundadır. 12. Anayasa’nın mülga 91. maddesinde kimi konuların KHK’larla düzenlenmesi yasaklanmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında “ ...sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez. ” denilmiştir. Bu kural uyarınca TBMM, Bakanlar Kuruluna ancak KHK ile düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda KHK çıkarma yetkisi verebilir. 13. Öte yandan Anayasa’nın herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi KHK çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2011/107, K.2012/184, 22/11/2012). B. Anlam ve Kapsam 14. 7269 sayılı Kanun’da deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapılar ve kamu tesislerinin genel hayata etkili olacak derecede zarar gördüğü veya görmesi muhtemel olan yerlerde gerekli tedbirlerin alınması ve zarara uğrayanlara yapılacak yardımlara ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. 15. Anılan Kanun’un 29. maddesinde afetler nedeniyle konutu yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayanlara yapılacak yardımlar ve bu yardımlara yönelik hak sahipliğine ilişkin şartlara yer verilmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında afetin gerçekleşmesinin ardından afet bölgelerinde yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere hak sahibi olmaları şartıyla konut yaptırılacağı veya kredi verileceği belirtilmiştir. 16. Hak sahiplerine tanınan haklar Kanun’un 40. maddesinde gösterilen usul ve esaslara göre geri ödemek üzere devletten inşaat kredisi almak veya devlet tarafından afetzede aileler için yapılan veya yaptırılan konutlardan birini, bedeli Kanun’da belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde taksitler hâlinde ödenmek üzere almaktan ibarettir. 17. Söz konusu maddenin dördüncü fıkrasında ise kendisine veya eşine ait o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olan ailelere bina ve inşaat kredisi verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ …veya eşine… ” ve “ …o yerde… ” ibareleri itiraz konusu kuralları oluşturmaktadır. 18. Bu itibarla kurallar uyarınca yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelerde, karı veya kocadan herhangi birisinin o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olması durumunda diğer eş hak sahipleri için Kanun’da belirtilen konut edindirme ya da kredi imkânlarından faydalanamayacaktır. C. İtirazın Gerekçesi 19. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarla afet nedeniyle yapısı ağır hasar alan veya yıkılan bir kimsenin 7269 sayılı Kanun’da öngörülen imkânlardan sadece eşine ait hasarsız yapı bulunduğu gerekçesiyle mahrum bırakılmasının mülkiyet hakkıyla bağdaşmadığı, eşe ait yapının edinilme şekli ve zamanıyla ilgili olarak herhangi bir ayrım yapılmayarak 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen mal rejiminin gözardı edildiği, bu durumun boşanma hâlinde mağduriyete neden olacağı, ayrıca hak sahipliği için eşe ait o yerde aynı cins hasarsız bir daire veya bina olmaması şartı getirilmekle birlikte “ …o yer… ” ibaresinin belirsiz olduğu, hak sahipliğinin tespiti bakımından idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 7. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1. Kuralların Anayasa’nın Mülga 91. Maddesi Yönünden İncelenmesi 20. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın mülga 91. maddesi yönünden de incelenmiştir. 21. Kurallar, 7269 sayılı Kanun’a 574 sayılı KHK’nın 2. maddesiyle eklenmiştir. 574 sayılı KHK, 27/8/1999 tarihli ve 4452 sayılı Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararların Giderilmesi İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanunu (Yetki Kanunu) kapsamında çıkarılan KHK’lardandır. 22. Yetki Kanunu’nun amacını düzenleyen 1. maddesiyle “ doğal afetlere karşı alınacak önlemlerin belirlenmesi, bu afetler nedeniyle doğan zararların giderilmesi, yeni yerleşim alanlarının kurulması, imar, ihale, müteahhitlik, müşavirlik hizmetleri ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma, sivil savunma, mevcut fonların işleyişi ve gerektiğinde ilave fon kurulması, her türlü bağış ve yardımların etkin kullanımı, ekonomik konularda düzenleme ,…” konularında düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verilmiştir. Öte yandan anılan Kanun’un 4. maddesinde verilen yetkinin Yetki Kanunu’nun yayımından itibaren üç ay süreyle geçerli olduğu belirtilmiştir. 23. Kurallara konu konut edindirme ya da kredi imkânlarından faydalandırmaya ilişkin düzenlemenin afetler nedeniyle doğan zararın giderilmesine ve yardımların etkin kullanımına yönelik olduğu, dolayısıyla Yetki Kanunu’nun kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Yetki Kanunu’nun 29/8/1999 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandığı ve anılan KHK’nın kabul tarihinin 31/8/1999 olduğu gözetildiğinde KHK’nın Yetki Kanunu’nun tanıdığı süre içinde çıkarıldığı da açıktır. 24. Kurallarda yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelerde, karı veya kocadan herhangi birisinin o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olması durumunda diğer eş hak sahiplerinin Kanun’da belirtilen konut edindirme ya da kredi imkânlarından faydalanamayacakları düzenlenmiştir. Bu yönüyle kişilere Anayasa’nın 57. maddesinde düzenlenen konut hakkı kapsamında sağlanacak imkânlara ilişkin koşulları düzenleyen kurallar, Anayasa’nın KHK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısım Birinci Bölüm ve İkinci Bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili herhangi bir düzenleme de içermemektedir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/77, K.2021/2, 14/1/2021, §19; AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020, §§ 43, 44). 25. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın mülga 91. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. 2. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi 26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 57. maddesi yönünden de incelenmiştir. 27. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 28. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. 29. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır (AYM, E.2011/45, K.2013/24, 31/1/2013; E.2014/118, K.2015/35, 1/4/2015; E.2016/44, K.2016/153, 7/9/2016, § 6; E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 43; E.2017/179, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 247; E.2018/112, K.2021/24, 31/3/2021, § 4). 30. 7269 sayılı Kanun’un 29. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı dördüncü fıkrasında o yerde kendisine veya eşine ait aynı cins müstakil hasarsız bir konutu olan ailelerin anılan Kanun’da devletten inşaat kredisi almak veya devlet tarafından afetzede aileler için yapılan veya yaptırılan konutlardan birini almak şeklinde düzenlenen yardımdan faydalanamayacakları düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan itiraz konusu “ …o yerde… ” ibaresinin tabi afetler nedeniyle yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binaların ya da imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan binaların bulunduğu köy, belde, ilçe gibi yerleşim yerlerini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla itiraz konusu “ …o yerde… ” ibaresinin belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Nitekim, yargı kararlarında da o yerde ibaresinin yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binaların bulunduğu yer sınırı olarak kabul edildiği görülmektedir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2007/1224, K.2008/370, 20/3/2008; Danıştay 11. Dairesi, E.2008/9430, K.2011/2405, 30/3/2011; Danıştay 11. Dairesi, E.2007/12815, K.2010/989, 12/2/2010; Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi, E.2024/9750, K.2025/406, 13/2/2025; Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi E. 19/10/2018, E.2018/275, K.2018/861; İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, E.2021/552, K.2021/1054, 16/11/2021; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi E.2024/739, K.2024/1965, 2/10/2024). 31. Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak biçiminde sayılmıştır. 32. Anayasa’nın konut hakkını düzenleyen 57. maddesinde ise “ Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler. ” denilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde “ Vatandaşlar için konutun arz ettiği önem dikkate alınarak, devletin konut yapımını destekleyici, planlayıcı rolüne işaret edilmektedir. ” ifadelerine yer verilmiştir. 33. Buna göre devlet, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Bununla birlikte devletin konut yardımı konusundaki yükümlülükleri Anayasa’nın 65. maddesine göre mali kaynakları ile sınırlıdır. Anılan maddeye göre devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. 34. Kanun’da hak sahipliği için gerekli şartları taşıyanların faydalandırıldığı kalıcı konut yaptırılması veya konut kredisi verilmesi imkânının öncelikle hukuki niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir. Kurallarla öngörülen imkân, Kanun’un 29. maddesinin birinci fıkrası kapsamında sayılan afetler nedeniyle barınma imkânından yoksun kalan hak sahibi ailelerin acil konut ihtiyaçlarını gidermek için öngörülmüş bir sosyal yardım olup kişilerin barınma ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmaktadır. 35. Afet nedeniyle barınma ihtiyacından yoksun kalan kişilere kalıcı konut imkânı sağlanmasının amaca uygun bir düzenleme olduğu açıktır. Öte yandan kurallarla konut yardımının konutu hasar gören kişilerin tamamına değil, devletin mali kaynaklarının sınırlılığı gözetilerek Kanun’un 29. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan binaların bulunduğu yerde başkaca hasarsız konutu olmayan ailelere tanındığı anlaşılmaktadır. 36. Afetin meydana geldiği veya gelmesi muhtemel olan yerlerde bir an önce olağan hayat düzenine dönülmesinin sağlanması amacıyla, konut imkânından tamamen yoksun kalan ailelere öncelik tanınması ve bu ölçütün belirlenmesinde kendisinin yanında o yerde -edinme şekline bakılmaksızın- eşe ait aynı nitelikte hasarsız konutun bulunup bulunmadığının dikkate alınması kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Dolayısıyla kuralların devletin konut hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır. 37. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 5. ve 57. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 7. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 31/8/1999 tarihli ve 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesiyle değiştirilen 29. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “…veya eşine…” ve “…o yerde…” ibarelerinin Anayasa’nın mülga 91. maddesi yönünden ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/98
2024/93
22/04/2025
Esas - Ret
23/06/2025 - 32935
Var
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/93 Karar Sayısı : 2025/98 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: K ahramanmaraş 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 31/8/1999 tarihli ve 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesiyle değiştirilen 29. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ” …veya eşine… ” ve “ …o yerde… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 7. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: Hak sahipliği talebinin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME KURALLARI Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 29. maddesi şöyledir : “ Madde 29 – (Değişik: 31/8/1999-KHK-574/2 Md.) Yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir. Aynı bina içinde hak sahibi ebeveyn ile birlikte oturan evli kişilerin durumu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca bu konuda hazırlanacak yönetmelik gereğince takdir ve tespit edilir. Kendilerine ait olmayan arsa veya arazi üzerine inşaat ruhsatı almaksızın bina inşa eden yapı sahipleri ile yer kayması, su baskını, kaya düşmesi ve benzeri sebeplerle imar planında yapı yapılması sakıncalı olarak belirlenen yerlerde ruhsatsız olarak yapılan yapıların sahipleri haksahibi olarak kabul edilmez. Kendisine veya eşine ait o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olan ailelere bina ve inşaat kredisi verilemez. Yıkık olduğu veya ağır, orta ve az derecede hasar gördüğü belirlenen binalardan mülkiyeti tüzel kişilere ait olanlara yardım yapılmaz. Afete uğramasıyla ekonomik ve sosyal hayatı kesintiye uğratan dükkan ve fırın gibi binalar için de sahiplerine, borçlandırma hükümleri dairesinde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca belirlenecek esaslara göre inşaat kredisi verilebilir. O yerde kendisine veya eşine ait müstakil hasarsız başka bir işyeri bulunanlar, bu yardımdan faydalanamazlar. (Değişik son fıkra: 29/5/2003-4864/3 md.) Hasarlı bina veya işyeri sigortalı ise yapılacak yardımdan sigorta tutarı indirilmez. (Ek fıkra: 9/5/2012-6305/16 md.) Zorunlu deprem sigortası kapsamındaki binalar için, bu Kanundan ve ilgili diğer mevzuattan doğan Devletin konut kredisi açma ve bina yaptırma yükümlülükleri, zorunlu deprem sigortası yaptırılmamış olmasının tespit edilmesiyle birlikte ortadan kalkar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: K ahramanmaraş 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 31/8/1999 tarihli ve 574 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesiyle değiştirilen 29. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ” …veya eşine… ” ve “ …o yerde… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 7. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: Hak sahipliği talebinin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME KURALLARI Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 29. maddesi şöyledir : “ Madde 29 – (Değişik: 31/8/1999-KHK-574/2 Md.) Yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir. Aynı bina içinde hak sahibi ebeveyn ile birlikte oturan evli kişilerin durumu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca bu konuda hazırlanacak yönetmelik gereğince takdir ve tespit edilir. Kendilerine ait olmayan arsa veya arazi üzerine inşaat ruhsatı almaksızın bina inşa eden yapı sahipleri ile yer kayması, su baskını, kaya düşmesi ve benzeri sebeplerle imar planında yapı yapılması sakıncalı olarak belirlenen yerlerde ruhsatsız olarak yapılan yapıların sahipleri haksahibi olarak kabul edilmez. Kendisine veya eşine ait o yerde aynı cins müstakil hasarsız başka bir binası veya dairesi olan ailelere bina ve inşaat kredisi verilemez. Yıkık olduğu veya ağır, orta ve az derecede hasar gördüğü belirlenen binalardan mülkiyeti tüzel kişilere ait olanlara yardım yapılmaz. Afete uğramasıyla ekonomik ve sosyal hayatı kesintiye uğratan dükkan ve fırın gibi binalar için de sahiplerine, borçlandırma hükümleri dairesinde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca belirlenecek esaslara göre inşaat kredisi verilebilir. O yerde kendisine veya eşine ait müstakil hasarsız başka bir işyeri bulunanlar, bu yardımdan faydalanamazlar. (Değişik son fıkra: 29/5/2003-4864/3 md.) Hasarlı bina veya işyeri sigortalı ise yapılacak yardımdan sigorta tutarı indirilmez. (Ek fıkra: 9/5/2012-6305/16 md.) Zorunlu deprem sigortası kapsamındaki binalar için, bu Kanundan ve ilgili diğer mevzuattan doğan Devletin konut kredisi açma ve bina yaptırma yükümlülükleri, zorunlu deprem sigortası yaptırılmamış olmasının tespit edilmesiyle birlikte ortadan kalkar. ”
0
31
1,982
2025/77
2025/84
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/84, K.2025/77, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Adana 13
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/77
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/84 Karar Sayısı : 2025/77 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık ile banka ve kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle çıkar sağlama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5271 sayılı Kanun’un 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. Anılan fıkrada bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararlarına karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davanın konusu sanığın hırsızlık ile banka ve kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle çıkar sağlama suçlarını işlediği iddiasına ilişkindir. Bakılmakta olan davanın ilk derece mahkemesi aşamasında olduğu, itiraz konusu kuralın konusunun ise bölge adliye mahkemesince verilen kararlar olduğu gözetildiğinde kuralın bulunduğu aşama itibarıyla bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2024/216, K.2024/215, 25/12/2024; E.2024/92, K.2024/99, 9/5/2024). 4. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 5. Kaldı ki Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmış olup Anayasa Mahkemesinin E.2025/83 sayısına kayıtlı ilk başvurunun bu dava dosyası yönünden bekletici mesele yapılması gerektiği hâlde aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulması sebebiyle de başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/77
2025/84
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/84 Karar Sayısı : 2025/77 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık ile banka ve kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle çıkar sağlama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık ile banka ve kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle çıkar sağlama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ”
0
32
1,982
2025/66
2025/74
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/74, K.2025/66, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/66
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/74 Karar Sayısı : 2025/66 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ …taraflardan birinin,… ”, “ …kararı veren mahkemeye başvurarak,… ” ve “ …talep etmesi… ” ibarelerinin, 2. İkinci cümlesinin, B. 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 20. maddesi şöyledir: “ Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler MADDE 20- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde , taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (…) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir. (2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir. ” 2. 331. maddesi şöyledir: “ Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri MADDE 331- (1) Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. (2) Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder. (3) Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hâllerde yargılama giderleri davacıya yükletilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi 28/9/2022 tarihli ve E.2021/107, K.2022/109 sayılı kararında 6100 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi ile 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin esasını inceleyerek anılan hükümlerin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın reddine karar vermiştir. Söz konusu karar 22/11/2022 tarihli ve 32021 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen kurallar hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 22/11/2022 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre de henüz dolmamıştır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “…taraflardan birinin,…” , “…kararı veren mahkemeye başvurarak,…” ve “…talep etmesi…” ibarelerinin, 2. İkinci cümlesinin, B. 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/66
2025/74
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/74 Karar Sayısı : 2025/66 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ …taraflardan birinin,… ”, “ …kararı veren mahkemeye başvurarak,… ” ve “ …talep etmesi… ” ibarelerinin, 2. İkinci cümlesinin, B. 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 20. maddesi şöyledir: “ Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler MADDE 20- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde , taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (…) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir. (2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir. ” 2. 331. maddesi şöyledir: “ Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri MADDE 331- (1) Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. (2) Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder. (3) Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hâllerde yargılama giderleri davacıya yükletilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ …taraflardan birinin,… ”, “ …kararı veren mahkemeye başvurarak,… ” ve “ …talep etmesi… ” ibarelerinin, 2. İkinci cümlesinin, B. 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağından kaynaklanan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 20. maddesi şöyledir: “ Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler MADDE 20- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde , taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (…) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir. (2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir. ” 2. 331. maddesi şöyledir: “ Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri MADDE 331- (1) Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. (2) Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder. (3) Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hâllerde yargılama giderleri davacıya yükletilir. ”
0
33
1,982
2025/76
2025/83
27/03/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/83, K.2025/76, 27/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Adana 13
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/76
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/83 Karar Sayısı : 2025/76 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5271 sayılı Kanun’un 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. Anılan fıkrada bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararlarına karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davanın konusu sanığın hırsızlık suçunu işlediği iddiasına ilişkindir. Bakılmakta olan davanın ilk derece mahkemesi aşamasında olduğu, itiraz konusu kuralın konusunun ise bölge adliye mahkemesince verilen kararlar olduğu gözetildiğinde kuralın bulunduğu aşama itibarıyla bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2024/216, K.2024/215, 25/12/2024; E.2024/92, K.2024/99, 9/5/2024). 4. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/76
2025/83
27/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/83 Karar Sayısı : 2025/76 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hırsızlık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ”
0
34
1,982
2025/55
2025/70
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/70, K.2025/55, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/55
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/70 Karar Sayısı : 2025/55 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin “ …ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,… ” bölümünün Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 48. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 420. maddesi şöyledir: “ V. Ceza koşulu ve ibra MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması , ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır .” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksiklikler bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin “ …ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,… ” bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/55
2025/70
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/70 Karar Sayısı : 2025/55 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin “ …ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,… ” bölümünün Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 48. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 420. maddesi şöyledir: “ V. Ceza koşulu ve ibra MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması , ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır .” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin “ …ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,… ” bölümünün Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 48. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 420. maddesi şöyledir: “ V. Ceza koşulu ve ibra MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması , ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır .”
0
35
1,982
2025/58
2025/67
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/67, K.2025/58, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/58
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/67 Karar Sayısı : 2025/58 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/10/2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşe iade talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 3. maddesinin itiraz konusu (15) numaralı fıkrası şöyledir: “ (15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/58
2025/67
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/67 Karar Sayısı : 2025/58 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/10/2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşe iade talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 3. maddesinin itiraz konusu (15) numaralı fıkrası şöyledir: “ (15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/10/2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşe iade talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 3. maddesinin itiraz konusu (15) numaralı fıkrası şöyledir: “ (15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır. ”
0
36
1,982
2025/59
2025/73
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/73, K.2025/59, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/59
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/73 Karar Sayısı : 2025/59 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin , B. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ … tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: “(3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” 2. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davada ön inceleme duruşmasının yapılarak tahkikat aşamasına geçildiği gözetildiğinde ön inceleme aşamasına ilişkin olan kuralların yargılamanın bulunduğu aşama itibarıyla bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, B. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ …tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. ” ibaresinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/59
2025/73
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/73 Karar Sayısı : 2025/59 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin , B. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ … tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: “(3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” 2. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; A. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin , B. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ … tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 36., 40. ve 141. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçilik alacağının tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 140. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: “(3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” 2. 320. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
0
37
1,982
2025/50
2025/54
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/54, K.2025/50, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Konya 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/50
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/54 Karar Sayısı : 2025/50 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Konya 2. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinde yer alan “ …kesin… ” ibaresinin, 2. (a) bendinin 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı alt bendinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un; 1. 25. maddesinin, 2. 39. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, 3. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle değiştirilen 43. maddesinin birinci fıkrasının “ …daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından… ” bölümünün, C. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun; 1. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin, 2. 22/12/2005 tarihli ve 5435 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …kanun yolu değerlendirme formları… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 3., 5., 9., 10., 11., 17., 35., 36., 40., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İş kazası nedeniyle oluşan iş gücü kaybından kaynaklanan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ A. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” B. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 25. maddesi şöyledir: “ Kuruluş Madde 25- Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevrelerinin belirlenmesine, değiştirilmesine veya bu mahkemelerin kaldırılmasına Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Birinci ve ikinci fıkra gereğince alınacak kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır. ” 2. 39. maddesi şöyledir: “ Üyelerin görevleri Madde 39- Bölge adliye mahkemesi üyelerinin görevleri şunlardır: 1. Daire başkanı tarafından verilen dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyerek heyete sunmak, rapor hazırlamak ve kararlarını yazmak, 2. Dairelerindeki duruşma ve müzakerelere katılmak, 3. Dairenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin makul süre içinde incelenip karara bağlanmasında daire başkanına yardım etmek, 4. Bu Kanun uyarınca daire başkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak. ” 3. 43. maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları ve üyelerin nitelikleri ve atanmaları Madde 43- (Değişik: 18/6/2014–6545/50 md.) Bölge adliye mahkemesi başkanı ve daire başkanları birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcılar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır. ” C. 2802 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 28. maddesi şöyledir: “ Kanun yolu değerlendirme formu: Madde 28 – (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yeniden düzenleme: 1/7/2016 – 6723/25 md.) Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemeleri sonunda; a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan daire başkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar, b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veya hükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapan hâkimler, c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasında görev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veya kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları, hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir. Hükmün onanmış veya bozulmuş olması tek başına olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmez. Ayrıca, incelenen karara uygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamaz. Bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kriterler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formu esas alınır. Değerlendirme formu, kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenlenir. Hakkında değerlendirme formu düzenlenenler, formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebilir. Yeniden inceleme talebi, başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanır. Yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir. ” 2. 33. maddesi şöyledir: “ Birinci sınıf hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesi: Madde 33 – (Değişik : 22/12/2005 - 5435/16 md.) Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıkları; müfettiş hâl kâğıtları, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine ilişkin uygulamayı da kapsayacak biçimde iş cetvelleri, kanun yolu incelemesinden geçen işleri, kanun yolu değerlendirme formları ile varsa meslekî ve akademik konulardaki faaliyetlerine ilişkin diğer bilgi ve belgeler dikkate alınarak, üç yılda bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değerlendirilmesi suretiyle tespit edilir. Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesine dair ilkeler, Kanunda belirtilen esaslar doğrultusunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca tespit edilerek Resmî Gazetede yayımlanır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. 6100 sayılı Kanun’un 353. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı (1) numaralı fıkrasında istinaf kanun yolunda bölge adliye mahkemesince yapılan ön inceleme sonucunda dosyada eksiklik bulunmadığının anlaşılması hâlinde bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararının esasını incelemeden söz konusu kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği hâller sayılmıştır. Bunlardan biri de itiraz konusu (6) numaralı alt bent uyarınca Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olmasıdır. 4. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu 25. maddesinde bölge adliye mahkemelerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSK) olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca (Bakanlık) kurulması, yargı çevrelerinin Bakanlığın önerisiyle HSK tarafından belirlenmesi, bu kapsamda alınan kararların Resmî Gazete’de yayımlanması hükme bağlanmıştır. 5. Anılan Kanun’un 39. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu (4) numaralı bendinde Kanun uyarınca daire başkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak bölge adliye mahkemesi üyelerinin görevleri arasında düzenlenmiş; 43. maddesinin itiraz konusu bölümünde ise bölge adliye mahkemesi üyelerinin en az birinci sınıfa ayrılan ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından HSK’ca atanması öngörülmüştür. 6. 2802 sayılı Kanun’un itiraz konusu 28. maddesinin birinci fıkrasında kanun yolu incelemeleri sonucunda haklarında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenecek kişiler; ikinci fıkrasında kanun yolu değerlendirme formunun düzenlemesinde dikkate alınacak hususlar belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada hükmün onanmış veya bozulmuş olmasının tek başına olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmediği, incelenen karara uygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Dördüncü fıkrada bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda ilk üç fıkrada belirtilen ölçütler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formunun düzenleneceği, aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formunun esas alınacağı belirtilmiştir. 7. Beşinci fıkrada değerlendirme formunun kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenleneceği, hakkında değerlendirme formu düzenlenenlerin formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebileceği ve yeniden inceleme talebinin başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanacağı düzenlenmiştir. Altıncı fıkraya göre söz konusu fıkraların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle HSK tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenecektir. Yedinci fıkrada ise s oruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef sürelerin HSK’nın görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirleneceği öngörülmüştür. 8. Anılan Kanun’un 33. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci fıkrasında ise birinci sınıf hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıklarının değerlendirilmesinde dikkate alınacak hususlar belirlenmiştir. 9. Bakılmakta olan dava ilk derece mahkemesinde görülmekte olan iş kazası nedeniyle açılan tazminat davasıdır. Bakılmakta olan davanın konusu ve bulunduğu aşama gözetildiğinde itiraz konusu kuralların uyuşmazlığın çözümünü olumlu ya da olumsuz yönde etki edecek nitelikte olmadıkları anlaşılmaktadır. 10. Açıklanan nedenle kuralların bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinde yer alan “ …kesin… ” ibaresinin, 2. (a) bendinin 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı alt bendinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un; 1. 25. maddesinin, 2. 39. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, 3. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle değiştirilen 43. maddesinin birinci fıkrasının “ …daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından… ” bölümünün, C. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun; 1. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin, 2. 22/12/2005 tarihli ve 5435 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …kanun yolu değerlendirme formları… ” ibaresinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu maddelere, bende, alt bende, bölüme ve ibarelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/50
2025/54
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/54 Karar Sayısı : 2025/50 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Konya 2. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinde yer alan “ …kesin… ” ibaresinin, 2. (a) bendinin 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı alt bendinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un; 1. 25. maddesinin, 2. 39. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, 3. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle değiştirilen 43. maddesinin birinci fıkrasının “ …daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından… ” bölümünün, C. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun; 1. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin, 2. 22/12/2005 tarihli ve 5435 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …kanun yolu değerlendirme formları… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 3., 5., 9., 10., 11., 17., 35., 36., 40., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İş kazası nedeniyle oluşan iş gücü kaybından kaynaklanan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ A. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” B. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 25. maddesi şöyledir: “ Kuruluş Madde 25- Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevrelerinin belirlenmesine, değiştirilmesine veya bu mahkemelerin kaldırılmasına Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Birinci ve ikinci fıkra gereğince alınacak kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır. ” 2. 39. maddesi şöyledir: “ Üyelerin görevleri Madde 39- Bölge adliye mahkemesi üyelerinin görevleri şunlardır: 1. Daire başkanı tarafından verilen dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyerek heyete sunmak, rapor hazırlamak ve kararlarını yazmak, 2. Dairelerindeki duruşma ve müzakerelere katılmak, 3. Dairenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin makul süre içinde incelenip karara bağlanmasında daire başkanına yardım etmek, 4. Bu Kanun uyarınca daire başkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak. ” 3. 43. maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları ve üyelerin nitelikleri ve atanmaları Madde 43- (Değişik: 18/6/2014–6545/50 md.) Bölge adliye mahkemesi başkanı ve daire başkanları birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcılar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır. ” C. 2802 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 28. maddesi şöyledir: “ Kanun yolu değerlendirme formu: Madde 28 – (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yeniden düzenleme: 1/7/2016 – 6723/25 md.) Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemeleri sonunda; a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan daire başkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar, b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veya hükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapan hâkimler, c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasında görev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veya kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları, hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir. Hükmün onanmış veya bozulmuş olması tek başına olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmez. Ayrıca, incelenen karara uygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamaz. Bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kriterler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formu esas alınır. Değerlendirme formu, kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenlenir. Hakkında değerlendirme formu düzenlenenler, formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebilir. Yeniden inceleme talebi, başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanır. Yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir. ” 2. 33. maddesi şöyledir: “ Birinci sınıf hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesi: Madde 33 – (Değişik : 22/12/2005 - 5435/16 md.) Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıkları; müfettiş hâl kâğıtları, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine ilişkin uygulamayı da kapsayacak biçimde iş cetvelleri, kanun yolu incelemesinden geçen işleri, kanun yolu değerlendirme formları ile varsa meslekî ve akademik konulardaki faaliyetlerine ilişkin diğer bilgi ve belgeler dikkate alınarak, üç yılda bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değerlendirilmesi suretiyle tespit edilir. Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesine dair ilkeler, Kanunda belirtilen esaslar doğrultusunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca tespit edilerek Resmî Gazetede yayımlanır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Konya 2. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinde yer alan “ …kesin… ” ibaresinin, 2. (a) bendinin 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı alt bendinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un; 1. 25. maddesinin, 2. 39. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, 3. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle değiştirilen 43. maddesinin birinci fıkrasının “ …daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından… ” bölümünün, C. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun; 1. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin, 2. 22/12/2005 tarihli ve 5435 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ …kanun yolu değerlendirme formları… ” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 3., 5., 9., 10., 11., 17., 35., 36., 40., 49., 138. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İş kazası nedeniyle oluşan iş gücü kaybından kaynaklanan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ A. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” B. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 25. maddesi şöyledir: “ Kuruluş Madde 25- Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevrelerinin belirlenmesine, değiştirilmesine veya bu mahkemelerin kaldırılmasına Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Birinci ve ikinci fıkra gereğince alınacak kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır. ” 2. 39. maddesi şöyledir: “ Üyelerin görevleri Madde 39- Bölge adliye mahkemesi üyelerinin görevleri şunlardır: 1. Daire başkanı tarafından verilen dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyerek heyete sunmak, rapor hazırlamak ve kararlarını yazmak, 2. Dairelerindeki duruşma ve müzakerelere katılmak, 3. Dairenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin makul süre içinde incelenip karara bağlanmasında daire başkanına yardım etmek, 4. Bu Kanun uyarınca daire başkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak. ” 3. 43. maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları ve üyelerin nitelikleri ve atanmaları Madde 43- (Değişik: 18/6/2014–6545/50 md.) Bölge adliye mahkemesi başkanı ve daire başkanları birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcılar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır. ” C. 2802 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 28. maddesi şöyledir: “ Kanun yolu değerlendirme formu: Madde 28 – (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yeniden düzenleme: 1/7/2016 – 6723/25 md.) Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemeleri sonunda; a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan daire başkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar, b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veya hükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapan hâkimler, c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasında görev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veya kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları, hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir. Hükmün onanmış veya bozulmuş olması tek başına olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmez. Ayrıca, incelenen karara uygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamaz. Bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kriterler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formu esas alınır. Değerlendirme formu, kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenlenir. Hakkında değerlendirme formu düzenlenenler, formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebilir. Yeniden inceleme talebi, başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanır. Yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir. ” 2. 33. maddesi şöyledir: “ Birinci sınıf hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesi: Madde 33 – (Değişik : 22/12/2005 - 5435/16 md.) Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların başarılı olup olmadıkları; müfettiş hâl kâğıtları, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine ilişkin uygulamayı da kapsayacak biçimde iş cetvelleri, kanun yolu incelemesinden geçen işleri, kanun yolu değerlendirme formları ile varsa meslekî ve akademik konulardaki faaliyetlerine ilişkin diğer bilgi ve belgeler dikkate alınarak, üç yılda bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değerlendirilmesi suretiyle tespit edilir. Birinci sınıf olan hâkim ve savcıların çalışmalarının değerlendirilmesine dair ilkeler, Kanunda belirtilen esaslar doğrultusunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca tespit edilerek Resmî Gazetede yayımlanır. ”
0
38
1,982
2025/67
2022/32
21/04/2022
06/03/2025
(AYM, E.2022/32, K.2025/67, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burak FIRAT
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/67
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/32 Karar Sayısı : 2025/67 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2022 tarihli ve 7351 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 2. maddesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen beşinci cümlede yer alan “ …yüzde ellisi… ” ibaresinin, B. 11. maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici 5. maddenin; 1. Dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 2. Beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, 4. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, C. 12. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; 1 . Birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 3. Üçüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 4. Dördüncü fıkrasının, Ç. 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 20., 35., 36., 40., 48., 73., 87., 90., 104., 123., 125., 135. ve 167. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2. maddesiyle 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin beşinci cümlenin eklendiği (4) numaralı fıkrası şöyledir: “ 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar,tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) Vergi kanunları uyarınca iadesi talep edilen vergilere ilişkin olarak açılan davalarda, dava konusu tutarın yüzde ellisi oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemez. ” 2. 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. madde şöyledir: “ Ek fiyat farkı ve/veya sözleşmelerin devri Geçici Madde 5 – (Ek:19/1/2022-7351/11 md.) Ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ile girdi fiyatlarındaki beklenmeyen artışlar nedeniyle 1/12/2021 tarihinden önce 4734 sayılı Kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü/geçici kabulü yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, 1/7/2021 ile 31/12/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) gerçekleştirilen kısımlar için, ihale dokümanında fiyat farkı verilmesine ilişkin hüküm bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, 1/7/2021 ile 30/11/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) ihalesi yapılan işlerde ihale tarihinin (son teklif verme tarihi) içinde bulunduğu aya ait endeks, 1/7/2021 tarihinden önce ihale edilen işlerde ise 2021 yılı Haziran ayına ait endeks temel endeks olarak kabul edilerek ve sözleşme fiyatları kullanılarak yüklenicinin başvurusu üzerine sözleşmesine göre hesaplanan fiyat farkına ilave olarak ek fiyat farkı verilebilir. Ayrıca bu kapsamdaki sözleşmeler, yüklenicinin başvurusu ve idarenin onayı ile devredilebilir. Devredilen sözleşmelerde devir alacaklarda ilk ihaledeki şartlar, devir tarihi itibarıyla aranacak olup devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmaz. Yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartları aranmaz. Sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatı iade edilir. Bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmaz. Sözleşmenin bu madde kapsamında devredilmesi durumunda birinci fıkra hükmü saklı kalmak üzere yüklenici devir tarihine kadar gerçekleştirdiği işler ya da imalatlar dışında idareden herhangi bir mali hak talebinde bulunamaz. Yüklenici tarafından idarece uygun görülecek can ve mal güvenliği ile yapı güvenliğine yönelik tedbirlerin alınması şarttır. Bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanı yetkilidir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından birinci fıkrada sayılan nedenlerle, 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerle ilgili olarak; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen iş miktarı için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler yapılabilir. 4734 sayılı Kanundan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabilir. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, bu maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesine yönelik ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabilir .” 3. 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. madde şöyledir: “ Geçici Madde 35 – (Ek:19/1/2022-7351/12 md.) Finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarmaya ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir. Bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadeleri, limitleri, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Hazine ve Maliye Bakanlığına aktarılmasını, bu madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Birinci fıkrada yer alan nihai hesap açma tarihini öne çekmeye veya 31/12/2023 tarihine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanması kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve bankalardan gerekli veri ve bilgiyi talep edebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup, veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler uygulanmaz. Bu madde kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından aktarılacak desteğin hak sahipliğinin tespiti ile desteğin doğru ve tam hesaplanmasından, Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarının açıldığı banka sorumludur. Haksız olarak verildiği tespit edilen destek tutarı, bankaya ödendiği tarihten tahsil edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammıyla birlikte anılan Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. ” 4. 17. maddesi şöyledir: “ MADDE 17 – Bu Kanunun; a) 12 nci maddesi 21/12/2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 13 üncü maddesi 2022 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, c) 14 üncü ve 15 inci maddeleri 1/1/2022 tarihinden, özel hesap dönemine tabi olan mükelleflerde 2022 takvim yılında başlayan özel hesap döneminin başından itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde, ç) 16 ncı maddesi 1/1/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, d) Diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 21/4/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 2. Maddesiyle 2577 Sayılı Kanun’un 27. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasına Eklenen Beşinci Cümlede Yer Alan “ …yüzde ellisi… ” İbaresinin İncelenmesi 3. 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına 7351 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen ve dava konusu ibarenin yer aldığı beşinci cümle Anayasa Mahkemesinin 1/6/2022 tarihli ve E.2022/14, K.2022/70 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 4. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. B. Kanun’un 11. Maddesiyle 4735 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 5. Maddenin Dördüncü Fıkrasında Yer Alan “ ...Cumhurbaşkanı… ”, Beşinci Fıkrasında Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” , Altıncı Fıkrasında Yer Alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ve Yedinci Fıkrasında Yer Alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” İbarelerinin İncelenmesi 1. Genel Açıklama 5. 4735 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre yapılan ihalelere ilişkin sözleşmelerin düzenlenmesi ve uygulanmasıyla ilgili esas ve usulleri belirlemek olduğu belirtilmiştir. 4735 sayılı Kanun’un 2. maddesinde ise anılan Kanun’un 4734 sayılı Kanun’a tabi kurum ve kuruluşlar tarafından söz konusu Kanun hükümlerine göre yapılan ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmeleri kapsadığı; 4. maddesinin ikinci fıkrasında bu Kanun’da belirtilen h â ller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamayacağı ve ek sözleşme düzenlenemeyeceği hüküm altına alınmıştır. 6. Söz konusu sözleşmelerin uygulandığı süreçte enflasyonist ortamın neden olduğu fiyat artışları, sözleşme konusu işin gereği gibi yerine getirilememesine ve yüklenicinin fiyat artışlarından olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir. Bu olumsuzlukların önlenebilmesi ve sözleşmenin değişen şartlara uyarlanabilmesi için Kanun’un “ Fiyat farkı verilebilmesi ” başlıklı 8. maddesinde fiyat farkı mekanizması öngörülmüştür (AYM, E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 36) . 7. Anılan maddenin birinci fıkrasında sözleşme türlerine göre fiyat farkı verilebilmesine ilişkin esas ve usulleri tespite Kamu İhale Kurumunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanının yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Böyle bir telafi imkânı getirilmekle daha fazla isteklinin ihalelere katılmasının ve rekabet ortamının sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye paralel biçimde sözleşmelerde yer alan fiyat farkına ilişkin esas ve usullerde sözleşme imzalandıktan sonra değişiklik yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. 8. maddedeki bu düzenlemelerden her türlü sözleşmede fiyat farkına ilişkin olarak düzenleme yapılmasının zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 37) . 8. Farklı amaçlarla ihdas edilen bu hükümlerle kurulan sistem nedeniyle yüklenicilerin başlangıçta öngörülemeyen ve sözleşme süresi içinde ortaya çıkabilecek fiyat artışları nedeniyle zarara uğramaları söz konusu olabilecektir. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıkların ve girdi fiyatlarında beklenmeyen artışların doğurduğu olumsuzlukların giderilmesi amacıyla kabul edilen geçici 5. maddeyle öngörülmeyen artışlardan yüklenicilerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 2. Dördüncü Fıkrada Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ve Beşinci Fıkrada Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” İbareleri a. İptal Talebinin Gerekçesi 9. Dava dilekçesinde özetle; idareye sınırsız ve belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilemeyeceği, alım türleri, ürün ve girdiler ile bunlara ilişkin hesaplama yöntemleri, ilgili oranlar, uygulama dönemleri, başvuru ve onay süreleri, ek fiyat farkının verilmesi, süre uzatımı ve sözleşmenin feshine ilişkin usul ve esasların genel çerçevesinin keyfîliğe izin vermeyecek biçimde kanunla belirlenmesi gerektiği, dava konusu kurallarla belirtilen hususlarla ilgili nesnel ve objektif ölçütlerin ortaya konulmadığı, tanınan yetki kapsamında yapılacak düzenlemelerin sözleşmenin karşı taraflarının ticari öngörülebilirliklerinin ortadan kaldırılmasına, keyfî uygulamalara ve ayrımcılığa neden olabileceği, özel teşebbüs bakımından güvensiz ve belirsiz bir ortamın oluşabileceği, bu durumun kamu maliyesinde zarara neden olabileceği, Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanına böyle bir yetkinin tanınamayacağı, mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğünün sınırlanması sonucunu doğuran kurallarda kanunilik şartının sağlanmadığı, yasama işlemlerinin kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerektiği, dördüncü fıkrada yer verilen ilgili mevzuat ın ibaresinin belirsiz olduğu ve bu durumun i lgili uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 48., 90., 104., 123. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. 4735 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin dördüncü fıkrasında b u madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerine, ürün ve girdilerine, ek fiyat farkı verilmesine veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanının yetkili olduğu hükme bağlanmış olup anılan fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. 11. Söz konusu maddenin beşinci fıkrasında da Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından birinci fıkrada sayılan nedenlerle 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerle ilgili olarak; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen iş miktarı için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik olarak Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler yapılabileceği öngörülmüş olup anılan fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 12. Anayasa'nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır ” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 75). 13. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 76). 14. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. (AYM, E.2018/91, K.2020/10, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56; E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 77). 15. Anılan Kanun’un geçici 5. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; ihale sözleşmesinde hüküm bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ek fiyat farkının verilebileceği, fiyat farkı hesaplamasında endekslerden yararlanılacağı, belirli tarihten önce yapılan ve devam etmekte olan sözleşmelerden devredilecek olanlarda devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımların uygulanmayacağı, yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartlarının aranmayacağı, sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatının iade edileceği ve bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisinin alınmayacağı hükme bağlanmıştır. 16. Söz konusu maddenin dördüncü fıkrasıyla Cumhurbaşkanı ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite yetkili kılınmıştır. 17. Kural, Cumhurbaşkanının ek fiyat farkı verilebilecek alım türleri, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri, devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin usul ve esasları tespit etme konusunda herhangi bir ölçüt ya da çerçeve içermemektedir. Bu durumda genel çerçevesi kanunla belirlenmeden Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 18. Öte yandan dava konusu “ … Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresiyle TOKİ tarafından yapılan ihalelerde; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen işler için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanına düzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Cumhurbaşkanına verilen yetkinin gerçekleştirilmeyen işlerin kapsamını ve içeriğini belirlemeye yönelik olduğu gibi geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen hususları da kapsadığı açıktır. 19. Sözleşme konusu olan ve iş programına göre gerçekleştirilemeyen mal ve hizmet kalemleri ve fiyat farkının uygulanacağı zaman aralığının belirli olduğu bir durumda fiyat farkı hesabının kanunla genel çerçevesi çizilmeden buna ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmesi yasama yetkisinin devri niteliğindedir. 20. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kurallar, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 10., 13., 35., 48., 90., 104., 123. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir. 3. Altıncı Fıkrada Yer Alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” İbaresi ile Yedinci Fıkrada Yer Alan “ …ilgili kuruluş ve üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 21. Dava dilekçesinde özetle; 7351 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi ile beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresine yönelik gerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13., 35., 48., 90., 123., 135. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 22. 4735 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin altıncı fıkrasında 4734 sayılı Kanun’dan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından anılan maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabileceği hükme bağlanmış olup anılan fıkrada yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. 23. Anılan maddenin yedinci fıkrasında da kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesine yönelik olarak ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabileceği öngörülmüş olup söz konusu fıkrada yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 24. Maddenin altıncı fıkrası kapsamındaki sözleşmelerin 4734 sayılı Kanun’dan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler, yedinci fıkrası kapsamındaki sözleşmelerin ise kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler olduğu anlaşılmaktadır. 25 . Anılan Kanun’un 2. maddesinde kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst birlikleri anılan Kanun’un kapsamı dışında tutulmuş; 3. maddesinde de ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç Kanun’un uygulanmayacağı mal ve hizmet alımlarıyla yapım işleri sayılmıştır. 4735 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında bu kuruluş, alım ve işlere de yer verilmek suretiyle bu kapsamdaki yüklenicilerin de fiyat farkı, ek fiyat farkı veya sözleşmenin devri gibi imkânlardan yararlanması sağlanmıştır (AYM, E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 69) 26. Bu itibarla anılan maddenin altıncı fıkrası gereğince idare, yedinci fıkrası gereğince de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu ve üst birlik tarafından ilgili mevzuatta düzenleme yapılabilecektir. 27. Kanun koyucunun kendisine düzenleme yapma buyruğu/yetkisi vermesi düşünülemeyeceği ve Anayasa gereğince kanunla CBK çıkarma yetkisinin verilemeyeceği gözetildiğinde kurallarla kastedilen düzenlemenin kanun veya CBK olması mümkün değildir. Kurallarda hangi konuda hangi düzenlemenin yapılacağının belirtilmediği ve genel olarak düzenleme yapılacağı öngörüldüğünden, ilgili düzenlemelerin idarenin genel düzenleyici işlemlerini ifade ettiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 67) . 28. 7351 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi ile beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 29. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kurallar, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10., 13., 35., 48., 90., 123., 135. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir. C. Kanun’un 1 2. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 35. Maddenin Birinci Fıkrasının, İkinci ve Üçüncü Fıkralarında Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı… ” İbareleri ile Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 30. 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin dava konusu birinci fıkrasında finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına (TCMB) nakit kaynak aktarmaya ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye Hazine ve Maliye Bakanının (Bakan) yetkili olduğu düzenlenmiştir. Anılan fıkrada Bakana iki konuda yetki verilmektedir. Bunlardan ilki gerçek kişiler tarafından bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarma; ikincisi ise söz konusu nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek ekleme yetkisidir. 31. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişilerin kapsamını, hesap türlerini, vadelerini, limitlerini, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Hazine ve Maliye Bakanlığına (Bakanlık) aktarılmasını, bu madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esaslarını belirleme hususunda Cumhurbaşkanının yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 32. Maddenin üçüncü fıkrasında da birinci fıkrada yer alan nihai hesap açma tarihini öne çekmeye veya 31/12/2023 tarihine kadar uzatmaya yine Cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi de dava konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır. 33. Dava konusu dördüncü fıkra ise Bakanlığın veri ve bilgi talebini düzenlemektedir. Kurala göre Bakanlık bu maddenin uygulanması kapsamında gerekli veri ve bilgiyi TCMB’den ve bankalardan talep edebilecek, TCMB veya bankalar da talep edilen veri ve bilgiyi Bakanlığın belirleyeceği şekil ve süre içerisinde vermekle yükümlü olacaklardır. Ayrıca veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Bakanlığa verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler uygulanmayacaktır. 2. Birinci Fıkra a. İptal Talebinin Gerekçesi 34. Dava dilekçesinde özetle; kur artışlarına karşı gerçek kişilerin desteklenmesi amacıyla yapılan harcamaların kamu gideri olarak değerlendirilemeyeceği, dava konusu kural nedeniyle vergi yükümlüsü olan gerçek kişilerden mevduat ve katılma hesabı bulunmayanların bu hesaplara sahip gerçek kişileri finanse etmek zorunda kaldığı, faydası tüm topluma yayılmayan destek ödemesinin vergiler vasıtasıyla karşılandığı, bu bakımdan kuralda kamu yararı amacının bulunmadığı gibi kuralın sosyal adaletsizliklere neden olduğu, Bakanlık bütçesinin bütçe kanununun öngörmediği bir harcama için kullanıldığı, düzenlemenin genel çerçevesinin çizilmediği ve keyfi uygulamalara karşı güvence içermediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 73., 87., 90., 123. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasaya Aykırılık Sorunu i. Fıkranın “… ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye… ” Bölümü 35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 161. maddesi yönünden incelenmiştir. 36. Bütçeler genel olarak belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgelerdir. Bununla birlikte bütçe kanunları, yasama organı tarafından yürütme organına yıllık olarak kamu gelirlerinin toplanması ve giderlerin yapılması için yetki ve izin verilmesini düzenleyen kanunlardır. Yürütmeye verilen bu izin ve yetki, özünde yasama organının halktan aldığı bütçe hakkının gereğidir (AYM, E.2020/33, K.2023/161, 28/9/2023, § 12). 37. Anayasa’nın 87. maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) görev ve yetkileri arasında kanun koymak, değiştirmek ve kaldırma nın yanında bütçe kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek sayılmıştır. Anayasa’nın 88. maddesinde kanunların TBMM’de teklif, görüşülme usul ve esasları düzenlenirken bütçe kanunlarının görüşülme usul ve esasları 161. maddede ayrıca düzenlenmiştir. Bu maddeyle bütçe kanun tekliflerinin görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabul edilmiş, Genel Kurulda üyelerin gider artırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiştir. Anayasa’nın 89. maddesinde de Cumhurbaşkanına bütçe kanunlarını bir daha görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderme yetkisi tanınmamıştır. 38. Anayasa’nın anılan maddeleri incelendiğinde anayasa koyucunun bütçe kanunlarına diğer kanunlara nazaran özel bir önem atfettiği anlaşılmaktadır. Anayasa’da birbirinden tamamen ayrı ve değişik olarak düzenlenen bu iki kanunlaştırma yönteminin doğal sonucu olarak olağan kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu ile düzenlenmesi mümkün olmadığı gibi mevcut kanun hükümlerinin bütçe kanunuyla değiştirilmesi veya kaldırılması da mümkün değildir. Bu durum Anayasa’nın 161. maddesinde “ Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz ” denilmek suretiyle açık bir şekilde ifade edilmiştir. 39. Anayasa’nın anılan maddesinin birinci fıkrasında “ Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır ”, dördüncü fıkrasında “ Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır. ”, yedinci fıkrasında ise “ Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir. Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz. ” hükümlerine yer verilmek suretiyle kamu idarelerinin harcamalarının yıllık bütçeler ile yapılacağı ve bütçelerle verilen ödeneğin idarelerin harcayabileceği sınırı gösterdiği belirtilmiş ve harcanabilecek tutarın aşılabileceğine dair bütçe kanunuyla dahi Cumhurbaşkanına yetki verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bütçe kanunlarının harcanabilecek sınırı göstermesi gerekliliği, ödenek tutarlarının önceden belirlenmesini ve bu doğrultuda izin verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bütçe kanununun ve geçici bütçenin çıkarılamaması durumunda dahi kamu idarelerinin harcamaları serbest bırakılmamakta, önceki yıl bütçesiyle bir bağlantı kurularak harcamalar sınırlandırılmaktadır. 40. Maddenin ikinci fıkrasında ise mali yıl başlangıcı, merkezî yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usullerin kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. 41. Bu itibarla Anayasa’nın anılan hükümleri gözetildiğinde kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu idare ve kurumlarının harcamalarının önceden izin verilen yıllık bütçe kanunlarıyla yapılması gerekmektedir. 42. Dava konusu kuralda Bakana TCMB’ye nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek ekleme yetkisi verilmektedir. 43. Bu itibarla kural, bütçe kanununda öngörülmeyen bir kamu giderinin gerçekleştirilmesine imkân sağlamaktadır. Bu durum ise kamu harcamalarının önceden izin alınarak yıllık bütçelerle yapılması ilkesine ve yasama organının halk adına harcama yapma yetkisinin Bakana devredilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu itibarla kural bütçe hakkına aykırılık oluşturmaktadır. 44. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 87. ve 161. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kural, Anayasa’nın 87. ve 161. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 73., 90., 123. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir. ii. Fıkranın Kalan Kısmı 45. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 46. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/138, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 40). 47. Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında “ Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır;… ” düzenlemesine yer verilmek suretiyle devlet, ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek, gerektiğinde bu alana müdahale etmek hususunda görevli kılınmıştır (AYM, E.2018/93, K.2021/69, 13/10/2021, § 33; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 41). 48. Devlet, tasarrufları ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak, biriken tasarrufların millî ekonominin gereklerine göre kullanılmasını sağlamakla görevli olup bu görevini yerine getirebilmek için para ve kredi piyasalarını düzenleme ve denetleme gereksinimi duyabilir ya da bu sistemi yönlendirebilir. Devletin para, kredi ve sermaye politikalarının oluşmasında ve belirlenmiş politikaların uygulanması konusunda sahip olduğu ekonomik görevlerini ve amaçlarını gerçekleştirebilmesi için ulusal ekonominin gereklerine uygun olarak düzenlemeler yapmak, bunları değiştirmek ve kaldırmak anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun yetkisindedir (AYM, E.2018/93, K.2021/69, 13/10/2021, § 34; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 42). 49. Kuralda belli dönemde gerçek kişiler adına açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarmak üzere Bakana yetki verilmiştir. 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere kuralın Türk lirası araçlara olan talebin artırılması, finansal piyasaların daha etkin bir şekilde işlemesi, finansal piyasalarda derinliğin artırılması, ürün çeşitliliğinin teşvik edilmesi ve bu suretle finansal sektörün ve ulusal ekonominin sağlıklı gelişimine katkıda bulunulması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kamu yararı amacına yönelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 50. Diğer yandan Bakana 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 217. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde finansal piyasalara ilişkin yurt içi ve yurt dışı gelişmeleri izlemek değerlendirme, finansal sektörü geliştirici ve finansal istikrarı güçlendirici çalışmalar yapma görevi verilmiştir. Bu bağlamda Bakana verilen TCMB’ye nakit kaynak aktarma yetkisinin finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemekle sınırlı olduğu gözetildiğinde kuralın kapsam ve içerik itibarıyla belirsiz olduğu da söylenemez. 51. Öte yandan anayasa koyucu para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici önlemlerin alınmasını devlete ödev olarak yüklemiştir. Sosyal veya ekonomik bazı ihtiyaçlar ile devlete yüklenen diğer yükümlülüklerin varlığı anılan piyasalara müdahale yapılmasını zorunlu kılabileceği gibi bu durum bizatihi piyasaların sağlıklı ve düzenli şekilde işlemesi için gereken tedbirleri almak suretiyle de gerçekleşebilir. 52. Dava konusu kuralla kur artışlarına karşı Türk lirası aleyhine bozulan piyasa dengesinin yeniden oluşturulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu yararı amacına yönelik olduğu anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmadığı gibi kuralla belli dönemde hesap açtıran gerçek kişilerin Türk lirası hesaplarının kur artışlarına karşı korunması devletin Anayasa’nın 167. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğüne herhangi bir aykırılık oluşturmamaktadır. 53. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 167. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 167. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 10., 13., 35., 73., 87., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 3. İkinci Fıkrada Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı… ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 54. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin genel çerçevesinin belirlenmediği, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle bağdaşmadığı, keyfî uygulamalara ve ayrımcılığa yol açabileceği, kuralın mülkiyet hakkıyla ilgili olduğu, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla bağdaşmadığı, ekonomik ve mali sorunlara yol açmak suretiyle millî ekonominin zarar görmesine ve kişilerin ve toplumun refahının düşmesine neden olacağı, ayrıca bu hususların Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 90., 104., 123. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 55. 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin ikinci fıkrasında bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadelerini, limitlerini, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Bakanlığa aktarılmasını, madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanının yetkili olduğu hükme bağlanmış olup anılan fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 56. Finansal istikrara katkı sağlama ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı destekleme amacı taşıyan kuralın uygulanmasında esaslı unsur olarak nitelendirilebilecek hususlarda genel çerçevenin çizilmediği bu konuda Cumhurbaşkanına çok geniş bir takdir alanının bırakıldığı anlaşılmaktadır. 57. Bu itibarla kural kapsamında yapılacak destek uygulamasına ilişkin temel ilke ve esasların kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Cumhurbaşkanına bırakılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. 58. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 10., 13., 35., 90., 104., 123. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir. 4. Üçüncü Fıkrada Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı… ” İbaresinin İncelenmesi a. İptal Talebinin Gerekçesi 59. Dava dilekçesinde özetle; 7351 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 90., 104., 123. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 60. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik tir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Esas olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. 61. 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin birinci fıkrasında gerçek kişiler adına bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarıyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. 62. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise birinci fıkra kapsamında yer alan nihai hesap açma tarihini öne çekmeye veya 31/12/2023 tarihine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanının yetkili olduğu hükme bağlanmış olup söz konusu fıkrada yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 63. Maddeyle öngörülen uygulamanın finansal piyasa üzerinde doğuracağı sonuçların ve ülke genelinde tasarruf eğilimine olan etkilerinin değerlendirilmesine ve buna göre strateji belirlenmesine imkân tanımak amacıyla Cumhurbaşkanına nihai hesap açma tarihini öne çekme veya kanunla açık bir şekilde belirlenmiş nihai hesap açma tarihini bir yıl uzatma yetkisinin verildiği anlaşılmaktadır. 64. Ekonomik olayların niteliği, gelişen koşul ve durumlara göre hızlı bir şekilde karar alınmasının önemi, geçici 35. maddede öngörülen uygulamanın etkinliğinin artırılmasına katkı sağladığı gibi uygulamada ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesi hâlinde belirtilen tarihten önce uygulanmasından vazgeçilmesi suretiyle genel olarak ekonomik dengenin sağlanmasına katkı sunduğu, bu yönüyle kuralın kamu yararı amacına yönelik olduğu da gözetildiğinde kuralla Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin hukuki belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 65. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 10., 13., 35., 90., 104., 123. ve 167. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 5. Dördüncü Fıkranın İncelenmesi a. İptal Talebinin Gerekçesi 66. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural kapsamında Bakanlığın TCMB ve bankalardan talep edeceği veri ve bilgilerin kişisel verilere ilişkin olabileceği, ayrıca bu veri ve bilgilerin kişilerin mal varlığı değerleri kapsamında kalan ticari sırları, müşteri çevrelerini içerebileceği, kuralda bu tür verilerin nasıl toplanacağı, hangi verilerin elde edileceği, bu verilerin nasıl saklanacağı ve kimlerle paylaşılacağı konusunda herhangi bir güvenceye yer verilmediği, dolayısıyla kuralın keyfî olarak uygulanmaya müsait olduğu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 20., 35., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu i. Fıkranın Birinci Cümlesi ile İkinci Cümlesinin “ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup,… ” Bölümü 67. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “ Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir ” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. 68. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. 69. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere “... adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler …” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 70. Kurallar, Bakanlığın 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin uygulanması kapsamında TCMB ve bankalardan gerekli veri ve bilgiyi talep edebileceğini, talep edilen veri ve bilginin Bakanlığın belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde TCMB ve bankalar tarafından verilme yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bakanlığın TCMB ve bankalardan talep edebileceği ve verilmesi zorunlu olan bilgilerin kişisel verileri de içerebileceği açıktır. Bu itibarla kuralda kişisel veri niteliğindeki bilgilerin Bakanlığa verilmesi zorunluluğu öngörülmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir. 71. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. 72. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde kişisel verilerin “ ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla ” işlenebileceği belirtilmiş, aynı fıkranın dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin “ kanunla ” düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 73. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 74. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 75. Kanunilik ölçütüyle ilgili olarak kuralların belirliliği ve öngörülebilirliği değerlendirilirken kurallarla birlikte 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerinin sınırlama açısından yeterli bir kanuni dayanak olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. 76. Anılan Kanun’un “ Kapsam ” başlıklı 2. maddesinde “ Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır. ”, 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde “ Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder. ”, “ Kabahatler ” başlıklı 18. maddesinin (4) numaralı fıkrasında “ Birinci fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları … bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu Kurula bildirilir. ” ve geçici 1. maddesinin (5) numaralı fıkrasında “ Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili koordinasyonu sağlamak üzere üst düzey bir yönetici belirlenerek Başkanlığa bildirilir. ” hükümlerine yer verilmiştir. 77. Kanun’un 28. maddesinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hâller sayılmış olup kuralda düzenlenen veri ve bilgilerin istisna sayılan hâller kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Bakanlığın finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla TCMB ve bankalardan talep edebileceği kişisel veri niteliğindeki bilgiler açısından anılan Kanun’da yer alan güvencelerin uygulanacağı anlaşılmaktadır. 78. Bunun yanı sıra Kanun hükümleri belirli ve öngörülebilir düzenlemeler içermektedir. Bu yönüyle kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamada söz konusu Kanun hükümlerinin kanuni dayanak olarak değerlendirilebileceği açıktır. 79. Kuralların Anayasa’nın 167. maddesiyle devlete yüklenen para, kredi, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlama yükümlülüğü kapsamında 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin uygulanması amacıyla Bakanlığın TCMB ve bankalardan veri ve bilgi alınmasını öngördüğü gözetildiğinde anayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. 80. Öte yandan piyasaların sağlıklı ve düzenli şekilde işlemesinin sağlanması amacıyla kuralla getirilen sınırlamanın zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmadığı söylenemez. Dolayısıyla kuralların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır. 81. Kurallarda öngörülen sınırlamanın ölçülülük ilkesi kapsamında yukarıda belirtilen amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı ve -kanun koyucunun takdir yetkisi de dikkate alındığında- amaca ulaşmak için en hafif tedbiri öngörmediği ve bu yönüyle gerekli olmadığı söylenemez. 82. Diğer yandan 6698 sayılı Kanun’un 7 ila 18. maddelerinde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi, bu verilerin aktarılması, veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü, ilgili kişinin hakları, veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler, veri sorumlusuna başvuru, Kişisel Verilerin Korunması Kuruluna şikâyet, veri sorumluları sicili ile kişisel verilere ilişkin suçlar ve kabahatlerle ilgili hususlar düzenlenmiştir. Dolayısıyla kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamada söz konusu Kanun’un anılan hükümlerinin kişisel verilerle ilgili bilgilendirme, bu bilgilere erişme, verilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme, verilerin güvenliğinin sağlanması hususlarında gerekli güvenceleri içerdiği anlaşılmaktadır. 83. Bu itibarla Bakanlığın 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin uygulanması kapsamında TCMB ve bankalardan gerekli veri ve bilgiyi talep edebilme, talep edilen veri ve bilginin Bakanlığın belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde verilmesini öngören kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamada kişilere yüklenen külfet ile elde edilmek istenen kamusal yarar arasında orantısızlık bulunmadığı ve bu yönüyle sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 84. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 7., 35., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. ii. Fıkranın İkinci Cümlesinin Kalan Kısmı 85. Dava konusu kuralda veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Bakanlığa verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmek suretiyle TCMB ve bankalar yönünden kategorik ve istisnasız bir bilgi verme zorunluluğu getirilmektedir. 86. Bu yönüyle kural TCMB ve bankaların başka kanunlarda belirli konularda bilgi ve belge vermekten imtina etmelerine imkân tanıyan ya da bilgi ve belge vermemelerini zorunlu kılan hükümleri bertaraf etmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede mahremiyet ve güven ilkesine dayanan bankacılık sırlarına veya ticari sırlara dair bilgilerin diğer kanunlarda yer alan hükümler gözönünde bulundurulmaksızın, istisnasız ve kategorik bir şekilde Bakanlığa verilmesinin zorunlu tutulması başta mülkiyet hakkı olmak üzere diğer temel hak ve özgürlükler yönünden ortaya çıkabilecek sınırlamalar yönünden de herhangi bir güvence içermemektedir (benzer yönde AYM, E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 22). 87. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 7., 35., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. Kanun’un 17. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 88. Dava dilekçesinde özetle; gerçek kişilerin döviz mevduat ve döviz cinsinden katılım hesaplarının Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına dönüşmesi hâlinde sağlanacak desteğe ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla TCMB tarafından 21/12/2021 tarihli ve 31696 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de tebliğin yayımlandığı, söz konusu tebliğ ile benzer konuyu düzenleyen 7351 sayılı Kanun’un 12. maddesinin yürürlüğe konulduğu, dava konusu kuralla anılan maddenin yürürlük tarihinin geçmişe etkili kılındığı, bu durumun kanunların geriye yürümezliği ilkesini ihlal ettiği, tebliğin hukuki geçerliliğe sahip olabilmesi için dayanacağı bir kanun hükmünün var olması gerektiği, kuralla söz konusu maddenin yürürlüğünün geriye yürütülmesinin fonksiyon gaspına neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 89. 7351 sayılı Kanun’un 17. maddesi yürürlük maddesi olup dava konusu kuralla anılan Kanun’un 12. maddesiyle düzenlenen 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin 21/12/2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştür. 90. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi de hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanır. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kanunlar kamu yararının ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi bazı istisnai durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 267). 91. Kural, yürürlüğe girdiği tarihten önceki işlemlere uygulanmak suretiyle geriye yürütülmüş ise de kuralın Türk lirası araçlara olan talebin artırılması, finansal sektörün ve ulusal ekonominin sağlıklı gelişimine katkıda bulunulması amacına yönelik olarak ihdas edildiği, dolayısıyla kamu yararı ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla yapılan düzenlemenin geriye yürütülmesinde hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmaktadır. 92. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 93. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 94. Bu kapsamda 7351 sayılı Kanun’un; - 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının; beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının; altıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının; yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının, - 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 95. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında ” Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 96. 4735 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin dördüncü, beşinci , , altıncı ve yedinci fıkraları ile 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin birinci fıkrasının “ …ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye… ” bölümü ile ikinci fıkrasının iptal edilmeleri n edeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 97. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 19/1/2022 tarihli ve 7351 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 12. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin “…veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler uygulanmaz. ” bölümüne yönelik yürürlüğün durdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B. 1. 11. maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici 5. maddenin; a. Dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresine, b. Beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresine, c. A ltıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresine, ç. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresine, 2. 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; a. Birinci fıkrasının “ …ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye…” bölümüne, b. İkinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresine, yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu bölüme ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, C. 1. 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; a. Birinci fıkrasının “ Finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarmaya … Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir.” bölümüne, b. Üçüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresine, c. Dördüncü fıkrasının; i. Birinci cümlesine, ii. İkinci cümlesinin “ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup,… ” bölümüne, 2. 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine, yönelik iptal talepleri 6/3/2025 tarihli ve E.2022/32, K.2025/67 sayılı kararla reddedildiğinden bu bende, cümleye, bölümlere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, Ç. 2. maddesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen beşinci cümlede yer alan “…yüzde ellisi...” ibaresine yönelik iptal talebi hakkında 6/3/2025 tarihli ve E.2022/32, K.2025/67 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 19/1/2022 tarihli ve 7351 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 2. maddesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen beşinci cümlede yer alan “…yüzde ellisi...” ibaresine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE, B. 11. maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici 5. maddenin; 1. a. Dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. Dördüncü fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. a. Beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b . Beşinci fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 3. a. A ltıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. Altıncı fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 4. a. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. Yedinci fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, C. 12. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; 1. Birinci fıkrasının; a. “ …ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. a. İkinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. İkinci fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 3. Üçüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 4. Dördüncü fıkrasının; a. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, b. İkinci cümlesinin; i. “ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup,… ” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, ii. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE, Ç. 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ A. Kanun’un 11. Maddesiyle 4735 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 5. Maddenin Dördüncü Fıkrasında Yer Alan “...Cumhurbaşkanı…” ve Beşinci Fıkrasında Yer Alan “…Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler…” İbareleri 1. Mahkememiz çoğunluğu, 7351 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “…Cumhurbaşkanı…” ibaresinin ve beşinci fıkrasında yer alan “…Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler…” ibaresinin herhangi bir ölçüt ya da çerçeve içermediği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. 2. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15). 3. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 4. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. (AYM, 19/2/2020, E.2018/91, K.2020/10, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 5. Anayasa’nın 167. maddesinde devlete; para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alma, piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görevi verilmiştir. Devlet harcamalarının hangi usulle gerçekleştirileceğine ilişkin bir Anayasa kuralı bulunmadığından kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklı usuller benimsemesinde (bkz. AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, § 48) ve kanunla genel ilkeleri ve çerçeveyi belirlendikten sonra yürütmeye/idareye yetki vermesinde bir sakınca bulunmamaktadır. 6. Dava konusu kuralların yer aldığı geçici 5. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında ek fiyat farkına ve/veya sözleşmelerin devrine ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir. Birinci fıkrada hangi sözleşmelerin fiyat farkına ve/veya devre konu olabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, 1/12/2021 tarihinden önce 4734 sayılı Kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü/geçici kabulü yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, ek fiyat farkının ve/veya sözleşmelerin devrinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Öte yandan anılan fıkrada 1/12/2021 tarihinden önce yapılan ihalelerde ek fiyat farkının hangi aya ilişkin endeks dikkate alınarak hesaplanacağı da düzenlenmiştir. 7. İkinci fıkrada ise bu kapsamdaki sözleşmelerin, yüklenicinin başvurusu ve idarenin onayı ile devredilebileceği, devredilen sözleşmeleri devir alacaklarda ilk ihaledeki şartların devir tarihi itibarıyla aranacak olup devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımların uygulanmayacağı, yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartlarının aranmayacağı, sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatının iade edileceği ve bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmayacağı kurala bağlanmıştır. 8. Anılan kurallarla yüklenicilerin başlangıçta öngörülemeyen ve sözleşme süresi içinde ortaya çıkabilecek fiyat artışları nedeniyle zarara uğramalarının önlenmesinin amaçlandığı söylenebilir. Nitekim kuralın gerekçesinde de ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklardan ve girdi fiyatlarında beklenmeyen artışlardan yüklenicilerin korunmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla anılan kuralların devletin; para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alma yükümlülüğü gereği ihdas edildiği söylenebilir. 9. Dava konusu birinci kuralda, bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğu; dava konusu ikinci kuralda ise Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından birinci fıkrada sayılan nedenlerle, 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerle ilgili olarak; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen iş miktarı için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. 10. Dava konusu kurallar uyarınca Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkilerin herhangi bir ölçüt ya da çerçeve içerip içermediğinin ve teknik hususlara ilişkin olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. 11. Öncelikle belirtilmelidir ki dava konusu ibarelerin yer aldığı maddenin birinci fıkrasında ek fiyat farkı ve/veya devre konu olabilecek sözleşmeler 1/12/2021 tarihinden önce Türk lirası üzerinden yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin sözleşmelerle sınırlandırılmıştır. Öte yandan anılan fıkrada ek fiyat farkı hesaplanırken dikkate alınacak fiyat endeksleri belirlenmiştir. İkinci fıkrada ise sözleşmenin devrinde devralacak şirketin nitelikleri düzenlenmiştir. Bu itibarla dava konusu kurallarla Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkilerin çerçevesinin geçici 5. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında yer aldığı anlaşılmaktadır. 12. Diğer yandan dava konusu kurallarda öngörülen ek fiyat farkı verilebilecek alım türleri ile ürün ve girdilerin, belli bir tarih aralığında yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin sözleşmelerin tamamına ilişkin ek fiyat farkı hesaplanması ve devir usulünün tek tek kanun koyucu tarafından tespitinin mümkün olmadığı, belirtilen hususların mal, hizmet ve yapım işi türüne göre ayrı ayrı değerlendirme gerektiren son derece teknik konular olduğu da anlaşılmaktadır. 13. Bu itibarla, kurallarda asgari olarak yasal çerçevenin çizildiği ve ilkelerinin belirlendiği, diğer teknik hususların düzenlenmesinin ise Cumhurbaşkanı’na bırakılmasının herhangi bir belirsizliğe neden olmadığı gerekçesiyle kuralların Anayasa’ya uygun olduğu kanaatine varıldığından çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmak mümkün olmamıştır. B. Kanun’un 11. Maddesiyle 4735 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 5. Maddenin Altıncı Fıkrasında Yer Alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” İbaresi ile Yedinci Fıkrasında Yer Alan “ …ilgili kuruluş ve üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” İbaresi 14. Mahkememiz çoğunluğu, 7351 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin altıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin ve yedinci fıkrasında yer alan “…ilgili kuruluş ve üst birliğin mevzuatında düzenleme…” ibaresinin herhangi bir ölçüt ya da çerçeve içermediği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. 15. 4735 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin altıncı fıkrasında 4734 sayılı Kanun uygulamasından istisna tutulan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından anılan maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabileceği hükme bağlanmış olup anılan fıkrada yer alan “…idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme…” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. 16. Maddenin yedinci fıkrasında da kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesine yönelik ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabileceği öngörülmüş olup söz konusu fıkrada yer alan “…ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme…” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 17. Dava konusu kurallarla 4734 sayılı Kanun uygulamasından istisna tutulan ihalelerde ve anılan Kanun’un kapsamı dışında tutulan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birlikleri tarafından yapılan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerinde ek fiyat farkı ve/veya sözleşmenin devri imkânı tanınmıştır. Kurallarda ek fiyat farkının ve/veya sözleşmenin devrinin “bu maddeye göre” yapılacağı belirtildiğinden, kuralların çerçevesinin geçici 5. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında yer aldığı anlaşılmaktadır. 18. Bu itibarla 7351 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi ile beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresine ilişkin karşı oyda belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 19. Açıklanan nedenlerle, kurallarda asgari olarak yasal çerçevenin çizildiği ve ilkelerin belirlendiği, diğer teknik hususların düzenlenmesinin ise idarelere bırakılmasının herhangi bir belirsizliğe neden olmadığı gerekçesiyle kuralların Anayasa’ya uygun olduğu kanaatine varıldığından çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmak mümkün olmamıştır. C. Kanun’un 1 2. Maddesiyle 4749 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 35. Maddenin İkinci Fıkrasında Yer Alan “ …Cumhurbaşkanı… ” İbaresinin İncelenmesi 20. Mahkememiz çoğunluğu, 7351 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin iptaline karar vermiştir. 21. 4749 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesinin ikinci fıkrasında bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadelerini, limitlerini, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Bakanlığa aktarılmasını, madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğu hükme bağlanmış olup anılan fıkrada yer alan “…Cumhurbaşkanı…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 22. Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında “ Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır;… ” düzenlemesine yer verilerek ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek, gerektiğinde bu alana müdahale etmek hususunda devlet görevli kılınmıştır. Bu çerçevede devlet, tasarrufları ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak ile biriken tasarrufların millî ekonominin gereklerine göre kullanılmalarını sağlamakla görevli olup bu görevini yerine getirebilmek için para ve kredi piyasalarını düzenleme ve denetleme gereksinimi duyabilir ya da bu sistemi yönlendirebilir. Devletin para, kredi ve sermaye politikalarının oluşmasında ve saptanmış politikaların uygulanması konusunda sahip olduğu ekonomik görevlerini ve amaçlarını gerçekleştirebilmesi için ulusal ekonominin gereklerine uygun olarak düzenlemeler yapmak, bunları değiştirmek ve kaldırmak anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun yetkisindedir (AYM, E.2018/93, K.2021/69, 13/10/2021, § 33; E.2024/114, K.2024/186, 05/11/2024, § 28). 23. Anayasa’nın 172. maddesinde ise devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alacağı, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimleri teşvik edeceği ifade edilerek tüketicilerin haklarının korunmasına ilişkin doğrudan ve özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de özetle tüketicilerin korunmasının tüketici toplumu diye adlandırılan belirli bir gelişmişlik seviyesindeki ülkelerde ortaya çıkmış olmakla birlikte- bu ölçüde gelişmemiş ülkelerde de toplumsal bir sorun olduğunun sonradan görüldüğü ve bu konuda getirilecek tedbirlerin tüketicileri koruyacağı, tüketicinin korunmasının bir serbest piyasa ekonomisi tedbiri olduğu, her şeyden önce tüketicilerde tüketici bilinci nin oluşturulması gerektiği, devletin tüketicileri koruyucu başka tedbirler de alabileceği belirtilmiştir (AYM, E.2016/162, K.2017/156, 15/11/2017, § 8; E.2024/114, K.2024/186, 05/11/2024, § 29). 24. Dava konusu kuralın yer aldığı madde ile ani kur artışlarının yaşandığı dönemde Türk lirasının ve gerçek kişi tasarruf sahiplerinin korunmasına yönelik düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim anılan kuralın gerekçesinde, Türk lirası araçlara olan talebin artırılmasının, finansal piyasaların daha etkin bir şekilde işlemesinin, finansal piyasalarda derinliğin artırılmasının, ürün çeşitliliğinin teşvik edilmesinin, finansal sektörün ve ulusal ekonominin sağlıklı gelişimine katkıda bulunulmasının ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerinin kur artışlarına karşı desteklenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. 25. Dava konusu kuralın yer aldığı maddenin birinci fıkrasında uygulama konusu tasarrufların kapsamı, gerçek kişiler tarafından 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesapları olarak öngörülmüştür. Dava konusu kuralla da ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadelerini, limitlerini, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Bakanlığa aktarılmasını, madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 26. Dava konusu kuralın çerçevesinin maddenin birinci fıkrasında düzenlendiği, dava konusu kuralla da teknik hususların Cumhurbaşkanı tarafından belirleneceği anlaşılmaktadır. Kuralla düzenleme getirilen alanın Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konulardan olmadığı, genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakıldığı gözetildiğinde kuralın Anayasa’ya uygun olduğu kanaatine varıldığından çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmak mümkün olmamıştır. Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/67
2022/32
06/03/2025
Esas - İptal
04/06/2025 - 32920
null
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/32 Karar Sayısı : 2025/67 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2022 tarihli ve 7351 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 2. maddesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen beşinci cümlede yer alan “ …yüzde ellisi… ” ibaresinin, B. 11. maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici 5. maddenin; 1. Dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 2. Beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, 4. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, C. 12. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; 1 . Birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 3. Üçüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 4. Dördüncü fıkrasının, Ç. 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 20., 35., 36., 40., 48., 73., 87., 90., 104., 123., 125., 135. ve 167. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2. maddesiyle 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin beşinci cümlenin eklendiği (4) numaralı fıkrası şöyledir: “ 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar,tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) Vergi kanunları uyarınca iadesi talep edilen vergilere ilişkin olarak açılan davalarda, dava konusu tutarın yüzde ellisi oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemez. ” 2. 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. madde şöyledir: “ Ek fiyat farkı ve/veya sözleşmelerin devri Geçici Madde 5 – (Ek:19/1/2022-7351/11 md.) Ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ile girdi fiyatlarındaki beklenmeyen artışlar nedeniyle 1/12/2021 tarihinden önce 4734 sayılı Kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü/geçici kabulü yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, 1/7/2021 ile 31/12/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) gerçekleştirilen kısımlar için, ihale dokümanında fiyat farkı verilmesine ilişkin hüküm bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, 1/7/2021 ile 30/11/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) ihalesi yapılan işlerde ihale tarihinin (son teklif verme tarihi) içinde bulunduğu aya ait endeks, 1/7/2021 tarihinden önce ihale edilen işlerde ise 2021 yılı Haziran ayına ait endeks temel endeks olarak kabul edilerek ve sözleşme fiyatları kullanılarak yüklenicinin başvurusu üzerine sözleşmesine göre hesaplanan fiyat farkına ilave olarak ek fiyat farkı verilebilir. Ayrıca bu kapsamdaki sözleşmeler, yüklenicinin başvurusu ve idarenin onayı ile devredilebilir. Devredilen sözleşmelerde devir alacaklarda ilk ihaledeki şartlar, devir tarihi itibarıyla aranacak olup devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmaz. Yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartları aranmaz. Sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatı iade edilir. Bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmaz. Sözleşmenin bu madde kapsamında devredilmesi durumunda birinci fıkra hükmü saklı kalmak üzere yüklenici devir tarihine kadar gerçekleştirdiği işler ya da imalatlar dışında idareden herhangi bir mali hak talebinde bulunamaz. Yüklenici tarafından idarece uygun görülecek can ve mal güvenliği ile yapı güvenliğine yönelik tedbirlerin alınması şarttır. Bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanı yetkilidir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından birinci fıkrada sayılan nedenlerle, 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerle ilgili olarak; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen iş miktarı için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler yapılabilir. 4734 sayılı Kanundan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabilir. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, bu maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesine yönelik ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabilir .” 3. 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. madde şöyledir: “ Geçici Madde 35 – (Ek:19/1/2022-7351/12 md.) Finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarmaya ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir. Bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadeleri, limitleri, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Hazine ve Maliye Bakanlığına aktarılmasını, bu madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Birinci fıkrada yer alan nihai hesap açma tarihini öne çekmeye veya 31/12/2023 tarihine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanması kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve bankalardan gerekli veri ve bilgiyi talep edebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup, veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler uygulanmaz. Bu madde kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından aktarılacak desteğin hak sahipliğinin tespiti ile desteğin doğru ve tam hesaplanmasından, Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarının açıldığı banka sorumludur. Haksız olarak verildiği tespit edilen destek tutarı, bankaya ödendiği tarihten tahsil edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammıyla birlikte anılan Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. ” 4. 17. maddesi şöyledir: “ MADDE 17 – Bu Kanunun; a) 12 nci maddesi 21/12/2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 13 üncü maddesi 2022 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, c) 14 üncü ve 15 inci maddeleri 1/1/2022 tarihinden, özel hesap dönemine tabi olan mükelleflerde 2022 takvim yılında başlayan özel hesap döneminin başından itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde, ç) 16 ncı maddesi 1/1/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, d) Diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 19/1/2022 tarihli ve 7351 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 2. maddesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen beşinci cümlede yer alan “ …yüzde ellisi… ” ibaresinin, B. 11. maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici 5. maddenin; 1. Dördüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 2. Beşinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler… ” ibaresinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ …idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, 4. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme… ” ibaresinin, C. 12. maddesiyle 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenen geçici 35. maddenin; 1 . Birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 3. Üçüncü fıkrasında yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresinin, 4. Dördüncü fıkrasının, Ç. 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 20., 35., 36., 40., 48., 73., 87., 90., 104., 123., 125., 135. ve 167. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2. maddesiyle 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin beşinci cümlenin eklendiği (4) numaralı fıkrası şöyledir: “ 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar,tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) Vergi kanunları uyarınca iadesi talep edilen vergilere ilişkin olarak açılan davalarda, dava konusu tutarın yüzde ellisi oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemez. ” 2. 11. maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. madde şöyledir: “ Ek fiyat farkı ve/veya sözleşmelerin devri Geçici Madde 5 – (Ek:19/1/2022-7351/11 md.) Ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ile girdi fiyatlarındaki beklenmeyen artışlar nedeniyle 1/12/2021 tarihinden önce 4734 sayılı Kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü/geçici kabulü yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, 1/7/2021 ile 31/12/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) gerçekleştirilen kısımlar için, ihale dokümanında fiyat farkı verilmesine ilişkin hüküm bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, 1/7/2021 ile 30/11/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) ihalesi yapılan işlerde ihale tarihinin (son teklif verme tarihi) içinde bulunduğu aya ait endeks, 1/7/2021 tarihinden önce ihale edilen işlerde ise 2021 yılı Haziran ayına ait endeks temel endeks olarak kabul edilerek ve sözleşme fiyatları kullanılarak yüklenicinin başvurusu üzerine sözleşmesine göre hesaplanan fiyat farkına ilave olarak ek fiyat farkı verilebilir. Ayrıca bu kapsamdaki sözleşmeler, yüklenicinin başvurusu ve idarenin onayı ile devredilebilir. Devredilen sözleşmelerde devir alacaklarda ilk ihaledeki şartlar, devir tarihi itibarıyla aranacak olup devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmaz. Yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartları aranmaz. Sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatı iade edilir. Bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmaz. Sözleşmenin bu madde kapsamında devredilmesi durumunda birinci fıkra hükmü saklı kalmak üzere yüklenici devir tarihine kadar gerçekleştirdiği işler ya da imalatlar dışında idareden herhangi bir mali hak talebinde bulunamaz. Yüklenici tarafından idarece uygun görülecek can ve mal güvenliği ile yapı güvenliğine yönelik tedbirlerin alınması şarttır. Bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanı yetkilidir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından birinci fıkrada sayılan nedenlerle, 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerle ilgili olarak; 1/7/2021 tarihi ile 31/12/2021 tarihleri arasındaki iş programına göre gerçekleştirilemeyen iş miktarı için süre uzatımı ve fiyat farkı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanı tarafından düzenlemeler yapılabilir. 4734 sayılı Kanundan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabilir. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, bu maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesine yönelik ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabilir .” 3. 12. maddesiyle 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici 35. madde şöyledir: “ Geçici Madde 35 – (Ek:19/1/2022-7351/12 md.) Finansal istikrara katkı sağlamak ve gerçek kişilerin mevduat ve katılma hesaplarının getirilerini kur artışlarına karşı desteklemek amacıyla bankalar nezdinde 21/12/2021 ve 31/12/2022 tarihleri arasında açılan Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına aktarılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına nakit kaynak aktarmaya ve nakit kaynak aktarımı için Bakanlık bütçesinde mevcut ya da yeni açılacak tertiplere ödenek eklemeye Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir. Bu madde kapsamında ödenecek destek tutarını ve hesaplama yöntemini, destekten yararlanacak gerçek kişi kapsamını, hesap türlerini, vadeleri, limitleri, hesapların vadeden önce kapatılması durumunda yapılabilecek kesintiler ile bu kesintilerin Hazine ve Maliye Bakanlığına aktarılmasını, bu madde kapsamında destek olarak aktarılacak kaynağın kullandırılması ile uygulamaya ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Birinci fıkrada yer alan nihai hesap açma tarihini öne çekmeye veya 31/12/2023 tarihine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanması kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve bankalardan gerekli veri ve bilgiyi talep edebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veya bankalar talep edilen veri ve bilgiyi Hazine ve Maliye Bakanlığının belirleyeceği şekil ve süreler içerisinde vermekle yükümlü olup, veri ve bilginin birinci fıkrada belirtilen amaç çerçevesinde Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesinde diğer kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler uygulanmaz. Bu madde kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından aktarılacak desteğin hak sahipliğinin tespiti ile desteğin doğru ve tam hesaplanmasından, Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarının açıldığı banka sorumludur. Haksız olarak verildiği tespit edilen destek tutarı, bankaya ödendiği tarihten tahsil edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammıyla birlikte anılan Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. ” 4. 17. maddesi şöyledir: “ MADDE 17 – Bu Kanunun; a) 12 nci maddesi 21/12/2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 13 üncü maddesi 2022 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, c) 14 üncü ve 15 inci maddeleri 1/1/2022 tarihinden, özel hesap dönemine tabi olan mükelleflerde 2022 takvim yılında başlayan özel hesap döneminin başından itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde, ç) 16 ncı maddesi 1/1/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, d) Diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. ”
1
39
1,982
2025/71
2024/22
01/02/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/22, K.2025/71, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/71
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/22 Karar Sayısı : 2025/71 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un; A. 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, B. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …veri ve bilgi talep edilmesi halinde,… ” ve “ …talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde… ” ibarelerinin, C. 7. maddesinin; Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 35., 41., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 167. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2 . maddesi şöyledir: “ Fonun kuruluşu, yönetimi ve işleyişi MADDE 2- (1) Bu Kanunun amacının gerçekleştirilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz Aile ve Gençlik Fonu kurulmuştur. (2) Yönetim Kurulu; Hazine ve Maliye Bakan yardımcısı başkanlığında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan yardımcısı, Gençlik ve Spor Bakan yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan yardımcısı ile Sanayi ve Teknoloji Bakan yardımcısı olmak üzere beş kişiden teşekkül eder ve Yönetim Kurulu kararları oy çokluğu ile alınır. Bakan yardımcıları ilgili Bakanlar tarafından görevlendirilir. (3) Fon, Yönetim Kurulu tarafından yönetilir. Yönetim Kurulu, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını, harcama programlarını belirlemeye yetkilidir. (4) Fonun kaynakları 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 12 nci maddesi çerçevesinde belirlenen esaslara göre değerlendirilir. (5) Fonun sekretarya hizmetleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilir. ” 2. 5 . maddesi şöyledir : “ Bilgi verme ve raporlama MADDE 5- (1) Bu Kanunun uygulanması kapsamında Fon tarafından veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde , ilgili kurum ve kuruluşlar ve 4 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında protokol imzalanan kuruluşlar, Yönetim Kuruluna sunulan projelere ilişkin talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde vermekle yükümlüdür. (2) Fona ilişkin mali veriler en geç altışar aylık dönemler itibarıyla kamuoyu ile paylaşılır. ” 3. 7 . maddesi şöyledir : “ Yönetmelik MADDE 7- (1) Fonun çalışma usul ve esasları ile 3 üncü ve 4 üncü maddelerin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI 2. 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un; A. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ ...veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde,... ” ve “ ...talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde... ” ibarelerinin, B. 7. maddesinin, iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davaların E.2024/22 sayılı davadan ayrılmasına, yeni esaslara kaydedilmesine ve esas incelemelerin bu yeni esas sayılı dosyalar üzerinden yürütülmesine 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 4. 7474 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, anılan Kanun’un amacının aile müessesesinin desteklenmesi, güçlendirilmesi, gençlerin sosyal risklere karşı korunması ve gelişimleri ile girişimlerine destek sağlanmasına yönelik kaynağın oluşturulması, yönetilmesi ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına aktarılması için Aile ve Gençlik Fonunun (Fon) kurulması olduğu belirtilmiş, Kanun’un kapsamı ise Fonun yönetimi ve faaliyetlerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi olarak öngörülmüştür. 5. Fonun kuruluşu, yönetimi ve işleyişi Kanun’un 2. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Kanun’un amacının gerçekleştirilmesi için kurulan Fonun, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı ve kamu tüzel kişiliğini haiz olduğu belirtilmiştir. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun (Kurul) oluşumuna yer verilmiştir. Buna göre Kurul; Hazine ve Maliye Bakan yardımcısı başkanlığında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan yardımcısı, Gençlik ve Spor Bakan yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan yardımcısı ile Sanayi ve Teknoloji Bakan yardımcısı olmak üzere beş kişiden oluşmaktadır. Ayrıca Kurul kararları oy çokluğuyla alınacak ve Kurulda yer alan Bakan yardımcılarının görevlendirmesi ilgili Bakanlar tarafından yapılacaktır. 6. (3) numaralı fıkranın birinci cümlesinde Fonun, Kurul tarafından yönetilmesi öngörülmüş, dava konusu ikinci cümlesinde de Kurulun yetkileri belirlenmiştir. Buna göre kural uyarınca Kurul, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını ve harcama programlarını belirleme hususlarında yetkilidir . 7. Kanun’un 3. maddesinde de Fonun kaynakları ve giderleri düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre Fonun gelirlerini; 30/5/2013 tarihli ve 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hissesinin ve 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hakkının yüzde yirmisi, kanun ve kararnamelerle kurulu bulunan ve kurulacak olan fonların gelirlerinden Cumhurbaşkanı kararıyla yüzde onuna kadar aktarılacak tutarlar, proje geri ödemelerinden oluşan tutarlar ile yurt içi ve yurt dışı her nevi nakdî bağış, yardım ve hibeler ile diğer gelirler oluşturmaktadır. Ayrıca Cumhurbaşkanına; 6491 sayılı ve 3213 sayılı Kanunlar kapsamında aktarılacak tutarları iki katına kadar artırma ve sıfıra kadar indirme yetkisi tanınmıştır. (2) numaralı fıkrada Fonun giderlerinin onaylanan projeler kapsamında teşvik, hibe, destek, kredi ile teminatlar için ilgili kurum ve kuruluşlara aktarılan tutarlar ve operasyonel giderlerden oluşması öngörülmüştür. 8. 4. maddede ise Kanun’un amacına uygun olarak Kurul tarafından onaylanan projeler için, harcama programı kapsamında ödenmek üzere, Kurul kararıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına Fondan kaynak aktarımlarının yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan maddede ayrıca projelerin ekonomik ve teknik açıdan yapılabilirliği ile Fon tarafından aktarılan tutarların mevzuata uygun, etkili, ekonomik ve verimli kullanımına ilişkin sorumluluğun ilgili kurum ve kuruluşlara ait olduğu belirtilmiştir. 9. 6. maddede de Fonun kurumlar vergisinden muaf olduğu, Kanun’da sayılan görevleriyle ilgili faaliyetlerinden elde ettiği gelirler nedeniyle iktisadi işletme sayılmayacağı belirtilmiştir. B. İptal Talebinin Gerekçesi 10. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla Fondan kaynak aktarımı yapılacak projelerin, aktarılacak kaynak tutarının ve harcama programlarının belirlenmesine ilişkin olarak herhangi bir ilke belirlenmeksizin Kurula sınırsız bir yetkinin tanındığı, ayrıca kuralın belirli ve öngörülebilir olmaması nedeniyle keyfî uygulamalara yol açabileceği, bu durumun hukuk devleti, yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanuni idare ilkeleriyle bağdaşmadığı, söz konusu belirsizliğin uygulamada eşitsizliğe neden olabileceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 10., 17., 41., 58. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 11. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 12. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuk güvenliğinin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). 13. K uralla; Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını ve harcama programlarını belirleme yetkisi Kurula verilmektedir. 14. 7474 sayılı Kanun’un amacının belirtildiği 1. maddesinde Fonun kaynaklarının hangi temel hedeflere yönelik olarak kullanılacağı düzenlenmiştir. 15. Ayrıca anılan Kanun’un 4. maddesinde Fondan yapılacak kaynak aktarımlarına ilişkin yöntem ve ilkeler belirlenmiş olup bu kapsamda Fon kaynaklarının tahsisi ve kullanımı konusunda uyulması gereken esasların ortaya konulduğu görülmektedir. 16. Dolayısıyla anılan maddelerde Fonun oluşturulma gerekçesi ve temel hedefleri çerçevesinde söz konusu yetkinin kullanımına ilişkin genel bir çerçevenin ve temel ilkelerin belirlendiği anlaşılmaktadır. 17. Öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacıyla çıkarılması gerekir. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı; genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa söz konusu düzenlemede amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusu olacaktır (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 141). 18. Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102). 19. Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 142; E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 11). 20. Anayasa’nın “ I. Ailenin korunması ve çocuk hakları ” başlıklı 41. maddesinin birinci fıkrasında devletin aile huzur ve refahını sağlamak için gerekli tedbirleri alması ve bununla ilgili gerekli teşkilatı kurması öngörülmekte, “ A. Gençliğin Korunması ” başlıklı 58. maddesinin ikinci fıkrasında ise gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunması devletin görevleri arasında sayılmaktadır. 21. Kanun’da Fonun kuruluş amacını oluşturan aile müessesesinin desteklenmesi, güçlendirilmesi, gençlerin sosyal risklere karşı korunması ve gelişimleri ile girişimlerine destek sağlanması ve buna kaynak oluşturulması hususlarının devletin Anayasa’nın anılan maddelerinden kaynaklanan yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kamu yararı amacına yönelik olmadığı söylenemez. 22. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 5., 7., 10., 17., 41., 58. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 23 . Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine yönelik iptal talebi 6/3/2025 tarihli ve E.2024/22, K.2025/71 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VI. HÜKÜM 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu, 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı değerlendirmesiyle iptal talebinin reddine karar vermiştir. Aşağıda açıklanacak sebeplerle çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. 2. 7474 sayılı Kanun, aile müessesesini desteklemek, gençleri sosyal risklere karşı korumak ve girişimlerini teşvik etmek amacıyla Aile ve Gençlik Fonunun (Fon) kurulmasını öngörmektedir. Fon, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip bir yapı olarak oluşturulmuştur. 3. Kanun uyarınca Fonun yönetimi, beş bakan yardımcısından oluşan bir Yönetim Kurulu tarafından yürütülmektedir. Kurul, kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak tutarları ve harcama programlarını belirleme yetkisine sahiptir. 4. Dava konusu kural; “Yönetim Kurulu, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını, harcama programlarını belirlemeye yetkilidir.” şeklindedir. 5. İptal başvurusunda dava konusu düzenlemenin Fondan kaynak aktarımı yapılacak projelerin, aktarılacak tutarların ve harcama programlarının belirlenmesine ilişkin herhangi bir ilke içermediği ve Kurula sınırsız bir yetki tanıdığı ileri sürülmüştür. 6. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, hak ve özgürlükleri koruyan, adil bir hukuk düzeni kuran, hukuki güvenliği sağlayan ve yargı denetimine açık olan devleti ifade eder. 7. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi, yasal düzenlemelerin açık, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirir. Ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı önlem içermesi beklenir. 8. Bu ilke, hukuki güvenlikle bağlantılı olup, bireylerin hangi eylemin hangi yaptırımla karşılaşacağını bilmesini sağlar. Böylece kişiler yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise, bireylerin devlete duyduğu güvenin korunmasını ve devletin bu güveni zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. 9. Anılan ilke gereğince dava konusu kuralla Fona tanınan yetki kapsamında kaynak aktarımı yapılacak projelerin belirlenmesinde kullanılacak ölçütler ve değerlendirme kriterleri ile kaynak miktarı ve harcama programlarının planlanmasıyla ilgili temel ilke ve esasların kanunda açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 10. Kuralla Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını ve harcama programlarını belirlemeyle ilgili Kurula tanınan yetkinin kapsam ve sınırının belirlenmediği anlaşılmaktadır. 11. Öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olduğu belirtilmiş, anılan maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde ise “Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasi rejimdir” denilmiştir. Demokratik devlette kamu kaynakları ve bu kaynakların kullanılmasına ilişkin yetki esas itibarıyla egemenliğin sahibi olan millete ait olduğundan idare, kurum ya da kuruluşların kamu kaynaklarını kullanırken tabi olacakları hükümlerin hesap verme yükümlülüğüne uygun şekilde düzenlenmesi gerekir. Bu itibarla kamu kaynaklarının kullanılması bağlamında Fona verilen yetkinin temel esaslarının kanunla düzenlenmesi demokratik devlet ilkesinin de gereğidir (AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 41; E.2022/21, K.2024/79, 14/3/2024, §§ 88-90). 12. İlgili kanun uyarınca Fonun gelirlerinin önemli bir kısmını kamu kaynaklarının oluşturduğu anlaşılmaktadır. Fonun kuruluş amacına uygun faaliyette bulunmak üzere Fona belirli miktarlarda kamu kaynağı aktarılmasını öngörmek kanun koyucunun takdirindedir. Bununla birlikte düzenli olarak aktarılan kamu kaynağının kamu yararına uygun şekilde kullanılmasını güvence altına alan düzenlemelerin yapılması ile buna ilişkin usul ve esasların belirlenmesi demokratik devlet ilkesinin bir gereğidir. 13. Kuralla Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını ve harcama programlarını belirleme hususunda Kurula sınırsız bir takdir yetkisi tanınmıştır. Bu itibarla Kanun’da Fonun kamu kaynaklarının kamu yararına uygun şekilde kullanmasını sağlayacak güvencelerin öngörülmediği buna ilişkin temel ilke ve esasların belirlenmediği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Kanun’un “Fondan yapılacak kaynak aktarımları” başlıklı 4. maddesinde Kurula tanınan yetkinin kullanımıyla ilgili olarak genel çerçeve oluşturabilecek nitelikte düzenlemeler bulunmamaktadır. 14. Bu itibarla kuralla Fona tahsis edilen kamu kaynağının kullanmasına yönelik Kurula tanınan yetkinin hukuki belirlilik ve demokratik devlet ilkeleriyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. 15. Çoğunluk kararında, dava konusu kuralla öngörülen yetkilerin, Kanun’un 1. maddesinde belirtilen amaçlar çerçevesinde kullanılacağı, Yönetim Kurulu’nun yetki kullanımına dair genel düzenlemelerin Kanun’un 4. maddesinde yer aldığı ve Kurul kararlarına karşı dava açılabileceği ifade edilmiştir. Ancak, bu görüşe katılmak mümkün değildir. Kamu yararı ilkesi, idarenin tüm işlemlerini yönlendiren temel bir kavram olup, yazılı düzenleme olmasa da uygulanır. Ancak soyut bir kavram olan amaç, hukuki güvence sağlamaz. Hukuki güvence, idarenin işlemlerinin keyfî olmamasını ve hukuka uygun hareket etmesini sağlamak için gereklidir. Denetim organları, idarenin eylemlerini usul kurallarına uygunluk açısından inceler. Usul kurallarının eksikliği, idareye geniş bir takdir yetkisi tanıyabilir ve bu durum keyfî uygulamalara yol açabilir. 16. İdarenin hesap verebilirliği ve şeffaflığı, işlemlerinin nasıl gerçekleştiğinin yazılı ve kayıt altına alınmasıyla sağlanabilir. Açık usul kuralları olmadan, idari işlemlerin etkin denetimi mümkün değildir. Kanunda usul kurallarının yer alması, bireylerin hak arama yollarını bilmesini ve denetim organlarının hukuka uygunluğu değerlendirmesini sağlar. Kanun, sadece bir amaç belirlemekle yetinemez; amaca ulaşma sürecini ve denetim mekanizmalarını da düzenlemelidir. 17. 7474 sayılı Kanun’un 4. maddesi, yeterli usul düzenlemelerini içermemektedir. Projelerin değerlendirme kriterleri belirlenmemiş, yalnızca “kanunun amacına uygunluk” gibi soyut ifadelerle yetinilmiştir. Harcama programlarının nasıl belirleneceği, fonun hangi projelere öncelik vereceği veya kaynak tahsisinde nasıl bir sıralama yapılacağı belirsizdir. Kaynakların etkin ve verimli kullanımını takip edecek düzenlemeler eksik olup, Yönetim Kurulu’nun projeleri onaylama sürecine ilişkin net kriterler bulunmamaktadır. Ayrıca, kaynakların izlenmesine dair prosedür de açıkça düzenlenmemiştir. 18. Sonuç olarak, Kanun’un 1. ve 4. maddeleri Yönetim Kurulu’nun yetki kullanımına dair genel bir çerçeve sunsa da karar alma süreçleri, proje değerlendirme kriterleri, kaynak tahsis öncelikleri ve denetim mekanizmalarına dair somut düzenlemeler içermediğinden şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuki güvenliği sağlamamaktadır. Anayasa Mahkemesi benzer bir konuda, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının yetki ve görevleri ile ilgili iptal kararı vermiştir (E.2019/93, K.2023/87). Mahkeme, ajansın kamu kaynaklarını kullandığı için, kaynak aktarımı gibi mali sonuçları olan kararların tabi olacağı ilkelerin kanunla belirlenmesi gerektiği görüşündedir. 19. Ayrıca, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmemesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi kuralla ilgili iptal kararı vermiştir (E.2022/21, K.2024/79). Son olarak, döner sermaye işletmesine dair mali ve idari işlemleri düzenleyen kurallarla ilgili, Anayasa Mahkemesi işletmenin gelir getirici faaliyetlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiğine karar vermiştir (E.2022/68, K.2024/26). 20. Dava konusu iş bu karar ile Anayasa Mahkemesi hukuki belirlilik konusundaki yerleşik içtihadından ayrılmıştır. 21. Açıklanan sebeplerle dava konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Engin YILDIRIM Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Kenan YAŞAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kanaatine katılmamaktayım. 2. Dava konusu cümlenin de içinde yer aldığı madde ile Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz Aile ve Gençlik Fonu kurulması öngörülmüştür. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun kimlerden oluşacağı belirtilmiş ve (3) numaralı fıkranın ilk cümlesinde Aile ve Gençlik Fonunun Yönetim Kurulu tarafından yönetileceği hükmüne yer verilmiştir. 3. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise dava konusu kural şu şekilde yer almaktadır: “Yönetim Kurulu, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını, harcama programlarını belirlemeye yetkilidir.” 4. Kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde önemli olan husus, dava konusu kuralla Fona tanınan kaynak aktarımı yapılacak projeler, aktarılacak kaynak tutarı ve harcama programlarını belirleme süreçlerinde kullanılacak kriterlerin, uyulacak esas ve usullerin kanunda belirlenmiş olup olmaması ile ilgilidir. Dolayısıyla bu konu ile ilgili olarak gerçekleştirilecek Anayasa’ya uygunluk denetiminde Kanun’da dava konusu kuralla ilgili olarak belirliliğin sağlanıp sağlanmadığını açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. 5. Belirlilik konusu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında vurgulandığı üzere bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekmektedir (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 41; E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 13). 6. Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). 7. Kanaatimizce Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeler, projelere aktarılacak kaynak tutarı ve bunlara ilişkin harcama programlarını belirleme konularındaki herhangi bir boyutu, ilke veya esası düzenleyen bir hüküm ne dava konusu cümlenin yer aldığı maddede ne de Kanun’un başka bir yerinde yer almaktadır. Kanun’da sadece Fonun kaynaklarının 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 12. maddesi çerçevesinde belirlenen esaslara göre değerlendirileceği öngörülmüş (madde: 3/4) ve Fondan yapılacak kaynak aktarımları usulü ile ilgili hususlara (madde: 4) yer verilmiştir. 8. Bunun dışında kaynak aktarımı yapılacak projelerin niteliği, hangi tür projelere kaynak aktarımı yapılacağı, kaynak aktarılacak tutar ve belirlenecek harcama programı ile ilgili konularda Kanun’da bir çerçevenin çizilip temel ilke ve esasların düzenlenmiş olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu durum denetlenen kuralda düzenlenen konularla ilgili asgari bir temel çerçevenin Kanun’da çizilmemiş olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında belirlilik şartını sağladığı söylenemez. 9. Çoğunluk kararında Kanun’un “amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde Fonun kaynaklarının hangi temel hedeflere yönelik olarak kullanılacağının düzenlenmiş olduğu belirtilerek bu yönüyle dava konusu kuraldaki belirliliğin sağlanmış olduğu sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: §14). 10. Oysa dava konusu kuralda yer alan “ Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeler” in belirliliğinin Kanun’un amaç ve kapsamının düzenlendiği maddedeki hükümle sağlandığının belirtilmesi belirliliğin sağlanması yönü ile sorunlu olduğu gibi kanun yapım tekniği yönü ile de sorunludur. 11. Zira 7474 sayılı Kanun’un 1. maddesi “amaç ve kapsam”ı düzenlerken, kanun yapım tekniği bağlamında sadece Kanun’un amacını ve kapsamını, “Bu Kanunun amacı ve kapsamı, aile müessesesinin desteklenmesi, güçlendirilmesi, gençlerin sosyal risklere karşı korunması ve gelişimleri ile girişimlerine destek sağlanmasına yönelik kaynağın oluşturulması, yönetilmesi ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına aktarılması için Aile ve Gençlik Fonu (Fon) kurmak, Fonun yönetimi ve faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” şeklinde ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu amacı ifade ederken de daha farklı bir üslupla düzenleme yapmaktadır. 12. Nitekim Kanun’un amaç ve kapsamının belirtildiği madde hükmünden fondan kaynak aktarımı yapılacak projelerin belirliliğinin sağlandığı sonucuna ulaşan çoğunluk kararındaki yaklaşım, bu belirliliğin nasıl sağlandığını karar gerekçesinde gösterebilmiş değildir. 13. Amaç ve kapsamın düzenlendiği maddedeki düzenleniş biçimi itibariyle dava konusu kuralın belirliliğini sağlayacak nitelikteki düzenlemelere yer verilmişse bu durumda kanunla temel ilke ve esaslarla ilgili hususların karşılandığı sonucuna ulaşmak yine de mümkün olabilir. Ancak 7474 sayılı Kanun’un 1. maddesi bu biçimdeki formulasyonla düzenlenmiş değildir. Maddede genel biçimde amaç belirtilmiş olmakla birlikte kaynak aktarımı yapılacak proje konusu düzenlenmemiştir. 14. Bunun içindir ki belirliliğin sağlandığı sonucuna ulaşabilmek için dava konusu kuraldaki Fondan kaynak aktarımı yapılacak projelerin neler olduğu konusu Kanun’da somutlaştırılmalıdır. Bu standarttaki bir düzenleme biçimi uygulayıcılar için de gerekli olup, çoğunluk gerekçesindeki şekliyle fevkalade zorlama bir yorumlamaya dayalı biçimde yapıldığı varsayılan bir belirlemenin bu ihtiyacı karşılayacak nitelikte olmadığı aşikardır. 15. Çoğunluk kararında belirtilen şekildeki yapılmış olan bir belirleme esas alındığında “ fondan kaynak aktarımı yapılacak projeler” in hangileri olduğunun idarenin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel biçimde anlaşılabilmesi mümkün değildir. Buna rağmen bu konuya ilişkin bir belirlemenin sağlandığının kabul edilmesi Anayasa Mahkemesinin belirlilikle ilgili temel yaklaşımı ile de bağdaşmamaktadır. 16. Öte yandan dava konusu kuralla oluşturulan Aile ve Gençlik Fonunun gelirlerinin önemli bir kısmının kamu kaynaklarından oluşmakta olduğu Kanun’un 3. maddesi hükmünden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kamu kaynağı kullanmakta olduğu açık olan Fonun Yönetim Kurulunun Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeler, aktarılacak kaynak tutarı ve harcama programları ile ilgili konularda bu yetkinin kapsam ve sınırlarının Kanun’da düzenlenmesi aynı zamanda demokratik devlet ilkesinin de bir gereğidir. 17. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edilmekte olduğu üzere Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olduğu belirtilmiştir. Demokratik devlette kamu kaynakları ve bu kaynakların kullanılmasına ilişkin yetki esas itibarıyla egemenliğin sahibi olan millete ait olduğundan, kamu kaynağı kullanan idarenin kurum ve kuruluşların mali işlemlerinin anılan kaynağın kamu yararına uygun olarak harcanmasını ve esas sahibi olan topluma hesap verilmesini sağlayacak esaslara tabi olması demokratik devlet ilkesinin gereğidir. Bu itibarla demokratik devlet denetime açık ve şeffaf bir mali düzen kurmak, kamu gücü kullanılarak kişilerden toplanan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle yaratılan kaynağın kamu yararına uygun şekilde harcanmasını güvence altına alan yöntemleri geliştirmekle yükümlüdür (bkz.: AYM, E.2022/21, K.2024/79, 14/03/2024, §§ 88-90). 18. Bundan dolayıdır ki dava konusu kuralla düzenlenen konularla ilgili Aile ve Gençlik Fonundaki kamu kaynağının kullanımına ilişkin temel çerçevenin kanunla belirlenmiş olması aynı zamanda Anayasa’nın 2. maddesindeki demokratik devlet ilkesinin de bir gereğidir. Bununla birlikte Kanun’da Fondaki kamu kaynağının kamu yararına uygun biçimde harcanmasına ilişkin ilke ve esasların da yer almadığı görülmektedir. 19. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ
2025/71
2024/22
06/03/2025
Esas - Ret
03/06/2025 - 32919
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/22 Karar Sayısı : 2025/71 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un; A. 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, B. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …veri ve bilgi talep edilmesi halinde,… ” ve “ …talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde… ” ibarelerinin, C. 7. maddesinin; Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 35., 41., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 167. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2 . maddesi şöyledir: “ Fonun kuruluşu, yönetimi ve işleyişi MADDE 2- (1) Bu Kanunun amacının gerçekleştirilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz Aile ve Gençlik Fonu kurulmuştur. (2) Yönetim Kurulu; Hazine ve Maliye Bakan yardımcısı başkanlığında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan yardımcısı, Gençlik ve Spor Bakan yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan yardımcısı ile Sanayi ve Teknoloji Bakan yardımcısı olmak üzere beş kişiden teşekkül eder ve Yönetim Kurulu kararları oy çokluğu ile alınır. Bakan yardımcıları ilgili Bakanlar tarafından görevlendirilir. (3) Fon, Yönetim Kurulu tarafından yönetilir. Yönetim Kurulu, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını, harcama programlarını belirlemeye yetkilidir. (4) Fonun kaynakları 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 12 nci maddesi çerçevesinde belirlenen esaslara göre değerlendirilir. (5) Fonun sekretarya hizmetleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilir. ” 2. 5 . maddesi şöyledir : “ Bilgi verme ve raporlama MADDE 5- (1) Bu Kanunun uygulanması kapsamında Fon tarafından veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde , ilgili kurum ve kuruluşlar ve 4 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında protokol imzalanan kuruluşlar, Yönetim Kuruluna sunulan projelere ilişkin talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde vermekle yükümlüdür. (2) Fona ilişkin mali veriler en geç altışar aylık dönemler itibarıyla kamuoyu ile paylaşılır. ” 3. 7 . maddesi şöyledir : “ Yönetmelik MADDE 7- (1) Fonun çalışma usul ve esasları ile 3 üncü ve 4 üncü maddelerin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 22/11/2023 tarihli ve 7474 sayılı Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun’un; A. 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, B. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …veri ve bilgi talep edilmesi halinde,… ” ve “ …talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde… ” ibarelerinin, C. 7. maddesinin; Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 35., 41., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 167. m addelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 2 . maddesi şöyledir: “ Fonun kuruluşu, yönetimi ve işleyişi MADDE 2- (1) Bu Kanunun amacının gerçekleştirilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz Aile ve Gençlik Fonu kurulmuştur. (2) Yönetim Kurulu; Hazine ve Maliye Bakan yardımcısı başkanlığında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan yardımcısı, Gençlik ve Spor Bakan yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan yardımcısı ile Sanayi ve Teknoloji Bakan yardımcısı olmak üzere beş kişiden teşekkül eder ve Yönetim Kurulu kararları oy çokluğu ile alınır. Bakan yardımcıları ilgili Bakanlar tarafından görevlendirilir. (3) Fon, Yönetim Kurulu tarafından yönetilir. Yönetim Kurulu, Fondan kaynak aktarımı yapılacak projeleri, aktarılacak kaynak tutarını, harcama programlarını belirlemeye yetkilidir. (4) Fonun kaynakları 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 12 nci maddesi çerçevesinde belirlenen esaslara göre değerlendirilir. (5) Fonun sekretarya hizmetleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilir. ” 2. 5 . maddesi şöyledir : “ Bilgi verme ve raporlama MADDE 5- (1) Bu Kanunun uygulanması kapsamında Fon tarafından veri ve bilgi talep edilmesi hâlinde , ilgili kurum ve kuruluşlar ve 4 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında protokol imzalanan kuruluşlar, Yönetim Kuruluna sunulan projelere ilişkin talep edilen her türlü veri ve bilgiyi Fonun belirleyeceği şekil ve süreler içinde vermekle yükümlüdür. (2) Fona ilişkin mali veriler en geç altışar aylık dönemler itibarıyla kamuoyu ile paylaşılır. ” 3. 7 . maddesi şöyledir : “ Yönetmelik MADDE 7- (1) Fonun çalışma usul ve esasları ile 3 üncü ve 4 üncü maddelerin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. ”
0
40
1,982
2025/49
2025/53
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/53, K.2025/49, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - İstanbul Anadolu 90
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/49
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/53 Karar Sayısı : 2025/49 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun; A. 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, B. 82. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 17., 20. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Konut dokunulmazlığının ihlali, nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından açılan ceza davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 80. maddesi şöyledir: “ Genetik inceleme sonuçlarının gizliliği Madde 80 – (Değişik: 25/5/2005 – 5353/4 md. ) (1) 75, 76 ve 78 inci madde hükümlerine göre alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçları, kişisel veri niteliğinde olup, başka bir amaçla kullanılamaz; dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip bulunan kişiler tarafından bir başkasına verilemez. (2) Bu bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda derhâl yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. ” 2. 82. maddesi şöyledir: ” Yönetmelik Madde 82 – (1) 75 ilâ 81 inci maddelerde öngörülen işlemlerin yapılması ile ilgili usuller yönetmelikte gösterilir . ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği hükme bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında; Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından itiraz konusu kuralların bakılmakta olan davada uygulanacak kural niteliğinde olup olmadığı gözetilmek suretiyle bunlardan hangilerinin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaksızın, belirsiz ve genel bir anlatımla tamamı bakımından kategorik olarak Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu anlaşılmıştır. 6. Diğer yandan itiraz yoluna başvuran Mahkemenin kuralların davada uygulanacak kural olup olmadığının tespiti açısından gerekli belgelerin onaylı örneklerini de gerekçeli başvuru kararına eklemediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla başvuru kararının yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun; A. 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, B. 82. maddesinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/49
2025/53
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/53 Karar Sayısı : 2025/49 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun; A. 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, B. 82. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 17., 20. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Konut dokunulmazlığının ihlali, nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından açılan ceza davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 80. maddesi şöyledir: “ Genetik inceleme sonuçlarının gizliliği Madde 80 – (Değişik: 25/5/2005 – 5353/4 md. ) (1) 75, 76 ve 78 inci madde hükümlerine göre alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçları, kişisel veri niteliğinde olup, başka bir amaçla kullanılamaz; dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip bulunan kişiler tarafından bir başkasına verilemez. (2) Bu bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda derhâl yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. ” 2. 82. maddesi şöyledir: ” Yönetmelik Madde 82 – (1) 75 ilâ 81 inci maddelerde öngörülen işlemlerin yapılması ile ilgili usuller yönetmelikte gösterilir . ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun; A. 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, B. 82. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 17., 20. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Konut dokunulmazlığının ihlali, nitelikli hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından açılan ceza davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 80. maddesi şöyledir: “ Genetik inceleme sonuçlarının gizliliği Madde 80 – (Değişik: 25/5/2005 – 5353/4 md. ) (1) 75, 76 ve 78 inci madde hükümlerine göre alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçları, kişisel veri niteliğinde olup, başka bir amaçla kullanılamaz; dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip bulunan kişiler tarafından bir başkasına verilemez. (2) Bu bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda derhâl yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. ” 2. 82. maddesi şöyledir: ” Yönetmelik Madde 82 – (1) 75 ilâ 81 inci maddelerde öngörülen işlemlerin yapılması ile ilgili usuller yönetmelikte gösterilir . ”
0
41
1,982
2025/48
2025/52
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/52, K.2025/48, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Bursa 53
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/48
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/52 Karar Sayısı : 2025/48 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 53. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümü ile ikinci cümlesinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 31/1/2025 tarihli Duruşma Tutanağı’nda 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümünün iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmasına karar verilmiş, gerekçeli başvuru kararında ise anılan bölümün yanı sıra aynı fıkranın ikinci cümlesinin de iptali talep edilmiştir. Dolayısıyla itiraz konusu kurallar yönünden gerekçeli karar ile başvuru kararına ilişkin tutanak arasında çelişki oluştuğu, bu yönüyle söz konusu tutanağın itiraz başvurusu açısından geçerli bir başvuru kararına ilişkin tutanak olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümü ile ikinci cümlesinin iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/48
2025/52
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/52 Karar Sayısı : 2025/48 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 53. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümü ile ikinci cümlesinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 53. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümü ile ikinci cümlesinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
43
1,982
2025/37
2024/13
18/01/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/13, K.2025/37, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Trabzon 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/37
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/13 Karar Sayısı : 2025/37 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası...” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sanık hakkında cinsel taciz suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 52. maddesi şöyledir: “ Adlî para cezası Madde 52- (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir. (3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir. (4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 61. maddesi şöyledir: “ Cezanın belirlenmesi MADDE 61- (1) Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. (2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır. (3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz. (4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır. (5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir. (6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez. (7) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan fazla olamaz. (8) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Adlî para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur. (9) (Ek: 6/12/2006 – 5560/1 md.) Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz. (10) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 3. Hukuk sistemimizde özgürlüğü bağlayıcı nitelikte hapis ve mal varlığına yönelik adli para cezası olmak üzere iki farklı türde adli ceza öngörülmüştür. Bir suç karşılığında yalnızca hapis ya da adli para cezasının öngörüldüğü suçlar olduğu gibi anılan yaptırımların seçimlik olarak veya birlikte düzenlendiği suçlar da vardır. Cezaların yanı sıra failin tehlikeliliği esasına dayanan ve failin ıslahının sağlanarak topluma kazandırılmasını ve bu suretle toplumun korunmasını amaçlayan güvenlik tedbirleri de bulunmaktadır (AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 3). 4. Ceza hukukunda suç olan eylemleri önlemenin önde gelen araçlarından biri ceza yaptırımıdır (AYM, E.1990/17, K.1990/23, 20/9/1990). Bu bağlamda ceza sistemi incelenirken cezaların belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi konularının da ele alınması gerekir. Cezanın belirlenmesi iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama kanun koyucu tarafından suç karşılığı öngörülen cezanın belirlendiği soyut belirleme aşaması, ikincisi ise suçun işlenmesinden sonra yargılama makamı tarafından suçlu hakkında hükmedilecek olan cezanın somut olarak tespit edildiği aşamadır ( AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 4). 5. Cezanın soyut belirlenme aşaması da ikiye ayrılmaktadır: Soyut genel belirleme olarak isimlendirilen birinci aşamada kanun koyucu, cezaların türleri ve ağırlıklarına dair genel bir sistem belirlemekte ve ilkeler ortaya koymaktadır. İkinci aşama olan soyut özel belirlemede ise tespit edilen genel ilkeler ışığında her bir suç için hangi tür ve ağırlıkta ceza verileceği tespit edilmektedir. Cezanın soyut özel belirlenmesi aşamasında kanun koyucu tarafından sabit cezalar, alternatifli veya birlikte cezalar, alt ve/veya üst sınırlı (basamaklı) cezalar düzenlenmektedir ( AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 5). 6. Suçun işlenmesinden sonra ortaya çıkan somut belirleme aşamasında hâkim öncelikle suçluluğunu tespit ettiği failin eyleminin hukuki nitelendirmesini yapmaktadır. Hukuki nitelendirmenin ardından hâkim, suç türü için kanunda birden fazla ceza türünün öngörüldüğü durumlarda uygun cezayı seçer ve 5237 sayılı Kanun’un 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hususları gözeterek suç için öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında temel cezayı belirler. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca belirlenen temel ceza üzerinden suçun olası kasıtla ya da bilinçli taksirle işlendiği durumlarda indirim veya artırım yapılmaktadır. Maddenin (4) numaralı fıkrasına göre bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda temel cezada önce artırma, sonra indirme yapılacaktır. (5) numaralı fıkra uyarınca söz konusu fıkralara göre tespit edilecek ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenecektir. 7. (1) numaralı fıkrada temel cezanın belirlenmesinde gözönünde tutulacak ölçütler suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile failin güttüğü amaç ve saik olarak düzenlenmiştir. (3) numaralı fıkraya göre (1) numaralı fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hâllerde bunlar, temel cezanın belirlenmesinde ayrıca gözönünde bulundurulmayacaktır. 8. Temel cezanın belirlenmesinden farklı olarak tespit edilen cezanın -cezanın amaçları da gözetilerek- failin kişiliğine uydurulması cezanın bireyselleştirilmesidir. Cezanın bireyselleştirilmesi; yasama, yargılama ve idari (infaz aşamasında) olmak üzere üç farklı aşamada gerçekleşmektedir. Anılan Kanun’un 62. maddesi uyarınca hâkim tarafından uygulanan takdiri indirim, 50. maddeye göre cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi, 51. madde uyarınca cezanın ertelenmesi cezanın yargılama aşamasında bireyselleştirilmesine örnek olarak gösterilebilir ( AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 9). B. Anlam ve Kapsam 9. 5237 sayılı Kanun’un 52. maddesinin (1) numaralı fıkrasında adli para cezası, kanunda yazılı usule göre belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesi şeklinde tanımlanmıştır. Bu yönüyle adli para cezasının belirlenmesinde gün para cezası sistemi kabul edilmiştir. 10. Gün para ceza sisteminde önce suçun niteliği, failin kusuru ve meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak gün sayısı belirlenir. Daha sonra failin ekonomik durumu ve diğer şahsi halleri gözönünde bulundurularak belirlenen günlük miktar tespit edilen gün sayısıyla çarpılmak suretiyle ödenmesi gereken para cezası miktarına ulaşılır. 11. Kanun koyucu genel itibarıyla adli para cezası öngörülen her suç tipinde tıpkı hapis cezalarında olduğu gibi gün olarak belli ceza aralıkları belirlemiştir. Adli para cezasının öngörüldüğü ancak herhangi bir alt ve üst sınırın belirlenmediği suç tipleri de bulunmaktadır. Bu durumda anılan fıkra uyarınca altı sınırı beş gün, üst sınırı ise yedi yüz otuz gün olmak üzere bu aralıkta a dli para cezası belirlenmektedir. 12. Bunun yanı sıra adli para cezasının seçimlik olarak öngörüldüğü suçlarda kanun koyucunun adli para cezasına ilişkin alt ve üst veya her ikisi için bir belirlemede bulunmaması durumunda söz konusu Kanun’un 61. maddesinin (9) numaralı fıkrası uyarınca suçta öngörülen adli para cezasının gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az, üst sınırı da hapis cezasının üst sınırından fazla olamamaktadır. 13. Hâkim tarafından gün olarak takdir edilen adli para cezasının bir gün karşılığının parasal olarak belirlenmesi ise 52. maddenin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre e n az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri gözönünde bulundurularak takdir edilir. Anılan fıkrada yer alan “ En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası... ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. 14. Kural, başvuru tarihinden sonra yürürlüğe giren 2 /3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle “ En az yüz ve en fazla beşyüz Türk Lirası… ” şeklinde değiştirilmiştir. C. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda adli para cezasının bir gün karşılığı olarak belirlenebilecek miktar aralığının öngörüldüğü, söz konusu miktarların düzenlendiği tarih ile günümüz koşulları arasında büyük değer kaybına uğradığı, bu nedenle adli para cezalarının günümüzde toplumun refah ve huzurunu sağlayamadığı gibi caydırıcılıktan da uzak olduğu, bu durumun suç mağdurlarının adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme uğraşını sonuçsuz bıraktığı, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve geliştirme hakkına yönelik eylemlere karşı caydırıcı nitelik taşımadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de incelenmiştir. 17. İtiraz konusu kural, başvuru tarihinden sonra yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle değiştirilmiş ise de kuralın ceza miktarı itibarıyla lehe olması nedeniyle bakılmakta olan davada uygulanacak kural niteliğini devam ettirdiği gözetildiğinde anayasal denetime konu edilmesine engel bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır. 18. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. ” denilerek suçun kanuniliği ; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” denilmek suretiyle cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. 19. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15). 20. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır. 21. Adli para cezası belirlenirken bir gün karşılığı olarak uygulanabilecek para miktarlarının alt ve üst sınırlarını belirleyen kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca adli para cezası belirlenirken bir gün karşılığı olarak uygulanabilecek parasal karşılığın alt ve üst sınırlarının açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın öngörülebilir olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 22. Ö te yandan Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. 23. Hukuk devletinde suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin düzenlemeler, devletin ceza siyasetinin de bir gereği olarak Anayasa'nın konuya ilişkin hükümleri başta olmak üzere suçların niteliği, işlenme biçimi, içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi, cezaların caydırıcılığı, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak belirlenir. Kanun koyucu; cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini tamamlayan müesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında takdir yetkisine sahiptir (AYM, E.2023/106, K.2023/205, 30/11/2023, § 25). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2019/74, K.2020/29, 12/6/2020, § 14). 24. Bununla birlikte kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur. 25 . Kural, işlediği bir suç karşılığında adli para cezasıyla cezalandırılacak failin ekonomik ve diğer şahsi hallerinin gözönünde bulundurularak bir gün karşılığı yirmi ile yüz TL arasında belirlenecek bir miktar para cezasıyla cezalandırılacağını düzenlemektedir. K uralın öngördüğü bu sistemde adli para cezasının bir gün karşılığı olan parasal değerin üst sınırdan belirlenmesi mümkündür. Böylece ceza miktarının caydırıcı bir etkiye sahip olması sağlanabilmektedir. 26. Bunun yanı sıra söz konusu sistemde ekonomik gücü yüksek olan fail aleyhine daha yüksek miktarda, ekonomik gücü düşük olan fail hakkında da daha az miktarda adli para cezası hükmedilerek bu kişiler arasında ceza adaleti açısından adil bir fark oluşturulabilecektir. Bu şekilde her iki fail aynı müeyyidelere maruz kalmayacak, toplumda adalete olan güvenin ve ceza adaletinin sağlanması temin edilmiş olacaktır. 27. Bu itibarla kuralın toplumda adalete olan güvenin ve ceza adaletinin sağlanmasına katkı sunmak amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kural kapsamında adli para cezası için belirlenen alt ve üst sınırın anılan meşru amaca ulaşmak bakımından elverişli olduğu açıktır. 28. Bunun yanında toplumda adalete olan güvenin ve ceza adaletinin sağlanması için suça uygulanacak yaptırımın niteliği ve miktarını belirlemede kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralda öngörülen miktarların söz konusu amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenmez. 29. Ölçülülük incelemesinde son olarak kuralda öngörülen miktarlar ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasındaki makul dengeyi ifade eden orantılılık ilkesi değerlendirilmelidir. Orantılılık incelemesinde devletin suç işleyen kişilerin kendi aralarında ve suç nedeniyle zarar gören kişiler arasında ceza adaleti yönünden adil bir dengenin sağlanması hususundaki pozitif yükümlülüğünün de dikkate alınması gerekir. 30. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasını bir hak olarak öngören ve güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesi, devlete pozitif ve negatif yükümlülükler yüklemektedir (AYM, E.2007/78, K.2010/120, 30/12/2010; Serpil Kerimoğlu ve diğerleri [2.B.], B. No. 2012/752, 17/9/2013, § 50). Bu yükümlülükler kapsamında devlet, bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve ruhsal bütünlüğe keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür ( Yusuf Burak Çelik [2.B.] , B. No: 2013/2538, 20/11/2014, § 31). 31. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin yönü bulunmaktadır. Söz konusu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır ( Cezmi Demir ve diğerleri [1.B.] , B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 110, 113). 32. Ceza soruşturması yürütülmesinin anayasal olarak zorunlu olduğu ya da kanun koyucunun bir fiili suç olarak öngördüğü hâllerde usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak sorumlulara fiilleriyle orantılı cezaların verilmesi ve mağdur açısından da uygun giderimin sağlanması gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. Şenol Gürkan [1.B.] , B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105). İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da suç konusu fiile hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı etkinin ortaya konulmaması, böylelikle kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin idari olarak ve yasal mevzuat aracılığıyla korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün yerine getirilememesi sonucu ortaya çıkabilir ( S.D. [1.B.] , B. No: 2013/3017, 16/12/2015 , § 102). 33. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız kalmasını ifade etmektedir. Cezasızlık; fiziksel ve ruhsal saldırı fiillerine yönelik olarak sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması şeklinde ortaya çıkabilmektedir. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınmaktadır (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, § 52). 34. Bu bağlamda ceza miktarının orantılılığı, öngörülen miktarlar bağlamında kişilere yüklenen külfetin ağırlığına göre belirlenecektir. Kuralda öngörülen alt ve üst sınırın hâkimin ekonomik durumları farklı olan kişiler arasında farklı miktarlarda adli para cezası uygulayarak cezadaki caydırıcılığın sağlanması açısından aynı suçu işleyen kişiler arasında aşırı külfet oluşturmayacak şekilde adil bir denge kurulmasına imkân tanıdığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralda öngörülen sınırların mağdur açısından uygun giderim sağlamaya elverişli olduğu, işlenen bir suçun cezasız kalması sonucunu doğurmayacağı belirtilmelidir. Dolayısıyla kuralda adli para cezasının bir gün karşılığı olarak belirlenen parasal değerlerin ceza adaletinin sağlanması amacına ulaşmak bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 35. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında öngörülen ve ölçülülük ilkesine aykırı olmayan kuralın hukuk devleti ile suçta ve cezada kanunilik ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır. 36. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 38. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN ile Engin YILDIRIM’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 11/2/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Bu dosyada incelenen kuralın 7499 sayılı Kanunla değiştirilmeden (parasal değerler artırılmadan) önceki şekliyle anayasal denetimi yapılmıştır. Kuralda Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen adli para cezalarının belirlenmesinde temel alınan gün para cezası sistemine uygun olarak bir gün karşılığı cezanın en az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olacağı öngörülmektedir. Mahkememiz çoğunluğu tarafından kuralda hakime cezanın bireyselleştirilmesi kapsamında en az miktar ile en üst miktar arasında bir uygulama yapma konusunda takdir yetkisinin verildiği, kuralda öngörülen miktarlar itibarıyla orantılı olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir. Gerekçede buna ek olarak anayasal olarak devletin koruma yükümlülüğü gereği yaşam ve vücut bütünlüğü hakkının ya da diğer önemli hakların korunmasıyla ilgili suçlara ilişkin düzenlemelerde etkili ve caydırıcı cezaların öngörüldüğü, ceza yaptırımı ile korunmasının anayasal açıdan zorunlu olmayan konularda ise daha hafif cezaların ve bu arada adli para cezasının öngörülmesinin yasa koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu, ayrıca Kanunda hapis cezasıyla birlikte adli para cezasının öngörüldüğü hallerde hakimin adli para cezasının caydırıcılığı sağlayamayacağını öngördüğü hallerde hapis cezasını tercih edebileceği şeklindeki gerekçelerle iptal isteminin reddi gerektiği kararı verilmiştir. 2. Düşüncemize göre iptal isteminin temel gerekçesi, yasal değişiklikten önceki şekliyle kuraldaki para cezalarının, ilgili suç tiplerindeki temel hakları koruyuculuğu yönüyle etkili ve caydırıcı olmadığı iddiasına dayanmaktadır. Şüphesiz anayasal açıdan devletin anayasadaki her türlü temel insan hakkının ceza hukuku yaptırımı ile korunmasının zorunlu olduğu söylenemez. Bir kısım hakların diğer bazı idari veya hukuki tedbir ve yaptırımlar çerçevesinde de korunması söz konusu olabilir. Bu konuda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun koyucu güncel toplumsal ihtiyaçları değerlendirerek bazı temel haklara ilişkin olarak daha yüksek düzeyde ve ceza hukuku yaptırımıyla koruma sağlamayı tercih edebilir. Bu tercih, söz konusu konuda üst derecede bir korumaya ilişkin olarak zorunlu bir toplumsal ihtiyacın doğduğunu göstermektedir. Örneğin yaşam ve vücut bütünlüğünün, cinsel dokunulmazlık hakkının, işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye ya da yaptırıma maruz kalmama hakkının etkili ve caydırıcı ceza hukuku yaptırımlarıyla korunması Anayasa’mız uyarınca devletin zorunlu pozitif yükümlülükleri içerisindedir. Buna karşın bir kısım temel hakların korunmasının ceza hukuku alanında korumayı gerektirip gerektirmemesi ise yasa koyucunun takdir yetkisine girmektedir. Bununla birlikte yasa koyucunun bu konudaki takdir yetkisini tesadüflere veya anlık ihtiyaçlara göre değil, o konudaki zorunlu toplumsal ihtiyaca göre belirlemesi gerektiği ifade edilmelidir. Diğer taraftan yasa koyucunun bir konuyu ceza hukuku alanına çektiği durumda ise anayasal bağlamda korunan hukuki değerin/hakkın gerektirdiği düzeyde bir koruma sağlamasının da zorunlu olacağı belirtilmelidir. 3. Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri; “…kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak … kişilerin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri kaldırma, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” ifadeleriyle oldukça geniş kapsamlı biçimde gösterilmiştir. Anayasa’nın 12/1. maddesi uyarınca herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Anayasa’nın devamında yer alan maddelerde de kişilerin sahip oldukları temel hakları sırasıyla açıklanmış ve kapsamları gösterilmiştir. Yine Anayasa’nın 12/2. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetler kişinin topluma ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder. Başka deyişle anılan kural temel hakların sınırlandırılması bakımından anayasal meşru sınırlama nedenleriyle bağlantı kurulmasına imkan vermektedir. Temel haklara ilişkin anayasal güvenceler karşısında devletin negatif yükümlülüğü müdahale etmeme şeklinde iken, pozitif yükümlülükleri ise bu hakların güncel hayatta gerçekleştirilmesi ve korunması için gereken sosyal, idari, hukuki ve adli düzeni kurmak ve düzenli şekilde işlemesini sağlamaktır. Öte yandan belirtilen temel haklara karşın devletin toplumun korunması için de bazı pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Örneğin çevrenin, ormanın, meraların, çocukların, gençliğin korunması, toplumun ve bireylerin güvenliklerinin, sağlıklarının korunması, eğitim ihtiyacının karşılanması, vb. yükümlülükleri bu kapsamda sayılabilir. Belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için kurulacak idari düzenlemeler ve kolluk faaliyetleri dolayısıyla ise bazı temel hakların sınırlandırılması gerekecektir. Örneğin milli güvenliğin veya çevrenin korunması amacıyla düzenleyici kurallar oluşturulması ve yaptırım öngörülmesi halinde bireylerin mülkiyet veya özgürlük ve güvenlik haklarına müdahale edilmesi gerekecektir. Dolayısıyla devletin bu tür pozitif yükümlülükleriyle, temel hakların korunması yönündeki pozitif yükümlülükleri arasında çatışma ortaya çıkmaktadır. Hatta bu çatışma iki temel hakkın korunmasına yönelik olarak devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla da ortaya çıkabilir. Örneğin A kişisinin ifade açıklaması nedeniyle B kişisinin şeref ve haysiyetinin korunması için yapılacak yargılama faaliyetinde mahkemenin haklar arasında bir dengeleme/tartım yapması ve bu çatışmayı çözmesi de anayasanın yatay etkisi boyutuyla devlete düşen pozitif yükümlülüğün kapsamına girmektedir. 4. Türk Ceza Kanunu ve diğer özel kanunlarda yaptırım olarak doğrudan veya seçimlik adli para cezası ön görülen çok sayıda suç türü bulunmaktadır. Yine kimi suçlara ilişkin hapis cezalarının adli para cezalarına dönüştürülmesi mümkün bulunmaktadır. Söz gelimi kasten basit yaralama suçunda (dört aydan bir yıla kadar hapse seçenek olarak) adli para cezasının alt sınırı 2.400TL, üst sınırı ise 7.300TL; taksirle yaralama suçunun üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına seçenek adli para cezasının alt sınırı 1.800 TL ila 7.300 TL arasında; cinsel taciz suçunda üç aydan 24 aya kadar hapis cezasının seçenek adli para cezası 1.800TL’den 14.400TL’ye kadar; çevreye zararlı atık bırakma suçunun hapis cezası 5 gün, seçenek adli para cezası ise 100 TL ila 500TL’ye kadardır. 5. Öte yandan kuraldaki 20TL ve 100 TL şeklindeki günlük para cezası miktarları 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ölçülülüğün somutlaştırılması için objektif bir kriter olarak, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki asgari ücret miktarı ile bir gün için öngörülen yirmi Türk Lirasını kıyaslayabiliriz. Kuralın yürürlüğe girdiği tarihte asgari ücret aylık miktarı 490 TL’dir. Yine yürürlükten 5 yıl sonra 2010 yılında asgari ücret 760 TL, 2013 yılında 1.025 TL, 2016 yılında 1.647 TL, 2020 yılında 2.943 TL, 2023 yılında ise 11.402, TL olmuştur. Başka deyişle; 2005 yılında bir gün karşılığı 20TL, asgari ücretin yirmidörtte birine karşılık gelmektedir. Yirmi Türk Lirasının asgari ücrete oranı 2013 yılında ellibirde biri, 2016 yılında seksen iki de biri, 2020 yılında yüz kırk yedide biri, 2023 yılında beşyüz yetmişte biri derecesine düşmüştür. Belirtilen para cezası miktarlarının Mart 2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun değişikliğine kadar yürürlükte olduğunu hatırladığımızda söz konusu cezaların devletin bu suç tipleriyle korumayı amaçladığı bireysel ve toplumsal yararların korunması bakımından ne kadar etkili ve caydırıcı olduğu, daha doğrusu açık ve bariz bir şekilde hiçbir caydırıcılığının olmadığı görülebilmektedir. Söz konusu suçlar uygulamada da önemli sayıdadır. Örneğin 104 suç tipinde 2024 yılı için incelenen kuralın uygulanması gereken suç sayısının (seçenek veya hapisle birlikte adli para cezası öngörülen veya hapis cezasının para cezasına çevrilmesi gerektiği için uygulanan örnekler bağlamında) 319.579 olduğu görülmektedir. Bu rakam 2023 yılı için 291.614; 2022 yılı için 297.315; 2021 yılı için 307.318 ve 2020 yılı için 207.054’tür. Sözü edilen rakamlara uzlaştırma kapsamındaki uygulamalar girmemektedir. 6. Ölçülülük denetimi de Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca anayasal denetim alanlarından biridir. Bununla birlikte yerindeliğe ve takdir alanına girme riski nedeniyle anayasal denetimde ölçülülük denetimi yapılması oldukça zordur ve bu nedenle denetim sonucunda iptal kararı verilmesi de istisnaen tercih edilmesi gereken bir alandır. Buna karşın incelediğimiz kuralın uygulandığı suç tipleriyle ilgili değerlendirmelerden adli para cezasının kanun koyucunun ön gördüğü işlevi görmekten açıkça uzaklaştığının görülmesi karşısında kuralın iptalinin zorunlu olduğu değerlendirilmelidir. 7. Adli para cezası ceza hukuku yaptırım türlerinden biridir. Kanunda kimi durumda doğrudan, kimi durumda hapse seçenek olarak, kiminde ise kısa süreli (bir yılı aşmayan) hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gerektiğinde gün para cezası sistemini düzenleyen bu kuralın uygulanması gerekmektedir. Adli para cezası seçeneği somut olayın özelliklerine ve failin durumuna göre cezanın bireyselleştirilmesinde önemli bir fonksiyona sahiptir. Cezanın bireyselleştirilmesinden maksat, somut olay adaletinde hem olaya uygun ve ölçülü, hem de etkililiği ve caydırıcılığı sağlayacak bir cezanın belirlenmesi için hakime tanınan takdir yetkisinin uygulanmasıdır. Bu açıdan incelenen gün para cezası sistemine ilişkin kuralın önemli bir işlevi bulunmaktadır. Fakat kuralda bir gün için öngörülen para cezası miktarlarının Ceza Kanununun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren aradan geçen yaklaşık 20 yıllık sürede paranın alım gücündeki azalmaya bağlı olarak açık ve bariz biçimde etkisiz, yetersiz ve bireyleri suç işlemekten alıkoymak için caydırıcı olmaktan uzak bir hale geldiği görülmektedir. Bu nedenle kuralın iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 5237 sayılı Kanun’un 105. maddesinde, cinsel taciz suçuna yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında b ir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiştir Kanun koyucu cinsel taciz suçunun cinsel saldırı ve cinsel istismar suçlarına nazaran daha hafif cinsel davranışları içermesi nedeniyle temel cezayı hapis ve adli para cezası şeklinde seçenekli olarak öngörmüştür. 2. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşmiş hukuk devleti tanımına göre; Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir (AYM, E.2001/406, K.2004/20, 17/02/2004). 3. Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri arasında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak da sayılmıştır. 4. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasını bir hak olarak öngören ve güvence altına alan Anayasa’nın söz konusu maddesi, devlete pozitif ve negatif yükümlülükler getirmektedir. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin usul boyutu bulunmaktadır. 5. Ceza soruşturması yürütülmesinin anayasal olarak zorunlu olduğu ya da kanun koyucunun bir fiili suç olarak öngördüğü hâllerde usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak sorumlulara fiilleriyle orantılı cezaların verilmesi ve mağdur açısından da uygun giderimin sağlanması gerekir. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da suç konusu fiile hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı etkinin ortaya konulmaması, böylelikle kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin idari ve yasal mevzuat aracılığıyla korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün yerine getirilememesi sonucu ortaya çıkabilir ( S.D. , B. No: 2013/3017, 16/12/2015 , § 102). 6. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etkinin ortaya çıkmasına engel olmaktadır (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, § 52). 5237 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten 2/3/2024 tarihine kadar, adlî para cezasının düzenlendiği 52. maddedeki alt ve üst sınır miktarlarında herhangi bir güncelleme yapılmamıştır. Kuralda belirtilen adli para cezasının reel değerinin bu süre zarfında reel değerinin azaldığını dikkate alırsak, söz konusu adlî para cezasının etkinliğini ve caydırıcılığını yitirmediği söylenemez. Dolayısıyla, anılan suç için öngörülen adli para cezasının gün ve parasal değer itibarıyla miktarı kanun koyucunun etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü kapsamında kişinin maddi ve manevi varlığının cinsel taciz fiillerine karşı korunması yönünden caydırıcı bir etki yaratmaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 5., ve 17. maddelerine aykırı olduğundan çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM
2025/37
2024/13
11/02/2025
Esas - Ret
27/05/2025 - 32912
null
Var
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/13 Karar Sayısı : 2025/37 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası...” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sanık hakkında cinsel taciz suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 52. maddesi şöyledir: “ Adlî para cezası Madde 52- (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir. (3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir. (4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 61. maddesi şöyledir: “ Cezanın belirlenmesi MADDE 61- (1) Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. (2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır. (3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz. (4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır. (5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir. (6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez. (7) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan fazla olamaz. (8) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Adlî para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur. (9) (Ek: 6/12/2006 – 5560/1 md.) Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz. (10) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası...” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sanık hakkında cinsel taciz suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 52. maddesi şöyledir: “ Adlî para cezası Madde 52- (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir. (3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir. (4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 61. maddesi şöyledir: “ Cezanın belirlenmesi MADDE 61- (1) Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. (2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır. (3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz. (4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır. (5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir. (6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez. (7) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan fazla olamaz. (8) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.) Adlî para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur. (9) (Ek: 6/12/2006 – 5560/1 md.) Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz. (10) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir. ”
0
44
1,982
2025/31
2025/22
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/22, K.2025/31, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/31
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/22 Karar Sayısı : 2025/31 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin ; A. Birinci fıkrasıyla ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin , B. İkinci fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptal lerine ve yürürlü klerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 1. maddesi ve CBK’ya ekli (1) ve (2) Sayılı Listeler şöyledir: “ Madde 1- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Ekli (2) sayılı listede yer alan kadro, bu kadroya atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması halinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş ve 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümünden çıkarılmış sayılır. Söz konusu kadro boşaldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personeli Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 4 TOPLAM 4 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Devlet Sahne Sanatları Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Türk Dünyası Müzik Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Meydan Meşkleri Topluluğu Müdürü 1 1 TOPLAM 3 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Sosyal Güvenlik İl Müdür Yardımcısı 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: TOPLU KONUT İDARESİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Uzman 4 6 AH Müşavir Avukat 2 5 AH Müşavir Avukat 3 5 AH Müşavir Avukat 4 5 TH Uzman 1 15 TH Uzman 2 22 TH Uzman 3 32 TH Uzman 4 42 TH Uzman 5 34 TH Uzman 6 34 TOPLAM 200 KURUMU: VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 5 TOPLAM 5 KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Basın ve Halka İlişkiler Müşaviri 1 1 TOPLAM 1 II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir . III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13). B. CBK’nın 1. Maddesinin Birinci Fıkrasıyla Ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek (2) Numaralı CBK’nın Eki (I) Sayılı Cetvel'in İlgili Bölümlerine Eklenmesinin ve İkinci Fıkrasının İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 4. Dava dilekçesinde özetle; idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamaların ve ayrılacak ödeneklerin bütçeyle ilgili olduğu, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür . 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 5. Dava dilekçesinde; konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır . 6 . CBK’nın 1. maddesinin dava konusu birinci fıkrası ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir . 7. Anılan maddenin dava konusu ikinci fıkrasında ise ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadronun, bu kadroya atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması hâlinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş ve (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümünden çıkarılmış sayılacağı ve söz konusu kadronun boşaldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personeli Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirileceği hükme bağlanmıştır . 8. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, CBK ile kurulan kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir ” ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “ Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur ” şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10) . 9. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığına kadro ihdasını ve Diyanet İşleri Başkanlığının merkez teşkilatında basın ve halkla ilişkiler müşavirliği kadrosuna atama yapılmasına müteakip bu kadronun herhangi bir şekilde boşalması hâlinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptalini ve (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümünden çıkarılmasını öngören, dolayısıyla anılan kurumların teşkilat yapısıyla ilgili düzenleme getiren kurallar yönünden belirtilen kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 10. Bu itibarla kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir. 11. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “ Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. ” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden denetimi yapılırken CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade eden, bu bağlamda karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir. 12. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 13 . Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi 14. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir . 15. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. 16. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § 26; E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 47; E.2018/134, K.2021/13, 3/3/2021, § 38; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28) . 17. Kurallarla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin olarak ihdas ve iptal edilen kadrolar ve sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır. 18. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 19. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasıyla ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesine, B. İkinci fıkrasına, yönelik iptal talepleri 11/2/2025 tarihli ve E.2025/22, K.2025/31 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya ve eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasıyla ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. İkinci fıkrasının; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 11/2/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 170 numaralı CBK’nın 1. maddesiyle; ekli 1 ve 2 numaralı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki 1 sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de ekli 2 sayılı listede yer alan kadronun bu kadroya atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması halinde başka bir işleme gerek kalmadan iptal edilmiş ve 2 sayılı CBK eki 1 sayılı Cetvelin ilgili bölümünden çıkarılmış sayılacağı belirtilmiştir. 2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 ve E. 2022/68 – K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile mevcut görevlere ilişkin kadro ihdası, yine ekli listelerden kadro çıkarma-ihdas yönündeki kuralların yasak alanda düzenleme yaptığı ve kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ Daha önce benzer düzenlemelerle ilgili olarak belirttiğim karşıoy gerekçeleri dava konusu kural yönünden de geçerli olduğundan, kuralın konu yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırılık taşıdığı kanaatiyle çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım. 2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ihdası ve mevcut bazı kadroların iptalini içeren kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. 3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir. 4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33). Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (170) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim. 5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY GEREKÇESİ Mahkememiz çoğunluğu (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK); 1. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. 1. (170) numaralı CBK’nın; 1. maddesiyle CBK’nın dava konusu 1. maddesinin birinci fıkrası ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir. 2. Anılan maddenin dava konusu ikinci fıkrasında ise ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadronun, bu kadrolara atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması halinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş ve (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümünden çıkarılmış sayılacağı, söz konusu kadronun boşaldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personeli Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirileceği hükme bağlanmıştır. 3. Çoğunluk görüşünde iptale konu kurallar ile yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 123. maddesi ve 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca teşkilat yapısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 4. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadro ihdasına ve iptaline yönelik hususlar bütçe hakkıyla ilgisi, başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel hak ve hürriyetlere ilişkin olması ve münhasıran kanunla öngörülen bir konu olması nedeniyle CBK ile düzenlenemez. Dolayısıyla bu yönde düzenleme yapan CBK hükümleri Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık teşkil eder. Bu gerekçelerle kadro ihdası ve iptali içeren dava konusu kurallar Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. 5. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine göre “ Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz ”. Anayasa’nın 128. maddesi gereğince kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilmesine, kadro ve pozisyonların dağıtılmasına ilişkin hususlar münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardandır. 6. Açıklanan gerekçelerle dava konusu kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanaati ile red yönündeki çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. Üye Kenan YAŞAR
2025/31
2025/22
11/02/2025
Esas - Ret
27/05/2025 - 32912
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/22 Karar Sayısı : 2025/31 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin ; A. Birinci fıkrasıyla ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin , B. İkinci fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptal lerine ve yürürlü klerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 1. maddesi ve CBK’ya ekli (1) ve (2) Sayılı Listeler şöyledir: “ Madde 1- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Ekli (2) sayılı listede yer alan kadro, bu kadroya atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması halinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş ve 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümünden çıkarılmış sayılır. Söz konusu kadro boşaldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personeli Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 4 TOPLAM 4 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Devlet Sahne Sanatları Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Türk Dünyası Müzik Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Meydan Meşkleri Topluluğu Müdürü 1 1 TOPLAM 3 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Sosyal Güvenlik İl Müdür Yardımcısı 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: TOPLU KONUT İDARESİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Uzman 4 6 AH Müşavir Avukat 2 5 AH Müşavir Avukat 3 5 AH Müşavir Avukat 4 5 TH Uzman 1 15 TH Uzman 2 22 TH Uzman 3 32 TH Uzman 4 42 TH Uzman 5 34 TH Uzman 6 34 TOPLAM 200 KURUMU: VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 5 TOPLAM 5 KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Basın ve Halka İlişkiler Müşaviri 1 1 TOPLAM 1 II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 24/12/2024 tarihli ve (170) numaralı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Kadro İhdas Edilmesine İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1. maddesinin ; A. Birinci fıkrasıyla ekli (1) ve (2) Sayılı Listelerde yer alan kadroların ihdas edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin , B. İkinci fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ülerek iptal lerine ve yürürlü klerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen 1. maddesi ve CBK’ya ekli (1) ve (2) Sayılı Listeler şöyledir: “ Madde 1- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Ekli (2) sayılı listede yer alan kadro, bu kadroya atama yapılmasını müteakip herhangi bir şekilde boşalması halinde başka bir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş ve 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümünden çıkarılmış sayılır. Söz konusu kadro boşaldığı tarihten itibaren bir ay içinde Kamu Personeli Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirilir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 4 TOPLAM 4 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 2 TOPLAM 2 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Devlet Sahne Sanatları Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Türk Dünyası Müzik Topluluğu Müdürü 1 1 GİH Meydan Meşkleri Topluluğu Müdürü 1 1 TOPLAM 3 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Sosyal Güvenlik İl Müdür Yardımcısı 1 13 TOPLAM 13 KURUMU: TOPLU KONUT İDARESİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Uzman 4 6 AH Müşavir Avukat 2 5 AH Müşavir Avukat 3 5 AH Müşavir Avukat 4 5 TH Uzman 1 15 TH Uzman 2 22 TH Uzman 3 32 TH Uzman 4 42 TH Uzman 5 34 TH Uzman 6 34 TOPLAM 200 KURUMU: VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Şube Müdürü 1 5 TOPLAM 5 KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Daire Başkanı 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Basın ve Halka İlişkiler Müşaviri 1 1 TOPLAM 1
0
45
1,982
2025/39
2024/124
27/06/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/124, K.2025/39, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Denizli 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer DURSUN ve Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/39
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/124 Karar Sayısı : 2025/39 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Denizli 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 25. ve 26. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline verilmesi talebidir . OLAY: Davacının uyarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır: a) Görev sırasında (…), mevzuat veya talimatlarla yasaklanan davranışlarda bulunmak. b) Mevzuatta belirlenmiş usul ve kurallara riayet etmeden sözlü, yazılı veya elektronik olarak müracaat veya şikâyette bulunmak. c) Nöbeti teslimden sonra görev yerine özürsüz olarak geç dönmek. ç) Bildirimleri süresi içerisinde yerine ulaştırmamak. d) Mevzuat veya talimatlarla taşınmasına veya bulundurulmasına izin verilmiş olanlar dışında, mesleğin ciddiyeti ile bağdaşmayacak biçimde yüzük, bilezik, kolye, madalyon, rozet ve benzeri şeyleri takmak. e) Görev sırasında veya dışında kendisi ile aynı rütbede çalışanlara veya mesai arkadaşlarına karşı saygısız davranmak. f) Mevzuat ve talimatlarla kendisine tevdi edilmiş görevlerin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmekten imtina ettiğini gösterecek tavır ve davranışlarda bulunmak. g) Amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylemek. ğ) Zati demirbaş tabanca veya geçici olarak verilen demirbaş tabancanın üzerinde orijinalliğini bozacak boya, kaplama, gravür veya ciddiyetle bağdaşmayacak şekil, desen, resim ve karakter gibi değişiklikler yapmak. h) Mevzuata veya mesleki teamüllere aykırı hitaplarda bulunmak. ı) Bu fıkrada disiplinsizlik olarak saptanan eylem, işlem, tutum ve davranışlar dışında herhangi bir biçimde görevin takdir ve yerine getirilmesinde müsamaha ve savsaklama göstermek. i) (Mülga:18/10/2018-7148/36 md.) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’IN katılımlarıyla 27/6/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir . III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportörler Ömer DURSUN ve Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin raporlar, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 7068 sayılı Kanun; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline ilişkin disiplinsizlik hâlleri ile cezalarını, disiplin amirlerini ve kurullarını, disiplin soruşturma usulünü ve ilgili diğer hususları düzenlemektedir. 4. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatında çalışan her sınıftan memurlar, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatlarında görev yapan subay, astsubay, sözleşmeli subay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erler ile diğer sınıflardaki memurlar Kanun’un kapsamında yer almaktadır. 5. Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında fiilin niteliğine göre personele verilebilecek disiplin cezaları; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kısa süreli durdurma, uzun süreli durdurma, meslekten çıkarma ve devlet memurluğundan çıkarma cezası olarak belirlenmiştir. Anılan fıkranın (b) bendinde kınama, personele görevinin icrasında veya hâl ve hareketlerinde kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesi şeklinde tanımlanmıştır. 6. 8. maddenin (2) numaralı fıkrasında kınama cezasıyla cezalandırılacak fiiller belirtilmiştir. Söz konusu fıkranın itiraz konusu (g) bendinde amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleyen kolluk personelinin kınama cezasıyla cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. 7. Kuralda düzenlenen fiilin kınama cezasına konu olabilmesi için amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşlarının işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kullanılan olumsuz sözlerin kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak nitelikte olması gerekmektedir . 8. Kötüleyici sözler söylemek belirli bir konu (fikir, kişi, olay, iş, durum gibi) hakkında olumsuz, aşağılayıcı, hoş olmayan sözler söylenilmesini ifade etmektedir. Kuralla olumsuz sözlerin kınama cezasına konu olabilmesi için ise objektif olarak bakıldığında konuşulan kişilerde kötü bir izlenime neden olacak nitelikte olması şartı aranmıştır. Dolayısıyla kuralda sayılan kişilerin işlem, eylem ve kişilikleri hakkında belirtilen nitelikte olmayan sözlerin söylenmesi kınama cezasına konu olmayacaktır . 9. Kuralda yer alan işlem ve eylem ibareleriyle kolluk hizmetinin yürütüldüğü kurum veya birimde amir, üst konumunda olan, aynı rütbedeki kişilerin veya çalışma arkadaşlarının hizmet sırasında doğrudan görevleriyle ilgili olarak veya görevlerinden dolayı tesis ettikleri işlem ve ifa ettikleri eylemler kastedilmektedir. Diğer bir ifadeyle bu kişilerin görev ve hizmetle herhangi bir bağlantısı olmayan, özel yaşam alanlarıyla ilgili işlem ve eylemlerine yönelik olarak söylenen olumsuz sözler kural kapsamında disiplin cezasına konu olmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 11). 10. Kuralda yer alan kişilikleri ibaresi ise kişilerin bireysel özelliklerinin toplamını ifade etmektedir. K uralda sayılan kişilerin kendilerine özgü belirgin özellikleri, manevi ve ruhsal niteliklerini hedef alan kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak nitelikte olumsuz sözler kural kapsamında kalmaktadır . B. İtirazın Gerekçesi 11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda kolluk personeline kınama cezası verilmesine dayanak olan olumsuz sözlerin belirsiz olduğu, söz konusu olumsuz sözler nedeniyle kolluk personelinin kınama cezasıyla cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı, bu durumun ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 25. ve 26. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1. Bentte Yer Alan “… işlem, eylem… ” İbaresinin İncelenmesi 12. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 7068 sayılı Kanun, olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 2/1/2017 tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması sonucu yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte kural olağanüstü hâl süresiyle sınırlı bir düzenleme öngörmediğinden kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. 13. İtiraz konusu kuralla amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda onların işlem ve eylemleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleyen kolluk personelinin kınama cezasıyla cezalandırılması öngörülmektedir. 14. Anayasa Mahkemesi 26/1/2022 tarihli ve E.2021/22, K.2022/6 sayılı kararında 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (5) numaralı alt bendinde yer alan ve görev içinde amir ya da üstlerinin eylem veya işlemlerini olumsuz yönde eleştirici nitelikte söz söylemek ya da yazı yazmak fiilinin disiplin suçu olarak düzenlenmesini öngören ibareyi incelemiş ve söz konusu ibareyle ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı gerekçesiyle ibareyi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. 15. Anılan kararda ilk olarak disiplin suçunun konusunu teşkil eden fiilin kapsamı, niteliği, ne şekilde işlenebileceği ile karşılığında hangi cezanın öngörüldüğünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği, bu kapsamda ifade özgürlüğüne sınırlama getiren ibarenin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 22). 16. Söz konusu kararda ayrıca toplumda asayiş ve güvenliği sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetlerince yürütülen hizmetin niteliği ve hassasiyeti gereği kolluk teşkilatlarındaki görev ve hizmet anlayışının sivil devlet memurlarına kıyasla daha katı bir disiplin ve hiyerarşi düzeni üzerine temellendirildiği belirtilmiş, bu itibarla ibareyle görev yaptıkları teşkilatlarda amir ya da üst konumunda olan kişilerin yöneltilen olumsuz eleştirilerden kaynaklı olarak görevle ilgili tasarruflarının hukukiliği ya da yerindeliği üzerine oluşabilecek şüphe veya olumsuz algıların önüne geçilerek maiyetlerinde bulunan personel üzerindeki otoritelerinin zayıflamasının ve bu suretle kurum düzeninin bozulmasının engellenmesinin amaçlandığı, dolayısıyla ibarenin kamu düzeninin korunması ve sağlanmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 24). 17. Kararda disiplin ve hiyerarşik düzenin ön planda olduğu kolluk kuvvetlerinde amir ya da üst konumunda görev yapanların eylem veya işlemlerine yönelik olarak onların personel üzerindeki otoritesini sarsarak kurumun düzeninin, dolayısıyla hizmetin işleyişinin bozulmasına sebebiyet verebilecek nitelikte olumsuz yönde görüş ya da kanaat belirtilmesi hususunda bazı sınırlamaların ve yasakların getirilmesinin toplumun asayiş ve güvenliğinde herhangi bir zafiyete meydan verilmemesi bakımından gereklilik taşımadığının söylenemeyeceği, bununla birlikte bu hususun hiyerarşik amir ve üstlerin hiçbir şekilde eleştirilemeyeceği anlamına da gelmediği ifade edilmiş; olumsuz yönde olmakla birlikte objektif olarak bakıldığında üst ya da amirin otoritesi üzerinde menfi herhangi bir etkisi olmayan eleştirilerden de söz edilebileceğine, bu tür eleştirilerin cezalandırılmasının demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmeyeceğine dikkat çekilmiştir (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 26). 18. İbarenin lafzına bakıldığında görev içinde amir ya da üstlerin eylem veya işlemlerini olumsuz yönde eleştirmenin disiplin suçunun oluşması için yeterli görüldüğünün anlaşıldığı belirtilen kararda, ibarenin görev içinde amir ya da üstlerin eylem veya işlemlerine yönelik olarak getirilen olumsuz eleştirinin otoriteyi zedeleyen, kurumun hiyerarşik düzenine veya işleyişine zarar veren bir unsur taşıyıp taşımadığı yahut genel olarak hizmet anlayışı içerisinde makul karşılanabilir nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın her türlü eleştirinin cezalandırılabilmesine imkân tanıdığından ibareyle ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 27). 19. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtilen gerekçelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla kuralın amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda onların işlem ve eylemleri hakkında söylenen olumsuz sözlerin otoriteyi zedeleyen, kurumun hiyerarşik düzenine veya işleyişine zarar veren bir unsur taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın her türlü olumsuz sözün cezalandırılabilmesine imkân tanıdığı anlaşıldığından kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 20. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Basri BAĞCI, Yıldız SEFERİNOĞLU, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kural Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5. ve 25. maddeleri yönünden incelenmemiştir. 2. Bendin Kalan Kısmının İncelenmesi 21. İtiraz konusu kuralla amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda onların kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleyen kolluk personeline disiplin cezası verilmesine imkân tanınmak suretiyle ifade özgürlüğüne bir sınırlama getirilmektedir. 22. 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde yer alan “ …işlem, eylem… ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde kanunilik ve meşru amaç kapsamında belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. Bu itibarla ifade özgürlüğüne sınırlama getiren kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğundan kanunilik şartını taşıdığı ve kamu düzeninin korunmasına yönelik meşru bir amacı olduğu anlaşılmaktadır. 23. Diğer yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, başka bir ifadeyle demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. 24. Disiplin ve hiyerarşik düzenin ön planda olduğu kolluk kuvvetlerinde kurumun düzeninin, dolayısıyla hizmetin işleyişinin bozulmasına sebebiyet verebilecek nitelikte olumsuz yönde görüş ya da kanaat belirtilmesi hususunda bazı sınırlamaların ve yasakların getirilmesinin toplumun asayiş ve güvenliğinde herhangi bir zafiyete neden olunmaması bakımından gereklilik taşımakla birlikte bu husus hiyerarşik amir ve üstlerin hiçbir şekilde eleştirilemeyeceği anlamına gelmemektedir. 25. Öte yandan kolluk personelinin amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşlarının bulunmadığı ortamda onların iş ve işlemleriyle ilgisi olmayan, kişisel özelliklerini hedef alan kötüleyici ya da kötü izlenim bırakacak nitelikte olumsuz sözler söylemesi eleştiri sınırlarını aşan bir durumu ifade etmektedir. Dolayısıyla kurum düzeninin, bu suretle kamu düzeninin korunması ve sağlanması biçimindeki meşru amaç doğrultusunda anılan kişilerin kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak nitelikte olumsuz sözler söyleyen kolluk personelinin disiplin cezasıyla cezalandırılması yoluyla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı değerlendirilmektedir. 26. Kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık teşkil etmemesi yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 27. Kuralın kolluk personeli arasındaki çalışma barışının ve hiyerarşik düzenin sağlıklı ve düzenli bir şekilde işleyişinin bozulmasına yol açabilecek nitelikte tutum ve davranışlarda bulunulmasını önleyici etkiye sahip olduğu gözetildiğinde kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kamu düzeninin korunması ve sağlanması amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. 28. Kuralla kolluk personelinin amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşlarının iş ve işlemleriyle ilgisi olmayan, kişisel özelliklerini hedef alan kötüleyici ya da kötü izlenim bırakacak nitelikte eleştiri sınırlarını aşan sözlerinin disiplin cezası ile cezalandırılmasının öngörüldüğü, dolayısıyla personelin amirleri veya çalışma arkadaşları hakkında olumsuz yönde olmakla birlikte objektif olarak bakıldığında üst ya da amirin otoritesi üzerinde veya çalışma barışına menfi herhangi bir etkisi olmayan sözlerinin kural kapsamında olmadığı, kaldı ki sarf edilen sözlerin anılan kişilerin kişisel özelliklerini hedef alan kötüleyici ya da kötü izlenim bırakacak ve eleştiri sınırlarını aşacak nitelikte olup olmadığının da yargı denetimine tabi olduğu birlikte değerlendirildiğinde dava konusu kuralda düzenlenen fiilin kınama cezası ile cezalandırılmasının yaptırım ile korunmak istenen hukuki değer ve elde edilmek istenen kamusal yarar karşısında bireye makul olmayan, orantısız bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır. 29. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 5. ve 25. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5. ve 25. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 31. 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde yer alan “ …işlem, eylem… ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan bu ibareden sonra gelen “ …ve… ” ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. V. HÜKÜM 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; A. (g) bendinde yer alan; 1. “ …işlem, eylem… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Basri BAĞCI, Yıldız SEFERİNOĞLU, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. “ …işlem, eylem… ” ibaresinden sonra gelen “ …ve… ” ibaresinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (g) bendinin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE , Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 11/2/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Anayasa Mahkemesi daha önce benzer düzenlemeleri incelemiş ve iptal kararı vermiştir (bkz. AYM E. 2021/22, K. 2022/6 ve E.2023/24, K. 2023/91). Anılan kararda incelenen düzenlemelerin disiplin ve hiyerarşik düzenin ön planda olduğu kolluk kuvvetleriyle ilgili olmasının gözetildiği, bu doğrultuda incelenen kurallarda yaptırım öngörülen fiillerle ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların toplumun asayiş ve güvenliğinin zaafiyete uğramaması bakımından gereklilik kriterini karşılayacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte söz konusu kararlarda, üstlenilen kamu hizmetiyle bir bağlantı kurulmaksızın salt amir veya üstlerinin eylem veya işlemlerinin olumsuz yönde eleştirilmesinin suçun oluşması için yeterli görülmesinin neden olduğu anayasal sorunlara değinilmiştir. Bu anlamda, kuralda suçun oluşması için olumsuz eleştirinin yürütülen kamu görevine ilişkin otoriteyi zedelemesi veya kurumun hiyerarşik düzenine veya işleyişine zarar veren bir unsuru içermesi gibi bir unsur aranmamıştır. Aksine, hizmet anlayışı içerisinde genel olarak makul karşılanabilir nitelikte olan eylemlerin suç oluşturmayacağına ilişkin bir ayrım yapılmaksızın her türlü eleştirinin cezalandırılmasına imkan sağlanmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı belirtilmiştir. 2. Bu dosyada incelenen kurallarda da önceki iptal kararlarımızda sözü edilen ve iptali zorunlu kılan unsurların yer almadığı görülmektedir. Nitekim Mahkememiz çoğunluğu bu gerekçeyle bu dosyada incelediğimiz kuraldaki işlem ve eylem ibaresinin iptaline karar vermiştir. Ne var ki kuralın diğer kısmında yer alan; “kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylenmesi ” unsurları yönünden de aynı iptal nedenlerinin geçerli olduğu gözden kaçırılmıştır. Öte yandan kuralda yalnızca amirler ve üstler değil aynı rütbedeki ya da alt rütbede olan çalışma arkadaşlarına yönelik eylemlerin de suç oluşturacağının düzenlenmiş olması karşısında, kuralın iptalinin bu açıdan da zorunlu olduğu değerlendirilmelidir. Açıkladığım gerekçelerle kuralın iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Karşı Oy 2021/22 Esas Numaralı Norm Denetimi dosyasında yer alan karşı oyda belirtilen gerekçeler çerçevesinde çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye İrfan FİDAN KARŞIOY GÖRÜŞÜ 1. İtiraz konusu kuralla amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleyen kolluk personeline kınama disiplin cezası verilmesine imkân tanınmaktadır. 2. Anayasa Mahkemesi 26/1/2022 tarihli ve E.2021/22, K.2022/6 sayılı kararında, 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (5) numaralı alt bendinde yer alan ve görev içinde amir ya da üstlerinin eylem veya işlemlerini olumsuz yönde eleştirici nitelikte söz söylemek ya da yazı yazmak fiilinin disiplin suçu olarak düzenlenmesini öngören kuralı incelemiş ve söz konusu kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı gerekçesiyle kuralı Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. 3. Söz konusu kararda, disiplin ve hiyerarşik düzenin ön planda olduğu kolluk kuvvetlerinde, amir veya üst konumundaki kişilerin eylem veya işlemlerine yönelik yapılan olumsuz yorumların, personel üzerindeki otoriteyi sarsarak kurumun düzenini ve hizmetin işleyişini bozabileceği belirtilmiştir. Bu tür eleştiriler için sınırlamalar ve yasaklar getirilmesinin, toplumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye atmamak adına gerekli olduğu savunulsa da bu durumun hiyerarşik amirlerin hiçbir şekilde eleştirilemeyeceği anlamına gelmediği ifade edilmiştir. Nitekim, olumsuz olsa da amir veya üstlerin otoritesine zarar vermeyen, objektif eleştirilerin cezalandırılmasının demokratik bir toplumda gerekli bir toplumsal ihtiyacı karşılamayacağına dikkat çekilmiştir (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 26). 4. Görev içinde amir ya da üstlerin eylem veya işlemlerini olumsuz yönde eleştirmenin disiplin suçunun oluşması için yeterli görüldüğünün anlaşıldığı belirtilen kararda, kuralın görev içinde amir ya da üstlerin eylem veya işlemlerine yönelik olarak getirilen olumsuz eleştirinin otoriteyi zedeleyen, kurumun hiyerarşik düzenine veya işleyişine zarar veren bir unsur taşıyıp taşımadığı yahut genel olarak hizmet anlayışı içerisinde makul karşılanabilir nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın her türlü eleştirinin cezalandırılabilmesine imkân tanıdığından kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2021/22, K.2022/6, 26/1/2022, § 27). 5. Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda, kuralın amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında, onların bulunmadığı ortamlarda, işlem, eylem ve kişilikleri hakkında yapılan olumsuz yorumların, otoriteyi zedeleyip zedelemediğine ya da kurumun hiyerarşik düzenine ve işleyişine zarar verip vermediğine bakılmaksızın, eleştiri dahil her türlü olumsuz sözün cezalandırılmasına imkân tanıdığı açıktır. Bu nedenle, kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlama, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun değildir. 6. Kolluk hizmetlerinde hiyerarşik ve katı bir disiplin anlayışının benimsenmesi gerektiği doğru olmakla birlikte, bu durumun görevlilerin amirleri veya çalışma arkadaşlarını, onların bulunmadığı ortamlarda, mesleki gerekçelerle ve kamu hizmetinin kalitesini artırmak amacıyla eleştirmelerinin “kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler” olarak değerlendirilmesi ve bunun disiplin cezasına bağlanması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz. Eleştiri, doğası gereği eleştirilen kişi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir ve eleştirilen kişi, bu eleştirileri kendisine yönelik kötü sözler olarak algılayabilir. Ancak, yapılan eleştiriler daha iyi ve kaliteli bir kolluk hizmeti sunulmasına katkı sağlayabilir. Amirler veya çalışma arkadaşları hakkında hakaret, küfür ve kişilik haklarına saldırı içermeyen ve kurumsal disiplini somut olarak bozmadığı açık olmayan her türlü eleştirinin “kötü intiba” bırakan 'olumsuz söz' olarak kabul edilmesi, kişi ve kurumların gelişmesini engelleyebilir, bu da kişisel ve kurumsal bir ataletin doğmasına yol açabilir. Böyle bir durumun kamu yararına hizmet etmeyeceği açıktır. 7. Şu hususun altını çizmek gerekir ki itiraz konusu kurala oldukça benzeyen bir düzenleme, üç yıl önce Mahkememiz tarafından Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Benzer şekilde, 4 Mayıs 2023 tarihli ve E.2023/24, K.2023/91 sayılı kararda da aynı Anayasa maddelerine aykırılığı gerekçesiyle benzer bir kural iptal edilmiştir. Önümüzdeki itiraz konusu kural, daha önce iptal edilen kurallarla büyük benzerlik taşımasına rağmen, kısa bir süre içinde Anayasa’ya uygun bulunursa, bu durum güçlü gerekçeler olmaksızın içtihadın değişmesi anlamına gelir. Böyle bir değişiklik ise, Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarının sürekliliği ve tutarlılığına zarar vererek, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik açısından toplumda tereddütlere yol açabilir 8. Anılan nedenlerle kuralın Anayasa'nın 13. ve 26. maddeleriyle çeliştiği kanaatiyle çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin “işlem, eylem” dışında kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kanaatine katılmamaktayız. 2. Kararda dava konusu “g” bendinin sadece “işlem, eylem” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mahkememiz çoğunluğunun bu kararına katılmaktayız. Ancak çoğunluk kararındaki aynı gerekçelerle kuralın kalan kısmının da Anayasa’ya aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatindeyiz. 3. Genel kolluk personelinin kınama cezasını gerektiren fiilleri içerisinde sayılan dava konusu “g” bendinde kuralın kalan kısmı şu şekildedir: “Amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların (…) kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylemek.” 4. Görüldüğü gibi dava konusu kuralla kolluk personelini kınama cezası ile cezalandırmayı amaçlayan fiiller muhatapların bulunmadığı ortamlarda gerçekleştirilmesi durumunda bile cezaya tabi olabileceklerdir. Onların bulunmadığı ortamlarda sarf edilen sözlerin kurumun kamu düzenini nasıl bozacağı hususunda kuralda yeterince bir belirleme yapılmış değildir. 5. Kuralda bu fiillerin sadece amirler ve üstler hakkında değil aynı rütbedeki ve çalışma arkadaşları ile ilgili olmaları durumunda bile cezaya konu olabilecekleri öngörülmektedir. Burada kolluk gibi hiyerarşinin daha önemli ve gerekli olduğu bir idari birimde aralarında mesai arkadaşlarının da bulunduğu bu biçimde geniş kapsamda personele karşı bu fiillerin gerçekleştirilmesi durumunda verilecek cezanın kamu düzeni ve disiplini sağlamaya ne şekilde katkı sağlayabileceğini değerlendirmede dikkate almak gerekir. 6. Bunun gibi cezalandırmaya konu fiil bir söz söyleme fiili olmakla birlikte bu fiilin kapsamı “ onların (…) kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylemek” şeklinde belirlenmiştir. Bu kapsam dikkate alındığında kişilerin olumsuz olarak nitelendirilebilecek her türlü sözünün kınama cezası ile cezalandırılması mümkün hale gelmektedir. Kuralda yer alan “olumsuz sözler söylemek”, “kötü intiba bırak”ma, “kötüleyici” şeklindeki ibareler fevkalade sübjektif değerlendirilmeye müsaittirler. Bu nedenle bu nitelikte olduğu iddia edilen sözlerin cezalandırılması kuralın bünyesindeki belirsizlik ve sübjektif değerlendirme potansiyeli taşıması dolayısıyla ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda keyfi biçimde sınırlandırılmasına imkan sağlayabilir. 7. Oysa Anayasa Mahkemesinin içtihadında da vurgulanmakta olduğu üzere temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran kanunun belirli ve öngörülebilir olması önem arz etmekte olup bu kanun hükümlerinin aynı zamanda “ keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması” gerekmektedir (Bkz.: AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 28; E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 41). 8. Sonuç olarak, idari kurum bünyesindeki düzeni sağlamayı hedefleyen bir disiplin soruşturması sonucunda cezalandırılması öngörülen kurum dışında ifade edilmiş ve muhatabı olarak çok geniş bir kitlenin öngörüldüğü kuralda kullanılan “ kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleme” şeklindeki ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilebilecek düşünce açıklamalarının bu biçimdeki belirsiz kurallarla cezalandırılması temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik güvencesi ile bağdaşmamaktadır. 9. Yukarıda sıralanan gerekçelerle 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin “işlem, eylem” dışında kalan kısmının da Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayız. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞIOY GEREKÇESİ Mahkememiz çoğunluğu tarafından, 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde yer alan “… işlem, eylem ” ibaresinin Anayasanın 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; kuralın amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem ve eylemleri hakkında söylenen olumsuz sözlerin otoriteyi zedeleyen, kurumun hiyerarşik düzenine veya işleyişine zarar veren bir unsur taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın her türlü olumsuz sözün cezalandırılabilmesine imkân tanıdığı ve bu nedenle kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 7068 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, Kanun’un amacı “… Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline ilişkin disiplinsizlik ve cezaları, disiplin amirlerini ve kurullarını, disiplin soruşturma usulü ile diğer ilgili hususları düzenlemektir. ” olarak ifade edilmiştir. Kanun’un 2. maddesinde ise Kanun’un Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatında çalışan her sınıftan memurlar ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatlarında görev yapan subay, astsubay, sözleşmeli subay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erler ile diğer sınıflardaki memurları kapsadığı belirtilmiştir. İtiraz konusu kural, amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem ve eylemleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söyleyen kolluk personeline kınama cezası verilmesini öngörmektedir. Kuralda düzenlenen fiilin oluşması için kuralda sayılan kişilerin işlem ve eylemleri hakkında kullanılan olumsuz sözlerin kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak nitelikte olması gerekmektedir . Anayasa’nın 26. maddesinin asıl işlevi herkesin ifade özgürlüğünü korumaktır. Kolluk personelinin de dâhil olduğu kamu görevlileri toplumun diğer bütün bireyleri gibi ifade özgürlüğünden yararlanır. Bununla beraber Anayasa’nın 12. maddesinin, “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder” biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar ( Engin Kabadaş [1.B.], B. No: 2014/18587, 6/7/2017, § 36). Emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlamakla görevli, silah ve benzeri araçlar kullanma yetkisi olan ve silahlı kuvvetlere benzer özellik gösteren kolluk teşkilatında hizmetin düzenli ve sürekli sunulması, toplumun asayiş ve güvenliğinde herhangi bir zafiyete meydan verilmemesi bakımından kurum içi disiplin ve hiyerarşi hayati bir öneme sahiptir. Bu kapsamda disiplin ve hiyerarşi içinde bulunan personelin amirleri, astları ve çalışma arkadaşları hakkında kurumun düzeninin ve dolayısıyla hizmetin işleyişinin bozulmasına sebebiyet verebilecek nitelikteki sözleri için disiplin yaptırımı öngörülmesi demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında silahlı kuvvetlere benzer özellik gösteren kolluk personeli bakımından disipline ilişkin hükümlerin -özellikle hiyerarşiyi zedeleyecek açıklamalar bağlamında-sivil devlet memurlarının tabi olduğu kurallara kıyasla daha katı olmasının demokratik toplumda gerekli olmadığının söylenemeyeceğini belirtmektedir ( Samet Çelikçapa [1.B.], B. No: 2018/14878, 26/5/2022, §39; ( Hulusi Özkan [2.B.], B. No: 2015/18638, 15/11/2018, § 41). Çoğunluk, olumsuz yönde olmakla birlikte hizmetin işleyişini müspet yönde etkileyebilecek veya çalışma barışının sağlanmasına katkı sunabilecek, yapıcı ve genel hizmet anlayışı içinde makul karşılanabilir nitelikteki eleştirilerin de olabileceğini, her türlü olumsuz eleştirinin cezalandırılmasının demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmeyeceğini belirtmiştir. Oysa kuralda amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşlarının işlem ve eylemleriyle ilgi olarak söylenen her türlü olumsuz söz cezalandırılmamaktadır. Anılan kişiler hakkında söylenen olumsuz sözlerin kural kapsamında disiplin cezasına konu olabilmesi için kötüleyici ya da kötü izlenim bırakacak nitelikte olması gerekmekte olup, eleştiri sınırlarını aşan bir durum ifade edilmektedir. Kurumun huzur ve sükununun ve bu suretle kamu düzeninin korunması ve sağlanması biçimindeki meşru amaç doğrultusunda anılan kişilerin işlem ve eylemleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak nitelikte olumsuz sözler söyleyen kolluk personelinin disiplin cezasıyla cezalandırılması şeklinde getirilen sınırlamanın demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı değerlendirilmektedir. Öte yandan, kurala konu fiilin karşılığının en hafif ikinci derecedeki disiplin cezası olan kınama cezası olduğu ve verilen disiplin cezasının yargı denetimine açık olduğu da dikkate alındığında kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığından, çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/39
2024/124
11/02/2025
Esas - İptal
27/05/2025 - 32912
Var
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/124 Karar Sayısı : 2025/39 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 27/5/2025-32912 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Denizli 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 25. ve 26. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline verilmesi talebidir . OLAY: Davacının uyarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır: a) Görev sırasında (…), mevzuat veya talimatlarla yasaklanan davranışlarda bulunmak. b) Mevzuatta belirlenmiş usul ve kurallara riayet etmeden sözlü, yazılı veya elektronik olarak müracaat veya şikâyette bulunmak. c) Nöbeti teslimden sonra görev yerine özürsüz olarak geç dönmek. ç) Bildirimleri süresi içerisinde yerine ulaştırmamak. d) Mevzuat veya talimatlarla taşınmasına veya bulundurulmasına izin verilmiş olanlar dışında, mesleğin ciddiyeti ile bağdaşmayacak biçimde yüzük, bilezik, kolye, madalyon, rozet ve benzeri şeyleri takmak. e) Görev sırasında veya dışında kendisi ile aynı rütbede çalışanlara veya mesai arkadaşlarına karşı saygısız davranmak. f) Mevzuat ve talimatlarla kendisine tevdi edilmiş görevlerin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmekten imtina ettiğini gösterecek tavır ve davranışlarda bulunmak. g) Amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylemek. ğ) Zati demirbaş tabanca veya geçici olarak verilen demirbaş tabancanın üzerinde orijinalliğini bozacak boya, kaplama, gravür veya ciddiyetle bağdaşmayacak şekil, desen, resim ve karakter gibi değişiklikler yapmak. h) Mevzuata veya mesleki teamüllere aykırı hitaplarda bulunmak. ı) Bu fıkrada disiplinsizlik olarak saptanan eylem, işlem, tutum ve davranışlar dışında herhangi bir biçimde görevin takdir ve yerine getirilmesinde müsamaha ve savsaklama göstermek. i) (Mülga:18/10/2018-7148/36 md.) ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Denizli 2. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 25. ve 26. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline verilmesi talebidir . OLAY: Davacının uyarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) Kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır: a) Görev sırasında (…), mevzuat veya talimatlarla yasaklanan davranışlarda bulunmak. b) Mevzuatta belirlenmiş usul ve kurallara riayet etmeden sözlü, yazılı veya elektronik olarak müracaat veya şikâyette bulunmak. c) Nöbeti teslimden sonra görev yerine özürsüz olarak geç dönmek. ç) Bildirimleri süresi içerisinde yerine ulaştırmamak. d) Mevzuat veya talimatlarla taşınmasına veya bulundurulmasına izin verilmiş olanlar dışında, mesleğin ciddiyeti ile bağdaşmayacak biçimde yüzük, bilezik, kolye, madalyon, rozet ve benzeri şeyleri takmak. e) Görev sırasında veya dışında kendisi ile aynı rütbede çalışanlara veya mesai arkadaşlarına karşı saygısız davranmak. f) Mevzuat ve talimatlarla kendisine tevdi edilmiş görevlerin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmekten imtina ettiğini gösterecek tavır ve davranışlarda bulunmak. g) Amirleri, üstleri, aynı rütbedeki veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba bırakacak tarzda olumsuz sözler söylemek. ğ) Zati demirbaş tabanca veya geçici olarak verilen demirbaş tabancanın üzerinde orijinalliğini bozacak boya, kaplama, gravür veya ciddiyetle bağdaşmayacak şekil, desen, resim ve karakter gibi değişiklikler yapmak. h) Mevzuata veya mesleki teamüllere aykırı hitaplarda bulunmak. ı) Bu fıkrada disiplinsizlik olarak saptanan eylem, işlem, tutum ve davranışlar dışında herhangi bir biçimde görevin takdir ve yerine getirilmesinde müsamaha ve savsaklama göstermek. i) (Mülga:18/10/2018-7148/36 md.) ”
1
46
1,982
2025/43
2025/59
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/59, K.2025/43, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Bölge İdare Mahkemesi - İstanbul Onuncu İdari Dava Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/43
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/59 Karar Sayısı : 2025/43 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 3. Söz konusu Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/55 sayılı dosyasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle bu başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun 40. maddenin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/43
2025/59
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/59 Karar Sayısı : 2025/43 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ”
0
47
1,982
2025/24
2025/24
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/24, K.2025/24, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Dörtyol 6
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/24
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/24 Karar Sayısı : 2025/24 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Dörtyol 6. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla... ”, “ ...kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından... ” ve “ ...5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret ve tehdit suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu kuralların da yer aldığı birinci cümlesinde 7531 sayılı Kanun’la 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasında yapılan değişikliklerin 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmayacağı öngörülmektedir. 4. 7531 sayılı Kanun’la 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine (2) numaralı alt bent eklenmiştir. Buna göre anılan Kanun’un 125. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları ön ödeme kapsamına alınmıştır. Söz konusu fıkrada düzenlenen hakaret suçunun aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerindeki nitelikli hâller kapsamında ve/veya (4) numaralı fıkra uyarınca alenen işlenmesi hâlinde de ön ödeme hükümleri uygulanacaktır. Hakaret suçunun basit hâlinin düzenlendiği (1) numaralı fıkra ile suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesinin nitelikli hâl olarak düzenlendiği (3) numaralı fıkranın (a) bendi ise ön ödeme kapsamı dışında tutulmuştur. 5. Bakılmakta olan davaya konu fiilin 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (1) numaralı fıkrasına ilişkin olduğu dikkate alındığında anılan Kanun’un 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasında 7531 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle yapılan değişikliğin başvuruya konu yargılamada ön ödeme kurumunun hüküm ve sonuçları bakımından herhangi bir farklılığa yol açmayacağı anlaşılmaktadır. Bu itibarla 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki hakaret suçu ön ödeme kapsamına alınmadığından mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçlarında ön ödeme kurumuna ilişkin normun zaman bakımından uygulamasını düzenleyen itiraz konusu kurallar bakılmakta olan davadaki uyuşmazlığın çözümünde olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte değildir. 6. Açıklanan nedenle bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmayan kurallara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla... ”, “ ...kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından... ” ve “ ...5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/24
2025/24
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/24 Karar Sayısı : 2025/24 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Dörtyol 6. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla... ”, “ ...kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından... ” ve “ ...5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret ve tehdit suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Dörtyol 6. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla... ”, “ ...kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından... ” ve “ ...5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret ve tehdit suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
48
1,982
2025/86
2024/197
04/12/2024
27/03/2025
(AYM, E.2024/197, K.2025/86, 27/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - İstanbul 8
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/86
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/197 Karar Sayısı : 2025/86 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/5/2025-32914 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/197) 2. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/199) 3. İstanbul 64. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/200) 4. İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/204) 5. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/207) 6. İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/212) 7. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/213) 8. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/222) 9. Kırıkkale 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/228) 10. İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/239) 11. Osmaniye 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/1) 12. Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/9, 2025/10) 13. Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/25) 14. Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesi (2025/26) 15. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi (2025/37) İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili (E.2025/6) İTİRAZLARIN VE DAVANIN KONUSU: 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin, B. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin, Anayasa’nın 2., 10., 13., 19., 36., 38 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 15. maddesiyle 5237 sayılı Kanun’un (6) numaralı fıkrasının (a) bendine (2) numaralı alt bendin eklendiği 75. maddesi şöyledir: “ Önödeme Madde 75- (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili; a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yüz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı, c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. (Ek cümleler:17/10/2019- 7188/16 md.) Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde önödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/12 md.) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır. (2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer. (3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır. (4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adlî para cezası esas alınarak belirlenir. (5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez. (6) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Bu madde hükümleri; a) Bu Kanunda yer alan; 1. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (98 inci maddenin birinci fıkrası), 2. (Ek:7/11/2024-7531/15 md.) Hakaret (125 inci maddenin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası ), 3. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (madde 171), 4. Çevrenin taksirle kirletilmesi (182 nci maddenin birinci fıkrası), 5. Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (264 üncü maddenin birinci fıkrası), 6. Suçu bildirmeme (278 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları), suçları, b) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç, c) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç, d) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç, bakımından da uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz. (7) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. ” 2. 18. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1. 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesi şöyledir: “ Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar Madde 73- (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. (2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. (3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. (4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. (5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. (6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. (7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz. (8) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.) ” 2. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Uzlaştırma Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.) (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. … (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret suçunda (125 inci maddenin ikinci fıkrası), uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 - 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. (5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır. (6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. (7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. … (19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…) Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. … ” II. İLK İNCELEME A. E.2024/197 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin iptali talep edilmiştir. İtiraz konusu kuralın (1) numaralı fıkrasında kuralı ihdas eden Kanun’la 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenlemenin 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmayacağı öngörülmektedir. Kuralı ihdas eden 7531 sayılı Kanun’la 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen ikinci cümlede soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresinin her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ancak 5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu geçici 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından azami iki yıllık şikâyet süresi aranmayacaktır. 4. Bakılmakta olan davaya konu suçun işlendiği tarih ile şikâyet tarihi dikkate alındığında 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenlemenin başvuruya konu yargılamada şikâyet kurumunun hüküm ve sonuçları bakımından herhangi bir farklılığa yol açmayacağı anlaşılmaktadır. 5. Öte yandan kuralın (3) numaralı fıkrasında 7531 sayılı Kanun’la 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (24) numaralı fıkrasında yapılan düzenlemenin kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmayacağı, bu kişilerin diğer koşulları taşımaları hâlinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilecekleri öngörülmüştür. Böylelikle anılan fıkrada yapılan değişiklikten önce uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanların diğer şartları taşımaları hâlinde söz konusu fıkrada öngörülen hukuk fakültesi mezunu olma şartını taşımaksızın uzlaştırmacı sicili ve listelerine kaydolabilmelerine imkân tanınmıştır. Bakılmakta olan davada bu hususa yönelik bir uyuşmazlığın bulunmadığı tespit edilmiştir. 6. Kuralın (4) numaralı fıkrası ise kuralın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla anılan Kanun’un 254. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalara ilişkin olduğu, bakılmakta olan davanın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen bir dosyayı konu edinmediği anlaşılmıştır. 7. Bu itibarla kuralın (1), (3) ve (4) numaralı fıkraları bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte değildir. Dolayısıyla anılan fıkraların başvuruda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 8. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1), (3) ve (4) numaralı fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. (2) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2024/199 Sayılı Başvuru Yönünden 9. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. C. E.2024/200 Sayılı Başvuru Yönünden 10. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 11. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 5271 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptalleri talep edilmiştir. 12. E.2024/197 sayılı dosyanın ilk inceleme bölümünde anılan maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasına yönelik belirtilen gerekçeler bu dosya yönünden de geçerlidir. 13. Açıklanan nedenle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. (2) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. Ç. E.2024/204 Sayılı Başvuru Yönünden 14. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 15. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 5271 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin iptali talep edilmiştir. 16. E.2024/197 sayılı dosyanın ilk inceleme bölümünde belirtilen gerekçeler bu dosya yönünden de geçerlidir. 17. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1), (3) ve (4) numaralı fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. (2) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. D. E.2024/207 Sayılı Başvuru Yönünden 18. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 4/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. E. E.2024/212 Sayılı Başvuru Yönünden 19. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. F . E.2024/213 Sayılı Başvuru Yönünden 20. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür. 21. 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 22. 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 23. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptalleri talep edilmiştir. Mahkemenin daha önce anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının iptali talebiyle Anayasa Mahkemesinin E.2024/199 esasına kayıtlı dosyasında itiraz başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece söz konusu itiraz başvurusunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulması söz konusu fıkranın incelenme imkânını ortadan kaldırmaktadır. 24. Açıklanan nedenle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, B. (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. G. E.2024/222 Sayılı Başvuru Yönünden 25. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. Ğ. E.2024/228 Sayılı Başvuru Yönünden 26. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. H. E.2024/239 Sayılı Başvuru Yönünden 27. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. I. E.2025/1 Sayılı Başvuru Yönünden 28. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. İ. E.2025/6 Sayılı Dava Yönünden 29. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. J. E.2025/9 Sayılı Başvuru Yönünden 30. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. K. E.2025/10 Sayılı Başvuru Yönünden 31. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. L. E.2025/25 Sayılı Başvuru Yönünden 32. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. M. E.2025/26 Sayılı Başvuru Yönünden 33. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 34. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 5271 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinin iptali talep edilmiştir. 35. E.2024/197 sayılı dosyanın ilk inceleme bölümünde söz konusu maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarına ilişkin belirtilen gerekçeler bu dosya yönünden de geçerlidir. 36. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1) ve (2) numaralı fıkralarının esasının incelenmesine, B. (3) ve (4) numaralı fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. N. E.2025/37 Sayılı Başvuru Yönünden 37. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARLARI A. E.2024/199 Sayılı Başvuru Yönünden 38. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/199 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2024/200 Sayılı Başvuru Yönünden 39. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/200 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. C. E.2024/204 Sayılı Başvuru Yönünden 40. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/204 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. Ç. E.2024/207 Sayılı Başvuru Yönünden 41. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …kovuşturma… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/207 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. D. E.2024/212 Sayılı Başvuru Yönünden 42. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1) numaralı fıkrasının, B. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibaresinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/212 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. E. E.2024/213 Sayılı Başvuru Yönünden 43. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/213 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. F. E.2024/222 Sayılı Başvuru Yönünden 44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …soruşturma… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/222 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. G. E.2024/228 Sayılı Başvuru Yönünden 45. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/228 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. Ğ. E.2024/239 Sayılı Başvuru Yönünden 46. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ ...5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/239 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. H. E.2025/1 Sayılı Başvuru Yönünden 47. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/1 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. I. E.2025/9 Sayılı Başvuru Yönünden 48. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/9 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. İ. E.2025/10 Sayılı Başvuru Yönünden 49. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesine 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen (6) numaralı fıkranın (a) bendine 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen (2) numaralı alt bendinde yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/10 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. J. E.2025/25 Sayılı Başvuru Yönünden 50. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/25 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. K. E.2025/26 Sayılı Başvuru Yönünden 51. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/26 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. L. E.2025/37 Sayılı Başvuru Yönünden 52. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin; A. (1) numaralı fıkrasının, B. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” ibaresinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/37 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. AYIRMA VE BİRLEŞTİRME KARARI 53. 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...(b) ve (c)... ” ibaresinin, B. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının, iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2025/6 sayılı davadan ayrılmasına ve aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/197 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2024/197 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. ESASIN İNCELENMESİ 54. Başvuru kararları ile dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava ve itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 15. Maddesiyle 5237 Sayılı Kanun’un 75. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının (a) Bendine Eklenen (2) Numaralı Alt Bentte Yer Alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 55. 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinde önödeme kurumu düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında uzlaştırma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların failinin anılan Kanun’da öngörülen miktar ile soruşturma giderlerini yapılacak tebligat üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu fıkrada ayrıca taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarının ise yarı oranında artırılacağı düzenlenmiştir. 56. Maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına göre özel kanun hükümleri gereğince doğrudan kamu davasının açıldığı durumlar ile soruşturma aşamasında önödeme işlemi yapılmadan davanın açılması veya isnat edilen fiilin hukuki niteliğinin değişmesi sebebiyle suçun önödeme kapsamına girdiğinin anlaşılması durumunda kovuşturma aşamasında da önödeme hükümleri uygulanacaktır. Söz konusu hâllerde (1) numaralı fıkraya göre belirlenecek miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödeyen sanık hakkında kamu davası düşecektir. 57. (6) numaralı fıkrada (1) numaralı fıkradaki genel düzenlemenin haricinde önödeme kapsamına giren diğer suçlar ayrıca sayılmıştır. Anılan fıkrada ayrıca sayılan bu suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. 58. Fıkranın (a) bendinin (2) numaralı alt bendiyle anılan Kanun’un 125. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları önödeme kapsamına alınmıştır. Söz konusu fıkrada düzenlenen hakaret suçunun aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bendindeki nitelikli hâller kapsamında ve/veya (4) numaralı fıkra uyarınca alenen işlenmesi hâlinde de önödeme hükümleri uygulanacaktır. Hakaret suçunun basit hâlinin düzenlendiği (1) numaralı fıkra ile suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesinin nitelikli hâl olarak düzenlendiği (3) numaralı fıkranın (a) bendi önödeme kapsamı dışında tutulmuştur. Kanun’un 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “ …ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası… ” ibaresi itiraz ve dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. İtirazların ve İptal Talebinin Gerekçeleri 59. Başvuru kararlarında ve dava dilekçesinde özetle; hakaret suçunun mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâli ile nitelikli hâllerinin bir kısmının önödeme kapsamına alınmasına karşın söz konusu suçun basit hâlinin ve kamu görevlisine karşı işlenmesi şeklindeki nitelikli hâlinin önödeme kapsamı dışında bırakılmasının eşitlik ilkesini ihlal ettiği, bu durumun cezaların orantılılığı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 60. Anayasa’nın 10. maddesinde “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. ” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir. 61. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25; E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 11). 62. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. 63. Mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle hakaret suçunu işleyen fail ile doğrudan huzurda ya da gıyapta hakaret suçunu işleyen failin benzer hukuki konumda oldukları ve karşılaştırılmaya müsait oldukları, kural nedeniyle bunlar arasında suçun işleniş biçimi gözetilerek önödeme hükümlerinin uygulanması bakımından farklılık meydana getirildiği anlaşılmaktadır. 64. Ceza hukuku bağlamında kanun önünde eşitlik ilkesi suçun basit hâllerinden birini işleyen failin, suçun diğer basit hâllerinden birini ya da nitelikli hâllerini işleyen faillerle her durumda aynı kurallara bağlı tutulmalarını gerektirmemektedir. Bununla birlikte benzer hukuki konumda olan kişilere yönelik farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanması gerekmektedir. 65. Türk hukuk sisteminde esasen kovuşturmanın mecburiliği ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke uyarınca kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde kamu davasının açılması zorunluluğu bulunmaktadır. Ceza muhakemesinde alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kovuşturmanın mecburiliği ilkesinin istisnasını oluşturmaktadır. 66. Şüphesiz hukuk devletinde kanun koyucunun anayasal ilkelere bağlı kalmak şartıyla cezai uyuşmazlıklarda alternatif uyuşmazlık çözüm yolu öngörüp öngörmeme veya hangi suçlara söz konusu kurumların uygulanacağını, bunların şartlarını, yöntemini, kişi veya kurum yönünden kapsam ve sınırlarını belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2020/79, K.2023/113, 22/6/2023, § 81). 67. 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinde düzenlenen önödeme kurumu da kovuşturmanın mecburiliği ilkesinin istisnalarından birini oluşturmaktadır. Önödeme kurumu ile belirli ağırlıktaki suçları işlediği yönünde kamu davasını açmayı gerektirir şüphe bulunan fail bakımından yargılama faaliyetinden vazgeçilerek doğrudan parasal yaptırım uygulanması söz konusudur. Böylece belirli ağırlıktaki suçlar, klasik anlamdaki ceza yargılamasının dışına çıkarılmaktadır. Dolayısıyla önödeme belli nitelik ve türdeki suçlar için soruşturma ve kovuşturma aşamalarında gerçekleşebilen ve fail hakkında kamu davasının açılmasını önleyen ya da açılan davanın düşmesini sağlayan bir hukuki kurumdur (bazı farklılıklara birlikte bkz. AYM, E.2017/140, K.2017/177, 28/12/2017, § 12). 68. Anılan Kanun’da öngörülen şartların gerçekleştiği durumlarda önödeme hükümlerinin uygulanması bakımından savcılık ya da mahkemenin takdir yetkisi bulunmamaktadır. Buna karşın söz konusu usulde failin iradesi önem taşımaktadır. Bu yönüyle savcılık ya da mahkeme tarafından yapılan önödeme teklifinin fail tarafından kabul edilmemesi hâlinde önödeme hükümleri uygulanamayacak ve yargılamaya genel hükümlere göre devam edilecektir. 69. Önödeme hükümlerinin uygulandığı durumlarda fail klasik ceza yargılamasındaki birtakım usule ilişkin güvencelerden feragat etmektedir. Diğer yandan önödeme kurumuyla failin muhtemel bir ceza mahkûmiyetinin sonucu olarak toplumda suçlu olarak bilinmesinin ve cezanın infaz edilmesinin olumsuz etkilerinin önüne geçilmektedir. Yine kuralın gerekçesinde de belirtildiği üzere kuralla devletin infaz külfetinden ve mahkemelerin iş yoğunluğundan kurtarılması ile geleneksel anlamda cezayla amaçlanan genel ve özel önlemenin alternatif bir yolla sağlanmasına imkân tanınması amaçlanmaktadır. 70. Gerçekten de sosyal medyanın yaygın olarak kullanıldığı günümüzde kişiler ya da kurumlarla ilgili olarak yayımlanan içeriklere yönelik yorumlar nedeniyle birçok kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma açıldığı, bu durumun yargının iş yükünü artırdığı görülmektedir. Kanun koyucunun söz konusu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için uygulayacağı yöntemi belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde anılan suçun önödeme kapsamına alınmasının da bu amaca hizmet ettiği açıktır. 71. Bununla birlikte Kanun’un 125. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında düzenlenen hakaret suçlarının benzer şekilde bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etme veya sövme biçiminde işlenebileceği, (2) numaralı fıkrada sayılan araçlarla suçun işlenmesi hâlinde failin (1) numaralı fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılacağı anlaşılmaktadır. 72. Kuralda hakaret suçunun basit hâlinin düzenlendiği 125. maddenin (1) numaralı fıkrası önödeme kapsamına alınmamasına karşın söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan nitelikli hâllerde ve suçun (2) numaralı fıkrada belirtilen araçlarla işlenmesi hâlinde önödeme hükümlerinin uygulanmasına imkân tanınmıştır. Önödeme kurumunun uygulanması açısından (1) ve (2) numaralı fıkralardaki suç teşkil eden fiiller arasında nitelik, içerik ve yoğunluk ile suçla korunan hukuki değer, fiilin toplum üzerindeki etkileri ve fiiller için öngörülen ceza miktarları yönünden herhangi bir farklılık bulunmadığı hâlde suçun nitelikli hâlleri ile belli şekillerde işlenmesi durumunda önödeme kurumu uygulanırken suçun basit hâlinin önödeme kapsamına alınmaması suretiyle oluşturulan farklı muamelenin nesnel ve makul bir temeli tespit edilememiştir. 73. Dolayısıyla mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle hakaret suçunu işleyen fail ile doğrudan huzurda ya da gıyapta hakaret suçunu işleyen fail arasında önödeme hükümlerinin uygulanması bakımından nesnel ve makul bir temele dayanmaksızın farklılık oluşturan kuralın kanun önünde eşitlik ilkesiyle bağdaştığı söylenemez. 74. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. B. Kanun’un 18. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 7. Maddenin (1) ve (2) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi 1. (1) Numaralı Fıkra a. Anlam ve Kapsam 75. 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (2) numaralı fıkrasında 7531 sayılı Kanun’la yapılan düzenlemenin 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmayacağı öngörülmektedir. 76. 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimsenin altı ay içinde şikâyette bulunmaması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün değildir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasına göre altı aylık süre, zamanaşımı süresini geçmemek şartıyla şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlayacaktır. Söz konusu fıkraya 7531 sayılı Kanun’la eklenen ikinci cümlede şikâyet süresine ilişkin genel ilkeye istisna getirilmiştir. Buna göre soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemeyecektir. 77. İtiraz konusu kural uyarınca 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından azami iki yıllık şikâyet süresi aranmayacaktır. Dolayısıyla kural uyarınca anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma ve kovuşturma evresinde bulunan dosyalarda 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki genel şikâyet süresi uygulanacaktır. b. İtirazların Gerekçeleri 78. Başvuru kararlarında özetle; şikâyet kurumunun usul hukukuna ilişkin olduğu ve anılan kurumda yapılan değişikliklerde ilke olarak derhâl uygulanma ilkesinin geçerli olduğu, değişikliğin ortaya çıkaracağı adaletsizliklerin önlenmesi için yeni düzenlemenin geçmişe etkili olmasının bu ilkenin istisnasını oluşturduğu, aynı tarihte suç işleyen failler hakkında farklı uygulamalara neden olan kuralın kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, yine kural uyarınca sanıkların lehine olan hükümlerin uygulanamadığı, bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 13., 19., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 79. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 80. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. 81. İlke olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir (AYM, E.2018/103, K.2019/4, 13/2/2019, § 15; E.2018/108, K.2019/5, 13/2/2019, § 20). Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak düzenlemesinde takdir yetkisine sahip olduğu kuşkusuzdur. 82. Ceza muhakemesi hukuku kuralları ise işlendiği iddia edilen fiilin ortaya çıkarılması için uygulanacak yöntemleri belirler. Bu nedenle ilke olarak yargılama usulüne ilişkin hükümlerde yapılan değişiklikler, lehe ya da aleyhe değerlendirmesi yapılmaksızın derhâl uygulanma ilkesine tabidir. Nitekim 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “ Ceza Muhakemesi Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, aşağıdaki maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, kesin hükme bağlanmış olanlar hariç, görülmekte olan bütün soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanır. ” denilmekle bu ilke vurgulanmıştır. 83. Ceza muhakemesinde birden fazla hukuki işlem yapılmaktadır. Derhâl uygulanma ilkesinin bir sonucu olarak yapıldığı tarihte yürürlükte olan kanuna göre tamamlanmış muhakeme işlemleri yeni kanunun yürürlüğe girmesiyle geçerliliğini yitirmeyeceği gibi yeni kanuna göre tekrarlanması da söz konusu olmayacaktır. Başka bir ifadeyle yeni kanun ancak yürürlüğe girdiği tarihte henüz başlamamış ya da devam etmekte olan muhakeme işlemleri bakımından uygulanabilecektir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2023/9-586, K.2024/93, 21/2/2024). 84. Şikâyet, mağdur veya suçtan zarar görenin yetkili merciye başvurarak suç teşkil eden belli bir fiil dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma yapılması yönündeki irade açıklamasıdır. Ceza davasının kamusallığı ilkesi gereğince kural olarak adli makamların suç şüphesini öğrenmeleri ile birlikte kendiliğinden soruşturmaya başlamaları gerekir. Bununla birlikte kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlarla soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir (bazı farklılıklarla birlikte AYM, E.2019/2, K.2020/28, 11/6/2020, § 29). 85. Kanunda öngörülen bir düzenlemenin maddi ceza hukuku ya da usul hukuku normu olup olmadığını belirlemede söz konusu hükümlerin yer aldığı sistematiğin önemli olduğu söylenebilir. Ancak anayasal ilkelerin uygulanmasında bu durum tek başına belirleyici bir rol oynamamaktadır. Bu bağlamda şikâyet kurumu da genel olarak maddi ceza hukuku normlarını içeren 5237 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Takibi şikâyete bağlı suçlarda şikâyetin yokluğu failin cezalandırılmaması sonucunu doğurmaktadır. Buna karşın aksi yönde görüşler de olmakla birlikte genel kabul söz konusu kurumun maddi ceza hukuku kapsamında yer almadığı, bir usul hukuku kurumu olduğu yönündedir. Zira söz konusu kurumun bir fiilin suç olarak tespit edilmesine herhangi bir katkısı olmamakta ancak suç olarak kabul edilen bir fiilin soruşturulması ve kovuşturulmasına dolayısıyla muhakeme işlemlerinin yürütülmesine doğrudan etkisi bulunmaktadır. Bu itibarla şikâyetin muhakeme şartı olduğu açıktır. 86. İtiraz konusu kural kapsamında anılan Kanun’un 73. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 7531 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen düzenlemenin söz konusu değişikliğin yapıldığı tarihte soruşturma ve kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda uygulanmamasının tamamlanmış muhakeme işlemlerinin sonuçlarına etki eden bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kural, usul hukukundaki derhâl uygulanma ilkesine uygun olarak devam eden soruşturma ve kovuşturmalar açısından yapıldığı tarih itibarıyla usulüne uygun olan şikâyetlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldırmamaktadır. Bu bağlamda anılan Kanun’la yapılan değişiklikten önce şikâyet hakkını kullanmış olan kişilerin bu muhakeme işleminden kaynaklı hakları korunmaktadır. Diğer yandan söz konusu şikâyete bağlı olarak ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına muhatap olan kişiler yönünden usulüne uygun olarak yapılan şikâyetin muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede öngörülebilir olduğu da ortadadır. Bu itibarla kuralda hukuk güvenliğine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. 87. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 10., 13., 19., 36. ve 38. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir. 2. (2) Numaralı Fıkra a. Anlam ve Kapsam 88. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinde uzlaştırma kurumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek kişi ya da özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılmasına imkân tanınan suçlar sayılmıştır. Maddenin (2) numaralı fıkrasında ise soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için kanunda açık hüküm bulunması gerektiği belirtilmiştir. 89. (3) numaralı fıkranın birinci cümlesinde soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile belirli suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda uzlaştırma kurumu uygulanmayacaktır. Bunun yanı sıra anılan cümlede 7531 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değişiklik yapılmış ve mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçlarında da uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. 90. (4) ila (25) numaralı fıkralarda uzlaştırma işlemlerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. (4) numaralı fıkraya göre suçun uzlaştırmaya tâbi olması hâlinde dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Uzlaştırma bürosu tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, sanık ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Sanık, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunulmasından itibaren bu kişilerin yedi gün içinde kararını bildirmemeleri durumunda teklifi reddettikleri kabul edilir. 91. (5) numaralı fıkrada uzlaşma teklifinde bulunulması hâlinde taraflara uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmelerinin hukuki sonuçlarının anlatılacağı belirtilmiştir. (17) numaralı fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmanın kovuşturma aşamasında uygulanması hâlinde ise hâkim, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlemekle yükümlüdür. 92. (19) numaralı fıkrada uzlaşmanın soruşturma aşamasında sağlanması ve şüphelinin edimini defaten yerine getirmesi hâlinde şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verileceği belirtilmiştir. Anılan fıkrada ayrıca edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi hâlinde 171. maddedeki şartlar aranmaksızın şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verileceği, erteleme süresince zamanaşımının işlemeyeceği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde yeniden kasıtlı bir suç işlenmesi şartı aranmaksızın şüpheli hakkında kamu davasının açılacağı düzenlenmiştir. Fıkranın devamında ise uzlaşmanın sağlanması hâlinde mağdur veya suçtan zarar gören uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açamayacağı; açılmış olan davadan ise feragat edilmiş sayılacağı, şüphelinin edimini yerine getirmemesi hâlinde uzlaşma raporu veya belgesinin 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılacağı hükme bağlanmıştır. 93. 5271 sayılı Kanun’un 254. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre kovuşturma aşamasında uzlaştırma işleminin uygulanması ve uzlaşma sağlanarak sanığın edimini defaten yerine getirmesi hâlinde ise davanın düşmesi kararı verilir. 94. Anılan Kanun’un 253. maddesinde 7531 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle yapılan ibare değişikliğiyle uzlaştırma kapsamından çıkarılan mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendiyle önödeme kapsamına alınmıştır. 95. 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin dava ve itiraz konusu (2) numaralı fıkrası uyarınca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından anılan Kanun’un 253. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ve 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinde yapılan değişiklikler uygulanmayacaktır. Söz konusu soruşturmalar ve kovuşturmalar 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (3) numaralı fıkrasında 7531 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılacaktır. 96. Bu itibarla kuralın da yer aldığı maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları bakımından uzlaştırma hükümleri uygulanacak olup bu suçlar hakkında önödeme hükümleri uygulanmayacaktır. 97. Bununla birlikte kuralda 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma ve kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinde yapılan değişikliğin de uygulanmayacağı öngörüldüğünden söz konusu dosyalarda uzlaştırmanın sağlanamadığı hâllerde önödeme hükümleri de uygulanamayacak, muhakemeye genel hükümlere göre devam edilecektir. b. İtirazların ve İptal Talebinin Gerekçeleri 98. Başvuru kararlarında ve dava dilekçesinde özetle; sonradan yürürlüğe giren ve hakaret suçunun mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâli ile bu surette işlenen nitelikli hallerinin bir kısmını önödeme kapsamına alan kanun hükümlerinin anılan suçta uzlaştırma uygulanmasını öngören kanun hükümlerine göre failin lehine olduğu ancak itiraz ve dava konusu kural uyarınca failin lehine olan hükümlerin uygulanamadığı, bu durumun davaların makul sürede bitirilmesi gerekliliği, adil yargılanma hakkı ile hukuk devleti ve suçta ve cezada kanunilik ilkeleriyle bağdaşmadığı, aynı tarihte suç işleyen failler hakkında farklı uygulamalara neden olan bu durumun kanun önünde eşitlik ilkesini de ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 19., 36., 38. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 99. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez ” denilerek suçun kanuniliği ; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur ” denilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. 100. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır. Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “ Kanunsuz ceza olmaz ” başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “ Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. ” şeklinde; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “ Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır. ” biçiminde düzenlenmiştir. 101. Sonradan yürürlüğe giren lehe kanunun önceki suç konusu fiillere uygulanması meselesi, Anayasa Mahkemesinin 11/4/2019 tarihli ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararında Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan kanunilik ilkesi kapsamında değerlendirilmiştir. Anılan karara göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15). 102. Bu bağlamda toplumun ihtiyaçlarına göre suç sayılan fiiller için uygulanacak cezalar, nitelik ve nicelik olarak zamanla değişebilmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunla bir suç için daha hafif bir ceza öngörülebileceği gibi daha ağır bir ceza da belirlenebilir. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin gereği olarak Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “… kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez ” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza normlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural kanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı olarak ifade edilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabul edilmiş bir güvence niteliğindedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 16). 103. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren bir kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda ise diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesi gündeme gelmektedir. Sonraki kanunun fiili suç olmaktan çıkarması veya daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda lehe kanundan söz edilir. Aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağından farklı olarak lehe kanunun uygulanması ilkesine ilişkin bir hükme Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça yer verilmemiştir. Bununla birlikte aynı maddede suç için mutlaka fiilin işlendiği zaman yürürlükte olan kanunun öngördüğü cezanın verilmesi yönünde bir kural da bulunmamaktadır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 17). 104. Fiilin işlenmesinden hükmün kesinleşmesine kadar geçen ceza muhakemesi sürecinde bir suç için fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan ve daha sonra yürürlüğe giren kanun olmak üzere uygulanması mümkün birden fazla kanun hükmü söz konusu olabilmektedir. Suç nedeniyle başta hürriyeti bağlayıcı cezalar olmak üzere uygulanan çeşitli ceza ve güvenlik tedbirleri temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturduğundan Anayasa cezayı ağırlaştıran kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenmiş suçlara uygulanmasını açık biçimde yasaklamıştır. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin bir sonucu olan bu yasak, aynı zamanda suçun işlendiği tarihteki kanuna göre lehe olan sonraki kanunun uygulanmasını da gerekli kılmaktadır. Zira işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilen kanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesi, suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve cezaların kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak beklemeyecekleri dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunu doğuracaktır. Bunun ceza hukuku alanında kişilerin hukuki güvenliklerini anayasal güvenceye bağlamayı amaç edinen suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 18). 105. Öte yandan lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen sosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı kabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce işlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 19). 106. Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza yargılamasında lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında anayasal bir zorunluluk olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 20). 107. İtiraz ve dava konusu kural, ceza hukuku bağlamında gerçekleştirici ve geçici ceza normudur. Kural, bir yönüyle değişen kanunla yeni kanun arasında uyum sağlamayı diğer yönüyle ise ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları gidermeyi amaçlamaktadır. 108. Şüphesiz h ukuk devletinde cezai uyuşmazlıklarda hangi suçlarda uzlaştırma ya da önödeme şeklindeki alternatif uyuşmazlık çözüm yolunun uygulanacağı, bu yöntemlerden hangisine öncelik tanınacağı kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır. 109. Bununla birlikte fiilin işlendiği tarihten sonra değişen kanun sebebiyle geçiş hükmü öngören kuralın anayasal güvencelere uygun olması gerekir. Bu bağlamda ilk olarak kuralda yer alan kurumların Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında ele alınıp alınmayacağının değerlendirilmesi gerekir. 110. Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir yöntemdir. Uzlaştırma; işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunan ve kapsamına giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur. Uzlaştırma ile şüpheli veya sanık işlediği suçun sorumluluğunu kabul edip üstlenerek suçun sonuçlarını da gidermek suretiyle toplumla yeniden bütünleşme imkânı elde etmekte, ayrıca devlet, yaptırım uygulamak yönünden katlanacağı birçok masraftan da kurtulmuş olmaktadır (AYM, E.2013/20, K.2013/50, 3/4/2013; E.2018/101, K.2019/3, 13/2/2019, § 8). 111. Uzlaştırma ve önödeme kurumlarının soruşturma ve kovuşturma aşamalarında fail hakkında kamu davasının açılmasının önlenmesini ya da açılan davanın düşmesini sağlamaları nedeniyle benzer bir fonksiyona sahip oldukları, bu bağlamda fail ile devlet arasındaki cezalandırma ilişkisine son verdikleri anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu kurumlar nitelik olarak hem usule hem maddi ceza hukukuna ilişkin özellikler taşımaktadır (anılan kurumların hukuki niteliklerine ilişkin benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Ceza Bölümü Genel Kurulu, E.1983/2, K.1983/2, 11/4/1983; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2021/12-383, K.2024/330, 6/11/2024). 112. Dolayısıyla söz konusu kurumların suçta ve cezada kanunilik ilkesine tabi olmaları nedeniyle suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun uyarınca uzlaştırma kapsamındaki bir suçun önödeme kapsamına alınması hâlinde hangi kurumun failin lehine olduğu tespit edilmelidir. 113. Onarıcı adalet anlayışına dayanan uzlaştırma kurumunda temelde mağdur veya suçtan zarar görenin tatmin edilmesi ve zararının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda uzlaştırma hükümlerinin uygulanabilmesi yalnızca failin iradesine bağlı olmayıp mağdur veya suçtan zarar görenin de -bu kişilerin birden fazla olması hâlinde tamamının- uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. 114. Buna karşın önödeme kurumunda mağdur veya suçtan zarar görenin iradesi önem taşımamaktadır. Önödemede fail ile mağdur muhatap olmamakta, kurumun uygulanması sürecinde söz konusu taraflar arasında herhangi bir müzakere gerçekleşmemektedir. Failin soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından yapılan önödeme önerisini kabul etmesi gerekli ve yeterlidir. Önödeme usulü kapsamındaki bir suçta söz konusu usulün uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yargı makamlarının takdir yetkisi de bulunmamaktadır. 115. Diğer yandan uzlaştırma usulünde maddi bir edim olmaksızın uzlaşmanın sağlanması mümkün olmakla birlikte, edimin belirlenmesinde tarafların iradesi ön planda olup edimin türü ve miktarı bakımından 5271 sayılı Kanun’da herhangi bir hüküm de yer almamaktadır. Bu yönüyle uzlaştırmada şüpheli ya da sanığın yerine getireceği edimin kanunda önödeme için öngörülen ceza miktarından daha fazla olmasının mümkün olduğu açıktır. Ancak önödemede 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesindeki hapis cezasının her bir gün karşılığı bulunan miktar ile adli para cezasının maktu ya da aşağı sınırına göre belirlenen miktarın soruşturma giderleri ile birlikte ödenmesi durumunda söz konusu kurumun uygulanacağı anlaşılmaktadır. 116. Dolayısıyla bir suç bakımından önödeme hükümlerinin uygulanmasının uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasına göre failin lehine olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 117. Dava ve itiraz konusu kuralda 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma ve kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları bakımından önödeme usulünün uygulanmayacağı, bu dosyaların uzlaştırma kurumu uygulanarak sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Şüphesiz kanun koyucu değişiklik tarihi itibarıyla uzlaşma sağlanmış dosyalarda yeniden önödeme usulünün uygulanmamasını, söz konusu uzlaşmanın geçerli kabul edilmesini öngörebilir. Nitekim kurala ilişkin gerekçede de bu husus “ …uzlaşmanın sağlandığı Türk Ceza Kanununun 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hakaret suçuna ilişkin dosyalar, bu suçun uzlaştırma kapsamından çıkarıldığı gerekçesiyle önödeme kapsamında değerlendirilemeyecek ve 253 üncü madde hükümlerine göre sonuçlandırılacaktır. ” şeklinde ifade edilmiştir. Buna karşın kuralın gerekçesinde “ …soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmadığı dosyalar bakımından önödeme hükümleri uygulanacaktır. ” denilmekle birlikte kuralın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma ve kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda önödeme hükümlerinin uygulanmasına imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır. 118. Bu itibarla mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçlarını uzlaştırma kapsamından çıkararak -maddi ceza hukukuyla da ilgisi olan ve lehe hükümler içeren- önödeme kapsamına alan düzenlemelerin uygulanma imkânının 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından ortadan kaldırılmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaştığı söylenemez. 119. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 38. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 13. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10., 36. ve 141. maddeleri yönünden incelenmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 19. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 120. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 121. 7531 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle 5237 sayılı Kanun’un 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurala ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 122. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasına yönelik yürürlüğün durdurulması talebinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “… (b) ve (c)... ” ibaresine yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VIII. HÜKÜM 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, B. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin; 1. (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE , 2. (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE , 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/86
2024/197
27/03/2025
Esas - İptal
29/05/2025 - 32914
Var
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/197 Karar Sayısı : 2025/86 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/5/2025-32914 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/197) 2. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/199) 3. İstanbul 64. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/200) 4. İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/204) 5. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/207) 6. İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/212) 7. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/213) 8. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/222) 9. Kırıkkale 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/228) 10. İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/239) 11. Osmaniye 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/1) 12. Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/9, 2025/10) 13. Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/25) 14. Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesi (2025/26) 15. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi (2025/37) İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili (E.2025/6) İTİRAZLARIN VE DAVANIN KONUSU: 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin, B. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin, Anayasa’nın 2., 10., 13., 19., 36., 38 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 15. maddesiyle 5237 sayılı Kanun’un (6) numaralı fıkrasının (a) bendine (2) numaralı alt bendin eklendiği 75. maddesi şöyledir: “ Önödeme Madde 75- (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili; a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yüz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı, c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. (Ek cümleler:17/10/2019- 7188/16 md.) Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde önödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/12 md.) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır. (2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer. (3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır. (4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adlî para cezası esas alınarak belirlenir. (5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez. (6) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Bu madde hükümleri; a) Bu Kanunda yer alan; 1. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (98 inci maddenin birinci fıkrası), 2. (Ek:7/11/2024-7531/15 md.) Hakaret (125 inci maddenin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası ), 3. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (madde 171), 4. Çevrenin taksirle kirletilmesi (182 nci maddenin birinci fıkrası), 5. Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (264 üncü maddenin birinci fıkrası), 6. Suçu bildirmeme (278 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları), suçları, b) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç, c) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç, d) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç, bakımından da uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz. (7) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. ” 2. 18. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1. 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesi şöyledir: “ Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar Madde 73- (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. (2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. (3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. (4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. (5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. (6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. (7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz. (8) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.) ” 2. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Uzlaştırma Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.) (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. … (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret suçunda (125 inci maddenin ikinci fıkrası), uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 - 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. (5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır. (6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. (7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. … (19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…) Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/197) 2. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/199) 3. İstanbul 64. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/200) 4. İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/204) 5. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/207) 6. İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/212) 7. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/213) 8. Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/222) 9. Kırıkkale 8. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/228) 10. İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/239) 11. Osmaniye 13. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/1) 12. Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/9, 2025/10) 13. Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2025/25) 14. Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesi (2025/26) 15. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi (2025/37) İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili (E.2025/6) İTİRAZLARIN VE DAVANIN KONUSU: 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 15. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (a) bendine eklenen (2) numaralı alt bentte yer alan “ ...ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası... ” ibaresinin, B. 18. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin, Anayasa’nın 2., 10., 13., 19., 36., 38 ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 15. maddesiyle 5237 sayılı Kanun’un (6) numaralı fıkrasının (a) bendine (2) numaralı alt bendin eklendiği 75. maddesi şöyledir: “ Önödeme Madde 75- (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili; a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yüz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı, c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. (Ek cümleler:17/10/2019- 7188/16 md.) Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde önödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/12 md.) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır. (2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer. (3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır. (4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adlî para cezası esas alınarak belirlenir. (5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez. (6) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Bu madde hükümleri; a) Bu Kanunda yer alan; 1. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (98 inci maddenin birinci fıkrası), 2. (Ek:7/11/2024-7531/15 md.) Hakaret (125 inci maddenin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası ), 3. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (madde 171), 4. Çevrenin taksirle kirletilmesi (182 nci maddenin birinci fıkrası), 5. Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (264 üncü maddenin birinci fıkrası), 6. Suçu bildirmeme (278 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları), suçları, b) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç, c) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç, d) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç, bakımından da uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz. (7) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. ” 2. 18. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. madde şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1. 5237 sayılı Kanun’un 73. maddesi şöyledir: “ Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar Madde 73- (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. (2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. (3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. (4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. (5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. (6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. (7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz. (8) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.) ” 2. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Uzlaştırma Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.) (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. … (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret suçunda (125 inci maddenin ikinci fıkrası), uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 - 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. (5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır. (6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. (7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. … (19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…) Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. … ”
1
49
1,982
2025/12
2024/23
01/02/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/23, K.2025/12, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR
Sümeyye KOCAMAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/12
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/23 Karar Sayısı : 2025/12 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/5/2025-32911 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının, B. 6. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 106., 123., 127., 128., 161. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesi şöyledir: “ MADDE 435/A- (Ek:RG-29/11/2023-32384-CK-157/5 md.) (1) Su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için üst düzeyde koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere Bakanlık bünyesinde Ulusal Su Kurulu kurulmuştur. Ulusal Su Kurulu; Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı, Sağlık Bakan Yardımcısı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanından oluşur. (2) Ulusal Su Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır: a) Kentlerde ve kırsalda su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisini temel alan su arzına ilişkin kısa ve uzun vadeli plan, politika ve stratejileri oluşturmak, b) Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine ilişkin alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara yönelik önerilerde bulunmak, c) Su kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ilişkin planların uygulanmasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik kararlar almak, ç) Su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesine ilişkin planlarda belirlenen tedbirlerin önceliklendirilmesi ve uygulanması için kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına yönelik kararlar almak, d) Su tahsisinde arz ve talep dengesini sağlamaya ve sektörel su paylaşımına yönelik kararlar almak, e) Su konusundaki arz ve talepleri değerlendirmek ve karara bağlamak, f) Ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını karara bağlamak. (3) Kurul, Başkan ve en az 12 üyenin katılımı ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Alınan kararlardan ulusal, havza ve il ölçekli olanlar ile Kurul tarafından mahiyetine göre Cumhurbaşkanı onayına sunulması kararlaştırılanlar Cumhurbaşkanı onayı ile yürürlüğe girer. (4) Kurul, gerekli gördüğünde diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ile sektör temsilcilerini toplantılara davet edebilir. Kurul tarafından konu bazında alt kurullar ve çalışma grupları oluşturulabilir. Kurulun sekretarya hizmetleri, alınan kararların uygulanmasının takibi ve koordinasyonu Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. (5) Su konusundaki arz ve talepler her yıl Şubat ve Eylül aylarında Bakanlığa gönderilir. Bu hususlar Bakanlık tarafından değerlendirilerek Kurula sunulur. (6) Havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulu, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kurulur. (7) Kamu kurum ve kuruluşları yapacakları iş ve işlemlerde ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını esas alırlar. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir . ” 2. 6. maddesi şöyledir: “ MADDE 6- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmiştir . ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler Genel Müdürü 1 1 GİH Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürü 1 1 GIH Genel Müdür Yardımcısı 1 1 TOPLAM 2 II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13). B. CBK’nın 5. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’ya Eklenen 435/A Maddesinin (1), (2) ve (6) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 4. (1) numaralı CBK’nın 435/A maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasında su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanılmasının temini için Ulusal Su Kurulunun (Kurul) kurulması öngörülmüş, aynı zamanda bu Kurulun kimlerden oluşacağı hükme bağlanmıştır. 5. Anılan maddenin dava konusu (2) numaralı fıkrasında Kurulun görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Buna göre Kurul; kentlerde ve kırsalda su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisini temel alan su arzına ilişkin kısa ve uzun vadeli plan, politika ve stratejileri oluşturmakla, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine ilişkin olarak alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara yönelik önerilerde bulunmakla, su kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ilişkin planların uygulanmasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik kararlar almakla, su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesine ilişkin planlarda belirlenen tedbirlerin önceliklendirilmesi ve uygulanması için kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına yönelik kararlar almakla, su tahsisinde arz ve talep dengesini sağlamaya ve sektörel su paylaşımına yönelik kararlar almakla, su konusundaki arz ve talepleri değerlendirmek ve karara bağlamakla, ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını karara bağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. 6. Dava konusu (6) numaralı fıkrada ise havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımıyla her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulunun, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulunun kurulması öngörülmüştür. 7. Bu bağlamda madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; CBK’nın anılan fıkralarının temel konusunun su kaynaklarının yönetimi ve verimli kullanılmasına yönelik olarak politika belirlenmesi ve bu doğrultudaki politikalara katkıda bulunulması amacıyla ulusal ve bölgesel düzeyde Su Kurulları kurulmasının hukuksal temelinin oluşturulması olduğu anlaşılmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 8. Dava dilekçesinde özetle; CBK’yla Ulusal Su Kurulu, Havza Su Kurulu ve İl Su Kurulu kurulmasının mahallî idarelerin kanunla tanınan yetkilerinin bu Kurullara verilmesi suretiyle idari ve mali özerklik alanını daralttığı, söz konusu Kurulların görev alanının çevre, yaşam ve mülkiyet hakları ile bağlantılı olduğu, su kaynaklarının tabii servet niteliğinde olması nedeniyle gözetim ve denetime ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 123., 127. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. (1) ve (6) Numaralı Fıkralar i. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 9. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 123., 127. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 10. (1) numaralı CBK’nın 435/A maddesinin dava konusu (1) ve (6) numaralı fıkralarında idari usul ve esaslar çerçevesinde Su Kurullarının kurulmasına yönelik düzenlemeler öngörüldüğü gözetildiğinde kuralların yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu açıktır. 11. Kurallar, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler le ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir. 12. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesi uyarınca CBK’lar bakımından aranan bir diğer husus, CBK kuralının Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulara ilişkin olmaması gereğidir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüşse bu konuda CBK çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği özel olarak belirtilen konularda CBK’larla düzenleme yapılması mümkündür (AYM, E.2018/127, K.2021/18, 18/3/2021, § 40) . 13. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasına göre “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. ” Ancak Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenebileceği özel olarak belirtilen konular kapsamında kalmaktadır (AYM, E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, § 25) . 14. Anılan CBK’nın 435/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında UIusal Su Kurulunun Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Millî Eğitim Bakan Yardımcısı, Sağlık Bakan Yardımcısı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı’ndan oluşacağı belirtilmiştir. 15. Söz konusu maddenin (6) numaralı fıkrasında ise havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulunun, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulunun kurulacağı hüküm altına alınmıştır. 16. Söz konusu Kurulların faaliyet alanının, Kurulların oluşumunda temsilcileri yer alacak bakanlıkların yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmeti alanıyla ilgili olduğu dikkate alındığında kuralların ulusal ve bölgesel düzeyde bir su politikası teşkilatı kurulmasının hukuksal temelinin oluşturulmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. CBK’nın 435/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise Ulusal Su Kurulunun Bakanlık bünyesinde kurulduğunun açıkça ifade edildiği görülmektedir. 17. Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında yer alan “ teşkilat yapısı ” kavramı, belirli bir hizmeti yürütmek üzere kurulan kamu kurum ve kuruluşlarının bu amaçla üstlendikleri görev ve yetkilerin ifa edilebilmesi için oluşturulan ve söz konusu hizmetin yürütülmesinde doğrudan ya da dolaylı olarak rol alan aynı kurum bünyesindeki farklı düzey ve nitelikteki birimlerin bütününü ifade etmektedir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/06/2020, § 21; E.2018/124, K.2020/56, 15/10/2020, § 21). Bu itibarla Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde kurulan Ulusal Su Kurulu ile merkezî idarenin taşra teşkilatı içerisinde kurulması öngörülen Havza ve İl Su Kurullarının teşkilat yapısı kavramına dâhil olduğu anlaşılmaktadır. 18. D ava konusu CBK kurallarının bakanlıkların teşkilatıyla ilgili hususlara ilişkin olduğu, böylelikle CBK ile düzenlenmesine engel bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralların Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. 19. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde kanunda açıkça düzenlenen konularda CBK çıkarılamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu bağlamda yapılacak incelemede öncelikle CBK ile karşılaştırmaya esas olabilecek daha önce çıkarılmış bir kanun olup olmadığı tespit edilmeli, sonrasında ise -böyle bir kanun varsa- incelenen CBK’nın kanunun açıkça düzenlediği konuyu düzenleyip düzenlemediği belirlenmelidir. Bu değerlendirme yapılırken önce ilgili kanunun CBK’yla düzenlenen alanda hüküm ifade edip etmediğinin belirlenmesi, ardından da kanundaki düzenlemenin açık olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bu bağlamda CBK olmasaydı karşılaştırmaya esas alınan kanun hükmünün CBK’yla düzenleme yapılan konuya uygulanacak olup olmaması CBK’nın kanun ile düzenlenen konuda çıkarılıp çıkarılmadığına dair bir gösterge olacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, § 17). 20. Dava konusu CBK kurallarındaki amaçları gerçekleştirmek üzere ulusal ve yerel düzeyde Su Kurulları oluşturulmasına yönelik olarak karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte olan ve kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. 21. Öte yandan Havza ve İl Su Kurullarına ilişkin düzenlemeden daha önce mahallî idarelerle ilgili olarak çıkarılmış olan bazı kanunlarda, su politikasına dair düzenlemelerin bulunduğu görülmekle birlikte söz konusu Kurulların görev alanının su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmakla, su kaynaklarının korunmasına ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmekle sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Havza ve İl Su Kurullarının görevleri bakımından da karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte olan ve kanunla yapılan herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 22. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. ii. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi 23. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 24. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. 25. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § 26; E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 47; E.2018/134, K.2021/13, 3/3/2021, § 38; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28) . 26. Kurallarla, Ulusal Su Kurulu ile Havza ve İl Su Kurullarının oluşumu ile Havza ve İl Su Kurullarının görevlerine ilişkin hususların açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği görüldüğünden kuralların bu yönüyle bir belirsizlik içermediği sonucuna varılmıştır. 27. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. b. (2) Numaralı Fıkra i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 28. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 123., 127. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 29. (1) numaralı CBK’nın 435/A maddesinin dava konusu (2) numaralı fıkrasında Kurulun görev ve yetkilerine yönelik düzenlemeler öngörüldüğü gözetildiğinde kuralın yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu açıktır. 30. Kural, Kurulun su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için ulusal düzeydeki politikaları belirleme ve bu düzeyde kararlar alma hususundaki görev ve yetkilerine ilişkin olup Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir. 31. Kurulun Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde oluşturulduğu gözetildiğinde, kuralın bakanlıkların görev ve yetkileriyle ilgili hususlara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. 32. Kuralla Kurula verilen görev ve yetkilerin ulusal nitelikte politika belirleme ve karar almaya ilişkin olduğu gözetildiğinde kuralın mahallî idarelerin yerel düzeydeki su politikalarına yönelik görev ve yetkilerine yönelik bir düzenleme içermediği, diğer bir ifadeyle mahallî idarelerin su politikalarına ilişkin görev ve yetkilerini düzenleyen kanun hükümleriyle aynı konuya ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Kurulun görevleri bakımından karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 34. Kuralla, Kurulun görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasların açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği görüldüğünden kuralın bu yönüyle bir belirsizlik içermediği sonucuna varılmıştır. 35. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. C . CBK’nın 6. Maddesiyle Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’nın Eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölümünden Çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste'de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek (2) Numaralı CBK’nın Eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölümüne Eklenmesinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 36. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden yöneticiler ve personele ilişkin olduğu, bunların kadrolarına ve bu kadroların ihdas ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, bu suretle CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 37. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 38. Kural, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilişkin bazı kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel'in ilgili bölümlerinden çıkarılmasını ve anılan Bakanlığa ilişkin olarak bazı kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir. 39. Anayasa Mahkemesi bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, kamu tüzel kişiliklerinin, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “ Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur. ” şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10). 40. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yönelik kadro ihdas ve iptali öngören, dolayısıyla anılan Bakanlığın teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kural yönünden, belirtilen kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 41. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir. 42. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 43. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 44. Kuralla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilişkin olarak ihdas ve iptal edilen kadrolar ve sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 45. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 46. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarına, B. 6. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasına, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmesine, yönelik iptal talepleri 16/1/2025 tarihli ve E.2024/23, K.2025/12 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkralara, eklemeye ve çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 6. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmesinin; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 16/1/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. CBK’nın 5. maddesiyle 1 numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesinde Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında Ulusal Su Kurulu, su havzalarının bulunduğu yerde koordinatör il vali yardımcısı başkanlığında Havza Su Kurulu ve her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kurulacağı düzenlenmektedir. Kurullar, çeşitli bakanlıklar ve meslek kuruluşlarının temsilcilerinin biraraya gelmesiyle teşekkül etmektedir. Kanundaki bu düzenlemeye göre kurulların tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Ayrıca kurullar 1 numaralı CBK’nın Tarım ve Orman Bakanlığı bölümünde düzenlenmesine karşın bu bakanlığın merkez veya taşra teşkilatına dahil edilmemiştir. 2. Anayasa’nın ilgili hükümlerinde Cumhurbaşkanına kararname ile müstakil bir idari birim kurma yetkisi verilmemiştir. Bu yetki, Anayasa’nın bakanlıkların kurulması ve kaldırılmasına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapma yetkisi veren 106. maddesinin onbirinci fıkrası kapsamına da girmemektedir. Nitekim Mahkememizin bir kararında da kamu tüzelkişiliği bulunmayan ve herhangi bir bakanlığın merkez veya taşra teşkilatına dahil olmayan idari bir birimin görev ve yetkilerinin Anayasa’nın 106/11. maddesinin verdiği yetki içerisine girmediği belirtilmiştir (AYM 22.1.2022, E. 2018/125 – K. 2020/4). Öte yandan tüzelkişiliği olmayan müstakil idari bir birimin kurulması konusunda CBK’ya Anayasa’da özel olarak bir yetki de verilmemiştir. Her ne kadar madde 435/A’nın ilk fıkrasında kuruluşun “bakanlık bünyesinde” olacağı ibaresine yer verilmiş ise de teşkilatın çok sayıda bakanlığın bakan yardımcılarından ve meslek kuruluşlarının temsilcilerinden oluştuğu, yine sekreterya hizmetlerinin Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütüleceği yönündeki (CBK m. 421/i) düzenleme gözetildiğinde, söz konusu “bünyesinde” ibaresinin bakanlık teşkilatına dahil olmayı ifade için yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. 3. Anayasa’nın 123. maddesi uyarınca genel olarak idari teşkilata yeni bir idari birimin dahil edilmesine, bu teşkilatın görev ve yetkilerinin düzenlenmesine ilişkin hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Bu durumda CBK ile idari teşkilatta yeni bir birim oluşturma ve görev ve yetkilerini belirlemeye ilişkin olarak yapılan düzenleme Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. Nitekim Mahkememizin bu yönde çok sayıda kararı bulunmaktadır (diğerleri arasında bkz. AYM 14.3.2024, E. 2021/163 – K. 2024/78; AYM 1.6.2022, E. 2020/4 – K. 2022/61). Bu nedenle anılan maddenin incelenen 1., 2. ve 6. fıkralarındaki kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı bulunması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. 4. CBK’nın 6. maddesiyle; ekli 1 sayılı listede yer alan kadroların iptal edilerek 2 numaralı Genel Kadro Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki I sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkartılıp, ekli 2 sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 numaralı CBK’nın eki 1 sayılı Cetvelin ilgili bölümüne eklendiği belirtilmektedir. Benzer düzenlemelere ilişkin olarak daha önce Mahkememizce incelenen E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 sayılı kararlarda yazdığım karşıoy gerekçelerim burada da geçerlidir. Sonuç olarak münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususların CBK ile düzenlenmesinin konu bakımından Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ Dava konusu kurallar idari teşkilat içerisinde yeni bir birimin doğrudan kuruluşunu ve görev ve yetkilerini düzenlediğinden Anayasa’nın 123. maddesi gereğince kanunla düzenlenmelidir. Bu madde ile birlikte düşünüldüğünde kurallar 104. maddenin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı düşmektedir. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının ve 6. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kararına katılmamaktayım. 2. Bahse konu 435/A maddenin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları ile Ulusal Su Kurulu, Havza Su Kurulu ve İl Su Kurulu kurulmakta olup bu kurulların oluşumu, görevleri ve yetkileri düzenlenmektedir. 3. Dava konusu kuralların konu bakımından yetki yönü ile gerçekleştirilen denetimde Ulusal Su Kurulunun oluşumu ve idare içerisindeki yeri belirleyici olacaktır. Dava konusu kurallarla Ulusal Su Kurulunun su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için üst düzeyde koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde kurulması öngörülmektedir. 4. Ulusal Su Kurulunun Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde sayılan diğer bakanlıkların bakan yardımcıları ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanından oluşacağı hüküm altına alınmıştır. 5. Konu bakımından yetki yönü ile yapılan denetimde kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine aykırılık olmadığı şeklindeki çoğunluk görüşüne katılmaktayım. Zira düzenlenen konu yürütme yetkisine ilişkin olduğu gibi dava konusu kurallar Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek olan haklarla ilgili yasak alanda düzenlemeler içermemektedirler. Bununla birlikte kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırılık taşıdığı kanaatindeyim. 6. Çoğunluk kararında red sonucuna ulaşılırken söz konusu Kurulların faaliyet alanının Kurulların oluşumunda temsilcileri yer alacak bakanlıkların yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmeti alanıyla ilgili olduğu dikkate alınmış ve Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde kurulan Ulusal Su Kurulu ile merkezî idarenin taşra teşkilatı içerisinde kurulması öngörülen Havza ve İl Su Kurullarının Bakanlıkların teşkilat yapısı kavramına dâhil olduğu gerekçesine dayanılmıştır (bkz.: §§ 16-17). 7. Ulusal Su Kurulunun statüsü ile ilgili olarak dava konusu düzenlemelere bakıldığında bu Kurulun ayrı bir kamu tüzelkişiliğine sahip olmadığı görülmektedir. Öte yandan kuralda Ulusal Su Kurulunun su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için üst düzeyde koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere Bakanlık bünyesinde kurulması öngörülmektedir. Ancak kurallarda Kurulun Bakanlıkla bağının bağlı veya ilgili kuruluş düzeylerinden biri ile ilişkilendirildiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. 8. Mahkememiz yerleşik içtihadında ifade edildiği üzere Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelmektedir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüş ise bu konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin Anayasa hükümlerinin açıkça izin verdiği hususlarda Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020, § 19; (AYM, E.2021/88, K.2021/105, 30/12/2021, § 17). 9. Bu bağlamda Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasındaki “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” hükmü gereğince idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. (AYM, E.2013/114, K.2014/184, 4/12/2014, § 136). Bu hükmün bir istisnası olarak 2017 Anayasa değişikliği ile Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenleme yapılmasına açıkça izin verilmektedir. (Bkz.: AYM, E.2021/88, K.2021/105, 30/12/2021, § 18). 10. Ulusal Su Kurulunun kuruluşu, görevleri ve oluşumu dikkate alındığında Bakanlığın hiyerarşik yapısı içinde olduğu söylenemez. Aksine bağlı veya ilgili kuruluş şeklindeki bir bağlılığa da yer verilmemiş olması bu Kurulun esasında kendine özgü bir kurul olduğunu desteklemektedir. 11. Ek olarak Kurulda üye olarak merkezi idaredeki temsilciler yanında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı gibi yerinden yönetim esasına göre çalışan ve özerklikleri ön planda olan ve ayrı kamu tüzelkişiliğine sahip kurum temsilcilerine yer verilmiş olması Kurulun kendine özgü bir idari kurul olduğu görüşünü güçlendirmektedir. 12. Nitekim Mahkememiz içtihadında da vurgulanmakta olduğu üzere, kamu tüzel kişiliği bulunmayan ve Cumhurbaşkanlığı veya herhangi bir bakanlık teşkilatına dâhil olmayan idari bir birimin görev ve yetkileri Anayasa’da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenleneceği özel olarak öngörülen konulardan değildir. (AYM, E.2021/88, K.2021/105, 30/12/2021, § 21; (AYM, E.2021/85, K.2022/60, 01/06/2022, § 21) 13. Sonuç olarak yukarıda sıralanan özelliklerine binaen Ulusal Su Kurulunun Anayasa’nın 123. maddesi gereğince münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiğinden kuralda Anayasa’nın 123. maddesi bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırılık söz konusudur. Bu nedenle kuralın konu bakımından yetki yönünden iptali gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. 14. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin diğer hükmü olan 6. maddesinde kadro ihdası ve mevcut bazı kadroların iptalini de içeren kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. 15. Dava konusu kuralın “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir. 16. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33) . Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim. 17. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 6. maddesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞI OY 1. 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının; Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, karar verilmiştir. 2. 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının; Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13). Anlam ve Kapsam 4. CBK’nın 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesinin ilk fıkrasında, su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanılmasının temini için Ulusal Su Kurulu kurulması öngörülmüş; aynı zamanda kurulun kimlerden oluşacağı hükme bağlanmıştır. 5. İptali talep edilen (2) numaralı fıkrada, kentlerde ve kırsalda su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisini temel alan su arzına ilişkin kısa ve uzun vadeli plan, politika ve stratejileri oluşturma, kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine ilişkin alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara yönelik önerilerde bulunma, su kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ilişkin planların uygulanmasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik kararlar alma, su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesine ilişkin planlarda belirlenen tedbirlerin önceliklendirilmesi ve uygulanması için kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına yönelik kararlar alma, su tahsisinde arz ve talep dengesini sağlamaya ve sektörel su paylaşımına yönelik kararlar alma, su konusundaki arz ve talepleri değerlendirme ve karara bağlama, ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını karara bağlamanın Ulusal Su Kurulunun görev ve yetkileri olarak düzenlendiği görülmektedir. 6. CBK’nın 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesinin (6) numaralı fıkrasında ise; havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulu, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kurulması öngörülmüştür. 7. Bu bağlamda madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; CBK’nın anılan fıkralarının temel konusunun, su kaynaklarının yönetimi ve verimli kullanılmasına yönelik politika belirlenmesi ve bu doğrultudaki politikalara katkıda bulunulması amacıyla ulusal ve bölgesel düzeyde su kurulları kurulmasının hukuksal temelinin oluşturulması olduğu anlaşılmaktadır. 8. Dava dilekçesinde CBK’ya yönelik ileri sürülen aykırılık iddialarının özü CBK çıkarılamayacak bir alanda CBK ile düzenleme yapıldığıdır. Bu husus, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimiyle ilgili olduğundan inceleme Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrası kapsamında incelenmelidir. 9. CBK’nın dava konusu 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarında idari usul ve esaslar çerçevesinde su kurullarının kurulması ve işleyişine yönelik düzenlemeler öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 10. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüşse bu konuda CBK çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin Anayasa hükümlerinin açıkça izin verdiği hususlarda CBK’larla düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020, § 19). 11. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasına göre “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen idarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesini gerekli kılar (AYM, E.2013/114, K.2014/184, 4/12/2014, § 136, AYM, E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012). Ancak Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması yönünden CBK’larla düzenleme yapılmasına açıkça izin verilmiştir. 12. CBK’nın 435/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında Ulusal Su Kurulunun Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı, Sağlık Bakan Yardımcısı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanından oluşacağı belirtilmiştir. Anılan CBK’nın 435/A maddesinin (6) numaralı fıkrasında ise ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulu, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kuracağı hüküm altına alınmıştır. 13. Anılan kurulların tüzel kişilikleri bulunmadığı gibi (1) numaralı CBK’nın “Tarım ve Orman Bakanlığı” Bölümü’nde düzenlenmelerine karşın söz konusu Bakanlığın merkez veya taşra teşkilatına da dâhil olmadığı anlaşılmaktadır. 14. Anayasa Mahkemesinin 22/1/2020 tarihli ve E.2018/125 ve K.2020/4 sayılı kararında ifade edildiği üzere kamu tüzel kişiliği bulunmayan, herhangi bir bakanlığın merkez veya taşra teşkilatına da dâhil olmayan idari bir birimin görev ve yetkilerinin CBK’yla düzenlenmesi Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında öngörülen “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir ” şeklindeki kural kapsamında bulunmamaktadır. Ayrıca söz konusu görev ve yetkiler Anayasa’da CBK ile düzenleneceği özel olarak öngörülen diğer konulardan da değildir. Dolayısıyla kamu tüzel kişiliği bulunmayan ve Cumhurbaşkanlığı veya herhangi bir bakanlık teşkilatına dâhil olmayan Kurulların görev ve yetkileri Anayasa’da CBK ile düzenleneceği özel olarak öngörülen konulardan değildir. 15. CBK 421/-i maddesinde yer alan Ulusal Su Kurulunun sekreterya hizmetlerinin Su Yönetimi Genel Yönetimi tarafından yürütüleceğine dair düzenlemeden CBK koyucunun kurduğu kurumun bakanlık hiyerarşisinde yer almayacak bir kurum olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Aynı zamanda farklı bakanlıklar kurum ve kuruluşlardan oluşması sebebiyle de Tarım ve Orman Bakanlığı hiyerarşisinde kabul edilemeyeceği aşikardır. 16. Dava konusu CBK hükümleri, idari teşkilat içerisinde yeni bir birimin doğrudan kuruluşu ile görev ve yetkilerine ilişkin olup belirtilen hususlar Anayasa’nın 123. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmelidir. Bu itibarla CBK ile Anayasa’nın 123. maddesi bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı şekilde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır (aynı yönde ulaşılan sonuç için bakınız AYM, E.2021/88, K.2021/105, 30/12/2021; E.2021/85, K.2022/60, 1/6/2022; E.2020/94, K.2022/61, 1/6/2022; E.2020/4, K.2022/147, 30/11/2022; E. 2021/63, K. 2024/78, 14/3/2024). 17. Açıklanan nedenlerle CBK’nın 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir. Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK); 6. maddesiyle Ekli (1) Sayılı listede yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel'in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının, Ekli (2) sayılı listede yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel'in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı bölümüne eklenmesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu karara katılma imkânı olmamıştır. 2. Kural, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilişkin bir kısım kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasını ve aynı kurumlara ilişkin olarak bir kısım kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir. 3. Çoğunluk görüşünde iptale konu kurallar ile yapılan düzenlemelerin Anayasa’nın 123. maddesi ve 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca teşkilat yapısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 4. Yukarıda belirtilen kurallar ile düzenleme yapılan kadrolarda görev alacak kişilerin Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen memur veya diğer kamu görevlisi niteliğini haiz oldukları dikkate alındığında ilgili kadrolara ilişkin kadro ihdası, kadro iptali ve istihdama yönelik düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiği açıktır. 5. Kurallar ile düzenlemelerin kapsadığı kişilerin üst düzey kamu yöneticisi olarak değerlendirilmesi de mümkün olmadığından ilgili düzenlemelerin Anayasa’nın 128. Maddesi uyarınca kanunla yapılması gerekmektedir. 6. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. Üye Kenan YAŞAR
2025/12
2024/23
16/01/2025
Esas - Ret
26/05/2025 - 32911
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/23 Karar Sayısı : 2025/12 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/5/2025-32911 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının, B. 6. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 106., 123., 127., 128., 161. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesi şöyledir: “ MADDE 435/A- (Ek:RG-29/11/2023-32384-CK-157/5 md.) (1) Su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için üst düzeyde koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere Bakanlık bünyesinde Ulusal Su Kurulu kurulmuştur. Ulusal Su Kurulu; Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı, Sağlık Bakan Yardımcısı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanından oluşur. (2) Ulusal Su Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır: a) Kentlerde ve kırsalda su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisini temel alan su arzına ilişkin kısa ve uzun vadeli plan, politika ve stratejileri oluşturmak, b) Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine ilişkin alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara yönelik önerilerde bulunmak, c) Su kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ilişkin planların uygulanmasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik kararlar almak, ç) Su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesine ilişkin planlarda belirlenen tedbirlerin önceliklendirilmesi ve uygulanması için kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına yönelik kararlar almak, d) Su tahsisinde arz ve talep dengesini sağlamaya ve sektörel su paylaşımına yönelik kararlar almak, e) Su konusundaki arz ve talepleri değerlendirmek ve karara bağlamak, f) Ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını karara bağlamak. (3) Kurul, Başkan ve en az 12 üyenin katılımı ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Alınan kararlardan ulusal, havza ve il ölçekli olanlar ile Kurul tarafından mahiyetine göre Cumhurbaşkanı onayına sunulması kararlaştırılanlar Cumhurbaşkanı onayı ile yürürlüğe girer. (4) Kurul, gerekli gördüğünde diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ile sektör temsilcilerini toplantılara davet edebilir. Kurul tarafından konu bazında alt kurullar ve çalışma grupları oluşturulabilir. Kurulun sekretarya hizmetleri, alınan kararların uygulanmasının takibi ve koordinasyonu Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. (5) Su konusundaki arz ve talepler her yıl Şubat ve Eylül aylarında Bakanlığa gönderilir. Bu hususlar Bakanlık tarafından değerlendirilerek Kurula sunulur. (6) Havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulu, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kurulur. (7) Kamu kurum ve kuruluşları yapacakları iş ve işlemlerde ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını esas alırlar. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir . ” 2. 6. maddesi şöyledir: “ MADDE 6- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmiştir . ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler Genel Müdürü 1 1 GİH Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürü 1 1 GIH Genel Müdür Yardımcısı 1 1 TOPLAM 2 II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 28/11/2023 tarihli ve (157) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 5. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 435/A maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkralarının, B. 6. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 35., 56., 104., 106., 123., 127., 128., 161. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 5. maddesiyle (1) numaralı CBK’ya eklenen 435/A maddesi şöyledir: “ MADDE 435/A- (Ek:RG-29/11/2023-32384-CK-157/5 md.) (1) Su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımının temini için üst düzeyde koordinasyon ve işbirliğini sağlamak üzere Bakanlık bünyesinde Ulusal Su Kurulu kurulmuştur. Ulusal Su Kurulu; Tarım ve Orman Bakanı başkanlığında, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı, Sağlık Bakan Yardımcısı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı ile Strateji ve Bütçe Başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanından oluşur. (2) Ulusal Su Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır: a) Kentlerde ve kırsalda su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisini temel alan su arzına ilişkin kısa ve uzun vadeli plan, politika ve stratejileri oluşturmak, b) Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine ilişkin alınacak tedbirlere ve uygulanacak politikalara yönelik önerilerde bulunmak, c) Su kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ilişkin planların uygulanmasında karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik kararlar almak, ç) Su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesine ilişkin planlarda belirlenen tedbirlerin önceliklendirilmesi ve uygulanması için kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına yönelik kararlar almak, d) Su tahsisinde arz ve talep dengesini sağlamaya ve sektörel su paylaşımına yönelik kararlar almak, e) Su konusundaki arz ve talepleri değerlendirmek ve karara bağlamak, f) Ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını karara bağlamak. (3) Kurul, Başkan ve en az 12 üyenin katılımı ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Alınan kararlardan ulusal, havza ve il ölçekli olanlar ile Kurul tarafından mahiyetine göre Cumhurbaşkanı onayına sunulması kararlaştırılanlar Cumhurbaşkanı onayı ile yürürlüğe girer. (4) Kurul, gerekli gördüğünde diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ile sektör temsilcilerini toplantılara davet edebilir. Kurul tarafından konu bazında alt kurullar ve çalışma grupları oluşturulabilir. Kurulun sekretarya hizmetleri, alınan kararların uygulanmasının takibi ve koordinasyonu Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. (5) Su konusundaki arz ve talepler her yıl Şubat ve Eylül aylarında Bakanlığa gönderilir. Bu hususlar Bakanlık tarafından değerlendirilerek Kurula sunulur. (6) Havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarının hazırlanmasına katkıda bulunmak, su kaynaklarının korunması ve etkin yönetimine yönelik uygulamaların izlenmesi ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek üzere ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile her su havzasında Bakanlıkça belirlenen koordinatör il valisi başkanlığında Havza Su Kurulu, her ilde il valisi başkanlığında İl Su Kurulu kurulur. (7) Kamu kurum ve kuruluşları yapacakları iş ve işlemlerde ulusal su planı, havza ölçekli yönetim planları, su verimliliği il planları ile içme ve kullanma suyu güvenliği planlarını esas alırlar. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir . ” 2. 6. maddesi şöyledir: “ MADDE 6- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümünden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölümüne eklenmiştir . ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler Genel Müdürü 1 1 GİH Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürü 1 1 GIH Genel Müdür Yardımcısı 1 1 TOPLAM 2
0
50
1,982
2025/56
2025/66
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/66, K.2025/56, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/56
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/66 Karar Sayısı : 2025/56 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan “ …istek üzerine… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir . OLAY: Hizmet aidiyetinin tespiti talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 31. maddesi şöyledir: “ Peşin alınan karar ve ilam harclarının geri verilmesi: Madde 31 – Peşin alınan Karar ve İlam Harcı işin hitamında ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşılırsa fazlalık istek üzerine geri verilir” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış, anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır . 3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir . 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davada davacı tarafından maktu harç ödendiği ve fazla yatırılan karar ve ilam harcının bulunmadığı gözetildiğinde fazla ödendiği anlaşılan karar ve ilam harcının istek hâlinde iadesini düzenleyen itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan “ …istek üzerine… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/56
2025/66
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/66 Karar Sayısı : 2025/56 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan “ …istek üzerine… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir . OLAY: Hizmet aidiyetinin tespiti talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 31. maddesi şöyledir: “ Peşin alınan karar ve ilam harclarının geri verilmesi: Madde 31 – Peşin alınan Karar ve İlam Harcı işin hitamında ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşılırsa fazlalık istek üzerine geri verilir” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan “ …istek üzerine… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir . OLAY: Hizmet aidiyetinin tespiti talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 31. maddesi şöyledir: “ Peşin alınan karar ve ilam harclarının geri verilmesi: Madde 31 – Peşin alınan Karar ve İlam Harcı işin hitamında ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşılırsa fazlalık istek üzerine geri verilir”
0
51
1,982
2025/57
2025/69
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/69, K.2025/57, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/57
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/69 Karar Sayısı : 2025/57 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Muhakeme sırasında… ” ve “ …yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: İşçilik alacaklarının ödenmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 30. maddesi şöyledir : “ Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi: Madde 30- Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır . 3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksiklikler bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir . 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan davada Mahkemece artırılan ve ıslah edilen tutar üzerinden harç yatırması için davacıya 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. ve 181. maddeleri uyarınca kesin süre verildiği ve verilen bu süre içerisinde davacı tarafından ıslah edilen miktara göre hesaplanan harcın ödendiği, belirsiz alacak olarak talep edilen kısımlar için ise talep artırımında bulunulmadığı gözetildiğinde yargılama sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilenden fazla olması nedeniyle yalnızca o celseye devam olunacağını, bir sonraki celseye kadar peşin karar ve ilam harcı yatırılmadıkça davaya devam edilmeyeceğini öngören itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Muhakeme sırasında… ” ve “ …yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar… ” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/57
2025/69
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/69 Karar Sayısı : 2025/57 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Muhakeme sırasında… ” ve “ …yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: İşçilik alacaklarının ödenmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 30. maddesi şöyledir : “ Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi: Madde 30- Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Muhakeme sırasında… ” ve “ …yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar… ” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 5., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir . OLAY: İşçilik alacaklarının ödenmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 30. maddesi şöyledir : “ Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi: Madde 30- Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır. ”
0
52
1,982
2025/65
2025/80
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/80, K.2025/65, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Kütahya 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/65
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/80 Karar Sayısı : 2025/65 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 5., 9., 10., 11., 36., 40., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Vasiyetnamenin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 6100 sayılı Kanun’un 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu kuralda ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması durumunda, bölge adliye mahkemesince yapılan ön inceleme sonucunda dosyada eksiklik bulunmadığının anlaşılması hâlinde bölge adliye mahkemesinin esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği hâller sayılmıştır. 4. Bakılmakta olan davanın ilk derece mahkemesinde bulunduğu gözetildiğinde bölge adliye mahkemesinin vereceği kararlara ilişkin olan itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı açıktır. 5. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/65
2025/80
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/80 Karar Sayısı : 2025/65 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 5., 9., 10., 11., 36., 40., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Vasiyetnamenin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 5., 9., 10., 11., 36., 40., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Vasiyetnamenin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 353. maddesi şöyledir: “ Duruşma yapılmadan verilecek kararlar MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. ”
0
53
1,982
2025/47
2025/50
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/50, K.2025/47, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 20
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Fatih TORUN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/47
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/50 Karar Sayısı : 2025/47 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 22/5/2025-32907 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun; A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin, B. 135. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu; 1. 134. maddesi şöyledir: “ Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller: Madde 134 – (Değişik: 2/5/2001 - 4667/65 md.) Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır. ” 2. 135. maddesi şöyledir: “ Disiplin cezaları: Madde 135 – Disiplin cezaları şunlardır: 1. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir. 2. Kınama; meslekinde ve davranışında kusurlu sayıldığının avukata bildirilmesidir. 3. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Onbin liradan yüzellibin liraya kadar para cezası. 4. (Değişik: 2/5/2001 - 4667/66 md.) İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. (Ek cümle: 2/5/2001 - 4667/66 md.) Avukatlık ortaklığı için de baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. İtirazın Gerekçesi 3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda disiplin uygulamalarıyla ilgili olarak herhangi bir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının düzenlenmediği, idareye anılan cezaların uygulanması konusunda sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu itibarla aynı fiil nedeniyle en hafif cezanın uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suç ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu itibarla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 4. 1136 sayılı Kanun’un itiraz konusu 134. maddesinde avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanun’da yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı düzenlenmiştir. 5. Kanun’un itiraz konusu 135. maddesinde ise avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezalarının uyarma, kınama, on bin liradan yüz elli bin liraya kadar para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma (avukatlık ortaklığı için baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinme) olduğu hükme bağlanmış olup bunların tanımlarına yer verilmiştir. 6. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin meslek mensupları hakkında disiplin cezası verme yetkisini düzenleyen kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı, eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. 7. Anılan kararda ilk olarak 30. maddenin söz konusu kısmında eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17). 8. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18) . 9. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına, disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme imkânının tanındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 19). 10. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi; haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20). 11. Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımını 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun ile 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun benzer düzenlemeler içeren hükümlerini incelediği kararlarında da sürdürmüştür (AYM, E.2023/53, K.2023/49, 22/03/2023, §§ 4-12; E.2023/18, K.2023/57, 22/03/2023, §§ 4-12; E.2024/185, K.2024/178, 05/11/2024, §§ 4-11). 12. İtiraz konusu kurallar bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. 13. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir. Kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 14. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında ” Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 15. 1136 sayılı Kanun’un 134. ve 135. maddelerinin iptalleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 19 /3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun; A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin, B. 135. maddesinin , Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE , iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/47
2025/50
06/03/2025
Esas - İptal
22/05/2025 - 32907
Var
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/50 Karar Sayısı : 2025/47 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 22/5/2025-32907 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun; A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin, B. 135. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu; 1. 134. maddesi şöyledir: “ Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller: Madde 134 – (Değişik: 2/5/2001 - 4667/65 md.) Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır. ” 2. 135. maddesi şöyledir: “ Disiplin cezaları: Madde 135 – Disiplin cezaları şunlardır: 1. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir. 2. Kınama; meslekinde ve davranışında kusurlu sayıldığının avukata bildirilmesidir. 3. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Onbin liradan yüzellibin liraya kadar para cezası. 4. (Değişik: 2/5/2001 - 4667/66 md.) İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. (Ek cümle: 2/5/2001 - 4667/66 md.) Avukatlık ortaklığı için de baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun; A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin, B. 135. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu; 1. 134. maddesi şöyledir: “ Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller: Madde 134 – (Değişik: 2/5/2001 - 4667/65 md.) Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır. ” 2. 135. maddesi şöyledir: “ Disiplin cezaları: Madde 135 – Disiplin cezaları şunlardır: 1. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir. 2. Kınama; meslekinde ve davranışında kusurlu sayıldığının avukata bildirilmesidir. 3. (Değişik: 22/1/1986 - 3256/23 md.) Onbin liradan yüzellibin liraya kadar para cezası. 4. (Değişik: 2/5/2001 - 4667/66 md.) İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. (Ek cümle: 2/5/2001 - 4667/66 md.) Avukatlık ortaklığı için de baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. ”
1
54
1,982
2025/28
2025/16
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/16, K.2025/28, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Bölge Adliye Mahkemesi - İstanbul 58. Hukuk Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Onur MERCAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/28
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/16 Karar Sayısı : 2025/28 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 80. maddesiyle değiştirilen; A. İkinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin, B. İkinci fıkrasına 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen yedinci cümlenin, Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Malullük aylığı bağlanmadan önceki sigortalılık sürelerinin yaşlılık aylığına hak kazanma şartları bakımından dikkate alınmamasına yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) işleminin iptali ile yaşlılık aylığı bağlanması ve süresi içinde ödenmemiş aylıkların yasal faiziyle Kurumdan tahsil edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 4. maddesi şöyledir: “ Aylık bağlanması Madde 4 – Bu Kanun kapsamına girenlerden; a) Engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır. b) Emekli aylığı almakta iken engelli hâle gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür. c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir. Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) % 25 artırılarak ödenir. d) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanların engelli hâle gelmeleri halinde, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesi hükümlerine göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden (Öğrenimi bulunmayanların ilkokul mezunu gibi) kendilerine, ölümlerinde dul ve yetimlerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca görev malullüğü aylığı % 25 artırılarak bağlanır. (Değişik fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri hükümleri uygulanarak aylık bağlananlara aylık bağlama tarihi itibarıyla sosyal güvenlik kurumlarınca kendi sigortalılığı nedeniyle ödenmekte olan gelir ve/veya aylıkların toplamı, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesi gereğince öğrenim durumuna göre belirlenecek giriş derece ve kademesi ile 30 yıl fiili hizmet süresi esas alınarak mülga hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak vazife malullüğü aylığının %25 artırımlı tutarından az olamaz ve bu şekilde belirlenen gelir ve/veya aylıklar ilgili sigortalılık hâlindeki aylık artışları dikkate alınarak artırılır. Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamına girenler, aylıklara ilişkin hükümler hariç olmak üzere (d) bendi kapsamına girenlerin malullük hâline bağlı olarak yararlandığı haklardan da aynı esas ve usuller çerçevesinde yararlandırılır. Bu Kanuna veya bu Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan maluller ile 5434 sayılı Kanunun 56 ncıve mülga 64 üncü maddesi kapsamında aylık bağlanan malullerin, malul sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri, malullük aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle hiçbir sebeple birleştirilemez. Bu şekilde aylık bağlanmasından önce geçen söz konusu süreler; malullük aylığı bağlanmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık hâli ile mülga 2829 sayılı Kanun uygulaması yönünden dikkate alınmayacağı gibi, sonradan geçen sigortalılık veya çalışma süreleri yaşlılık/emeklilik, malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Ancak, bu Kanuna göre aylık bağlandığı tarihten sonra çalışmaya başlayanlardan, aylık bağlandıktan sonraki çalışmaları 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra olanlar için 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümleri uygulanamaz. Yukarıda belirtilen kanunlara göre malullük aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik hâlleri ve bu hastalık ya da engellilik hallerindeki ilerlemeler, sonradan geçen çalışmalar sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazanılması koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmaz. (Ek cümle: 25/3/2020-7226/6 md.) Ancak, bu kapsamdakiler aylık bağlandığı tarihten sonra geçen çalışmaları esas alındığında en az 20 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 5000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla talepleri halinde ayrıca yaşlılık aylığından yararlanırlar. (Ek fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Bu madde hükümleri 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi kapsamındakiler ve harp malulleri hakkında da uygulanır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ve (c) bentlerinde de başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ile dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede Mahkemenin gönderdiği belgeler arasında dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ve başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmaktadır . Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasına ve İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ile (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 80. maddesiyle değiştirilen; A. İkinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin , B. İkinci fıkrasına 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen yedinci cümlenin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/28
2025/16
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/16 Karar Sayısı : 2025/28 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 80. maddesiyle değiştirilen; A. İkinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin, B. İkinci fıkrasına 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen yedinci cümlenin, Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Malullük aylığı bağlanmadan önceki sigortalılık sürelerinin yaşlılık aylığına hak kazanma şartları bakımından dikkate alınmamasına yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) işleminin iptali ile yaşlılık aylığı bağlanması ve süresi içinde ödenmemiş aylıkların yasal faiziyle Kurumdan tahsil edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 4. maddesi şöyledir: “ Aylık bağlanması Madde 4 – Bu Kanun kapsamına girenlerden; a) Engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır. b) Emekli aylığı almakta iken engelli hâle gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür. c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir. Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) % 25 artırılarak ödenir. d) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanların engelli hâle gelmeleri halinde, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesi hükümlerine göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden (Öğrenimi bulunmayanların ilkokul mezunu gibi) kendilerine, ölümlerinde dul ve yetimlerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca görev malullüğü aylığı % 25 artırılarak bağlanır. (Değişik fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri hükümleri uygulanarak aylık bağlananlara aylık bağlama tarihi itibarıyla sosyal güvenlik kurumlarınca kendi sigortalılığı nedeniyle ödenmekte olan gelir ve/veya aylıkların toplamı, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesi gereğince öğrenim durumuna göre belirlenecek giriş derece ve kademesi ile 30 yıl fiili hizmet süresi esas alınarak mülga hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak vazife malullüğü aylığının %25 artırımlı tutarından az olamaz ve bu şekilde belirlenen gelir ve/veya aylıklar ilgili sigortalılık hâlindeki aylık artışları dikkate alınarak artırılır. Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamına girenler, aylıklara ilişkin hükümler hariç olmak üzere (d) bendi kapsamına girenlerin malullük hâline bağlı olarak yararlandığı haklardan da aynı esas ve usuller çerçevesinde yararlandırılır. Bu Kanuna veya bu Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan maluller ile 5434 sayılı Kanunun 56 ncıve mülga 64 üncü maddesi kapsamında aylık bağlanan malullerin, malul sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri, malullük aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle hiçbir sebeple birleştirilemez. Bu şekilde aylık bağlanmasından önce geçen söz konusu süreler; malullük aylığı bağlanmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık hâli ile mülga 2829 sayılı Kanun uygulaması yönünden dikkate alınmayacağı gibi, sonradan geçen sigortalılık veya çalışma süreleri yaşlılık/emeklilik, malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Ancak, bu Kanuna göre aylık bağlandığı tarihten sonra çalışmaya başlayanlardan, aylık bağlandıktan sonraki çalışmaları 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra olanlar için 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümleri uygulanamaz. Yukarıda belirtilen kanunlara göre malullük aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik hâlleri ve bu hastalık ya da engellilik hallerindeki ilerlemeler, sonradan geçen çalışmalar sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazanılması koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmaz. (Ek cümle: 25/3/2020-7226/6 md.) Ancak, bu kapsamdakiler aylık bağlandığı tarihten sonra geçen çalışmaları esas alındığında en az 20 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 5000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla talepleri halinde ayrıca yaşlılık aylığından yararlanırlar. (Ek fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Bu madde hükümleri 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi kapsamındakiler ve harp malulleri hakkında da uygulanır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 80. maddesiyle değiştirilen; A. İkinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin, B. İkinci fıkrasına 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen yedinci cümlenin, Anayasa’nın 2., 10., 60. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Malullük aylığı bağlanmadan önceki sigortalılık sürelerinin yaşlılık aylığına hak kazanma şartları bakımından dikkate alınmamasına yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) işleminin iptali ile yaşlılık aylığı bağlanması ve süresi içinde ödenmemiş aylıkların yasal faiziyle Kurumdan tahsil edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 4. maddesi şöyledir: “ Aylık bağlanması Madde 4 – Bu Kanun kapsamına girenlerden; a) Engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır. b) Emekli aylığı almakta iken engelli hâle gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür. c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir. Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) % 25 artırılarak ödenir. d) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanların engelli hâle gelmeleri halinde, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesi hükümlerine göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden (Öğrenimi bulunmayanların ilkokul mezunu gibi) kendilerine, ölümlerinde dul ve yetimlerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca görev malullüğü aylığı % 25 artırılarak bağlanır. (Değişik fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri hükümleri uygulanarak aylık bağlananlara aylık bağlama tarihi itibarıyla sosyal güvenlik kurumlarınca kendi sigortalılığı nedeniyle ödenmekte olan gelir ve/veya aylıkların toplamı, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesi gereğince öğrenim durumuna göre belirlenecek giriş derece ve kademesi ile 30 yıl fiili hizmet süresi esas alınarak mülga hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak vazife malullüğü aylığının %25 artırımlı tutarından az olamaz ve bu şekilde belirlenen gelir ve/veya aylıklar ilgili sigortalılık hâlindeki aylık artışları dikkate alınarak artırılır. Birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamına girenler, aylıklara ilişkin hükümler hariç olmak üzere (d) bendi kapsamına girenlerin malullük hâline bağlı olarak yararlandığı haklardan da aynı esas ve usuller çerçevesinde yararlandırılır. Bu Kanuna veya bu Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan maluller ile 5434 sayılı Kanunun 56 ncıve mülga 64 üncü maddesi kapsamında aylık bağlanan malullerin, malul sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri, malullük aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle hiçbir sebeple birleştirilemez. Bu şekilde aylık bağlanmasından önce geçen söz konusu süreler; malullük aylığı bağlanmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık hâli ile mülga 2829 sayılı Kanun uygulaması yönünden dikkate alınmayacağı gibi, sonradan geçen sigortalılık veya çalışma süreleri yaşlılık/emeklilik, malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Ancak, bu Kanuna göre aylık bağlandığı tarihten sonra çalışmaya başlayanlardan, aylık bağlandıktan sonraki çalışmaları 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra olanlar için 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümleri uygulanamaz. Yukarıda belirtilen kanunlara göre malullük aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik hâlleri ve bu hastalık ya da engellilik hallerindeki ilerlemeler, sonradan geçen çalışmalar sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazanılması koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmaz. (Ek cümle: 25/3/2020-7226/6 md.) Ancak, bu kapsamdakiler aylık bağlandığı tarihten sonra geçen çalışmaları esas alındığında en az 20 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 5000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla talepleri halinde ayrıca yaşlılık aylığından yararlanırlar. (Ek fıkra: 12/7/2013-6495/80 md.) Bu madde hükümleri 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi kapsamındakiler ve harp malulleri hakkında da uygulanır. ”
0
55
1,982
2025/53
2025/64
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/64, K.2025/53, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/53
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/64 Karar Sayısı : 2025/53 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 55. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacakla ilgili olarak açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 55. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı beşinci fıkrası şöyledir: “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının istiyecekleri örnekler noterlik ücretine tabi değildir. Diğer resmi mercilere verilecek örneklerden yalnız yazı ücreti alınır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (İçtüzük) hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki bakılmakta olan menfi tespit davasında Mahkemece ilgili noterden vekâletname örneğinin talep edildiği gözetildiğinde s oruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının isteyecekleri örneklerin noterlik ücretine tabi olmadığını öngören itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 7. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 55. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/53
2025/64
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/64 Karar Sayısı : 2025/53 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 55. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacakla ilgili olarak açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 55. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı beşinci fıkrası şöyledir: “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının istiyecekleri örnekler noterlik ücretine tabi değildir. Diğer resmi mercilere verilecek örneklerden yalnız yazı ücreti alınır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 55. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacakla ilgili olarak açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 55. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı beşinci fıkrası şöyledir: “ Soruşturma yetkisi bulunan kişilerle Cumhuriyet savcılarının istiyecekleri örnekler noterlik ücretine tabi değildir. Diğer resmi mercilere verilecek örneklerden yalnız yazı ücreti alınır. ”
0
56
1,982
2025/44
2025/60
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/60, K.2025/44, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Bölge İdare Mahkemesi - İstanbul Onuncu İdari Dava Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/44
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/60 Karar Sayısı : 2025/44 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 3. Söz konusu Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/55 sayılı dosyasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle bu başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun 40. maddenin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/44
2025/60
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/60 Karar Sayısı : 2025/44 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25/5/1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen mükerrer 35. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi dir. OLAY: Ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı mükerrer 35. maddesi şöyledir : “ Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) ”
0
57
1,982
2025/19
2024/128
27/06/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/128, K.2025/19, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 18
2 3600 3000 Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer DURSUN ve Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/19
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/128 Karar Sayısı : 2025/19 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/5/2025-32911 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 47. maddenin birinci fıkrasında yer alan “ …bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 3600 ek gösterge rakamından yararlandırılmamaya yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 47. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci fıkrası şöyledir : “ Bu Kanuna ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan unvanlı kadrolara bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuat hükümleri uyarınca atanmış olanlar ile 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca ataması yapılacak olanlardan en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olanlar hakkında, anılan bentlerde yer alan diğer şartlar aranmaksızın söz konusu bentlerde öngörülen ek göstergeler uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’a ekli (I) s ayılı Ek Gösterge Cetveli’nin ilgili kısmı şöyledir : “ I SAYILI CETVEL (Ek: 9/4/1990-KHK-418/3 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 5/2/1992 tarihli ve E.1990/22, K.1992/6 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/5/1994-KHK-527/3 md.) (Değişik:1/7/2022-7417/6 md.) HİZMET SINIFLARI İTİBARİYLE UNVAN VEYA AYLIK ALINAN DERECELERE GÖRE EK GÖSTERGELER UNVANI Derece Ek Göstergeler I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI … … … g) En az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda (veya yüksek öğrenimli olup, özel kanunların öngördüğü şartları taşıyanlardan en az sekiz yıl mesleki görev yaptıktan sonra yine bu kanunların öngördüğü usule göre seçilerek) atanan Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bağımsız Genel Müdürlük ve Büyük Şehir Belediyesiyle Büyük Şehir Belediye sınırları içindeki ilçe Belediyeleri Müfettişleri, Başbakanlık Uzmanları, Adalet Uzmanları, Seçim Uzmanları, Milli Savunma Uzmanları, İçişleri Uzmanları, Dışişleri Uzmanları, Çalışma Uzmanları, Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Uzmanları, İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları, Kültür ve Turizm Uzmanları, Aile ve Sosyal Politikalar Uzmanları, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanları, Sanayi ve Teknoloji Uzmanları, Çevre ve Şehircilik Uzmanları, Gençlik ve Spor Uzmanları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Uzmanları, Gümrük ve Ticaret Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları, Orman ve Su İşleri Uzmanları, Diyanet İşleri Uzmanları, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları, Devlet Personel Uzmanları, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzmanları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanları, Devlet Gelir Uzmanları, Tapu ve Kadastro Uzmanları, Meteoroloji Uzmanları, Basın ve Enformasyon Uzmanları, Yüksek Kurum Uzmanları, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Uzmanları, Savunma Sanayii Uzmanları, Vakıf Uzmanları, Sınai Mülkiyet Uzmanları, TİKA Uzmanları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Uzmanları, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Uzmanları, Yazma Eser Uzmanları, İstihdam Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Uzmanları, Bakanlık ve Bağlı Kuruluşların Avrupa Birliği Uzmanları, Göç Uzmanları, Yükseköğretim Kurulu Uzmanları, Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Uzmanları, Dışişleri Meslek Memurları ile Konsolosluk ve İhtisas Memurları, Maliye Bakanlığı Vergi Müfettişleri ile Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları ve Hazine Kontrolörleri, Hazine Uzmanları, Sigorta Denetleme Uzmanları ile Aktüerleri, Dış Ticaret Uzmanları, Avrupa Birliği İşleri Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş ve İş Güvenliği Müfettişleri ve Bakanlıkların Merkez Teşkilatına dahil Genel Müdürlükleri Kontrolörleri ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri ile Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişleri, Sosyal Güvenlik Uzmanları, Ulaştırma ve Haberleşme Uzmanları, Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzmanları, Denizcilik Uzmanları, Sağlık Uzmanları ve Sağlık Denetçileri, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Müfettişleri, Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre atanan İç Denetçiler, Milli Eğitim Uzmanları, Bakanlık Maarif Müfettişleri ve Maarif Müfettişleri, Aile ve Sosyal Politikalar Denetçileri, Gençlik ve Spor Denetçileri, Maliye Uzmanları, Helal Akreditasyon Uzmanları 1 2 3 4 5 6 7 8 4200 3600 2800 2200 1900 1750 1550 1450 h) En az 3 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanan Gelir Uzmanları, İl İstihdam Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanları, İl Göç Uzmanları, Ürün Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri, Sosyal Güvenlik Denetmenleri, Defterdarlık Uzmanları kadrosuna atanmış olanlar 1 2 3 4 5 6 7 8 3600 3000 2200 2100 1800 1700 1500 1400 … … … II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 27/6/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir . III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportörler Ömer DURSUN ve Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin raporlar, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A. Anlam ve Kapsam 3. 657 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetveli’nde hizmet sınıfları itibarıyla ünvan ve aylık alınan derecelere göre uygulanacak ek göstergeler düzenlenmiştir. 4. Söz konusu Cetvel’in genel idare hizmetleri sınıfı bölümünün (g) bendinde; Diyanet İşleri Başkanlığı, bağımsız genel müdürlük ve büyükşehir belediyesi ile büyükşehir belediye sınırları içindeki ilçe belediyeleri müfettişleri, adalet uzmanları, seçim uzmanları, millî savunma uzmanları gibi birçok bakanlık ve bakanlık bağlı ve ilgili kuruluşunun uzman kadroları sayılarak bu kadrolarda bulunanların bulundukları derecelere göre 1450 ila 4200 ek gösterge rakamlarından yararlanması öngörülmüştür. 5. Anılan bölümün (h) bendinde ise gelir uzmanları, il istihdam uzmanları, mali hizmetler uzmanları, vergi istihbarat uzmanları, içişleri bakanlığı planlama uzmanları, il göç uzmanları, ürün denetmenleri, gümrük ve ticaret denetmenleri, sosyal güvenlik denetmenleri, defterdarlık uzmanları kadrolarına atanmış olanların bulundukları derecelere göre 1400 ila 3600 gösterge rakamlarından yararlanacakları düzenlenmiştir. 6. Söz konusu ek gösterge rakamlarından yararlanabilmek için anılan bentlerde sayılan kadrolarda bulunmakla birlikte en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavıyla girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olmak gerekmektedir. Yine yüksek öğrenimli olup özel kanunların öngördüğü şartları taşıyanlardan en az sekiz yıl mesleki görev yaptıktan sonra bu kanunların öngördüğü usule göre seçilerek (g) bendinde sayılan kadrolara atanmış olan kişilere de bu bent için belirlenen ek gösterge rakamlarının uygulanması öngörülmüştür. 7. 657 sayılı Kanun’un geçici 47. maddesinin birinci fıkrasında Cetvel’in söz konusu (g) ve (h) bentlerinde sayılan ünvanlı kadrolara bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuat hükümleri uyarınca atanmış olanlar ile 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca ataması yapılacak olanlardan en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olanlar hakkında anılan bentlerde yer alan diğer şartlar aranmaksızın söz konusu bentlerde öngörülen ek göstergelerin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre belirtilen kadrolara mesleğe özel yarışma sınavıyla girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmadan atananlardan ataması geçici 47. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olanlar da söz konusu ek gösterge rakamlarından yararlanabilecektir. İtiraz konusu kural anılan fıkrada yer alan “ … bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce … ” ibaresidir. 8. 657 sayılı Kanun’un geçici 47. maddesi 15/1/2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla anılan madde hükmüyle getirilen imkândan yararlanılabilmek için söz konusu kadrolara 15/1/2023 tarihinden önce atanmış olunması gerekmektedir. 9. Buna göre ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak anılan bentlerde sayılan kadrolara atanmış olanların söz konusu bentler için öngörülen ek gösterge rakamlarından yararlanabilmesi için en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olmaları ve atama tarihlerinin kural uyarınca 657 sayılı Kanun’un geçici 47. maddesinin yürürlük tarihinden önce olması gerekmektedir. 10. Anılan kadrolara ilgili mevzuat hükümleri uyarınca söz konusu maddenin yürürlük tarihinde ve sonrasında atanan kişiler söz konusu bentler için öngörülen ek gösterge rakamlarından yararlanamayacaklardır. B. İtirazın Gerekçesi 11. Başvuru kararında özetle; kişilerin aynı mevzuat kapsamında farklı tarihlerde yapılan iki sınav sonucu kendilerine atfedilebilecek bir kusur olmaksızın sırf farklı tarihlerde atanmaları nedeniyle farklı ek gösterge rakamlarından faydalandırılmalarının makul ve haklı bir sebebe dayanmadığı, bu durumun aynı konumda bulunan kişiler arasında eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 12. Anayasa’nın 10. maddesinde “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. ” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir . 13. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. İlkenin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. İlkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için farklı kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2021/129, K.2022/33, 24/3/2022, § 23). 14. Öte yandan Anayasa Mahkemesi “ benzeri sebeplerle ” ifadesinin yorumu bağlamında “ ...Özgürlüklerle ilgili olarak Anayasada yer alan en önemli kavramlardan birini de yasa önünde eşitlik ilkesi oluşturmaktadır. … eşitlik açısından ayırım yapılmayacak hususlar madde metninde sayılanlarla sınırlı değildir. ‘Benzeri sebeplerle’ de ayırım yapılamayacağı esası getirilmek suretiyle ayırım yapılamayacak konular genişletilmiş ve böylece kurala uygulama açısından da açıklık kazandırılmıştır... ” diyerek ayrımcılık temellerinin maddede sayılanlarla sınırlı olmadığını açıkça ifade etmiştir (AYM, E.1986/11, K.1986/26, 4/11/1986). 15. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını kapsamaktadır . 16. Anayasa Mahkemesi norm denetimi ve bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında kişilere ödenmesi öngörülen ücret, maaş, yaşlılık aylığı, emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı gibi ödemeleri mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmektedir (Yaşlılık aylığıyla ilgili olarak norm denetiminde verilen karar için bkz. AYM, E.2019/50, K.2019/96, 25/12/2019, § 13; bireysel başvuruya konu kararlar için bkz. Ayten Yeğenoğlu , [1. B.] , B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 32; Naci Altunbulduk , [2. B.] , B. No: 2017/38608, 11/12/2019, § 19; Muzaffer Peker , [1. B.] , B. No: 2016/7192, 7/11/2019, § 30). 17. Ücret, aylık ve benzeri mali imkânların mülkiyet hakkı kapsamında incelenebilmesi için bunların kanunla tanınmış olması gerekir. Söz konusu mali imkânların tanınması gerektiğine ilişkin iddialar kural olarak mülkiyet hakkı kapsamında incelenemez. Bunun tek istisnası, belirtilen mali imkânların bazı kişilere tanınmamasının eşitlik ilkesi kapsamında incelenebilmesi şartlarının oluşmasıdır. Şartların varlığı ise eşitlik ilkesine aykırılığı ileri sürülen neden olmasaydı kapsam dışı bırakılan kişilerin de söz konusu haktan yararlanma imkânlarının bulunup bulunmadığıyla belirlenebilecektir. Bu gibi durumlarda kuralın mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi mümkündür. Bu bağlamda mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken mülkün varlığının emsal durumda olan kişiye göre belirlenmesi gerekir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Ayşe Tezel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14186, 20/10/2022, §§ 64-75; Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274, 27/10/2022, §§ 44-55; Nuriye Arpa , [2. B.] , B. No: 2018/18505, 16/6/2021, §§ 41-51; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Fabris/Fransa [BD], B. No: 16574/08, 7/2/2013, § 52; Molla Sali/Yunanistan [BD], B. No: 20452/14, 19/12/2018, § 127). 18. 657 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Ek Gösterge Cetveli’ nde belirtilen kadro ve ünvanlarda bulunan kamu görevlilerine değişen rakamlarda ek gösterge ödenmesi öngörülmektedir. Cetvel’e göre, söz konusu ek göstergeden yararlanabilmek için anılan kadrolarda bulunulması yeterli olmayıp ayrıca en az 3 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olmak gerekmektedir. Bu şartları taşımadan, başka bir usulle anılan kadrolara atananların ([g] bendi yönünden parantez içi hükümde belirtilen usulle atananlar hariç) sözü edilen ek gösterge rakamından yararlanması mümkün değildir. 19. İtiraz konusu kuralda ise olağan usulün dışındaki bir usulle atanmış olanların da sözü edilen ek gösterge rakamından yararlanmalarının temin edilmesine yönelik olarak bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan kadrolara, mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmadan, ilgili mevzuatı uyarınca atananların da anılan ek gösterge rakamından yararlanması öngörülmüştür. Bununla birlikte bu imkân sadece Kanun’un geçici 47. maddesinin yürürlüğe girdiği 15/1/2023 tarihinden önce atanmış olanlarla sınırlı tutulmuştur. Buna göre geçici 47. maddenin yürürlük tarihi ve sonrasında atanmış olanlar söz konusu ek gösterge rakamlarından yararlanamayacaktır. 20. Söz konusu maddenin yürürlük tarihinden önce ilgili mevzuatı uyarınca anılan Cetvel’in (g) ve (h) bentlerinde sayılan ünvanlı kadrolara atananlar için belirlenen ek gösterge rakamından, aynı kadrolara maddenin yürürlüğe girdiği tarih ve sonrasında atanması sebebiyle yararlandırılmayanlar yönünden anılan ek gösterge rakamı, ekonomik bir menfaate karşılık gelmektedir. Bu nedenle kuralın mülkiyet hakkı bağlamında eşitlik ilkesi yönünden incelenmesi gerekmektedir. 21. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında mülkiyet hakkına getirilen sınırlama bakımından farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra farklı uygulamanın nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve nihayetinde ölçülü olup olmadığı incelenmelidir (AYM, E.2021/129, K.2022/33, 24/3/2022, § 26; E.2018/8, K.2018/85, 11/7/2018, § 41; Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 77; Tevfik İlker Akçam , [1. B.] , B. No: 2018/9074, 3/7/2019, § 41). 22. Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan ünvanlı kadrolara, mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmadan, ilgili mevzuatı uyarınca atanmış olmak bakımından 15/1/2023 tarihinden önce atanmış olanlar ile bu tarih ve sonrasında atanmış olanların durumları benzer ve karşılaştırılabilir niteliktedir. Buna göre Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde yer alan ek göstergelerden yararlanma imkânının sadece 15/1/2023 tarihinden önce atanmış olanlara tanınmasının bu tarih ve sonrasında atanlar yönünden farklı muamele teşkil ettiği açıktır. Bu farklı muamelenin 15/1/2023 tarihinden önce atanmış olup olmama temelinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda farklı muamelenin makul ve nesnel bir temele dayanıp dayanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. 23. Benzer durumda bulunanlara farklı muamelede bulunulmasının haklı bir temelinin bulunup bulunmadığının veya farklılığın ne dereceye kadar müstahak olacağının değerlendirilmesinde kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisi bulunduğunun altı çizilmelidir. Bununla birlikte bu takdir yetkisinin kapsamının, düzenlemenin temas ettiği hak veya özgürlüğün nitelik ve özelliklerine bağlı olarak genişleyip daralabileceği vurgulanmalıdır (bazı farklarla birlikte bkz. Nuriye Arpa , § 59). 24. Kuralla, e n az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olup (g) ve (h) bentlerinde sayılan ünvanlı kadrolara -mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmadan- ilgili mevzuat hükümleri uyarınca atananlara, anılan kadrolar için belirlenen ek göstergelerden yararlanma imkânı tanınmıştır. Bununla birlikte bu imkândan yararlanılması için maddenin yürürlük tarihinden önce atanmış olma şartı getirilmiştir. Buna göre aynı ünvanlı kadrolara aynı mevzuat hükümleri uyarınca atanan kişilerden bir kısmı atama tarihlerinin maddenin yürürlük tarihinden önce olması nedeniyle söz konusu bentler için öngörülen ek göstergelerden faydalanabilirken atama işlemleri maddenin yürürlük tarihinden itibaren yapılanların anılan göstergelerden faydalanabilmesi mümkün bulunmamaktadır. 25. Kanun koyucunun hak doğurucu düzenlemeler yapması ve bu düzenlemelerin kapsamındaki hak ve imkânlardan yararlanılması bakımından belirli veya belirlenebilir bir tarihi esas alması, zaman bakımından hakkın kapsamı dışında kalanlar yönünden kural olarak eşitlik ilkesini ihlal etmez. Bununla birlikte itiraz konusu kuralda öngörülen düzenleme genel bir düzenleme mahiyetinde olmayıp sınırlı bazı durumlara uygulanan bir düzenleme niteliğindedir. Kural, özel yarışma sınavı ile girilebilen ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atama yapılabilen bazı kadrolara bu usulün dışındaki bir usulle ataması yapılan kişilerin de olağan usulle ataması yapılanlar için öngörülen ek göstergeden yararlanabilmelerinin sağlanması amacıyla ihdas edilmiştir. Dolayısıyla kural sürekli ve genel nitelikli bir durumu/imkânı değil, geçici ve özel bir durumu düzenlemektedir. Hâl böyle olunca atama tarihi itibarıyla bu imkânın kapsamı dışında kalanların maruz kaldığı farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir. 26. Mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartları aranmaksızın Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünde belirtilen kadrolara atanmış olanların anılan Cetvel’in (g) ve (h) bentlerinde belirtilen ek göstergelerden yararlandırıp yararlandırmama konusunda düzenleme yapılmasında kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Bu bağlamda mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış kişilere sağlanan mali hakların belirtilen kadrolara bu şartları sağlamadan atanmış kişilere de tanınması kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte bu şekilde bir düzenleme yapıldığında, mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartlarını taşımamak bakımından aynı durumda olan kişilere (15/1/2023 tarihinden önce atanmış olanlar ile bu tarih ve sonrasında atanmış olanlara) farklı muamelede bulunulmasının nesnel ve makul bir temeli bulunmamaktadır. 27. Kanun’un geçici 47. maddesinin gerekçesinde mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartının; Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde belirtilen ek göstergelerin dikkate alınabilmesi için bentlerde sayılan kadrolara atanmış olanlardan en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olanlar için dikkate alınmayarak (g) ve (h) bentlerinde belirtilen gösterge rakamlarının bu durumda olanlar için uygulanmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Buna göre düzenlemenin temel amacının, Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde belirtilen kadrolara, mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartını taşımadan atananların da söz konusu kadrolar için öngörülen ek göstergeden yararlanmasının sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. 28. Belirtilen kadrolara mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmaksızın atama yapılması uygulamasının 15/1/2023 tarihi öncesiyle sınırlı olmadığı, bu tarihten sonra da bu uygulamaya devam edildiği gözlemlenmektedir. Söz konusu usulle atama uygulamasının 15/1/2023 tarihinden sonra da devam ettiği gözetildiğinde anılan ek göstergeden yararlanma imkânının 15/1/2023 tarihi ve sonrasında atanmış olanlara tanınmamasının makul bir nedene dayandığının ve kanun koyucunun farklı muamelede bulunma hususunda haiz olduğu takdir yetkisinin sınırları içerisinde kaldığının kabulü mümkün görülmemiştir. 29. Bu itibarla kuralla e n az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksek okulları bitirmiş olup Cetvel’in “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan ünvanlı kadrolara ilgili mevzuat hükümleri uyarınca -mesleğe özel yarışma sınavı ile girmiş ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanmış olma şartına tabi olmadan- atananlardan yalnızca 15/1/2023 tarihinden önce ataması yapılanlara (g) ve (h) bentlerinde belirtilen gösterge rakamlarının uygulanmasının öngörülmesi suretiyle oluşturulan farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmadığı sonucuna varılmıştır. 30. Dolayısıyla kuralın mülkiyet hakkı bağlamında eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. 31. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kural, Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 32. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmiştir. 33. 657 sayılı Kanun’a 7417 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 47. maddenin birinci fıkrasında yer alan “ …bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce… ” ibaresinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 47. maddenin birinci fıkrasında yer alan “ …bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/19
2024/128
16/01/2025
Esas - İptal
26/05/2025 - 32911
Var
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/128 Karar Sayısı : 2025/19 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/5/2025-32911 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 47. maddenin birinci fıkrasında yer alan “ …bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 3600 ek gösterge rakamından yararlandırılmamaya yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 47. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci fıkrası şöyledir : “ Bu Kanuna ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan unvanlı kadrolara bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuat hükümleri uyarınca atanmış olanlar ile 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca ataması yapılacak olanlardan en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olanlar hakkında, anılan bentlerde yer alan diğer şartlar aranmaksızın söz konusu bentlerde öngörülen ek göstergeler uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’a ekli (I) s ayılı Ek Gösterge Cetveli’nin ilgili kısmı şöyledir : “ I SAYILI CETVEL (Ek: 9/4/1990-KHK-418/3 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 5/2/1992 tarihli ve E.1990/22, K.1992/6 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/5/1994-KHK-527/3 md.) (Değişik:1/7/2022-7417/6 md.) HİZMET SINIFLARI İTİBARİYLE UNVAN VEYA AYLIK ALINAN DERECELERE GÖRE EK GÖSTERGELER UNVANI Derece Ek Göstergeler I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI … … … g) En az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda (veya yüksek öğrenimli olup, özel kanunların öngördüğü şartları taşıyanlardan en az sekiz yıl mesleki görev yaptıktan sonra yine bu kanunların öngördüğü usule göre seçilerek) atanan Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bağımsız Genel Müdürlük ve Büyük Şehir Belediyesiyle Büyük Şehir Belediye sınırları içindeki ilçe Belediyeleri Müfettişleri, Başbakanlık Uzmanları, Adalet Uzmanları, Seçim Uzmanları, Milli Savunma Uzmanları, İçişleri Uzmanları, Dışişleri Uzmanları, Çalışma Uzmanları, Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Uzmanları, İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları, Kültür ve Turizm Uzmanları, Aile ve Sosyal Politikalar Uzmanları, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanları, Sanayi ve Teknoloji Uzmanları, Çevre ve Şehircilik Uzmanları, Gençlik ve Spor Uzmanları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Uzmanları, Gümrük ve Ticaret Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları, Orman ve Su İşleri Uzmanları, Diyanet İşleri Uzmanları, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları, Devlet Personel Uzmanları, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzmanları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanları, Devlet Gelir Uzmanları, Tapu ve Kadastro Uzmanları, Meteoroloji Uzmanları, Basın ve Enformasyon Uzmanları, Yüksek Kurum Uzmanları, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Uzmanları, Savunma Sanayii Uzmanları, Vakıf Uzmanları, Sınai Mülkiyet Uzmanları, TİKA Uzmanları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Uzmanları, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Uzmanları, Yazma Eser Uzmanları, İstihdam Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Uzmanları, Bakanlık ve Bağlı Kuruluşların Avrupa Birliği Uzmanları, Göç Uzmanları, Yükseköğretim Kurulu Uzmanları, Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Uzmanları, Dışişleri Meslek Memurları ile Konsolosluk ve İhtisas Memurları, Maliye Bakanlığı Vergi Müfettişleri ile Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları ve Hazine Kontrolörleri, Hazine Uzmanları, Sigorta Denetleme Uzmanları ile Aktüerleri, Dış Ticaret Uzmanları, Avrupa Birliği İşleri Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş ve İş Güvenliği Müfettişleri ve Bakanlıkların Merkez Teşkilatına dahil Genel Müdürlükleri Kontrolörleri ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri ile Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişleri, Sosyal Güvenlik Uzmanları, Ulaştırma ve Haberleşme Uzmanları, Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzmanları, Denizcilik Uzmanları, Sağlık Uzmanları ve Sağlık Denetçileri, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Müfettişleri, Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre atanan İç Denetçiler, Milli Eğitim Uzmanları, Bakanlık Maarif Müfettişleri ve Maarif Müfettişleri, Aile ve Sosyal Politikalar Denetçileri, Gençlik ve Spor Denetçileri, Maliye Uzmanları, Helal Akreditasyon Uzmanları 1 2 3 4 5 6 7 8 4200 3600 2800 2200 1900 1750 1550 1450 h) En az 3 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanan Gelir Uzmanları, İl İstihdam Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanları, İl Göç Uzmanları, Ürün Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri, Sosyal Güvenlik Denetmenleri, Defterdarlık Uzmanları kadrosuna atanmış olanlar 1 2 3 4 5 6 7 8 3600 3000 2200 2100 1800 1700 1500 1400 … … … II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 47. maddenin birinci fıkrasında yer alan “ …bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 3600 ek gösterge rakamından yararlandırılmamaya yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 47. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı birinci fıkrası şöyledir : “ Bu Kanuna ekli (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “ I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı ” bölümünün (g) ve (h) bentlerinde sayılan unvanlı kadrolara bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuat hükümleri uyarınca atanmış olanlar ile 30/5/2019 tarihli ve 7176 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca ataması yapılacak olanlardan en az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirmiş olanlar hakkında, anılan bentlerde yer alan diğer şartlar aranmaksızın söz konusu bentlerde öngörülen ek göstergeler uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’a ekli (I) s ayılı Ek Gösterge Cetveli’nin ilgili kısmı şöyledir : “ I SAYILI CETVEL (Ek: 9/4/1990-KHK-418/3 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 5/2/1992 tarihli ve E.1990/22, K.1992/6 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/5/1994-KHK-527/3 md.) (Değişik:1/7/2022-7417/6 md.) HİZMET SINIFLARI İTİBARİYLE UNVAN VEYA AYLIK ALINAN DERECELERE GÖRE EK GÖSTERGELER UNVANI Derece Ek Göstergeler I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI … … … g) En az üç yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda (veya yüksek öğrenimli olup, özel kanunların öngördüğü şartları taşıyanlardan en az sekiz yıl mesleki görev yaptıktan sonra yine bu kanunların öngördüğü usule göre seçilerek) atanan Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bağımsız Genel Müdürlük ve Büyük Şehir Belediyesiyle Büyük Şehir Belediye sınırları içindeki ilçe Belediyeleri Müfettişleri, Başbakanlık Uzmanları, Adalet Uzmanları, Seçim Uzmanları, Milli Savunma Uzmanları, İçişleri Uzmanları, Dışişleri Uzmanları, Çalışma Uzmanları, Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Uzmanları, İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları, Kültür ve Turizm Uzmanları, Aile ve Sosyal Politikalar Uzmanları, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanları, Sanayi ve Teknoloji Uzmanları, Çevre ve Şehircilik Uzmanları, Gençlik ve Spor Uzmanları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Uzmanları, Gümrük ve Ticaret Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları, Orman ve Su İşleri Uzmanları, Diyanet İşleri Uzmanları, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları, Devlet Personel Uzmanları, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzmanları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanları, Devlet Gelir Uzmanları, Tapu ve Kadastro Uzmanları, Meteoroloji Uzmanları, Basın ve Enformasyon Uzmanları, Yüksek Kurum Uzmanları, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Uzmanları, Savunma Sanayii Uzmanları, Vakıf Uzmanları, Sınai Mülkiyet Uzmanları, TİKA Uzmanları, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Uzmanları, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Uzmanları, Yazma Eser Uzmanları, İstihdam Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Uzmanları, Bakanlık ve Bağlı Kuruluşların Avrupa Birliği Uzmanları, Göç Uzmanları, Yükseköğretim Kurulu Uzmanları, Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Uzmanları, Dışişleri Meslek Memurları ile Konsolosluk ve İhtisas Memurları, Maliye Bakanlığı Vergi Müfettişleri ile Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları ve Hazine Kontrolörleri, Hazine Uzmanları, Sigorta Denetleme Uzmanları ile Aktüerleri, Dış Ticaret Uzmanları, Avrupa Birliği İşleri Uzmanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş ve İş Güvenliği Müfettişleri ve Bakanlıkların Merkez Teşkilatına dahil Genel Müdürlükleri Kontrolörleri ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri ile Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişleri, Sosyal Güvenlik Uzmanları, Ulaştırma ve Haberleşme Uzmanları, Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzmanları, Denizcilik Uzmanları, Sağlık Uzmanları ve Sağlık Denetçileri, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Müfettişleri, Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre atanan İç Denetçiler, Milli Eğitim Uzmanları, Bakanlık Maarif Müfettişleri ve Maarif Müfettişleri, Aile ve Sosyal Politikalar Denetçileri, Gençlik ve Spor Denetçileri, Maliye Uzmanları, Helal Akreditasyon Uzmanları 1 2 3 4 5 6 7 8 4200 3600 2800 2200 1900 1750 1550 1450 h) En az 3 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte ve yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda atanan Gelir Uzmanları, İl İstihdam Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanları, İl Göç Uzmanları, Ürün Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri, Sosyal Güvenlik Denetmenleri, Defterdarlık Uzmanları kadrosuna atanmış olanlar 1 2 3 4 5 6 7 8 3600 3000 2200 2100 1800 1700 1500 1400 … … …
1
58
1,982
2025/21
2025/14
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/14, K.2025/21, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Yalova 7
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/21
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/14 Karar Sayısı : 2025/21 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 3. Söz konusu Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/9 esasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması nedeniyle bu başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/21
2025/14
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/14 Karar Sayısı : 2025/21 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
59
1,982
2025/42
2024/176
17/10/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/176, K.2025/42, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi - Ankara 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/42
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/176 Karar Sayısı : 2025/42 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 6/5/2025-32892 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ …elde ettiği net kazanç. ” ibaresinin Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sınai mülkiyet hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 151. maddesi şöyledir: “ Yoksun kalınan kazanç MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. (2) Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanır: a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir. b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç. c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli. (3) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur. (4) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, ikinci fıkranın (a) veya (b) bentlerinde belirtilen değerlendirme usullerinden birinin seçilmiş olması hâlinde, mahkeme ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, kazancın hesaplanmasında hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verir. (5) Mahkeme, patent haklarına tecavüz hâlinde, patent sahibinin bu Kanunda öngörülen patenti kullanma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu kanaatine varırsa yoksun kalınan kazanç, ikinci fıkranın (c) bendine göre hesaplanır. (6) Coğrafi işarete veya geleneksel ürün adına tecavüz hâlinde bu madde hükmü uygulanmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 17/10/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3 . Türk hukukunda 6769 sayılı Kanun’un kabulü öncesinde sınai mülkiyet hakları mülga 24/6/1995 tarihli ve 551 sayılı Patent Haklarının, mülga 24/6/1995 tarihli ve 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların, mülga 24/6/1995 tarihli ve 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin ve mülga 24/6/1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile korunmaktaydı. 4. Mülga 556 sayılı KHK’nın 62. maddesinde marka hakkı tecavüze uğrayan marka sahibinin mahkemeden bulunabileceği talepler, 64. maddesinde tazminat ve 66. maddesinde yoksun kalınan kazanç şeklinde düzenlenmiştir. 5. Anılan KHK’nın 64. maddesinde marka sahibinin izni olmaksızın, marka taklit edilerek üretilen ürünü üreten, satan, dağıtan veya başka bir şekilde ticaret alanına çıkaran veya bu amaçlar için ithal eden veya ticari amaçla elde bulunduran kişinin, hukuka aykırılığı gidermek ve sebep olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. 6. KHK’nın 66. maddesinde de marka sahibinin uğradığı zararın sadece fiilî kaybın değerini değil, ayrıca marka hakkına tecavüz dolayısıyla yoksun kalınan kazancı da kapsadığı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu maddede yoksun kalınan kazancın hesap edilmesinde kullanılacak değerlendirme usulleri belirtilmiş, marka hakkı sahibine bu usullerden birini seçme imkânı tanınmıştır. Buna göre marka hakkı sahibi, marka hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı markayı kullanmasıyla elde edebileceği muhtemel gelire göre, marka hakkına tecavüz edenin markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca göre, marka hakkına tecavüz edenin markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeline göre yoksun kalınan kazanç miktarını talep edilebilecektir. 7. 551, 554, 555 ve 556 sayılı KHK’lar ile korunmakta olan sınai mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemeler 6769 sayılı Kanun ile tek bir kanun altında birleştirilerek sınai mülkiyet haklarının korunmasında yeni bir sisteme geçilmiştir. Anılan Kanun’un 191. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince 551, 554, 555 ve 556 sayılı KHK’lar yürürlükten kaldırılmıştır. 8. Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacının marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakları korumak ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak olduğu ifade edilmiş, 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde de sınai mülkiyet hakkının; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı modeli kapsadığı belirtilmiştir. 9. 149. maddenin (1) numaralı fıkrasında sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibinin ileri sürebileceği talepler düzenlenmiştir. Buna göre hak sahibi; sınai mülkiyet hakkına tecavüzün tespitini, önlenmesini, durdurulmasını, kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmin edilmesini, tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde el konulmasını, el konulan bu ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınmasını, tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınmasını, el konulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesini, üzerlerindeki markaların silinmesini veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhasını talep edebilir. Ayrıca hak sahibi haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesini isteyebilir. 10. 150. maddenin (1) numaralı fıkrasında sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişilerin hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlü olduğu ifade edildikten sonra 151. maddenin (1) numaralı fıkrasında hak sahibinin uğradığı zararın, fiilî kaybın yanı sıra yoksun kalınan kazancı da kapsadığı belirtilmiştir. 11. 151. maddenin (2) numaralı fıkrasında ise zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında uygulanabilecek değerlendirme usullerine yer verilmiştir. Anılan fıkranın; (a) bendinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir, (b) bendinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç, (c) bendinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında kullanılabilecek değerlendirme usulleri olarak belirlenmiştir. 12. Fıkranın (b) bendinde yer alan “ …elde ettiği net kazanç .” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Kurala göre sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle zarara uğrayan hak sahibi, zararının hesaplanmasında sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazancın esas alınmasını talep edebilecektir. 13. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenlerin gözönünde tutulacağı belirtilerek yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında dikkate alınabilecek hususlar sınırlama yapılmaksızın örnekleme yoluyla sayılmıştır. Bu kapsamda mahkemenin fıkrada sayılanlar dışında başkaca nedenleri de dikkate alarak yoksun kalınan kazancı hesaplaması mümkündür. 14. Maddenin (4) numaralı fıkrasında da yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında (2) numaralı fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilen değerlendirme usullerinden birinin seçilmiş olması hâlinde mahkemenin, ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varması durumunda kazancın hesaplanmasında hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. B. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla sınai mülkiyet hakkına tecavüzde hakka tecavüz edenin elde ettiği net kazancın yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında esas alınabilmesine imkân tanındığı, bu durumun kişinin dürüstlük kurallarına uygun ticari faaliyetleri sonucunda elde ettiği kazancının da tazminata dâhil edilmesi sonucunu doğurduğu, eylemin farklı kişilere karşı gerçekleştirilmesi hâlinde elde edilen kazancın hangi hak sahibine ödeneceğinin belirsiz olduğu, tazminatın zarar görenin sebepsiz zenginleşmesine neden olmaması gerektiği, bu durumun mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 17. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 18. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). 19. Anayasal anlamda mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2018/106, K.2019/80, 16/10/2019, § 14). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî ve sınai mülkiyet haklarının yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2017/172, K.2018/32, 28/3/2018, § 26; Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.] , B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). 20. Dolayısıyla sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle yoksun kalınan kazancın hesaplanmasına ilişkin düzenlemelerin hem hak sahibi hem de hakka tecavüz eden bakımından mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. 21. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet; kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. 22. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır (AYM, E.2024/10, K.2024/97, 4/4/2024, § 23; E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-40; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44). 23. Sınai mülkiyetin Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının kapsamında olduğu açıktır. Dolayısıyla s ınai mülkiyet hakkının etkili biçimde korunmasına yönelik tedbirlerin alınması da Anayasa’nın 35. maddesiyle devlete yüklenmiş olan bireylerin mülkiyet hakkına üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif yükümlülüğün gereğidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2017/172, K.2018/32, 28/3/2018, § 26). 24. 6769 sayılı Kanun’un çeşitli maddelerinde sınai mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin olarak birtakım güvenceler getirilmiş, sınai mülkiyet haklarına tecavüz yasaklanmış, tecavüzün meydana gelmesi hâlinde ise sona erdirilmesine ve sonuçlarının giderilmesine yönelik olarak bazı düzenlemeler sevk edilmiştir. Bu bağlamda Kanun’un 150. maddesinde hak sahibinin sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle uğradığı maddi zararın tazmin edilmesini talep etme imkânı ona tanınmış, 151. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da hak sahibinin uğradığı zararın, fiilî kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsadığı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında yoksun kalınan kazancın hesaplanma usulleri gösterilmiş, fıkranın itiraz konusu ibareyi de içeren (b) bendinde sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç da yoksun kalınan kazancın değerlendirme usullerinden biri olarak düzenlenmiştir. Buna göre sınai mülkiyet hakkına tecavüz nedeniyle zarara uğrayan hak sahibi, zararının hesaplanmasında sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazancın esas alınmasını talep edebilecektir. 25. Kanun koyucunun sınai mülkiyet hakkının üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmesinin önlenmesi amacıyla caydırıcı tedbirler alma yükümlülüğü bulunmakla birlikte caydırıcılığı sağlamak amacıyla öngöreceği tedbirlerin tercihi konusunda belli ölçüde takdir yetkisini haiz bulunduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda kanun koyucunun alacağı tedbirlerin hak sahibinin fiilî zararının karşılanmasıyla sınırlı olması gerektiği söylenemez. Sadece fiilî zararın karşılanmasıyla sınırlı bir tedbir giderim sağlanması bakımından yeterli olabilirse de caydırıcılığın temin edilmesi açısından yetersiz kalabileceği ortadadır. Dolayısıyla kanun koyucu, sınai mülkiyet hakkına tecavüz eden kişiyi hak sahibinin uğradığı fiilî zararı karşılamasının yanında birtakım mali külfetlere katlanmasını öngören düzenlemeler de yapabilir. Bununla beraber zarar verene yüklenen külfetin aşırı ve katlanılamaz düzeyde olmaması gerekir. 26. Sınai mülkiyet hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi ve benzer ihlallerin yaşanmasında caydırıcılığın sağlanması amacına yönelik olarak getirildiği anlaşılan ve hakkı ihlal eden tarafından hak sahibine ödenmesi zorunluluğu getirilen yoksun kalınan kazancın hesaplanması, hak sahibi ile hakka tecavüz edenin mülkiyet haklarının kaçınılmaz olarak çatıştığı bir alan ortaya çıkarmaktadır. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda devletin, bu iki tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi gerekmektedir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise tarafların fiillerinin ağırlığı ile onlara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (bazı farklılıklarla birlikte AYM, E.2023/77, K.2023/190, 8/11/2023, § 26; E.2020/11, K.2023/98, 18/5/2023, § 106; E.2019/59, K.2020/61, 22/10/2020, § 24; Feridun Çalışkan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2017/32275, 16/9/2020, § 50; Faik Tari ve Sultan Tari [2. B.], B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52). 27. 6769 sayılı Kanun’un 151. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki düzenleme ile yoksun kalınan kazancın belirlenmesinde gözönünde tutulacak etkenler örnekleme yoluyla sayılmış ve zararı tespit edecek mahkemenin bu tespiti hangi ölçütlere göre yapabileceği belirlenmiştir. Buna göre yoksun kalınan kazanç miktarını tespit edecek olan mahkeme (2) numaralı fıkraya göre bir belirleme yaptıktan sonra sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu, sınai mülkiyetin konusu marka ise markanın tanınmışlığı ve kullanılan markalar arasındaki benzerlik gibi hususları da dikkate alarak sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin hakka tecavüz eylemi ile neden olduğu yoksun kalınan kazanç miktarını saptayacaktır. Dolayısıyla mahkeme, hakka tecavüz edenin elde ettiği net kazancı tespit ettikten sonra bu ölçütler ile tazminat hukukunun genel ilkelerini dikkate alarak yoksun kalınan kazancı belirleyecektir. 28. Bu itibarla hak sahibine yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazancın esas alınmasını talep etme imkânı tanıyan kuralın her iki tarafın menfaatlerinin dengelenmesine ilişkin olarak yapılan düzenlemeler de dikkate alındığında, hakka tecavüz eden aleyhine -fiilinin ağırlığı da gözetildiğinde- aşırı bir külfete yol açmadığı ve taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulmasına neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 29. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 36. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ …elde ettiği net kazanç .” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/42
2024/176
11/02/2025
Esas - Ret
06/05/2025 - 32892
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/176 Karar Sayısı : 2025/42 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 6/5/2025-32892 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ …elde ettiği net kazanç. ” ibaresinin Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sınai mülkiyet hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 151. maddesi şöyledir: “ Yoksun kalınan kazanç MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. (2) Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanır: a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir. b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç. c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli. (3) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur. (4) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, ikinci fıkranın (a) veya (b) bentlerinde belirtilen değerlendirme usullerinden birinin seçilmiş olması hâlinde, mahkeme ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, kazancın hesaplanmasında hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verir. (5) Mahkeme, patent haklarına tecavüz hâlinde, patent sahibinin bu Kanunda öngörülen patenti kullanma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu kanaatine varırsa yoksun kalınan kazanç, ikinci fıkranın (c) bendine göre hesaplanır. (6) Coğrafi işarete veya geleneksel ürün adına tecavüz hâlinde bu madde hükmü uygulanmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ …elde ettiği net kazanç. ” ibaresinin Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Sınai mülkiyet hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 151. maddesi şöyledir: “ Yoksun kalınan kazanç MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. (2) Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanır: a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir. b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç. c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli. (3) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur. (4) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, ikinci fıkranın (a) veya (b) bentlerinde belirtilen değerlendirme usullerinden birinin seçilmiş olması hâlinde, mahkeme ürüne ilişkin talebin oluşmasında sınai mülkiyet hakkının belirleyici etken olduğu kanaatine varırsa, kazancın hesaplanmasında hakkaniyete uygun bir payın daha eklenmesine karar verir. (5) Mahkeme, patent haklarına tecavüz hâlinde, patent sahibinin bu Kanunda öngörülen patenti kullanma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu kanaatine varırsa yoksun kalınan kazanç, ikinci fıkranın (c) bendine göre hesaplanır. (6) Coğrafi işarete veya geleneksel ürün adına tecavüz hâlinde bu madde hükmü uygulanmaz. ”
0
60
1,982
2025/52
2025/63
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/63, K.2025/52, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Turgutlu 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Fatih TORUN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/52
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/63 Karar Sayısı : 2025/52 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Turgutlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen yirmi üçüncü fıkranın “ Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle … davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla … uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ” bölümünün Anayasa’nın 6., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 40., 46. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İmar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral parselin ihyası talebiyle açılan tapu iptali ve tescili davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 18. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı yirmi üçüncü fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra:14/2/2020-7221/7 md.) Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle tescilli imar parselleri üzerinden mahkeme kararlarını yerine getirmeye yönelik yeni imar uygulaması yapılabilir. Bunun mümkün olmaması durumunda davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla tescilli imar parselleri üzerinden yeni parselasyon işlemi yapılarak uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Söz konusu maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğu gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmeksizin Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 15/5/2024 tarihli ve E.2024/886, K.2024/2619 sayılı kararında yer alan karşıoy yazısına atıfta bulunulmakla yetinilmiştir. 6. Kaldı ki 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına 5/12/2024 tarihli ve 7534 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle “ …tescilli imar parselleri üzerinden mahkeme kararlarını yerine getirmeye yönelik yeni imar uygulaması yapılabilir. Bunun mümkün olmaması durumunda… ” ve “ …tescilli imar parselleri üzerinden yeni parselasyon işlemi yapılarak… ” ibareleri eklenmiştir. Atıfta bulunulan anılan karşıoy yazısında ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin ise kuralın söz konusu ibarelerin eklenmesi öncesindeki hâline ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 7. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen yirmi üçüncü fıkranın “ Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle … davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla … uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir.” bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/52
2025/63
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/63 Karar Sayısı : 2025/52 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Turgutlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen yirmi üçüncü fıkranın “ Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle … davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla … uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ” bölümünün Anayasa’nın 6., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 40., 46. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İmar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral parselin ihyası talebiyle açılan tapu iptali ve tescili davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 18. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı yirmi üçüncü fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra:14/2/2020-7221/7 md.) Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle tescilli imar parselleri üzerinden mahkeme kararlarını yerine getirmeye yönelik yeni imar uygulaması yapılabilir. Bunun mümkün olmaması durumunda davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla tescilli imar parselleri üzerinden yeni parselasyon işlemi yapılarak uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Turgutlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine 14/2/2020 tarihli ve 7221 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen yirmi üçüncü fıkranın “ Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle … davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla … uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ” bölümünün Anayasa’nın 6., 10., 11., 12., 13., 35., 36., 40., 46. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İmar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral parselin ihyası talebiyle açılan tapu iptali ve tescili davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 18. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı yirmi üçüncü fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra:14/2/2020-7221/7 md.) Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle tescilli imar parselleri üzerinden mahkeme kararlarını yerine getirmeye yönelik yeni imar uygulaması yapılabilir. Bunun mümkün olmaması durumunda davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla tescilli imar parselleri üzerinden yeni parselasyon işlemi yapılarak uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. ”
0
61
1,982
2025/54
2025/68
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/68, K.2025/54, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İş Mahkemesi - Ankara 73
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/54
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/68 Karar Sayısı : 2025/54 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle değiştirilen 7/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “ …tarihi izleyen beşinci günün sonunda… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7/a maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dördüncü fıkrası şöyledir: “ Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (İçtüzük) hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda anılan fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ”, (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” ve (c) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ”, (b) bendinde “ Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örnekleri ” ve (c) bendinde “ Dava dosyasında sunulan belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemece gerekçeli başvuru kararının ekinde fiziki olarak gönderilen belgelerin onaylı örnek niteliğinde olmadığı ve bu suretle dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerine yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulasının da düzenlenmediği tespit edilmiştir. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle değiştirilen 7/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “ …tarihi izleyen beşinci günün sonunda… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/54
2025/68
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/68 Karar Sayısı : 2025/54 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle değiştirilen 7/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “ …tarihi izleyen beşinci günün sonunda… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7/a maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dördüncü fıkrası şöyledir: “ Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle değiştirilen 7/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “ …tarihi izleyen beşinci günün sonunda… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İşçi ve işveren ilişkisinden doğan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 7/a maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dördüncü fıkrası şöyledir: “ Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. ”
0
62
1,982
2025/34
2025/38
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/38, K.2025/34, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Bölge Adliye Mahkemesi - İstanbul 20. Ceza Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/34
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/38 Karar Sayısı : 2025/34 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi İTİRAZIN KONUSU: A. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 308/A maddesinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin, Anayasa’nın 9., 10., 11., 36., 37., 38., 40., 138., 139., 140., 141. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebi dir. OLAY: Kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından açılan davanın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu 308/A maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi Madde 308/A- (Ek: 20/7/2017-7035/23 md.) (1) (Değişik cümle: 28/3/2023-7445/22 md.) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde kararı veren daireye itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (Ek cümleler: 28/3/2023-7445/22 md.) Sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması zorunlu olup, bu itiraz sanık veya müdafiine daire tarafından tebliğ olunur. Tebligat, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. İlgililer, tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir. (Değişik cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. (Ek cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. ” 2. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 34. maddesi şöyledir: “ Başkanın görevleri Madde 34- Bölge adliye mahkemesi başkanının görevleri şunlardır: 1. Mahkemeyi temsil etmek, 2. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek, ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek, 3. Mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak, genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak, 4. (Ek: 15/8/2016-KHK-674/9 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/9 md.) Hukukî veya fiilî nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hâllerde ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmek, 5. Bölge adliye mahkemesi memurlarını denetlemek veya denetletmek, personelden kendisine doğrudan bağlı olanlar hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak, 6. Hükme bağlanan işlerde adlî yargı ilk derece mahkeme hâkim ve savcılarına verilen not fişlerini mercilerine göndermek, 7. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesi ile 5235 sayılı Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin iptallerini talep etmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesinde bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu (2) numaralı bendinde ise bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek, ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek bölge adliye mahkemesi başkanının görevleri arasında sayılmıştır. 4. Bakılmakta olan davada Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından kabul edilmiş; karar, gereği için itiraz yoluna başvuran Mahkemeye gönderilmiştir. Davanın bulunduğu aşama itibarıyla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisini düzenleyen kural ile bölge adliye mahkemesi başkanının görevlerinden birini belirleyen kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı açıktır. 5. Açıklanan nedenle kuralların itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM A. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 308/A maddesinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/34
2025/38
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/38 Karar Sayısı : 2025/34 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi İTİRAZIN KONUSU: A. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 308/A maddesinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin, Anayasa’nın 9., 10., 11., 36., 37., 38., 40., 138., 139., 140., 141. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebi dir. OLAY: Kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından açılan davanın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu 308/A maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi Madde 308/A- (Ek: 20/7/2017-7035/23 md.) (1) (Değişik cümle: 28/3/2023-7445/22 md.) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde kararı veren daireye itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (Ek cümleler: 28/3/2023-7445/22 md.) Sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması zorunlu olup, bu itiraz sanık veya müdafiine daire tarafından tebliğ olunur. Tebligat, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. İlgililer, tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir. (Değişik cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. (Ek cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. ” 2. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 34. maddesi şöyledir: “ Başkanın görevleri Madde 34- Bölge adliye mahkemesi başkanının görevleri şunlardır: 1. Mahkemeyi temsil etmek, 2. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek, ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek, 3. Mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak, genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak, 4. (Ek: 15/8/2016-KHK-674/9 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/9 md.) Hukukî veya fiilî nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hâllerde ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmek, 5. Bölge adliye mahkemesi memurlarını denetlemek veya denetletmek, personelden kendisine doğrudan bağlı olanlar hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak, 6. Hükme bağlanan işlerde adlî yargı ilk derece mahkeme hâkim ve savcılarına verilen not fişlerini mercilerine göndermek, 7. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi İTİRAZIN KONUSU: A. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen 308/A maddesinin, B. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin, Anayasa’nın 9., 10., 11., 36., 37., 38., 40., 138., 139., 140., 141. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebi dir. OLAY: Kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından açılan davanın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu 308/A maddesi şöyledir: “ Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi Madde 308/A- (Ek: 20/7/2017-7035/23 md.) (1) (Değişik cümle: 28/3/2023-7445/22 md.) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde kararı veren daireye itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (Ek cümleler: 28/3/2023-7445/22 md.) Sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması zorunlu olup, bu itiraz sanık veya müdafiine daire tarafından tebliğ olunur. Tebligat, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. İlgililer, tebliğden itibaren iki hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir. (Değişik cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. (Ek cümleler: 17/10/2019-7188/30 md.) Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. ” 2. 5235 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 34. maddesi şöyledir: “ Başkanın görevleri Madde 34- Bölge adliye mahkemesi başkanının görevleri şunlardır: 1. Mahkemeyi temsil etmek, 2. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek, ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek, 3. Mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak, genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak, 4. (Ek: 15/8/2016-KHK-674/9 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/9 md.) Hukukî veya fiilî nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hâllerde ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmek, 5. Bölge adliye mahkemesi memurlarını denetlemek veya denetletmek, personelden kendisine doğrudan bağlı olanlar hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak, 6. Hükme bağlanan işlerde adlî yargı ilk derece mahkeme hâkim ve savcılarına verilen not fişlerini mercilerine göndermek, 7. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. ”
0
63
1,982
2025/41
2024/163
24/09/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/163, K.2025/41, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Danıştay - 8. Daire
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/41
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/163 Karar Sayısı : 2025/41 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2025-32906 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Danıştay Sekizinci Dairesi (E.2024/163) 2. Bolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği (E.2024/235) İTİRAZLARIN KONUSU: 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. (d) bendinin, B. Bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümünün, Anayasa’nın 2., 38. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir. OLAY: İdari para cezası uygulanmasına, kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesine, beş yıl süreyle tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da ortak olma izni verilmemesine ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli MADDE 7 – (Değişik birinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Kurum açma izni verilen kurumlardan iki yıl içerisinde faaliyete başlamayan, faaliyete başladıktan sonra yönetmelikte belirtilen süreden daha fazla izinsiz ara veren veya söz konusu izni amacı dışında kullandığı tespit edilen kurumların kurum açma izni ve iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. (Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Özel öğretim kurumunun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması, c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması, d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması, e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması, hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir , (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Okul kurucusu/kurucu temsilcisi; Bakanlığa, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi Bakanlıkça uygun bulunduğu takdirde öğretim yılı sonunda okulunu kapatabilir. Okullar dışındaki diğer kurumların kurucusu/kurucu temsilcisi valiliğe, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi valilikçe uygun bulunduğu takdirde dönem sonunda kurumunu kapatabilir. Kapanan veya kapatılan kurum; mühürlerini, yönetici, öğretmen ve öğrencilerle ilgili bütün defterlerini, dosyalarını ve diğer evrakını ilgili valiliğe devir ve teslim etmeye mecburdur. (Değişik ikinci cümle: 2/12/2016-6764/62 md.) Devir ve teslimden kaçınan veya bu görevi savsaklayan kurucu hakkında brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. (Ek fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Bu Kanunda belirtilen şartlara uymadan kurumunu kapatanlar ile soruşturma sonucu kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen kurucuya beş yıl geçmeden tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da bir kuruma ortak olma izni verilmez. Kapatılan kurumlarla ilgili olarak öğrenci/kursiyer veya velilerinin, kurucular aleyhine genel hükümlere göre dava açma hakları saklıdır. Kurumların devri ve nakline ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. ” II. İLK İNCELEME A. E.2024/163 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak niteliktedir. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi ile bentleri bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümünün iptallerini talep etmiştir. 4. Anılan fıkranın (a) ila (h) bentlerinde özel öğretim kurumları için yasak fiil ve davranışlar belirtilmiş, bentleri bağlayan hükmünde de yasak fiil ve davranışlara uygulanacak idari yaptırılmalara yer verilmiştir. İtiraz başvurusunda bulunan Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu ise fıkranın (d) bendi uyarınca uygulanan idari yaptırımların iptalleri talebine ilişkindir. 5. Fıkranın bentleri bağlayan hükmünün itiraz konusu bölümü, bakılmakta olan davaya konu (d) bendinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan diğer bentler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek itiraz konusu bölümün esasına ilişkin incelemenin “ anılan fıkranın (d) bendi ” yönünden yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenle 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. (d) bendinin esasının incelenmesine, B. Bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir… ” bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ anılan fıkranın (d) bendi ” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2024/235 Sayılı Başvuru Yönünden 7. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 8. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin iptalini talep etmiştir. 9. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının itiraz konusu (d) bendinde özel öğretim kurumlarının bu Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması idari yaptırım uygulanması gerektiren durumlar arasında sayılmıştır. 10. Bakılmakta olan davanın konusu ise anılan Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelikte belirtilen hükümlere aykırılık nedeniyle uygulanan idari para cezasıdır. Bu itibarla kuralda yer alan “ Bu Kanun… ” ve “ ... ve yönergelerde… ” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 11. Öte yandan kuralda yer alan “ …ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan… ” ve “ …belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması. ” ibareleri ise bakılmakta olan davada uygulanacak “ …yönetmelik… ” ibaresinin yanı sıra uygulanma imkânı olmayan kurallar yönünden de geçerli, ortak hüküm niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “ …yönetmelik… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 12. Açıklanan nedenlerle 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. (d) bendinde yer alan “ Bu Kanun… ” ve “ ...ve yönergelerde… ” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. (d) bendinin kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “ …yönetmelik… ” ibaresi ile sınırlı olarak YAPILMASINA, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 13. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “ … yönetmelik… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/235 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/163 sayılı dava ile birleştirilmesine, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/163 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 14. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının (d) Bendinin İncelenmesi 1. Uygulanacak Kural ve Sınırlama Sorunu 15. İtiraz konusu kuralda özel öğretim kurumlarının 5580 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması hâlinde idari yaptırımların uygulanması öngörülmektedir. 16. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davada anılan Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerde belirtilen hükümlere aykırılık nedeniyle uygulanan idari yaptırımların iptalleri talep edilmektedir. Bu itibarla kuralda yer alan “ Bu Kanun… ” ve “ ... ve yönergelerde… ” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 17. Öte yandan kuralın kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanacak olan “… yönetmelik …” ibaresinin yanı sıra uygulanma imkânı olmayan kurallar yönünden de geçerli, ortak hüküm niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “ …yönetmelik… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 2. İtirazların Gerekçeleri 18. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kuralda soyut ve genel ifadelere yer verildiği, yaptırım gerektiren fiillerin tanımının yapılmadığı, bu itibarla kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptali sonucunu doğuran belirsiz bir alanın oluşturulduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 19. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde özel öğretim kurumlarının bu Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması idari yaptırım uygulanmasını gerektiren durumlar arasında sayılmıştır. Anılan bentte yer alan “ …yönetmelik… ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kurala göre Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelikte belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunulması durumunda ilgili özel öğretim kurumu hakkında anılan fıkranın bentlerini bağlayan hükmünde yer alan idari yaptırımlar uygulanabilecektir. 20. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında da “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz .” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. 21. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. 22. Anayasa’nın söz konusu maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13). 23. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olması, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesi idari suçlar yönünden daha esnek uygulanmalıdır (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19). 24. Şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanımaktır. Bu serbestî idarenin keyfi olarak hareket edebileceği anlamına ise gelmemektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, §§ 195-198). 25. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. 26. Nitekim Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası, dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, § 15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21). 27. Kuralla yaptırıma bağlanan fiil 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı fiillerde bulunulmasıdır. Buna göre anılan Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerde belirtilen hükümlere aykırılık hâlinde idari yaptırım uygulanacaktır. 28. Kanun’un 3. maddesinde özel öğretim kurumunun açılması, 4. maddesinde kurucunun veya kurucu temsilcisinin nitelikleri ve kurum binaları, 5. maddesinde milletlerarası özel öğretim kurumları, yabancı okullar ve azınlık okulları, 6. maddesinde özel öğretim kurumlarında eğitim öğretim ve kurumların yönetimi, 7. maddesinde kurum açma izninin iptali ve kurumun kapatılması, 8. maddesinde kurumlarda çalıştırılacak personel, 9. maddesinde kurumlarda çalışan personelin özlük hakları ve sorumlulukları, 10. maddesinde çalışma izninin iptali ve geçici görevlendirme, 11. maddesinde kurumların ve kurumlarda çalışan personelin denetimi ile kurumların reklam ve ilan vermesi, 12. ve 13. maddelerinde kurumların yararlanacağı mali destek ve yardımlar ile öğrenim ücreti, ücretsiz öğrenci okutma, burs verme, yabancı öğrenci sayısı konularında düzenlemeler yapılmıştır. Çerçevesi bu şekilde belirlenmiş fiillere uygulanacak idari yaptırımlar ise Kanun’un 7. maddesinde öngörülmüştür. 29. Bu itibarla Kanun’da özel eğitim kurumlarının uyacakları usul ve esaslar ile bu usul ve esaslara uyulmaması hâlinde uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin genel bir çerçevenin çizildiği, temel ilke ve esasların belirlendiği anlaşılmıştır. Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerle de bu çerçeveyle sınırlı hükümler öngörülebileceği gözetildiğinde kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 30. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İtirazların reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 38. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. B. Kanun’un 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının Bentlerini Bağlayan Hükmünün İkinci Cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” Bölümünün “ Anılan Fıkranın (d) Bendi ” Yönünden İncelenmesi 1. Sınırlama Sorunu 31 . İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan davada 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerde belirtilen hükümlere aykırılık nedeniyle uygulanan idari yaptırımların iptali talep edilmektedir. 32. İtiraz konusu kural ise anılan Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan ve bakılmakta olan davada uygulanacak “ …yönetmelik… ” ibaresinin yanı sıra anılan bentte yer alan ve uygulanma imkânı olmayan “ Bu Kanun… ” ve “ ... ve yönergelerde… ” ibareleri yönünden de geçerli, ortak hüküm niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde kuralın esasına ilişkin incelemenin bentte yer alan “ …yönetmelik… ” ibaresi yönünden yapılması gerekir. 2. İtirazın Gerekçesi 33 . Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda yaptırıma tabi fiillerin ne kadar süre içerisinde tekerrüre esas teşkil edeceğine dair bir zaman diliminin öngörülmediği, bu durumun ise kuralın muhatabı olan kişilerin çalışma yaşamları boyunca sürekli yaptırım tehdidi altında kalmasına neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 34. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 35. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ila (h) bentlerinde özel öğretim kurumlarının idari yaptırıma konu fiilleri sayıldıktan sonra bentleri bağlayan hükmünde ihlale konu her bir fiil için -ihlalin niteliğine göre- uygulanacak idari para cezaları belirlenmiştir. Anılan hükmün birinci cümlesinde (a) ila (d) bentlerindeki ihlallerde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezasının uygulanacağı belirtilmiş, ikinci cümlesinde de söz konusu bentlerdeki fiillerin tekrarında idari para cezası miktarının beş kat artırılarak uygulanması, üçüncü tekrarda ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesi öngörülmüştür. Anılan cümlenin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural söz konusu fıkranın (d) bendinde yer alan “… yönetmelik …” ibaresi yönünden incelenmiştir. Buna göre 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırılığın üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ilgili özel öğretim kurumuna verilen kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilecektir. 36. Anayasa’nın “ Çalışma ve sözleşme hürriyeti ” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. ” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda ekonomik ve ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015). 37. Kural, anılan Kanun’a dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde özel öğretim kurumu açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesini öngörmek suretiyle söz konusu kurumun eğitim öğretim faaliyetlerine son verdiğinden teşebbüs özgürlüğüne yönelik bir sınırlama getirmektedir. 38. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 39. Bu kapsamda teşebbüs özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 40. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu nitelikleri olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 41. Kuralın da yer aldığı fıkrada kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptali yaptırımını gerektiren durumun ve bu yaptırımın uygulanma şartlarının tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 42. Anayasa’nın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğü mutlak bir hak olarak düzenlenmemiş olup anılan maddenin ikinci fıkrasında “ Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. ” hükmüne yer verilmek suretiyle millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlar la bu özgürlüğe sınırlamalar getirilebilmesine imkân sağlanmıştır. Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de “ Devlet, kamu yararı olan hallerde ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgürlüğüne sınırlamalar getirebilir. ” denilerek millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçların teşebbüs özgürlüğü yönünden birer sınırlama sebebi olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015). 43. Kanun’un 6. ve 11. maddelerinde özel öğretim kurumlarında verilecek eğitim öğretimin 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifade edilen Türk millî eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yürütüleceği, bu kurumların Millî Eğitim Bakanlığının denetimi ve gözetimi altında olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda kanun koyucunun özel öğretim kurumlarında yönetim ve eğitim öğretim alanlarındaki disiplinin korunması ve kurumların yasal düzenlemelere uyumunun sağlanmasına yönelik kademeli bir cezalandırma sistemi içinde nihai olarak kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesini öngörmek suretiyle etkili bir denetim sistemi kurmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Özel öğretim kurumlarında disiplinin korunması ile yasal düzenlemelere uyumun sağlanmasının Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sosyal amaçlar kapsamında değerlendirilebileceği açıktır. Bu itibarla kuralla teşebbüs özgürlüğüne müdahalede bulunulmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır. 44. Meşru amaca yönelik olduğu anlaşılan kuralın aynı zamanda ölçülü olması da gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik , gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 45. Kural uyarınca Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesinin bir yandan yasal düzenlemelere uyum sağlamaları için kurumlara fırsat tanıyacağı diğer yandan eğitim alanındaki disiplinin korunmasına katkı sunacağı gözetildiğinde kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. 46. Öte yandan kanun koyucu, özel öğretim kurumlarında disiplinin korunması ile yasal düzenlemelere uyumun sağlanması biçimindeki sosyal amaçla bu kapsamdaki aykırılıkların tekrarının cezalandırılmasını öngörürken bu aykırılıkların hangi süre içinde gerçekleşmesi hâlinde tekerrüre esas alınacağına dair bir zaman sınırı belirlememiştir. Bu durum, aynı fiilin tekrarlanması durumunda belirli bir zaman dilimi olmaksızın daha ağır bir yaptırım uygulanmasını mümkün kılmakta ve kurumun faaliyet süresi boyunca sürekli ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla tekerrüre esas teşkil edecek fiiller arasında herhangi bir sürenin öngörülmemesi sınırlamayı orantısız kılmaktadır. 47. Bu itibarla kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklediği, ulaşılmak istenen amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin bozulmasına neden olduğu anlaşılmaktadır. 48. Açıklanan nedenlerle kural, Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “ …yönetmelik… ” ibaresi yönünden Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 49. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 49. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 50. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümünün anılan fıkranın (d) bendinde yer alan “ …yönetmelik… ” ibaresi yönünden iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. HÜKÜM 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. 1. (d) bendinde yer alan “Bu Kanun…” ve “...ve yönergelerde…” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , 2. (d) bendinin kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “…yönetmelik…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE, 3 . (d) bendinde yer alan “…yönetmelik…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, B. Bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin; 1. “…üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,…” bölümünün esasına ilişkin incelemenin anılan fıkranın (d) bendinde yer alan “…yönetmelik…” ibaresi yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE, 2. “…üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,…” bölümünün anılan fıkranın (d) bendinde yer alan “…yönetmelik…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 11/2/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Kanunun 7. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde; “Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunulması, ” halleri anılan fıkranın bentlerini bağlayan bentte yaptırıma bağlanmaktadır. Mahkememiz d bendini “yönetmelik” ibaresiyle sınırlı olarak incelemiştir. Buradaki anayasal sorun Anayasa’nın 38. maddesi yönünden kuralın kanunilik kriterini karşılayıp karşılamadığı ile ilgilidir. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi uyarınca, yasal çerçevenin; hangi eylemin yasaklandığının ve yaptırıma bağlandığının ana hatlarıyla kanunda gösterilmesi, ayrıca yaptırımın da kanunda açıkça belirlenmiş olması zorunludur. 2. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 38. maddesindeki kanunilik ilkesinin idari fiillerde de uygulanması gerektiğini çeşitli kararlarında ifade etmiştir. Örneğin; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir. … Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. … idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Bu bağlamda, yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir.” AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/05/2017, par. 12, 13. Aynı yönde bkz. AYM 22.4.2015, 35/40) Mahkeme aynı kararda kanunilik ilkesinin esnek uygulanmasına ilişkin olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 4/1. maddesinde yer alan; “ Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. ” kuralını olumlu bir örnek olarak göstermektedir. Şu halde kabahatlere ilişkin düzenlemeler bakımından da Anayasanın 38. maddesinin yukarıda kapsamı belirtilen güvenceleri geçerlidir. Hatta idari suçlara ilişkin ceza kuralları bakımından belirlilik ilkesi mutlak şekilde geçerlidir. Başka deyişle kabahat fiillerine uygulanacak cezaların tür ve miktarları da mutlaka kanunda açıkça belirlenmelidir, bunlar idari kural işlemlerle düzenlenemez. Fakat idari cezaların kanunda nisbi para cezası veya alt ve üst sınırlar içerisinde bir takdir marjıyla öngörülmesi de mümkündür. 3. Belirlilik ilkesi bakımından Kabahatler Kanununun 4/1. maddesindeki düzenleme, AYM’nin yukarıda işaret edilen kararında dikkate aldığı kriter ile uyumludur. Bu Kanunda belirtilen ölçüte göre de yasaklanan fiilin kapsam ve koşullarının bir çerçeve yasal düzenlemeyle belirlenmesi durumunda idarenin genel düzenleyici işlemleriyle ayrıntıları düzenleyebileceği kabul edilmiştir. AYM kararlarında kanuni çerçeveye atıf yapan bu yaklaşımı doktrinle uyumlu ise de sorun kanuni çerçeveyi dar veya geniş yorumlayan görüş farklılıklarıyla ilgilidir. Nitekim 5307 sayılı Kanunun 16. maddesiyle ilgili olarak yaptığı incelemede AYM tarafından yasaklara aykırı idari para cezalarının belirsizliği nedeniyle iptal kararı verilmiştir (AYM 2017/129 – 2018/6, 18.1.2018). Kabahatlerde fiilin tipikliğine ilişkin önemli unsurların tali düzenleyici işlemlere bırakılması halinde kişi özgürlüklerinin yasama organı yerine yürütme organı tarafından sınırlanabileceği yöntemi benimsenmiş olur. Bu durumun hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır. 4. AYM’nin sözü edilen kararlarında yer alan tespitler hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkeleri bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda suç ve cezalarda kanunilik ilkesi idareyi sınırlama ve temel hakları güvenceye alma bakımından demokratik hukuk devletinde vazgeçilmez bir fonksiyon görmektedir. Nitekim AYM bir kararında; “ Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda kanunun emrine dayanarak yürütme organınca alınacak önlemler objektif nitelik taşımalı ve keyfî uygulamalara sebep olacak geniş bir takdir yetkisini idareye vermemelidir ” (AYM, E. 1984/14, K. 1985/7, 13/6/1985) ifadeleriyle kanunun keyfiliğe karşı güvence işlevine vurgu yapmıştır. Diğer bir davada da “ kanun, tüzük ve yönetmeliklere ve umumi emirlere aykırı hareketi veya aykırı harekette ısrarı” tespit edilen özel eğitim kurumunun kapatılması yaptırımı yönünden iptal kararı verilmiştir; AYM 2002/40 - 2006/20, 15.2.2006. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği bir kararda ise “kanun hükmünde kararname ile dahi düzenlenemeyecek temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin bir düzenlemenin ilk elden idari düzenleyici işlemlerle yapılması Anayasa karşısında mümkün değildir” (Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/6/2014, par. 8) ifadesiyle benzer bir yaklaşımı ortaya koymuştur. Bireysel başvuruya ilişkin Karlis A.Ş. kararı ise bu konuda çok önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu başvuruda 2918 sayılı Kanunun 31. maddesi uyarınca takoğraf takma muafiyetine ilişkin uygulama şartlarının genelgeyle belirlenmesi nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık iddiası adil yargılanma hakkı boyutuyla incelenmiştir. AYM kararında genelgeyle kabahat eyleminin istisnasının düzenlenmesinin aynı zamanda kabahat ihdas edilmesi anlamına geldiği belirtilerek suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Karardaki temel gerekçe; “ Genelge, Kanunla tanınan ve herhangi bir şekle bağlanmamış olan takograf muafiyetini, bildirim ve tescil belgesine şerh verilmesi şekline bağlayarak istisnai düzenlemenin uygulama alanını, herhangi bir kanuni dayanağı olmaksızın daraltmıştır. İdari para cezasını gerektiren bir eyleme ilişkin istisnai düzenlemenin uygulama alanının, idari işlemle daraltılması, somut olayda kabahat ihdas edilmesi sonucunu doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fırkasında düzenlenen “suç ve cezada kanunilik” ilkesi ile bağdaşmamaktadır. ” (AYM Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, par. 43) biçiminde ifade edilmiştir. 5. İncelenen kuralın yer aldığı Kanunun ilgili maddelerinde özel öğretim kurumlarının uymaları gereken hususlar düzenlenmiştir. Çoğunluk gerekçesinde, Kanunda belirtilen bu düzenlemelerin belirliliği ve öngörülebilirliği sağladığı görüşü savunulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Kanunun üçüncü maddesinden itibaren yer alan düzenlemelerde kurum açma izni için gereken koşulların neler olduğu, Kurucu/kurucu temsilcisinin nitelikleri ve kurum binalarının niteliklerinin neler olduğu, milletlerarası özel öğretim kurumları, yabancı okullar ve azınlık okullarına ilişkin düzenlemeler, kurumların yönetimi, çalıştırılacak personelin nitelikleri, özlük hakları ve sorumlulukları, denetim, reklamlar, mali hükümler, öğrenim ücreti ve diğer hususlar gibi konular yer almaktadır. Öte yandan bazı maddelerde kimi eylemlerin yaptırımı kendi içerisinde özel olarak da düzenlenmiştir. Örneğin üçüncü maddenin 11. ve 12. fıkralarında yaptırımlar gösterilmiştir. 6. Kanunun üçüncü ve devamı maddelerinde yaklaşık yüz fıkra ve bentler halinde yapılan düzenlemelerin herhangi birine aykırılığın tespiti halinde d bendi uyarınca asgari ücretin beş katı ve tekrarı halinde onun da beş katı idari para cezaları uygulanabilecektir. Yedinci maddenin d bendinin bu geniş kapsamı karşısında muhatapların hangi eylemin cezalandırıldığına ilişkin bir öngörüde bulunmaları mümkün görünmemektedir. Kanun koyucunun bu konudaki yasal çerçeveyi daha belirgin bir biçimde örneğin, hangi konularla ilgili kanun hükümlerine aykırılığın cezalandırıldığının ana hatlarıyla somutlaştırılarak düzenlemesi hukuk devleti ilkesinin ve cezaların kanuniliği ilkesinin bir gereğidir. Esasen düzenlemenin bu biçimde somutlaştırılması durumunda öngörülebilirliğin ve belirliliğin sağlandığı söylenebileceği gibi Kanunun ilgili madde ve fıkralarındaki kimi yasakların önemi ve ağırlığına göre yaptırıma bağlanması konusunda farklı düzenlemelerin yapılması da muhtemeldir. Belirtilen nedenlerle incelenen kuralın Anayasa’nın 38/1. maddesine aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. İtiraz konusu kuralda 5580 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelikte belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunulması durumunda ilgili özel öğretim kurumu hakkında idari yaptırım uygulanması öngörülmektedir. 2. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında da “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz .” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. 3. Anayasa’nın bu maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Keza, idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. 4. Bu bağlamda, Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. 5. İtiraz konusu kuralla Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine aykırı fiillerde bulunulması durumunda idari yaptırım uygulanması öngörülmekle birlikte Kanun’un 7. maddesinde kurumların nakline ilişkin başkaca bir düzenlemeye yer verilmeksizin, nakle ilişkin usûl ve esasların belirlenmesinin tamamen yönetmeliğe bırakıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yaptırıma konu olacak düzenlemelere ilişkin açık ve belirgin bir alan çizilmemekte, böylece idareye sınırları net şekilde tanımlanmayan geniş bir düzenleme yetkisi verilmektedir. Bu durum, idarenin cezai sorumluluk doğuran eylemleri belirlerken sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmasına yol açmakta, böylece kanun koyucu, temel hak ve özgürlükler alanında, doğrudan ikincil düzenlemeler vasıtasıyla idarenin keyfî biçimde kurallar koymasına imkân tanımaktadır. 6. Belirtilen nedenlerle dava konusu kural ın, Anayasa'nın 3 8. madde s ine aykırı olduğu sonucuna ulaştığımdan çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (d) bendindeki “bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik… belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması” kuralının “yönetmelik” ibaresi ile sınırlı olarak gerçekleştirilen denetimde Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kanaatine katılmamaktayız. 2. Dava konusu ibarenin içinde yer aldığı fıkrada sıralanan ibarelerde özel öğretim kurumları için birtakım kabahatler düzenlenmektedir. Bu minvalde dava konusu olan (d) bendinde bu Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelikte belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunulması halinde brüt asgari ücretin beş katı idari para cezası uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır. 3. Dava konusu (d) bendinde esasında somut itiraz yoluna başvuran mahkemenin önündeki davada uygulanmayacağı için denetlenmeyen bir ibare daha bulunmaktadır. (d) bendi tam olarak şu düzenlemeye yer vermektedir: “Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması”. Bununla birlikte kuralın davada uygulanacak kısmı sadece bu karşıoyun ilk paragrafında da belirtilen kısımdır. 4. Esasında (d) bendindeki kuralın anlam ve kapsamından burada iki farklı kabahat düzenlenmekte olduğu anlaşılmaktadır. Birincisi itiraz yolu ile önümüze getiren mahkemenin elindeki uyuşmazlıkta uygulanmayacak olan “Bu Kanun” ifadesinde kastedilen kabahatlerdir. Bu nitelikteki kabahatler 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun değişik maddelerinde yer almaktadır (örnek olarak bkz.: madde: 3/son, 7/5, 12/4). İkinci kabahat türü ise dava konusu ibarede öngörülen şekilde Kanun’da düzenlenmiştir. 5. Dava konusu ibareyle bu Kanun’da kabahat olarak belirtilmediği halde bu Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerde düzenlenen hükümlere aykırı fiillerde bulunulması durumunda idari yaptırım uygulanacağı öngörülmektedir. Görüldüğü üzere burada dava konusu kuraldaki kabahat fiili Kanun’la değil Kanun’a dayalı olarak çıkarılan yönetmeliklerle oluşturulmaktadır. Zira çıkarılan yönetmeliklerde öngörülen bazı yükümlülüklere uyulmaması özel öğretim kurumları için bu maddedeki idari yaptırıma konu olacaktır. 6. Dolayısıyla burada kabahatin yaptırımı Kanun’un 7. maddesinde açık biçimde belirtilmiş olmakla birlikte kabahatin kendisi idare tarafından yönetmelik hükümleri ile ihdas edilecektir. Bu yönü ile bakıldığında dava konusu ibarede kabahat şeklindeki fiille ilgili hiçbir belirleme yapılmış değildir. Kabahat niteliğindeki fiilin kapsamı ve unsurları Kanun’la değil kanun altı bir düzenleme olarak yönetmelik hükmü ile belirlenmektedir. 7. Oysa Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 38. maddesi bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesi sadece suçlarla ilgili düzenlemelerde değil kabahatlerde de aranmakta olup kabahatlere ilişkin olarak da suçta ve cezada kanunilik ilkesindeki güvencelerin geçerli olduğu kabul edilmektedir. 8. Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Suçlar kadar katı değerlendirilmemekle birlikte bu ilke ana hatlarıyla kabahatler için de geçerli kabul edilmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 11). 9. Yine Anayasa Mahkemesinin yaklaşımına göre suç ve cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin sınırlarının yasama organı tarafından belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın düzenleyici işlemler ile suç ve ceza ihdas etmemesi ve ceza hukukunu uygulamakla görevli yargı organının da kanunlarda belirlenen suç ve cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekmektedir (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 33). 10. Dava konusu ibare bu Kanun’a dayalı biçimde çıkarılan yönetmelik hükümleri ile idareye kanun koyucunun kabahate ilişkin hiçbir belirlemede bulunmadığı bir kabahat ihdas etme yetkisi vermektedir. Zira idare çıkaracağı yönetmeliklerle bu Kanun’un uygulanması bağlamında özel öğretim kurumlarına düzenlenmesi gereken konulara ilişkin çok farklı boyutlarıyla oldukça detaylı ve farklı yükümlülükler getirebilir. Öngörülen bu yükümlülüklerin herhangi birisine uyulmaması bu yönü ile Kanun’un 7. maddesinde öngörülen idari yaptırıma tabi olacaktır. 11. İdari yaptırıma tabi tutulmak istenen kabahat fiilinin konusunun ve unsurlarının hiçbir şekilde Kanun’da düzenlenmediği dikkate alındığında, bu nitelikteki bir açık ceza kuralının Anayasa’nın 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesi çerçevesinde konumuz bağlamında kabahatlerin belirliliğini sağladığını söyleyebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla çerçevesi Kanun ile belirlenmeksizin dava konusu ibare ile idareye kapsamı oldukça geniş bir kabahat ihdas etme yetkisi verilerek uymayanlara Kanun’a dayalı biçimde idari para cezası öngörülmesi Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin dava konusu kural bağlamında etkisiz kalması sonucunu doğuracaktır. 12. Dava konusu ibarenin aşırı geniş kapsamı kuralın belirsizliğini daha fazla ön plana çıkararak kuralın aynı zamanda kişilerin aleyhine ve öngörülemez biçimde uygulanmasına da sebebiyet verebilecektir. 13. Esasında çoğunluk kararı bu konuya ilişkin Mahkememiz yerleşik içtihadı ile de açıkça çelişmektedir. Nitekim Mahkememiz 2024 yılında verdiği bir kararda denetlediği konumuzla yakından ilgili iki kuralda kabahatlere ilişkin içtihadını da net biçimde ortaya koyma imkanı bulmuştur. 14. Bu kapsamdaki ilk kural olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “… çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir” ibaresinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşırken itiraz konusu kuralın kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceğini öngörmekte olduğuna dikkatleri çekmiştir. Anayasa Mahkemesine göre kuralda da belirtildiği üzere idare bu yetkisini ancak kanunda belirtilen çerçeve sınırları dahilinde kullanabilecektir. Kabahatler niteliği gereği birbirinden çok farklı eylemlere konu olabilmektedir. Kanun koyucu da bu durumu gözeterek genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını belirleme yetkisini idareye bırakmıştır. Dolayısıyla kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilmesini öngören kural suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlali etmemektedir (Bkz.: AYM, E.2023/140, K.2024/81, 14/03/2024, §§ 6-14). 15. Aynı dosyada Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bulduğu kural ise “Bu Kanun uyarınca ilgili Bakanlıkça alınan kararlara ve düzenlemelere aykırı hareket edenlere, tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, beşyüz Türk Lirasından yirmibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” (10/6/1930 tarihli ve 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrası) şeklindeki düzenleme olup bu dosyadaki dava konusu kurala benzemektedir. 16. Bu kurala ilişkin yaptığı değerlendirmede Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralın da yer aldığı Kanun’da veya başka bir kanunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ticarette tağşişin önlenmesi, ihracatın denetlenmesi ve korunmasına ilişkin yapabileceği düzenlemelerin kapsamına ve koşullarına dair herhangi bir hüküm bulunmamakta olduğuna ve dava konusu kuralla sadece yaptırım uygulayacak yetkili makamın belirlenerek idari para cezası şeklinde yaptırıma bağlanan eylemlerin konusu olarak idari bir makamın koyacağı kural ve önlemlere atıf yapılmamasına dikkatleri çekmektedir. Anayasa Mahkemesine göre kuralla Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ticarette tağşişin önlenmesi, ihracatın denetlenmesi ve korunmasına yönelik yapacağı ve yaptırıma konu olacak düzenlemelere ilişkin açık ve belirgin bir alan çizilmemekte, böylece idareye sınırları belirli olmayan bir düzenleme yetkisi verilmektedir. Dolayısıyla kuralla, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda, doğrudan ikincil düzenlemeler vasıtasıyla, idare tarafından kurallar konulmasına imkân tanınmaktadır. Başka bir anlatımla, kuralla idari cezaların düzenlenmesi bakımından idarenin keyfî uygulamalarını önleyici, objektif nitelikte herhangi bir çerçeve hüküm getirilmemektedir (Bkz.: AYM, E.2023/140, K.2024/81, 14/03/2024, §§ 18-19). 17. Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesinin oybirliği ile iptal ettiği kural “Bu Kanun uyarınca ilgili Bakanlıkça alınan kararlara ve düzenlemelere aykırı hareket edenlere, tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, beşyüz Türk Lirasından yirmibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” (10/6/1930 tarihli ve 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrası) hükmü ile eldeki dosyada oyçokluğu ile iptal istemi reddedilen “bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik … belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması” şeklindeki kural esasında kabahatin unsurları noktasında birbirine oldukça benzemektedir. 18. Kanaatimizce Anayasa Mahkemesi kararlarının öngörülebilirliği ve içtihadın tutarlılığı adına yukarıda zikredilen (AYM, E.2023/140, K.2024/81, 14/03/2024) iptal kararındaki aynı gerekçelerle eldeki kuralda da iptal sonucuna ulaşılması gerekirdi. 19. Eldeki dosyada her ne kadar bazı kabahatler 5580 sayılı Kanun’da düzenlenmiş ise de özel öğretim kurumlarının eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usûl ve esaslarını düzenleyen bu Kanun’un yirmiden fazla yerinde bu Kanun’un amacı doğrultusunda Kanun’un düzenleme konusu yaptığı hususların yönetmelikle belirlenmesi şeklindeki referans hükümlere yer verilmektedir. Dolayısıyla Kanun, düzenleme amacı olan özel öğretim ile ilgili konularda oldukça yoğun biçimde idareye kural ihdas etme yetkisi vermiş olup bu yetkiye binaen çıkarılan onlarca yönetmelikte uyulması gereken usul ve esaslar düzenlenmiştir. 20. Bu sebeple 5580 sayılı Kanun kendi bünyesinde bazı kabahatleri düzenlediği gibi oldukça fazla kabahatin de yönetmelikle düzenlenmesine imkan sağlamıştır. Ancak bu yapılırken bahse konu kabahatlere ilişkin temel çerçevenin konunun teknik olması nedeniyle Kanun’da çizilmesinin mümkün olmadığı da söylenebilir. Bu nedenle idare bu Kanun’a dayanarak yoğun biçimde kabahat ihdas etme imkanına kavuşmuştur. Bu konu ile bağlantılı olarak dava konusu kuralda Anayasa’nın 38. maddesi bağlamındaki temel sorun da Kanun’un kabahatlere ilişkin yeterli bir çerçeve çizmeden kabahatleri konusu ve unsurlarını idarenin yönetmelikle belirlemesine imkan sağlamasından kaynaklanmaktadır. 21. Bu nedenle çoğunluk kararında yer verilen, Kanun’un 3. ila 13. maddeleri arasında yer alan kurallarla özel eğitim kurumlarının uyacakları usul ve esaslar ile bu usul ve esaslara uyulmaması hâlinde uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin genel bir çerçevenin çizildiği ve temel ilke ve esasların belirlendiği şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir. (§§ 27-29). Çoğunluğun bu görüşüne birçok sebeple katılmak mümkün olmamakla birlikte konumuz bağlamında burada bu görüşün sadece şu iki sorunlu yönüne işaret etmek gerekir: 22. Birinci olarak, yukarıda da belirtildiği üzere 5580 sayılı Kanun’un 3. ila 13. maddeleri arasında yer alan kurallara uyulmaması Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının “d” bendinde dava konusu ibarenin önünde yer alan “Bu Kanun” ibaresi ile zaten birer kabahat olarak öngörülmüştür. O nedenle bendin devamında yer verilen ikinci kabahat türü bu Kanun bünyesinde öngörülen hükümlere uyulmamasını değil başka hususları cezalandırmayı öngörmektedir. Bu hususlar da yine Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının “d” bendinde “bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması” biçiminde ifade edilmektedir. 23. İkinci olarak çoğunluk kararında referans gösterilen Kanun’un 3. ila 13. maddeleri arasında yer alan kuralların önemli bir kısmında uyulması gereken değişik konular düzenlendikten sonra bunların Kanun’da düzenlenerek bitirilmesi mümkün olmadığı içindir ki Kanun’un birçok maddesinde düzenlenen konunun “uygulanmasına ilişkin usul ve esasların” (örnek olarak bkz.: madde: 3/10. ve 11. fıkralar) veya konuyla ilgili “diğer usul ve esasların” (örnek olarak bkz.: madde: 12/6, 8 ve ek madde: 1/son) yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir. Hatta bazı maddelerde o konuya ilişkin Kanun’da hiçbir düzenlemeye yer verilmemekte olup konunun yönetmelikle düzenleneceği öngörülmektedir (örnek olarak bkz.: “Kurumların devri ve nakline ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” madde: 7/son). 24. Dolayısıyla 5580 sayılı Kanun’da yukarıda aynen alıntılanan düzenleme biçimleri dikkate alındığında Mahkememiz çoğunluk kararında yer verilen Kanun’un zikredilen maddelerinde idari yaptırımlara ilişkin genel bir çerçevenin çizildiği ve temel ilke ve esasların belirlendiği şeklindeki açıklamanın mevcut gerçeklikle uyumlu olmadığı görülecektir. 25. Bunun içindir ki, sıralanan bu iki sorunlu yön göz önünde tutulduğunda, çoğunluk kararında “Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerle de bu çerçeveyle sınırlı hükümler öngörülebileceği” (§ 29) şeklinde ulaşılan sonuç hem Kanun’un metni ve sistematiği hem de kanun koyucunun yaklaşımı ile bağdaşmamaktadır. Zira dava konusu kuraldaki kabahatler Kanun’la değil tamamen Kanun’a dayalı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri ile oluşturulmaktadır. 26. Esasında Kanun’un birçok maddesinde yönetmeliklere yapılan bu nitelikteki referanslar da göstermektedir ki özel öğretim kurumları ile ilgili birçok boyut, konunun dinamizminin de etkisiyle kanun koyucu tarafından idarenin yönetmelik ve yönergelerle düzenlemesine bırakılmıştır. Ancak yönetmelikte düzenlenen konulara uyulmaması da birer kabahat olarak öngörüldüğü içindir ki dava konusu kural Anayasa’nın 38. maddesi ile açıkça çelişir bir hale gelmiştir. 27. Dolayısıyla çoğunluk kararına ilişkin yukarıdaki açıklamalar da göstermektedir ki Mahkememiz çoğunluğunun dayandığı yorumlama biçimi hukuken fevkalade sorunludur. Sadece dava konusu ibarenin de içinde yer aldığı “d” bendindeki “Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması” şeklindeki kurala bakmak bile kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı gerekçelendirilirken Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımının hukuken ne derece sorunlu olduğunu görmek için yeterlidir. 28. Sonuç olarak yukarıda yer verilen gerekçelerle 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (d) bendindeki “yönetmelik” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayız. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Selahaddin MENTEŞ
2025/41
2024/163
11/02/2025
Esas - İptal
21/05/2025 - 32906
null
Var
Var
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/163 Karar Sayısı : 2025/41 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2025-32906 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Danıştay Sekizinci Dairesi (E.2024/163) 2. Bolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği (E.2024/235) İTİRAZLARIN KONUSU: 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. (d) bendinin, B. Bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümünün, Anayasa’nın 2., 38. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir. OLAY: İdari para cezası uygulanmasına, kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesine, beş yıl süreyle tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da ortak olma izni verilmemesine ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli MADDE 7 – (Değişik birinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Kurum açma izni verilen kurumlardan iki yıl içerisinde faaliyete başlamayan, faaliyete başladıktan sonra yönetmelikte belirtilen süreden daha fazla izinsiz ara veren veya söz konusu izni amacı dışında kullandığı tespit edilen kurumların kurum açma izni ve iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. (Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Özel öğretim kurumunun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması, c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması, d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması, e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması, hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir , (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Okul kurucusu/kurucu temsilcisi; Bakanlığa, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi Bakanlıkça uygun bulunduğu takdirde öğretim yılı sonunda okulunu kapatabilir. Okullar dışındaki diğer kurumların kurucusu/kurucu temsilcisi valiliğe, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi valilikçe uygun bulunduğu takdirde dönem sonunda kurumunu kapatabilir. Kapanan veya kapatılan kurum; mühürlerini, yönetici, öğretmen ve öğrencilerle ilgili bütün defterlerini, dosyalarını ve diğer evrakını ilgili valiliğe devir ve teslim etmeye mecburdur. (Değişik ikinci cümle: 2/12/2016-6764/62 md.) Devir ve teslimden kaçınan veya bu görevi savsaklayan kurucu hakkında brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. (Ek fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Bu Kanunda belirtilen şartlara uymadan kurumunu kapatanlar ile soruşturma sonucu kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen kurucuya beş yıl geçmeden tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da bir kuruma ortak olma izni verilmez. Kapatılan kurumlarla ilgili olarak öğrenci/kursiyer veya velilerinin, kurucular aleyhine genel hükümlere göre dava açma hakları saklıdır. Kurumların devri ve nakline ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. Danıştay Sekizinci Dairesi (E.2024/163) 2. Bolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği (E.2024/235) İTİRAZLARIN KONUSU: 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının; A. (d) bendinin, B. Bentlerini bağlayan hükmünün ikinci cümlesinin “ …üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir,… ” bölümünün, Anayasa’nın 2., 38. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talepleridir. OLAY: İdari para cezası uygulanmasına, kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesine, beş yıl süreyle tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da ortak olma izni verilmemesine ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli MADDE 7 – (Değişik birinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Kurum açma izni verilen kurumlardan iki yıl içerisinde faaliyete başlamayan, faaliyete başladıktan sonra yönetmelikte belirtilen süreden daha fazla izinsiz ara veren veya söz konusu izni amacı dışında kullandığı tespit edilen kurumların kurum açma izni ve iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. (Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Özel öğretim kurumunun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması, c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması, d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması, e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması, hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir , (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Okul kurucusu/kurucu temsilcisi; Bakanlığa, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi Bakanlıkça uygun bulunduğu takdirde öğretim yılı sonunda okulunu kapatabilir. Okullar dışındaki diğer kurumların kurucusu/kurucu temsilcisi valiliğe, yönetici, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve öğrenci/kursiyerlere en az üç ay önce yazılı olarak bildirmek şartıyla ve gerekçesi valilikçe uygun bulunduğu takdirde dönem sonunda kurumunu kapatabilir. Kapanan veya kapatılan kurum; mühürlerini, yönetici, öğretmen ve öğrencilerle ilgili bütün defterlerini, dosyalarını ve diğer evrakını ilgili valiliğe devir ve teslim etmeye mecburdur. (Değişik ikinci cümle: 2/12/2016-6764/62 md.) Devir ve teslimden kaçınan veya bu görevi savsaklayan kurucu hakkında brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. (Ek fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Bu Kanunda belirtilen şartlara uymadan kurumunu kapatanlar ile soruşturma sonucu kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen kurucuya beş yıl geçmeden tekrar kurum açma izni veya bir kurumu devralma ya da bir kuruma ortak olma izni verilmez. Kapatılan kurumlarla ilgili olarak öğrenci/kursiyer veya velilerinin, kurucular aleyhine genel hükümlere göre dava açma hakları saklıdır. Kurumların devri ve nakline ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. ”
1
64
1,982
2025/20
2024/135
23/07/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/135, K.2025/20, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - İstanbul 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/20
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/135 Karar Sayısı : 2025/20 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2025-32886 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı tarafından, taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddiasıyla açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.) Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (Ek cümle:16/11/2022-7421/3 md.) Bu süre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin açılacak davalar, adli yargıda görülür. (İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 23/7/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. Kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmaz malların devlet veya kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasına ilişkin usul ve esaslar 2942 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Ancak idarelerin zaman zaman usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın kamu hizmetlerine tahsis amacıyla taşınmazlara fiilî veya hukuki olarak el attığı çeşitli durumlarla karşılaşılabilmektedir. Buna göre kamulaştırma işlemlerine hiç başlanmamış veya kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış olmasına rağmen taşınmazın fiilen kamu hizmetine ayrılması, üzerinde tesis yapılması, malikin rızası olmaksızın taşınmazlara kısmen veya tamamen el konulması ya da malikin taşınmazını kullanmasının fiilî veya hukuki olarak engellenmesi kamulaştırmasız el atma olarak ifade edilmektedir. 4. Kural, kamulaştırmasız el atmanın bir görünümü olan hukuki el atma sebebine dayalı olarak bedel talebiyle açılan davalarla ilgilidir. 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programlarının veya imar uygulamalarının yapılacağı ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazların ilgili idarelerce kamulaştırılacağı veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliğinin yapılacağı veya yaptırılacağı belirtilmiştir. 5. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde, idarelerin beş yıllık sürede söz konusu işlemleri yapmaması hâlinde uzlaşma süreci ile 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceği öngörülmekte ve bu davalarda taşınmazın değerinin tespiti, tescili ve terkini, ödenecek bedel ve ödeme şekli gibi hususlar düzenlenmekteyken sözkonusu cümle Anayasa Mahkemesinin 28/12/2018 tarihli ve E.2016/181, K.2018/111 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Kararda, kanun koyucunun maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, mülkiyet hakkını kısıtlayan imar planının değiştirilmemesi hâlinde taşınmazın ilgili idare tarafından kamulaştırılmasını amaçladığı, kamulaştırmanın ise Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ilkelere göre yapılması gerektiği, ikinci cümlenin idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesini sürekli hâle getirecek nitelikte olduğu, idarelerin söz konusu cümleyle kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde edebilme imkânına sahip olabileceği, böyle bir durumda devletin hukuka bağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğin de ortadan kalkacağı belirtilmiştir (aynı kararda bkz. §§ 64, 67). 6. İptal kararı üzerine itiraz konusu kural ihdas edilerek beş yıllık süre içinde söz konusu birinci cümlede açıklanan işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak sorumlu idare aleyhine adli yargıda dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre sonunda, tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında kamulaştırma kararının verilmesi veya mülkiyet hakkının kullanılmasına engel teşkil eden kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliğinin yapılması gerekmektedir. İlgili idarenin kamulaştırma yapmaması ya da kısıtlılığı kaldıran imar planı değişikliğini gerçekleştirmemesi hâllerinde ise kural uyarınca taşınmaz malikleri sorumlu idare aleyhine mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak adli yargıda dava açılabilecektir. 7. Dolayısıyla kural, ilgili idarelerin beş yıllık sürede belirtilen işlemleri yapmaması hâlinde başvurulacak yargı kolunu belirlemekle birlikte hukuki el atmanın varlığı hâlinde maliklere taşınmazın kamulaştırılmasını talep etme hakkını da vermektedir. Nitekim uygulamada da hukuki el atmadan kaynaklı davalarda 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesi kapsamında taşınmaz değerine ilişkin olarak tespit edilen bedelin davalı idareden tahsili ile davacıya ödenmesine ve taşınmazın davacı adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verilmektedir. Bu itibarla kural, yalnızca bir yargılama usulü hükmü olmanın ötesinde ayrıca bir maddi hukuk kuralı olma özelliği de taşımaktadır. B. İtirazın Gerekçesi 8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin davaların adli yargıda açılmasının öngörüldüğü, imar planlarının yapılması ve uygulanmasının idari işlem niteliğinde olduğu, bu itibarla söz konusu davalarda idari yargının görevli olması gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 125. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri yönünden incelenmiştir. 10. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. 11. Fiilî ve hukuki el atmanın konusunu oluşturan taşınmaz malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. 12. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.] , B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama oluşturur ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.] , B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Hak sahibinin taşınmazına kamulaştırmasız olarak el konulması mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama niteliğindedir. 13. İmar planları onaylanarak idare ve bireyler açısından hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının onaylanmasından sonra özellikle imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve programlarına uygun davranma, her türlü yapı için ilgili idareden izin alma ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etme yükümlülüğü ilgililer açısından doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması mülkiyet hakkını hukuken ortadan kaldırmamakla birlikte malikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu bağlamda kamu hizmetine ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşaat yapılması mümkün olamadığı gibi bu durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri vardır. 14. Dolayısıyla imar uygulamalarının, bu bağlamda taşınmazların imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi, mülkiyet hakkına getirilen bu sınırlamanın uzun süreli olması durumunda mülkiyet hakkına yönelik olarak öncekinden ayrı, yeni bir müdahale daha söz konusu olmaktadır (AYM, E.2016/196, K.2018/34, 28/3/2018, § 15). Diğer bir ifadeyle taşınmazın kamu hizmetine ayrılmasından doğan kısıtlılıkların uzun sürmesi durumunda bu kısıtlılıklardan kaynaklanan ve mülkiyetin kontrolü ve düzenlenmesi yetkisi kapsamında kalan sınırlamaya ek olarak mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında kalan yeni bir müdahale daha ortaya çıkmaktadır. Dava konusu kural, bu ikinci müdahalenin sonlandırılması ve giderilmesine yönelik olarak birtakım düzenlemeler ihdas etmektedir. Buna göre, malikin mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak adli yargıda dava açma imkânı getirilmektedir. Yargı mercilerinin uygulamaları gözetildiğinde bu davanın sonucunda mahkemece, malik lehine taşınmaz bedelince tazminata hükmedilmenin yanısıra taşınmazın idare adına tesciline de karar verilmektedir. 15. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma işleminin tamamlanmadığı durumda veya hiç kamulaştırma yapılmaksızın gerçekleştirilen müdahalelerde de Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerindeki güvencelerin dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir (aynı yöndeki karar için bkz. AYM, E.2023/101, K.2023/207, 30/11/2023, § 56; E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 173; E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022 § 40). 16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 17. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. 18. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. 19. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 21. Kuralda hangi kapsamdaki hangi durumda, hangi yargı kolunda, kim tarafından ve hangi taleple dava açılacağı hususu tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. 22. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa’nın sözüne de aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüne uygunluktur. 23. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “ Anayasa'nın sözü ” ifadesi Anayasa’nın metnini, yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa’nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa’nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir ( Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79). 24. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde “ Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir./Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir./Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir./İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır .” denilmektedir. 25. Anayasa’nın anılan hükmü gözetildiğinde kamu hizmeti için ihtiyaç duyulan ve imar planında kamu hizmetine tahsis edilen özel mülkiyetteki bir taşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesi ancak Anayasa’nın 46. maddesindeki ilke ve güvencelere uygun olarak gerçekleştirilen bir kamulaştırma süreci sonucunda söz konusu olabilir. Kamu hizmetine ayrılan özel mülkiyetteki bir taşınmazın Anayasa’nın 46. maddesindeki güvenceleri karşılamayan bir usulle kamu mülkiyetine geçirilmesi mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın sözüne aykırı olması sonucunu doğuracaktır. 26. Anayasa’nın söz konusu maddesine göre; özel mülkiyette bulunan taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, maddede sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırma için belirtilen esaslardır. 27. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa’nın anılan maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence niteliğindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa’nın söz konusu maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır (AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 174; Kübra Yıldız ve diğerleri [GK], B. No:2018/32734, 28/7/2022, § 61). 28. Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike kamulaştırmaya konu taşınmazın bedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike bedelin ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 18; bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35). 29. Diğer yandan kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için taşınmaza ihtiyaç duyulması hâlinde 2942 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda kamulaştırma için öngörülen usul ve esaslara uygun hareket edilmesi gerekmektedir. Kamulaştırmasız el atmanın bir görünümü olan hukuki el atma durumunda mevzuatta öngörülen süre içinde idarece kamulaştırma veya kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar işlemlerinin yapılmaması hâli ortaya çıkmaktadır. Buna göre kamulaştırmasız el atma sebebiyle mahkemelerce taşınmazın değerine ilişkin olarak hükmedilen bedel hukuka aykırı olarak ortaya çıkan durumun telafi edilmesi suretiyle tasfiyesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan yalnızca mahkemelerce kamulaştırmasız el atma sebebiyle bedele hükmedilmesi değil hükmedilecek bedelin bir an evvel hak sahiplerine ödenmesi de hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılmasının bir gereğidir. 30. İtiraz konusu kuralda ise kamulaştırma işlemlerine ilişkin olağan hukuki süreç tersine çevrilerek dava açma külfeti taşınmazına kamulaştırmasız el atılan malike yüklenmektedir. Ayrıca mahkeme kararlarıyla hükmedilen taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi şartının yerine getirilmesi sağlanmadan taşınmaz malikine ait tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verilmesi hâlinde gerçek anlamda bir telafiden veya tasfiyeden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Zira Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrası -anılan maddenin ikinci fıkrasında belirtilen istisnai durumlar hariç- gerçek karşılığı peşin ödenmedikçe taşınmazın kamulaştırılmasına, diğer bir ifadeyle idare adına tesciline imkân tanımamaktadır. Hükmedilen bedelin malike ödenmesi sağlanmadan taşınmazın idare adına tescil edilmesini önleyen herhangi bir güvence getirilmeden tasfiye amaçlı düzenlemenin Anayasa’nın 46. maddesindeki gereklilikleri karşıladığı söylenemez. 31. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.2016/181, K.2018/111 sayılı kararından sonra Kanun’un ek 1. maddesine eklenen kuralla hukuki el atma hâlinde taşınmaz malikleri tarafından bedele ilişkin olarak dava açılabileceği ve bu davalarda adli yargının görevli olduğu belirlenmekle birlikte anılan kararda vurgulananın aksine kamulaştırmanın Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ilkelere uygun yapılmasını sağlayacak herhangi bir kanuni güvenceye yer verilmediği görülmektedir. Bu hâliyle kuralın, Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı olan kamulaştırmasız el atma uygulamasını olağanlaştırıp hukukileştirdiği ve kamulaştırmasız el atmayı, kamulaştırmaya alternatif olarak başvurulabilecek bir hukuksal araç olarak kabul ettiği izlenimi oluşmaktadır. Oysa idareyi Anayasa’nın 46. maddesinde öngörüldüğü şekliyle kamulaştırma yapma yükümlülüğünden kurtaracak herhangi bir usul Anayasa’nın sözüne aykırı olacaktır. 32. Dolayısıyla imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan taşınmazlara ilişkin olarak idarelere, kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde etme imkânı tanıyan kuralın Anayasa’nın sözüyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 125. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 125. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez . ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 35. 2942 sayılı Kanunu’nun ek 1. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/20
2024/135
16/01/2025
Esas - İptal
30/04/2025 - 32886
Var
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/135 Karar Sayısı : 2025/20 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2025-32886 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı tarafından, taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddiasıyla açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.) Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (Ek cümle:16/11/2022-7421/3 md.) Bu süre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin açılacak davalar, adli yargıda görülür. (İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı tarafından, taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddiasıyla açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.) Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (Ek cümle:16/11/2022-7421/3 md.) Bu süre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri tarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin açılacak davalar, adli yargıda görülür. (İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) ”
1
65
1,982
2025/40
2024/177
17/10/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/177, K.2025/40, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 20
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/40
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/177 Karar Sayısı : 2025/40 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/4/2025-32885 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 23 /1/1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı hakkında verilen 3 ay süreyle meslekten alıkoyma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 39. maddesi şöyledir: “ Madde 39 – Haysiyet Divanı, evrakı kendisine tevdi edilen azaların fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzibati cezaları verir: a) Yazılı ihtar, b) (Değişik: 23/3/2006 – 5477/6 md.) O yılki en yüksek yıllık üye aidatının üç katından az, beş katından fazla olmayan para cezası, c) 15 günden 6 aya kadar geçici olarak sanat icrasından meni, d) Bir mıntakada üç defa sanat icrasından meni cezası almış olanları o mıntakada çalışmaktan meni. Haysiyet divanları, bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını kullanırlar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 17/10/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. İtirazın Gerekçesi 3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin uygulamalarıyla ilgili olarak herhangi bir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının ayrıntılı şekilde düzenlenmediği, idareye anılan cezaların uygulanması konusunda sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu itibarla aynı fiil nedeniyle en hafif cezanın uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suçları ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi fiile hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 4. 6023 sayılı Kanun’un itiraz konusu 39. maddesinin birinci fıkrasında tabip odası haysiyet divanının evrakı kendisine tevdi edilen oda üyeleri hakkında fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre yazılı ihtar, o yılki en yüksek yıllık üye aidatının üç katından az beş katından fazla olmayan para cezası, on beş günden altı aya kadar geçici olarak sanat icrasından men ve bir mıntıkada üç defa sanat icrasından meni cezası almış olanları o mıntıkada çalışmaktan men şeklinde düzenlenen disiplin cezalarından birini uygulayacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında da haysiyet divanlarının bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir yetkisine sahip olduğu hükme bağlanmıştır. 5. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanına itiraz konusu kurala benzer yönde görev ve yetki veren 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. 6. Anılan kararda ilk olarak ilgili kısımda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte söz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17). 7. Bu kapsamda haysiyet divanının kendisine intikal eden bir dosyaya konu eylemin söz konusu kuralda sayılan hâllerden birisinin kapsamına girdiği kanaatine varması durumunda yine maddenin birinci fıkrasında sayılan disiplin cezalarından herhangi birisine hükmedebileceği, haysiyet divanının hangi fiile hangi cezayı uygulayacağı konusunda herhangi bir kayıt ve şartla bağlı olmayıp tamamen serbest bırakıldığı, eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18). 8. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme imkânını haiz kılındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 19). 9. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi söz konusu kısımda haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini sağlayacak gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20). 10. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. 11. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 38. ve 135. maddeleri yönünden incelenmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 12. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 13. 6023 sayılı Kanun’un 39. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 23 /1/1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'nun 39. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/40
2024/177
11/02/2025
Esas - İptal
29/04/2025 - 32885
null
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/177 Karar Sayısı : 2025/40 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/4/2025-32885 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 23 /1/1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı hakkında verilen 3 ay süreyle meslekten alıkoyma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 39. maddesi şöyledir: “ Madde 39 – Haysiyet Divanı, evrakı kendisine tevdi edilen azaların fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzibati cezaları verir: a) Yazılı ihtar, b) (Değişik: 23/3/2006 – 5477/6 md.) O yılki en yüksek yıllık üye aidatının üç katından az, beş katından fazla olmayan para cezası, c) 15 günden 6 aya kadar geçici olarak sanat icrasından meni, d) Bir mıntakada üç defa sanat icrasından meni cezası almış olanları o mıntakada çalışmaktan meni. Haysiyet divanları, bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını kullanırlar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 23 /1/1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Davacı hakkında verilen 3 ay süreyle meslekten alıkoyma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 39. maddesi şöyledir: “ Madde 39 – Haysiyet Divanı, evrakı kendisine tevdi edilen azaların fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzibati cezaları verir: a) Yazılı ihtar, b) (Değişik: 23/3/2006 – 5477/6 md.) O yılki en yüksek yıllık üye aidatının üç katından az, beş katından fazla olmayan para cezası, c) 15 günden 6 aya kadar geçici olarak sanat icrasından meni, d) Bir mıntakada üç defa sanat icrasından meni cezası almış olanları o mıntakada çalışmaktan meni. Haysiyet divanları, bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını kullanırlar. ”
1
66
1,982
2025/13
2024/164
24/09/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/164, K.2025/13, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Karacabey
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Cem GÜNDOĞDU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/13
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/164 Karar Sayısı : 2025/13 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Karacabey İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İcra takibinin iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 28. maddesi şöyledir: “ Kararların sonuçları: Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre idari davalar iptal davaları, tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan oluşmaktadır. 4. Söz konusu Kanun’un 3. maddesinde bu davaların Danıştaya, idare mahkemelerine veya vergi mahkemelerine açılabileceği öngörülmektedir. Kanun’un 22. maddesine göre ise açılan davalarda konular aydınlandığında meseleler sırasıyla oylanacak ve karara bağlanacaktır. 5. 24. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince kararda, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm, tazminat davalarında ise hükmedilen tazminatın miktarı belirtilmelidir. 6. Kararların sonuçları ise 28. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur ve bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyecektir. 7. İtiraz konusu kuralda da konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılması öngörülmüştür. Otuz gün içerisinde ödeme yapılmaması durumunda ise karar genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunabilecektir. Bir başka ifadeyle alacaklı konumunda bulunan kişi kural uyarınca doğrudan icra takibi başlatamayacak; öncelikle davalı idareye banka hesap numarasını bildirerek otuz gün beklemesi gerekecektir. 8. Kuralın gerekçesinde mahkemeler tarafından hüküm altına alınan alacakların, hemen ilamlı icra takibi yapılmak suretiyle tahsili yoluna gidildiği, bu suretle hem icra dairelerinin iş yükünün gereksiz şekilde arttığı hem de idarelerin icra gideri ödeme külfetiyle karşı karşıya kaldıkları, düzenleme ile kişilerin icraya başvurmak zorunda kalmaksızın alacaklarını tahsil edebilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 9. Başvuru kararında özetle; idari yargıya konu bir uyuşmazlıkta kararın idare aleyhine olması hâlinde alacağın tahsili için uygulanacak hukuki yol ile idare lehine olması durumda uygulanacak hukuki yolun birbirinden farklı olmasının eşitsizliğe sebebiyet verdiği, bu durumun idarenin keyfî uygulamalarına neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. Anayasa Mahkemesinin 13/9/2023 tarihli ve E.2023/76, K.2023/155 sayılı kararıyla 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ek 4. maddesinin itiraz konusu kuralla aynı nitelikte düzenlemeler içeren birinci fıkrasının Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olmadığına ve iptali talebinin reddine karar verilmiştir. 11. Anılan karara konu fıkraya göre söz konusu Kanun uyarınca mahkemelerce hükmedilen bedel, tazminat, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılacaktır. Bu süre içinde ödeme yapılmaması hâlinde ise kararın gereği genel hükümler dairesinde icra edilebilecektir. 12. Kararda öncelikle idare aleyhine verilmiş bir hükmün icrası için ilgilinin başka bir yola başvurması zorunluluğunun öngörülmesi mümkün olmamakla birlikte mahkeme kararının idarece uygulanmaması hâlinde ilgilinin, idarenin Anayasa’yı ihlal eden bu fiiline karşı başvurabileceği ve yargı kararının icrasını temin edebileceği yolların oluşturulmasının Anayasa’nın 36. maddesinin bir gereği olduğu ve idare aleyhine verilen kararlara karşı da icra yoluna başvurulabilmesinin bu anayasal gerekliliğin ifasını sağlamaya yönelik olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023, § 25). 13. Kararda ayrıca idare tarafından mahkeme kararının icra takibi başlatılmasına gerek kalmaksızın uygulanmasının lehine karar verilen kişinin alacağına icra takip sürecine göre daha kısa sürede kavuşmasını temin edebileceği, bu bağlamda fıkranın da idarenin mahkeme kararını icra takibi başlatılmadan uygulayabilmesi için öngörüldüğü tespit edilmiştir (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023, § 26). 14. Son olarak idareye banka hesap numarasının bildirilmemesi ve ödemeyi gerçekleştirebilmesi için belirli bir sürenin tanınmaması durumunda ilke olarak mahkeme kararının cebri icra yoluna başvurulmadan uygulanması yükümlülüğünün yerine getirilmesinin mümkün olmayacağı gözönünde bulundurulduğunda, kararın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulacak bilginin idareye sunulmasını öngören ve bu kapsamda yapılacak işlemler için idareye makul bir süre tanıyan fıkranın kararın icrası hakkıyla çelişen bir yönünün bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu itibarla fıkranın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023, § 36). 15. İtiraz konusu kural da konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına bu bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılmasına, ödeme yapılmaması durumunda kararın genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunmasına ilişkindir. Dolayısıyla kuralın Anayasa Mahkemesinin anılan kararına konu fıkrayla benzer nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kural yönünden Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır (aynı kurala ilişkin benzer bir diğer değerlendirme için bkz. AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013). 16. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/13
2024/164
16/01/2025
Esas - Ret
26/03/2025 - 32853
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/164 Karar Sayısı : 2025/13 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Karacabey İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İcra takibinin iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 28. maddesi şöyledir: “ Kararların sonuçları: Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Karacabey İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İcra takibinin iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 28. maddesi şöyledir: “ Kararların sonuçları: Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. ”
0
67
1,982
2025/27
2025/27
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/27, K.2025/27, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Gaziosmanpaşa 10
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/27
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/27 Karar Sayısı : 2025/27 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 10. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından… ” ve “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümlerinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 21/11/2024 tarihli ara kararda 5271 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmasına karar verildiği, gerekçeli başvuru kararında ise anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından… ” ve “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümlerinin iptalleri talep edilmiştir. Dolayısıyla itiraz konusu bölümleri konu edinen gerekçeli başvuru kararına ilişkin olarak düzenlenen tutanağın onaylı örneğinin gönderilen belgeler arasında bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından…” ve “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümlerinin iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/27
2025/27
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/27 Karar Sayısı : 2025/27 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 10. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından… ” ve “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümlerinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 10. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından… ” ve “ …5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. ” bölümlerinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
68
1,982
2025/36
2024/70
04/04/2024
11/02/2025
(AYM, E.2024/70, K.2025/36, 11/02/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/36
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/70 Karar Sayısı : 2025/36 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/4/2025-32885 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 2. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilen yedinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin değiştirilen on ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 6. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 101. maddenin; 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. ” ibaresinin, 2. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ve “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibarelerinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonunca... ” ibaresinin, 4. Dokuzuncu fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ibaresinin, Ç. 8. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının, D. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ ...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa... ” bölümünün, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 8., 10., 13., 17., 49., 56., 60., 65., 90., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un ibarenin ve cümlelerin eklendiği ve değişikliklerin yapıldığı ek 2. maddesi şöyledir: “ Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği Ek Madde 2 – (Ek: 15/5/2008-5763/18 md.; Değişik: 13/2/2011-6111/73 md.) Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz, genel salgın ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir. Bu Kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işveren, kısa çalışma talebini, derhal gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildirir. Talebin uygunluğunun belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Kısa çalışma halinde İşsizlik Sigortası Fonundan kısa çalışma ödeneği ödenir. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekir. Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son oniki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez. (Ek cümleler:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak sigortalının kendisine ödenir. Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. Kısa çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz, nafaka borçları dışında onda birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik edilemez. Kısa çalışma ödeneğinden yararlananlara ait sigorta primlerinin aktarılması ve sağlık hizmetlerinin sunulmasına ilişkin işlemler 5510 sayılı Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yürütülür. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği olarak ödenen süreler, kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşülür. Zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma yapılması halinde, kısa çalışma ödeneği ödemeleri 4857 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (III) numaralı bendinde ve aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra başlar. Bu maddede yer alan kısa çalışma ödeneğinin süresini altı aya kadar uzatmaya ve işsizlik ödeneğinden mahsup edilip edilmeyeceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir. (Ek cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte sigortalıdan tahsil edilir, ölen sigortalılara ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. ” 2. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un on ikinci fıkrası değiştirilen geçici 10. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 10 – (Ek: 13/2/2011-6111/74 md.) 31/12/2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların; işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, aynı döneme ilişkin işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları ve bu maddede belirtilen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarı, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Bu maddede belirtilen destek unsuru; a) 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınlardan; 1) Mesleki yeterlik belgesi sahipleri için kırksekiz ay süreyle, 2) Mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarını bitirenler için otuzaltı ay süreyle, 3) (1) ve (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve niteliklere sahip olmayanlar için yirmidört ay süreyle, b) 29 yaşından büyük erkeklerden (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde sayılan belge ve niteliklere sahip olanlar için yirmidört ay süreyle, c) (a) ve (b) bentleri kapsamına girenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde ilave olarak altı ay süreyle, ç) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışmakta iken, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra mesleki yeterlik belgesi alanlar veya mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi bitirenler için oniki ay süreyle, d) 18 yaşından büyüklerden bu fıkranın (a), (b) ve (ç) bentlerine girmeyenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde altı ay süreyle, uygulanır. Bu maddede sayılan belge ve nitelikler nedeniyle destek unsurundan yararlanabilmek için sigortalıların sahip oldukları mesleki yeterlik, mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretim kurumları veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarına ilişkin belgelerde belirtilen meslek ya da alanlarda işe alınmaları ve/veya çalışıyor olmaları gerekir. Bu maddeyle sağlanan destek unsurundan aynı sigortalı için bir kez yararlanılabilir. Sigortalı, destek süresini tamamlamadan işsiz kalması halinde, kalan süreden yeniden yararlanamaz. Ancak ikinci fıkranın (a) bendi kapsamına girenlerin, aynı bent kapsamında yeniden işe alınmaları ve (1) veya (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve nitelikleri bu dönemde temin etmeleri halinde destekten yeniden yararlanabilirler. Bu durumda ilk yararlanma süresi, ikincisinden düşülür ve toplam yararlanma süresi en son yararlanılan destek için maddede öngörülen süreyi aşamaz. İşveren hissesine ait primlerin Fondan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak; 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarını yasal süresi içinde ödemesi ve kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilmiş veya ilgili diğer kanunlar uyarınca prim borçlarının yeniden yapılandırılmış ve taksitlendirilmiş olması, bu tecil, taksitlendirme ve yeniden yapılandırma devam ettiği sürece işverenlerin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel teşkil etmez. Bu madde hükümleri; 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan kontrol ve denetimlerde, çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu maddeyle sağlanan destek unsurlarından yararlanamaz. Bu maddeyle sağlanan destek unsuru, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulandıktan sonra kalan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait oranı üzerinden, bu maddede belirtilen esaslar dikkate alınarak uygulanır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Fondan karşılanan prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. (Değişik fıkra: 25/1/2024-7495/2 md.) Bu madde hükümleri 31/12/2025 tarihine kadar uygulanmaya devam edilir. Cumhurbaşkanı, bu maddenin uygulanma süresini 31/12/2026 tarihine kadar uzatmaya yetkilidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir. ” 3. 6. maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 101. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 101- (Ek: 25/1/2024-7495/6 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce; a) 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 671 Türk lirası ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, b) 2024 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için günlük 23,33 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Ancak (a) bendinde belirtilen prime esas günlük kazanç tutarı, 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesine tabi özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 1.341 Türk lirası olarak esas alınır. Bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2023 yılı Ocak ila Aralık aylarında/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması hâlinde bu madde hükümleri uygulanmaz. Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi İşsizlik Sigortası Fonu katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder. İşyerinde çalıştırılan sigortalılarla ilgili 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmediği, sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalıştırılmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunması hâllerinde bu maddeye ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren ya da ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu tecil ve taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Bu maddenin uygulanmasında bu Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz. Birinci fıkranın (a) bendinin uygulanmasında, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemiş olması hâlinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesindeki bildirimler esas alınır. 2023 yılından önce bu Kanun kapsamına alınmış ancak 2023 yılında sigortalı çalıştırmamış işyerleri hakkında birinci fıkranın (b) bendi hükümleri uygulanır. Sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin Devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işlemi yapılır. 3213 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi uyarınca ücretleri asgari ücretin iki katından az olamayacağı hükme bağlanan “ Linyit ” ve “ Taşkömürü ” çıkarılan işyerlerinde yer altında çalışan sigortalılar için birinci fıkranın uygulanmasında (a) bendi uyarınca belirlenecek günlük kazanç 1.789 Türk lirası olarak ve 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen prim ödeme gün sayısının bir buçuk katını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısı dikkate alınır. Bu madde hükümleri, 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde sayılan kamu idarelerine ait kadro ve pozisyonlarda 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalılar için uygulanmaz. 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkı ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için bu maddenin birinci fıkrası uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanacak tutarlar bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesilerek Türkiye İş Kurumuna iade edilir. 2024 Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ilişkin yasal süresi dışında Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya Hazine ve Maliye Bakanlığına verilecek muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı sigortalılar için bu madde hükümleri uygulanmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumunun görüşleri alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir. ” 4. 8. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılan 24 . maddesi şöyledir: “ Teftiş, inceleme, araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu MADDE 24 – (1) Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılır. Bu Kanun kapsamında yapılacak teftiş ve incelemelerde, 4857 sayılı Kanunun 92, 93, 96, 97 ve 107 nci maddeleri uygulanır. (2) Bakanlık, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bu konularda yetkilendirilenler mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Kontrol ve denetimin usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir. (3) Askeri işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusu ve sonuçlarına ait işlemler, Millî Savunma Bakanlığı ve Bakanlıkça birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür. ” 5. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesi şöyledir: “ Bakanlığın inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğu MADDE 24/A- (Ek: 25/1/2024-7495/9 md.) (1) Bakanlık bu Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarında inceleme, yetkilendirme, kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık adına inceleme, kontrol ve denetim İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde görevli çalışma uzmanı ve çalışma uzman yardımcısı, mühendis, fizikçi, kimyager, biyolog ve tabip unvanlı personel tarafından yerine getirilir. Bu madde kapsamında görevlendirilen personel inceleme, kontrol ve denetim esnasında mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Görevlendirilen personele işveren veya çalışanlar tarafından gereken kolaylık sağlanır. Bu fıkraya ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. (2) Bu madde kapsamında görev yapan Bakanlık personeli kolluk kuvvetlerinin yardımına ihtiyaç duydukları takdirde, askeri işyerleri hariç olmak üzere, durumu ilgili mülki idare amirine iletirler. Mülki idare amiri 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa yeteri kadar kolluk kuvveti görevlendirir. (3) Bu madde kapsamında inceleme, kontrol ve denetim için görevlendirilenler hakkında 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33 üncü maddesinin (b) fıkrası hükmü uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesi şöyledir: “ İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primleri Madde 50 – (Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/15 md.) Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez. Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilir. (Değişik birinci ve ikinci cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) İşsizlik ödeneği başvuruları izleyen ayın sonuna kadar sonuçlandırılır. İşsizlik ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak işsizin kendisine ödenir. (Ek cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır .(Ek cümle: 15/5/2008-5763/15 md.) Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/25 md.) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır. Sigortalı, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini doldurmadan tekrar işe girer ve işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmak için bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getiremeden yeniden işsiz kalırsa, daha önce hakettiği işsizlik ödeneği süresini dolduruncaya kadar bu haktan yararlanmaya devam eder. Bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getirmek suretiyle yeniden işsiz kalınması halinde ise sadece bu yeni hak sahipliğinden doğan süre kadar işsizlik ödeneği ödenir. (Mülga beşinci fıkra: 31/5/2006-5510/106 md.; Yeniden düzenleme: 11/8/2009-5921/1 md.) İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür. Söz konusu primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, varsa prime esas alt kazanç sınırı ile prime esas kazanç arasındaki fark ve kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarı farkı ile işsizlik sigortası primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemiş olması şarttır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca, işçinin, işten ayrıldığı işyerinde tekrar işe başlaması halinde bu teşvik hükümlerinden yararlanılamaz. Bu fıkrada düzenlenen teşvik, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz. İşsizlik sigortasının ödenme süresi içinde ödenmesi gereken geçici işgöremezlik ödeneğinin miktarı işsizlik ödeneği miktarından fazla olamaz. (Mülga ikinci cümle: 31/5/2006-5510/106 md.)(…) ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL’in katılımlarıyla 4/4/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 1 . Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’un Ek 2. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının Değiştirilen Yedinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 3. 4447 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde kısa çalışmaya ve kısa çalışma ödeneğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 4. Anılan maddenin birinci fıkrasında genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz, genel salgın ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen ya da kısmen geçici olarak durdurulması hâllerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabileceği belirtilmiştir. 5. Maddenin ikinci fıkrasında anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işverenin kısa çalışma talebini derhâl gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildireceği öngörülmüştür. 6. Üçüncü fıkranın birinci cümlesinde ise talebin kabul edilmesi hâlinde işverenin işyerinde çalışan sigortalılara İşsizlik Sigortası Fonundan (Fon) kısa çalışma ödeneği ödeneceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla kısa çalışma ödeneğinin bir işyerindeki çalışma sürelerinin geçici olarak azaltılması veya durdurulması hâllerinde üç ayı aşmamak üzere sigortalılara gelir desteği sağlayan bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır. 7. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde kısa çalışma ödeneğine hak kazanılabilmesi için gerekli olan şartlar düzenlenmiştir. Buna göre sigortalının kısa çalışmaya başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primini ödemesi gerekmektedir. 8. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinde günlük kısa çalışma ödeneğinin sigortalının son on iki aylık prime esas kazançlarının dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ı olduğu; ikinci cümlesinde ise bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarının 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesine göre 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemeyeceği belirtilmiştir. 9. Söz konusu fıkranın dava konusu yedinci cümlesinde ise kısa çalışma ödeneği olarak ödenen sürelerin kısa çalışmanın başladığı tarihten itibaren üç yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşüleceği öngörülmüştür. 10. İşsizlik ödeneği, s igortalı işsizlere 4447 sayılı Kanun’un 51. maddesinde belirtilen şartları taşımaları hâlinde işsiz kaldıkları dönem için belli süre ve miktarda yapılan mali desteği ifade etmektedir. İşsizlik ödeneğinin miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primlerine ilişkin hususlar anılan Kanun’un 50. maddesinde düzenlenmiştir. 11. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı olup bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, on altı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının %80’ini geçemeyecektir. 12. Maddenin ikinci fıkrasında hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan, son üç yıl içinde; -600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, -900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, -1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süreyle işsizlik ödeneği verileceği belirtilmiştir. 13. Bu itibarla dava konusu kural gereğince kısa çalışma ödeneği olarak ödenen sürelerin işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşülmesi nedeniyle sigortalı işsizler Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sürelerden daha kısa sürelerle işsizlik ödeneğinden yararlanacaklardır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 14. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural nedeniyle kısa çalışma ödeneğinden yararlanan bir işçinin koşulları sağlamasına rağmen işsizlik ödeneğinden gereği gibi yararlanamadığı, bu durumun işçilere gelir güvencesi sağlayan işsizlik sigortasının sosyal güvenlik hakkını temin eden araç olma özelliğini ortadan kaldırdığı, kuralda öngörülen üç yıllık sürenin orantılı olmadığı, kuralın aynı süre ile çalışmış ve aynı primi ödemiş iki işçi arasında işsizlik ödeneği alma süresi bakımından farklılaşmaya yol açtığı, bu durumun ise sosyal devlet ilkesi ve uluslararası sözleşme hükümleriyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 49., 60. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. Sosyal hukuk devletinin temel kavramlarından biri olan sosyal güvenlik hakkı Anayasa’nın 60. maddesinin “ Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir ” şeklindeki birinci fıkrasıyla güvence altına alınmıştır. 16. Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak ve/veya diğer araçlarla kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza, ölüm ve işsizlik gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır (AYM, E.2021/5, K.2023/109, 1/6/2023, § 9; E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). 17. Bu kapsamda oluşturulan işsizlik sigortası, bir iş ya da işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına karşın tamamen kendi istek ve kusuru dışında işini kaybeden çalışanlara bir yandan yeni bir iş bulunmasına gayret edilirken, diğer yandan da bunların işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını kısmen de olsa karşılayarak kendisinin ve ailesinin zor duruma düşmesini önlemek amacıyla belirli süre ve ölçüde ödemeyi kapsayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, devlet tarafından kurulmuş zorunlu bir sigorta koludur (AYM, E.2021/5, K.2023/109, 1/6/2023, § 10; E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). 18. Kural kapsamında kısa çalışma ödeneğine ilişkin sürelerin işsizlik ödeneğiyle ilgili hak sahipliği sürelerinden düşülmesi kişilerin daha az sürelerle işsizlik ödeneğinden yararlanmaları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla kuralın sosyal güvenlik hakkıyla ilgili olduğu ve söz konusu hakka sınırlama getirdiği açıktır. 19. Sosyal güvenlik hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 20. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca sosyal güvenlik hakkı ancak kanunla sınırlanabilir. 21. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 22. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 23. Kısa çalışma ödeneği ile işsizlik ödeneğinin şartları ve yararlanma süreleri 4447 sayılı Kanun’un 50. ve ek 2. maddelerinde düzenlemiştir. Ayrıca işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden mahsup edilecek süre ile bunun başlangıcı ve mahsubun uygulanacağı döneme ilişkin hususlara da kuralda açıkça yer verilmiştir. Bu itibarla kuralın hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 24. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 60. maddesinde sosyal güvenlik hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Ancak özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da sınırlanabileceği, bu hakların doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2021/61, K.2024/31, 1/2/2024, § 56) . 25. Anılan Kanun’un ek 2. maddesinin üçüncü fıkrasında kısa çalışma hâlinde yapılacak ödemelerin Fondan karşılanacağı öngörülmüştür. Aynı şekilde hizmet akdi feshi nedeniyle öngörülen işsizlik ödeneği de Kanun’un 53. maddesinin birinci fıkrası gereğince Fondan karşılanmaktadır. Bu itibarla her iki ödemenin temelde primlerin oluşturduğu ancak gerektiğinde Hazine katkısının da sağlandığı Fon kaynağının esas alınarak aktüerya hesaplamaları sonucunda gerçekleşen bir sosyal ödeme olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede bir işçiyi yakın dönemlerde her iki ödenekten de faydalandırmanın Fonun aktüeryal dengesini bozacağı söylenebilir. Bu nedenle kural söz konusu mahsuplaşmayı öngörmek suretiyle genel olarak Fonun ve bu suretle sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesini amaçlamaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı amacına yönelik olarak ihdas edildiği ve bu yönüyle sınırlamanın anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır. 26. Bununla birlikte sosyal güvenlik hakkına yönelik sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 27. Kural kapsamında kısa çalışma ve işsizlik nedeniyle aynı işçiye yapılacak ödemeler arasında mahsuplaşma öngörülmesinin Fonun aktüeryal dengesinin korunması ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu açıktır. 28. Öte yandan Anayasa’da kişilere sağlanacak sosyal güvenlik hakkının kapsamı konusunda ayrıntılı ilkeler konulmamıştır. Sosyal güvenlik sisteminin yapısını ekonomik ve sosyal şartların belirleyeceği bilinen bir gerçektir. Çünkü sosyal güvenlik programlarıyla ekonomik ve sosyal yapı karşılıklı etkileşim içindedir (AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 14). Dolayısıyla işsizlik sigortasından yararlanmanın şartları belirlenirken bunun istihdam, iş gücü verimliliği, gelir dağılımı, enflasyon, ücretler üzerindeki etkilerini dikkate alarak düzenleme yapma konusunda kanun koyucunun takdir yetkisinin olduğu kuşkusuzdur (kısmen bkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). 29. Bu itibarla Fonun aktüeryal dengesinin korunması için kısa çalışma ve işsizlik ödemelerinde mahsuplaşma öngörülmesinin de söz konusu yetki kapsamında değerlendirilebilecek araçlardan olduğu açıktır. Dolayısıyla kuralla getirilen sınırlamanın söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenmez. 30. Kuralla sosyal güvenlik hakkına getirilen sınırlama aynı zamanda meşru amaç yönünden orantılı olmalıdır. Kanun’un 53. maddesinin üçüncü fıkrasının (A) bendinde Fonun gelirlerinin i şsizlik sigortası primlerinden, bu primlerin değerlendirilmesinden elde edilen kazanç ve iratlardan, Fonun açık vermesi durumunda devletçe sağlanacak katkılardan oluştuğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Fonun başlıca gelir kaynağını, işsizlik sigortası primi ile bunun kazanç ve iratları oluşturmaktadır. 49. madde uyarınca işsizlik sigortası primi, sigortalının prime esas aylık brüt kazançlarından %1 sigortalı, %2 işveren ve %1 devlet payı olarak alınmaktadır. 31. Buna göre mahsuplaşmaya konu olan işsizlik ödeneği için işçi tarafından işsizlik sigortası primi adı altında Fona bir ödemenin yapıldığı ancak kısa çalışma ödeneğiyle ilgili olarak işçinin söz konusu Fona herhangi bir katkısının olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan devlet ve işverenin de işsizlik sigortası primi ödemesinde bulunduğu gözetildiğinde gerektiğinde Hazine desteğiyle beslenen Fondan bu kapsamda yapılacak destek ve transferlerin sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesinin dikkate alınarak yapılması gerektiği açıktır. 32. Dolayısıyla kural kapsamında kaynağını Fonun oluşturduğu kısa çalışma ve işsizlik ödeneği arasında öngörülen mahsuplaşmanın sosyal güvenlik sisteminin etkin bir şekilde işletilmesinden kaynaklanan kamusal yarar ile sosyal güvenlik hakkı arasındaki dengeyi ortadan kaldırdığı söylenemez. Öte yandan kuralda kısa çalışma ödeneği alan işçilerin işsizlik ödeneğinden yararlanma imkânları tamamen ortadan kaldırılmadığı gibi söz konusu mahsuplaşmanın üç yıl içindeki fesihlerle sınırlandırıldığı başka bir deyişle süresiz bir mahsuplaşmanın da öngörülmediği açıktır. Bu itibarla kural kişiler üzerinde aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklememekte bu suretle sosyal güvenlik hakkına orantısız bir sınırlama getirmemektedir. 33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2., 5. ve 49. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 60. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 5. ve 49. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 2. Maddesiyle 4447 Sayılı Kanun’un Geçici 10. Maddesinin Değiştirilen On İkinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 34. 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde ilave istihdamın sağlanması ve özel politika gerektiren kadın, genç ve mesleki yeterlilik belgesi sahibi olan işsizlerin istihdamının desteklenmesi için teşvik verilmesi öngörülmüştür. 35. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre 31/12/2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna (Kurum) verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, aynı döneme ilişkin olarak işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları ve maddede belirtilen diğer koşulların da sağlanması kaydıyla bu kişilerin sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarının işe alındıkları tarihten itibaren Fondan karşılanması öngörülmüştür. 36. Maddenin on ikinci fıkrasının birinci cümlesinde bu madde hükümlerinin 31/12/2025 tarihine kadar uygulanmaya devam edileceği belirtilmiştir. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise Cumhurbaşkanının bu maddenin uygulanma süresini 31/12/2026 tarihine kadar uzatmaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 37. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda sosyal güvenlik hakkına dair bir düzenlemenin öngörüldüğü, kanunla düzenlenmesi gereken bir alanda Cumhurbaşkanına düzenleme yapma yetkisi tanındığı, yasama yetkisinin genelliği ilkesi çerçevesinde kanunda genel bir çerçeve belirlenmeden tüm yetkinin Cumhurbaşkanına bırakıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 8. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 49. maddesi yönünden de incelenmiştir. 39. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. 40. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik tir. Belirlilik ilkesi; düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil bunların kanun metninde kurallaştırılmasını gerekli kılar. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin ortaya konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Buna karşılık söz konusu düzenlemelerin tamamının aynı kanunda yapılması zorunlu olmayıp incelenen kanun dışındaki kanunlar ya da başka kanunlarla yapılmış olması da belirlilik ilkesi açısından yeterlidir. 41. Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında “ Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir ” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına sahip olduğu hüküm altına alındıktan sonra anılan maddenin ikinci fıkrasında devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam oluşturmak için gerekli tedbirleri alma ödevi de verilmiştir (AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 11). 42. Sosyal güvenlik hakkının güvence altına alındığı Anayasa’nın 60. maddesinin ikinci fıkrasında “ Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar ” denilerek bu görevin devlet tarafından oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesi öngörülmüştür. 43. Anayasa’nın 49. ve 60. maddeleri uyarınca devlete yüklenen görevler devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır (AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 13). Bu yükümlülükler çerçevesinde devletin bir yandan çalışma hakkını temin için istihdamı artırmaya diğer yandan da sosyal güvenliği sağlamaya yönelik tedbirleri alması gerekmektedir (AYM, E.2020/74, K.2021/94, 16/12/2021, § 13). 44. 4447 sayılı Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı geçici 10. maddesinde işverenlerin yeni işe aldıkları kişiler için ödemesi gereken sigorta primlerine belirli bir tutarda destek verilmesinin ve bu destek tutarının Fondan karşılanmasının öngörülmesiyle ilave çalışan istihdamının kolaylaştırılmasının hedeflendiği açıktır. Bu yönüyle anılan madde devletin işsizliği önlemeye yönelik ekonomik bir ortam yaratma yükümlülüğü kapsamında aldığı bir tedbir niteliğindedir (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 17). Bu itibarla Cumhurbaşkanına söz konusu teşviki 31/12/2026 tarihine kadar uzatma yetkisi veren kuralın çalışma hakkı ve sosyal güvenlik hakkıyla çelişen bir yönü bulunmamaktadır. 45. Kural kapsamında Cumhurbaşkanına uzatma yetkisi verilen ilave istihdam teşvikinden yararlanmanın koşulları, teşvikin süresi, miktarı ve sona ermesi sebepleri anılan maddede herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla maddede öngörülen ilave istihdam teşvikine ilişkin olarak kanunda temel ilke ve esasların belirlendiği, genel çerçevenin çizildiği anlaşılmıştır. Öte yandan kuralla Cumhurbaşkanına verilen uzatma yetkisinin sınırsız olmadığı görülmektedir. Bu itibarla süre uzatımı konusunda Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının belirli olmadığı söylenemez (Cumhurbaşkanına süre uzatma yetkisi veren benzer nitelikteki kuralların incelendiği bazı kararlar için bkz. AYM, E.2021/5, K.2023/109, 1/6/2023, § 99; E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 215). 46. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 49. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 49. ve 60. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. C. Kanun’un 6. Maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 101. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. ” İbaresinin, Üçüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ve “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” İbarelerinin, Altıncı Fıkrasında Yer Alan “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” İbaresinin ve Dokuzuncu Fıkrasında Yer Alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 47. 5510 sayılı Kanun’un geçici 101. maddesinde işverenlerin çalıştırdıkları işçiler için 2024 yılında ödeyecekleri sigorta primine yönelik desteğe ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. 48. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında anılan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce anılan maddedeki esaslara göre bildirilen toplam prim ödeme gün sayısının 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için günlük 23,33 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutarın, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edileceği ve bu tutarın Fondan karşılanacağı öngörülmüştür. Söz konusu fıkrada yer alan “ ...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. ” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır. 49. Maddenin ikinci fıkrasına göre bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde 2023 yılı Ocak ila Aralık aylarında/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması hâlinde bu madde hükümleri uygulanmayacaktır. 50. Üçüncü fıkranın birinci cümlesinde mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi Fon katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden Fonca karşılanan tutarın gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınacağı ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ve “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibareleri dava konusu diğer kuralları oluşturmaktadır. 51. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinde ise işyerinde çalıştırılan sigortalılarla ilgili 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmediği, sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalıştırılmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunması hâllerinde bu madde hükümlerini uygulanmayacağı öngörülmüştür. 52. Altıncı fıkrada sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin Fonca karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işleminin yapılacağı düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibaresi dava konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır. 53. Dokuzuncu fıkrada 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkının ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için bu maddenin birinci fıkrası uyarınca Fon tarafından karşılanacak tutarların bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesileceği ve Türkiye İş Kurumuna iade edileceği öngörülmüştür. Anılan fıkrada yer alan “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 54. Dava dilekçesinde özetle; işsizlik sigortasının sosyal güvenlik sisteminin bir parçası olduğu, çalışanların işsiz kalması hâlinde ekonomik güvence sağlamak amacıyla Fonun oluşturulduğu, dava konusu kurallarla öngörülen desteğin işsizliği önlemeye yönelik bir düzenleme olmadığı, Fonun işverenlere destek sağlama amacının bulunmadığı, kurallarla işverenlere yönelik olarak getirilen desteğin giderlerinin Fondan karşılanmasının öngörülmesinin Fonun amacı dışında kullanılması sonucunu doğurduğu, bu durumun Fon kaynaklarının tüketilmesine, dolayısıyla ihtiyaç durumunda işçilere ödeme yapılamamasına neden olacağı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 60. ve 65. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 55. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgileri nedeniyle Anayasa’nın 49. maddesi yönünden de incelenmiştir. 56. İşsizlik sigortası koluna ilişkin hizmetler de dâhil olmak üzere 4447 sayılı Kanun’un gerektirdiği görev ve hizmetler için mali kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek ve anılan Kanun’un öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere Fon kurulmuştur (AYM, E.2021/5, K.2023/109, 1/6/2023, § 10). 57. 5510 sayılı Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı geçici 101. maddesinin birinci fıkrasında anılan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerine yönelik olarak belirli bir tutarda destek verilmesi öngörülmüştür. Dava konusu ilk kural işverenlere verilecek bu desteğin Fondan karşılanacağını düzenlemektedir. 58. Dava konusu diğer kurallar ise destekten hangi hâllerde yararlanılamayacağını ve bu desteğin amaca aykırı kullanılmasını önleyecek tedbirleri düzenlemektedir. 59. Kuralların da yer aldığı anılan maddenin “ Madde ile; işverenlerin işgücü maliyetlerinin düşürülerek istihdamın arttırılması ve kayıtlı istihdamın korunması amacıyla 2016 yılından bu yana uygulanan asgari ücret desteğinin 2024 yılında aylık 700 Türk lirası olarak uygulanması amaçlanmaktadır. ” şeklindeki gerekçesine göre kurallarla istihdamın artırılmasının ve kayıtlı istihdamın korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 60. Anayasa’nın 60. maddesinde devlete sosyal güvenlik hakkını sağlayacak gerekli tedbirleri alma ödevi yüklenmiş iken 49. maddesine göre devletin ayrıca işsizliği önlemeye yönelik ekonomik bir ortam yaratma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla bu kapsamda alınacak tedbirleri, bu tedbirlerin kapsamını, içeriğini, şeklini ve usulünü belirleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010). 61. Kurallarla işverene, çalıştırdıkları kişiler için ödemesi gereken sigorta primlerine belirli bir tutarda destek verilmesinin ve bu destek tutarının Fondan karşılanmasının öngörülmesiyle hem mevcut çalışanların işten çıkarılmasının önüne geçilmesinin hem de ilave çalışan istihdamının kolaylaştırılmasının hedeflendiği açıktır. Bu yönüyle kurallar devletin pozitif yükümlülüğünün bir gereği olarak işsizliği önlemeye yönelik olarak aldığı tedbir kapsamındadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, § 17). 62. 4447 sayılı Kanun’un 46. maddesinde Kanun’da öngörülen hizmetlerin verilmesi nin işsizlik sigortasının amaçları arasında sayıldığı, 53. maddesinde işsizlik ödeneği dışındaki bazı işler için de Fondan gider yapılacağının belirtildiği ve bu kapsamda örneğin söz konusu Kanun’un geçici 6. maddesi uyarınca bazı yatırımların desteklenmesi amacıyla Fonun nema gelirlerinin bir kısmının kullanılabileceği gözetildiğinde kanun koyucunun Anayasa’nın 49. maddesiyle devlete verilen istihdamı artırma görevini yerine getirmek amacıyla çeşitli tedbirler aldığı ve bu tedbirlerle ilgili finansman ihtiyacını Fon kaynaklarından karşılamayı uygun gördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Kanun’un geneline bakıldığında, Fonun yalnızca sigortalılara işsiz kalmaları hâlinde yapılacak ödeme ve hizmetler için değil işsizliği önlemek, istihdam seviyesini ve verimlilik düzeyini korumak ve artırmak, böylelikle ekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla da oluşturulduğu anlaşılmaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2008/57, K.2010/26, 4/2/2010; E.2021/61, K.2024/31, 1/2/2024, § 28 ). 63. Öte yandan kurallar, sosyal güvenlik hakkının sağlanmasına hizmet eden işsizlik sigortasının işleyişinde herhangi bir değişiklik öngörmemekte; işsizlik durumunda sigortalıya yapılan ödeme ve sunulan hizmetlerde herhangi bir sınırlamada bulunmamaktadır. Sigortalı, kurallar öncesinde sahip olduğu imkânları kurallar sonrasında da aynen muhafaza etmeye devam etmektedir. Bunun yanı sıra Fonun başlıca geliri olan ve Kanun’un 49. maddesinde düzenlenen primin yalnızca sigortalı ve işverence ödenen meblağdan oluşmadığı gibi Kanun’un 53. maddesi uyarınca Fonun açık vermesi durumunda devletçe sağlanacak katkıların da Fonun gelirleri arasında sayıldığı, dolayısıyla belirli şartlar dâhilinde işverene sağlanan prim desteği tutarının kurallar uyarınca Fondan karşılanmasının Fonun zayıflamasına yol açarak işsiz kalan sigortalılara yapılacak ödemeleri olumsuz etkileyeceği ve bu suretle sigortalıların sosyal güvenlik hakları bakımından herhangi bir kayba yol açacağı söylenemez (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2019/46, K.2020/55, 15/10/2020, §§ 18, 19). 64. Ayrıca kuralların yer aldığı maddede işverene verilecek desteğin işverenin ödeyeceği sigorta primlerinden mahsup edilmesi yoluyla sağlanacağının öngörüldüğü, diğer yandan 5510 sayılı Kanun’un geçici 101. maddesinin üçüncü fıkrasında m evcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad, unvan ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi destekten yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden Fon tarafından karşılanan tutarın gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınacağının hüküm altına alındığı, böylece Fondan çıkan kaynağın amacına aykırı olarak kullanılmasını önleyebilecek tedbirler alındığı gibi anılan maddenin dördüncü fıkrası gereğince söz konusu prim desteğinden yararlanma hakkının kötüye kullanıldığı durumlarda destek uygulamasının sona erdirilerek bu alandaki suiistimallerin önüne geçildiği anlaşılmaktadır. 65. Bu itibarla kurallar kapsamında sigorta prim desteğinin Fondan karşılanması, devletin sosyal güvenlik ve çalışma hakkından kaynaklanan gerekli tedbirleri alma yükümlülüğüyle çelişmemektedir. 66. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 49. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 49. ve 60. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 65. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. Ç. Kanun’un 8. Maddesiyle 6331 Sayılı Kanun’un 24. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Yürürlükten Kaldırılmasının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 67. 6331 sayılı Kanun’un 24. maddesinde teftiş, inceleme, araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu düzenlemiştir. 68. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında söz konusu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesinin ve teftişinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanlık) iş müfettişlerince yapılacağı, Kanun kapsamında yapılacak teftiş ve incelemelerde 4857 sayılı Kanun’un 92., 93., 96., 97. ve 107. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 69. 6331 sayılı Kanun’un 24. maddesinin dava konusu kuralla yürürlükten kaldırılan (2) numaralı fıkrasında Bakanlığın işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapmaya yetkili olduğu, bu konularda yetkilendirilenlerin mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlü olduğu, kontrol ve denetimin usul ve esaslarının Bakanlıkça düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 70. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında ise askerî işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusunun ve sonuçlarına ait işlemlerin Millî Savunma Bakanlığı ve Bakanlıkça birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütüleceği düzenlenmiştir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 71. Dava dilekçesinde özetle; 6331 sayılı Kanun’un 24. maddesinin yürürlükten kaldırılan (2) numaralı fıkrasında yer alan ve Bakanlığa tanınan yetkinin bir bölümünün anılan Kanun’un 24/A maddesine taşındığı ancak dava konusu kuralla Bakanlığın işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapma, bu amaçla numune alma yetkilerine son verildiği, böylece iş hukuku mevzuatıyla işverene, sendikalara ve diğer hukuki aktörlere yüklenen yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin denetlenemeyeceği, bu durumun ise işverenlerin iş sağlığına ve güvenliğine dair sorumlulukları yerine getirmemesine neden olacağı, diğer yandan kural nedeniyle denetim faaliyetinin sadece özel kişilerce gerçekleştirilebileceği, kamu hizmetlerinin gerektirdiği bir hizmetin özel kişilerce yapılmasının işçilerin sağlıksız ve güvensiz çalışma ortamlarında çalışmalarına neden olabileceği, ayrıca bu durumun çalışma ve sosyal güvenlik hakları ve uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 17., 49., 56., 60., 90. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 72. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ” denilerek kişinin yaşam ve vücut dokunulmazlığı güvence altına alınmıştır. Kişinin yaşam hakkı ve maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilemez ve vazgeçilemez haklardandır. Devlet, yaşam hakkının bir gereği olarak bireylerin yaşamlarına saygı göstermekle ödevli olduğu gibi bireyleri üçüncü kişilerden kaynaklanan risklere karşı da koruma yükümlülüğü altındadır. Bu kapsamda insanın çalışma hayatında bazı risklerle karşı karşıya kalması veya çeşitli nedenlerle zarar görmesi ihtimal dâhilinde olup kişinin bu risklerden korunmayı istemesi de kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında kalmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; E.2017/156, K.2019/37, 15/5/2019, § 73). 73. Diğer yandan Anayasa’nın 49. maddesinde devlete yüklenen çalışanların yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve çalışma yaşamının geliştirilmesi için çalışanların korunması ödevi, çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarının temin edilmesini de kapsamaktadır. Bu itibarla devletin çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarını temin edici yasal ve idari tedbirler alması, Anayasa’nın 17. maddesinde güvenceye bağlanan hakların bir gereği olduğu kadar 49. maddesinde düzenlenen çalışma hakkı yönünden de bir zorunluluktur (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). 74. Kanun koyucu, anılan anayasal hükümlerle devlete yüklenen bu ödevleri ifa etmek amacıyla 6331 sayılı Kanun’u ihdas etmiştir. Anılan Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacının işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek olduğu ifade edilmiştir. 75. Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın bu Kanun’un uygulanacağı belirtilmiştir. 76. Diğer yandan 4., 6., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18. ve 20. maddelerde işverenlere iş sağlığı ve güvenliği konularında birçok mükellefiyet yüklenmiş, çalışanlara ise çeşitli haklar tanınmıştır. 77. Anılan maddelerde belirtilen mükellefiyetlerin, çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarını temin etmek üzere devletin bu alandaki yükümlülüğünün bir gereği olarak düzenlendiği açıktır. Ancak işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki mükellefiyetlerine ilişkin yasal düzenlemeler yapılmış olması, devletin çalışanların her türlü tehlikeye karşı maddi varlıklarının korunması yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamına gelmez. Pozitif yükümlülüğün maddi boyutunu teşkil eden bu yükümlülük aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin uygulanmasını sağlayacak etkili bir mekanizmanın oluşturulmasını da gerekli kılar. 78. Dava konusu kuralla Bakanlığın işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapabilmesini, bu amaçla numune alabilmesini ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapabilmesini, bu denetim sırasında elde edilen meslek sırlarının gizli tutulmasını ve denetimin usul ve esasların Bakanlıkça düzenlenmesini öngören 24. maddenin (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu itibarla kuralın anayasallık incelemesinde, Bakanlığın denetim yetkisine dair düzenlemenin yürürlükten kaldırılmasıyla çalışanların iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin korumalardan yararlanmalarının imkânsız hâle getirilip getirilmediğinin ve bu suretle devletin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kanunların uygulanmasını sağlayacak etkili mekanizma kurma yükümlülüğüne aykırı davranılıp davranılmadığının değerlendirilmesi gerekir. 79. Kuralın gerekçesinde Bakanlığın Kanun kapsamında yer alan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapma, bilgi, belge ve numune alma, Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarına ilişkin inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğuna ilişkin hükümlerin yargı kararları çerçevesinde Kanun’un 24/A maddesinde düzenlenmesi nedeniyle 24. maddenin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir. 80. Mülga (2) numaralı fıkrada Bakanlığa hiçbir ayrım olmadan tüm işyerleri için ölçüm, inceleme ve araştırma yapma, numune alma yetkisi tanınmıştır. Söz konusu düzenlemenin yerine ihdas edilen 24/A maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Bakanlığın bu Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarında inceleme, yetkilendirme, kontrol ve denetim yapmaya yetkili olduğu, Bakanlık adına inceleme, kontrol ve denetimin ise İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde görevli çalışma uzmanı ve çalışma uzman yardımcısı, mühendis, fizikçi, kimyager, biyolog ve tabip unvanlı personel tarafından yerine getirileceği öngörülmüştür. 81. Bu itibarla anılan fıkrada mülga düzenlemede olduğu gibi eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimleri için kontrol ve denetim yapma yetkisinin dışında farklı işyerleri için de aynı nitelikte denetim yetkisi öngörülmüş, bu yerlerdeki denetimlerin ise Bakanlığın başka biriminde görevli kişilerce yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak m ülga (2) numaralı fıkrada Bakanlığa tüm işyerleri için denetim yetkisi tanınırken 24/A maddenin (1) numaralı fıkrasında belli bazı işyerleri için denetim yetkisi tanınmıştır. Dolayısıyla Bakanlığa tanınan yetkinin kapsam itibarıyla sınırlandığı anlaşılmaktadır. 82. Bununla birlikte devletin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin uygulanmasını sağlayacak etkili mekanizma kurma yükümlülüğünün ifa edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde 24. maddenin (1) numaralı fıkrası ve bu fıkra uyarınca atıfta bulunulan 4857 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri çerçevesinde iş müfettişlerine tanınan denetim yetkisinin de dikkate alınması gerekir. 83. 6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin mükellefiyetlerin işverenlerce yerine getirildiğinin takip edilebilmesi ve çalışanların iş sağlığı ve güvenliğine yönelik korumalardan gereği gibi yararlanabilmesi için teftiş mekanizması öngörmüştür. Anılan Kanun’un 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesinin ve teftişinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılacağı, yapılacak teftiş ve incelemelerde ise 4857 sayılı Kanun’un 92., 93., 96., 97. ve 107. maddelerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 84. 6331 sayılı Kanun’un atıfta bulunduğu 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinde iş müfettişlerinin denetim yetkileri belirlenmiştir. Anılan maddede iş müfettişlerinin, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülme tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle iş için gerekli olan malzemeyi gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak ve incelemek yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. 85. Anılan Kanun’un 107. maddesinin ikinci fıkrasında ise iş müfettişlerinin kanunlardan doğan her çeşit teftiş, denetleme yetki ve görevleri gereğince görevlerinin yerine getirilmesi sırasında görevlerini yapma ve sonuçlandırmaya engel olan kimselere fiil suç oluşturmadığı takdirde idari para cezası verileceği öngörülmüştür. 86. Kanun’un 93. maddesinde de iş müfettişlerinin yükümlülüklerine yer verilmiştir. Anılan maddeye göre iş hayatını izleme, denetleme ve teftiş yetkisi olan iş müfettişleri, görevlerini yaparlarken işin normal gidişini ve işyerinin işlemesini, inceledikleri konunun niteliğine göre mümkün olduğu kadar aksatmamak, durdurmamak ve güçleştirmemekle ve resmî işlemlerin yürütülüp sonuçlandırılması için açıklanması gerekmedikçe, işverenin ve işyerinin meslek sırları ve şartları, ekonomik ve ticari hâl ve durumları hakkında gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmak ve kendileri tarafından bilgileri ve ifadeleri alınan yahut kendilerine başvuran veya ihbarda bulunan işçilerin ve başka kişilerin isimlerini ve kimliklerini açıklamamakla yükümlüdürler. 87. Öte yandan 6331 sayılı Kanun’un 25. maddesi ve devamında idari para cezaları dâhil olmak üzere işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konularında anılan Kanun’da öngörülen mükellefiyetlerini yerine getirmelerini sağlayacak tedbirlere ayrıca yer verilmiştir. 88. Anılan düzenlemeler dikkate alındığında Bakanlığın Kanun’un 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen istisnalar kapsamında kalan işyerleri dışındaki her tür işyerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında denetim yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. 89. Ç alışanların iş sağlığı ve güvenliğine yönelik korumalardan tamamen yoksun bırakılmaları sonucunu doğurmadığı sürece iş sağlığı ve güvenliğine yönelik ne tür tedbirler alınacağını belirlemek kanun koyucunun takdirindedir. Dava konusu kuralla Bakanlığın teftiş yetkisine dair düzenlemeler içeren Kanun’un 24. maddesinin (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmış ise de Kanun’un diğer maddeleri ve bu Kanun’un atıfta bulunduğu 4857 sayılı Kanun’un anılan maddeleri birlikte değerlendirildiğinde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konularında korumasız bırakıldığını söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla kuralla Kanun’un 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılması, devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme ve çalışma hakkından kaynaklanan yükümlülükleriyle çelişmemektedir. 90. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 17. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 17. ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 56., 60., 90. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. D. Kanun’un 9. Maddesiyle 6331 Sayılı Kanun’a Eklenen 24/A Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin “ ...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa... ” Bölümünün İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 91. 6331 sayılı Kanun’un 24/A maddesinde Bakanlığın eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarına ilişkin inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğu düzenlenmiştir. 92. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Bakanlığın söz konusu Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarında inceleme, yetkilendirme, kontrol ve denetim yapmaya yetkili olduğu, Bakanlık adına inceleme, kontrol ve denetimin İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde görevli çalışma uzmanı ve çalışma uzman yardımcısı, mühendis, fizikçi, kimyager, biyolog ve tabip unvanlı personel tarafından yerine getirileceği, bu madde kapsamında görevlendirilen Bakanlık personelinin inceleme, kontrol ve denetim esnasında mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlü olduğu, görevlendirilen personele işveren veya çalışanlar tarafından gereken kolaylığın sağlanacağı, bu fıkraya ilişkin usul ve esasların ise Bakanlıkça düzenleneceği öngörülmüştür. 93. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde eğitim kurumunun, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personelinin eğitimlerini vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşlarını, üniversiteleri ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre faaliyet gösteren şirketler tarafından kurulan müesseseleri ifade ettiği belirtilmiştir. Anılan fıkranın (m) bendinde ise kamu kurum ve kuruluşları, organize sanayi bölgeleri ile 6102 sayılı Kanun’a göre faaliyet gösteren şirketler tarafından işyerlerine iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini sunmak üzere kurulan gerekli donanım ve personele sahip olan ve Bakanlıkça yetkilendirilen birim ortak sağlık ve güvenlik birimi olarak tanımlanmıştır. 94. Kanun’da ekipman muayene kuruluşları ile iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarıyla ilgili tanım yapılmamıştır. Ancak 25/4/2013 tarihli ve 28628 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği’nin 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde iş ekipmanının işin yapılmasında kullanılan herhangi bir makine, alet, cihaz, teçhizat, tesis ve tesisatı ifade ettiği belirtilmiştir. Anılan fıkranın (j) bendinde ise muayenenin, iş ekipmanlarının bir veya birden çok özelliğinin ölçüm, inceleme ve/veya deneme yöntemiyle bu Yönetmelik’in, ürünün ilgili standardının ve/veya imalatçının belirlediği ve/veya risk değerlendirmesi sonucu belirlenmiş teknik ölçütlere göre durumunun kontrol edildiği faaliyetler olduğu düzenlenmiştir. Yönetmelik’te ekipman muayene kuruluşuna ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte anılan kuruluşların kontrol faaliyetlerini icra eden kurumlar olduğu açıktır. 95. Diğer yandan 27/1/2023 tarihli ve 32086 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Hijyeni Ölçüm, Test ve Analizleri Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde iş hijyeninin çalışma şartlarından kaynaklanan ve çalışan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek her türlü gürültü, titreşim, aydınlatma, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon gibi fiziksel; toz, gaz, buhar gibi kimyasal ve virüs, bakteri, mantar gibi biyolojik etmenlerden çalışanların korunmasına yönelik faaliyetler anlamına geldiği, anılan fıkranın (j) bendinde ise laboratuvarın iş hijyeni ölçüm, test ve/veya analizi yapmak üzere yetkilendirilmiş kuruluşları ifade ettiği belirtilmiştir. 96. 6331 sayılı Kanun’un 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bu madde kapsamında denetim görevi yapan Bakanlık personelinin kolluk kuvvetlerinin yardımına ihtiyaç duydukları takdirde askeri işyerleri hariç olmak üzere durumu ilgili mülki idare amirine ileteceği düzenlenmiştir. 97. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise mülki idare amirinin 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa yeteri kadar kolluk kuvvetini görevlendireceği öngörülmüştür. Söz konusu cümlenin “ ...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa... ” bölümü dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 98. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla 6331 sayılı Kanun’un 24/A maddesi kapsamında görev yapan Bakanlık personelinin kolluk kuvvetlerinin yardımına ihtiyaç duyması durumunda, bu kişilerin taleplerinin yerine getirilmesinin mülki idare amirinin takdirine bırakıldığı, bu takdir yetkisine dair genel çerçevenin çizilmediği, işin özel niteliği dikkate alındığında kuralda atıf yapılan kanun hükümlerinin genel çerçeve oluşturamayacağı, bu durumun devletin iş sağlığı ve güvenliği alanındaki denetleme faaliyetinin etkin ve verimli olarak gerçekleştirilememesine neden olacağı, 4857 sayılı Kanun’un 97. maddesinde idareye zabıtalar yönünden bağlı yetki verilirken kuralda idareye kolluk kuvvetleri yönünden sınırsız takdir yetkisi tanınmasının farklı muamele niteliği taşıdığı, kural nedeniyle işçilerin sağlıksız ve güvensiz çalışma ortamlarında çalışmak zorunda kalacakları, bu durumun yaşam, çalışma ve sosyal güvenlik hakları ile uluslararası sözleşme hükümlerini de ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 17., 49., 56., 60., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 99. 6331 sayılı Kanun’un 24/A maddesinin devletin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki kanunların işverenler hakkında öngördüğü mükellefiyetlerin uygulanmasını sağlayacak etkili mekanizma kurma yükümlülüğünün bir gereği olarak ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda anılan maddeyle çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarının temin edilebilmesi için bazı işyerlerinin Bakanlık tarafından denetlenebilmesine imkân tanınmıştır. 100. Çalışanların güvenli ve sağlıklı bir iş ortamında çalışmalarının temin edilebilmesi, bu konuda yapılacak denetimlerin etkin olmasını gerektirir. Denetimin etkin olmasını sağlayacak araçlardan birisi de denetimin icrasına engel oluşturabilecek fiilleri önleyecek ya da durduracak zor kullanma yetkisinin varlığıdır. Maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde Bakanlık teftiş görevlilerinin denetim sırasında kolluk kuvvetinin yardımına ihtiyaç duymaları durumunda, bu hususta mülki idare amirinden talepte bulunabilecekleri belirtilmiştir. 101. Anılan Kanun’un verdiği yetki çerçevesinde kamu hizmeti icra eden Bakanlık teftiş görevlilerine karşı görevlerini yapmalarını engelleyecek fiillerin kamusal düzeni bozacak nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda kamu düzeninin sağlanması için söz konusu fiillerin önlenmesi ya da sona erdirilmesi ise ancak zor kullanma güç ve yetkisine sahip olan kolluk kuvvetinin yardımıyla mümkün olabilecektir. Dolayısıyla madde kapsamında denetim yapan Bakanlık görevlilerinin kolluğun yardımına ihtiyaç duymaları ancak denetim yapılacak yerde bir direnişle karşılaşmaları durumunda gündeme gelecektir. 102. 5442 sayılı Kanun’un 9. ve 27. maddelerinde illerde valiler, ilçelerde ise kaymakamlar mülki idare amiri olarak belirlenmiştir. Anılan Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinde valinin, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olduğu, suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alacağı, bu maksatla devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam edeceği öngörülmüştür. Söz konusu bentte kolluk teşkilatı amir ve memurlarının vali tarafından verilen emirleri derhâl yerine getirmekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 103. Diğer yandan Kanun’un 32. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinde kaymakamların, ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olduğu; (B) bendinde ise kaymakamların suç işlenmesini önlemek, kamu düzeni ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alacağı, bu maksatla devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam edeceği, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve diğer mevzuat ile Cumhurbaşkanınca alınmış bulunan karar ve tedbirlerin yürütülmesi için emirler vereceği öngörülmüştür. (B) bendinde ayrıca kolluk teşkilatı amir ve memurlarının kaymakam tarafından verilen emirleri derhâl yerine getirmekle yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır. 104. Kolluk kuvvetinin mülki idare amirlerinin emri altında görev icra etmelerini dikkate alan kanun koyucu 6331 sayılı Kanun’un 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasında Bakanlık teftiş görevlilerinin kolluk kuvveti yardım talebini mülki idare amirlerine iletmelerini ve bu husustaki görevlendirmenin mülki idare amirleri tarafından yapılmasını düzenlemiştir. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde yer alan d ava konusu kural Bakanlık teftiş görevlilerinin kolluk kuvveti yardımı talep etmesi durumunda bu talebin yerine getirilmesi konusunda mülki idare amirlerine 5442 sayılı Kanun ile 2559 sayılı Kanun ’un verdiği yetkiler çerçevesinde bir takdir yetkisi tanımaktadır. 105. Kolluğun faaliyet alanının iç güvenlik hizmeti olması nedeniyle söz konusu teşkilatın güç, silah ve benzeri araçlar kullanma yetkisinin yanında adli soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili de yetkileri bulunmaktadır. Bu yönüyle kolluk kuvvetleri, diğer kamu görevlilerinden farklı olarak kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği taşıyan iş ve işlemleri yapma konusunda daha fazla yetkiye sahiptir. Dolayısıyla kolluk kuvvetinin yetkilerini kullanması konusunda bu teşkilat üzerinde doğrudan emir ve talimat verme yetkisi olan mülki idare amirlerine takdir yetkisinin tanınması, kolluk kuvvetlerince yürütülen hizmetin niteliğinin ve hassasiyetinin gerektirdiği bir durumdur. 106. Öte yandan kuralda mülki idare amirlerine tanınan takdir yetkisi -atıfta bulunulan kanunlar da dikkate alındığında- işyeri denetimi sırasında kolluk kuvveti yardımının gerekli olup olmadığı hususuyla sınırlıdır. Başka bir deyişle mülki idare amirinin takdir yetkisinin Bakanlık teftiş görevlilerinden kolluk kuvveti yardımı talebi geldiğinde, bu görevlilerin denetlenen yerlerde engellemeyle karşılaşıp karşılaşmadıklarını, bu durumun kolluk kuvvetinin zor kullanma yetkisini kullanmasını gerektirip gerektirmediğini değerlendirmeye yönelik olduğu açıktır. Dolayısıyla mülki idare amirinin teftiş yapılacak yerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda bir denetleme yapılmasının gerekip gerekmediğine karar verme yetkisine sahip olmadığı açıktır. 107. Bu itibarla mülki idare amirine sadece zor kullanmanın gerekli olup olmadığı hususuyla sınırlı bir değerlendirme yetkisi tanıyan kuralın iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla yapılan denetimin etkinliğini ortadan kaldırdığı söylenemez. Dolayısıyla kuralın devletin yaşam hakkı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ve çalışma hakkından kaynaklanan yükümlülükleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır. 108. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 17. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 17. ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 7., 10., 56., 60., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 109. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 2. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilen yedinci cümlesine, B. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin değiştirilen on ikinci fıkrasının ikinci cümlesine, C. 6. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 101. maddenin; 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır.” ibaresine, 2. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonu...” ve “…İşsizlik Sigortası Fonunca…” ibarelerine, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonunca...” ibaresine, 4. Dokuzuncu fıkrasında yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonu...” ibaresine, Ç. 8. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılmasına, D. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa...” bölümüne, yönelik iptal talepleri 11/2/2025 tarihli ve E.2024/70, K.2025/36 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümlelere, bölüme, ibarelere ve yürürlükten kaldırmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 2. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilen yedinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, B. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin değiştirilen on ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, C. 6. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 101. maddenin; 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır.” ibaresinin, 2. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonu...” ve “…İşsizlik Sigortası Fonunca…” ibarelerinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonunca...” ibaresinin, 4. Dokuzuncu fıkrasında yer alan “...İşsizlik Sigortası Fonu...” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Ç. 8. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, D. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/36
2024/70
11/02/2025
Esas - Ret
29/04/2025 - 32885
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/70 Karar Sayısı : 2025/36 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G.Tarih-Sayı : 29/4/2025-32885 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 2. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilen yedinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin değiştirilen on ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 6. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 101. maddenin; 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. ” ibaresinin, 2. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ve “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibarelerinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonunca... ” ibaresinin, 4. Dokuzuncu fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ibaresinin, Ç. 8. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının, D. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ ...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa... ” bölümünün, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 8., 10., 13., 17., 49., 56., 60., 65., 90., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un ibarenin ve cümlelerin eklendiği ve değişikliklerin yapıldığı ek 2. maddesi şöyledir: “ Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği Ek Madde 2 – (Ek: 15/5/2008-5763/18 md.; Değişik: 13/2/2011-6111/73 md.) Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz, genel salgın ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir. Bu Kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işveren, kısa çalışma talebini, derhal gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildirir. Talebin uygunluğunun belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Kısa çalışma halinde İşsizlik Sigortası Fonundan kısa çalışma ödeneği ödenir. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekir. Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son oniki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez. (Ek cümleler:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak sigortalının kendisine ödenir. Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. Kısa çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz, nafaka borçları dışında onda birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik edilemez. Kısa çalışma ödeneğinden yararlananlara ait sigorta primlerinin aktarılması ve sağlık hizmetlerinin sunulmasına ilişkin işlemler 5510 sayılı Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yürütülür. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği olarak ödenen süreler, kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşülür. Zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma yapılması halinde, kısa çalışma ödeneği ödemeleri 4857 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (III) numaralı bendinde ve aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra başlar. Bu maddede yer alan kısa çalışma ödeneğinin süresini altı aya kadar uzatmaya ve işsizlik ödeneğinden mahsup edilip edilmeyeceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir. (Ek cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte sigortalıdan tahsil edilir, ölen sigortalılara ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. ” 2. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un on ikinci fıkrası değiştirilen geçici 10. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 10 – (Ek: 13/2/2011-6111/74 md.) 31/12/2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların; işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, aynı döneme ilişkin işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları ve bu maddede belirtilen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarı, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Bu maddede belirtilen destek unsuru; a) 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınlardan; 1) Mesleki yeterlik belgesi sahipleri için kırksekiz ay süreyle, 2) Mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarını bitirenler için otuzaltı ay süreyle, 3) (1) ve (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve niteliklere sahip olmayanlar için yirmidört ay süreyle, b) 29 yaşından büyük erkeklerden (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde sayılan belge ve niteliklere sahip olanlar için yirmidört ay süreyle, c) (a) ve (b) bentleri kapsamına girenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde ilave olarak altı ay süreyle, ç) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışmakta iken, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra mesleki yeterlik belgesi alanlar veya mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi bitirenler için oniki ay süreyle, d) 18 yaşından büyüklerden bu fıkranın (a), (b) ve (ç) bentlerine girmeyenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde altı ay süreyle, uygulanır. Bu maddede sayılan belge ve nitelikler nedeniyle destek unsurundan yararlanabilmek için sigortalıların sahip oldukları mesleki yeterlik, mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretim kurumları veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarına ilişkin belgelerde belirtilen meslek ya da alanlarda işe alınmaları ve/veya çalışıyor olmaları gerekir. Bu maddeyle sağlanan destek unsurundan aynı sigortalı için bir kez yararlanılabilir. Sigortalı, destek süresini tamamlamadan işsiz kalması halinde, kalan süreden yeniden yararlanamaz. Ancak ikinci fıkranın (a) bendi kapsamına girenlerin, aynı bent kapsamında yeniden işe alınmaları ve (1) veya (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve nitelikleri bu dönemde temin etmeleri halinde destekten yeniden yararlanabilirler. Bu durumda ilk yararlanma süresi, ikincisinden düşülür ve toplam yararlanma süresi en son yararlanılan destek için maddede öngörülen süreyi aşamaz. İşveren hissesine ait primlerin Fondan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak; 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarını yasal süresi içinde ödemesi ve kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilmiş veya ilgili diğer kanunlar uyarınca prim borçlarının yeniden yapılandırılmış ve taksitlendirilmiş olması, bu tecil, taksitlendirme ve yeniden yapılandırma devam ettiği sürece işverenlerin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel teşkil etmez. Bu madde hükümleri; 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan kontrol ve denetimlerde, çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu maddeyle sağlanan destek unsurlarından yararlanamaz. Bu maddeyle sağlanan destek unsuru, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulandıktan sonra kalan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait oranı üzerinden, bu maddede belirtilen esaslar dikkate alınarak uygulanır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Fondan karşılanan prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. (Değişik fıkra: 25/1/2024-7495/2 md.) Bu madde hükümleri 31/12/2025 tarihine kadar uygulanmaya devam edilir. Cumhurbaşkanı, bu maddenin uygulanma süresini 31/12/2026 tarihine kadar uzatmaya yetkilidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir. ” 3. 6. maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 101. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 101- (Ek: 25/1/2024-7495/6 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce; a) 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 671 Türk lirası ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, b) 2024 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için günlük 23,33 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Ancak (a) bendinde belirtilen prime esas günlük kazanç tutarı, 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesine tabi özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 1.341 Türk lirası olarak esas alınır. Bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2023 yılı Ocak ila Aralık aylarında/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması hâlinde bu madde hükümleri uygulanmaz. Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi İşsizlik Sigortası Fonu katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder. İşyerinde çalıştırılan sigortalılarla ilgili 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmediği, sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalıştırılmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunması hâllerinde bu maddeye ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren ya da ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu tecil ve taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Bu maddenin uygulanmasında bu Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz. Birinci fıkranın (a) bendinin uygulanmasında, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemiş olması hâlinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesindeki bildirimler esas alınır. 2023 yılından önce bu Kanun kapsamına alınmış ancak 2023 yılında sigortalı çalıştırmamış işyerleri hakkında birinci fıkranın (b) bendi hükümleri uygulanır. Sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin Devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işlemi yapılır. 3213 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi uyarınca ücretleri asgari ücretin iki katından az olamayacağı hükme bağlanan “ Linyit ” ve “ Taşkömürü ” çıkarılan işyerlerinde yer altında çalışan sigortalılar için birinci fıkranın uygulanmasında (a) bendi uyarınca belirlenecek günlük kazanç 1.789 Türk lirası olarak ve 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen prim ödeme gün sayısının bir buçuk katını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısı dikkate alınır. Bu madde hükümleri, 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde sayılan kamu idarelerine ait kadro ve pozisyonlarda 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalılar için uygulanmaz. 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkı ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için bu maddenin birinci fıkrası uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanacak tutarlar bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesilerek Türkiye İş Kurumuna iade edilir. 2024 Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ilişkin yasal süresi dışında Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya Hazine ve Maliye Bakanlığına verilecek muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı sigortalılar için bu madde hükümleri uygulanmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumunun görüşleri alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir. ” 4. 8. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılan 24 . maddesi şöyledir: “ Teftiş, inceleme, araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu MADDE 24 – (1) Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılır. Bu Kanun kapsamında yapılacak teftiş ve incelemelerde, 4857 sayılı Kanunun 92, 93, 96, 97 ve 107 nci maddeleri uygulanır. (2) Bakanlık, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bu konularda yetkilendirilenler mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Kontrol ve denetimin usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir. (3) Askeri işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusu ve sonuçlarına ait işlemler, Millî Savunma Bakanlığı ve Bakanlıkça birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür. ” 5. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesi şöyledir: “ Bakanlığın inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğu MADDE 24/A- (Ek: 25/1/2024-7495/9 md.) (1) Bakanlık bu Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarında inceleme, yetkilendirme, kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık adına inceleme, kontrol ve denetim İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde görevli çalışma uzmanı ve çalışma uzman yardımcısı, mühendis, fizikçi, kimyager, biyolog ve tabip unvanlı personel tarafından yerine getirilir. Bu madde kapsamında görevlendirilen personel inceleme, kontrol ve denetim esnasında mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Görevlendirilen personele işveren veya çalışanlar tarafından gereken kolaylık sağlanır. Bu fıkraya ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. (2) Bu madde kapsamında görev yapan Bakanlık personeli kolluk kuvvetlerinin yardımına ihtiyaç duydukları takdirde, askeri işyerleri hariç olmak üzere, durumu ilgili mülki idare amirine iletirler. Mülki idare amiri 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa yeteri kadar kolluk kuvveti görevlendirir. (3) Bu madde kapsamında inceleme, kontrol ve denetim için görevlendirilenler hakkında 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33 üncü maddesinin (b) fıkrası hükmü uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesi şöyledir: “ İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primleri Madde 50 – (Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/15 md.) Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez. Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilir. (Değişik birinci ve ikinci cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) İşsizlik ödeneği başvuruları izleyen ayın sonuna kadar sonuçlandırılır. İşsizlik ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak işsizin kendisine ödenir. (Ek cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır .(Ek cümle: 15/5/2008-5763/15 md.) Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/25 md.) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır. Sigortalı, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini doldurmadan tekrar işe girer ve işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmak için bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getiremeden yeniden işsiz kalırsa, daha önce hakettiği işsizlik ödeneği süresini dolduruncaya kadar bu haktan yararlanmaya devam eder. Bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getirmek suretiyle yeniden işsiz kalınması halinde ise sadece bu yeni hak sahipliğinden doğan süre kadar işsizlik ödeneği ödenir. (Mülga beşinci fıkra: 31/5/2006-5510/106 md.; Yeniden düzenleme: 11/8/2009-5921/1 md.) İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür. Söz konusu primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, varsa prime esas alt kazanç sınırı ile prime esas kazanç arasındaki fark ve kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarı farkı ile işsizlik sigortası primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemiş olması şarttır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca, işçinin, işten ayrıldığı işyerinde tekrar işe başlaması halinde bu teşvik hükümlerinden yararlanılamaz. Bu fıkrada düzenlenen teşvik, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz. İşsizlik sigortasının ödenme süresi içinde ödenmesi gereken geçici işgöremezlik ödeneğinin miktarı işsizlik ödeneği miktarından fazla olamaz. (Mülga ikinci cümle: 31/5/2006-5510/106 md.)(…) ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Burcu KÖKSAL, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 128 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2024 tarihli ve 7495 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 2. maddesinin dördüncü fıkrasının değiştirilen yedinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin değiştirilen on ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 6. maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici 101. maddenin; 1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. ” ibaresinin, 2. Üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ve “ …İşsizlik Sigortası Fonunca… ” ibarelerinin, 3. Altıncı fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonunca... ” ibaresinin, 4. Dokuzuncu fıkrasında yer alan “ ...İşsizlik Sigortası Fonu... ” ibaresinin, Ç. 8. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının, D. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “ ...10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa... ” bölümünün, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 8., 10., 13., 17., 49., 56., 60., 65., 90., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un ibarenin ve cümlelerin eklendiği ve değişikliklerin yapıldığı ek 2. maddesi şöyledir: “ Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği Ek Madde 2 – (Ek: 15/5/2008-5763/18 md.; Değişik: 13/2/2011-6111/73 md.) Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz, genel salgın ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir. Bu Kanuna göre sigortalı sayılan kişileri hizmet akdine tabi olarak çalıştıran işveren, kısa çalışma talebini, derhal gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumuna, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya bir yazı ile bildirir. Talebin uygunluğunun belirlenmesine ilişkin usul ve esaslar, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Kısa çalışma halinde İşsizlik Sigortası Fonundan kısa çalışma ödeneği ödenir. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekir. Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son oniki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez. (Ek cümleler:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak sigortalının kendisine ödenir. Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. Kısa çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz, nafaka borçları dışında onda birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik edilemez. Kısa çalışma ödeneğinden yararlananlara ait sigorta primlerinin aktarılması ve sağlık hizmetlerinin sunulmasına ilişkin işlemler 5510 sayılı Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yürütülür. (Değişik cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Kısa çalışma ödeneği olarak ödenen süreler, kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşülür. Zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma yapılması halinde, kısa çalışma ödeneği ödemeleri 4857 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (III) numaralı bendinde ve aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra başlar. Bu maddede yer alan kısa çalışma ödeneğinin süresini altı aya kadar uzatmaya ve işsizlik ödeneğinden mahsup edilip edilmeyeceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir. (Ek cümle:25/1/2024-7495/1 md.) Sigortalının kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte sigortalıdan tahsil edilir, ölen sigortalılara ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. ” 2. 2. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’un on ikinci fıkrası değiştirilen geçici 10. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 10 – (Ek: 13/2/2011-6111/74 md.) 31/12/2015 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren özel sektör işverenlerince işe alınan ve fiilen çalıştırılanların; işe alındıkları tarihten önceki altı aya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalılar dışında olmaları, aynı döneme ilişkin işe alındıkları işyerinden bildirilen prim ve hizmet belgelerindeki sigortalı sayısının ortalamasına ilave olmaları ve bu maddede belirtilen diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarı, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Bu maddede belirtilen destek unsuru; a) 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınlardan; 1) Mesleki yeterlik belgesi sahipleri için kırksekiz ay süreyle, 2) Mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarını bitirenler için otuzaltı ay süreyle, 3) (1) ve (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve niteliklere sahip olmayanlar için yirmidört ay süreyle, b) 29 yaşından büyük erkeklerden (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde sayılan belge ve niteliklere sahip olanlar için yirmidört ay süreyle, c) (a) ve (b) bentleri kapsamına girenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde ilave olarak altı ay süreyle, ç) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışmakta iken, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra mesleki yeterlik belgesi alanlar veya mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretimi bitirenler için oniki ay süreyle, d) 18 yaşından büyüklerden bu fıkranın (a), (b) ve (ç) bentlerine girmeyenlerin Türkiye İş Kurumuna kayıtlı işsizler arasından işe alınmaları halinde altı ay süreyle, uygulanır. Bu maddede sayılan belge ve nitelikler nedeniyle destek unsurundan yararlanabilmek için sigortalıların sahip oldukları mesleki yeterlik, mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yüksek öğretim kurumları veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarına ilişkin belgelerde belirtilen meslek ya da alanlarda işe alınmaları ve/veya çalışıyor olmaları gerekir. Bu maddeyle sağlanan destek unsurundan aynı sigortalı için bir kez yararlanılabilir. Sigortalı, destek süresini tamamlamadan işsiz kalması halinde, kalan süreden yeniden yararlanamaz. Ancak ikinci fıkranın (a) bendi kapsamına girenlerin, aynı bent kapsamında yeniden işe alınmaları ve (1) veya (2) numaralı alt bentlerde sayılan belge ve nitelikleri bu dönemde temin etmeleri halinde destekten yeniden yararlanabilirler. Bu durumda ilk yararlanma süresi, ikincisinden düşülür ve toplam yararlanma süresi en son yararlanılan destek için maddede öngörülen süreyi aşamaz. İşveren hissesine ait primlerin Fondan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak; 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarını yasal süresi içinde ödemesi ve kapsama giren sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır. Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarının 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilmiş veya ilgili diğer kanunlar uyarınca prim borçlarının yeniden yapılandırılmış ve taksitlendirilmiş olması, bu tecil, taksitlendirme ve yeniden yapılandırma devam ettiği sürece işverenlerin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel teşkil etmez. Bu madde hükümleri; 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan kontrol ve denetimlerde, çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği tespit edilen işverenler bir yıl süreyle bu maddeyle sağlanan destek unsurlarından yararlanamaz. Bu maddeyle sağlanan destek unsuru, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulandıktan sonra kalan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait oranı üzerinden, bu maddede belirtilen esaslar dikkate alınarak uygulanır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Fondan karşılanan prim tutarları, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. (Değişik fıkra: 25/1/2024-7495/2 md.) Bu madde hükümleri 31/12/2025 tarihine kadar uygulanmaya devam edilir. Cumhurbaşkanı, bu maddenin uygulanma süresini 31/12/2026 tarihine kadar uzatmaya yetkilidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından belirlenir. ” 3. 6. maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 101. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 101- (Ek: 25/1/2024-7495/6 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında haklarında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanan sigortalıları çalıştıran işverenlerce; a) 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde prime esas günlük kazancı 671 Türk lirası ve altında bildirilen sigortalıların toplam prim ödeme gün sayısını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, b) 2024 yılı içinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerlerinden bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısının, 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için günlük 23,33 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilir ve bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanır. Ancak (a) bendinde belirtilen prime esas günlük kazanç tutarı, 6356 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesine tabi özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 1.341 Türk lirası olarak esas alınır. Bu madde kapsamında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2023 yılı Ocak ila Aralık aylarında/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması hâlinde bu madde hükümleri uygulanmaz. Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması veya yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi gibi İşsizlik Sigortası Fonu katkısından yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis ettiği anlaşılan veya sigortalıların prime esas kazançlarını 2024 yılı Ocak ila Aralık ayları/dönemi için Kuruma bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Kurumca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder. İşyerinde çalıştırılan sigortalılarla ilgili 2024 yılı Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmediği, sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmediği, denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırılan kişilerin sigortalı olarak bildirilmediği veya bildirilen sigortalının fiilen çalıştırılmadığı durumlarının tespit edilmesi, Kuruma prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunması hâllerinde bu maddeye ilişkin hükümler uygulanmaz. Ancak Kuruma olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendiren ya da ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu tecil ve taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Bu maddenin uygulanmasında bu Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz. Birinci fıkranın (a) bendinin uygulanmasında, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemiş olması hâlinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesindeki bildirimler esas alınır. 2023 yılından önce bu Kanun kapsamına alınmış ancak 2023 yılında sigortalı çalıştırmamış işyerleri hakkında birinci fıkranın (b) bendi hükümleri uygulanır. Sigortalı ve işveren hisselerine ait sigorta primlerinin Devlet tarafından karşılandığı durumlarda işverenin ödeyeceği sigorta priminin İşsizlik Sigortası Fonunca karşılanacak tutardan az olması hâlinde sadece sigorta prim borcu kadar mahsup işlemi yapılır. 3213 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi uyarınca ücretleri asgari ücretin iki katından az olamayacağı hükme bağlanan “ Linyit ” ve “ Taşkömürü ” çıkarılan işyerlerinde yer altında çalışan sigortalılar için birinci fıkranın uygulanmasında (a) bendi uyarınca belirlenecek günlük kazanç 1.789 Türk lirası olarak ve 2023 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen prim ödeme gün sayısının bir buçuk katını geçmemek üzere, 2024 yılında cari aya ilişkin verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde bildirilen sigortalılara ilişkin toplam prim ödeme gün sayısı dikkate alınır. Bu madde hükümleri, 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde sayılan kamu idarelerine ait kadro ve pozisyonlarda 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışan sigortalılar için uygulanmaz. 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan idareler tarafından ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ve sözleşmesinde fiyat farkı ödeneceği öngörülen hizmet alımlarında, ihale dokümanında personel sayısının belirlendiği ve haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılmasının öngörüldüğü işçilikler için bu maddenin birinci fıkrası uyarınca İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanacak tutarlar bu idarelerce işverenlerin hak edişinden kesilerek Türkiye İş Kurumuna iade edilir. 2024 Ocak ila Aralık aylarına/dönemine ilişkin yasal süresi dışında Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya Hazine ve Maliye Bakanlığına verilecek muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde kayıtlı sigortalılar için bu madde hükümleri uygulanmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Türkiye İş Kurumunun görüşleri alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir. ” 4. 8. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un (2) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılan 24 . maddesi şöyledir: “ Teftiş, inceleme, araştırma, müfettişin yetki, yükümlülük ve sorumluluğu MADDE 24 – (1) Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının izlenmesi ve teftişi, iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapmaya yetkili Bakanlık iş müfettişlerince yapılır. Bu Kanun kapsamında yapılacak teftiş ve incelemelerde, 4857 sayılı Kanunun 92, 93, 96, 97 ve 107 nci maddeleri uygulanır. (2) Bakanlık, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapmaya, bu amaçla numune almaya ve eğitim kurumları ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bu konularda yetkilendirilenler mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Kontrol ve denetimin usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir. (3) Askeri işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusu ve sonuçlarına ait işlemler, Millî Savunma Bakanlığı ve Bakanlıkça birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür. ” 5. 9. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenen 24/A maddesi şöyledir: “ Bakanlığın inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğu MADDE 24/A- (Ek: 25/1/2024-7495/9 md.) (1) Bakanlık bu Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarında inceleme, yetkilendirme, kontrol ve denetim yapmaya yetkilidir. Bakanlık adına inceleme, kontrol ve denetim İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde görevli çalışma uzmanı ve çalışma uzman yardımcısı, mühendis, fizikçi, kimyager, biyolog ve tabip unvanlı personel tarafından yerine getirilir. Bu madde kapsamında görevlendirilen personel inceleme, kontrol ve denetim esnasında mümkün olduğu kadar işi aksatmamak, işverenin ve işyerinin meslek sırları ile gördükleri ve öğrendikleri hususları tamamen gizli tutmakla yükümlüdür. Görevlendirilen personele işveren veya çalışanlar tarafından gereken kolaylık sağlanır. Bu fıkraya ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. (2) Bu madde kapsamında görev yapan Bakanlık personeli kolluk kuvvetlerinin yardımına ihtiyaç duydukları takdirde, askeri işyerleri hariç olmak üzere, durumu ilgili mülki idare amirine iletirler. Mülki idare amiri 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde yapacağı değerlendirme sonucunda bu talebi uygun bulursa yeteri kadar kolluk kuvveti görevlendirir. (3) Bu madde kapsamında inceleme, kontrol ve denetim için görevlendirilenler hakkında 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33 üncü maddesinin (b) fıkrası hükmü uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesi şöyledir: “ İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primleri Madde 50 – (Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/15 md.) Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez. Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilir. (Değişik birinci ve ikinci cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) İşsizlik ödeneği başvuruları izleyen ayın sonuna kadar sonuçlandırılır. İşsizlik ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak işsizin kendisine ödenir. (Ek cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır .(Ek cümle: 15/5/2008-5763/15 md.) Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/25 md.) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır. Sigortalı, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini doldurmadan tekrar işe girer ve işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmak için bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getiremeden yeniden işsiz kalırsa, daha önce hakettiği işsizlik ödeneği süresini dolduruncaya kadar bu haktan yararlanmaya devam eder. Bu Kanunun öngördüğü şartları yerine getirmek suretiyle yeniden işsiz kalınması halinde ise sadece bu yeni hak sahipliğinden doğan süre kadar işsizlik ödeneği ödenir. (Mülga beşinci fıkra: 31/5/2006-5510/106 md.; Yeniden düzenleme: 11/8/2009-5921/1 md.) İşsizlik ödeneği alanların; işe alındığı tarihten önceki aydan başlayarak işe alan işyerine ait son altı aylık dönemde, prim ve hizmet belgelerinde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınması kaydıyla, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinde sayılan ve 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan kısa vadeli sigorta primi tutarının yüzde biri olmak üzere işçi ve işveren payı sigorta primleri ile genel sağlık sigortası primi, kalan işsizlik ödeneği süresince Fondan karşılanır. Bu süre başlangıçta belirlenen toplam hak sahipliği süresinden düşülür. Söz konusu primlerin İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanabilmesi için işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak 5510 sayılı Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerini yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermesi, varsa prime esas alt kazanç sınırı ile prime esas kazanç arasındaki fark ve kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin prim tutarı farkı ile işsizlik sigortası primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna ödemiş olması şarttır. Bu maddede düzenlenen teşvik, 5510 sayılı Kanun kapsamında bulunanlarla aynı şartlarda olmak üzere 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personeli için de uygulanır. Bu maddeyle düzenlenen destek unsurundan diğer ilgili mevzuat uyarınca ayrıca yararlanmakta olan işverenler; aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır. Ayrıca, işçinin, işten ayrıldığı işyerinde tekrar işe başlaması halinde bu teşvik hükümlerinden yararlanılamaz. Bu fıkrada düzenlenen teşvik, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren kurum ve kuruluşlara ait işyerlerinde çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanmaz. İşsizlik sigortasının ödenme süresi içinde ödenmesi gereken geçici işgöremezlik ödeneğinin miktarı işsizlik ödeneği miktarından fazla olamaz. (Mülga ikinci cümle: 31/5/2006-5510/106 md.)(…) ”
0
69
1,982
2024/232
2024/101
30/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/101, K.2024/232, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Bodrum 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/232
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/101 Karar Sayısı : 2024/232 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 27/3/2025 - 32854 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un; A. 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümünün, B. 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın idare adına tescili davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kurallarının da yer aldığı; 1. 10. maddesinin on dördüncü fıkrası şöyledir: “ 14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır . ” 2. 14. maddesi şöyledir: “ Dava hakkı Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.) Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir. İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür. İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır. İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir. İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur. Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 10. Maddesinin On Dördüncü Fıkrasının “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” Bölümünün İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 3. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespiti ile idare adına tescili düzenlenmektedir. 4. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre idare, söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini ister. 5. 10. maddenin ikinci fıkrasında, mahkemenin idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlenen duruşma gününü dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini de ekleyerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiyeyle veya adresleri bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağıracağı belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (f) bendinde ise meşruhatlı davetiye ile 14. maddede öngörülen süre içerisinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceğinin hak sahiplerine bildirileceği düzenlenmiştir. 6. 10. maddenin beşinci fıkrasında ise mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hâkimin taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet edeceği, anlaşmanın sağlanamaması hâlinde anılan maddenin sekizinci fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri uyarınca işlem yapacağı belirtilmiştir. 7. Sekizinci fıkraya göre idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilecek ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilecektir. Anılan fıkraya göre ayrıca tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. 8. 25. maddenin birinci fıkrasında kamulaştırılan taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesinin mahkemece verilen tescil kararıyla olacağı belirtilmiştir. 9. 14. maddede kamulaştırma işlemine ilişkin dava hakkı düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazeteyle yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği; ikinci fıkrasında idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceği hükme bağlanmıştır. 10. 10. maddenin on dördüncü fıkrasında ise 14. maddede belirtilen sürede, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanın bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. İtirazın Gerekçesi 11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla hukuk mahkemesinde görülen davanın idari yargıda görülen davadan önce sonuçlanması hâlinde hak kayıplarının ortaya çıkabileceği, zira bedel tespiti ve tescil davasında tescile ilişkin kararın kesin nitelikte olduğu, kişilerin kamulaştırma işleminin iptali hâlinde kamulaştırılan taşınmazla ilgili yolsuz tescil davası açma imkânları olsa dahi bu durumun kişiler açısından aşırı bir külfete neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir. 13. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18). 14. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16). 15. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almaktadır (AYM, E.2023/167, K.2024/115, 30/5/2024, § 32; E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 186; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 31). 16. Kural idare mahkemesinde görülen iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde söz konusu davanın hukuk mahkemesinde görülen kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tesciline ilişkin davada bekletici mesele yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 17. Dolayısıyla kurala göre kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin davada yürütmenin durdurulması kararının verilmemesi hâlinde hukuk mahkemesinin yargılamaya devam ederek kamulaştırma bedelinin tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline karar vermesi söz konusu olabilmektedir. 18. Öte yandan iptal davasının bekletici mesele yapılması hususunda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ Bekletici sorun ” müessesesinin hukuk mahkemesince uygulanma imkânının bulunduğu düşünülse dahi bu hükmün zorlayıcı nitelikte olmadığı, bu bakımdan güvence teşkil etmediği açıktır. 19. Ayrıca 2942 sayılı Kanun’un “ Dava hakkı ” başlıklı 14. maddesinin “ İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür. ” şeklindeki ikinci fıkrası hükmü de idari yargıdaki iptal davasının adli yargıda görülen bedel tespiti ve tescil davasından önce karara bağlanmasını garanti etmemektedir. 20. Bu itibarla hak sahibinin anılan Kanun’un 14. maddesinde belirtilen şekilde kamulaştırma işlemine karşı açtığı iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılmaması ve hukuk mahkemesince de davanın iptal davasından önce karara bağlanması mümkündür. Bu durumda bedel tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline hükmedilmesi nedeniyle kamulaştırma işlemine karşı sonradan verilen bir iptal kararının bedel tespiti ve tescil kararı üzerinde herhangi bir etkisinin olmayacağı anlaşılmaktadır. 21. Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasında ise hukuk mahkemesince verilen tescil hükmünün kesin olduğu, 25. maddesinin birinci fıkrasında da mülkiyetin mahkemece verilen tescil kararı ile idareye geçeceği hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan, kamulaştırma işleminin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi hâlinde tespit ve tescil kararının hukuki dayanağının ortadan kalkmasına rağmen taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi söz konusu olabilecektir. 22. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında da belirtildiği üzere Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işleminin iptali talebiyle açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâlinde anılan davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılması öngörülmüş ise de yürütmeyi durdurma kararının makul bir süre içinde verilmemesi veya yürütmeyi durdurma talebinin reddedilmesi hâlinde davanın esastan kabul edilmek suretiyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesi de mümkündür. 23. Bu bağlamda adli yargıda açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ile tescil davasının kamulaştırma işleminin iptali talebiyle idari yargıda açılan davanın sonucu beklenmeksizin neticelenmesi durumunda idari yargı mercilerince verilen iptal kararının sonuç doğurması için malik belli külfetlere katlanmak zorunda kalabilmektedir. Başka bir ifadeyle kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğunun denetimi ile kamulaştırma bedelinin tespitinin farklı yargı kollarında gerçekleştirilmesi anılan işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin denetimin etkililiğini zedeleyebilmektedir. Dolayısıyla kamulaştırma bağlamındaki uyuşmazlıkların farklı yargı kollarında karara bağlanması, idari yargıda görülen davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılmasının ise yürütmeyi durdurma kararı verilmesi durumuna özgülenmesi nedeniyle mülkiyet hakkını güvence altına alan etkili bir yöntemin geliştirilemediği ve yapısal bir sorunun bulunduğu anlaşılmaktadır (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. Tarık Yüksel [GK], B. No: 2019/1255, 10/11/2022, §§ 69-72; Ali Kömürcü ve diğerleri [GK], B. No: 2019/2890, 25/10/2023, §§ 94-97). 24. Kamulaştırma işlemine karşı iptal davasının açılması kamulaştırmaya konu taşınmazın mülkiyetinin korunması amacını taşımaktadır. Bu kapsamda kamulaştırma işlemiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak meydana gelen müdahaleye ilişkin ihlal iddialarının etkili bir şekilde ileri sürülebilmesi de ancak kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce bu kararın hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesiyle mümkün olabilecektir. 25. Kuralda yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâli dışında kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce kamulaştırma kararının hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesine yönelik olarak herhangi bir güvence öngörülmemiştir. Dolayısıyla kamulaştırma kararına karşı etkili bir yargısal denetim yapılması imkânını tanımayan kural, devletin, mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddialarının dile getirilmesinde gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır. 26. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kural, Anayasa’nın 35. ve 40 maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden incelenmemiştir. B. Kanun’un 14. Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 27. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinde kamulaştırmaya konu taşınmazın malikleri tarafından kamulaştırma işlemine karşı açılabilecek iptal davası ile malikler ve idare tarafından maddi hatalara karşı açılan düzeltim davası düzenlenmiştir. 28. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. 29. Maddenin itiraz konusu altıncı fıkrasında ise iptal ve maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceği belirtilmiştir. 2. İtirazın Gerekçesi 30. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala göre idari yargı mercilerince verilen ve kesin hüküm niteliğinde olan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin kararın dava açmayanlar yönünden hüküm doğurmamasının idari yargıda dava açmayan hissedarların hukuka aykırı olduğuna karar verilen kamulaştırma işleminden etkilenmeleri sonucunu doğuracağı, bu durumun kişilerin mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ölçüsüz bir şekilde sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 31. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir. 32. Kurala göre paylı veya elbirliği şeklinde mülkiyete konu olan taşınmazlarda kamulaştırma işlemi yapıldığı takdirde, hissedarların işleme karşı açtıkları kamulaştırmanın iptali veya maddi hatalara ilişkin düzeltim davalarında verilen kararlar dava açmayan hissedarlar bakımından herhangi bir sonuç doğurmayacaktır. Böylece dava açmayan hissedarların mülkiyetinde olan taşınmaz üzerinde kamulaştırma işlemi sonuçlarını doğurabilmektedir. Buna göre kuralla, belirtilen mülkiyet türlerinde hissedarlardan birinin veya bir kısmının açtığı davalarda özellikle lehe karar verilmesi hâlinde kararın dava açmayan hissedarlar yönünden sonuç doğurmaması öngörülmek suretiyle bu kişilerin mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirilmektedir. 33. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 34. Anayasa’nın anılan maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. 35. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak ancak kanunla sınırlanabilir. 36. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 37. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 38. Kural, açılan davaların sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceğini düzenlemektedir. Kuralın yer aldığı 14. maddede maliklerin ve idarenin açacağı davaların hangileri olduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla paydaşların açacağı iptal veya maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayan paydaşlar yönünden sonuç doğurmayacağı hususunda tereddüt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kuralın herhangi bir belirsizlik içermediği, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu açıktır. 39. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Öte yandan taşınmazdan yoksun bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yönelik ağır bir sınırlama sayılabilecek kamulaştırma işlemi Anayasa’nın 46. maddesinde özel birtakım güvenceler öngörülerek düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında “ Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir ” denilmektedir. Buna göre kamulaştırma ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde kanunla gösterilen usul ve esaslara uygun olarak ve karşılığı peşin ödenmek şartıyla devlet veya kamu tüzel kişiliklerince yapılabilir. 40. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette, hak sahiplerinin tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Esasen söz konusu mülkiyet biçimlerinde -fiilî bir paylaşım yapılmamışsa- kamulaştırılan taşınmazda hissedarın zeminde fiilen hak sahibi olduğu yerin hangi kısmına karşılık geldiği belli değildir. Başka bir ifadeye fiilen taşınmazın taksim edilmediği hâllerde her bir hissedar taşınmazın tamamı üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir. 41. Bunun yanında kamulaştırma işlemi taşınmazın tamamı ya da bir kısmı üzerinde gerçekleşse de her bir hissedarın söz konusu işlem nedeniyle hakkı etkilenmektedir. Bu yönüyle kamulaştırma işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesiyle birlikte mahkemenin hukuka aykırılık tespiti dava açan ya da açmayan kamulaştırmaya konu taşınmazın tüm hissedarları bakımından geçerli olmaktadır. Nitekim bu husus iptal davasının amacıyla da yakından ilgilidir. Zira iptal davasıyla hukuka aykırı olan idari işlemin doğduğu anda etki ettiği alanın tamamı bakımından geçersiz kılınması sağlanır. 42. Esas itibarıyla Kanun’un 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “ İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır. ” hükmü de gözetildiğinde, kanun koyucunun, belirtilen mülkiyet biçimleri kapsamında zorunlu dava arkadaşlığı müessesine kamulaştırma bakımından bir istisna getirdiği görülmektedir. Nitekim ortada tek bir idari işlem olduğundan hak sahiplerinden birinin açacağı davanın bu işlemin hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından yeterli olacağı açıktır. Bu bakımdan verilen kararın dava açmayan hissedarların da malik olduğu kamulaştırılan taşınmaz üzerinde sonuç doğuracağı hususunda şüphe bulunmamaktadır. 43. Ancak kural, yargı mercilerinin iptal kararıyla birlikte kamulaştırma işleminin kanuni dayanaktan yoksun hâle geldiği tespit edilmesine rağmen maliklerin mülkü üzerinde sonuç doğurmaya devam etmesine neden olmakta, anayasal veya yasal koşulları sağlamadığı için iptal edilen kamulaştırma işlemini dava açmayan paydaşlar yönünden geçerli kılmaktadır. Bu bakımdan anayasal güvenceleri karşılamadığı gerekçesiyle iptal edilen kamulaştırma işleminin sonuç doğurmasına imkân tanıyan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anayasal bağlamda meşru bir amaca dayandığı söylenemez. 44. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın, Anayasa’nın 36. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 45. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 46. 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 2942 Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümünün iptali nedeniyle anılan fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. V. HÜKÜM 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un; A. 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının; 1. “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 2. Kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, B. 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/232
2024/101
25/12/2024
Esas - İptal
27/03/2025 - 32854
Var
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/101 Karar Sayısı : 2024/232 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 27/3/2025 - 32854 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un; A. 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümünün, B. 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın idare adına tescili davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kurallarının da yer aldığı; 1. 10. maddesinin on dördüncü fıkrası şöyledir: “ 14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır . ” 2. 14. maddesi şöyledir: “ Dava hakkı Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.) Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir. İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür. İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır. İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir. İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur. Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un; A. 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “ …kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır. ” bölümünün, B. 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın idare adına tescili davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kurallarının da yer aldığı; 1. 10. maddesinin on dördüncü fıkrası şöyledir: “ 14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır . ” 2. 14. maddesi şöyledir: “ Dava hakkı Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.) Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir. İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür. İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır. İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir. İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur. Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez. ”
1
70
1,982
2024/172
2021/44
03/06/2021
17/10/2024
(AYM, E.2021/44, K.2024/172, 17/10/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Murat ÖZDEN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/172
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/44 Karar Sayısı : 2024/172 Karar Tarihi : 17/10/2024 R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2025-32886 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 8. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” ibaresinin “ ...disiplin amiridir. ” şeklinde değiştirilmesinin, B. 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, C. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, Ç. 24. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 7. maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin, D. 31. maddesiyle 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresinin, E. 42. maddesinin; 1. (1) numaralı fıkrasının; a. (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, 2. (2) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin; i. Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, ii. İkinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, c. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” ibaresinin, 3. (3) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” ibaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” şeklinde değiştirilmesinin, 4. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 17., 19., 20., 36., 70., 90., 123., 124., 128., 129. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1 . 8 . maddesiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve birinci fıkrasına (f) bendinin eklendiği 46. maddesi şöyledir: “ I X- Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri: Madde 46 - (Mülga: 17/7/1972 - 1611/2 md.; Yeniden düzenleme: 15/8/2017-KHK-694/31 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/31 md.) (…) Milli Savunma Bakanlığının hukuk hizmetleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kurulacak hukuk sınıfına mensup subaylar tarafından yürütülür. Asgari tugay (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşidi) komutanlığı nezdinde kurulacak hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, başta ceza, disiplin, idare, harekât ve uluslararası hukuk olmak üzere; nezdinde bulundukları kıt’a komutanı veya askeri kurum amirlerinin hukuk işlerinde yardımcısı olarak görev yapar. Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, nezdinde kuruldukları komutanlık veya askeri kurum amirliğinde; a) Komutan veya askeri kurum amirinin askeri hizmetlere ilişkin olarak gerekli gördükleri her türlü hukuki konulardaki isteklerini cevaplandırmak, b) Lüzum görülmesi halinde harekât, tatbikat ve manevra gibi faaliyetlere iştirak etmek, c) İhtiyaç duyulan hukuki konularda ders ve konferanslar vermek, d) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından temsil yetkisi verilmesi halinde adli ve idari davalar ile icra takiplerini Milli Savunma Bakanlığı adına yürütmek, e) Ülke sınırları dışında işlenen suçlar bakımından Cumhuriyet Savcısının talebi halinde adli kolluk görevlileri tarafından yapılacak işleri yerine getirmek, f) (Ek:18/2/2021-7281/8 md.) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından yetki verilmesi halinde avukat ya da hukuk müşavirleri yerine 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında idareyi temsilen oluşturulan komisyonda üyelik görevini yerine getirmek, ile görevlidir. Hukuk sınıfı subay ihtiyacı; kendi nam ve hesabına hukuk fakültesini bitirenler ile muvazzaf veya sözleşmeli subay nasbedilenlerden hukuk fakültesi mezunu üsteğmen ila binbaşı rütbesinde bulunanlar arasından Millî Savunma Bakanlığınca açılacak sınavla karşılanır. Sınavda başarı gösteren adaylardan dış kaynaktan alınanlar Milli Savunma Üniversitesinde verilecek temel askerlik eğitiminde başarılı olmak şartıyla subaylığa naspedilir, diğerlerinin ise sınıf değişiklikleri yapılır. Hukuk sınıfı subaylar, Millî Savunma Bakanlığınca meslek öncesi ve meslek içi eğitime alınırlar. Bu eğitimler, Millî Savunma Bakanlığınca talep edilmesi halinde Türkiye Adalet Akademisi tarafından da ilgili mevzuat hükümlerine göre yerine getirilebilir. Türkiye Adalet Akademisinde gerçekleştirilecek eğitimlerin plan ve programları, süreleri ve öğretim elemanları Milli Savunma Bakanlığı ile Türkiye Adalet Akademisi tarafından birlikte belirlenir. Bu eğitimlerden Türkiye Adalet Akademisi tarafından hizmet ücreti alınmaz. Eğitimde başarı gösterenler Millî Savunma Bakanlığınca hukuk hizmetleri kadrolarına (sözleşmeli subaylar muvazzaf subay olarak) atanırlar. Başarı gösteremeyenlerden; muvazzaf veya sözleşmeli subay kaynağından alınanlar eski sınıflarına iade edilirler; sivil kaynaktan alınanlar ise istifa etmiş sayılır ve aldıkları aylıklar dışında Devletçe bunlara yapılan masraflar, kanuni faizleri ile birlikte kendilerinden tahsil edilir. Nezdinde bulundukları komutan veya askeri kurum amiri 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında hukuk sınıfı subayların disiplin amiridir. Hukuk sınıfına mensup subayların atanma ve yer değiştirmeleri Millî Savunma Bakanlığınca yapılır. Hukuk hizmetleri başkanlıklarında veya birimlerinde görev yapanların tüm işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı tarafından yürütülür. Hukuk sınıfı subaylar hakkında bu maddede hüküm bulunmayan hallerde subaylar hakkındaki mevzuat hükümleri uygulanır. Hukuk sınıfının kurulması, temini, meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri, sicil üstleri, disiplin amirleri, atanmaları, yer değiştirmeleri, görevlendirmeleri, izinleri, nöbet hizmetleri ile diğer hususlar Millî Savunma Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. ” 2. 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/2/2021-7281/20 md.) Bu Kanuna göre kurulacak derneklerin tüzükleri ilgili mülki amire verilir. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler. Bu Kanuna ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise dernek, Dernekler Kütüğüne kaydedilir ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanır. ” 3. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yayımı tarihini müteakip; a) Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. b) Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, Dernekler Kanunu ve bu Kanunda öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorundadır. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler ve 3 üncü madde hükümlerine göre işlem tesis eder ” . 4. 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve (2) numaralı bendi yürürlükten kaldırılan 7. maddesi şöyledir: “ Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali hazırlıkları ile ilgili faaliyetlerini diğer bakanlıklarla koordine etmek, 2. (Mülga:18/2/2021-7281/24 md.) 3. Seferberlik ilanını gerektirecek durumlarda, bu halin ilanı için Milli Güvenlik Kuruluna görüş bildirmek, 4. Seferberlik ve savaş halinde ihtiyaç duyulan önlemlerin alınması için Cumhurbaşkanına görüş vermek ve teklifte bulunmak, 5. Acil ihtiyaç duyulan yedek personelin, Cumhurbaşkanının oluruyla süresi yedi günü geçmemek üzere silah altına alınmasını sağlamak, 6. (Ek : 1/3/2000 - 4542/2 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, kısa zamanda hazırlıkların tamamlanabilmesi ve noksansız olarak üst düzeyde harbe hazır olunması amacıyla, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin olarak, seferberlik ve savaş halinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne girecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarından Cumhurbaşkanı kararı ile yararlanmak. ” 5. 31. maddesiyle 4752 sayılı Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra: 18/2/2021-7281/31 md.) Astsubay meslek yüksek okullarında görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları; Astsubay Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünün talebi ve Rektörlüğün ihtiyaç göstermesi üzerine, Bakan onayı ile sözleşmeli olarak çalıştırılırlar. Sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücret 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça tespit edilir. ” 6. 42. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının; i. (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 46. maddesi şöyledir: “ Madde 46 – (Değişik: 11/2/2014-6519/10 md.) Garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. Bu görevin yürütülmesi maksadıyla, Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilir. ” ii. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 50. maddesi şöyledir: “ Madde 50 – Yukardaki maddelerde belirtilen hükümler dışında veya istisnai haller karşısında garnizon kumandanlığı görevinin hangi kıta kumandanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. ” b. (2) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin ibare değişiklikleri yapılan birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “ Subay hizmet kadroları aşağıdaki esaslara göre tespit olunur. a) (Değişik: 18/6/2003 - 4902/22 md.) Her yıl 30 Ağustos tarihinden sonra uygulanacak kadrolar; rütbe, sınıf (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığı tarafından hizmet ihtiyacına göre tespit edilir. b) (Değişik: 29/7/1983 - 2870/2 md.) Tespit edilen bu kadrolar içindeki albay miktarı her yıl Yüksek Askerî Şuranın tasvibine sunulur ve Yüksek Askerî Şuraca miktar ile ilgili karar alınır. (Özel kanunları gereğince tespit edilen albay kadroları bu miktarlar dışında tutulur.) c) (Değişik: 23/6/2016 - 6722/3 md.) Albaylardan Yüksek Askerî Şura tarafından o yıl için hizmet kadrosu fazlası olduğu tespit edilen miktar kadarı 50 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. Ancak bunlardan, aşağıdaki esaslara göre tefrik edilenler, kadrosuzluktan emekliye sevk edilmezler ve (b) bendine göre tespit edilen miktarın dışına çıkarılarak fiili hizmet süreleri iki yıl uzatılır. Bunların müteakip yıllarda da aynı esaslarla hizmet sürelerinin uzatılması için 50 nci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentleri saklı kalmak şartıyla bu bentteki esaslara göre ayrıca Yüksek Askerî Şura kararı alınır. Her yıl 30 Ağustos tarihi itibarıyla hizmet ihtiyacı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilmesi uygun görülmeyen toplam albay miktarı ile bunların yıllara, neşetlere, sınıflara, branşlara veya ihtisaslara göre kontenjanları, aşağıda belirtilen oranları aşmamak üzere ve neşet mevcutlarına göre dengeli dağılım çerçevesinde Yüksek Askerî Şura kararı ile tespit edilir. Kuvvet komutanlıkları (…) için ayrı ayrı olmak üzere; I- İlk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, o yıl hizmet kadrosu fazlalığı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilecek toplam albay miktarının %25’ini; bunlar arasından müteakip dönemlerde uzatılacakların miktarı ise bir önceki dönemde uzatma kararı alınmış olanların miktarının %75’ini geçemez. II- (I) numaralı alt bentte belirlenmiş orana göre hesaplanacak ilk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması hâlinde bu sayıya kadar artırılabilir. III- (I) ve (II) numaralı alt bentlerde belirlenmiş oranlara göre bulunacak sayıların küsuratlı değerleri yarıma eşit veya yarımdan büyükse bu küsuratlı değerler tama iblağ edilir. ” ii. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 89. maddesi şöyledir: “ V – Kadroların bildirilmesi : Madde 89 – ( Değişik : 2/1/2017-KHK- 681/27 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7073/27 md.) Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadroları, her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığınca tespit edilir. ” iii. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un birinci fıkrasının birinci cümlesi değiştirilen ek 35. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 35- (Ek: 23/6/2016 - 6722/7 md.) (Değişik cümle:18/2/2021-7281/42 md.) İtibari rütbe; yurt dışı sürekli göreve atananlara Milli Savunma Bakanlığı , yurt dışı geçici görevle görevlendirilenlere ilgili kuvvet komutanlıkları tarafından verilebilir. İtibari rütbe alan personel, bu rütbenin sahip olduğu yetkileri sadece yabancı ülke personeline karşı mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kullanır. İtibari rütbeden dolayı maaş farkı veya ilave tazminat ödenmez ve bu personele gerçek rütbesinin özlük hakları verilir. İtibari rütbe, personelin yurt dışı sürekli veya geçici görevi sona erdiğinde son bulur. ” c. (3) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan ve üçüncü fıkrasına ikinci cümlenin eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Kadro ve görev tespiti: Madde 4 – Seferberlik ve savaş hali ile barış döneminde yapılacak işlemler için mevcut teşkilatlanma da dikkate alınarak, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarına görevler verilir. Bunlardan gerekli görülenlerde teşkilat kurulur. Mevcut kanunlardaki hükümlere ilave olarak seferberlik ve savaş halinin gerektirdiği görevler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Seferberlik işlemleriyle ilgili kadro ve teşkilatlanma, Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenir. (Ek cümle:18/2/2021-7281/42 md.) Belirlenen bu kadro ve teşkilat Milli Savunma Bakanlığınca onaylanır. ” ii. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 5. maddesi şöyledir: “ Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 5 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Mevcut teşkilatlanmayı da dikkate alarak bu Kanun uyarınca yapılacak hazırlıkları yürütmek üzere gerekli teşkilatı kurmak ve çalıştırmak, 2. Seferberlik ve savaş hazırlıklarını ülke çapında koordineli olarak yaptırmak, 3. Seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıkların denenmesi ve eğitimi amacıyla gerçek kişilerle, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının personel, mal ve hizmetlerine, kanunlarda gösterilen sınırlar içinde ve Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilecek esaslar dahilinde, yükümlülüklerin uygulanmasını ve bu hazırlıkların tatbikatlarda denenmesini sağlamak, 4. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerektirdiği hallerde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak karar vermek, 5. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışında kullanılmasına karar verildiği hallerde, bu kuvvetlerle ilgili esasları tespit etmek. (6) (Ek : 1/3/2000 - 4542/1 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin kamu kurum ve kuruluşlarına ait imkanların Genelkurmay Başkanlığının talebi üzerine Millî Savunma Bakanlığı koordinesinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne verilmesini sağlamak. ” ç. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 4678 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 10. maddesi şöyledir: “ Sözleşme süreleri Madde 10 – Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Sözleşme süreleri; (…) seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir. Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1 . 926 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra : 28/6/2001 - 4699/7 md.) Kadrosuzluk, yetersizlik, (…) veya (d) bendindeki suçlardan hükümlülük nedeni ile aşağıda belirtilen esas ve şartlar dahilinde subaylar hakkında Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi yapılır. a) (Değişik: 9/8/1993 - KHK - 499/10md.) Kadrosuzluk nedeniyle ayırma: 41 inci maddede öngörülen hizmet ihtiyaç kadrosunu uygulayabilmek amacıyla; 1. Diğer terfi şartlarını haiz olduğu halde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21 inci, binbaşılar subaylıktaki 22 nci, yarbaylar subaylıktaki 25 inci fiili hizmet yılını doldurduklarında emekliye sevk edilirler. Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22 nci, binbaşılar ise yarbay rütbesinde 25 inci subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen 2 yılda 3 defa değerlendirmeye tabi tutulurlar ve terfi edemedikleri takdirde emekliye sevk edilirler. Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi şartlarını haiz oldukları halde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41 inci madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10'unu geçemez; geçtiği takdirde, derece ve kademesine bakılmaksızın en eski nasıplılardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir. 2. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa nasıpları en eski ve aynı nasıplı olanları arasında, öncelikle 38 ve Ek- 1 inci maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri kadarı emekliye sevk edilir. Bu şekilde emeklilik işlemine; terfi şartlarını taşımayan, Yüksek Askeri Şura'ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları halde üst rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını taşıdıkları halde Yüksek Askeri Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilmeyen sınıflarda oldukları için Yüksek Askeri Şura’ca değerlendirmeye girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanır. … ” 2. 2941 sayılı Kanun’un 7/A maddesi şöyledir: “ Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7/A- (Ek:18/2/2021-7281/25 md.) Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıklarını yapmak, 2. Yapılan hazırlıkların Cumhurbaşkanının oluruyla tatbikatlarda denenmesini sağlamak. ” 3. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34. maddesi şöyledir: “ Yabancı uyruklu öğretim elemanları: Madde 34 - Yükseköğretim kurumlarında, sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları, ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi ve üniversite yönetim kurulunun uygun görüşü üzerine rektör tarafından atanırlar. Bunlar, öğretim görevleri bakımından, bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidirler. (Değişik: 17/8/1983 - 2880/17 md.) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının bu şekilde atanmaları veya görevlendirilmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Cumhurbaşkanı kararını gerektiren hükümlerine tabi olmadan, Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak çalışma izni neticesinde ilgili üniversitesi ile sözleşmesi yapılır. (Ek fıkra: 2/7/2018-KHK-703/43 md.) Bu madde ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesine göre yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı dolu öğretim elemanı kadrosu sayısının %2’sini geçemez. Bu kapsamdaki yabancı uyruklu öğretim elemanının yükseköğretim kurumları itibariyle dağılımı, isim, ücret ve sözleşme örneğinin vizesi, sözleşme süresinin uzatılması ve sona erdirilmesi, Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır .” 4. 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir: “ Yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücretler: Madde 16 – 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 34 üncü maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücret, Cumhurbaşkanınca belirlenecek esaslar dahilinde Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir . ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 3/6/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 8. Maddesiyle 926 Sayılı Kanun’un 46. Maddesinin Altıncı Fıkrasında Yer Alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” İbaresinin “ …disiplin amiridir. ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. Genel Açıklama 3. Millî Savunma Bakanlığı (Bakanlık) hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri ile ilgili düzenlemeler 926 sayılı Kanun’un 46. maddesinde hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre Bakanlığın hukuk hizmetleri 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklı kalmak kaydıyla, hukuk sınıfına mensup subaylar tarafından yürütülecektir. 4. Maddenin ikinci fıkrasında asgari olarak tugay (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşidi) komutanlığı nezdinde kurulacak hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimlerinin başta ceza, disiplin, idare, harekât ve uluslararası hukuk olmak üzere nezdinde bulundukları kıta komutanı veya askerî kurum amirlerinin hukuk işlerinde yardımcısı olarak görev yapacakları belirtilmiştir. 5. Dördüncü fıkrada hukuk sınıfı subay ihtiyacının kendi nam ve hesabına hukuk fakültesini bitirenler ile muvazzaf veya sözleşmeli subay nasbedilenlerden hukuk fakültesi mezunu üsteğmen ila binbaşı rütbesinde bulunanlar arasından Bakanlıkça açılacak sınavla karşılanacağı, sınavda başarı gösteren adaylardan dış kaynaktan alınanların Millî Savunma Üniversitesinde verilecek temel askerlik eğitiminde başarılı olmak şartıyla subaylığa nasbedileceği, diğerlerinin ise sınıf değişikliklerinin yapılacağı düzenlenmiştir. 6. Beşinci fıkrada da hukuk sınıfı subayların Bakanlıkça meslek öncesi ve meslek içi eğitime alınacakları, eğitimde başarı gösterenlerin Bakanlıkça ihtiyaç duyulan hukuk sınıfı subay kadrolarına (sözleşmeli subaylar muvazzaf subay olarak) atanacakları, hukuk sınıfına mensup subayların atanma ve yer değiştirmelerinin Bakanlıkça yapılacağı, hukuk hizmetleri başkanlıklarında veya birimlerinde görev yapanların tüm işlemlerinin Bakanlık tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır. 7. Dokuzuncu ve onuncu fıkralarda ise hukuk sınıfı subaylar hakkında bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde subaylar hakkındaki mevzuat hükümlerinin uygulanacağı; hukuk sınıfının kurulması, temini, meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri, sicil üstleri, disiplin amirleri, atanmaları, yer değiştirmeleri, görevlendirmeleri, izinleri, nöbet hizmetleri ile diğer hususların Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. 2. Anlam ve Kapsam 8. Dava konusu kuralda, nezdinde bulundukları komutan veya askerî kurum amirinin 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında hukuk sınıfı subayların disiplin amiri oldukları hüküm altına alınmıştır. 9. Anılan Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde d isiplinsizlik bu Kanun’a göre disiplin cezası ile cezalandırılan fiil ve hâller; (c) bendinde d isiplin amiri bu Kanun’la disiplin cezası vermeye yetkili kılınmış ilk amir ve (e) bendinde disiplin soruşturması disiplinsizlik yapan personel hakkında karar vermek amacıyla disiplin amirleri tarafından yapılan veya yaptırılan araştırma ve inceleme olarak tanımlanmıştır. 10. Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise maiyetindekilenden birinin disiplinsizlik teşkil edebilecek bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirlerinin olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirmeleri durumunda yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar aracılığıyla ya da şahsen disiplin soruşturması yapacağı; (6) numaralı fıkrasında disiplin soruşturmacılarının ve heyetinin kendilerini görevlendiren disiplin amiri adına disiplin soruşturmasıyla ilgili bilgi ve belgeleri toplama, savunma alma, tanık dinleme, bilirkişi görevlendirme, keşif yapma, hâkim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dâhil olmak üzere her türlü inceleme ve ilgili makamlarla yazışma yapma yetkisine sahip olduğu hüküm altına alınmıştır. 11. 8. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarına göre de disiplinsizliği tespit edilen personele disiplin amiri tarafından Kanun’daki esaslara uygun olarak disiplin cezası verilir. Kanun’da belirlenmiş olan disiplinsizliklere nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer eylemlerde bulunanlara, eylemleri adli veya askerî suç oluştursa dahi aynı neviden disiplin cezaları verilebilir. 12. 11. maddenin (2) numaralı fıkrasında uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam ve aylıktan kesme cezalarının disiplin amirleri tarafından; hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezalarının disiplin kurulları ve disiplin amirleri tarafından; Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasının yüksek disiplin kurulları tarafından verileceği hükme bağlanmıştır. 13. 36. maddenin (3) numaralı fıkrasına göre ise disiplin kurulu, yapacağı soruşturmanın her aşamasında talep üzerine veya gerek görmesi durumunda; ilgililerin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kıta, karargâh, kurum veya amirlerden bilgi almaya, belge istemeye, tanık ve bilirkişi dinlemeye, keşif yapmaya, hâkim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dâhil olmak üzere soruşturmayı aydınlatacak her türlü idari işlemi yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir. 14. 39. maddenin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında disiplin amirleri tarafından disiplinsizliğin kendileri tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay ve her hâlde disiplin cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemeyeceği; fiil inceleme ve araştırma yapmayı gerektirmiş ise bir ay içinde inceleme ve araştırmaya başlanmış olmak ve altı ayı geçmemek kaydıyla inceleme ve araştırma için geçen sürenin bir aylık süreye dâhil edilmeyeceği; disiplin kurullarında yapılan soruşturmalarda fiilin disiplin amiri tarafından öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde disiplin cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemeyeceği; Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektirecek durumun oluştuğunun disiplin amirleri tarafından tespit edilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki disiplinsizlikler -terör örgütleriyle ilişkisi olmak- için yirmi yıl, diğer bentlerde yer alan disiplinsizlikler için beş yıl geçtikten sonra aynı sebeple yüksek disiplin kurulu tarafından ceza verilemeyeceği belirtilmiştir. 15. 40. maddeye göre 13. maddenin (6) numaralı fıkrasında düzenlenen firar ve izin tecavüzü gibi, ilgilinin bulunamaması nedeniyle savunma almayı imkânsız hâle getiren zorunlu hâller gereğince verilecek Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası haricinde disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından savunma alınmadan disiplin cezası verilemez. İsnat edilen hususlar ile savunma için verilen süre açıkça ve yazılı olarak ilgiliye bildirilir. Yüksek disiplin kurulunun görevine giren disiplinsizliklerde verilecek savunma süresi üç iş gününden, diğer disiplinsizliklerde ise iki iş gününden az ve herhâlde beş iş gününden fazla olamaz. Savunması istenen kişinin talebi hâlinde ilave savunma süresi verilebilir. Ancak ilk verilen savunma süresi ile ilave verilen savunma süresinin toplamı beş iş gününü geçemez. Verilen süre içinde savunmasını yapmayan personel savunma hakkından vazgeçmiş sayılır. 3. İptal Talebinin Gerekçesi 16. Dava dilekçesinde özetle; askerlik hizmetinin sıkı disiplin ve hiyerarşinin geçerli olduğu bir kamu hizmeti niteliğinde olması nedeniyle askerî personelden diğer kamu görevlilerine nazaran daha katı bir disiplinin beklenebileceği, bu düzeni temin eden disiplin amirlerinin tarafsız olmasının adil yargılama hakkının bir gereği olduğu, bu kapsamda soruşturmanın tarafsız bir soruşturmacı tarafından yürütülmesi gerektiği, nezdinde bulundukları komutan veya askerî birim amirinin hukuk sınıfı subayların iş, işlem ve eylemlerine vakıf olmasının mümkün olmadığı, bu durumun disiplin işlemlerinin adil ve tarafsız bir şekilde yürütülmesini engelleyebileceği, ayrıca hukuk sınıfı subayların da görevlerini yaparken baskı altında kalabilecekleri veya keyfî taleplerle karşılaşabilecekleri, bu durumun ise tarafsız davranma imkânlarını ortadan kaldırabileceği, bu nedenlerle kuralla hukuk devleti ve idarenin bütünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği, bu durumun adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası sözleşmelerle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 36., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 4. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında da incelenmiştir. 18. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Anılan maddede yer alan idarenin bütünlüğü ilkesi hiyerarşi ve vesayet olmak üzere iki tür yetki ile sağlanmaktadır. Bir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından söz konusu olan ve aynı zamanda o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade eden hiyerarşi ilişkisi yönetme yetkisinden doğmaktadır. Hiyerarşik ilişkide üstün ast üzerinde sahip olduğu hiyerarşi yetkisi emir ve talimat verme, disiplin , atama, terfi, astın işlemlerini hukukilik ve yerindelik bakımından denetleme, düzeltme, iptal etme gibi yetkileri içermektedir (AYM, E.2020/59, K.2023/53, 22/3/2023, § 10). 19. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde “ Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. ” hükmüne yer verilmek suretiyle memurlar ve diğer kamu görevlileri özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur. 20. Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) hukuk hizmetlerini yürüten, dolayısıyla genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevleri yerine getiren hukuk sınıfına tabi subayların Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında diğer kamu görevlisi niteliğinde oldukları açık olup bu personelin statü haklarını doğrudan etkileyen disiplin işlemleri de söz konusu maddede ifade edilen diğer özlük işleri kapsamındadır. Dolayısıyla belirtilen hususların kanunla düzenlenmesi Anayasa’nın anılan hükümlerinin bir gereğidir. Bununla birlikte kanun koyucunun söz konusu personelin disiplin işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucunun bu yetkisini anayasal sınırlar içinde Anayasa’da öngörülen güvenceleri göz önünde tutarak kullanması gerekir. 21. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş, yapma veya yapmama biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan idari yaptırımlardır (AYM, E.2019/8, K.2019/26, 11/4/2019, § 9). 22. Kuralın da yer aldığı 7281 sayılı Kanun’un 8. maddesinin gerekçesinde m adde ile 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle (CBK) Millî Savunma Bakanlığı teşkilatında yapılan değişiklikler ve Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma Bakanına bağlanması nedeniyle uyum düzenlemesi yapılmasının ve nezdinde bulundukları kıta komutanı veya kurum amirlerinin hukuk sınıfı subayların disiplin amiri olmalarının amaçlandığı belirtilmiştir. 23. 6413 sayılı Kanun’un 7. maddesinde disiplin amirlerinin bizzat ya da yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar aracılığıyla disiplin soruşturması yapabileceğinin öngörüldüğü gözetildiğinde bu hükümle disiplin amirine soruşturma açıp açmama konusunda bir yetkinin tanındığı, buna karşın ilgililer hakkında soruşturma açılmaksızın disiplin cezası verilmesinin mümkün olmadığı açıktır. Nitekim bu kapsamda anılan maddenin diğer fıkralarında da disiplin soruşturması yapacak kişiler ile soruşturmacının görev ve yetkileri düzenlenmiştir. 24. Anılan Kanun’un 8. maddesinde bu Kanun’daki esaslara uygun olarak disiplin cezası verileceği hüküm altına alınmıştır. 11. maddede disiplin cezası vermeye yetkili makamlar düzenlenmiş, 36. maddede disiplin kurulunun soruşturmayı aydınlatacak her türlü idari işlemi yapmaya veya yaptırmaya yetkili olduğu belirtilmiş, 39. maddede disiplin zamanaşımı, 40. maddede de savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceği öngörülmüştür. 25. Hukuk sınıfı subaylar, hâkim ve savcı statüsünde olmadıklarından Anayasa’da disiplin suç ve cezaları yönünden hâkim ve savcılar için öngörülen güvencelerden yararlanamazlar. 26. Bu itibarla Kanun’da tanımlanan disiplin suç ve cezalarına ilişkin soruşturma ve ceza zamanaşımı sürelerinin düzenlendiği, soruşturma yapılmaksızın ceza verilmemesi gibi usule ilişkin güvencelerin sağlandığı gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında hukuk sınıfı subayların disiplin amirini düzenleyen kuralın belirli olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralda kanunla düzenleme ilkesine aykırı bir yön bulunmadığı gibi kural kapsamında söz konusu subayların hiyerarşik üstü olan, nezdinde bulundukları komutan veya askerî kurum amirinin disiplin amiri olarak belirlenmesi idarenin bütünlüğü ilkesiyle çelişmemektedir. 27. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 123. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 123. ve 128. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 36. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 20. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 28. Dava dilekçesinde özetle; derneklerin kamu makamlarının izni olmaksızın kurulabileceği, kurulan derneğe tüzel kişilik statüsü verilmemesinin bireylerin örgütlenme özgürlüğüne sınırlama oluşturduğu, dernek kurma özgürlüğü bakımından ancak Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına, görevlerinin gerektirdiği ölçüde kanunla sınırlama getirilebileceği ancak dava konusu kuralla hâlihazırda Silahlı Kuvvetler personeli olarak görev yapmayan kişilere -emekli askerî personel ile şehit dul ve yetimleri gibi- yönelik bir sınırlamanın söz konusu olduğu, hâlbuki meslekten ayrıldıktan sonra Silahlı Kuvvetler mensuplarının dernek kurma özgürlüğüne müdahale edilemeyeceği, idarenin bütünlüğü ve kanuniliği ilkesi gereğince idarenin kanunla kurulması ve görev ve yetkilerinin de kanunla belirlenmesi gerektiği, buna karşın kurala konu bakanlıklar tarafından dernek tüzüğünün hangi nesnel ölçütlere göre inceleneceğinin kanunda düzenlenmediği, bu incelemeye ilişkin temel ilkeler ile çerçevenin kanunda belirlenmediği, bu durumun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine de aykırılık oluşturduğu, diğer derneklerin tüzel kişilik kazanması açısından herhangi bir bakanlığın görüşünün alınmasının zorunlu olmadığı, kurala konu kişiler yönünden farklı uygulamanın oluşturulduğu, bu durumun objektif ve kabul edilebilir bir nedeninin bulunmadığı, örgütlenme özgürlüğünün hukuk devletinin bir gereği olduğu, bu özgürlüğün sınırlanmasının hukuk devleti ilkesiyle ve uluslararası sözleşmelerle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 33., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 29. 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği, ikinci cümlesinde m ülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Millî Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği, üçüncü cümlesinde de bu Kanun’a ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise derneğin Dernekler Kütüğüne kaydedileceği ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ … İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 30. Anayasa’nın “ Dernek kurma hürriyeti ” başlıklı 33. maddesinde “ Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. / Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz./ Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir./ Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir./…/ Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir./… ” denilmektedir. 31. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvence altına alınan dernek kurma özgürlüğü; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma ve bu çerçevede dernek hakkını da kapsamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 100; E.2021/59, K.2021/90, 16/12/2021, § 13). 32. Bu kapsamda örgütlenme özgürlüğü; bireylere topluluk hâlinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Siyasi bir amacı olsun veya olmasın vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt, devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 101; sendikalarla ilgili olarak bkz. Tayfun Cengiz , B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §§ 31, 32). 33. Örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olan dernek hakkı; kişi açısından dernek kurma özgürlüğünün yanı sıra derneğe üye olma, derneğin etkinliklerine katılma ve mensuplarının menfaatlerini korumak üzere faaliyetlerde bulunma gibi hakları da içermektedir. Dernekler ise belirli bir amacın gerçekleştirilmesi ya da izlenmesi için kişilerin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirdikleri örgütlenmiş ve tüzel kişilikle donatılmış kişi topluluklarıdır. Anayasa'nın 33. maddesi temel olarak dernek hakkının kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 102). 34. Kanun koyucu derneklerin tüzüklerinin incelenmesi hususunda mülki amiri yetkili kılabileceği gibi, bu yetkinin kullanılması açısından ilgili Bakanlıkların görüşünün alınmasını da öngörebilir. Anılan Bakanlıkların görüşünün derneğin kuruluşunun 2847 sayılı Kanun ile 5253 sayılı Kanun’a uygun olup olmadığı hususuyla sınırlı olacağı açıktır. Mülki amir de bu kanuni düzenlemelere aykırılık ve noksanlık bulunmadığı takdirde derneğin dernekler kütüğüne kaydedilmesi yönünde işlem tesis etmekle yükümlüdür. 35. Ayrıca mülki amir söz konusu Bakanlıkların görüşü ile bağlı olmayıp dernek tüzüğünün ilgili mevzuata uygun olup olmadığına bağımsız olarak karar verecektir. Bu kapsamda kuralın kamu makamlarının keyfî müdahalesine elverişli olduğu söylenemez. Dolayısıyla kural dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getirmediği gibi kuralda söz konusu özgürlük bağlamında devletin pozitif yükümlülüğüne aykırı bir yön de bulunmamaktadır. 36. Öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 37. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. 38. Kuralda mülki amir tarafından hangi konuda ve hangi bakanlıkların görüşüne başvurulacağının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu da söylenemez. Bu itibarla kuralda hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 33. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 7. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 33. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 13., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. C. Kanun’un 23. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 4. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 40. Dava dilekçesinde özetle 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 33., 90. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 41. 2847 sayılı Kanun’da 7281 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği 2847 sayılı Kanun kapsamına alınmıştır. 2847 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi de mevcut derneklerin bu Kanun hükümlerine uyumunun sağlanması amacıyla düzenlenmiştir. Bu kapsamda anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, 5233 sayılı Kanun ve bu Kanun’da öngörülen esaslar dikkate alınarak kurulacak derneğin tüzüğünün mülki amir tarafından İçişleri Bakanlığının ve Bakanlığın görüşünün alınarak inceleneceğini ve 3. madde hükümlerine göre işlem tesis edileceğini öngörmektedir. Dava konusu kural da bu bentte yer alan “ …İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak… ” ibaresidir. 42. 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 43. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 33. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 7. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 33. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 13., 90. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. Kanun’un 24. Maddesiyle 2941 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin Başlığında ve Birinci Fıkrasında Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” İbarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. Madde Başlığında Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” Şeklinde Değiştirilmesi 44. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi yetkisinin kapsamına Anayasa değişikliği, kanun, kanun hükmünde kararname, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü adı verilen normlar (kurallar) girmektedir. Söz konusu düzenlemeler, Anayasa’nın yetkili kıldığı organlar tarafından yazılı bir şekilde ve bu adlar altında tespit edilen genel, sürekli ve soyut hukuk normlarıdır. Norm ise insan davranışını yönlendirmek amacıyla belirli bir şeyin yapılmasını yasaklayan ya da belirli bir şeyin yapılmasına izin veya yetki veren ve cebirle desteklenmiş irade açıklamalarıdır. Dolayısıyla hukuk normları daima emir, yasak, izin veya yetki içeren önermelerden oluşur. İnsan davranışını yönlendirmeyi hedeflemeyen yani emir vermeyen, yasak koymayan, izin veya yetki vermeyen bir önerme, normatif nitelikte olmadığından hukuk kuralı sayılmaz. 45. Bu itibarla madde başlıkları da başlı başına bir yargı ifade etmediğinden denetlenebilir norm niteliğinde değildir. Anılan niteliği sebebiyle madde başlıklarının iptal davasına konu edilmesi mümkün değildir (aynı yöndeki kararlar için bkz. AYM, E.2014/146, K.2015/31, 19/3/2015; E.2017/162, K.2018/100, 17/10/2018, §§ 63-65). 46. Açıklanan nedenlerle 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin başlığında yer alan ” …Genelkurmay Başkanının… ” ibaresinin “… Milli Savunma Bakanının… ” şeklinde değiştirilmesine yönelik iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. 2. Birinci Fıkrada Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” Şeklinde Değiştirilmesi a. Genel Açıklama 47. 211 sayılı Kanun’un 1. maddesinde TSK; kara, deniz ve hava kuvvetleri subay, askerî memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askerî öğrencilerden oluşan ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı devlet kuvveti olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla devletin askerî gücü sıfatıyla ülkeyi karadan, denizden ve havadan gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevli olan TSK kara, deniz ve hava kuvvetlerinden oluşmaktadır. 48. Mülga 31/7/1970 tarihli ve 1324 sayılı Genelkurmay Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun hükümleri uyarınca Kuvvet Komutanlıkları Genelkurmay Başkanına bağlı olup Genelkurmay Başkanı da Başbakana karşı sorumlu idi. Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı TSK’nın en üst hiyerarşik amiri konumundaydı (AYM, E.2020/72, K.2022/160, 13/12/2022, § 98). 49. 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a, 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun’un 36. maddesiyle eklenen 1/A maddesinde Kuvvet Komutanlıklarının hiyerarşik konumu yeniden düzenlenmiş ve anılan maddede Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının Millî Savunma Bakanına (Bakan) bağlı olduğu hükme bağlanmıştır. 50. Diğer yandan 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesi üzerine çıkarılan 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Anayasa’da Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 23. maddesiyle 1/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Anılan KHK’nın 47. maddesiyle de 1324 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 51. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesiyle birlikte Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının Türk idare teşkilatı yapısı içindeki konumu (1) numaralı CBK’nın 338. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının Bakana bağlı oldukları hükme bağlanmış; (2) numaralı fıkrasında da Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarının Bakana bağlı ve Bakana karşı ayrı ayrı sorumlu oldukları öngörülmüştür. Söz konusu CBK’nın Bakanın görev ve yetkilerini düzenleyen 336. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Bakanın Silahlı Kuvvetlerin faaliyet ve hizmetlerini Cumhurbaşkanınca kararlaştırılacak savunma politikası çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı tarafından tespit olunan ve Bakan tarafından onaylanan ilke, öncelik ve ana programlarına göre yürüteceği belirtilmiştir. 52. CBK’nın 338. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının teşkilatının Bakanlığın kadro ve kuruluşunda gösterileceği öngörülmüş; (4) numaralı fıkrasında da Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olduğu, savaşta başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceği hüküm altına alınmıştır. 53. Anılan hükümler çerçevesinde mevcut idari teşkilat yapısı içindeki konumlarına bakıldığında Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının kendi aralarında hiyerarşik bir bağ kurulmaksızın her birinin ayrı ayrı ve doğrudan Bakanın hiyerarşisine tabi kılındığı görülmektedir. Dolayısıyla her ne kadar Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin komutanı olduğu belirtilmek suretiyle hiyerarşik yetkilerden bir kısmı olan emir ve talimat verme yetkisiyle donatılmış ise de idari yapılanmaya göre artık TSK’nın en üst ve ortak hiyerarşik amiri konumunda değildir. Bu itibarla hukuki statü itibarıyla aynı zamanda Cumhurbaşkanı namına Silahlı Kuvvetlerin komutanı olma sıfatını da taşıyan Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlere diğer bir deyişle Kuvvet Komutanlıklarına komuta etme yetkisini kullanmasında Bakanın da dâhil olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır (AYM, E.2020/72, K.2022/160, 13/12/2022, § 103). b. Anlam ve Kapsam 54. 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinde barış döneminde seferberlik ve savaş hâli için yapılacak hazırlıklara ilişkin olarak TSK’nın seferberlik ve savaş durumu hazırlıkları ile ilgili faaliyetlerini diğer bakanlıklarla koordine etmek; seferberlik ilanını gerektirecek durumlarda bu hâlin ilanı için Millî Güvenlik Kuruluna görüş bildirmek; seferberlik ve savaş durumunda ihtiyaç duyulan önlemlerin alınması için Cumhurbaşkanına görüş vermek ve teklifte bulunmak; acil ihtiyaç duyulan yedek personelin Cumhurbaşkanının oluruyla süresi yedi günü geçmemek üzere silah altına alınmasını sağlamak; seferberlik ve savaş hâlinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumdan kaynaklanan gerginlik ve buhran dönemlerinde kısa zamanda hazırlıkların tamamlanabilmesi ve noksansız olarak üst düzeyde harbe hazır olunması amacıyla ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin olarak seferberlik ve savaş durumunda TSK harekât kontrolüne girecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarından Cumhurbaşkanı kararı ile yararlanmak Bakanın görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında yer alan “… Milli Savunma Bakanının… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 55. Kuralla yapılan değişiklikten önce anılan görev, yetki ve sorumluluklar Genelkurmay Başkanı’na ait iken kuralla Bakana tanınmıştır. c. İptal Talebinin Gerekçesi 56. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın Genelkurmay Başkanlığını sembolik bir statüye indirgediği, kuralla barış döneminde seferberlik ve savaş hâli için yapılacak hazırlıklara ilişkin görev, yetki ve sorumluluğa sahip asli makam olan Genelkurmay Başkanının yerine Bakanın belirlendiği, hâlbuki Genelkurmay Başkanının TSK’nın komutanı olduğu ve silahlı mücadele sırasında TSK’yı sevk ve idare edeceği, bu itibarla savaş ve seferberlik hâlinde yapılacak hazırlıklarda da Genelkurmay Başkanının yetkili olması gerektiği, Genelkurmay Başkanının hiyerarşik düzen yapısına dayanan emir-komuta zincirinin tepesinde yer alan bir makam iken emir-komuta zincirinin dışında olan Bakanlığın askerî işlere doğası gereği hâkim olamayacağı, kuralın TSK’nın iç işleyişi ile askerî hiyerarşi ve disiplini bozacağı, yurt savunmasını tehlikeye düşüreceği dolayısıyla kuralın kamu yararının sağlanması amacını taşımadığı gibi idarenin bütünlüğü ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 117., 118. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 57. Anayasa’nın 117. maddesinde “ Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur./ Millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Cumhurbaşkanı sorumludur./ Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı; Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir .” denilmiştir. 58. Bu itibarla millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) karşı sorumlu olan Cumhurbaşkanının bu görevlerin yerine getirilmesi için bakanları yetkilendirmesi mümkündür. 59. Anayasa’nın 123. maddesinde yer alan idarenin bütünlüğü ilkesi açısından, b ir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından söz konusu olan ve aynı zamanda o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade eden hiyerarşi ilişkisi, yönetme yetkisinden doğmaktadır (AYM, E.2020/59, K.2023/53, 22/3/2023, § 10). 60. Dava konusu kuralın da yer aldığı maddenin gerekçesinde (1) numaralı CBK ile Bakanlık teşkilatında yapılan değişiklikle Genelkurmay Başkanlığının Bakana bağlanması nedeniyle mevzuatta uyumun sağlanması ve bu kapsamda Genelkurmay Başkanının seferberlik ve savaş hâlindeki görev, yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenmesi amacıyla maddenin ihdas edildiği ifade edilmiştir. 61. Genelkurmay Başkanının hiyerarşik amiri olan Bakana kuralın yer aldığı maddede belirtilen hususlarda yetki tanınmasının idarenin bütünlüğü ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 62. Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin komutanıdır. Savaş zamanında da Başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir. Komutanlık bir sevk ve idare makamı olup komuta altındaki bütün kuvvetlerin barışta ve savaşta her bakımdan hazırlanması ve idaresi hususunda yetkili olmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/72, K.2022/160, 13/12/2022, § 115). 2941 sayılı Kanun’un 7/A maddesiyle de Genelkurmay Başkanı barış döneminde seferberlik ve savaş hâli ile ilgili olarak TSK’ya ilişkin hazırlıkları yapmak ve yapılan hazırlıkların Cumhurbaşkanının oluruyla tatbikatlarda denenmesini sağlamak yetkisiyle donatılmıştır. 63. Dolayısıyla barış döneminde savaş ve seferberlik durumlarına yönelik hazırlıklara ilişkin hususlarda anılan Kanun’da Bakanın ve Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları ayrıntılı olarak düzenlenmiş; söz konusu durumlarda diğer bakanlıklarla koordinasyon, Millî Güvenlik Kuruluna ve Cumhurbaşkanına görüş bildirmek ve teklifte bulunmak, kanunda sayılan hâllerde TSK kontrolüne girecek kamu kurum ve kuruluş imkânlarından Cumhurbaşkanı kararıyla yararlanmak hususlarında Bakan görevli ve yetkili kılınmıştır. 64. Bu itibarla kuralda Genelkurmay Başkanı’nın Silahlı Kuvvetlere komutanlık yapmasına ve savaş hâlinde Başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı namına yerine getirmesine engel bir yön bulunmadığı gibi Bakanlık ile Genelkurmay Başkanlığının görev, yetki ve sorumluluklarının dağılımında kanun koyucunun -anayasal ilkelere aykırı olmamak şartıyla- geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde anılan yetki kapsamında olduğu anlaşılan kuralın idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır. 65. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 117. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117. ve 123. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118 . maddesiyle ilgisi görülmemiştir. D. Kanun’un 31. Maddesiyle 4752 Sayılı Kanun’un 20. Maddesine Eklenen İkinci Fıkranın İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 66. 4752 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının astsubay meslek yüksek okullarındaki yüksek öğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek; astsubay meslek yüksek okullarının teşkilatlanmasını, görev ve sorumluluklarını, eğitim ve öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları ve öğrencileriyle ilgili esasları düzenlemek olduğu belirtilmiştir. 67. Kanun’un 3. maddesinin (a) bendinde a stsubay meslek yüksek okulunun bilimsel özerkliğe sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, askerî değerleri haiz, muvazzaf astsubay yetiştiren , ön lisans düzeyinde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan bir yüksek öğretim kurumu olduğu hükme bağlanmıştır. 6. maddede ise astsubay meslek yüksek okullarının görevinin 5. maddede belirtilen ilkelere ve kuvvet komutanlıklarının görev ve sorumluluklarına uygun olarak ön lisans düzeyinde bilgi ve beceriye sahip, ilerideki safhalarda meslek gelişim programlarında belirtilen eğitimleri takip edebilecek nitelikte muvazzaf astsubay yetiştirmek olduğu belirtilmiştir. 68. 15. maddede astsubay meslek yüksek okulu müdürlüklerinin doktor öğretim üyesi kadrolarına, yeterli şartları taşıdığı meslek yüksek okulu müdürlüğünce tespit edilen ve yabancı dil sınavında başarılı olan adaylar arasından haklarında yazılı bilimsel değerlendirme raporu alındıktan ve bu rapor yönetim kurulunda değerlendirildikten sonra yüksek okul müdürünün görüşüne de başvurulmak suretiyle Millî Savunma Üniversitesi Rektörünün teklifi üzerine Bakan onayı ile atama yapılacağı öngörülmüştür. 69. 20. maddenin birinci fıkrasında da söz konusu okullarda bu Kanun uyarınca atanmış öğretim üyesi bulunmayan dersler ile öğretim programlarında ortak zorunlu ders olarak yer alan veya konu kapsamı itibarıyla öğretim elemanında mesleki tecrübe ve ihtisas gerektiren teorik ve uygulamalı dersler için ilgili bilim dalında eğitim ve öğretim görmüş veya mesleki tecrübe ve bilimsel yayınları ile tanınmış asker veya sivil kişilerin görevlendirilebileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde astsubay meslek yüksek okullarında görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanlarının meslek yüksekokulu müdürlüğünün talebi ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörlüğünün ihtiyaç göstermesi üzerine Bakan onayı ile sözleşmeli olarak çalıştırılabileceği, ikinci cümlesinde ise sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücretin 2914 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu ikinci cümlede yer alan “ …Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 70. 4752 sayılı Kanun’un 20. maddesinin atıfta bulunduğu 2914 sayılı Kanun’un 16. maddesinde 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücretin Cumhurbaşkanınca belirlenecek esaslar dâhilinde Yükseköğretim Kurulunca tespit edileceği hükme bağlanmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 71. Dava dilekçesinde özetle; 4752 sayılı Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı 20. maddesinin atıfta bulunduğu 2914 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 2547 sayılı Kanun’un 34. maddesinde yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücretin tespiti hususunda nesnel bir ölçütün ve çerçevenin belirlenmediği, sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarının asli ve sürekli nitelikte bir kamu hizmeti olan eğitim-öğretim faaliyetini genel idare esaslarına göre yürütmeleri nedeniyle kamu görevlisi olduğu, kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerinin açık, net ve anlaşılabilir bir şekilde kanunla düzenlenmesi gerektiği, bu konuda herhangi bir yasal ilke ve çerçevenin belirlenmediği, bu durumun idarenin kanuniliği, yasama yetkisinin devredilmezliği ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı, ayrıca kuralla aynı şartlara sahip ve aynı pozisyondaki yabancı uyruklu öğretim elemanlarından birine diğerlerine göre daha yüksek ücret ödemesinin yapılabileceği, bu durumun benzer kişiler arasında farklı uygulamaları doğuracağı, daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı şekilde düzenleme yapılmış olmasının Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve hiçbir organının kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağına ilişkin ilkeleri de ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 72. Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin TBMM’ye ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “ Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır ” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 25). 73. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 26). 74. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 27). 75. Kural astsubay meslek yüksekokulunda sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücrete ilişkin esasların 2914 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenmesini öngörmektedir. 76. Yürütme organı belli bir konuda kanun ile yetkili kılınabilir ise de kanunda söz konusu yetkiyle temel ilke ve esasların belirlenmesi gerekmektedir. 77. Bu kapsamda kuralda sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim üyelerine ödenecek ücretin belirlenmesine ilişkin -kazanç unsurları, alt ve üst sınır gibi- esasların kanunda açıkça düzenlenmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin bir gereğidir. 78. Kuralda ve kuralın atıfta bulunduğu Kanun’da yabancı öğretim elemanlarının ücretlerinin hesaplanmasına ilişkin esasların belirlenmesi hususunda yetkinin doğrudan yürütme organına devredildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kanunda temel ilke ve esaslar belirlenmeksizin yürütme organına ilk elden düzenleme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır 79. A çıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10. ve 128. maddeleri kapsamında incelenmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 6., 123. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. E. Kanun’un 42. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendiyle 211 Sayılı Kanun’un 46. Maddesinde ve (c) Bendiyle Anılan Kanun’un 50. Maddesinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 80. 211 sayılı Kanun’un 45. maddesinde içinde ve civarında yerleşmiş kıta, karargâh veya askerî kurum bulunan meskûn yerlerin garnizon olarak adlandırılacağı, garnizonların sınırlarının, talimatnamede belirtilecek esaslar dahilinde tespit olunacağı belirtilmiştir. 81. Anılan Kanun’un 12. maddesinin (a) bendinde kıta, görevin yapılması için taktik ve idari birlikleri kapsayan ve bir komuta altında toplanan teşkiller, taktik birlik, belirli bir kuruluş ve kadrosu olup asli görevi muharebe hareketleri olan bir teşkil, idari birlik, belli bir kuruluş ve kadrosu olup asli görevi hizmet hareketleri olan bir teşkil; (b) bendinde karargâh, komutan veya amirlerin kıta veya kurumlarının sevk ve idarelerinde yardımcı olan bir toplum şeklinde tanımlanmış, karargâhların bir kuruluş ve kadro ile tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin (c) bendinde ise askerî kurumların kıta ve karargâh anlamı dışında kalan okul, orduevi, dikimevi, fabrika, tersane, askerlik şubesi, ikmal merkezi ve depo gibi askerî tesis ve teşkiller olduğu belirtilmiştir. 82. Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağının Bakanlıkça düzenleneceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığınca… ” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. 83. Anılan maddenin ikinci cümlesinde ise Bakanlıkça garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkillerin oluşturulabileceği öngörülmektedir. Söz konusu cümlede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığınca… ” ibaresi ise dava konusu ikinci kuraldır. 84. 47. maddenin birinci fıkrasında garnizon komutanının garnizona dâhil bütün kıta ve askerî kurumların disiplin amiri olduğu; 48. maddede büyük garnizonlarda (Tümen ve eşiti askerî kurumlar ile daha büyük kıta ve kurumların bulunduğu yerlerde) garnizon komutanlarının, oradaki kıta komutanları rütbece kendisinden sonra gelen birine garnizon komutanlığını devredebilecekleri; 49. maddede garnizon komutanlarının garnizona ait her türlü hususta bölgesinde bulundukları tümen, kolordu ve ordu (Deniz ve Havada eşidi) komutanlıklarına bağlı oldukları; 50. maddede ise belirtilen bu hükümler dışında veya istisnai hâller karşısında garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağının Bakanlıkça düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan maddede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığınca… ” ibaresi de dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 85. Dava dilekçesinde özetle; garnizon komutanının askerî alanlarla ilgili yetkiye sahip olduğu ve sivil otoriteye tabi olmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı, dolayısıyla garnizon komutanının Genelkurmay Başkanı yerine Bakan tarafından belirlenmesinde kamu yararının bulunmadığı, ayrıca Genelkurmay Başkanının TSK’nın komutanı ve savaşta Cumhurbaşkanı namına Başkomutanlık görevini yürütecek olması nedeniyle atama yetkisinin bu makama ait olması gerektiği, aksi hâlde askerî otoritenin ve disiplinin bozulacağı, dava konusu kurallara göre Bakanlıkça garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilmesinin Genelkurmay Başkanlığı ile garnizon komutanlığı arasındaki hiyerarşinin bozulmasına neden olacağı, bu durumun silahlı kuvvetlerin disiplini ve asli görevi olan yurt savunmasını zaafa uğratacağı, bu yönüyle kuralların hukuk devleti ve idarenin bütünlüğü ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 117., 118. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. 46. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde ve 50. Maddesinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” Şeklinde Değiştirilmesi 86. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir. 87. Kurallarda olağan durumlar ile istisnai hâllerde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yerine getirileceğinin Bakanlıkça düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 88. 211 sayılı Kanun’un kuralların da yer aldığı 46. ve 50. maddelerinde garnizon komutanlığı görevini yürütecek personelin asgari olarak kıta komutanı veya kurum amiri olması gerektiği belirtilmiştir. Bu niteliği taşıyan askerî personel arasından garnizon komutanının belirlenmesi hususunda düzenleme yapma yetkisinin Bakanlığa verildiği açık, net ve tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde hükme bağlandığından kurallarda herhangi bir belirsizlik bulunduğu söylenemez. Bu itibarla kuralların Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesine ilişkin ilkeye aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 89. Öte yandan dava konusu kurallar öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. 90. Bu kapsamda 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 91. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 117., 123. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117., 123. ve 128. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 118 . maddesiyle ilgisi görülmemiştir. b. 46. Maddenin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” Şeklinde Değiştirilmesi 92. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 106. maddesi yönünden de incelenmiştir. 93. 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde garnizon komutanlığı görevinin yürütülmesi amacıyla Millî Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkillerin oluşturulabileceği öngörülmektedir. Anılan cümlede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığınca… ” ibaresi dava konusu kuraldır. 94. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiş; 106. maddesinin on birinci fıkrasında ise bakanlıkların kurulmasının, kaldırılmasının, görev ve yetkilerinin, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının CBK ile düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla anılan fıkra kapsamındaki konular Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesini, ayrıca ve özel olarak öngördüğü konulardır (AYM, E.2018/123, K.2022/138, 9/11/2022, § 87). 95. 211 sayılı Kanun’un 12. maddesinde Türk Silâhlı Kuvvetlerinin teşkilatına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. (1) numaralı CBK’nın 337. maddesinde de Bakanlığın merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatından oluştuğu; 338. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının teşkilatının Bakanlığın kadro ve kuruluşunda gösterileceği belirtilmiştir. 96. Anılan CBK’nın 509. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında bakanlıkların merkez teşkilatı ile ihtiyaca göre kurulan taşra ve yurt dışı teşkilatından ve bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlardan meydana geleceği, bakanlık merkez teşkilatının bakanlığın sorumlu olduğu hizmetlerin yürütülmesi, bu hizmetlerle ilgili amaç ve politika tayini, planlama, kaynakları düzenleme ve sağlama, koordinasyon, gözetim ve takip, idareyi geliştirme ve denetim gibi görevleri yerine getirmek üzere gerekli birimlerden meydana geleceği, bakanlığın kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek ve yürütmekte oldukları hizmetleri vatandaşlara sunmakla görevli bakanlık taşra teşkilatının, ihtiyaca göre il valisine bağlı il kuruluşları, kaymakama bağlı ilçe kuruluşları ile doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşlarının tamamından veya birkaçından meydana gelecek şekilde düzenleneceği belirtilmiştir. 97. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında bakanlık merkez, taşra teşkilatları ile bağlı ve ilgili kuruluşların hiyerarşik kademelerinin hizmetin özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar dikkate alınmak kaydıyla b akanlık merkez teşkilatında bakan yardımcılığı, bakan yardımcılığına bağlı genel müdürlük, kurul başkanlığı veya daire başkanlığı; genel müdürlük veya kurul başkanlığına bağlı daire başkanlığı; bağlı kuruluşlarda genel müdürlük, daire başkanlığı, ihtiyaca göre kurulacak şube müdürlüğü, taşra teşkilatı bölge kuruluşlarında bölge müdürlüğü, şube müdürlüğü veya başmühendislik, şeflik veya mühendislik; taşra teşkilatı il kuruluşlarında vali, il müdürlüğü, şube müdürlüğü, şeflik; taşra teşkilatı ilçe kuruluşlarında kaymakam, ilçe müdürlüğü, ihtiyaç bulunan ilçelerde şube müdürlüğü, şeflik olarak düzenlenebileceği öngörülmüştür. 98. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonların ihdası, iptali ve kullanılmasına dair esas ve usuller 10/7/2018 tarihli ve (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde düzenlenmiştir. Anılan CBK kapsamına giren kurum ve kuruluşların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi memur kadroları söz konusu CBK’ya ekli (I) sayılı Cetvel’de, hâkimlik ve savcılık mesleklerinde bulunanlara ve bu mesleklerden sayılan görevlere ait kadrolar (II) sayılı Cetvel’de, öğretim elemanı kadroları (III) sayılı Cetvel’de, sözleşmeli personel pozisyonları (IV) sayılı Cetvel’de ve işçi kadroları (V) sayılı Cetvel’de sayılmıştır. 99. Anayasa Mahkemesinin 11/6/2020 tarihli ve E.2018/119, K.2020/25 sayılı kararında kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarının ihdasının başka bir deyişle kadro usulüne ilişkin düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olduğu, idarenin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinin bir parçasını oluşturduğu, kadro ihdasının kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapısına ilişkin olduğu, kamu kurum ve kuruluşların kadrolarının yürütme yetkisine ilişkin konular dan olduğu belirtilmiştir (anılan kararda bkz. §§ 18-19). 100. Söz konusu kararda ayrıca bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenebileceğinin açıkça öngörüldüğü, bu bağlamda Anayasa’nın CBK tarafından düzenleneceğini özel olarak düzenlediği anılan idarelerin kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkilerinin, teşkilat yapısı, merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması ile düzenlenmesi kapsamında, bu konularla sınırlı olmak üzere CBK ile düzenleme yapılabileceği, kadro ile teşkilat arasında yakın ilişki olduğundan kadro belirlenmeden bir kurum ve kuruluşun teşkilatlanmasından söz edilemeyeceği belirtilerek kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatına, dolayısıyla teşkilata ve kadrolara ilişkin hususların CBK ile düzenlenebileceği sonucuna varılmıştır (anılan kararda bkz. §§ 25-28). 101. Bakanlığın teşkilat yapısı içinde bir teşkil oluşturulabilmesi için doğrudan kanun veya CBK’da düzenleme yapılması ya da bunlarda genel çerçeve çizilerek idareye yetki verilmesi suretiyle düzenleme yapılması mümkündür. 102. Kadro veya teşkil ihdası veya iptali hususunda da yürütme organı ancak CBK ile doğrudan düzenleme yapabilir. Bunun dışında idareye kanun veya CBK’da temel ilkeler belirlenmeden yetki tanınması mümkün değildir. 103. Kuralda ise anılan mevzuat hükümlerine göre kadroların dağıtımı ve teşkilatın belirlenmesinden ziyade garnizonda yeni kadrolar ile kıta, karargâh ve kurumların dışında teşkillerin oluşturulmasında Bakanlığa doğrudan yetki verilmiştir. 104. Kıta, taktik ve idari birlikler ile karargâh ve kurumlar 211 sayılı Kanun’un 12. maddesinde farklı birer teşkil olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda kuralla Bakanlığa bunlar dışında teşkil kurma ya da kadro ihdas etme yetkisi verilmiş ise de hangi durumlarla sınırlı olarak yeni kadro ve teşkil kurulabileceğine ve kurulacak yeni kadro teşkillerin teşkilat yapısındaki yerine ilişkin olarak genel bir çerçevenin kuralda ya da kanun veya CBK’da düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 105. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 106. ve 123. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kural Anayasa’nın 106. ve 123. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. ve 117. maddeleri yönünden incelenmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118 . maddesiyle ilgisi görülmemiştir. F. Kanun’un 42. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendiyle 926 Sayılı Kanun’un 41. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ”, İkinci Fıkrasının (II) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ”, (b) Bendiyle Anılan Kanun’un 89. Maddesinde Yer Alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” Şeklinde Değiştirilmesinin ve (g) bendiyle 926 Sayılı Kanun’un Ek 35. Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilen Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” İbaresinin İncelenmesi 1. 41. Maddenin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” ve İkinci Fıkrasının (II) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” Şeklinde Değiştirilmesi a. Anlam ve Kapsam 106. 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde her yıl 30 Ağustos tarihinden sonra uygulanacak subay hizmet kadrolarının, rütbesi ve sınıfı (varsa branşı) belirtilerek hizmet ihtiyacına göre Bakanlık tarafından tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Anılan bentte yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığı tarafından… ” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. 107. Söz konusu Kanun’un 49. maddesinde general ve amirallerin miktarı ile bunlara ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Bu nedenle general ve amirallere ilişkin kadroların kuralın kapsamı dışında olduğu anlaşılmaktadır. 108. Kanun’un 41. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise (a) bendine göre tespit edilen kadrolar içindeki albay miktarının her yıl Yüksek Askerî Şûranın (YAŞ) onayına sunulacağı ve YAŞ tarafından miktar ile ilgili kararın alınacağı ancak özel kanunları gereğince tespit edilen albay kadrolarının bu miktarların dışında tutulacağı öngörülmüştür. 109. Ayrıca anılan maddenin ikinci fıkrasına göre her yıl 30 Ağustos tarihi itibarıyla hizmet ihtiyacı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilmesi uygun görülmeyen toplam albay miktarı ile bunların yıllara, neşetlere, sınıflara, branşlara veya ihtisaslara göre kontenjanları, bu fıkranın (I) ve (II) numaralı alt bentlerinde belirlenen oranları aşmamak üzere ve neşet mevcutlarına göre dengeli dağılım çerçevesinde YAŞ kararıyla tespit edilecektir. 110. Söz konusu fıkranın (I) numaralı alt bendinde kuvvet komutanlıkları için ayrı ayrı olmak üzere ilk defa fiilî hizmet süresi uzatılacak albay miktarının o yıl hizmet kadrosu fazlalığı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilecek toplam albay miktarının %25’ini, bunlar arasından müteakip dönemlerde uzatılacakların miktarının ise bir önceki dönemde uzatma kararı alınmış olanların miktarının %75’ini geçemeyeceği belirtilmiştir. Fıkranın (II) numaralı alt bendinde ise (I) numaralı alt bentte belirlenmiş oranlara göre hesaplanacak ilk defa fiilî hizmet süresi uzatılacak albay miktarının, Bakanlık tarafından TSK insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması hâlinde bu sayıya kadar artırılabileceği hükme bağlanmıştır. (II) numaralı alt bentte yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığı tarafından… ” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır. 111. Maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde de albaylardan YAŞ tarafından o yıl için hizmet kadrosu fazlası olduğu tespit edilen miktar kadarının 50. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edileceği ancak bunlardan 41. maddenin ikinci fıkrasında yer alan esaslara göre tefrik edilenlerin, kadrosuzluktan emekliye sevk edilmeyecekleri ve YAŞ tarafından tespit edilen miktarın dışına çıkarılarak fiilî hizmet sürelerinin iki yıl uzatılacağı, bunların müteakip yıllarda da aynı esaslarla hizmet sürelerinin uzatılması için 50. maddenin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentleri saklı kalmak şartıyla bu bentteki esaslara göre ayrıca YAŞ kararı alınacağı düzenlenmiştir. 112. Üçüncü fıkrada YAŞ’ın (I) ve (II) numaralı alt bentlerde belirtilen %25, %75 ve %3 oranlarını artırmaya yetkili olduğu belirtilmiştir. 113. Dördüncü fıkrada ise hizmet kadrosu fazlası olarak belirlenen albaylar ile daha önceki yıllarda fiilî hizmet süresi uzatılmış albaylara ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre h er yıl YAŞ tarafından, hizmet kadrosu fazlası olarak belirlenen albaylar ile daha önceki yıllarda fiilî hizmet süresi uzatılmış albaylara 54. maddede belirtilen esaslara göre değerlendirme notu verilir. Sicil notu ortalaması, sicil tam notunun %90’ının (dâhil) üzerinde olması ve ilgilinin talep etmesi kaydıyla hizmet ihtiyacı, yeterlik notu ve YAŞ tarafından belirlenmiş kontenjanlar esas alınarak tefrik edilecek albayların fiilî hizmet süreleri YAŞ kararı ile (c) bendindeki esaslara göre yaş haddine kadar uzatılabilir. Görev süresi uzatılmayanlar ise 50. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. 114. Beşinci fıkrada da hizmete devam ettirilen albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenlerin 50. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edileceği hüküm altına alınmıştır. 115. Subaylar hakkında kadrosuzluk nedeniyle TSK’dan ayırma işlemleri 50. maddede düzenlenmiştir. Buna göre 41. maddede öngörülen hizmet kadrosunu uygulayabilmek amacıyla diğer terfi şartlarını haiz olduğu hâlde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21., binbaşılar subaylıktaki 22., yarbaylar subaylıktaki 25. fiilî hizmet yılını doldurduklarında emekliye sevk edilirler. Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22., binbaşılar ise yarbay rütbesinde 25. subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen iki yılda üç defa değerlendirmeye tabi tutulur ve terfi edemedikleri takdirde emekliye sevk edilirler. Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi şartlarını haiz oldukları hâlde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41. madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10'unu geçemez; geçtiği takdirde derece ve kademesine bakılmaksızın en eski tarihli atananlardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa atama tarihi en eski ve aynı tarihli olanları arasında, öncelikle 38. ve ek 1. maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri kadarı emekliye sevk edilir. 116. 50. maddede ayrıca bu şekilde emeklilik işlemine; terfi şartlarını taşımayan, YAŞ tarafından tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları hâlde üst rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını taşıdıkları hâlde YAŞ tarafından tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilmeyen sınıflarda oldukları için YAŞ’ça değerlendirmeye girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanacağı belirtilmiştir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 117. Dava dilekçesinde özetle; 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik gerekçelerle kuralların Anayasa’nın 2., 7., 117., 118., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 118. Kurallarda general ve amiral dışındaki subaylara ait kadroların tespiti ile ilk defa fiilî hizmet süresi uzatılacak albay miktarının TSK insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması hâlinde bu sayıya kadar artırma hususunda Bakanlığa yetki tanınmıştır. 119. 926 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (y) bendinde kadro “ Barışta Türk Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerini etkin bir şekilde yürütebilmek için ihtiyaç duyduğu personelin rütbe, sınıf ve varsa branşına göre tespit edilen miktarıdır. ” şeklinde tanımlanmıştır. 120. (2) numaralı CBK’nın 14. maddesinde TSK’nın anılan CBK’ya ekli (I), (IV) ve (V) sayılı Cetvellerde düzenlenenler haricindeki personelinin gelecek yıla ilişkin kadro ve pozisyonlarının, bu CBK hükümlerine tabi olmaksızın içinde bulunulan mali yılın Kasım ayı sonuna kadar Cumhurbaşkanınca onaylanacağı düzenlenmiştir. 121. Bu kapsamda her yıl TSK’nın gelecek yıla ilişkin subay ve astsubay kadroları (2) numaralı CBK’nın 14. maddesine göre içinde bulunulan mali yılın kasım ayı sonuna kadar Cumhurbaşkanının onayı ile belirlenmektedir. Bakanlığın söz konusu kadroları artırma, eksiltme veya bu kadrolarda değişiklik yapma yetkisi bulunmamaktadır. 122. Kurallarda belirtilen husustaki yetkiler kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca kullanılmakta iken kurallarla bu yetkilerin Bakanlıkça kullanılması öngörülmüştür. 123. 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 124. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 117. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117. ve 123. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 118. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. 89. Maddede Yer Alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” Şeklinde Değiştirilmesi a. İptal Talebinin Gerekçesi 125. Dava dilekçesinde özetle; 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 117., 118., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 126. TSK’nın gelecek yıla ilişkin astsubay kadroları (2) numaralı CBK’nın 14. maddesine göre Cumhurbaşkanının onayı ile belirlenmektedir. Bakanlığın söz konusu kadroları artırma, eksiltme veya bu kadrolarda değişiklik yapma yetkisi bulunmamaktadır. 127. 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde ise Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadrolarının her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Bakanlıkça tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan maddede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığınca… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 128. Anılan husustaki yetkiler kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca kullanılmakta iken kuralla bu yetkilerin Bakanlıkça kullanılması öngörülmüştür. 129. 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 130. A çıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 117. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117. ve 123. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 3. Ek 35. Maddenin Birinci Fıkrasının Değiştirilen Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 131. Dava dilekçesinde özetle; 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 117., 118., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 132. 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde itibari rütbenin yurt dışı sürekli göreve atananlara Bakanlık, yurt dışı geçici görevle görevlendirilenlere ilgili kuvvet komutanlıkları tarafından verilebileceği hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığı,… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 133. Söz konusu fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinde de itibari rütbe alan personelin bu rütbenin sahip olduğu yetkileri sadece yabancı ülke personeline karşı mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kullanacağı, itibari rütbeden dolayı maaş farkı veya ilave tazminat ödenmeyeceği ve bu personele gerçek rütbesinin özlük haklarının verileceği, itibari rütbenin personelin yurt dışı sürekli veya geçici görevi sona erdiğinde son bulacağı belirtilmiştir. 134. 926 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (z) bendinde ise itibari rütbe, yurt dışı sürekli veya geçici görevlere atanan ya da görevlendirilen subay ve astsubaylara, özellik arz eden durumlarda, görev süresince rütbesinin bir üst rütbesinde verilen rütbe olarak tanımlanmıştır. 135. Bu düzenlemenin gerekçesinde yurtdışı sürekli veya geçici görevlere atanan ya da görevlendirilen subay ve astsubaylara, ihtiyaç duyulan durumlarda TSK’yı daha etkin bir rütbe ile temsil etmesine imkân sağlamak maksadıyla hâlihazırda NATO üyesi birçok ülkede mevcut olan itibari rütbe uygulamasının ihdas edildiği belirtilmiştir. 136. Subay ve astsubayların yerine getirmekte olduğu görevin niteliği itibarıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında diğer kamu görevlisi kapsamında oldukları açıktır. Ancak kuralın da yer aldığı maddede bu kişilerin itibari rütbenin sahip olduğu yetkileri sadece yabancı ülke personeline karşı mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kullanacağı, itibari rütbeden dolayı maaş farkının veya ilave tazminatın ödenmeyeceği ve bunlara gerçek rütbesinin özlük haklarının verileceği, itibari rütbenin, personelin yurt dışı sürekli veya geçici görevi sona erdiğinde son bulacağı açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralın söz konusu kamu personelinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri ile ilgili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla kural Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci kapsamında kanunla düzenlenmesi gereken konulara ilişkin değildir. Dolayısıyla itibari rütbe verilmesi konusunda Bakanlığa geniş bir takdir yetkisinin tanınması yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir. 137. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesi gereğince yasal düzenlemelerin kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir . Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. (AYM, E.2023/35, K.2023/163, 28/09/2023, § 16). 138. Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı ek 35. maddesinde itibari rütbenin niteliği, şartları, kapsam ve sınırları açık ve net olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla yurt dışı sürekli göreve atananlara itibari rütbe verilmesi hususunda Bakanlığı yetkili kılan kuralda herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı, bu yönüyle kuralın kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 139. Ayrıca 3. maddenin birinci fıkrasının (z) bendinin gerekçesi gözetildiğinde itibari rütbenin TSK’nın daha etkin bir rütbe ile temsil edilmesine imkân sağlamak amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralda kamu yararı dışında bir amacın bulunduğu söylenemez. 140. Öte yandan kuralla yurt dışında sürekli görevlendirilenlere itibari rütbe verilmesi hususunda Genelkurmay Başkanı yerine Bakanlığın yetkilendirilmesi yönünden yapılan incelemede, 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçelerin bu kural yönünden de geçerli olduğu anlaşılmıştır. 141. A çıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 117. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 117. ve 128. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. G. Kanun’un 42. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (a) Bendiyle 2941 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen İkinci Cümlenin ve (b) Bendiyle Anılan Kanun’un 5. Maddesinin Birinci Fıkrasının (4) Numaralı Bendinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” İbaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. 4. Maddenin Üçüncü Fıkrasına Eklenen İkinci Cümle a. Anlam ve Kapsam 142. 2941 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının devletin tüm güç ve kaynaklarını barış hâlinden seferberlik ve savaş durumuna süratle ve etkin bir şekilde geçirmek suretiyle barıştan itibaren seferberlik ve savaş hükümlerinin uygulanma esaslarına ilişkin yükümlülükleri belirlemek olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 2. maddesine göre de Kanun, seferberlik ve savaş hâlini, barış döneminden itibaren yapılacak hazırlık ve teşkilatlanmayı, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerin görev, yetki ve sorumluluklarını, bunların sahip olduğu her türlü mal ve hizmet yükümlülüklerini kapsamaktadır. 143. Kanun’un 3. maddesinde seferberlik, devletin tüm güç ve kaynaklarının, başta askerî güç olmak üzere, savaşın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hazırlanması, toplanması, tertiplenmesi ve kullanılmasına ilişkin bütün faaliyetlerin uygulandığı, hak ve özgürlüklerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandığı hâl; genel seferberlik, ülkenin tümüne yönelik bir tehdidin karşılanması, mevcut bütün güç ve kaynakların kullanılabilmesi için ülkenin bütününde uygulanan seferberlik; kısmi seferberlik, ülkenin bir veya birden fazla bölgesinde uygulanan ve bütün güç ve kaynakların kullanılmasını gerektirmeyen seferberlik; seferberlik hâli de seferberlik faaliyetinin başlatıldığı gün ve saatten, kaldırıldığı güne kadar devam eden durum; savaş, devletin bekasını temin etmek, millî menfaatleri sağlamak ve millî hedefleri elde etmek amacıyla, başta askerî güç olmak üzere devletin maddi ve manevi tüm güç ve kaynaklarının hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan kullanılmasını gerektiren silahlı mücadele; savaş hâli, savaş ilanına karar verilmesinden, bu hâlin kaldırıldığının ilan edilmesine kadar devam eden süre içinde hak ve özgürlüklerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandığı durum olarak tanımlanmıştır. 144. 4. maddenin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca seferberlik ve savaş hâli ile barış döneminde yapılacak işlemler için mevcut teşkilatlanma da dikkate alınarak, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarına görevler verilecek, bunlardan gerekli görülenlerde teşkilat kurulacak, mevcut kanunlardaki hükümlere ilave olarak seferberlik ve savaş hâlinin gerektirdiği görevler Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenecektir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde TSK’da seferberlik işlemleriyle ilgili kadro ve teşkilatlanmanın, Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirleneceği, dava konusu ikinci cümlesinde ise belirlenen bu kadro ve teşkilatın Bakanlıkça onaylanacağı hükme bağlanmıştır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 145. Dava dilekçesinde özetle; 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 117., 118., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 146. (1) numaralı CBK’nın 339/A maddesinde ise seferberlik sistemlerinin geliştirilmesi konularında çalışmalar yapmak ve tekliflerde bulunmak, TSK’nın seferberlik ve savaş hâli hazırlıklarıyla ilgili faaliyetlerini, Genelkurmay Başkanlığının planlaması doğrultusunda; kuvvet komutanlıkları, ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile koordine etmek Bakanlık bünyesinde bulunan Askeralma Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. 147. Kuralla TSK’da seferberlik işlemleriyle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığınca belirlenen kadro ve teşkilatlanmanın Bakanlıkça onaylanması öngörülmektedir. 148. 211 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile (1) numaralı CBK’nın 337. ve 509. maddeleriyle ilgili makamlara kendi teşkilat yapılarını belirleme yetkisi verilmiştir. 149. Bakanlık veya Genelkurmay Başkanlığı, (2) numaralı CBK’nın 14. maddesine göre Cumhurbaşkanının nihai onayı ile belirlenen kadroları artırma, eksiltme veya kadrolarda değişiklik yapma yetkisine sahip değildir. 150. 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine göre Genelkurmay Başkanlığı anılan mevzuat hükümlerini de dikkate alarak seferberlik işlemleriyle ilgili olarak TSK’nın ne şekilde teşkilatlandırılacağını ve bu teşkilat yapısı içerisinde kadroların nasıl dağıtılacağını belirleme yetkisine sahiptir. Kurala göre de Genelkurmay Başkanlığınca belirlenen kadro ve teşkilatlanma Bakanlığın onayına tabidir. 151. Bu kapsamda Genelkurmay Başkanlığı tarafından TSK’da seferberlik işlemleriyle ilgili olarak belirlenen kadro ve teşkilatlanmanın hiyerarşik olarak üst makam olan Bakanlığın onayına tabi kılınmasında idarenin bütünlüğü ilkesi ile Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olduğuna ve savaş zamanında Cumhurbaşkanı namına Başkomutanlık görevini yerine getireceğine ilişkin anayasal düzenlemelere aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 152. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 117. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117. ve 123. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. 5. Maddenin Birinci Fıkrasının (4) Numaralı Bendinde Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” İbaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” Şeklinde Değiştirilmesi a. İptal Talebinin Gerekçesi 153. Dava dilekçesinde özetle; Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların gerektirdiği hâllerde, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesinin veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması hususunda ilk elden tam ve doğru bilgi sahibi olan makamın silahlı kuvvetlerin komutanı ve Millî Güvenlik Kurulu üyesi olan Genelkurmay Başkanı olduğu, buna karşın dava konusu kuralla idarenin bütünlüğü ilkesine aykırı olarak iç işleyişi, askerî hiyerarşiyi ve disiplini bozacak şekilde görüş bildirme yetkisinin Bakana verildiği, bu durumun Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları arasındaki ilişkiyi de bozduğu ve hukuk devleti ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 117., 118. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 154. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 92. maddesi yönünden de incelenmiştir. 155. Anayasa’nın 92. maddesinin birinci fıkrasında “ Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. ” denilmektedir. 156. Bu kapsamda Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği hâllerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme hususunda TBMM’nin karar vermesi gerekmez. 157. Kanun koyucu da 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi ile Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların gerektirdiği hâllerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması hususunda karar vermede Cumhurbaşkanına yetki tanımıştır. 158. Kural ise Cumhurbaşkanının bu yetkisini kullanmadan önce Bakanın görüşünü almasını öngörmektedir. 159. Cumhurbaşkanının söz konusu yetkisi milletlerarası antlaşmaların gerektirdiği hâllere ilişkindir. Bu hususta Anayasa’nın 92. maddesinde kısıtlayıcı bir hüküm yer almadığından, yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkeleri ile takdir yetkisi kapsamında kanun koyucunun Cumhurbaşkanını yetkili kılması mümkündür. Bununla birlikte anılan ilkeler kapsamında kanun koyucu, Cumhurbaşkanının bu yetkiyi kullanmadan önce Bakanın istişari nitelikteki görüşüne başvurmasını da öngörebilir. 160. Ayrıca kuralla söz konusu yetkinin Genelkurmay Başkanı yerine Bakana verilmesi yönünden yapılan incelemede, 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçelerin bu kural yönünden de geçerli olduğu anlaşılmıştır. 161. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 92., 117. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 117. ve 123. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118 . maddesiyle ilgisi görülmemiştir. Ğ. Kanun’un 42. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının (a) Bendiyle 4678 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” İbaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. Genel Açıklama 162. 4678 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasına göre sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme yapılarak askerî eğitime alınırlar ve bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır. Bu kişiler astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Bu kişilerin sözleşme süreleri üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların talepleri hâlinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır. 163. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise s özleşme sürelerinin; seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hâl ile savaş hâllerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince ilgisine göre Bakanlığın veya İçişleri Bakanlığının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabileceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ …Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 164. Dava dilekçesinde özetle; 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 117., 118., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 165. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 166. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “ IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı ” üst başlığı altında 70. Maddede kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. “ Hizmete girme ” başlıklı maddenin birinci fıkrasında “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. ” denilmek suretiyle hakkın tanımı yapılmış, ikinci fıkrasında ise “ Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez. ” Denilmek suretiyle hizmete alınmada sadece görevin gerektirdiği nitelikler itibarıyla ayrım yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı da güvence altına aldığını belirtmiştir (AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48; E.2022/152, K.2023/66, 5/4/2023, § 13). Kamu hizmetinden ayrılmanın da anılan hak kapsamında değerlendirilmesi gerekir. 167. Kural seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hâl ile savaş durumunda astsubayların sözleşmesinin taleplerine bağlı olmaksızın uzatılması hususunda idareye yetki vermek suretiyle bu kişilerin zorunlu olarak kamu hizmetinde bulunmalarına imkân sağlamaktadır. Bu nedenle kuralla kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirilmektedir. 168. Kuralda sözleşme süresinin uzatılmasını gerektiren hâller bunun kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 169. Millî güvenlik hizmetleri, yurt içinden veya yurt dışından ülkeye yönelecek saldırılara karşı silahlı kuvvetlerin her zaman hazır olmasını ve bu tehditlere en kısa zamanda müdahale edebilecek durumda bulunmasını gerektirmektedir. Bu kapsamda rütbe, sınıf ve sayı itibariyle yeterli sayıda askerî personelin ülkeye yönelebilecek iç ve dış saldırılara karşı hazır bulundurulması gerekir. 170. Kuralla savaş, seferberlik ve silah kullanılmasını gerektiren önemli durumlarda astsubayların sözleşme süresinin uzatılabileceği öngörülmek suretiyle söz konusu dönemlerde ülke savunmasının etkili şekilde gerçekleştirilmesine katkıda bulunulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın meşru amaca yönelik olduğu açıktır. 171. Kuralla sözleşmeli astsubayların kanunda öngörülen sözleşme sürelerinin sona ermesine rağmen olağanüstü dönemlerde de çalıştırılmalarına imkân tanınmak suretiyle anılan dönemlerde ortaya çıkabilecek personel ihtiyacının giderilerek ülke savunmasının etkili bir şekilde yerine getirilebilmesinin sağlanabileceği açıktır. Dolayısıyla kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır. 172. Bunun yanı sıra söz konusu kamu görevlilerinin sözleşmesinin zorunlu olarak uzatılmasının seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hâl ile savaş durumu gibi oldukça sınırlı durumlarda gerçekleşeceği ve bu dönemlerde de önceden olduğu gibi bu kişilerin mali ve sosyal haklardan yararlanmaya devam edecekleri dikkate alındığında kuralda öngörülen meşru amacın gerçekleştirilmesinden kaynaklanan kamusal yarar ile ilgililerin sözleşmesinin uzatılması nedeniyle katlanacakları külfet arasında makul dengenin ortadan kaldırıldığı söylenemez. Bu nedenle kuralla kamu hizmetine girme hakkına getirilen sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 173. Ayrıca kuralla sözleşmenin uzatılması yetkisinin Genelkurmay Başkanlığı yerine ilgisine göre İçişleri Bakanlığı veya Bakanlığa verilmesi yönünden yapılan incelemede, 7281 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçelerin bu kural yönünden de geçerli olduğu anlaşılmıştır. 174. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 70. ve 117. maddelerine aykırı değildir. Kuralın Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 70. ve 117. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 118. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 175. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya TBMM İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 176. 7281 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının i kinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan cümlenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 177. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında ” Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 178. 7281 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle 4752 sayılı Kanun’un 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresi ile 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının ibare değişikliği yapılan ikinci cümlesinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibare ve cümleye ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 179. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. 31. maddesiyle 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresine, 2. 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasının i kinci cümlesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine, yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibareye ve değişikliğe ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, B. 1. 8. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” ibaresinin “ ...disiplin amiridir. ” şeklinde değiştirilmesine, 2. 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresine, 3. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresine, 4. 24. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine, 5. 42. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının; i. (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan“ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine, ii. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine, b. (2) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin; (1). Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesine, (2). İkinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesine, ii. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesine, iii. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” ibaresine, c. (3) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümleye, ii. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” ibaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” şeklinde değiştirilmesine, ç. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” şeklinde değiştirilmesine, yönelik iptal talepleri 17/10/2024 tarihli ve E.2021/44, K.2024/172 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye, ibarelere ve değişikliklere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, C. 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un 7. maddesinin başlığında yer alan “ Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesine yönelik iptal talebi hakkında 17/10/2024 tarihli ve E.2021/44, K.2024/172 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu değişikliğe ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 17/10/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 8. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” ibaresinin “ ...disiplin amiridir. ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince OYÇOKLUĞUYLA, C. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve 6216 sayılı Kanun’un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince OYÇOKLUĞUYLA, Ç. 24. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 7. maddesinin; 1. Başlığında yer alan “ Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE, 2. Birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, D. 31. maddesiyle 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, E. 42. maddesinin; 1. (1) numaralı fıkrasının; a. (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasının; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, ii. (1). İkinci cümlesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, (2). İkinci cümlesinin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, b. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. (2) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin; i. Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, ii. İkinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, c. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 3. (3) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” ibaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 4. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 17/10/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOYLAR VE FARKLI GEREKÇE I) KARŞIOYLARIM 1. 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla yapılan bazı değişikliklerin iptal isteminin reddine ilişkin aşağıda yer alan konulardaki çoğunluk gerekçesine katılamıyorum. A) Kanunun 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresi ile Kanunun 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresi 2. İncelenen kural ile dernek kurmak isteyen kimseler tek tip bir dernek kurmaya veya üye olmaya mecbur bırakılmaktadır. Kanuna göre silahlı kuvvetler personeli olarak emekli olan kimseler ismi dahi belirlenmiş olan tek bir derneğin üyesi olmak zorundadır. Buna karşın Anayasa’nın 33. maddesi uyarınca Devletin örgütlenme özgürlüğüne müdahil olmaması, aksine özgürlüğün gerçekleştirilmesi ve korunması için gerekli tedbirlerin alınması konusunda pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekir. İncelenen kuralda ise aynı veya benzer kurumlardan emekli olanların anayasal dernek kurma özgürlüklerine müdahale edilip kuruluş ve çalışma prensiplerini düzenleyen tüzüğü dahi empoze edilmiş tek bir derneğe üye olmaları zorunlu tutulmaktadır. Böyle bir düzenleme örgütlenme özgürlüğünün negatif boyutu bakımından yapılan bir müdahale niteliğindedir. Devlet Kanundaki bu kural ile, temel haklar kuramı bağlamında temel yükümlülüğü olan “özgürlüğe müdahale etmeme” görevine aykırı davranmaktadır. Bu nedenle kuralın iptal edilmesi gerekmektedir. 3. Öte yandan Anayasa’nın 33. maddesi uyarınca herkes önceden izin almaksızın dernek kurma özgürlüğüne sahiptir. incelemeye konu kurallarda ise hukuki sonucuyla ilgili bir belirleme yapılmamakla birlikte askerlik mesleği boyutu bakımından İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın görüşünün alınması öngörülmüştür. İlk olarak belirtelim ki demokratik bir toplumda herhangi bir kurumdan emekli olup dernek kurma özgürlüğüne sahip vatandaşların kuracağı derneğin tüzüğü hakkında görüş alınmasına neden ihtiyaç duyulduğu anlaşılamamaktadır. Bu durum kuralın meşru amacının bulunmadığını göstermektedir. İkincisi, bu görüş ne için alınır? Dernek Tüzüğü’nün yasaya uygunluğu için olamaz, çünkü bu husus ilgili Kanunların genel hükümlerinde zaten yer almıştır. Burada kastedilen görüş silahlı kuvvetlerin mesleki gereklilikleri bakımından Tüzüğün denetlenmesi ve uygun olmadığı durumda uygunluk sağlanması için değiştirilmesi amacını taşımaktadır. Kuralda görüş aykırılığı halinde ne yapılacağı yer almamış ise de idari süreç içerisinde bu uyumun idarenin yumuşak gücüyle sağlanmasının amaçlandığı, dolayısıyla dernek kurma özgürlüğüne bir sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. 4. Kuralların gerekçesinde 2847 sayılı Kanun’a tabi olarak kurulan derneklerin tüzel kişilik kazanması ve dernek tüzük değişiklikleriyle ilgili yapılacak işlemin, 27/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesiyle uyumlu hâle getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Medeni Kanun ve Dernekler Kanununda derneklerle ilgili genel kurallardan ayrılma sonucunu doğuran bu sınırlama sebebinin meşru amacı anlaşılamamaktadır. Öte yandan kurallara konu dernek mensuplarının askerlik hizmeti yapmış kimseler ile yakınları olacağı için sınırlamanın Anayasa’nın 33/6. maddesindeki silahlı kuvvetleri mensuplarının görevlerinin gerektirdiği nedenlere dayalı olduğu ileri sürülebilir. Ancak dernek kurucu ve üyelerinin halen silahlı kuvvetler mensubu olmayan kimselerden teşekkül etmesi karşısında bu sınırlama nedeninin de Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebiyle bağdaşmadığı görülmektedir. Bu durumda açıklanan gerekçeler karşısında anılan sınırlamanın demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı söylenemeyeceğinden kuralların Anayasa’nın 33. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. B. Kanunun 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesindeki ve (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” ibarelerinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesi 5. İncelemeye konu kurallar ile garnizon komutanlığı görevinin belirlenmesine ilişkin yetki değiştirilmektedir. Değişiklik öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki, değişen kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. Düzenlemeinn 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında CBK’nın 338. maddesi kapsamında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Nitekim 338. madde ile Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumlu olduklarının hükme bağlandığı görülmektedir. Bununla birlikte Anayasanın 117. maddesinin değişik 3. fıkrasında Genelkurmay Başkanının Silahlı Kuvvetlerin komutanı olduğunun belirtildiği gözetildiğinde, kanunla yapılan değişikliğin bu Anayasa kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. 6. Anayasanın 123. maddesi uyarınca idare kuruluş ve görevleriyle bir bütündür. Anayasal bir ilke olan idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak idarenin alt ve üst birimlerinin bir uyum ve ahenk içerisinde faaliyet gösterebilmesi için kullanılan hukuki araçlardan biri hiyerarşi yetkisi dir. Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıkları bir bütün olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini oluşturmaktadır. Aynı idari teşkilat içerisindeki Genelkurmay Başkanının Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanı olmasından ve idarenin bütünlüğü ilkesinden kaynaklanan hiyerarşik yetkileri bulunmaktadır. Ayrıca bu hiyerarşik yetki Genel Kurmay Başkanlığı yönünden Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Kanunla yapılan düzenlemelerde bu durumun gözetilmesi zorunludur. Garnizon komutanlığı görevinin belirlenmesinin Genel Kurmay Başkanlığı hiyerarşi yetkisi içerisinde bir konu olduğu ve bu yetkinin o yerdeki askeri makamların hiyerarşileri gözetilerek belirlenmesi gerektiği açıktır. Buna rağmen Genel Kurmay Başkanı’nın görüşünün alınması gereği dahi duyulmadan yetkinin doğrudan Milli Savunma Bakanına verilmiş olmasının Anayasa’nın 117. ve 123. maddelerine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. C. 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. Maddesinin Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...” şeklinde değiştirilmesi, yine ikinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...” şeklinde değiştirilmesi ve 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesi 7. Kurallarda sözü edilen kadroların tespit edilmesi, albay miktarının belirli bir orana kadar artırılması, astsubay kadrolarının her yıl tespit edilmesi konularında Milli Savunma Bakanlığı’na yetki verilmesi, kamu görevinin yürütülmesiyle ilgili olarak kadro ihdası niteliğindedir. Kadro ihdası ise bir yönüyle Anayasa’nın 128. maddesiyle, diğer yönüyle 123. maddesiyle, ilgilidir. Anayasanın 123/1. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir. AYM daha önce verdiği bir kararda kadronun bir kurumun kuruluşunun bir parçası olduğunu ifade etmiştir (AYM 1965/32 E. – 1966/3 K. 4.2.1966). 8. İkinci olarak kadroların ve kamu personelinin maaş, sosyal haklar ve benzeri özlük haklarıyla ilgili düzenlemelerin Anayasanın 128. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasanın 128. maddesi uyarınca “ Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir ”. Bu husus Mahkememizin bir kararında; “kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve ödenekleri ve diğer özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır” (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007) şeklinde ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere bu hüküm uyarınca kadrolara ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılması anayasal bir zorunluluktur. 9. Ayrıca yukarıda belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında kadro ihdası konusunun kanunla düzenlenmesi gerektiğini belirttiği gibi, kadro düzenlemesini bütçe hakkıyla ilişkilendirerek yasama alanına ilişkin bir konu olarak da değerlendirmiştir (bkz. AYM 2016/47 E. – 2018/10, 14.2.2018, par. 35-36; AYM 2013/24 E. – 2013/133, 14.11.2013; AYM 1987/21 E. – 1988/25 K. 28.6.1988). Görüldüğü üzere AYM kararlarında kadro ihdası bütçe hakkı kapsamında (AY 87, 162) görülmüştür. 10. Diğer taraftan Anayasa’nın 123., 128. ve 162. maddeleri kapsamında kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda idareye yetki vererek Anayasa’nın yasama yetkisinin devredilemeyeceğine ilişkin 7. maddesine de aykırı hareket edilmiştir. Belirtilen nedenlerle kuralların iptal edilmesi gerekmektedir. II. FARKLI GEREKÇE 11. 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanunun 46. Maddesinin i kinci cümlesinde yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesine ilişkin iptal kararına aşağıda yazdığım ek gerekçe ile birlik katılmaktayım. 12. Yukarıda kadro ihdasıyla ilgili olarak açıkladığım gerekçeler dolayısıyla kamu kurumlarında yürütülecek asli ve sürekli görevlere ilişkin olarak kadro oluşturulması Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca da kanunla düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır. Nitekim aynı yerde değinildiği üzere bu husus Anayasa Mahkemesinin bir kararında; “kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve ödenekleri ve diğer özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır” (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007). Kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun idareye yetki verilerek düzenlenmesi ise yasama yetkisinin devredilmezliği şeklindeki Anayasa’nın 7. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla incelenen kuralın iptal edilmesinin, belirtilen Anayasa’ya aykırılık nedenleri dolayısıyla da zorunlu olduğu görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ A) Kanun’un 20. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” İbaresi Yönünden 1. 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği; ikinci cümlesinde m ülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Millî Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği hükme bağlanmıştır. 2. Anayasa’nın 33. maddesiyle güvence altına alınan dernek hakkı; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma ve bu çerçevede dernek hakkını da kapsamaktadır (AYM, E.2021/59, K.2021/90, 16/12/2021, § 13). 3. Örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olan dernek hakkı; kişi açısından, dernek kurma özgürlüğünün yanı sıra derneğe üye olma, derneğin etkinliklerine katılma ve mensuplarının menfaatlerini korumak üzere faaliyetlerde bulunma gibi hakları da içermektedir. Dernekler ise belirli bir amacın gerçekleştirilmesi ya da izlenmesi için kişilerin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirdikleri, örgütlenmiş ve tüzel kişilikle donatılmış kişi topluluklarıdır. Anayasa'nın 33. maddesi temel olarak dernek hakkının kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 102). 4. Dernek tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydıyla ilgili derneğin tüzel kişilik kazanacağı dikkate alındığında dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında İçişleri Bakanlığının ve Millî Savunma Bakanlığının görüşünün alınmasını öngören kural dernek kurma özgürlüğünü sınırlamaktadır. İlgili Bakanlıkların bu görüşünün mülki amir açısından bağlayıcı olup olmadığı konusunda Kanunda bir düzenleme bulunmamakla beraber adı geçen Bakanlıkların olumsuz görüş bildirmesi derneğin kurulmasına önleyebilir. 5. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir. 6. Kuralın gerekçesinde 2847 sayılı Kanun’a tabi olarak kurulan derneklerin tüzel kişilik kazanması ve dernek tüzük değişiklikleriyle ilgili yapılacak işlemin, 27/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesiyle uyumlu hâle getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanmaktadırlar. 7. Kurucuları ve üyeleri TSK’dan ayrılanlar ile bunların eşleri ve dul ve yetimlerinden oluşan Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği tüzüklerinin İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra incelenmesi yoluyla dernek kurma özgürlüğüne getirilen sınırlama Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına… kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir” şeklindeki sınırlama sebebiyle bağdaşmamaktadır. Çünkü yukarıda anılan derneklerin kurucuları ve üyeleri artık TSK mensubu değildir. 8. Kanun kapsamında olan Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği ile Türkiye Muharip Gaziler Derneği henüz TSK’dan ayrılmamış asker kişilerin de bu derneklerin kurucusu veya üyesi olabilecekleri gözetildiğinde dernek kurma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meşru bir amaca dayandığı görülmekle beraber bu derneklerin tüzel kişiliklerini kazanmasından sonra ilgili bakanlıkların bu tüzük ile ilgili görüşlerine başvurulabileceği ve derneğin feshine yönelik bir sürecin de bulunduğu dikkate alındığında kuralın bu yönüyle zorunlu demokratik bir ihtiyacı da karşılamadığı anlaşılmaktadır. 9. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırılık taşıdığı gerekçesiyle çoğunluk kararına katılmadım. B) Kanun’un 23. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 4. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” İbaresi Yönünden 10. 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresiyle ilgili yukarıda belirttiğim gerekçeler bu kural yönünden de geçerli olduğundan, kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırılık taşımaktadır. C) Kanunun 46. Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde ve 50. Maddesinde Yer Alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” İbarelerinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” Şeklinde Değiştirilmesi Yönünden 11. Dava konusu kurallar öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. 12. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/04/2022, § 15; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 21). 13. Kanun koyucunun belli bir konuda genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına bireysel veya düzenleyici bir işlem yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir (düzenleyici işlemlere ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 22). 14. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. İ darenin bütünlüğü ilkesinin bir gereği olan hiyarşi bir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade etmekte olup, bu yetki emir ve talimat verme, disiplin, atama, terfi, astın işlemlerini hukukilik ve yerindelik bakımından denetleme, düzeltme, iptal etme gibi yetkileri içermektedir (AYM, E.2020/59, K.2023/53, 22/03/2023, § 10). 15. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre de memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir. Yürüttükleri kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında garnizon komutanlarının genel idare esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdiği, dolayısıyla bunların Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında diğer kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gerektiği ve garnizon komutanının atanmasına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği açıktır. 16. 211 sayılı Kanun’un 45. maddesine göre ise garnizon içinde birden fazla kıta, karargâh veya askerî kurum bulunabilir. 17. Kurallarla garnizon komutanının kıta komutanları veya kurum amirleri arasından Millî Savunma Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmış ise de kuralda atanacak kıta komutanı ve kurum amirinin, garnizonda görevli diğer kıta komutanı veya kurum amiri ile aynı ya da üst rütbede olması gerektiği yönünde bir hükme yer verilmemiştir. Bu durumda garnizon komutanının belirlenmesi hususunda Millî Savunma Bakanlığının ast-üst ilişkisini gözetmesini sağlayacak bir çerçeve kuralda yer almamaktadır. 18. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğundan çoğunluk kararına katılmadım. D) Kanunun 41. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” ve İkinci Fıkrasının (II) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı...” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” Şeklinde Değiştirilmesi Yönünden 19. Dava konusu kadrolara ilişkin düzenlemelerin genel çerçevesinin kanunla belirlenmesi gerekirken idareye sınırları belirli olmayan, öngörülemez bir takdir yetkisinin tanınması Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı düşmektedir. 20. E) 89.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Maddede Yer Alan “...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” İbaresinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” Şeklinde Değiştirilmesi Yönünden 21. Bir önceki kuralda belirttiğim gerekçe bu kural için de geçerli olduğundan, kuralın Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞI OY GEREKÇESİ 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 1- 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresinin, 2- 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. 1) Kanun’un 20. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresi 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği; ikinci cümlesinde m ülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği; üçüncü cümlesinde de bu Kanun’a ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise derneğin, Dernekler Kütüğüne kaydedileceği ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan ikinci cümlede yer alan “… İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Anayasa’nın 33. maddesiyle güvence altına alınan dernek kurma hakkı; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Dernek tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydıyla ilgili derneğin tüzel kişilik kazanacağı gözetildiğinde dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınmasını öngören kural dernek kurma özgürlüğünü sınırlamaktadır. Anayasa’nın 13. maddesi gereği temel bir hak olan dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 33. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bu özgürlük millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk ile başkalarının özgürlüklerinin korunması sebepleriyle sınırlanabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesine göre dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. Anayasa’nın 33. maddesinin ilk fıkrasında açıkça herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmekte iken kuraldaki ibareler derneklerin kurulması sürecinde İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşlerinin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum ise Anayasa’nın ilgili maddesinde geçen "önceden izin almaksızın" şeklindeki sözüne açıkça aykırılık teşkil etmekte ve dernek kurma özgürlüğü açısından önemli bir güvenceyi ortadan kaldırmaktadır. İlgili Bakanlıkların dernek tüzüklerini inceleme sürecinin ne kadar süreceği, inceleme neticesinde ilgili bakanlıkların olumsuz görüş vermesi halinde ne olacağı gibi belirsizlikler dernek kurma girişimlerini de geciktirebilecektir. Bu durum ise kamu makamlarının dernek kurma özgürlüğüne keyfi müdahalesine sebep olabilecektir. Diğer yandan kural, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlama güvencelerine de aykırılık teşkil etmektedir. Zira askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla söz konusu derneklerin kurulabileceği gözetildiğinde özellikle kurucuları ve üyeleri TSK’dan ayrılanlar ile bunların eşleri ve dul ve yetimlerinden oluşan Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği açısından bunların tüzüklerinin İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra incelenmesi yoluyla dernek kurma özgürlüğüne yapılan sınırlamanın anılan meşru amaçla ilgili olmadığı, nitekim bu derneklerin kurucularının ve üyelerinin TSK’dan ayrılmış kişiler ve bunların yakınlarının olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan sınırlama sebebinin de gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Kanun kapsamında olan Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği ile Türkiye Muharip Gaziler Derneği bakımından ise henüz TSK’dan ayrılmamış asker kişilerin de bu derneklerin kurucusu veya üyesi olabilecekleri gözetildiğinde dernek kurma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meşru bir amaca dayandığı kabul edilse dahi bu derneklerin tüzel kişiliklerini kazanmasından sonra ilgili bakanlıkların bu tüzük ile ilgili görüşlerine başvurulabileceği ve derneğin feshine yönelik bir sürecin de bulunduğu gözetildiğinde kuralın bu yönüyle zorunlu demokratik bir ihtiyacı da karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 2) Kanun’un 23. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 4. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresi 2847 sayılı Kanun’da 7281 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği 2847 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup anılan Kanun’un 6. maddesinde de bu Kanun’la kurulması öngörülen derneklerin dışında aynı amacı güden, bu derneklerin isimleriyle veya bunların isimlerinin baş ve sonuna ekler yaparak veya asker, gazi, muharip, askerî okul adlarını veya benzeri isimleri kullanarak dernek kurulamayacağı hükme bağlanmıştır. Mevcut uzman erbaş derneklerinin hukuki durumu ise Kanun’un geçici 4. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre maddenin yayım tarihini müteakip Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. Dava konusu kuralın bulunduğu maddede Dernek kurucu heyetlerinin, 5253 sayılı Kanun ve 2843 sayılı Kanun’da öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorunda olduğu, mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği ve 3. madde hükümlerine göre işlem tesis edeceği düzenlenmiştir. İkinci cümlede yer alan “…İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Üye Rıdvan GÜLEÇ KARŞIOY GEREKÇESİ ve EK GEREKÇE 1. Mahkememiz çoğunluğunun 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ilgili gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde ulaştığı kanaatlere, aşağıda belirttiğim kurallarda, açıklayacağım gerekçelerle katılmamaktayım. Yine aşağıda belirteceğim bir kurala ilişkin Mahkememiz iptal kararına aşağıda belirteceğim ek gerekçe ile katılmaktayım. A. Kanun’un 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ve bu Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer verilen “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresi: 2. Dava konusu ibarelerden ilkinin yer aldığı 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası “Bu Kanuna göre kurulacak derneklerin tüzükleri ilgili mülki amire verilir. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler. Bu Kanuna ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise dernek, Dernekler Kütüğüne kaydedilir ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanır.” biçiminde üç cümle halinde düzenlenmiştir. 3. Görüldüğü üzere bu fıkra ile bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin Dernekler Kütüğüne kaydedilip kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanmadan önce tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği ve mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği ve bu süreçte bu Kanun’a ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaması şartının sağlanması gerektiği öngörülmektedir. 4. Dava konusu ibarelerden ikincisinin yer aldığı 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddede ise Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği bu Kanun kapsamına alınmış olmasından hareketle önceden kurulmuş uzman erbaş derneklerinin hukuki durumu bağlamında birinci fıkranın (a) bendine göre kurucu heyette görev alacak kişilerin belirlenmesi akabinde dernek tüzüğünün hazırlanması ve mülki amire verilmesi ile ilgili yine dava konusu ilk ibarede yer alan sürecin aynısının takibi öngörülerek mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği ifade edilmektedir. 5. Görüldüğü üzere iki ibare de derneklerin kurulması süreçlerinde aynı hususları düzenlemektedirler. Bu yönü ile her iki dava konusu ibarenin Anayasa’ya uygunluk denetimindeki gerekçeler ortak olduğundan kuralların değerlendirilmesinde ortak gerekçeler ifade edilecektir. 6. Dava konusu ibarelerden ilkinin yer aldığı 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası dernek kurma özgürlüğüne müdahale etmektedir. Burada dava konusu ibarenin anlamını fıkradaki düzenlemenin bütünü ile birlikte ortaya koymak ve bu şekilde ortaya çıkan anlamıyla ibareyi Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tutmak gerekmektedir. Aksi bir yaklaşım sağlıklı bir denetim yapılması imkanının ortadan kaldıracaktır. 7. Görüldüğü üzere bu Kanun kapsamında kurulacak derneklerde tüzüğün mülki amire verilmesi, mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü incelemesi ve bu Kanun’a ve Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise Dernekler Kütüğüne kaydedilerek tüzel kişilik kazanması dernek kurma özgürlüğüne bir sınırlama getirmektedir. Bu bağlamda çoğunluk kararında kurala ilişkin yapılan değerlendirmede kuralın dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getirmediği (§ 35) görüşüne katılmak mümkün değildir. 8. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı öngörülmektedir. 9. Bu bağlamda dava konusu ibarelerin dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir sınırlama olduğu ve bu sınırlamanın açık bir kanun hükmüne dayandığını öncelikle ifade etmek gerekir. Zira dava konusu ibarenin içinde yer aldığı fıkra hükümleri dernek kurma sürecinde kurulacak derneğin tüzüğünün mülki amire verilmesini ve mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü incelemesini ve belirtilen kanunlara bir aykırılık bulunmaması halinde ancak derneğin tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydedilerek dernek tüzel kişiliğinin kazanılacağını ifade etmektedir 10. Dolayısıyla bu aşamadan sonra bahse konu sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtildiği üzere Anayasa’nın sözüne aykırı olup olmadığına bakmak gerekmektedir. Dernek kurma özgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 33. maddesinin ilk fıkrasında açıkça herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda derneklerin kurulması sürecinde dava konusu ibare olarak İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınması önceden izin alma noktasında sorun teşkil eden ve bu yönü ile dernek kurmayı bu iki Bakanlığın olumlu görüşüne ve dolayısıyla iznine bağlayan bir anlama sahiptir. Bu yönü ile dava konusu ibarenin Anayasa’nın 33. maddesinin ilk fıkrasının “önceden izin almaksızın” şeklindeki sözüne aykırı olduğu açıktır. 11. Hal böyle iken Anayasa’nın 33. maddesinin birinci fıkrasındaki “önceden izin almaksızın” şeklindeki açık hüküm karşısında çoğunluk kararındaki yaklaşım esasında dernek kurma özgürlüğünün uygulamada Anayasa’da öngörüldüğü biçimde kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Böyle bir yaklaşım ise Anayasa’nın dernek kurma özgürlüğünün kullanımı noktasındaki önemli bir güvencesini uygulamada tamamen anlamsız hale getirebilecektir. 12. Ek olarak ilgili Bakanlıkların görüşünün alınıp kurulacak dernek tüzüğünün incelenmesi süreci de dernek kurma girişimlerini sürüncemede bırakabilecektir. Zira kuralda bu tüzük incelemesinin ne kadar süreceği, inceleme sonucunda aykırılık ve noksanlık bulunduğunda ne olacağı ve bu inceleme sürecinin nasıl sonuçlanacağı ile ilgili yeterli bir detay düzenleme öngörülmüş değildir. Oysa Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulanmakta olduğu üzere dernek kurma özgürlüğünün kullanılması sırasında Anayasa'nın 33. maddesi aynı zamanda kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı korunmayı da amaçlamaktadır. (Bkz.: AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 102). 13. Anayasa’ya uygunluk denetimi ile ilgili olarak Anayasa’nın sözüne aykırılık yanında ayrıca dava konusu ibarenin dernek kurma özgürlüğüne yönelik getirdiği sınırlamanın meşru amacı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir sınırlama olması noktasında da sorunlar olduğunu ve dava konusu ibarenin bu yönü ile de Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelere aykırılık taşıdığını ifade etmek gerekir. Bununla birlikte Anayasa’nın sözüne aykırılık kuralın Anayasa’ya aykırılığını tespit etme noktasında yeterli olduğu için diğer aykırılık gerekçelerine daha fazla yer vermeye gerek bulunmamaktadır. 14. Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ve bu Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer verilen “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibarelerinin Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. B. Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibareleri: 15. Dava konusu ibarelerin yer aldığı kuralların ilki olan Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağının Milli Savunma Bakanlığınca düzenleneceği öngörülmektedir. İkinci ibarenin yer aldığı Kanun’un 50. maddesinde ise Kanun’un 45 ila 49 maddeler arasında sıralananlar dışında veya istisnai haller karşısında garnizon kumandanlığı görevinin hangi kıta kumandanı veya kurum amiri tarafından yapılacağının Milli Savunma Bakanlığınca düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır. 16. Bununla birlikte ilk ibarenin yer aldığı kuralda garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağına ilişkin ve yine ikinci ibarenin yer aldığı kuralda ve onun referansta bulunduğu “yukarıdaki” maddelerde (madde : 45-49) kuralın düzenlediği konulara ilişkin yeterli bir belirlemede bulunulmuş değildir. Dolayısıyla dava konusu ibarelerin yer aldığı kurallarda veya Kanun’un başka maddelerinde her ne kadar garnizon komutanının kıta komutanları veya kurum amirleri arasından Milli Savunma Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmış ise de, atama, rütbe ve ast üst ilişkilerine ilişkin somutlaştırmayı sağlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. 17. Oysa bu konulara ilişkin temel çerçevenin kanunla çizilmesi Anayasa’nın 7. maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin bir gereğidir. Bu bağlamda yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi kanun koyucuya bu konuyu ana hatları ile düzenleme yükümlülüğü getirmektedir. 18. Esasında Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrası gereğince memurlar ile diğer kamu görevlilerinin görev, yetki, hak, yükümlülük ve diğer özlük haklarının kanunla düzenlenmesi zorunlu olduğuna göre bu konudaki temel çerçevenin kanunla düzenlenmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. 19. Ek olarak Anayasa’nın 123. maddesi gereğince idarenin kuruluş ve görevleri ile bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldüğüne göre burada dava konusu ibarelerin yer aldığı kurallardaki düzenlemelerin idarenin bütünlüğü yönü ile silahlı kuvvetlerdeki hiyerarşik ilişkideki ast üst ilişkisini kanunla belirlemeyi elzem hale getirmektedir. 20. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (Bkz.: AYM, E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 22). 21. Yukarıda sıralanan sebeplerle silahlı kuvvetler gibi emir komuta ve dolayısıyla ast üst ilişkisinin çok daha fazla önem arz ettiği ve gerekli olduğu idari birimlerde bu biçimdeki bir belirleme yapılmadan kanunda sadece genel hükme yer verilmesi idarenin oluşumu ve görev ve yetkileri boyutu ile önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönü ile dava konusu ibarelerin yer aldığı kurallarda temel bir çerçevenin bulunmaması belirsizlik yönü ile Anayasa’ya aykırılık sonucunu doğurmaktadır. 22. Bu gerekçeyle Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ve (c) bendiyle anılan Kanun’un 50. maddesinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibarelerinin Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. C. Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ve ikinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer verilen “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” ibareleri, (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümle: 23.Dava konusu “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...” ibarelerinin yer aldığı hükümlerde silahlı kuvvetlerdeki subay hizmet kadroları ile ilgili rütbe, sınıf ve branşlar konularını da içeren kadro belirlemeleri ile ilgili hükümler yer almaktadır. 24. Dava konusu “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibaresinin yer aldığı 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde ise açıkça Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadrolarının her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığınca tespit edileceği hüküm altına alınmaktadır. 25. 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen dava konusu “ Belirlenen bu kadro ve teşkilat Milli Savunma Bakanlığınca onaylanır.” şeklindeki ikinci cümle ise açıkça belirlenen kadrolarla ilgili onay işlemini düzenleme konusu yapmaktadır. 26. Görüldüğü üzere bu başlık altında ele alınan dava konusu ibareler ve zikredilen dava konusu cümle kadro ile ilgili düzenlemeler niteliğindedirler. İbare ve kurallar kadro ile ilgili değişik boyutları düzenleyen niteliğe sahip olduklarından burada tümünü kadro ile ilgili düzenlemeler olarak kabul edip karşıoy gerekçesindeki değerlendirmeler buna göre ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu karşıoydaki temel gerekçeler 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümle hükmü etrafında oluşturulacaktır. 27. Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümle hükmünün anlamı fıkranın birinci cümlesi de dikkate alındığında daha sağlıklı biçimde belirlenmiş olacaktır. Fıkranın birinci cümlesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde seferberlik işlemleriyle ilgili kadro ve teşkilatlanmanın Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirleneceği düzenlenmekte, ikinci fıkrada ise belirlenen bu kadro ve teşkilatın Milli Savunma Bakanlığınca onaylanacağı öngörülmektedir. 28. Görüldüğü üzere esasında burada kadro ile ilgili hususların düzenlendiği kullanılan ifadelerden de kolaylıkla anlaşılmaktadır. Nitekim bu fıkrada ilgili kadro ve teşkilatlanmanın Genelkurmay Başkanlığı tarafından “belirlenmesi” ve belirlenen bu kadro ve teşkilatın Milli Savunma Bakanlığınca “onaylanması” ifade edilmektedir. Yine bu başlık altında incelenen diğer dava konusu ibarelerin yer aldığı hükümlerde de subay ve astsubay kadrolarının Milli Savunma Bakanlığınca “tespit edileceği” öngörülmektedir. 29. Burada kuralın anlamını ortaya koyarken kadronun tespit edilmesi, kadronun belirlenmesi ve belirlenen kadronun onaylanması şeklindeki tasarrufların kadro ihdası anlamına geldiğini net bir şekilde ifade etmek gerekmektedir. Zira kadro ihdası şeklindeki tasarruf esasında kadronun belirlenip kabulünü gerektirmektedir. Dava konusu cümle de bu yönü ile aslında tam anlamıyla kadro ihdası şeklindeki bir düzenleme olarak kabul edilmelidir. 30. Bu bağlamda bu dosyada benim de katıldığım bir kurala ilişkin iptal kararında Mahkememiz çoğunluğu da “… Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilir” hükmündeki kadro ve teşkiller oluşturulabileceği ibaresini kadro ihdas etme yetkisi şeklinde kabul etmiş (bkz.: § 104) olmasına rağmen bu başlık altındaki kadrolarının her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığınca tespit edileceğini öngören hükümdeki dava konusu “tespit edilir” biçimindeki ifadeyi kadro ihdası olarak anlamlandırmamıştır. Kaldı ki buradaki kurallar diğerinden farklı olarak takdiri ifade niteliğinde metinde düzenlenmiş değillerdir. Çoğunluğun “oluşturulabilir” şeklinde düzenlenmiş olan kuralı kadro ihdası biçimde kabul edip “tespit edilir” ve “onaylanır” biçiminde düzenlenen kuralları kadro ihdası olarak değerlendirmemesinin hukuken savunulabilir ve öngörülebilir bir yaklaşım olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. 31. Gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde bu aşamadan sonra bakılması gereken husus ise bu biçimdeki kadro ihdası yetkisinin dava konusu kuralda kime verildiğidir. Fıkrada kadro ile ilgili olarak belirleme işlemi Genelkurmay Başkanlığınca, onaylama işlemi ise Milli Savunma Bakanlığınca yapılmaktadır. 32. Oysa Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında da ifade edildiği üzere kadro ihdası açıkça yasama organına ait bir yetkidir. Zira kadro ihdası bütçe hakkı ile doğrudan ilgili bir konu olup bu konudaki yetki demokratik ülke örneklerinde olduğu gibi ülkemizde de yasama organına ait temel bir yetki konumundadır. 33. Öyle ki Anayasa Mahkemesi bir kararında Koruma Yüksek Kurulu ve koruma kurullarının teşkilatlanması maksadıyla, Bakanlar Kurulu'na kadro iptal ve ihdası yetkisi veren dava konusu düzenlemeleri Anayasa'ya aykırı bulmuştur. (Bkz.: E.: 1987/21, K.: 1988/25, K. T. 28.6.1988). Yine bir diğer kararında Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun kadro unvanları ve sayılarının Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenmesini öngören kuralı, memurların görev ve sorumlulukları ile kadro ihdasının mutlaka kanunla yapılmasının önemli bir güvence olduğuna da vurgu yaparak Anayasa'nın 7., 123. ve 128. maddesi aykırı bulmuştur. (Bkz.: AYM, E.2002/32, K.2003/100, 20/11/2003). 34. Benzer şekilde Jandarma Genel Komutanlığı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile Sahil Güvenlik Komutanlığının 2017 yılı fiilî kadrolarının 2016 yılı sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunca belirleneceğini hüküm altına alan kuralı da bu birimlerin genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden personelinin Anayasa'nın 128. maddesi kapsamında olduğundan bunların kadroları,bu kadroların ihdas ve iptali ile ilgili kuralların da Anayasa'nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerektiğini belirterek iptal etmiştir. (Bkz.: E.: 2018/73, K.: 2019/65. K.T.: 24.07.2019, §§ 135-141). 35. 2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş sonrasında Mahkememiz ço ğ unluğu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi öngörülen idarelerdeki kadroların ihdasının bu idarelerin teşkilat yapısına ilişkin olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile de mümkün olduğunu kabul etmiştir. (Bu görüşün de açıkça Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatindeyim. Bu konudaki karşıoyumda ilgili gerekçe için bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020, §§ 6-22, 27-31, 33) Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yeni içtihadına göre kadro ihdası ancak kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılabilir. Bunun dışında idari bir işlemle kadro ihdası yapılması Anayasa’ya aykırı olacaktır. 36. Oysa dava konusu kuralla bir kadro ihdası gerçekleştirildiği açık olmasına rağmen Mahkememiz çoğunluk kararında bu konuda yine de bir Anayasa’ya aykırılık sonucuna ulaşılmamıştır. Bu yaklaşıma göre Mahkememiz çoğunluğu artık kanun ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yanında Bakanlığın idari bir işlemiyle de kadro ihdasına müsaade etmektedir. Bu yönü ile bakıldığında Milli Savunma Bakanlığının onay işlemi ile de kadro onaylanması ve dolayısıyla ihdası mümkün hale geldiğine göre gelinen bu yeni aşamada gerek kapsamı ve gerekse demokratik hukuk devletindeki tarihsel gelişimi ve şu andaki konumu boyutuyla bakıldığında bütçe hakkı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin oldukça önemli bir yetkisi aşırı derecede anlamsızlaştırılmış olmaktadır. 37. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ve ikinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...” ibareleri, (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlesinin kadro ihdası niteliği açık olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğundan iptal gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. D. Kanun’un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer verilen “...Milli Savunma Bakanlığınca...” ibaresi: 38. Fıkrada garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağının Milli Savunma Bakanlığınca düzenleneceği belirtildikten sonra bu görevin yürütülmesi maksadıyla iptali talep edilen ibarenin yer aldığı cümlede açıkça Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabileceği öngörülmektedir. 39. Esasında bu cümlenin de bir kadro ihdası anlamına geldiği açıkça fark edilmektedir. Zira cümlede “kadro ve teşkiller oluşturulabileceği” şeklindeki ifadeler kullanılmaktadır. Nitekim Mahkememiz çoğunluğu da bu kuralda kadro ihdası yapıldığı sonucuna ulaşarak kuralın Anayasa’nın 106. ve 123. maddelerine aykırılık gerekçesiyle iptaline hükmetmiştir. 40. Çoğunluğun iptal kararına katılmakla birlikte kadro ihdası içerdiği açıkça tespit edilen ibarenin Anayasa’nın 123. maddesi yanında aynı zamanda 7. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu kanaatindeyim. Bununla birlikte kuralın çoğunluk kararındaki Anayasa’nın 106. maddesine aykırı olduğu şeklindeki gerekçesine katılmamaktayım. Bu nedenle iptal kararına bu ek gerekçe ile katılmaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY A ) 1. Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin dava konusu edilmesi üzerine Mahkememiz çoğunluğunun “ iptal talebinin reddi gerekir ” şeklindeki görüşüne katılmamaktayım. 2. Dava konusu kuralın ilgili fıkrası şu şekildedir: “ Bu Kanuna göre kurulacak derneklerin tüzükleri ilgili mülki amire verilir. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler. Bu Kanuna ve Dernekler Kanununa aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise dernek, Dernekler Kütüğüne kaydedilir ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanır. ” 3. Dava konusu kural ile kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği, mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği, Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise derneğin, Dernekler Kütüğüne kaydedileceği ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanacağı hükme bağlanmıştır. 4. Anayasa’nın “Dernek Kurma Hürriyeti” başlıklı 33. maddesinde: “ Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar. Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir. Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır. ” denilmektedir. 5. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvence altına alınan dernek hakkı; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma ve bu çerçevede dernek hakkını da kapsamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 100; E.2021/59, K.2021/90, 16/12/2021, § 13). 6. Bu itibarla örgütlenme özgürlüğü; bireylere topluluk hâlinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Siyasi bir amacı olsun veya olmasın vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt, devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 101; Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §§ 31, 32). 7. Örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olan dernek hakkı; kişi açısından dernek kurma özgürlüğünün yanı sıra derneğe üye olma, derneğin etkinliklerine katılma ve mensuplarının menfaatlerini korumak üzere faaliyetlerde bulunma gibi hakları da içermektedir. Dernekler ise belirli bir amacın gerçekleştirilmesi ya da izlenmesi için kişilerin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirdikleri, örgütlenmiş ve tüzel kişilikle donatılmış kişi topluluklarıdır. Anayasa'nın 33. maddesi temel olarak dernek hakkının kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 102). 8. 2847 sayılı Kanun’un “ Amaç ve kapsam ” başlıklı 1. maddesine göre anılan Kanun Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar, Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar, Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Türkiye Muharip Gaziler derneklerinin tabi olacakları esas ve usulleri düzenlemektedir. 9. Kanun’un 2. maddesine göre Kanun kapsamındaki Türkiye Emekli Subaylar Derneği ile Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği emeklilik ya da maluliyet sebebiyle TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından ayrılan subay ve astsubaylar; Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği harp ve vazife malulü olanlar; Türkiye Muharip Gaziler Deneği savaşa katılanlar; Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından emeklilik, maluliyet ve sağlık nedeniyle ayrılan veya sözleşmesini yenilemeyerek ayrılan uzman erbaşlardan en az on yıl görev yapmış olanlar tarafından kurulur. 10. Dernek üyesi olabilecekler de Kanun’un 4. maddesinde sayılmıştır. Bu kapsamda Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneğinin derneklerin kurucuları ve üyeleri için askeri görevlerden ayrılma şartı aranmış iken diğer dernekler açısından ise derneğin kuruluş veya üyelik tarihi itibariyle asker olarak görev yapıp yapmadığına bakılmaksızın harp ve vazife malulü olanlar, savaşa katılanlar ile bunların eş, dul ve yetimleri derneğin kurucusu ve üyesi olabilirler. 11. Dernek tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydıyla ilgili derneğin tüzel kişilik kazanacağı gözetildiğinde dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınmasını öngören kural dernek kurma özgürlüğünü sınırlamaktadır. Zira ilgili bakanlıklardan görüş istenilmesi, görüşün bildirilmesi ve bu görüşün değerlendirilmesi bir süreç alacaktır. Bu süreçte dernek Dernekler Siciline kayıt edilemeyecek ve tüzel kişilik kazanamayacaktır. Neticede tüzel kişiliğin kazanılmasını geciktirdiğinden kuralın “ Dernek Kurma Özgürlüğüne ” sınırlama getirdiği anlaşılmaktadır. 12. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir. 13. Anayasa’nın 33. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bu özgürlük milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk ile başkalarının özgürlüklerinin korunması sebepleriyle sınırlanabilir. 14. Kuralın gerekçesinde 2847 sayılı Kanun’a tabi olarak kurulan derneklerin tüzel kişilik kazanması ve dernek tüzük değişiklikleriyle ilgili yapılacak işlemin, 27/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesiyle uyumlu hâle getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. 15. Bu yönüyle askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla söz konusu derneklerin kurulabileceği gözetildiğinde özellikle kurucuları ve üyeleri TSK’dan ayrılanlar ile bunların eşleri ve dul ve yetimlerinden oluşan Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği açısından bunların tüzüklerinin İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra incelenmesi yoluyla dernek kurma özgürlüğüne yapılan sınırlamanın anılan meşru amaçla ilgili olmadığı, nitekim bu derneklerin kurucularının ve üyelerinin TSK’dan ayrılmış kişiler ve bunların yakınlarının olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan sınırlama sebebinin de gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. 16. Kanun kapsamında olan Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği ile Türkiye Muharip Gaziler Derneği bakımından ise henüz TSK’dan ayrılmamış asker kişilerin de bu derneklerin kurucusu veya üyesi olabilecekleri gözetildiğinde dernek kurma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meşru bir amaca dayandığı kabul edilse dahi bu derneklerin tüzel kişiliklerini kazanmasından sonra ilgili bakanlıkların bu tüzük ile ilgili görüşlerine başvurulabileceği ve derneğin feshine yönelik bir sürecin de bulunduğu gözetildiğinde kuralın bu yönüyle zorunlu demokratik bir ihtiyacı da karşılamadığı sonucuna ulaşmıştır. 17. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğini düşündüğüm için çoğunluk görüşüne iştirak etmemekteyim. B) 1. Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin dava konusu edilmesi üzerine Mahkememiz çoğunluğunun “ iptal talebinin reddi gerekir ” şeklindeki görüşüne katılmamaktayım. 2- Dava konusu kuralın söz konusu fıkrası şu şekildedir: “ Bu maddenin yayımı tarihini müteakip; a) Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. b) Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, Dernekler Kanunu ve bu Kanunda öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorundadır. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler ve 3 üncü madde hükümlerine göre işlem tesis eder ” . 3- 2847 sayılı Kanun’da 7281 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği 2847 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup anılan Kanun’un 6. maddesinde de bu Kanun’la kurulması öngörülen derneklerin dışında aynı amacı güden, bu derneklerin isimleriyle veya bunların isimlerinin baş ve sonuna ekler yaparak veya asker, gazi, muharip, askeri okul adlarını veya benzeri isimleri kullanarak dernek kurulamayacağı hükme bağlanmıştır. 4- Mevcut uzman erbaş derneklerinin hukuki durumu ise Kanun’un geçici 4. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre maddenin yayımı tarihini müteakip Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. 5- Anılan fıkranın (b) bendinin birinci cümlesinde de bu şekilde oluşturulan kurucu heyetlerin, 5253 sayılı Kanun ve 2843 sayılı Kanun’da öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorunda olduğu belirtilmiştir. Söz konusu bendin ikinci cümlesinde ise mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği ve 3. madde hükümlerine göre işlem tesis edeceği hükme bağlanmış olup anılan cümlede yer alan “…..İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak….” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 6- 2847 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından emeklilik, maluliyet ve sağlık nedeniyle ayrılan veya sözleşmesini yenilemeyerek uzman erbaşlardan en az on yıl görev yapmış olanlar tarafından Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneğinin kurulabileceği, 4. maddesi uyarınca da anılan derneği kurma hakkına sahip olanlar ile bunların eşleri ile dul ve yetimlerinin söz konusu derneğe üye olabilecekleri gözetildiğinde TSK’da görev yapan uzman erbaşların bu derneğin kurucusu ve üyesi olamayacağı anlaşılmaktadır. 7- 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “….. İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak….” ibaresinin Anayasaya aykırılığı konusunda yukarıda (A) bölümünde açıkladığımız gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 8- Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğini düşündüğüm için çoğunluk görüşüne iştirak etmemekteyim. C ) 1. 46. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ve 50. maddesinde yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” İbarelerinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesi dava konusu olup, Mahkeme çoğunluğu tarafından “iptal talebinin reddi gerekir” şeklindeki görüşlerine katılmıyorum. 2. Dava konusu ibare değişikliği yapılan 46. maddesi şöyledir: “Garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. Bu görevin yürütülmesi maksadıyla, Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilir. ” Yine dava konusu 50. madde şöyledir: “Yukardaki maddelerde belirtilen hükümler dışında veya istisnai haller karşısında garnizon kumandanlığı görevinin hangi kıta kumandanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. ” 3. Dava konusu kurallar öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. 4- Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez .” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 21). 5- Kanun koyucunun belli bir konuda genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına bireysel veya düzenleyici bir işlem yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 22). 6- Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. İdarenin bütünlüğü ilkesinin bir gereği olan hiyerarşi bir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade etmekte olup, bu yetki emir ve talimat verme, disiplin, atama, terfi, astın işlemlerini hukukilik ve yerindelik bakımından denetleme, düzeltme, iptal etme gibi yetkileri içermektedir (AYM, E.2020/59, K. 2023/53, 22/03/2023, § 10). 7- Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre de memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir. Yürüttükleri kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında garnizon komutanlarının genel idare esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdiği, dolayısıyla bunların Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında diğer kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gerektiği ve garnizon komutanının atanmasına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği açıktır. 8- 211 sayılı Kanun’un 45. maddesine göre ise garnizon içinde birden fazla kıta, karargâh veya askeri kurum bulunabilir. 9- Kurallarla garnizon komutanının kıta komutanları veya kurum amirleri arasından Milli Savunma Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmış ise de, kuralda atanacak kıta komutanı ve kurum amirinin, garnizonda görevli diğer kıta komutanı veya kurum amiri ile aynı ya da üst rütbede olması gerektiği yönünde bir hükme yer verilmemiştir. Bu durumda garnizon komutanının belirlenmesi hususunda Milli Savunma Bakanlığının ast-üst ilişkisini gözetmesini sağlayacak bir çerçeve kuralda yer almamaktadır. 10-Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Yıldız SEFERİNOĞLU KARŞI OY 1. 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 20.maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 2. 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği; ikinci cümlesinde m ülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği; üçüncü cümlesinde de bu Kanun’a ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise derneğin, Dernekler Kütüğüne kaydedileceği ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan ikinci cümlede yer alan “… İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 3. Anayasa'nın “ Dernek kurma hürriyeti ” başlıklı 33. maddesinde “ Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. / Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz./ Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir./ Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir./ …/ Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir./…” denilmektedir. 4. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvence altına alınan dernek hakkı; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma ve bu çerçevede dernek hakkını da kapsamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 100; E.2021/59, K.2021/90, 16/12/2021, § 13). 5. Bu itibarla örgütlenme özgürlüğü; bireylere topluluk hâlinde siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Siyasi bir amacı olsun veya olmasın vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt, devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 101; Tayfun Cengiz , B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §§ 31, 32). 6. Örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olan dernek hakkı; kişi açısından, dernek kurma özgürlüğünün yanı sıra derneğe üye olma, derneğin etkinliklerine katılma ve mensuplarının menfaatlerini korumak üzere faaliyetlerde bulunma gibi hakları da içermektedir. Dernekler ise belirli bir amacın gerçekleştirilmesi ya da izlenmesi için kişilerin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirdikleri, örgütlenmiş ve tüzel kişilikle donatılmış kişi topluluklarıdır. Anayasa'nın 33. maddesi temel olarak dernek hakkının kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021, § 102). 7. 2847 sayılı Kanun’un “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesine göre anılan Kanun Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar, Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar, Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Türkiye Muharip Gaziler derneklerinin tabi olacakları esas ve usulleri düzenlemektedir. 8. Kanun’un 2. maddesine göre Kanun kapsamındaki Türkiye Emekli Subaylar Derneği ile Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği emeklilik ya da maluliyet sebebiyle TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından ayrılan subay ve astsubaylar; Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği harp ve vazife malulü olanlar; Türkiye Muharip Gaziler Derneği savaşa katılanlar; Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından emeklilik, maluliyet ve sağlık nedeniyle ayrılan veya sözleşmesini yenilemeyerek ayrılan uzman erbaşlardan en az on yıl görev yapmış olanlar tarafından kurulur. 9. Dernek üyesi olabilecekler de Kanun’un 4. maddesinde sayılmıştır. Bu kapsamda Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye emekli uzmanerbaşlar derneklerinin kurucuları ve üyeleri için askeri görevlerden ayrılma şartı aranmış iken diğer dernekler açısından ise derneğin kuruluş veya üyelik tarihi itibariyle asker olarak görev yapıp yapmadığına bakılmaksızın harp ve vazife malulü olanlar, savaşa katılanlar ile bunların eş, dul ve yetimleri derneğin kurucusu veya üyesi olabilirler. 10. Dernek tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydıyla ilgili derneğin tüzel kişilik kazanacağı gözetildiğinde dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınmasını öngören kural dernek kurma özgürlüğünü sınırlamaktadır. 11. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir. 12. Anayasa’nın 33. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bu özgürlük millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk ile başkalarının özgürlüklerinin korunması sebepleriyle sınırlanabilir. 13. Kuralın gerekçesinde 2847 sayılı Kanun’a tabi olarak kurulan derneklerin tüzel kişilik kazanması ve dernek tüzük değişiklikleriyle ilgili yapılacak işlemin, 27/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesiyle uyumlu hâle getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. 14. Bu yönüyle askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla söz konusu derneklerin kurulabileceği gözetildiğinde özellikle kurucuları ve üyeleri TSK’dan ayrılanlar ile bunların eşleri ve dul ve yetimlerinden oluşan Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği açısından bunların tüzüklerinin İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra incelenmesi yoluyla dernek kurma özgürlüğüne yapılan sınırlamanın anılan meşru amaçla ilgili olmadığı, nitekim bu derneklerin kurucularının ve üyelerinin TSK’dan ayrılmış kişiler ve bunların yakınlarının olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan sınırlama sebebinin de gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. 15. Kanun kapsamında olan Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği ile Türkiye Muharip Gaziler Derneği bakımından ise henüz TSK’dan ayrılmamış asker kişilerin de bu derneklerin kurucusu veya üyesi olabilecekleri gözetildiğinde dernek kurma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meşru bir amaca dayandığı kabul edilse dahi bu derneklerin tüzel kişiliklerini kazanmasından sonra ilgili bakanlıkların bu tüzük ile ilgili görüşlerine başvurulabileceği ve derneğin feshine yönelik bir sürecin de bulunduğu gözetildiğinde kuralın bu yönüyle zorunlu demokratik bir ihtiyacı da karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 16. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. 17. 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına dair Kanun’un; 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “…İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Yukarıda özetlenen 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı kanunun 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimin bölümünde karşı oyda belirttiğim gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 18. 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına dair Kanun’un; 42. maddesinin bir numaralı fıkrasının; birinci cümlesinde yer alan “… Genelkurmay Başkanlığınca …” ibaresinin “… Milli Savunma Bakanlığınca…” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 19. Dava konusu kurallar öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. 20. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/04/2022, § 15; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 21). 21. Kanun koyucunun belli bir konuda genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına bireysel veya düzenleyici bir işlem yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir (düzenleyici işlemlere ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 22). 22. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. İ darenin bütünlüğü ilkesinin bir gereği olan hiyarşi bir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade etmekte olup, bu yetki emir ve talimat verme, disiplin, atama, terfi, astın işlemlerini hukukilik ve yerindelik bakımından denetleme, düzeltme, iptal etme gibi yetkileri içermektedir (AYM, E.2020/59, K.2023/53, 22/03/2023, § 10). 23. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre de memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir. Yürüttükleri kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında garnizon komutanlarının genel idare esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdiği, dolayısıyla bunların Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında diğer kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gerektiği ve garnizon komutanının atanmasına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği açıktır. 24. 211 sayılı Kanun’un 45. maddesine göre ise garnizon içinde birden fazla kıta, karargâh veya askerî kurum bulunabilir. 25. Kurallarla garnizon komutanının kıta komutanları veya kurum amirleri arasından Milli Savunma Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmış ise de, kuralda atanacak kıta komutanı ve kurum amirinin, garnizonda görevli diğer kıta komutanı veya kurum amiri ile aynı ya da üst rütbede olması gerektiği yönünde bir hükme yer verilmemiştir. Bu durumda garnizon komutanının belirlenmesi hususunda Milli Savunma Bakanlığının ast-üst ilişkisini gözetmesini sağlayacak bir çerçeve kuralda yer almamaktadır. 26. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞI OY GEREKÇESİ Mahkememiz çoğunluğu; 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A) 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresinin, B) 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” ibaresinin, C) 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; (b) bendiyle 211 sayılı Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ve (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” ibarelerinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesinin, D) 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...” , ikinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığı tarafından...”, Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” ibaresinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” şeklinde değiştirilmesi ve Kanun’un 42. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlenin , Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu kararlara katılma imkânı olmamıştır. A. Kanun’un 20. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” İbaresi 1. 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde bu Kanun’a göre kurulacak derneklerin tüzüklerinin ilgili mülki amire verileceği; ikinci cümlesinde m ülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği; üçüncü cümlesinde de bu Kanun’a ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise derneğin, Dernekler Kütüğüne kaydedileceği ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan ikinci cümlede yer alan “… İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. Anayasa’nın 33. maddesiyle güvence altına alınan dernek kurma hakkı; bireylerin kendi menfaatlerini korumak ve savunmak, ideallerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. 3. Dernek tüzüğünün Dernekler Kütüğüne kaydıyla ilgili derneğin tüzel kişilik kazanacağı gözetildiğinde dernek tüzüğünün incelenmesi aşamasında İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünün alınmasını öngören kural dernek kurma özgürlüğünü sınırlamaktadır. 4. Anayasa’nın 13. maddesi gereği temel bir hak olan dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerekir. 5. Anayasa’nın 33. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bu özgürlük millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve ahlâk ile başkalarının özgürlüklerinin korunması sebepleriyle sınırlanabilir. 6. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59. maddesine göre dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. 7. Anayasa’nın 33. maddesinin ilk fıkrasında açıkça herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmekte iken kuraldaki ibareler derneklerin kurulması sürecinde İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşlerinin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum ise Anayasa’nın ilgili maddesinde geçen "önceden izin almaksızın" şeklindeki sözüne açıkça aykırılık teşkil etmekte ve dernek kurma özgürlüğü açısından önemli bir güvenceyi ortadan kaldırmaktadır. 8. İlgili Bakanlıkların dernek tüzüklerini inceleme sürecinin ne kadar süreceği, inceleme neticesinde ilgili bakanlıkların olumsuz görüş vermesi halinde ne olacağı gibi belirsizlikler dernek kurma girişimlerini de geciktirebilecektir. Bu durum ise kamu makamlarının dernek kurma özgürlüğüne keyfi müdahalesine sebep olabilecektir. 9. Diğer yandan kural, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlama güvencelerine de aykırılık teşkil etmektedir. Zira askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak, dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla söz konusu derneklerin kurulabileceği gözetildiğinde özellikle kurucuları ve üyeleri TSK’dan ayrılanlar ile bunların eşleri ve dul ve yetimlerinden oluşan Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği açısından bunların tüzüklerinin İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra incelenmesi yoluyla dernek kurma özgürlüğüne yapılan sınırlamanın anılan meşru amaçla ilgili olmadığı, nitekim bu derneklerin kurucularının ve üyelerinin TSK’dan ayrılmış kişiler ve bunların yakınlarının olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan sınırlama sebebinin de gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. 10. Kanun kapsamında olan Türkiye Harp Malulü Gazileri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği ile Türkiye Muharip Gaziler Derneği bakımından ise henüz TSK’dan ayrılmamış asker kişilerin de bu derneklerin kurucusu veya üyesi olabilecekleri gözetildiğinde dernek kurma özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 33. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meşru bir amaca dayandığı kabul edilse dahi bu derneklerin tüzel kişiliklerini kazanmasından sonra ilgili bakanlıkların bu tüzük ile ilgili görüşlerine başvurulabileceği ve derneğin feshine yönelik bir sürecin de bulunduğu gözetildiğinde kuralın bu yönüyle zorunlu demokratik bir ihtiyacı da karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 11. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırıdır. B. Kanun’un 23. Maddesiyle 2847 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 4. Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin İkinci Cümlesinde Yer Alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak...” İbaresi 12. 2847 sayılı Kanun’da 7281 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerle Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği 2847 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup anılan Kanun’un 6. maddesinde de bu Kanun’la kurulması öngörülen derneklerin dışında aynı amacı güden, bu derneklerin isimleriyle veya bunların isimlerinin baş ve sonuna ekler yaparak veya asker, gazi, muharip, askerî okul adlarını veya benzeri isimleri kullanarak dernek kurulamayacağı hükme bağlanmıştır. 13. Mevcut uzman erbaş derneklerinin hukuki durumu ise Kanun’un geçici 4. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre maddenin yayım tarihini müteakip Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. 14. Dava konusu kuralın bulunduğu maddede Dernek kurucu heyetlerinin, 5253 sayılı Kanun ve 2843 sayılı Kanun’da öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorunda olduğu, mülki amirin İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceleyeceği ve 3. madde hükümlerine göre işlem tesis edeceği düzenlenmiştir. İkinci cümlede yer alan “…İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 15. 7281 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 16. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 33. maddelerine aykırıdır. C. Kanun’un 42. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının; (b) bendiyle düzenlenen 211 Sayılı Kanun’un 46. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde ve (c) bendiyle anılan kanunun 50. Maddesinde Yer Alan “...Genelkurmay Başkanlığınca...” İbarelerinin “...Milli Savunma Bakanlığınca...” Şeklinde Değiştirilmesi 17. Dava konusu kurallar öncesinde garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapma yetkisi Genelkurmay Başkanına ait iken bu yetki söz konusu kurallarla Bakanlığa tanınmıştır. 18. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/04/2022, § 15; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 21). 19. Kanun koyucunun belli bir konuda genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına bireysel veya düzenleyici bir işlem yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir (düzenleyici işlemlere ilişkin olarak benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2022/102, K.2023/154, 13/09/2023, § 22). 20. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. İ darenin bütünlüğü ilkesinin bir gereği olan hiyerarşi bir kurumun kendi iç ilişkisi bakımından o kurumun görevlileri arasındaki astlık-üstlük durumunu ifade etmekte olup, bu yetki emir ve talimat verme, disiplin, atama, terfi, astın işlemlerini hukukilik ve yerindelik bakımından denetleme, düzeltme, iptal etme gibi yetkileri içermektedir (AYM, E.2020/59, K.2023/53, 22/03/2023, § 10). 21. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre de memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir. Yürüttükleri kamu hizmetinin niteliği dikkate alındığında garnizon komutanlarının genel idare esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdiği, dolayısıyla bunların Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında diğer kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gerektiği ve garnizon komutanının atanmasına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği açıktır. 22. 211 sayılı Kanun’un 45. maddesine göre ise garnizon içinde birden fazla kıta, karargâh veya askerî kurum bulunabilir. 23. Kurallarla garnizon komutanının kıta komutanları veya kurum amirleri arasından Milli Savunma Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmış ise de, kuralda atanacak kıta komutanı ve kurum amirinin, garnizonda görevli diğer kıta komutanı veya kurum amiri ile aynı ya da üst rütbede olması gerektiği yönünde bir hükme yer verilmemiştir. Bu durumda garnizon komutanının belirlenmesi hususunda Milli Savunma Bakanlığının ast-üst ilişkisini gözetmesini sağlayacak bir çerçeve kuralda yer almamaktadır. 24. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırıdır. D) Kanun’un 42. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendiyle 926 Sayılı Kanun’un 41. Maddesinin; a. Birinci Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ”, ve İkinci Fıkrasının (II) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı...” İbaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ”, b. Kanun’un 42. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (b) Bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. Maddesinde Yer Alan “...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca...” İbaresinin “...Millî Savunma Bakanlığınca...” Şeklinde Değiştirilmesi, c. Kanun’un 42. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (a) Bendiyle 2941 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen İkinci Cümlenin Eklenmesi 25. 41. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ve ikinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yapılan düzenleme ile general ve amiral dışındaki subaylara ait kadroların tespiti ile ilk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarının Türk Silahlı Kuvvetleri insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması halinde bu sayıya kadar artırma hususunda Bakanlığın yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. 26. 89. Maddede yapılan düzenleme ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadrolarının, her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Bakanlıkça tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. 27. 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümle ise TSK’da seferberlik işlemleriyle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığınca belirlenen kadro ve teşkilatlanmaya ilişkin düzenlemelerin onaylanması konusunda Millî Savunma Bakanlığı’na yetki vermektedir. 28. İncelenen kuralların bir kısmı, Genelkurmay Başkanlığı ’na ilgili kadro ve teşkilatlanma ya ilişkin belirleme yetkisi, Millî Savunma Bakanlığı’na ise belirlenen bu kadro ve teşkilatı “onaylanma” yetkisi vermektedir. Bir kısmı ise kadroları belirleme yetkisini direk olarak Bakanlığa vermektedir. Verilen yetki ister kadro tespitini isterse tespit edilen kadroları onaylamayı içersin yapılacak tasarruflar kadro ihdası anlamına gelecektir. 29. Kadro ihdası ise Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre yasama organına ait temel bir ilkedir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte, her ne kadar aynı kanaatte olmasak da Mahkeme çoğunluğu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi planlanan idarelerdeki kadro ihdasının bu idarelerin yapısıyla ilgili olduğunu kabul etmiştir. Mahkemenin bu içtihadına göre kadro ihdası ancak kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile gerçekleştirilebilir. Dava konusu kurallarda ise bu yetki Millî Savunma Bakanlığı’na verilmektedir. Bu yönüyle dava konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olmadığına dair kararı Mahkemenin genel içtihadına da terstir. 30. Yukarıda açıklanan sebeplerle kadro ihdası niteliğindeki davaya konu kuralların Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Kenan YAŞAR KARŞIOY GEREKÇESİ 4752 Sayılı Kanun’un 20. maddesine 18/2/2021 tarih ve 7281 sayılı Kanunun 31. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde” düzenlemesinin iptali talep edilmektedir. Kararda çoğunluk tarafından söz konusu cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmış ise de aşağıdaki belirtilen gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 4752 Sayılı Kanun’un 20. maddesine eklenen 2. fıkra hükmü şöyledir; “ Astsubay meslek yüksek okullarında görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları; Astsubay Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünün talebi ve Rektörlüğün ihtiyaç göstermesi üzerine, Bakan onayı ile sözleşmeli olarak çalıştırılırlar. Sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücret 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça tespit edilir. ’ Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, kanunla Cumhurbaşkanına verilen yetki yalnızca yabancı öğretim üyelerine ödenecek ücrete yönelik esasların belirlenmesi ile sınırlı olup, yabancıların hangi işlerde çalışıp çalışmayacağı, diğer çalışma şartlarının nasıl belirleneceği gibi hususlara ilişkin herhangi bir yetki içermemektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına verilen bu yetki, yabancıların çalışma özgürlüğüne ilişkin olmayıp tamamen sözleşme özgürlüğü kapsamında düzenlenmiş olan ücret esaslarının belirlenmesine ilişkindir. Anayasanın 48. maddesinde düzenlenen çalışma ve sözleşme hürriyeti, bütün bireylere diledikleri alanda çalışma, dilediği mesleğe yönelik eğitim alma ve dilediği mesleği icra etme özgürlüğü tanımaktadır. Bu özgürlükler sadece bağımlı çalışanlar bakımından değil aynı zaman da serbest çalışanlar, girişimciler için de geçerlidir. Bir başka ifade ile bu özgürlük hem çalışanlar hem de onları çalıştıranlar için aynı derecede geçerlidir. Anayasanın 48. maddesinde çalışma/iş ilişkisinin içeriği bakımından tam bir özgürlük getirilmekte ve tarafların sözleşme özgürlüğü güvence altına alınmaktadır. Dolayısıyla çalışan ve çalıştıran taraflar çalışma ilişkisinin içeriğini belirleme bakımından sözleşme özgürlüğünden yararlanarak ilişkinin içeriğini diledikleri şekilde düzenleyebilmektedirler. Çalışma/iş ilişkisinin içeriğinde en önemli konu ücretin belirlenmesi olup, Anayasanın 48. maddesi çalışan ve çalıştıranların aralarındaki ilişkide ücretin belirlenmesi hususunu tamamen tarafların anlaşmasına bırakmaktadır. Taraflar dilediği tutarda bir ücret konusunda anlaşabilmesi özgürlüğünün sınırlanması değil bilakis özgürlüğün bir gereğidir. Yukarıda açıklandığı üzere çalışma ilişkisinde ücretin belirlenmesinde kural olarak sözleşme özgürlüğü geçerli olsa da yine Anayasanın 55. maddesinde devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır. Yasama organı Anayasanın vermiş olduğu bu ödevin yerine getirilmesi kapsamında, 4857 Sayılı İş Kanununun 39. maddesinde çalışanlara ödenecek ücretin asgari sınırının Asgari Ücret Komisyonunca belirleneceğini belirterek, sözleşme özgürlüğü kapsamında belirlenecek ücretlerin alt düzeyi konusunda bir sınırlama getirmiştir. Sözleşme özgürlüğünün sınırı Türk Borçlar Kanununda çizilmiş olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 27. maddesinde yer alan düzenleme ücretleri belirleyen sözleşmeler açısından da geçerlidir. Buna göre, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüz olacaktır. Görüldüğü üzere ücretlerin belirlenmesinde esas olan sözleşme özgürlüğü olmakla birlikte, kanun koyucu çalışanları korumaya yönelik olarak ücretlere bir takım yasal sınırlamalar öngörmüştür. Yukarıda belirtilen yasal sınırlamalar aynı şekilde iptali istenen kanun maddesi hükmüne göre ücret esaslarını belirleme yetkisi verilen Cumhurbaşkanı için de geçerlidir. Cumhurbaşkanına verilen ücret esaslarını belirleme yetkisinin bizzat aynı kanunda sınırlandırılmış olması gerekli olmadığından, mevzuatta öngörülen genel sınırlamalar bu yetkinin kullanılmasında da geçerli olacaktır. Yabancı öğretim elemanlarının atanması ve ücretlerinin belirlenmesi YÖK Kanununun 34. maddesinde düzenlenmiştir. YÖK Kanununun 34. maddesine göre, “ Yükseköğretim kurumlarında, sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları, ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi ve üniversite yönetim kurulunun uygun görüşü üzerine rektör tarafından atanırlar. Bunlar, öğretim görevleri bakımından, bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidirler. (Değişik: 17/8/1983 - 2880/17 md.) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının bu şekilde atanmaları veya görevlendirilmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Cumhurbaşkanı kararını gerektiren hükümlerine tabi olmadan, Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak çalışma izni neticesinde ilgili üniversitesi ile sözleşmesi yapılır. (Ek fıkra: 2/7/2018-KHK-703/43 md.) Bu madde ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesine göre yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı dolu öğretim elemanı kadrosu sayısının %2’sini geçemez. Bu kapsamdaki yabancı uyruklu öğretim elemanının yükseköğretim kurumları itibariyle dağılımı, isim, ücret ve sözleşme örneğinin vizesi, sözleşme süresinin uzatılması ve sona erdirilmesi, Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır”. Bu maddenin son fıkrası Anayasa Mahkemesinin 7/12/2023 tarihli ve E: 2018/117, K: 2023/212 sayılı kararı ile iptal edilmiş olup, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak oniki ay sonra (4/6/2025) yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır. 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16’ ncı maddesine göre, Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı Çalıştırılması Esaslarına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı İlişik “Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı Çalıştırılması Esaslarına İlişkin Karar”ın yürürlüğe konulması; Milli Eğitim Bakanlığının 14/10/1983 tarihli ve 047401 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 14/10/1983 tarihinde kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine ilişkin Anayasa değişikliği sonrasında Bakanlar Kurulu kaldırıldığından yabancı öğretim elemanları için ücret belirleme konusunda Cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır. Nitekim, 2914 sayılı Kanunun 16. maddesinde bu husus açıkça ifade edilmiştir. Bu hükme göre, “ 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 34 üncü maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücret, Cumhurbaşkanınca belirlenecek esaslar dahilinde Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir ”. YÖK Kanununun 34. maddesi ve 4752 Sayılı Kanun’un 20. maddesine 18/2/2021 tarih ve 7281 sayılı Kanunun 31. maddesi ile eklenen 2. fıkrası yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücret konusunda 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesine atıf yapmaktadır. Yabancı öğretim elemanlarının ücretlerinin belirlenmesi hususunda, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen esaslar dahilinde YÖK yetkili kılınmış iken, 4752 Sayılı Kanun’un 20. maddesine 18/2/2021 tarih ve 7281 sayılı Kanunun 31. maddesi ile eklenen 2. fıkrası ile Astsubay meslek okullarında görevlendirilen yabancı öğretim elemanları açısından Bakanlık yetkili kılınmıştır. 4752 Sayılı Kanunun 20. maddesine 18/2/2021 tarih ve 7281 sayılı Kanunun 31. maddesi ile eklenen 2. fıkra uyarınca Astsubay meslek okullarında görevlendirilen yabancı öğretim elemanları için, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen esaslar dahilinde ücretin kararlaştırılmasında YÖK yerine Bakanlığın yetkilendirilmiş olmasında Anayasa’ya aykırılık iddiası ileri sürülmemiştir. Buna göre, gerek 2914 sayılı Kanunun 16. maddesinde gerekse 4752 sayılı Kanunun 20. maddesine eklenen fıkrada ücret esaslarının belirlenmesi konusunda Cumhurbaşkanı yetkili kılınmış olup, bu anlamda astsubay meslek okullarında görevlendirilen yabancı öğretim elemanları açısından bir farklılık ya da belirsizlik söz konusu değildir. 4752 Sayılı Kanun’un 20. maddesine 18/2/2021 tarih ve 7281 sayılı Kanunun 31. maddesi ile eklenen 2. fıkra 2914 sayılı Kanunun 16. maddesi ile aynı içerikte olup, yabancı öğretim elemanlarının ücretleri açısından kanuni güvenceler yeterli şekilde sağlanmaktadır. Bu nedenlerle “ Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde” ibaresinde Anayasanın 16., 48. ve 49. maddelerine aykırılık bulunmadığından, söz konusu cümlenin iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/172
2021/44
17/10/2024
Esas - İptal
30/04/2025 - 32886
null
Var
Var
Var
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/44 Karar Sayısı : 2024/172 Karar Tarihi : 17/10/2024 R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2025-32886 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 8. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” ibaresinin “ ...disiplin amiridir. ” şeklinde değiştirilmesinin, B. 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, C. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, Ç. 24. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 7. maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin, D. 31. maddesiyle 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresinin, E. 42. maddesinin; 1. (1) numaralı fıkrasının; a. (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, 2. (2) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin; i. Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, ii. İkinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, c. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” ibaresinin, 3. (3) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” ibaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” şeklinde değiştirilmesinin, 4. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 17., 19., 20., 36., 70., 90., 123., 124., 128., 129. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1 . 8 . maddesiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve birinci fıkrasına (f) bendinin eklendiği 46. maddesi şöyledir: “ I X- Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri: Madde 46 - (Mülga: 17/7/1972 - 1611/2 md.; Yeniden düzenleme: 15/8/2017-KHK-694/31 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/31 md.) (…) Milli Savunma Bakanlığının hukuk hizmetleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kurulacak hukuk sınıfına mensup subaylar tarafından yürütülür. Asgari tugay (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşidi) komutanlığı nezdinde kurulacak hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, başta ceza, disiplin, idare, harekât ve uluslararası hukuk olmak üzere; nezdinde bulundukları kıt’a komutanı veya askeri kurum amirlerinin hukuk işlerinde yardımcısı olarak görev yapar. Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, nezdinde kuruldukları komutanlık veya askeri kurum amirliğinde; a) Komutan veya askeri kurum amirinin askeri hizmetlere ilişkin olarak gerekli gördükleri her türlü hukuki konulardaki isteklerini cevaplandırmak, b) Lüzum görülmesi halinde harekât, tatbikat ve manevra gibi faaliyetlere iştirak etmek, c) İhtiyaç duyulan hukuki konularda ders ve konferanslar vermek, d) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından temsil yetkisi verilmesi halinde adli ve idari davalar ile icra takiplerini Milli Savunma Bakanlığı adına yürütmek, e) Ülke sınırları dışında işlenen suçlar bakımından Cumhuriyet Savcısının talebi halinde adli kolluk görevlileri tarafından yapılacak işleri yerine getirmek, f) (Ek:18/2/2021-7281/8 md.) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından yetki verilmesi halinde avukat ya da hukuk müşavirleri yerine 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında idareyi temsilen oluşturulan komisyonda üyelik görevini yerine getirmek, ile görevlidir. Hukuk sınıfı subay ihtiyacı; kendi nam ve hesabına hukuk fakültesini bitirenler ile muvazzaf veya sözleşmeli subay nasbedilenlerden hukuk fakültesi mezunu üsteğmen ila binbaşı rütbesinde bulunanlar arasından Millî Savunma Bakanlığınca açılacak sınavla karşılanır. Sınavda başarı gösteren adaylardan dış kaynaktan alınanlar Milli Savunma Üniversitesinde verilecek temel askerlik eğitiminde başarılı olmak şartıyla subaylığa naspedilir, diğerlerinin ise sınıf değişiklikleri yapılır. Hukuk sınıfı subaylar, Millî Savunma Bakanlığınca meslek öncesi ve meslek içi eğitime alınırlar. Bu eğitimler, Millî Savunma Bakanlığınca talep edilmesi halinde Türkiye Adalet Akademisi tarafından da ilgili mevzuat hükümlerine göre yerine getirilebilir. Türkiye Adalet Akademisinde gerçekleştirilecek eğitimlerin plan ve programları, süreleri ve öğretim elemanları Milli Savunma Bakanlığı ile Türkiye Adalet Akademisi tarafından birlikte belirlenir. Bu eğitimlerden Türkiye Adalet Akademisi tarafından hizmet ücreti alınmaz. Eğitimde başarı gösterenler Millî Savunma Bakanlığınca hukuk hizmetleri kadrolarına (sözleşmeli subaylar muvazzaf subay olarak) atanırlar. Başarı gösteremeyenlerden; muvazzaf veya sözleşmeli subay kaynağından alınanlar eski sınıflarına iade edilirler; sivil kaynaktan alınanlar ise istifa etmiş sayılır ve aldıkları aylıklar dışında Devletçe bunlara yapılan masraflar, kanuni faizleri ile birlikte kendilerinden tahsil edilir. Nezdinde bulundukları komutan veya askeri kurum amiri 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında hukuk sınıfı subayların disiplin amiridir. Hukuk sınıfına mensup subayların atanma ve yer değiştirmeleri Millî Savunma Bakanlığınca yapılır. Hukuk hizmetleri başkanlıklarında veya birimlerinde görev yapanların tüm işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı tarafından yürütülür. Hukuk sınıfı subaylar hakkında bu maddede hüküm bulunmayan hallerde subaylar hakkındaki mevzuat hükümleri uygulanır. Hukuk sınıfının kurulması, temini, meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri, sicil üstleri, disiplin amirleri, atanmaları, yer değiştirmeleri, görevlendirmeleri, izinleri, nöbet hizmetleri ile diğer hususlar Millî Savunma Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. ” 2. 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/2/2021-7281/20 md.) Bu Kanuna göre kurulacak derneklerin tüzükleri ilgili mülki amire verilir. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler. Bu Kanuna ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise dernek, Dernekler Kütüğüne kaydedilir ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanır. ” 3. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yayımı tarihini müteakip; a) Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. b) Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, Dernekler Kanunu ve bu Kanunda öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorundadır. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler ve 3 üncü madde hükümlerine göre işlem tesis eder ” . 4. 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve (2) numaralı bendi yürürlükten kaldırılan 7. maddesi şöyledir: “ Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali hazırlıkları ile ilgili faaliyetlerini diğer bakanlıklarla koordine etmek, 2. (Mülga:18/2/2021-7281/24 md.) 3. Seferberlik ilanını gerektirecek durumlarda, bu halin ilanı için Milli Güvenlik Kuruluna görüş bildirmek, 4. Seferberlik ve savaş halinde ihtiyaç duyulan önlemlerin alınması için Cumhurbaşkanına görüş vermek ve teklifte bulunmak, 5. Acil ihtiyaç duyulan yedek personelin, Cumhurbaşkanının oluruyla süresi yedi günü geçmemek üzere silah altına alınmasını sağlamak, 6. (Ek : 1/3/2000 - 4542/2 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, kısa zamanda hazırlıkların tamamlanabilmesi ve noksansız olarak üst düzeyde harbe hazır olunması amacıyla, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin olarak, seferberlik ve savaş halinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne girecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarından Cumhurbaşkanı kararı ile yararlanmak. ” 5. 31. maddesiyle 4752 sayılı Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra: 18/2/2021-7281/31 md.) Astsubay meslek yüksek okullarında görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları; Astsubay Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünün talebi ve Rektörlüğün ihtiyaç göstermesi üzerine, Bakan onayı ile sözleşmeli olarak çalıştırılırlar. Sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücret 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça tespit edilir. ” 6. 42. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının; i. (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 46. maddesi şöyledir: “ Madde 46 – (Değişik: 11/2/2014-6519/10 md.) Garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. Bu görevin yürütülmesi maksadıyla, Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilir. ” ii. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 50. maddesi şöyledir: “ Madde 50 – Yukardaki maddelerde belirtilen hükümler dışında veya istisnai haller karşısında garnizon kumandanlığı görevinin hangi kıta kumandanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. ” b. (2) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin ibare değişiklikleri yapılan birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “ Subay hizmet kadroları aşağıdaki esaslara göre tespit olunur. a) (Değişik: 18/6/2003 - 4902/22 md.) Her yıl 30 Ağustos tarihinden sonra uygulanacak kadrolar; rütbe, sınıf (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığı tarafından hizmet ihtiyacına göre tespit edilir. b) (Değişik: 29/7/1983 - 2870/2 md.) Tespit edilen bu kadrolar içindeki albay miktarı her yıl Yüksek Askerî Şuranın tasvibine sunulur ve Yüksek Askerî Şuraca miktar ile ilgili karar alınır. (Özel kanunları gereğince tespit edilen albay kadroları bu miktarlar dışında tutulur.) c) (Değişik: 23/6/2016 - 6722/3 md.) Albaylardan Yüksek Askerî Şura tarafından o yıl için hizmet kadrosu fazlası olduğu tespit edilen miktar kadarı 50 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. Ancak bunlardan, aşağıdaki esaslara göre tefrik edilenler, kadrosuzluktan emekliye sevk edilmezler ve (b) bendine göre tespit edilen miktarın dışına çıkarılarak fiili hizmet süreleri iki yıl uzatılır. Bunların müteakip yıllarda da aynı esaslarla hizmet sürelerinin uzatılması için 50 nci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentleri saklı kalmak şartıyla bu bentteki esaslara göre ayrıca Yüksek Askerî Şura kararı alınır. Her yıl 30 Ağustos tarihi itibarıyla hizmet ihtiyacı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilmesi uygun görülmeyen toplam albay miktarı ile bunların yıllara, neşetlere, sınıflara, branşlara veya ihtisaslara göre kontenjanları, aşağıda belirtilen oranları aşmamak üzere ve neşet mevcutlarına göre dengeli dağılım çerçevesinde Yüksek Askerî Şura kararı ile tespit edilir. Kuvvet komutanlıkları (…) için ayrı ayrı olmak üzere; I- İlk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, o yıl hizmet kadrosu fazlalığı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilecek toplam albay miktarının %25’ini; bunlar arasından müteakip dönemlerde uzatılacakların miktarı ise bir önceki dönemde uzatma kararı alınmış olanların miktarının %75’ini geçemez. II- (I) numaralı alt bentte belirlenmiş orana göre hesaplanacak ilk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması hâlinde bu sayıya kadar artırılabilir. III- (I) ve (II) numaralı alt bentlerde belirlenmiş oranlara göre bulunacak sayıların küsuratlı değerleri yarıma eşit veya yarımdan büyükse bu küsuratlı değerler tama iblağ edilir. ” ii. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 89. maddesi şöyledir: “ V – Kadroların bildirilmesi : Madde 89 – ( Değişik : 2/1/2017-KHK- 681/27 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7073/27 md.) Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadroları, her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığınca tespit edilir. ” iii. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un birinci fıkrasının birinci cümlesi değiştirilen ek 35. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 35- (Ek: 23/6/2016 - 6722/7 md.) (Değişik cümle:18/2/2021-7281/42 md.) İtibari rütbe; yurt dışı sürekli göreve atananlara Milli Savunma Bakanlığı , yurt dışı geçici görevle görevlendirilenlere ilgili kuvvet komutanlıkları tarafından verilebilir. İtibari rütbe alan personel, bu rütbenin sahip olduğu yetkileri sadece yabancı ülke personeline karşı mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kullanır. İtibari rütbeden dolayı maaş farkı veya ilave tazminat ödenmez ve bu personele gerçek rütbesinin özlük hakları verilir. İtibari rütbe, personelin yurt dışı sürekli veya geçici görevi sona erdiğinde son bulur. ” c. (3) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan ve üçüncü fıkrasına ikinci cümlenin eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Kadro ve görev tespiti: Madde 4 – Seferberlik ve savaş hali ile barış döneminde yapılacak işlemler için mevcut teşkilatlanma da dikkate alınarak, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarına görevler verilir. Bunlardan gerekli görülenlerde teşkilat kurulur. Mevcut kanunlardaki hükümlere ilave olarak seferberlik ve savaş halinin gerektirdiği görevler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Seferberlik işlemleriyle ilgili kadro ve teşkilatlanma, Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenir. (Ek cümle:18/2/2021-7281/42 md.) Belirlenen bu kadro ve teşkilat Milli Savunma Bakanlığınca onaylanır. ” ii. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 5. maddesi şöyledir: “ Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 5 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Mevcut teşkilatlanmayı da dikkate alarak bu Kanun uyarınca yapılacak hazırlıkları yürütmek üzere gerekli teşkilatı kurmak ve çalıştırmak, 2. Seferberlik ve savaş hazırlıklarını ülke çapında koordineli olarak yaptırmak, 3. Seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıkların denenmesi ve eğitimi amacıyla gerçek kişilerle, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının personel, mal ve hizmetlerine, kanunlarda gösterilen sınırlar içinde ve Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilecek esaslar dahilinde, yükümlülüklerin uygulanmasını ve bu hazırlıkların tatbikatlarda denenmesini sağlamak, 4. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerektirdiği hallerde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak karar vermek, 5. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışında kullanılmasına karar verildiği hallerde, bu kuvvetlerle ilgili esasları tespit etmek. (6) (Ek : 1/3/2000 - 4542/1 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin kamu kurum ve kuruluşlarına ait imkanların Genelkurmay Başkanlığının talebi üzerine Millî Savunma Bakanlığı koordinesinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne verilmesini sağlamak. ” ç. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 4678 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 10. maddesi şöyledir: “ Sözleşme süreleri Madde 10 – Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Sözleşme süreleri; (…) seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir. Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1 . 926 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra : 28/6/2001 - 4699/7 md.) Kadrosuzluk, yetersizlik, (…) veya (d) bendindeki suçlardan hükümlülük nedeni ile aşağıda belirtilen esas ve şartlar dahilinde subaylar hakkında Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi yapılır. a) (Değişik: 9/8/1993 - KHK - 499/10md.) Kadrosuzluk nedeniyle ayırma: 41 inci maddede öngörülen hizmet ihtiyaç kadrosunu uygulayabilmek amacıyla; 1. Diğer terfi şartlarını haiz olduğu halde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21 inci, binbaşılar subaylıktaki 22 nci, yarbaylar subaylıktaki 25 inci fiili hizmet yılını doldurduklarında emekliye sevk edilirler. Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22 nci, binbaşılar ise yarbay rütbesinde 25 inci subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen 2 yılda 3 defa değerlendirmeye tabi tutulurlar ve terfi edemedikleri takdirde emekliye sevk edilirler. Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi şartlarını haiz oldukları halde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41 inci madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10'unu geçemez; geçtiği takdirde, derece ve kademesine bakılmaksızın en eski nasıplılardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir. 2. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa nasıpları en eski ve aynı nasıplı olanları arasında, öncelikle 38 ve Ek- 1 inci maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri kadarı emekliye sevk edilir. Bu şekilde emeklilik işlemine; terfi şartlarını taşımayan, Yüksek Askeri Şura'ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları halde üst rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını taşıdıkları halde Yüksek Askeri Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilmeyen sınıflarda oldukları için Yüksek Askeri Şura’ca değerlendirmeye girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanır. … ” 2. 2941 sayılı Kanun’un 7/A maddesi şöyledir: “ Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7/A- (Ek:18/2/2021-7281/25 md.) Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıklarını yapmak, 2. Yapılan hazırlıkların Cumhurbaşkanının oluruyla tatbikatlarda denenmesini sağlamak. ” 3. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34. maddesi şöyledir: “ Yabancı uyruklu öğretim elemanları: Madde 34 - Yükseköğretim kurumlarında, sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları, ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi ve üniversite yönetim kurulunun uygun görüşü üzerine rektör tarafından atanırlar. Bunlar, öğretim görevleri bakımından, bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidirler. (Değişik: 17/8/1983 - 2880/17 md.) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının bu şekilde atanmaları veya görevlendirilmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Cumhurbaşkanı kararını gerektiren hükümlerine tabi olmadan, Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak çalışma izni neticesinde ilgili üniversitesi ile sözleşmesi yapılır. (Ek fıkra: 2/7/2018-KHK-703/43 md.) Bu madde ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesine göre yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı dolu öğretim elemanı kadrosu sayısının %2’sini geçemez. Bu kapsamdaki yabancı uyruklu öğretim elemanının yükseköğretim kurumları itibariyle dağılımı, isim, ücret ve sözleşme örneğinin vizesi, sözleşme süresinin uzatılması ve sona erdirilmesi, Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır .” 4. 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir: “ Yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücretler: Madde 16 – 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 34 üncü maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücret, Cumhurbaşkanınca belirlenecek esaslar dahilinde Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir . ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 129 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/2/2021 tarihli ve 7281 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 8. maddesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “ ...disiplin amirleri değildirler. ” ibaresinin “ ...disiplin amiridir. ” şeklinde değiştirilmesinin, B. 20. maddesiyle 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Emekli Uzman Erbaşlar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, C. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak... ” ibaresinin, Ç. 24. maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 7. maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanının... ” şeklinde değiştirilmesinin, D. 31. maddesiyle 11/4/2002 tarihli ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde... ” ibaresinin, E. 42. maddesinin; 1. (1) numaralı fıkrasının; a. (b) bendiyle 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 46. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibarelerinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, 2. (2) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin; i. Birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ ...Kuvvet Komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, ii. İkinci fıkrasının (II) numaralı alt bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanlığınca onaylı... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığı tarafından... ” şeklinde değiştirilmesinin, b. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 89. maddesinde yer alan “ ...kuvvet komutanlıklarının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanlığınca... ” ibaresinin “ ...Milli Savunma Bakanlığınca... ” şeklinde değiştirilmesinin, c. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ek 35. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesinde yer alan “ ...Milli Savunma Bakanlığı,... ” ibaresinin, 3. (3) numaralı fıkrasının; a. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının görüşlerini de dikkate alarak... ” ibaresinin “ ...Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak... ” şeklinde değiştirilmesinin, 4. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ...Genelkurmay Başkanının... ” ibaresinin “ ...ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının... ” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 17., 19., 20., 36., 70., 90., 123., 124., 128., 129. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1 . 8 . maddesiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve birinci fıkrasına (f) bendinin eklendiği 46. maddesi şöyledir: “ I X- Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri: Madde 46 - (Mülga: 17/7/1972 - 1611/2 md.; Yeniden düzenleme: 15/8/2017-KHK-694/31 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/31 md.) (…) Milli Savunma Bakanlığının hukuk hizmetleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kurulacak hukuk sınıfına mensup subaylar tarafından yürütülür. Asgari tugay (Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında eşidi) komutanlığı nezdinde kurulacak hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, başta ceza, disiplin, idare, harekât ve uluslararası hukuk olmak üzere; nezdinde bulundukları kıt’a komutanı veya askeri kurum amirlerinin hukuk işlerinde yardımcısı olarak görev yapar. Hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimleri, nezdinde kuruldukları komutanlık veya askeri kurum amirliğinde; a) Komutan veya askeri kurum amirinin askeri hizmetlere ilişkin olarak gerekli gördükleri her türlü hukuki konulardaki isteklerini cevaplandırmak, b) Lüzum görülmesi halinde harekât, tatbikat ve manevra gibi faaliyetlere iştirak etmek, c) İhtiyaç duyulan hukuki konularda ders ve konferanslar vermek, d) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından temsil yetkisi verilmesi halinde adli ve idari davalar ile icra takiplerini Milli Savunma Bakanlığı adına yürütmek, e) Ülke sınırları dışında işlenen suçlar bakımından Cumhuriyet Savcısının talebi halinde adli kolluk görevlileri tarafından yapılacak işleri yerine getirmek, f) (Ek:18/2/2021-7281/8 md.) Üst yönetici veya Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü tarafından yetki verilmesi halinde avukat ya da hukuk müşavirleri yerine 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında idareyi temsilen oluşturulan komisyonda üyelik görevini yerine getirmek, ile görevlidir. Hukuk sınıfı subay ihtiyacı; kendi nam ve hesabına hukuk fakültesini bitirenler ile muvazzaf veya sözleşmeli subay nasbedilenlerden hukuk fakültesi mezunu üsteğmen ila binbaşı rütbesinde bulunanlar arasından Millî Savunma Bakanlığınca açılacak sınavla karşılanır. Sınavda başarı gösteren adaylardan dış kaynaktan alınanlar Milli Savunma Üniversitesinde verilecek temel askerlik eğitiminde başarılı olmak şartıyla subaylığa naspedilir, diğerlerinin ise sınıf değişiklikleri yapılır. Hukuk sınıfı subaylar, Millî Savunma Bakanlığınca meslek öncesi ve meslek içi eğitime alınırlar. Bu eğitimler, Millî Savunma Bakanlığınca talep edilmesi halinde Türkiye Adalet Akademisi tarafından da ilgili mevzuat hükümlerine göre yerine getirilebilir. Türkiye Adalet Akademisinde gerçekleştirilecek eğitimlerin plan ve programları, süreleri ve öğretim elemanları Milli Savunma Bakanlığı ile Türkiye Adalet Akademisi tarafından birlikte belirlenir. Bu eğitimlerden Türkiye Adalet Akademisi tarafından hizmet ücreti alınmaz. Eğitimde başarı gösterenler Millî Savunma Bakanlığınca hukuk hizmetleri kadrolarına (sözleşmeli subaylar muvazzaf subay olarak) atanırlar. Başarı gösteremeyenlerden; muvazzaf veya sözleşmeli subay kaynağından alınanlar eski sınıflarına iade edilirler; sivil kaynaktan alınanlar ise istifa etmiş sayılır ve aldıkları aylıklar dışında Devletçe bunlara yapılan masraflar, kanuni faizleri ile birlikte kendilerinden tahsil edilir. Nezdinde bulundukları komutan veya askeri kurum amiri 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında hukuk sınıfı subayların disiplin amiridir. Hukuk sınıfına mensup subayların atanma ve yer değiştirmeleri Millî Savunma Bakanlığınca yapılır. Hukuk hizmetleri başkanlıklarında veya birimlerinde görev yapanların tüm işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı tarafından yürütülür. Hukuk sınıfı subaylar hakkında bu maddede hüküm bulunmayan hallerde subaylar hakkındaki mevzuat hükümleri uygulanır. Hukuk sınıfının kurulması, temini, meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri, sicil üstleri, disiplin amirleri, atanmaları, yer değiştirmeleri, görevlendirmeleri, izinleri, nöbet hizmetleri ile diğer hususlar Millî Savunma Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. ” 2. 20. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/2/2021-7281/20 md.) Bu Kanuna göre kurulacak derneklerin tüzükleri ilgili mülki amire verilir. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler. Bu Kanuna ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa aykırılık ve noksanlık bulunmaz ise dernek, Dernekler Kütüğüne kaydedilir ve kayıt tarihinde tüzel kişilik kazanır. ” 3. 23. maddesiyle 2847 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yayımı tarihini müteakip; a) Milli Savunma ve İçişleri Bakanları ilk genel kurul toplantısını gerçekleştiren uzman erbaş derneklerinin yönetim kurullarından bir ay içinde, yeni kurulacak derneğin kurucu heyetlerinde görev alacak kişilerin tespitini ister. Bu süre içinde dernekler, kurucu heyette görev alacak kişileri belirlemez veya bildirilenler gerekli nitelikleri haiz olmaz yahut sayısı yediden az olursa, yetkili Bakanlar kurucu heyetleri doğrudan oluşturur. b) Bu şekilde oluşturulan kurucu heyetler, Dernekler Kanunu ve bu Kanunda öngörülen esasları dikkate alarak yeni kurulacak derneğin tüzüğünü hazırlayıp iki ay içinde ilgili mülki amire vermek zorundadır. Mülki amir İçişleri Bakanlığının ve Milli Savunma Bakanlığının görüşünü alarak tüzüğü inceler ve 3 üncü madde hükümlerine göre işlem tesis eder ” . 4. 24. maddesiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan ve (2) numaralı bendi yürürlükten kaldırılan 7. maddesi şöyledir: “ Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Milli Savunma Bakanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali hazırlıkları ile ilgili faaliyetlerini diğer bakanlıklarla koordine etmek, 2. (Mülga:18/2/2021-7281/24 md.) 3. Seferberlik ilanını gerektirecek durumlarda, bu halin ilanı için Milli Güvenlik Kuruluna görüş bildirmek, 4. Seferberlik ve savaş halinde ihtiyaç duyulan önlemlerin alınması için Cumhurbaşkanına görüş vermek ve teklifte bulunmak, 5. Acil ihtiyaç duyulan yedek personelin, Cumhurbaşkanının oluruyla süresi yedi günü geçmemek üzere silah altına alınmasını sağlamak, 6. (Ek : 1/3/2000 - 4542/2 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, kısa zamanda hazırlıkların tamamlanabilmesi ve noksansız olarak üst düzeyde harbe hazır olunması amacıyla, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin olarak, seferberlik ve savaş halinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne girecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarından Cumhurbaşkanı kararı ile yararlanmak. ” 5. 31. maddesiyle 4752 sayılı Kanunu’nun 20. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra: 18/2/2021-7281/31 md.) Astsubay meslek yüksek okullarında görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları; Astsubay Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünün talebi ve Rektörlüğün ihtiyaç göstermesi üzerine, Bakan onayı ile sözleşmeli olarak çalıştırılırlar. Sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücret 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca Cumhurbaşkanınca belirlenen esaslar dâhilinde Bakanlıkça tespit edilir. ” 6. 42. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının; i. (b) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 46. maddesi şöyledir: “ Madde 46 – (Değişik: 11/2/2014-6519/10 md.) Garnizon komutanlığı görevinin hangi kıta komutanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. Bu görevin yürütülmesi maksadıyla, Milli Savunma Bakanlığınca garnizonda bulunan kıta, karargâh ve kurumların dışında kadro ve teşkiller oluşturulabilir. ” ii. (c) bendiyle 211 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 50. maddesi şöyledir: “ Madde 50 – Yukardaki maddelerde belirtilen hükümler dışında veya istisnai haller karşısında garnizon kumandanlığı görevinin hangi kıta kumandanı veya kurum amiri tarafından yapılacağı Milli Savunma Bakanlığınca düzenlenir. ” b. (2) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 926 sayılı Kanun’un 41. maddesinin ibare değişiklikleri yapılan birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “ Subay hizmet kadroları aşağıdaki esaslara göre tespit olunur. a) (Değişik: 18/6/2003 - 4902/22 md.) Her yıl 30 Ağustos tarihinden sonra uygulanacak kadrolar; rütbe, sınıf (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığı tarafından hizmet ihtiyacına göre tespit edilir. b) (Değişik: 29/7/1983 - 2870/2 md.) Tespit edilen bu kadrolar içindeki albay miktarı her yıl Yüksek Askerî Şuranın tasvibine sunulur ve Yüksek Askerî Şuraca miktar ile ilgili karar alınır. (Özel kanunları gereğince tespit edilen albay kadroları bu miktarlar dışında tutulur.) c) (Değişik: 23/6/2016 - 6722/3 md.) Albaylardan Yüksek Askerî Şura tarafından o yıl için hizmet kadrosu fazlası olduğu tespit edilen miktar kadarı 50 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. Ancak bunlardan, aşağıdaki esaslara göre tefrik edilenler, kadrosuzluktan emekliye sevk edilmezler ve (b) bendine göre tespit edilen miktarın dışına çıkarılarak fiili hizmet süreleri iki yıl uzatılır. Bunların müteakip yıllarda da aynı esaslarla hizmet sürelerinin uzatılması için 50 nci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentleri saklı kalmak şartıyla bu bentteki esaslara göre ayrıca Yüksek Askerî Şura kararı alınır. Her yıl 30 Ağustos tarihi itibarıyla hizmet ihtiyacı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilmesi uygun görülmeyen toplam albay miktarı ile bunların yıllara, neşetlere, sınıflara, branşlara veya ihtisaslara göre kontenjanları, aşağıda belirtilen oranları aşmamak üzere ve neşet mevcutlarına göre dengeli dağılım çerçevesinde Yüksek Askerî Şura kararı ile tespit edilir. Kuvvet komutanlıkları (…) için ayrı ayrı olmak üzere; I- İlk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, o yıl hizmet kadrosu fazlalığı sebebiyle kadrosuzluktan emekliye sevk edilecek toplam albay miktarının %25’ini; bunlar arasından müteakip dönemlerde uzatılacakların miktarı ise bir önceki dönemde uzatma kararı alınmış olanların miktarının %75’ini geçemez. II- (I) numaralı alt bentte belirlenmiş orana göre hesaplanacak ilk defa fiili hizmet süresi uzatılacak albay miktarı, Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri insan gücü planında belirlenmiş yıllık subay yetiştirme miktarının %3’ünün altında olması hâlinde bu sayıya kadar artırılabilir. III- (I) ve (II) numaralı alt bentlerde belirlenmiş oranlara göre bulunacak sayıların küsuratlı değerleri yarıma eşit veya yarımdan büyükse bu küsuratlı değerler tama iblağ edilir. ” ii. (b) bendiyle 926 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 89. maddesi şöyledir: “ V – Kadroların bildirilmesi : Madde 89 – ( Değişik : 2/1/2017-KHK- 681/27 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7073/27 md.) Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına ait astsubay kadroları, her yıl 30 Ağustos tarihine kadar sınıfı (varsa branşı) belirtilerek Milli Savunma Bakanlığınca tespit edilir. ” iii. (g) bendiyle 926 sayılı Kanun’un birinci fıkrasının birinci cümlesi değiştirilen ek 35. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 35- (Ek: 23/6/2016 - 6722/7 md.) (Değişik cümle:18/2/2021-7281/42 md.) İtibari rütbe; yurt dışı sürekli göreve atananlara Milli Savunma Bakanlığı , yurt dışı geçici görevle görevlendirilenlere ilgili kuvvet komutanlıkları tarafından verilebilir. İtibari rütbe alan personel, bu rütbenin sahip olduğu yetkileri sadece yabancı ülke personeline karşı mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde kullanır. İtibari rütbeden dolayı maaş farkı veya ilave tazminat ödenmez ve bu personele gerçek rütbesinin özlük hakları verilir. İtibari rütbe, personelin yurt dışı sürekli veya geçici görevi sona erdiğinde son bulur. ” c. (3) numaralı fıkrasının; i. (a) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan ve üçüncü fıkrasına ikinci cümlenin eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Kadro ve görev tespiti: Madde 4 – Seferberlik ve savaş hali ile barış döneminde yapılacak işlemler için mevcut teşkilatlanma da dikkate alınarak, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarına görevler verilir. Bunlardan gerekli görülenlerde teşkilat kurulur. Mevcut kanunlardaki hükümlere ilave olarak seferberlik ve savaş halinin gerektirdiği görevler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Seferberlik işlemleriyle ilgili kadro ve teşkilatlanma, Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenir. (Ek cümle:18/2/2021-7281/42 md.) Belirlenen bu kadro ve teşkilat Milli Savunma Bakanlığınca onaylanır. ” ii. (b) bendiyle 2941 sayılı Kanun’un ibare değişiklikleri yapılan 5. maddesi şöyledir: “ Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 5 – Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Cumhurbaşkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Mevcut teşkilatlanmayı da dikkate alarak bu Kanun uyarınca yapılacak hazırlıkları yürütmek üzere gerekli teşkilatı kurmak ve çalıştırmak, 2. Seferberlik ve savaş hazırlıklarını ülke çapında koordineli olarak yaptırmak, 3. Seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıkların denenmesi ve eğitimi amacıyla gerçek kişilerle, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarının personel, mal ve hizmetlerine, kanunlarda gösterilen sınırlar içinde ve Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilecek esaslar dahilinde, yükümlülüklerin uygulanmasını ve bu hazırlıkların tatbikatlarda denenmesini sağlamak, 4. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerektirdiği hallerde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, Millî Savunma Bakanının görüşlerini de alarak karar vermek, 5. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışında kullanılmasına karar verildiği hallerde, bu kuvvetlerle ilgili esasları tespit etmek. (6) (Ek : 1/3/2000 - 4542/1 md.) Seferberlik ve savaş halinin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun başgösterdiği gerginlik ve buhran dönemlerinde, ihtiyaç duyulacak araç, mal ve hizmetlere ilişkin kamu kurum ve kuruluşlarına ait imkanların Genelkurmay Başkanlığının talebi üzerine Millî Savunma Bakanlığı koordinesinde Türk Silahlı Kuvvetleri harekât kontrolüne verilmesini sağlamak. ” ç. (6) numaralı fıkrasının (a) bendiyle 4678 sayılı Kanun’un ibare değişikliği yapılan 10. maddesi şöyledir: “ Sözleşme süreleri Madde 10 – Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Sözleşme süreleri; (…) seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir. Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 1 . 926 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra : 28/6/2001 - 4699/7 md.) Kadrosuzluk, yetersizlik, (…) veya (d) bendindeki suçlardan hükümlülük nedeni ile aşağıda belirtilen esas ve şartlar dahilinde subaylar hakkında Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi yapılır. a) (Değişik: 9/8/1993 - KHK - 499/10md.) Kadrosuzluk nedeniyle ayırma: 41 inci maddede öngörülen hizmet ihtiyaç kadrosunu uygulayabilmek amacıyla; 1. Diğer terfi şartlarını haiz olduğu halde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21 inci, binbaşılar subaylıktaki 22 nci, yarbaylar subaylıktaki 25 inci fiili hizmet yılını doldurduklarında emekliye sevk edilirler. Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22 nci, binbaşılar ise yarbay rütbesinde 25 inci subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen 2 yılda 3 defa değerlendirmeye tabi tutulurlar ve terfi edemedikleri takdirde emekliye sevk edilirler. Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi şartlarını haiz oldukları halde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41 inci madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10'unu geçemez; geçtiği takdirde, derece ve kademesine bakılmaksızın en eski nasıplılardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir. 2. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa nasıpları en eski ve aynı nasıplı olanları arasında, öncelikle 38 ve Ek- 1 inci maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri kadarı emekliye sevk edilir. Bu şekilde emeklilik işlemine; terfi şartlarını taşımayan, Yüksek Askeri Şura'ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları halde üst rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını taşıdıkları halde Yüksek Askeri Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı verilmeyen sınıflarda oldukları için Yüksek Askeri Şura’ca değerlendirmeye girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanır. … ” 2. 2941 sayılı Kanun’un 7/A maddesi şöyledir: “ Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları: Madde 7/A- (Ek:18/2/2021-7281/25 md.) Barış döneminde seferberlik ve savaş hali için yapılacak hazırlıklara ilişkin Genelkurmay Başkanının görev, yetki ve sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir. 1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin seferberlik ve savaş hali ile ilgili hazırlıklarını yapmak, 2. Yapılan hazırlıkların Cumhurbaşkanının oluruyla tatbikatlarda denenmesini sağlamak. ” 3. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 34. maddesi şöyledir: “ Yabancı uyruklu öğretim elemanları: Madde 34 - Yükseköğretim kurumlarında, sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları, ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi ve üniversite yönetim kurulunun uygun görüşü üzerine rektör tarafından atanırlar. Bunlar, öğretim görevleri bakımından, bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidirler. (Değişik: 17/8/1983 - 2880/17 md.) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının bu şekilde atanmaları veya görevlendirilmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Cumhurbaşkanı kararını gerektiren hükümlerine tabi olmadan, Yükseköğretim Kurulunca verilecek ön izni müteakip Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından alınacak çalışma izni neticesinde ilgili üniversitesi ile sözleşmesi yapılır. (Ek fıkra: 2/7/2018-KHK-703/43 md.) Bu madde ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16 ncı maddesine göre yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı dolu öğretim elemanı kadrosu sayısının %2’sini geçemez. Bu kapsamdaki yabancı uyruklu öğretim elemanının yükseköğretim kurumları itibariyle dağılımı, isim, ücret ve sözleşme örneğinin vizesi, sözleşme süresinin uzatılması ve sona erdirilmesi, Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılır .” 4. 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir: “ Yabancı öğretim elemanlarına ödenecek ücretler: Madde 16 – 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 34 üncü maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarına ödenecek ücret, Cumhurbaşkanınca belirlenecek esaslar dahilinde Yükseköğretim Kurulunca tespit edilir . ”
1
71
1,982
2024/174
2021/100
22/09/2021
17/10/2024
(AYM, E.2021/100, K.2024/174, 17/10/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/174
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/100 Karar Sayısı : 2024/174 Karar Tarihi : 17/10/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinin değiştirilen; 1. (b) bendinin, 2. (d) bendinde yer alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” ibarelerinin, B. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının, C. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) ve onuncu fıkralarının, Ç. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un; 1. 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” ibaresinin, b. İkinci cümlesinin, 2. 6. maddesine eklenen üçüncü ve dördüncü fıkraların, D. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; 1. Değiştirilen birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...3 ay... ” ibaresinin “ ...otuz gün... ” şeklinde değiştirilmesinin, E. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin; 1. a. (A) Fıkrasının (1) numaralı bendine eklenen üçüncü cümlenin, b. (A) Fıkrasına eklenen (4) ve (5) numaralı bentlerin, 2. Değiştirilen (H) fıkrasının; a. Birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerinin, b. İkinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “ ...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı... ” ibaresinin, F. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkranın, G. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasında yer alan “ ... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince... ” ibaresinin, Ğ. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesinin, H. 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının, I. 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “ ...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,... ” bölümünün, İ. 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrasının, J. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ... ve/veya sözlü... ” ibaresinin, K. 23. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, L. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 36., 38., 43., 44., 45., 46., 48., 56., 63., 70., 73., 127., 128., 153., 169. ve 170. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) ve (d) bentleri şöyledir : “ (b) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri: Turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan veya doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı, korunması ve geliştirilmesinde kamu yararı bulunan yörelerde, koruma kullanma dengesi gözetilerek sektörel kalkınmanın sağlanması ve turizm sektörünün plânlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” “ d) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Turizm Merkezleri: Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri dışında kalmakla birlikte, bu bölgelerin niteliğini taşıyan, turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” 2. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “ Bakanlıkça uygun görülen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasında Bakanlık yetkilidir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. ” 3. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümleleri) ve onuncu fıkraları şöyledir: “ Bu maddede belirtilen süreler içerisinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmeleri, işletmeye açılamaz ve faaliyette bulunamaz. Bu işletmelerin işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. (Ek cümle: 25/10/2023-7464/13 md.) Bu fıkra kapsamında işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen işletmelere yetkili idarece yeniden işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi için tesisin belge alma koşullarını sağladığına dair Bakanlıktan alınan uygun görüş yazısının yetkili idareye ibrazı zorunludur. ” “ Bakanlık tarafından, turizm sektörünün kalkınmasını ve planlı ve kontrollü şekilde gelişimini sağlamak amacıyla sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin karşılanması için kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezlerinde bulunan konaklama tesislerinin tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı durumlarında yatırımcıdan sosyal ve teknik ve benzeri altyapıya katılım payı istenir. ” 4. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un ikinci fıkrası değiştirilen ve üçüncü ve dördüncü fıkraların eklendiği 6. maddesi şöyledir: “ Doğal turizm kaynaklarının korunması ve kullanılması: Madde 6 –Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kamu yararına korunmasına veya kamu yararına kullanılmasına katkıda bulunacak yapı ve tesisler, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki belgelere sahip olmak kaydıyla, tapu kaydı aranmaksızın 8 inci maddedeki koşullara uygun olarak, imar planlarına göre yapılabilir ve işletilebilir. (Değişik ikinci fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde , bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesi alınması ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması ve 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa uygun olması koşulu ile bu yerlerin kontrollü kullanımını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından, 8 inci maddeye göre, imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, ücretsiz girişli günübirlik tesis yapılabilir. Bu fıkranın uygulanması ile ücretsiz girişli günübirlik tesis niteliklerine ilişkin usul ve esaslar, 37 nci maddenin (A) fıkrasının (3) numaralı bendine dayanılarak yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesislerin Bakanlık tarafından yapılması halinde, ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri Bakanlıkça ödenmez. (Ek cümle: 3/11/2022-7420/10 md.) Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesisler, münhasıran Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü veya iştiraki şirketler tarafından işletilebilir, üçüncü kişilere devredilemez ve işlettirilemez. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) 3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabilir. Tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesisler işletmeye açılamaz. Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilir. Bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmeleri feshedilir ve taşınmazın tahliyesi sağlanır. Deniz, göl ve akarsular ile kıyıları, özelliklerini bozucu ve yıpratıcı şekilde kullanılamaz. Bu yerlerden kum, çakıl ve taş alınması gibi çeşitli şekillerde yararlanma 1738 sayılı Seyir ve Hidrografi Hizmetleri Kanununa göre Deniz Kuvvetleri Komutanlığının görüşü alınmak kaydiyle Bakanlığın iznine bağlıdır. ” 5. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası ile birinci cümlesinde ibare değişikliği yapılan ikinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/7/2021-7334/5 md.) Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, re’sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkilidir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde yer alan korunan alanlarda her ölçekteki plan teklifleri sadece Bakanlığa sunulur. İlgili kurul, kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça incelenerek uygun görülen planlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Bu planlar, Bakanlık ile mutabakat sağlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyon kararı da dahil en geç altı ay içinde sonuçlandırılır. Bu alanlarda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plan hazırlanması veya hazırlattırılması durumunda; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılacak onamaya esas olmak üzere Bakanlığın uygun görüşü alınır. 23/5/2019 tarihli ve 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun, 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalan alanlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda öngörünüm bölgesi olarak belirlenen alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve özelleştirme kapsam ve programına alınan alanlar bu fıkra kapsamı dışındadır. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve plânlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenilen bilgi, belge ve görüş otuz gün içinde verilir. Bu süre sonunda istenilen bilgi, belge ve görüşün verilmemesi durumunda ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça re’sen tesis edilebilir. ” 6. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin cümle ve bentlerin eklendiği (A) fıkrası ile değiştirilen (H) fıkrası şöyledir: “ A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; (1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle:23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler üç ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. (Ek cümle:18/7/2021-7334/6 md.) Mera, yaylak ve kışlaklar; ot bedeli taşınmazın yatırımcıya tahsisi aşamasında yatırımcı tarafından karşılanmak kaydıyla, 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre tahsis amacı değiştirilerek, sadece turizm amaçlı kullanılacağına ilişkin şerhli olarak Hazine adına tapuya tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa tahsis edilir. Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden; a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan, b) Termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan, c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan, d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan, f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan, g) Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan, yerler de Tarım ve Orman Bakanlığınca, bu fıkrada belirtilen usulle Bakanlığa tahsis edilir. Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez. b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez. c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez. (2) Kamu kuruluşlarına ait olanlar, talep tarihinden başlayarak en geç 2 ay içinde Hazine adına tapuya tescil ve Bakanlığa tahsis edilir. Devre ilişkin şartlar ve bedel, ilgili kuruluşlar ile Hazine arasında 6830 sayılı İstimlak Kanununun 30 uncu maddesine göre çözümlenir. (3) Diğer gerçek ve tüzelkişiler ile vakıflara ait olup turizm işletmesi belgesine sahip olmayanlar, Bakanlıkça kamulaştırılarak, Hazine adına tapuya tescil ve tescil tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde Bakanlığa tahsis edilir. (İptal ikinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/1/2014 tarihli ve E.: 2013/108, K.: 2014/15 sayılı Kararı ile.) (…) Uyuşmazlıkların çözümlenmemiş olması, arazinin turizm amaçlı kullanıma tahsisine engel sayılmaz. (4) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) (Değişik: 25/10/2023-7464/14 md.) 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları, uzun devreli gelişme planları ve gelişme planlarına uygun olarak, gelirleri Tarım ve Orman Bakanlığı döner sermayesine ait olmak üzere yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu fıkrada belirtilen yerlerde sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca ilgili kurum tarafından kiralama yapılabilir, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şekli değiştirilemez. (5) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca uygun görülen yat limanlarının yapılması amacıyla yatırımcılara taşınmaz tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. ” “ H. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya planlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir. İşlemler, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülür. Bu taşınmazlar üzerinde ana yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır. Bu fıkra kapsamında ana yatırımcıya ve alt yatırımcılara taşınmaz tahsisi işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı verilen yatırımlar hakkında, yatırımın gerçekleşmesi için alınması gereken tüm izin, onay ve ruhsatlar, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde verilir. İrtifak hakkı dahil diğer bütün işlemler ise en geç üç ay içerisinde tamamlanır. Yatırımın tamamlanıp tesisin işletmeye geçebilmesi için alınması gereken izin ve ruhsatlar da ilgili kurumlarca on beş gün içinde verilir. ” 7. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:18/7/2021-7334/10 md.) Bakanlıkça ülke turizmine ve tanıtımına katkı sağladığı değerlendirilen ve boyları otuz dokuz metrenin üzerinde olan yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermelerine ve seyrine her yıl belirlenen sosyal ve teknik altyapı hizmetlerine katkı payı alınması suretiyle, aynı takvim yılını geçmeyecek şekilde geçici süreli olarak Bakanlıkça izin verilebilir. İzin süresi sonunda yeniden süre verilmeyen ve Türk karasularından ayrılmayan yatlar hakkında 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümleri uygulanır. ” 8. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrası şöyledir: “ b) (Değişik:18/7/2021-7334/12 md.) 33 üncü maddedeki idari yaptırımlar; 30 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince tayin edilir. ” 9. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 5 – (Ek:23/5/2019-7175/10 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/16 md.) Ormanlık alanlar üzerinde bulunan ve 6831 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınan tesislerden konaklama amaçlı kullanılması mümkün olanlar ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezleri içinde ve bu bölge ile merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, içerisinde her tür ve kapasitede konaklama tesisi bulunan mesire yerlerini tahsis etmeye, gelirleri Orman Genel Müdürlüğüne ait olmak üzere Bakanlık yetkilidir. Bu madde kapsamında kalan yerlerin Bakanlığa tahsisi ile Bakanlık tarafından yatırımcılara tahsis edilmesinde 8 inci madde hükümleri uygulanır. Bu yerlerde lüks çadır, çadır ve karavan alanı yapılması amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca Orman Genel Müdürlüğü tarafından da kiralama yapılabilir. ” 10 . 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir: “ Birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde basit konaklama turizm işletmesi belgesi almak için başvuruda bulunmayan konaklama tesisleri faaliyette bulunamaz. Bu tesislerin, işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette bulunan konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuruda bulunmaları halinde turizm işletmesi belgesi verilir. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayan ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen kriterleri taşımadığı veya sonradan kaybettiği anlaşılan işletmelerin belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilen işletmelerin, yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. ” 11 . 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuatı uyarınca orman sayılan alanlar ve milli parklar üzerinde, turizm yatırımı gerçekleştirilmek amacıyla, Tarım ve Orman Bakanlığınca konaklama amaçlı yapılan kiralama sözleşmeleri ile ön izin ve kesin izin verilen, bu izne bağlı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen yatırımcı ve işletmecilerin sözleşmeleri; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi, ödenmesi gereken herhangi bir borcunun bulunmaması ve bir yıl içinde başvurulması halinde Bakanlıkça yeniden belirlenecek bedel ve tahsis koşullarının kabul edilerek yeniden sözleşme düzenlenmek suretiyle, bu Kanunun 8 inci maddesine uyarlanır. Bu şekilde uyarlanan sözleşmeler kapsamında tespit edilen yeni bedeller ilgili idareler tarafından tahsil edilmeye devam edilir. ” 12 . 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri tahsil edilmez, varsa tahsil edilmiş olanlar iade edilmez. ” 13. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, genel bütçe ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında yardımcılık veya stajyerlikte geçen süreler dâhil en az beş yıl görev yapmış olanlar ile aynı sürede görev yapmış olmak kaydıyla daha önce bu unvanları ihraz etmiş olanlar arasından, yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınav sonucunda başarılı olanlar, 31/12/2021 tarihine kadar durumlarına uygun kontrolör veya başkontrolör kadrolarına naklen atanabilirler. Bu şekilde atananların sayısı kırkı geçemez .” 14. 23. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkra şöyledir: “ (4) (Ek:18/7/2021-7334/23 md.) Bu Kanun kapsamında orman alanları ile Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlarda, turizm tesisi yapılması amacıyla kiralama yapılamaz, irtifak hakkı tesis edilemez ve kullanma izni verilemez. Bu yerlerin turizm amaçlı yatırımlara tahsisi 2634 sayılı Kanun hükümlerine göre münhasıran Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülür. ” 15. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde olup, 2634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmek üzere tasarruf hakkı Kültür ve Turizm Bakanlığına verilen taşınmazlar üzerinde alınmış; a) Arama ruhsatları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine ruhsatı veren idare tarafından iptal edilir. Bu durumda ruhsat ve yatırım giderleri, iptal tarihindeki gerçek karşılığı üzerinden hesaplanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenir. b) İşletme ruhsatlarına bağlı olarak edinilmiş kaynak ve irtifak hakları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığınca kamulaştırılır. Kamulaştırma bedeli, yapılan harcamaların güncel değeri ile sınırlıdır. Bu durumda işletme ruhsatı ile bu ruhsata bağlı yatırım ve faaliyetlere ilişkin izin ve kiralamalar idare tarafından iptal edilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 22/9/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 25/9/2024 tarihinde yapılan toplantıda Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri ERSOY ile birlikte Bakan Yardımcısı Nadir ALPASLAN, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Muharrem ELİŞ, Genel Müdür Yardımcıları Neşe ÇILDIK ve Elçin ŞİMŞEK ÖNCÜ, Birim Sorumlusu Onur MERAL, Uludağ Alan Başkanı Bülent Çınar ÇAVUŞ ve teknik destek vermek üzere katılan Murat DEMİREL’in sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 1. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilen (b) Bendi ile (d) Bendinde Yer Alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” İbarelerinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 3. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri tanımında değişiklik yaptığı, bu bölgelerin kapsamına doğal değerlerin bulunduğu alanların da ilave edildiği, gerek Anayasa gerekse uluslararası sözleşmeler kapsamında devletin bu alanları koruma yükümlülüğünün bulunduğu, kuralların koruma yükümlülüğü yönünden herhangi bir kayıt içermediği, Cumhurbaşkanına tek başına kullanabileceği sınırsız bir yetkinin tanıdığı, bu yetkinin denetlenebilmesi için bir sistemin öngörülmediği, bu yönüyle kuralların belirsizlik taşıdığı, kuralların orman vasıflı alanların turizm merkezi olarak ilan edilebilmesini mümkün kıldığı, kurallarda Anayasa Mahkemesi kararlarında ormanların kullanılabilmesine ilişkin ortaya konulan ölçütlerin karşılanmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 43., 44., 45., 56., 63., 153., 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. (b) Bendi 4. Dava konusu kuralda kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinin (KTKGB) tanımı yapılmaktadır. Buna göre KTKGB’ler, turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan veya doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı, korunması ve geliştirilmesinde kamu yararı bulunan yörelerde koruma kullanma dengesi gözetilerek sektörel kalkınmanın sağlanması ve turizm sektörünün planlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan edilen alanlardır. 5. Kuralla ülkenin turizm faaliyetleri yönünden önem taşıyan yöreleri ile doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı yörelerin KTKGB alanı kapsamına alınması mümkün hâle gelmektedir. Bu çerçevede ülkemiz sınırları dâhilindeki birçok türden alanın olduğu gibi Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin yer aldığı alanların KTKGB alanı olarak belirlenmesi mümkündür. 6. Anayasa’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında “ Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ” denilmek suretiyle kıyıların niteliğini belirten genel kural konularak özel mülkiyete konu olamayacakları ve doğasına uygun olarak genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açık bulunması gereği ortaya konulmuştur (AYM, E. 2018/70, K. 2019/54, 26/6/2019, § 12). 7. Anayasa’nın anılan maddesinin ikinci fıkrasında deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğine değinilerek özel yararlanma kamu yararı ile sınırlandırılmış, üçüncü fıkrasında ise bu alanların kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Söz konusu hususlar bu çerçevede kabul edilen 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile düzenlenmiştir. 8. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. ” hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür. Bu çerçevede kabul edilen 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ile söz konusu yükümlülüğün yasal zemini oluşturulmuştur. 9. Anayasa’nın “ Tarih kültür ve tabiat varlıklarının korunması ” başlıklı 63. maddesinde ise devletin, tarih kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevine yer verilmiş; özel mülkiyet konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların, bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Nitekim bu kapsamda 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kabul edilmiştir. 10. Anayasa’nın 169. maddesinde de ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek korunması ve geliştirilmesi konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir . Anılan maddenin birinci fıkrasında devlete ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunların çıkarılması görevi verilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında da ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca söz konusu maddenin ikinci fıkrasında kamu yararının bulunması hâlinde devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabileceği belirtilmiştir. 11. Buna göre devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olması için kamu yararının bulunması zorunludur. Anayasa, devlet ormanları üzerinde özel mülkiyete izin vermemekte; sadece kamu yararının bulunması hâlinde irtifak hakkı tesis edilmesine imkân tanımaktadır. Önemli olan husus, bu hizmetlere ilişkin bina ve tesislerin devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hâle getirmesidir. Bu kapsamda kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin talep edilen faaliyetin orman ekolojik sistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânı bulunup bulunmadığı hususunun gözetilmesi suretiyle belirlenmesi gerekir (AYM, E.2017/134, K.2017/169, 13/12/2017, § 21). Devletin ormanlar bakımından yükümlülükleri ise 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile yasal zeminde düzenlenmiştir. 12. Dava konusu kural, KTKGB olarak belirlenen yörelerin turizmi teşvik etmek amacıyla ihdas edilen 2634 sayılı Kanun kapsamında özel bir statüye tabi tutulabilmesini mümkün hâle getirmektedir. Ancak Anayasa tarafından özel olarak düzenlenerek devlete korunması yönünde yükümlülükler öngörülen ve kural kapsamında bulunabilecek yerlerin KTKGB olarak belirlenmesinde koruma kullanma dengesinin gözetilmesi hususu önem arz etmektedir (bu yöndeki karar için bkz. AYM, E.2008/51, K.2011/46, 10/3/2011). 13. Kuralla KTKGB olarak hangi nitelikteki yerlerin, hangi şartlarda, hangi merci tarafından belirleneceği açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca 2634 sayılı Kanun’un 4. maddesinin, KTKGB tespiti yapılırken ülkenin doğal, tarihî, arkeolojik ve sosyokültürel turizm değerlerinin dikkate alınması yönünde bir düzenleme içerdiği görülmektedir. 14. Diğer yandan kuralda KTKGB tespiti yapılırken Anayasa tarafından özel olarak devlete koruma yükümlülüğü öngörülen alanlar bakımından yukarıda yer verilen mevzuatın kapsamı dışına çıkılmasını mümkün kılan bir hüküm bulunmamaktadır. Bu çerçevede kuralın koruma kullanma dengesinin gözetilmesini dışlayan bir yönünün bulunduğu söylenemez. 15. Öte yandan istihdam yaratabilme potansiyeli, gelir artışı sağlayabilmesi ve kendisinden beklenen diğer sosyal ve siyasal faydaları göz ardı edilemeyecek olan turizm faaliyetlerinin deniz, doğa, tarih ve otantik kültür unsurlarını içerdiği bilinen bir husustur. Dolayısıyla kuralda belirtilen türde yerlerin turizm faaliyetleri kapsamında değerlendirilmeye alınmasında kamu yararının olmadığı söylenemez (bu yöndeki karar için bkz. AYM, E.2008/51, K.2011/46, 10/3/2011). 16. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 17. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik tir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Esas olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011). 18. Dava konusu kuralla belirli nitelikteki yörelerde, belirtilen sınırlar dâhilinde KTKGB’nin tespit ve ilan edilmesinde Cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır. 19. Ayrıca 2634 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasına göre KTKGB’lerin tespitinde ülkenin doğal, tarihî, arkeolojik ve sosyokültürel turizm değerleri ile turizm potansiyeli dikkate alınmak durumundadır. Öte yandan KTKGB olarak tespit edilebilecek alanların yukarıda da değinilen mevzuata tabi olacağı da açıktır. Dolayısıyla kural kapsamında Cumhurbaşkanına tanınan ilgili alanların KTKGB olarak tespit ve ilan edilmesi yetkisinin sınırsız ve belirsiz nitelikte olduğu söylenemeyeceği gibi kamu yararına yönelik ihdas edildiği anlaşılan kuralda devletin kıyıların, çevrenin, kültür ve tabiat varlıklarının ve ormanların korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğüne aykırı bir yön de bulunmamaktadır. 20. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 43., 56., 63. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 43., 56., 63. ve 169. maddeleri y önünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 44., 45., 153. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. b. (d) Bendinde Yer Alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” İbareleri 21. 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde turizm merkezlerinin tanımı yapılmaktadır. Buna göre, KTKGB dışında kalmakla birlikte bu bölgelerin niteliğini taşıyan, turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanlar turizm merkezleri olarak tanımlanmaktadır. Anılan bentte yer alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” ibareleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır. 22. Kurallarla orman vasıflı Hazine taşınmazlarının da Cumhurbaşkanı kararıyla turizm merkezi olarak tespit edilmesine imkân tanınmakta ve böylece bu tür yerlerin 2634 sayılı Kanun kapsamında farklı bir rejime tabi tutularak çeşitli teşvik ve desteklerden yararlanması mümkün kılınmaktadır. Nitekim anılan Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasında da Cumhurbaşkanınca kabul edilen yatırımlarda devlet yardımları hakkında kararda KTKGB için belirlenen istisna, muafiyet ve teşvik hükümlerinin turizm merkezleri hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 23. Devlet ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı yoluyla tahsisi, kara yolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerine ilişkin bina veya tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun bulunduğu hâllerle sınırlıdır. Bu çerçevede, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerde turizm yatırımları için de devlet ormanlarının turizm alanları olarak tespit ve ilan edilebileceği kuşkusuzdur (bu yöndeki karar için bkz. AYM, E.2006/169, K.2007/55, 7/5/2007). 24. Turizm merkezlerinin belirlenmesi sırasında 2634 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasına göre ülkenin doğal, tarihî, arkeolojik ve sosyokültürel turizm değerlerinin dikkate alınması gerektiği gibi, orman vasfı bulunan bu alanlar üzerinde gerçekleşecek tasarrufların 6831 sayılı Kanun kapsamında kalmak kaydıyla uygulanabileceği kuşkusuzdur. Bu çerçevede kuralların Anayasa’nın 169. maddesi bağlamında koruma kullanma dengesinin gözetilmesini dışlayan bir yönün bulunduğu söylenemez. 25. 7334 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin değiştirilen (b) bendinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirlilik ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler dava konusu kurallar yönünden de geçerlidir. Buna göre kurallarla Cumhurbaşkanına tanınan turizm merkezlerini tespit ve ilan yetkisinin sınırsız ve belirsiz nitelikte olduğu söz edilemez. 26. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptali taleplerinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 169. maddeleri y önünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 43., 44., 45., 56., 63., 153. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 2. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un Başlığı ile Birlikte Değiştirilen 4. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 27. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın altyapı hizmetleri de dâhil olmak üzere belediyelerin turizm alanlarındaki yetkisini kısıtlayarak gelirlerini azalttığı, bu türden yetkilerin belediyelerle koordine edilerek yürütülmesi gerektiği hâlde kuralda buna yönelik bir düzenlemenin öngörülmediği, bu yönüyle kuralın belediyelerin yetki alanındaki hizmetleri merkezî idareye ve merkezî idarenin yetkilendireceği özel kuruluşlara bırakmak ve mali imkânlarını ölçüsüz biçimde kısıtlamak suretiyle yerel yönetimlerin özerkliği ilkesini zedelediği, kuralda kurulması öngörülen turizm hizmetleri yönetim birliklerinin niteliğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, kanunla düzenlenmesi gereken konularda doğrudan Kültür ve Turizm Bakanlığına (Bakanlık) düzenleme yetkisinin verildiği, bu durumun yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinden dışlanması sonucunu doğurduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 28. Dava konusu kuralın birinci cümlesinde turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulması (birlik) düzenlenmiştir. Anılan cümleye göre Bakanlıkça uygun görülen KTKGB’lerde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla ve Bakanlık tarafından bu birlikler kurulabilecektir. 29. Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça belirleneceği öngörülmek süratiyle söz konusu birliklerin kurulması ve belirtilen amaçların uygulanması bakımından usul ve esasların düzenlenmesinde Bakanlığa yetki verilmiştir. 30. Kural, Bakanlığa KTKGB’lerde tahsis yapılanların katılımlarıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurma yetkisi tanımıştır. Söz konusu yönetim birliklerinin hangi amaçlarla faaliyette bulunabilecekleri kuralda belirtilmiştir. Ayrıca bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik uygulamalarda izlenecek usul ve esasların da Bakanlıkça belirlenebilmesi mümkün kılınmıştır. Bu çerçevede Bakanlığa verilen yetkinin ve bu yetkinin kullanılmasına ilişkin usul ve esasların herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlendiği anlaşılmaktadır. 31. Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca gerekçede “ Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır ” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). 32. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 33. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 34. Kuralda KTKGB olarak önceden ilan edilmiş bölgelerde turizm hizmetleri yönetim birliklerinin kurulabilmesi, bunların amaç ve faaliyetleriyle ile ilgili hususların kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde Bakanlığa tanınan yetkinin çerçevesinin tespit edildiği bu yönüyle kuralın hukuki belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 35. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 127. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. C. Kanun’un 3. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un Başlığı ile Birlikte Değiştirilen 5. Maddesinin Yedinci (Anılan Fıkraya 7464 Sayılı Kanun’un 13. Maddesiyle Eklenen Üçüncü Cümle Nedeniyle Fıkranın Birinci ve İkinci Cümlelerinin) ve Onuncu Fıkralarının İncelenmesi 1. Yedinci Fıkra a. Genel Açıklama 36. Dava konusu kuralın ihdas edildiği 7334 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde; ülkemiz turizm sektöründe belirli bir standardın getirilmesi için turizm tesislerinin Bakanlığın denetimi ve kontrolü altında olmasını sağlamak amacıyla konaklama tesislerinin ve plaj işletmelerinin Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almaları zorunluluğu ile bu belgenin alınmaması hâlinde faaliyetin sona erdirilmesi yaptırımının getirildiği, hâlihazırda faaliyette bulunmakla birlikte Bakanlık tarafından belgelendirme koşullarını sağlayamayan ancak Bakanlıkça belirlenecek asgari standartları sağlayabilecek konaklama tesislerine de basit konaklama tesisi turizm işletmesi belgesinin verilerek bu tesislerin de Bakanlığın denetimine alındığı, bununla birlikte uygulamada yaşanabilecek sorunların önlenmesini sağlamak üzere turizm işletmesi belgeli tesislere getirilen bazı teşviklerden söz konusu belgeye sahip olmayan tesislerin yararlandırılmamasının öngörüldüğü açıklanmıştır. 37. Bu doğrultuda 2634 sayılı Kanun’un 5. maddesi yeniden düzenlenerek konaklama ve plaj işletmelerinin belgelendirilmesi usulünde değişikliklere gidilmiştir. Değişikliğin yapıldığı 7334 sayılı Kanun’un 3. maddesinin gerekçesinde ilgili mevzuata göre yetkili idare tarafından işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilen konaklama tesislerinin Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasının zorunlu tutulmasının, konaklama tesislerinin asgari standartlara sahip olması ve standart birliği sağlanmasının, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile faaliyet gösteren konaklama tesislerinin de Bakanlığın denetimine alınarak uygulamada karşılaşılan ve genellikle tüketici mağduriyetiyle sonuçlanan olumsuz durumların önlenmesinin amaçlandığı, benzer şekilde plaj işletmelerine de Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alması zorunluluğunun getirildiği ifade edilmiştir. 38. 2634 sayılı Kanun’un 5. maddesinin dava konusu yedinci fıkrasında anılan maddede belirtilen süreler içinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmelerinin işletmeye açılamayacağı ve faaliyette bulunamayacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla kuralın anlam ve kapsamının belirlenmesinde öncelikle konaklama ve plaj işletmelerinin turizm işletmesi belgesi alabilmelerine ilişkin süreç ile 5. maddede belirtilen sürelerin değerlendirilmesi gerekir. b. Anlam ve Kapsam 39. 2634 sayılı Kanun’un 5. maddesinin üçüncü fıkrasına göre yetkili idare tarafından kendisine işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilen bir konaklama işletmesi, bu ruhsatı aldığı tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almalıdır. 40. Anılan maddenin dördüncü fıkrasına göre bir konaklama işletmesinin turizm işletme belgesinin Bakanlıkça iptal edilmesi hâlinde bu işletme, iptal kararının tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde yeniden turizm işletmesi belgesi almalıdır. 41. Maddenin altıncı fıkrasına göre k onaklama içermeyen müstakil plaj işletmeleri, işyeri açma ve çalışma ruhsatı almalarını takiben yedi gün içinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuru yapmalı, başvuruyu takiben yapılacak denetim sonucunda varsa belirlenen eksikliklerini tebligat tarihinden itibaren otuz gün içinde gidererek turizm işletmesi belgesi almalıdır. Öte yandan 2634 sayılı Kanun’a 1/7/2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun’la eklenen geçici 16. maddeyle 28/7/2022 tarihine kadar işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış olan bu fıkra kapsamındaki işletmeler için öngörülen yedi günlük başvuru süresi 28/7/2022 tarihine kadar uzatılmıştır. 42. Anılan fıkrada ayrıca Bakanlık tarafından turizm işletmesi belgesi iptal edilen plaj işletmelerinin iptal işleminin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde tekrar turizm işletmesi belgesi almalarının zorunlu olduğu, bu fıkra kapsamında belgelendirilecek plaj işletmelerinin nitelikleri ve denetimlerine ilişkin konuların Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği belirtilmiştir. 43. Söz konusu düzenlemelere göre gerek konaklama işletmelerinin gerekse k onaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerinin turizm işletmesi belgesi alabilmesi için öncesinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı alması gerekmektedir. 44. 2634 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (A) fıkrasının (2) numaralı bendinde turizm işletmesi belgelerinin verilmesi, bu işletmelerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartlar ve diğer konuların Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmeliklerle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede 1/6/2019 tarihli ve 30791 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik’te turizm işletmesi belgesinin türlerine, temin edilme koşullarına ve anılan maddede belirtilen diğer hususlara ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. c. İptal Talebinin Gerekçesi 45. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın belediyelerin turizm işletmeleri üzerindeki kontrolünü ortadan kaldırdığı, tüm yetkiyi merkezî yönetime bıraktığı, bu itibarla yerel yönetimlerin özerkliği ilkesini zedelediği, belediyelerin mali imkânlarını ölçüsüz biçimde sınırladığı ve merkezî yönetimler lehine açık bir dengesizlik oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 127. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 46. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 47. Anayasa’nın “ Çalışma ve sözleşme hürriyeti ” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında, “ Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. ” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan özel teşebbüs özgürlüğü herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Özel teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi ve ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015). 48. Dava konusu kural, belirtilen süreler içinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmelerinin işletmeye açılamayacağını ve faaliyette bulunamayacaklarını ayrıca bunların sahibi oldukları işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilmesini öngörmek suretiyle teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirmektedir. 49. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 50. A nayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 51. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 52. Kural uyarınca bir konaklama işletmesinin ya da konaklama içermeyen müstakil plaj işletmesinin faaliyette bulunabilmesi için turizm işletmesi belgesi alması gerekmekte ve ayrıca bu belgeyi edinmediği takdirde sahip olduğu işyeri açma ve çalışma ruhsatının da iptal edilmesi gerekmektedir. 53. Buna göre turizm işletmesi belgesinin, kuralın kapsamında kalan işletmelerin turizm sektöründe faaliyette bulunulabilmesi için temin edilmesi zorunlu tutulan ve bu suretle teşebbüs özgürlüğüne yönelik müdahalenin aracı niteliğinde bir belge olduğu anlaşılmaktadır. 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde, basit konaklama tesisleri hariç olmak üzere turizm sektöründe faaliyet gösteren turizm işletmelerine Bakanlıkça verilen belge olarak tanımlanan bu belgenin temin edilme koşullarına dair anılan Kanun’da herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Hâlbuki teşebbüs özgürlüğü kapsamında herhangi bir faaliyette bulunmanın sınırlarının belirlendiği durumlarda bu sınırların neler olduğunun ve hangi şartları taşıyan kişi ya da teşebbüslerin bu alanda faaliyette bulunacağının kanunla düzenlenmesi zorunludur. Anılan Kanun’da turizm işletmesi belgesi alabilmek için hangi nitelik ya da niteliklerin aranacağı düzenlenmemiş, bu konudaki takdir bütünüyle Bakanlığa bırakılmıştır. 54. Kuralla turizm işletmesi belgesi temin edilmesi konusundaki ölçütlere ilişkin yasal çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetkinin tanınması teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması ilkesiyle çelişmektedir (Bu yönde bkz. AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, §§ 168-173 ). 55. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 127. maddesi yönünden incelenmemiştir. 2. Onuncu Fıkra a. İptal Talebinin Gerekçesi 56. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla öngörülen katılım payının vergi benzeri bir mali yükümlülük niteliğinde olduğu, buna göre temel esas ve ilkeler ile genel çerçevenin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kuralda bu konuya yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, ayrıca kuralla mülkiyet hakkının ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 7., 13., 35. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 57. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir. 58. Dava konusu kuralla, Bakanlık tarafından, turizm sektörünün kalkınmasını ve planlı ve kontrollü şekilde gelişimini sağlamak amacıyla sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin karşılanması için KTKGB ve turizm merkezlerinde bulunan konaklama tesislerinin tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı durumlarında yatırımcıdan sosyal ve teknik ve benzeri altyapıya katılım payının istenmesi öngörülmüştür. 59. Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır ” denilmek suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide yükümlü, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların kanunla düzenlenmesi zorunludur (AYM, E.2009/63, K.2011/66, 14/4/2011). 60. Mükellefler konusunda keyfî uygulamalara karşı düşünülen ilk önlem her ne kadar kanunilik ilkesi olsa da mali yükümlülüklerin kanunla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması yalnız başına vergilendirme yetkisinin keyfî kullanılarak adaletsiz sonuçlar doğurmasını engelleyemeyeceğinden kanunilik ilkesi yanında düzenlemelerin idare ve kişiler yönünden duraksamaya yol açmayacak şekilde belirlilik içermesi, öngörülebilir olması ve hukuki güvenlik ilkesine de uygunluğunun sağlanması gerekir (AYM, E.2019/53, K.2019/75, 19/9/2019, § 11). 61. Vergilemede belirlilik ilkesi vergi yükümlülüğünün hem kişiler hem de idare yönünden belirli ve kesin olmasını, kanun metinlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini gerektirir. Buna göre belirlilik ilkesi vergi ve diğer kamu alacakları açısından matrah, tarh ve tahsil zamanı ve yöntemi ile verginin tarh ve tahsiline yetkili idare gibi vergi ve benzeri diğer alacakların esaslı unsurlarının önceden belli ve kesin olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2019/53, K.2019/75, 19/9/2019, § 14). 62. Bu çerçevede öncelikle kuralla düzenlenen katılım payının niteliğinin belirlenerek Anayasa’nın 73. maddesi anlamında mali yükümlülük kapsamında kalıp kalmadığının anlaşılması gerekmektedir. 63. Ücret, aidat, kesenek, harç, katılma payı, fon payı, katkı payı gibi adları ne olursa olsun parasal yükümlülük ya da ödemelerin Anayasa’nın 73. maddesi kapsamında mali yükümlülük sayılabilmesi için ödemenin kamu gideri niteliğinde ve kamu hizmeti karşılığı olması, tek taraflı irade ile alınması, kamu gücüne dayanması, zorunlu olması, ödenmemesi hâlinde hukuki yolla tahsili, devlet tüzel kişiliği, kamu tüzelkişiliği ya da kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları tarafından tahsil edilebilmesi ve kanun ile konulması gerekir (AYM, E.2006/111, K.2006/112, 15/12/2006). 64. Kuralla KTKGB’lerde ve turizm merkezlerinde bulunan konaklama tesislerinden tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı durumlarında tahsil edilmesi öngörülen katılım payının turizm sektörünün kalkınmasını, planlı ve kontrollü şekilde gelişimini sağlamak amacıyla sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin karşılanması için alınacağı belirtilmektedir. Söz konusu katılım payının tek taraflı iradeye dayanılarak, zorla alınacağı, devlet tüzel kişiliği tarafından tahsil edileceği ve ödenmemesi hâlinde cebrî icra yoluyla tahsilinin sağlanabileceği açıktır. Bu itibarla kuralla düzenlenen katılım payının tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı faaliyetlerinin yerine getirilebilmesi karşılığında sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin yerine getirilebilmesinde kullanılmak üzere ödenmesi gereken ve kamu gücüne dayanılarak konulan resim benzeri mali bir yükümlülük olduğu anlaşılmaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2001/5, K.2002/42, 28/03/2002; E.2013/19, K.2013/100, 12/09/2013). 65. Dolayısıyla kuralla öngörülen mali yükümlülüğün matrah ve oranının, tarh, tahakkuk, tahsil usullerinin, ödenmemesi hâlinde uygulanacak yaptırımlar ile zamanaşımı gibi unsurlarının ilgili kişilerce makul bir düzeyde öngörülmesini sağlamak üzere kanunla düzenlenmesi gerekir. Ancak kurala konu katılım payının belirtilen unsurlarına ilişkin olarak kanunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. 66. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 73. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kural Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden incelenmemiştir. Ç. Kanun’un 4. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” İbaresi ile İkinci Cümlesinin ve Anılan Maddeye Eklenen Üçüncü (Anılan Fıkraya 7420 Sayılı Kanun’un 10. Maddesiyle Eklenen İkinci Cümle Nedeniyle Fıkranın Birinci Cümlesinin) ve Dördüncü Fıkraların İncelenmesi 1. İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” İbaresi a. Anlam ve Kapsam 67. 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesinin alınması ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması ve 3621 sayılı Kanun’a uygun olması koşuluyla bu yerlerin kontrollü kullanımını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, ücretsiz girişli, günü birlik tesisin yapılabileceği belirtilmektedir. Anılan cümlede yer alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 68. Kuralın atıfta bulunduğu 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinde çeşitli nitelikteki taşınmaz ve yerlerin turizm amaçlı kullanım kapsamında Bakanlığa tahsis edilmesi yöntemi düzenlenmiştir. Anılan maddenin (A) fıkrasında KTKGB ve turizm merkezlerinde olup Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların, tapuya tescili mümkün olan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlalarının, mera, yaylak ve kışlakların, orman sayılan yerlerin turizm amaçlı olarak Bakanlığa tahsis edilmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Maddenin (B) fıkrasında, (A) fıkrasına göre tahsis edilen yerlere ilişkin olarak Bakanlıkça Hazineye yapılacak ödemenin usulüne, (C) fıkrasında Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esasların ve sürelerin, bedellerin, hakların sona ermesi ve diğer şartların tespitine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. 69. Maddenin (D) fıkrasında Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsisine; (E) fıkrasında KTKGB ve turizm merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabına ilişkin olarak mevzuattan kaynaklanan sınırlamaların istisnasına, (F) fıkrasında KTKGB ve turizm merkezleri dışında kalan ve imar planları ile turizme ayrılan yerlerdeki taşınmaz mallara uygulanacak usule, (G) fıkrasında KTKGB ve turizm merkezlerinde kamu kuruluşlarına ait turizm, eğitim ve dinlenme maksatlı tesisler ile araziler üzerindeki tahsislerin kaldırılması usulüne, (H) fıkrasında KTKGB’nin tamamının veya planlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parsellerinin Bakanlıkça tahsisine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. 70. Maddenin (I) fıkrasında Bakanlık tarafından tahsisi iptal edilen taşınmazların üzerinde yatırımcılar lehine tesis edilen irtifak haklarına ilişkin terkin davalarında uygulanacak yargılama usulüne, (J) fıkrasında KTKGB’ler içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların turizm yatırımlarına tahsisi amacıyla acele kamulaştırma usulüyle kamulaştırılmalarına, (K) fıkrasında adına birden fazla tahsis yapılan ve lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakkı tesis edilen yatırımcı tarafından yapılabilecek işlemlere, (L) fıkrasında 8. maddenin uygulanmasıyla ilgili usul ve esaslar ile (C) fıkrasının uygulanması bakımından Bakanlığın yönetmelikle düzenleme yapma yetkisine, (M) fıkrasında personel lojman alanlarının tahsisine, (N) fıkrasında ise Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazlar üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi ve tahsisi iptal edilen taşınmazların üzerinde yatırımcılar lehine tesis edilen irtifak haklarının terkin edilmesi işlemlerinde Bakanlığın onayına ilişkin konular düzenlenmiştir. 71. Kural 8. maddedeki tahsis usullerine uygun olmak kaydıyla, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde, bu yerlerin kontrollü kullanımının sağlanması amacıyla imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı ve konaklama içermeyen ücretsiz girişli günü birlik turizm tesisinin yapılmasını mümkün kılmaktadır. 72. Kural ayrıca bu tür tesislerin yapılabilmesi için; - Bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, - Turizm işletmelerine zarar verilmemesi, - Turizm yatırımı veya işletmesi belgesinin alınması, - Çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm tedbirlerin alınması, - 3621 sayılı Kanun’a uygun olması, şartlarını öngörmektedir. 73. Bu itibarla kuralla; devletin hüküm ve tasarrufu altında olan alanlarda, duruma göre herkesin istifadesine açık olan denizler, göller, nehirler ile bunların kıyılarında; tarıma elverişli olmayan, kayalar, tepeler, dağlar gibi sahipsiz alanlarda, devlet veya bir kamu tüzel kişisi tarafından herkesin veya bir kısım halkın yararlanmasına terk ve tahsis edilen yollarda, yaylaklar ve kışlaklar gibi yerlerde bu yerlerin kontrollü kullanımının sağlanması amacıyla ücretsiz girişli günü birlik turizm tesisleri yapılmasına imkân sağlanmaktadır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 74. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde günübirlik tesis yapılmasına izin verdiği, bu durumun kıyılar, ormanlar ve meralarda tesis yapılmasına imkân tanımak suretiyle kıyılar yönünden eşit ve serbest yararlanmaya engel oluşturacağı, orman ve meralar ile çevrenin tahrip olmasına neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 43., 45., 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 75. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 56. ve 63. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 76. Anayasa’nın 43. maddesinde kıyıların, 56. maddesinde çevrenin, 63. maddesinde tarih kültür ve tabiat varlıklarının 169. maddesinde ise ormanların korunması amacıyla devlete ödevler yüklenmiştir. Devletin anılan yerlerin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapması bu ödevler kapsamındadır. Nitekim 2872, 2863 ve 6831 sayılı Kanunlar bu kapsamda kabul edilmiş düzenlemelerdir. 77. Kural uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, ücretsiz girişli günübirlik tesislerin yapılabilmesi için bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesi alınması, çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması, 3621 sayılı Kanun’a uygun olması, bu yerlerin kontrollü kullanımının sağlanması amacıyla hareket edilerek 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinde düzenlenen tahsis usulüne uyulması gerekir. 78. Buna göre kuralda söz konusu turizm tesislerinin fiziki niteliklerinin, yapım amaçlarının ve kullanım usulünün, yapılacağı yerlerin tahsis usulünün ve korunmalarına ilişkin temel ilke ve esasların belirlendiği görülmektedir. Bu ilke ve esaslarla birlikte söz konusu tesislerin inşası için yer tesis edilmesinde ve yapımında Anayasa tarafından özel olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında korunması mecburiyeti getirilen yerler bakımından yasal mevzuatta öngörülen güvencelerin uygulanacağı da açıktır. Dolayısıyla kuralda Anayasa tarafından korunan yerler bakımından koruma kullanma dengesinin gözetildiği, bu yönüyle kuralın devletin kıyıların, çevrenin, kültür ve tabiat varlıklarının ve ormanların korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır. 79. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43., 56., 63. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 45. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. İkinci Fıkranın İkinci Cümlesi a. İptal Talebinin Gerekçesi 80. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla kanunla düzenlenmesi gereken alanda hiçbir sınırlama, ilke ve esas tespit edilmeksizin günübirlik tesislerin kurulmasına ilişkin usul ve esasların belirleme yetkisinin Cumhurbaşkanına bırakıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 81. Dava konusu kuralla, 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasına ve ücretsiz girişli günübirlik tesisin niteliklerine ilişkin usul ve esasların anılan Kanun’un 37. maddesinin (A) numaralı fıkrasının (3) numaralı bendine dayanılarak yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür. 82. Kanun’un 37. maddesinin (A) numaralı fıkrasının (3) numaralı bendinde insan ve çevre sağlığı ile can ve mal güvenliği de dâhil olmak üzere belgeli yatırım ve işletmelerin belgeye esas olan niteliklerinin, tarifelerinin, temizlik, düzen, servis, idare ve işletme tarzları ile diğer hususların denetlenmesine ve denetleme elemanlarının niteliklerine, atanmalarına ve yetkilerine ait konuların Cumhurbaşkanlığı kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmeliklerle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 83. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konular bakımından da ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Diğer taraftan bu durumlarda kanunlarda Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü hususlar bakımından daha net bir çerçeve ortaya konulması gerekir. 84. Kuralın konusunu oluşturan ücretsiz girişli günü birlik tesislerin Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyı ve ormanlar ile tarih, kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu yerlerde inşa edilmesi mümkün olmakla birlikte dava konusu kuralın da yer aldığı 6. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde bu tür tesislerin özellikleri ve inşa edilmesinde dikkate alınacak ölçütler açıkça gösterilmektedir. Buna göre söz konusu tesislerin ancak bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesi alınması, çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması ve 3621 sayılı Kanun’a uygun olması şartıyla yapılması mümkündür. 85. Ayrıca bu tür tesislerin yapılmasında ilgisine göre 2872, 2863 ve 6831 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunacağı da açıktır. 86. Öte yandan 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre söz konusu tesislerin imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, günü birlik ve ücretsiz girişli olarak düzenlenmesi ve inşa edileceği yerlerin tahsisinde anılan Kanun’un 8. maddesinde gösterilen usulün izlenmesi gerekmektedir. 87. Kuralda yönetmelikle düzenleneceği belirtilen konularla ilgili temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin kanunda belirlendiği bu yönüyle idareye tanınan düzenleme yetkisinin türevsel nitelikte olduğu, kuralın yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 88. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. 3. Üçüncü Fıkra 89. 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ … Bakanlıkça ödenmez. ” ibaresi “ …ve ücretsiz girişli günübirlik tesisin bütünleyici unsuru olan denizle bağlantısını sağlayan kıyı kullanımlarında Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesinden doğan bedeller ödenmez. ” şeklinde değiştirilmiş ve anılan fıkraya ikinci cümle eklenmiştir. 90. Açıklanan nedenle konusu kalmayan kurala ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. 4. Dördüncü Fıkra a. Anlam ve Kapsam 91. Dava konusu kuralla 3621 sayılı Kanun’a uygun olmak kaydıyla geçici lüks çadır tesisleri yapılmasına yönelik kiralama yapılabilmesi ile buna ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. 92. Kuralda kiralamanın amacı anılan Kanun’a uygun olmak kaydıyla geçici lüks çadır tesisleri yapılması olarak belirtilmekte, bu tesislerin taşıması gereken özellikler gösterilmektedir. Buna göre söz konusu tesislerin, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevreyle uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan, iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunabilme niteliklerini taşıması gerekir. Ayrıca bu tesisler kapsamında yapılacak her türlü ünite temelsiz ahşap platform üzerine mümkün olan en az müdahaleyle çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak inşa edilmelidir. 93. Lüks çadır tesislerinin dava konusu kuralda belirtilen bu nitelikleri taşıması gerekmekle birlikte işletmeye açılabilmesi için Bakanlık tarafından belirlenen ölçütlere de uygun inşa edilmesi, ayrıca Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınması gereklidir. Kural, Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasının ardından başka bir işleme gerek kalmadan bu tesislere işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesini de öngörmektedir. Kuralda son olarak fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği ölçütlere uygun olarak yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedileceği ve taşınmazın tahliyesinin sağlanacağı hükme bağlanmaktadır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 94. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın kıyılarda lüks çadır tesislerinin kurulmasına imkân tanımak suretiyle kamunun kıyılardan serbestçe yararlanmasına engel olabileceği, hâlbuki kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi gerektiği, bu yönüyle kuralın kıyıların rant amacıyla kullanılmasına yol açacağı, ekonomik yönden dezavantajlı kişiler bakımından ayrımcılık yaratacağı, kuralda bu nitelikteki tesislerin orman ve meralarda kurulmasının mümkün kılınmasına karşın bu alanların ekosisteminin korunmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, orman alanlarının turizm amaçlı kullanılması konusunda adil bir dengenin de gözetilmediği ve orman köylüsünün korunmasına ilişkin güvencelere yer verilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 43., 45., 56., 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu i. Üçüncü Cümle 95. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 96. 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde fıkra kapsamında kalan tesislerin Bakanlığın belirlediği ölçütlere uygun olmaması ve turizm işletmesi belgesini temin etmemesi hâlinde işletmeye açılamayacağı öngörülmek suretiyle Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir. 97. 7334 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci fıkrasının (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler dava konusu kural yönünden de geçerlidir. 98. Bu itibarla kişilerin faaliyette bulunabilmesi için temin edilmesi zorunlu bir belge olarak düzenlenen ve bu suretle teşebbüs özgürlüğüne yönelik müdahale aracı niteliğinde olan turizm işletmesi belgesinin temin edilme koşullarına dair anılan Kanun’da herhangi bir düzenleme bulunmadığı gibi dava konusu cümlede ayrıca faaliyette bulunabilmenin bir diğer koşulu olarak gösterilen Bakanlığın belirlediği ölçütler bakımından da Kanun’da herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Dolayısıyla kuralda belirtilen hususlardaki takdirin bütünüyle Bakanlığa bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralda turizm işletmesi belgesi temin edilmesi konusundaki ölçütler ile Bakanlığın belirlediği kriterlere ilişkin yasal çerçeve belirlemeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanınması teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması ilkesiyle çelişmektedir (bu yöndeki karar için bkz. AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, §§ 168-173 ). 99. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5., 10., 43., 45., 56., 169. ve 170. maddeleri yönünden incelenmemiştir. ii. Dördüncü Cümle 100. 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesinin iptali nedeniyle dava konusu dördüncü cümlenin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle anılan dördüncü cümle 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kural yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir. iii. Fıkranın Kalan Kısmı 101. Deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkân ve şartlarına ait esasları kapsayan 3621 sayılı Kanun’da kıyı, kıyı kenar çizgisi, sahil şeridi, planlama ve yapılanmaya, Kanun kapsamında kalan uygulamaların kontrolüne, imar mevzuatına aykırı nitelikteki yapılara, cezai durum ve yaptırımlara yer verilmiştir. 102. Anılan Kanun kapsamında kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin olarak getirilen yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümler bu alanların doğal ve kültürel özellikleri gözetilerek tabiî servet ve kaynak olarak değerlerinin korunması amacına ve bu alanlardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi esasının gerçekleşebilmesine hizmet etmektedir. Ancak anılan hususlarda ne şekilde düzenleme yapılacağı kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır (AYM, E.2019/35, K.2019/53, 26/6/2019, § 23 ). 103. Dava konusu kuralın birinci cümlesinde Kanun kapsamında kalan yerlerde geçici lüks çadır tesislerin yapılması amacıyla kiralama mümkün hâle getirilmekte, bunun yanı sıra kiralama yapılmasına sebep olacak işin niteliği ayrıntılı olarak gösterilmektedir. Bu çerçevede kiralama yalnızca Kanun’a uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesislerinin inşası için söz konusu olabilmektedir. 104. Kuralın ikinci cümlesinde tesis kapsamında yapılacak ünitelerin temelsiz ahşap platform üzerine mümkün olan en az müdahaleyle çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı, beşinci cümlede ise sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği ölçütlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedilip ve taşınmazın tahliye edileceği hüküm altına alınmıştır. 105. Bu itibarla kuralla kamu yararına katkı sunacağı açık olan turizm sektörünün gelişmesi bakımından Anayasa’da özel olarak koruma altına alınan kıyıların kiralanabilmesi suretiyle kullanılmasına imkân tanındığı, bu kullanımın şartlarının kanunda ayrıntılı olarak düzenlendiği, şartlara uyulmadığı takdirde söz konusu kullanımın sona erdirilmesine ilişkin güvencenin de öngörüldüğü gözetildiğinde kuralda devletin kıyıların korunmasına yönelik yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. 106. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 43. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 45., 56., 169. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. D. Kanun’un 5. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının ve İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...3 ay... ” İbaresinin “ ...otuz gün... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 107. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların kapsamına aldığı alanlarda belediyelerin plan yapma yetkisinin ortadan kaldırıldığı, hâlbuki idarenin bütünlüğü ilkesi bağlamında idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kurumlar arasında birlik sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması gerektiği, bu durumun Anayasa Mahkemesi kararlarında çerçevesi de gösterilen yerinden yönetim ilkesine uygun olmadığı, kurallara konu KTKB’ler ile turizm merkezlerinin sınırlarının herhangi bir biçimde belirlenmediği gözetildiğinde belediye sınırları içinde kalabilecek çok geniş bölgelerde belediyelerin plan yapma yetkisinin tamamen ortadan kaldırıldığı, bu çerçevede yerel ve merkezî yönetimler arasında plan yapma konusunda sağlanması gereken koordinasyonun yerel yönetimlerin özerkliği ilkesine uygun olmayan biçimde sona erdirildiği, söz konusu bölge ve merkezlerde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve planlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenen bilgi, belge ve görüşlerin verilmesi için öngörülen otuz günlük sürenin yetersiz ve devletin çevrenin korunması ödevi bakımından ölçüsüz olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 56. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Birinci Fıkra i. Anlam ve Kapsam 108. 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinde KTKGB ve turizm merkezleri içinde planlama yapma yetkisine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrası 7334 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir. 109. Kuralın gerekçesinde 2634 sayılı Kanun’la hâli hazırda turizm merkezleri ve KTKGB sınırları içinde özel ve sektörel bir planlama olan turizm amaçlı ve odaklı imar planlarını yapma, yaptırma ve onaylama yetkisinin Bakanlığa verildiği, bu alanlarda bulunan millî parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar gibi korunan alanlarda plan onama yetkisinin ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüldüğü, bu durumda korunan alanların çevresi ile ilişkilerinin kurulması ile turizm merkezleri ve KTKGB kapsamında bütüncül planlama kararlarının oluşturulması açısından şehircilik ilke ve esaslarına ve planlama prensiplerine aykırı bir parçacı yaklaşımı ortaya çıktığı, ayrıca bu süreçte Bakanlıkça KTKGB veya turizm merkezinin bütününde hazırlanan ancak bir kısmı Bakanlıkça onaylanmasına karşın korunan alan statüsünde bulunması nedeniyle onaylanmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilen planların onama süreçlerinin uzamasının planlama kararlarının bütüncül bir şekilde uygulanması imkânını ortadan kaldırdığı ve mağduriyete sebep olduğu, bu değişiklikle plan yapımı konusunda farklı kurumların yetkili olması nedeniyle ortaya çıkan ihtilafların ve mağduriyetlerin giderilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. 110. Gerekçede ayrıca Bakanlığın KTKGB veya turizm merkezleri içinde her ölçekteki plânları yapma, yaptırma, resen onaylama ve tadil etme konusundaki yetkisine ilave olarak bu yerler içinde kalan korunan alanlarda kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce hazırlanan her tür ve ölçekteki plan ve plan değişikliklerinin sadece Bakanlığa sunulması, Bakanlık tarafından gerekli incelemelerin yapılarak uygun görülen planların değerlendirilmek üzere Bakanlıkça Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilmesi, bu planların Bakanlık ile mutabakat sağlanarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyon kararı da alınarak en geç altı ay içinde sonuçlandırılması ve bu sayede iki Bakanlığın da yetkili olduğu bu alanlarda planlama sürecinin hızlandırılmasının hedeflendiği ifade edilmiş; genel olarak bu maddeyle yapılan düzenlemeler ile ülkemizin turizm sektöründe gösterdiği büyük ilerlemenin artarak devam etmesi için turizm politikasının belirleyici ve uygulayıcısı olan Bakanlık tarafından ülkemizin turizmine yönelik planlama ve çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi, kurumlar arası yetki çatışmasının giderilerek bürokrasinin azaltılması, planlama sürecinin kısaltılarak turizm potansiyeli yüksek alanların ülkemiz turizmine kazandırılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. 111. Bu çerçevede Kanun’un 7. maddesinin dava konusu birinci fıkrasının birinci cümlesinde Bakanlığın KTKGB ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen onaylamaya ve tadil etmeye yetkili olduğu belirtilmiştir. Kuralın gerekçesinden Bakanlığa imar planlarına ilişkin olarak yetki verildiği anlaşılmaktadır. 112. Anılan fıkranın dava konusu ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci cümlelerinde KTKGB ve turizm merkezleri içinde yer alan korunan alanlarda her ölçekteki plan tekliflerinin sadece Bakanlığa sunulması, ilgili kurul, kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça incelenerek uygun görülen planların, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilmesi; bu planların, Bakanlık ile mutabakat sağlanarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyon kararı da dahil en geç altı ay içinde sonuçlandırılması, bu alanlarda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından plan hazırlanması veya hazırlattırılması durumunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yapılacak onamaya esas olmak üzere Bakanlığın uygun görüşünün alınması öngörülmüştür. 113. Fıkranın dava konusu altıncı cümlesinde ise 23/5/2019 tarihli ve 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun, 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalan alanlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nda öngörünüm bölgesi olarak belirlenen alanlar ile özel çevre koruma bölgeleri ve özelleştirme kapsam ve programına alınan alanların kuralın kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir. ii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 114. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de incelenmiştir. 115. Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmıştır. İdarenin bütünlüğü, merkezî devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesi olup bu ilkeyle, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kurumlar arasında birlik sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması öngörülmüştür (AYM, E.2008/87, K.2011/95, 9/6/2011). 116. Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasında mahallî idarelerin; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri oldukları, ikinci fıkrasında yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Maddenin beşinci fıkrasında ise merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. 117. Anayasa’da imar planlarına ilişkin yetkinin merkezî idare ya da yerel yönetimlere ait olduğu konusunda bir kural yer almamakta olup ihtiyaçlara göre bu hususun belirlenmesi kanun koyucuya aittir (AYM, E.2008/87, K.2011/95, 9/6/2011). 118. Mahallî müşterek ihtiyaç, herhangi bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel çıkarlarını değil aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan somut durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve sürekli güncelleştirdiği, özünde etkinlik, ölçek ve sağladığı yarar bakımından yerel sınırları aşmayan, bölünebilir ve rekabet konusu olabilen yerel ve kamusal hizmet karakterinin ağır bastığı ortak beklentileri ifade eder. Anayasa'da il, belediye ya da köy halkının yerel ortak ihtiyaçlarının neler olduğu belirlenmemiş, bunun saptanması kanuna bırakılmıştır. Bu durumda kanun, kamu yararını gözeterek Anayasa sınırları içinde merkezî yönetimle yerel yönetim arasındaki görev sınırlarını belirleyebilir. İdarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle düzenlemenin yerel yönetimleri ortadan kaldırma ya da etkisiz kılma amacına yönelik olmaması, belirli alanlar bakımından belirli koşullara bağlı ve yerel yönetimlere bir yük ya da borç getirmeden kimi görev ve yetkilerin merkezî yönetim birimine bırakılması mümkündür (AYM, E.2008/87, K.2011/95, 9/6/2011). 119. Nâzım planlar, imar planları ve uygulama planlarının yapımı ve değiştirilmesi, temelde belediyelerden başlayıp merkezî yönetime kadar çeşitli düzeylerdeki karar verme süreci sonunda tamamlanır. Yerel ölçekteki gereksinimlere getirilen çözümlerin aynı zamanda ülkenin genel ihtiyaçlarıyla da uyumlu olması gerekmektedir. Bu yüzden söz konusu planlar, merkezî yönetimin vesayet yetkilerini kullanarak yerel yönetimlerle birlikte gerçekleştirdiği siyasal, hukukî ve teknik belgelerdir. Bu planların yapımı, merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasında anayasal, yasal ve teknik düzeyde iş birliği ve uyumu gerektirebilir (AYM, E.2008/87, K.2011/95, 9/6/2011). 120. 2634 sayılı Kanun’un 1. maddesinde turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasının sağlanmasının amaçlandığı, 2. maddesinde ise anılan Kanun’un KTKGB’ler ve turizm merkezlerinin tespiti ile geliştirilmelerine, turizm yatırım ve işletmelerinin teşvik edilmesine, düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsadığı belirtilmiştir. Bu çerçevede kanun koyucunun istihdam yaratabilme kapasitesi bulunan, gelir artışı sağlayabilen, ülkenin tanıtımına yadsınamaz nitelikte katkı sunan ve kendisinden beklenen diğer sosyal ve siyasal faydaları gözardı edilemeyecek nitelikteki turizm faaliyetlerinin geliştirilmesi ve veriminin artırılması için bununla birlikte doğal, tarihî ve otantik kültür unsurlarının kullanımını gerektirdiği bilinen bu faaliyetler sırasında belirtilen unsurların korunabilmesi için özel bir düzenleme niteliğindeki 2634 sayılı Kanun’u ihdas ettiği anlaşılmaktadır. 121. Nitekim 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmî ve özel bütün yapıların tabi kılındığı bu alandaki temel kanun niteliğinde olmakla birlikte anılan Kanun’un “ İstisnalar: ” başlıklı 4. maddesinde 2634 sayılı Kanun ile belirlenen ya da belirlenecek olan yerlerde 3194 sayılı Kanun’un özel kanunlara aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suretle kanun koyucunun hâlihazırda 2634 sayılı Kanun’a tabi yerler bakımından öncelikle anılan Kanun’da yer alan düzenlemelerin uygulanması yönünde takdir yetkisini kullandığı görülmektedir. 122. Ayrıca dava konusu fıkranın son cümlesiyle 7174 sayılı Kanun, 6546 sayılı Kanun, 2565 sayılı Kanun ve 2960 sayılı Kanun kapsamındaki yerlerin, özel çevre koruma bölgeleri ve özelleştirme kapsam ve programına alınan alanların fıkra kapsamı dışında kaldığı belirtilerek kanun koyucunun benzer nitelikte takdir yetkisini kullandığı anlaşılmıştır. 123. Öte yandan dava konusu fıkranın üçüncü cümlesinde kural kapsamındaki yerlerle ilgili planların ilgili kurul, kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça incelenerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderileceği belirtildiğinden yerel yönetimlerin fıkrayla düzenlenen süreçlerden bütünüyle dışlandıkları söylenemez. 124. Bu itibarla idarenin bütünlüğü ilkesi bağlamında KTKGB’ler ile turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen onaylamaya ve tadil etmeye Bakanlığın yetkili kılınması, yerel yönetimlerin etkisizleştirilmesi ya da yetkilerinin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmamaktadır. Zira kanun koyucunun bazı alanlar bakımından belirli koşullara bağlı olarak ve yerel yönetimlere bir yük ya da borç getirmeden, kimi görev ve yetkileri merkezî yönetim birimine bırakması mümkündür. 125. Öte yandan Anayasa’nın 56. maddesinde ifade edilen sağlıklı ve dengeli çevre kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirliliğinin önlendiği bir çevre kadar, belirli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur. Bu çerçevede kanun koyucunun devletin Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen görevlerini yerine getirmek amacıyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma ve bu konuda gerekli olan araçları belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır (AYM, E.2019/21, K.2020/51, 24/9/2020, § 45). 126. Kuralla 2634 sayılı Kanun kapsamında KTKGB’ler ile turizm merkezleri içinde her ölçekteki planların yapılması, yaptırılması, resen onaylanması ve tadil edilmesi hususunda Bakanlık ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasındaki yetki paylaşımı hususunda uygulama sürecinde karşılaşılan gecikme ve aksamaların çözülmesine yönelik daha pratik bir yaklaşımın amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kullanma kontrol dengesinin gözetilmesi kaydıyla turizm sektörünün gelişmesindeki kamu yararı dikkate alındığında kanun koyucunun 3194 sayılı Kanun kapsamı dışında bulunan 2634 sayılı Kanun kapsamındaki KTKGB’lerde ve turizm merkezlerinde her türlü planların yapılması, yaptırılması, resen onaylanması ve tadil edilmesi hususunda Bakanlık ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arasında paylaşılan yetkilerin tamamını Bakanlığa bırakmasının devletin çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme ödevlerini zedeleyen bir yönünün bulunduğu söylenemez. 127. Bu doğrultuda turizm sektörünün düzenlenmesi, geliştirilmesi ve denetlenmesi gibi kamu yararının gerekli kıldığı hâllerde turizm amaçlı kullanılacak yerlere ilişkin olarak imar konusunda merkezî idare kuruluşlarına imar planları yapma yetkisinin verilmesinde ve yetki paylaşımının düzenlenmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır. 128. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 56., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56., 123. ve 127. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. b. İkinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...3 ay... ” İbaresinin “ ...otuz gün... ” Şeklinde Değiştirilmesi 129. 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde KTKGB’lerde ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve planlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenen bilgi, belge ve görüşün otuz gün içinde verilmesi öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “ …otuz gün… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 130. Hukuk devleti ilkesi gereği kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. 131. Bununla birlikte kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2009/11, K.2011/93, 09/6/2011; E.2021/98, K.2022/9, 26/1/2022, § 7). 132. Anılan Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında KTKGB ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen onaylamaya ve tadil etmeye Bakanlık yetkili kılınmıştır. Bu çerçevede KTKGB ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve planlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenen bilgi, belge ve görüşün dava konusu kural uyarınca otuz gün içinde verilmesi gerekir. Aksi hâlde Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca Bakanlığa, ilgili iş ve işlemlerin resen tesis etme yetkisi tanınmıştır. 133. Kuralla esasen KTKGB ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak altyapı ve planlamaya ilişkin iş ve işlemlerin hızlandırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Turizm sektörünün insan faktörüne dayanan dinamik yapısı kapsamında koruma kullanma dengesinin gözetilmesi kaydıyla kanun koyucunun bu sektörün gelişmesi için ihtiyaç duyulan alt yapı ile planlama iş ve işlemlerinin hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler yapmasında takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu durumun turizm sektörünün ve ülke ekonomisinin gelişmesine katkı sunmayacağı söylenemez. Dolayısıyla kuralın kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kuralın KTKGB ve turizm merkezlerinde yapılacak altyapı ve planlamaya ilişkin iş ve işlemlerin hızlandırılmasının amacına ulaşılabilmesi bakımından elverişli ve gerekli bir düzenleme olduğu da açıktır. 134. Kuralın orantılılığıyla ilgili olarak öngörülen otuz günlük sürenin günümüz iletişim koşulları gözetildiğinde belirsizlik yaratacak nitelikte kısa ve makul olmadığı söylenemez. Bu itibarla kural kapsamında KTKGB’lerde ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve planlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenen bilgi, belge ve görüşün otuz gün içinde verilmesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 135. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 5., 56. ve 127. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. E. Kanun’un 6. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (A) Fıkrasının (1) Numaralı Bendine Eklenen Üçüncü Cümle ile Söz Konusu Fıkraya Eklenen (4) ve (5) Numaralı Bentlerin, Anılan Maddenin Değiştirilen (H) Fıkrasının Birinci Paragrafının İkinci ve Beşinci Cümlelerinin, İkinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı... ” İbaresinin İncelenmesi 1. (A) Fıkrasının (1) Numaralı Bendinin Üçüncü Cümlesi a. Genel Açıklama 136. 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinde taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (A) fıkrasında KTKGB ve turizm merkezlerinde bulunan taşınmazların turizm amaçlı tahsisi usulü düzenlenmiştir. 137. Söz konusu fıkranın (1) numaralı bendinde kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların ve tapuya tescili mümkün olan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlalarının tahsis usulü düzenlenmiştir. Anılan bentte ayrıca mera, yaylak ve kışlakların 6831 sayılı Kanun’a göre orman sayılan yerlerin turizm amaçlı tahsisinde uygulanacak usul ve esaslar hüküm altına alınmıştır. 138. Fıkranın (2) numaralı bendinde kamu kuruluşlarına ait olan taşınmazların tahsis usulü düzenlenmiştir. (3) numaralı bendinde ise diğer gerçek ve tüzel kişiler ile vakıflara ait olup turizm işletmesi belgesine sahip olmayan taşınmazların tahsis usulü düzenlenmiştir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 139. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın çayır ve meraların zorunlu bir kamu yararı sebebi olmaksızın amaç dışı kullanılmasına imkân tanıdığı hâlbuki devletin bu tür yerlerin koruma yükümlülüğü olduğu, nitekim aynı nitelikteki bir hükmün daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 45., 56. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 140. Dava konusu kuralda mera, yaylak ve kışlakların; ot bedeli taşınmazın yatırımcıya tahsisi aşamasında yatırımcı tarafından karşılanmak kaydıyla 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre tahsis amacı değiştirilerek sadece turizm amaçlı kullanılacağına ilişkin şerhli olarak Hazine adına tapuya tescil edilmesi ve tescili müteakip Bakanlığa tahsis edilmesi öngörülmüştür. 141. Anayasa’nın 45. maddesinin birinci fıkrasında “ Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. ” denilmektedir. 142. Hayvancılığın önemli geçim kaynaklarından birini oluşturduğu ülkemizde mera, yaylak ve kışlakların korunması, tarımla uğraşan halkın, dolayısıyla ülkenin refahı ve gelirinin artması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa koyucu mera, yaylak ve kışlakların sınırlılığını gözeterek bunların korunmasına ve amacı dışında kullanımının engellemesine yönelik tedbirler alınmasını bir ödev olarak devlete yüklemiş ise de bunun mutlak bir yasaklamayı ifade ettiği ve mera, yaylak ve kışlakların amaç dışı kullanımına hiçbir koşulda izin verilemeyeceği söylenemez. Sosyal veya ekonomik bazı ihtiyaçlar, mera, yaylak ve kışlakların başka amaçlarla kullanımını zorunlu hâle getirebilmektedir. Bu gibi durumlarda bir bölgenin mera, yaylak ve kışlak olarak kullanımına devam edilmesi, birtakım ekonomik ve sosyal ihtiyaçların karşılanamamasına ve neticede daha büyük kamusal yararların zedelenmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle bir alanın mera, yaylak veya kışlak vasfının ortadan kaldırılmasının söz konusu alanın mera, yaylak veya kışlak olarak kullanımına devam edilmesinden daha fazla kamusal yarar doğurduğu hâllerde ilgili bölgenin başka amaçlarla kullanılmasına imkân sağlanmasına anayasal bir engel bulunmamaktadır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; E.2019/32, K.2021/54, 14/7/2021, § 38). 143. Anayasa’nın 56. maddesinde düzenlenen sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı nın devlete yüklediği ödevin yerine getirilmesi amacıyla meralara müdahalede bulunulması mümkündür. 144. Anılan Kanun’un ek 4. maddesinde de KTKGB’lerde yer alan mera, yaylak ve kışlakların tahsis amacının Kanun hükümlerine göre değiştirileceği düzenlenmiştir. 145. Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamak şeklinde açıklanmıştır. 146. Bu çerçevede 14. maddede ise mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş yerlerin tahsis amacının değiştirilebilmesine ilişkin usuller düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bakanlığın talebi üzerine bu yerlerden turizm yatırımları için zaruri görülenlerin tahsis amacının değiştirilmesi mümkündür. Maddeye göre bu işlem ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine valilikçe tahsis amacının değiştirilmesi suretiyle gerçekleştirilmekte ve söz konusu yerlerin tescilleri Hazine adına, vakıf meralarının tescilleri ise vakıf adına yaptırılmaktadır. Bununla birlikte maddenin dördüncü fıkrası uyarınca durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi olan mera, yaylak ve kışlaklarda turizm yatırımları için zaruri dahi olsa tahsis amacı değişikliği yapılması mümkün değildir. 147. Devletin turizm yoluyla yeni istihdam oluşturabilmesi, bu alanda gelir artışına yol açabilmesi ve kendisinden beklenen diğer sosyal ve siyasal yararları ortaya çıkarabilmesi bakımından mera, yaylak ve kışlakların turizm yatırımları için tahsis etmesine ihtiyaç duyması mümkündür. Bu çerçevede kanun koyucunun turizmden beklenen istihdam ve gelir artışı şeklindeki kamu yararının gerçekleşmesi amacıyla kurala konu yerlerin Hazine adına tescil edilerek Bakanlığa tahsis edilmesi yönünde düzenleme yaptığı anlaşılmaktadır. 148. Bununla birlikte kanun koyucunun devletin Anayasa’da belirtilen görevlerini yerine getirmek amacıyla bir başka ifadeyle kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarda Anayasa’nın 45. maddesinde belirtilen ve 4342 sayılı Kanun’la koruma altına alınan yerlere ilişkin tasarrufta bulunurken bu yerlerin tahsis amacının değiştirilmesini gerekli kılan kamu yararı ile anılan yerlerin amaç dışı kullanılmasının ve tahribinin önlenmesi biçimindeki kamu yararı arasındaki makul dengenin kurulması gerekir (AYM, E.2013/114, K.2014/184, 4/12/2014, § 172). 149. Turizm yatırımları için mera, yaylak ve kışlakların tahsis edilmesinde kamu yararının bulunup bulunmadığı değerlendirilirken koruma ve kullanma dengesinin gözetilip gözetilmediğine dikkat edilmesi gerekir. Kuralda söz konusu yerlerin 4342 sayılı Kanun sınırları kapsamında kalınarak ve bu yerlerin sadece turizm amaçlı kullanılacağına ilişkin şerhli olarak Hazine adına tapuya tescil edilerek tahsisinin sağlanacağı nın açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralda çevrenin, mera, yaylak ve kışlakların korunmasına yönelik tedbirlere yer verildiği bu suretle koruma ve kullanma dengesinin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu yararı amacıyla ihdas edildiği anlaşılan kuralda devletin mera, yaylak ve kışlaklar ile çevrenin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. 150. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 45. ve 56. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 45. ve 56. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. 2. (A) Fıkrasının (4) Numaralı Bendi 151. 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasının dava konusu (4) numaralı bendi 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı 14. maddesiyle değiştirilmiştir. 152. Açıklanan nedenle konusu kalmayan kurala ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. 3. (A) Fıkrasının (5) Numaralı Bendi a. İptal Talebinin Gerekçesi 153. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın herhangi bir kamu yararı olmaksızın yerel yönetimlerin mülkiyetleri üzerindeki tasarruf yetkilerini kısıtladığı, bu durumun mülkiyeti üçüncü kişilere ait olan yerler bakımından da geçerli olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 154. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 43., 56., 63. ve 169. m addeleri yönünden de incelenmiştir. 155. Dava konusu kural uyarınca KTKGB’ler ve turizm merkezlerinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca uygun görülen yat limanlarının yapılması amacıyla yatırımcılara taşınmaz tahsis edilmesinde Bakanlığa yetki tanınmıştır. 156. Kural kapsamında söz konusu tahsisin gerçekleştirilmesinde ve tahsis sonrası tahsise konu taşınmazların hukuki statülerine göre hangi yöntemlerin izleneceği 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla kuralda öngörülen tahsisin anılan madde kapsamındaki usule göre gerçekleşeceği açıktır. Bu itibarla kuralın kişiler ve idare yönünden belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. 157. Kuralda öngörülen tahsis işleminin 3621, 2872, 2863 ve 6831 sayılı Kanunlardaki güvencelere tabi olduğu, başka bir ifadeyle yat limanı inşası için yatırımcılara tahsis edilecek taşınmazların Anayasa’ya göre devletin korumakla yükümlü olduğu yerlerde bulunması hâlinde tahsis işleminde ilgisine göre söz konusu yasal düzenlemelerin gözetilmesi gerektiği açıktır. 158. Bu itibarla kuralın devletin kıyıların, çevrenin, kültür ve tabiat varlıklarının ve ormanların korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğüne aykırı bir yönü olmadığı anlaşılmıştır. 159. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 43., 56., 63. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 127. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 4. (H) Fıkrasının Birinci Paragrafının İkinci ve Beşinci Cümleleri a. İkinci Cümle i. İptal Talebinin Gerekçesi 160. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın kamu yararı amacı taşımadığı belirtilerek Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 161. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. v e 48. m addeleri yönünden de incelenmiştir. 162. 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (H) fıkrasının birinci paragrafının birinci cümlesinde KTKGB’nin tamamı veya planlarla belirlenmiş alt bölgelerinin veya bir ya da birden fazla parsellerinin plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebileceği öngörülmüştür. Anılan paragrafın dava konusu ikinci cümlesinde bu bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamının Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verileceği hüküm altına almıştır. 163. Kural, söz konusu yerlerin turizm yatırımcısına tahsis edilmesinin ön izin verilmesi şartına bağlanmasını öngörmesi nedeniyle Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirmektedir. 164. Kural, anılan Kanun’un taşınmazların turizm amaçlı kullanımının usul ve şartlarının düzenlendiği 8. maddesi kapsamında yapılacak tasarruflara ilişkindir 165. Kuralda ve Kanun’un diğer hükümlerinde, ön iznin koşullarına ve Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak değerlendirmede uygulanabilecek ölçütlere dair herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle kural söz konusu alanların tahsis edilmesi yönünde yapılacak başvurular bakımından ön değerlendirme yapılmasına ilişkin usul getirmiş olmakla birlikte bu usulün uygulanmasında geçerli olacak ölçütlere, dikkate alınacak güvencelere ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir. Bu itibarla belirlilik unsuru taşımadığı anlaşılan kuralın teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması ilkesiyle çeliştiği sonucuna varılmıştır. 166. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 48. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. b. Beşinci Cümle i. İptal Talebinin Gerekçesi 167. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralla kanunla düzenlenmesi gereken konularda yürütme organına sınırları belirsiz nitelikte yetki tanıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ii. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 168. Kural, 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (H) fıkrası kapsamında KTKGB’lerin tamamının veya planlarla belirlenmiş alt bölgelerinin veya bir ya da birden fazla parsellerinin, plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilmesi işlemlerinin usul ve esaslarının Bakanlıkça belirlenmesini hüküm altına almaktadır. 169. Kuralla anılan Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki KTKGB tanımı dikkate alındığında doğal, tarihi ve kültürel değerlerin yoğun olarak bulunduğu alanlarda (H) fıkrası kapsamında yapılacak tahsis işlemlerine yönelik usul ve esasların belirlenmesi hususunda Bakanlığa yetki tanındığı anlaşılmaktadır. 170. Kural kapsamındaki tahsis işlemlerinin usul ve esaslarının Kanun’un 8. maddesine tabi olabileceği düşünülebilirse de kuralda herhangi bir temel ölçüt ve çerçeve ortaya konulmadan yürütme organına doğrudan düzenleme yetkisi verilmektedir. Hâlbuki turizmin geliştirilmesinde kamu yararının bulunduğu ve zorunlu olduğu ölçüde tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile orman arazilerinin turizm amaçlı tahsisinin gerekliliği yadsınamaz ise de Anayasa’nın 63. maddesi ve 169. maddesinde tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile ormanların korunmasına verilen özel önem ve uzun dönemdeki yaşamsal kamu yararı karşısında kuralda öngörülen nitelikteki tahsis işlemleri bakımından uygulanacak tasarrufların temel ölçütlerinin ve çerçevesinin kanunda belirlenmesi gerekmektedir. 171. Bu itibarla Kanun’un 8. maddesinin (H) fıkrası kapsamında yapılacak tahsis işlemlerine yönelik usul ve esasların belirlenmesine ilişkin temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa bırakılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. 172. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir. 5. (H) Fıkrasının İkinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı... ” İbaresi a. Genel Açıklama 173. 2872 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu hükme bağlanmış; 10. maddesinde de gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları belirtilmiştir. 174. Kanun’un 2. maddesinde ÇED, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımlanmıştır. 175. ÇED sürecine ilişkin usul ve esaslar, 29/7/2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik’e ekli (1) sayılı Liste’de ÇED uygulanması zorunlu olan projeler ile ekli (2) sayılı Liste’de ÇED gerekli değildir kararı verilebilecek, çevresel etkileri ön inceleme ve değerlendirmeye tabi projeler tek tek sayılarak gösterilmiştir. Bu itibarla Yönetmelik’e ekli (1) sayılı Liste’de sayılan projeler için ÇED raporu alınması zorunludur. 176. Yönetmelik’e ekli (2) sayılı Liste’de yer alan projelerin gerçekleştirilmesi ise çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucunda ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğunun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenmesi üzerine mümkündür. Bu Liste’de sayılan projeler anılan Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ön inceleme ve değerlendirmeye tabidir. Ön inceleme ve değerlendirme yönteminin esasları ise Yönetmelik’in 16. maddesinde düzenlenmiştir. Bu inceleme ve değerlendirme sonucunda 17. maddeye göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “ ÇED gereklidir ” ya da “ ÇED gerekli değildir ” kararı verilmektedir. 177. Dolayısıyla bir proje için “ ÇED gerekli değildir ” kararı nihai olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ancak ön inceleme ve değerlendirme sonucu verilmektedir. Anılan Bakanlık tarafından verilen bu türden kararlar da yargı denetimine tabidir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 178. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla herhangi bir kamu yararı olmaksızın devletin çevrenin korunmasına ilişkin sorumluluğunun ortadan kaldırıldığı, kuralla KTKGB’ler dâhilinde turizm yatırımına tahsis edilen bazı yerler için çevresel etki değerlendirmesi ortaya konulmadan yapı ve tesis inşasına imkân tanındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5. ve 56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 179. 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (H) fıkrasının ikinci paragrafının birinci cümlesinde KTKGB’lerde çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı veya “ Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir. ” kararı verilen yatırımlar hakkında yatırımın gerçekleşmesi için alınması gereken tüm izin, onay ve ruhsatların ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde verileceği öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “ …Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 180. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlü kılınan devletin bu yükümlüğünü somut tedbirlerle nasıl yerine getireceği kanun koyucunun takdirindedir. Bu bağlamda çevreye etkisi olabilecek türden tasarruflar bakımından kanun koyucunun çevrenin korunmasına yönelik yöntemleri belirlemesinde takdir yetkisi bulunmaktadır. 181. Anılan Kanun’un birçok hükmünde turizm yatırımları bakımından gerçekleştirilecek iş ve işlemlerde çevrenin korunmasına, kirliliğin önlenmesine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde ücretsiz girişli günü birlik tesis yapılmasında çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması koşulu öngörülmekte, 8. maddenin (H) fıkrasında ise madde kapsamındaki taşınmazlar üzerinde ana yatırımcı lehine irtifak hakkı tesisinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu bakanlık tarafından yapılacağı belirtilmektedir. Yine 2872 sayılı Kanun’un “ İzin alma, arıtma ve bertaraf etme yükümlülüğü ” başlıklı 11. maddesinin beşinci fıkrasında KTKGB’lerde ve turizm merkezlerinde Bakanlığın veya yetkili kıldığı birimlerin atık su altyapı sistemlerinin kurulması, bakımı, onarımı ve işletilmesinden sorumlu oldukları düzenlenmiştir. 182. Bu itibarla 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (H) fıkrası uyarınca turizm yatırımının gerçekleşebilmesi anılan Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uyarınca öngörülen koşulların sağlanmasına bağlıdır. Bu çerçevede kuralla turizm yatırımlarının gerçekleştirilmesinde ortaya çıkabilecek çevresel riskler bakımından gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerinde yeterli güvencelerin öngörüldüğü gözetildiğinde kuralın devletin çevrenin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğüne aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 183. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 56. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. F. Kanun’un 10. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 29. Maddesine Eklenen Üçüncü Fıkranın İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 184. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla Türkiye’nin egemenlik hakkına uygun olmayan biçimde kabotaj hakkından vazgeçildiği ve bu durumu gerektiren üstün bir kamu yararının bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 6. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 185. 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesinin dava konusu üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde Bakanlıkça ülke turizmine ve tanıtımına katkı sağladığı değerlendirilen ve boyları otuz dokuz metrenin üzerinde olan yabancı bayraklı ticari yatların Türk kara sularında faaliyet göstermelerine ve seyrine her yıl belirlenen sosyal ve teknik altyapı hizmetlerine katkı payı alınması suretiyle, aynı takvim yılını geçmeyecek şekilde geçici süreli olarak Bakanlıkça izin verilebileceği öngörülmüştür. 186. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise izin süresi sonunda yeniden süre verilmeyen ve Türk kara sularından ayrılmayan yatlar hakkında 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 187. Türk kara suları dâhilinde deniz taşıtlarının faaliyette bulunmasına ilişkin olarak 19/4/1926 tarihli ve 815 sayılı Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı San'at ve Ticaret Hakkında Kanun’da temel düzenlemeler yapılmıştır. 188. Anılan Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında ülkemiz sahillerinin bir noktasından diğerine eşya ve yolcu alıp nakletmenin ve sahillerde limanlar dâhilinde ve arasında çekme ve kılavuzluk ve hangi mahiyette olursa olsun tüm liman hizmetlerini ifa etmenin sadece Türkiye sancağını taşıyan gemi ve araçlara özgü olduğu hüküm altına alınmıştır. Yine Kanun’un 2. maddesi uyarınca bu gemi ve araçlarla gerçekleştirilen ve söz konusu Kanun’da sayılan bütün faaliyetlerin Türk tabiiyetinde bulunan kişiler tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. 189. Öte yandan sınırlı sayıda olmak üzere Kanun’un bu genel kuralına istisna getirildiği görülmektedir. Bu bağlamda 3. maddenin ikinci cümlesiyle petrol hakkı sahibi yabancıların Türk kara suları dâhilinde petrol arama ve üretim faaliyetlerini icra edebilmesi mümkün kılınmış; 4. maddede geçici olmak ve herhangi bir hak vermemek şartıyla yabancı kurtarma gemileri ile petrol arama ve üretim faaliyetlerinde kullanılan deniz araçlarının çalıştırılmalarına ve Türk kurtarma gemilerinde yabancı uzman, kaptan ve tayfa çalıştırılmasına hükûmetçe izin verebileceği düzenlenmiştir. 190. Anayasa’da Türk karasularında yürütülecek deniz seyri ve deniz faaliyetlerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun kamu yararının sağlanması amacını gözeterek ve Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla bu alanda serbestçe düzenleme yapma, istisna ve muafiyetler öngörme yetkisi bulunmaktadır. 191. Dava konusu kural 815 sayılı Kanun’da düzenlenen muafiyet ve istisnalara benzer biçimde Türk karasularında yürütülecek her türlü deniz seyri ve denizcilik faaliyetinin Türk bayraklı araçlar ile yerine getirilmesi ilkesine istisna öngörmektedir. Kuralda yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermelerine ve seyrine, hangi hâllerde, hangi merci tarafından, hangi kapsamda, ne kadar süre ile izin verilebileceği hususunun açık ve net olarak düzenlendiği görülmektedir. 192. Kuralda ifade edilen sosyal ve teknik altyapı hizmetlerine katkı payı ise 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (7) sayılı Tarife’nin “ II-Liman işlemleri: ” başlıklı bölümünün (9) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Ayrıca söz konusu katkı payının, kuralda gösterilen nitelikteki yabancı bayraklı yatların Türk karasularında faaliyetlerine ve seyrine izin verilebilmesi için anılan Kanun kapsamında yapılması gereken bir ödeme olduğu ve bu suretle kuralla turizm sektöründen gelir sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralda kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez. 193. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 6. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. G. Kanun’un 12. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 31. Maddesinin Değiştirilen (b) Fıkrasında Yer Alan “ ... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 194. Dava dilekçesinde özetle; idari yaptırımların kanunilik ilkesine tabi olduğu ancak dava konusu kuralın idari yaptırımların uygulayıcıları yönünden belirsizlik taşıdığı, mülkiyet hakkının kapsamını belirsiz biçimde sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 195. 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin (b) fıkrasında anılan Kanun’un 33. maddesindeki idari yaptırımların 30. maddenin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler ile Bakanlık kontrolörleri ve Kültür ve Turizm Bakanı (Bakan) tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince tayin edileceği belirtilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “… ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 196. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz .” denilerek suçun kanuniliği ilkesi, üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2010/1, K.2011/149, 3/11/2011). 197. Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13). 198. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olması, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14). 199. 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinde idari suç teşkil eden ve idari para cezası şeklinde idari yaptırıma bağlanan eylemler herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ayrı ayrı gösterilmektedir. Kural; bakana, anılan maddede belirlenmiş idari yaptırımları tayin edecek kamu görevlilerinin belirlenmesi yetkisi tanımaktadır. Bu çerçevede anılan Kanun’un 30. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler ile Bakanlık kontrolörleri ve kural uyarınca bakan tarafından tespit edilen kamu görevlileri de 33. madde kapsamında işlem yapabilecektir. 200. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere Anayasa’nın 38. maddesi bağlamında idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (benzer yöndeki bir karar için bkz. AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15). 201. Bu itibarla kuralla; bakana, Kanun’da gösterilen idari yaptırımlar ile sınırlı olarak bu yaptırımların tayin edilmesi hususunda Bakanlık bünyesindeki kamu görevlilerini belirleme yetkisi verilmesinde söz konusu yetkinin kullanılması ile bu kişilerin idari yaptırım kapsamında tesis edecekleri işlemlerin yargı denetimine tabi olduğu gözetildiğinde kuralın belirlilik ilkesine aykırı olmadığı, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır. 202. Öte yandan kuralın gerekçesinde “ Uygulama kolaylığı sağlanması ve süreçlerin aksamadan hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını teminen madde ile; Kültür ve Turizm Bakanlığı taşra teşkilatına yetki devri yapılması durumunda, para cezalarının denetim yetkisini kullananlar tarafından da verilebilmesi amaçlanmıştır. ” denilmektedir. Buna göre söz konusu değişikliğin Kanun kapsamında yapılacak denetimlerin Bakanlığın artan iş yükü nedeniyle aksamamasını amaçladığı, dolayısıyla kamu yararını sağlamayı hedeflediği anlaşılmıştır. 203. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ğ. Kanun’un 16. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un Değiştirilen Ek 5. Maddesinin İncelenmesi 204. 2634 sayılı Kanun’un dava konusu ek 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine 7464 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle “ …turizm maksatlı izin verilen alanlarda… ” ve “ …sadece… ” ibareleri eklenmiş, anılan cümlede yer alan “ …olanlar ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezleri içinde ve bu bölge ile merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, içerisinde… ” ibaresi “ …olan yerler ile… ” şeklinde, “ …konaklama tesisi bulunan… ” ibaresi “ …konaklama tesisi içeren… ” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya ikinci cümle eklenmiş ve fıkranın dördüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. 205. Açıklanan nedenle konusu kalmayan kurala ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. H. Kanun’un 17. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 11. Maddenin Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarının İncelenmesi 1. Genel Açıklama 206. 2634 sayılı Kanun’un geçici 11. maddesinde 7334 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerden önce ilgili idaresinden alınmış işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile faaliyette bulunan turizm işletmesi belgesi bulunmayan konaklama tesisleri ile konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerinin durumu düzenlenmiştir. 207. Anılan maddenin birinci fıkrasında hâlihazırda ilgili idaresinden alınmış işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile faaliyette bulunan ve turizm işletmesi belgesi bulunmayan konaklama tesislerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlığa başvurmaları hâlinde basit konaklama turizm işletmesi belgesinin verileceği, aynı süre içerisinde turizm işletmesi belgesi alan konaklama tesislerinin basit konaklama turizm işletmesi belgesi almasının zorunlu olmadığı hüküm altına alınmıştır. 208. Basit konaklama turizm işletmesi belgesi, anılan Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde geçici 11. madde kapsamında verilen belge olarak tanımlanmıştır. Ayrıca söz konusu maddenin ikinci fıkrasında bu belgeyi haiz işletmelerin 13., 14., 18., 19. ve 20. maddeler hariç olmak üzere Kanun’a, 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 178. maddesine, 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim Ve Eğitim Kanunu’nun 61. maddesine, 8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 9. maddesinin ikinci fıkrasındaki mesafe şartına tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. 209. Bu durumda basit turizm işletmesi belgesine sahip tesislerin 2634 sayılı Kanun’un 13. maddesinde düzenlenen turizm sektöründeki teşvik tedbirlerine ve turizm yatırım ve işletmelerinin bu teşviklerden yararlanma usul ve esaslarına ilişkin hükümlere, 14. maddesinde düzenlenen turizm kredilerine ilişkin düzenlemelere, 18. maddesinde düzenlenen personel çalıştırılmasına ilişkin hükümlere, 19. maddesinde düzenlenen alkollü içecek satışına ilişkin düzenlemelere, 20. maddesinde belirtilen resmî tatil, hafta sonu ve öğle tatillerine ilişkin hükümlere tabi olmadığı ve/veya bu hükümlerde sağlanan imkânlardan yararlanamadığı anlaşılmıştır. 210. Ayrıca bu işletmelerin tabi kılındığı 1593 sayılı Kanun’un 178. maddesinde, her nevi sanat müesseseleri ve maden ocakları ve inşaat yerleri dâhilinde veya yakınında ispirtolu meşrubat satışı veya umumi evler açılması yasağı, 222 sayılı Kanun’un 61. maddesinde meyhane, kahvehane, kıraathane, bar, elektronik oyun merkezleri gibi umuma açık yerler ile açık alkollü içecek satılan yerlerin okul binalarından kapıdan kapıya en az 100 metre uzaklıkta bulunması zorunluluğu, 4250 sayılı Kanun’un 9. maddesinin ikinci fıkrasında Kanun kapsamına giren ürünlerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunluluğu düzenlenmiştir. 211. 2634 sayılı Kanun’un geçici 11. maddesinin dava konusu dördüncü fıkrasında ise 7334 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerden önce hâlihazırda faaliyette bulunan konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuruda bulunmaları hâlinde turizm işletmesi belgesinin verileceği, bu süre içinde başvuruda bulunmayan ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen kriterleri taşımadığı veya sonradan kaybettiği anlaşılan işletmelerin belgelerinin iptal edileceği, belgesi iptal edilen işletmelerin yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edileceği ve faaliyetlerine son verileceği düzenlenmiştir. Öte yandan 2634 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesiyle burada düzenlenen bir aylık süre içinde başvuruda bulunmayanların başvuru süresi 28/7/2022 tarihine kadar uzatılmıştır. 212. Anılan Kanun’un geçici 11. maddesinin beşinci fıkrasında madde kapsamında belgelendirilecek konaklama tesisleri ve plaj işletmelerinin niteliklerine ve denetimlerine ilişkin konular ile belgelendirme usul ve esaslarının Bakanlıkça yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 213. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların işletmelerin 2634 sayılı Kanun kapsamında belediyeden ruhsat alma uygulamasını ortadan kaldırdığı, tüm işletmelerin Bakanlıktan belge almalarını zorunlu hâle getirdiği, hâlihazırda iş yeri açma ve çalışma ruhsatları bulunan işletmelerin turizm belgesi almamaları hâlinde faaliyetlerinin sona ermesini öngördüğü, kuralların yerel yönetimlerin özerkliği ilkesinin zedelemek suretiyle belediyelerin turizm işletmeleri üzerindeki yetkisini önemli ölçüde sınırladığı, bu konuda yerel yönetimler aleyhine dengesizlik yarattığı, öncesinde hukuki sorumluluklarını yerine getirerek faaliyette bulunan işletmelerin öngörülemez biçimde yükümlülüklerini artırmak suretiyle kazanılmış haklarını ortadan kaldırdığı, hâlihazırda yaptıkları ve ekonomik değer teşkil eden yatırımlarını da akamete uğrattığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13., 48. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Üçüncü Fıkra 214. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesi yönünden de incelenmiştir. 215. Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir ( Mahmut Duran ve diğerleri , B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). 216. Dava konusu kuralda, kural yürürlüğe girmeden önce hâlihazırda faaliyette bulunan konaklama tesislerinin basit konaklama turizm işletmesi belgesi almak için başvuruda bulunmadıkları takdirde faaliyette bulunamayacakları, sahip oldukları işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının da ilgili idarece iptal edilerek faaliyetlerine son verileceği hüküm altına alınmıştır. 217. Buna göre kuralda basit konaklama belgesi alınması için başvuruda bulunulmaması hâlinde söz konusu işletmelerin devam eden faaliyetlerinin hukuki dayanağı niteliğindeki açma ve çalışma ruhsatlarının iptalinin öngörülmesiyle Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına ilişkin ekonomik mal varlığı kabul edilen değerlere müdahale gerçekleştirilmektedir (bu yöndeki kararlar için bkz. Ahmet Bal , B. No: 2015/19400, 11/6/2018; Hidayet Metin , B. No: 2014/7329, 6/4/2017; Ohannes Tomarcı , B. No: 2015/18992, 28/6/2018; Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti. , B. No: 2015/12306, 28/11/2018; Cevdet Timur , B. No: 2015/3742, 10/1/2019). 218. Anayasa’nın 35. maddesi ve mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri dikkate alındığında Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan , B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58). 219. 2634 sayılı Kanun’da düzenlenen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının iptal edilmesinin öngörülmesi turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin belirli standartlarda etkin bir şekilde işlemesini sağlamak üzere turizm sektöründeki bazı faaliyetlerin yeniden düzenlenmesi amacıyla yapıldığından mülkiyet hakkında yönelen müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (bu yöndeki karar için bkz . Ohannes Tomarcı , § 39). 220. Anayasa’da yer alan ve anılan üçüncü kural devlete, mülkiyetin kullanımı veya mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren düzenleme yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşruluk ve ölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır ( Orhan Yüksel , B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58). 221. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. 222. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekir. 223. Basit konaklama turizm işletmesi belgesinin kural kapsamında kalan işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmeleri ve işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının iptal edilmemesi için alınması zorunlu tutulan ve bu suretle mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin aracı niteliğinde bir belge olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu belgenin temin edilme koşullarına dair 2634 sayılı Kanun’da herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Hâlbuki bir yükümlülük öngörülmesi suretiyle mülkiyet hakkı kapsamında kalan bir değere sınırlama getirildiğinde bu yükümlülüğün kapsam ve sınırlarının kanunla düzenlenmesi zorunludur. Anılan Kanun’da basit konaklama turizm işletmesi belgesinin temininde gerekli şartlar düzenlenmemiş bu konudaki yetki doğrudan yönetmelik çıkarmak suretiyle Bakanlığa verilmiştir. 224. Kuralla, basit konaklama turizm işletmesi belgesi temin edilmesi konusundaki ölçütlere ilişkin yasal çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetkinin tanınması mülkiyet hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle çelişmektedir. 225. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 48. ve 127. maddeleri yönünden incelenmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. b. Dördüncü Fıkra 226. Dava konusu kuralla 7334 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerden önce hâlihazırda sahip oldukları işyeri açma ve çalışma ruhsatıyla faaliyette bulunan ve konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, turizm işletmesi belgesi almak için başvuru yapma yükümlülüğü getirilmiş; başvuruda bulunmamaları ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen ölçütleri taşımadıkları veya sonradan kaybettikleri anlaşılanların varsa belgelerinin iptal edileceği, belgelerin iptal edilmesinin ardından da yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının iptal edileceği ve faaliyetlerine son verileceği düzenlemiştir. 227. 7334 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 228. Bu itibarla kuralla turizm işletmesi belgesi alınması için başvuruda bulunma ve temin etme yükümlülüğü öngörülmek suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken söz konusu belgenin temin edilmesi koşullarına ilişkin olarak anılan Kanun’da herhangi bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde kuralın mülkiyet hakkının kanunla sınırlanmasına ilişkin ilkeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 229. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 48. ve 127. maddeleri yönünden incelenmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. I. Kanun’un 18. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 12. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin “ ...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,... ” Bölümünün İncelenmesi 230. 2634 sayılı Kanun’un geçici 12. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine, 7417 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle “ …ve kış turizm merkezlerindeki günübirlik ile mekanik tesis hattı… ” ibaresi eklenmiştir. 231. Açıklanan nedenle konusu kalmayan kurala ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. İ. Kanun’un 19. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 13. Maddenin İkinci Fıkrasının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 232. 2634 sayılı Kanun’un geçici 13. maddesinin dava konusu ikinci fıkrasında anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesisler ile söz konusu Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bakanlıkça yapılabilecek tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma gelirinin ödenmeyeceği, varsa ödenmiş olanların iade edilmeyeceği düzenlenmiştir. 233. Anılan fıkraya 7420 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle “ …ve ücretsiz girişli günübirlik tesisin bütünleyici unsuru olan denizle bağlantısını sağlayan kıyı kullanımlarında Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesinden doğan bedeller… ” ibaresi eklenmiştir. 234. Kuralın atıfta bulunduğu 2634 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde KTKGB’ler ile turizm merkezleri sınırları içinde ve bu bölge ve merkezlere hizmet verecek alanlarda turizmin gelişmesi amacıyla yol, su, kanalizasyon, atık su arıtma tesisi, katı atık bertaraf tesisi gibi altyapı yatırımlarının Bakanlık tarafından yapılabileceği belirtilmiştir. 235. Anılan Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin ikinci paragrafının (c) bendi uyarınca Kanun’a göre turizm yatırımı için tahsis edilen orman sayılan yerlerde orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilmelidir. Yine kural uyarınca bedelin yatırılmadığının tespiti hâlinde yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmesi mümkün değildir. 236. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (4) numaralı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin ilgili maddelerine dayanılarak çıkarılan ve 13/6/2012 tarihli ve 28322 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Köylülerinin Kalkındırılmalarının Desteklenmesi Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik’in 5. maddesinde orman köylüleri kalkındırma gelirlerinin nelerden ibaret olduğu gösterilmektedir. 237. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine göre 2634 sayılı Kanun hükümleri gereğince verilecek izin veya irtifak haklarına dayanılarak devlet ve diğer kamu tüzel kişileriyle özel hukuk tüzel kişilerince kâr gayesi bulunmaksızın ve kamu yararına hizmetlerde kullanılmak üzere yapılacak tesisler dışındaki her türlü tesisin proje toplam bedelinin orman sahasına isabet eden kısmından %3 oranında alınacak tahsis payı bu gelirlerdendir. Yine aynı maddenin (4) numaralı fıkrası uyarınca bu gelirler Orman Genel Müdürlüğü adına açılan hesaba yatırılmakta, (5) numaralı fıkra uyarınca hesaptaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilmektedir. 238. Bu çerçevede kural, 2634 sayılı Kanun’un geçici 13. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesis ile anılan Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında KTKGB’ler ile turizm merkezleri sınırlarında bu yerlere hizmet verecek alanlarda kuralda belirtilen çeşitli altyapı yatırımlarının Bakanlık tarafından inşa edilmesi hâlinde ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri tahsil edilmemesini; varsa tahsil edilenlerin iade edilmeyeceğini öngörmektedir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 239. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla devletin ormanların, orman köylüsünün ve çevrenin korunması yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 240. Anayasa’nın 43. maddesinde kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. 241. Anayasa’nın 170. maddesinde de ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve orman bütünlüğünün korunması bakımından ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde devletle bu halkın iş birliğini sağlayıcı tedbirlerin alınacağı belirtilmek suretiyle devlete sorumluluk yüklenmiştir. 242. Dava konusu kural kapsamında kalan inşa edilmiş olan günübirlik tesisler ile KTKGB’ler ve turizm merkezleri sınırlarında gerçekleştirilebilecek çeşitli altyapı yatırımlarının orman alanlarında yer alması mümkün olduğu gibi kuralda belirtildiği üzere bu tesislerin denizle bağlantı sağlayan kıyı kullanımını gerektirmesi de mümkündür. 243. Anayasa’da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla turizm faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesini belirli kurallara bağlayarak bu kurallar bağlamında ilgililerden, bedel ödenmesini ya da ödenmemesini öngörmek, ödeme istenmesi hâlinde bunların kapsam ve niteliğini belirleyerek turizm faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi için düzenlemeler yapmak kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu konuda yapılacak düzenlemelerle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini veya hangi ölçüde gerçekleşeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının kapsamı dışında kalmaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2018/7, K.2018/80, 5/7/2018, § 18). 244. Nitekim 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin ikinci paragrafının (c) bendi uyarınca turizm yatırımı için tahsis edilen orman sayılan yerlerde ağaçlandırma ve bakım bedeli, Orman Köylülerinin Kalkındırılmalarının Desteklenmesi Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik ’in 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca 2634 sayılı Kanun kapsamında verilecek izin veya irtifak haklarına dayanılarak tahsis edilen orman sayılan yerler için tahsis payı olarak orman köylüleri kalkındırma geliri tahsil edilmesi öngörülmektedir. 245. Kural ise kuralda belirtilen tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma gelirinin ve söz konusu ecrimisil bedelinin ödenmemesini varsa ödenmiş olanların iade edilmemesini düzenlemektedir. Anayasa’da öngörülen ilke ve kurallara uyulmak kaydıyla turizm faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesini belirli kurallara bağlayarak bu kurallar bağlamında ilgililerden bedel ödenmesini ya da ödenmemesini öngörmek kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu itibarla kuralda tahsil dışında tutulan ödemelerin merkezî yönetim bütçesine gelir olarak kaydedilen kamu geliri niteliğinde olduğu gözetildiğinde kural kapsamında Bakanlık tarafından yapılacak tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma gelirinin ödenmemesinin öngörülmesi devletin kıyıların, ormanların ve orman köylülerinin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğüyle çelişmemektedir. 246. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 169. ve 170. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir . J. Kanun’un 21. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 15. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ... ve/veya sözlü... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 247. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla kamu personelinin atanması konusunda idareye, sınırları belirsiz bir yetkinin tanıdığı, iki farklı kategorideki kamu personeli arasında eşitsizlik yaratıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 10., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 248. 2634 sayılı Kanun’un geçici 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihte genel bütçe ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında yardımcılık veya stajyerlikte geçen süreler dâhil en az beş yıl görev yapmış olanlar ile aynı sürede görev yapmış olmak kaydıyla daha önce bu unvanları ihraz etmiş olanlar arasından yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınav sonucunda başarılı olanların, 31/12/2021 tarihine kadar durumlarına uygun kontrolör veya başkontrolör kadrolarına naklen atanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan “ …ve/veya sözlü… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de bu şekilde atananların sayısının kırkı geçemeyeceği öngörülmüştür. 249. Anayasa’nın 10. maddesinde “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. /Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. /Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. /Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. /Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. ” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir. 250. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını ve kişilere ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. 251. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı, nihayetinde nesnel ve makul bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı muamelenin ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen nesnel amaç ile orantılı olmasını gerektirir (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32). 252. Bu kapsamda anılan Kanun’un geçici 15. maddesinde benimsenen yöntem çerçevesinde Bakanlık kontrolör veya başkontrolör kadrolarına atanabileceklerin hâlihazırda kamu idarelerinde görev yapmakta olup, mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında bulunan kişilerden olacağı dikkate alındığında bu kişiler ile benzer durumda olan ve hâlihazırda Bakanlığın belirtilen kadrolarında görev yapanlar arasında farklı bir muamelenin varlığından söz edilemez. 253. Öte yandan Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilerek memur ve kamu görevlilerinin özlük haklarında kanunilik ilkesi ne yer verilmiştir. Bu ilke düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmekte olup bu niteliği taşıyan bir yasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların belirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesi, söz konusu ilkeye aykırılık oluşturmaz. 254. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin niteliklerini, atanmalarını, görev ve yetkilerini belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir ve kanun koyucunun bu yetki kapsamında memur ve diğer kamu görevlilerinin atama ve terfi koşullarını düzenlemesi mümkündür. Bu çerçevede dava konusu kuralla kamu yararı amacıyla kuralda belirtilen kapsamda kalan kişilerin yazılı ve/veya sözlü sınav sonucunda başaralı olmak kaydıyla Bakanlık kontrolör veya başkontrolör kadrolarına sınırlı sayıda olmak üzere naklen atanabilmeleri hususunda idareye takdir yetkisinin tanınmasında Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu koşulun öngörülmesiyle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise anayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 216). 255. Geçici 15. maddesinin dava konusu kuralın da yer aldığı birinci fıkrasında kırk kişiyi aşmayacak biçimde Bakanlığın kontrolör veya başkontrolör kadrolarına naklen atama yapılabilmesi hususunda idareye yetki verilmektedir. Ancak bu atama yetkisinin doğrudan kullanılabilecek nitelikte olmadığı kapsamının, sınırlarının herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlendiği görülmektedir. Dolayısıyla sınav yapılmadan önce kanun koyucunun belirlediği koşulların sağlanması gerekmektedir. 256. Buna göre söz konusu kadrolara yapılacak atama genel bütçe ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında yardımcılık veya stajyerlikte geçen süreler dâhil en az beş yıl görev yapmış olanlar ile aynı sürede görev yapmış olmak kaydıyla daha önce bu ünvanları ihraz etmiş olanlar arasından kırk kişi ile sınırlı olarak yapılabilecektir. Kanun koyucu bu atamanın gerçekleşebilmesi için idareye sadece yazılı ve/veya sözlü sınav yapma yetkisi tanımış ve takdir yetkisini bu yönde kullanmıştır. Bu çerçevede kuralda Anayasa’nın 128. maddesinde ifade edilen kanunilik ilkesine uygun olarak kanuni çerçevenin çizildiği, temel ilkelerin kanunla belirlendiği anlaşılmıştır. 257. Öte yandan kuralın “ Açıktan atama suretiyle stajyer kontrolör alınması durumunda bunların yetişme süresi 3 yıl olduğundan, bu şekilde kısa sürede çok sayıda turizm tesisinin belgelendirilmesi hedefine ulaşılması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle madde ile, Kültür ve Turizm Bakanlığından belge alma zorunluluğunun tüm konaklama tesisleri, plaj işletmeleri ve deniz turizmi tesislerini kapayacak şekilde genişletilmesi ve uygulanacak olan sertifika programları nedeniyle artacak denetim işi yoğunluğunun karşılanması ve işlemlerin zaman kaybı olmadan sonuçlandırılması için Kültür ve Turizm Bakanlığının kontrolör ve başkontrolör kadrolarına naklen atama yapılması amaçlanmaktadır. ” şeklindeki gerekçesinden Bakanlığın genişleyen yetkisinden dolayı ortaya çıkabilecek ihtiyaçların karşılanması, bu doğrultuda denetim işlemlerinde de aksama yaşanmaması amacıyla bu düzenlemenin yapıldığı, dolayısıyla kuralın kamu yararı amacına yönelik olduğu anlaşılmıştır. 258. Diğer yandan kuralda Bakanlığa tanınan sınavın şeklini belirleme yetkisi sonucunda yapılacak atamaların yargısal denetimden muaf olmasını öngören herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla Bakanlığın kuralla kendisine tanınan atama yetkisini kullandığı durumlarda ilgililerin bu atama yetkisine bağlı idari kararları yargısal denetime tabi tutmaları mümkündür. 259. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7. ve 70. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. K. Kanun’un 23. Maddesiyle 5686 Sayılı Kanun’un 17. Maddesine Eklenen (4) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 260. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla, Anayasa’da özel olarak korunması öngörülen alanların üstün bir kamu yararının varlığı aranmaksızın kontrolsüz biçimde turizme açılmasına neden olunduğu nitekim Anayasa’da turizmin geliştirilmesi yönünde başlı başına bir amacın yer almadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 43., 45., 56. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 261. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 63. maddesi yönünden de incelenmiştir 262. Dava konusu kuralla 5686 sayılı Kanun kapsamındaki orman alanları ile Hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların turizm amaçlı yatırımlara tahsisinin 2634 sayılı Kanun hükümlerine göre münhasıran Bakanlıkça yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Kural uyarınca 5686 sayılı Kanun kapsamında jeotermal veya doğal mineralli su kaynaklarının bulunduğu yerlerdeki orman alanlarının ve yine bu yerlerdeki Hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların turizm amaçlı tahsis edilmesine 2634 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak kaydıyla münhasıran Bakanlık yetkili kılınmıştır. 263. Kural, aynı zamanda devletin hüküm ve tasarrufu altındaki birçok yerde olduğu gibi Anayasa’da özel olarak koruma altına alınan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin bulunduğu alanların 2634 sayılı Kanun hükümleri uyarınca turizme tahsis edilebilmesine imkân sağlamaktadır. 264. 7334 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler dava konusu kural yönünden de geçerlidir. 265. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43., 56., 63. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 43., 56., 63. ve 169. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 45. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. L. Kanun’un 24. Maddesiyle 5686 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 266. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla kazanılmış hakların ihlal edildiği, öngörülmez bir hukuki durumun yaratıldığı, ölçüsüz biçimde mülkiyet hakkının sınırlandığı, kamulaştırma yöntemine ilişkin anayasal güvencelerin dikkate alınmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. (b) Bendinin İkinci Cümlesi 267. 5686 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde kamulaştırma usulü düzenlenmiştir. Buna göre anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce KTKGB’ler ile turizm merkezlerinde olup 2634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmek üzere tasarruf hakkı Bakanlığa verilen taşınmazlar üzerinde alınmış işletme ruhsatlarına bağlı olarak edinilmiş kaynak ve irtifak haklarının turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Bakanlıkça kamulaştırılması mümkündür. 268. Söz konusu bendin dava konusu ikinci cümlesinde ise bu şekilde yapılacak kamulaştırmalarda kamulaştırma bedelinin yapılan harcamaların güncel değeri ile sınırlı olduğu hüküm altına alınmıştır. 269. Kamulaştırmanın konusunu oluşturan taşınmaz malların yanında taşınmazlardan doğan kaynak ve irtifak haklarının da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. 270. Bu bağlamda tahsis edilen kaynak ve/veya sağlanan irtifak hakkı üzerinde malikin kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil eder. 271. Mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi gereğince Anayasa’nın sözüne uygun olması gerekir. 272. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinin birinci fıkrasında “ Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir ” denilmektedir. Devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararına ilişkin kanunda gösterilen esas ve usullere uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. 273. Anayasa’nın anılan maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla Anayasa’nın 46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun yapılan bir düzenleme Anayasa’nın 35. maddesine aykırılık oluşturmayacaktır. 274. Kamulaştırmanın anayasal ögelerinden biri gerçek karşılık olduğundan kamulaştırılan taşınmazın bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen gerçek karşılık ölçütüne uygun olması gerekmektedir. 275. Kuralda, kamulaştırılan kaynak ve irtifak haklarının kamulaştırma bedelinin yapılan harcamaların güncel değeri ile sınırlı olduğu kabul edilmiştir. Hâlbuki Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca mülkiyet hakkında yönelik bu yönde bir sınırlamanın ancak gerçek karşılık ölçütü üzerinden yapılabilmesi mümkün olduğundan kuralın Anayasa’nın sözüne aykırı olduğu anlaşılmaktadır. 276. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. b. Fıkranın Kalan Kısmı 277. 5686 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin üçüncü cümlesinde kamulaştırma yapılması durumunda işletme ruhsatı ile bu ruhsata bağlı yatırım ve faaliyetlere ilişkin izin ve kiralamaların idare tarafından iptal edilmesini hüküm altına almaktadır. 278. Kuralda düzenlenen kamulaştırma usulünün konusunu oluşturan taşınmaz malların yanında taşınmazlardan doğan kaynak ve irtifak haklarının da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu ve kuralla anılan hakka sınırlama getirildiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. 279. Kuralda kamulaştırılacak kaynak ve irtifak haklarının hangi tür taşınmazlarla ilgili olduğu herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde gösterilmiştir. Ayrıca idareye verilen iptal yetkisiyle işletme ruhsatı ve ruhsata bağlı yatırım ve faaliyetlere ilişkin izin ve kiralamaların hukuki durumlarının netleştirildiği görülmektedir. Bu çerçevede kuralın kapsam ve sınırlarının açık ve net olarak düzenlendiği bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 280. Mülkiyet hakkına yönelik sınırlamada Anayasa’nın 13. maddesi gereğince sınırlamayı haklı kılan sebebin, başka bir ifadeyle sınırlamanın meşru amacının ortaya konulması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanması mümkündür. 281. Kural kapsamında kaynak ve irtifak haklarının iptal edilmesinin o bölgede yer alan taşınmazlar üzerinde turizm yatırımlarının yapılabilmesi amacıyla öngörüldüğü dolayısıyla kuralın kamu yararına yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. 282. Kuralda daha önce KTKGB’ler ve turizm merkezlerindeki taşınmazlar üzerine alınan ve jeotermal kaynaklar ile doğal mineralli sulara yönelik düzenlenen işletme ruhsatlarına bağlı olarak edinilen kaynak ve irtifak haklarının bu yerlerde turizm yatırımlarına öncelik verilmesi amacıyla iptal edildiği açıktır. Söz konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler olduğu hususu da gözetildiğinde bu yerlerde turizm yatırımlarına öncelik verilmesi ve bunun sağlanması için kurala konu ruhsatların iptal edilmesinin meşru amaca ulaşmak bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. 283. Kural kapsamında iptali öngörülen ruhsatların sahiplerinin kural yürürlüğe girmeden önce mevzuatta öngörülen şartları yerine getirerek söz konusu hakları elde ettikleri açıktır. Dolayısıyla kural nedeniyle kişilerin katlanacakları külfetin giderilmesi ya da makul düzeyde tutulması için Kanun’da gerekli tedbirlerin alınması gerekir. 284. Anılan Kanun’un geçici 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında madde kapsamında yatırımcının her türlü gideri ile haklarının ödenmesinde sulh usulünün öncelikli olarak uygulanacağı, bu usulün yerine getirilmesinde Bakanlığın komisyon kurmaya ve gerekli her türlü iş ve işlemi yapmaya yetkili olduğu, maddede hüküm bulunmayan hâller bakımından ise 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesinde düzenlenen satın alma usulünün niteliği uygun düştüğü ölçüde sulh usulü hakkında kıyasen uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 285. Anılan Kanun’un 8. maddesinde kanun koyucu tarafından benimsenen yöntemin özellikleri, bu yöntemle anlaşma sağlanamaması hâlinde söz konusu Kanun’un 10. maddesi uyarınca bedel tespiti konusunda yargısal makamlara başvuru yapılabileceğinin de düzenlendiği gözetildiğinde kuralla mülkiyet hakkına yönelik sınırlamada ulaşılmak istenen kamu yararı ile kişilerin katlanmaları gereken külfet arasında adil bir dengenin sağlandığı, bu yönüyle kuralla mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın ölçülü ve orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 286. 5686 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde ise anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce KTKGB’ler ile turizm merkezlerinde bulunmakla birlikte 2634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmek üzere tasarruf hakkı Bakanlığa verilen taşınmazlar üzerinde alınan arama ruhsatlarının turizm yatırımlarının gerçekleştirilmesi amacıyla Bakanlığın talebi üzerine ruhsatı veren idare tarafından iptal edilmesi, ruhsat ve yatırım giderlerinin iptal tarihindeki gerçek karşılığı üzerinden hesaplanarak Bakanlığın bütçesinden ödenmesi öngörülmüştür. 287. Anayasal anlamda mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idare hukukunda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır ( Hüseyin Remzi Polge , B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri , B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 51). 288. 5686 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (24) numaralı bendinde arama ruhsatı, sınırları belirlenmiş bir alanda kaynak arama faaliyetlerinde bulunulabilmesi amacıyla projeye dayanılarak verilen izin belgesi olarak tanımlanmaktadır. Anılan Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arama ruhsatı süresinin üç yıl olduğu, belirtilen şartların oluşması ve idarece kabul edilmesi durumunda bir yıl uzatılabileceği düzenlenmektedir. Kanun’un 4. maddesinde ise devletin hüküm ve tasarrufu altında olan jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sulara ilişkin faaliyetlerin ruhsat alınmak suretiyle gerçekleştirilebileceği belirtilerek bu yerlere ilişkin hakların verilebileceği kişiler gösterilmekte ve bu hakların miras yolu ile intikal edeceği belirtilmektedir. 289. Bu çerçevede Kanun kapsamındaki arama ruhsatının, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular bakımından belirli bir alanda tespit yapılabilmesine yönelik olarak verilen ve ekonomik değeri bulunan bir izin niteliğinde olduğu ayrıca ruhsata bağlı olarak arama faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için de yatırım niteliğinde ve ekonomik külfet gerektiren birtakım harcamaların yapılmasının gerekebileceği gözetildiğinde ruhsat iptalini öngören kuralın Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında ele alınması gerekir. 290. Arama ruhsatının edinilmesinin belirli şartlara bağlanması, bu şartların ortadan kalkması ya da kuralda olduğu gibi ruhsatın ilgili olduğu alanın kamu yararı gereğince farklı bir amaçla kullanıma tahsis edilmesi için iptal edilmesi ilgili alan üzerindeki faaliyetlerin kontrol edilmesini amaçlayan tedbirler kapsamındadır. Bu çerçevede kuralın kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamında kaldığı anlaşıldığından bu yönüyle mülkiyet hakkına ilişkin sınırlamanın üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir. 291. Kuralda iptal edilebilecek ruhsatların hangi tür taşınmazlar üzerine alındığı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde gösterilmiştir. Bu itibarla kuralın kapsam ve sınırlarının açık ve net biçimde ortaya konulduğu, dolayısıyla kuralın kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 292. Kural kapsamında iptal edilecek arama ruhsatlarının bağlı olduğu alanlarda turizm yatırımlarının yapılabilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde kuralın kamu yararı amacına yönelik olduğu açıktır. 293. Kuralda daha önce KTKGB’ler ve turizm merkezlerinde yer alan taşınmazlar üzerine alınmış jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sulara yönelik olarak düzenlenen arama ruhsatlarının bu yerlerde turizm yatırımlarına öncelik verilmesi için iptal edilmesi öngörülmüştür. Söz konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler olduğu da gözetildiğinde bu yerlerde turizm yatırımlarına öncelik verilmesi için kurala konu ruhsatların iptal edilmesinin kamu yararının sağlanması bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. 294. Kuralda, iptal işlemi ile birlikte ruhsat ve yatırım giderlerinin, iptal tarihindeki gerçek karşılığı üzerinden hesaplanarak Bakanlık bütçesinden ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesinde öngörülen sulh ve satın alma usullerinin kural yönünden geçerli olduğu anlaşılmaktadır. 295. Öte yandan söz konusu satın alma usulünde anlaşma sağlanamaması hâlinde bedel tespiti konusunda ilgililerce yargısal makamlara başvuru imkânı da olduğu gözetildiğinde kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamada ulaşılmak istenen kamu yararı ile kişilerin katlanmaları gereken külfet arasındaki adil dengenin gözetildiği, bu yönüyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 296. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptali talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 46. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 297. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 298. 7334 sayılı Kanun’un; - 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci fıkrasının (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin, - 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen dördüncü fıkranın üçüncü cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın dördüncü cümlesinin, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 299. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 300. 7334 sayılı Kanun’un; - 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci fıkrası (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümleleri) ile anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’la eklenen üçüncü cümlenin ve onuncu fıkrasının, - 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen dördüncü fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlelerinin, - 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin değiştirilen (H) fıkrasının birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerinin, - 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının, iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 301. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 24. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesine yönelik yürürlüğün durdurulması talebinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B. 1. 3. maddesiyle 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin; a. Yedinci fıkrasına (anılan fıkraya 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerine), b. O nuncu fıkrasına, 2. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen dördüncü fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlelerine, 3. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin değiştirilen (H) fıkrasının birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerine, 4. 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına, yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu fıkralara ve cümlelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, C. 1. 1. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen; a. (b) bendine, b. (d) bendinde yer alan “...orman vasıflı olanlar dâhil...” ve “...Cumhurbaşkanı kararıyla...” ibarelerine, 2. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasına, 3. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un; a. 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının; i. Birinci cümlesinde yer alan “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,...” ibaresine, ii. İkinci cümlesine, b. 6. maddesine eklenen dördüncü fıkranın birinci, ikinci ve beşinci cümlelerine, 4. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; a. Değiştirilen birinci fıkrasına, b. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...3 ay...” ibaresinin “...otuz gün...” şeklinde değiştirilmesine, 5. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin; a. i. (A) fıkrasının (1) numaralı bendine eklenen üçüncü cümleye, ii. (A) fıkrasına eklenen (5) numaralı bende, b. Değiştirilen (H) fıkrasının ikinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı...” ibaresine, 6. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkraya, 7. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasında yer alan “... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince...” ibaresine, 8. 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrasına, 9. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “... ve/veya sözlü...” ibaresine, 10. 23. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesine, 11. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesi dışında kalan kısmına, yönelik iptal talepleri 17/10/2024 tarihli ve E.2021/100, K.2024/174 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkralara, bentlere, cümlelere, ibarelere, kısma ve değişikliğe ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, Ç. 1. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen üçüncü fıkraya (anılan fıkraya 3/11/2022 tarihli ve 7420 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle eklenen ikinci cümle nedeniyle fıkranın birinci cümlesine), 2. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (A) fıkrasına eklenen (4) numaralı bende, 3. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesine , 4 . 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,...” bölümüne, yönelik iptal talepleri hakkında 17/10/2024 tarihli ve E.2021/100, K.2024/174 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu maddeye, fıkraya, bende ve bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 17/10/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen; 1. (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. (d) bendinde yer alan “...orman vasıflı olanlar dâhil...” ve “...Cumhurbaşkanı kararıyla...” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, C. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin; 1. a. Yedinci fıkrasının (anılan fıkraya 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE , b. Yedinci fıkrasına 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Onuncu fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE , Ç. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un; 1. 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,...” ibaresinin, b. İkinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. 6. maddesine eklenen; a. Üçüncü fıkraya (anılan fıkraya 3/11/2022 tarihli ve 7420 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle eklenen ikinci cümle nedeniyle fıkranın birinci cümlesine) ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE, b. Dördüncü fıkranın; i. Üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE , ii. Dördüncü cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, iii. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , D. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; 1. Değiştirilen birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...3 ay...” ibaresinin “...otuz gün...” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, E. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin; 1. a. (A) fıkrasının (1) numaralı bendine eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , b. (A) fıkrasına eklenen (4) numaralı bende ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE , c. (A) fıkrasına eklenen (5) numaralı bendin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , 2. Değiştirilen (H) fıkrasının; a. Birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE , b. İkinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, F. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , G. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasında yer alan “... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , Ğ. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE , H. 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE , I. 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,...” bölümüne ilişkin iptal talebi hakkına KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE , İ. 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , J. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “... ve/veya sözlü...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , K. 23. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , L. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının; 1. (b) bendinin ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE , 2. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE , 17/10/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ A. 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 2. maddesiyle 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrası 1. Kuralda Bakanlığa, belirlenen Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinde (KTKGB) tahsis yapılanların katılımlarıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurma yetkisi tanınmış ve uygulamaya ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça belirlenmesi öngörülmüştür. 2. Yasama yetkisinin parlamentoya ait olması demokratik rejimlerin ayırd edici ve vazgeçilmez bir unsurudur. Nitekim bu husus Anayasa’nın 7. maddesinde açıkça belirtilmiş ve “devredilmezlik ilkesi” ile birlikte güvence altına alınmıştır. Bununla birlikte kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla kanunda uygulama kriterleri ve temel esasları belirlenen konuların yürütme organının düzenleyici işlemleriyle düzenlenmesi yasama yetkisinin devri sayılmayacaktır. Öte yandan Anayasa’nın münhasıran kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularla ilgili olarak düzenleyici işlemlere yetki verilmesinin devredilmezlik ilkesine aykırılık oluşturmaması için kanunda gösterilmesi gereken çerçevenin oldukça geniş olması aranmalıdır (bu yönde bkz. AYM 4.3.2021, E. 2019/36, K. 2021/15; 19.2.2020, E.2018/91, K. 2020/10). 3. Belirtilen açıdan bakıldığında incelemeye konu kuralın iki yönden münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği görülmektedir. İlkin Anayasa’nın 63. maddesi uyarınca devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarının değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevinin bir kamu hizmeti kapsamında yürütülebilmesinin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Yine Anayasa’nın 169. maddesi gereği devletin ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için tedbir alma görevi bulunmaktadır. İkinci olarak söz konusu düzenleyici ve teşvik edici tedbirler kapsamında özel mülkiyete sınırlama getirilmesinin de kanunla düzenlenmesi zorunludur. Bu ikinci zorunluluk hem Anayasa’nın 63/2. maddesinden, hem de 13. maddesinden kaynaklanmaktadır. 4. Turizmin geliştirilmesi zorunluluğunun görüldüğü alanlarda kültür ve tabiat varlıkları ile orman arazilerinin bulunduğu bölgelerde de KTKGB tahsisinin yapılmasında kamu yararının bulunduğu söylenebilir. Bununla birlikte yukarıda açıklanan Anayasal zorunluluklar karşısında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bu konulara ilişkin olarak idareye düzenleyici işlem tesisi yetkisi verilirken, kanunda anlan düzenleme yetkisine dair temel kriterleri içerir yasal çerçevenin açıkça belirlenmesi gerekir. Buna karşın incelenen kuralda sosyal ve teknik alt yapının gerçekleştirilmesi ve işletilmesine ilişkin amaçlar gösterilmekle birlikte bu amaçların uygulanmasına ilişkin temel esaslar açıklanmış ve idareye verilecek yetkinin sınırları çizilmiş değildir. Bu nedenlerle incelenen kuralın Anayasa’nın 7., 63., 169. maddelerine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. B. Kanunun 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; Değiştirilen birinci fıkrasının ve ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...3 ay...” ibaresinin “...otuz gün...” şeklinde değiştirilmesi 5. Kurala ilişkin gerekçede değişikliğin; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen imar planı ile ilgili yetkiler karşısında KTKGB ve turizm merkezleri içerisindeki her ölçekteki imar planını yapma, yaptırma, onaylama ve tadil konularında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yetkilendirilmesi ve böylece olası kimi aksaklıkların önlenmesi amacıyla yapıldığı belirtilmektedir. 6. Kural, Anayasa’nın 56, 123. ve 127. maddeleri etrafında incelenmiş ise de konunun, kanunun belirliliği unsuru açısından Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi gereği de bir inceleme yapılması gereklidir. Kuralda her ölçüdeki “plan teklifleri”nin yalnızca Bakanlığa sunulacağı belirtilmektedir. Buna karşın “plan teklifi” ibaresinin anlam ve kapsamında bir belirsizlik söz konusudur. Madde gerekçesinde “plan” sözcüğü ile imar planlarının kastedildiği açıklanmış ise de plan teklifinin ne şekilde ve kim tarafından verileceği açıklanmamıştır. Yine kuralda plan tekliflerinden uygun görülenlerin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na gönderileceği ve 6 ay içerisinde sonuçlandırılacağı belirtilmektedir. Ancak “sonuçlanma” ibaresi ile onaylama işleminin mi yoksa başka bir işlemin mi kastedildiği de belirsizdir. 7. Ayrıca kuralın ilk cümlesinde kültür bölgeleri ve turizm merkezleri ile ilgili her türlü plan hazırlama ve hazırlatmaya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yetkili olduğu belirtilmişken ikinci cümlede ise bu yerler içinde bulunan korunan alanlarla ilgili her türlü plan tekliflerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunulacağı düzenlenmiştir. Fakat kuralın devamında ise tereddüde neden olur biçimde korunan alanlarla ilgili Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılacak onamaya esas olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygun görüşünün alınacağı öngörülmüştür. Şu durumda hangi hallerde korunan alanlarla ilgili Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından imar planı hazırlanmasının amaçlandığı, hangi hallerde bu yetkinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verildiği hususlarında da belirsizlik bulunmaktadır. Belirtilen nedenlerle kuralın Anayasa’nın ikinci maddesine aykırılık dolayısıyla iptali gerekmektedir. 8. Öte yandan değişiklikle kanundaki üç ay süresi bir aya indirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca ilgili kamu kurum ve kurumlarınca Bakanlık tarafından istenilen belgelerin 30 gün içerisinde verilememesi durumunda imar düzenlemeleriyle ilgili iş ve işlemler için Bakanlık re’sen yetkili kılınmaktadır. Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin bütünlüğü ilkesi ile birlikte idari düzenin merkezden ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı düzenlenmiş, 127. maddesinde ise mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması için kanunla kurulan mahalli idarelerin yetkili olduğu belirtilmiştir. Aynı maddeye göre mahalli idareler bu yetkilerini idarenin bütünlüğü ilkesine dayalı yasal düzenlemeler ve idari vesayet yetkisine uygun olarak yürütecektir. 9. Kanun koyucunun yerelde yürütülecek kamu hizmetlerine ve çalışma esaslarına ilişkin yasal düzenlemelerde bu anayasal ilkeleri gözeterek merkezi idare ve mahalli idarelerin yetkilerini belirlemesi gereklidir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi tarafından belirtildiği üzere görev sınırına ilişkin yasal düzenlemelerde yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliklerini zayıflatır, ortadan kaldırır veya onları etkisiz kılacak biçimde hareket edilmemesi gerekir. Başka deyişle yerel yönetimlerin bu konumlarını zayıflatabilecek şekilde onları yük ya da borç altına sokmaksızın kimi görev ve yetkilerin merkezi idareye verilmesi olanaklıdır (AYM 9.6.2011, E. 2008/87, K. 2011/95). Öte yandan söz konusu görev sınırına ilişkin düzenlemelerin ilgili kurumlara ölçüsüz bir külfet yüklenilmesi Anayasa’nın 2. maddesine de aykırılık oluşturur. 10. Alt yapı ve planlama işlemleriyle ilgili olarak kurumlardan istenilen bilgi ve belgelere kural ile tanınan 30 günlük süre kimi durumda yeterli olabilir. Fakat bazı hallerde istenen bilgi ve belgelerin nitelik ve niceliğine bağlı olarak bu süre yetersiz de olabilir. Bu hallerde telafi edici bir mekanizme öngörülmeden yetkinin doğrudan Bakanlığa aktarılıyor olmasının, mahalli idarelerin yukarıda açıklanan anayasal konumları karşısında ölçülü olduğu söylenemez. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca iptal edilmesi gerekir. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Dava konusu kuralın birinci cümlesi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ilan edilen alanlarda turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasını düzenlemektedir. Buna göre ilgili özel alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla ve Bakanlık tarafından bu birlikler kurulabilecektir. 2. Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir denmiştir. Buna göre birliklerin kurulması ve belirtilen amaçların uygulanması bakımından usul ve esasların düzenlenmesinde Bakanlığa yetki verilmiş bulunmaktadır. 3. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. 4. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 5. Anayasa’nın 63. maddesi uyarınca devletin, tarih kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevi bulunmakta, ayrıca özel mülkiyet konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 6. Anayasa’nın 169. maddesi gereğince devletin ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunlar koyma ve tedbirleri alma şeklinde görev ve sorumluluğu bulunmaktadır. 7. Dava konusu kurallar, adına tahsis yapılanların katılımıyla Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ilan edilen alanlarda Bakanlık tarafından birlik kurulmasına imkân tanımaktadır. Kurallarda bu birliklerin amaçları belirtilmekle birlikte uygulamaya ilişkin usul ve esasların ise Bakanlıkça düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu hususlar dışında 2634 sayılı Kanun’un diğer hükümlerinde birliklere ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. 8. Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri olarak ilan edilmiş alanlarda Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin bulunması mümkündür. Bu alanlarda kurulacak birliklerinin ilgili Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinin korunması, geliştirilmesi, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesi ve işletilmesi amaçları bulunmaktadır. Bu amaçların uygulanması doğrultusunda birliklerin anılan alanlarda birtakım faaliyetler yerine getirmesi gerekeceği açık olmakla birlikte bu yönde kullanılacak yetkiye, izlenecek yöntem ve süreçlere ilişkin bir düzenleme bulunmamakta, uygulamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi Bakanlığa bırakılmaktadır. 9. Anayasa’nın 63. maddesi ve 169. maddesi uyarınca birliklerin kurallarda belirtilen amaçlarını gerçekleştirme yönünde yerine getireceği faaliyetlerine ilişkin temel ölçütlerin ve çerçevenin kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerekir. Ancak kurallarda Anayasa tarafından özel olarak koruma altına alınan ve devlete bu yönde kanunla düzenleme yapma ödevi yüklenen yerler bakımından koruma kullanma dengesinin gözetilmesi gereğinden kaynaklı olarak herhangi bir sınır çizilmemiş. fıkranın ikinci cümlesinde ise bu hususlardaki yetki Bakanlığa devredilmiştir. 10. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7., 63. ve 169. maddelerine aykırılık taşıdığı kanaatiyle çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin kararına katılmamaktayım. 2. Dava konusu fıkrada turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulması ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Fıkranın ilk cümlesinde Kültür ve Turizm Bakanlığınca uygun görülen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasında Bakanlığın yetkili olduğu belirtilmektedir. İkinci cümlede ise bu fıkradaki konuların uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça belirleneceği öngörülmektedir. 3. Kuralda sadece kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde kurulacak turizm hizmetleri yönetim birliklerinin temel amacı belirlenmiştir. Ancak bunun dışında kurulacak birliklere ilişkin temel kriterler ile ana çerçevenin ne bu fıkrada ne de Kanun’un başka maddelerinde düzenlendiğini söyleyebilmek mümkündür. Bu bağlamda kurulacak birliklere ilişkin nasıl bir sürecin takip edileceği, birlik kurulmasının şartları, kurulma usulü, birliklerin ne tür görevleri olacağı ve kullanabileceği yetkilerle ilgili hiçbir belirleme Kanun’da yer almamakta, bu konuya ilişkin temel çerçeve Kanun ile çizilmemektedir. 4. Oysa Mahkememiz yerleşik içtihadında da ifade edildiği üzere yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi esasen kanun koyma yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmekte olup Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). Bu bağlamda yürütmenin düzenleyici işlemler bakımından sahip olduğu düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olup temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 5. Dolayısıyla dava konusu fıkrada veya Kanun’un diğer maddelerinde turizm hizmetleri yönetim birliklerinin Kültür ve Turizm Bakanlığınca kurulması konusunda ana çerçevenin, temel ilke ve esasların düzenlenmediği ve birliklerin kuruluş amacı dışında bu konulardaki tüm hususların tamamen Bakanlığa bırakıldığı görülmektedir. 6. Bu nedenle çoğunluk kararındaki “Kuralda KTKGB olarak önceden ilan edilmiş bölgelerde turizm hizmetleri yönetim birliklerinin kurulabilmesi, bunların amaç ve faaliyetleriyle ile ilgili hususların kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde bakanlığa tanınan yetkinin çerçevesinin tespit edildiği” (§ 35) biçimindeki gerekçeye katılmak mümkün değildir. Nitekim bu temel çerçevenin ne olduğu çoğunluk kararında gösterilebilmiş değildir. 7. Bu yönü ile Kanun’un 4. maddesinin dava konusu üçüncü fıkrası Anayasa’nın 7. maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile çelişmekte olduğu için kuralın iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY 1. Dava konusu kural (2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrası) şöyledir: “ Bakanlıkça uygun görülen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasında Bakanlık yetkilidir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. ” 2. Çoğunluğun, “ Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri (KTKGB) olarak önceden ilan edilmiş bölgelerde turizm hizmetleri yönetim birliklerinin kurulabilmesi, bunların amaç ve faaliyetleriyle ilgili hususların kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde Bakanlığa tanınan yetkinin çerçevesinin tespit edildiği, bu yönüyle kuralın hukuki belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.” şeklindeki görüşüne katılmamaktayım. Şöyle ki; 3. Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir denmiştir. Buna göre birliklerin kurulması ve belirtilen amaçların uygulanması bakımından usul ve esasların düzenlenmesinde Bakanlığa yetki verilmiş bulunmaktadır. 4. Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez .” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir . Ayrıca gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır ” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). 5. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 6. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 7. Anayasa’nın 63. maddesi uyarınca devletin, tarih kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevi bulunmakta, ayrıca özel mülkiyet konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 8. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca devletin ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunlar koyma ve tedbirleri alma şeklinde görev ve sorunluluğu bulunmaktadır. 9. Dava konusu kurallar KTKGB’lerde adına tahsis yapılanların katılımıyla Bakanlık tarafından birlik kurulmasına imkan tanımaktadır. Kurallarda bu birliklerin amaçları belirtilmekle birlikte uygulamaya ilişkin usul ve esasların ise Bakanlıkça düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu hususlar dışında 2634 sayılı Kanun’un diğer hükümlerinde birliklere ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. 10. KTKGB olarak ilan edilmiş alanlarda Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin bulunması mümkündür. Bu alanlarda kurulacak birliklerinin ilgili KTKGB’lerin korunması, geliştirilmesi, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesi ve işletilmesi amaçları bulunmaktadır. Bu amaçların uygulanması doğrultusunda birliklerin KTKGB alanlarında birtakım faaliyetler yerine getirmesi gerekeceği açık olmakla birlikte bu yönde kullanılacak yetkiye, izlenecek yöntem ve süreçlere ilişkin bir düzenleme bulunmamakta, uygulamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi Bakanlığa bırakılmaktadır. 11. Turizmin geliştirilmesinde kamu yararının bulunduğu ve zorunlu olduğu ölçüde tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile orman arazilerinin KTKGB olarak tahsisinin gerekliliği yadsınamaz. Bununla birlikte Anayasa’nın 63. maddesi ve 169. maddesinde bu türden yerlerin korunmasına verilen özel önem ile uzun dönemdeki yaşamsal kamu yararı karşısında birliklerin kurallarda belirtilen amaçlarını gerçekleştirme yönünde yerine getireceği faaliyetlerine ilişkin temel ölçütlerin ve çerçevenin kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerekir. Ancak kurallarda Anayasa tarafından özel olarak koruma altına alınan ve devlete bu yönde kanunla düzenleme yapma ödevi yüklenen yerler bakımından koruma kullanma dengesinin gözetilmesi gereğinden kaynaklı olarak herhangi bir sınır çizilmemiş ötesinde fıkranın ikinci cümlesinde ise bu hususlardaki yetki Bakanlığa devredilmiştir. 12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7., 63. ve 169. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğini düşündüğüm için çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Yıldız SEFERİNOĞLU KARŞI OY 1. 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 2. Dava konusu kuralın birinci cümlesiyle turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulması (birlik) düzenlenmiştir. Cümleye göre Bakanlıkça uygun görülen KTKGB’lerde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla ve Bakanlık tarafından bu birlikler kurulabilecektir. 3. Dava konusu kuralın ikinci cümlesinde bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir denmiştir. Buna göre birliklerin kurulması ve belirtilen amaçların uygulanması bakımından usul ve esasların düzenlenmesinde Bakanlığa yetki verilmiş bulunmaktadır. 4. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). 5. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 6. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 7. Anayasa’nın 63. maddesi uyarınca devletin, tarih kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevi bulunmakta, ayrıca özel mülkiyet konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 8. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca devletin ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunlar koyma ve tedbirleri alma şeklinde görev ve sorumluluğu bulunmaktadır. 9. Dava konusu kurallar KTKGB’lerde adına tahsis yapılanların katılımıyla Bakanlık tarafından birlik kurulmasına imkân tanımaktadır. Kurallarda bu birliklerin amaçları belirtilmekle birlikte uygulamaya ilişkin usul ve esasların ise Bakanlıkça düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu hususlar dışında 2634 sayılı Kanun’un diğer hükümlerinde birliklere ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. 10. Daha önce açıklandığı üzere (bkz. § 6) KTKGB olarak ilan edilmiş alanlarda Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin bulunması mümkündür. Bu alanlarda kurulacak birliklerinin ilgili KTKG’lerin korunması, geliştirilmesi, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesi ve işletilmesi amaçları bulunmaktadır. Bu amaçların uygulanması doğrultusunda birliklerin KTKGB alanlarında birtakım faaliyetler yerine getirmesi gerekeceği açık olmakla birlikte bu yönde kullanılacak yetkiye, izlenecek yöntem ve süreçlere ilişkin bir düzenleme bulunmamakta, uygulamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi Bakanlığa bırakılmaktadır. 11. Turizmin geliştirilmesinde kamu yararının bulunduğu ve zorunlu olduğu ölçüde tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile orman arazilerinin KTKGB olarak tahsisinin gerekliliği yadsınamaz. Bununla birlikte Anayasa’nın 63. maddesi ve 169. maddesinde bu türden yerlerin korunmasına verilen özel önem ile uzun dönemdeki yaşamsal kamu yararı karşısında birliklerin kurallarda belirtilen amaçlarını gerçekleştirme yönünde yerine getireceği faaliyetlerine ilişkin temel ölçütlerin ve çerçevenin kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerekir. Ancak kurallarda Anayasa tarafından özel olarak koruma altına alınan ve devlete bu yönde kanunla düzenleme yapma ödevi yüklenen yerler bakımından koruma kullanma dengesinin gözetilmesi gereğinden kaynaklı olarak herhangi bir sınır çizilmemiş ötesinde fıkranın ikinci cümlesinde ise bu hususlardaki yetki Bakanlığa devredilmiştir. 12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7., 63. ve 169. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. 13. 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5. maddesiyle 2634 sayılı kanunun 7. maddesinin; değiştirilen birinci fıkrasının ve ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…3 ay…” ibaresinin “…otuz gün…” şeklinde değiştirilmesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 14. Kural Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılacak altyapı ve planlama işlemlerinde kamu kurumu ve kuruluşlarından istenilen bilgi, belge ve görüşlerin otuz gün içinde verilmesi, aksi halde Bakanlığın ilgili iş ve işlemleri re’sen tesis edebileceğini düzenlemektedir. Karar gerekçesinde “günümüz iletişim koşulları gözetildiğinde bu sürenin belirsizlik yaratacak nitelikte kısa ve makul olmadığının söylenemeyeceği” gerekçesiyle sürenin otuz güne indirilmesinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ölçülülük denetimi yapılırken otuz günlük sürenin yeterliliği incelenirken Bakanlıkça istenilen bilgi, belge ve görüşlerin sunulması için işin mahiyeti gereği araştırma gerekip gerekmeyeceği gerektiği hallerde ise bu sürenin yetmemesi halinde ne yapılacağı konusunda kuralda bir düzenleme olmadığı hususları irdelenmemiştir. 15. Kurumlardan istenilen bilgi, belge ve görüşler için çoğunlukla otuz günlük sürenin yeterli olabileceği kabul edilir. Ancak hazır olmayan bilgi ve belgelerin hazırlanması ya da konusu ve kapsamına göre inceleme gerektiren görüşlerin oluşturulması gibi istisnai durumlarda otuz günlük sürenin yetmemesi söz konusu olabilir. Bu durumlar için dava konusu kuralda sürenin uzatılması veya başka bir telafi edici mekanizmanın kurulmaması otuz günlük sınırlamanın her şartta gerekli olduğu sonucunu doğurmaktadır. Bu haliyle kural katı bir sonuç doğurmaktadır. 16. Kuralın devamında kamu kurumlarından istenilen bilgi, belge ve görüşlerin süresi içiresinde gönderilmemesi durumunda re’sen işlem tesis edileceği belirtilmiştir. Bu haliyle kuralın yol açabileceği sonuçlar göz önüne alındığında telafi edici bir düzenlemeye yer verilmeksizin ayrım yapmadan her türlü bilgi, belge veya görüş için otuz günlük sürenin belirlenmesinin ölçülü olmadığı açıktır. Kural bu haliyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır . İptali gerekir. 17. 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. Maddesiyle 2634 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (A) Fıkrasının 1 numaralı Bendine Eklenen Üçüncü Cümle ile (4) ve (5) Numaralı Bentlerin, Anılan Maddenin Değiştirilen (H) Fıkrasının Birinci Paragrafında Yer Alan İkinci ve Beşinci Cümleler ile İkinci Paragrafının Birinci Cümlesinde Yer alan “…veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir. Kararı…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 18. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 19. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi; bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. 20. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” düzenlemeleri yer almaktadır. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür. 21. Anayasa’nın anılan maddesinde ifade edilen sağlıklı ve dengeli çevre kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirliliğinin önlendiği bir çevre kadar, belirli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur. 22. Anayasa’nın “Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması” başlıklı 63. maddesinde ise devletin, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevlerine yer verilmiştir. 23. Anayasa Mahkemesi’nin 2020/10 E. 2020/67 K. Ve 2019/21 E. 2020/51 K. Sayılı yukarıda paragrafları verilen kararlarında çevre hakkı ile ilgili olarak bakışını ortaya koymuştur. 24. Vatandaşın korunan çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesinin, sağlanmasının devletin görevi olduğu açıktır. Çevreyi koruyucu mevzuat kadar kamu otoritelerinin denetimi, çevreyi koruyucu fiili tedbir ve yaptırımların gerekliliği bir zorunluluktur. Bu kapsamda devlet bir yandan çevrenin kirlenmesini önlemeli diğer yandan çevrenin korunması geliştirmesi için gerekli tedbirleri almalıdır. Bu kapsamdaki pozitif yükümlülükleri yerine getirmelidir. 25. Çevre hakkı Anayasa’nın 56. Maddesinde pozitif statü hakkı olarak düzenlenmiştir. Çevre hakkının öznesi gerçek ve tüzel kişilerin tamamıdır. Anayasa Mahkemesi 3/7/2014 tarihli 2013/89 E. 2014/116 K. Sayılı kararında “gerek yaşam hakkıyla gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi, bugünkü nesil kadar hatta daha çok gelecek nesilleri ilgilendirmesi çevre hakkını günümüzde daha çok önemli hale getirmelidir.” Şeklinde vurgulamıştır. 26. Anayasanın 56. Maddesine göre devlet çevreyi kirletmemekle ve kirletilmemesinin önlenmesi ile yükümlüdür. Ayrıca çevresel zararların büyümesinin engellenmesi ve giderilmesi şeklinde onarıcı bir yükümlülüğü de bulunmaktadır. 27. Çevrenin kirletilmesinden sonra bu kirliliğin onarılması da şüphesiz devletin yükümlülüklerinden biridir. Bu noktada devletin onarma yükümlülüğünden bahsetmek gerekir. Her zaman tam anlamıyla bir giderim sağlanamamakla birlikte çevre kirliliğine neden olanlara yaptırım uygulanması da onarma yükümlülüğü içerisindedir. (Semiz, s 15) 28. Anayasa Mahkemesinin 2013/114 E. 2014-184 K. Sayısında Anayasa’nın 45. Maddesinde tarım hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması başlığı adı altında korumanın nasıl yapılacağı mahkemenin kararında çerçevesi çizilmiştir. Mahkeme yaklaşımını 56. madde de çerçevesi çizilen sağlıklı ve dengeli klişeleri yaşama şartlarını sağlayacak şekilde düzenlemelerin belirli olmasını kamu yararının bu sınırlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa’nın 56. Maddesinde çerçeve şu şekilde belirlenmektedir. Çevrenin kirlenmesini önlemek, çevre sağlığını korumak ve çevreyi geliştirmek olarak belirtilmiştir. ÇED raporlarının belirtilen bu çerçeveyi sağlamada olumlu bir etkisinin olduğu açıktır. Kural ile hiçbir ölçüt ve dengeleme yapılmadan istisna hükmü düzenlenmiştir. Çatışan haklar bağlamında dengelemenin nasıl yapılacağı açık değildir. Kural kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında sayan 5. maddedeki güvenceleri de sağlamamaktadır. 29. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 5. 45. ve 56. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali gerekir. Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞI OY 1. 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına dair çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. 2. Dava konusu kuralın birinci cümlesiyle turizm hizmetleri yönetim birliklerinin Bakanlıkça adına tahsis yapılanların katılımıyla ve Bakanlık tarafından kurulması düzenlenmiştir. Kuralın ikinci cümlesinde ise birliklerin kurulması ve belirtilen amaçların uygulanması bakımından usul ve esasların düzenlenmesi yetkisi verilmiş Bakanlığa verilmiştir. 3. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. 4. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 5. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 6. Anayasa’nın 63. maddesi uyarınca devletin, tarih kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alma ödevi bulunmakta, ayrıca özel mülkiyet konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 7. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunlar koyma ve tedbirleri alma şeklinde görev ve sorumluluğu bulunmaktadır. 8. KTKGB olarak ilan edilmiş alanlarda Anayasa’da özel olarak koruma altına alınmış bulunan kıyılar, ormanlar, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin bulunması mümkündür. Bu alanlarda kurulacak birliklerinin ilgili KTKG’lerin korunması, geliştirilmesi, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesi ve işletilmesi amaçları bulunmaktadır. 9. Teknik altyapının gerçekleştirilmesi Anayasa’da özel olarak korunması yönünden Devlete yükümlülük öngörülen bu özel alanlara kural ile önemli müdahalelerde bulunulacağı anlaşılmaktadır. Bu amaçların uygulanması doğrultusunda birliklerin KTKGB alanlarında birtakım faaliyetler yerine getirmesi gerekeceği açık olmakla birlikte bu yönde kullanılacak yetkiye, izlenecek yöntem ve süreçlere ilişkin bir düzenleme bulunmamakta, uygulamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi Bakanlığa bırakılmaktadır. 10. Bu durumda Bakanlığın yetkisi ile kurulacak yönetim birliklerinin yetkileri, yetkilerinin sınırları, kamu gücü kullanımı gibi hususlara yönelik temel ilkelerin belirlenip genel bir çerçevenin kanunla düzenlemesi gerekmektedir. 11. Özellikle teknik altyapının gerçekleştirilmesi sürecinde ilgili bölgenin doğal yapısına müdahale edilmesi bir zorunluluk olacağı gibi örneğin mülkiyet hukuku, sözleşme hukuku bakımından da birçok uyuşmazlık doğacaktır. Bu hizmetlerin nasıl görüleceği ya da gördürüleceği, hizmet yerine getirilirken istenmeyen durumlar ile karşılaşıldığında sorumluluğun nasıl olacağı belirsiz kalmaktadır. Bu yönüyle kural Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin yansımalarından olan belirlilik ilkesine aykırıdır. 12. Turizmin geliştirilmesinde kamu yararının bulunduğu ve zorunlu olduğu ölçüde tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile orman arazilerinin KTKGB olarak tahsisinin gerekliliği yadsınamaz. Bununla birlikte Anayasa’nın 63. maddesi ve 169. maddesinde bu türden yerlerin korunmasına verilen özel önem ile uzun dönemdeki yaşamsal kamu yararı karşısında birliklerin kurallarda belirtilen amaçlarını gerçekleştirme yönünde yerine getireceği faaliyetlerine ilişkin temel ölçütlerin ve çerçevenin kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerekir. Ancak kurallarda Anayasa tarafından özel olarak koruma altına alınan ve devlete bu yönde kanunla düzenleme yapma ödevi yüklenen yerler bakımından koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi gereğinden kaynaklı olarak herhangi bir sınır çizilmemiş ötesinde fıkranın ikinci cümlesinde ise bu hususlardaki yetki Bakanlığa devredilmiştir. 13. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7., 63. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaati ile iptal talebinin reddine dair çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Kenan YAŞAR KARŞI OY 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (R.G; 28.07.2021, Sayı : 31551) ile 2634 sayılı Kanunun bazı maddeleri değiştirilmiş ve Kanuna bazı yeni hükümler eklenmiştir. Genel Kurulun çoğunluğu tarafından söz konusu Kanunun bazı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılarak iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle 2634 sayılı Kanunun 5. maddesinin 7. fıkrası, aynı Kanunun 6. maddesine eklenen 4. fıkranın 3. ve 4. cümleleri ve Geçici 11. maddesinin 3. ve 4. fıkraları açısından Sayın çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 7334 sayılı Kanunun 3. maddesi ile 2634 sayılı Kanunun 5. maddesi başlığı ile birlikte değiştirilmiştir. Sayın Mahkeme tarafından iptaline karar verilen 2634 sayılı Kanunun 5. maddesinin 7. fıkrasına göre, “ Bu maddede belirtilen süreler içerisinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmeleri, işletmeye açılamaz ve faaliyette bulunamaz. Bu işletmelerin işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir”. 2634 sayılı Kanunun 3/g maddesinde turizm işletme belgesi, “ Basit konaklama tesisleri hariç olmak üzere, turizm sektöründe faaliyet gösteren turizm işletmelerine Bakanlıkça verilen belgeyi ” şeklinde tanımlanmıştır. Kanunun 37. maddesinin A fıkrasında, Cumhurbaşkanı kararı ile yürürlüğe girecek yönetmeliklerle düzenlenecek hususlar sayılmış olup, maddenin 2. bendinde “(2) Turizm yatırımı ve turizm işletmesi belgelerinin verilmesi, bu işletmelerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartlar ve diğer konular ”ın da Yönetmelikle düzenleneceği açıkça ifade edilmiştir. Nitekim Kanunun belirttiği Yönetmelik, “Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik” başlığı altında 21.6.2005 tarihli ve 25852 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Kanunda turizm işletme belgesi verilmesi için gerekli koşullara ilişkin düzenleme olmasa da Yönetmelikte bu hususlar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Yönetmelik ve bu mevzuat uyarınca tesis edilen işlemler nedeniyle hakları ihlal edilen kişi ve kurumların idari yargı mercilerinde dava açması her zaman mümkündür. Bu nedenlerle turizm işletme belgesinin koşullarının belirsiz olduğu veya mutlaka kanuni düzenleme gerektiği söylenemez. 2634 sayılı Kanunun 7. fıkrasında turizm işletme belgesi alınması zorunlu kılınmış ve bu şekilde teşebbüs özgürlüğüne müdahale edilmişse de işyeri açma ve çalışma ruhsatı bulunan tesislere talepleri halinde basit konaklama turizm işletme belgesi verilmesi imkanı tanınarak, bu işletmeler turizm işletme belgesinden muaf tutulmuş ve faaliyetlerine devam etme imkanı getirilmiştir. 2634 sayılı Kanuna eklenen Geçici 11. maddenin ilk iki fıkrasına göre, “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ilgili idaresinden alınmış işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile faaliyette bulunan ve turizm işletmesi belgesi bulunmayan konaklama tesislerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlığa başvurmaları halinde basit konaklama turizm işletmesi belgesi verilir. Aynı süre içerisinde turizm işletmesi belgesi alan konaklama tesislerinin basit konaklama turizm işletmesi belgesi alması zorunlu değildir. Basit konaklama turizm işletmesi belgeli tesisler; 13 üncü, 14 üncü, 18 inci, 19 uncu ve 20 nci maddeler hariç bu Kanuna, 1593 sayılı Kanunun 178 inci maddesine, 222 sayılı Kanunun 61 inci maddesine, 4250 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine tabidir. Ancak bu işletmeler için 4250 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki mesafe şartı aranır. Bunların mevcut işyeri açma ve çalışma ruhsatı kapsamındaki hakları devam eder ”. Görüldüğü üzere, turizm işletme belgesi bulunmayan işletmelerin basit konaklama belgesi almaları halinde faaliyetlerine aynen devam edeceği belirtilerek teşebbüs özgürlüğüne herhangi bir sınırlama getirilmemekte, sadece bu işletmelerin turizm kredileri ve teşvikleri gibi bazı ayrıcalıklardan yararlanamayacağı düzenlenmektedir. Turizm kredi ve teşvikleri gibi imkanlardan yararlanma koşullarının belirlenmesinde idare geniş bir takdir yetkisini haizdir. Bu bağlamda turizm işletme belgesi alan işletmeler bu imkanlardan yararlanırken basit konaklama tesislerinin yararlanamaması Anayasanın 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerektiğini belirterek, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu, ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin de temel hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 1.2.2024 tarihli ve 2023/177 E., 2024/30 K. Söz konusu kararda atıf yapılan diğer kararlar ise, AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Anayasa Mahkemesi 2023/177 E. ve 2024/30 K. sayılı kararında, Anayasanın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğünün mutlak bir hak olarak düzenlenmediğini, anılan maddenin ikinci fıkrasında "Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır." hükmüne yer verilmek suretiyle "millî ekonominin gerekleri" ve "sosyal amaçlar"la bu özgürlüğe sınırlamalar getirilebilmesine imkân sağlandığını, Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır;…” denilmek suretiyle devlete, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirler alma görevi yüklendiğini, bu görevlerin yerine getirilebilmesi için mal ve hizmet piyasalarının düzenlenmesi gereksinimi duyulabileceğini, devletin ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek ve gerektiğinde bu alana müdahale etmekle yükümlü kılındığını ifade etmiştir. Turizm sektörünün hizmet sektörü olduğu nazara alındığında devletin bu alanda hizmet kalitesini geliştirici ve piyasanın daha sağlıklı işlemesini sağlayıcı bazı tedbirler alması, Anayasanın 48. ve 167. maddeleri çerçevesinde mümkün olup, söz konusu amaçlar çerçevesinde idareye yetkiler tanınması Anayasa’ya aykırı değildir. Anayasa Mahkemesi çeşitli içtihatlarında, Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkün olduğunu belirterek, bir kanunun kapsamına giren tüm hususların kanunda tek tek sayılmasının güçlük arzetmesi ya da bazı hususların eksik kalması söz konusu olduğunda kanun koyucunun temel kuralları saptayarak detayları daha alt düzeydeki düzenlemelere bırakmasının belirlilik ilkesine de aykırılık oluşturmayacağını ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 1.2.2024 tarihli ve 2023/177 E., 2024/30 K ., § 58-59; AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/07/2021, § 66- 67). Bu çerçevede turizm sektöründeki uluslararası rekabet koşulları, turizm faaliyetlerinin dinamik ve değişken olması, hizmetin karada ya da denizde gerçekleşmesi, ayrıca otel, plaj, dinlenme tesisi, tatil köyü, restoran, kamp alanı, tekne gibi çok çeşitli şekil ve alanlarda verilmesi ve her bir turizm faaliyet alanının kendine özgü kurallarının olduğu nazara alındığında Kanunda işletme belgesinin koşullarının ayrıntılı şekilde düzenlenmesinin büyük güçlükler arzedeceği ve eksiklikler oluşacağı şüpheden uzaktır. Hal böyle olunca turizm işletme belgesinin koşullarının Yönetmelik ile düzenlemesi belirlilik ilkesine ve Anayasanın 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. 2634 sayılı Kanunun 6. maddesine eklenen 4. fıkrada yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabileceği, tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı düzenlenmiştir. Aynı fıkranın üçüncü cümlesinde Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesislerin işletmeye açılamayacağı, dördüncü cümlesinde ise Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verileceği belirtilmiştir. Sayın Mahkemece 6. maddenin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasanın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği, uygulanma imkanı kalmayan dördüncü cümlenin de 6216 sayılı Kanunun 43. maddesinin 4. fıkrası gereği iptaline karar verilmiştir. Yukarıda ayrıntılı şekilde belirtilen gerekçeler bu maddeler açısından da geçerli olup, 6234 sayılı Kanunun 37/A maddesinde turizm işletme belgesinin koşullarının Yönetmelikte düzenleneceği kararlaştırıldığından, ayrıca söz konusu Yönetmelik ve tesis edilen birel işlemlere karşı idari yargı yolu da açık olduğundan 6. maddenin 4. fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinde Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırılık söz konusu değildir. 2634 sayılı Kanuna eklenen Geçici 11. maddenin 3. ve 4. fıkralarının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. İptal gerekçesinde basit konaklama turizm işletme belgesinin koşullarının Kanunla düzenlenmesi gerektiği, bu konuda yürütme organına kapsamı ve sınırları belli olmayan yetki tanınmasının Anayasanın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir. Geçici 11. Maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde basit konaklama turizm işletmesi belgesi almak için başvuruda bulunmayan konaklama tesislerinin faaliyette bulunamayacağı, bu tesislerin, işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edileceği ve faaliyetlerine son verileceği, dördüncü fıkrasında ise, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette bulunan konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuruda bulunmaları halinde turizm işletmesi belgesi verileceği, bu süre içerisinde başvuruda bulunmayan ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen kriterleri taşımadığı veya sonradan kaybettiği anlaşılan işletmelerin belgeleri iptal edileceği, belgesi iptal edilen işletmelerin, yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edileceği ve faaliyetlerine son verileceği düzenlenmiştir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale 6234 sayılı Kanunun Geçici 11. ve 37. maddelerine dayanmakta olup, müdahalenin kanuni dayanağı mevcuttur. Yine yukarıda ayrıntılı şekilde belirttiğimiz üzere turizm faaliyetlerinin çeşitliliği, dinamikliği ve kanuni düzenlemedeki güçlükler nazara alındığında turizm işletme belgesinin Yönetmelik ile düzenlenebileceğine ilişkin belirttiğimiz gerekçeler, basit konaklama turizm işletme belgesi için de geçerlidir. Bu nedenlerle, Geçici 11. maddenin 3. ve 4. fıkraları Anayasanın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olmadığından çoğunluğun iptal yönündeki kararına katılmıyoruz. Üye Muhterem İNCE Üye Ömer ÇINAR
2024/174
2021/100
17/10/2024
Esas - İptal
24/03/2025 - 32851
null
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/100 Karar Sayısı : 2024/174 Karar Tarihi : 17/10/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinin değiştirilen; 1. (b) bendinin, 2. (d) bendinde yer alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” ibarelerinin, B. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının, C. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) ve onuncu fıkralarının, Ç. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un; 1. 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” ibaresinin, b. İkinci cümlesinin, 2. 6. maddesine eklenen üçüncü ve dördüncü fıkraların, D. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; 1. Değiştirilen birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...3 ay... ” ibaresinin “ ...otuz gün... ” şeklinde değiştirilmesinin, E. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin; 1. a. (A) Fıkrasının (1) numaralı bendine eklenen üçüncü cümlenin, b. (A) Fıkrasına eklenen (4) ve (5) numaralı bentlerin, 2. Değiştirilen (H) fıkrasının; a. Birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerinin, b. İkinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “ ...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı... ” ibaresinin, F. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkranın, G. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasında yer alan “ ... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince... ” ibaresinin, Ğ. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesinin, H. 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının, I. 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “ ...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,... ” bölümünün, İ. 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrasının, J. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ... ve/veya sözlü... ” ibaresinin, K. 23. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, L. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 36., 38., 43., 44., 45., 46., 48., 56., 63., 70., 73., 127., 128., 153., 169. ve 170. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) ve (d) bentleri şöyledir : “ (b) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri: Turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan veya doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı, korunması ve geliştirilmesinde kamu yararı bulunan yörelerde, koruma kullanma dengesi gözetilerek sektörel kalkınmanın sağlanması ve turizm sektörünün plânlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” “ d) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Turizm Merkezleri: Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri dışında kalmakla birlikte, bu bölgelerin niteliğini taşıyan, turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” 2. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “ Bakanlıkça uygun görülen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasında Bakanlık yetkilidir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. ” 3. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümleleri) ve onuncu fıkraları şöyledir: “ Bu maddede belirtilen süreler içerisinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmeleri, işletmeye açılamaz ve faaliyette bulunamaz. Bu işletmelerin işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. (Ek cümle: 25/10/2023-7464/13 md.) Bu fıkra kapsamında işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen işletmelere yetkili idarece yeniden işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi için tesisin belge alma koşullarını sağladığına dair Bakanlıktan alınan uygun görüş yazısının yetkili idareye ibrazı zorunludur. ” “ Bakanlık tarafından, turizm sektörünün kalkınmasını ve planlı ve kontrollü şekilde gelişimini sağlamak amacıyla sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin karşılanması için kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezlerinde bulunan konaklama tesislerinin tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı durumlarında yatırımcıdan sosyal ve teknik ve benzeri altyapıya katılım payı istenir. ” 4. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un ikinci fıkrası değiştirilen ve üçüncü ve dördüncü fıkraların eklendiği 6. maddesi şöyledir: “ Doğal turizm kaynaklarının korunması ve kullanılması: Madde 6 –Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kamu yararına korunmasına veya kamu yararına kullanılmasına katkıda bulunacak yapı ve tesisler, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki belgelere sahip olmak kaydıyla, tapu kaydı aranmaksızın 8 inci maddedeki koşullara uygun olarak, imar planlarına göre yapılabilir ve işletilebilir. (Değişik ikinci fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde , bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesi alınması ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması ve 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa uygun olması koşulu ile bu yerlerin kontrollü kullanımını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından, 8 inci maddeye göre, imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, ücretsiz girişli günübirlik tesis yapılabilir. Bu fıkranın uygulanması ile ücretsiz girişli günübirlik tesis niteliklerine ilişkin usul ve esaslar, 37 nci maddenin (A) fıkrasının (3) numaralı bendine dayanılarak yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesislerin Bakanlık tarafından yapılması halinde, ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri Bakanlıkça ödenmez. (Ek cümle: 3/11/2022-7420/10 md.) Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesisler, münhasıran Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü veya iştiraki şirketler tarafından işletilebilir, üçüncü kişilere devredilemez ve işlettirilemez. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) 3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabilir. Tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesisler işletmeye açılamaz. Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilir. Bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmeleri feshedilir ve taşınmazın tahliyesi sağlanır. Deniz, göl ve akarsular ile kıyıları, özelliklerini bozucu ve yıpratıcı şekilde kullanılamaz. Bu yerlerden kum, çakıl ve taş alınması gibi çeşitli şekillerde yararlanma 1738 sayılı Seyir ve Hidrografi Hizmetleri Kanununa göre Deniz Kuvvetleri Komutanlığının görüşü alınmak kaydiyle Bakanlığın iznine bağlıdır. ” 5. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası ile birinci cümlesinde ibare değişikliği yapılan ikinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/7/2021-7334/5 md.) Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, re’sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkilidir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde yer alan korunan alanlarda her ölçekteki plan teklifleri sadece Bakanlığa sunulur. İlgili kurul, kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça incelenerek uygun görülen planlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Bu planlar, Bakanlık ile mutabakat sağlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyon kararı da dahil en geç altı ay içinde sonuçlandırılır. Bu alanlarda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plan hazırlanması veya hazırlattırılması durumunda; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılacak onamaya esas olmak üzere Bakanlığın uygun görüşü alınır. 23/5/2019 tarihli ve 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun, 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalan alanlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda öngörünüm bölgesi olarak belirlenen alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve özelleştirme kapsam ve programına alınan alanlar bu fıkra kapsamı dışındadır. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve plânlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenilen bilgi, belge ve görüş otuz gün içinde verilir. Bu süre sonunda istenilen bilgi, belge ve görüşün verilmemesi durumunda ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça re’sen tesis edilebilir. ” 6. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin cümle ve bentlerin eklendiği (A) fıkrası ile değiştirilen (H) fıkrası şöyledir: “ A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; (1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle:23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler üç ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. (Ek cümle:18/7/2021-7334/6 md.) Mera, yaylak ve kışlaklar; ot bedeli taşınmazın yatırımcıya tahsisi aşamasında yatırımcı tarafından karşılanmak kaydıyla, 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre tahsis amacı değiştirilerek, sadece turizm amaçlı kullanılacağına ilişkin şerhli olarak Hazine adına tapuya tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa tahsis edilir. Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden; a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan, b) Termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan, c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan, d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan, f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan, g) Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan, yerler de Tarım ve Orman Bakanlığınca, bu fıkrada belirtilen usulle Bakanlığa tahsis edilir. Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez. b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez. c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez. (2) Kamu kuruluşlarına ait olanlar, talep tarihinden başlayarak en geç 2 ay içinde Hazine adına tapuya tescil ve Bakanlığa tahsis edilir. Devre ilişkin şartlar ve bedel, ilgili kuruluşlar ile Hazine arasında 6830 sayılı İstimlak Kanununun 30 uncu maddesine göre çözümlenir. (3) Diğer gerçek ve tüzelkişiler ile vakıflara ait olup turizm işletmesi belgesine sahip olmayanlar, Bakanlıkça kamulaştırılarak, Hazine adına tapuya tescil ve tescil tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde Bakanlığa tahsis edilir. (İptal ikinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/1/2014 tarihli ve E.: 2013/108, K.: 2014/15 sayılı Kararı ile.) (…) Uyuşmazlıkların çözümlenmemiş olması, arazinin turizm amaçlı kullanıma tahsisine engel sayılmaz. (4) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) (Değişik: 25/10/2023-7464/14 md.) 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları, uzun devreli gelişme planları ve gelişme planlarına uygun olarak, gelirleri Tarım ve Orman Bakanlığı döner sermayesine ait olmak üzere yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu fıkrada belirtilen yerlerde sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca ilgili kurum tarafından kiralama yapılabilir, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şekli değiştirilemez. (5) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca uygun görülen yat limanlarının yapılması amacıyla yatırımcılara taşınmaz tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. ” “ H. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya planlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir. İşlemler, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülür. Bu taşınmazlar üzerinde ana yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır. Bu fıkra kapsamında ana yatırımcıya ve alt yatırımcılara taşınmaz tahsisi işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı verilen yatırımlar hakkında, yatırımın gerçekleşmesi için alınması gereken tüm izin, onay ve ruhsatlar, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde verilir. İrtifak hakkı dahil diğer bütün işlemler ise en geç üç ay içerisinde tamamlanır. Yatırımın tamamlanıp tesisin işletmeye geçebilmesi için alınması gereken izin ve ruhsatlar da ilgili kurumlarca on beş gün içinde verilir. ” 7. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:18/7/2021-7334/10 md.) Bakanlıkça ülke turizmine ve tanıtımına katkı sağladığı değerlendirilen ve boyları otuz dokuz metrenin üzerinde olan yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermelerine ve seyrine her yıl belirlenen sosyal ve teknik altyapı hizmetlerine katkı payı alınması suretiyle, aynı takvim yılını geçmeyecek şekilde geçici süreli olarak Bakanlıkça izin verilebilir. İzin süresi sonunda yeniden süre verilmeyen ve Türk karasularından ayrılmayan yatlar hakkında 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümleri uygulanır. ” 8. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrası şöyledir: “ b) (Değişik:18/7/2021-7334/12 md.) 33 üncü maddedeki idari yaptırımlar; 30 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince tayin edilir. ” 9. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 5 – (Ek:23/5/2019-7175/10 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/16 md.) Ormanlık alanlar üzerinde bulunan ve 6831 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınan tesislerden konaklama amaçlı kullanılması mümkün olanlar ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezleri içinde ve bu bölge ile merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, içerisinde her tür ve kapasitede konaklama tesisi bulunan mesire yerlerini tahsis etmeye, gelirleri Orman Genel Müdürlüğüne ait olmak üzere Bakanlık yetkilidir. Bu madde kapsamında kalan yerlerin Bakanlığa tahsisi ile Bakanlık tarafından yatırımcılara tahsis edilmesinde 8 inci madde hükümleri uygulanır. Bu yerlerde lüks çadır, çadır ve karavan alanı yapılması amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca Orman Genel Müdürlüğü tarafından da kiralama yapılabilir. ” 10 . 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir: “ Birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde basit konaklama turizm işletmesi belgesi almak için başvuruda bulunmayan konaklama tesisleri faaliyette bulunamaz. Bu tesislerin, işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette bulunan konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuruda bulunmaları halinde turizm işletmesi belgesi verilir. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayan ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen kriterleri taşımadığı veya sonradan kaybettiği anlaşılan işletmelerin belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilen işletmelerin, yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. ” 11 . 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuatı uyarınca orman sayılan alanlar ve milli parklar üzerinde, turizm yatırımı gerçekleştirilmek amacıyla, Tarım ve Orman Bakanlığınca konaklama amaçlı yapılan kiralama sözleşmeleri ile ön izin ve kesin izin verilen, bu izne bağlı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen yatırımcı ve işletmecilerin sözleşmeleri; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi, ödenmesi gereken herhangi bir borcunun bulunmaması ve bir yıl içinde başvurulması halinde Bakanlıkça yeniden belirlenecek bedel ve tahsis koşullarının kabul edilerek yeniden sözleşme düzenlenmek suretiyle, bu Kanunun 8 inci maddesine uyarlanır. Bu şekilde uyarlanan sözleşmeler kapsamında tespit edilen yeni bedeller ilgili idareler tarafından tahsil edilmeye devam edilir. ” 12 . 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri tahsil edilmez, varsa tahsil edilmiş olanlar iade edilmez. ” 13. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, genel bütçe ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında yardımcılık veya stajyerlikte geçen süreler dâhil en az beş yıl görev yapmış olanlar ile aynı sürede görev yapmış olmak kaydıyla daha önce bu unvanları ihraz etmiş olanlar arasından, yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınav sonucunda başarılı olanlar, 31/12/2021 tarihine kadar durumlarına uygun kontrolör veya başkontrolör kadrolarına naklen atanabilirler. Bu şekilde atananların sayısı kırkı geçemez .” 14. 23. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkra şöyledir: “ (4) (Ek:18/7/2021-7334/23 md.) Bu Kanun kapsamında orman alanları ile Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlarda, turizm tesisi yapılması amacıyla kiralama yapılamaz, irtifak hakkı tesis edilemez ve kullanma izni verilemez. Bu yerlerin turizm amaçlı yatırımlara tahsisi 2634 sayılı Kanun hükümlerine göre münhasıran Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülür. ” 15. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde olup, 2634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmek üzere tasarruf hakkı Kültür ve Turizm Bakanlığına verilen taşınmazlar üzerinde alınmış; a) Arama ruhsatları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine ruhsatı veren idare tarafından iptal edilir. Bu durumda ruhsat ve yatırım giderleri, iptal tarihindeki gerçek karşılığı üzerinden hesaplanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenir. b) İşletme ruhsatlarına bağlı olarak edinilmiş kaynak ve irtifak hakları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığınca kamulaştırılır. Kamulaştırma bedeli, yapılan harcamaların güncel değeri ile sınırlıdır. Bu durumda işletme ruhsatı ile bu ruhsata bağlı yatırım ve faaliyetlere ilişkin izin ve kiralamalar idare tarafından iptal edilir. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 1. maddesiyle 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 3. maddesinin değiştirilen; 1. (b) bendinin, 2. (d) bendinde yer alan “ ...orman vasıflı olanlar dâhil... ” ve “ ...Cumhurbaşkanı kararıyla... ” ibarelerinin, B. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrasının, C. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 25/10/2023 tarihli ve 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinin) ve onuncu fıkralarının, Ç. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un; 1. 6. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde,... ” ibaresinin, b. İkinci cümlesinin, 2. 6. maddesine eklenen üçüncü ve dördüncü fıkraların, D. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin; 1. Değiştirilen birinci fıkrasının, 2. İkinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...3 ay... ” ibaresinin “ ...otuz gün... ” şeklinde değiştirilmesinin, E. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin; 1. a. (A) Fıkrasının (1) numaralı bendine eklenen üçüncü cümlenin, b. (A) Fıkrasına eklenen (4) ve (5) numaralı bentlerin, 2. Değiştirilen (H) fıkrasının; a. Birinci paragrafının ikinci ve beşinci cümlelerinin, b. İkinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “ ...veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı... ” ibaresinin, F. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkranın, G. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasında yer alan “ ... ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince... ” ibaresinin, Ğ. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesinin, H. 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının, I. 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “ ...bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi,... ” bölümünün, İ. 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrasının, J. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ... ve/veya sözlü... ” ibaresinin, K. 23. maddesiyle 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, L. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 6., 7., 10., 13., 35., 36., 38., 43., 44., 45., 46., 48., 56., 63., 70., 73., 127., 128., 153., 169. ve 170. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) ve (d) bentleri şöyledir : “ (b) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri: Turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan veya doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı, korunması ve geliştirilmesinde kamu yararı bulunan yörelerde, koruma kullanma dengesi gözetilerek sektörel kalkınmanın sağlanması ve turizm sektörünün plânlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” “ d) (Değişik:18/7/2021-7334/1 md.) Turizm Merkezleri: Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri dışında kalmakla birlikte, bu bölgelerin niteliğini taşıyan, turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanları, ” 2. 2. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 4. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “ Bakanlıkça uygun görülen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde alanın bütüncül bir anlayışla korunmasının, geliştirilmesinin, sosyal ve teknik altyapının gerçekleştirilmesinin ve işletilmesinin özel sektör iş birliği ile sağlanması amacıyla, Bakanlık tarafından adına tahsis yapılanların katılımıyla turizm hizmetleri yönetim birlikleri kurulmasında Bakanlık yetkilidir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. ” 3. 3. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 5. maddesinin yedinci (anılan fıkraya 7464 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen üçüncü cümle nedeniyle fıkranın birinci ve ikinci cümleleri) ve onuncu fıkraları şöyledir: “ Bu maddede belirtilen süreler içerisinde turizm işletmesi belgesi alamayan konaklama ve plaj işletmeleri, işletmeye açılamaz ve faaliyette bulunamaz. Bu işletmelerin işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. (Ek cümle: 25/10/2023-7464/13 md.) Bu fıkra kapsamında işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilen işletmelere yetkili idarece yeniden işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi için tesisin belge alma koşullarını sağladığına dair Bakanlıktan alınan uygun görüş yazısının yetkili idareye ibrazı zorunludur. ” “ Bakanlık tarafından, turizm sektörünün kalkınmasını ve planlı ve kontrollü şekilde gelişimini sağlamak amacıyla sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin karşılanması için kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezlerinde bulunan konaklama tesislerinin tür veya kullanım kararı değişikliği ile kapasite artışı durumlarında yatırımcıdan sosyal ve teknik ve benzeri altyapıya katılım payı istenir. ” 4. 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un ikinci fıkrası değiştirilen ve üçüncü ve dördüncü fıkraların eklendiği 6. maddesi şöyledir: “ Doğal turizm kaynaklarının korunması ve kullanılması: Madde 6 –Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kamu yararına korunmasına veya kamu yararına kullanılmasına katkıda bulunacak yapı ve tesisler, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki belgelere sahip olmak kaydıyla, tapu kaydı aranmaksızın 8 inci maddedeki koşullara uygun olarak, imar planlarına göre yapılabilir ve işletilebilir. (Değişik ikinci fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde , bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmaması, turizm işletmelerine zarar verilmemesi, turizm yatırımı veya işletmesi belgesi alınması ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemlerin alınması ve 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa uygun olması koşulu ile bu yerlerin kontrollü kullanımını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından, 8 inci maddeye göre, imar planı gerektirmeyen, sabit olmayan, kamuya yararlı, konaklama içermeyen, ücretsiz girişli günübirlik tesis yapılabilir. Bu fıkranın uygulanması ile ücretsiz girişli günübirlik tesis niteliklerine ilişkin usul ve esaslar, 37 nci maddenin (A) fıkrasının (3) numaralı bendine dayanılarak yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) Ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesislerin Bakanlık tarafından yapılması halinde, ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri Bakanlıkça ödenmez. (Ek cümle: 3/11/2022-7420/10 md.) Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesisler, münhasıran Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü veya iştiraki şirketler tarafından işletilebilir, üçüncü kişilere devredilemez ve işlettirilemez. (Ek fıkra:18/7/2021-7334/4 md.) 3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabilir. Tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesisler işletmeye açılamaz. Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilir. Bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmeleri feshedilir ve taşınmazın tahliyesi sağlanır. Deniz, göl ve akarsular ile kıyıları, özelliklerini bozucu ve yıpratıcı şekilde kullanılamaz. Bu yerlerden kum, çakıl ve taş alınması gibi çeşitli şekillerde yararlanma 1738 sayılı Seyir ve Hidrografi Hizmetleri Kanununa göre Deniz Kuvvetleri Komutanlığının görüşü alınmak kaydiyle Bakanlığın iznine bağlıdır. ” 5. 5. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 7. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası ile birinci cümlesinde ibare değişikliği yapılan ikinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik birinci fıkra:18/7/2021-7334/5 md.) Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, re’sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkilidir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde yer alan korunan alanlarda her ölçekteki plan teklifleri sadece Bakanlığa sunulur. İlgili kurul, kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda Bakanlıkça incelenerek uygun görülen planlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Bu planlar, Bakanlık ile mutabakat sağlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyon kararı da dahil en geç altı ay içinde sonuçlandırılır. Bu alanlarda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plan hazırlanması veya hazırlattırılması durumunda; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılacak onamaya esas olmak üzere Bakanlığın uygun görüşü alınır. 23/5/2019 tarihli ve 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun, 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun ve 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalan alanlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda öngörünüm bölgesi olarak belirlenen alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve özelleştirme kapsam ve programına alınan alanlar bu fıkra kapsamı dışındadır. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Bakanlıkça yapılacak alt yapı ve plânlama işlemlerine esas olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından istenilen bilgi, belge ve görüş otuz gün içinde verilir. Bu süre sonunda istenilen bilgi, belge ve görüşün verilmemesi durumunda ilgili iş ve işlemler Bakanlıkça re’sen tesis edilebilir. ” 6. 6. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin cümle ve bentlerin eklendiği (A) fıkrası ile değiştirilen (H) fıkrası şöyledir: “ A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; (1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle:23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler üç ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. (Ek cümle:18/7/2021-7334/6 md.) Mera, yaylak ve kışlaklar; ot bedeli taşınmazın yatırımcıya tahsisi aşamasında yatırımcı tarafından karşılanmak kaydıyla, 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre tahsis amacı değiştirilerek, sadece turizm amaçlı kullanılacağına ilişkin şerhli olarak Hazine adına tapuya tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa tahsis edilir. Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden; a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan, b) Termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları bulunan, c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan, d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan, e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan, f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan, g) Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan, yerler de Tarım ve Orman Bakanlığınca, bu fıkrada belirtilen usulle Bakanlığa tahsis edilir. Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez. b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez. c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez. (2) Kamu kuruluşlarına ait olanlar, talep tarihinden başlayarak en geç 2 ay içinde Hazine adına tapuya tescil ve Bakanlığa tahsis edilir. Devre ilişkin şartlar ve bedel, ilgili kuruluşlar ile Hazine arasında 6830 sayılı İstimlak Kanununun 30 uncu maddesine göre çözümlenir. (3) Diğer gerçek ve tüzelkişiler ile vakıflara ait olup turizm işletmesi belgesine sahip olmayanlar, Bakanlıkça kamulaştırılarak, Hazine adına tapuya tescil ve tescil tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde Bakanlığa tahsis edilir. (İptal ikinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/1/2014 tarihli ve E.: 2013/108, K.: 2014/15 sayılı Kararı ile.) (…) Uyuşmazlıkların çözümlenmemiş olması, arazinin turizm amaçlı kullanıma tahsisine engel sayılmaz. (4) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) (Değişik: 25/10/2023-7464/14 md.) 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları, uzun devreli gelişme planları ve gelişme planlarına uygun olarak, gelirleri Tarım ve Orman Bakanlığı döner sermayesine ait olmak üzere yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu fıkrada belirtilen yerlerde sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca ilgili kurum tarafından kiralama yapılabilir, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şekli değiştirilemez. (5) (Ek:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca uygun görülen yat limanlarının yapılması amacıyla yatırımcılara taşınmaz tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. ” “ H. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya planlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir. İşlemler, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülür. Bu taşınmazlar üzerinde ana yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır. Bu fıkra kapsamında ana yatırımcıya ve alt yatırımcılara taşınmaz tahsisi işlemlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı verilen yatırımlar hakkında, yatırımın gerçekleşmesi için alınması gereken tüm izin, onay ve ruhsatlar, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde verilir. İrtifak hakkı dahil diğer bütün işlemler ise en geç üç ay içerisinde tamamlanır. Yatırımın tamamlanıp tesisin işletmeye geçebilmesi için alınması gereken izin ve ruhsatlar da ilgili kurumlarca on beş gün içinde verilir. ” 7. 10. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 29. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:18/7/2021-7334/10 md.) Bakanlıkça ülke turizmine ve tanıtımına katkı sağladığı değerlendirilen ve boyları otuz dokuz metrenin üzerinde olan yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermelerine ve seyrine her yıl belirlenen sosyal ve teknik altyapı hizmetlerine katkı payı alınması suretiyle, aynı takvim yılını geçmeyecek şekilde geçici süreli olarak Bakanlıkça izin verilebilir. İzin süresi sonunda yeniden süre verilmeyen ve Türk karasularından ayrılmayan yatlar hakkında 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümleri uygulanır. ” 8. 12. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 31. maddesinin değiştirilen (b) fıkrası şöyledir: “ b) (Değişik:18/7/2021-7334/12 md.) 33 üncü maddedeki idari yaptırımlar; 30 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince tayin edilir. ” 9. 16. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 5. maddesi şöyledir: “ Ek Madde 5 – (Ek:23/5/2019-7175/10 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/16 md.) Ormanlık alanlar üzerinde bulunan ve 6831 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınan tesislerden konaklama amaçlı kullanılması mümkün olanlar ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezleri içinde ve bu bölge ile merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, içerisinde her tür ve kapasitede konaklama tesisi bulunan mesire yerlerini tahsis etmeye, gelirleri Orman Genel Müdürlüğüne ait olmak üzere Bakanlık yetkilidir. Bu madde kapsamında kalan yerlerin Bakanlığa tahsisi ile Bakanlık tarafından yatırımcılara tahsis edilmesinde 8 inci madde hükümleri uygulanır. Bu yerlerde lüks çadır, çadır ve karavan alanı yapılması amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca Orman Genel Müdürlüğü tarafından da kiralama yapılabilir. ” 10 . 17. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 11. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir: “ Birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde basit konaklama turizm işletmesi belgesi almak için başvuruda bulunmayan konaklama tesisleri faaliyette bulunamaz. Bu tesislerin, işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça yapılan bildirim üzerine yetkili idare tarafından bir ay içinde iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette bulunan konaklama içermeyen müstakil plaj işletmelerine, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde turizm işletmesi belgesi almak için Bakanlığa başvuruda bulunmaları halinde turizm işletmesi belgesi verilir. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayan ve Bakanlıkça yapılacak denetim sonucunda belirlenen kriterleri taşımadığı veya sonradan kaybettiği anlaşılan işletmelerin belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilen işletmelerin, yetkili idare tarafından bir ay içinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir ve faaliyetlerine son verilir. ” 11 . 18. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuatı uyarınca orman sayılan alanlar ve milli parklar üzerinde, turizm yatırımı gerçekleştirilmek amacıyla, Tarım ve Orman Bakanlığınca konaklama amaçlı yapılan kiralama sözleşmeleri ile ön izin ve kesin izin verilen, bu izne bağlı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen yatırımcı ve işletmecilerin sözleşmeleri; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren söz konusu kiralama, ön izin, kesin izin, irtifak hakkı veya kullanma iznine ilişkin olarak varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi, ödenmesi gereken herhangi bir borcunun bulunmaması ve bir yıl içinde başvurulması halinde Bakanlıkça yeniden belirlenecek bedel ve tahsis koşullarının kabul edilerek yeniden sözleşme düzenlenmek suretiyle, bu Kanunun 8 inci maddesine uyarlanır. Bu şekilde uyarlanan sözleşmeler kapsamında tespit edilen yeni bedeller ilgili idareler tarafından tahsil edilmeye devam edilir. ” 12 . 19. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 13. maddenin ikinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık tarafından yapılan ücretsiz girişli günübirlik tesis ile 9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen tesisler için ağaçlandırma ve bakım bedeli ile orman köylüleri kalkındırma geliri tahsil edilmez, varsa tahsil edilmiş olanlar iade edilmez. ” 13. 21. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’a eklenen geçici 15. maddenin birinci fıkrası şöyledir: “ Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, genel bütçe ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutularak müfettiş, denetçi, denetmen ve kontrolör kadrolarında yardımcılık veya stajyerlikte geçen süreler dâhil en az beş yıl görev yapmış olanlar ile aynı sürede görev yapmış olmak kaydıyla daha önce bu unvanları ihraz etmiş olanlar arasından, yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınav sonucunda başarılı olanlar, 31/12/2021 tarihine kadar durumlarına uygun kontrolör veya başkontrolör kadrolarına naklen atanabilirler. Bu şekilde atananların sayısı kırkı geçemez .” 14. 23. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’un 17. maddesine eklenen (4) numaralı fıkra şöyledir: “ (4) (Ek:18/7/2021-7334/23 md.) Bu Kanun kapsamında orman alanları ile Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlarda, turizm tesisi yapılması amacıyla kiralama yapılamaz, irtifak hakkı tesis edilemez ve kullanma izni verilemez. Bu yerlerin turizm amaçlı yatırımlara tahsisi 2634 sayılı Kanun hükümlerine göre münhasıran Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülür. ” 15. 24. maddesiyle 5686 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde olup, 2634 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmek üzere tasarruf hakkı Kültür ve Turizm Bakanlığına verilen taşınmazlar üzerinde alınmış; a) Arama ruhsatları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine ruhsatı veren idare tarafından iptal edilir. Bu durumda ruhsat ve yatırım giderleri, iptal tarihindeki gerçek karşılığı üzerinden hesaplanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenir. b) İşletme ruhsatlarına bağlı olarak edinilmiş kaynak ve irtifak hakları, turizm yatırımları gerçekleştirmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığınca kamulaştırılır. Kamulaştırma bedeli, yapılan harcamaların güncel değeri ile sınırlıdır. Bu durumda işletme ruhsatı ile bu ruhsata bağlı yatırım ve faaliyetlere ilişkin izin ve kiralamalar idare tarafından iptal edilir. ”
1
72
1,982
2024/227
2024/83
09/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/83, K.2024/227, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Aile Mahkemesi - Ankara 18
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/227
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/83 Karar Sayısı : 2024/227 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 18/3/2025-32845 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasının “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. ” bölümünün Anayasa’nın 5., 10., 13., 20., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 161. maddesi şöyledir: “ I. Zina Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır. 3. 4721 sayılı Kanun’un 161. maddesinin ikinci fıkrasında davaya hakkı olan eşin, boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkının düşeceği öngörülmüştür. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan fıkranın “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. ” bölümünün iptalini talep etmiştir. 4. İtiraz konusu kuralda yer alan “ …geçmekle dava hakkı düşer. ” ibaresi “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl... ” ibaresinin yanı sıra itiraz konusu olmayan “ … boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay… ” ibaresi bakımından da geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkin incelemenin kuralda yer alan “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Açıklanan nedenle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasının “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. ” bölümünün e sasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bölümde yer alan “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 7. Konusunu evlilik dışı cinsel ilişkinin oluşturduğu zina, öğretide de kabul edildiği üzere evlilik bağının eşlere yüklediği cinsel bağlılığın ihlali olarak tanımlanabilir (AYM, E.1996/15, K.1996/34, 23/9/1996). 4721 sayılı Kanun’un 161. maddesinin birinci fıkrasında eşlerden birinin zina etmesi durumunda diğer eşin boşanma davası açabileceği belirtilmiştir. 8. Anılan Kanun’da boşanma nedenleri mutlak ve nispi olarak düzenlenmiştir. Buna göre mutlak boşanma sebeplerinin varlığının ortaya konulması hâlinde yargı makamlarınca boşanmaya hükmedilir. Buna karşın nispi boşanma sebeplerinin varlığı tek başına evliliğin sona ermesi için yeterli görülmemekte, ayrıca ortak hayatın çekilmez olduğunun taraflarca ispatlanması gerekmektedir. Kanun’a göre mutlak boşanma nedenleri; zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk, anlaşmalı boşanma ve eylemli ayrılıktır. 9. Zina eylemi, sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesinin özel bir biçimi olarak mutlak boşanma nedenleri kapsamında öngörülmüştür. Buna göre zina eyleminin ispatlanması hâlinde hâkim tarafından başkaca bir araştırma yapılmaksızın boşanmaya karar verilecektir. Başka bir ifadeyle zinanın varlığının ortaya konulması hâlinde hâkimin boşanma kararı vermeme yönünde bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. 10. Anılan maddenin ikinci fıkrasında zina sebebine dayalı olarak boşanma davası açma süreleri düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada zinanın öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminden itibaren beş yıl içinde boşanma davası açılmadığı takdirde bu boşanma sebebine dayalı olarak dava açma hakkının düşeceği hükme bağlanmıştır. Fıkrada yer alan “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl… ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kurala göre zina eyleminden itibaren beş yıl içinde dava açılmazsa bu sebebe dayanılarak dava açılamayacaktır. 11. Anılan sürenin hak düşürücü nitelikte olması sebebiyle taraflarca ileri sürülmese de bu süre hâkim tarafından resen gözetilir. Tek eylemden ibaret olan zinada süre, eylemin gerçekleşmesinden itibaren başlarken devam eden eylemlerden oluşan zinada bu süre son eylem tarihinden itibaren işlemeye başlamaktadır. B. İtirazın Gerekçesi 12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralın eşin zinayı bilebilecek durumda olmamasına rağmen beş yıl geçtikten sonra öğrenmesi hâlinde zina nedeniyle boşanma davası açma imkânını engellediği, kuralla eşler arasındaki eşitliğin zina yapan eş lehine bozulduğu, zina eyleminin evliliğin ağır kusurlarından sayılması nedeniyle diğer eşe daha yüksek tazminat hakkı tanınmasına rağmen bu tazminat hakkının beş yılla sınırlandığı, kişinin beş yıl geçtikten sonra haberdar olduğu zinaya dayanarak dava açma imkânının ortadan kaldırılmasının etkili başvuru hakkını ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 13., 20., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 13. Anayasa’nın “ Özel hayatın gizliliği ” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. ” denilmiştir. 14. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14). 15 . Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru alanında verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı üzere ö zel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir ( Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat [G.K.], B. No: 2013/7666,10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32). 16. Evlilik birliğinin kurulmasının yanı sıra sona erdirilmesi de özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkıyla doğrudan ilgilidir (AYM, E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 17). Evlilik birliği eşler arasında sadakat esasına dayanmakta olup bu yükümlülüğün eşlerden biri tarafından ihlal edilmesi hâlinde diğer eşin bu birliği sona erdirmek istemesi özel hayatın bir unsuru olan kişisel özerkliğin bir gereğidir. Zinanın eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünü ihlal eden bir davranış olduğu açıktır. Dolayısıyla bir kimsenin zina eden eşle olan evlilik birliğini ortadan kaldırma imkânına sahip olması özel hayata saygı hakkı kapsamında ona sağlanması gereken güvenceler arasındadır. 17. Kural uyarınca zina sebebine dayanarak boşanma davası açma hakkı olan eşin zina eyleminden itibaren beş yıl içinde dava açması gerekmektedir. 18. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16). 19. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı, anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17). 20. Boşanma davası açmak isteyen eşinin zina eylemini öğrenip öğrenmemesinden bağımsız olarak beş yıl içinde dava açmadığı takdirde bu sebebe dayalı olarak dava açma hakkının düşeceğini öngören kural, kişinin özel hayatına saygı hakkı bağlamında boşanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkıyla ilgilidir. 21. Temel haklarla ilgili bir başvuru yolu öngörülmüşse etkili başvuru hakkı, bu yolun erişilebilirliğini de güvence altına almaktadır. Bu itibarla dava açma koşullarından biri olan dava açma süresi temel haklarla ilgili olarak öngörülen başvuru yolunun erişilebilirliği ile ilgilidir. Zina yapan eşe karşı diğer eş, eylemi öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve itiraz konusu kural gereğince eylemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde dava açmalıdır. 22. Eşlerin zina eylemini öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde dava açma hakları bulunmaktadır. Evlilik birliğini temelden sarsıcı niteliği bulunan bu ağır kusurun diğer eş tarafından affedilmesi hâlinde 4721 sayılı Kanun’un 161. maddesinin üçüncü fıkrasına göre artık bunun boşanma sebebi olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Dolayısıyla kanun koyucu bu kusurun evlilik birliğinin ortadan kaldırılmasına dayanak alınmasını, aleyhine zina eylemi gerçekleştirilen eşin iradesine bırakmış olup bu iradeyi eylemin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde ortaya koymasını beklemektedir. 23. Zinanın gerçekleşme tarihinden itibaren bu sebebe dayalı olarak boşanma davası açılabilmesi için kuralla azami bir süre öngörülmüştür. Kurala göre eylemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmekle zina sebebine dayalı olarak boşanma davası açılamamaktadır. Böylece eşe, diğer eşin zina eylemini öğrenmemesi veya öğrenebilecek durumda olmaması hâlinde dahi beş yıl önceki eyleme dayalı olarak dava açma hakkı tanınmamıştır. Bu itibarla kuralla, kanun koyucunun kusurlu eşin evlilik hayatı boyunca süresiz biçimde mutlak bir boşanma tehdidiyle karşı karşıya kalmasının önüne geçmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. 24. Bu bağlamda kuralla dava açma süresinin zina eylemini gerçekleştiren eş lehine beş yılla sınırlandırılmasının diğer eş bakımından boşanma hakkı bağlamında özel hayatıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına etkisi değerlendirilmelidir. Aleyhine zina eylemi gerçekleştirilen eşin bu eylemi beş yıl içinde öğrenmesiyle bu sebebe dayalı olarak boşanma davası açabileceği açıktır. 25. Öte yandan beş yıl içinde eylemin öğrenilmemesi hâlinde bu sebeple boşanma davası açılamaması, kusuru olmayan eşin evliliğin sonlandırılması amacıyla yargı mercilerine başvuru yapamaması sonucunu doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle zina eyleminin üzerinden beş yıl geçtikten sonra zinayı öğrenen eşin anılan Kanun’da düzenlenen diğer boşanma sebeplerine ve bu kapsamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak boşanma davası açmasına, açtığı bu davada eşinin beş yıl önceki zina eylemini güven sarsıcı davranış olarak ileri sürmesine engel bir düzenleme bulunmamaktadır. 26. Nitekim Kanun’un 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davaları, daha az kusurlu olan eş tarafından herhangi bir süreye tabi olmaksızın evlilik süresi boyunca açılabilmektedir. Bu yargılamada mahkeme, tarafların kusurlarının ağırlığını değerlendirerek bir sonuca varmaktadır. 27. Bir nispi boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebine dayalı olarak açılacak boşanma davasında -bir mutlak boşanma sebebi olan zina sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasından farklı olarak- davacı ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini ispatlama yükümlülüğü altında bulunsa da davacıya bu şekilde bir ispat külfeti yüklenmesi boşanma davasının başarıya ulaşma şansını ortadan kaldırmadığı gibi ciddi bir biçimde azalttığı da söylenemez. Dolayısıyla beş yıldan önce gerçekleşen zina eylemlerinin bir nispi boşanma sebebi olarak kabul edilmesi ve nispi boşanma sebebi olarak dava konusu edilebilmesi sadakatsizliğe uğrayan eşin evlilik birliğini sonlandırılabilmesi hakkı bağlamında ona sağlanan yargısal başvuru imkânını etkisiz kılmamaktadır. 28. Yine Kanun’un 174. maddesinde boşanma nedeniyle manevi tazminat hakkı düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Zinayı beş yıl geçtikten sonra öğrenen eş, bu kusurlu davranışı nedeniyle eşi aleyhine boşanma davası açabileceği gibi açılan davada bu sebeple tazminat talebinde de bulunabilecektir. 29. Bu itibarla zina mutlak boşanma sebebine dayalı boşanma davalarının azami süreyle sınırlandırılmasını öngören kuralın, kusurlu olmayan eşin evliliğini sonlandırabilmesine ilişkin başvuru yolunun erişilebilirliğini ve etkililiğini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır. 30. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 20. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 36. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 20. ve 40. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10. ve 13. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/227
2024/83
25/12/2024
Esas - Ret
18/03/2025 - 32845
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/83 Karar Sayısı : 2024/227 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 18/3/2025-32845 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasının “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. ” bölümünün Anayasa’nın 5., 10., 13., 20., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 161. maddesi şöyledir: “ I. Zina Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinin ikinci fıkrasının “ …her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. ” bölümünün Anayasa’nın 5., 10., 13., 20., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 161. maddesi şöyledir: “ I. Zina Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. ”
0
73
1,982
2024/205
2024/17
01/02/2024
04/12/2024
(AYM, E.2024/17, K.2024/205, 04/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Sulh Ceza Hâkimliği - Ağrı
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Sümeyye KOCAMAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/205
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/17 Karar Sayısı : 2024/205 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ağrı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11., 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Türkiye İstatistik Kurumu tarafından verilen idari para cezasına karşı yapılan itiraz başvurusunda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un 54. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir: “ Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenler, bir kereye mahsus olmak üzere uyarılarak yedi gün içerisinde bilgileri vermeleri veya eksik ve hataları gidermeleri istenir. Bu uyarıya rağmen, bilgileri hiç vermeyen veya talep edildiği hâlde eksikleri gidermeyen ve hataları düzeltmeyen gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcileri hakkında, fiilin; a) Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası, b) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/3 md.) Hane halkı veya bireyler dışında kalan diğer istatistikî birimlerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda binbeşyüz Yeni Türk Lirası, c) Sayımlarda işlenmesi durumunda ikibin Yeni Türk Lirası, İdarî para cezası uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 8. maddesi şöyledir: “ Cevap verme yükümlülüğü ve sınırları Madde 8 - (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/1 md.) İstatistikî birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere, Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 5429 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacı; resmî istatistiklerin üretimine ve organizasyonuna ilişkin temel ilkeleri ve standartları belirlemek, ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin derlenmesini, değerlendirilmesini, gerekli istatistiklerin üretilmesini, yayımlanmasını, dağıtımını ve Resmî İstatistik Programı’nda istatistik sürecine dâhil kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak olarak ifade edilmiştir. 4. Kanun’un 2. maddesinin (h) bendinde istatistiki birim “ Yapılan sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan, hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar ” olarak tanımlanmıştır. 5. İstatistiki birimlerin cevap verme yükümlülüğüne ilişkin hususlar ise 8. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddede istatistiki birimlerin kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının (Başkanlık) belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlü olduğu belirtilmekte iken anılan hüküm Anayasa Mahkemesinin 20/3/2008 tarihli ve E.2006/167, K.2008/86 sayılı kararıyla Anayasa’nın 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Söz konusu iptal kararından sonra 25/11/2008 tarihli ve 5813 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle anılan 8. madde “ İstatistikî birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere, Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür.” biçiminde yeniden düzenlenmiştir. 6. Buna göre istatistiki birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmî istatistikleri üretmek üzere istenen veri veya bilgileri Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde süresinde, eksiksiz, doğru ve ücretsiz olarak vermekle yükümlüdür. 7. 5429 sayılı Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrasında Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Resmî İstatistik Programı kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik ya da hatalı verenlerin, uyarılmalarına rağmen bilgileri vermemekte veya eksikleri gidermemekte ya da hataları düzeltmemekte ısrar etmeleri hâlinde idari para cezasına tabi olmaları öngörülmüştür. 8. Anılan fıkranın itiraz konusu (a) bendinde söz konusu bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen hane halkı veya bireylere beş yüz Türk lirası idari para cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. B. İtirazın Gerekçesi 9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala dayalı olarak tüm vatandaşlara değil sınırlı sayıdaki kişi veya haneye ankete katılım zorunluluğunun getirildiği, bu durumun eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, anket kapsamında bireylerin kişisel verilerinin yanında dinî inanç ve kanaatlerine dair bilgilerin de istenmesinin mümkün olduğu, bu bilgileri vermek istemeyen bireylere idari para cezası uygulanmasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına aykırı olduğu gibi bireylerin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanmasına neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 11., 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “ Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir ” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması hakkı kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. 11. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi temel alınmaktadır. Anılan hak herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir ( Serap Tortuk , B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-35; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, § 50; Ayşegül Çengel Kömür ve diğerleri , B. No: 2016/56228, 23/6/2020, § 43). 12. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilmesini de kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır ( Serap Tortuk , § 32). 13. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere “... adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler …” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 14. İtiraz konusu kural, istatistiki birimlerin geçerli bir mazereti olmaksızın ve uyarılmalarına rağmen program kapsamında kendilerinden istenen bilgileri belirlenen şekil ve sürede vermemeleri veya eksik ya da hatalı vermeleri hâlinde haklarında idari para cezası uygulanmasını öngörmek suretiyle bireylere özel hayat kapsamındaki kişisel verilerini paylaşma zorunluluğu getirdiğinden ö zel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını ve bu çerçevede koruma altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaktadır. 15. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. 16. Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında temel hakları sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kanuni düzenlemelerin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 17. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 18. 5429 sayılı Kanun’da ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmî istatistikleri üretmek üzere Anayasa’da belirlenen temel hak ve ödevler çerçevesinde kişilerden bilgi isteneceği hükme bağlanmış olup bu bilgilerin toplanma, kaydedilme ve saklanma esas ve usulleri detaylı olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kuralda hangi hâl ve şartlarda, kimlere, ne kadar idari para cezasının uygulanacağı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik ölçütünü sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 19. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkına çeşitli sebeplere bağlı kalınarak sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleri de sayılmış, böylece bunlara dayalı olarak söz konusu hakkın sınırlanabilmesine izin verilmiştir. Anılan maddede, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hak ve özgürlüklerin de o hak ve özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). 20. Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda devlet; Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış olan kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almakla yükümlü kılınmıştır. 21. Anılan Kanun’un 1. ve 8. maddeleri, sınırlamanın amacını belirlemede yol gösterici niteliktedir. “ Amaç ” başlıklı 1. maddede ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin derlenmesi, değerlendirilmesi, gerekli istatistiklerin üretilmesi amacına yer verilmiş; Kanun’un 8. maddesinde de ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmî istatistikleri üretmek üzere Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kişilerden bilgi isteneceği düzenlenmiştir. Modern bir devlette kamu hizmetlerinin planlanması ve kamu güvenliğinin sağlanabilmesi için istatistiki verilere ihtiyaç duyulduğundan kişilerden bu verilerin toplanmasının Anayasa’nın 5. maddesinde devlete yüklenen ödevler kapsamında meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır. 22. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. 23. S osyal ve ekonomik alandaki gelişim ve kalkınma kapsamında yapılacak plan ve programların hazırlanmasında sağlıklı ve güvenilir istatistiki bilgilere ihtiyaç duyulduğu gözetildiğinde istatistiki birimlerin cevap verme yükümlülüğüne tabi tutulmasını öngören kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez. 24. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi ; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 25. Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Resmî İstatistik Programı kapsamında istenen bilgileri geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenlerin uyarılmalarına rağmen bilgileri vermemekte ya da eksikleri gidermemekte veya hataları düzeltmemekte ısrar etmeleri hâlinde idari para cezasına tabi tutulmalarının yanlış bilgi verme ya da hiç vermemeye karşı caydırıcı etki yaratacağı göz önünde bulundurulduğunda kuralın sağlıklı ve güvenilir istatistiki bilgilerin elde edilmesi bakımından elverişli olmadığı söylenemez. 26. Öte yandan sağlıklı ve güvenilir istatistiki bilgiye sahip olmanın sosyal ve ekonomik alandaki gelişim ve kalkınmada taşıdığı önem dikkate alındığında kuralda öngörülen fiilin idari yaptırıma bağlanmasının objektif ve kabul edilebilir nedenlerinin bulunduğu, bu yönüyle kuralın öngörülen meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olduğu anlaşılmaktadır. 27. Kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamanın veri sahibi üzerinde bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur. Bu sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç ile karşılaştırıldığında bireylere şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğinin tespiti hâlinde orantısız olduğu sonucuna varılması gerekir. Bu bağlamda kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamanın orantılı kabul edilebilmesi için işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması ve kişisel veri lerin sınırlama amacı için gerektiğinden daha uzun süre saklanmaması gerekmektedir. 28. Bununla birlikte Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde “ Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. ” denilerek kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamalar bakımından bazı özel güvencelere de yer verilmiştir. Bunların kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik olarak getirilen sınırlamalar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin kurulması için Anayasa koyucu tarafından özel olarak belirlenmiş güvenceler olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle maddede sayılan bu özel güvencelerin de orantılılık ilkesi kapsamında incelenmesi gerekmektedir ( Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020 , § 142) . 29. Demokratik bir toplumda kişisel veri lerin işlenmesi süreci şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmeli ve bunun bir gereği olarak da süreçle ilgili olarak veri sahipleri önceden bilgilendirilmeli, veri sahiplerine kişisel veri lerine erişim imkânı tanınmalı ve bu imkânın kolayca kullanılması için gerekli tedbirler alınmalı, üçüncü olarak ise veri sahiplerine kişisel veri lerinin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme imkânı tanınmalıdır (geniş açıklama için bkz. Bestami Eroğlu , § 144 ). 30. Bu bağlamda kişisel veri lerin işlenmesi süreci içinde veri sahiplerinin önceden bilgilendirilmesinin -somut olayın özelliklerine uygun düştüğü ölçüde- kişisel verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek verilerin kapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, işlemenin sonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcılarının kimler olduğu hususlarını kapsaması gerekir. Bilgilendirmenin mutlaka belli şekilde yapılması şart olmayıp şeffaflığı sağlamak bakımından bireylere kişisel veri lerin işlenmesine ilişkin süreçten yukarıda belirtilen kapsamda haberdar olma imkânı sağlayan uygun bir yöntem tercih edilebilir ( Bestami Eroğlu , § 144) . 31. 5429 sayılı Kanun’da kişilerden elde edilen istatistiki bilgilerin kullanım amacı, saklanma şekli ve süresi, istatistiki birimlerin hakları, bilgilerin gizliliği ve buna ilişkin önlemler, gizliliğin ihlali durumunda yargısal güvenceler ve kurumun tazminat yükümlülüğü gibi konularda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Dolayısıyla kuralın yer aldığı Kanun’un, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında şeffaflığı korumaya yönelik olarak yer verilmiş olan özel güvenceleri de karşıladığı açıktır. 32. Öte yandan anılan Kanun'un Anayasa Mahkemesinin 20/3/2008 tarihli ve E.2006/167, K.2008/86 sayılı iptal kararının ardından yeniden düzenlenen 8. maddesinde, istatistiki birimlere kendilerinden istenilen bilgileri verme yükümlülüğü getirilmekle birlikte, bilgi verme yükümlülüğünün sınırı Anayasa’da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi olarak belirlenmiştir. 33. Anayasa'nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına ve aile yaşayışına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, 24. maddesinde kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, 25. maddesinde de herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu, her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla istatistik alanında ihtiyaç duyulan veri ve bilgilerin Anayasa’nın anılan maddelerinde veya diğer maddelerinde güvence altına alınan hak ve ödevler gözetilerek talep edilebileceği açıktır. İstenen bilgilerin bu kapsamda olduğunu düşünen istatistiki birimlerin de nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınmaları mümkün olduğu gibi haklarında idari para cezasının uygulanması hâlinde buna itiraz ederek istenen bilginin temel haklarını ihlal edecek nitelikte olduğunu mahkemeler önünde ileri sürmeleri imkân dâhilindedir (aynı yönde bkz. (AYM, E.2010/12, K.2011/135, 12/10/2011). Nitekim Kanun’un amacı doğrultusunda talep edilecek bilginin niteliği gözetildiğinde kişilerin vermekle yükümlü kılındığı bilgilerin onların düşünce ve kanaatleriyle doğrudan ilgili olmadığı açıktır. 34. Bu itibarla kuralla bireyin hakları ile kamu yararı arasında makul bir dengenin kurulduğu ve bireylerin haklarına ölçüsüz bir sınırlama oluşturulmadığı anlaşılmaktadır (konuya ilişkin olarak aynı yönde ulaşılan sonuç için bkz. Güzide Defne Samyeli § § 99, 100). 35. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 20. ve 25. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 4/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Karşı Oy 1. 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin 2. fıkrası ile “Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenlere” idari para cezası verileceği kural altına alınmıştır. 2. Söz konusu uygulama muhatap olan kişilerin gönüllü katılımı ile gerçekleşen bir uygulama olmayıp kişilerin istenilen bilgileri vermelerini zorunlu kılmaktadır. Diğer taraftan istenilen bilgilere bakıldığından bir kısmının temin edilmesinde zaman ve emek harcanması gerekecek olmasına rağmen bu kapsamda muhatapların emek ve zaman kayıplarını telafi edecek bir mekanizma da bulunmamaktadır. 3. Öte yandan istenilen bilgilerin neler olacağına dair bir netlik de yoktur. Türkiye İstatistik Kurumunu (TÜİK) 5429 sayılı Kanunun 8. maddesine göre “ ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere” bilgi talep etme yetkisine sahiptir. 4. Her ne kadar aynı madde içerisinde “ Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür ” ibaresi eklenmek suretiyle uygulamanın temel haklara uygunluğu genel hatlarıyla temin edilmeye çalışılmış ise de kullanılan ifadelerdeki muğlaklık gözönüne alındığında bireyler açısından bunun yeterli bir koruma sağladığını iddia etmek mümkün değildir. 5. Partikte Kurumun “Hanehalkı Bütçe Anketi'nde” kişilerden istenen bilgiler ve faaliyetler “ailedeki aynî gelir elde eden kişilerin ad ve soyadları, edinilen aynî gelirin kaynağı, aynî gelirin elde ediliş sıklığının, haneye gelen hediye ve yardımlar ile haneden başka hanelere yapılan yardımlar ve verilen hediyelerin belirtilmesi, anket ayı boyunca yapılan tüm harcamaların marka, ölçü, miktar, alışverişin yapıldığı yer gibi detaylarının bir ay süreyle günlük harcama kayıt defterine kaydedilerek listelenmesi… söz konusu bir aylık sürede ortalama sekiz defa anket yapılan kişinin evinin anketörler tarafından ziyaret edilerek harcama kayıt defterinin kontrolü” ( Güzide Defne Samyeli , B. No: 2014/4399, 21/9/2016, § 9) şeklinde olup, bu durumun kişinin aile ve özel yaşantısına ciddi bir müdahale niteliği taşıdığı gayet açıktır. 6. Kişisel verilen toplanması, değerlendirilmesi, saklanması ve ortadan kaldırılmasıyla ilgili güvenceler içermeyen, ayrıca kişilerin sarf edeceği emek ve zaman için telafi edici mekanizmalar öngörmeyen normun Anayasa’ya aykırı olduğunu değerlendirmekteyiz. 7. Bu nedenlerle kuralın iptal edilmesi gerektiğini düşündüğümüzden çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞIOY GEREKÇESİ 1. İtiraz konusu kural, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı veya kurum ve kuruluşlar tarafından program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenlerin uyarılmalarına rağmen bilgileri vermemekte ya da eksikleri gidermemekte veya hataları düzeltmemekte ısrar etmeleri hâlinde idari para cezası uygulanmasını öngörmektedir. 2. İstatistiki birim olarak görülen bireylerin çeşitli kişisel verilerini belirtilen kurum ve kuruluşlarla paylaşmasını zorunlu tutan anılan kural, Anayasa’nın 20. maddesinde güvenceye bağlanan özel hayata saygı hakkı kapsamında kalan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaktadır. 3. Anayasa’nın 5. maddesinde devlete yüklenen ödevlerin yerine getirilmesi bağlamında kural meşru bir amaç taşımaktadır. Günümüz devleti ülkesindeki herkese birtakım hizmetleri sunmak, kamu yararı taşıyan politikalar geliştirmek ve uygulamak için, belki de her zamankinden fazla daha fazla istatistiksel veriye ihtiyaç duymaktadır. Hatta, bu devleti veri devleti olarak nitelendirmek isabetsiz olmayacaktır. Devletin kişilerden kamusal yarar doğrultusunda bilgi istemesi ve toplaması ve kişilerin vatandaşlık görevi kapsamında bunları vermesi devletin kişilere hizmet etmesi ve varlığını etkin olarak sürdürmesi için gereklidir. 4. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Dava konusu kural, amaca ulaşmaya elverişli olduğu gibi başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak görülebilir. Dolayısıyla, Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen demokratik toplum düzeni gereklerine aykırılık teşkil etmemektedir. İstatistiki birim olarak nitelenen kişilerin kamu yararı gereği ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından kendilerinden istenen bilgilere, sorulan sorulara cevap verme yükümlülüğüne tabi tutulmaları demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaca denk düşmektedir. 5. Diğer taraftan, orantılılık bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir ( Ferhat Üstündağ , B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 48). 6. Kuralla getirilen kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamanın veri sahibi üzerinde bir külfet doğurduğu açıktır. Bu sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç ile karşılaştırıldığında bireylere şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğinin tespiti hâlinde orantısız olduğu sonucuna varılması gerekir. Bu bağlamda kişisel veri lerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamanın orantılı kabul edilebilmesi için işlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması ve kişisel veri lerin sınırlama amacı için gerektiğinden daha uzun süre saklanmaması şarttır. 7. Birey, maddi ve manevi kişiliğini geliştirmek ve başkaları tarafından bilinmesini istemediği hususların korunmasını istemek hakkına sahiptir. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesini 17. maddesiyle birlikte yorumlamak gerekmektedir. 8. Özel hayatın gizliliği ve bu kapsamda kişisel verilerin korunması konusu her şeyden önce insan haysiyetine saygı ve kişilik haklarına dayanmaktadır. Kişisel verilerin korunması kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesine imkân tanıyarak, bireyin hayatını kendi özgür iradesiyle düzenlemesine katkı sağlamaktadır Kişisel verilerin toplanması ve işlenmesi sırasında bireyin bu veriler üzerindeki hakkı, onun devlet tarafından hakkında veri toplanan sıradan bir veri nesnesine indirgenmesini önlemek amacını taşımaktadır. İnsan haysiyetine saygı, insanlara nesneymiş gibi davranmamayı öngörmektedir. Aksi yöndeki bir tutum sadece Anayasa’nın 20. maddesinin değil, 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının da ihlal edilmesi anlamına gelecektir. 9. Kişisel verilerin korunması hakkı ihlal edildiğinde bireyin diğer temel hak ve özgürlükleri kullanması zorlaşmaktadır. Kayıt altına alınan veya alındığını düşünen birey kendi özgür kişiliğinin tercihleri doğrultusundan ziyade kendisinden istenilen veya beklenilen davranış tarzıyla hareket edecektir. 10. Talep edilen bilgilerin Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliğinde olduğunu düşünen bireylerin, nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınmaları durumunda bu kişiler hakkında itiraz konusu kural gereği idari para cezası uygulanacaktır. Çoğunluk kararında yer verilen bilgi verme yükümlülüğünün sınırı olarak Anayasa'da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi ölçütü kuralın kendisinden ziyade 5429 sayılı Kanunun 8.maddesinde ifade edilen “…Anayasa’da belirtilen temel haklar ve ödevler çerçevesinde…” ibaresinden ve bunun Mahkememizin konuyla ilgili bir kararında geçen “…. Anayasa’nın diğer maddelerinde güvence altına alınan hak ve ödevler gözetilerek bilgi talep edilebilecektir. İstenilen bilgilerin bu nitelikte olduğunu düşünen istatistikî birimler, nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınabileceği gibi …” yorumundan çıkarılmaktadır (AYM, E.2010/12, K.2011/135, 12/10/2011). 11. Dava konusu kuralın lafzı ve Kanunun 54. maddesinin ikinci fıkrası bir bütün olarak değerlendirildiğinde istenilen bilgilerin Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliğinde olduğunu düşünen bireylerin bilgi vermekten kaçınmaları halinde kuralda öngörülen yaptırıma maruz kalacakları açıktır. Bu kişiler söz konusu yaptırıma ilgili yargı organları nezdinde itiraz edebilirler ama dava masrafları ve davanın süresi gibi faktörler göz önüne alındığında bu yolun kullanılmasının bilgi vermek istemeyen kişilerin en azından bazıları için etkin görünmeyeceği düşünülebilir. Kaldı ki bu konuda dava açıldığında kuralın açık hükmü gereğince davacıların başarı şansı da çok yüksek gözükmemektedir. 12. 5429 sayılı Kanunun 8.maddesinde belirtilen “…Anayasa’da belirtilen temel haklar ve ödevler çerçevesinde…” düzenlemesi, i stenilen bilgilerin Anayasa’da korunan temel haklara aykırılık taşıdığını düşünen kişilerin nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınmalarına olanak tanımamaktadır. Çünkü, anılan maddedeki “çerçevesinde” ibaresi, yukarıda alıntılanan AYM kararında ortak yazılan bir karşıoy yazısında da işaret edildiği gibi idareye geniş bir yorum ve takdir alanı bırakmaktadır. 13. Anayasa’nın 24. maddesinde kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı; 25. maddesinde de her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır . Bu düzenlemeler, bireyin belli bir inanca, düşünceye ve kanaate sahip olduğunu veya olmadığını gösterecek, belli edecek tutum ve davranışlarda bulunmaya zorlanamayacağını güvence altına almaktadır. 5429 sayılı Kanun’un amacı doğrultusunda talep edilecek bilginin mahiyeti gözetildiğinde, kişilerin vermekle yükümlü kılındıkları bilgilerin onların düşünce ve kanaatleriyle doğrudan ilgili olmadığı söylenemez. Zira, Kanunun 3. maddesinde ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyduğu diğer alanlardaki durumunun tespit edilmesi ve izlenmesi için gereken istatistikler üretileceği belirtilmektedir. Açıktır ki, yukarıda doğrudan ifade edilen istatistik konuları ve “ihtiyaç duyduğu diğer alanlardaki” ibaresi Anayasa’nın 24. maddesindeki dini inanç ve kanaat açıklamaya zorlanmama ve 25. maddesindeki düşünce ve kanaat açıklamaya zorlanmama güvencelerini boşa çıkaracak bilgi taleplerini dışlamamaktadır. 14. Bilimsel temellere dayalı istatistiksel veri elde etmede kamu yararı bulunduğu yadsınamayacağına göre bireyin Anayasal hakları ile kamu yararı arasında orantılı bir denge nasıl kurulacaktır? Bu konuda çeşitli nedenlerle bilgi vermek istemeyen bireyler için buna imkân tanıyan bir istisna, örneğin enformasyonel vicdani ret hakkı düşünülebilir. [1] Bilimsel yöntemlerle belirlenen bu kişiler yerine yine bilimsel yöntemlere dayanarak bilgi vermede sorun görmeyen başka kişiler tespit edilebilir. Elbette bu çözüm idareye ek külfet yükleyebilir ama günümüzde mevcut teknik donanım ve yazılımlar ile veri bilimi imkanlarını göz önünde tuttuğumuzda bunun idareye aşırı bir yük getirmeyeceğini söylemek hatalı olmayacaktır. 15. İtiraz konusu kural, bireyin hakları ile kamu yararı arasında makul bir denge kurmayıp, birey aleyhine orantısız bir müdahaleye izin vermektedir. Açıklanan gerekçelerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 13., 17., 20., 24. ve 25. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaştığımdan çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kanaatine katılmamaktayım. 2. Dava konusu kuralın da içinde yer aldığı Kanun’un 54. maddesinde konumuzla ilgili olarak Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından kendisine verilen görevler bağlamında resmi istatistik programı kapsamında kişilerden istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenlerin, bir kereye mahsus olmak üzere eksik ve hataları gidermeleri için uyarılmalarına rağmen bilgileri hiç vermemesi veya talep edildiği hâlde eksikleri gidermemesi ve hataları düzeltmemesi durumunda cezalandırılması öngörülmektedir . “Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası” şeklindeki dava konusu “a” bendine göre ise bu durumda kişiler için idari para cezası öngörülmüştür. 3. Görüldüğü üzere kuralla Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından resmi istatistik programı kapsamında gerçekleştirilen araştırmalarda kişilerden istenen bilgilerin geçerli bir mazeret olmaksızın verilmemesi durumunda idari para cezası uygulanması öngörülmektedir. 4. Kuralın kapsamı dikkate alındığında dava konusu ibarenin Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve 25. maddesindeki düşünce ve kanaat özgürlüğüne müdahale ettiği görülmektedir. Mahkememiz çoğunluğu kuralın Anayasa’nın 20. ve 25. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. 5. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bağlamında bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı belirtildikten sonra kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği öngörülmektedir. 6. Anayasa Mahkemesi, kişinin “ adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler ”inin kişisel veri olarak kabul edildiğini kararlarında ifade etmektedir. (Bkz.: AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015; E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, § 168). 7. Dolayısıyla denetlenen kural bağlamında Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından resmi istatistik programı kapsamındaki araştırmalarda kişilerden istenen bilgiler arasında kişinin hobileri, çok farklı konulara ilişkin tercihleri, etkileşimde bulunulan kişiler ve aile bilgileri de kişisel veri niteliği taşımaktadır. 8. Bu biçimdeki bilgilerin de yapılan araştırmalarda istenmesi söz konusu olduğuna göre kuralın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına müdahalede bulunduğu açıktır. Kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde öncelikli olarak kuraldaki kanunla sınırlama şartının sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır. 9. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında da vurgulanmakta olduğu üzere bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekmektedir (AYM, E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 13). Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). 10. Kuralda belirlilik, öngörülebilirlik ve erişilebilirlikle ilgili bir sorun mevcut değildir. Bununla birlikte kanunilikle ilgili denetimde kanunda aynı zamanda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik güvencelere de yer verilmesi önem arz etmektedir. Bu yönüyle kişilerin istenen bilgileri kendi iradesi hilafına verme durumunda kalmaları önemli bir müdahale olup bu yönü ile kuralda bir güvence eksikliği göze çarpmaktadır. Dolayısıyla kuralın kanunilik noktasında sorunlu olduğu söylenebilecekse de Anayasa’nın 13. maddesindeki diğer ölçütlerden hareketle kuralın denetiminin yapılması denetimin daha net bir biçimde sonuçlandırılması yönüyle daha uygun olacaktır. 11. Kuralın meşru amacı olarak ülkenin ekonomik, sosyal, demografik, kültürel, bilimsel, teknolojik ve benzeri değişik alanlardaki resmî istatistikleri üretmek üzere ihtiyaç duyulan verilerin toplanması ve böylece kamu otoritelerince daha etkin bir kamu hizmetinin sunulmasının planlanması ön plana çıkmaktadır. 12. Bununla birlikte önceden izin alma veya daha farklı alternatifler sunma yoluna gidilmeksizin doğrudan kişilerden dava konusu kuralda olduğu şekilde bilgilerin istenmesi suretiyle araştırmalara katılım zorunluluğunun öngörülmesi ve bu süreçte kişilerin rızasının hiçbir şekilde dikkate alınmaması kuralı demokratik toplum düzeninin gerekleri yönü ile sorunlu hale getirmektedir. Zira dava konusu kuralda öngörüldüğü üzere resmi istatistik programı kapsamındaki araştırmalarda kendilerinden istenen ve bir kısmı kişisel veri kapsamında olduğu açık olan bilgileri vermemeleri durumunda kişiler idari para cezası ile muhatap olacaklardır. 13. Oysa Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından resmi istatistik programı kapsamındaki araştırmalarda dava konusu kuraldaki gibi kişilerin bu tür çalışmalara kendi rızası alınmaksızın ve idari para cezası yaptırımı ile karşılaşma durumu da kanunda düzenlenerek katılmak zorunda bırakılması yerine kişisel verilerin korunmasını isteme hakkındaki güvenceleri ihlal etmeyen daha farklı alternatiflerin gündeme getirilmesi mümkündür. Bu haliyle kural, düzenleniş biçimi itibariyle Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan bir sınırlama getirmektedir. 14. Bu bağlamda 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 84. maddesinde istatistikî birimlerin kendilerinden istenen veri veya bilgileri “Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde” verme yükümlülüğü öngören düzenlemeyi kanunilik noktasında fevkalade belirsiz ve güvenceleri hiçbir şekilde devreye sokma potansiyeline sahip olmayan bir genel ifade olarak gördüğümden, konumuz bağlamında bu düzenlemenin, çoğunluk kararının aksine (bkz.: § 32), bir hukuki dayanak olarak görülmesinin ve dava konusu kuraldaki Anayasa’ya aykırılıkların giderilmesine katkı sunan yönünün olamayacağı kanaatindeyim. 15. İkinci olarak kuralın Anayasa’nın 25. maddesindeki düşünce ve kanaat özgürlüğü yönü ile de denetlenmesi gerekmektedir. Çoğunluk kararında 5429 sayılı Kanun’un amacı doğrultusunda talep edilecek bilginin niteliği gözetildiğinde, kişilerin vermekle yükümlü kılındığı bilgilerin onların düşünce ve kanaatleriyle doğrudan ilgili olmadığı açık olduğuna vurgu yapılarak kuralın Anayasa’nın 25. maddesini ihlal eden bir yönü bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: § 33). 16. Anayasa’nın 25. maddesinde her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamayacağı ve suçlanamayacağı öngörülmektedir. Bu maddede öngörülen açıklamaya zorlanamama ve kanaatlerinden dolayı suçlanamama şeklindeki güvencelerin sadece siyasi nitelikteki kanaatler için geçerli olduğunu; bununla birlikte kişinin çok farklı konulara ilişkin kanaatleri ile ilgili olmadıklarını söyleyebilmek Anayasa’nın 25. maddedeki düzenleme biçiminden hareketle mümkün değildir. Anayasa hükmündeki “her ne sebep ve amaçla olursa olsun” şeklindeki vurgu bu anlamda fevkalade önemlidir. 15. Dolayısıyla Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen araştırmalarda kişilerin araştırma konusu istenilenleri iradesi hilafına açıklamak zorunda bırakılması ve istenenleri vermemesi durumunda nihai olarak idari para cezasıyla cezalandırılacağının öngörülmesi kişilerin kanaatlerini açıklamaya zorlama olup bu yönü ile dava konusu kural Anayasa hükmü ile çelişmektedir. 18. Sonuç olarak dava konusu kural, her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve düşünce kanaatleri sebebiyle suçlanamayacağını öngören Anayasa’nın 25. maddesinin sözüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. 19. Yukarıda sıralanan gerekçelerle 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ [1] B ireyin siyasi düşünceleri, ahlaki değerleri veya dini ve vicdani inanç ve kanaatleri nedeniyle zorunlu askerliği reddetmesi olarak tanımlanan vicdani ret, zorunlu askerlik alanının yanı sıra başka alanlarda da söz konusu olabilmektedir. Bir kamu görevlisinin dini inanç gereği eşcinsel çiftler için  nikah kıymayı reddetmesi veya bir doktorun kürtaj yapmaktan kaçınması zorunlu askerlik dışındaki “vicdani ret”lere örnek olarak verilebilir.
2024/205
2024/17
04/12/2024
Esas - Ret
14/03/2025 - 32841
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/17 Karar Sayısı : 2024/205 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ağrı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11., 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Türkiye İstatistik Kurumu tarafından verilen idari para cezasına karşı yapılan itiraz başvurusunda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un 54. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir: “ Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenler, bir kereye mahsus olmak üzere uyarılarak yedi gün içerisinde bilgileri vermeleri veya eksik ve hataları gidermeleri istenir. Bu uyarıya rağmen, bilgileri hiç vermeyen veya talep edildiği hâlde eksikleri gidermeyen ve hataları düzeltmeyen gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcileri hakkında, fiilin; a) Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası, b) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/3 md.) Hane halkı veya bireyler dışında kalan diğer istatistikî birimlerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda binbeşyüz Yeni Türk Lirası, c) Sayımlarda işlenmesi durumunda ikibin Yeni Türk Lirası, İdarî para cezası uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 8. maddesi şöyledir: “ Cevap verme yükümlülüğü ve sınırları Madde 8 - (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/1 md.) İstatistikî birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere, Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ağrı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11., 13., 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Türkiye İstatistik Kurumu tarafından verilen idari para cezasına karşı yapılan itiraz başvurusunda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un 54. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir: “ Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenler, bir kereye mahsus olmak üzere uyarılarak yedi gün içerisinde bilgileri vermeleri veya eksik ve hataları gidermeleri istenir. Bu uyarıya rağmen, bilgileri hiç vermeyen veya talep edildiği hâlde eksikleri gidermeyen ve hataları düzeltmeyen gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcileri hakkında, fiilin; a) Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası, b) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/3 md.) Hane halkı veya bireyler dışında kalan diğer istatistikî birimlerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda binbeşyüz Yeni Türk Lirası, c) Sayımlarda işlenmesi durumunda ikibin Yeni Türk Lirası, İdarî para cezası uygulanır. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 8. maddesi şöyledir: “ Cevap verme yükümlülüğü ve sınırları Madde 8 - (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/3/2008 tarihli ve E.: 2006/167, K.: 2008/86 sayılı Kararı ile.; Yeniden Düzenleme: 25/11/2008-5813/1 md.) İstatistikî birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere, Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür. ”
0
74
1,982
2024/190
2023/68
05/04/2023
05/11/2024
(AYM, E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Danıştay - 6. Daire
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet CANPOLAT
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/190
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/68 Karar Sayısı : 2024/190 Karar Tarihi : 5/11/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay Altıncı Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “ ...karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” bölümünün Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Maden arama faaliyetinin durdurulmasına yönelik başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 17. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dokuzuncu fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra: 28/11/2017-7061/48 md.) Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 5/4/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. 3213 sayılı Kanun’un 17. maddesinin dokuzuncu fıkrasında jeolojik haritalama, jeofizik etüt, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararının aranmayacağı öngörülmüştür. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan fıkranın “ …karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler… ” bölümünün iptalini talep etmiştir. 4. Bakılmakta olan davanın konusu karot, kırıntı ve numune alma faaliyetine ilişkindir. İtiraz konusu kuralda yer alan “ … ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” ibaresi ise bakılmakta olan davanın konusunun yanı sıra dava konusu olmayan jeolojik haritalama, jeofizik etüt ve sismik faaliyetleri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin “ …karot, kırıntı ve numune alma… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Açıklanan nedenle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “ ...karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bölümde yer alan “ ...karot, kırıntı ve numune alma... ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet CANPOLAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 16/10/2024 tarihinde yapılan toplantıda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcıları Abdullah TANCAN, Nevzat ŞATIROĞLU, Zafer DEMİRCAN, Bakan Danışmanları İlker ILGIN, Mustafa SATILMIŞ, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Etem ÇEKER, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan NARİN, I. Hukuk Müşaviri Murat DEMİR, Ruhsat Denetleme Dairesi Başkanı Fatih PEKDEMİR, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürü Vedat YANIK, Genel Müdür Yardımcısı Haşim AĞRILI, I. Hukuk Müşaviri Mehmet Akif SARCAN, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin ALAN, Hukuk Danışmanı Av. Mehmet HORUŞ, Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan YÜKSEL, II. Başkanı Bülent TOKA, Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ahmet KIRMIZI ve Genel Sekreter Tuğba UÇANKUŞ’un sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 7. 3213 sayılı Kanun’da madenlerin millî menfaatlere uygun olarak aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usuller düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesinde yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticari değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü maddenin bu Kanun’a göre maden olduğu belirtilmiştir. Kanun uyarınca madenlerin aranması ve işletilmesi ruhsata tabidir. 8. Kanun’un uygulanmasına ilişkin usul ve esasları göstermek amacıyla 11/12/2022 tarihli ve 32040 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliği çıkarılmıştır. Anılan Yönetmelik’in “ Tanımlar ve kısaltmalar ” başlıklı 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (11) numaralı bendinde maden arama faaliyetlerinin; jeolojik prospeksiyon, jeoloji ve hidrojeoloji haritası yapımı, numune alma, jeofizik araştırma, jeokimya, hidrojeolojik ve jeoteknik etütler ile üretime yönelik olmayan sondaj, galeri sürme, yarma ve kuyu açma gibi faaliyetleri ifade ettiği belirtilmiştir. 9. Kanun’un 17. maddesinin dokuzuncu fıkrasında maden arama faaliyeti niteliğinde olan jeolojik haritalama, jeofizik etüt, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararının aranmayacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ ...karot, kırıntı ve numune alma... ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. 10. 21/7/2017 tarihli ve 30130 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yerbilimleri Veri ve Karot Bilgi Bankasının Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği’nin “ Tanımlar ” başlıklı 4. maddesinde karot, kırıntı ve numunenin tanımlarına yer verilmiştir. Buna göre karot; maden aranması ve işletilmesi sırasında, döner matkaplı sondajlarda, matkabın kestiği ve bir düzenekle (karotiyer) yüzeye ulaştırılan jeolojik formasyonların özelliklerini sergileyen, silindirik kayaç parçasını; kırıntı; döner matkaplı sondajlarda, matkabın kestiği ve sondaj çamuruyla yüzeye ulaşan, jeolojik formasyonların özelliklerini sergileyen kum ve çakıl boyutlarında kayaç parçacıklarını; numune ise jeolojik formasyonlara ait karot, kırıntı ve el örneklerini ifade etmektedir. 11. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesinde çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımlanmıştır. 12. Anılan Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin ÇED raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü olduğu; ikinci fıkrasında ÇED olumlu kararı veya “ ÇED gerekli değildir. ” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatının verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceği öngörülmüştür. 13. 3213 sayılı Kanun’un madencilik faaliyetine ilişkin izinlerin düzenlendiği 7. maddesinde ÇED işlemlerinin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından gerçekleştirileceği düzenlenmiştir. Anılan Bakanlık 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Bakanlık) şeklinde yeniden teşkilatlanmıştır. 14. ÇED sürecine ilişkin usul ve esaslar 2872 sayılı Kanun’un 10. maddesine dayanılarak çıkarılan; 29/7/2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik’e ekli listelerde ÇED uygulanacak projeler ile ön inceleme ve değerlendirmeye tabi projeler gösterilmiştir. 15. Anılan Yönetmelik’e göre ÇED raporuna tabi kurum, kuruluş ve işletmeler özelliklerine göre iki gruba ayrılmıştır. Yönetmelik’e ekli (1) sayılı Liste’de sayılan projeler için ÇED yöntemi çerçevesinde ÇED raporunun alınması zorunludur. Yönetmelik’e ekli (2) sayılı Liste’de sayılan projeler için ise ön inceleme ve değerlendirme faaliyetleri çerçevesinde hazırlanan proje tanıtım dosyalarının değerlendirilmesi suretiyle Bakanlıkça ÇED’in gerekli olup olmadığına karar verilmektedir. 16. Yönetmelik’e ekli (2) sayılı Liste’nin 45. sırasının (d) bendinde maden arama projeleri, ön inceleme ve değerlendirme yöntemine tabi projeler arasında sayılmıştır. 17. İtiraz konusu kural uyarınca maden arama faaliyetlerinden olan sondaj vasıtasıyla elde edilen karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri 2872 sayılı Kanun’da düzenlenen ÇED sürecinden muaf tutulmaktadır. B. İtirazın Gerekçesi 18. Başvuru kararında özetle; karotun sondajı içeren bir yöntem olması nedeniyle biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olacağı, bu itibarla çevre için riskler taşıdığı açık olan bu tür faaliyetler yönünden ÇED kararının aranmayacağını öngören kuralın sağlıklı çevrede yaşama hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 19. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. ” hükümlerine yer verilmiştir. 20. Çevre hakkı gerek yaşam hakkıyla gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi nedeniyle bugünkü nesli hatta daha çok gelecek nesilleri ilgilendirdiğinden günümüzde çok daha önemli hâle gelmektedir. Çevrenin kirlendikten ve bozulduktan sonra eski hâline getirilmesinin çok güç ve külfetli olması hatta kimi zaman mümkün olmaması nedeniyle, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin; doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesi; kirlenen çevrenin temizlenmesi veya bozulan çevrenin onarılması yerine, kirliliği ve bozulmayı önleyici tedbirlere ağırlık verilmesi gerekmektedir (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009). 21. Çevrenin geliştirilmesine, çevre sağlığının korunmasına ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür. 22. 2872 sayılı Kanun’un 1. maddesinde bu Kanun’un amacının bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu hükme bağlanmış; 10. maddesinde de gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin ÇED raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel değer, çevre ve bu çevre içindeki varlıklardır. 23. İtiraz konusu kuralla maden arama faaliyetlerinden olan sondaj vasıtasıyla elde edilen karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri için ÇED kararının aranmaması öngörülmüştür. Bu bağlamda kuralla devletin çevre sağlığının korunmasına ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik pozitif yükümlülüklerine aykırı bir düzenleme getirilip getirmediğinin tespiti gerekir. 24. Anayasa’nın 168. maddesinde “ Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir. ” denilmiştir. 25. Anayasa’nın anılan maddesinin gerekçesinde ise “ ...Devletin arama ve işletmeyi süresinde gerçekleştirememesi sonucu özel teşebbüs de devreye girmektedir. ” denilmiş ve bundaki amacın millî servetin işletilmesini ve millî gelirin artırılmasını bir an önce sağlamak olduğu ifade edilmiştir. 26. Madencilik sektörünün sanayinin temel hammadde ve enerji ihtiyacını karşılaması, istihdamı yoğun bir sektör olması, hizmet, ana ve yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, bölgesel ve yerel kalkınmayı ön plana çıkararak hem işsizliği önlemesi hem de göçü azaltması ve yeraltından çıkarıldığı anda katma değer sağlaması gibi özellikleri nedeniyle ülke kalkınmasında büyük rol oynadığı açıktır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2010/85, K.2012/13, 26/01/2012; E.2018/7, K.2018/80, 5/7/2018, § 21). 27. Sürdürülebilir kalkınma için madenler büyük önem taşısa da günümüz ve sonraki nesillerin ihtiyaçları olan doğal kaynakların israf edilmeksizin insan ve çevre sağlığına uygun şartlarda çıkarılması ve işletilmesinde çevre sağlığının gözetilmesi gerektiği açıktır. Bununla birlikte anılan faaliyetler yürütülürken çevre sağlığının korunması amacı ile tabiî servet ve kaynakların verimli kullanılması arasındaki makul dengeye de dikkat edilmesi gerekir. 28. Kuralda ÇED sürecinden muaf tutulan sondaj vasıtasıyla elde edilen karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ruhsat alanında yer altı zenginliğinin bulunup bulunmadığının tespiti ve olası yatırımın verimliliğine ilişkin yapılacak analizin hazırlık işlemleri olduğu anlaşılmaktadır. ÇED ise etüt, sondaj, arama ile ortaya çıkan değerlerin; çevresel, bilimsel ve teknik kapsamda ele alınarak elde edilen verilere göre faaliyetin içinde bulunacağı karşılıklı etkileşim alanlarının biyolojik, fiziksel, sosyolojik, ekonomik ve kültürel ortamlar yönünden değerlendirilmesi ve tahlilinin yapılmasıdır. 29. Kuralın “ …Makro düzeyde bir değerlendirme olan ÇED uygulamasında, bu değerlendirmeye esas olacak verileri dahi elde etmeden bir ÇED raporu istemek ve varlığını zorunlu koşmak devletin sosyal ve ekonomik alanda gelişimi için mali kaynak oluşturma zorunluluğu ödevi karşısında çelişki yaratmaktadır… ” şeklindeki gerekçesi gözetildiğinde kuralla üretime yönelik olmayan karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ÇED sürecinden muaf tutulması suretiyle bu faaliyetlerin hızlı ve verimli şekilde yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 30. Öte yandan kullanılan malzemenin niteliği ve sondaj yuvasının çapının dar olması nedeniyle karotlu sondajların su, jeotermal ve petrol sondajlarına kıyasla çevresel etkilerinin oldukça düşük olduğu söylenebilir. Kuralla arama hatta sondaj faaliyetlerinin tamamı bakımından değil sadece karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri yönünden ÇED kararının aranmayacağı hükme bağlanmıştır. Başka bir deyişle karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri dışında yer alan diğer tüm sondaj, yarma, galeri sürme ve benzeri arama faaliyetleri bakımından ÇED kararı alınma zorunluluğu devam edecektir. 31. Diğer yandan 3213 sayılı Kanun’un “ Madencilik faaliyetlerinde izinler ” başlıklı 7. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinde madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları hâlinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Anılan hüküm uyarınca özel kanunlarla korunan alanlarda karot, kırıntı ve numune faaliyetlerinin yapılmasına ilişkin izin süreçlerinde bu alanların korunmasına ilişkin olarak gerekli önlemlerin de alınacağı açıktır. Ayrıca özel kanunlarla korunan alanlarda yapılan arama faaliyetleri neticesinde ruhsat sahibine arama yaptığı sahayı çevre ile uyumlu hâle getirme yükümlülüğü de getirilmiştir. 32. Bu itibarla ülke kalkınmasında büyük rol oynayan maden varlığının tespiti için zorunlu olan arama faaliyetlerinin sadece sınırlı bir alanında hızlı ve verimli çalışma yapılması amacıyla düzenlendiği anlaşılan kuralın -çevre sağlığının korunmasına ilişkin tedbirlerin de alındığı gözetildiğinde- devletin çevrenin korunmasına ve kirlenmesinin önlenmesine yönelik pozitif yükümlülüklerine aykırı bir yönünün olduğu söylenemez. 33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 56. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrada yer alan “...karot, kırıntı ve numune alma...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 5/11/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 3213 sayılı Maden Kanununun 6592 sayılı Kanunun 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 7061 sayılı Kanunun 48. maddesiyle eklenen 9. fıkrada bir kısım sathi hazırlık işlemleri için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) kararının aranmadığı düzenlenmiştir. İncelenen kural ise bu fıkradaki “karot, kırıntı ve numune alma” ibaresidir. Esasen benzeri işlemler 2017 yılından önceki düzenlemeye göre ÇED kararı gerektiren işlemler iken madde gerekçesinde madencilik sektörünün ihtiyaçları nedeniyle değişiklik yapıldığı anlaşılmaktadır. Çoğunluk karar ve gerekçesinde kuralda belirtilen işlemlerin basitçe küçük çaplı sondaj işlemi ile numune veya örnek almaktan ibaret olduğu, bu işlemlerde kimyasal kullanılmadığı ve çevreye zararının olmadığı belirtilerek iptal isteminin reddi sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte çoğunluğun ulaştığı sonucun kuraldaki maden arama işlemlerinin arazide yakınlık, işlem sayısı vb. kriterlere göre detaylı bir değerlendirmeye dayanmadığı görüşündeyim. 2. Anayasanın 56. maddesi uyarınca herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir, Yine aynı maddede çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önleme konusunda devlete pozitif ödevler yüklenmiştir. Anayasa ile güvence altına alınan çevre hakkı esasen yeryüzündeki doğal ekolojinin korunmasını ve tabiatın insanlara sunduğu imkanların istismarını önlemeyi amaçlamaktadır. Bilinen ve önemi nedeniyle tekrarında yarar olan bir sözdür; “gelecek nesillerimize yaşanabilir ve sağlıklı bir Dünya bırakmakla sorumluyuz”. Bu düşünce, sürdürülebilir sağlıklı ve dengeli bir çevre olmadığında insanların yaşam ve maddi manevi varlıklarını koruma, geliştirme haklarının güvence altına alındığından söz edilemeyeceği yaklaşımını içerdiğinden anayasal haklarla bağlantı kurmaktadır. 3. Öte yandan ülkedeki maden zenginliklerinden kamu veya özel teşebbüs aracılığı ile yararlanılması da kamu yararı açısından önemli bir ihtiyaç ve gerekliliktir. Bu iki anayasal gerekliliğin birlikte sürdürülebilir bir düzen içinde yürütülebilmesi için aralarında bir denge kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle teknolojik ve ekonomik faaliyetlerin yürütülmesinde çevresel etki değerlendirilmesi yapılarak, gerek olumsuz çevresel etkilerin doğmasının önlenmesi için tedbir alınması gerekse faaliyet sonrasında ortaya çıkan olumsuz etkilerin telafisi için yapılması gerekenlerin belirlenip uygulanması devletin pozitif yükümlülükleri içerisindedir. Nitekim kanun koyucu bu kapsamda bir kısım faaliyetler bakımından çevresel etki değerlendirme kararı şartı getirmiştir. 4. Belirtelim ki Kanun koyucunun çevresel etki değerlendirmesi şartının aranmasında takdir alanı bulunduğundan ÇED yerine başka tedbirler belirleyebileceği gibi etkisi önemsiz olan faaliyetler için bu karara gerek de görmeyebilecektir. Fakat kanun koyucunun bu düzenlemelerinde anayasal yükümlülükler ve sınırlarla bağlı olduğu da ifade edilmelidir. Nitekim AYM konuyla ilgili bir kararında ÇED kararını; “…kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden biri” olarak değerlendirmiştir (AYM 2006/99 E., 2009/9 K., 15.1.2009). Bu noktada ÇED kararı, arazide yürütülecek faaliyetler dolayısıyla olası olumsuz etkilere karşı önceden tedbir alınmasını, faaliyet sonrasında çıkabilecek etkiler için de ne şekilde telafi imkanlarının kullanılacağını belirlemesi nedeniyle önemli bir enstrümandır. Bu doğrultuda incelediğimiz kuraldaki maden arama faaliyetlerine ilişkin işlemlerin gerçekten çevreye hiçbir etkisinin olup olmadığının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. 5. Karot alma işleminin arazide en fazla 10.6 cm genişliğinde ve 2000 metre derinliğinde bir sondajı gerektirdiği, kimyasal kullanılmadığı, yalnızca birkaç metre küplük kil kullanıldığı, bununda işlem sonrasında araziden temizlendiği şeklindeki bir sondaj işlemini esas alan değerlendirme açısından çevreye önemli bir etkisinin olmayacağı görüşü makul gelebilir. Bununla birlikte bu bilgilere ek olarak her bir sondaj işleminin 20X20 ebadında 400 metre karelik bir alanda yapıldığı, bu alana ulaşılabilmesi için yol açılmasının gerekebildiği, sondaj alanında bir tesviye yapılacağı, yol ve tesviyenin sınırlı da olsa alanda bir müdahaleyi gerektirdiği bilgileri eklenmelidir. Öte yandan maden arama faaliyetlerinin geniş bir arazi bölümünde ve yer tabakasının yalnızca yüzlerce metre altındaki maden katmanlarına ulaşılabilme olasılığına dayandığını ve bir veya birkaç sondaj yapılarak arama faaliyetinin sona erdirilemeyeceğini de hatırlatmak gerekmektedir. 6. Şüphesiz çevresel etki, arama yapılacak arazi türüne göre de değişebilir. Bazı arazi bölümleri bakımından çevresel etki oldukça az olabilecek iken orman örtüsünün, endemik bitki örtüsünün zengin olduğu zeminlerde oldukça önemli etkilerin ortaya çıkması olasıdır. Gerçekten yoğun ve sık arama faaliyetleri arazi yapısına göre biyolojik çeşitliliğe zarar verebilecektir. Kural ile maden arama faaliyetleri için yaklaşık 6 aylık bir zaman ile ÇED raporu için gereken teknik giderlerden avantaj sağlanmak ve verimlilik artırılmak isteniyor ise de bu amaç ile çevreye verilebilecek zarar olasılığı arasında dengeli ve sürdürülebilir bir ilişki kurulduğunu söylemek oldukça güçtür. Esasen karşılaştırmalı hukuk açısından kimi ülkelerde karot ve benzeri numune alma faaliyetlerinde, aramanın yapılacağı arazi yüzölçümüne, işlemlerin sayısına, mesafe yakınlığına, sıklığına, vb. kriterlere göre ÇED gereken işlemler ile gerekmeyen işlemler arasında ayrım yapıldığı görülmektedir. 7. Belirli bir bölgedeki maden arama faaliyetinin yüzlerce ve hatta detay araştırmalarda binlerce sondajı gerektirdiği bilinmektedir. Aynı bölgede yüzlerce sondaj yapılması gerektiğinde birbirine yakın 30 ila 50 metre yakınlığında sondaj alanları, başka deyişle her biri için 400 metre karelik faaliyet alanının belirlenmesi, oluşturulması gerekmektedir. Bu durumda her bir sondaj alanı için zemin tesviyesi, gerekirse ağaç kesimi, yol açılması, vb. işlemlerin aynı alanda yüzlerce kez tekrarlanacağı gözetildiğinde bu yoğunlukta bir arama faaliyetinin çevreye etkisinin olmayacağı söylenemez. Kuralda işlemlerin yapıldığı alan büyüklüğü, sayısı, sıklığı gibi hiçbir ölçütten bahsedilmeden en basitinden en yoğun işlemlere kadar tümü kategorik ve sınırsız biçimde ÇED kararından muaf tutulmuştur. Bu şekilde kuralda da benzeri bir biçimde objektif bazı kriterlere dayalı olarak kademeli bir düzenleme yapılması mümkün olabilecektir. Ayrıca tali düzenlemelerde olsa bile faaliyet alanının eski hale dönüştürülmesine ilişkin olarak kanunda bir güvence de yer almamıştır. Belirtilen nedenlerle kuralın iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Dava konusu kural, karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerini çevresel etki değerlendirilmesi (ÇED) kapsamı dışına çıkarmaktadır. 2. Karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri, çevreye zarar verebilecek nitelikteki sondaj faaliyetini gerektirmektedir. Ancak kuralda, bu kapsamda yapılacak faaliyetler yönünden sayı veya alan yüz ölçümü bakımından herhangi bir üst sınır öngörülmemiş ve anılan işlemler sonrasında ilgili alanının eski haline dönüştürülmesine ilişkin yasal güvencelere yer verilmemiştir. Karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada geri dönüşü olmayan değişiklikler meydana getirebilmektedir. 3. Karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri binlerce metre sondaj çalışması yapma dahil herhangi bir teknikle ya da tekraren bir sınıra tabi olmaksızın yapılabilir. Bu işlemler, çevreye kalıcı olumsuz bir etkileri olsun ya da olmasın, hangi surette, hangi tekniklerle ve hangi araçlarla yapılırsa yapılsın ÇED sürecinin dışında bırakılmaktadır. ÇED sürecini devre dışı bırakan dava konusu kural, çevre üzerindeki ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuz etkileri önlemeye yönelik başka bir usul de getirmemektedir. 4. Anayasa’nın 56. maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmü yer almaktadır. Burada çevre yaşam hakkıyla ilişkilendirilmiştir. Anayasa'nın 56. maddesinin gerekçesinde, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında, beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın Devletin ödevi olduğu, Devletin hem kirlenmenin önlemesi hem de tabiî çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerektiği belirtilmiştir. 5. Mahkememizin 15/01/2009 tarih ve E.2006/99, K.2009/9 sayılı kararı önümüzdeki konu bakımından önem taşımaktadır: ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır. ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığı açıktır. Bu açıdan kural kapsamındaki arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için ÇED'in öngörülmesi, Anayasa'nın 56. maddesinde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereğidir. 6. AYM, yukarıdaki kararında 56. maddede geçen “çevre” kavramını sadece başta insan olmak üzere çevrenin içinde yaşayan varlıklarla sınırlandırmayarak çevrenin kendisini de kapsayacak şekilde yorumlamıştır. Mahkeme çevre hakkını sadece insan merkezli değil, çevre merkezli bir hak olarak değerlendirmiş ve bu şekilde çevre hakkını çevrenin hakkını da içerecek şekilde genişletmiştir. Maddede geçen “herkes” kavramı insanları kastettiğinden ve “yaşama” terimi diğer canlılarla birlikte insanı da kapsadığından ve maddenin gerekçesine de baktığımızda insan merkezli bir çevre hakkının Anayasa’da yer aldığı söylenebilir. Ancak, “sağlıklı ve dengeli bir çevrede” ibaresi çevrenin kendisinin de içindeki canlı-cansız her şeyle, bir ekosistem olarak korunması gereken bir hakka sahip olduğu şeklinde bir yorum yapılmasına imkân tanımaktadır. Zira, sağlıklı ve dengeli bir çevre ibaresi insan yaşamı üzerindeki etkisine bakılmaksızın, örneğin çevre kirliliğinin önlenmesinin de çevre(nin) hakkı içinde olduğunu ifade etmektedir. Böyle bir yorum insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel iklim değişikliğinin gezegenimizdeki yaşamı tehdit etme olasılığının arttığı bir dönemde (Antroposen çağ) çevrenin Anayasa’nın 56. maddesi kapsamında korunmasına katkı sağlayacaktır. 7. Çevrenin korunmasının insan yaşamı ve sağlığı için taşıdığı önem yadsınamaz ama çevrenin bu iki temel insan menfaatine yarar sunduğu ölçüde korunmaya değer bulunması günümüzde gelişen çevre koruma bilinciyle örtüşmemektedir. İnsan merkezli çevre hakkı ile çevrenin kendi başına odak alındığı çevre hakkı birbirini dışlamamaktadır. Çünkü, çevrenin hakkı temelli bir çevre hakkı tanım gereği insanları ve diğer varlıkları da kapsadığından bu iki anlayış arasında tamamlayıcı bir ilişki söz konusudur. Çevrenin hakkı yaklaşımı çevreyi insan mutluluğunu ve refahını gerçekleştirmenin basit bir aracı olmaktan çıkararak insan-doğa ilişkisini birbirine zarar vermeyecek bir dengeye oturtmayı amaçlamaktadır. Bizatihi çevreyi onu oluşturan canlı-cansız tüm varlıklarla beraber bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir. 8. Dava konusu kuralla, karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik yönelik sathi hazırlık işlemlerinin ÇED kapsamı dışında tutulmasının Anayasa’nın 56. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaştığımdan, çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “karot, kırıntı ve numune alma” bölümünün Anayasa’nın 56. maddesine aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin kararına katılmamaktayım. 2. Dava konusu kuralın da içinde yer aldığı fıkrada jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) kararı aranmayacağı öngörülmektedir. Kuralın yer aldığı maddenin başlığı olan “arama faaliyeti”nden de anlaşılacağı üzere buradaki arama, maden arama ruhsatının düzenlenmesinden sonraki aşama olup maden aramasından ziyade bir hazırlık işlemi araması niteliği taşımaktadır. 3. Dokuzuncu fıkranın Kanun’un 17. maddesine eklendiği 2017 yılından önceki dönemde karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetlerde de ÇED kararı aranmaktaydı. 4. Kanun koyucu dava konusu ibarelerin yer aldığı fıkrayı getirip bu hazırlık işlemlerini ÇED kararı alınmasından muaf tutarken “Makro düzeyde bir değerlendirme olan ÇED uygulamasında, bu değerlendirmeye esas olacak verileri dahi elde etmeden bir ÇED raporu istemek ve varlığını zorunlu koşmak devletin sosyal ve ekonomik alanda gelişimi için mali kaynak oluşturma zorunluluğu ödevi karşısında çelişki yaratmaktadır.” gerekçesine yer vermiştir. 5. Mahkememiz çoğunluğu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşırken, kuralla üretime yönelik olmayan karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ÇED sürecinden muaf tutulması suretiyle arama faaliyetlerinin hızlı ve verimli şekilde yapılmasının amaçlandığı (§ 29) ve karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri dışında yer alan diğer tüm arama faaliyetleri bakımından ÇED kararı alınma zorunluluğu geçerli olmaya devam edeceği (§ 30) hususlarına dikkat çekerek, ülke kalkınmasında büyük rol oynayan maden varlığının tespiti için zorunlu olan arama faaliyetlerinin sadece sınırlı bir alanında hızlı ve verimli bir çalışmanın yapılması amacıyla düzenlenen kuralın, çevre sağlığının korunmasına ilişkin tedbirlerin de alındığı gözetildiğinde devletin çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik pozitif yükümlülüklerine aykırı bir düzenleme öngörmediğine işaret etmiştir (§ 32). 6. Her ne kadar ülke kalkınmasında büyük rol oynayan maden varlığının tespiti ve çıkarılması için zorunlu olan arama faaliyetleri bağlamında hızlı ve verimli bir çalışma yapılması fevkalade önemli ve gerekli ise de kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi sürecinde çoğunluk kararında yapılan bu değerlendirmeye ve ulaşılan sonuca katılmak mümkün değildir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin görevi davaya konu olan maden aramaya hazırlık işlemi niteliğindeki numune alma sürecinin Anayasa’ya uygun biçimde düzenlenmiş olup olmadığını tespit etmektir. 7. Kuralın Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde ölçü norm olarak karşımıza çıkan Anayasa’nın 56. maddesindeki çevrenin korunması ile ilgili hükümleri dikkatli bir şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Maddenin birinci ve ikinci fıkrasında da belirtildiği üzere herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olması önemli olup bu hak bağlamında ikinci fıkrada çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin hem devletin ve hem de vatandaşların ödevi olduğu bilincine vurgu yapılmaktadır. 8. Anayasa’nın bu maddesindeki bahse konu ödev, konumuz bağlamında madencilikle ilgili her türlü faaliyetin yürütülmesinde de çevreyi koruma ve çevre kirliliğini önleme noktasında devlete önemli görevler yüklemektedir. Bu pozitif yükümlülükler Anayasa’nın 5. maddesinde de öngörüldüğü üzere kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışma şeklinde ifade edilen devletin temel amaç ve görevlerinin de bir gereğidir. 9. Bireysel başvurunun kabulü ile birlikte Anayasa Mahkemesi çevre ile ilgili bireysel başvuruları da incelemeye başlamıştır. Mahkeme çevre hakkı ile de ilgili olan bireysel başvuruları Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesinde özel hayatın korunması kapsamında ele almaktadır. Bireysel başvuruları bu kapsamda ele alması noktasında bireysel başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığına baktıktan sonra bu eşiği geçen başvuruların b aşvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik etkisinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında değerlendirilmesini gerçekleştirmektedir (Örnek olarak bkz.: Binali Özkaradeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/4686, 1/2/2018; Yasemin Pelenk ve diğerleri, B. No: 2017/33865, 1/11/2023; Eşref Demir, B. No: 2020/12802, 1/11/2023). 10. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda devletin görevini de şu şekilde açıklamaktadır: “Devletin Anayasa'nın 20. maddesi uyarınca kişilerin özel ve aile hayatlarına saygı hakkı çerçevesinde sağlıklı bir çevrede yaşamayı sağlayan koruyucu bir mevzuat oluşturma ödevi yanında denetleme yapma ve çevreyi koruyucu fiilî tedbir ve faaliyetlerde bulunma yükümlülüğü de bulunmakta olup bu kapsamda devletin hem kirlenmenin önlenmesi hem de doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerekmektedir. Bununla birlikte hangi tedbirlerin alınması gerektiği ve bu tedbirlerin nasıl uygulanacağı hususlarında kamu otoritelerinin geniş bir takdir yetkisi mevcuttur”. (Binali Özkaradeniz ve diğerleri , § 57). 11. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru inceleme sürecinde çevreyi korumada kendi rolünün ve yetki sınırının doğrudan politika belirleme niteliğinden farklı olduğunu belirtmektedir. Buna göre bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir yetkisi dikkate alındığında çevresel meseleler bağlamında Anayasa Mahkemesinin görevi söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, yargısal makamlar başta olmak üzere kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıklarını ve ilgili tüm menfaatleri gözetip gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır. (Bkz.: Yasemin Pelenk ve diğerleri, § 57). 12. Bununla birlikte dava konusu ibarenin Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın 5. ve 56. maddeleri ile çevrenin korunması konusunda devlete yüklenen yükümlülükler bağlamında bir değerlendirme yapmak gerekir. Çevrenin korunması amacıyla yasama, yürütme ve yargı organlarının da bu Anayasa hükümleri ile bağlı olduğu dikkate alındığında kanun koyucunun kural koyma sürecinde çevre korumasını zaafiyete uğratacak ve çevreye yapılan müdahalelerle çevrenin bozulmasına sebebiyet verebilecek düzenlemeleri yapmamaya özen göstermesi önem arz etmektedir. 13. Vurgulamak gerekir ki çevrenin korunması noktasında en önemli husus, önleyici politikaların devreye sokulmasıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere çevrenin kirlendikten ve bozulduktan sonra eski hâline getirilmesinin çok güç ve külfetli olması hatta kimi zaman mümkün olmaması nedeniyle, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesi kirlenen çevrenin temizlenmesi veya bozulan çevrenin onarılması yerine, kirliliği ve bozulmayı önleyici tedbirlere ağırlık verilmesi gerekmektedir (Bkz.: AYM, E.2013/89, K.2014/116, 03/07/2014). 14. Çevreyle ilgili olan tüm işlerde bu bilinçle hareket edilmesi önem arz etmekte olup kanun koyucu bu amaçla ÇED kararı alınmasını önleyici politikalar bağlamında fevkalade önemli görmektedir. Nitekim devletin çevreyi koruma noktasındaki temel görevinin bir gereği olarak kanun koyucu 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ÇED konusunu detaylı biçimde düzenlemiştir. Buna göre ÇED; gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade etmektedir (2872 sayılı Kanun; madde: 2). 15. Nitekim Anayasa Mahkemesi de çevrenin kirlenmesinden veya bozulmasından sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda imkansız bulunması nedeniyle önleyici politikaların benimsenmesi bağlamında ÇED gibi kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemle çevrenin ve bu çevre içerisindeki varlıkların daha etkili biçimde korunmasının mümkün olduğuna işaret etmektedir (Bkz.: AYM, E.2006/99, K.2009/9, 15/01/2009). 16. Elbette teknolojinin gelişimi ve kalkınmanın teşviki insanların daha müreffeh bir hayat sürmesi noktasında önemlidir. Bu amaçla maden arama ve çıkarma devletin öncelikli olarak üzerinde odaklanması gereken ancak fevkalade maliyetli bir iştir. Bununla birlikte bu süreçte çevrenin korunmasına azami önem gösterilmesi her zaman çevreyi ön planda tutan, çevre dostu politikalarla birlikte bu amacın gerçekleştirmesine katkı sağlayacaktır. Bu biçimdeki bir politika çevrenin gelecek nesillere de bozulmadan ulaştırılmasına vesile olacaktır. 17. Nitekim Anayasa Mahkemesi de kalkınma ve çevrenin korunması arasında gözetilmesi gereken dengeyi 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde öngörülen “sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma” kavramlarıyla değerlendirirken sürdürülebilir çevrenin gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci olarak tarif edildiğine; sürdürülebilir kalkınma kavramının ise bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayanan kalkınma ve gelişmeyi tanımlamakta olduğuna vurgu yapmaktadır (Yasemin Pelenk ve diğerleri, § 60). 18. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesine göre bir yandan bugünkü kuşakların ihtiyaçlarını karşılarken öte yandan gelecek kuşakların durumunu dikkate alma hususundan hareketle çevre ve kalkınma arasında bir çatışmanın var olduğu söylenebilir. Çevre ve kalkınma arasında ortaya çıkabilecek çatışmaların hem çevreyi koruyan hem de kalkınmayı teşvik eden teknikler geliştirmek ve çözümler bulmak suretiyle giderilmesi imkan dahilindedir. Özellikle ekolojik dengeyi tehdit etmeyen ve bu dengeyi gözeten bir teknoloji sayesinde bu çatışmanın önüne geçilmesi ve çevre ile kalkınma arasında süreklilik arz eden bir uzlaşma sağlanması mümkündür. Bununla birlikte çevre ile kalkınma arasındaki uzlaşı veyahut diğer bir ifadeyle çevre ve kalkınmanın sürdürülebilirliği ÇED süreciyle somutlaşmaktadır (Yasemin Pelenk ve diğerleri, § 61). 19. Yukarıda ortaya konulmaya çalışılan çerçevede dava konusu ibarelerin Anayasa’ya uygunluk denetimi ele alındığında kanun koyucunun karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için ÇED kararı aranmayacağını öngörmesinde önemli hukuki sorunlar olduğu görülmektedir. 20. Zira dava konusu ibarelerin içinde yer aldığı fıkranın maden aramanın hazırlık aşamasında tüm karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi işlemleri içeren faaliyetleri kategorik biçimde ÇED kararı alınmasından muaf tutmaktadır. Oysa kimi maden türlerinin aramanın hazırlık aşamasındaki çevreye yönelik etkileri oldukça farklı ve çevreye daha fazla zarar verici nitelik taşıyabilir. Farklı maden türleri ile ilgili sondajlar da farklı kapsamda olabilmesine rağmen kuralda bunların tümü aynı kategoride görülüp düzenlenmektedir. 21. Bunun yanında, maden aramanın hazırlık aşamasında karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi işlemleri içeren faaliyetler bağlamında bir sondajlama alanında yapılacak sondaj sayısı, yüzölçümü ve derinliği ile bunların üst sınırı ile ilgili bir düzenleme Kanun’da yer almamaktadır. Dolayısıyla uygulamada belli bir alanda sıklıkla sondaj yapılması mümkün olduğu gibi oldukça geniş bir alanda ve daha farklı bir şekilde sondaj yapılması da mümkün olabilmektedir. Öte yandan arama yapılacak alan büyüdükçe ve sondaj sayısı arttıkça bunun çevreye yönelik olumsuz etkisi de farklı olacaktır. Benzer şekilde Kanun’da sondajların derinliği ile ilgili olarak da hiçbir düzenleme mevcut değildir. 22. Dolayısıyla her ne kadar dava konusu ibareler maden aramanın hazırlık aşamaları olarak görülüp bunlarla ilgili süreçlerde ÇED aranmaması öngörülmüş ise de bu tür hazırlık faaliyetleriyle de doğal çevrede olumsuz etki doğurabilecek ve hatta çevre üzerinde kalıcı olumsuz etki bırakabilecek sonuçlar ortaya çıkabilecektir. 23. Ek olarak, her ne kadar çoğunluk kararında red sonucuna ulaşılırken özel kanunlarla korunan alanlarda yapılan arama faaliyetleri neticesinde ruhsat sahibine arama yaptığı sahayı çevre ile uyumlu hale getirme yükümlülüğü de getirildiği (§ 31) şeklindeki madencilik faaliyeti nedeniyle çevrenin bozulması sonrasındaki rehabilitasyon niteliğindeki tedbirlerin varlığına dayanılmış ise de önemle vurgulamak gerekir ki çevrenin korunmasında bu biçimdeki düzeltici tedbirlerin işlevi farklı olacaktır. Çevrenin korunması hususunda rehabilitasyon tedbirlerinin çevresel etki değerlendirmelerinden oldukça farklı biçimde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. 24. Nitekim yukarıda zikredilen kimi Anayasa Mahkemesi kararlarında da işaret edildiği üzere, çevrenin kirlenmesinden ve tahrip edilmesinden sonra eski hâline getirilmesi çok güç ve külfetli olacak ve hatta kimi zaman mümkün olamayacaktır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin mezkur kararında kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesi ve kirlenen çevrenin temizlenmesi veya bozulan çevrenin onarılması yerine kirliliği ve bozulmayı önleyici tedbirlere ağırlık verilmesi gereğine yapılan vurgu, (Bkz.: AYM, E.2013/89, K.2014/116, 03/07/2014) esasında ÇED’in çevre korumadaki önemini daha açık biçimde gözler önüne sermektedir. 25. Dolayısıyla, çevrenin korunması noktasında dava konusu kuralda öngörülen ÇED kararı aranmamasını Anayasa’nın 56. maddesi bağlamında sorunlu bulmayan Mahkememiz çoğunluk kararındaki red gerekçesinde bozulan çevrenin eski hale dönüştürülmesi ile ilgili rehabilitasyon tedbirlerine değinilmesi önemli bir çelişki olup, bu durum Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla çevrenin korunması ile ilgili içtihadı bağlamında önceki kararlarında konuya ilişkin ortaya koyduğu standardın da gerisinde kalmakta olduğunu göstermektedir. 26. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “karot, kırıntı ve numune alma” bölümünün Anayasa’nın 56. maddesine aykırı olduğundan iptali gerektiği gerekçesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY 1. 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine eklenen dokuzuncu fıkranın “ ...karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” bölümünün Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırılığı Danıştay Altıncı Dairesi tarafından ileri sürülerek iptali istenmiştir. 2. “Ülke kalkınmasında büyük rol oynayan maden varlığının tespiti için zorunlu olan arama faaliyetlerinin sadece sınırlı bir alanında hızlı ve verimli çalışma yapılması amacıyla düzenlendiği anlaşılan kuralın -çevre sağlığının korunmasına ilişkin tedbirlerin de alındığı gözetildiğinde- devletin çevrenin korunmasına ve kirlenmesinin önlenmesine yönelik pozitif yükümlülüklerine aykırı bir yönünün olduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 56. maddesine aykırı değildir.” şekildeki çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum. 3. Kuralın kapsamına giren karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerinin çevre üzerindeki olası etkileri hakkında herhangi bir değerlendirme yapmadan, AYM içtihadına göre (bkz. AYM, E.2006/99, K.2009/9, 15/01/2009) “ kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisi” olan ÇED sürecini maden arama faaliyetini sekteye uğratan bir bürokratik süreç olarak niteleyerek sonuca ulaşan çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. 4. İtiraz gerekçesinde de ileri sürüldüğü şekilde, dava konusu kuralın Anayasa’ya uygun olup olmadığı noktasında değerlendirilmesi gereken temel husus karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirip getirmeyeceği ve bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olup olmayacağı bu itibarla çevre için riskler taşıyıp taşımadığıdır. İtiraz gerekçesine göre, karotun sondajı içeren bir yöntem olması nedeniyle biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana gelebilecektir. Sondaj ile yapılan karot, kırıntı veya numune alma işlemi için uygulamada 4.000 metre derinlikten daha fazlasına kadar gidilebilen sondajlar olduğu belirtilmektedir. 5. Dava konusu kural karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerinin nasıl yerine getirileceği konusunda bir sınır içermemektedir. Yani karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri binlerce metre sondaj çalışması yapma dahil arzu edilen herhangi bir teknikle ya da tekraren bir sınıra tabi olmaksızın yapılabilir. Bu çerçevede anılan işlemler, çevreye kalıcı olumsuz bir etkileri olsun ya da olmasın, hangi surette, hangi tekniklerle ve hangi araçlarla yapılırsa yapılsın ÇED sürecinin dışında kalacaktır. ÇED sürecini devre dışı bırakan dava konusu kural çevre üzerindeki ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuz etkileri önlemeye matuf başka bir usul de getirmemektedir. Bu nedenle dava konusu kuralla, karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerinin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamı dışında tutulmasının Anayasa'nın 56. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılması gerektiği değerlendirilmektedir. Üye Yıldız SEFERİNOĞLU KARŞI OY 1. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın”…karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına iptal talebinin reddine sayın çoğunluk tarafından karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 2. Sayın çoğunluk tarafından kural Anayasa’nın 56. Maddesi bağlamında devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında incelenmiş iptal talebinin reddine karar verilmiştir. 3. Kuralın çevre hukuku ve ilkeleri bağlamında ayrıntılı olarak ele alınması gerekmektedir. 4. İnsan yeryüzünde var olmaya başladıktan sonra temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Bu ihtiyaçları karşılarken tabiattan ve çevreden faydalanmıştır. Akıllı bir varlık olan insan, hayatını sürdürebilmek için sosyal, ekonomik, bilimsel düzenler kurmaya ve geliştirmeye çalışmıştır. Çağ ve çağın ihtiyaçlarına göre medeniyetler kurmuştur. Bu medeniyetleri kurarken akıl, bilim, insaf, hikmet, felsefe, ahlak gibi ölçüler çerçevesinde hareket ettiği sürece insana, dokunan sağlıklı ve mutlu bireyler ve toplumlar inşa etmiştir. Bu ölçüleri belirlemede de değişik disiplinler geliştirmiştir. Hukuk bilimi bu disiplinlerden biridir. Hukukun ifa ettiği görev açısından değişik tanımlamalar söylenebilir. Konumuz bağlamında hukukun; ekolojik, ekonomik ve sosyal kalkınma arasında dengenin sağlanmasında temel olarak ‘hakem rolü’nün olduğu belirtilmelidir. Hukuk, hakem rolünü icra ederken mevzuatsal düzenlemeler, Anayasa, Yasa, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri, Yönetmelik gibi düzenlemelerde düzenleme içeriği ve kalitesi bağlamında gösterdiği gibi kuralın işlevselliği bağlamında da gösterilmelidir. Düzenlenen kuralların hakemlik rolünü tam ve doğru icra edebilmesi için, kuralı uygulayan yürütme erkini ve uygulamayı denetleyen mahkeme kararlarının ve içtihatlarının da gördüğü fonksiyonu söylemek gerekmektedir. Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere Yargıtay, Danıştay, Adli ve İdari Yargı Mahkemeleri verdikleri kararlar geliştirdikleri içtihatlarla sosyal, ekonomik ve ekolojik dengenin kurulmasında hakemlik rolünü iyi bir etkili bir şekilde yaparak sağlamalıdırlar. 5. Sanayileşme süreci ile beraber hızlı nüfus artışı ve kentleşme insanın çevre ile olan ilişkisini farklı bir evreye dönüştürmüştür. Sanayi devriminin çevre üzerinde yarattığı etkiler büyük felaketler doğurmaya başlayınca çevrenin korunması için farklı alanlarda gerekli tedbirlerin alınması için yöntemler geliştirilmeye çalışmıştır. Çevre hukuku bu sorunların ve tartışmaların etkisi ile gelişmiştir. Öncelikle uluslararası metinlerde çevrenin korunması için düzenlenen sözleşmeler akdedilmiştir. Paralelinde de çevrenin korunmasını amaçlayan çok sayıda ulusal, bölgesel ve uluslararası metinler kabul edilmiştir. İlk önceleri özel hukuk, ceza hukuku ve idare hukukunun içerisinde yer alan düzenlemeler zamanla kendine has ilkeleri olan farklı bir yaklaşım ortaya koyan bir hukuk dalına dönüşmüştür. “ Çevre hukukunun temel ilkeleri, çevre hukukuna temel oluşturan bu hukuk dalının bağımsız bir alan olarak gelişmesinde ve kendine özgü bir karakter kazanmasında belirleyici olan ilkelerdir. Önleme ilkesi, ihtiyat ilkesi, kirleten öder ilkesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi, katılım ilkesi, entegrasyon ilkesi ve işbirliği ilkesi bu bağlamda karşımıza çıkan ilkelerdir. Çevre hukukunun temel ilkeleri; başta ekoloji olmak üzere çevre ile ilgili farklı bilim dallarının sunduğu veriler ışığında oluşturulmuştur. Bu bakımdan ilkeler, modern bir çevre politikasının taşıyıcı sütunları olarak çevrenin etkin korunmasına ilişkin genel bir çerçeve ortaya koymaktadır. Bu ilkelerin ayrıca bir bütünlük ilişkisi içinde yer almakta olup birbirini tamamladığı gözden kaçırılmamalıdır.” (Prof. Dr. Ahmet M. Güneş Ulusal ve Uluslararası Çevre Hukukunun Temel İlkeleri) 6. İptale konu söz konusu düzenleme ile çevresel etki değerlendirme kararının alınmasının aranmayacağı düzenlenmiştir. Yukarıda belirtilen çevre hukukunun genel ilkeleri bağlamında kural, Anayasal bağlamında irdelenecektir. 7. Anayasa Mahkemesi’nin 2020/10 E. 2020/67 K. Ve 2019/21 E. 2020/51 K. Sayılı yukarıda paragrafları verilen kararlarında çevre hakkı ile ilgili olarak bakışını ortaya koymuştur. 8. Vatandaşın korunan çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesinin, sağlanmasının devletin görevi olduğu açıktır. Çevreyi koruyucu mevzuat kadar kamu otoritelerinin denetimi, çevreyi koruyucu fiili tedbir ve yaptırımların gerekliliği bir zorunluluktur. Bu kapsamda devlet bir yandan çevrenin kirlenmesini önlemeli diğer yandan çevrenin korunması geliştirmesi için gerekli tedbirleri almalıdır. Bu kapsamdaki pozitif yükümlülükleri yerine getirmelidir. 9. Çevre hakkı Anayasa’nın 56. Maddesinde pozitif statü hakkı olarak düzenlenmiştir. Çevre hakkının öznesi gerçek ve tüzel kişilerin tamamıdır. Anayasa Mahkemesi 3/7/2014 tarihli 2013/89 E. 2014/116 K. Sayılı kararında “gerek yaşam hakkıyla gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi, bugünkü nesil kadar hatta daha çok gelecek nesilleri ilgilendirmesi çevre hakkını günümüzde daha çok önemli hale getirmelidir.” Şeklinde vurgulamıştır. 10. Anayasanın 56. Maddesine göre devlet çevreyi kirletmemekle ve kirletilmemesinin önlenmesi ile yükümlüdür. Ayrıca çevresel zararların büyümesinin engellenmesi ve giderilmesi şeklinde onarıcı bir yükümlülüğü de bulunmaktadır. 11. Yeni gelişen bir hukuk dalı olarak çevre hukukunun ilkeleri Anayasa’nın 56. maddesinde 43., 44., 63., 168. ve 169. maddelerinde kültür varlıklarını korumak, toprak mülkiyeti, kıyılar, orman ve doğal kaynakları korumak bağlamında genel ve soyut düzenlemeler yapılmıştır. Çevre hukukunun uluslararası metinler ve bilimsel çerçevede ortaya konulan önleme ilkesi, işbirliği ilkesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi, katılım ilkesi, kirleten öder ilkesi daha çok çevre kanununa zaman içerisindeki değişiklikleriyle beraber ilgili mevzuatlara yansıtılmıştır. Anayasa Mahkemesi içtihadını geliştirirken; Anayasadaki çevrenin korunmasına ilişkin esas düzenlemeleri baz alarak Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesinde çevre hukukuna hakim olan ilkeleri göz önüne alarak geliştirmelidir. 12. Önleme ilkesi, koruyucu hekimlik gibi çevre hukukunda tedavi edici yöntemlerden önce, çevresel sorunlar çıkmadan harekete geçerek çevresel sorunları gidermeye yönelik yöntemleri geliştirmeyi amaçlar. “İzne tabii kılma, planlama, yasaklama, çevresel etki değerlendirmesi ve bildirim yükümlülükleri” (Prof. Dr. Ahmet M. Güneş Ulusal ve Uluslararası Çevre Hukukunun Temel İlkeleri) gibi mevzuatsal düzenlemeler bu araçların önemli fonksiyonlarıdır. ÇED Raporu bu ilkenin uygulanmasındaki en önemli araçtır. İhtiyat ilkesi de bilimsel bir kanıt olmadan bir faaliyetin çevre açısından zararlı sonuçlar doğuracağı şüphesi halinde önleyici tedbirlerin alınmasını öngören bir ilkedir. Önleme ilkesi ile beraber bu ilkenin uygulanması ÇED raporu ile sağlanabilecektir. 13. İptale konu kural bağlamında çevre hukukunun ana ilkelerinden olan sürdürülebilir kalkınma ilkesinin de dikkate alınması gerekir. Sürdürülebilir kalkınma ilkesi büyüme ile doğal kaynakların korunması arasında bir denge kurulmasını ifade etmektedir. “Sürdürülebilir kalkınma ilkesi bu bakımından doğal varlıkların taşıma kapasitesini kendilerini yenileyebilme olanağını dikkate alan bir ekonomik büyüme modelini hedeflemektedir. Sürdürülebilir Kalkınma ilkesi, ekolojik, ekonomik ve sosyal gelişmenin ayrılmaz bir şekilde bir bütün oluşturduğundan hareket etmektedir. Dolayısıyla ekolojik, ekonomik ve sosyal kalkınma arasında bir dengenin kurulması gerekir.” (Prof. Dr. Ahmet M. Güneş Ulusal ve Uluslararası Çevre Hukukunun Temel İlkeleri) mevzuatımızda ÇED süreci sürdürülebilir kalkınma ilkesinin uygulanmasına yönelik en önemli araçtır. 14. Katılım ilkesi çevrenin korunmasında bireylerin katkı sunmasına süreçleri takip etmesine katkı sağlayan bir ilkedir. ÇED raporu alınma süreci katılım ilkesinde sağlamaya yönelik elverişli araçlardan biridir. 15. Çevre hukukunun ilkelerinden biri de bütünsel bir yaklaşımın ortaya konmasıdır. Bu ilke entegrasyon ilkesi olarak ifade edilmiştir. “… bu yöntem hava, su ve toprak gibi çevresel unsurlarda ortaya çıkan etkilerin aynı hukuki düzenlemelerde birlikte ele alınmasını öngörmektedir.” (Prof. Dr. Ahmet M. Güneş Ulusal ve Uluslararası Çevre Hukukunun Temel İlkeleri) mevzuatımızda ÇED süreci entegrasyon ilkesinin uygulanmasına yönelik en önemli araçlardan biridir. 16. Özetlenmeye çalışıldığı gibi çevresel etki değerlendirilme raporu alınması işlemi çevrenin korunmasında ortaya konulan ilkelerin uygulamaya geçirilmesinde en önemli araçtır. Kural ile “karot, kırıntı, ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler” için ÇED raporu alınması sürecini engellemektedir. 17. Gerekçeli kararda sayın çoğunlukça kuralın Anayasa’ya uygunluk noktasında çerçevesi çizilen Anayasa Mahkemesi’nin önceki içtihatlarında ortaya konulan ilkeler çerçevesinde kural ile yapılan faaliyetlerin biyolojik çeşitlilik üzerinde doğada ve doğada değişiklikler meydana getirip getirmeyeceği bu değişikliklerin ne gibi bir etkiler doğuracağı ve aynı zamanda dönemsel etkileri ve uzun vadeli etkilerinin neler olacağı konusunda kuralın bir güvence taşıyıp taşımadığı ortaya konulmamıştır. Kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde bu durumun ortaya konulması gereklidir. 18. Dava konusu kural karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri ve bunlara yönelik sathi hazırlık işlemlerinin nasıl yerine getirileceği konusunda bir sınır çizmemektedir. Bu bağlamda yapılan işlemler çevreye kalıcı olumsuz bir etkileri olsun ya da olmasın hangi surette hangi tekniklerle ve hangi araçlarla yapılırsa yapılsın ÇED sürecinin dışında kalacaktır. ÇED sürecini devre dışı bırakan dava konusu kural çevre üzerindeki ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuz etkileri önlemeye yönelik başka bir usulde getirmemektedir. Kuralın bu haliyle çevre hukukunun Önleme ilkesi, ihtiyat ilkesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi, katılım ilkesi, işbirliği ve entegrasyon ilkesinde belirtilen güvenceleri taşımamaktadır. Anayasa’nın 56. maddesine aykırıdır. iptali gerekmektedir. Üye Selahaddin MENTEŞ KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 17. maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki “…karot, kırıntı ve numune alma…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Ancak, bu kural kapsamında yer alan karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin çevre üzerindeki olası etkilerinin göz ardı edilmesi nedeniyle çoğunluk kararına katılma imkânı olmamıştır. 2. İtiraz konusu kural uyarınca maden arama faaliyetlerinden olan sondaj vasıtasıyla elde edilen karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri 2871 sayılı Kanun’da düzenlenen ÇED sürecinden muaf tutulmaktadır. 3. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmek suretiyle sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 56. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı üzere, anılan maddeyle Devlete, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında, beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın yanında hem kirlenmenin önlenmesi hem de doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alma ödevi yüklenmiştir. (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 03/07/2014) 4. 5491 sayılı “Çevre Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 7. maddesi ile değiştirilen 2872 sayılı Kanunun 10. maddesinin üçüncü fıkrasında; petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin, Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışında olmasına yönelik maddenin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararıyla; “ günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri arandığı, ÇED'in, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisi olduğu, ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsurun, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklar olduğu, ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığının açık olduğu, bu açıdan kural kapsamındaki arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için ÇED’in öngörülmesinin, Anayasanın 56. maddesinde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereği olduğu, kuralla, petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamı dışında tutulmasının Anayasanın 56. maddesine aykırı olduğu” gerekçesiyle anılan maddenin iptaline karar verilmiştir. 5. Anayasa'nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu ve çevrenin korunmasının sadece bugünkü nesiller için değil, gelecek nesiller için de bir sorumluluk olduğunu vurgular. Bu yükümlülük, devletin temel görevlerinden biridir. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi), kalkınma projelerinin çevresel etkilerini önceden değerlendirerek bu hakkı korumaya yönelik bir mekanizmadır. Çoğunluk kararında, ÇED sürecinin bazı maden arama faaliyetlerinden muaf tutulması, çevre koruma sorumluluğunun yeterince dikkate alınmama sonucunu doğuracaktır. Oysa ÇED süreci çevre sağlığını ve biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik önemli bir önleyici araçtır. Bu nedenle, herhangi bir maden arama faaliyetinin ÇED sürecinden muaf tutulması, Anayasa'nın çevreyi koruma yükümlülüğüne aykırıdır. 6. Karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin doğada kalıcı değişikliklere yol açabileceği, özellikle biyolojik çeşitlilik üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği göz ardı edilmemelidir. Danıştay Altıncı Dairesinin E.2022/7428 sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu faaliyetler sondaj derinliklerine kadar etkili olup yeraltı yapılarında, su kaynaklarında ve ekosistemlerde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratabilir. 7. Dava konusu düzenleme, karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerini ÇED sürecinden muaf tutarken, bu faaliyetlerin nasıl gerçekleştirileceğine dair herhangi bir sınır veya düzenleme getirmemektedir. Örneğin, karot sondajı binlerce metre derinliğe kadar yapılabilir ve her teknikle uygulanabilir. Bu durum, çevre üzerinde kalıcı etkiler yaratabilecek bu tür faaliyetlerin denetlenmesi için herhangi bir mekanizma olmadığı anlamına gelir. ÇED sürecinden muaf tutulan bu faaliyetlerin, çevresel etki değerlendirilmesi olmadan yapılması, potansiyel zararları engellemek için gerekli önlemlerin alınmamasına yol açar. 8. Çoğunluk kararında, hızlı kalkınma amacının çevre sağlığını koruma hedefiyle dengelenmesi gerektiği göz ardı edilmiştir. Kalkınma hızlandırılmak istense de çevresel etkilerin yok sayılması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine zarar verebilir. Çevreye zarar vermeden kalkınmanın sağlanabilmesi için, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gibi mekanizmaların etkin bir şekilde işlemesi gerekmektedir. ÇED sürecinin bazı faaliyetlerden muaf tutulması, çevreye geri dönüşü olmayan zararlar verebilir ve bu durum kamu yararına aykırıdır. Çevrenin kirlendikten sonra eski haline getirilmesi zor olduğundan, kalkınma ve ekonomik gelişme yatırımlarının doğayı tahrip etmeden gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu noktada, ÇED, karar alıcıları doğru seçenekler üretmeye ve çevresel etkileri en aza indirmeye yönlendirir. ÇED uygulamasının kapsam dışı bırakılması ise, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına müdahale anlamına gelir. 9. Bir Kızılderili atasözünde belirtildiği gibi, yeryüzü atalarımızdan miras kalmış değildir; onu çocuklarımızdan ödünç alıyoruz. Bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına almak, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak devletin görevlerindendir. Ancak kamu yatırımlarının çevreye zarar vermeden yapılması gereklidir. 10. Bakanlık yetkililerinin sözlü açıklamasında, kuralda belirtilen faaliyetler için ÇED raporu alınması durumunda rezerv tespit çalışmalarının yaklaşık 6 ay uzayacağı belirtilmiştir. Ancak, milyarlarca yılda oluşan çevrenin tahribi söz konusu olduğunda, bu süre son derece makul bir süredir. 11. Danıştay kararında (Danıştay Altıncı Dairesinin 16/2/2023 Tarihli ve E.2022/7428 sayılı kararı) sondaj ile yapılan karot, kırıntı veya numune alma işlemi için uygulamada 4000 metre derinlikten daha fazlasına kadar gidilebilen sondajlar olduğu belirtilmektedir. 12. Maden Mühendisleri Odası yetkilileri tarafından yapılan sözlü açıklamada; Cevher yatağı ve sahanın genel jeolojik yapısı hakkında bilgilerin sondaj yapılmadan elde edilmesinin mümkün olmadığı, karotlu sondaj makinesiyle açılanan kuyunun derinliğinin maksimum 2000 metre olduğu ve kuyu derinliklerinin ortalama 50-1000 m. arasında değiştiği, karotlu sondajın çevresel etkileri diğer sondajlara kıyasla son derece düşük olduğu, orman, mera ve tarım alanlarında sondaj yapılabilmesi özel izne bağlı olduğu, 1.000 metreye kadar olan sondajlarda herhangi bir betonlama yapılmadığı belirtilmiştir. 13. Her ne kadar karotlu sondajın çevresel etkileri diğer sondajlara kıyasla son derece düşük olduğu ifade edilmiş ise de bu açıklama bizi çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin ne kadar olduğu, “ diğer sondajlara kıyasla son derece düşük olduğu” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği belirsizdir. Ayrıca karotlu sondajların maksimum 2000 metre olacağı ifade edilmiş ve 1000 metreye kadar olan sondajlarda beton kullanılmadığı beyan edilmiştir. Buradan çıkan sonuç bin metrenin üzerindeki karot sondajlarında beton kullanılmaktadır. Kaldı ki Danıştay Altıncı Dairesinin E.2022/7428 sayılı kararında karot sondajlarının 4000 metre derinlikten daha fazlasına kadar gidilebilen sondajlar olduğu belirtilmiştir. Bu veriler dahi ÇED raporu alınmaması halinde söz konusu faaliyetlerin çevre üzerinde olumsuz etkilerinin olacağını işaret etmektedir. 14. Çevre Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası yetkilileri tarafından yapılan sözlü açıklamada; maden arama yapılacak alanın niteliği ile arama süreçlerinde açılacak sondajların sayısı, sıklığı, derinliği ile yarma veya galeri açılıp açılmayacağının belirli olmadığı ve ÇED raporu alınmamasının çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin olacağı belirtilmiştir. 15. Karot işlemi, sondaj içeren bir yöntem olduğundan doğada değişikliklere yol açabilir ve biyolojik çeşitlilik üzerinde uzun dönemli olumsuz etkiler yaratabilir. Bu tür faaliyetlerin çevreye risk taşıdığı açıktır. Ancak, bu faaliyetlere ilişkin ÇED kararının aranmayacağına dair kural, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıyla bağdaşmamaktadır. ÇED sürecinden muaf tutulan bu faaliyetler, çevre kirliliği ve tahribatını önlemek için gerekli tedbirlerin alınmasını engeller ve dolayısıyla sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına müdahale teşkil eder. 16. Anayasamızın 56. madde ile koruma altına aldığı çevre yapay bir çevre değil, doğal bir çevredir. Yapay çevre, insanların müdahalesiyle şekillendirilebilirken, doğal çevre -ormanlar, dağlar, akarsular, vadiler ve ovalar- dünya tarihinde doğal süreçlerle oluşmuştur. Bir ağacın büyümesi yıllar, bitki örtüsünün gelişmesi on yıllar, bir iklimin şekillenmesi ise yüzyıllar alır. Öyle ki bir ağaç bitki örtüsünü, bitki örtüsü ise iklimi değiştirebilir. 17. 3213 sayılı Kanun’un madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olduğu ve özel kanunlarla korunan alanlarda yapılan arama faaliyetleri neticesinde ruhsat sahibine arama yaptığı sahayı çevre ile uyumlu hale getirme yükümlülüğü getirilmiş, diğer yandan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesinin dördüncü fıkrasında madencilik faaliyeti sonrası doğal yapısı bozulmuş orman alanlarının rehabilite edilmesi, 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14. maddesinde maden ruhsat süresinin sona ermesinden sonra ruhsat konusu alanların eski vasfına getirme yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin yapıldığı yerlerde oluşabilecek tahribatın ne boyutta olacağının, rehabilite edilip edilemeyeceğinin, eski vasfına getirmenin mümkün olup olmayacağının tespiti, söz konusu faaliyetlerden önce ÇED raporunun alınması ile mümkün olabilecektir. 18. Sonuç olarak, bu düzenleme, karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ve bu faaliyetlere yönelik hazırlık işlemlerinin nasıl gerçekleştirileceğine dair herhangi bir sınırlama getirmemektedir. Bu faaliyetler, binlerce metre derinliğe inen sondajlar dahil olmak üzere, istenilen herhangi bir teknikle ve sınırsız bir şekilde yapılabilir. Çevreye kalıcı olumsuz etkiler yaratıp yaratmadığına bakılmaksızın, hangi yöntemle ve hangi koşullarda yapılırsa yapılsın, kuralın muhtevasındaki faaliyetler ÇED sürecinin dışında tutulmaktadır. Ayrıca, bu düzenleme çevresel etkileri engellemek için başka bir önlem de öngörmemektedir. Bu durum, Anayasa'nın 56. maddesi ile güvence altına alınan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve çevreyi koruma yükümlülüğüne aykırıdır. Bu nedenle, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. Üye Kenan YAŞAR
2024/190
2023/68
05/11/2024
Esas - Ret
24/03/2025 - 32851
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/68 Karar Sayısı : 2024/190 Karar Tarihi : 5/11/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay Altıncı Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “ ...karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” bölümünün Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Maden arama faaliyetinin durdurulmasına yönelik başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 17. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dokuzuncu fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra: 28/11/2017-7061/48 md.) Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay Altıncı Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 17. maddesine 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 48. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın “ ...karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler... ” bölümünün Anayasa’nın 2. ve 56. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Maden arama faaliyetinin durdurulmasına yönelik başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 17. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı dokuzuncu fıkrası şöyledir: “ (Ek fıkra: 28/11/2017-7061/48 md.) Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz. ”
0
75
1,982
2024/233
2024/90
09/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/90, K.2024/233, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Danıştay - 2. Daire
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/233
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/90 Karar Sayısı : 2024/233 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay İkinci Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesine 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen; A. On üçüncü fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin, B. On dördüncü fıkranın, Anayasa’nın 2., 7., 27., 128. ve 130. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: 30/6/2021 tarihli ve 31527 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 10. maddesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 3. maddesi şöyledir: “ Personelin statüsü, hak ve yükümlülükleri Madde 3- Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir. Aile sağlığı çalışanları, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ve aile hekiminin de görüşü alınarak, kurumlarınca muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir. Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır. Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. (Ek cümle: 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir. Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, Bakanlıkça karşılanmadığı takdirde aile sağlığı merkezi giderleri, (…), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. (Mülga cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) (Değişik cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemelerden yararlanan personele, çalışmaları sebebiyle 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi uyarınca hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle ödeme yapılır. (Ek cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemeler toplamı ilgisine göre 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde belirlenmiş olan tavanları geçemez. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren vakıf üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı arasında bu maddenin birinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme yapılabilir ve sekizinci fıkradaki usul ve esaslara göre üniversite hesabına ödeme yapılır. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hâllerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir malî yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında bu Kanun ile ilgili düzenlemeler dışında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır. Aylıktan kesme cezası, kişinin brüt ücretinin 1/30-1/8 arasında kesinti yapılması şeklinde, bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezası brüt ücretinin 1/6-1/4 arasında kesinti yapılması şeklinde uygulanır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası sözleşmenin feshini gerektirir. (Ek cümleler:21/2/2024-7496/25 md.) Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, halk sağlığının geliştirilmesine destek olmalarını, halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırmalarını ve düzenli hizmet sunmalarını teminen ödüllendirilmeleri ve motivasyonlarının artırılması amacıyla destek ödemesi yapılır. Bu ödeme, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara iki ay, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ay süresince yapılmaz. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına bir sözleşme döneminde toplam altı ay ve üzerinde ödeme kesintisini gerektirir disiplin cezası verilmesi hâlinde aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının mevcut sözleşmeleri feshedilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolü ile koruyucu sağlık hizmetlerinin standartlara uygun olarak yerine getirilmemesi gibi Bakanlıkça belirlenen performans hedeflerine ulaşılamaması halinde sözleşmenin Bakanlıkça yenilenmemesine karar verilebilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi, aile diş hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının eski kadro veya pozisyonlarına atanabilmeleri için sözleşmelerinin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiilleri nedeniyle sona ermemiş olması gerekir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Disiplin kurullarının teşkili, disiplin amirlerinin tayin ve tespiti ile disiplin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin diğer esaslar yönetmelikte düzenlenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. Bakılmakta olan davanın konusu Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin “ Disiplin İşlemleri ve Görevden Uzaklaştırma ” başlıklı 10. maddesinin iptali talebidir. Anılan maddede sözleşmeli aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında 5258 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeler dışında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ilgili maddelerine göre işlem yapılacağı belirtilerek brüt maaş üzerinden uygulanacak aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarının oranlarına yer verilmiştir. Maddede ayrıca disiplin cezasının sonucu olarak devlet memurluğundan çıkarma cezası verildiğinde aile hekimi veya aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin vali tarafından feshedileceği hükme bağlanmış; sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının disiplin amirine, maddede hüküm bulunmayan hâller ile disiplin kurulları ve disiplin soruşturmalarında uygulanacak diğer mevzuata ve görevden uzaklaştırmaya ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 4. 5258 sayılı Kanun’un 3. maddesinin itiraz konusu on dördüncü fıkrasında Sağlık Bakanlığınca ( Bakanlık) belirlenen performans hedeflerine ulaşılamamasının sonucu olarak sözleşmenin yenilenmemesi düzenlenmiş, performans hedeflerine ulaşılamaması sonucunu doğuran hâller ise örnekleme suretiyle belirlenmiştir. 5. Bakılmakta olan davanın konusunun ise anılan Yönetmelik’in disiplin işlemleri ve görevden uzaklaştırma ile ilgili hususları düzenleyen 10. maddesinin iptali talebine ilişkin olduğu gözetildiğinde itiraz konusu on dördüncü fıkranın bakılmakta olan davada uygulanacak kural niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 6. Açıklanan nedenle 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesine 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen; A. On üçüncü fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin esasının incelenmesine, B. On dördüncü fıkranın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. 5258 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amaç ve kapsamının Bakanlığın belirleyeceği illerde birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemek olduğu belirtilmiştir. 9. Anılan Kanun’un 2. maddesinde aile hekimi, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabip; aile sağlığı çalışanı ise aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanı olarak tanımlanmıştır. 10. Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelinin kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakati üzerine 657 sayılı Kanun ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye ya da aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya Bakanlığın yetkili olduğu belirtilmiştir. 11. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise ihtiyaç duyulması hâlinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve söz konusu Kanun’un 48. maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanlarının da Bakanlığın önerisi, Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere sözleşmeli olarak çalıştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. 12. Maddenin üçüncü fıkrasında da sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılacağı ve bunların kadroları ile ilişkilerinin devam edeceği, bu kapsamda söz konusu personelin, sözleşmeli statüde geçen sürelerinin kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılacağı ve bunların talepleri hâlinde eski görevlerine atanacakları hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada ayrıca sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenlerin eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanacakları ve bu madde kapsamındaki çalışmalarının hizmet sürelerinde dikkate alınacağı belirtilmiştir. 13. Bu itibarla aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının istihdamında üç farklı istihdam usulünün öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna göre Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanlarının kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakati üzerine sözleşmeli olarak veya bu nitelikteki Bakanlık personelinin aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilmeleri suretiyle istihdam edilmeleri ya da ihtiyaç duyulması hâlinde Bakanlığın önerisi ve Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak 657 sayılı Kanun’da aranan niteliklere sahip kamu görevlisi olmayan kişilerin sözleşmeli olarak çalıştırılmaları mümkündür. 14. Ayrıca 5258 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci ve onuncu fıkralarına göre Bakanlığa aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlar ve vakıf üniversiteleriyle sözleşme yapma imkânı tanınarak aile hekimliği hizmetlerinin kurumsal sözleşme yöntemiyle sunulması mümkün kılınmış, sekizinci fıkrasında bu hizmetlerinin karşılığı olarak aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlara yapılacak ödemeyle ilgili usul ve esaslara yer verilmiştir. 15. Anılan maddenin on üçüncü fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında söz konusu Kanun ile ilgili düzenlemeler dışında 657 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine göre işlem yapılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde de aylıktan kesme cezasının kişinin brüt ücretinin 1/30-1/8 arasında kesinti yapılması, kamu görevlisi statüsünden gelmeyen sözleşmeli çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının brüt ücretin 1/6-1/4 arasında kesinti yapılması şeklinde uygulanacağı belirtilmiştir. Fıkranın itiraz konusu üçüncü cümlesinde ise devlet memurluğundan çıkarma cezasının sözleşmenin feshini gerektireceği hüküm altına alınmıştır. 16. İtiraz konusu kurallara göre kamu kurum veya kuruluşları personeli iken kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılmak suretiyle sözleşme akdedilen aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları ile kamu görevlisi olmayanlardan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı olarak sözleşme akdedilenler hakkında disiplin cezaları bakımından 5258 sayılı Kanun ile 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uygulanacaktır. Dolayısıyla kuralların aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilen Bakanlık personeli ile aile hekimliği hizmetlerinin Bakanlık ile kurumsal sözleşme yapan aile hekimliği dalında uzmanlık eğitimi veren devlet ve vakıf üniversiteleri tarafından sunulması hâlinde tıpta uzmanlık mevzuatına göre bu kurumlarda eğitici olarak görev yapan profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, eğitim görevlisi ve başasistanlar ile uzmanlık eğitimi alan asistanlar hakkında uygulanması söz konusu değildir. B. İtirazın Gerekçesi 17. Başvuru kararında özetle; 5258 sayılı Kanun kapsamında aile hekimliği çalışanlarının 657 sayılı Kanun ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak çalıştırılması öngörülürken itiraz konusu kurallarla disiplin hükümleri yönünden anılan Kanun’a tabi kılındıkları ancak bu kişilerin yaptıkları işin niteliği ve çalışma koşulları bakımından memurlardan farklı bir durumda oldukları, bu kişiler hakkında memurların tabi olduğu disiplin hükümlerinin uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğu, ayrıca aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlardaki araştırma görevlisi ve asistanların da aile hekimliği hizmeti verebildikleri, dolayısıyla kurallarla bu kişilerin de disiplin hükümleri bakımından söz konusu Kanun’a tabi kılınmalarının Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 27. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 18. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden de incelenmiştir. 19. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür./ Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. ” denilmektedir. 20. Anılan maddede geçen diğer kamu görevlileri, memurlar ve işçiler dışında, kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde, kamu hukuku ilişkisiyle çalışanları kapsamaktadır (AYM, E.2005/10, K.2008/63, 21/2/2008). Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği üzere aile hekimliği hizmetleri, devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olup idari hizmet sözleşmesi ile aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılanların da Anayasa’nın 128. maddesinde ifade edilen diğer kamu görevlisi kapsamında oldukları açıktır (AYM, E.2005/10, K.2008/63, 21/2/2008; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; E.2015/17, K.2015/20, 5/3/2015; E.2014/82, K.2014/143, 11/9/2014). 21. Anayasa’nın söz konusu maddesinin ikinci fıkrasında memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin statü haklarını doğrudan etkileyen disiplin işlemleri anılan fıkrada yer alan diğer özlük işleri kapsamındadır. Buna göre sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının disiplin işlemlerine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesi gerekir. 22. İtiraz konusu kurallarda sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında 5258 ve 657 sayılı Kanunlar’ın ilgili maddelerine göre işlem yapılacağı belirtilmiş, aylıktan kesme cezası ile kamu görevlisi statüsünden gelmeyen sözleşmeli çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesi hâlinde brüt ücret üzerinden yapılacak kesintinin oranları belirlenmiş, sözleşmenin feshi, devlet memurluğundan çıkarma cezasının sonucu olarak öngörülmüştür. Buna göre disiplin cezaları ile disiplin cezasını gerektiren fiillere ilişkin sair hususlarda 5258 sayılı Kanun’un yanı sıra 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin esas alınacağı anlaşılmaktadır. 23 . Kamu görevlisi statüsünde olan sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının disiplin işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirleme konusundaki takdir yetkisi kanun koyucuya aittir. Bu kişiler hakkında 5258 sayılı Kanun’la memurlar ile diğer kamu görevlilerinin görev ve sorumluluklarına, haklarına ve disiplin cezalarına ilişkin temel kuralları belirleyen 657 sayılı Kanun’a atıfta bulunulması kuralların belirsiz olduğu veya keyfîliğe karşı gerekli kanuni güvenceleri taşımadığı anlamına gelmemektedir. Bu bağlamda kurallarla sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezaları ile bu cezalara ve fiillere yönelik kanunlarda genel çerçevenin çizildiği sonucuna ulaşılmıştır. 24. Kaldı ki 657 sayılı Kanun’un kamu personel rejimini düzenleyen temel kanun niteliği taşıması nedeniyle diğer kamu görevlilerine ilişkin özel kanunlarda hüküm bulunmayan hususlarda 657 sayılı Kanun’a atıfta bulunulmak suretiyle anılan Kanun hükümlerinin uygulanabileceği de tabiidir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken düzenlemeye konu kamu görevlileri hakkında Anayasa ile ortaya konulan ilke ve ayrımların kanun koyucu tarafından dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 26). Kanun koyucu takdir yetkisi içindeki bu tür düzenlemeleri yaparken Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. 25. Öte yandan Anayasa’nın 129. maddesinin ikinci fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği hüküm altına alınarak ilgilinin savunma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasıyla da memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında verilen disiplin cezalarının yargı denetimi dışında tutulması önlenmiştir. Dolayısıyla disiplin cezası ile disiplin cezasına esas fiillerin somut olayın özelliğine göre kanuna dayalı olarak idare tarafından belirlenmesi mümkün ise de idarenin disiplin cezası ile bu cezayı gerektiren fiilin somut olayın koşullarına uygun olup olmadığı hususunun yargı denetimine tabi olduğu açıktır. 26. Diğer yandan 657 sayılı Kanun’da düzenlenen disiplin cezaları ve bu cezalara karşılık gelen fiiller de gözetildiğinde sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında anılan Kanun’un ilgili hükümlerinin uygulanmasında ölçüsüz bir yön bulunmadığı gibi aylıktan kesme cezası ile kamu görevlisi statüsünden gelmeyen sözleşmeli çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının alınması hâlinde uygulanacak ceza için belirlenen kesinti miktarlarının orantısız olduğu da söylenemez. 27. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa'nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 27. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesine 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen on üçüncü fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/233
2024/90
25/12/2024
Esas - Ret
12/03/2025 - 32839
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/90 Karar Sayısı : 2024/233 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay İkinci Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesine 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen; A. On üçüncü fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin, B. On dördüncü fıkranın, Anayasa’nın 2., 7., 27., 128. ve 130. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: 30/6/2021 tarihli ve 31527 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 10. maddesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 3. maddesi şöyledir: “ Personelin statüsü, hak ve yükümlülükleri Madde 3- Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir. Aile sağlığı çalışanları, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ve aile hekiminin de görüşü alınarak, kurumlarınca muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir. Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır. Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. (Ek cümle: 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir. Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, Bakanlıkça karşılanmadığı takdirde aile sağlığı merkezi giderleri, (…), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. (Mülga cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) (Değişik cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemelerden yararlanan personele, çalışmaları sebebiyle 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi uyarınca hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle ödeme yapılır. (Ek cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemeler toplamı ilgisine göre 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde belirlenmiş olan tavanları geçemez. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren vakıf üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı arasında bu maddenin birinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme yapılabilir ve sekizinci fıkradaki usul ve esaslara göre üniversite hesabına ödeme yapılır. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hâllerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir malî yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında bu Kanun ile ilgili düzenlemeler dışında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır. Aylıktan kesme cezası, kişinin brüt ücretinin 1/30-1/8 arasında kesinti yapılması şeklinde, bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezası brüt ücretinin 1/6-1/4 arasında kesinti yapılması şeklinde uygulanır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası sözleşmenin feshini gerektirir. (Ek cümleler:21/2/2024-7496/25 md.) Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, halk sağlığının geliştirilmesine destek olmalarını, halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırmalarını ve düzenli hizmet sunmalarını teminen ödüllendirilmeleri ve motivasyonlarının artırılması amacıyla destek ödemesi yapılır. Bu ödeme, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara iki ay, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ay süresince yapılmaz. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına bir sözleşme döneminde toplam altı ay ve üzerinde ödeme kesintisini gerektirir disiplin cezası verilmesi hâlinde aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının mevcut sözleşmeleri feshedilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolü ile koruyucu sağlık hizmetlerinin standartlara uygun olarak yerine getirilmemesi gibi Bakanlıkça belirlenen performans hedeflerine ulaşılamaması halinde sözleşmenin Bakanlıkça yenilenmemesine karar verilebilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi, aile diş hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının eski kadro veya pozisyonlarına atanabilmeleri için sözleşmelerinin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiilleri nedeniyle sona ermemiş olması gerekir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Disiplin kurullarının teşkili, disiplin amirlerinin tayin ve tespiti ile disiplin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin diğer esaslar yönetmelikte düzenlenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay İkinci Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesine 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen; A. On üçüncü fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin, B. On dördüncü fıkranın, Anayasa’nın 2., 7., 27., 128. ve 130. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: 30/6/2021 tarihli ve 31527 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 10. maddesinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 3. maddesi şöyledir: “ Personelin statüsü, hak ve yükümlülükleri Madde 3- Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir. Aile sağlığı çalışanları, Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen ve aile hekiminin de görüşü alınarak, kurumlarınca muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı çalışanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar çalıştırılabilir. Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır. Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı çalışanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. (Ek cümle: 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir. Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, Bakanlıkça karşılanmadığı takdirde aile sağlığı merkezi giderleri, (…), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. (Mülga cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) (Değişik cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemelerden yararlanan personele, çalışmaları sebebiyle 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi uyarınca hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle ödeme yapılır. (Ek cümle: 16/6/2022-7411/11 md.) Bu ödemeler toplamı ilgisine göre 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde belirlenmiş olan tavanları geçemez. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren vakıf üniversiteleri ile Sağlık Bakanlığı arasında bu maddenin birinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme yapılabilir ve sekizinci fıkradaki usul ve esaslara göre üniversite hesabına ödeme yapılır. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ferden veya müştereken personel çalıştırabilir ve işveren olabilir. (Ek fıkra:15/11/2018-7151/26 md.) Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının yıllık izinleri, yıl içinde çalışılan süre ile orantılı olmak ve ait olduğu sözleşme döneminde kullanılmak üzere otuz gündür. Ayrıca beş gün kongre ve seminer izni ile yıllık izin bitiminden sonra mazeretleri nedeniyle beş gün idari izin verilebilir. Evlenme, ölüm, doğum ve emzirme hâllerinde, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele ilişkin izin süreleri uygulanır. Hastalık durumunda, bir malî yılda en çok on günlük dönemler halinde toplam kırk güne kadar hekimin uygun görmesiyle hastalık izni verilebilir. Bir defada on günü aşan hastalık izni ancak sağlık kurulu raporu ile verilebilir. Sözleşmeli aile hekimi iken aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olanlar, bu eğitimleri kapsamındaki hastane rotasyonu süresince izinli sayılır. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında bu Kanun ile ilgili düzenlemeler dışında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır. Aylıktan kesme cezası, kişinin brüt ücretinin 1/30-1/8 arasında kesinti yapılması şeklinde, bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında çalışanlar için kademe ilerlemesinin durdurulması cezası brüt ücretinin 1/6-1/4 arasında kesinti yapılması şeklinde uygulanır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası sözleşmenin feshini gerektirir. (Ek cümleler:21/2/2024-7496/25 md.) Sözleşme ile çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına, halk sağlığının geliştirilmesine destek olmalarını, halkın birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırmalarını ve düzenli hizmet sunmalarını teminen ödüllendirilmeleri ve motivasyonlarının artırılması amacıyla destek ödemesi yapılır. Bu ödeme, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara iki ay, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ay süresince yapılmaz. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına bir sözleşme döneminde toplam altı ay ve üzerinde ödeme kesintisini gerektirir disiplin cezası verilmesi hâlinde aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının mevcut sözleşmeleri feshedilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolü ile koruyucu sağlık hizmetlerinin standartlara uygun olarak yerine getirilmemesi gibi Bakanlıkça belirlenen performans hedeflerine ulaşılamaması halinde sözleşmenin Bakanlıkça yenilenmemesine karar verilebilir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi, aile diş hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının eski kadro veya pozisyonlarına atanabilmeleri için sözleşmelerinin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiilleri nedeniyle sona ermemiş olması gerekir. (Ek fıkra: 14/7/2023-7456/13 md.) Disiplin kurullarının teşkili, disiplin amirlerinin tayin ve tespiti ile disiplin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin diğer esaslar yönetmelikte düzenlenir. ”
0
76
1,982
2024/230
2024/86
09/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/86, K.2024/230, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Bölge Adliye Mahkemesi - Ankara 3. Hukuk Dairesi
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/230
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/86 Karar Sayısı : 2024/230 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 90. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kurum zararı nedeniyle açılan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen kuralın da yer aldığı geçici 90. maddesi şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 90- (Ek:22/12/2022-7429/5 md.) Genel sağlık sigortası kapsamında yer alan kişilere, finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin olarak Kurum ile götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeyi imzaladıkları mali yıldan önce düzenleyerek 97 nci maddenin yedinci fıkrasına göre Kuruma teslim ettikleri fatura ve eki belgelerin, belirlenen sürelerde inceleme sürecinin tamamlanamaması nedeniyle, ödenen avans tutarları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içerisinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurumca giderleştirilir. Götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularınca sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarlarına karşı açtıkları davalardan kesinleşmemiş olanlarının tamamından bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde feragat ederler. Sağlık hizmeti sunucusu tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan sağlık hizmet sunucusunun mahsup edilmeyen alacakları Kurum tarafından terkin edilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 5510 sayılı Kanun’un 1. maddesinde sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemenin anılan Kanun’un amaçları arasında yer aldığı belirtilmiştir. 4. Kanun’un 73. maddesinde sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemine ve sağlık giderlerinin ödenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlemiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre sağlık hizmetleri, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Kurum) ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanmaktadır . 5. Maddenin sekizinci fıkrasında ise birinci fıkrada belirtilen yöntemler dışında Kurumun, kamu idarelerince verilecek sağlık hizmetlerini götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesiyle de sağlamaya yetkili olduğu, götürü bedel üzerinden sözleşme yapıldığı takdirde kamu idaresi sağlık hizmeti sunucularının sözleşmede belirtilen götürü bedel karşılığında genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere sözleşme kapsamında verilmesi gereken her türlü sağlık hizmetini sunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada ayrıca sözleşmede belirtilen götürü bedel dışında Kurumdan veya genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden Kanun’da belirtilen ilave ücretler ve katılım payları dışında ayrıca bir bedel talep edemeyecekleri, götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesiyle temin edilen hizmetler için Kuruma ayrıca fatura ve dayanağı belgenin gönderilmeyeceği belirtilmiştir. 6. Kanun’un 97. maddesinin yedinci fıkrasında sağlık hizmeti sunucularının, sunmuş oldukları hizmetlere ilişkin bir ay içinde düzenledikleri fatura ve eki belgeleri izleyen ayın on beşine kadar Kuruma teslim edecekleri, fatura bedelinin tamamının fatura teslim tarihinden itibaren altmış gün içinde sağlık hizmet sunucularına avans olarak ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkraya göre fatura ve eki belgelerin, fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde Kurum tarafından incelenerek avans hesabının kapatılması gerekmektedir. İnceleme süresinin takip eden mali yıla sirayet ettiği durumlarda ise avans artıkları hakkında 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 35. maddesindeki akreditiflere ilişkin hükümler uygulanacaktır. 7. 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinde de Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda Kurum tarafından yapılacak inceleme sonucunda fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemelerin sağlık hizmetleri sunucusunun Kurumdan alacağının olması hâlinde bu alacaklarından mahsup edileceği, aksi durumda ise genel hükümlere göre tahsil edileceği anlaşılmaktadır. 8. Anılan Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 90. maddesinde Kurum ile götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucuları tarafından sözleşmenin imzalandığı mali yıldan önce düzenlenerek Kanun’un 97. maddesinin yedinci fıkrasına göre Kuruma teslim edilen fatura tutarlarına dair Kurum tarafından yapılacak mali işlemler ve bu faturalardan kaynaklı davalarla ilgili düzenlemeler yer almaktadır. 9. Geçici 90. maddenin birinci fıkrasında kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının Kuruma teslim ettikleri fatura ve eki belgelerin belirlenen sürelerde inceleme sürecinin tamamlanamaması nedeniyle ödenen avans tutarlarının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurumca giderleştirileceği düzenlenmiştir. 10. Anılan maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait Kurum tarafından yapılan kesinti işlemleri nedeniyle açtıkları davaların kesinleşmemiş olanlarının tamamından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içinde feragat edecekleri hükme bağlanmıştır. 11. Maddenin üçüncü fıkrasında ise sağlık hizmeti sunucusu tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan sağlık hizmet sunucusunun mahsup edilmeyen alacaklarının Kurum tarafından terkin edileceği belirtilmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla kamu üniversitelerinin haksız kesinti sebebiyle Kuruma karşı açmış oldukları davalardan feragat etmesi zorunluluğu öngörülerek karar hakkına ve mülkiyet hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği, kamu üniversitelerinin alacak hakkından herhangi bir telafi edici imkân tanınmadan feragat etmelerinin ve genel hükümlere göre yargılama giderleri ile vekâlet ücretinden sorumlu tutulmalarının kamu yararı amacına yönelik olmadığı gibi hukuki güvenlik ve kanunların geriye yürümezliği ilkeleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 130. maddesi yönünden de incelenmiştir. 14. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 15. Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “ Kanunların geriye yürümezliği ilkesi ” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir (AYM, E.2018/103, K.2019/4, 13/2/2019, § 15; E.2018/108, K.2019/5, 13/2/2019, § 20). Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak düzenlemesinde takdir yetkisine sahip olduğu kuşkusuzdur. 16. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında kanunların geriye yürümezliği ilkesi ile ilgili olarak gerçek geriye yürüme ve gerçek olmayan geriye yürüme ayrımı yapılmaktadır. Gerçek geriye yürüme, yeni getirilen kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Gerçek olmayan geriye yürüme ise yeni getirilen kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması anlamına gelmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 310; E.2010/93, K.2012/20, 9/2/2012). 17. Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden biri olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukuk devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez (AYM, E.2019/94, K.2022/32, 24/3/2022, § 57). 18. Kuralda söz konusu feragat zorunluluğunun kuralın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla henüz kesinleşmemiş davalar bakımından uygulanması öngörülmektedir. Başka bir ifadeyle kural, tamamlanmış ve sona ermiş hukuksal durumlara yönelik bir etkide bulunmamaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında devam eden bir hukuki ilişki bulunduğundan kazanılmış haktan ya da kesinleşmiş işlemlerden söz edilemez. 19. Devletin sosyal niteliğinin hayata geçirilmesinde etkili bir yöntem olan sosyal sigortalar, sosyal güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Sosyal sigortaların kişi ve güvence sağladığı sosyal riskler bakımından kapsamı Kurumun güçlü bir mali yapıya sahip olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2022/15, K.2022/73, 1/6/2022, § 34). 20. Diğer yandan Kurumun amacına uygun olarak hizmet verebilmesi sahip olduğu parasal kaynaklara bağlıdır. Bu bakımdan sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi ve korunması amacına yönelik olarak düzenleme yapılması da sistemin devamlılığının bir gereğidir. 21. 5510 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 90. maddesinin gerekçesinde de “ Kamu üniversite sağlık hizmeti sunucularının hizmetin ifasında mali güçlükler yaşamamaları ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği bakımından söz konusu sağlık hizmeti sunucularının finansal yeterliliğine katkı sağlanması ile önceki yıllara ait incelemeler sonucu cari yılda parasal bir kesintiye uğramamaları ve geri ödeme birimi olan SGK’nın sağlık hizmeti sunucularının cari dönemde finansal ihtiyaçlarını sağlayan Kurum olmaktan çıkartılması [nın] amaçlan [dığı]” ifade edilmiştir. 22. Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. ” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması devletin pozitif yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda kanun koyucunun uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması ve yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının önüne geçilerek dava sayısının azaltılması suretiyle adalet hizmetlerinin iyi bir şekilde işlemesini sağlamak ve böylece toplumsal barışın tesis edilmesine de katkıda bulunarak nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla belirli konulardaki uyuşmazlıklara ilişkin davaların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır. 23. Götürü bedel üzerinden Kurumla hizmet alım sözleşmesi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ilişkin kesinti tutarlarından kaynaklanıp yargıya intikal eden uyuşmazlıklara ilişkin davalardan kural uyarınca feragat etmek zorunda bırakılmalarının uyuşmazlıkların bir an önce çözüme kavuşturulması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralın davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması ile Kurumun mali yapısının korunmasına yönelik kamu yararını hedeflediği söylenebilir. 24. Öte yandan Anayasa’nın 130. maddesinde üniversiteler anayasal bir kuruluş olarak kabul edilmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında üniversitelerin tüzel kişiliğe ve bilimsel özerkliğe sahip olduğu ve kanunla kurulacağı belirtilmiştir. Maddenin dokuzuncu fıkrasında da yükseköğretim kurumlarının mali işleri ile devletin sağladığı mali kaynakların kullanılması gibi birçok hususun kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. 25. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olmalıdır. Esasen kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Dolayısıyla Anayasa’nın 130. maddesinde yer verilen kanunilik ölçütü, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 26. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Nitekim bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). 27. İtiraz konusu kuralla kamu üniversitesi sağlık sunucularının açmış oldukları hangi tür davalardan ne kadar süre içinde feragat edeceklerinin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğundan söz edilemez. Dolayısıyla kuralın Anayasa’nın 130. maddesinde düzenlenen kanunilik ölçütüne aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 28. Ayrıca Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen üniversitelerin bilimsel özerkliği, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin özerkliği için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturmaktadır. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 45; E.2020/55, K.2023/228, 28/12/2023, § 65). Kuşkusuz yükseköğretim kurumlarına sağlanacak mali kaynakları belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir. Ancak kanun koyucunun bu yetkisini anayasal sınırlar içinde özellikle üniversitelerin mali özerkliğini gözeterek kullanması gerekir. 29. Davadan feragat 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 307. maddesinde feragat “ …davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. ” şeklinde tanımlanmış, 311. maddesinde de feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı belirtilmiştir. 30. Kuşkusuz özel hukuk borç ilişkisinde davacının talep sonucundan kendi iradesi ile vazgeçmesi mümkündür. Bununla birlikte ilke olarak kanun koyucunun davacıyı talebinden vazgeçmesi yönünde irade açıklamasında bulunmaya zorlaması mümkün değildir. Diğer yandan kamu otoritelerinin özel hukukta olduğu gibi bu yönde özgürlükleri bulunmayıp açıklayacakları iradenin kanuna uygun olması esastır. Başka bir ifadeyle idare makamları kanun koyucunun öngördüğü usul ve esaslara uygun şekilde irade beyanında bulunmak zorundadır. Bu bağlamda kanun koyucunun kamu yararını gözeterek alacak iddiası ile dava açan kamu üniversitesi sağlık sunucularını davadan feragat etmesi yönünde zorlayıcı düzenlemeler öngörmesi söz konusu olabilir. Ancak anılan düzenlemelerin üniversitelerin özerkliğine yönelik anayasal güvencelerle çelişmemesi gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, §§ 256-259). 31. Kuralda kamu üniversitelerinin kesinti tutarlarına ilişkin olarak Kuruma karşı açtıkları ve henüz kesinleşmemiş davalardan feragat etmeleri zorunlu kılınmıştır. Kurala göre kamu üniversiteleri sağlık sunucuları açmış oldukları alacak davalarından feragat edeceklerse de kuralın Kurumla götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının bu yönteme geçişi sonrasında önceki döneme ilişkin olarak Kurumla olan ihtilaflarını tasfiye etmeyi amaçlayan geçici bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır. 32. Ayrıca kural kapsamındaki feragat zorunluluğu sağlık hizmeti sunucularının tüm gelirleriyle ilgili olmayıp sadece sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarlarıyla ilgili ihtilaflarla sınırlıdır. 33. Öte yandan kuralın da yer aldığı 5510 sayılı Kanun’un geçici 90. maddesinin birinci fıkrası uyarınca anılan sözleşmeyi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeyi imzaladıkları mali yıldan önce düzenleyerek Kuruma teslim ettikleri fatura ve eki belgelerin belirlenen sürelerde inceleme sürecinin tamamlanamaması nedeniyle ödenen avans tutarlarının Kurumca giderleştirileceği ve bu suretle incelenmemiş faturalardan dolayı kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularından bir kesintinin yapılması imkânının ortadan kaldırıldığı açıktır. 34. Yine anılan maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucuları tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan sağlık hizmet sunucusunun mahsup edilmeyen alacakları Kurum tarafından terkin edilecek ve bu suretle kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularından kesinti yapılmasını gerektiren durumlar tespit edilmiş olsa dahi kesinti yapılmayacaktır. 35. Bu hususlar gözetildiğinde kuralın kamu üniversiteleri açısından önemli bir gelir kaybına yol açmayacağı söylenebilir. 36. Diğer yandan 6100 sayılı Kanun’un 312. maddesinin (1) numaralı fıkrasında feragat beyanında bulunan tarafın davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği, 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin de yargılama giderleri arasında olduğu hüküm altına alınmıştır. 37. Kuralda vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderlerine ilişkin bir istisnaya yer verilmemişse de bu bağlamda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların somut olayın özelliği dikkate alınarak kuralın amacına uygun şekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi de mümkündür. Nitekim güncel yargı kararlarında da kural uyarınca davadan feragatin dava açıldıktan sonra yapılan yasal düzenleme gereği olduğu dikkate alınarak davacı kamu üniversitesinin vekâlet ücretinden sorumlu olmayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2023/3590, K.2024/1480, 30/4/2024; E.2023/3442, K.2024/1393, 25/4/2024). 38. Bu itibarla kuralda hukuk devleti ve üniversitelerin özerkliği ilkeleriyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. 39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 130. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 90. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Kural ile kamu üniversitelerinin Kuruma karşı önceki fatura dönemine ilişkin olarak açtıkları ve henüz kesinleşmeyen davalardan üniversite idarelerinin feragat etmeleri düzenlenmiştir. Bu emredici düzenleme sonucu üniversite rektörlükleri anılan davalardan feragat etmek zorundadır. Düzenleme anayasal açıdan ilk olarak kanunların geriye yürümezliği ilkesiyle ilgilidir. Fakat doğrudan bireylerle ilgili bir ilişkinin düzenlenmemesi ve iki kamu kurumu arasındaki uyuşmazlıkların giderilmek istenilmesi dolayısıyla bu konunun yasama yetkisinin takdir alanında kaldığı ileri sürülebilir. Diğer taraftan düzenlemenin anayasal ve özerk bir kurum olan üniversitelerin gelirleriyle ilgili olması karşısında konunun bu açıdan değerlendirilmesi gereklidir. 2. Anayasa’nın 130. maddesinde üniversitelerin, “ kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olmaları ” ve “ kanunla kurulmaları ” öngörülmüştür. Maddenin dokuzuncu fıkrasında da yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumluluklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Yasama organının kanunla düzenlemede bilimsel özerklik ilkesini göz önünde tutması zorunludur. Bilimsel özerkliğin amacı, üniversitelerde hiçbir düşünce, siyasi, sosyal akım ve toplumsal baskıya tabi olunmaksızın bilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim, araştırma ve yayın yapabilme imkanlarının güvence altına alınmasıdır. 3. Öte yandan anılan anayasal güvence, üniversitelerin bilimsel özerklik içerisinde ve özgür düşünceyle bilimsel faaliyet yürütebilmeleri için yönetim ve bütçe gibi konularda da genel idareden ve siyasi organlardan bağımsız olmayı zorunlu kılmaktadır. Zira belirtilen özerklik; eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında, yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle bilimsel özerklik güvencesinin idari ve mali özerk liği de zorunlu kıldığı kabul edilmelidir. Nitekim bu yorum Mahkememizin ilgili kararlarında ifade edilmiştir (bkz. AYM, E.2015/61, K.2016/172, 02/11/2016, par. 45). Başka bir ifadeyle üniversitelerin yalnızca bilim yapma, öğretme gibi işlevlerine değil, bunlarla ilgili planlama, icra etme, yönetme ve mali kaynaklarına müdahale etme anlamındaki kısıtlamalar da Anayasa’nın 130. maddesindeki güvenceye aykırı olacaktır. AYM bir kararında “ Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin özerkliği için zorunlu bir bütünün parçalarını oluşturmaktadır. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır.” sözleriyle (AYM, E.2020/55, K.2023/228, 28/12/2023, par. 65) bu hususu vurgulamıştır. 4. Çoğunluk gerekçesinde düzenlemenin kurumlar arasında geçmişe yönelik bir tasfiye amacıyla yapıldığı ve geçici olduğu belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca kural kapsamında sözleşme mali yılından önceki faturalar nedeniyle yapılması söz konusu kesintilerden üniversitelerin kurtarıldığı, başka deyişle bir taraftan lehlerine bir sonuç doğurduğu, karşılıklı mahsuplaşma anlamına geleceği ve kamu üniversitelerinin önemli bir gelir kaybına maruz kalmayacakları ifade edilmiştir. Bununla birlikte gerekçede mahsuplaşmaya dair değerlendirme bir varsayımdan ibarettir. Bunun gerçekte ülke imkanları ölçüsünde kıt kaynaklarla faaliyet yürüten kamu üniversitelerinin ne kadar yararlarına olduğuna dair bir hesaba dayanmadığı da anlaşılmaktadır. Ayrıca bu hesaplamanın hangi tarafın yararına olduğu, her bir üniversitenin özel durumuna, davalara konu uyuşmazlıkların kapsamına da bağlıdır. Sonuç olarak kural ile kamu üniversitelerinin daha önce doğmuş alacaklarından kanun yoluyla feragate zorlanması Anayasa’nın 130. maddesine aykırı şekilde üniversitelerin mali özerkliğine müdahale teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 5510 sayılı Kanun’un itiraz konusu ikinci fıkrasında götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının, sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait Kurum tarafından yapılan kesinti işlemleri nedeniyle açmış oldukları davaların kesinleşmemiş olanlarının tamamından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içerisinde feragat edecekleri hükme bağlanmıştır. 2. Çoğunluk kuralın “önceki döneme ilişkin Kurumla olan ihtilaflarını tasfiye etmeyi amaçlayan geçici bir düzenleme olduğu ve anılan sağlık hizmeti sunucularının tüm gelirleriyle ilgili olmayıp sadece sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarlarıyla ilgili ihtilaflarla sınırlı olduğu; incelenmemiş faturalardan dolayı kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularından bir kesintinin yapılması ihtimalinin kalmadığı ve kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucuları tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularından kesinti yapılmasını gerektiren durumlar tespit edilmiş olsa dahi kesinti” yapılmayacağını belirtmiştir. Bu tespitlerden hareket eden çoğunluk kuralın kamu üniversiteleri açısından önemli bir gelir kaybına neden olmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla beraber bu husus tüm kamu üniversiteleri için aynı önem ve ölçüde olmayabilir, zira gelirinin önemli bir bölümünü sağlık hizmeti sunucusu birimlerden karşılayan kamu üniversiteleri için ilgili meblağ büyük boyutlara ulaşabilir. 3. Sosyal Güvenlik Kurumunun (Kurum) mali yapısının korunmasında kamu yararı olduğu açıktır. Aynı şekilde kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının da mali yapılarının korunmasında da kamu yararı olduğu yadsınamaz. A nılan kuralla kanun koyucu, Kurumun mali yapısının korunmasının kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının mali yapının korunmasına göre daha çok kamu yararı içerdiğini kabul etmiştir. Mahkememizin yerleşik içtihadına göre “…bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.” (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/07/2021, § 23). Dolayısıyla , bu husus kanun koyucunun takdir alanı içinde kalmaktadır. 4. Buradaki esas mesele, kuralın kamu yararı gerekçesiyle alacak iddiası ile dava açan kamu üniversitesi sağlık sunucularını davadan feragat etmeleri yönünde zorlayıcı bir düzenleme getirmesinin Anayasa’nın 130. maddesinde güvenceye alınan üniversite özerkliğine aykırılıklar taşımasıdır. 5. Anayasa’nın 130. maddesinde üniversiteler anayasal kurumlar olarak kabul edilmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında üniversitelerin tüzel kişiliğe ve bilimsel özerkliğe sahip olduğu belirtilmiştir. 6. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenen sınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır (AYM, E.2019/112, K.2020//35, 25/6/2020, § 31). 7. Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması, düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe alınabilmesini gerektirmektedir. Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § § 43- 45; E.2022/90, K.2023/201, 31/11/2023, § 57). 8. Anayasa’nın 130. maddesinin sekizinci fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır (AYM, E.2022/90, K.2023/201, 31/11/2023, § 59). 9. Dava konusu kural, sağlık hizmeti sunucusu kamu üniversitelerinin idari ve mali özerkliğiyle uyumlu değildir. Kamu üniversitelerinin herhangi bir hukuki uyuşmazlıkta davadan feragat etmeleri idari özerklikle ilgili bir husustur. Bu üniversitelere kural kapsamında açmış oldukları davalardan feragat zorunluluğu getirilerek kesinti miktarlarını talep etme haklarının ellerinden alınması ne idari özerklikle ne de mali özerklikle bağdaşmaktadır. 10. Belirtilen gerekçelerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 130. maddesine aykırılık taşıdığı sonucuna ulaştığımdan, çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞI OY 1. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 90. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine sayın çoğunluk tarafından karar verilmiştir. 2. Aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 3. Mahkemenin kararında, iptal istemi, hükme itiraz gerekçeleri özetlenmiştir. 4. Dava konusu kural ile kamu üniversitelerin kuruma karşı açtıkları davalarda feragat zorunluluğu getirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince görülmekte olan davada uygulanacak kural Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile mahkememizin önüne getirilmiştir. 5. Anayasa’nın 35. Maddesinde “herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkını kullanması toplum yararına aykırı kullanılamaz denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi ile güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve para ile değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K. 2015/62). 6. Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir./Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, 17/1/2008; E.2008/102, K.2010/14, 21/1/2010; E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 11). 7. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir ( Özkan Şen , B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). 8. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 9. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkını sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 10. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 11. Kuralda üniversitelere mülkiyet hakkı kapsamında aldıkları açmış oldukları davalardan feragat etme zorunluluğu getirilmektedir. Kural uyuşmazlığın esasının yargı merciileri tarafından incelenme imkanını ortadan kaldırmaktadır. 12. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte ö zel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2023/79, K.2024/80, 14/3/2024, § 16). 13. Adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa'da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74). 14. İtiraza konu kanuni düzenleme kamu üniversitelerine davayı açmakla elde edilen menfaatin kapsamı belirlenmeden davadan feragat zorunluluğu getirilmiştir. Kural bu yönüyle üniversitelere aşırı ve orantısız bir külfet getirmektedir. Mülkiyet hakkına getirilen ölçüsüz sınırlamanın davanın esası incelenmeden feragat ile sonuçlandırılması hak arama özgürlüğüne yapılmış ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. İptali gerekir. 15. Yukarıda belirtilen gerekçelerle söz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. Maddeleri uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. Üye Selahaddin MENTEŞ
2024/230
2024/86
25/12/2024
Esas - Ret
13/03/2025 - 32840
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/86 Karar Sayısı : 2024/230 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 90. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kurum zararı nedeniyle açılan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen kuralın da yer aldığı geçici 90. maddesi şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 90- (Ek:22/12/2022-7429/5 md.) Genel sağlık sigortası kapsamında yer alan kişilere, finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin olarak Kurum ile götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeyi imzaladıkları mali yıldan önce düzenleyerek 97 nci maddenin yedinci fıkrasına göre Kuruma teslim ettikleri fatura ve eki belgelerin, belirlenen sürelerde inceleme sürecinin tamamlanamaması nedeniyle, ödenen avans tutarları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içerisinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurumca giderleştirilir. Götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularınca sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarlarına karşı açtıkları davalardan kesinleşmemiş olanlarının tamamından bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde feragat ederler. Sağlık hizmeti sunucusu tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan sağlık hizmet sunucusunun mahsup edilmeyen alacakları Kurum tarafından terkin edilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen geçici 90. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kurum zararı nedeniyle açılan alacak davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un iptali talep edilen kuralın da yer aldığı geçici 90. maddesi şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 90- (Ek:22/12/2022-7429/5 md.) Genel sağlık sigortası kapsamında yer alan kişilere, finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin olarak Kurum ile götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalayan kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeyi imzaladıkları mali yıldan önce düzenleyerek 97 nci maddenin yedinci fıkrasına göre Kuruma teslim ettikleri fatura ve eki belgelerin, belirlenen sürelerde inceleme sürecinin tamamlanamaması nedeniyle, ödenen avans tutarları bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden bir ay içerisinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurumca giderleştirilir. Götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesi imzalamış kamu üniversitesi sağlık hizmeti sunucularınca sözleşme öncesinde incelenen fatura dönemine ait oluşan kesinti tutarlarına karşı açtıkları davalardan kesinleşmemiş olanlarının tamamından bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde feragat ederler. Sağlık hizmeti sunucusu tarafından itiraza konu edilmemiş olsa da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce incelenen fatura dönemine ait oluşan tutarlardan sağlık hizmet sunucusunun mahsup edilmeyen alacakları Kurum tarafından terkin edilir. ”
0
77
1,982
2025/15
2024/21
01/02/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/21, K.2025/15, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Aile Mahkemesi - Ankara 18
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/15
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/21 Karar Sayısı : 2025/15 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 5., 10., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 174. maddesi şöyledir: “ 1. Maddî ve manevî tazminat Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir .” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. İtirazın Gerekçesi 3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla, boşanma kapsamında farklı düzenlemelerde ya da genel hükümler çerçevesinde talep edilebilecek zararların tekrar talep edilebilmesine imkân tanındığı, dolayısıyla boşanma nedeniyle maddi zararların tazmini bakımından özel bir yol öngörülmesinin ilgili tarafın bir kez daha aynı konuda tazminata mahkûm edilmesi sonucunu doğurduğu, bu durumun eşler arasındaki menfaat dengesini bozduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 4. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesi yönünden de incelenmiştir. 5. Anayasa’nın 17. maddesinde “ Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. 6. Öte yandan Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. 7. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkili şekilde korunması yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Bu bağlamda Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Anılan pozitif yükümlülükler bazı durumlarda söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirir (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13). 8. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin uğradığı zararı tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 49). 9. Kuralla, evlilik birliğinin boşanma nedeniyle sona ermesi durumunda mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmak suretiyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Söz konusu giderim aynı zamanda kusurlu tarafa yönelik bir yükümlülük içermektedir. 10. Kanun koyucunun kişinin maddi ve manevi varlığının korunması yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken anayasal sınırlar içinde geniş bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bununla birlikte söz konusu yükümlülük kapsamında öngörüldüğü ve giderim sağlanması amacı taşıdığı anlaşılan davada talep edilebilecek maddi tazminatın konusunu oluşturan mevcut veya beklenen menfaatlerin kapsamı ile tazminata hükmedilmesinin şartları ve tazminat miktarının belirlenmesi yönteminin de ortaya konulması gerekir. 11. Kanun koyucunun, evlilik birliğini sona erdiren hâllerden biri olan boşanma nedeniyle ortaya çıkabilecek maddi/ekonomik nitelikteki zararları -aile hayatının özellikli durumunu gözeterek- diğer tazmin kurumlarından ayırdığı ve kendine özgü bir giderim yolu olarak öngördüğü anlaşılmaktadır. 12. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere söz konusu maddi tazminatın konusunu oluşturan mevcut menfaatlerin evlilik birliği altında sağlanan ve evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde ileriye dönük olarak mahrum kalınacak olan menfaatleri, beklenen menfaatlerin ise evlilik birliği sona ermeseydi elde edilecek olan olası menfaatleri ifade ettiği anlaşılmaktadır. Öte yandan kuralda düzenlenen maddi tazminata hükmedilebilmesi için talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer almamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2022/2-1268, K.2023/1189, 29/11/2023; E.2017/2-1576, K.2018/207, 14/272018; E.2013/2-1416, K.2014/956, 26/11/2014; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2021/1110, K.2021/2529, 23/3/2021; E.2012/4188, K.2012/23382, 3/10/2012). 13. 4721 sayılı Kanun’da eşlerin boşanmanın hukuki sonuçlarından olan maddi tazminatın konusunu oluşturan mevcut ve beklenen menfaatleriyle ilgili olarak evlilik birliğinin taraflara getirdiği hak ve yükümlülüklere yönelik düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan Kanun’un 185. maddesinde eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle ve birbirlerine yardımcı olmakla yükümlü kılınmıştır. Kanun’un 186. maddesinde de aile konutunun beraberce seçilmesi, evlilik birliğinin yönetilmesi ve eşlerin birliğin giderlerine emek ve malvarlıklarıyla katılmalarına ilişkin yükümlülükler öngörülmüştür. Bu itibarla evlilik birliğinin gerekleri ve yükümlülüklerine ilişkin söz konusu düzenlemelerin eşler bakımından mevcut veya beklenen pek çok yarar sağladığı açıktır. 14. Kuralda boşanma nedeniyle menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafa diğer tarafça maddi tazminat ödeme yükümlülüğü getirilmek suretiyle boşanmaya sebebiyet vermeyen eşin boşanmadan kaynaklanan zararlarının giderilmesi amaçlanmaktadır. Başka bir ifadeyle söz konusu tazminatın tamamen evlilik birliğinin ortadan kalkması nedeniyle uğranılan zararın giderilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. 15. Kural uyarınca maddi tazminatın talep edilebilmesi, evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesi, tazminat talep edecek tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması ve boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmiş olması gibi objektif koşullara bağlanmıştır. 16. Bunun dışında Kanun’da maddi tazminatı gerekli kılan şartlar ile tazminat miktarının her somut olayın koşullarında değişkenlik gösterebileceği kaygısıyla bu hususlarda ayrıntılı düzenleme yapılmadığı anlaşılmakta ise de Kanun’un 4. maddesinde hâkimin kuralda öngörülen maddi tazminata hükmederken takdir yetkisini ancak hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde kullanabileceği hüküm altına alınmış, 5. maddesiyle de 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı öngörülmüştür. Böylece evlilik birliğinin boşanma nedeniyle sona ermesi hâlinde mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören kusursuz veya daha az kusurlu tarafın talep edebileceği maddi tazminatın miktarının belirlenmesinde 6098 sayılı Kanun’un 49. ila 52. maddelerinin dikkate alınacağı anlaşılmaktadır. 17. Dolayısıyla kuralda öngörülen tazminatın konusunun, şartlarının ve kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği açıktır. 18. Bu itibarla maddi tazminatla ilgili olarak belirlenen bu çerçeveyle tazminat yükümlüsünün kusursuz veya az kusurlu eşin uğrayacağı zarardan daha fazla bir tazminat miktarından sorumlu tutulmak suretiyle cezai bir yaptırım mahiyetinde bir yükümlülük altına sokulduğu söylenemez. 19. Bunun yanında tazminattan sorumlu olan tarafın maddi tazminatın konusuna, miktarına ve şartlarına yönelik itirazlarını yargı mercileri önünde dile getirebileceği, dolayısıyla bu konuda ortaya çıkabilecek keyfî uygulamaları önleyecek güvencelerin de kuralda ve ilgili mevzuatta öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 20. Bu bağlamda kuralda boşanma nedeniyle mevcut ve beklenen menfaati zedelenen tarafın menfaati ile tazminat ödemekle sorumlu olan kusurlu veya daha fazla kusurlu eşin menfaati arasındaki makul dengenin gözetildiği, dolayısıyla kuralın devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 21. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 40. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 36. ve 41. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. I V. HÜKÜM 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/15
2024/21
16/01/2025
Esas - Ret
24/03/2025 - 32851
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/21 Karar Sayısı : 2025/15 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 5., 10., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 174. maddesi şöyledir: “ 1. Maddî ve manevî tazminat Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir .” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 18. Aile Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 5., 10., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 174. maddesi şöyledir: “ 1. Maddî ve manevî tazminat Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir .”
0
78
1,982
2025/18
2024/102
30/05/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/102, K.2025/18, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Sulh Hukuk Mahkemesi - Hassa
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer DURSUN ve Onur MERCAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/18
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/102 Karar Sayısı : 2025/18 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hassa Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 651. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ortaklığın giderilmesi davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 651. maddesi şöyledir: “III. Bazı malların özgülenmesi veya satılması Madde 651- Değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak mirasçılardan birine özgülenir. Mirasçılar bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal satılır ve bedeli bölüştürülür. Mirasçılardan biri istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır. Mirasçılar artırmanın şekli konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın mirasçılar arasında veya herkese açık yapılmasına karar verir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportörler Ömer DURSUN ve Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 4721 sayılı Kanun’un 575. maddesinin birinci fıkrasında mirasın miras bırakanın ölümüyle açılacağı ve miras bırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ile paylaştırmaların terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirileceği hükme bağlanmıştır. 4. Anılan Kanun’un 599. maddesinin birinci fıkrasında mirasçıların miras bırakanın ölümüyle mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanacakları, ikinci fıkrasında Kanun’da öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak şartıyla mirasçıların miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer mal varlığı haklarını, taşınır ile taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanacakları ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olacakları öngörülmüştür. 5. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında ise atanmış mirasçıların da mirası miras bırakanın ölümüyle kazanacakları, yasal mirasçıların atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlü oldukları belirtilmiştir. 6. Kanun’un 640. maddesinin birinci fıkrasında birden çok mirasçının bulunması hâlinde mirasın geçmesiyle birlikte mirasın paylaşılmasına kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geleceği ifade edilmiş, 646. ve devamı maddelerinde de mirasın paylaşılmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 7. Bu kapsamda 651. maddenin birinci fıkrasında değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malının bütün olarak mirasçılardan birine özgüleneceği, itiraz konusu ikinci fıkrasında ise mirasçıların bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamamaları hâlinde o malın satılacağı ve bedelinin bölüştürüleceği öngörülmüştür. 8. Bu itibarla kural uyarınca mirasın paylaşılmasında mirasçıların bir tereke malının bölünmesi veya mirasçılardan birine özgülenmesi konusunda anlaşamamaları durumunda bu mal satılacak ve elde edilen tutar mirasçılar arasında bölüştürülecektir. B. İtirazın Gerekçesi 9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda terekedeki taşınmaz üzerinde muhdesat bulunması durumunda uygulanacak bir düzenlemeye yer verilmediği, bu husustaki boşluğun içtihatla doldurulmaya çalışıldığı ancak gelişen şartların da etkisiyle mevcut yasal boşluğun hakkaniyetle bağdaşmayan durumların ortaya çıkmasına neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 11. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının yanı sıra miras hakkı da güvence altına alınmıştır. 12. Anılan maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde özetle; maddede birbirine yakın ve birbirleriyle ilgili iki temel hakkın düzenlendiği, bu düzenlemenin 18. yüzyıldan beri gelen geleneğin bir sonucu olduğu, maddeyle mülkiyet ve miras haklarının diğer temel haklar gibi ve onlar derecesinde anayasal güvenceye bağlandığı, ayrıca miras hakkının mülkiyet hakkının devamını ve özel bir şeklini oluşturduğu ifade edilmiştir. 13. Anayasa’nın 5. maddesinde “ Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. ” denilmiştir. 14. Söz konusu maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde ise özetle; maddede devletin temel amaç ve görevlerinin düzenlendiği, bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını engelleyen sebepleri ortadan kaldırmanın sosyal devletin görevi olduğu belirtilmiştir. 15. Bu itibarla miras hakkından yararlanılmasına engel olan durumların ortadan kaldırılmasını sağlayacak düzenlenmelerin öngörülmesi miras hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. 16. Kuralda mirasçıların bir tereke malının bölünmesi veya mirasçılardan birine özgülenmesi konusunda anlaşamamaları durumunda anılan malın satılacağı ve bedelinin bölüştürüleceği hükme bağlanmıştır. 17. 4721 sayılı Kanun’un 701. maddesinin birinci fıkrasında kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyetinin elbirliği mülkiyeti olduğu, ikinci fıkrasında ise elbirliği mülkiyeti kapsamında ortakların belirlenmiş paylarının bulunmadığı, her birinin hakkının ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir. 18. Anılan Kanun’un 640. maddesinin ikinci fıkrasında da mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak şartıyla terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri belirtilmiştir. 19. Buna göre tereke mallarının elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, bu bağlamda anılan mallar üzerinde mirasçıların ilke olarak birlikte tasarrufta bulunmalarının gerektiği açıktır. Başka bir ifadeyle ilke olarak miras paylaşılana kadar mirasçılardan birinin tereke malı üzerinde tek başına tasarrufta bulunabilmesi mümkün değildir. 20. Kanun’un 646. maddesinin birinci fıkrasında yasal mirasçıların gerek kendi aralarında gerek atanmış mirasçılarla birlikte mirası aynı kurallara göre paylaşacakları, ikinci fıkrasında aksine düzenleme olmadıkça mirasçıların paylaşmanın nasıl yapılacağını serbestçe kararlaştıracakları hükme bağlanmıştır. 21. 647. maddede miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufuyla paylaşmanın nasıl yapılacağı ve payların nasıl oluşturulacağı hakkında hükümler koyabileceği, ikinci fıkrasında ise bu hükümlerin miras bırakan tarafından kastedilmemiş olan bir eşitsizlik hâlinde payların denkleştirilmesi imkânı saklı kalmak şartıyla mirasçılar için bağlayıcı olduğu öngörülmüştür. 22. Buna göre miras bırakanın belirlediği bir hüküm bulunmaması hâlinde mirasın ne şekilde paylaşılacağının mirasçılar tarafından serbestçe kararlaştırılmasına imkân tanındığı anlaşılmaktadır. 23. Bununla birlikte mirasçıların mirasın paylaşılması konusunda anlaşamamaları da mümkündür. Dolayısıyla mirasın paylaşılması konusunda mirasçılara tanınan özgürlüğün miras hakkından yararlanılmasına ilişkin tek başına yeterli güvence sağladığı söylenemez. 24. Bu itibarla mirasçılar arasında mirasın paylaşılmasına ilişkin anlaşmanın sağlanamaması durumunda uygulanacak düzenlemelerin öngörülmesi miras hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında kalmaktadır. 25. Kanun’un 642. maddesinin birinci fıkrasında mirasçılardan her birinin sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadığı sürece her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebileceği, ikinci fıkrasında her mirasçının terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden talep edebileceği, bu durumda hâkimin terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini gözönünde bulundurmak suretiyle mümkün ise taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapacağı, mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki farkın para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirmenin sağlanacağı öngörülmüştür. 26. Anılan maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde mirasçılardan her birine tereke mallarının tamamının ya da bir kısmının paylaşılmasını talep etme imkânının tanındığı, dolayısıyla paylaşmanın kısmen dahi yapılabilmesinin mümkün kılındığı, bu tür bir talep karşısında öncelikle aynen paylaşmanın esas alınacağı, bunun mümkün olmaması durumunda ise paylaşmanın satış yoluyla gerçekleştirileceği ifade edilmiştir. 27. Mirasın paylaşılmasında payların belirlenmesi ise 650. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında mirasçıların tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay oluşturacakları, anlaşmanın sağlanamaması durumunda mirasçılardan her birinin payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebileceği, payların oluşturulmasında hâkimin yerel âdetleri, mirasçıların kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu gözönünde bulunduracağı, üçüncü fıkrasında payların özgülenmesinin mirasçıların anlaşması çerçevesinde yapılacağı, bunun mümkün olmaması durumunda ise kura çekileceği hükme bağlanmıştır. 28. Dolayısıyla miras paylarının oluşturulmasında mirasçıların iradesine öncelik tanındığı, mirasçıların anlaşamamaları durumunda ise payların oluşturulmasında hâkimin dikkate alacağı hususların düzenlendiği, ayrıca payların özgülenmesi konusunda mirasçılar arasında uyuşmazlık çıkması hâlinde uygulanacak makul bir yöntemin belirlendiği görülmektedir. 29. Mirasın aynen paylaşılması kapsamında belirli malların bölünmesi durumunda değerinde önemli ölçüde azalmanın meydana gelmesi mümkündür. Bu bağlamda 651. maddenin birinci fıkrasında değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malının bütün olarak mirasçılardan birine özgüleneceği öngörülmek suretiyle malın değerinin korunması amaçlanmıştır. 30. Öte yandan belirli bir malın bölünmesi veya mirasçılardan birine özgülenmesi konusunda da mirasçılar arasında uyuşmazlık çıkabileceği gözönünde bulundurulmak suretiyle kuralla mirasçıların bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamamaları durumunda o malın satılması ve bedelinin bölüştürülmesi öngörülmüştür. 31. Buna göre tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda mirasçıların anlaşmaları durumunda mirasçıların iradelerine öncelik tanınacaktır. Anlaşmanın sağlanamaması durumunda ise mirasçıların miras hakkından yararlanabilmeleri için kural gereğince mal satılacak ve malın bedeli bölüştürülecektir. 32. Bu bakımdan kuralın miras hakkından yararlanmayı engelleyen bir durumun ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural uyarınca tereke malının satılıp bedelinin bölüştürülmesi miras hakkına ilişkin devletin yükümlülüklerinin bir görünümüdür. 33. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında mirasçılardan birinin talep etmesi hâlinde satışın artırma yoluyla yapılacağı, mirasçıların artırmanın şekli konusunda anlaşamamaları durumunda ise sulh hâkiminin artırmanın mirasçılar arasında veya herkese açık olarak yapılmasına karar vereceği hükme bağlanmıştır. 34. Kanun’un 4. maddesinde kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde bulundurmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vereceği düzenlenmiştir. Bu bağlamda hâkim tarafından mirasçıların menfaatleriyle bağdaşmayan bir satış yönteminin veya artırma usulünün belirlenmesinin mümkün olduğu savunulamaz. 35. Başvuru kararında; kuralda taşınmaz üzerinde muhdesat bulunması durumunda uygulanacak bir düzenlemeye yer verilmediği, içtihat uyarınca yargılama aşamasında belirlenen arz-muhdesat oranının ise satış aşamasında değişebildiği ve bu durumun mülkiyet hakkını zedelediği ileri sürülmüş ise de anılan hususlar uygulamaya ilişkin olduğundan anayasallık denetiminin konusu dışında kalmaktadır. 36. Bu itibarla tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda mirasçılar arasında ortaya çıkan anlaşmazlığı makul bir yöntemle çözüme kavuşturmayı amaçladığı anlaşılan, ayrıca bu malın mirasçıların menfaatleriyle bağdaşmayacak ve değerinin altında satılmasına neden olacak bir yönü bulunmayan kuralın miras hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır. 37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV . HÜKÜM 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 651. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/18
2024/102
16/01/2025
Esas - Ret
14/03/2025 - 32841
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/102 Karar Sayısı : 2025/18 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hassa Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 651. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ortaklığın giderilmesi davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 651. maddesi şöyledir: “III. Bazı malların özgülenmesi veya satılması Madde 651- Değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak mirasçılardan birine özgülenir. Mirasçılar bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal satılır ve bedeli bölüştürülür. Mirasçılardan biri istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır. Mirasçılar artırmanın şekli konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın mirasçılar arasında veya herkese açık yapılmasına karar verir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hassa Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 651. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ortaklığın giderilmesi davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 651. maddesi şöyledir: “III. Bazı malların özgülenmesi veya satılması Madde 651- Değerinde önemli azalma olmadan bölünemeyen tereke malı, bütün olarak mirasçılardan birine özgülenir. Mirasçılar bir tereke malının bölünmesi veya özgülenmesi konusunda anlaşamazlarsa, o mal satılır ve bedeli bölüştürülür. Mirasçılardan biri istemde bulunursa satış artırma yoluyla yapılır. Mirasçılar artırmanın şekli konusunda anlaşamazlarsa sulh hâkimi, artırmanın mirasçılar arasında veya herkese açık yapılmasına karar verir. ”
0
79
1,982
2024/226
2024/29
01/02/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/29, K.2024/226, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Asliye Ticaret Mahkemesi - İzmir 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Onur MERCAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/226
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/29 Karar Sayısı : 2024/226 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2024/29) 2. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (E.2024/58) İTİRAZLARIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 12., 13., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: Manevi tazminat talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 326. maddesi şöyledir: “ Yargılama giderlerinden sorumluluk MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. ” II. İLK İNCELEME E. 2024/29 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında d osyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. E. 2024/58 Sayılı Başvuru Yönünden 2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL’in katılımlarıyla 14/3/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında d osyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 3. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/58 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/29 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/29 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 14/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 4. E.2024/58 sayılı davaya ilişkin başvuru kararında, itiraz konusu kuralın yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden yürürlüğünün durdurulması talebinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 14/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. ESASIN İNCELENMESİ 5. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 6. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeye ilişkin Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde temel hak ve özgürlüklerin anılan maddeden itibaren önem dereceleri gözetilmek suretiyle düzenlendiği ifade edilmiştir. 7. Öte yandan Anayasa’nın 5. maddesinde insanın manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. 8. Söz konusu anayasal hükümlerde anayasa koyucunun manevi varlığın korunması ve geliştirilmesine verdiği önem açık şekilde ortaya konulmuştur. Başka bir ifadeyle anılan hükümlerde kişinin manevi varlığına anayasal açıdan verilen değer vurgulanmıştır. 9. Bu bağlamda kişinin manevi varlığının anayasal önemi gözönünde bulundurulmak suretiyle farklı nedenlerle uğranılan manevi zararların giderilmesine yönelik yasal düzenlemeler öngörülmüştür. 10. Bu kapsamda 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 26. maddesinin ikinci fıkrasında adı haksız olarak kullanılan kişinin buna son verilmesini, haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddi zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevi tazminat ödenmesini talep edebileceği hükme bağlanmıştır. 11. 4721 sayılı Kanun’un 121. maddesinde ise nişanın bozulması nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini talep edebileceği öngörülmüştür. 12. Anılan Kanun’un 174. maddesinin ikinci fıkrasında da boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini talep edebileceği düzenlenmiştir. 13. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesinin birinci fıkrasında hâkimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini gözönünde bulundurmak suretiyle zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebileceği, ikinci fıkrasında ise ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin ya da ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. 14. 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasında da kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini talep edebileceği öngörülmüştür. 15. Anılan düzenlemelerde manevi zarara uğrayan kişilere bu zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para talep etme imkânı tanınmıştır. Bununla birlikte belirli manevi zararların tazminat ödenmesi dışında diğer bir giderim biçimi yle giderilmesi de mümkündür. Nitekim söz konusu maddenin ikinci fıkrasında hâkimin manevi tazminatın ödenmesi yerine diğer bir giderim biçimi kararlaştırabileceği veya bu tazminata ekleyebileceği, özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebileceği ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebileceği belirtilmiştir. 16. Bu itibarla manevi tazminat davaları esas itibarıyla manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesi suretiyle manevi zararın giderilmesine ilişkin davalardır. B. Anlam ve Kapsam 17. 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; başvurma, karar ve ilam harçları, dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri, dosya ve sair evrak giderleri, geçici hukuki koruma tedbirleri ile protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler, keşif giderleri, tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler, resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler, vekille takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar, vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenilmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti ve yargılama sırasında yapılan diğer giderlerin yargılama giderlerini oluşturduğu hükme bağlanmıştır. 18. Anılan Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi hükmün kapsadığı hususlar arasında sayılmıştır. 19. Kanun’un 332. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yargılama giderlerine mahkemece resen hükmedileceği, (2) numaralı fıkrasında yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümünün hüküm altında gösterileceği, (3) numaralı fıkrasında ise hükümden sonraki yargılama giderlerinin hangi tarafça ödeneceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceğinin mahkemece ilamın altına yazılacağı ifade edilmiştir. 20. 326. maddenin (1) numaralı fıkrasında Kanun’da yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin itiraz konusu (2) numaralı fıkrasında ise davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması durumunda mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı öngörülmüştür. Kural “ manevi tazminat davaları ” yönünden incelenmiştir. 21. Bu itibarla kural uyarınca manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilen hâllerde yargılama giderleri kabul-ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılacaktır. C. İtirazların Gerekçeleri 22. Başvuru kararlarında özetle; manevi tazminat davalarında davacıya hangi tutarda tazminatın ödeneceğini belirleme konusunda hâkimin takdir yetkisinin bulunduğu, bu nedenle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi durumunda kişilik hakkının ihlal edildiği tespit edilen davacının kural uyarınca yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulmasının kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla bağdaşmadığı gibi kuralın mülkiyet hakkı ile hak arama özgürlüğünü de ihlal ettiği, manevi tazminatın hesaplanma yönteminin mevcut olmaması nedeniyle manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat davasında davacının vekâlet ücreti ödemek zorunda kalmasının hakkaniyet ilkesiyle çeliştiği, ayrıca kuralla hukuk devleti ilkesi ile devletin temel amaç ve görevlerinin yanı sıra özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının da ihlal edildiği belirtilerek kuralın “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 12., 13., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 23. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 24. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10). 25. Kuralda iki taraftan her birinin kısmen haklı çıktığı davalarda yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılacağı hükme bağlanmıştır. Kural “ manevi tazminat davaları ” yönünden incelenmiştir. 26. Kural uyarınca manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesi hâlinde davayı açan kişinin yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulması bu kişi üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2021/107, K.2022/109, 28/9/2022, § 36; Abdullah Karataş , B. No: 2019/4150, 3/2/2022, § 29). 27. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması gerekir. 28. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 29. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 30. Yargılama giderlerinin kapsamı 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Dolayısıyla kural uyarınca taraflar arasında paylaştırılacak giderler yönünden herhangi bir belirsizlik bulunmamaktadır. 31. Öte yandan kuralda iki taraftan her birinin kısmen haklı çıktığı davalarda yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılmasına ilişkin olarak hâkime takdir yetkisi tanınmaksızın tarafların haksız çıktıkları oranda yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaları öngörülmüştür. 32. Nitekim kuralın gerekçesinde de mülga 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 417. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi durumunda yargılama giderlerinin paylaştırılması hususunda hâkime takdir yetkisi tanındığı, öngörülen yeni düzenlemede ise tarafların haklılık oranları dikkate alınarak anılan giderlerin paylaştırılması esasının benimsendiği, dolayısıyla hâkimin tarafların haklılık oranları dışında başka bir ölçütü dikkate almak suretiyle takdir yetkisi kullanamayacağı ifade edilmiştir. 33. Bu bağlamda miktar belirtilmek suretiyle açılan manevi tazminat davasında tarafların haklılık oranları talep edilen miktarın kabul ve ret edilen kısımları üzerinden belirlenmektedir. Başka bir ifadeyle manevi tazminat davasında tazmin edilmesi gereken manevi bir zarar bulunması tek başına davacının tümüyle haklı kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktadır. 34. Nitekim Yargıtay uygulamasında manevi tazminat davalarında yargılama giderlerinin talep edilen tutara ilişkin kabul-ret oranı dikkate alınmak suretiyle taraflar arasında paylaştırılması gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2022/1144, K.2024/5727, 5/6/2024). 35. Buna göre manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmesi durumunda yargılama giderlerinin kabul-ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılması yönünden de herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle manevi tazminat davasında hüküm verildikten sonra taraflar arasında hangi giderlerin ne şekilde paylaştırılacağı belirlidir. 36. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik insan haklarına saygılı hukuk devleti ilkesi ışığında ele alındığında hükümden sonra yargılama giderlerinin paylaştırılma yönteminin belirli olmasının ötesinde davayı açacak kişinin talebinin mahkemece haksız olarak nitelendirilecek kısmını öngörebilmesinin önem taşıdığı açıktır. 37. Bu itibarla mahkeme tarafından manevi tazminat talebinin hangi oranda haklı kabul edileceğinin öngörülmesinin mümkün olup olmadığının da kanunilik şartı kapsamında incelenmesi gerekir. 38. Mal ve hizmetlerin karşılıklarının ödenmesinde, değerler ile servetlerin ölçülmesinde kullanılan elverişli bir araç olan paradan manevi zararların karşılanmasında da yararlanılması kaçınılmazdır (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.1968/33, K.1969/12, 11/2/1969). Bununla birlikte Türk hukukunda ilgili yasal düzenlemelerde manevi tazminat olarak ödeneceği ifade edilen uygun bir miktar ya da bir miktar paranın belirlenmesine yönelik herhangi bir hesaplama yöntemi bulunmamaktadır. Başka bir deyişle manevi tazminat olarak ödenecek tutarın matematiksel olarak hesaplanması söz konusu değildir. 39. Bu bağlamda davacıya ödenecek manevi tazminatın tutarının belirlenmesi hâkimin takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla manevi tazminat davasını açacak kişiden davanın sonunda tazminat olarak hükmedilecek tutarı öngörebilmesi beklenemez. Başka bir ifadeyle manevi tazminat davasında davacının mahkemeye yönelttiği talebin hangi oranda haklı bulunacağını öngörebilmesi ilke olarak mümkün değildir. 40. Manevi tazminat olarak ödenecek tutarın belirlenmesinde hâkimin sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmaması ve manevi tazminat davalarında sağlanacak içtihat istikrarı da davacı yönünden söz konusu öngörülemez durumu ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim davacı, hâkim tarafından hükmedilen tutarın az da olsa üzerinde bir tazminat talep etmiş olması hâlinde kural uyarınca yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulacaktır. 41. Diğer yandan manevi tazminat tutarının yargılama süresince dosyaya giren bilgi ve belgelerle belirli hâle gelmesine de imkân bulunmamaktadır. Nitekim manevi tazminat tutarının belirli olmaması bu tutarın hesaplanma yönteminin bulunmamasından, başka bir ifadeyle hâkimin takdir ettiği bir tutar olmasından kaynaklanmaktadır. 42. Manevi tazminat davasında davacının hak kaybı yaşamamak adına talep edeceği tazminat miktarını yüksek şekilde belirlemeye ilişkin bir baskı altında kalabileceği kuşkusuzdur. Diğer yandan davacının talebinin bir kısmının kabul edilmemesi durumunda kural gereğince yargılama giderlerinden sorumlu tutulması talebin belirlenmesinde davacı üzerinde baskı oluşturan bir diğer husustur. 43. Buna göre manevi tazminat davasında talebini düşük belirlemesi durumunda hak kaybı yaşayabilecek olan ayrıca hâkimin takdirine bağlı olarak talebinin bir kısmının kabul edilmemesi durumunda kural uyarınca yargılama giderlerinden sorumlu tutulması mümkün olan kişilerin temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal güvencelere uygun şekilde mahkemeye erişebildiğinden söz edilemez. 44. Öte yandan manevi tazminat talebiyle açılacak davalarda talep edilenden düşük bir tazminata hükmedilse dahi davacının yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasına imkân tanındığında mahkemelere temelsiz talepler yöneltileceği, ayrıca gereksiz yargılama giderlerinin yapılabileceği ve bu durumun yargılamanın işleyişinin bozulmasına sebebiyet verebileceği söylenemez. 45. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un “ Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk ” başlıklı 327. maddesinin (1) numaralı fıkrasında gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan tarafın davada lehine karar verilmiş olsa dahi karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla davacının yargılama süresince gereksiz giderler yapılmasına neden olmasını engelleyecek nitelikte bir düzenlemenin bulunduğu açıktır. 46. Bu itibarla miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını, başka bir ifadeyle davanın sonunda talebinin hangi oranda haklı bulunacağını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiği davalara ilişkin yargılama giderleri bakımından herhangi bir özel düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “ manevi tazminat davaları ” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 47. Açıklanan nedenle kural, “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 12., 17., 20. ve 35. maddeleri yönünden incelenmemiştir. VI . İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 48. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 49. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VII. HÜKÜM 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile oy çokluğuyla iptaline karar vermiştir. İptale ilişkin bu karara aşağıda açıklanan nedenlerle katılma imkânı olmamıştır. 2. İtiraz konusu kural; “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır” şeklinde olup, kural gereğince konusu para olan manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilen hâllerde yargılama giderleri haklılık oranına göre taraflar arasında paylaştırılacaktır. 3. Mahkememizin çoğunluğu miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminatın tutarını, başka bir ifadeyle davanın sonunda talebinin hangi oranda haklı bulunacağını tam olarak öngörebilmesinin mümkün olmadığı gözetildiğinde kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “konusu para olan manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşmış ve kuralın iptaline karar vermiştir. 4. Manevi tazminat, bir kişinin onuruna, şerefine, kişilik haklarına veya duygusal durumuna zarar veren bir eylem veya durum karşısında, bu zararların tazmin edilmesi amacıyla talep edilen bir bedeldir. Manevi tazminatın gerekçesi, şahsın kişilik haklarının ihlali sonucu uğradığı acı, üzüntü, psikolojik ve duygusal zararların giderilmesidir. Bu zararlar, maddi bir karşılıkla ölçülemeyecek kadar soyut ve manevi olmasına rağmen, yine de bu zararların telafi edilmesi gerektiği düşüncesiyle manevi tazminat talep edilebilir. Özetle, manevi tazminat ile maddi olarak karşılanamayacak zararların bir nebze de olsa giderilmesi hedeflenir. 5. Mahkeme çoğunluk kararında, kural ile tarafların haklılık oranları dikkate alınarak anılan giderlerin paylaştırılması esasının benimsendiği, dolayısıyla hâkimin tarafların haklılık oranları dışında başka bir ölçütü dikkate almak suretiyle takdir yetkisi kullanamayacağı ifade edilmiş, (§ 32) a yrıca d avacıya ödenecek manevi tazminatın tutarının belirlenmesi hâkimin takdir yetkisi kapsamında kaldığı, dolayısıyla manevi tazminat davasını açacak kişiden davanın sonunda tazminat olarak hükmedilecek tutarı öngörebilmesinin beklenemeyeceği belirtilmiştir (§ 39). 6. Ne var ki manevi tazminatın miktarı konusunda belirsizlik her iki taraf için de söz konusudur. Manevi tazminat talebinde bulunan kişi (davacı), genellikle kendisine yapılan haksızlık nedeniyle uğradığı psikolojik, duygusal ve onursal zararın tam olarak ne kadar olduğunu ölçme veya tahmin etme konusunda kesin bir bilgiye sahip olamaz. 7. Benzer şekilde, davalı da tazminat miktarını önceden öngöremez. Davalı, davacının davaya konu haksız fiilden ne kadar etkilendiğini kestiremeyebilir. 8. Ancak, davacının bu konuda davalıya kıyasla daha fazla bilgiye sahip olabileceği bir gerçeklik de vardır. Davacı, kendisine yapılan haksızlığın doğrudan etkilerini ve yaşadığı duygusal acıyı daha iyi hissedebilir. Bu bağlamda, davacı ne kadar bir manevi tazminat talep etmesi gerektiğini daha iyi değerlendirebilir çünkü yaşadığı acı, stres ve duygusal travma, doğrudan kendisini ilgilendirir. 9. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni belirtilmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir. (AYM , E.2023/101, K.2023/207, 30/11/2023, § 27) 10. Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak şartıyla düzenlenmesi hususu kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu takdir yetkisini kullanırken Anayasa’daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir ( AYM , E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015). 11. İtiraz konusu kural, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup davaların hızlı bir şekilde görülmesi ve sonuçlandırılması açısından kamu yararı amacı taşımaktadır. 12. Genel olarak gereksiz başvuruların önlenmesi suretiyle dava sayısının azaltılması ve mahkemelerin ve icra dairelerinin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla belirli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı ya da mahkeme hükmünün icrasını imkânsız kılmadıkça ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez ( Serkan Acar , B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39). 13. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu/ Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. 14. Kuralın, yargılama ve takip masraflarının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemeler ve icra dairelerinin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği açıktır. 15. Manevi tazminat davalarında, davacı tarafın adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı büyük önem taşırken, davalının hakları da aynı derecede dikkate alınmalıdır. Adil yargılanma hakkı, davacıya hak arama özgürlüğünü sağlarken, davalı tarafın da haklarının korunması, yargılama sürecinin adaletli ve dengeli bir şekilde yürütülmesini sağlar. 16. Davacı, yaşadığı mağduriyet ve acıyı tazminat talebiyle telafi etmek isterken, davalı tarafın da haksız yere yüksek miktarda tazminat talep edilmesine karşı korunması gerekmektedir. Davalı, kendisine yönelik asılsız veya orantısız taleplerin, onun haklarına zarar vermemesi için güvence altına alınmalıdır. Bu bağlamda, yargılama giderlerinin taraflar arasında haklılık durumuna göre paylaştırılması, her iki tarafın da haklarının dengeli bir biçimde korunmasını sağlamaktadır. Kural ile davalı taraf yargılama sürecinde gereksiz masraflara veya temelsiz tazminat taleplerine karşı korunmaktadır. 17. Manevi tazminat davaları yönünden kuralın iptali ile yargılama giderleri tamamen davalı tarafa yüklenme sonucu doğuracaktır. Bu durum ise davacının çok yüksek bir tazminat talebiyle dava açmasını teşvik edebilir. Böyle bir durumda davacının, tazminat talebinin gerçeğe dayalı olmaktan çok, davalıya mali yük bindirme amacı taşıması riskini ortaya çıkaracaktır. Davalı, daha yüksek bir tazminat talebiyle karşılaşırsa, doğal olarak daha yüksek avukatlık ücreti ve dava masrafları ile karşı karşıya kalabilir. Bu da özellikle davalının maddi durumu zayıfsa, ona ciddi bir ekonomik yük getirebilir. Davalı, yalnızca savunmasını yapmak için ciddi masraflar yapmak zorunda kalabilir. 18. Manevi tazminat davaları iki hususun tespitini içerir. İlk olarak, davalının davacıya karşı haksız bir eyleminin varlığı belirlenir. Bu kısım, bir tespit davası mahiyeti taşır ve mahkeme, davalının davacıya karşı haksız bir fiil işleyip işlemediğini, yani kişilik haklarına zarar verilip verilmediğini belirler. Tespit hususu, davacının zararın hukuki dayanağını ortaya koyar. 19. İkinci husus ise, tazminat miktarının belirlenmesidir. Bu aşama, eda davası mahiyeti taşır çünkü belirli bir tazminatın ödenmesi için hüküm verilir. Tazminat miktarı, davacının yaşadığı zararın derecesi ve davalının kusurunun ağırlığına göre belirlenir. 20. Bu iki husus birbirine bağlıdır. Ancak sadece davalının kusurunun tespitine odaklanarak, yargılama giderlerinin yalnızca davalıya yüklenmesi düşüncesine yol açmamalıdır. Tespit davalarında davacı lehine maktu vekalet ücreti hükmedilirken, eda davalarında vekalet ücreti nispi olarak hesaplanır. Davanın kısmi kabulü halinde davalı da kısmi haklı olacaktır. Buna rağmen, yargılama giderlerinin sadece davalıya yüklenmesi, taraflar arasındaki dengeyi bozacaktır. 21. Hakimler, yargılama giderleri konusunda takdir yetkisine sahip olmasalar da manevi tazminat miktarını belirlemedeki takdir yetkileri ile adil olmayan bir sonucun doğmasını engelleyecek önemli bir enstrümana sahiptirler. Hakim tazminat miktarını tespitte talebin tamamına ya da tamamına yakınına hükmederek taraflar arasında adil bir denge sağlayabilir. 22. Mahkemeye erişim hakkının ilk aşaması davanın açılması sırasındaki yargılama giderlerinin yüksek olmamasını gerektirir. Asıl caydırıcılık bu aşamada ortaya çıkabilir. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi 4.12.2024 tarihinde 2024/6 E. Sayılı itiraz başvurusunda “davalısı harçtan muaf olan davalar” yönünden davanın açılması sırasında dava değerine göre nispi başvuru harcı alınmasını değerlendirmiş ve davanın kabulü ya da reddinde her iki durumda da iade edilecek olan nispi harcın davanın açılma sırasında alınmasını Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görmemiştir. 23. Oysa ki o kurala göre daha hafif nitelikte olan dava konusu kural yargılama sonunda belirlenmekte ve davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretini aşamamaktadır. Manevi tazminat davalarında vekalet ücreti dışındaki yargılama giderleri de taraflar açısından son derece düşük kalmaktadır. Kural bu yönüyle taraflar arasında bir denge kurduğu için davacının mahkemeye erişim hakkını ihlal etmemekte ve aksine adil bir yargılama için önemli bir güvence olmaktadır. 24. Kuralın iptali, yüksek talepli davaların açılmasına sebep olacaktır. Bu durum yargılama sürecini karmaşıklaştırabilir ve nihai kararın daha geç alınmasına yol açabilir. Ayrıca, aşırı talepler davalı taraf için büyük mali yükler doğurur ve yargının yükünü artırarak, sistemin verimliliğini olumsuz etkileyebilir. Yüksek taleplerin artması, mahkeme iş yükünü yoğunlaştırarak, kararların gecikmesine sebep olabilir. 25. Kuralın dava açmayı imkânsız hale getirecek ya da aşırı derece zorlaştıracak bir yönü bulunmamaktadır. 26. Tüm bu açıklamalar ışığında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’ya herhangi bir aykırılık söz konusu olmadığından kuralın iptaline ilişkin çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR
2024/226
2024/29
25/12/2024
Esas - İptal
14/03/2025 - 32841
Var
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/29 Karar Sayısı : 2024/226 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2024/29) 2. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (E.2024/58) İTİRAZLARIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 12., 13., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: Manevi tazminat talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 326. maddesi şöyledir: “ Yargılama giderlerinden sorumluluk MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2024/29) 2. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (E.2024/58) İTİRAZLARIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 12., 13., 17., 20., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. OLAY: Manevi tazminat talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın “ manevi tazminat davaları ” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 326. maddesi şöyledir: “ Yargılama giderlerinden sorumluluk MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. ”
1
80
1,982
2025/1
2024/232
16/01/2025
16/01/2025
(AYM, E.2024/232, K.2025/1, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İdare Mahkemesi - Mardin 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Burcu TAŞYAPAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/1
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/232 Karar Sayısı : 2025/1 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Mardin 3. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanun’un 64. maddesiyle değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hizmet içinde görev sırasında amir veya üstlerine saygısız davranıldığı gerekçesiyle dört ay kısa süreli durdurma cezasıyla cezalandırılmaya ve cezanın brüt aylıktan 1/5 oranında kesinti yapılması suretiyle infaz edilmesine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ (7) (Değişik:17/1/2019-7161/64 md.) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu hükümlerine tabi olan personelin; a) Kısa süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/5’i ila 1/4’ü, . b) Uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/3’ü ila 1/2’si, kesilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A. Genel Açıklama 3. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 1. maddesinde Türk Sil â hlı Kuvvetleri (TSK); Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri subay, askerî memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askerî öğrencilerden oluşan ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı devlet kuvveti olarak tanımlanmıştır. Söz konusu maddede daha önce Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin yanında “ …Jandarma… ” ve “ …Sahil Güvenlik… ” ibareleri de yer almaktayken anılan ibareler 1/2/2018 tarihli ve 7073 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır. Dolayısıyla jandarma ve sahil güvenlik teşkilatı TSK’nın bir unsuru olarak belirlenmemiştir . 4. 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 3. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti Jandarması, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan, diğer kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin verdiği görevleri yerine getiren silahlı genel kolluk kuvveti şeklinde tanımlanmıştır. Anılan Kanun’un personele uygulanacak mevzuata ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 13. maddesinin birinci fıkrasında jandarma hizmetleri sınıfı personeline nasıp ve terfi, aylık ve diğer mali ve sosyal haklar bakımından statü ve rütbelerine göre 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’na tabi personel hakkındaki hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 5. 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 2. maddesinde Sahil Güvenlik Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlı silahlı bir genel kolluk kuvveti olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un personele uygulanacak mevzuata ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 7. maddesinin birinci fıkrasında Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin subay, astsubay, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, öğrenci, erbaş ve erler ile devlet memuru, sözleşmeli personel ve işçileri kapsadığı ifade edilmiş; sahil güvenlik hizmetleri sınıfı personeline nasıp ve terfi, aylık ve diğer mali ve sosyal haklar bakımından statü ve rütbelerine göre 926 sayılı Kanun’a tabi personel hakkındaki hükümlerin uygulanacağı, sözleşmeli subay ve astsubayların 4678 sayılı Kanun’a, uzman erbaşların 3269 sayılı Kanun’a, sözleşmeli erbaş ve erlerin ise 6191 sayılı Kanun’a tabi olduğu hüküm altına alınmıştır . 6. Buna göre Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde görev yapan personelin hukuki ve idari açıdan TSK mensubu olmamakla birlikte terfi sistemi bakımından meslek itibarıyla emsalleri olan TSK mensuplarının kanunlarına tabi kılındıkları, dolayısıyla bunların rütbeleri, bekleme süreleri, nasıpları, rütbe terfisi ve kademe ilerlemesi şartları gibi hususların söz konusu kanunlarda düzenlenen usul ve esaslara göre belirleneceği anlaşılmaktadır. B. Anlam ve Kapsam 7. 7068 sayılı Kanun Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline ilişkin disiplinsizlik hâlleri ile cezalarını, disiplin amirlerini ve kurullarını, disiplin soruşturma usulünü ve ilgili diğer hususları düzenlemektedir. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatında çalışan her sınıftan memurlar, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatlarında görev yapan subay, astsubay, sözleşmeli subay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erler ile diğer sınıflardaki memurlar kanun kapsamında yer almaktadır. 8. Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında fiilin niteliğine göre personele verilebilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kısa süreli durdurma, uzun süreli durdurma, meslekten çıkarma ve devlet memurluğundan çıkarma cezası olarak belirlenmiştir. Anılan fıkranın (ç) bendinde kısa süreli durdurmanın personelin bulunduğu kademede ilerlemesinin dört, altı veya on ay süre ile durdurulması olduğu belirtilmiştir. 9. Kanun’un disiplin cezası verilecek fiillerin düzenlendiği 8. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kısa süreli durdurma cezasını gerektiren fiiller gösterilmiştir. İtiraz konusu kural ise Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 926, 3466, 3269 ve 6191 sayılı Kanunlara tabi olan personelin kısa süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hâllerde brüt aylıklarının 1/5’i ila 1/4’ünün kesilmesini öngörmektedir. 10. Bu itibarla kuralla terfileri Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline uygulanan terfi usul ve esaslarından ayrı, aslen TSK personeli için benimsenmiş kendine özgü bir terfi sistemine tabi kılınan Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin kısa süreli durdurma cezasıyla cezalandırılmasını gerektiren bir fiil işlemesi hâlinde bu cezanın söz konusu personele ne şekilde uygulanacağına yönelik bir düzenleme getirilmiştir. Kural uyarınca böyle bir durumda anılan personelin bulunduğu kademede ilerlemesinin durdurulması yoluna gidilmeksizin brüt aylığından 1/5 ila 1/4 oranında kesinti yapılması gerekmektedir. Nitekim kuralın gerekçesinde kısa süreli durdurma ve uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren disiplinsizlikleri işleyen subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erler bakımından söz konusu disiplinsizliğin cezasının aylıktan kesme cezası olarak uygulanmasının sağlanmasının amaçlandığı ifade edilmiştir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2020/17, K.2022/5, 26/1/2022, § 15). C. İtirazın Gerekçesi 11. Başvuru kararında özetle; kuralda dört, altı ve on ay şeklinde üç farklı kısa süreli durdurma cezasının bulunmasına karşın bu süreler gözetilmeksizin 1/5 ila 1/4 oranında aylıktan kesme cezasının öngörüldüğü, disiplin kurullarına sınırları belirsiz bir takdir yetkisinin verildiği, bu durumun cezaların uygulanmasında eşitsizliğe neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,10., 11. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür . Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 12. Anayasa Mahkemesi 26/1/2022 tarihli ve E.2020/17, K.2022/5 sayılı kararında 7068 sayılı Kanunu’nun 8. maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) bendinde düzenlenen ve Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 926, 3466, 3269 ve 6191 sayılı Kanunlara tabi olan personelin uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hâllerde brüt aylıklarının 1/3’ü ila 1/2’sinin kesilmesini öngören kuralı incelemiş ve anılan bendin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığına karar vermiştir . 13. Anılan kararda ilk olarak hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi idari yaptırımlar ve bu kapsamda disiplin cezaları açısından da belirli bir disiplin cezasının neyi ifade ettiğinin ve o cezanın ilgilisine ne şekilde uygulanacağının, başka bir deyişle cezanın hangi biçimde infaz edileceğinin belirlenmesinin anayasal ilke ve sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu ancak kanun koyucunun takdir yetkisi içindeki bu tür düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlı olduğuna dikkat çekilmiştir (AYM, E.2020/17, K.2022/5, 26/1/2022, §§ 19, 20) . 14. Bu kapsamda söz konusu bentle, anılan fıkra kapsamında sayılan personel bakımından uzun süreli durdurma cezasını gerektiren disiplinsizliğin cezasının personelin brüt aylığından belirli bir oranda kesinti yapılması şeklinde uygulanmasının öngörülmesi suretiyle Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığındaki hiyerarşik düzenin korunmasının ve böylece bu kurumların görev alanındaki kamu hizmetinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesinin amaçlandığı belirtilmiştir (AYM, E.2020/17, K.2022/5, 26/1/2022, § 23) . 15. Kararda ayrıca kanun koyucunun kurumların hiyerarşik düzeninin korunması amacıyla disiplin cezalarının uygulanma şekline yönelik olarak farklı yöntemler benimsemesinin mümkün olduğu, bu bağlamda Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında hiyerarşik düzenin ön planda olduğu jandarma hizmetleri sınıfı ile sahil güvenlik hizmetleri sınıfında görev yapan ve bu düzene koşut bir terfi sistemine tabi olan personele uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hâllerde söz konusu cezanın brüt aylığından kesinti yapılması suretiyle uygulanmasının kurumun hiyerarşik düzeninin korunmasını sağlayabilecek nitelikte olduğundan bendin ulaşılmak istenen amaç yönünden elverişli ve gerekli olduğu tespit edilmiştir (AYM, E.2020/17, K.2022/5, 26/1/2022, § 24) . 16. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, kesintinin hesaplanmasında brüt aylığın esas alınması, kesinti için üst sınırın öngörülmesi ve kesintinin nispi olarak belirlenmesi suretiyle failin ekonomik durumunun, kusurunun, işlenen fiilin haksızlık derecesinin esas alınmasına, failin durumunun dikkate alınarak cezanın kişiselleştirilmesine imkân sağlandığı, dolayısıyla söz konusu yaptırımın bireye makul olmayan orantısız bir külfet yüklemediği ve ölçüsüz olmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E.2020/17, K.2022/5, 26/1/2022, § 25) . 17. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır . 18. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir . Kuralın Anayasa’nın 11. ve 35. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 11. ve 35. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir . Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir . IV. HÜKÜM 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanun’un 64. maddesiyle değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/1
2024/232
16/01/2025
Esas - Ret
14/03/2025 - 32841
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/232 Karar Sayısı : 2025/1 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Mardin 3. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanun’un 64. maddesiyle değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hizmet içinde görev sırasında amir veya üstlerine saygısız davranıldığı gerekçesiyle dört ay kısa süreli durdurma cezasıyla cezalandırılmaya ve cezanın brüt aylıktan 1/5 oranında kesinti yapılması suretiyle infaz edilmesine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ (7) (Değişik:17/1/2019-7161/64 md.) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu hükümlerine tabi olan personelin; a) Kısa süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/5’i ila 1/4’ü, . b) Uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/3’ü ila 1/2’si, kesilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Mardin 3. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanun’un 64. maddesiyle değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hizmet içinde görev sırasında amir veya üstlerine saygısız davranıldığı gerekçesiyle dört ay kısa süreli durdurma cezasıyla cezalandırılmaya ve cezanın brüt aylıktan 1/5 oranında kesinti yapılması suretiyle infaz edilmesine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur . I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 8. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7. maddesi şöyledir: “ (7) (Değişik:17/1/2019-7161/64 md.) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu hükümlerine tabi olan personelin; a) Kısa süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/5’i ila 1/4’ü, . b) Uzun süreli durdurma cezası verilmesini gerektiren hallerde brüt aylıklarının 1/3’ü ila 1/2’si, kesilir. ”
0
81
1,982
2025/23
2025/17
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/17, K.2025/23, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Yalova 7
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/23
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/17 Karar Sayısı : 2025/23 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli karar ile itiraz yoluna başvurduğu ancak gönderilen belgeler arasında başvuru kararına ilişkin olarak düzenlenen tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Kaldı ki 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin olarak birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 7. İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmış olup Anayasa Mahkemesinin E.2025/9 esasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle de başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 8. Açıklanan nedenlerle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/23
2025/17
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/17 Karar Sayısı : 2025/23 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
Esas Sayısı : 2025/17 Karar Sayısı : 2025/23 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
82
1,982
2024/215
2024/216
25/12/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/216, K.2024/215, 25/12/2024, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - İstanbul 37
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/215
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/216 Karar Sayısı : 2024/215 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (c) bendinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (İçtüzük) hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir dava bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 5271 sayılı Kanun’un 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin iptali talep edilmiştir. Anılan bentte hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarıyla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davanın ilk derece mahkemesi aşamasında olduğu, itiraz konusu kuralın konusunun ise bölge adliye mahkemesince verilen kararlar olduğu gözetildiğinde bulunduğu aşama itibarıyla kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 4. Bu itibarla kuralın itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (c) bendinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/215
2024/216
25/12/2024
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/216 Karar Sayısı : 2024/215 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (c) bendinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasına 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen (c) bendinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir: “ Temyiz Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları, Temyiz edilemez. (3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.) Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar. ”
0
83
1,982
2024/224
2024/106
30/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/106, K.2024/224, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Fatih TORUN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/224
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/106 Karar Sayısı : 2024/224 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 125 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin ; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinde yer alan “ ... taleplerini değerlendirerek... ” ibaresinin, B. 26. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, C. 28. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın, Ç. 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, D. 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, E. 38. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinin de yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Görev MADDE 128 - (1) Dışişleri Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır: … i) (Değişik:RG-6/4/2024-32512-CK-158/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurtdışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmek, … ” 2. 26. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkra şöyledir: “ (10) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/26 md.) Bakanlıkta, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 26 ncı maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir. ” 3. 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra şöyledir: “ (2) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/28 md.) Genel müdür yardımcıları, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebilir. Yapılan görevlendirmeler Cumhurbaşkanlığına bildirilir. ” 4. 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/29 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta; İkili Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü, Dış Politika, Analiz ve Eşgüdüm Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü, İkili Ekonomik İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü, Andlaşmalar Genel Müdürlüğü, Konsolosluk İşleri Genel Müdürlükleri, Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Protokol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanlar ile Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı ve Tercüme Dairesi Başkanının görevleri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 5. 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1 - (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/35 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevi başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 6. 38. maddesi şöyledir: “ MADDE 38- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı 1 1 GİH Tercüme Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Genel Müdür 1 7 GİH Genel Müdür Yardımcısı 1 24 TOPLAM 31 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1 II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI 2. 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 26. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2024/106 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 4. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğu ele alınmalıdır. Bu kapsamda düzenlemenin; yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13). B. CBK’nın 1. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın 128. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (i) Bendinde Yer Alan “ ... taleplerini değerlendirerek... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 5. Dava dilekçesinde özetle; kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatları ile dış temsilciliklerinin kurulmasına ilişkin iş ve işlemlerin CBK ile düzenlemesi gerektiği, dava konusu kuralla Dışişleri Bakanlığına (Bakanlık) tanınan kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatları ile dış temsilciliklerinin kurulması konusunda olumlu ya da olumsuz görüş bildirme yetkisinin Cumhurbaşkanına tanınan CBK ile düzenleme yetkisinin devri anlamına geldiği, Cumhurbaşkanına yürütme erki olarak verilen bu yetkinin Bakanlığın ön görüşünün alınması şartına bağlanamayacağı, yürütme organına yetki devri içeren bir düzenleme yapılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11. ve 104. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 6. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8. ve 11. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 7. (1) numaralı CBK’nın 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt dışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmek Bakanlığın görev ve yetkileri arasında düzenlenmiştir. Anılan bentte yer alan “ … taleplerini değerlendirerek … ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 8. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesi “ Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilir. ” hükmünü öngörmektedir. Bu durumda ilk olarak dava konusu kuralın düzenlediği hususun yürütme yetkisine ilişkin konular kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerekir. 9. Kuralın yer aldığı maddede Bakanlığın görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Kuralla da Bakanlığın görev ve yetkilerinden biri düzenlenmekte olup Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının CBK ile düzenleneceğinin ayrıca belirtildiği gözetildiğinde kuralın yürütme yetkisine ilişkin konular dan olduğu anlaşılmaktadır. 10. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise CBK ile düzenlenemeyecek konular Anayasa’nın İkinci Kısım Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler olarak belirtilmiştir. Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt dışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmek konusunda Bakanlığın görev ve yetkili olduğunu öngören kural, anılan konulara ilişkin bir düzenleme içermemektedir. 11. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesi uyarınca CBK’lar bakımından aranan bir diğer husus, CBK kuralının Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulara ilişkin olmaması gereğidir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüşse bu konuda CBK çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin Anayasa hükümlerinin açıkça izin verdiği hususlarda CBK’larla düzenleme yapılabilir. 12. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasına göre “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. ” Ancak Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenebileceği özel olarak belirtilen konular kapsamında kalmaktadır. 13. Anayasa’nın CBK’lar tarafından düzenleneceğini özel olarak öngördüğü bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının düzenlenmesi kapsamında, bu konularla sınırlı olmak üzere Anayasa’nın 123. maddesinin anılan hükmünde belirtilen hususlarda düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, § 31). 14. Bu çerçevede kuralın, Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında öngörülen Bakanlıkların görevleri ve yetkilerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan kuralın yurt dışı teşkilatı kurulmasına yönelik bir hususu düzenlemediği, sadece yurt dışı teşkilatı kurulmasına ilişkin kamu kurum ve kuruluşlarının taleplerini incelemeye yönelik olduğu, taleplerin değerlendirilmesi üzerine Bakanlıkça verilen görüşün bağlayıcı olmadığı ve kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı kurulması ile dış temsilcilik açmalarına ilişkin süreçteki işlemleri üzerinde bir denetim yetkisi de öngörmediği görülmektedir. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. 15. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesinde “ Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. ” denilmiştir. Buna göre CBK’ların anılan Anayasa hükmü yönünden yapılacak denetiminde öncelikle karşılaştırmaya esas olabilecek, daha önce kabul edilmiş bir kanun hükmünün bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir. Sonrasında ise -böyle bir kanun hükmü varsa- incelenen CBK kuralının kanunun açıkça düzenlediği konuya ilişkin olup olmadığı belirlenmelidir. Bu değerlendirme yapılırken önce ilgili kanunun CBK ile düzenlenen alanda hüküm ifade edip etmediğinin belirlenmesi, ardından da kanundaki düzenlemenin açık olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bu bağlamda CBK kuralı olmasaydı, karşılaştırmaya esas alınan kanun hükmünün CBK ile düzenleme yapılan konuya uygulanacak olup olmaması, CBK kuralının kanun ile düzenlenen konuda çıkarılıp çıkarılmadığına dair bir gösterge olacaktır (AYM, E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, § 17). 16. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 18. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 19. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirlilik tir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2020/34, K.2023/25, 16/2/2023, § 49; E.2020/54, K.2022/165, 29/12/2022, § 28; E.2019/38, K.2022/148, 30/11/2022, § 40-41). 20. (1) numaralı CBK’nın ” Ortak Hükümler ” başlıklı On Sekizinci Bölümü’nde düzenlenen “ Yurtdışı teşkilatı ” başlıklı 510. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yurtdışı teşkilatı , kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışında devamlı veya geçici görev yapan, dış temsilcilik niteliği taşıyan veya taşımayan bütün kuruluşlar olarak tanımlanmış; “ Yurtdışı teşkilatı kurulma usulü ” başlıklı 510/B maddesinde ise “ Yurtdışı teşkilatı kurulurken niteliği, kurulacağı yer, görevleri, yer itibarıyla görev alanı, bağlı veya ilgili olacağı misyon, konsolosluk şefliği ve geçici olanların süresi, Cumhurbaşkanı kararında belirtilir. ” hükmüne yer verilmiştir. 21. Dava konusu kuralla Bakanlığa sadece kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt dışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirme görev ve yetkisi verilmiştir. Bunun dışında söz konusu yurt dışı teşkilatlarının niteliği, kurulacağı yer, görevleri, yer itibarıyla görev alanı gibi konularda düzenleme yapma yetkisi ise Bakanlığa tanınmamıştır. 22. Buna göre Bakanlığın kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı veya dış temsilciliklerinin açılması hususundaki taleplerini değerlendirerek bağlayıcılığı olmayan görüş bildirme dışında icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı, kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatının ancak Cumhurbaşkanı kararı ile kurulabileceği açıktır. Bu durumda Bakanlık tarafından kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek bildirmiş olduğu görüşlere herhangi bir hukuki sonuç bağlanmadığı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği anlaşılmaktadır. 23. Bu itibarla Bakanlığa tanınan görev ve yetkinin sadece kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt dışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmekten ibaret olduğu , bu görev ve yetkinin yurt dışı teşkilatının kurulmasına ilişkin düzenleme yapma yetkisini içermediği, bunun yanı sıra yurt dışı teşkilatı kurma usulünün de hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralın açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde saptanmış olduğu ve bir belirsizlik içermediği sonucuna varılmıştır. 24. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. C. CBK’nın 28. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın 162. Maddesine Eklenen (2) Numaralı Fıkranın İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 25. Dava dilekçesinde özetle; kamu görevlilerinin atanmaları ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği, bunun yanı sıra memurların ve diğer kamu görevlilerinin kadrolarının haricinde başka bir kadro veya pozisyonda görevlendirilmelerine ilişkin düzenlemelerin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer aldığı gözetildiğinde kuralın kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olduğu, yürütme organına yetki devri içeren bir düzenleme yapılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ve kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı, genel bir çerçeve belirlenmeden ve objektif ölçütler öngörülmeden genel müdür yardımcılarının atandıkları kadro haricinde Bakanlık bünyesinde başka bir görevde görevlendirilebilmeleri hususunda Dışişleri Bakanının (Bakan) yetkili kılınmasının belirsizliğe ve keyfîliğe sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Fıkranın Birinci Cümlesi i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 26. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 27. (1) numaralı CBK’nın Bakanlığın merkez teşkilatındaki unvanlar ve atamalara ilişkin düzenlemeler içeren 162. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Bakanlık bünyesinden hizmet birimlerinin başına atanacaklar ile elçi-genel müdür yardımcılarının, birinci ünvan grubundaki meslek memurları arasından atanacağı hükme bağlanmıştır. 28. Anılan maddenin dava konusu (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise, genel müdür yardımcılarının, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebileceği öngörülmüştür. 29. Kamu personelinin görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelerin kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapısı ile ilgili olduğu ve kuralla genel müdür yardımcılarının, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebileceğine ilişkin düzenleme öngörüldüğü gözetildiğinde kuralın yürütme yetkisine ilişkin konular dan olduğu anlaşılmaktadır. 30. Kural Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir. 31. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında kanunla düzenlenmesi gereken konular memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri şeklinde sayılmıştır. Bu itibarla genel müdür yardımcılarının, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebileceği hususunun kanunla düzenlenmesi gereken konulardan olmadığı anlaşılmaktadır. 32. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de incelenmiştir. 35. 10/7/2018 tarih ve (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu CBK’ya ekli (II) sayılı cetvelde yer alan genel müdür yardımcıları nın Cumhurbaşkanı kararı ile atanacağı öngörülmüştür. 36. Anılan CBK uyarınca Cumhurbaşkanı kararıyla ataması yapılan genel müdür yardımcılarının hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilmesi yetkisi kuralla Bakana verilmiş ise de Bakanın yapacağı görevlendirmenin kapsamı, içeriği ve süresine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu çerçevede kuralda söz konusu görevlendirmenin geçici süreli mi yoksa sürekli mi olacağı, genel müdür yardımcısının diğer birimde görevlendirilmesi durumunda Cumhurbaşkanının kararı ile atamasının yapıldığı mevcut görevlendirmesinin devam edip etmeyeceği hususlarında bir düzenleme yer almamaktadır. 37. Bunun yanı sıra kuralda söz konusu görevlendirmenin yine genel müdür yardımcısı ünvanıyla mı yapılacağı yoksa başka bir ünvanla ve başka bir kadro veya pozisyonda mı görevlendirmesinin yapılacağı hususunda da açıklık bulunmadığı görülmektedir. 38. Dolayısıyla kuralla (3) sayılı CBK’nın 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanı kararı ile ataması yapılan genel müdür yardımcılarının atandıkları birimin dışında Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilmesi hususunda Bakana tanınan görevlendirme yetkisine ilişkin objektif bir ölçütün belirlenmediği, yetkinin genel çerçevesinin çizilmediği, temel esaslar ve ilkelerin belirlenmediği, bu konulardaki takdir yetkisinin bütünüyle Bakana bırakıldığı anlaşılmaktadır. 39. Bu itibarla genel müdür yardımcılarının hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilmesi konusundaki ölçütlere ilişkin olarak genel çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanıyan kural, belirlilik ilkesini ihlal etmektedir. 40. Anayasa'nın 123. maddesinde de idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmıştır. İdarenin bütünlüğü ilkesiyle idari görevleri yerine getiren kurumlar arasında birliğin sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içinde çalışması öngörülmüştür. İdarenin bütünlüğünü sağlamak için hiyerarşi ve idari vesayet olmak üzere başlıca iki hukuksal araç kullanılmaktadır. Hiyerarşi, hem merkezi yönetim içinde yer alan örgütler ve bunlara bağlı birimler arasındaki hem de yerinden yönetim kuruluşlarının kendi içerisindeki bütünleşmeyi sağlamaktadır. İdari vesayet ise merkezi yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünleşmeyi sağlayan araçtır (AYM, E.2018/15, K.2018/78, 5/7/2018, § 7; E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, § 20). 41. Bakana hiyerarşik amiri olan Cumhurbaşkanı tarafından ataması yapılan genel müdür yardımcıları hakkında atama niteliğinde sonuç doğuracak bir görevlendirme yapmak suretiyle üst makamın (hiyerarşik amirin) tesis ettiği işlemi -onun onayı ve herhangi bir şekilde müdahalesi olmadan- değiştirme, kaldırma veya etkisiz kılma sonucunu doğurabilecek yeni bir işlem tesis etme yetkisi tanınmasının hiyerarşi ilkesiyle de bağdaşmayacağı açıktır. 42. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. b. Fıkranın İkinci Cümlesi 43. (158) numaralı CBK’nın 162. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle anılan fıkranın ikinci cümlesinin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu cümle 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kural yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir. Ç. CBK’nın 29. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne Eklenen Geçici 1. Maddenin ve 35. Maddesiyle Anılan CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne Eklenen Geçici 1. Maddenin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 44. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla kadro iptaline ilişkin düzenlemelerin öngörüldüğü, bu yönde düzenlemelerin münhasıran kanunla yapılabileceği, kurallarla kadroya ilişkin bir hususta düzenleme yapıldığından bu durumun yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini ihlal ettiği, genel bir çerçeve belirlenmeden ve objektif ölçütler öngörülmeden yürütme organına yetki verilmesinin hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 45. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın 7. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 46. (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’nde yer alan dava konusu geçici 1. maddede bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta; İkili Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü, Dış Politika, Analiz ve Eşgüdüm Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü, İkili Ekonomik İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü, Andlaşmalar Genel Müdürlüğü, Konsolosluk İşleri Genel Müdürlükleri, Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Protokol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanlar ile Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı ve Tercüme Dairesi Başkanının görevlerinin başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği düzenlenmiştir. 47. Anılan CBK’nın Altıncı Kısmının Onuncu Bölümünde yer alan dava konusu geçici 1. maddede ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Kültür ve Turizm Bakanlığında Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevinin başkaca bir işleme kalmaksızın sona ereceği hükme bağlanmıştır. 48. Teşkilat yapısındaki değişiklikler neticesinde kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarının ihdası veya iptali, başka bir deyişle kadro usulüne ilişkin düzenlemeler idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup idarenin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinin bir parçasını oluşturmaktadır (AYM, E.1965/32, K.1966/3, 4/2/1966; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, § 18; E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §17; E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, § 118). 49. Anayasa Mahkemesi bakanlıkların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda bakanlıkların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” şeklindeki hükmüyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-23; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-24; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-26; E.2022/95, K.2024/52, 22/2/2024, § 54 ). 50. Kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapısı içinde yer alan kadro unvanlarındaki değişikliklere bağlı olarak söz konusu kadrolarla ilgili olarak gerçekleştirilen atama veya göreve son verme işlemleri de idarenin teşkilat yapısıyla ilgili düzenlemelerin bir sonucudur (AYM, E.2021/131, K.2024/51, 22/02/2024, § 60). Dolayısıyla bakanlıkların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren dava konusu kurallar yönünden söz konusu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 51. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 52. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi 53. Kurallarla Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığında görevleri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erecek kadro ve makamlar açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 54. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. D. CBK’nın 38. Maddesiyle Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’nın Eki (1) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümlerinden Çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek Anılan CBK’nın Eki (1) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümlerine Eklenmesinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 55. Dava dilekçesinde özetle; kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, kadro ihdas ve iptaline ilişkin hükümlerin kamu görevlilerinin özlük haklarıyla doğrudan bağlantılı olduğu, kadro ve pozisyon ihdası veya iptalinin aynı zamanda bütçe ile ilgili olması nedeniyle de kanunla düzenlenmesi gereken bir konu olduğu, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği ile Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleriyle bağdaşmadığı, Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş benzer düzenlemelere ilişkin iptal kararlarına rağmen kuralın ihdas edilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 56. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 57. Kurallarla Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığı merkez teşkilatına ilişkin ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılması; Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığı merkez teşkilatına ilişkin ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ise ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesi öngörülmektedir. 58. (158) numaralı CBK’nın 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde ile 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. Kamu görevlilerinin kadrolarının iptali ve ihdasına yönelik düzenlemeler öngören, dolayısıyla anılan bakanlıkların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir. 59. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 60. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi 61. (158) numaralı CBK’nın 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde ile 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 62. Kurallarla iptal ve ihdas edilen kadrolar ve sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 63. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 64. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 65. CBK’nın 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın ikinci cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 66. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 67. (158) numaralı CBK’nın 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 68. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 28. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkraya yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, B. 1. 1. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinde yer alan “...taleplerini değerlendirerek...” ibaresine, 2. 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddeye, 3. 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddeye, 4. 38. maddesiyle; a. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasına, b. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesine, yönelik iptal talepleri 25/12/2024 tarihli ve E.2024/106, K.2024/224 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddelere, ibareye, eklemeye ve çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VIII. HÜKÜM 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinde yer alan “ ...taleplerini değerlendirerek... ” ibaresinin konu bakımından yetki ve içerik yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 28. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın; 1. Birinci cümlesinin; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. İkinci cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, C. 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, Ç. 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, D. 38. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 158 numaralı CBK’nın 29. maddesiyle 1 numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde ile bazı unvanlı görevlilerin görevlerinin sona ermesine dair düzenlemeler yapılmıştır. CBK’nın 35. maddesiyle de 1 numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde ile Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevinin başka bir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği öngörülmektedir. 2. CBK’nın 38. maddesiyle ise Ekli 1 ve 2 sayılı listelerdeki kadrolara ilişkin listeden çıkarma ve ihdas düzenlemeleri yapılmıştır. 3. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklere ilişkin olarak 29.12.2022 tarihli ve 2020/54 E. – 2022/165 sayılı karara yazdığım karşıoydaki gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile mevcut görevlere ilişkin ve ekli listelerden kadro çıkarma-ihdas yönündeki kuralların yasak alanda düzenleme yaptığı ve kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ Daha önce benzer kurallar yönünden yazdığım karşıoy gerekçeleri dava konusu kural yönünden de geçerli olduğundan, kuralın konu yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırılık taşıdığı kanaatiyle çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin ve 38. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım. 2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ihdası ve mevcut bazı kadroların iptalini de içeren kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. 3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir. 4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33) . Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim. 5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin ve 38. maddesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY GEREKÇESİ Mahkememiz çoğunluğu (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK); 29., 35. ve 38. maddelerinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. 1. (158) numaralı CBK’nın 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın altıncı kısmının beşinci bölümüne eklenen dava konusu geçici 1. maddede bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Dışişleri Bakanlığı’nda; İkili Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü, Dış Politika, Analiz ve Eşgüdüm Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü, İkili Ekonomik İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü, Andlaşmalar Genel Müdürlüğü, Konsolosluk İşleri Genel Müdürlükleri, Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Protokol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanlar ile Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı ve Tercüme Dairesi Başkanının görevlerinin başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği düzenlenmiştir. 2. (158) numaralı CBK’nın 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın altıncı kısmının onuncu bölümüne eklenen dava konusu geçici 1. maddede ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Kültür ve Turizm Bakanlığında Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevinin başkaca bir işleme kalmaksızın sona ereceği hükme bağlanmıştır. 3. (158) numaralı CBK’nın 38. maddesiyle Dışişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı merkez teşkilatına ilişkin ekli (1) sayılı listede yer alan kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılması; Dışişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı merkez teşkilatına ilişkin ekli (2) sayılı listede yer alan kadroların ise ihdas edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesi öngörülmektedir. 4. Çoğunluk görüşünde iptale konu kurallar ile yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 123. maddesi ve 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca teşkilat yapısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 5. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadro ihdasına ve iptaline yönelik hususlar bütçe hakkıyla ilgisi, başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel hak ve hürriyetlere ilişkin olması ve münhasıran kanunla öngörülen bir konu olması nedeniyle CBK ile düzenlenemez. Dolayısıyla bu yönde düzenleme yapan CBK hükümleri Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık teşkil eder. Bu gerekçelerle kadro ihdası ve iptali içeren dava konusu kurallar Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. 6. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine göre “ Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz ”. Anayasa’nın 128. maddesi gereğince kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilmesine, kadro ve pozisyonların dağıtılmasına ilişkin hususlar münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardandır. 7. Açıklanan gerekçelerle dava konusu kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanaati ile red yönündeki çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. Üye Kenan YAŞAR KARŞIOY GEREKÇESİ 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 28. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın birinci cümlesinin içerik yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Anılan kuralda genel müdür yardımcılarının, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Dışişleri Bakanı (Bakan) tarafından Dışişleri Bakanlığının (Bakanlık) diğer birimlerinde görevlendirilebileceği öngörülmüştür. İptal kararının gerekçesinde özetle; kuralda Bakan’ın yapacağı görevlendirmenin kapsamı, içeriği ve süresine ilişkin bir düzenleme yapılmadığı, kural uyarınca yapılacak görevlendirmenin geçici süreli mi yoksa sürekli mi olacağı ile görevlendirme durumunda genel müdür yardımcısının Cumhurbaşkanının kararıyla atamasının yapıldığı mevcut görevlendirmesinin devam edip etmeyeceği hususlarında bir düzenleme yer almadığı belirtilmiştir. Bu bağlamda kuralla genel müdür yardımcılarının hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilmesi konusundaki ölçütlere ilişkin genel çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırlı ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanınmasının belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin (CBK) kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun ya da CBK’nın amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 141). Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın ihdasında kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarının gözetilip gözetilmediği incelenir. Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır. (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 142). Öte yandan, hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan ve yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmayan belirlilik ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil, bunların CBK metninde kurallaştırılmasını gerekli kılar. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Buna karşılık söz konusu düzenlemelerin tamamının aynı CBK’da yapılması zorunlu olmayıp incelenen CBK dışındaki CBK’lar ya da kanunlarla yapılmış olması da belirlilik ilkesi açısından yeterli bulunmaktadır (AYM, E.2020/66, K.2023/199, 30/11/2023, § 25). Dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararlarında ortaya konulan bu genel ilkeler çerçevesinde incelendiğinde, anılan hükmün Dışişleri Bakanlığının uluslararası ilişkilerin doğası gereği süratli müdahale ve karar alma misyonu çerçevesinde konulmuş olup, benzer bir düzenlemenin diğer bakanlıklar bakımından öngörülmemiş olmasının bu amacı ve düzenlemenin anılan Bakanlık bakımından gerekliliğini gösterdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte genel müdürlük ve genel müdür yardımcılıkları kadroları bakımından Dışişleri Bakanlığının diğer bakanlıklardan farklı bir teşkilat yapısının bulunduğu da bilinmektedir. Gerçekten aynı isimde birden fazla genel müdürlük ya da genel müdür yardımcılığı teşkilatı bulunan, bazı genel müdür yardımcılıklarının ise doğrudan görev alanıyla tespit edildiği tek bakanlık Dışişleri Bakanlığıdır. Bu kapsamda örneğin Bakanlıkta “İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü” adı altında on altı ayrı genel müdürlük bulunmakta olup bu genel müdürlüklerin sorumlu oldukları coğrafi görev alanı (1) numaralı CBK’nın 130. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Bakan tarafından belirlenmektedir. Yine “İkili İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığı” veya “Konsolosluk Hizmetleri ve Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdür Yardımcılığı” ya da “Protokol Genel Müdür Yardımcılığı” unvanlarıyla (birebir aynı unvan) ihdas edilen birden fazla genel müdür yardımcılığı kadrosu bulunmaktadır. Özellikle genel müdür yardımcılığı kadroları bakımından bu durumun yalnızca Dışişleri Bakanlığına özgü olduğu düşünüldüğünde anılan düzenlemenin gerekli ve yararlı olduğu da açıktır. Örneğin İkili İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan bir yöneticinin Bakan tarafından öncelikle Afrika bölümünde, bilahare aynı unvanla Ortadoğu bölümünde ve nihayet Amerika bölümünde görevlendirilmesi gerekliliği her zaman doğabilecektir. Ayrıca anılan görevlendirme, kadro, unvan veya özlük hakkı bakımından herhangi bir değişiklik oluşturmadığından, bakan tarafından yapılan geçici görevlendirmenin bu yönüyle de Anayasa’ya aykırılığından söz edilemeyecektir. Öte yandan, anılan hüküm uyarınca Bakan tarafından farklı unvanlı bir genel müdür yardımcılığı kadrosuna da görevlendirme yapılması mümkündür. Örneğin, İkili İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığına atanan bir yöneticinin (1) numaralı CBK’nın 162. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Uluslararası Hukuk Genel Müdür Yardımcılığına görevlendirilmesi yapılabilir. Maddenin bu suretle uygulanması halinde dahi hükmün Anayasa’ya aykırılığı söz konusu değildir. Nitekim gerek Anayasa’da gerekse 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda memurların kendi kurumlarında görevlendirilmelerine ilişkin özel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Esasen böyle bir düzenlemeye gerek de yoktur. Zira aynı teşkilatta yapılan görevlendirme işlemi iş bölümü gereği hangi işin hangi personel tarafından yapılacağına ilişkin bir belirlemeden ibaret olup en üst amirin genel yetkisi kapsamındadır. Bu yetkinin bakanlıklar yönünden (1) numaralı CBK’nın 503. maddesinde belirtilen yetki kapsamında bakana ait olduğu kabul edilmelidir. Bu hususta Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminden önce de bir düzenleme bulunmamaktaydı. Önceki dönemde bakanlıkların teşkilatını düzenleyen 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 gün ve 174 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un mülga 44. maddesinde yalnızca bakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarından merkez teşkilata görevlendirme hususu düzenlenmekte ve görevlendirme yetkisinin yine bakana ait olduğu belirtilmekteydi. Mülga 44. maddede “Bakanlıklar kendi bağlı ve ilgili kuruluşları personelinden ihtiyaç duyduklarını yatırım programları ve projelerin hazırlanması gibi konularda ve uzmanlık isteyen işlerde geçici olarak süre ve çalışma konusu belirtilmek şartıyla ve bakanın onayı ile bakanlık merkez teşkilatında görevlendirebilirler.” hükmüne yer verilmişti. Ayrıca Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası üst kademe yöneticilerinin atamasını düzenlemekle birlikte görevlendirilmesine yönelik bir hüküm içermediği gibi görevlendirmeyi yasaklayan mahiyette de değildir. Bu kapsamda iptali talep edilen hükmün esas itibarıyla görevlendirmeye ilişkin özel bir hüküm olarak kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın, kendi atadığı üst kademe yöneticisinin bakan tarafından hizmet gereği gözetilerek başka birimde görevlendirilmesine izin verdiği kabul edilmelidir. Bununla birlikte görevlendirme işlemi doğası gereği geçici mahiyette olup üst yöneticiye ait genel idare yetkisi kapsamında bulunduğundan sınırlarının atama işlemi gibi aynı ölçüde belirli olması zorunlu değildir. Özellikle üst kademe yöneticileri bakımından böyle bir zorunluluğa gerek de bulunmamaktadır. Zira üst kademe yöneticileri Cumhurbaşkanı tarafından atanmakla statüye girmekte ve görevden alınıncaya ya da görev süresi sona erinceye kadar anılan statüye ait hakları muhafaza edilmektedir. Bu hakların görevlendirme suretiyle değiştirilmesi veya kısıtlanması da söz konusu değildir. Bu itibarla, yukarıda da belirtildiği üzere, Dışişleri Bakanlığına özgü konulan dava konusu hükmün anılan Bakanlığın teşkilat yapısından kaynaklandığının kabulü gerekmektedir. Nitekim dava konusu kuralla müstakil genel müdür yardımcılığı mahiyetindeki kadroların genel müdürlük kadrolarına benzerliğinden dolayı 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (3) numaralı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair CBK’nın 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan hükme benzer bir düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır. (3) numaralı CBK’ya ekli (I) sayılı cetvelde yer alan üst kademe yöneticileri için üst yönetici tarafından görevlendirme yapılabilmesine dair düzenleme içeren aynı CBK’nın 2. maddesinin (3) numaralı fıkrası da özel bir görevlendirme hükmü olup iptali talep edilen kuralla benzer mahiyettedir. Açıklanan nedenlerle, hukuk devleti ilkesi bağlamında kamu yararı amacına aykırılık ve belirsizlik bulunmadığı anlaşılan (158) numaralı CBK’nın 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın birinci cümlesinin içerik yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığından, aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/224
2024/106
25/12/2024
Esas - İptal
13/03/2025 - 32840
null
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/106 Karar Sayısı : 2024/224 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 125 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin ; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinde yer alan “ ... taleplerini değerlendirerek... ” ibaresinin, B. 26. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, C. 28. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın, Ç. 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, D. 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, E. 38. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinin de yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Görev MADDE 128 - (1) Dışişleri Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır: … i) (Değişik:RG-6/4/2024-32512-CK-158/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurtdışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmek, … ” 2. 26. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkra şöyledir: “ (10) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/26 md.) Bakanlıkta, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 26 ncı maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir. ” 3. 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra şöyledir: “ (2) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/28 md.) Genel müdür yardımcıları, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebilir. Yapılan görevlendirmeler Cumhurbaşkanlığına bildirilir. ” 4. 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/29 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta; İkili Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü, Dış Politika, Analiz ve Eşgüdüm Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü, İkili Ekonomik İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü, Andlaşmalar Genel Müdürlüğü, Konsolosluk İşleri Genel Müdürlükleri, Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Protokol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanlar ile Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı ve Tercüme Dairesi Başkanının görevleri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 5. 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1 - (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/35 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevi başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 6. 38. maddesi şöyledir: “ MADDE 38- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı 1 1 GİH Tercüme Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Genel Müdür 1 7 GİH Genel Müdür Yardımcısı 1 24 TOPLAM 31 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1 II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 125 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 5/4/2024 tarihli ve (158) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin ; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinde yer alan “ ... taleplerini değerlendirerek... ” ibaresinin, B. 26. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, C. 28. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın, Ç. 29. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Beşinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, D. 35. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ’nin Altıncı Kısmının Onuncu Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin, E. 38. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste'de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste'de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının değiştirilen (i) bendinin de yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ Görev MADDE 128 - (1) Dışişleri Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır: … i) (Değişik:RG-6/4/2024-32512-CK-158/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurtdışı teşkilatı kurulması ve dış temsilcilik açılması taleplerini değerlendirerek görüş bildirmek, … ” 2. 26. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 160. maddesine eklenen (10) numaralı fıkra şöyledir: “ (10) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/26 md.) Bakanlıkta, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 26 ncı maddesine göre sözleşme ile yerli veya yabancı uzman istihdam edilebilir. ” 3. 28. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 162. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra şöyledir: “ (2) (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/28 md.) Genel müdür yardımcıları, hizmet ihtiyaçları dikkate alınarak Bakan tarafından Bakanlığın diğer birimlerinde görevlendirilebilir. Yapılan görevlendirmeler Cumhurbaşkanlığına bildirilir. ” 4. 29. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Beşinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/29 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta; İkili Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlükleri, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğü, Dış Politika, Analiz ve Eşgüdüm Genel Müdürlüğü, Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü, İkili Ekonomik İşler Genel Müdürlükleri, Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü, Andlaşmalar Genel Müdürlüğü, Konsolosluk İşleri Genel Müdürlükleri, Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Protokol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanlar ile Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı ve Tercüme Dairesi Başkanının görevleri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 5. 35. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onuncu Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ GEÇİCİ MADDE 1 - (Ek:RG-6/4/2024-32512-CK-158/35 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü kadrosunda bulunan personelin görevi başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. ” 6. 38. maddesi şöyledir: “ MADDE 38- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Diplomatik Arşiv Dairesi Başkanı 1 1 GİH Tercüme Dairesi Başkanı 1 1 TOPLAM 2 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1 (2) SAYILI LİSTE KURUMU : DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Genel Müdür 1 7 GİH Genel Müdür Yardımcısı 1 24 TOPLAM 31 KURUMU : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI ÜNVANI DERECESİ ADEDİ GİH Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü 1 1 TOPLAM 1
1
84
1,982
2024/231
2024/88
09/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/88, K.2024/231, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İdare Mahkemesi - Afyonkarahisar
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/231
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/88 Karar Sayısı : 2024/231 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; A. 86. maddesinin ikinci fıkrasının “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” ve “ …saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” bölümlerinin, B. 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin; 1. “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümünün, 2. (1) numaralı alt bendinin, 3. Alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “ idari para cezası uygulanır. ” ibaresinin “ (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ” yönünden, Anayasa’nın 2., 13. ve 38 maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 86. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” 2 . 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kurumca verilecek idarî para cezaları MADDE 102- (Değişik: 17/4/2008-5754/60 md.) Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle diğer kanunlarda aşağıda belirtilen fiiller için idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanunun; … e) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; 1) Bilânço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin oniki katı tutarında, 2) Diğer defterleri tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin altı katı tutarında, 3) Defter tutmakla yükümlü değil iseler, asgari ücretin üç katı tutarında, 4) Tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla; defter ve belgelerin tümünü verilen süre içinde ibraz etmekle birlikte; kanunî tasdik süresi geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olan defterlerin tasdik tarihinden önceki kısmı, işçilikle ilgili giderlerin işlenmemiş olduğu tespit edilen defterler, sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançların kesin olarak tespitine imkân vermeyecek şekilde usulsüz veya noksan tutulmuş defterler, herhangi bir ay için sigorta primleri hesabına esas tutulması gereken kazançların ve kazançlarla ilgili ödemelerin (sigorta primine esas kazancın ödemeye bağlı olduğu durumlar dahil) o ayın dahil bulunduğu hesap dönemine ait defterlere işlenmemiş olması halinde, o aya ait defter kayıtları geçerli sayılmaz ve bu geçersizlik hallerinin gerçekleştiği her bir takvim ayı için, aylık asgari ücretin yarısı tutarında; kullanılmaya başlanmadan önce tasdik ettirilmesi zorunlu olduğu halde tasdiksiz tutulmuş olan defterler geçerli sayılmaz ve tutmakla yükümlü bulunulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre; Vergi Usûl Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz ve bu bendin (1) numaralı alt bendine göre, 5) İşverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunması zorunludur. Belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen (imza şartı yönünden makbuz mukabilinde veya banka kanalıyla yapılan ödemeler hariç) ücret tediye bordroları geçerli sayılmaz ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanır . İbraz süresi geçirildikten sonra incelemeye sunulan ve tümünün veya bir bölümünün geçersiz olduğu tespit edilen defter ve belgeler yönünden, ayrıca geçersizlik fiilleri için idari para cezası uygulanmaz, sadece tutulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerine göre idari para cezası uygulanır. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvuruya engel durumun varlığı ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (a) bendinde de “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin ikinci fıkrasının itiraz konusu “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” bölümünde yer alan “ …işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” ibaresi dışında kalan kısmı ile “ …saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” bölümünün Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan kısım ve bölüme ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. 6. Anayasa’nın “ Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz ” denilmiştir. 7. 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz ” hükmüne yer verilmiştir. 8. 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin itiraz konusu (1) numaralı alt bendine yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.2017/137, K.2017/161 sayılı kararıyla reddedilmiş ve bu karar 19/12/2017 tarihli ve 30725 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Buna göre 19/12/2017 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. Bu itibarla itiraz konusu (1) numaralı alt bende yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. 9. Öte yandan 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin itiraz konusu “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümü, anılan bendin (1) numaralı alt bendi ile bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan diğer alt bentler yönünden geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin (1) numaralı alt bent yönünden yapılması gerekir. 10. Açıklanan nedenlerle31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; A. 86. maddesinin ikinci fıkrasının; 1. a. “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” bölümünde yer alan “ …işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” ibaresinin esasının incelenmesine, b. “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” bölümünün kalan kısmına ilişkin başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 2. “ …saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” bölümüne ilişkin başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, B. 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin; 1. “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ (e)bendinin (1) numaralı alt bendi ” yönünden yapılmasına, 2. (1) numaralı alt bendine yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE, 3. Alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “ idari para cezası uygulanır. ” ibaresinin “ (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ” yönünden incelenmesine ilişkin başvurunun esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’ un 86. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan “ …işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 12. 5510 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasında işveren , anılan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar şeklinde tanımlanmıştır. 13. Kanun’un 86. maddesinde; Kanun kapsamında işveren olarak kabul edilenlerin defter, kayıt ve belge tutma/düzenleme, saklama ve ibraz etme yükümlülükleri düzenlenmiştir. 14. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında sigortalılar ile sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılar için işverenlerce Sosyal Güvenlik Kurumuna (Kurum) verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, verilme süresi ve diğer hususların Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 15. Maddenin dördüncü fıkrasında ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmayan ve ücret ödenmeyen sigortalıların eksik gün nedeni ve eksik gün sayısının işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar beyanname ve prim hizmet beyannamesiyle beyan edileceği, sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını gösteren eksik gün nedenleri ile bu nedenleri ispatlayan belgelerin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, saklanması ve diğer hususların Kurumca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükmüne yer verilmiştir. 16. İkinci fıkra ise maddenin ilgili fıkralarında belirtilen kayıtlara ilişkin saklama ve ibraz yükümlülüğünü düzenlemektedir. Fıkrada işveren, işyeri sahiplerinin işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idarelerinin otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurlarının ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Fıkrada yer alan “ …işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. 17. Maddenin üçüncü fıkrasında işverenin sigortalıyı 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7. maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi hâlinde, sigortalıyı devir alan, geçici iş ilişkisi süresine ilişkin birinci fıkrada belirtilen belgelerin aynı süre içinde işverene ait işyerinden Kuruma verilmesinden işveren ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu ifade edilmiştir. 18. Öte yandan 5510 sayılı Kanun, Kuruma ibraz edilmesi gereken defter, kayıt ve belgeleri bu Kanun’da belirtilenlerle sınırlı tutmamış, diğer kanunlar ve ilgili mevzuat çerçevesinde tutulması gerekli kılınan defter, kayıt ve belgeleri de yükümlülük kapsamına almıştır. 2. İtirazın Gerekçesi 19. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla işveren ve işyeri sahiplerine işyeri defter, kayıt ve belgelerini saklama ve ibraz yükümlülüğünün getirildiği, anılan yükümlülüğü yerine getirmeyenlere ise idari para cezası uygulanmasının öngörüldüğü, ancak kuralda belirtilen defter, kayıt ve belgelerin neler olacağı hususunda bir belirlemenin yapılmadığı, denetime tabi defter, kayıt ve belgelerin hangileri olduğunun ilgili mevzuatta açık bir şekilde ifade edilmediği, bu durumun denetim görevi kapsamında farklı kayıt ve belgelerin istenmesine imkân tanıdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 20. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 21. Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23). 22. Anayasa’nın 60. maddesinde herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve gerekli teşkilâtı kuracağı hüküm altına alınmıştır. 23. Kanun koyucu sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak, bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek, sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla 5510 sayılı Kanun’u kabul etmiştir. Kanun’un genel gerekçesinde de mevcut sosyal güvenlik kurumlarının finansmanla ilgili önemli sorunlarının olduğu, gelir azaltıcı faktörlerin başlıcalarının ise prime esas kazancın düşük gösterilmesi ile kayıt dışı istihdamın yüksekliği olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2017/137, K.2017/161, 29/11/2017, § 8). 24. Sosyal güvenlik sisteminin başlıca gelir kaynağını, işçi ve işverenden alınan prim adı verilen sigorta ücreti oluşturmaktadır. Prim, sigorta yardımlarının ve Kurumun giderlerinin karşılığı olarak sigortalılardan kazançlarının belli bir oranında alınan ya da sigortalının alt üst kazançları arasında belirlediği bir miktar üzerinden hesap edilen sigorta ücretini ifade etmektedir. Kanun’un 79. maddesinde “ Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır. ” denilmek suretiyle prim alma ve ödeme zorunluluğu ile bu primlerin kullanılacağı yer düzenlenmiştir. 25. İşverenlerin ya da işyeri sahiplerinin tutmak zorunda oldukları defter, kayıt ve belgeler ise ödenecek veya tahsil edilecek primlerin belirlenmesinde dayanak belgeler niteliğindedir (AYM, E.2017/137, K.2017/161, 29/11/2017, § 9). Bu kapsamda, ödenmesi gereken primlerin doğru bir şekilde tespit edilebilmesini sağlayabilmek için işverenlerin işyeri defter, belge ve kayıtları Kuruma sunmakla yükümlü kılınmalarında Anayasa’nın 60. maddesi doğrultusunda kamu yararı bulunduğu anlaşılmaktadır. 26. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25; E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). 27. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanılarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal içtihatlar ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan, muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2018/123, K.2022/138, 9/11/2022, § 63). 28. İtiraz konusu kuralla işveren ve işyeri sahiplerinin saklamak veya istenilmesi hâlinde ibraz etmek zorunda oldukları işyeri defter, kayıt ve belgelerin neler olduğu hususunun belirlenmesi bakımından prim ödemekle yükümlü tutulan kişi ve kuruluşların tutmakla zorunlu oldukları defter ve kayıtları düzenleyen diğer kanunların da gözönünde bulundurulması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Bu bakımdan işyeri defter, kayıt ve belgelerinden işverenin tabi olduğu kanunlar gereğince tutmak zorunda olduğu defter ve belgelerin anlaşılması gerekmektedir. 29. Bu bağlamda, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 172. ve devamı maddelerinde defter tutmakla yükümlü olanlara, defterlerin hangi amaçları gerçekleştirebilmek için ve hangi esaslar çerçevesinde tutulacağına, defter tutacakların sınıflarına ve defter tutma usullerine ilişkin ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. 30. Aynı şekilde 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18., 64., 375., 499., 594. ve diğer maddelerinde tutulması zorunlu defterler ile bunların tutulmasına ilişkin usul ve esasların düzenlendiği görülmektedir. 31. Yine 4857 sayılı Kanun’un 3., 21. 75. ve ilgili maddeleri de anılan Kanun kapsamında ayrıca tutulması gerekli belge ve kayıtlara ilişkin hükümler içermektedir. 32. Dolayısıyla kural uyarınca saklanması veya istenilmesi hâlinde ibraz edilmesi zorunlu kılınan defter, belge ve kayıtların , 5510 sayılı Kanun kapsamında işveren ve işyeri sahibi sayılanların bu Kanun uyarınca vermesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin dayanağını oluşturan, onların doğrulanmasını ve denetimini sağlamaya yarayacak dokümanlar olduğu, bunların da işveren veya işyeri sahiplerinin tabi oldukları kanunlar tarafından tutulması zorunlu defter ve diğer belge ve kayıtlardan ibaret olduğu anlaşılmaktadır. 33. Bu itibarla, işveren ve işyeri sahiplerinin belli bir süreyle saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmek zorunda oldukları işyeri defter, kayıt ve belgelerin ilgili kanunlar çerçevesinde belirli ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır. 34. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 102. Maddesinin Birinci Fıkrasının (e) Bendinin “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” Bölümünün ve Alt Bentlerini Bağlayan Hükmünde Yer Alan “ idari para cezası uygulanır. ” İbaresinin “ (e) Bendinin (1) Numaralı Alt Bendi ” Yönünden İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 35. 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin ikinci fıkrasında işveren, işyeri sahiplerinin defter ve belgeleri saklama ve ibraz yükümlülüğüne ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Söz konusu fıkraya göre işveren ve işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmekle yükümlüdür. 36. Kanun’un 102. maddesinde bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler hakkında Kurum tarafından verilecek idari para cezaları düzenlenmektedir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre maddede düzenlenen ve idari para cezası gerektiren hâller için diğer kanunlarda idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanun kapsamında da idari para cezası uygulanacaktır. 37. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendine göre 86. maddenin ikinci fıkrasında öngörülen defter, kayıt ve belgelerin istenilmesi durumunda denetim ve kontrolle görevlendirilen memurlara ibrazı yükümlülüğünü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen on beş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyen bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlara, aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezası uygulanacaktır. 38. İtiraz konusu kurallar, anılan bendin “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümü ile alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “ idari para cezası uygulanır. ” ibaresi olup kurallar söz konusu bendin (1) numaralı alt bendi yönünden incelenmiştir. 2. İtirazın Gerekçesi 39. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarla işveren ve işyeri sahiplerine işyeri defter, kayıt ve belgelerini saklama ve ibraz yükümlülüğünü yerine getirmedikleri takdirde idari para cezası uygulanacağının düzenlendiği, ancak kurallarda belirtilen defter, kayıt ve belgelerin neler olacağı hususunda bir belirlemenin yapılmadığı, ayrıca istenen evraktan sadece biri veya birkaçının ibraz edilmemesi ile tamamının ibraz edilmemesi bakımından bir derecelendirme yapılmaksızın aynı miktarda para cezası verilmesinin ölçüsüz olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 40. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz .” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasaklanan eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023, § 13). 41. Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille kanun koyucunun koruma altına aldığı hukuki bir değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13; E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023, § 14). 42. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezasından daha yüksek miktarlarda idari para cezası verilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olması, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19; E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023, § 15). 43. Şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da Anayasa’ya bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanımaktır. Bu serbestî idareye “ keyfî ” olarak hareket edebilme yetkisi vermemektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, §§ 195-198; E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023, § 16). 44. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikte suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, § 15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21; E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023, § 17). 45. İtiraz konusu kurallar kapsamında, Kanun’da öngörülen süreler içerisinde işyeri defter, belge ve kayıtlarını saklama ve ibraz etme yükümlülüklerini yerine getirmeyen bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü işveren ve işyeri sahipleri hakkında Kurum tarafından idari para cezası verilmesi öngörülmektedir. 46. Kanun’un 86. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” ibaresinin belirlilik ilkesine ilişkin incelemesinde ortaya konulan gerekçeler itiraz konusu kurallar bakımından da geçerlidir. Buna göre, söz konusu ibareler bağlamında itiraz konusu kurallarda herhangi bir belirsizlik bulunmamaktadır. 47. Öte yandan kurallar kapsamında idari para cezasının miktarı ile kim tarafından uygulanacağının da kanun koyucu tarafından belirlendiği açıktır. Nitekim, Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezasının Kurum tarafından uygulanacağı ve söz konusu cezanın kurallar kapsamında belirtilen yükümlülüğü tam olarak yerine getirmeyenlere uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 48. Bu itibarla kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır. 49. Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.2017/137, K.2017/161 sayılı kararında, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlara, anılan Kanun’un 86. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezası uygulanmasını öngören (1) numaralı alt bendi, Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında incelenmiş ve anılan maddeye aykırı bulunmamıştır. 50. Söz konusu kararda mevcut sosyal güvenlik kurumlarının finansmanla ilgili önemli sorunlarının olduğu, gelir azaltıcı faktörlerin başlıcalarının ise prime esas kazancın düşük gösterilmesi ile kayıt dışı istihdamın yüksekliği olduğu belirtilmek suretiyle anılan alt bendin meşru amacının bulunduğu sonucuna varılmıştır (AYM, E.2017/137, K.2017/161, 29/11/2017, § 8). 51. Öte yandan kanun koyucunun kayıt dışı istihdamı ve finansman kaybını önlemek amacıyla işveren ve işyeri sahiplerine bazı yükümlülükler getirmesinin mümkün olduğu, bu kapsamda bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanların yapılan yazılı ihtara rağmen on beş gün içinde mücbir sebep olmaksızın bu defterleri ibraz etmemeleri hâlinde aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezası ile cezalandırılmalarının öngörülmesinin bu tür davranışlarda bulunulmasını engelleyici ve caydırıcı nitelikte olduğu değerlendirilerek alt bendin, anılan anayasal amaçları gerçekleştirme bakımından elverişli ve gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2017/137, K.2017/161, 29/11/2017, § 10). 52. Anılan kararda ayrıca, kanun koyucunun, işverenin belirtilen yükümlülüğü yerine getirmemesi hâlinde uygulanacak ceza miktarında işverenin tabi olduğu sınıfa göre bir derecelendirme yaptığı, Kanun’un 102. maddesinin beşinci fıkrasında ise itiraz konusu kural nedeniyle verilen idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde peşin ödenmesi hâlinde bu cezanın dörtte üçünün ödeneceğinin ve peşin ödemenin idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemeyeceğinin hüküm altına alındığı belirtilmiştir (AYM, E.2017/137, K.2017/161, 29/11/2017, §§ 11-12). 53. İtiraz konusu kurallarda da bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü işveren veya işyeri sahiplerinin tutmak zorunda oldukları defter, kayıt ve belgelerini Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde ibraz etme yükümlülüğünü yazılı ihtara rağmen on beş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmemeleri durumunda aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezası uygulanması öngörüldüğünden, hukuk devleti ilkesi kapsamında kamu yararı dışında amaç taşımama ve ölçülülük ilkesine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır. 54. Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında “ Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz ” hükmüne yer verilmek suretiyle adil yargılanma hakkının unsurlarından olan susma ve kendini suçlamama hakkı açıkça güvence altına alınmıştır. 55. Anılan hüküm uyarınca kanun koyucu, kişinin kendisini ve kanunda gösterilecek belirli derecedeki yakınlarını suçlayıcı bir beyanda bulunmaya zorlayan bir düzenleme yapamaz. Bunun yanı sıra Anayasa hükmünden anlaşıldığı üzere susma hakkı, kişinin ifade ya da bilgi vermeyi reddetme hakkının yanı sıra kendi aleyhine delil göstermeye zorlanamamasını da güvence altına almaktadır. Buna göre Anayasa açısından susma hakkı, söz haricindeki belge ve delilleri de kapsamaktadır (AYM, E.2019/80, K.2022/31, 24/3/2022, § 16). 56. Bu bağlamda öncelikle işveren ve işyeri sahiplerinin Kurum tarafından istenen bilgi veya belgeleri ibraz etme yükümlülüğüne tabi tutulmasının kendisi aleyhine delil göstermeye zorlanamayacağı ilkesi açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle söz konusu defter, belge ve kayıtların ibraz edilmemesinin ya da sunulmasının reddedilmesinin susma hakkı kapsamında bir korumaya tabi tutulup tutulmayacağı incelenmelidir. 57. Anayasa Mahkemesi, defter, kayıt ve belgeleri ibraz etmemek suretiyle gizleme fiilini, 213 sayılı Kanun kapsamında vergi kaçakçılığı suçu olarak düzenleyen hükme ilişkin incelemesinde iki boyutuyla ele almıştır. Anılan kararda ilk olarak ilgili Kanun’da yer alan defter ve belgeleri ibraz yükümlülüğünün kamu düzeninin işleyişiyle ilgili bir hüküm olduğu, bu yükümlülüğün kişinin vergi mükellefi statüsünde bulunmasından dolayı kanun gereğince düzenlenmesi ve saklanması zorunluluğu bulunan defter ve belgeleri kapsadığı ve bunların içerik itibarıyla kamusal yönlerinin ağır bastığı belirtildikten sonra bu defter ve belgelere ilişkin kayıt tutma zorunluluğunun özü bakımından cezai olmayan düzenleyici bir amaçtan ileri geldiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle düzenlendiği ve saklandığı kabul edilen bu defter ve belgelerin ibrazının istenmesinin devlet ve kamu açısından suç delili değil, mükellefin beyanlarının doğruluğunu tevsik edici birer belge niteliğinde olduğu, mükellef açısından ise kendi vergisel işlemlerinin vergi kanunlarına uygunluğunu ortaya koymaya yarayan bir ispat aracı olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2019/80, K.2022/31, 24/03/2022, §§ 25-27). 58. Diğer yandan anılan kararda susma hakkına aykırılığın en önemli ölçütünün zorlama unsuru olduğu belirtilmiş, vergi mükellefinin vergi idaresince istenen bilgi veya belgeleri ibraz etmemesinin suç olarak kabul edilerek bu fiilin hapis cezası yaptırımına bağlanması zorlama unsuru açısından da değerlendirilmiştir. Kararda, vergi inceleme elemanı tarafından istenen defter ve belgelerin ibraz edilmemesi sonucunda öngörülen hapis cezası tehdidinin kişinin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamama hakkına aykırılığın temel ölçütü olarak kabul edilen zorlama unsuru kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, zira hükümde öngörülen ceza tehdidinin kişinin aleyhine beyanda bulunması veya delil göstermesi amacına hizmet etmediği, ilgililerin sahip olduğu vergi mükellefi statüsü nedeniyle kendilerine yüklenen şeklî ödevlerden birisi olan defter, kayıt ve belgeleri ibraz ödevinin yerine getirilmemesi fiilini cezalandırma amacı taşıdığının altı çizilmiştir. Bu kapsamda mevzuat uyarınca tutulması ve saklanması zorunlu tutulan defter, kayıt ve belgelerin vergi inceleme elemanları tarafından istendiğinde ibraz edilmesinin zorunlu kılınmasının ve ibraz edilmemesi fiilinin yaptırıma bağlanmasının kişilerin kendisini suçlayıcı beyanda bulunma veya delil göstermeye zorlanması olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır (AYM, E.2019/80, K.2022/31, 24/3/2022, §§ 28-30). 59. Kurallar uyarınca da işveren veya işyeri sahiplerine yönelik defter, belge ve kayıtları ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin idari para cezasıyla cezalandırılmasında, kişileri kendi aleyhlerine delil göstermeye zorlamanın değil, kamu düzeni kapsamında 5510 sayılı Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin temininin ve denetiminin amaçlandığı, öngörülen idari para cezasının ise kamu düzenine ilişkin söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olduğu gözetildiğinde Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır . 60. Bu itibarla işveren veya işyeri sahiplerinin tutmak zorunda oldukları defter, belge ve kayıtlarını Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde ibraz etmesinin zorunlu kılınmasının ve ibraz edilmemesi fiilinin yaptırıma bağlanmasının kişilerin kendisini suçlayıcı beyanda bulunma veya delil göstermeye zorlanma olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. 61. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; A. 86. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…işyeri defter, kayıt ve belgelerini… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin; 1. “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümünün, 2. Alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “idari para cezası uygulanır.” ibaresinin, “(e) bendinin (1) numaralı alt bendi” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 38. maddesindeki ilkelerin kural olarak kabahatlerle ilgili düzenlemeler bakımından da geçerli olduğunu kabul etmektedir ; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir. … Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır.” AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/05/2017, par. 12, 13) Anılan kararda kabahatlerde kanunilik ilkesinin daha esnek uygulanabileceğine değinilmiş ise de kural olarak Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin kabahatler bakımından da uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Bu dosyada incelenen kurallarda ise işyeri defter, kayıt ve belgelerini süresinde ibraz etmeyenlere aylık asgari ücretin oniki katı tutarında idari para cezası yaptırımı öngörülmektedir. 2. Anayasanın 38/5. maddesinde kişinin kendisi veya yasal yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamayacağı belirtilmektedir. Bu düzenleme ceza soruşturma ve kovuşturmalarına karşı bir güvence oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi kendini suçlama yasağının temel amacının “ sanığın yetkililerce uygunsuz bir şekilde zorlamaya maruz kalmaya karşı korunması yoluyla adaletin tecellisindeki hatalı uygulamaları önlemek ” olduğunu belirtmiştir ( Ali Öz , B. No: 2013/2624, 31/3/2016, § 43). Doktrinde susma ve/veya kendini suçlamama hakkı ( nemo tenetur ilkesi ) olarak ifade edilen bu güvence, gerek insan doğasındaki kendini ve yakınlarını koruma duygusunun ve dolayısıyla onurunun incitilmemesi düşüncesiyle, gerekse hukuka aykırı delil elde edilmesinin önlenmesi ve masumiyet karinesinin korunması gibi esaslarla anayasal bir güvenceye kavuşmuştur. Esasen adil yargılanma hakkı kapsamında da görülebilecek olan güvence Anayasamız tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Susma hakkı açıktır ki; bir suç isnadı altında kalan kimseye kendisi ve yakınlarını suçlayacak bilgi ve belge vermeye zorlanmayacağı güvencesini vermektedir. 3. İlkeye ilişkin benzer düzenleme mahkememizin daha önceki bir kararında da denetlenmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu madde 359/1-a,2’ de yer alan “ Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenlere” biçimindeki ibareye konu eylemlere hapis cezası öngören kuraldaki “gizleyenlere” ibaresi hakkındaki iptal isteminin reddine ilişkin karara (AYM, E.2019/80, K.2022/31, 24/03/2022) yazdığım karşıoy gerekçelerim burada da geçerlidir. Aynı gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 38/5. maddesine aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinde Kurumca verilecek idari para cezaları düzenlenmektedir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde Kanun’un 86. maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen on beş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere uygulanacak idari para cezaları düzenlenmiştir. Buna göre, itiraz konusu kurallar kapsamında, Kanun’daki yükümlülüklerini (işyeri defter, belge ve kayıtlarını saklama ve ibraz) yerine getirmeyen bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü işveren ve işyeri sahipleri hakkında Kurum tarafından idari para cezası verilmesi öngörülmektedir. 2. Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında ise “ Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz ” hükmüne yer verilmek suretiyle adil yargılanma hakkının unsurlarından olan susma ve kendini suçlamama hakkı açıkça güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla kişiler kendilerini suçlayan beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamazlar. 3. Anayasa’nın 38. maddesine ilaveten kişinin kendini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanmaması adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan Anayasa’nın 36. maddesi kapsamı içinde de değerlendirilebilir. 4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) susma ve kendini suçlamama hakkına ilişkin temel ilkelerinin yer aldığı Saunders/ Birleşik Krallık (BD) (B.No: 1987/91, 17/12/1996) kararında müfettişlerce başvurucudan alınan ifadelerin kullanmasının susma ve kendini suçlamama hakkına haksız bir sınırlama teşkil edip etmediğini inceleyerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde güvence altına kendini suçlamama hakkının bütün ceza soruşturmaları için geçerli olduğunun altını çizerek somut olayda kendini suçlamama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme benzer şekilde, Chambaz/İsviçre (B. No:11663/04, 5/4/2002) kararında başvurucunun banka hesabındaki bilgilerin ibrazını zorunlu kılan hükümlerin vergi kaçakçılığı suçu ile ilgili soruşturmada kullanılacağının açık olduğunu ve sonuç olarak başvurucunun kendini suçlamaya zorlandığını belirterek ihlal sonucuna ulaşmıştır. 5. AİHM içtihadını tek cümleyle özetleyecek olursak kişinin kendi aleyhine bir suç isnadına yol açabilecek bilgi ve belgeleri yaptırım tehdidi altında ibraz etmeye zorlanması Sözleşme’nin 6. maddesindeki susma ve kendini suçlamama hakkını ihlal etmiş olacaktır. 6. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru içtihadında ceza davalarına konu olmayan kimi yaptırımları özerk yorum çerçevesinde “ceza” olarak nitelendirilmiş ve bunlara ilişkin yargılamaları adil yargılanma hakkının suç isnadı yönü kapsamında incelenmiştir. Örneğin idari yargıda görülen vergi ziyaı cezalarına ilişkin davalar Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının suç isnadı yönü kapsamında karara bağlanmıştır (bkz. Gür-Sel İnşaat Malzemeleri San.Tic.Ltd.Şti., B. No: 2013/4324, 7/7/2015; Ünal Gökpınar [GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019, § 54). 7. İdarenin yapılan yazılı ihtara rağmen on beş gün içinde mücbir sebep olmaksızın defter, kayıt ve belgelerini ibraz etmeyenlere idari para cezası öngörmesinin kaçınılmaz sonucu ceza tehdidi altında kalan ilgili kişilerin kendi aleyhlerine kullanılabilecek bilgi ve belgeleri vermeye zorlanmasıdır. Dolayısıyla dava konusu kurallar kişilerin kendilerini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanması anlamına gelmektedir. Talep edilen bilgi ve belgelerin kişiler aleyhine kullanılmayacağı yönünde herhangi bir güvence de sunulmamıştır. 8. Netice itibarıyla, itiraz konusu kuralların Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrası ve 36. maddesiyle bağdaşmadığı düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin “86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere;…” bölümünün ve alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “…idari para cezası uygulanır. …” ibaresinin 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kanaatine katılmamaktayım. 2. Dava konusu kurallarla işyeri defter, kayıt ve belgelerini saklama ve ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere aylık asgari ücretin on iki katı tutarında idari para cezası uygulanması öngörülmektedir. 3. Mahkememiz çoğunluğu dava konusu ibarenin Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasındaki "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." biçimindeki hükme aykırı olmadığı kanaatine ulaşmıştır. Çoğunluk kararında dava konusu kural uyarınca işveren veya işyeri sahiplerine yönelik defter, belge ve kayıtları ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin idari para cezasıyla cezalandırılmasında kişileri kendi aleyhlerine delil göstermeye zorlamanın değil, kamu düzeni kapsamında 5510 sayılı Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin temininin ve denetiminin amaçlandığı, öngörülen idari para cezasının ise kamu düzenine ilişkin söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olduğu ifade edilerek işveren veya işyeri sahiplerinin tutmak zorunda oldukları defter, belge ve kayıtlarını Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde ibraz edilmesinin zorunlu kılınmasının ve ibraz edilmemesi fiilinin yaptırıma bağlanmasının kişilerin kendisini suçlayıcı beyanda bulunma veya delil göstermeye zorlanma olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: §§ 59-60). 4. Kanaatimizce dava konusu kurallar Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında korunan “susma ve kendini suçlamama” hakkına müdahale etmektedir. 5. Bu tür kayıtların 5510 sayılı Kanun kapsamında prime esas belgelerin denetimine imkân veren niteliğine sahip belgeler olduğu açıktır. Kuralın kamu yararı amacı ile çıkarıldığı ve meşru bir amacı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamakla birlikte kişiler için öngörülen bu biçimdeki yükümlülüğün aynı zamanda Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin kendisi aleyhinde beyanda bulunmama hakkı ile ilgili anayasal güvenceye aykırı olmaması da önemlidir. 6. Kanun’da elbette kişiler için defter, kayıt ve belge tutulmasını ve gerektiğinde bunları ibraz etmesini isteme şeklindeki yükümlülükler öngörülebilir. Ancak bu süreçte önemli olan bu yükümlülükler benimsenirken kişinin kendisini suçlayıcı bir beyanda bulunmaya veya bu yolda bir delil göstermeye zorlanamamasıdır. Dolayısıyla kişilerin bir ceza tehdidi altında bazı bilgi ve belgelerin kendilerinden alınmaya zorlanması Anayasa’nın bu amir hükmüne aykırı olacaktır. 7. Dava konusu kuraldaki temel mesele de bu husus ile bağlantılıdır. Buradaki Anayasa’ya aykırılık işyeri defter, kayıt ve belgelerini tutmayanların cezalandırılması değildir. Kanun koyucu bu biçimdeki cezai hükümler elbette öngörebilir. Burada Anayasa’ya aykırı olan husus kişilerden cezalandırma tehdidi altında bunların ibrazı ve dolayısıyla Anayasa’daki tabiriyle kişinin kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya ve bu yolda bir delil göstermeye zorlanmasına imkan verebilen bir durumun varlığıdır. 8. İptali talep edilen kurallarda zorlama ihtimalinin varlığı ve buna karşı kanunda bir güvenceye yer verilmemiş olması kuralı Anayasa’ya aykırı hale getirmektedir. Zira bu kuralın uygulamasında kişiler bu kural nedeniyle kendi aleyhlerine beyanda bulunmaya zorlanabileceklerdir. Kişilerin bu kuralların uygulanması bağlamında kendi aleyhine beyanda bulunmaya zorlanamayacağı noktasında kanunda açık bir güvence getirilmiş olsaydı bu durumda kişilerin defter ve kayıt noktasında bu tür bir anayasal sorunla da karşılaşılması söz konusu olmayacaktı. 9. Yukarıda açıklanan gerekçelerle 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin “86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere;…” bölümünün ve alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “…idari para cezası uygulanır. …” ibaresinin 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi yönünden Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ
2024/231
2024/88
25/12/2024
Esas - Ret
13/03/2025 - 32840
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/88 Karar Sayısı : 2024/231 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; A. 86. maddesinin ikinci fıkrasının “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” ve “ …saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” bölümlerinin, B. 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin; 1. “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümünün, 2. (1) numaralı alt bendinin, 3. Alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “ idari para cezası uygulanır. ” ibaresinin “ (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ” yönünden, Anayasa’nın 2., 13. ve 38 maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 86. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” 2 . 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kurumca verilecek idarî para cezaları MADDE 102- (Değişik: 17/4/2008-5754/60 md.) Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle diğer kanunlarda aşağıda belirtilen fiiller için idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanunun; … e) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; 1) Bilânço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin oniki katı tutarında, 2) Diğer defterleri tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin altı katı tutarında, 3) Defter tutmakla yükümlü değil iseler, asgari ücretin üç katı tutarında, 4) Tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla; defter ve belgelerin tümünü verilen süre içinde ibraz etmekle birlikte; kanunî tasdik süresi geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olan defterlerin tasdik tarihinden önceki kısmı, işçilikle ilgili giderlerin işlenmemiş olduğu tespit edilen defterler, sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançların kesin olarak tespitine imkân vermeyecek şekilde usulsüz veya noksan tutulmuş defterler, herhangi bir ay için sigorta primleri hesabına esas tutulması gereken kazançların ve kazançlarla ilgili ödemelerin (sigorta primine esas kazancın ödemeye bağlı olduğu durumlar dahil) o ayın dahil bulunduğu hesap dönemine ait defterlere işlenmemiş olması halinde, o aya ait defter kayıtları geçerli sayılmaz ve bu geçersizlik hallerinin gerçekleştiği her bir takvim ayı için, aylık asgari ücretin yarısı tutarında; kullanılmaya başlanmadan önce tasdik ettirilmesi zorunlu olduğu halde tasdiksiz tutulmuş olan defterler geçerli sayılmaz ve tutmakla yükümlü bulunulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre; Vergi Usûl Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz ve bu bendin (1) numaralı alt bendine göre, 5) İşverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunması zorunludur. Belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen (imza şartı yönünden makbuz mukabilinde veya banka kanalıyla yapılan ödemeler hariç) ücret tediye bordroları geçerli sayılmaz ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanır . İbraz süresi geçirildikten sonra incelemeye sunulan ve tümünün veya bir bölümünün geçersiz olduğu tespit edilen defter ve belgeler yönünden, ayrıca geçersizlik fiilleri için idari para cezası uygulanmaz, sadece tutulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerine göre idari para cezası uygulanır. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; A. 86. maddesinin ikinci fıkrasının “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle,… ” ve “ …saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” bölümlerinin, B. 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 60. maddesiyle değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin; 1. “ 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; ” bölümünün, 2. (1) numaralı alt bendinin, 3. Alt bentlerini bağlayan hükmünde yer alan “ idari para cezası uygulanır. ” ibaresinin “ (e) bendinin (1) numaralı alt bendi ” yönünden, Anayasa’nın 2., 13. ve 38 maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 86. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “ İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. ” 2 . 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kurumca verilecek idarî para cezaları MADDE 102- (Değişik: 17/4/2008-5754/60 md.) Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle diğer kanunlarda aşağıda belirtilen fiiller için idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanunun; … e) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; 1) Bilânço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin oniki katı tutarında, 2) Diğer defterleri tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin altı katı tutarında, 3) Defter tutmakla yükümlü değil iseler, asgari ücretin üç katı tutarında, 4) Tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla; defter ve belgelerin tümünü verilen süre içinde ibraz etmekle birlikte; kanunî tasdik süresi geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olan defterlerin tasdik tarihinden önceki kısmı, işçilikle ilgili giderlerin işlenmemiş olduğu tespit edilen defterler, sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançların kesin olarak tespitine imkân vermeyecek şekilde usulsüz veya noksan tutulmuş defterler, herhangi bir ay için sigorta primleri hesabına esas tutulması gereken kazançların ve kazançlarla ilgili ödemelerin (sigorta primine esas kazancın ödemeye bağlı olduğu durumlar dahil) o ayın dahil bulunduğu hesap dönemine ait defterlere işlenmemiş olması halinde, o aya ait defter kayıtları geçerli sayılmaz ve bu geçersizlik hallerinin gerçekleştiği her bir takvim ayı için, aylık asgari ücretin yarısı tutarında; kullanılmaya başlanmadan önce tasdik ettirilmesi zorunlu olduğu halde tasdiksiz tutulmuş olan defterler geçerli sayılmaz ve tutmakla yükümlü bulunulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre; Vergi Usûl Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz ve bu bendin (1) numaralı alt bendine göre, 5) İşverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunması zorunludur. Belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen (imza şartı yönünden makbuz mukabilinde veya banka kanalıyla yapılan ödemeler hariç) ücret tediye bordroları geçerli sayılmaz ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanır . İbraz süresi geçirildikten sonra incelemeye sunulan ve tümünün veya bir bölümünün geçersiz olduğu tespit edilen defter ve belgeler yönünden, ayrıca geçersizlik fiilleri için idari para cezası uygulanmaz, sadece tutulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerine göre idari para cezası uygulanır. … ”
0
85
1,982
2025/14
2023/40
09/03/2023
16/01/2025
(AYM, E.2023/40, K.2025/14, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR
Cem GÜNDOĞDU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/14
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/40 Karar Sayısı : 2025/14 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 14., 15., 36., 40., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 10. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen iptali talep edilen geçici 5. madde şöyledir: “ Komisyonun görev süresi sonrasına dair işlemler GEÇİCİ MADDE 5- (Ek:22/12/2022-7429/10 md.) (1) Bu Kanunun 3 üncü maddesi ile belirlenen Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmalar; a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi işlemleri için ilgilinin son görev yaptığı kurum veya kuruluş, b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi işlemi için Millî Eğitim Bakanlığı, c) Emekli personelin rütbelerinin alınması işlemi için ilgisine göre İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı, ç) Kapatılan dernekler için İçişleri Bakanlığı, d) Kapatılan vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü, e) Kapatılan sendika, federasyon ve konfederasyonlar için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, f) Kapatılan özel sağlık kuruluşları için Sağlık Bakanlığı, g) Kapatılan özel öğretim kurumları, özel öğrenci yurtları, vakıf yükseköğretim kurumları için Millî Eğitim Bakanlığı, ğ) Kapatılan özel radyo ve televizyon kuruluşları için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, h) Kapatılan gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajansları için İletişim Başkanlığı, ı) Diğer işlemler için ilgili kurum veya kuruluş, tarafından yürütülür. (2) Görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemler birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından bu Kanun ve ilgili mevzuatta belirtilen hükümler uyarınca yürütülür. (3) Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemler Cumhurbaşkanlığı tarafından yerine getirilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 9/3/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Hakkında Genel Açıklama 3. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra olağanüstü hâlin ilan edilmesi ve bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanmasını takip eden süreçte Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’nın (mülga) 121. maddesine dayanılarak olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (KHK) çıkarılmıştır. 4. Anılan KHK’lar ile olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesi amacıyla kişi ve kuruluşlara yönelik olarak birtakım tedbirler öngörülmüştür. Bu kapsamda terör örgütleriyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle çok sayıda kamu görevlisi kamu görevinden çıkarılmış, öğrencilerin mevcut eğitim kurumlarıyla ilişiği kesilmiş, yükseköğretim kurumları, dernekler, vakıflar, radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler kapatılmıştır (AYM, E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 17). 5. Kamu görevinden çıkarma ya da kuruluşların kapatılmasının hukuki sonuçları bir idari işleme gerek olmaksızın doğrudan olağanüstü hâl KHK hükümleriyle ortaya çıkmıştır. Söz konusu tedbirlerin olağanüstü hâl KHK’larına dayanılarak uygulanması nedeniyle bunlara karşı idari yargı mercilerinde dava açma imkânı bulunmamaktadır (AYM, E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 18). 6. 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’yle olağanüstü hâl kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (Komisyon) kurulmuştur. Anılan KHK 7075 sayılı Kanun’la TBMM tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. 7. Söz konusu Kanun’un genel gerekçesinde, darbe teşebbüsünden sonra Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) devlet kadrolarından arındırılması kapsamında bazı tedbirlerin doğrudan olağanüstü hâl KHK’larıyla alındığı, bu tedbirlerin kişi ve kuruluşların hukuki statülerinde doğrudan etki doğurduğu, olağanüstü hâl KHK’larına karşı idari yargıda dava açmanın da mümkün olmadığı, bu tedbirlerden kaynaklanacak muhtemel mağduriyetleri gidermek amacıyla yargı yolu kapalı olan işlemlere karşı özel bir idari komisyon kurulmasının öngörüldüğü ifade edilmiş; Komisyon kararlarına karşı yargı yoluna başvurma hakkı da tanınarak olağanüstü hâl kapsamında yapılan işlemlere karşı yargı denetiminin açılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. 8. Kanun’un 2. maddesinde Komisyonun görevleri sayılmıştır. Söz konusu maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında Komisyonun olağanüstü hâl kapsamında doğrudan KHK’lar ile tesis edilen; kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi, öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması, emekli personelin rütbelerinin alınması ile bu işlemlerden olmayıp olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan olağanüstü hâl KHK’larıyla gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar vereceği belirtilmiştir. 9. Maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan KHK’larda yer alan ilave tedbirlere ilişkin olarak Komisyona ayrıca başvuru yapılamayacağına dair düzenleme Anayasa Mahkemesinin 24/12/2019 tarihli ve E.2018/74, K.2019/92 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu iptal kararı sonrası 7075 sayılı Kanun’a 11/11/2020 tarihli ve 7256 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen geçici 4. maddede ilave tedbirlere ilişkin olarak ayrı bir başvuru mekanizması öngörülmüştür. İptal kararı ile yasal düzenlemenin yapıldığı tarih arasında yer alan zaman diliminde ise söz konusu tedbirlere yönelik olarak Komisyona başvuruda bulunulmasına yasal bir engelin bulunmaması nedeniyle bu başvuruların Komisyonun gündeminde olabileceği açıktır. 10. Komisyonun verebileceği kararlar da 7075 sayılı Kanun’un 8. ve 9. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 8. maddesine göre yapılan başvurular, başvuru için aranan şartlara uygunluk bakımından ön incelemeye tabi tutulacaktır. Ön inceleme sonucunda başvurunun süresi içinde yapılmadığı, başvuru sahibinin konuyla ilgili hukuki menfaatinin bulunmadığı, başvurunun Kanun kapsamına girmediği veya diğer şekil şartlarını taşımadığı tespit edildiğinde başvuru bu aşamada reddedilecektir. Bu aşamayı geçen başvurular ise 9. maddeye göre dosya üzerinden incelenecek ve inceleme sonucunda başvurunun reddine veya kabulüne karar verilebilecektir. 11. Komisyon tarafından verilen bu kararlara karşı başvurulabilecek yargı yolu ise 11. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Komisyon kararlarına karşı, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabileceği hüküm altına alınmıştır. 12. Komisyonun görev süresi ilk olarak 685 sayılı KHK’nın 3. maddesi gereğince bu KHK’nın yürürlüğe girdiği tarihinden itibaren iki yıl olarak belirlenmiş ve anılan maddede ayrıca Bakanlar Kuruluna bu süreyi, sürenin bitiminden itibaren birer yıllık sürelerle uzatma yetkisi verilmiştir. 13. 7075 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ise benzer düzenleme muhafaza edilmiş ve anılan Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl boyunca Komisyonun görev yapacağı öngörülmüş, söz konusu maddenin ikinci cümlesinde de Cumhurbaşkanına gerek görmesi hâlinde bu süreyi, sürenin bitiminden itibaren birer yıllık sürelerle uzatabilme yetkisi verilmiştir. 14. Cumhurbaşkanınca Komisyonun görev süresi birer yıllık sürelerle uzatılmış, 22/1/2022 tarihli ve 31727 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 21/1/2022 tarihli ve 2022/19 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla Komisyonun görev süresi son kez uzatılmıştır. Bu itibarla Komisyonun görev süresi 22/1/2023 tarihinde sona ermiştir. B. Kanun’un 10. Maddesiyle 7075 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 5. Maddenin İncelenmesi 1. (1) ve (3) Numaralı Fıkralar a. Anlam ve Kapsam 15. 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasında Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmaların kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi işlemleri için ilgilinin son görev yaptığı kurum veya kuruluş; öğrencilikle ilişiğin kesilmesi işlemi için Millî Eğitim Bakanlığı; emekli personelin rütbelerinin alınması işlemi için ilgisine göre İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı; kapatılan dernekler için İçişleri Bakanlığı; kapatılan vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü; kapatılan sendika, federasyon ve konfederasyonlar için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; kapatılan özel sağlık kuruluşları için Sağlık Bakanlığı; kapatılan özel öğretim kurumları, özel öğrenci yurtları, vakıf yükseköğretim kurumları için Millî Eğitim Bakanlığı; kapatılan özel radyo ve televizyon kuruluşları için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu; kapatılan gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajansları için İletişim Başkanlığı; diğer işlemler için ilgili kurum veya kuruluş tarafından yürütülmesi öngörülmüştür. Başka bir ifadeyle kuralla görev süresi sona erdikten sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmaların yapılacağı merciler belirlenmektedir. 16. Anılan maddenin dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemlerin Cumhurbaşkanlığı tarafından yerine getirileceği hükme bağlanmıştır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 17. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla olağan dönemde de olağanüstü hâl uygulamalarına devam edildiği, kurallarla yetki verilen kurumların olağanüstü hâl döneminde kamu görevinden çıkarma tedbirlerini uyguladıkları, dolayısıyla söz konusu işlemlerde taraf olan kurumlara bu tür yetkilerin tanınmasının olağanüstü hâl rejiminin devamı anlamına geldiği, ayrıca kurallara konu iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ve sair yazışmaların belirsiz olduğu, bu durumun idarenin kanuniliği ilkesiyle çeliştiği ve mahkemeye erişim hakkı ile yetkili makama geciktirilmeden başvurma hakkı bakımından keyfî veya kasıtlı gecikmelere yol açacağı, Cumhurbaşkanlığına tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının da belirsiz olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 14., 15., 36., 40., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 18. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 19. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuki güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metni, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. 20. 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin dava konusu (1) numaralı fıkrasında olağanüstü hâl kapsamında doğrudan KHK’lar ile tesis edilen kamu görevinden çıkarma, emekli personelin rütbesinin alınması, öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin başvurular hakkında Komisyonca verilen ret, kabul veya ön incelemeden ret şeklinde kararlar neticesinde idare tarafından tesis edilecek iş veya işlemler ile bu kararlara karşı açılabilecek davalarda bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmaların kuralda belirtilen kurumlarca yapılacağı öngörülmüştür. Kuralın (ı) bendinde yer alan diğer işlemlerin ise ilave tedbir niteliğinde olanlarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı ile yapılan yasal düzenleme arasındaki zaman diliminde Komisyona yapılabilecek başvurulara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 21. Anılan maddenin dava konusu (3) numaralı fıkrasıyla Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemlerle ilgili olarak Cumhurbaşkanına verilen yetkinin kapsamının ise Komisyonda görevli personele, dosyaların ilgili kurum veya kuruluşlara devrine ve bina, yer vb. tahsislerin kaldırılmasına yönelik birtakım iş ve işlemleri kapsadığı açıktır. 22. Bu itibarla kurallarla tanınan yetkinin kapsamının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. 23. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23). 24. Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra gerekli olan iş ve işlemler ile yapılacak yazışmalarda ilgili kurumların belirlenmesinin Komisyon işleri ve bu kapsamda yürütülen yargılama süreçlerinin daha sağlıklı ve hızlı sonuçlandırılmasına katkı sağlayacağı açıktır. 25. Ayrıca kurallar kapsamında Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemlerin Cumhurbaşkanlığı tarafından yerine getirilmesinin -anılan Kanun’un 12. maddesi gereğince Komisyonun sekretarya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütüldüğü dikkate alındığında- Komisyonun ivedi bir şekilde tasfiye edilmesine imkân sağlayacağı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olduğu söylenemez. 26. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 123. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 6., 7., 10., 13., 14., 15., 36., 40. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. (2) Numaralı Fıkra a. Anlam ve Kapsam 27. 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin dava konusu (2) numaralı fıkrasında Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerin anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından bu Kanun ve ilgili mevzuatta belirtilen hükümler uyarınca yürütülmesi öngörülmektedir. 28. Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Komisyon tarafından verilen kararlara karşı açılacak davalarda husumetin yöneltildiği ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluşun mahkemece verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemleri yerine getirebileceği söylenebilirse de Komisyon tarafından usule ilişkin olarak ön inceleme aşamasında verilen kararlar açısından mahkemece verilecek bir iptal kararında başvurunun esasına ilişkin değerlendirme yapılması zorunluluğu ortaya çıkabilecektir. 29. Dava konusu kuralda ise Komisyonun görev süresinin bitiminden sonra başvurunun esasının incelenmesi için ilgili kurum ve kuruluş yetkili kılınmak suretiyle ön inceleme aşamasında reddedilen dosyaların esasının anılan kurumlarca değerlendirilmesine imkân tanınmaktadır. 30. Ayrıca kural gereğince Komisyona daha önce başvuruda bulunulmayan ancak yargı kararlarıyla Komisyonun görev alanında olduğuna karar verilen hususlara yönelik esas incelemenin ilgili kurum ve kuruluş tarafından yapılması mümkün hâle gelmektedir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 31. Dava dilekçesinde özetle; 7429 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin (1) ve (3) numaralı fıkralarına yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 14., 15., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden incelenmiştir. 33. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16). 34. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17). 35. Olağanüstü hâl KHK’ları ile uygulanan tedbirlerin kişi ve kuruluşların Anayasa’da güvence altına alınan kamu hizmetine girme, eğitim, özel hayata saygı gibi birçok temel hakkı üzerinde doğrudan etkide bulunabileceği gözetildiğinde söz konusu tedbirlere yönelik öngörülen idari başvuru yolunun etkili ve erişilebilir nitelikte olması Anayasa’nın 40. maddesinin bir gereğidir. 36. Dava konusu kuralla görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerle ilgili olarak değerlendirme yapacak kurum ve kuruluşlar 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu kurum ve kuruluşların bu kapsamdaki faaliyetlerini anılan Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütecekleri gözetildiğinde bu kurum ve kuruluşların hatalı uygulandığı iddia edilen tedbirlere ilişkin mağduriyetleri giderme yetkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu kurum veya kuruluşlarca yapılacak değerlendirmelere karşı yargı denetimine başvurulmasına engel bir durum da bulunmamaktadır. Dolayısıyla kuralla öngörülen idari başvuru yolunun etkili ve erişilebilir nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 37. Bu itibarla kural kapsamında öngörülen idari başvuru yolunun devletin kişilerin temel hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalelere karşı etkili ve yeterli giderim mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmadığı söylenemez. 38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 40. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 40. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 6., 7., 10., 13., 14., 15. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 39. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddeye yönelik iptal talebi 16/1/2025 tarihli ve E.2023/40, K.2025/14 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V. HÜKÜM 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin; A. (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, C. (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 16/1/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu, 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının belirsiz olmadığı ve Anayasa’ya aykırı olmadığı değerlendirmesiyle iptal talebinin reddine karar vermiştir. Aşağıda açıklanacak sebeplerle çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. 2. İlgili kural, Komisyonun görev süresi sona erdikten sonra, Komisyonun görev alanına giren konularda mahkemelerce verilecek kararlar doğrultusunda yapılması gereken iş ve işlemlerin, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından 7075 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülmesini öngörmektedir. 3. 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Komisyon kararlarına karşı açılan davalarda husumet, ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluşa yöneltilmektedir. Ancak Komisyon tarafından usule ilişkin verilen ön inceleme kararları mahkemece iptal edildiğinde, başvurunun esasına ilişkin yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu doğmaktadır. 4. Dava konusu kural, Komisyonun görev süresi sona erdikten sonra, ön inceleme aşamasında reddedilen başvuruların esasına ilişkin incelemenin ilgili kurum veya kuruluşlar tarafından yapılmasına olanak tanımaktadır. 5. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kurallar keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olmalıdır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/07/2021, § 95). 6. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 7. Kuralda Komisyonun görev alanına giren başvuruların esasını değerlendirme yetkisi verilen ilgili kurumların söz konu yetkiyi kullanırken -kurum bünyesinde karar verecek merciin belirlenmesi, toplantı ve karar yeter sayısı gibi- hangi usul ve esaslara göre faaliyette bulunacaklarına ilişkin herhangi bir belirlemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Kuralda her ne kadar bu iş ve işlemlerin 7075 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak yürütüleceği belirtilmişse de söz konusu Kanun’da ilgili kurumların yapısına uygun olarak bu yönde faaliyette bulunmalarına imkân tanıyacak bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca kuralda genel olarak atıf yapılan ilgili mevzuat hükümleri de Komisyonun görevini yerine getirecek kurumların söz konusu faaliyette bulunmalarını sağlayacak nitelikte herhangi bir belirlilik içermemektedir. 8. Ayrıca kural gereğince Komisyona daha önce başvuruda bulunulmayan ancak yargı kararlarıyla Komisyonun görev alanında olduğuna karar verilen hususlara yönelik esas incelemenin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yapılması mümkün hale gelmektedir. 9. Bu durum, farklı idareler arasında uygulama farklılıklarına neden olabilecek ve hukuki belirlilik ilkesini zedeleyecek niteliktedir. 10. Sonuç olarak, dava konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu gerekçelerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye Engin YILDIRIM Üye Kenan YAŞAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki kanaatine katılmamaktayım. 2. Dava konusu kuralla görev süresinin sona ermesinden sonra Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerin birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından bu Kanun ve ilgili mevzuatta belirtilen hükümler uyarınca yürütüleceği öngörülmektedir. 3. Bu kural gereğince Komisyonun görev süresinin sona ermesi akabinde Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerin hangi merci, kişi veya kurul veya komisyon tarafından yürütüleceğinin açık, net ve anlaşılır biçimde kanunla düzenlenmiş olması gerekmektedir. 4. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). 5. Bununla birlikte kuralın belirttiği konuda Kanun’da açık bir belirlemenin yapılmadığı görülmektedir. Her ne kadar dava konusu fıkrada 7075 sayılı Kanun’a ve ilgili mevzuata atıf yapılmışsa da Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemler ile ilgili olarak belirtilen kurum ve kuruluşlar içerisinde hangi birimlerin yetkili olacağı, bu birimlerin yürüteceği işlemlerde hangi usul ve esaslara tabi olunacağı gibi temel konulara ilişkin hiçbir belirlemenin olmaması kamu hukukundaki yetkinin kullanımı noktasında önemli sorunlara sebebiyet verebilecektir. Zira bu konularda kurum ve kuruluşlar bünyesindeki hangi birimin kamusal yetki kullanacağının önceden açık biçimde belirlenmiş olması kamu hukukunda zorunludur. Oysa dava konusu kuralda bu yönü ile yeterli bir belirleme yer almamaktadır. 6. Bu bağlamda çoğunluk kararında kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılırken, dava konusu kuralla görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerle ilgili olarak değerlendirme yapacak kurum ve kuruluşların 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça düzenlenmiş olduğu, söz konusu kurum ve kuruluşların bu kapsamdaki faaliyetlerini anılan Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütecekleri gözetildiğinde bu kurum ve kuruluşların hatalı uygulandığı iddia edilen tedbirlere ilişkin mağduriyetleri giderme yetkisinin bulunduğu ve söz konusu kurum veya kuruluşlarca yapılacak değerlendirmelere karşı yargı denetimine başvurulmasına engel bir durum da bulunmadığından kuralla öngörülen idari başvuru yolunun etkili ve erişilebilir nitelikte olduğu gerekçesine dayanılmıştır (bkz.: § 36). 7. Kanaatimizce çoğunluk kararında işaret edilen husus sadece Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmaların hangi kurum ve kuruluşlar tarafından yürütüleceğini öngörmektedir. Ancak bundan başka hususlar 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında veya başka bir yerde düzenlenmiş değildir. Dolayısıyla da görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerin belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından mevzuatta belirlenen hangi hükümler uyarınca yürütüleceği ortaya konulabilmiş değildir. 8. Esasında bunun çoğunluk kararında ortaya konulmasını beklemek de mümkün değildir. Zira hiçbir kanuni düzenlemede bu konuya ilişkin bir belirleme yapılmış değildir. Zaten dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık gerekçesi de tam olarak bu bağlamda kendisini göstermektedir. 9. Bu yönü ile bakıldığında çoğunluğun yaptığı değerlendirmenin ve mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemlerle ilgili hususlara ilişkin belirliliğin sağlandığı şeklindeki tespitinin eksik denetime dayalı bir kanaat niteliğinde olduğunu ifade etmek gerekir. Zira Mahkememiz çoğunluk kararındaki değerlendirmeye rağmen 7075 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşların yürütecekleri işlemlerde hangi usul ve esaslara tabi olunacağı ve bu kurum ve kuruluşlar içerisinde hangi birimlerin yetkili olacağı konuları açıkta kalmaya devam etmektedir. 10. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ
2025/14
2023/40
16/01/2025
Esas - Ret
14/03/2025 - 32841
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/40 Karar Sayısı : 2025/14 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G.Tarih-Sayı : 14/3/2025-32841 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 14., 15., 36., 40., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 10. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen iptali talep edilen geçici 5. madde şöyledir: “ Komisyonun görev süresi sonrasına dair işlemler GEÇİCİ MADDE 5- (Ek:22/12/2022-7429/10 md.) (1) Bu Kanunun 3 üncü maddesi ile belirlenen Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmalar; a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi işlemleri için ilgilinin son görev yaptığı kurum veya kuruluş, b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi işlemi için Millî Eğitim Bakanlığı, c) Emekli personelin rütbelerinin alınması işlemi için ilgisine göre İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı, ç) Kapatılan dernekler için İçişleri Bakanlığı, d) Kapatılan vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü, e) Kapatılan sendika, federasyon ve konfederasyonlar için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, f) Kapatılan özel sağlık kuruluşları için Sağlık Bakanlığı, g) Kapatılan özel öğretim kurumları, özel öğrenci yurtları, vakıf yükseköğretim kurumları için Millî Eğitim Bakanlığı, ğ) Kapatılan özel radyo ve televizyon kuruluşları için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, h) Kapatılan gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajansları için İletişim Başkanlığı, ı) Diğer işlemler için ilgili kurum veya kuruluş, tarafından yürütülür. (2) Görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemler birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından bu Kanun ve ilgili mevzuatta belirtilen hükümler uyarınca yürütülür. (3) Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemler Cumhurbaşkanlığı tarafından yerine getirilir. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 22/12/2022 tarihli ve 7429 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesiyle 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’a eklenen geçici 5. maddenin Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 14., 15., 36., 40., 123. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 10. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen iptali talep edilen geçici 5. madde şöyledir: “ Komisyonun görev süresi sonrasına dair işlemler GEÇİCİ MADDE 5- (Ek:22/12/2022-7429/10 md.) (1) Bu Kanunun 3 üncü maddesi ile belirlenen Komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyon kararlarına ilişkin iş ve işlemler, bilgi ve belge talepleri ile sair yazışmalar; a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi işlemleri için ilgilinin son görev yaptığı kurum veya kuruluş, b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi işlemi için Millî Eğitim Bakanlığı, c) Emekli personelin rütbelerinin alınması işlemi için ilgisine göre İçişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı, ç) Kapatılan dernekler için İçişleri Bakanlığı, d) Kapatılan vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü, e) Kapatılan sendika, federasyon ve konfederasyonlar için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, f) Kapatılan özel sağlık kuruluşları için Sağlık Bakanlığı, g) Kapatılan özel öğretim kurumları, özel öğrenci yurtları, vakıf yükseköğretim kurumları için Millî Eğitim Bakanlığı, ğ) Kapatılan özel radyo ve televizyon kuruluşları için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, h) Kapatılan gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajansları için İletişim Başkanlığı, ı) Diğer işlemler için ilgili kurum veya kuruluş, tarafından yürütülür. (2) Görev süresinin sona ermesinden sonra Komisyonun görevleri kapsamındaki hususlarda mahkemelerce verilecek kararlar üzerine yapılması gerekli iş ve işlemler birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından bu Kanun ve ilgili mevzuatta belirtilen hükümler uyarınca yürütülür. (3) Komisyonun görev süresinin sona ermesine dair iş ve işlemler Cumhurbaşkanlığı tarafından yerine getirilir. ”
0
86
1,982
2025/22
2025/15
11/02/2025
11/02/2025
(AYM, E.2025/15, K.2025/22, 11/02/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Van 11
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/22
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/15 Karar Sayısı : 2025/22 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Van 11. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda, bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (a) bendinde de “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” Mahkemeye gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği, (2) numaralı fıkrasında da itiraz başvurusunda gerekçeli başvuru kararının aslının Anayasa Mahkemesine sunulacağı ifade edilmiştir. 4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde ise Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği; (2) numaralı fıkrasında da anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından duruşma tutanağı başlıklı belge ile itiraz başvurusunda bulunulduğu, söz konusu belgenin başvuru kararına ilişkin tutanak niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olarak ayrıca bir gerekçeli başvuru kararının gönderilmediği tespit edilmiştir. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan başvurunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 11/2/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/22
2025/15
11/02/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/15 Karar Sayısı : 2025/22 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Van 11. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ” II. İLK
Esas Sayısı : 2025/15 Karar Sayısı : 2025/22 Karar Tarihi : 11/2/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Van 11. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 7. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 7- (Ek:7/11/2024-7531/18 md.) (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresine geçilmiş dosyalar bakımından uygulanmaz. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla soruşturma veya kovuşturma evresinde bulunan dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 253 üncü maddenin yirmidördüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan uzlaştırmacı yazılı sınavlarında başarılı olanlar hakkında uygulanmaz. Bu kişiler, diğer koşulları taşımaları halinde uzlaştırmacı siciline ve listelerine kaydedilebilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 254 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 254 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 254 üncü maddenin ikinci fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır. ”
0
87
1,982
2024/209
2024/61
14/03/2024
05/12/2024
(AYM, E.2024/61, K.2024/209, 05/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Sulh Ceza Hâkimliği - Beypazarı
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/209
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/61 Karar Sayısı : 2024/209 Karar Tarihi : 5/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Beypazarı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Özel öğrenci yurdu işleten davacıya uygulanan idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 1 – (Değişik birinci fıkra:27/6/2019-7180/1 md.) Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yemekli ve yemeksiz öğrenci yurtları ve buna benzer kurumlar açılması ve işletilmesi ortaokul ve ortaöğrenim düzeyinde Millî Eğitim Bakanlığının, yükseköğrenim düzeyinde Gençlik ve Spor Bakanlığının iznine bağlıdır. İlgili Bakanlıklar bu yurt ve kurumları tespit edecekleri esaslara göre denetler. …. (Ek fıkra: 15/8/2017-KHK-694/19 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/19 md.) Yapılan inceleme, soruşturma ve denetimlerle yurt ve benzeri kurumun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, c) Barınma hizmetine ilişkin yükümlülük veya taahhütlerini yerine getirmemesi, ç) Sözleşme veya taahhütnamelerinde usulsüzlük yapması, d) Bu Kanun ve buna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik, yönerge ve genelge hükümlerine aykırı fiillerde bulunması, e) Kurum açma izninde belirlenen öğrenim düzeyi ve cinsiyetine aykırı öğrenci barındırması, f) Kayıt dışı öğrencileri veya öğrenci olmayan kişileri barındırması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, ğ) Kurum açma izninde belirlenen amaç dışında kullanılması, h) Yönetmelikle düzenlenen şartları yerine getirmeden kapatılması, hâllerinin tespitinde; (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin iki katı; (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin üç katı; (ğ) ve (h) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı idari para cezası uygulanır ve (ğ) ve (h) bentlerindeki fiilleri işleyen kurumların kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir. (ğ) ve (h) bentlerindeki fiillerin dışındaki fiillerin tekrarı halinde idari para cezası miktarı ilgili bentler için belirlenen para cezası miktarlarının beş katı olarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması halinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. Bu fıkranın (ğ) ve (h) bentlerinin dışındaki bentlerde belirtilen fiiller nedeniyle idari para cezası verilmesi hâlinde ceza tebliğ edilir ve idari para cezasına neden olan hususun giderilmesi için ilgili kuruma en fazla üç ay süre verilir. Bu süre sonunda idari para cezasına neden olan hususların devam ettiğinin tespiti halinde ise yeniden kanuni işlem yapılır. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL’in katılımlarıyla 14/3/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 5561 sayılı Kanun’da öğrenci yurtları ve buna benzer kurumların açılması ve işletilmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrasında yurt ve benzeri kurumlar için yasaklanan fiil ve davranışlar ile bu fiil ve davranışlarda bulunan kurumlar için uygulanacak yaptırımlara yer verilmiştir. 4. Bu kapsamda söz konusu fıkranın itiraz konusu (b) bendinde mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmama veya mevzuata aykırı personel çalıştırma yasak fiil ve davranışlar arasında sayılmıştır. Kuralda öngörülen fiilin tespit edilmesi durumunda ilgili kuruma brüt asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanacaktır. Fiilin tekrarı hâlinde belirtilen para cezasının beş katı idari para cezası uygulanacak; üçüncü kez tekrar etmesi durumunda ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilecektir. 5. Öte yandan Kanun’un 1. maddesinin dördüncü fıkrasında öğrenim düzeyine göre barınma hizmeti verilecek öğrencilerin, bu hizmetin verilebileceği yurt ve benzeri kurumların ve bu hizmeti sunacak gerçek ve tüzel kişilerin niteliklerinin ilgisine göre Millî Eğitim Bakanlığı veya Gençlik ve Spor Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükme göre söz konusu kurumlarda çalıştırılacak personel sayısı yönetmelikle belirlenecektir. B. İtirazın Gerekçesi 6. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda idari para cezasına konu eylemin kanun yerine ikincil mevzuat hükümleriyle belirlenmesinin öngörüldüğü, kuralın uygulanmasında idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı, bu durumun sübjektif değerlendirmelere dayanan yaptırımların uygulanmasına sebebiyet vereceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 7. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz .” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. 8. Anayasa’nın söz konusu maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir ( AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13). 9. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olması, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir ( AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, § 14). 10. Kuralla yaptırıma bağlanan fiil yurt ve benzeri kurumlarda mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırılması dır. Kuralda “ …mevzuat… ” ibaresine yer verildiğinden kurala göre kanunda veya ikincil mevzuatta belirtilen nitelikte veya sayıda personel çalıştırılmaması durumunda söz konusu kurumlara yaptırım uygulanabilecektir. 11. 5661 sayılı Kanun’da söz konusu kurumlarda çalıştırılacak personelin nitelik ve özellikleri ya da çalıştırılması gereken personel sayısına ilişkin olarak herhangi bir belirlemenin yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, belirtilen hususların yönetmelikle düzenlenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Böylece öğrenci yurtlarında ve benzeri kurumlarda yönetmelikte belirtilen nitelikte ve sayıda personel çalıştırılmadığının tespit edilmesi durumunda ilgili kurum hakkında anılan Kanun’da belirtilen idari yaptırımlar uygulanabilecektir. 12. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 31/5/2017 tarihli ve E.2017/103, K.2017/108 sayılı kararında da ifade edildiği gibi düzenleyici idari yaptırımlarda, yaptırım belirli ve özel bir alana ilişkin olarak uygulandığından kanunla çizilen çerçevenin genel olması belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, §19). 13. Öğrenci yurdu ve benzeri kurumlarda çalıştırılacak personelin sayısı, özellik ve niteliklerinin öğrenim düzeyine ve öğrenci kapasitesine göre değişiklik gösterebileceği ve söz konusu kurumlarda verilecek hizmetlerin çeşitliliği ile bu hizmetleri yerine getirmekle görevli çalışanların sahip olması gereken özellik ve niteliklerin yerine getirilen hizmete göre farklılık gösterebileceği dikkate alındığında belirtilen hususların kanun metninde tek tek belirlenmesi zorunluluğundan söz edilemez. Bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır. Zira kanun hükümlerinin genel olması, somut olayın özelliğine göre değişen durumlara karşı tüm çözümlerini bünyesinde barındırmasını sağlama, bir başka ifadeyle hükmün amacına uygun bir şekilde sonuca ulaştırabilecek herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla Kanun’un, hangi eylemin suç veya kabahat teşkil ettiğinin ve bu eyleme bağlanan yaptırımın ne olduğunun, belli bir açıklık ve kesinlikte öngörülebilmesine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olması, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından yeterlidir. 14. Kurala göre, öğrenci yurdu ve benzeri kurumlarda çalıştırılacak personelin sayısı, nitelik ve özellikleri somut olarak hizmet verilen kurumun kapasitesi ile hizmetten yararlananların öğrenim durumu dikkate alınarak yönetmelikle tespit edilecek ve kural bu suretle uygulanacaktır. Kuralda çerçevesi kanunla belirlenen ve aykırılığı yaptırıma bağlanan eylemin icra hareketlerinin genel ve düzenleyici işlemlerle belirleme yetkisi idareye verilmektedir. Bu itibarla kuralın, belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütlerini sağladığından suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal etmediği sonucuna varılmıştır. 15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Selahaddin MENTEŞ kuralda yer alan “…veya mevzuata aykırı personel çalıştırması,” ibaresi yönünden bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 38. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın; A. (b) bendinde yer alan “ Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (b) bendinin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 5/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Kanunun birinci maddesinin ilk fıkrasının b bendinde, gerçek ve tüzel kişiler tarafından işletilecek öğrenci yurtları veya benzer kurumlarda “Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması” idari para cezasını gerektiren kabahat olarak düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında yaptırım düzenlenmiştir. Yaptırım kanunda belirtildiği için kanunilik kriterini karşılamaktadır. Yine kuralda öngörülen “mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmama” eylemi bakımından, mevzuata aykırılığın hangi konuyla sınırlı olduğu gösterilmiş, öngörülebilirlik sağlanmıştır. Bu nedenle çoğunluğun bu ibareye yönelik iptal isteminin reddine ilişkin görüşüne katıldım. Buna karşın “mevzuata aykırı personel çalıştırması” ibaresi açısından aynı şeyin söylenmesinin mümkün olmadığını düşünmekteyim. Nitekim benzer düşünceleri Mahkememizin 2019/110 E., 2021/85 K. sayılı dosyasında yazdığım karşıoyumda da açıklamıştım. 2. Anayasanın 38/1. maddesindeki suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi mahiyetine uyduğu ölçüde idari cezalar bakımından da geçerlidir. Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesinin kapsamlı bir güvence sağlamasına yardım eden bazı alt ilkeler bulunmaktadır. Bunlar; kanunun tekelliği, belirlilik, erişilebilirlik, geçmişe yürümezlik ve lehe kuralların geçmişe yürütülmesi ilkeleridir. Tekellik alt ilkesi uyarınca suç ve cezaların düzenlenmesinde tek kaynak kanundur. Bu alt ilkenin bir sonucu olarak; 1- örf ve adet kuralları ile suç yaratılamaz, 2- kıyas yasaktır, kıyas yoluyla suç ve/veya ceza ihdas edilemez. 3- İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza kuralı konulamaz. Belirlilik ilkesi ise ceza normlarındaki yasağın (kurala aykırı fiilin) ve yaptırımın açıkça belli olmasını, suç unsurlarının belirsiz ve keyfi uygulamalara izin vermeyecek biçimde düzenlenmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Belirlilik ilkesi uyarınca suç tanımındaki tüm unsurlar kanunda açıkça gösterilmeli, kişiler güncel eylemleri dolayısıyla öngöremedikleri bir suçlamaya maruz bırakılmamalıdır. Erişilebilirlik ilkesi, suç ve cezalara ilişkin kanun hükümlerinin herkes tarafından bilinebilir ve erişilebilir olmasını güvence altına almaktadır. 3. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 38. maddesindeki kanunilik ilkesinin kabahatlerde de uygulanması gerektiğini çeşitli kararlarında ifade etmiştir. Örneğin; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir. … Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. … idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Bu bağlamda, yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir.” (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/05/2017, par. 12, 13; ayrıca bkz AYM, 22.4.2015, 35/40). Mahkeme aynı kararda kanunilik ilkesinin esnek uygulanmasına ilişkin olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 4/1. maddesinde yer alan; “ Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir. ” kuralını örnek göstermektedir. Şu halde kabahatlere ilişkin düzenlemeler bakımından da Anayasanın 38. maddesinin yukarıda kapsamı belirtilen güvenceleri geçerlidir. Hatta idari suçlara ilişkin ceza kuralları bakımından belirlilik ilkesi mutlak şekilde geçerlidir. Başka deyişle kabahat fiillerine uygulanacak cezaların tür ve miktarları da mutlaka kanunda açıkça belirlenmelidir, bunlar idari kural işlemlerle düzenlenemez. Fakat idari cezaların kanunda nisbi para cezası veya alt ve üst sınırlar içerisinde bir takdir marjıyla öngörülmesi de mümkündür. 4. Belirlilik ilkesi bakımından AYM’nin yukarıda işaret edilen kararında dikkate aldığı kriterin Kabahatler Kanununun 4/1. maddesi ile uyumlu olduğu söylenebilir. Belirtilen ölçüte göre kanunda hangi fiillerin kabahat oluşturduğuna ilişkin olarak, yasaklanan fiilin kapsam ve koşullarının bir çerçeve yasal düzenlemeyle belirlenmesi durumunda idarenin genel düzenleyici işlemleriyle ayrıntıları düzenleyebileceği kabul edilmiştir. AYM’nin kanuni çerçeveye atıf yapan bu yaklaşımı doktrinle de uyumlu ise de sorun kanuni çerçeveyi dar veya geniş yorumlayan görüş farklılıklarıyla ilgilidir. Nitekim 5307 sayılı Kanunun 16. maddesiyle ilgili olarak yaptığı incelemede AYM tarafından yasaklara aykırı idari para cezalarının belirsizliği nedeniyle iptal kararı verilmiştir (AYM 2017/129 – 2018/6, 18.1.2018). Diğer taraftan ayrıntıyı düzenleyen tali düzenleyici işlemler yönünden de belirlilik ilkesi geçerli olup, bunların yargısal (idari yargı) denetiminde bu husus gözetilecektir. Hatta kanunda idari fiilin çerçevesi bir ölçüde genel ifadelerle çizilse dahi tali düzenlemede hangi fiile-fiillere yaptırımın uygulanacağının belirlilik ilkesine uygun düzenlenmesi hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkeleri yönünden büyük önem taşımaktadır. Kabahate ilişkin fiilin tipikliğine ilişkin önemli unsurların tali düzenleyici işlemlere bırakılması halinde kişi özgürlüklerinin yasama organı yerine yürütme organı tarafından sınırlanabileceği yöntemi benimsenmiş olur. Bu durumun hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır. 5. AYM’nin sözü edilen kararlarında yer alan tespitlerin hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkeleri bakımından büyük önem taşıdığı söylenmelidir. Bu bağlamda suçlarda ve cezalarda kanunilik ilkesi idareyi sınırlama ve temel hakları güvenceye alma bakımından demokratik hukuk devletinde vazgeçilmez bir fonksiyon görmektedir. Nitekim AYM bir kararında; “ Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda kanunun emrine dayanarak yürütme organınca alınacak önlemler objektif nitelik taşımalı ve keyfî uygulamalara sebep olacak geniş bir takdir yetkisini idareye vermemelidir ” (AYM, E. 1984/14, K. 1985/7, 13/6/1985) ifadeleriyle keyfiliğe karşı güvence işlevine vurgu yapmıştır. Diğer bir davada ise “ kanun, tüzük ve yönetmeliklere ve umumi emirlere aykırı hareketi veya aykırı harekette ısrarı” tespit edilen özel eğitim kurumunun kapatılması yaptırımı yönünden iptal kararı verilmiştir; AYM 2002/40 - 2006/20, 15.2.2006. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği bir kararda ise “kanun hükmünde kararname ile dahi düzenlenemeyecek temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin bir düzenlemenin ilk elden idari düzenleyici işlemlerle yapılması Anayasa karşısında mümkün değildir” (Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/6/2014, par. 8) ifadesiyle benzer bir yaklaşımı ortaya koymuştur. Bireysel başvuruya ilişkin Karlis A.Ş. kararı ise bu konuda çok önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu başvuruda 2918 sayılı Kanunun 31. maddesi uyarınca takoğraf takma muafiyetine ilişkin uygulama şartlarının genelgeyle belirlenmesi nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık iddiası adil yargılanma hakkı boyutuyla incelenmiştir. AYM kararında genelgeyle kabahat eyleminin istisnasının düzenlenmesinin aynı zamanda kabahat ihdas edilmesi anlamına geldiği belirtilerek suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Karardaki temel gerekçe; “ Genelge, Kanunla tanınan ve herhangi bir şekle bağlanmamış olan takograf muafiyetini, bildirim ve tescil belgesine şerh verilmesi şekline bağlayarak istisnai düzenlemenin uygulama alanını, herhangi bir kanuni dayanağı olmaksızın daraltmıştır. İdari para cezasını gerektiren bir eyleme ilişkin istisnai düzenlemenin uygulama alanının, idari işlemle daraltılması, somut olayda kabahat ihdas edilmesi sonucunu doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fırkasında düzenlenen “suç ve cezada kanunilik” ilkesi ile bağdaşmamaktadır. ” (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, par. 43) biçiminde ifade edilmiştir. 6. İncelenen kurala gelince, Kanunda belirlilik ilkesi açısından yalnızca “ mevzuata aykırı personel çalıştırması” ibaresi yer almaktadır. Mevzuat terimi hem ilgili tüm kanunları, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini, hem de bu kanunların uygulanmasına ilişkin ikincil kuralları-kural işlemleri (yönetmelik, genelge, tebliğ, vb.) kapsamaktadır. Bu geniş kapsam içerisinde idarenin hangi konular ve eylem türü için, ne gibi şartlarda idari suç ihdas edeceğine dair hiçbir sınırlama ve belirleme yer almamaktadır. Bu belirlemenin mümkün olmadığı görüşü de yerinde değildir. Çünkü bakıldığında Yönetmelik ile personele ilişkin düzenlemelerin; personelin niteliğine, sağlık güvencelerine vb. hususlara dair olduğu görülmektedir. Şu halde aynı şekilde yasaklanan eylemin hangi tür konulara ilişkin olduğunun Kanunda ana hattıyla belirlenmesi belirliliği sağlayabilecektir. 7. Mevcut şekliyle kuraldaki geniş yetki karşısında personel çalıştırılmasıyla ilgili olarak zaman içerisinde farklı hususlarda da düzenlemeler yapılarak idari cezaya temel oluşturulmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Karşı görüş açısından amacın bu olduğu ileri sürülebilir. Ancak her türlü mevzuata aykırılığın yaptırımı gerektirdiğine ilişkin genel bir yetki, kanundaki belirsizliği artırdığı gibi anayasal kanunilik güvencesini de ortadan kaldırmaktadır. Hangi tür eyleme yaptırım uygulanacağının yasa koyucu tarafından belirlenmesi hukuk devleti ilkesinin ve yaptırım hukukuna ilişkin güvencenin bir gereğidir. Böylece incelenen kuralla idareye ikincil düzenlemeler aracılığıyla kişilere her konuda ve unsur ve şartlarını da içerir biçimde yasaklar, yükümlülükler öngörülüp bunlara aykırılık halinde aynı maddede öngörülen idari cezaların uygulanması yönünde neredeyse sınırsız bir yetki verilmiştir. Başka deyişle incelenen kuralda idari cezaların düzenlenmesi için herhangi bir çerçeve hükmün bulunduğu söylenemez. Bu nedenle kuralın iptali gerekir. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Dava konusu kuralla yaptırıma bağlanan fiil “ yurt ve benzeri kurumlarda mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırılması ”dır. Kuralda “ mevzuat ” ibaresine yer verildiğinden kurala göre Kanun’da veya yönetmelik gibi ikinci mevzuatta belirtilen nitelikte veya sayıda personel çalıştırılmaması durumunda söz konusu kurumlara yaptırım uygulanabilecektir. 2. Kuralın “… mevzuata aykırı personel çalıştırması” kısmı Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı düşmektedir. Kuralda geçen “mevzuat” kelimesi i lgili tüm kanunları, bunların uygulanmasına ilişkin ikincil düzenlemeler içermektedir. 3. Kuralın ilk kısmında yer alan “belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması” eylemi somut bir nitelik taşıdığından bu hususta “mevzuat” kavramına atıf yapılması anayasal olarak bir sorun teşkil etmemektedir. Çünkü bu hususta somut bir kriter öngörüldüğünden idarenin takdir hakkı nesnel bir temelle sınırlandırılmıştır. Halbuki, kuralın ikinci kısmında bulunan “personel çalıştırılmaması” düzenlemesi, ilk kısmın aksine soyut, esnek ve keyfi yorumlara açık kapı bırakmaktadır. Bu durum idareye “mevzuat” terimi üzerinden geniş bir alanda öznel değerlendirmelere dayanan yaptırımlarda bulunma imkânı tanımaktadır. 4. Belirtilen gerekçeyle, kuralın Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinde yer alan “ mevzuata aykırı personel çalıştırması ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin kararına katılmamaktayım. 2. Dava konusu ibarenin içinde yer aldığı fıkrada yurt ve benzeri kurumlar için yasaklanan fiil ve davranışlar ile bu fiil ve davranışlarda bulunan kurumlar için uygulanacak yaptırımlara yer verilmekte olup, dava konusu ibare gereği mevzuata aykırı personel çalıştırılması durumunda ilgili kuruma brüt asgari ücretin iki katı tutarında, fiilin tekrarı hâlinde ise belirtilen para cezasının beş katı idari para cezası uygulanacağı ve üçüncü kez tekrar etmesi durumunda kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edileceği öngörülmektedir. 3. Görüldüğü üzere dava konusu kuralla idari para cezasına konu bir fiil düzenlenmektedir. Dolayısıyla kuralın bu yönü ile bir kabahat olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak kuralın belirliliği ile ilgili sorun olduğu görülmektedir. 4. Kural, mevzuata aykırı personel çalıştırmayı cezalandırmayı öngörmekle birlikte “mevzuata aykırı personel” ile ilgili asgari hiçbir niteliği öngörmüş veya bunu sağlayan herhangi bir kanuni düzenlemeye atıf yapmış değildir. Dolayısıyla Kanun’da cezalandırılması öngörülen eylemle ilgili hiçbir belirlemenin yapıldığı söylenemez. 5. Anayasa Mahkemesi içtihadında Anayasa’nın 38. maddesi bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesi sadece suçlarla ilgili düzenlemelerde değil kabahatlerde de aranmakta olup kabahatlere ilişkin olarak da suçta ve cezada kanunilik ilkesindeki güvencelerin geçerli olduğu kabul edilmektedir. 6. Anayasa Mahkemesine göre Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Suçlar kadar katı değerlendirilmemekle birlikte bu ilke ana hatlarıyla kabahatler için de geçerli kabul edilmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 11). 7. Yine Anayasa Mahkemesinin yaklaşımına göre suç ve cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin sınırlarının yasama organı tarafından belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın düzenleyici işlemler ile suç ve ceza ihdas etmemesi ve ceza hukukunu uygulamakla görevli yargı organının da kanunlarda belirlenen suç ve cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekmektedir (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 33). 8. Dava konusu kuraldaki “mevzuat” ibaresi oldukça geniş kapsama sahiptir. Mevzuat kavramının ülkede yürürlükte olan yazılı tüm hukuk kurallarını kapsadığı göz önünde tutulduğunda Anayasa, kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, yönetmelik, genelge ve benzeri cari tüm kuralların bu kapsama girdiği söylenebilir. Bu derece kapsamı geniş bir kavrama dayalı biçimde kabahat ihdas edilerek uymayanlara buna dayalı biçimde idari para cezası kesilmesi Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin dava konusu kural bağlamında güvencesiz kalması sonucunu doğurmaktadır. 9. Dava konusu ibaredeki “mevzuat” kavramının aşırı geniş kapsamı kuralın belirsizliğini daha fazla ön plana çıkararak kuralın aynı zamanda kişilerin aleyhine ve öngörülemez biçimde uygulanmasına sebebiyet verebilecektir. 10. Bu gerekçelerle 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinde yer alan “ mevzuata aykırı personel çalıştırması ” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞI OY 1. 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın; (b) bendinin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine Anayasa mahkemesinin sayın çoğunluğunca karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 2. İtiraz konusu kural, öğrenci yurtları ve benzeri kurumlarda çalışacak personelin niteliğine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadan ortaokul ve öğretim kurumları özel barınma hizmetleri yönetmeliğine atıf yapmaktadır. 3. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 4. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25). 5. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir. (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15). 6. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 7. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 8. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21). 9. 5661 sayılı Kanunda öğrenci yurtları ve benzeri kurumlarda çalıştırılacak personelin niteliğine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Bu kanunda genel bir çerçeve çizilmemiştir. Genel bir çerçeve çizilmeden kural ile yönetmeliğe alan bırakılarak idari para cezası ile yaptırım düzenlenmiştir. Kuralla, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir alanda, doğrudan ikincil düzenlemeler vasıtasıyla, idare tarafından kurallar konulmasına imkân tanınmaktadır. Başka bir anlatımla, kuralla idari cezaların düzenlenmesi bakımından idarenin keyfî uygulamalarını önleyici, objektif nitelikte herhangi bir çerçeve hüküm getirilmemektedir. 10. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Üye Selahaddin MENTEŞ
2024/209
2024/61
05/12/2024
Esas - Ret
13/03/2025 - 32840
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/61 Karar Sayısı : 2024/209 Karar Tarihi : 5/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 13/3/2025-32840 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Beypazarı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Özel öğrenci yurdu işleten davacıya uygulanan idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 1 – (Değişik birinci fıkra:27/6/2019-7180/1 md.) Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yemekli ve yemeksiz öğrenci yurtları ve buna benzer kurumlar açılması ve işletilmesi ortaokul ve ortaöğrenim düzeyinde Millî Eğitim Bakanlığının, yükseköğrenim düzeyinde Gençlik ve Spor Bakanlığının iznine bağlıdır. İlgili Bakanlıklar bu yurt ve kurumları tespit edecekleri esaslara göre denetler. …. (Ek fıkra: 15/8/2017-KHK-694/19 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/19 md.) Yapılan inceleme, soruşturma ve denetimlerle yurt ve benzeri kurumun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, c) Barınma hizmetine ilişkin yükümlülük veya taahhütlerini yerine getirmemesi, ç) Sözleşme veya taahhütnamelerinde usulsüzlük yapması, d) Bu Kanun ve buna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik, yönerge ve genelge hükümlerine aykırı fiillerde bulunması, e) Kurum açma izninde belirlenen öğrenim düzeyi ve cinsiyetine aykırı öğrenci barındırması, f) Kayıt dışı öğrencileri veya öğrenci olmayan kişileri barındırması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, ğ) Kurum açma izninde belirlenen amaç dışında kullanılması, h) Yönetmelikle düzenlenen şartları yerine getirmeden kapatılması, hâllerinin tespitinde; (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin iki katı; (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin üç katı; (ğ) ve (h) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı idari para cezası uygulanır ve (ğ) ve (h) bentlerindeki fiilleri işleyen kurumların kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir. (ğ) ve (h) bentlerindeki fiillerin dışındaki fiillerin tekrarı halinde idari para cezası miktarı ilgili bentler için belirlenen para cezası miktarlarının beş katı olarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması halinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. Bu fıkranın (ğ) ve (h) bentlerinin dışındaki bentlerde belirtilen fiiller nedeniyle idari para cezası verilmesi hâlinde ceza tebliğ edilir ve idari para cezasına neden olan hususun giderilmesi için ilgili kuruma en fazla üç ay süre verilir. Bu süre sonunda idari para cezasına neden olan hususların devam ettiğinin tespiti halinde ise yeniden kanuni işlem yapılır. … ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Beypazarı Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 24/3/1950 tarihli ve 5661 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurtları ve Aşevleri Hakkındaki Kanuna Ek Kanun’un 1. maddesine 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 19. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Özel öğrenci yurdu işleten davacıya uygulanan idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTE NEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 1 – (Değişik birinci fıkra:27/6/2019-7180/1 md.) Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yemekli ve yemeksiz öğrenci yurtları ve buna benzer kurumlar açılması ve işletilmesi ortaokul ve ortaöğrenim düzeyinde Millî Eğitim Bakanlığının, yükseköğrenim düzeyinde Gençlik ve Spor Bakanlığının iznine bağlıdır. İlgili Bakanlıklar bu yurt ve kurumları tespit edecekleri esaslara göre denetler. …. (Ek fıkra: 15/8/2017-KHK-694/19 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/19 md.) Yapılan inceleme, soruşturma ve denetimlerle yurt ve benzeri kurumun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, c) Barınma hizmetine ilişkin yükümlülük veya taahhütlerini yerine getirmemesi, ç) Sözleşme veya taahhütnamelerinde usulsüzlük yapması, d) Bu Kanun ve buna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik, yönerge ve genelge hükümlerine aykırı fiillerde bulunması, e) Kurum açma izninde belirlenen öğrenim düzeyi ve cinsiyetine aykırı öğrenci barındırması, f) Kayıt dışı öğrencileri veya öğrenci olmayan kişileri barındırması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, ğ) Kurum açma izninde belirlenen amaç dışında kullanılması, h) Yönetmelikle düzenlenen şartları yerine getirmeden kapatılması, hâllerinin tespitinde; (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin iki katı; (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin üç katı; (ğ) ve (h) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı idari para cezası uygulanır ve (ğ) ve (h) bentlerindeki fiilleri işleyen kurumların kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir. (ğ) ve (h) bentlerindeki fiillerin dışındaki fiillerin tekrarı halinde idari para cezası miktarı ilgili bentler için belirlenen para cezası miktarlarının beş katı olarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması halinde ise kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. Bu fıkranın (ğ) ve (h) bentlerinin dışındaki bentlerde belirtilen fiiller nedeniyle idari para cezası verilmesi hâlinde ceza tebliğ edilir ve idari para cezasına neden olan hususun giderilmesi için ilgili kuruma en fazla üç ay süre verilir. Bu süre sonunda idari para cezasına neden olan hususların devam ettiğinin tespiti halinde ise yeniden kanuni işlem yapılır. … ”
0
88
1,982
2024/234
2024/97
30/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/97, K.2024/234, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - İstanbul 6
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/234
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/97 Karar Sayısı : 2024/234 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; A. 105. maddesinin, B. 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 143. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresinin, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarrufun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 105. maddesi şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 105 – Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. ” 2. 143. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 143 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tâbi değildir. Aciz vesikasının bir nüshası da her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesi tarafından tutulan özel sicile kaydedilmek üzere bu icra dairesine gönderilir. Aciz vesikası sicili aleni olup ne şekilde tutulacağı ve hangi hususları içereceği Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle belirlenir. Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. .. .” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR ’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. 2004 sayılı Kanun’un itiraz konusu 105. maddesinde haciz tutanağının belli şartların varlığı hâlinde borç ödemeden aciz vesikası hükmünde olduğu kabul edilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malının bulunmadığını tespit eden haciz tutanağının kesin aciz belgesi hükmünde olduğu belirtilmiş, ikinci fıkrasında ise icra memurunun takdirine göre haczi kabil malların alacağı karşılamayacağının anlaşılması durumunda düzenlenen haciz tutanağının geçici aciz vesikası hükmünde olduğu ifade edilmiştir. 4. İtiraz başvurusunda bulunan Mahkemede bakılmakta olan davanın konusu, alacaklının borçlu aleyhine yürüttüğü icra takibi sırasında gerçekleştirilen hacizde elde edilen malların alacağı karşılamayacağının anlaşılması üzerine haciz tutanağının geçici aciz vesikası hükmünde olduğu gerekçesine dayanılarak borçlunun devrettiği markalarla ilgili tasarrufların iptaline karar verilmesi talebine ilişkindir. Dolayısıyla itiraz konusu 105. maddenin birinci fıkrasının davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 5. Öte yandan Kanun’un 143. maddesinin ikinci fıkrasında anılan madde kapsamında düzenlenen aciz vesikası ile 105. madde uyarınca düzenlenen vesikanın borcun ikrarının mutazammın senet niteliğinde olduğu ve alacaklıya 277. maddede yazılı hakları vereceği ifade edilmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresi itiraz konusu ikinci kuralı oluşturmaktadır. Anılan ibare 105. maddenin geçici aciz vesikasına dair düzenleme içeren ikinci fıkrasının yanı sıra anılan maddenin kesin aciz vesikasını düzenleyen birinci fıkrası yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek anılan ibarenin esasına ilişkin incelemenin Kanun’un 105. maddesinin ikinci fıkrası yönünden yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; A. 105. maddesinin; 1. Birinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. İkinci fıkrasının esasının incelenmesine, B. 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 143. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …105 inci maddedeki vesika… ” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ 2004 sayılı Kanun’un 105. maddesinin ikinci fıkrası ” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. 2004 sayılı Kanun’un 277. maddesinde elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan her alacaklının tasarrufun iptali davası açabileceği öngörülmüştür. Geçici veya kesin aciz vesikasının verilmesine ilişkin usul ve esaslar ise anılan Kanun’un 105., 143. ve 251. maddelerinde düzenlenmiştir. 9. Kesin aciz vesikası Kanun’un 143. maddesinin birinci fıkrasına göre icra takibi sonunda ve alacaklının alacağının tamamını alamaması durumunda düzenlenmektedir. 105. maddede ise haciz tutanağının da bazı şartların varlığı hâlinde borç ödemeden aciz vesikası hükmünde kabul edilmesine imkân tanınmıştır. Maddenin birinci fıkrasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malının bulunmadığını tespit eden haciz tutanağının kesin aciz belgesi hükmünde olduğu belirtilmiş, itiraz konusu ikinci fıkrasında ise icra memurunun takdirine göre haczi kabil malların alacağı karşılamayacağının anlaşılması durumunda düzenlenen haciz tutanağının geçici aciz vesikası hükmünde olduğu ve alacaklıya tasarrufun iptali davası açma hakkı vereceği hüküm altına alınmıştır. 10. 143. maddede hangi hâlde kesin aciz vesikası düzenleneceğinin yanında aciz vesikasının hüküm ve sonuçlarına dair düzenlemelere de yer verilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında, bu madde uyarınca düzenlenecek kesin aciz vesikası ile 105. madde uyarınca düzenlenecek vesikanın borcun ikrarını mutazammın senet niteliğinde olup alacaklıya 277. maddede yazılı hakları vereceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresi itiraz konusu ikinci kuralı oluşturmakta olup kural “ 105. maddenin ikinci fıkrası ” yönünden incelenmiştir. 11. Buna göre 105. maddenin ikinci fıkrası uyarınca haciz sırasında icra memuru tarafından haczi kabil malların alacağı karşılamayacağı yönünde hazırlanan ve geçici aciz vesikası olarak kabul edilen haciz tutanağı ile alacaklı borçluya karşı Kanun’un 277. maddesi uyarınca tasarrufun iptali davası açabilecektir. 12. 277. maddede iptal davasından anlaşılması gerekenin 278., 279. ve 280. maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmedilmesi olduğu ifade edilmiş, 283. maddede de iptal davasının etki ve sonuçları düzenlenmiştir. Buna göre davanın kabulü hâlinde davacı, dava konusu mal üzerinde cebrî icra yoluyla hakkını alma yetkisine sahip olabilecek; davanın konusu taşınmaz ise davalı üçüncü kişi üzerindeki kaydın tashihine gerek bulunmaksızın taşınmazın haciz ve satışını isteyebilecektir. İptal davasının üçüncü kişinin elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değerle ilgili olması durumunda ise bu değerler oranında, davacının alacağından fazla olmamak üzere üçüncü kişi nakden tazmine mahkûm edilebilecektir. B. İtirazın Gerekçesi 13. Başvuru kararında özetle; tasarrufun iptali gibi mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisini kısıtlayan uygulamaların ancak borçlunun mali durumunun doğru tespiti ile mümkün olması gerektiği, itiraz konusu kurallarda ise borçlunun gerçek mali durumunun tespitine ihtiyaç duyulmadığı, sadece yerinde yapılan haciz sonucundaki mali durum tespitinin yeterli görüldüğü, bu tespite dayanılarak tasarruf yetkisinin kısıtlanmasının mülkiyet hakkı ile bağdaşmadığı, tasarrufun iptali davalarında dava şartı olarak görülen aciz vesikası alınmasının şeklî olarak yeterli görülmesinin borçlunun dava şartı yokluğunu ispat etme imkânını elinden aldığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 14. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 15. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §§ 20-21). 16. Kurallarla borçlunun haczi kabil mallarının alacağı karşılamayacağının anlaşılması durumunda düzenlenen haciz tutanağının geçici aciz vesikası hükmünde olduğu kabul edilerek bu vesikayla alacaklıya borçlunun bazı tasarruflarına ilişkin olarak iptal davası açma imkânı tanınmaktadır. Geçici aciz vesikası ile iptal edilecek tasarruflara konu mal varlığının Anayasa’nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır. 17. Mülkiyet hakkı ; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 27; Mehmet Akdoğan ve diğerleri , B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). 18. Anayasa’nın söz konusu maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Nitekim Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülük, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E. 2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13 ; E.2023/58, K.2023/204, 30/11/2023, § 20; Eyyüp Boynukara , B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi , B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44). 19. Kurallar, alacaklının alacağının barışçıl bir biçimde cebrî icra sistemi içinde kısa sürede tahsilinin sağlanmasını, böylece alacaklının mülkiyet hakkının korunmasını amaçlamaktadır. Dolayısıyla kurallar borçlunun mülküne doğrudan bir sınırlama niteliğinde olmayıp alacaklının mülkiyet hakkının korunması için alınan bir tedbir niteliği taşımaktadır. Bu nedenle kurallar devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü yönünden incelenmelidir. 20. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin, pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların tahsiline ilişkin süreç bakımından da durum böyledir. Çünkü bir tarafta alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan bir alacağı söz konusu iken diğer taraftan alacaklının bu alacağa kavuşması için başvuracağı borçlunun mülkiyet hakkı kapsamındaki mal varlığı bulunmaktadır (benzer yönde bkz. AYM, E.2024/10, K.2024/97, 4/4/2024, § 24; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71). 21. Devlet cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, öte yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir ( Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., § 72; Nihal Soydan , B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35; AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 15). 22. Mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağı hususunda kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16). 23. Türk hukukunda borçlunun borcundan dolayı yalnızca mal varlığıyla sorumlu olması kabul edilmiştir. İcra takibi yapıldığında alacaklı ilke olarak, borçlunun mal varlığı değerlerinin haczedilip satılması suretiyle alacağına kavuşabilmektedir (AYM, E.2022/130, K.2023/14, 25/1/2023, § 22). Ancak borçlunun mal varlığında bulunmamakla birlikte cebrî icra sisteminin kötü niyetli olarak işlemez duruma getirilmesini önlemek ve cebrî icrayı daha etkin kılmak maksadıyla alacaklıya borçlunun gerçekleştirdiği bazı tasarrufların iptalini talep etme imkânı tanınmıştır. Böylece borçlu ile alacaklının menfaatleri arasında bir denge kurulmuş ve bu surette cebrî icra düzeni korunmaya çalışılmıştır. 24. Kanun koyucunun alacaklıya borçlunun bazı tasarrufları için iptal davası açma yetkisi tanıması, borçlunun henüz aciz veya iflas hâli gerçekleşmemiş olmakla birlikte bu hâllerden birinin yakında gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğu zamanlarda şüpheli tasarruflarda bulunması ve bu tasarrufları genellikle bir başka isim altında gizlemesinden kaynaklanmaktadır (benzer değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 35). Anılan davanın açılabilmesi için borçlunun mal varlığının borcunu karşılamaya yeter düzeyde olmaması gerekmektedir. 25. İlke olarak borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren belge, 2004 sayılı Kanun’un 143. maddesinin birinci fıkrasında hüküm altına alınan ve icra takibi sonunda düzenlenen kesin aciz belgesidir. Ancak bazı durumlarda borçlunun aciz hâlinde olduğu icra takibi sonucu beklenmeden de anlaşılabilir. Bu durum genellikle borçlu aleyhine yapılan haciz sırasında ortaya çıkabilmektedir. Haciz, icra takibinin kesinleşmesinden sonra alacaklının talebi üzerine borçlunun borcuna yetecek kadar mal varlığına icra dairesince hukuken el konulmasını sağlayan bir cebrî icra işlemidir. Borcun ödenmesi, borçlunun borcunu karşılayacak mal varlığının haczedilip satılmasıyla mümkün hâle gelebilmektedir. 26. Borçlunun aciz hâlinde olduğunun haciz sırasında anlaşıldığı hâllerde tasarrufun iptali davası açılabilmesi için icra takibi sonunda düzenlenen kesin aciz vesikasının beklenmesi alacağın tahsilinin gecik mesine sebebiyet verecektir. İtiraz konusu kurallarla haciz sırasında malın borcu karşılamaya yetmeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda, haciz tutanağının aciz belgesi hükmünde olduğu kabul edilmiş ve alacaklıya bu belge ile tasarrufun iptali davası açma yetkisi tanımıştır. Bu itibarla kuralların alacaklıların korunması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. 27. Kurallarda öngörülen haciz tutanağının geçici aciz vesikası olarak kabulü ancak borçlunun borca yeter düzeyde mal varlığının olmaması hâlinde mümkündür. Bu nedenle alacaklı, öncelikle borçlunun mal varlığından alacağını tahsil etmeye çalışacak, bu mal varlığının alacağı karşılamaması durumunda ise haciz tutanağı ile borçlunun üçüncü kişiler lehine yaptığı bazı tasarrufların iptalini talep edebilecektir. 28. Diğer yandan 2004 sayılı Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasında t aşınır bir malı haciz için mahallinde bir tutanak düzenlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu tutanakta alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddialarının yazılarak tutanağın haczi yapan memur tarafından imzalanması öngörülmüştür. Maddenin ikinci fıkrasında taşınmaz hacizlerinde de bir tutanak düzenlenmesi gerektiği, bu tutanakta taşınmazın türü, mahiyeti ve hududu ile gerekli niteliklerinin yer alacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin dördüncü fıkrasında ise borçlunun haczedilen mallarının alacağı karşılamaya yeterli olmaması veya haczi kabil mal bulunmaması durumunda bu hususların da tutanağa yazılması zorunlu kılınmıştır. 29. Kanun’un 16. maddesinde icra ve iflas dairelerince gerçekleştirilen işlemlerin Kanun’a veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesi ne şikâyet hakkı tanınmıştır. Böylece borçlunun icra memurunca düzenlenen haciz tutanağına karşı her türlü şikâyette bulunabileceği, bu kapsamda kıymet takdirine itiraz edebileceği gibi hacze kabil yeterince mal varlığına sahip olduğunu da ileri sürebilmesi mümkündür. Diğer bir ifadeyle borçlunun bu şekilde haciz tutanağının geçici aciz vesikası hükmünde olmadığını yargı mercileri önünde şikâyet konusu edebileceği anlaşılmaktadır. 30. Dolayısıyla kurallarla alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için icra hukukuna özgü, takip sürecinin işlevsiz kalmaması amacıyla alınması gereken tedbirler kapsamında bir düzenleme yapılırken düzenlemeden etkilenen borçlunun yapılan işlemlerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmesi için gerekli hukuki güvencelerin sağlandığı görülmektedir. Bu yönüyle kuralların borçlu aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığı ve tarafların çatışan menfaatlerini dengelediği sonucuna ulaşılmıştır. 31. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 36. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; A. 105. maddesinin ikinci fıkrasının, B. 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 143. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresinin “ 2004 sayılı Kanun’un 105. maddesinin ikinci fıkrası ” yönünden, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/234
2024/97
25/12/2024
Esas - Ret
12/03/2025 - 32839
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/97 Karar Sayısı : 2024/234 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; A. 105. maddesinin, B. 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 143. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresinin, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarrufun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 105. maddesi şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 105 – Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. ” 2. 143. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 143 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tâbi değildir. Aciz vesikasının bir nüshası da her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesi tarafından tutulan özel sicile kaydedilmek üzere bu icra dairesine gönderilir. Aciz vesikası sicili aleni olup ne şekilde tutulacağı ve hangi hususları içereceği Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle belirlenir. Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. .. .” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; A. 105. maddesinin, B. 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 143. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …ile 105 inci maddedeki vesika… ” ibaresinin, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarrufun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı; 1. 105. maddesi şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 105 – Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. ” 2. 143. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Borç ödemeden aciz vesikası: Madde 143 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tâbi değildir. Aciz vesikasının bir nüshası da her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesi tarafından tutulan özel sicile kaydedilmek üzere bu icra dairesine gönderilir. Aciz vesikası sicili aleni olup ne şekilde tutulacağı ve hangi hususları içereceği Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle belirlenir. Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. .. .”
0
89
1,982
2024/228
2024/127
27/06/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/127, K.2024/228, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Küçükçekmece 5
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/228
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/127 Karar Sayısı : 2024/228 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrasının 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı bendinin “ … alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği … ” bölümünün Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamsız icra takibine yapılan itiraz üzerine alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 58. maddesi şöyledir: “ Takip talebi ve muhtevası: Madde 58- (Değişik: 18/2/1965-538/30 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/9 md.) Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. Talepte şunlar gösterilir: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır.); 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri; Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı,soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri; 3. (Değişik: 17/7/2003-4949/12 md.) Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi; 4. Senet, senet yoksa borcun sebebi; 5. Takip yollarından hangisinin seçildiği; Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii mecburidir. Alacaklıya takip talebinde bulunduğuna ve verdiği belgelere, talep ve takip masraflarına dair bedava ve pulsuz bir makbuz verilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 27/6/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2004 sayılı Kanun’un 58. maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendinin “ … alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği … ” bölümünün iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu kuralda icra takibine konu alacağın veya teminatın yabancı para olması hâlinde alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin takip talebinde gösterileceği öngörülmüştür. 4. Bakılmakta olan davanın konusu alacağa dayalı olarak başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali talebine ilişkindir. Bu itibarla kuralda yer alan “ …veya teminat… ” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 5. Öte yandan kuralın “… yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği …” bölümü konusu hem alacak hem de teminat olan icra takipleri bakımından geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına yönelik incelemenin “ …alacak… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrasının 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı bendinin; A. “ …alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi;… ” bölümünde yer alan ” …veya teminat… ” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. Anılan bölümünün kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin bölümde yer alan “ …alacak… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. Bir miktar paranın ödenmesine veya teminat verilmesine ilişkin alacaklar, ilamsız icra takibine konu edilebilir. Söz konusu alacaklara ilişkin icra takibi 2004 sayılı Kanun’un 42. maddesi gereğince takip talebiyle başlar. Anılan Kanun’un 58. maddesi uyarınca alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının takip talebinde gösterilmesi gerekir. 9. Taraflar arasında alacağın yabancı para olarak kararlaştırılması durumunda alacaklı icra takibini vade veya fiilî ödeme günündeki kura göre belirlenen rayiç bedel üzerinden Türk parası olarak başlatabilmektedir. Zira 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesinin üçüncü fıkrasında konusu para olan borçların Türk parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifadenin bulunmadığı hâllerde borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk parası ile ödenmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Yargıtay da alacaklının bu bağlamda seçimlik hakka sahip olduğunu, talebi hâlinde borcun fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk parası olarak ödenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2021/5981, K.2022/5251, 31/5/2022). 10. 2004 sayılı Kanun’un 58. maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendinde icra takibine konu alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin takip talebinde gösterilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan bentte yer alan “ …alacak… ” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kurala göre alacaklı yabancı para alacağını hangi tarihteki kur üzerinden talep ettiğini takip talebinde belirtmesi gerekmektedir. Bu itibarla kural uyarınca takip talebinde icraya konu edilen yabancı para alacağının Türk parası karşılığının gösterilmesi takip talebi ile buna göre düzenlenen ödeme emrinin geçerlilik şartları arasında yer almaktadır (bkz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E.2016/19481, K.2018/700, 15/2/2018; E.2014/16025, K.2015/4056, 23/3/2015). B. İtirazın Gerekçesi 11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurala göre yabancı para alacağıyla ilgili icra takip taleplerinde alacağın hangi kur üzerinden hesaplanacağının belirtilmesinin zorunlu olduğu, bakılmakta olan davaya konu itirazın iptali talebinde genel dava şartlarının yanı sıra özel bir dava şartı olarak kabul edilen hukuken geçerli ilamsız icra takibinin bulunup bulunmadığının mahkemece resen dikkate alınacağı, bu nedenle takip talebinin kanuna uygun olup olmadığının mahkemece değerlendirileceği, icra takiplerinin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sistemi üzerinden yapıldığı ve sistemde yabancı para alacağının takip tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak doğrudan takip taleplerinde gösterilmediği, alacaklının iradesi dışında sistemden kaynaklanan bu durum nedeniyle icra takibinin mahkemelerce geçersiz sayılabileceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 12. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden de incelenmiştir. 13. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı veren temel bir haktır. 14. Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. 15. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § §13, 14; Eyyüp Boynukara [1.B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2.B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti . [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71). 16. Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakkından kaynaklanan menfaatleri çatışmaktadır. Bu durumda çatışan taraf menfaatlerinin dengelenme biçimi kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Devlet bu sistemi kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, diğer yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §15; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], § 72; Nihal Soydan [2.B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35). 17. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaatler dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §16). 18. 2004 sayılı Kanun’un 66. maddesinde genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde borçlunun borca ya da takibin dayanağı senet altındaki imzaya itiraz etmesi üzerine icra takibinin duracağı öngörülmüştür. Bu durumda alacaklı, takibinin devamını sağlamaya yönelik olarak anılan Kanun’un 68. maddesine göre icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edebileceği gibi borçlu aleyhine itirazın iptali davası da açabilmektedir. Anılan Kanun’un itirazın iptali davasının düzenlendiği 67. maddesine göre takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmek suretiyle borçlunun takibe yönelik itirazının iptalini sağlayabilir. İtirazın iptali davası genel mahkemelerde görülen ve alacak davası niteliği bulunan icra hukukuna özgü bir dava türü olup yargılama sonunda takibe konu alacağın varlığı (kısmen veya tamamen) ya da yokluğu tespit edilerek icra takibinin devamına ya da takibin kısmen iptali ile belirlenen alacak miktarı üzerinden devamına ya da takibin tamamen iptaline karar verilmesi gerekecektir. 19. Yargıtay kararlarında itirazın iptali davasında geçerli bir ilamsız icra takibinin varlığının özel dava şartlarından biri olduğu belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2004/19-410, K.2004/471, 6/10/2004; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E.2014/17062, K.2014/18059, 19/9/2014; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E.2016/19481, K.2018/700, 15/2/2018). Dolayısıyla Yargıtayın yerleşik içtihadı doğrultusunda itirazın iptali davasına bakan mahkemece, tarafların geçerli bir ilamsız icra takibinin varlığı ve bu kapsamda takip talebi ile ödeme emrinin Kanun’a uygun olup olmadığı resen değerlendirilmektedir. 20. Kural uyarınca icra takibine konu alacağın yabancı para cinsinden olması durumunda alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin gösterilmesi zorunluluğunun, yabancı para birimindeki alacaklar bakımından takip sürecinde oluşabilecek belirsizliğin önlenmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Zira yabancı para birimi üzerinden yürütülen takip işleminde Türk parasıyla tahsilat yapılması gibi farklı para birimleri arasında oluşabilecek uyumsuzluğun takip işlemlerini zorlaştıracağı söylenebilir. Dolayısıyla borcun ve takibin öngörülebilirliğine katkı sunacağı anlaşılan bu durum nedeniyle hem alacaklı hem de borçlu açısından lehe sonuçların ortaya çıkacağı açıktır. 21. Bu bağlamda kuralda alacaklı yönünden icra takip sürecinin işlevsiz kalmaması amacıyla alınması gereken tedbirlere ilişkin düzenleme yapılırken borçlu açısından da takip konusu borcun öngörülebilirliği sağlanarak borçlunun bu süreçte oluşabilecek hukuka aykırı veya keyfî uygulamalara karşı iddialarını ileri sürebilmesi bakımından gerekli hukuki güvencelerin sağlandığı görülmektedir. 22. Bu itibarla alacaklı aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığı ve tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengeyi bozmadığı anlaşılan kuralda devletin mülkiyet hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. 23. Öte yandan itiraz başvurusunda ileri sürülen UYAP üzerinden başlatılan yabancı para alacağıyla ilgili takip taleplerinde alacağın hangi kur üzerinden talep edildiğinin gösterilememesi nedeniyle takibin geçersizliği sonucunun ortaya çıkmasının UYAP’tan kaynaklanan bir durum olduğu, dolayısıyla uygulamayla ilgili sorunlar nedeniyle kuralda herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 24. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrasının 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı bendinde yer alan “ ... alacak… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/228
2024/127
25/12/2024
Esas - Ret
12/03/2025 - 32839
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/127 Karar Sayısı : 2024/228 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrasının 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı bendinin “ … alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği … ” bölümünün Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamsız icra takibine yapılan itiraz üzerine alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 58. maddesi şöyledir: “ Takip talebi ve muhtevası: Madde 58- (Değişik: 18/2/1965-538/30 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/9 md.) Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. Talepte şunlar gösterilir: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır.); 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri; Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı,soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri; 3. (Değişik: 17/7/2003-4949/12 md.) Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi; 4. Senet, senet yoksa borcun sebebi; 5. Takip yollarından hangisinin seçildiği; Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii mecburidir. Alacaklıya takip talebinde bulunduğuna ve verdiği belgelere, talep ve takip masraflarına dair bedava ve pulsuz bir makbuz verilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinin ikinci fıkrasının 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı bendinin “ … alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği … ” bölümünün Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamsız icra takibine yapılan itiraz üzerine alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 58. maddesi şöyledir: “ Takip talebi ve muhtevası: Madde 58- (Değişik: 18/2/1965-538/30 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/9 md.) Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. Talepte şunlar gösterilir: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır.); 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri; Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı,soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri; 3. (Değişik: 17/7/2003-4949/12 md.) Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi; 4. Senet, senet yoksa borcun sebebi; 5. Takip yollarından hangisinin seçildiği; Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii mecburidir. Alacaklıya takip talebinde bulunduğuna ve verdiği belgelere, talep ve takip masraflarına dair bedava ve pulsuz bir makbuz verilir. ”
0
90
1,982
2025/17
2024/162
24/09/2024
16/01/2025
(AYM, E.2024/162, K.2025/17, 16/01/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İdare Mahkemesi - Afyonkarahisar
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Şermin BİRTANE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/17
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/162 Karar Sayısı : 2025/17 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 24. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı on birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik onbirinci fıkra: 4/2/2015 – 6592/13 md.) 7 nci maddeye göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verilir. Bu iznin verildiği tarihten itibaren Devlet hakkı alınır. Ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7 nci maddeye göre alınması gerekli olan çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip, işletme izni düzenlenir. Süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verilir. İşletme ruhsat süresi sonuna kadar bu fıkrada belirtilen izinlerden dolayı işletme izninin alınamaması hâlinde ruhsat süresi uzatılmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ruhsat, madenlerin aranması ve işletilmesi için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) tarafından verilen belge olarak tanımlanmıştır. Anılan maddede arama ruhsatı ve işletme ruhsatı olmak üzere iki tür ruhsata yer verilmiştir. 4. Maddeye göre; arama ruhsatı belirli bir alanda maden arama faaliyetlerinde bulunulabilmesi için verilen yetki belgesini, işletme ruhsatı işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesini, işletme izni ise bir madenin işletmeye alınabilmesi için gerekli olan izni ifade etmektedir. 5. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında özel çevre koruma bölgeleri, millî parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre korunması gerekli alanlar, 1. derece askerî yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1. derece sit alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri, petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarına ait koordinatların ilgili kurumlar tarafından Genel Müdürlüğe bildirileceği, belirtilen alanlara yapılan ruhsat müracaatlarının hak sağlaması hâlinde iki ay içinde ruhsat bedelinin yatırılması ve 16. maddeye göre müracaatta bulunulması şartıyla ruhsat düzenleneceği belirtilmiş, ruhsat sahasındaki bu alanlara ilişkin olarak ilgili kurumlardan izin alınması için ruhsat sahibine bir yıl süre verileceği hüküm altına alınmıştır. 6. Dördüncü fıkraya göre devlet ormanları içinde yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan geçici tesislere 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre izin verilir. 7. Madencilik faaliyetleri kapsamında maden işletme ruhsatının alınması, tek başına maden üretim faaliyetlerinde bulunabilmek için yeterli olmayıp maden işletme ruhsatının alınmasından itibaren işletme faaliyetine başlayabilmek için söz konusu Kanun’un 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınması gerekmektedir. Anılan izinlerin tamamlanmasından sonra ruhsat sahipleri tarafından mevzuatta aranan belgeler ile işletme izni talebinde bulunulmakta ve gerekli incelemeler neticesinde uygun görülmesi hâlinde madenin işletmeye alınması için Genel Müdürlükçe işletme izni verilmektedir. 8. Söz konusu maddeye göre işletme izni için alınması gereken üç temel belge; çevresel etki değerlendirme (ÇED) belgesi, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı olup bunlar dışında -varsa- Genel Müdürlük kayıtlarına işlenmiş özel alanlar ile ilgili izinlerin de alınması gerekebilmektedir. İzinlerin, işletme ruhsatı alınmasından itibaren üç yıl içinde temin edilmesi gerekmektedir. 9. Maddenin on birinci fıkrasında ÇED izni olmaksızın madencilik faaliyetinde bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. ÇED işlemleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülür. 10. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “ Çevresel etki değerlendirilmesi ” başlıklı 10. maddesinde gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları, ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatının verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. 11. Mülkiyet izni, Kanun’un 16. maddesi uyarınca özel mülkiyete tabi gayrimenkullerde mülk sahibinden; orman arazilerinde ise Tarım ve Orman Bakanlığından alınan izni ifade etmektedir. 6831 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca devlet ormanları içinde maden aranması ve işletilmesi ile madencilik faaliyeti için zorunlu; tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine, fon bedelleri hariç, bedeli alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilmektedir. 12. İşyeri açma ve çalışma ruhsatı ise yetkili idareler tarafından maden üretim faaliyetleri ve/veya bu faaliyetlere dayalı olarak üretim yapılan tesislerin açılıp faaliyet göstermesi için verilen izni ifade etmektedir. 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatları il özel idareleri tarafından verilmektedir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin usul ve esaslar, 14/6/1989 tarihli ve 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun’da düzenlenmiştir. 13. 3213 sayılı Kanun’un “ İşletme ruhsatı ve madenin işletilmesi ” başlıklı 24. maddesinin on birinci fıkrasının birinci cümlesinde, anılan Kanun’un 7. maddesine göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verileceği belirtilmiş; üçüncü cümlesinde ise ruhsat sahibince işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7. maddeye göre alınması gerekli olan ÇED kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip işletme izninin düzenleneceği ifade edilmiştir. 14. Anılan fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde ise süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla işletme ruhsatı tarihinden itibaren ilk üç yıl içinde Kanun’da öngörülen izinlerin alınmaması durumunda üç yıldan sonraki her yıl için idari para cezası uygulanacaktır. 15. Kanun’un 24. maddesinin on birinci fıkrası 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilmiştir. Değişiklikten önce on birinci fıkraya göre ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde Kanun’un 7. maddesine göre alınması gerekli olan izinlerin temin edilmeyerek yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatların teminatı irat kaydedilerek iptal edileceği düzenlenmiştir. On birinci fıkranın 6592 sayılı Kanun’la değiştirilmesinden sonraki hâlinde ise süresi içinde gerekli izinlerin temin edilmemesi durumunda ruhsat iptali yerine ilgililer hakkında idari para cezası uygulanması öngörülmüştür. B. İtirazın Gerekçesi 16. Başvuru kararında özetle; maden işletme ruhsatına dayanılarak başvurulan izin taleplerinin kamu kurumları tarafından uygun görülmemesi veya bürokratik işlemlerin uzaması nedeniyle iznin temin edilememesi hâlinde itiraz konusu kuralla kişilerin yaptırıma tabi tutulduğu, söz konusu izinlerin idare tarafından geç verilmesinde veya verilmemesinde başvuru sahibi kişilerin kusurunun bulunmayabileceği, izinlerin herhangi birinin alınamamış olması ile hiçbirinin alınmamış olması arasında bir ayrım yapılmaksızın aynı tutarda cezanın belirlendiği, ceza hükmünde beklenmeyen hâl istisnasının bulunmadığı, bu durumun hukuki belirlilik, ölçülülük, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 18. Hukuk devletinin belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri hukuk kurallarının düzenlenmesinde hangi davranışın yasaklandığının ve yaptırıma bağlandığının kanun metninde açıkça ve keyfîliğe yol açmayacak biçimde düzenlenmesini zorunlu kılmakta ve hukuk güvenliği ilkesine hizmet etmektedir. Öte yandan somut olay koşullarında objektif olarak öngörülmesi veya önlenmesi mümkün olmayan bir neticeden veya kendisine kusur yüklenemeyen bir fiilinden dolayı bir kimsenin cezalandırılması, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olacak; keyfîliğe kapı açabilecek ve hukuk güvenliğini ortadan kaldıracaktır. 19. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez ” denilerek suçun kanuniliği ; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur ” denilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. 20. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 15). 21. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15). Dolayısıyla suç ve cezada kanunilik ilkesi açısından da temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 22. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek herkesin kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir. 23. Ceza hukukunun ilkelerinden biri ve anayasal bir ilke olan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi kusur ilkesine dayanmaktadır. Bu konuda Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede “ ...fıkra, ceza sorumluluğunun ‘şahsî’ olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayanan ceza sorumluluğu’ ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır. ” denilmektedir (AYM, E.2016/191, K.2017/131, 26/07/2017, § 38). Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi bir kimsenin yalnızca kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulabileceğini, başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulmayacağını güvence altına almaktadır. 24. Anayasa’nın söz konusu maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. 25. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır (AYM, E.2011/45, K.2013/24, 31/1/2013; E.2014/118, K.2015/35, 1/4/2015; E.2016/44, K.2016/153, 7/9/2016, § 6; E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 43; E.2017/179, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 247; E.2018/112, K.2021/24, 31/3/2021, § 41). 26. Kanun’un 24. maddesinin on birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7. maddeye göre alınması gerekli olan ÇED kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip işletme izni düzenleneceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın itiraz konusu dördüncü cümlesinde ise süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre itiraz konusu kural gereğince işletme izni için alınması gerekli olan izinler 7. maddeye göre alınması gerekli olan izinler ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlarla ilgili diğer izinlerdir. 27. Bu itibarla kuralda gerekli izin alınmaması durumunda idari para cezasının öngörüldüğü, alınması gerekli izinlerin 7. maddede sayılan izinler olduğu, yaptırıma tabi eylemler ile bu eylemler hakkında uygulanacak idari para cezasının maddede açıkça düzenlendiği gözetildiğinde kuralda herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kapsam ve sınırlarının belirli ve sonuçlarının öngörülebilir olduğu anlaşılan kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. 28. Kural uyarınca ruhsat sahiplerine idari para cezası uygulanabilmesi için süresi içinde yükümlülüklerini yerine getirmeme şartı öngörülmektedir. Bir başka deyişle idari para cezası uygulanabilmesi ancak ruhsat sahiplerinin ilgili izinlerin alınması için gerekli başvuru ve işlemlere dair sorumluluklarını süresi içinde yerine getirmemeleri durumunda mümkündür. Kanun’un 7. maddesinin on birinci fıkrasında; çevresel etki değerlendirmesi işlemlerinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, diğer izinlere ilişkin işlemlerin de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geç üç ay içinde bitirileceği belirtilmek suretiyle süreye bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu süre içinde izinlere ilişkin işlemlerin ruhsat sahiplerinin kusuru olmaksızın bitirilememesi hâlinde ise bu durumun idare ve mahkemeler tarafından dikkate alınacağı açıktır. Zira hukuk devletinde kişilere yaptırım uygulanabilmesi için hukuka aykırı eylemin kanunda unsurlarıyla belirtilmiş olması, bu eylemin de o kişi tarafından kusurlu bir hareketle gerçekleştirilmiş olduğunun ortaya konması gerekmektedir. Bu bağlamda kişiye atfedilecek bir kusur olmaksızın Kanun’da öngörülen sürelerin geçirilmesi hâlinde kuralla öngörülen idari para cezasının uygulanması söz konusu olamaz. Diğer bir deyişle Kanun’da öngörülen idari yaptırımın uygulanabilmesi için izinlerin süresi içinde alınamamasında müracaat sahibine atfı kabil bir kusurun varlığı zorunludur (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2017/36, K.2017/147, 1/11/2017, § 25). 29. Öte yandan idari yaptırım uygulanan kişilerin Kanun’da öngörülen izinlerin süresi içerisinde alınmamasında kendilerinin herhangi bir kusurlarının bulunmadığı iddiasıyla yargı yerlerine başvurma imkânlarının bulunduğu ve mahkemelerin de uygulanan yaptırımların hukuka aykırı olduğunu tespit etmeleri hâlinde bunları iptal etme yetkisine sahip oldukları gözetildiğinde kuralın keyfî olarak uygulanmasını engelleyecek güvencelerin de bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla kuralın suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı bir düzenleme içermediği anlaşılmaktadır. 30. Anayasa’nın “ Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması ” başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./ Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. ” düzenlemeleri yer almaktadır. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür (AYM, E.2020/10, K.2020/67, 12/11/2020, § 14; E.2019/21, K.2020/51, 24/9/2020, § 41). 31. Anayasa’nın 168. maddesinde de “ Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir. ” denilmektedir. Buna göre tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların, devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 32. Madencilik faaliyeti, ekonomik ve sosyal alanda önemli yere sahip bulunmakla birlikte çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi etkilere sebebiyet verebilen bir sektördür. Madenciliğin su, toprak, hava kirlenmesi, gürültü ve titreşim, ekosistemlere zarar ve çevre estetiğinin bozulması şeklinde çevre ve insan sağlığına olumsuz etkileri olabilmektedir. Kanun’un 7. maddesinde madencilik için öngörülen ÇED kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı izni gibi belgelerin madencilik faaliyetinin bu olumsuz sonuçlarının önlenebilmesi veya etkilerinin en aza indirgenmesi amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. 33. Bu itibarla Kanun’un 7. maddesinde düzenlenen izinler madencilik faaliyetlerinde Kanun’da öngörülen esas ve usullere uyulup uyulmadığının denetlenmesi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Bu bağlamda kuralla süresi içinde izinleri alınamamış ruhsatlar hakkında idari para cezasının öngörülmesi suretiyle ruhsat sahiplerinin söz konusu izinleri almaları için harekete geçmeye zorlanmalarıyla bir yandan madencilik faaliyetlerinin denetlenmesinin, diğer yandan işletme ruhsatı düzenlenmiş yerler hakkında işletme izni verilmesi suretiyle madencilik faaliyetlerinin devam ettirilmesinin sağlanmaya çalışıldığı açıktır (AYM, E.2017/36, K.2017/147, 01/11/2017, § 23). Bu durumda kuralın Anayasa’nın 168. maddesi de dikkate alınarak kamu yararına dönük olduğu ve anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır. 34. Bununla birlikte kuralda öngörülen yaptırımın kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü de olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve orantılılık ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. 35. Kanunla yapılan düzenlemelerin etkili bir şekilde hayata geçirilebilmesi bakımından öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve yasaklanan fiillerin işlenmesini önlemek için hangi tür ve ölçekte idari yaptırım uygulanacağı kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Kural, maddede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde idari yaptırımı düzenlemektedir. Bu bağlamda itiraz konusu kuralın ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. 36. Ölçülülük incelemesinde son olarak kuralda öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasındaki makul dengeyi ifade eden orantılılık ilkesine dikkat edilmesi gerekir. Kuralda çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı izin belgelerinin süresi içinde alınmaması durumunda idari para cezası uygulanması öngörülmüştür. Madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin kişilerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını etkileyebilecek hususlardan olduğu açıktır. Çevresel etkilerin geniş çaplı ve geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceği gözetildiğinde kuralda yer alan yaptırımın makul olmadığı söylenemez. 37. Ayrıca öngörülen yaptırımın türü ve miktarı, söz konusu yaptırıma karşı yargı yoluna başvurma imkânının bulunduğu gözetildiğinde kuralın orantılılık ilkesiyle çelişmediği, bu çerçevede kuralın ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır. Kuralın Anayasa’nın 13. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 16/1/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞI OY 1. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, karar verilmiştir. 2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 3. Kuralın anlam ve kapsamı itirazın gerekçesi Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında belirtildiğinden karşı oyda ayrıca tekrar edilmemiştir. 4. Kuralın anlam ve kapsamının belirlenebilmesi için mevzuata ilişkin işleyişi kısaca belirtmek gerekmektedir. Ülkemizde işletme ruhsatları MAPEG kurumu tarafından verilmektedir. İşletme ruhsatı düzenlenebilmesi için tek kriter maden varlığıdır. Sahanın vasfı, orman olup olmaması, ve mera tarım arazisi gibi unsurlar maden işletme ruhsatı düzenlenebilmesi için MAPEG tarafından aranmamaktadır. Maden sahasının fiilen işletmeye açılabilmesi için ayrıca işletme izni gerekmektedir. İşletme izni için birçok özel kanunda ve farklı bakanlıklarda birbirinden farklı ve raporlamaları gerektiren süreçler bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi ruhsat sahibinin sorumluluğunda bulunmakta bu izinlerin ruhsat sahibi tarafından alınması gerekmektedir. Bir maden sahasının işletme ruhsat sahasının faaliyete geçirilebilmesi için öncelikle ve genel olarak ÇED sürecinin ÇED gerekli değildir veya ÇED olumlu kararı neticelenmesi ÇED sürecine bağlı olarak mülkiyet izinlerinin Orman, mera izinlerinin alınması devamında GSM işyeri açma ve çalışma ruhsatının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu süreçler tamamlandıktan sonra ancak maden işletme izni düzenlenmektedir. İşleyen bu süreçlerin tamamı aynı anda yürütülemeyen, bir iznin alınması diğerine başvuru için gerekli kılınan ve birbirine bağımlı silsile halinde yürüyen süreçlerdir. 5. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 6. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir. Belirlilik ilkesi; hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. 7. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasaklanan eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. 8. Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı hukuki bir değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §13). 9. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21). 10. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır ( Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62; Fatih Saraman, § 66; Turgut Duman , § 67; Tamer Mahmutoğlu, § 104; Ayşe Ortak, § 73). 11. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekir ( Halime Sare Aysal , § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman , § 68; Tamer Mahmutoğlu, § 105; Ayşe Ortak § 74). 12. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır ( Halime Sare Aysal , § 64; Fatih Saraman, § 68; Turgut Duman , § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106; Ayşe Ortak § 75). 13. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın öngörülebilirliğini sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir ( Halime Sare Aysal , § 65; Fatih Saraman, § 69; Turgut Duman , § 70; Tamer Mahmutoğlu, § 107; Ayşe Ortak § 76). 14. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdür ( Tamer Mahmutoğlu, § 108; Ayşe Ortak § 77). 15. İtiraz konusu kural incelendiğinde bu izinlerin tamamı ilgili mevzuatlarında öngörülmüş, Devlet kurumları tarafından onaylanan izinlerdir. Bu izinler işletme ruhsatı sonrası hepsi aynı anda başvurulup alınan izinler değillerdir. Birbirine bağımlı olan bir izin olmadan diğerine başvuru yapılamayan prosedürleri içermektedir. Bu süreçlerden herhangi birindeki gecikme nedeniyle işletme ruhsatı alan gerçek ya da tüzel kişiler cezalandırılmaktadır. Oysaki ceza belirlenirken öncelik sıralaması yapılmamaktadır. üç yıldan sonraki her yıl için herhangi bir iznin kuruma sunulmaması nedeniyle para cezası öngörülmesi üç yıldan sonraki her yıl için ruhsat süresi sonuna kadar ayrı ayrı para cezası verilmesi yukarıda belirtilen Anayasa mahkemesince çerçevesi çizilen belirlilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. 16. 3213 sayılı Kanunun 7. Maddesinde öngörülen izinlerin üç yıl içerisinde alınmaması durumunda devam eden her yıl için para cezası uygulanması işleminde; beklenmeyen hal ve mücbir sebep durumuna yer verilmemesi idari yargısal süreçlerden kaynaklanan gecikmelerin dikkate alınmaması söz konusu izinlerin birbirine bağımlı ve birbirini etkileyin idari süreçleri gerektirdiğinin dikkate alınmaması ayrıca hangi izin başvurusunun hangi aşamasında olunduğuna bakılmaksızın idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca MAPEG tarafından bir araştırma yapılmadan hiçbir izne başvurmayan ruhsat sahibine de elde olmayan sebeplerle geç de olsa izin başvuru süreçlerini belirli bir aşamaya getiren ruhsat sahiplerine de aynı cezanın uygulanması yukarıda çerçevesi ve ayrıntıları özetlenen Anayasa’nın hukuki belirlilik, ölçülülük, idarenin bütünlüğü, suç ve cezaların kanuniliği ilkelerine aykırıdır. 17. Yukarıda belirtilen gerekçelerle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., ve 38. Maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir. Üye Selahaddin MENTEŞ
2025/17
2024/162
16/01/2025
Esas - Ret
24/03/2025 - 32851
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/162 Karar Sayısı : 2025/17 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 24. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı on birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik onbirinci fıkra: 4/2/2015 – 6592/13 md.) 7 nci maddeye göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verilir. Bu iznin verildiği tarihten itibaren Devlet hakkı alınır. Ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7 nci maddeye göre alınması gerekli olan çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip, işletme izni düzenlenir. Süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verilir. İşletme ruhsat süresi sonuna kadar bu fıkrada belirtilen izinlerden dolayı işletme izninin alınamaması hâlinde ruhsat süresi uzatılmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Afyonkarahisar İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değiştirilen 24. maddesinin 4/2/2015 tarihli ve 6592 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen on birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 24. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı on birinci fıkrası şöyledir: “ (Değişik onbirinci fıkra: 4/2/2015 – 6592/13 md.) 7 nci maddeye göre gerekli izinlerin alınmasından itibaren işletme izni verilir. Bu iznin verildiği tarihten itibaren Devlet hakkı alınır. Ruhsat sahibince, işletme ruhsatı yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde 7 nci maddeye göre alınması gerekli olan çevresel etki değerlendirme kararı, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Genel Müdürlüğün kayıtlarına işlenmiş alanlar ile ilgili izinlerin Genel Müdürlüğe verilmesini müteakip, işletme izni düzenlenir. Süresi içinde yükümlülükleri yerine getirilmeyen ruhsatlar için her yıl 50.000 TL idari para cezası verilir. İşletme ruhsat süresi sonuna kadar bu fıkrada belirtilen izinlerden dolayı işletme izninin alınamaması hâlinde ruhsat süresi uzatılmaz. ”
0
91
1,982
2024/236
2024/109
30/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/109, K.2024/236, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Bodrum 3
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Sümeyye KOCAMAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/236
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/109 Karar Sayısı : 2024/236 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E. 2024/109, E. 2024/153) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 7. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Trafik kazası nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 150. maddesi şöyledir: “ Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması MADDE 150- (1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (3) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır. (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. (6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır. ” 2. 492 sayılı Kanun’un itiraz konusu 7. maddesi şöyledir: “ Yeniden harç alınması: Madde 7- Muameleden kaldırılan dosya, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda belirtilen süre içinde yenilenmediği takdirde, davanın görülebilmesi yeniden harç verilmesine bağlıdır. ” II. İLK İNCELEME E. 2024/109 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU , Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR ’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. E. 2024/153 Sayılı Başvuru Yönünden 2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU , Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR ’ın katılımlarıyla 5/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 3. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 7. maddesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/153 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2024/109 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2024/109 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 5/9/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 4. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 5. 6100 sayılı Kanun’un 147. maddesinin (1) numaralı fıkrasında tarafların ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilecekleri düzenlenmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise t araflara gönderilecek davetiyede belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve anılan Kanun’un 150. maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla yokluklarında hüküm verileceği hususlarının bildirileceği belirtilmiştir. 6. Söz konusu Kanun’un 150. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında tarafların usulüne uygun olarak davet edilmelerine rağmen mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemeleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirmeleri ya da taraflardan yalnız birinin duruşmaya gelip dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmesi veya duruşma gününün belirlenmesi için tarafların başvurmasının gerekli olduğu durumlarda buna ilişkin başvurunun yapılmaması hâllerinde dosyanın işlemden kaldırılması kararının verilmesi öngörülmüştür. 7. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında da işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davanın sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir. 8. Öte yandan maddenin (4) numaralı fıkrasında dosyası işlemden kaldırılmış bir davanın taraflarca yenilenmesine imkân tanınmıştır. Bu kapsamda anılan fıkranın birinci, ikinci ve dördüncü cümlelerinde dosyası işlemden kaldırılmış olan davanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebileceği, yenileme dilekçesinin duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edileceği, harç verilerek yenilenen davanın eski davanın devamı sayılacağı belirtilmiştir. 9. Fıkranın itiraz konusu üçüncü cümlesinde ise dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulması durumunda yenileme talebinde bulunan taraftan yeniden harç alınacağı ve bu harcın karşı tarafa yüklenemeyeceği düzenlenmiştir. 10. 492 sayılı Kanun’un itiraz konusu 7. maddesinde de 6100 sayılı Kanun’da belirtilen süre içinde yenilenmediği takdirde davanın görülebilmesinin yeniden harç alınmasına bağlı olduğu belirtilmiştir. 11. Bu itibarla kurallar uyarınca dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayan üç aylık yenileme süresinin ilk bir aylık döneminde harç ödenmeden yenileme talebinde bulunulabileceği, bu süreden sonra kalan iki aylık dönem içerisindeki yenilemenin ancak harç ödenerek yapılabileceği, yenileme harcının talepte bulunandan alınacağı ve davanın sonucundan bağımsız olarak davayı yenileyen tarafın anılan harçtan sorumlu olacağı anlaşılmaktadır. 12. Kurallara göre alınması öngörülen harcın dava açılırken ödenen başvurma harcı ile peşin olarak alınan karar ve ilam harcı olduğu açıktır. Başvurma harcı, maktu olarak alınırken karar ve ilâm harcı dava konusunun para ya da para ile değerlendirilebilir nitelikte olup olmamasına göre nispi ya da maktu olarak tahsil edilmektedir. Davanın konusunun para ya da para ile değerlendirilebilir olması hâlinde dava değerinin dörtte biri nispi karar ve ilâm harcı olarak peşin ödenmekte, konusu para veya para ile değerlendirilebilir nitelikte olmayan davalarda ise maktu karar ve ilâm harcı dava açılırken alınmaktadır. 13. Kurallar uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasından itibaren bir ay geçtikten sonra davanın yenilenmesi hâlinde dava açılırken ödenen söz konusu harçlar yenileme harcı olarak yeniden tahsil edilecektir. B. İtirazların Gerekçesi 14. Başvuru kararlarında özetle; 6100 sayılı Kanun’un 150. maddesinde yer alan diğer güvencelerin davaların gereksiz yere uzamaması bakımından yeterli olduğu, itiraz konusu kurallarla öngörülen harç ödeme yükümlülüğünün adil yargılanma ve mülkiyet haklarına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği, 492 sayılı Kanun’da bu kapsamda alınacak harca ilişkin herhangi bir düzenlemenin de bulunmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 16. Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10). 17. Kurallar kapsamında işlemden kaldırılan dosyanın bu tarihten itibaren bir ay geçtikten sonra yenilenebilmesi için talepte bulunan taraftan yenileme harcının alınması ve bu kişinin söz konusu harçtan sorumlu tutulmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği açıktır. 18. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. 19. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında sıkça vurgulandığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 21. 492 sayılı Kanun’un itiraz konusu 7. maddesinde atıfta bulunulan 6100 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (4) numaralı fıkrasının itiraz konusu üçüncü cümlesinde , davanın yenilenmesi hâlinde alınacak harcın miktarı, ödeme yükümlülüğünün şartları, kapsamı ve sorumlu olacak tarafla ilgili hususların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kurallarla mahkemeye erişim hakkına yönelik olarak getirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı anlaşılmaktadır. 22. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında yer alan mahkeme erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74). 23. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması Anayasa’nın 141. maddesi kapsamında devletin yükümlülüklerinden biri olarak düzenlenmiştir. Bu sebeple devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). 24. 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesinde düzenlenen dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılması hukuk davalarında, tarafları ve özellikle davacıyı, davasını takip etmede özenli davranmaya zorlamak ve tarafların davayı takibe niyetli olmadığı durumlarda yargılamanın sürüncemede kalmasını ve gereksiz yere uzamasını engellemek amacıyla kabul edilen bir usul hukuku müessesesidir. Bu anlamda, anılan maddede yer alan düzenlemenin yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamaya yönelik oluşturulmuş etkin bir çare olduğu söylenebilir (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). 25. Öte yandan işlemden kaldırılan dosyanın belli bir süreden sonra yenilenmesi hâlinde talepte bulunan taraftan harç alınması ve harcın davanın sonucundan bağımsız olarak yenileyen taraf üzerinde bırakılması da tarafların davayı takip sürecinin disipline edilerek yargılamaların sürüncemede kalmadan makul sürede bitirilmesi ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet etmektedir. Bu itibarla kurallar anayasal anlamda meşru bir amaca dayanmaktadır. 26. Kuralların öngördüğü sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 27. Kurallar uyarınca mazeretsiz olarak takip edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılan dosyanın bir aylık süreden sonra yenilenmesi hâlinde talepte bulunan taraftan harç alınması ve bu tarafın harçtan sorumlu tutulmasının yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önlenmesi ve makul sürede tamamlanması amacına ulaşılması bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 28. Harç ödeme yükümlülüğü öngörmek veya bunu kaldırmak konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun bu alanda anayasal ve kanuni hakları kısıtlayan ya da kişilere külfet yükleyen düzenlemeler yaparken tercih ettiği aracın gerekliliği konusunda sorun bulunabilmesi için daha hafif külfet yükleyen araç veya araçların varlığı yeterli olmayıp seçilen aracın kişiye bariz bir biçimde ağır bir külfet yüklediğinin de anlaşılması gerekmektedir (AYM, E.2023/127, K.2024/105, 9/5/2024, § 27). 29. İlke olarak taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu hukuk davalarında tarafların dava üzerinde tasarrufta bulunmaları mümkün kılınmıştır. Bu bağlamda tarafların davaya devam etmek istememeleri hâlinde mahkemenin davayı devam ettirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Dosyanın işlemden kaldırılması tarafların davaya devam etmek istememeleri hâlinde mahkeme tarafından uygulanan ve üç ay içinde yenilenmemesi hâlinde davanın açılmamış sayılması sonucunu doğuran bir usul işlemdir. Öte yandan dosyanın işlemden kaldırılması bir yönüyle de davanın açılmamış sayılması gibi ağır bir müdahale öncesi geri döndürülebilir nitelikte daha hafif bir çaredir. 30. Kanun koyucu tarafların davayı takip etmemeleri durumunda doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yerine dosyanın işlemden kaldırılmasını mümkün kılmakla birlikte davanın yeniden işleme konulması hâlinde yenileme harcı ödenmesini öngörmek suretiyle davayı uzattığı açık olan bu yola başvurulmasını cazip bir seçenek olmaktan çıkarmak istemiştir. Diğer bir ifadeyle kanun koyucu ilke olarak taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu hukuk davalarında tarafların davanın takibi hususunda daha özenli davranmasını sağlayarak yargısal sürecin uzatılmasını önlemek amacıyla davanın yeniden işleme konulmasını isteyen taraftan yeni bir dava açılmış gibi harç alınmasını öngörmüştür . 31. Bu itibarla davayı takip etmeyerek dosyanın işlemden kaldırılmasına sebebiyet veren tarafın yenileme talebinde yeniden başvuru ve karar harcı alınmasının öngörülmesinin kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında başvurabileceği araçlardan olduğu ve kuralın meşru amaca ulaşmak bakımından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 32. Son olarak mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu noktada davayı takip etmeyen tarafların davalarını yenilediklerinde harç külfetiyle karşılaşacaklarının öngörülebilir olduğunun altı çizilmelidir. Diğer bir ifadeyle davayı takipsiz bırakan tarafın dosyanın işlemden kaldırma tarihinden itibaren bir ay geçtikten sonra davayı yenilemesi hâlinde ikinci kez harç ödemek zorunda kalmasının öngörülebilir bir durum olduğu açıktır. Bunun yanında dosyanın işlemden kaldırma tarihinden itibaren bir ay içinde davanın yenilenmesi hâlinde harç yükümlülüğü doğmayacaktır. Dolayısıyla kendi kusurlu davranışıyla dosyanın işlemden kaldırılmasına sebebiyet veren tarafın davayı yenilemek istemesi durumunda yeniden harç yükümlülüğüyle karşı karşıya kalmasının ilgili taraf açısından aşırı bir külfete neden olduğu söylenemez. 33. Bu itibarla kurallar kapsamında kendi kusurlu davranışıyla dosyanın işlemden kaldırılmasına sebebiyet veren taraftan davayı yenilemesi hâlinde yeniden harç alınması ve bu harcın -davanın sonucuna bağlı olmaksızın- karşı tarafa yükletilememesinin davanın gereksiz yere uzamasının önlenmesindeki kamusal yarar ile davayı yenileyen kişinin mahkemeye erişim hakkından kaynaklanan menfaati arasında kurulması gereken makul dengeyi bozmadığı bu yönüyle kuralların ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 34. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2., 35. ve 141. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 35. ve 141. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. V. HÜKÜM A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 7. maddesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/236
2024/109
25/12/2024
Esas - Ret
12/03/2025 - 32839
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/109 Karar Sayısı : 2024/236 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E. 2024/109, E. 2024/153) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 7. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Trafik kazası nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 150. maddesi şöyledir: “ Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması MADDE 150- (1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (3) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır. (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. (6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır. ” 2. 492 sayılı Kanun’un itiraz konusu 7. maddesi şöyledir: “ Yeniden harç alınması: Madde 7- Muameleden kaldırılan dosya, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda belirtilen süre içinde yenilenmediği takdirde, davanın görülebilmesi yeniden harç verilmesine bağlıdır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E. 2024/109, E. 2024/153) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 7. maddesinin, Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Trafik kazası nedeniyle açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 1. 6100 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 150. maddesi şöyledir: “ Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması MADDE 150- (1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (3) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır. (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. (6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır. ” 2. 492 sayılı Kanun’un itiraz konusu 7. maddesi şöyledir: “ Yeniden harç alınması: Madde 7- Muameleden kaldırılan dosya, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda belirtilen süre içinde yenilenmediği takdirde, davanın görülebilmesi yeniden harç verilmesine bağlıdır. ”
0
92
1,982
2025/7
2025/3
16/01/2025
16/01/2025
(AYM, E.2025/3, K.2025/7, 16/01/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - İnegöl 2
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Sümeyye KOCAMAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/7
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/3 Karar Sayısı : 2025/7 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’na 4/3/2021 tarihli ve 7292 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 39/A maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında ödenen organizasyon ücretinin iadesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 39/A maddesi şöyledir: “ Tasarruf finansman sözleşmesi MADDE 39/A- (Ek:4/3/2021-7292/7 md.) (1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir. (2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir. ( 3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür. (4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür . Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez. (5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından ara kararı ile itiraz başvurusunda bulunulduğu, söz konusu belgenin gerekçeli başvuru kararı niteliğinde olduğu, gönderilen belgeler arasında başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. 7. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin 5/11/2024 tarihli ve E.2024/114, K.2024/186 sayılı kararıyla itiraz konusu kuralda yer alan “ …organizasyon ücreti bedeli dışında kalan… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiş ve bu karar 31/12/2024 tarihli ve 32769 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen ibare hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 31/12/2024 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. III. HÜKÜM 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’na 4/3/2021 tarihli ve 7292 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 39/A maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/7
2025/3
16/01/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/3 Karar Sayısı : 2025/7 Karar Tarihi : 16/1/2025 R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’na 4/3/2021 tarihli ve 7292 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 39/A maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında ödenen organizasyon ücretinin iadesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 39/A maddesi şöyledir: “ Tasarruf finansman sözleşmesi MADDE 39/A- (Ek:4/3/2021-7292/7 md.) (1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir. (2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir. ( 3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür. (4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür . Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez. (5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İnegöl 2. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’na 4/3/2021 tarihli ve 7292 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen 39/A maddesinin (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında ödenen organizasyon ücretinin iadesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 39/A maddesi şöyledir: “ Tasarruf finansman sözleşmesi MADDE 39/A- (Ek:4/3/2021-7292/7 md.) (1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir. (2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir. ( 3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür. (4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür . Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez. (5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. ”
0
93
1,982
2024/229
2024/85
09/05/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/85, K.2024/229, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Ankara 7
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Cem GÜNDOĞDU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/229
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/85 Karar Sayısı : 2024/229 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 7. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen dördüncü paragrafın birinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yapılan itirazen şikâyet başvurusu sonucu ihalenin iptaline karar verilmesine rağmen itirazen şikâyet başvuru bedelinin iade edilmemesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … c) (Değişik birinci paragraf: 2/7/2018-KHK-703/171 md.) Kurumun karar organı biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere en az dört yıllık öğrenim görenler arasından Cumhurbaşkanınca atanan dokuz üyeden oluşan Kamu İhale Kuruludur. Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır. … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: … 2) (Değişik: 6/2/2014-6518/49 md.) Yaklaşık maliyeti beş yüz bin Türk Lirasına kadar olan ihalelerde üç bin Türk Lirası, beş yüz bin Türk Lirasından iki milyon Türk Lirasına kadar olanlarda altı bin Türk Lirası, iki milyon Türk Lirasından on beş milyon Türk Lirasına kadar olanlarda dokuz bin Türk Lirası, on beş milyon Türk Lirası ve üzerinde olanlarda on iki bin Türk Lirası tutarındaki itirazen şikâyet başvuru bedeli. … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Başvuru sahibinin iddialarının tamamında haklı bulunması halinde, Kurul kararı ile itirazen şikâyet başvuru bedelinin başvuru sahibine iadesine karar verilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen otuz gün içinde Kurum tarafından itirazen şikâyet başvuru bedelinin iadesi yapılır ve son ödeme tarihine kadar geçen süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. … ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 21. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 21- (Ek:16/11/2022-7421/13 md.) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce alınan ve 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki koşulları sağlayan Kurul kararlarına ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen otuz gün içinde itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik başvuru sahibi tarafından Kuruma yazılı talepte bulunulması durumunda 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki hüküm uygulanır. Kurul kararının başvuru sahibine bildirildiği tarih ile itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik Kuruma yapılan başvuru tarihi arasındaki süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. Kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan ya da kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşların yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usuller 4734 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. 4. Anılan Kanun’un “ İhalenin karara bağlanması ve onaylanması ” başlıklı 40. maddesinde ise ihalenin ekonomik açıdan en avantajlı teklifi veren isteklinin üzerine bırakılacağı ve ihale komisyonunun gerekçeli kararını belirleyerek ihale yetkilisinin onayına sunulacağı belirtilmiştir. Yine söz konusu maddeye göre ihale yetkilisi, karar tarihini izleyen en geç beş iş günü içinde ihale kararını onaylayacak veya gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle iptal edecektir. İhale, kararın onaylanması hâlinde geçerli; iptal edilmesi durumunda ise hükümsüz sayılır. 5. Kanun’un 54. maddesinin birinci fıkrasında da ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabileceklerin, bu Kanun’da belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak şartıyla ihaleyi yapan idareye şikâyet ve Kuruma itirazen şikâyet başvurusunda bulunabilecekleri ifade edilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise şikâyet ve itirazen şikâyet başvuruları, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolları olarak gösterilmiştir. 6. Yapılacak itirazen şikâyet başvurularında 53. maddenin (j) fıkrasının (2) numaralı bendine göre hesaplanan itirazen şikâyet başvuru bedelinin Kuruma ödenmesi gerekmektedir. Söz konusu fıkra gereğince bu bedel Kurumun gelirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 7. Anılan fıkranın dördüncü paragrafının itiraz konusu birinci cümlesinde itirazen şikâyet başvurusunda ileri sürülen iddiaların tamamında haklı çıkılması durumunda başvuru bedelinin Kamu İhale Kurulu (Kurul) kararı ile iade edileceği, ikinci cümlesinde bu iade için Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talepte bulunması gerektiği ve bu talep tarihini izleyen otuz gün içinde de Kurum tarafından itirazen şikâyet başvuru bedelinin iadesinin yapılacağı ayrıca son ödeme tarihine kadar geçen süre için faiz işlemeyeceği, itiraz konusu üçüncü cümlesinde ise ilk iki cümlede düzenlenen durumlar dışında iade yapılmayacağı belirtilmektedir. 8. Bu itibarla itiraz konusu kurallar uyarınca Kuruma itirazen şikâyet başvurusunda bulunan kişinin iddialarının tamamında haklı çıkmaması durumda yatırmış olduğu başvuru bedeli iade edilmeyecektir. Bir başka ifadeyle kişinin yapmış olduğu başvuruda ileri sürdüğü iddiaların tek tek değerlendirilmesi sonucu bir kısmında haklı görülmüş ve Kurum tarafından bu doğrultuda bir karar verilmiş olsa dahi başvuru bedelinin iadesi mümkün olmayacaktır. B. İtirazın Gerekçesi 9. Başvuru kararında özetle; Kuruma yapılan itirazen şikâyet başvurularında birden fazla iddianın söz konusu olduğu durumlarda kişilerin bazı iddialarında haklı bazılarında da haksız çıkmasının doğal olduğu, başvuru bedelinin bazı iddiaların haksız olduğu gerekçesiyle iade edilmemesinin mülkiyet hakkıyla bağdaşmadığı, başvurusunda kısmen haklı çıkan kişi ile tamamen haksız çıkan kişinin aynı şekilde değerlendirildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 10. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 11. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. 12. Mülkiyet hakkı , kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkının sınırlanması sonucunu doğurur ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). 13. Kurallarla, kişilerin ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle Kuruma yaptıkları itirazen şikâyet başvurusu için yatırdıkları başvuru bedelinin ancak iddialarının tamamında haklı çıkması durumunda iade edilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kişilerin iddialarının bir kısmında haklı çıkması durumunda başvuru bedelinin iade edilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu yönüyle kurallar mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama niteliğindedir. 14. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. 15. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 16. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir. 17. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 18. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 19. Kurallarda hangi hâlde başvuru bedelinin iade edilebileceği herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 20. Diğer yandan Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. 21. 4734 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrasına göre itirazen şikâyet başvuruları ilke olarak başvuru sahibinin iddiaları ile idarenin şikâyet üzerine aldığı kararda belirlenen hususlar ve itiraz edilen işlemler bakımından eşit muamele ilkesinin ihlal edilip edilmediği açılarından incelenebilmektedir. Dolayısıyla Kurum tarafından yapılan incelemede başvuru sahibinin öne sürdüğü iddialar dikkate alınacağından iddiaların niteliği önemli hâle gelmektedir. İtirazen şikâyet başvurusu için alınan bedelin amacının yersiz başvuruların önüne geçmek ve idari sürecin etkin bir şekilde işlemesini sağlamak olduğu gözetildiğinde (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011) kurallar gereğince bu bedelin sadece iddialarının tamamında haklı çıkana iade edilmesi öngörülerek yersiz iddialar ile Kuruma başvuru yapılmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda yapılan sınırlamanın kamu yararına dayalı meşru bir amaca yönelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 22. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri , § 38). 23. Kurum tarafından yapılan incelemede sadece başvuru sahibinin öne sürdüğü iddialar dikkate alınacağından yersiz iddialara yer verilmesinin önüne geçilmesi böylece Kurumun etkin bir şekilde çalışması amacına ulaşma bakımından kuralların elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez. 24. Diğer yandan sınırlamanın orantılı olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. İdari veya yargısal başvuru yollarında yapılan giderlerin bunlara sebebiyet veren kişiye -haksız bulunan tarafa- yükletilmesi ölçülü bir müdahale olarak kabul edilebilir. Ancak bireylerin, ilgili sürecin sonunda haklı çıkmalarına rağmen söz konusu idari başvuru veya dava sebebiyle yapılan giderleri yüklenmeye mahkûm edilmeleri mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılabilir ( Farmasol Tıbbi Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş. (2) [1. B.] , B. No: 2017/37300, 15/1/2020, § 42). 25. Öncelikle belirtmek gerekirse kişinin ihale sürecine yönelik olarak ileri sürdüğü iddiaların yersiz olup olmadığı bu iddiaları inceleyen makamın değerlendirmesi sonucu netlik kazanabilecek bir husustur. Ayrıca öne sürülen ve yersiz olduğu kabul edilen tüm iddiaların kötü niyetli bir şekilde ileri sürüldüğünün söylenmesi de mümkün değildir. Bir başka ifadeyle kişinin doğruluğuna inandığı bir iddiayı inceleyen makamın bu iddiayı yersiz kabul ederek reddetmesi olağandır. 26. Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrasında itirazen şikâyet başvurusu, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolu olarak öngörüldüğünden başvuru sahibinin bu yolu tüketmeden dava açması mümkün değildir. Zorunlu başvuru yolunda ileri sürülen iddialarının bir kısmında dahi haklı çıkan başvuru sahibine itiraz konusu kural uyarınca başvuru bedelinden herhangi bir iade yapılmayacaktır. Bununla birlikte başvuru sahibinin iddialarının en azından bir kısmının Kurum tarafından haklı bulunmasının, ihaleyi yapan idarenin ihale sürecindeki bazı işlemlerinin hukuka aykırı olduğunun kabulü anlamına geleceği de açıktır. Bu durumda kurallar gereği idarenin hukuka aykırı işleminin sonuçlarından dolayı kişilere külfet yüklemesi ise kaçınılmaz olacaktır. Kişinin Kuruma yatırdığı bedeli ihaleyi yapan idareye karşı açacağı ayrı bir dava ile idareden isteyebileceği söylenebilse dahi ayrı bir davaya zorlanıyor olması da yeni bir külfet olarak nitelendirilebilecektir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Farmasol Tıbbi Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş. (2) , § 49). 27. Bu itibarla başvuru sahibinin şikâyet başvurusunda haklı çıktığı iddiaları dikkate alınmaksızın iddialarının tamamında haklı çıkması durumunda başvuru bedelinin iade edilmesini öngören kuralların kişilere aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi kişi aleyhine bozarak orantısız bir sınırlamaya neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 28. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir. 29. Kurallar Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA EKİSİ 30. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 31. 4734 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (j) fıkrasının dördüncü paragrafının birinci ve üçüncü cümlelerinin iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan paragrafın ikinci cümlesinin ve aynı Kanun’un geçici 21. maddesinin de 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 32. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 33. 4734 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (j) fıkrasının dördüncü paragrafının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. HÜKÜM A. 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen dördüncü paragrafın; 1. Birinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, 2. İkinci cümlesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, B. 4734 sayılı Kanun’a 7421 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle eklenen geçici 21. maddenin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/229
2024/85
25/12/2024
Esas - İptal
26/03/2025 - 32853
Var
null
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/85 Karar Sayısı : 2024/229 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 7. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen dördüncü paragrafın birinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yapılan itirazen şikâyet başvurusu sonucu ihalenin iptaline karar verilmesine rağmen itirazen şikâyet başvuru bedelinin iade edilmemesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … c) (Değişik birinci paragraf: 2/7/2018-KHK-703/171 md.) Kurumun karar organı biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere en az dört yıllık öğrenim görenler arasından Cumhurbaşkanınca atanan dokuz üyeden oluşan Kamu İhale Kuruludur. Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır. … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: … 2) (Değişik: 6/2/2014-6518/49 md.) Yaklaşık maliyeti beş yüz bin Türk Lirasına kadar olan ihalelerde üç bin Türk Lirası, beş yüz bin Türk Lirasından iki milyon Türk Lirasına kadar olanlarda altı bin Türk Lirası, iki milyon Türk Lirasından on beş milyon Türk Lirasına kadar olanlarda dokuz bin Türk Lirası, on beş milyon Türk Lirası ve üzerinde olanlarda on iki bin Türk Lirası tutarındaki itirazen şikâyet başvuru bedeli. … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Başvuru sahibinin iddialarının tamamında haklı bulunması halinde, Kurul kararı ile itirazen şikâyet başvuru bedelinin başvuru sahibine iadesine karar verilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen otuz gün içinde Kurum tarafından itirazen şikâyet başvuru bedelinin iadesi yapılır ve son ödeme tarihine kadar geçen süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. … ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 21. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 21- (Ek:16/11/2022-7421/13 md.) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce alınan ve 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki koşulları sağlayan Kurul kararlarına ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen otuz gün içinde itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik başvuru sahibi tarafından Kuruma yazılı talepte bulunulması durumunda 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki hüküm uygulanır. Kurul kararının başvuru sahibine bildirildiği tarih ile itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik Kuruma yapılan başvuru tarihi arasındaki süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 7. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinin (j) fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen dördüncü paragrafın birinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kamu İhale Kurumuna (Kurum) yapılan itirazen şikâyet başvurusu sonucu ihalenin iptaline karar verilmesine rağmen itirazen şikâyet başvuru bedelinin iade edilmemesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 53. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Kamu İhale Kurumu Madde 53-… … c) (Değişik birinci paragraf: 2/7/2018-KHK-703/171 md.) Kurumun karar organı biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere en az dört yıllık öğrenim görenler arasından Cumhurbaşkanınca atanan dokuz üyeden oluşan Kamu İhale Kuruludur. Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır. … j) Kurumun gelirleri aşağıda belirtilmiştir: … 2) (Değişik: 6/2/2014-6518/49 md.) Yaklaşık maliyeti beş yüz bin Türk Lirasına kadar olan ihalelerde üç bin Türk Lirası, beş yüz bin Türk Lirasından iki milyon Türk Lirasına kadar olanlarda altı bin Türk Lirası, iki milyon Türk Lirasından on beş milyon Türk Lirasına kadar olanlarda dokuz bin Türk Lirası, on beş milyon Türk Lirası ve üzerinde olanlarda on iki bin Türk Lirası tutarındaki itirazen şikâyet başvuru bedeli. … (Ek paragraf:16/11/2022-7421/11 md.) Başvuru sahibinin iddialarının tamamında haklı bulunması halinde, Kurul kararı ile itirazen şikâyet başvuru bedelinin başvuru sahibine iadesine karar verilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen otuz gün içinde Kurum tarafından itirazen şikâyet başvuru bedelinin iadesi yapılır ve son ödeme tarihine kadar geçen süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. … ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un geçici 21. maddesi şöyledir: “ Geçici Madde 21- (Ek:16/11/2022-7421/13 md.) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce alınan ve 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki koşulları sağlayan Kurul kararlarına ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen otuz gün içinde itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik başvuru sahibi tarafından Kuruma yazılı talepte bulunulması durumunda 53 üncü maddenin (j) fıkrasının dördüncü paragrafındaki hüküm uygulanır. Kurul kararının başvuru sahibine bildirildiği tarih ile itirazen şikayet başvuru bedelinin iadesine yönelik Kuruma yapılan başvuru tarihi arasındaki süre için faiz işlemez. Diğer hallerde başvuru bedeli iade edilmez. ”
1
94
1,982
2024/225
2022/6
24/02/2022
25/12/2024
(AYM, E.2022/6, K.2024/225, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Onur MERCAN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/225
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/6 Karar Sayısı : 2024/225 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un; A. 1. maddesiyle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 1. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin, B. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin; 1. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresinin, 2. Sekizinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresinin, b. Beşinci cümlesinin, 3. Dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, Ç. 44. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 41/F maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “ …fiil suç teşkil etse dahi,… ” ibarelerinin, D. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 22., 26., 28., 35., 36., 38., 40., 48., 70., 87., 90., 123., 124., 125., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/1 md.) İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir . ” 2. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesi ş öyledir : “ Elektronik ortamda açık artırma suretiyle satış: MADDE 111/b- (Ek:24/11/2021-7343/13 md.) Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. Açık artırmada teklif verme süresi yedi gündür. Açık artırma, ilanda belirtilen gün ve saat aralığında ve teklif verme yoluyla yapılır. Teklif verenlerin kişisel bilgileri, artırma süresi içinde bilişim sistemini işleten kamu görevlileri hariç hiç kimse tarafından görülemez ve bilişim sisteminde gösterilemez. Teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde beşinden ve her hâlde bin Türk lirasından az olamaz.45 Açık artırmada en yüksek teklifi veren, artırma süresi içinde kendisinden yüksek bir teklif verilmedikçe teklifini çekemez ve teminatını alamaz. (Değişik altıncı fıkra:7/11/2024-7531/1 md.) Açık artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi hâlinde açık artırma üç dakika uzatılır. Uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmesi hâlinde açık artırma süresi her yeni teklifin verilmesinden itibaren üç dakika uzatılır. Son uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmezse mal en yüksek teklif verene ihale edilir. Uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemez. Bir saatlik süre Adalet Bakanlığının kararıyla kısaltılabilir, uzatılabilir veya kaldırılabilir ve bu kararlar Bakanlığın resmi internet sitesinde duyurulur. Elektronik satış portalında satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8/A maddesi hükümleri uygulanır. Elektronik satış portalının işleyişini ya da güvenliğini tehlikeye sokan veya satış portalına erişimi engelleyen ya da zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, satış portalına girişi Adalet Bakanlığınca üç ay süreyle engellenir. Engelleme işlemi, derhâl uygulanmaya başlanır ve satış portalının ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulur. Bu işleme karşı, duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu ivedi olarak karara bağlar. Başvurunun yapılmış olması ihalenin tamamlanmasını engellemez. Teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı veya iyileştirilmesi için gerekli olan işlemler yapılabilir. Bu işlemler, ihalenin geçerliliğini etkilemez. Bu maddenin uygulanmasına ve mahcuzların elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. ” 3. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 18- (Ek:24/11/2021-7343/33 md.) 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106 ncı madde uyarınca çıkarılması gereken tarife, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. 87, 88, 106, 110, 111/b, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129, 130, 133, 242 ve 244 üncü maddeler ile 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkralarında bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanmasına Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde, 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanır ve bu değişiklikler en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanır. Değişikliklerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur. Bu değişikliklerin uygulanmasında aşağıdaki esaslar dikkate alınır: 1. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra haczedilen mallar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 87, 106 ve 110 uncu madde hükümleri uygulanır. Geçiş tarihinden önce haczedilen mallar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 2. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 88, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129 ve 130 uncu maddeler, 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkraları ile ihdas edilen 111/b maddesi uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 3. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi, iflas tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin satışlar bakımından, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 4. Geçiş tarihinden önce yapılan ilan üzerine ihalesi gerçekleştirilemeyen ve yeniden satışı talep edilen açık artırmalar hakkında da bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. … ” 4. 44. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen 41/F maddesi şöyledir: “ Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet MADDE 41/F- (Ek:24/11/2021-7343/44 md.) (1) Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (2) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır. (3) Kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralar kapsamında şikâyete bakacak görevli ve yetkili mahkeme, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesidir. (5) Şikâyet olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi gerektiği; duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar olunur. Mahkeme, duruşmaya gelen şikâyet olunanın, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alır; gerekli araştırmayı yapar; dosyadaki delilleri değerlendirir; şikâyet olunanın teslim emrine aykırı hareket ettiğini veya emrin gereğinin yerine getirilmesini engellediğini yahut sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmediğini tespit ederse disiplin hapsi ile cezalandırılmasına, aksi takdirde şikâyetin reddine karar verir. (6) Disiplin hapsi ile cezalandırmaya ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından infaz edilir. Bu kararlar kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez. (7) Şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde veya birinci ve üçüncü fıkralar bakımından çocuğun velayet hakkı sahibine teslim edilmesi durumunda dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer. (8) Yukarıdaki fıkralar uyarınca aile mahkemesince verilen kararlara karşı, 41/E maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca itiraz edilebilir. ” 5. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 2- (Ek:24/11/2021-7343/48 md.) (1) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına ilişkin yönetmelik, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. (2) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına, Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde başlanır ve birinci fıkra uyarınca çıkarılan yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçilir. Dördüncü Kısmın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur. (3) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın henüz uygulanmadığı yerlerde, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun, bu maddeyi ihdas eden Kanunla yürürlükten kaldırılan 25, 25/a ve 25/b maddelerinin uygulanmasına devam olunur. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ve 2004 sayılı Kanunun mülga 341 inci maddesi kapsamında kalan eylemlere ilişkin şikâyetler, icra mahkemelerince sonuçlandırılır. (5) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra; a) Üçüncü fıkra gereğince 2004 sayılı Kanunun mülga 25, 25/a, 25/b maddeleri uyarınca icra dairelerince, b) Dördüncü Kısım gereğince müdürlüklerce, yürütülen çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sürecindeki emre veya kararın yerine getirilmesine muhalefet eylemleri bakımından 41/F maddesi uygulanır. (6) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın uygulanmaya başlandığı il ve ilçelerde, çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin derdest takip dosyaları, icra dairesince teslim veya kişisel ilişki kurulması işlemleriyle sınırlı olmak üzere resen işlemden kaldırılır. Şu kadar ki, çocuğun, bu tarih itibarıyla kişisel ilişki kurulması kapsamında hak sahibinde bulunduğu hâller bakımından dosya, çocuğun yükümlüye teslim edilmesinden sonra işlemden kaldırılır. … ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 24/2/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 1. Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun’un 1. Maddesine Eklenen Üçüncü Fıkranın İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 3. 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesinin bulunacağı, ikinci fıkrasında ise her icra dairesinde Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafından atanacak bir icra müdürü, yeteri kadar icra müdür yardımcısı, icra kâtibi ile adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından görevlendirilecek mübaşir ve hizmetlinin bulunacağı hükme bağlanmıştır. 4. Anılan Kanun’un 3/a maddesinin birinci fıkrasında iş yoğunluğunun veya icra dairesi sayısının fazla olduğu illerde Bakanlık tarafından yetki çevresi de belirlenmek suretiyle bir veya birden fazla icra daireleri başkanlığının (Başkanlık) kurulabileceği öngörülmüştür. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da Başkanlıkta bir başkan ile yeteri kadar başkan yardımcısının bulunacağı, başkanın birinci sınıf olmuş, başkan yardımcısının ise birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından muvafakatleri alınmak suretiyle Bakanlıkça atanacağı, ayrıca Bakanlık tarafından Başkanlıkta yeteri kadar icra başmüdürü , icra müdürü, icra müdür yardımcısı, icra kâtibi ve memurun görevlendirileceği belirtilmiştir. 5. Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Bakanlık tarafından icra müdürleri ve icra müdür yardımcıları arasından icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü nün görevlendirilebileceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde ise fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. 6. Bu itibarla kural uyarınca iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde icra müdürleri ile icra müdür yardımcıları arasından icra başmüdürü görevlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenecektir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 7. Dava dilekçesinde özetle; icra başmüdürünün kadrosunun ihdası, atanması, görevi, yetkisi, aylığı ve ödeneği ile diğer özlük haklarının kanunla düzenlenmesi gerektiği, buna karşın dava konusu kuralda anılan hususlarda herhangi bir hükme yer verilmeksizin icra başmüdürünün görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi hususunda idareye yetki tanındığı, temel ilkeleri ve çerçevesi belirlenmeksizin kuralla idareye tanınan söz konusu yetkinin kanuni düzenleme, yasama yetkisinin devredilemezliği, hukuki güvenlik, belirlilik ve idarenin kanuniliği ilkeleriyle bağdaşmadığı, idareye sınırları belirsiz bir yetki tanıyan kuralın keyfî ve eşitlik ilkesine aykırı uygulamalara sebep olacağı, icra başmüdürünün görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasların liyakat ilkesine uygun şekilde kanunla düzenlenmeksizin bu konuda kuralla idareye tanınan yetkinin kamu hizmetine girme hakkıyla çeliştiği, ayrıca Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda verdiği iptal kararına konu hükümle aynı nitelikte düzenleme yapılmış olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu ve hiçbir kimse veya organın Anayasa’da öngörülmeyen bir devlet yetkisini kullanamayacağını düzenleyen anayasal hükümlerin de ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 70., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 8. Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2022/101, K.2024/124, 27/6/2024, § 19). 9. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2022/101, K.2024/124, 27/6/2024, § 20; E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). 10. Öte yandan Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. ” denilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen idarenin kanuniliği ilkesi , idarenin kuruluşu ve organları ile görev ve yetkilerinin herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde kanunla düzenlenmesini gerektirmektedir (AYM, E.2023/25, K.2024/139, 23/7/2024, § 126; E.2013/114, K.2014/184, 4/12/2014, § 136). 11. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında “ Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. ” denilmek suretiyle memurlar ve diğer kamu görevlileri özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Kanuni düzenleme ilkesi , düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan bir yasal düzenlemeyle uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi hususunda yürütme organına yetki verilmesi, kanuni düzenleme ilkesi ne aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2018/110, K.2018/99, 17/10/2018). 12. Kuralla iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde, dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla icra müdürleri ile icra müdür yardımcıları arasından icra başmüdürünün görevlendirilmesine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. 13. İcra müdürleri ile icra müdür yardımcıları arasından görevlendirilecek icra başmüdürü memurlar ve diğer kamu görevlileri kapsamında yer almaktadır. Ayrıca kuralla iş yoğunluğunun ve personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinin işleyişine ilişkin hususlarda idareye düzenleme yetkisinin tanındığı da açıktır. 14. Bu itibarla iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde, dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla icra müdürleri ile icra müdür yardımcıları arasından icra başmüdürünün görevlendirilmesine ilişkin usul ve esaslara yönelik temel ilkeler ile çerçevenin kanunla belirlenmesi idarenin kanuniliği, yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanuni düzenleme ilkelerinin gereğidir. 15. 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesinin dördüncü fıkrasında icra müdürleri ve icra müdür yardımcılarının Bakanlık tarafından yaptırılacak yazılı sınav ile Bakanlık tarafından yapılacak sözlü sınav sonucuna göre atanacakları, icra kâtipleri arasından da aynı usulle icra müdürü veya icra müdür yardımcılığı kadrolarına atama yapılabileceği öngörülmüştür. 16. Anılan maddenin altıncı fıkrasında ise icra müdürü ve icra müdür yardımcıları ile icra kâtipleri hakkındaki yazılı ve sözlü sınav, görevlendirme, nakil, ünvan değişikliği, görevde yükselme ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi söz konusu fıkraya ilişkin iptal talebini 4/7/2013 tarihli ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı kararıyla reddetmiştir. 17. Nitekim 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “ Genel ve özel şartlar ” başlıklı 48. maddesinde devlet memurluğuna alınacak kişilerde aranacak şartlar sayılmıştır. Bu bağlamda icra müdürü ve icra müdür yardımcılarının taşımaları gereken niteliklere ilişkin temel ilkelerin ve çerçevenin kanunla düzenlendiği açıktır (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013). 18. Bu itibarla icra başmüdürü olarak görevlendirilecek kişilerin taşımaları gereken nitelikler yönünden kuralda idareye sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı söylenemez. Ayrıca icra müdürleri ve icra müdür yardımcılarının icra başmüdürü olarak görevlendirilebilmeleri için taşımaları gereken niteliklerin idare tekniğine ilişkin boyutunun yönetmelikle düzenlenmesi mümkündür. 19. Öte yandan icra müdürleri ve icra müdür yardımcıları 2004 sayılı Kanun’da öngörülen yetkileri kullanmaktadırlar. Anılan Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde de icra başmüdürünün icra müdürü ve icra müdür yardımcısının yetkilerini haiz olacağı öngörülmüştür. Ayrıca söz konusu cümle uyarınca icra başmüdürü icra dairesinin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamakla da görevli olacaktır. Bu itibarla icra başmüdürünün görev ve yetkilerinin de kanunla düzenlendiği anlaşılmaktadır. 20. Ayrıca söz konusu fıkrada icra başmüdürünün iş yoğunluğu ve personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde görev yapacağı öngörülmüştür. Buna göre icra başmüdürü görevlendirmesi yapılabilecek icra dairelerinin belirlenmesi hususunda çerçevenin çizilmediği de söylenemez. 21. Diğer yandan icra başmüdürünün aylık ve ödeneği gibi özlük işlerinin düzenlenmesi kuralda idareye tanınan yetkinin kapsamına girmemektedir. Başka bir deyişle kuralla anılan hususlarda idareye düzenleme yetkisi tanınmamıştır. 22. Bu itibarla iş yoğunluğu ve personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde icra başmüdürü görevlendirilmesine ilişkin usul ve esaslara yönelik temel ilkeler ile çerçevenin kanunla belirlendiği gözetildiğinde kuralla idareye tanınan yetkinin idarenin kanuniliği , yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanuni düzenleme ilkeleri yle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır. 23. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 124. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7., 123. ve 128. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 124. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 6., 10., 70. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. B. Kanun’un 13. Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun’a Eklenen 111/b Maddesinin Yedinci Fıkrasında Yer Alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” İbaresinin, Sekizinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” İbaresi ile Beşinci Cümlesinin ve Dokuzuncu Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Yedinci Fıkrada Yer Alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” İbaresi a. Anlam ve Kapsam 24. 2004 sayılı Kanun’un 78. maddesinin bir ila dördüncü cümlelerinde alacaklının ödeme emrindeki süre geçtikten ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi durumunda itiraz kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin haciz talebinde bulunabileceği, ayrıca alacaklının haciz talebinde bulunmaksızın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağını sorgulayabileceği, sorgulama sonunda UYAP’ın varsa borçlunun mal, hak veya alacağının mahiyeti ile detayı hakkında bilgi vereceği ve bu durumda sistem üzerinden de haciz talep edilebileceği, belirtilen şekilde talepte bulunulması hâlinde icra dairesinin tespit edilen mal, hak ya da alacağı elektronik ortamda haczedeceği hükme bağlanmıştır. 25. Anılan Kanun’un 106. maddesinin birinci fıkrasında alacaklı veya borçlunun hacizden itibaren bir yıl içinde haczedilen malın satışını isteyebileceği, borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağının da bu hükme tabi olduğu, ikinci fıkrasında ise bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satışı gerçekleştirilemeyen hacze konu mal hakkındaki satış isteme süresinin satış isteyen alacaklı bakımından birinci fıkrada belirtilen sürenin sona ermesinden itibaren bir yıl uzayacağı öngörülmüştür. 26. Kanun’un 111/b maddesinin birinci fıkrasında haczedilen malın satışının UYAP’a entegre elektronik satış portalinde (Portal) açık artırma suretiyle yapılacağı belirtilmiş, iki ila altıncı fıkralarında ise Portalde gerçekleştirilecek açık artırmaya ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin yedinci fıkrasında da Portalde satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesi hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 27. 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin, millî güvenlik ile kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden bir ya da bir kaçına bağlı olarak hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhurbaşkanlığı ya da millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunmasıyla ilgili bakanlıkların talebi üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı (Başkan) tarafından internet ortamında yer alan yayınla ilgili olarak içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının verilebileceği, bu kararın Başkan tarafından derhâl erişim sağlayıcılara ve ilgili içerik ile yer sağlayıcılara bildirileceği, içeriğin çıkartılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğinin derhâl ve en geç kararın bildirildiği andan itibaren dört saat içinde yerine getirileceği öngörülmüştür. 28. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise Cumhurbaşkanlığı veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine Başkan tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının Başkan tarafından yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulacağı, hâkimin kararını kırk sekiz saat içinde açıklayacağı, aksi hâlde kararın kendiliğinden yürürlükten kalkacağı hükme bağlanmıştır. 29. Bu itibarla kural uyarınca haczedilen malın Portalde açık artırma suretiyle satışına katılan ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet sitelerinde yer alan ilgili içeriğin çıkarılmasına ve/veya bu sitelere erişimin engellenmesine karar verilebilecektir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 30. Dava dilekçesinde özetle; internet sitesinde yer alan içeriğin çıkarılması ile internet sitesine erişimin engellenmesine yönelik işlemlerin cezai yaptırım niteliğinde olduğu, dava konusu kuralda ihale alıcısının hak ve menfaatlerinin açık, net ve anlaşılır biçimde ortaya konulmaması nedeniyle suç ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkelerinin ihlal edildiği, keyfî uygulamalara karşı önlem alınmadan ihale alıcısının hak ve menfaatlerine zarar verme fiilinin içeriğini belirleme konusunda kuralla idareye tanınan yetkinin idarenin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilemezliği ilkeleriyle bağdaşmadığı, kuralın uygulamada haklı nedene dayanmayan farklı muamelelere neden olacağı, ayrıca kuralla kanunilik şartı sağlanmaksızın haberleşme ile düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüklerine sınırlama getirildiği, kuralda idareye tanınan yetkinin denetimi için etkili bir başvuru yolunun öngörülmediği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ilgili hükümlerine aykırı olan kuralın temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisinde kanunun üzerinde olduğunu öngören anayasal hükümle de çeliştiği, ayrıca Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği ihlal kararlarıyla bağdaşmayacak şekilde yasal düzenleme yapılması nedeniyle Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna ve hiçbir kimse veya organın Anayasa’da öngörülmeyen bir devlet yetkisini kullanamayacağına ilişkin anayasal hükümlerin de ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 22., 26., 28., 36., 38., 40., 90., 123., 125. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 31. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. ” denilmek suretiyle ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır. 32. Kuralda Portal üzerinden gerçekleştirilen açık artırma kapsamında ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. 33. Bilim ve teknolojideki gelişmenin önemli yansımalarından biri olan internet , düşünce ve kanaatlerin açıklanmasında kullanılan etkili bir alanı oluşturmaktadır. Düşünce ve kanaatlerin internet üzerinden ifade edilmesi Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen düşünce ve kanaatlerin başka yollarla açıklanması kapsamında kalmaktadır. 34. Bu itibarla ihale alıcılılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet sitelerinde yer alan içeriğin çıkarılmasına ve/veya bu internet sitelerine erişimin engellenmesine karar verilmesine imkân tanıyan kuralın ifade özgürlüğüne sınırlama getirdiği açıktır. 35. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre ifade özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması gerekmektedir. 36. Bu kapsamda ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 37. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 38. Haczedilen malla ilgili olarak Portal üzerinden yapılacak ihaleye katılan kişilerin sanal ortamda bildirecekleri kişisel verilerinin korunmasını isteme ile söz konusu ihale kapsamında güvenlik içinde teklif verme ve gereken şartları taşımaları durumunda da haczedilen malı satın alma hakları bulunmaktadır. Bu itibarla ihale alıcılarının Portal üzerinde gerçekleşecek ihale kapsamında zarar görebilecek hak ve menfaatleri yönünden belirsizliğin bulunduğu söylenemez. 39. Bununla birlikte ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında anılan Kanun’un 8/A maddesi hükümlerinin uygulanacağının öngörülmesi nedeniyle kanunilik şartı bağlamında söz konusu maddenin ayrıca ele alınması gerekir. 40. Bu kapsamda kural uyarınca ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında tesis edilecek işlem ve bu işleme karşı başvurulabilecek kanun yolunun kanunilik şartına uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 41. Kural uyarınca ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında madde hükümleri uygulanacak ve bu kapsamda anılan internet sitelerinde yer alan içeriğin çıkarılmasına ve/veya bu internet sitelerine erişimin engellenmesine karar verilebilecektir. Buna göre ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında verilecek kararın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı söylenemez. 42. Maddenin (1) numaralı fıkrasında söz konusu kararı verecek merciler sayılmış, (2) numaralı fıkrasında ise Başkan tarafından verilen kararın hâkim onayına sunulmasına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Ayrıca (3) numaralı fıkrada madde kapsamındaki erişimin engellenmesi kararlarının ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ancak teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenemediği veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda internet sitesinin tümüne yönelik erişimin engellenmesi kararının verilebileceği belirtilmiştir. 43. Bu itibarla ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet sitelerinde yer alan içeriğin çıkarılmasına ve/veya bu internet sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin karar verecek merci ile bu kararın tabi olduğu usul ve esasların duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. 44. Öte yandan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 267. maddesinde h âkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Buna göre 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca hâkim tarafından verilen kararlara karşı itirazda bulunulmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte ifade özgürlüğüne sınırlama getiren kararlara karşı başvurulacak yargısal yolun etkili güvenceler içermesi de kanunilik şartının bir gereğidir. 45. 5271 sayılı Kanun’un 268. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde hâkim veya mahkeme kararına karşı itirazın anılan Kanun’da ayrıca hüküm bulunmayan hâllerde Kanun’un 35. maddesine göre ilgililerin kararı öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde kararı veren merciye dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek şartıyla zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle yapılacağı, (2) numaralı fıkrasında kararına itiraz edilen hâkim veya mahkemenin itirazı yerinde görmesi hâlinde kararını düzelteceği, yerinde görmemesi durumunda ise en geç üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili olan merciye göndereceği belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında da itirazı incelemeye yetkili merciler sayılmıştır. 46. 270. maddenin (1) numaralı fıkrasında itirazı inceleyecek merci tarafından itirazın, yazıyla cevap verebilmesi için Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirilebileceği, inceleme ve araştırma yapılabileceği ve gerekli görüldüğünde bunların yapılmasının emredilebileceği, 271. maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise Kanun’da yazılı hâller saklı kalmak şartıyla itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verileceği öngörülmüştür. 47. Bu bağlamda 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesinde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesine ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hukuk sistemindeki mevcut yargılama usullerinden farklı bir yöntemin öngörüldüğü, bu kapsamda içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine yönelik idari işlemin sulh ceza hâkimi tarafından onaylanması kararına karşı 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan itirazın reddedilmesiyle anılan işlemin kesinleştiği ve bu bakımdan ilgili internet içeriklerine erişimin belirsiz süreyle engellenmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır ( Artı Media Gmbh [GK], B. No: 2019/40078, 14/9/2023, § 44). 48. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararda 5651 sayılı Kanun’da öngörülen erişimin engellenmesi yolunda ilgililerin silahların eşitliği ilkesinden yararlanamadıkları, savunmalarını ortaya koymak için makul imkânlara ulaşamadıkları, hukuki dinlenilme ile çelişmeli yargılama hakkına sahip olabilecekleri tek aşamanın itiraz aşaması olduğu ancak itiraz yolunun da tarafların yargılamaya aktif olarak katılımını öngören çelişmeli bir yargılama sunmaktan ve yargılamanın ilk aşamasındaki eksiklikleri telafi etmekten uzak olduğu, bu nedenle söz konusu maddenin yargılama hukukunun usulü güvencelerini barındırmadığı, sıkı ve etkili bir koruma mekanizmasına sahip olmadığı, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı karar verilmesini sağlayacak güvenceleri de içermediği değerlendirilmiştir ( Artı Media Gmbh , § 44). 49. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi anılan Kanun’un 8/A maddesinin kamusal makamların takdir yetkisini daraltmak suretiyle keyfî uygulamaların önüne geçebilecek temel güvenceleri içermemesi nedeniyle kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşarak ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiş ve söz konusu kararın bir örneğinin yasama organına bildirilmesine hükmetmiştir (Artı Media Gmbh, §§ 47, 56). 50. Kuralda ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında söz konusu maddenin uygulanacağının öngörülmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında maddeye ilişkin kanunilik şartı bağlamında açıkladığı gerekçeler kural yönünden de geçerlidir. 51. Buna göre kural uyarınca ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet sitelerinde yer alan içeriğin çıkarılması ve/veya bu internet sitelerine erişimin engellenmesi kararına karşı başvurulacak yargısal yolun usule ilişkin etkili güvenceler içerdiği söylenemez. 52. Bu itibarla ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında maddenin uygulanacağını öngören kuralla ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 53. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır. Kural Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 22., 28., 36., 38., 40., 90., 123., 125. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir. 2. Sekizinci Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “… Adalet Bakanlığınca …” İbaresi ile Beşinci Cümlesi a. Anlam ve Kapsam 54. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin sekizinci fıkrasının bir ila dördüncü cümlelerinde haczedilen malın UYAP üzerinden satışının gerçekleştirileceği Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin Portale girişlerinin Bakanlıkça üç ay süreyle engelleneceği, engelleme işleminin derhâl uygulanmaya başlanacağı ve Portalin ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulacağı, bu işleme karşı duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabileceği, hâkimin başvuruyu ivedi olarak karara bağlayacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Fıkranın dava konusu diğer kural olan beşinci cümlesinde ise başvurunun yapılmış olmasının ihalenin tamamlanmasını engellemeyeceği hükme bağlanmıştır. 55. Bu itibarla dava konusu ibareyle belirli şartlarda gerçek ve tüzel kişilerin Portale girişlerinin engellenmesi konusunda Bakanlığa yetki tanınmıştır. Buna göre Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte fiilleri gerçekleştiren kişilerin Portale girişleri Bakanlık tarafından üç ay süreyle engellenecektir. 56. Kuralla Bakanlığa tanınan söz konusu yetkinin bağlı yetki niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle birinci cümlede belirtilen fiillerin gerçekleştirilmesi hâlinde bu fiilleri gerçekleştiren kişilerin Portale girişlerinin engellenip engellenmeyeceği hususunda Bakanlığa takdir yetkisi tanınmamıştır. 57. Öte yandan kuralda ilgililerin Portale girişlerinin engelleneceği süre üç ay olarak öngörülmüş olup bu konuda da Bakanlığın takdir yetkisi bulunmamaktadır. 58. Dava konusu cümlede ise Bakanlığın ilgililerin Portale girişlerinin üç ay süreyle engellenmesi işlemine karşı sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurunun ihalenin tamamlanmasına engel teşkil etmeyeceği hükme bağlanmıştır. Kuralın lafzında herhangi bir sınırlama bulunmadığından kural engelleme işleminin yürürlükte olduğu süreçte yapılan tüm ihaleleri kapsamaktadır. 59. Bu itibarla kural uyarınca Bakanlığın ilgililerin Portale girişlerinin engellenmesine ilişkin işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulsa dahi bu başvurunun sonucu beklenmeksizin tüm ihaleler tamamlanabilecektir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 60. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallar uyarınca Bakanlığın Portale girişin engellenmesine ilişkin tesis edeceği işlemin cezai yaptırım niteliğinde olduğu, anılan engellemeyi gerektiren fiillerin herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın Bakanlık tarafından tespit edilmesinin belirsizlik oluşturduğu, kurallarla Bakanlığa çerçevesi çizilmeksizin Portale girişin engellenmesine yönelik yetki tanınmasının idarenin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilemezliği ilkeleriyle bağdaşmadığı, bu bağlamda kurallarda haberleşme özgürlüğü ile düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağlamadığı gibi ölçülülük ilkesi ile demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygun olmadığı, kurallarla Bakanlığa sınırları belirli olmayan bir takdir yetkisinin tanınmış olmasının eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan uygulamalara neden olacağı, bu durumun ise açık artırmaya katılan özel teşebbüslerin fırsat eşitliği içinde rekabet edememesine yol açacağı, açık artırmaya konu malı satın almak isteyenlerin kurallar gereğince üç ay gibi uzun bir süre Portale girişlerinin engellenmesinin orantısız bir tedbir olduğu, bu nedenle kuralların mülkiyet hakkını da ihlal ettiği, Bakanlığın işlemine karşı başvurulacak yargısal yolun usule ilişkin yeterli güvence sunmadığı, kuralların AİHS’in ilgili hükümlerine de aykırı olması nedeniyle temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisinde kanunun üzerinde olduğunu öngören anayasal hükümle bağdaşmadığı, ayrıca Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği ihlal kararlarıyla çelişen kurallarla Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama organını bağlayacağını ve hiçbir kimse veya organın Anayasa’da öngörülmeyen bir devlet yetkisini kullanamayacağını düzenleyen anayasal hükümlerin de ihlal edildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 22., 26., 35., 36., 38., 40., 48., 90., 123., 125. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 61. Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. ” denilmektedir. Anılan fıkrada kişilerin istedikleri alanda yapacakları sözleşmeler yoluyla hukuki ilişkiye girebilmeleri güvence altına alınmıştır (AYM, E.2021/130, K.2022/110, 28/9/2022, § 10). 62. Nitekim Danışma Meclisinin anılan maddeye ilişkin kabul ettiği metnin gerekçesinde özgürlüğe dayalı bir toplumda irade serbestliği çerçevesinde kişilerin sözleşme yapma, meslek seçme ve çalışma özgürlüklerinin bulunmasının tabii olduğu ifade edilmiştir. 63. Kurallarda Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte eylemleri gerçekleştiren kişilerin Portale girişlerinin Bakanlık tarafından üç ay süreyle engelleneceği ve Bakanlık işlemi aleyhine yargı yoluna başvurulmuş olmasının ihalenin tamamlanmasına engel teşkil etmeyeceği hükme bağlamıştır. 64. Kişilerin haczedilen malın satışına ilişkin ihaleye katılarak serbestçe teklif verebilmesi, istedikleri alanda yapacakları sözleşmeler yoluyla hukuki ilişki kurabilmelerine yönelik olarak güvence sunan sözleşme özgürlüğünün bir gereğidir. Bu itibarla Portalde gerçekleştirilecek açık artırmaya katılımın idari işlemle engellenmesine imkân tanıyan ve bu işlem aleyhine yargı yoluna başvurulmasının ihalenin tamamlanmasına engel teşkil etmeyeceğini düzenleyen kurallar, sözleşme özgürlüğüne yönelik bir sınırlama öngörmektedir. 65. Buna göre sözleşme özgürlüğüne sınırlama getiren kuralların kanunilik şartı ile Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 66. Bakanlığın hangi nitelikteki eylemleri gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişilerin Portale girişini ne kadar süreyle engelleyeceğinin ve engelleme işlemine karşı yargı yoluna başvurulmasının doğurması mümkün olmayan hukuki neticenin açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 67. Anayasa’nın 48. maddesinde sözleşme özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir. 68. Özel borç ilişkilerinde alacaklının alacağına makul bir sürede kavuşmasının sağlanması, başka bir deyişle cebrî icra sisteminin etkili bir şekilde işletilmesi devletin yükümlülükleri kapsamındadır ( Yıldız Eker [GK], B. No: 2015/18872, 22/11/2018, § 70). Bu bağlamda kuralların da yer aldığı maddenin gerekçesinde haczedilen malın en az giderle ve en yüksek bedelle satılması için çok sayıda kişinin teklif verebilmesi, teklif verenlerin haklarının korunması, elektronik satış işlemlerinin gerçekleştirileceği sistemin sağlıklı bir şekilde işleyişinin ve güvenliğinin sağlanması, hak kayıplarının önlenmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla detaylı düzenlenmeler yapıldığı ifade edilmiştir. 69. Buna göre kurallarla Portal üzerinde ihalelerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralların alacaklı ve borçlu ile ihaleye katılanların haklarının korunmasına ilişkin devletin yükümlülükleri bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kuralların meşru bir amaca yönelik olmasının yanı sıra ölçülülük ilkesiyle çelişmemesi de gerekir. 70. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 71. Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin üç ay süreyle Portale giriş yapmalarının engellenmesine imkân tanıyan, ayrıca engelleme işlemi aleyhine yargı yoluna başvurulmasının ihalenin tamamlanmasına engel teşkil etmeyeceğini öngören kuralların Portal üzerinde ihalelerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesine katkı sunacağı açıktır. Buna göre kuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez. 72. Portal üzerinde yapılan ihalelerde rekabetçi ve yaygın katılımın sağlanmasının malın gerçek değerinde satılmasına ve bu suretle alacaklı ile borçlunun menfaatlerinin korunmasına hizmet edeceği kuşkusuzdur (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013). Buna karşın Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin Portale giriş yapmaya devam etmeleri durumunda alacaklı ve borçlu ile ihaleye katılanların haklarının korunması güçleşebilecektir. 73. Öte yandan söz konusu kişilerin Portale giriş yapmalarının engellenmesine yönelik işlem aleyhine yapacakları yargısal başvurunun kendiliğinden ihalenin tamamlanmasına engel teşkil etmesi hâlinde ihalenin güvenlik içinde ve makul sürede tamamlanması zorlaşabilecektir. 74. Ayrıca alacaklı ve borçlu ile ihaleye katılanların haklarının korunmasına ilişkin yöntemlerin belirlenmesi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kurallarla sözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez. 75. Bununla birlikte orantılılık alt ilkesi gereğince kurallarla sözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlama ile anılan meşru amaç arasında makul bir dengenin sağlanması, başka bir deyişle kuralların Portale giriş yapmak suretiyle teklif verecek kişilere katlanamayacakları bir külfet yüklememesi gerekir. 76. Kurallarda Portalin işleyişini veya güvenliğini tehlikeye sokan ya da Portale erişimi engelleyen veyahut zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlık tarafından Portale girişlerinin engellenebileceği süre üç ay olarak belirlenmiştir. Bu itibarla ilgililerin sözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamanın süre yönünden makul olmadığı söylenemez. 77. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesinde engelleme işleminin Portalin ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulacağı, üçüncü cümlesinde ise anılan işleme karşı duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 5326 sayılı Kanun hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabileceği öngörülmüştür. Buna göre engelleme işleminin ilgilisine yazılı olarak bildirilmeyeceği ve anılan işlem aleyhine sulh ceza hâkimliğine başvuru yapılması için öngörülen on beş günlük sürenin ilgilinin işlemden haberdar olup olmadığına bakılmaksızın işlemin Portal üzerinde duyurulduğu tarihten itibaren başlayacağı anlaşılmaktadır. 78. Bu itibarla işlemden bilgisi olmayan ilgililerin işlemin Portal üzerinden duyurulduğu tarihten itibaren on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvuramamaları hâlinde Portale üç ay süreyle erişemeyecekleri ve bu süre içinde Portal üzerinde gerçekleştirilecek hiçbir ihaleye teklif veremeyecekleri açıktır. 79. Ayrıca ilgililerin yasal süre içinde sulh ceza hâkimliğine başvurmaları durumunda belirli şartlarla Bakanlık işleminin yargısal sürecin sonuna kadar yürütülmesinin durdurulmasını talep etmelerine imkân tanıyan bir güvenceye Kanun’da yer verilmemiştir. 80. Diğer yandan 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde ihalenin feshini yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, haczedilen malın resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye katılanların yurt içinde bir adres göstermek şartıyla icra mahkemesinden şikâyet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde talep edebilecekleri hükme bağlanmıştır. 81. Bununla birlikte Bakanlık tarafından Portale girişi engellenen kişinin, yasal süresi içinde sulh ceza hâkimliğine başvuramaması ya da başvurmasına rağmen engelleme işleminin ilgili ihaleler tamamlandıktan sonra kaldırılması durumunda pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar kapsamında ihalenin feshini talep etmesi de mümkün olmayacaktır. 82. Buna göre ilgililerin Portale girişlerinin engellenmesine yönelik işlemden haberdar olup olmadıklarına bakılmaksızın sulh ceza hâkimliğine başvuru süresinin duyuru tarihinden itibaren başlatılması, ayrıca yasal süresi içinde yapılan başvuruda engelleme işleminin yürütülmesinin durdurulmasının talep edilmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin öngörülmemesi nedeniyle kurallarda sözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlama ile anılan meşru amaç arasında makul bir denge sağlanmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kurallar Bakanlıkça Portale girişleri engellenen ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklemektedir. 83. Bu itibarla kurallarla sözleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamanın orantılılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. 84. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir. Kurallar Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 22., 26., 35., 36., 38., 40., 90., 123., 125. ve 153. maddeleri yönünden incelenmemiştir. 3. Dokuzuncu Fıkranın İkinci Cümlesi a. Anlam ve Kapsam 85. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin ikinci fıkrasında haczedilen malın Portalde gerçekleştirilecek satışına ilişkin açık artırmada teklif verme süresinin yedi gün olduğu, üçüncü fıkrasında ise açık artırmanın ilanda belirtilen gün ile saat aralığında ve teklif verme yoluyla yapılacağı, teklif verenlerin kişisel bilgilerinin artırma süresi içinde bilişim sistemini işleten kamu görevlileri hariç hiç kimse tarafından görülemeyeceği ve bilişim sisteminde gösterilemeyeceği hükme bağlanmıştır. 86. Anılan maddenin dokuzuncu fıkrasının birinci cümlesinde teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı veya iyileştirilmesi için gerekli olan işlemlerin yapılabileceği, dava konusu ikinci cümlesinde ise söz konusu işlemlerin ihalenin geçerliliğini etkilemeyeceği öngörülmüştür. 87. Bu itibarla kural uyarınca teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesine yönelik işlem yapılmış olması nedeniyle ihalenin geçersiz sayılması mümkün değildir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 88. Dava dilekçesinde özetle; bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesi işlemlerinin yapılacağı zamanın belirsiz olduğu, bu nedenle teklif verme süresi içinde anılan işlemlerin yapılmasının dava konusu kural uyarınca ihalenin geçerliliğini etkilememesinin hukuki öngörülebilirlik ilkesiyle bağdaşmadığı, kurala göre ihaleye katılan kişilerin açık artırmaya konu malı satın almalarını engelleyebilecek bakım ve iyileştirme işlemlerinin yapılması durumunda dahi ihalenin geçerli sayılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği, kuralın teklif verme süresi içinde bilişim sistemine ilişkin ihalenin geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte işlemlerin yapıldığı iddiasıyla yargı yoluna başvurulmasına imkân tanımadığı, bu durumun idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu öngören anayasal hükmün yanı sıra hak arama özgürlüğü ve etkili başvuru hakkıyla da çeliştiği, AİHS’in ilgili hükümlerine aykırı olan kuralla temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisinde kanunun üzerinde olduğunu öngören anayasal hükmün de ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35., 36., 40., 90. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 89. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 48. maddesi yönünden de incelenmiştir. 90. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16). 91. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17). 92. Kural uyarınca teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesine yönelik işlemler yapılsa dahi ihale geçersiz sayılmayacaktır. 93. Portal üzerinden gerçekleştirilecek ihaleye katılmak suretiyle teklif verilmesi sözleşme özgürlüğü kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla Portal üzerinde gerçekleştirilecek açık artırmada ilgililerin teklif vermelerini önemli ölçüde güçleştiren veya imkânsız hâle getiren işlemlerin yapılması durumunda sözleşme özgürlüğünün ihlal edilebileceği açıktır. 94. Bu itibarla ihale süresince bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesine yönelik olarak gerçekleştirilen işlemler nedeniyle sözleşme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabilecek etkili bir yolun öngörülmesi etkili başvuru hakkı nın gereğidir. 95. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin ikinci fıkrasında 6098 sayılı Kanun’un 281. maddesinde öngörülen sebepler de dâhil olmak ihalenin geçersiz sayılmasını gerektiren sebeplerin bulunduğunu ileri sürmek suretiyle yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, haczedilen malın resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenlerin yurt içinde bir adres göstermek şartıyla icra mahkemesinden ihalenin feshini şikâyet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde talep edebilecekleri ve ilgililerin ihalenin yapıldığı ana kadar gerçekleşen işlemlerdeki hukuka aykırılık hakkında en geç ihale günü bilgi sahibi olduklarının kabul edileceği hükme bağlanmıştır. 96. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde ise ihalenin feshinin talep edilmesi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapacağı ve taraflar duruşmaya gelmeseler dahi gereken kararı vereceği öngörülmüştür. 97. Bununla birlikte söz konusu düzenlemelerde öngörülen yargısal yolun etkili olduğundan söz edebilmek için ilgililerin ihale sürecindeki her türlü hukuka aykırılık iddialarını icra mahkemesinde ileri sürebilmesi ve mahkemece bu iddiaların incelenebilmesine imkân tanınması gerekir. Başka bir ifadeyle bir uyuşmazlığın dava konusu edilebilmesi etkili başvuru hakkının hayata geçirilebilmesi için yeterli olmayıp uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddialar yargı mercilerince değerlendirilmeli ve karara bağlanmalıdır (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ebubekir Suratlı [GK], B. No: 2018/10997, 29/11/2023, § 42). 98. Söz konusu Kanun’un 111/b maddesinin ikinci fıkrasında haczedilen malın Portalde gerçekleştirilecek satışına ilişkin açık artırmada teklif verme süresinin yedi gün olduğu belirtilmiştir. Anılan süre içinde bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesine yönelik işlemlerin yapılması nedeniyle Portale erişimin önemli ölçüde zorlaşmasının veya ihaleye sağlıklı bir şekilde teklif verilememesinin mümkün olduğu açıktır. 99. Kanun’un 115. maddesinin sekizinci fıkrasında ise icra müdürünün artırma bittikten sonraki ilk iş gününde Portalden kaynaklanan teknik sebeplerle artırmanın son on dakikası içinde teklif verilemediğini Portal kayıtlarından tespit etmesi durumunda artırma süresinin bir gün uzatılmasına karar vereceği, söz konusu kararda artırmanın başlayacağı ve biteceği tarih ile saati göstereceği ve tüm bu hususları Portalde derhâl duyuracağı, belirtilen durumda artırmanın başlangıç tarihinin artırma süresinin uzatılmasına karar verildiği tarihten itibaren üç günü geçemeyeceği, bu süre içinde daha önce en yüksek teklif verenin teklifiyle bağlı olacağı, ayrıca yeni isteklilerin de teminat yatırmak suretiyle artırmaya katılabileceği öngörülmüştür. 100. Bununla birlikte artırmanın son on dakikası dışındaki bölümünde Portalden kaynaklanan sebeplerle teklif verilememiş olması hâli teklif verme süresinin uzatılmasını gerektiren bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu itibarla söz konusu düzenlemenin ihale sürecinin tamamını kapsayacak şekilde hak kayıplarını ortadan kaldıracak nitelikte bir güvence oluşturduğu söylenemez. 101. Kural uyarınca ilgililerin teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı ile iyileştirilmesine yönelik işlemler nedeniyle teklif verebilmelerinin önemli oranda güçleştiğini veya imkânsız hâle geldiğini ya da anılan işlemlerin ihalenin geçersiz sayılmasını gerektiren başka bir durumun açığa çıkmasına neden olduğunu ileri sürmek suretiyle yargı mercilerine başvurmaları durumunda kural uyarınca ihalenin geçersiz sayılmasının gerekip gerekmediğine ilişkin bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün değildir. 102. Nitekim kuralda teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı ile iyileştirilmesine yönelik olarak gerçekleştirilen işlemlerin ihalenin geçersiz sayılmasını gerektirecek bir hukuka aykırılık oluşturmayacağı aksi ortaya konulamayacak şekilde kabul edilmiştir. 103. Bu itibarla teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı ve iyileştirilmesine yönelik işlemler nedeniyle sözleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiaların esasının yargı mercilerince incelenmesine imkân tanımayan kural, anılan özgürlükle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal etmektedir. 104. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 40. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Kural Anayasa’nın 40. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 13., 35., 36., 90. ve 125. maddeleri yönünden incelenmemiştir. C. Kanun’un 33. Maddesiyle 2004 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 18. Maddenin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesi ile 48. Maddesiyle 5395 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 2. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 105. 2004 sayılı Kanun’da 7343 sayılı Kanun’la birçok değişiklik yapılmış, ayrıca 2004 sayılı Kanun’a bazı hükümler eklenmiş, anılan Kanun’da yer alan bazı hükümler ise yürürlükten kaldırılmıştır. 106. Bu kapsamda Kanun’un 87. maddesinde haczedilen malın kıymetinin belirlenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiş, 88. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesinde haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış malların satış talebi üzerine muhafaza altına alınacağı veya ihale alıcısına teslime hazır hâle getirileceği, aksi takdirde satış yapılamayacağı, beşinci cümlesinde ise sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından 106. madde hükmünün saklı olduğu öngörülmüştür. 107. 106. maddede satış talebi için süreler ve giderlerin yatırılması, 111/b maddesinde elektronik ortamda açık artırma suretiyle satış, 114. maddede açık artırmaya hazırlık tedbirleri, 115. maddede ihalenin yapılması ve 118. maddede ihale bedelinin ödenmesi ile malın teslimine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 108. 124. maddenin başlığı “ 1 – Şartname: ” şeklinde değiştirilmiş, anılan maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır. 109. 126. maddede taşınmazın açık artırma ile satışına ilişkin hazırlık tedbirleri, 127. maddede taşınmazın satış ilanının tebliği, 129. maddede taşınmazın ihalesi, 130. maddede de taşınmazın ihalesi bedelinin ödenmesine ilişkin hükümler öngörülmüştür. 110. İhalenin feshi ve farkının tahsiline ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 133. madde yürürlükten kaldırılmıştır. 111. 134. maddenin değiştirilen dokuzuncu fıkrasında ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır duruma getirilmedikçe ihale bedelinin alacaklılara ödenmeyeceği, ihale konusu malın teslim edilemeyeceği ya da teslime hazır hâle getirilemeyeceği durumlarda ise ihalenin icra müdürü tarafından iptal edileceği ve ihale bedelinin alıcısına ödeneceği hükme bağlanmıştır. 112. Anılan maddenin onuncu fıkrasında satış ilanının tebliğ edilmemesi veya satılan malın esaslı niteliklerindeki hataya veya ihalede fesada daha sonra vakıf olunması durumunda şikâyet süresinin öğrenme tarihinden başlayacağı, ancak bu sürenin ihaleden itibaren bir yılı geçemeyeceği öngörülmüş iken fıkrada yer alan “ …ihaleden… ” ibaresi 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle “ …ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarihten… ” şeklinde değiştirilmiştir. 113. 2004 sayılı Kanun’un 242. maddesinin birinci fıkrasında iflas masasına ait mallara ilişkin artırma ilanı ve hazırlık tedbirlerinde anılan Kanun’un 126. maddesi hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir. 114. Kanun’un 244. maddesinin birinci fıkrasında ise iflas masasına ait malların artırmayla satışında uygulanacak hükümlere 111/b maddesi eklenmiş, 133. madde ise söz konusu satışta uygulanacak hükümler arasından çıkarılmıştır. 115. 111/b maddesinin birinci fıkrasında anılan maddenin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106. maddede öngörülen tarifenin 7343 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılacağı, ikinci fıkrasının dava konusu ilk kuralı oluşturan birinci cümlesinde ise anılan Kanun’la 2004 sayılı Kanun’un 87., 88., 106., 110., 111/b, 114., 115., 118., 124., 126., 127., 129., 130., 133., 242. ve 244. maddeleri ile 134. maddesinin dokuz ve onuncu fıkralarında yapılan değişikliklerin uygulanmasına Bakanlık tarafından belirlenen il veya ilçelerde 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanacağı ve söz konusu değişikliklerin en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 116. Bu itibarla dava konusu ilk kural uyarınca anılan değişikliklerin uygulanacağı il veya ilçeler 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Bakanlık tarafından belirlenecek, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ise değişiklikler ülke genelinde uygulamaya konulacaktır. 117. 5395 sayılı Kanun’a 7343 sayılı Kanun’un 39. maddesiyle “ Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ” başlıklı Dördüncü Kısım eklenmiş, 5395 sayılı Kanun’da mevcut olan Dördüncü Kısım ise Beşinci Kısım olarak teselsül ettirilmiştir. 118. Anılan Kanun’a eklenen Dördüncü Kısım’da yer alan 41/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair aile mahkemeleri tarafından verilen ilam veya tedbir kararlarının çocuğun üstün yararı esas alınmak suretiyle Bakanlık tarafından kurulan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerince (Müdürlük) anılan Kısım hükümlerine göre yerine getirileceği belirtilmiş, maddenin (2) numaralı ve devamı fıkralarında ise Müdürlüklerin çalışma usul ile esasları düzenlenmiştir. 119. Kanun’un 41/B maddesinde ç ocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesi, 41/C maddesinde çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesi, 41/D maddesinde de çocuk teslimi yerlerine ilişkin hususlarda hükümler öngörülmüştür. 120. 41/E maddesinde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin olarak Müdürlükçe yapılan işlem ve verilen kararlara karşı şikâyet ve itiraz, 41/F maddesinde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet edenler hakkında uygulanacak yaptırımlara ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. 121. 41/G maddesinde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması kapsamında çocuğun uzman veya öğretmen tarafından yükümlüden ya da hak sahibinden teslim alındığı ya da diğerine teslim edildiği sırada kayda alınan ses veya görüntülerin internet ortamında yayımlanması nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi talebinde bulunmasıyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. 122. 41/H maddesinde de çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak işlemlerin giderlerinin karşılanmasına ilişkin hükümler öngörülmüştür. 123. 41/İ maddesinde Dördüncü Kısım’ın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir. Geçici 2. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise söz konusu yönetmeliğin 7343 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılacağı belirtilmiştir. 124. 5395 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dava konusu diğer kuralı oluşturan birinci cümlesinde de Dördüncü Kısım’ın uygulanmasına Bakanlıkça belirlenen il veya ilçelerde başlanacağı ve yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 125. Bu itibarla kural uyarınca anılan Kanun’un Dördüncü Kısım’ı öncelikle Bakanlıkça belirlenen il veya ilçelerde uygulanmaya başlanacak, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ise Dördüncü Kısım tüm ülkede uygulamaya konulacaktır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 126. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla yasal değişikliklerin yer ve zaman bakımından uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlığa yetki tanınmasının belirlilik ilkesini ihlal ettiği, ayrıca bu hususta Bakanlığa yetki verilmesinin idarenin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilemezliği ilkeleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 87., 123. ve 124. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. 2004 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 18. Maddenin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesi 127. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 128. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. 129. Kuralda 2004 sayılı Kanun’un 87., 88., 106., 110., 111/b, 114., 115., 118., 124., 126., 127., 129., 130., 133., 242. ve 244. maddeleri ile 134. maddesinin dokuz ve onuncu fıkralarında 7343 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin Bakanlık tarafından belirlenen il veya ilçelerde 111/b maddesinin onuncu fıkrasında belirtilen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanmaya başlanacağı ve en geç bir yılın sonunda anılan değişikliklerin ülke genelinde uygulamaya konulacağı hükme bağlanmıştır. 130. Kuralın gerekçesinde özetle, 2004 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmak suretiyle ihalelerin tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilmesinin sağlandığı ve bu değişikliğin aşamalı olarak uygulamaya geçirilmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. 131. 7343 sayılı Kanun’da ihalelerin tamamen elektronik ortamda yapılmasına yönelik düzenlemelerin öngörülmesi suretiyle yapısal bir değişikliğinin gerçekleştirildiği gözetildiğinde kuralda belirtilen değişikliklerin sağlıklı şekilde uygulanabilmesi için hukuki ve idari altyapının hazırlanmasının gerektiğini öngörmek kanun koyucunun takdirindedir. Bu bağlamda anılan değişikliklerin ülke genelinde aşamalı olarak uygulamaya geçirilmesi için Bakanlığa yetki tanınması mümkündür. 132. Bununla birlikte kuralla değişikliklerin uygulanacağı il veya ilçeleri tespit etme konusunda Bakanlığa tanınan yetkinin belirlilik ilkesi ni ihlal etmemesi gerekir. 133. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin onuncu fıkrasında anılan maddenin uygulanmasına ve haczedilenlerin elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür. Kuralda sayılan değişikliklerin uygulanmasına yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Bakanlıkça belirlenen il veya ilçelerde başlanacaktır. Başka bir ifadeyle değişikliklerin uygulanabilmesi için öncelikle yönetmeliğin yürürlüğe girmesi gerekmektedir. 134. Anılan Kanun’un geçici 18. maddenin birinci fıkrasında yönetmelik ile 106. madde uyarınca çıkarılması gereken tarifenin 7343 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılacağı öngörülmüştür. Buna göre yönetmeliğin hangi tarihe kadar çıkarılması gerektiği herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmiştir. 135. Bu bağlamda kuralda değişikliklerin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Bakanlık tarafından belirlenen il veya ilçelerde uygulanmaya başlanacağı ve en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanacağının öngörüldüğü gözetildiğinde değişikliklerin en geç hangi tarihte tüm ülkede uygulamaya konulacağı hususunda belirsizliğin bulunduğu söylenemez. 136. Ayrıca değişikliklerin uygulanacağı yerlerde idari altyapının hazırlanmış olması gerektiği dikkate alındığında yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra değişikliklerin uygulanacağı il veya ilçelerin Kanun’la düzenlenmemesi ve bu hususta Bakanlığa yetki tanınması mümkündür. 137. Öte yandan Kanun’un geçici 18. maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde uygulamaya geçilen il ve ilçelerde geçiş tarihinden sonra haczedilen mallar, ilanı yapılacak açık artırmalar, taşınır rehininin veya ipoteğin paraya çevrilmesi, iflas tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin satışlar bakımından geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar ile geçiş tarihinden önce yapılan ilan üzerine ihalesi gerçekleştirilemeyen ve yeniden satışı talep edilen açık artırmalar hakkında uygulanacak hükümlerle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. 138. Buna göre kuralda Bakanlık tarafından belirlenen il veya ilçelerde uygulanmaya başlanacak değişikliklere ilişkin olarak dikkate alınması gereken esasların da Kanun’la düzenlendiği anlaşılmaktadır. 139. Diğer yandan 7343 sayılı Kanun’un 57. maddesi gereğince yürürlüğe giren değişiklilerin ilgililer açısından öngörülebilir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. Bu bağlamda kuralla Bakanlığa tanınan yetki, söz konusu düzenlemelerin uygulanmaya başlanacağı yerlerin belirlenmesinden ibarettir. 140. Ayrıca 2004 sayılı Kanun’un geçici 18. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde değişikliklerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağının Bakanlığın resmî internet sitesinde duyurulacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla değişikliklerin uygulanacağı yerler ile uygulanma zamanı bakımından ilgililerin bilgi sahibi olmalarını sağlayacak bir düzenleme de bulunmaktadır. 141. Bu itibarla nihai olarak ülkenin tamamında ihalelerin elektronik ortamda yapılmasına yönelik yapısal değişiklikle ilgili olarak hazırlanması gereken hukuki ve idari altyapıyı dikkate almak suretiyle sistemin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için geçiş işleminin aşamalı olarak gerçekleştirilmesine yönelik hüküm öngörülmesinin mümkün olduğu da dikkate alındığında anılan Kanun’un 87., 88., 106., 110., 111/b, 114., 115., 118., 124., 126., 127., 129., 130., 133., 242. ve 244. maddeleri ile 134. maddesinin dokuz ve onuncu fıkralarında yapılan değişikliklerin uygulanacağı il veya ilçelerin tespit edilmesi konusunda Bakanlığa yetki tanıyan ve değişikliklerin 111/b maddesinin onuncu fıkrasında belirtilen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya konulmasını öngören kuralın belirlilik ilkesi ni ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır. 142. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7 . ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 87. ve 124. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. b. 5395 sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 2. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesi 143. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de incelenmiştir. 144. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “ Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. ” denilerek suçun kanuniliği ; üçüncü fıkrasında da “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ” denilmek suretiyle cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (AYM, E.2011/129, K.2012/81, 24/5/2012). 145. Bu bağlamda suç ve cezaya ilişkin yasal düzenlemelerin yer ve zaman bakımından uygulanmasına ilişkin hükümlerin de suç ve cezada kanunilik ilkesi ni ihlal etmemesi gerekir. Başka bir ifadeyle anılan düzenlemelerin uygulanacağı yer ve zamana ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. 146. Kuralda 5395 sayılı Kanun’a eklenen Dördüncü Kısım’ın, Bakanlık tarafından belirlenen il veya ilçelerde uygulanmaya başlanacağı ve anılan Kanun’un geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca çıkarılacak yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçileceği hükme bağlanmıştır. 147. Dördüncü Kısım’da yer alan 41/F maddesinde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet edenler hakkında disiplin hapsi uygulanmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. 148. Bu itibarla kuralın belirlilik ilkesi nin yanı sıra suç ve cezada kanunilik ilkesi yönünden de incelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki bir kararında, sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde gerçekleşen artışı icra dairesine bildirmeyen borçluya uygulanan disiplin hapsini suç ve cezada kanunilik ilkesi yönünden de incelemiştir ( AYM, E.2022/130, K.2023/14, 25/01/2023, §§ 6-8) . 149. Kanun’un geçici 2. maddesinin gerekçesinde maddeyle çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine yönelik düzenlemelere ilişkin geçiş hükümlerinin öngörüldüğü, bu kapsamda maddenin ikinci fıkrasıyla Dördüncü Kısım’ın uygulanmasına Bakanlıkça belirlenen il veya ilçelerde başlanacağının ve (1) numaralı fıkra uyarınca çıkarılacak yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçileceğinin öngörüldüğü ifade edilmiştir. 150. Buna göre kuralın çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin yapısal değişikliğin sağlıklı şekilde uygulanması amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle Dördüncü Kısım’ın uygulanabilmesi için idari altyapının hazırlanması gerektiği gözönünde bulundurulmak suretiyle kuralla Bakanlığa uygulamaya geçilecek il veya ilçeleri belirleme yetkisi tanınmıştır. 151. Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin düzenlemeler içeren Dördüncü Kısım’ın gerekli idari altyapının hazırlanmasından sonra aşamalı şekilde uygulamaya geçirilmesini öngörmek kanun koyucunun takdirindedir. Başka bir deyişle çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin yapısal değişikliğin uygulanabilmesi için gereken idari altyapı dikkate alınmak suretiyle Dördüncü Kısım’ın uygulanacağı il veya ilçeler Kanun’la belirlenmeksizin bu hususta Bakanlığa yetki tanınması mümkündür. 152. 7343 sayılı Kanun’un 57. maddesi uyarınca yürürlüğe giren Dördüncü Kısım’da yer alan düzenlemeler ilgililer açısından ulaşılabilir niteliktedir. Kuralda ise Dördüncü Kısım’ın sağlıklı şekilde uygulanabilmesi için Bakanlığa Dördüncü Kısım’ın uygulanmaya başlanacağı il ve ilçeleri belirlemekten ibaret bir yetki tanınmıştır. Buna göre kuralla Bakanlığa tanınan yetkinin ilgililerin Dördüncü Kısım’da yer alan düzenlemeleri öngörebilmelerini engelleyen bir yönü bulunmamaktadır. 153. Öte yandan kural uyarınca Dördüncü Kısım, 5395 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanmaya başlanacaktır. Anılan fıkrada ise söz konusu yönetmeliğin 7343 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Bakanlığın yönetmeliği hangi süre içinde çıkarması gerektiği de öngörülebilir şekilde düzenlenmiştir. 154. Bu itibarla 5395 sayılı Kanun’un Dördüncü Kısım’ının ülke genelinde uygulamaya geçeceği tarihe ilişkin çerçevenin çizilmediği ve bu konuda belirsizliğin bulunduğu söylenemez. 155. Ayrıca anılan Kanun’un geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde Dördüncü Kısım’ın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağının Bakanlığın resmî internet sitesinde duyurulacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla uygulamaya geçilecek yerler ve uygulama tarihleri bakımından ilgililerin bilgi sahibi olmalarını sağlayacak bir düzenleme de bulunmaktadır. 156. Diğer yandan anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında, (2) numaralı fıkra uyarınca Dördüncü Kısım’ın henüz uygulanmadığı yerlerde 2004 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılan 25., 25/a ve 25/b maddelerinin uygulanmasına devam edileceği belirtilmiştir. 157. Söz konusu Kanun’un 7343 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan 25. maddesinde çocuk teslimine ilişkin ilamın icra dairesine verilmesi hâlinde icra memurunun 2004 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen şekilde borçluya icra emri tebliğ etmek suretiyle yedi gün içinde çocuğun teslimini emredeceği, borçlunun bu emrin gereğini yerine getirmemesi durumunda çocuk nerede bulunursa bulunsun ilam hükmünün zorla yerine getirileceği öngörülmüştür. 158. Anılan Kanun’un 7343 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan 25/a maddesinde ise çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra memurunun çocuğun ilam gereğince lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmamasını, aksi takdirde ilam hükmünün zorla yerine getirileceğini borçluya 2004 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen şekilde bir icra emriyle tebliğ edeceği, bu emirde ilam hükmüne aykırı hareket edilmesi durumunda anılan Kanun’un mülga 341. maddesinde öngörülen yaptırımın uygulanabileceği hususuna yer verileceği, borçlunun emre aykırı hareket etmesi durumunda ilamın zorla yerine getirileceği ve borçlunun alacaklının şikâyeti üzerine söz konusu madde uyarınca cezalandırılacağı belirtilmiştir. 159. Kanun’un 7343 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan 341. maddesinde de çocuk teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen ya da yerine getirilmesini engelleyen kişi hakkında lehine hüküm verilen kişinin şikâyeti üzerine altı aya kadar zorlama hapsine karar verileceği ve hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra ilamın veya ara kararının gereğinin yerine getirilmesi durumunda ilgilinin tahliye edileceği hükme bağlanmıştır. 160. Bu itibarla çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin kararların yerine getirilmesine muhalefet edenler hakkında 7343 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce de şikâyet üzerine zorlama hapsi uygulanması öngörülmüştür. 161. 5395 sayılı Kanun’un 41/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam ile tedbir kararlarının yerine getirilmesine yönelik iş ve işlemlerin icra daireleri tarafından değil müdürlüklerce yürütüleceği belirtilmiştir. 162. Bu bağlamda anılan Kanun’un 41/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yükümlünün rızasıyla yerine getirilmemesi hâlinde hak sahibinin ilam veya tedbir kararının yerine getirilmesi için müdürlüğe başvurabileceği, (2) numaralı fıkrasında talebi alan müdürlüğün her türlü iletişim vasıtasını kullanmak suretiyle yükümlüyle irtibata geçeceği ve müdürlük tarafından belirlenen gün ile saatte hak sahibine teslim edilmek üzere çocuğun belirlenen yere getirilmesini derhâl bildireceği, ayrıca bu bildirimin yapıldığını veya yükümlüyle irtibat kurulamadığını tutanağa bağlayacağı düzenlenmiştir. 163. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında ise yükümlüyle irtibat kurulamaması veya yükümlünün çocuğu getirmeyeceğini beyan etmesi ya da yükümlünün çocuğu belirlenen yere getirmemesi hâlinde müdürlüğün derhâl yükümlüye çocuğun teslim edilmesine ilişkin emir düzenleyerek 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yükümlüye tebliğ edeceği belirtilmiş ve emirde yer alması gereken hususlar sayılmıştır. Bu kapsamda 5395 sayılı Kanun’un 41/B maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde emrin gereğinin yerine getirilmemesi hâlinde disiplin hapsi uygulanacağı hususuna emirde yer verileceği hükme bağlanmıştır. 164. Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesi bakımından anılan Kanun’un 41/C maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkralarında 41/B maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkralarıyla aynı yönde düzenlemelere yer verilmiştir. 165. Kanun’un 41/F maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkralarında da çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenlerin bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine fiil suç teşkil etse dahi üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı, çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenlerin ise bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı, kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibinin de ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmemesi durumunda bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine fiil suç teşkil etse dahi üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı öngörülmüştür. 166. Kanun’un geçici 2. maddesinin (5) numaralı fıkrasında söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra (3) numaralı fıkra gereğince 2004 sayılı Kanun’un mülga 25., 25/a ve 25/b maddelerine göre icra dairelerince, 5395 sayılı Kanun’da yer alan Dördüncü Kısım uyarınca da müdürlüklerce yürütülen çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sürecindeki emre veya kararın yerine getirilmesine muhalefet eylemleri bakımından anılan Kanun’un 41/F maddesinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 167. Bu bağlamda kuralda Bakanlığa Dördüncü Kısım’ın uygulanacağı il ve ilçeleri belirleme konusunda tanınan yetkinin disiplin hapsine ilişkin hükümlerin yer ve zaman bakımından uygulanmasını kapsamadığı anlaşılmaktadır. 168. Buna göre kuralda Dördüncü Kısım’ın ülke genelinde uygulanacağı tarihe ilişkin temel ilkelerin düzenlendiği ve disiplin hapsine ilişkin hükümlerin uygulanacağı yerlerin tespit edilmesine ilişkin olarak Bakanlığa yetki tanınmadığı gözetildiğinde kuralın belirlilik ile suç ve cezada kanunilik ilkeleriyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır. 169. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 7 . ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 87. ve 124. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. Kanun’un 44. Maddesiyle 5395 Sayılı Kanun’a Eklenen 41/F Maddesinin (1) ve (3) Numaralı Fıkralarında Yer Alan “… fiil suç teşkil etse dahi, …” İbarelerinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 170. 5395 sayılı Kanun’un 41/F maddesinin (1) numaralı fıkrasında çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenlerin bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine fiil suç teşkil etse dahi üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı, (3) numaralı fıkrasında da kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibinin ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmemesi hâlinde bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine fiil suç teşkil etse dahi üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkralarda yer alan “… fiil suç teşkil etse dahi, …” ibareleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır. 171. Bu itibarla söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …fiil suç teşkil etse dahi,… ” ibaresi uyarınca çocuk teslimine dair hüküm veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden ve emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyen kişiler hakkında bir ay içinde şikâyette bulunulması durumunda bu kişilerin gerçekleştirdikleri fiil suç olarak tanımlanmış olsa dahi üç aya kadar disiplin hapsi uygulanacaktır. Başka bir deyişle kurala göre çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden kişiler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyen kişilerin gerçekleştirdikleri fiilin suç teşkil etmesi durumunda bu kişiler hakkında hem söz konusu suç için öngörülen yaptırıma hem de üç aya kadar disiplin hapsine hükmedilebilecektir. 172. Maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “ …fiil suç teşkil etse dahi,… ” ibaresi gereğince de kendisine çocuk teslim edilen hak sahibinin, kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmemesi ve bir ay içinde hakkında şikâyette bulunulması hâlinde gerçekleştirdiği fiil suç olarak tanımlanmış olsa dahi üç aya kadar disiplin hapsi uygulanacaktır. Başka bir ifadeyle kurala göre mahkeme kararında öngörülen sürenin sonunda çocuğu belirlenen yere getirmeyen hak sahibinin gerçekleştirdiği fiilin suç teşkil etmesi durumunda hem söz konusu suç için öngörülen yaptırım hem de üç aya kadar disiplin hapsi uygulanabilecektir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 173. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yer aldığı fıkralarda öngörülen disiplin hapsinin hürriyeti bağlayıcı ceza niteliğinde olduğu, ilgililerin gerçekleştirdikleri fiilin suç teşkil etmesi durumunda disiplin hapsinin yanı sıra suç için öngörülen cezaya da hükmedilmesine imkân tanınmasının aynı fiilden dolayı birden fazla yargılamama veya cezalandırmama (ne bis in idem) ilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca AİHS’in ilgili hükmüyle çelişen kurallarla temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların normlar hiyerarşisinde kanunun üzerinde olduğunu öngören anayasal hükmün de ihlal edildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 174 . 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgileri nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden incelenmiştir. 175. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmiştir. 176. Anılan fıkrada yer alan “ …ile adil yargılanma… ” ibaresi madde metnine 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de yer alan adil yargılama hakkı nın güvence altına alındığı ifade edilmiştir. 177. Anayasa’da aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesine ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi kişilerin haklarında yürütülen bir ceza yargılaması sürecinin bulunması durumunda aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına almak suretiyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki ceza yargılamaları bakımından hukuki güvenliğin sağlanmasına hizmet etmektedir (bu yöndeki değerlendirme için bkz. Ünal Gökpınar [GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019, § 49) . 178. Bu itibarla aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkı nın bir unsuru olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır ( Ünal Gökpınar , §§ 49, 50). 179. Konuya ilişkin uluslararası belgeler de dikkate alınarak aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi şöyle tarif edilebilir: Hiç kimse, ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz. Bu tarife göre ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar vardır. Bu koşullar şunlardır: - Ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması. - Bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması. - Tekrar (yeniden) ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi. - Farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması. - İlkenin istisnalarından birinin olmaması (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27). 180. İlk dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde ilkeye aykırılık oluşur. Bununla birlikte uluslararası hukukta ilkeye istisna teşkil edebilecek bazı özel durumlar öngörülmüştür. Bunlar Anayasa’nın anılan ilke bağlamında yorumunda da dikkate alınmalıdır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 32). 181. Bu kapsamda AİHS’e ek (7) No.lu Protokol’ün 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, Türk hukukunda kanunlarda kabul edilen yeni delil ortaya çıkması ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Üçüncü istisnai durum ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ile geliştirilen (şeklen birden fazla olsalar bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (A ve B/Norveç [BD], B. No: 24130/11 ve 29758/11, 15/11/2016, § 130). 182. Üçüncü istisnai duruma ilişkin olarak (özellikle aynı fiile ilişkin farklı hukuk disiplinleri kapsamında yürütülen cezaya ilişkin süreçler bağlamında) -AİHM içtihadında ortaya konulanlara benzer şekilde (A ve B/Norveç, §§ 132, 134); - Birden fazla sürecin hukuka aykırı aynı fiilin farklı yönlerini ele almak üzere birbirini tamamlayıcı farklı amaçlar takip edip etmediğinin, - Aynı fiile ilişkin olarak birden fazla sürecin yürütülebileceğinin öngörülebilir olup olmadığının, - Birden fazla süreç arasında mümkün olduğunca delillerin toplanması ve değerlendirilmesi ile olguların tespitinde yeterli etkileşim sağlanıp sağlanmadığının, bu kapsamda birden fazla bağımsız süreç yürütüldüğü izlenimi verecek şekilde herhangi bir tekrarın oluşmasından kaçınılıp kaçınılmadığının, özellikle farklı yetkili makamlar tarafından bir süreçte tespit edilen olguların diğer süreçte de kullanılmasına özen gösterilip gösterilmediğinin, - Kişilerin, haklarında yürütülen birden fazla süreç sonunda tek bir süreç yürütülmüş olsaydı karşılaşacakları külfete göre aşırı bir külfet yüklenmesini önlemek için ilk olarak kesinleşen süreçte uygulanan yaptırımın sonradan kesinleşende dikkate alınıp alınmadığının, - Yukarıda unsurlarına yer verilen maddi yönden bağlantının sağlanması hâlinde her iki sürecin zaman yönünden de bağlantılı olup olmadığının, bu bağlamda bir sürecin diğer sürecin tamamlanmasından sonra makul bir süre içinde sonlandırılıp sonlandırılmadığının, dikkate alınması gerekir (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 33). 183. Bu itibarla a ynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin uygulanabilmesi için öncelikle cezayla ilgili bir yargılama sürecinin bulunması, bu sürecin kesin bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanması, yeniden cezayla ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi ve farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir (AYM, E.2019/4, 2021/78, 4/11/2021, § 27; E.2021/122, K.2021/92, 16/12/2021, § 33). Bu kapsamda anayasal anlamda özerk yoruma tabi olan cezayla ilgili yargılama süreçleri nin teknik olarak ceza yargılaması hukuku anlamında bir süreç şeklinde öngörülmesi şartı bulunmamaktadır (AYM, E.2019/4, 2021/78, 4/11/2021, § 28). 184. Kurallarda çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden ve emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyen kişiler ile çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin sonunda çocuğu belirlenen yere getirmeyen hak sahiplerinin gerçekleştirdiği söz konusu fiiller suç oluştursa dahi bu kişilerin şikâyet üzerine üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılmaları öngörülmüştür. 185. Anılan disiplin hapsinin Anayasa’nın 38. maddesi bağlamında ceza niteliğinde olduğu açıktır (bkz. § 148). Dolayısıyla kurallar ilgililerin aynı fiil nedeniyle hapis cezasının yanı sıra cezai nitelikte olan disiplin hapsi yaptırımına da tabi tutulabilmelerine imkân tanımaktadır. Bu bağlamda disiplin hapsine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ceza yargılamasının başlatılması ya da ceza yargılamasındaki kararın kesinleşmesinden sonra disiplin hapsine ilişkin sürecin başlatılması mümkündür. 186. Bu itibarla kurallar uyarınca cezayla ilgili bir yargılama sürecinin sonuçlanmasından sonra aynı fiile ilişkin olarak cezayla ilgili başka bir yargılama sürecinin işletilebileceği ve aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilmesinin koşullarının oluşabileceği anlaşılmaktadır. Ancak aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için bu ilkenin istisnalarından birinin kapsamına giren bir durumun bulunmaması da gerekir. Şu hâlde, dava konusu kuralın anılan ilkenin istisnalarından birinin kapsamına girip girmediği incelenmelidir. Söz konusu ilkenin istisnalarından biri (şeklen birden fazla olsa bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (bkz. § 181) . Buna göre, farklı sosyal amaçlar taşıması, öngörülebilir olması, aralarında maddi ve zamansal yönden bağlantı bulunması ve uygulanan toplam cezanın orantılı olması kaydıyla birden fazla yargılama yapılması ve ceza verilmesi aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini ihlal etmeyebilir. 187. 5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendinde disiplin hapsinin kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme ve şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, tekerrüre esas alınmayan, ertelenmeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi ifade ettiği belirtilmiştir. 188. Anılan bentte tanımlanan disiplin hapsi esas itibarıyla ilgiliyi bir yükümlülüğü yerine getirmeye zorlamak için değil kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan bir fiilin işlenmesi nedeniyle uygulanmakta ise de ilke olarak cebrî icra sistemi kapsamında öngörülen disiplin hapsine ilişkin düzenlemelerde yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlama amacı ağır basmaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2017/14, K.2017/83, 29/3/2017, § 14). 189. Nitekim 2004 sayılı Kanun’un 7343 sayılı Kanun’un 32. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 341. maddesinde ç ocuk teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen ya da yerine getirilmesini engelleyen kişi hakkında lehine hüküm verilen kişinin şikâyeti üzerine altı aya kadar tazyik hapsine hükmedileceği ancak hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra ilamın veya ara kararının gereğinin yerine getirilmesi durumunda anılan kişinin tahliye edileceği öngörülmüştür. 190. Benzer şekilde 5395 sayılı Kanun’un 41/F maddesinin (7) numaralı fıkrasında da şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde veya anılan maddenin (1) ve (3) numaralı fıkraları bakımından çocuğun velayet hakkı sahibine teslim edilmesi durumunda davanın ve bütün sonuçlarıyla birlikte disiplin hapsi cezasının düşeceği hükme bağlanmıştır. 191. Buna göre söz konusu fıkralarda öngörülen disiplin hapsinin ilgililerin çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarına uygun davranmalarını sağlayarak ilam ve tedbir kararlarının icrasına ilişkin sistemin etkin ve düzenli bir şekilde işlemesine yönelik olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 192. Bu itibarla kurallarda çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden ve emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyen kişiler ile çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin sonunda çocuğu belirlenen yere getirmeyen hak sahipleri hakkında farklı hukuki menfaatleri korumaya yönelik olarak birden fazla yaptırımın uygulanabileceği hükme bağlanmıştır. Başka bir deyişle kurallarda aynı fiil nedeniyle cebrî icra sistemiyle sınırlı bir alandaki düzenin sağlanması amacıyla disiplin hapsinin, genel anlamda kamu düzeninin sağlanması amacıyla da hapis cezasının uygulanmasına imkân tanınmıştır. 193. Bu kapsamda kurallarda öngörülen cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı olarak ve etkileşim içinde yürütülmesini açıkça dışlayan bir hüküm bulunmadığından bu süreçlerin bir bütünün parçaları olarak işlediğinin kabul edilmesi mümkündür (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 58). 194. Öte yandan kurallar uyarınca aynı fiil nedeniyle uygulanacak birden fazla yaptırımın ilgililer açısından öngörülebilir nitelikte olduğu ve iki yargılama sonucunda uygulanacak cezanın toplamda orantısız bir sonuca yol açmadığı da kuşkusuzdur. 195. Bu itibarla kurallar uyarınca çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden ve emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyen kişiler ile çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmeyen hak sahiplerinin gerçekleştirdikleri fiiller suç teşkil etse dahi bu kişilerin şikâyet üzerine üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılmaları adil yargılanma hakkının bir unsurunu oluşturan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi yle çelişmemektedir. 196. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 36. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 197. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 198. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin sekizinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresinin ve b eşinci cümlesinin iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 199. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte; 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 200. 7343 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresinin, sekizinci fıkrasının ve dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 201. Dava dilekçelerinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un; A. 13. maddesiyle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na eklenen 111/b maddesinin; 1. Yedinci fıkrasında yer alan “…ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine…” ibaresine, 2. Sekizinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “…Adalet Bakanlığınca…” ibaresine, b. Beşinci cümlesine, 3. Dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesine, yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, B. 1. 1. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesine, 2. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesine, 3. 44. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 41/F maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “…fiil suç teşkil etse dahi,…” ibarelerine, 4. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesine, yönelik iptal talepleri 25/12/2024 tarihli ve E.2022/6, K.2024/225 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un; A. 1. maddesiyle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 1. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin; 1. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Sekizinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, b. Beşinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, c. Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE , iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 3. Dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, C. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, Ç. 44. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 41/F maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “…fiil suç teşkil etse dahi,…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, D. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, 7343 Sayılı Kanun’un 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “…ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine…” ibaresiyle ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında içeriğin çıkarılması ve/veya bu internet sitelerine erişimin engellenmesi tedbirlerinin uygulanabileceğine cevaz verildiği, bu tedbirlerin keyfî uygulamaların önüne geçebilecek temel güvenceleri içermemesi nedeniyle kanunilik şartını sağlamadığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 2. Dava konusu ibarelerin yer aldığı yedinci fıkrada, “Elektronik satış portalında satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8/A maddesi hükümleri uygulanır” kuralına yer verilmiştir. 3. Kuralın gerekçesinde teklif verenlerin haklarının korunması, elektronik satış işlemlerinin gerçekleştirileceği sistemin sağlıklı bir şekilde işleyişinin ve güvenliğinin sağlanması ile hak kayıplarının önlenmesi için düzenleme yapıldığı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralla elektronik satış portalında gerçekleştirilecek ihaleye katılan alıcıların hak ve menfaatlerinin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kural, elektronik satış portalında elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında idari tedbir uygulanmasını öngördüğünden kuralın ihale alıcısı yönünden sözleşme; internet siteleri yönünden ifade özgürlüğüyle ilgisinin bulunduğu açıktır. Kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olmaması, bu kapsamda incelemenin taraflar arasındaki adil dengenin bozulmasına sebep olunup olunmadığının tespiti çerçevesinde yapılması gerekir. 4. Çoğunluğun kararında Anayasa’ya uyguluk denetimi dava konusu ibarelerle sınırlı değil kuralın bütünü bağlamında yapılmış ve sadece kuralın dava konusu edilmeyen son kısmı dikkate alınmıştır. Kararın aksine incelemenin kuralın gerekçesi de gözetilerek dava konusu ibarelerle sınırlı ve Anayasa’nın 2., 26. ve 48. maddeleri uyarınca yapılması gerekmektedir. 5. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. 6. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metninin, bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek nitelikte olması gerekir. 7. Haczedilen malla ilgili elektronik satış portalı üzerinden yapılacak ihaleye katılan kişilerin sanal ortamda bildirecekleri kişisel verilerinin korunmasını isteme ile söz konusu ihale kapsamında güvenlik içinde teklif verme ve gereken şartları taşımaları durumunda da haczedilen malı satın alma hakları bulunmaktadır. Bu itibarla ihale alıcılarının portal üzerinde gerçekleşecek ihale kapsamında zarar görebilecek hak ve menfaatleri yönünden belirsizliğin bulunduğu söylenemez. 8. Anayasa’nın “ Çalışma ve sözleşme hürriyeti ” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. ” denilmek suretiyle çalışma ve teşebbüs özgürlükleri güvence altına alınmıştır. Buna göre kişilerin istedikleri alanda yapacakları sözleşmeler yoluyla hukuki ilişkiye girebilmelerinin yanı sıra kuracakları teşebbüslerle ne şekilde faaliyet yürüteceğini de serbestçe belirleyebilmeleri Anayasa’nın 48. maddesinin gereğidir. 9. Özel hukuk, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini eşitlik ve irade serbestisi esasına göre düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Özel hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar içinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Bu bağlamda sözleşme iki taraflı bir hukuki işlem olup tarafların karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamalarıyla meydana gelir. Sözleşme özgürlüğü ise özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 28/2/2018, § 15; E.2016/192, K.2017/160, 29/11/2017, § 13). 10. Sözleşme özgürlüğü devletin kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve kişilerin belirli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması anlamına gelmektedir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Türk hukukunda tanınan bu ilke çerçevesinde taraflar, istediği zaman istediği bir kişiyle herhangi bir konuda hukuksal ilişki kurabilmekte, bu ilişkiyi değiştirebilmekte veya ortadan kaldırabilmektedir. (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, § 252). Anayasa’nın anılan maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapıp yapmama ve yapılan sözleşmeyi sona erdirme serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2016/192, K.2017/160, 29/11/2017, § 13; E.2017/154, K.2019/18, 10/4/2019, § 11; E.2019/40, K.2020/40, 17/7/2020, § 27). 11. Anayasa’nın 48. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan sözleşme özgürlüğünün gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca devletin sözleşme özgürlüğünün korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere sözleşme özgürlüğünün korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda yasal, idari, mali, yargısal ve diğer tedbirlerin alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasındadır. 12. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. ” denilmek suretiyle ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır. 13. Kuralda elektronik satış portalı üzerinden gerçekleştirilen açık artırma kapsamında ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Dolayısıyla menfaatler arasında adil dengenin bulunup bulunmadığının tespitinde anılan kuralın dikkate alınması gerekir. 14. 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi gereğince erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin yayından çıkarılması kararı verilebilmesi için içeriğin suç teşkil etmesi gerekmemektedir. Ayrıca kanun koyucu, internet ortamında yapılan yayınlar yoluyla işlenen hukuka aykırı fiillerle etkili şekilde mücadele edilebilmesi için erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin yayından çıkarılması taleplerinin acele olarak karara bağlanması ve bu kararların derhal yerine getirilebilmesi için süreler öngörmüştür. Getirilen düzenlemeyle öncelikle internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesi yerine, yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması amacıyla sadece yayımlanan haberin içeriğine erişimin engellenmesi kabul edilmiştir. 15. Öte yandan, kural olarak hâkim kararı ile ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ilgili bakanlığın talebi üzerine BTK tarafından karar verilebilmektedir. Bir başka ifadeyle kanunda öncelikle hâkim tarafından erişimin engellenmesi kabul edilmiştir. BTK tarafından verilen içeriğin çıkarılması kararı veya erişimin engellenmesi kararı, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulmaktadır. Sulh ceza hâkimi ise kararını kırk sekiz saat içinde açıklamalıdır. Aksi takdirde verilen karar kendiliğinden kalkmaktadır. BTK tarafından verilen karar ilgililere derhal bildirildiğinden, ilgililer karar içeriklerinden haberdar olmaktadır. Bu çerçevede, kanunda kararlara yönelik itiraz prosedürü de kabul edilmiştir. Böylelikle internet yoluyla yapılan hukuka aykırı fillere karşı 5651 sayılı Kanun gereğince verilen erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin yayından çıkarılması kararları, ceza yargılama sürecinin haricinde etkin bir hukuki yol sağlamaktadır. 16. Bu itibarla kanun koyucunun sözleşme özgürlüğünün korunmasıyla ilgili olarak alınması gereken tedbirleri belirleme konusunda haiz olduğu takdir yetkisi ve her iki tarafın menfaatlerinin dengelenmesine ilişkin olarak yapılan düzenlemeler dikkate alındığında kuralın tarafların çatışan menfaatlerinin dengelendiği sonucuna ulaşılmıştır. 17. Açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığından çoğunluğun kararına katılmak mümkün olmamıştır. Üye Muhterem İNCE Üye Ömer ÇINAR
2024/225
2022/6
25/12/2024
Esas - İptal
24/03/2025 - 32851
Var
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/6 Karar Sayısı : 2024/225 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 24/3/2025 - 32851 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un; A. 1. maddesiyle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 1. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin, B. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin; 1. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresinin, 2. Sekizinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresinin, b. Beşinci cümlesinin, 3. Dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, Ç. 44. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 41/F maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “ …fiil suç teşkil etse dahi,… ” ibarelerinin, D. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 22., 26., 28., 35., 36., 38., 40., 48., 70., 87., 90., 123., 124., 125., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/1 md.) İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir . ” 2. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesi ş öyledir : “ Elektronik ortamda açık artırma suretiyle satış: MADDE 111/b- (Ek:24/11/2021-7343/13 md.) Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. Açık artırmada teklif verme süresi yedi gündür. Açık artırma, ilanda belirtilen gün ve saat aralığında ve teklif verme yoluyla yapılır. Teklif verenlerin kişisel bilgileri, artırma süresi içinde bilişim sistemini işleten kamu görevlileri hariç hiç kimse tarafından görülemez ve bilişim sisteminde gösterilemez. Teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde beşinden ve her hâlde bin Türk lirasından az olamaz.45 Açık artırmada en yüksek teklifi veren, artırma süresi içinde kendisinden yüksek bir teklif verilmedikçe teklifini çekemez ve teminatını alamaz. (Değişik altıncı fıkra:7/11/2024-7531/1 md.) Açık artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi hâlinde açık artırma üç dakika uzatılır. Uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmesi hâlinde açık artırma süresi her yeni teklifin verilmesinden itibaren üç dakika uzatılır. Son uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmezse mal en yüksek teklif verene ihale edilir. Uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemez. Bir saatlik süre Adalet Bakanlığının kararıyla kısaltılabilir, uzatılabilir veya kaldırılabilir ve bu kararlar Bakanlığın resmi internet sitesinde duyurulur. Elektronik satış portalında satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8/A maddesi hükümleri uygulanır. Elektronik satış portalının işleyişini ya da güvenliğini tehlikeye sokan veya satış portalına erişimi engelleyen ya da zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, satış portalına girişi Adalet Bakanlığınca üç ay süreyle engellenir. Engelleme işlemi, derhâl uygulanmaya başlanır ve satış portalının ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulur. Bu işleme karşı, duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu ivedi olarak karara bağlar. Başvurunun yapılmış olması ihalenin tamamlanmasını engellemez. Teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı veya iyileştirilmesi için gerekli olan işlemler yapılabilir. Bu işlemler, ihalenin geçerliliğini etkilemez. Bu maddenin uygulanmasına ve mahcuzların elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. ” 3. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 18- (Ek:24/11/2021-7343/33 md.) 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106 ncı madde uyarınca çıkarılması gereken tarife, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. 87, 88, 106, 110, 111/b, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129, 130, 133, 242 ve 244 üncü maddeler ile 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkralarında bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanmasına Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde, 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanır ve bu değişiklikler en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanır. Değişikliklerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur. Bu değişikliklerin uygulanmasında aşağıdaki esaslar dikkate alınır: 1. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra haczedilen mallar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 87, 106 ve 110 uncu madde hükümleri uygulanır. Geçiş tarihinden önce haczedilen mallar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 2. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 88, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129 ve 130 uncu maddeler, 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkraları ile ihdas edilen 111/b maddesi uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 3. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi, iflas tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin satışlar bakımından, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 4. Geçiş tarihinden önce yapılan ilan üzerine ihalesi gerçekleştirilemeyen ve yeniden satışı talep edilen açık artırmalar hakkında da bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. … ” 4. 44. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen 41/F maddesi şöyledir: “ Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet MADDE 41/F- (Ek:24/11/2021-7343/44 md.) (1) Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (2) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır. (3) Kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralar kapsamında şikâyete bakacak görevli ve yetkili mahkeme, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesidir. (5) Şikâyet olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi gerektiği; duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar olunur. Mahkeme, duruşmaya gelen şikâyet olunanın, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alır; gerekli araştırmayı yapar; dosyadaki delilleri değerlendirir; şikâyet olunanın teslim emrine aykırı hareket ettiğini veya emrin gereğinin yerine getirilmesini engellediğini yahut sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmediğini tespit ederse disiplin hapsi ile cezalandırılmasına, aksi takdirde şikâyetin reddine karar verir. (6) Disiplin hapsi ile cezalandırmaya ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından infaz edilir. Bu kararlar kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez. (7) Şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde veya birinci ve üçüncü fıkralar bakımından çocuğun velayet hakkı sahibine teslim edilmesi durumunda dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer. (8) Yukarıdaki fıkralar uyarınca aile mahkemesince verilen kararlara karşı, 41/E maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca itiraz edilebilir. ” 5. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 2- (Ek:24/11/2021-7343/48 md.) (1) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına ilişkin yönetmelik, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. (2) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına, Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde başlanır ve birinci fıkra uyarınca çıkarılan yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçilir. Dördüncü Kısmın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur. (3) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın henüz uygulanmadığı yerlerde, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun, bu maddeyi ihdas eden Kanunla yürürlükten kaldırılan 25, 25/a ve 25/b maddelerinin uygulanmasına devam olunur. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ve 2004 sayılı Kanunun mülga 341 inci maddesi kapsamında kalan eylemlere ilişkin şikâyetler, icra mahkemelerince sonuçlandırılır. (5) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra; a) Üçüncü fıkra gereğince 2004 sayılı Kanunun mülga 25, 25/a, 25/b maddeleri uyarınca icra dairelerince, b) Dördüncü Kısım gereğince müdürlüklerce, yürütülen çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sürecindeki emre veya kararın yerine getirilmesine muhalefet eylemleri bakımından 41/F maddesi uygulanır. (6) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın uygulanmaya başlandığı il ve ilçelerde, çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin derdest takip dosyaları, icra dairesince teslim veya kişisel ilişki kurulması işlemleriyle sınırlı olmak üzere resen işlemden kaldırılır. Şu kadar ki, çocuğun, bu tarih itibarıyla kişisel ilişki kurulması kapsamında hak sahibinde bulunduğu hâller bakımından dosya, çocuğun yükümlüye teslim edilmesinden sonra işlemden kaldırılır. … ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un; A. 1. maddesiyle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 1. maddesine eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin, B. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesinin; 1. Yedinci fıkrasında yer alan “ …ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine… ” ibaresinin, 2. Sekizinci fıkrasının; a. Birinci cümlesinde yer alan “ …Adalet Bakanlığınca… ” ibaresinin, b. Beşinci cümlesinin, 3. Dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin, C. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin, Ç. 44. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 41/F maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “ …fiil suç teşkil etse dahi,… ” ibarelerinin, D. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 13., 22., 26., 28., 35., 36., 38., 40., 48., 70., 87., 90., 123., 124., 125., 128. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’un 1. maddesine eklenen üçüncü fıkra şöyledir: “ (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/1 md.) İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir . ” 2. 13. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen 111/b maddesi ş öyledir : “ Elektronik ortamda açık artırma suretiyle satış: MADDE 111/b- (Ek:24/11/2021-7343/13 md.) Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. Açık artırmada teklif verme süresi yedi gündür. Açık artırma, ilanda belirtilen gün ve saat aralığında ve teklif verme yoluyla yapılır. Teklif verenlerin kişisel bilgileri, artırma süresi içinde bilişim sistemini işleten kamu görevlileri hariç hiç kimse tarafından görülemez ve bilişim sisteminde gösterilemez. Teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde beşinden ve her hâlde bin Türk lirasından az olamaz.45 Açık artırmada en yüksek teklifi veren, artırma süresi içinde kendisinden yüksek bir teklif verilmedikçe teklifini çekemez ve teminatını alamaz. (Değişik altıncı fıkra:7/11/2024-7531/1 md.) Açık artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi hâlinde açık artırma üç dakika uzatılır. Uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmesi hâlinde açık artırma süresi her yeni teklifin verilmesinden itibaren üç dakika uzatılır. Son uzama süresi içinde yeni bir teklif verilmezse mal en yüksek teklif verene ihale edilir. Uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemez. Bir saatlik süre Adalet Bakanlığının kararıyla kısaltılabilir, uzatılabilir veya kaldırılabilir ve bu kararlar Bakanlığın resmi internet sitesinde duyurulur. Elektronik satış portalında satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8/A maddesi hükümleri uygulanır. Elektronik satış portalının işleyişini ya da güvenliğini tehlikeye sokan veya satış portalına erişimi engelleyen ya da zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, satış portalına girişi Adalet Bakanlığınca üç ay süreyle engellenir. Engelleme işlemi, derhâl uygulanmaya başlanır ve satış portalının ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulur. Bu işleme karşı, duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu ivedi olarak karara bağlar. Başvurunun yapılmış olması ihalenin tamamlanmasını engellemez. Teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı veya iyileştirilmesi için gerekli olan işlemler yapılabilir. Bu işlemler, ihalenin geçerliliğini etkilemez. Bu maddenin uygulanmasına ve mahcuzların elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. ” 3. 33. maddesiyle 2004 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 18- (Ek:24/11/2021-7343/33 md.) 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106 ncı madde uyarınca çıkarılması gereken tarife, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. 87, 88, 106, 110, 111/b, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129, 130, 133, 242 ve 244 üncü maddeler ile 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkralarında bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanmasına Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde, 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanır ve bu değişiklikler en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanır. Değişikliklerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur. Bu değişikliklerin uygulanmasında aşağıdaki esaslar dikkate alınır: 1. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra haczedilen mallar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 87, 106 ve 110 uncu madde hükümleri uygulanır. Geçiş tarihinden önce haczedilen mallar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 2. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 88, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129 ve 130 uncu maddeler, 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkraları ile ihdas edilen 111/b maddesi uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 3. Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi, iflas tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin satışlar bakımından, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur. 4. Geçiş tarihinden önce yapılan ilan üzerine ihalesi gerçekleştirilemeyen ve yeniden satışı talep edilen açık artırmalar hakkında da bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. … ” 4. 44. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen 41/F maddesi şöyledir: “ Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet MADDE 41/F- (Ek:24/11/2021-7343/44 md.) (1) Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (2) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır. (3) Kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralar kapsamında şikâyete bakacak görevli ve yetkili mahkeme, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesidir. (5) Şikâyet olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi gerektiği; duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar olunur. Mahkeme, duruşmaya gelen şikâyet olunanın, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alır; gerekli araştırmayı yapar; dosyadaki delilleri değerlendirir; şikâyet olunanın teslim emrine aykırı hareket ettiğini veya emrin gereğinin yerine getirilmesini engellediğini yahut sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmediğini tespit ederse disiplin hapsi ile cezalandırılmasına, aksi takdirde şikâyetin reddine karar verir. (6) Disiplin hapsi ile cezalandırmaya ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından infaz edilir. Bu kararlar kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez. (7) Şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde veya birinci ve üçüncü fıkralar bakımından çocuğun velayet hakkı sahibine teslim edilmesi durumunda dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer. (8) Yukarıdaki fıkralar uyarınca aile mahkemesince verilen kararlara karşı, 41/E maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca itiraz edilebilir. ” 5. 48. maddesiyle 5395 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin ilgili kısmı şöyledir: “ Geçici Madde 2- (Ek:24/11/2021-7343/48 md.) (1) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına ilişkin yönetmelik, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır. (2) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına, Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde başlanır ve birinci fıkra uyarınca çıkarılan yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçilir. Dördüncü Kısmın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur. (3) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın henüz uygulanmadığı yerlerde, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun, bu maddeyi ihdas eden Kanunla yürürlükten kaldırılan 25, 25/a ve 25/b maddelerinin uygulanmasına devam olunur. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ve 2004 sayılı Kanunun mülga 341 inci maddesi kapsamında kalan eylemlere ilişkin şikâyetler, icra mahkemelerince sonuçlandırılır. (5) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra; a) Üçüncü fıkra gereğince 2004 sayılı Kanunun mülga 25, 25/a, 25/b maddeleri uyarınca icra dairelerince, b) Dördüncü Kısım gereğince müdürlüklerce, yürütülen çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sürecindeki emre veya kararın yerine getirilmesine muhalefet eylemleri bakımından 41/F maddesi uygulanır. (6) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın uygulanmaya başlandığı il ve ilçelerde, çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin derdest takip dosyaları, icra dairesince teslim veya kişisel ilişki kurulması işlemleriyle sınırlı olmak üzere resen işlemden kaldırılır. Şu kadar ki, çocuğun, bu tarih itibarıyla kişisel ilişki kurulması kapsamında hak sahibinde bulunduğu hâller bakımından dosya, çocuğun yükümlüye teslim edilmesinden sonra işlemden kaldırılır. … ”
1
95
1,982
2024/200
2021/60
24/06/2021
04/12/2024
(AYM, E.2021/60, K.2024/200, 04/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/200
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/60 Karar Sayısı : 2024/200 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İPTAL DAVALARINI AÇANLAR: 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili (E.2021/60) 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili (E.2022/47) 3. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 126 milletvekili (E.2018/95) İPTAL DAVALARININ KONUSU: A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; 1. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ”, “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” ibarelerinin, 2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinin, 3. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin, 4. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve… ” ibaresinin, 5. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, 6. 8. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresinin, b. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, 7. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin, 8. 12. maddesinin, 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddenin, b. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın, c. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkranın, ç. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin , B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ …7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma… ” bölümünün, C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” ibaresinin, 2. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin, 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin, Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 24., 25., 26., 38., 42., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMLERİ A. 7315 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesi şöyledir: “ Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar MADDE 3- (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır. ” 2. 4. maddesi şöyledir: “ Arşiv araştırması MADDE 4- (1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir .” 3 . 5. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması MADDE 5- (1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir. ” 4. 6. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler MADDE 6- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personel, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin gerekli tedbirler alınır. ” 5. 7. maddesi şöyledir: “ Değerlendirme Komisyonu MADDE 7- (1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır. (2) Memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal veriler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletilir. (3) Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunar. Mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler sunulur .” 6. 8. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler MADDE 8- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması esastır. Bu veriler, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılır. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemez. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilemez. ” 7. 10. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi MADDE 10- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. (3) Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. ” 8. 12. maddesi şöyledir: “ Yönetmelik MADDE 12- (1) Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir. ” 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. madde şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Ek Madde 16- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” b. (4) numaralı fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” c. (5) numaralı fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” ç. (6) numaralı fıkrasıyla 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir: “ Ek Madde 3- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” B. 7354 sayılı Kanun’un 5. maddesinin iptali talep edilen kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir : “ (1) Özel mevzuatında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, aday öğretmenliğe atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak, yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından mezun olma, 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Millî Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartları aranır. ” C. 7078 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. madde şöyledir: “ Ek Madde 11- (Ek: 15/8/2017-KHK-694/41 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/39 md.) Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin istihbarat hizmetleri Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından yürütülür. MİT, istihbarat istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıt’a içinde veya kıt’a dışında her türlü araştırma yapabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir .” 2. 159. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un; 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi şöyledir: “ (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/164 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/159 md.) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmış olmak; güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hallerde arşiv araştırması olumlu sonuçlanmış olmak . ” 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi şöyledir: “ d) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ” b. (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendi şöyledir: “ h) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ” II. İLK İNCELEME A. E.2021/60 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 24/6/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2022/47 Sayılı Başvuru Yönünden 2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 21/4/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. C. E. 2018/95 Sayılı Başvuru Yönünden 3. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. AYIRMA VE BİRLEŞTİRME KARARLARI A. E.2022/47 Sayılı Başvuru Yönünden 4. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ …7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma… ” bölümünün iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2022/47 sayılı dosyadan ayrılmasına ve aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2021/60 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2021/60 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 13/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E. 2018/95 Sayılı Başvuru Yönünden 5. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; 1. 39. maddesiyle 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ‘a eklenen ek 11. maddede yer alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” ibaresinin, 2. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin, 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin, iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2018/95 sayılı dosyadan ayrılmasına ve aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2021/60 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2021/60 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 27/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 6. Dava dilekçeleri ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 7. Mülga 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının, kamu kurum ve kuruluşlarında yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askerî teşkilatlarda, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacağını öngörmüştür. 8. Ancak 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine 31/2/2018 tarihli ve 7070 sayılı Kanun’la eklenen (8) numaralı alt bent ile devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel şartlar arasına güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak şartı eklenmiştir. Dolayısıyla daha önce sadece mülga 4045 sayılı Kanun’da sayılan belirli görevler yönünden güvenlik soruşturması yapılacağı öngörülmüşken söz konusu değişiklik sonrasında artık tüm kamu görevlileri yönünden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılması hüküm altına alınmıştır. 9. Mülga 4045 sayılı Kanun’un güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının kimler hakkında yapılacağını düzenleyen 1. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasında yer alan Millî Savunma Bakanlığı, jandarma ve ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde çalışacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasını, anılan soruşturma ve araştırmanın usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenmesini öngören kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 3/6/2021 tarihli ve E.2020/24, K.2021/39 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 10. Anayasa Mahkemesi 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine eklenen “ Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak. ” şeklindeki (8) numaralı alt bendinin de Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar vermiştir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019). 11. Anayasa Mahkemesi mülga 4045 sayılı Kanun’un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle eklenen, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkili olduklarını hükme bağlayan ikinci fıkrayı da Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir (AYM, E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020). 12. 7315 sayılı Kanun’la güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması daha kapsamlı biçimde ele alınarak yeniden düzenlenmiş ve anılan Kanun’un 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla 4045 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 13. 7315 sayılı Kanun’un amaç ve kapsamını belirleyen 1. maddesinde anılan Kanun’la, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkelerin, söz konusu araştırma ve soruşturmanın kimler hakkında yapılacağının, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunun, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağının, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağının, değerlendirme komisyonunun oluşumu ve çalışma usul ve esaslarının, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerinin düzenlediği belirtilmektedir. 14. Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırmasının; kişinin adli sicil kaydının, kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) numaralı ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgular ile hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi olduğu hükme bağlanmıştır. 15. 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinde ise güvenlik soruşturmasının arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi olduğu belirtilmiştir. 16. Haklarında arşiv araştırması ve/veya güvenlik soruşturması yapılacak kişiler anılan Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında arşiv araştırmasının yapılacağı öngörülmüştür. (2) numaralı fıkrada ise arşiv araştırmasıyla birlikte hakkında güvenlik soruşturması yapılacaklar belirtilmiştir. Buna göre; kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılacaktır. 17. Kanun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahallî mülki idare amirlikleri tarafından yapılacağı belirtilmiştir. 18. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile 4. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili olduğu düzenlenmiştir. (3) numaralı fıkrada ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personelin yasaklanan eylemlerine yer verilmiştir. Buna göre; yetkili personel, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin olarak gerekli tedbirler alınır. 19. 7. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla bir değerlendirme komisyonu kurulur. Değerlendirme komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst kademe yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır. 20. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere ise 8. maddede yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında kişinin istihbarî faaliyetlere konu olmayan, kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceği öngörülmek suretiyle bu hususta istisna getirilmiştir. (2) numaralı fıkrada ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması, bu verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılması gerektiği hükme bağlanmaktadır. 21. Kişisel veri güvenliği ve gizliliğine ilişkin düzenlemelere 9. maddede yer verilmiştir. Buna göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları, veri güvenliğine ilişkin önlemleri alır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulur. İlgili bilgi ve belgeler yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmez ve açıklanmaz. Bu Kanun kapsamında elde edilen kişisel veriler amacı dışında işlenemez ve aktarılamaz. 22. Kanun’da kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile ilgili düzenlemelere de yer verilmiştir. Bu kapsamda 10. madde uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan, ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. 23. 11. maddede g üvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılması ve değerlendirilmesinde görevli olanlar tarafından kişisel verilerle ilgili olarak suç işlenmesi hâlinde , fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 6698 sayılı Kanun’un 17. maddesi hükümlerinin, kabahat işlenmesi hâlinde ise anılan Kanun’un 18. maddesi hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 24. 12. madde uyarınca da devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecektir. 25. 2/6/2022 tarihli ve 5649 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla düzenlenen Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik 3/6/2022 tarihli ve 31855 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmelik’te güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasına ve değerlendirme komisyonlarının çalışmalarına ilişkin usul ve esasları belirlenmiştir. B. 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ”, “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” İbarelerinin İncelenmesi 1. “ …gizlilik dereceli birimler ile… ” İbaresi a. Anlam ve Kapsam 26. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olması hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu itibarla kuralla kurum ve kuruluşlarda, gizlilik dereceli birimlerde çalıştırılacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılması öngörülmektedir. 27. Anılan Kanun’un 12. maddesinde devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması hususlarının Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür. b. İptal Talebinin Gerekçesi 28. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda gizlilik dereceli birimlerin belirlenmesine imkân verecek ölçüde bir çerçevenin çizilmediği ve bu husustaki yetkinin doğrudan yürütmeye bırakıldığı, kamu görevine girme hakkıyla ilgili olan bu durumun kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 29. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “ IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı ” kenar başlığı altında 70. maddede kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. “ Hizmete girme ” başlıklı anılan maddenin birinci fıkrasında “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir ” denilmek suretiyle kamu hizmetine girme hakkı güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “ Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez ” denilmiştir. Anılan hak sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına almaktadır (AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48). 30. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında “ Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. ” denilmektedir. Kamu hizmeti geniş tanımıyla, devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında, ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş olan sürekli ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 216). 31. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında arşiv araştırmasının yapılacağı, ayrıca anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında sayılanlar bakımından ise arşiv araştırmasına ek olarak güvenlik soruşturmasının da yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 32. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde kişilerin kamu hizmetine alınmamaları söz konusu olabilmektedir. Nitekim söz konusu Kanun’un genel gerekçesinde de ifade edildiği üzere, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında amaç, genel olarak kamu görevinin ve özel olarak icra edilecek görevin gerektirdiği nitelikleri haiz olunup olunmadığının tespitidir. Kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiği genel ve özel niteliklerden başka bir ayrım gözetilemez. Bu husus gözetildiğinde, arşiv araştırmasıyla birlikte haklarında güvenlik soruşturmasının da yapılacağı personeli düzenleyen kuralla, kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirildiği açıktır. 33. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 34. Bu itibarla kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 35. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 36. Kanun koyucu “ gizlilik dereceli birimler ” ifadesini açık biçimde sadece kamu kurum ve kuruluşlarını kapsayacak şekilde kullanmamıştır. Nitekim Kanun’un “ Tanımlar ” başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “ kurum ve kuruluş ” ibaresinin, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasını talep eden kamu kurum ve kuruluşları ile millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren diğer kurum ve kuruluşları kapsayacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de kurum ve kuruluş tanımına, kamu kurum ve kuruluşu niteliğinde olmayan ancak yüksek teknoloji gerektiren ar-ge faaliyetleri, bilişim teknolojileri ve savunma sanayi gibi millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerin yerine getirilmesinde rol alan diğer kurum ve kuruluşların da dâhil edildiği belirtilmiştir. Nitekim söz konusu maddenin gerekçesinde belirtilen bu hususa Kanun’un 3. maddesinin dava konusu ibarenin de yer aldığı (2) numaralı fıkrasının devamında milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler şeklinde ayrıca yer verildiği anlaşılmaktadır. 37. Anılan fıkrada, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak kişiler tespit edilirken kurumlardan ve birimlerden hareket edilmiştir. Söz konusu fıkraya göre Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalıştırılacak tüm personel kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması gerekmekle birlikte diğer kurum ve kuruluşlarda tüm personel hakkında değil sadece gizlilik dereceli birimlerde çalıştırılacak kişiler hakkında güvenlik soruşturmasının yapılması gerekmektedir. Söz konusu fıkrada yer alan dava konusu kural, çalışılan kurum veya kuruluşu değil birimi esas alarak ikinci kategorideki kişilerin kimler olacağını düzenlemektedir. Bu itibarla kuralın kamu kurum ve kuruluşlarındaki gizlilik dereceli birimleri kapsadığı sonucuna varmak mümkündür. 38. Öte yandan her kurum ve kuruluşun teşkilat yapısının farklı olabileceği gözetildiğinde kanun koyucunun hangi birimlerde çalışanlar hakkında güvenlik soruşturması yapılacağını tek tek belirlemesinin güç olacağı açıktır. Kanun’da genel çerçeve çizildikten sonra bu belirlemenin teknik bir mesele olması ve güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye bırakılmasında kanunilik ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. 39. Bu bağlamda Kanun’la oluşturulan sistemde gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu hususunda belirli bir çerçevenin çizildiği görülmektedir. Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu hususa ilişkin olarak konulan ölçüt bazı bilgi ve belgelere sahip olma ölçütüdür. Bu bilgi ve belgeler, kurum ve kuruluşlarda yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler dir . Bu tür bilgi ve belgeleri bulunduran birimler ise gizlilik dereceli birimlerdir. Dolayısıyla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna varılmıştır. 40. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kuralların Anayasa’nın 13. maddesine uygunluğu denetlenirken sınırlamanın kanuna dayanması yeterli olmayıp aynı zamanda anayasal bağlamda meşru bir nedene de dayanması gerekmektedir. 41. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesinin ikinci fıkrasında, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği öngörülerek bir yandan kamu hizmetine alınmada aranacak koşulların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya takdir yetkisi tanınmış, diğer yandan da söz konusu koşullar belirlenirken bu hakka getirilecek sınırlamaların ancak görevin gerektirdiği niteliklerle uyumlu olması hâlinde mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Aksi takdirde getirilen sınırlamanın anayasal bağlamda meşru bir nedene dayandığı söylenemez (AYM, E.2020/14, K.2020/58, 15/10/2020, § 19). 42. Kamu hizmetine girmeye veya kamu hizmetlerinde bulunmaya/kalmaya sınırlama getiren bir kuralın meşru amacının var olduğunun tespiti ancak görevin gerektirdiği nitelik kavramından ne anlaşılması gerektiğinin ortaya konulmasıyla mümkündür. Anayasa’nın 70. maddesi görev ile nitelik arasında sıkı bir ilişki ve bağın olduğunu, bunun dışında hizmete alınmada hiçbir nedenin gözetilemeyeceğini, daha açık bir anlatımla ayrımın yalnızca görev-nitelik ilişkisi yönünden yapılması gerektiğini öngörmektedir. O hâlde görevle, onun gerektirdiği nitelik birbirinden ayrı düşünülemez. Buna göre, o nitelikler görevlilerde bulunmadıkça o görev yerine getirilemeyecek ya da görev iyi bir biçimde yerine getirilemeyecekse buna ilişkin niteliğin görevin gerektirdiği nitelik olarak kabulü mümkün olacaktır (AYM, E.2024/26, K.2024/83, 14/3/2024, § 24). 43. Kamu hizmetlerinin belli bazı özelliklerinin olduğu ve bu hizmetleri gören kamu görevlilerinin ise özel statülere bağlı bulunduğu bilinen bir gerçektir. Kamu görevlilerinde kanunlarca aranan nitelikler ve onlar hakkında kanunlarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesi amacına yönelik olabilir. Bu nedenle bir kamu hizmetine alınacaklarla ilgili sınırlamalar getirilirken doğrudan doğruya, o hizmetin gereklerinin gözönünde tutulması, başka bir deyişle konulan nitelik ve sınırlamalarla hizmet arasında gerçeklere uyan, nesnel ve zorunlu bir neden sonuç ilişkisinin kurulması gereklidir (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.1979/19, K.1979/39, 9/10/1979; E.2024/26, K.2024/83, 14/3/2024, § 25). 44. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kamu hizmetlerinin belli bazı özelliklerinin de gözetilmesi suretiyle kamu hizmetine alınacakların bu niteliklere uygun olup olmadığının tespit edilmesini sağlayacak bir araştırma niteliği taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bilgi, belge ve kayıtları elde edeceği, 7. maddede ise memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğun değerlendirilmesini sağlayacak, yorum içermeyen olgusal verilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce değerlendirme komisyonlarına iletileceği ve bu komisyonların kendilerine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağı, mahkemeler tarafından istendiğinde de bu bilgilerin mahkemelere sunulacağı hüküm altına alınmıştır. 45. Hangi kamu hizmeti bakımından güvenlik soruşturmasının gerekli olup olmadığı hususu kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Kanun koyucu, gizlilik dereceli birimlerin bu kapsama alınmasını, söz konusu ibarelerin yer aldığı fıkrada belirtildiği üzere; bu tür birimlerde, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gerekçesiyle gerekli görmüştür. Bu itibarla kuralın, milli güvenlik kapsamında görevin gerektirdiği nitelikleri tespit edebilmek şeklinde anayasal anlamda meşru bir amacı gözettiği anlaşılmaktadır. 46. Öte yandan kamu hizmetine girme hakkına yönelik bu tür bir sınırlamanın ölçülü olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik , öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; gereklilik , ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 47. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Dolayısıyla anılan hususlar çerçevesinde kanun koyucunun, kamu görevlisi olarak istihdam edilen veya edilecek bireylerle ilgili olarak birtakım tedbirler alma ve bu yükümlülüğe uymayanlar hakkında yaptırım uygulama konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. 48. Belli kamu hizmetlerini yürütecek kişilerin güvenlik yönünden soruşturulmasının milli güvenliğin sağlanması bakımından elverişli bir araç olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Devletin milli güvenliğin sağlanması konusundaki araçları belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu ve kişiler hakkında belirli bir düzeyde araştırma yapılmaksızın ilgili kamu görevinin gerektirdiği niteliğin ya da kamu görevi bakımından bu kişinin istihdamının tehlike arz edip etmediğinin anlaşılmasının önemli olduğu gözetildiğinde kuralla getirilen sınırlamanın gerekli olmadığı da söylenemez. 49. Kurum ve kuruluşların gizlilik dereceli birimlerinde görev yapacak kişilerin, kamu düzeni ve millî güvenliğin korunması amacıyla güvenlik soruşturması kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralla, kamu kurum ve kuruluşlarının tamamında görev yapacak kişiler değil, kurum ve kuruluşların gizlilik dereceli birimlerinde görev yapacak olanlar güvenlik soruşturması kapsamına alınmak suretiyle kuralda sınırlı bir çerçeve çizilmiştir. Öte yandan güvenlik soruşturması neticesinde kişilerin kamu hizmetine atamalarının yapılmaması yönündeki işlemin yargı denetimine tabi olduğu da açıktır. Kanun’un 10. maddesinin (3) numaralı fıkrası ise atanmamaya neden olan güvenlik soruşturması kapsamındaki bilgi ve belgelerin yargı mercilerince istenebileceğini ve bu talebin yetkili mercilerce karşılanacağını hüküm altına almaktadır. Dolayısıyla kişinin kamu hizmetine alınmaması sonucunu doğuran kamu gücü işleminin dayanaklarının yargı mercilerince denetlenebileceği anlaşılmaktadır. 50. Bu itibarla memurların ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü de gözetildiğinde, kanun koyucunun özel önem atfettiği bazı kamu hizmetlerinde görev yapacaklar hakkında güvenlik soruşturmasını bir şart olarak öngörmesinin, söz konusu kamu hizmetlerinde görev alacaklar bakımından aşırı bir külfet doğurduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla kamu hizmetine girme hakkına getirilen sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 51. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. 2. “ … kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler,… ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 52. Dava dilekçesinde özetle; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan öğretmenlerin devletin güvenliğini ilgilendiren hassas ya da gizli bilgilere vâkıf olmasının mümkün olmadığı, buna rağmen güvenlik soruşturmasına tabi tutulacaklar kapsamına alındıkları, güvenlik soruşturmasında yapılacak araştırmaların görevin gerektirdiği niteliklerle ilgisinin bulunmadığı dolayısıyla kuralın kamu yararı amacını taşımadığı, bu durumun eğitim ve öğretim hakkına da zarar vereceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 42. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 54. Kural, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının birlikte yapılmasını hüküm altına almak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir. 55. Kural kapsamında hangi kamu görevlileri hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı açık ve net olarak düzenlendiğinden kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 56. Belirli kamu hizmetlerinde görev alacak kişiler hakkında arşiv araştırmasıyla birlikte güvenlik soruşturmasının da yapılması hususunun kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu açıktır. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 57. Ayrıca eğitim ve öğretim hizmetlerinin, çocuk ve gençlerin hukukun üstünlüğünü benimsemiş, insan haklarına saygılı, demokratik ilke ve değerleri özümsemiş bireyler olarak yetiştirilebilmesi bakımından özel önemi olan bir kamu hizmeti olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Bu itibarla öğretmenlerin, devletin insan kaynağının yetiştirilmesi bakımından önem taşıdıkları ve özel bir kamu hizmetini yerine getirdikleri yadsınamaz. Buna göre kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerin de güvenlik soruşturması kapsamına alınmasını öngören kuralın kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak yönünde meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır. 58. Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile …” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 59. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 42. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10. ve 42. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. 3. “ …üst kademe kamu yöneticileri,… ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 60. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda üst kademe yöneticisi kavramının tanımlanmadığı, bu hususta Cumhurbaşkanına doğrudan yetki tanındığı, bu durumun kamu hizmetine girme hakkının kanunla sınırlanması ile memurların ve diğer kamu görevlilerinin atanması, nitelikleri gibi hususların kanunla düzenlenmesi ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 70., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 61. Kural, üst kademe kamu yöneticileri hakkında arşiv araştırması ile birlikte güvenlik soruşturmasının da yapılacağını hüküm altına almak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir. 62. Anayasa’da yer verilen üst kademe kamu yöneticileri kavramı, belirli bir kamu hizmetini yürüten kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan kişileri ifade etmektedir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 81; E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 34-35). 63. Bu itibarla kurum içinde klasik anlamda belirli bir sevk ve idare, başka bir deyişle yönetim yetkisine sahip olmakla birlikte kurumun görev ve yetkileri çerçevesindeki politikaların belirlenmesi sürecine katılmayan, yönetim yetkisi bu politikaları uygulamakla sınırlı olan yöneticilerin ya da kurumun hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının tayininde sadece istişari nitelikte rol üstlenen kişilerin üst kademe kamu yöneticisi olarak kabulü mümkün değildir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 82; E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 36). 64. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde benimsenen temel esaslardan biri üst kademe kamu yöneticilerinin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından atanmasıdır. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelmeleri esası benimsenen üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı ile birlikte görev yapıp onunla birlikte görevden gitmeleri yönündeki yaklaşım da bu ilkenin bir sonucudur. Bununla birlikte bir normun üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesine ilişkin olup olmadığını Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) koyucunun nitelemesinden bağımsız olarak, anılan ilkeler çerçevesinde her bir norm özelinde özerk şekilde ele alıp nihai olarak denetleme görevi Anayasa Mahkemesine aittir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, §§, 69, 83). 65. Ayrıca ilgili kurumun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alma ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olma üst kademe kamu yöneticilerinin belirlenmesinde esas alınacak ölçütlerdendir (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 40). 66. Bu itibarla üst kademe yöneticilerinin anayasal bir kavram olarak Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ölçütler çerçevesinde belirlenebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kuralın kanunilik şartını sağladığı anlaşılmaktadır. 67. Kamu kurum ve kuruluşlarının üst kademelerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan üst kademe kamu yöneticileri hakkında güvenlik soruşturması yapılması kanun koyucunun takdir yetkisinde olup bu düzeyde kamusal yetkilere sahip kişiler hakkında güvenlik soruşturması yapılması kamu düzeni ve millî güvenliğin korunması amacına hizmet etmektedir. Dolayısıyla kuralın meşru bir amaca yönelik olduğu açıktır. 68. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile …” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 69. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. 4. “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” İbaresi a. İptal Talebinin Gerekçesi 70. Dava dilekçesinde özetle; millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerin neler olduğu konusunda dava konusu kuralda bir belirliliğin bulunmadığı, kamu görevlisinin yanı sıra özel hukuk hükümlerine tabi çalışacakların da anılan nitelikteki birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilmeleri hâlinde güvenlik soruşturmasına tabi tutulacakları, kuralda belirtilen hususlarla ilgili yürütme organına doğrudan düzenleme yapma yetkisinin verildiği, bu durumun yasama yetkisinin devredilmezliği ve hukuk devleti ilkeleri ile kamu hizmetine girme ve çalışma haklarını ihlal ettiği, ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden kanunla düzenleme ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 48., 49., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 71. Anayasa’nın “ Çalışma ve sözleşme hürriyeti ” başlıklı 48. maddesinde “ Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir./ Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. ” denilerek çalışma ve teşebbüs özgürlüğü güvence altına alınmıştır. 72. Çalışma özgürlüğü kişinin çalışıp çalışmama, çalışacağı işi seçme ve çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü korumakta ve ücretli olarak bağımlı çalışma hakkı kadar iktisadi ve ticari faaliyet yapma ve mesleki faaliyette bulunma hakkını da içermektedir. Çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü de her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyetiyle mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini güvence altına almaktadır (AYM, E.2019/48, K.2019/74, 19/9/2019, § 14). 73. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade eder. Birey bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi seçebilir. Çalışma hakkı ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri almasıdır (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 28/2/2018, §§ 13-16). 74. Kuralla, millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılması öngörülmek suretiyle çalışma hakkı ve özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir. 75. Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak kişilerin yer alacağı her bir birim, proje, tesis ve hizmetin kanunda ayrı ayrı belirtilmesinin güçlüğü ortadadır. Bu bakımdan kanun koyucunun söz konusu birim, proje, tesis ve hizmetleri millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz olanlarla sınırlaması ve bu kapsamda bir çerçeve oluşturması, gelişen ve değişen koşullara göre bu birim, hizmet ve projelerin millî güvenlik açısından stratejik öneme sahip olup olmadığının değerlendirilmesinin yürütmeye bırakılması gerekli olabilir. Nitekim kanun koyucu, kuralda yer alan birimlerin hangileri olacağı hususunu 7315 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmeliğe bırakmıştır. 76. Yönetmelik’in “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında izlenecek yöntem ” başlıklı 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (f) bendi ile (8) numaralı fıkrası kapsamında millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edileceklerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasına ilişkin taleplerde, ilgili veya bağlı bulunulan bakanlık veya kamu kurum ve kuruluşu tarafından bu birim, proje, tesis veya hizmetin millî güvenlik açısından taşıdığı stratejik önemin gerekçelendirilerek belirtileceği düzenlenmiştir. 77. Bu itibarla kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu ve kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 78. Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hakkı ve özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir. 79. Anayasa’nın 5. maddesinde demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. 80. Kural kapsamında millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması yapılmasının kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması şeklindeki meşru bir amaca yönelik olduğu açıktır. 81. Kuralda belirtilen önemdeki birim, proje, tesis ve hizmetlerde görev yapanların elde edebilecekleri belge ve bilgilerin devletin güvenliği bakımından önemli sonuçlar doğurabileceği açıktır. Dolayısıyla bu kişilerin istihdam edilme biçimleri önemli olmaksızın güvenlik soruşturması kapsamına alınmalarının söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemez. 82. Anılan Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile …” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 83. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. C. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b), (c) ve (ç) Bentleri ile 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve… ” İbaresinin İncelenmesi 1. (b) ve (c) Bentleri a. İptal Talebinin Gerekçesi 84. Dava dilekçesinde özetle; kuralla öngörülen kişi hakkındaki arama kararının çeşitli nedenlerle verilebileceği, bu durumun suç işlendiği anlamına gelmediği, dolayısıyla kural kapsamındaki aramayla ilgili ölçütlerin belirlenmediği, bu suretle kişinin suçlu gibi değerlendirilerek kamu görevine alınmamasının olası olduğu, ayrıca mevzuatta kişiler hakkında hangi nedenlerle, ne şekilde ve hangi makamlarca tahdit kararı verileceği hususunda da bir belirliliğin bulunmadığı, tahditle ilgili verilerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yerilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 85. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir. 86. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “ Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir ” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. 87. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının, kişinin insan onurunun korunması ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin sadece işleme şeklindeki sınırlamaya karşı değil kişisel verilere yönelik her türlü sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85, K.2022/127, 26/10/2022, § 85). 88. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere “... adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler …” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 89. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri olup güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kamu mercileri tarafından özel yaşamıyla ilgili sorular sorulması da dâhil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınması, kaydedilmesi ve kullanılması kişisel verilerin korunması isteme hakkına sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 169). Buna göre, 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin dava konusu (b) ve (c) bentlerinde düzenlenen kişinin kolluk kuvvetleri tarafından aranıp aranmadığı veya kişi hakkında tahdit işlemi olup olmadığına ilişkin bilgiler kişisel veri niteliğinde olup bu tür bilgilerin toplanmasına imkân veren kurallarla anılan hakka yönelik sınırlama getirilmektedir. 90. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. 91. Bu kapsamda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik düzenlemelerde kamu makamlarınca istenecek bilgi ve belgelerin neler olduğu, bunların ne şekilde kullanılacağı, hangi şartlarda ne kadar süreyle muhafaza edileceği, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânı bulunup bulunmadığı, bilgilerin belirli süre sonunda imha edilip edilmeyeceği, edilecekse hangi usulün uygulanacağı, keyfî uygulamalara, yetki aşımına karşı yapılacak denetim ve uygulanacak yaptırıma ilişkin hususlara ayrıntılı olarak yer verilmelidir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 171; E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 16; E.2020/24, K.2021/39, 3/6/2021, § 48; E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 133; E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 796; Fatih Saraman , [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, §§ 89, 90; Turgut Duman [1.B], B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 88; E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 14). 92. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarda, kişisel verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin 6698 sayılı Kanun kapsamında olduğundan hareketle incelenen kanunda özel bir düzenleme yer almasa dahi anılan Kanun’daki genel hükümlerin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden gerekli güvenceleri karşıladığını belirtmiştir (bkz. AYM, E.2021/84, K.2022/117, 13/10/2022, §§ 65-73; E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, §§ 54-59; AYM, E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 15). 93. Diğer yandan 7315 sayılı Kanun’un “ Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler ” başlıklı 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemez. ” hükmüne yer verilmiştir. 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesi ise “ (1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir. / (2) Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur: a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme. ” güvencelerini içermektedir. 7315 sayılı Kanun’da 6698 sayılı Kanun’un kişisel verilerle ilgili güvencelerin genel olarak çerçevesini belirleyen 4. maddesine atıf yapılması, anılan Kanun’un öngördüğü diğer güvencelerin göz ardı edilmesi sonucunu doğurmamaktadır. Söz konusu genel hükme yapılan atıf bu hükmün ayrıntılarını ortaya koyan bütün güvenceleri de kapsar niteliktedir. 94. Bununla birlikte Kanun’un “ İstisnalar ” başlıklı 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde “ Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi ” hâlinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. 95. Dolayısıyla yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından millî güvenlik, kamu güvenliği ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında elde edilen kişisel verilerin işlenmesinde 6698 sayılı Kanun hükümlerinde yer alan güvenceler geçerli olmayacaktır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 800; E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 18). 96. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırması kapsamında yetkili makamlarca elde edileceği belirtilen verilerin tamamı, kişi hakkında devletin yetkili birimlerince gerçekleştirilmiş yargısal ve/veya idari nitelikli kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların tespitinden ibarettir. Esas itibarıyla bu kapsamda elde edilecek veriler, genel olarak bir istihbarat faaliyetini gerektirmeksizin daha önceden elde edilmiş ve çoğunlukla kişi hakkında bir idari ve yargısal kararla sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla arşiv araştırması kapsamında elde edilecek bu tür verilerin 6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendiyle istisna kapsamına alınan hususlara ilişkin olmadığı ve anılan Kanun’un öngördüğü güvencelere tabi olduğu sonucuna varmak mümkündür. 97. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde arşiv araştırması kapsamında kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi ve kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının arşiv araştırmasına konu edileceği düzenlenmektedir. 98. Kolluk kuvvetleri tarafından aranma, 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen bir suç iddiası kapsamında çoğunlukla soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında savcının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenmiş olması, kişinin adresinin tespit edilememiş olması, yurt dışında bulunması gibi nedenlerle hakkında çıkarılan yakalama kararı kapsamında aranıyor olmasıdır. Anılan Kanun’a göre bu kapsamdaki bir zorla getirme usulü, sadece şüpheli ve sanık bakımından değil, çağrıya uymayan tanık, bilirkişi, mağdur, şikâyetçi hakkında da uygulanabilmektedir. 99. Öte yandan Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir mahkeme kararının ya da kanunda öngörülen bir yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla da kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması gerekli olabilir ve kişinin bu kapsamda aranıyor olması da mümkündür. Bununla birlikte arşiv araştırmasıyla amaçlananın kişinin temel olarak kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından risk teşkil edip etmediğinin tespiti olduğu gözetildiğinde kuralla kişi hakkındaki her türlü aramanın değil bir suç soruşturması ve kovuşturması kapsamında bir aramanın var olup olmadığının tespitinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. 100. Diğer yandan tahdit Arapça kökenli bir kelime olup sınırlama, çevreleme, çevresini daraltma anlamına gelmektedir. 7315 sayılı Kanun’un dava konusu (c) bendinde kişi hakkında uygulanan tahdit işleminden bahsedilmiştir. Hukukumuzda kişi hakkında uygulanan tahdit işlemlerinin kişinin temel hak ve özgürlüklerine yönelik sınırlama/kısıtlama niteliğindeki işlemler olduğu söylenebilir. 101. Tahdit işlemine ilişkin olarak kuralla getirilen herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu itibarla tahdit işlemlerinin tamamının kural kapsamında kaldığı düşünülebilir ise de arşiv araştırmasıyla hedeflenenin, kişinin kamu görevini yerine getirirken millî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit oluşturup oluşturmayacağının tespiti olduğundan kuralda arşiv araştırmasına konu olan tahdidin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. 102. Hukuk sistemimizde tahdit işleminin hangi hâllerde yapıldığının tespiti bakımından 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun gözönünde bulundurulması mümkündür. Anılan Kanun’un pasaport tahdit işlemlerine dayanak teşkil eden 22. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine göre yurt dışına çıkmaları; mahkemelerce yasaklananlara , terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen yurt dışındaki her türlü eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucu ve yöneticisi olduğu veya bu yerlerde çalıştığı İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere pasaport veya seyahat belgesi verilmez. Pasaport tahdidinin, anılan hükme göre uygulanan veya bu kapsamdaki bir incelemeye dayalı bir idari işlem olduğu anlaşılmaktadır. 103. Ayrıca 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine derhâl bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilebilir. 104. Dolayısıyla yargı kararları kapsamında bir güvenlik tedbiri olarak veya idari mercilerin kararlarıyla pasaport tahdit işlemleri yapılabilmektedir. 105. Bu değerlendirmeler neticesinde kurallarda, kişi hakkında hangi tür arama kararlarının ve tahdit işlemlerinin arşiv araştırmasına konu edileceği hususunda bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır. 106. 7315 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddelerinde arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilecek verilerin hangileri olduğu gösterilmiş; ayrıca anılan Kanun’un 5., 6., 7. ve 8. maddelerinde bu verilerin nasıl elde edileceği ve işleneceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası, 8., 9., 10. ve 11. maddelerinde veri güvenliği, verilerin korunması, silinmesi ve saklanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, bu kapsamdaki yükümlülüklere uyulmaması hâlinde ise idari ve cezai yaptırım öngörülmüştür. 107. Buna göre, kamu hizmeti veya bu niteliği haiz bir faaliyette görev yapacak kişi hakkında kurallar kapsamında elde edilen kişisel verilere ilişkin olarak yeterli bir kanuni çerçevenin çizildiği, bu yönüyle kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. 108. Anayasa’nın 5. maddesi uyarınca kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın ön koşulu kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin tesisidir. Kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibi yararlanılması mümkün değildir. Bu kapsamda devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlama görevi de bulunmaktadır. 109. Hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılacak memur ve diğer kamu görevlileri bakımından da Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmalarını engelleyecek bir durumun varlığının tespiti ve böylece Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen görevin gerektirdiği niteliklere aykırı bir duruma sahip olup olmadıklarının belirlenmesi önem taşımaktadır. 110. Bu bakımdan ilk defa memuriyete veya kamu görevine atanacaklar ile doğrudan kamu gücü eliyle yürütülmeyen çeşitli hizmetlerin millî güvenlik açısından stratejik önem taşıması durumunda bu hizmetlerin bazı birimlerinde görev yapacak kişilerin kolluk tarafından aranıp aranmadığının ve haklarında tahdit işlemi olup olmadığının tespitinin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Dolayısıyla kurallar anayasal bağlamda meşru bir amaç taşımaktadır. 111. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı , öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 12). 112. Gerek kamu görevlileri gerekse millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde çalışacak personel hakkında herhangi bir nedenle arama kararı veya tahdit işlemi bulunup bulunmadığı hususunun tespit edilmesi ve değerlendirme mercilerine bir veri olarak sunulmasının demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği söylenemez. Zira kamu görevine veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir hizmete alınacak kişilerin görevin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadıklarının değerlendirilmesinde, adli veya idari merciler nezdinde kayıt altına alınan geçmiş durumlarının tespit edilmesi önem arz edebilir. 113. Öte yandan bu durumun, devlet kurumlarının işlemlerinin tutarlılığını ve güvenirliliğini tesis etmeye hizmet etmeyeceği de söylenemez. Nitekim belirli bir kamu hizmeti bakımından hizmetin gerektirdiği niteliklere etki etmesi mümkün olan bir bilginin, hizmete kabul kararı verecek idari merci tarafından bilinmemesi, gözden kaçırılması güvenlik yönünden sorunlar yaratabileceği gibi bireyler ve toplum nezdinde güvenirlilik algısı bakımından da olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. 114. Kamu hizmetlerini veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir hizmeti yürütecek kişilerin söz konusu hizmete alınmadan önce, güvenlik yönünden haklarında kamu makamlarınca tesis edilmiş arama veya tahdit işleminin olup olmadığının araştırılmasının kamu güvenliğini sağlamak bakımından elverişli bir araç olduğu açıktır. Devletin kamu güvenliğinin sağlanması hususundaki araçları seçme konusundaki takdir yetkisinin genişliği dikkate alındığında bu sınırlamanın gerekli olmadığı da söylenemez. 115. Diğer yandan kurallarla öngörülen sınırlamanın orantılı olabilmesi için kişilere aşırı külfet yüklememesi, meşru amaç ile kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı arasında adil bir dengenin kurulması gerekir. Bu bağlamda sınırlamanın, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde geçen veriler hakkında bilgilendirilme, verilere erişme, bunların düzeltilmesini, silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme güvencelerine de uygun olması gerekir ( Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 142). 116. Ayrıca söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde geçen “ …de kapsar ” ibaresi aynı fıkranın birinci cümlesi ile birlikte değerlendirildiğinde anayasa koyucunun iradesinin demokratik bir toplumda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında tanınması gereken güvenceleri ikinci cümlede sayılanlarla sınırlı tutmak olmadığı, söz konusu ikinci cümledeki güvencelerin tüketici şekilde sayılmamış olması da gözetildiğinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bakımından uluslararası belgelerde ve karşılaştırmalı hukuk metinlerinde yer alan ilkelerin de anayasal ilkelere uygun düştüğü ölçüde değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır ( Bestami Eroğlu , § 143). Bu kapsamda kamu müdahalesine konu olan kişisel verinin niteliğine bağlı olarak şu özel güvencelerin bir kısmının veya tamamının sağlanması söz konusu olabilir: i. kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi, ii. Şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine kişisel verilerine erişim imkânın tanınması, iii. Kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde tutulması, iv. Kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması, v. Kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması, vi. Veri sahibi hakkında kural olarak otomatik sonuç çıkarılmaması, vii. İşlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması, viii. Hakkın sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı yoluna başvurma imkânının sağlanması ( Bestami Eroğlu , § 143-144). 117. Ancak işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde -istihbarat faaliyeti gibi- anılan güvencelere istisna getirilebilir. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesinde tüm temel hak ve özgürlükler yönünden öngörülmüş olan sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması esastır ( Bestami Eroğlu , § 145). 118. 7315 sayılı Kanun’un 6. ve 7. maddelerinde arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında kişisel verilerin nasıl elde edileceği ve işleneceğine ilişkin hususlara yer verilmek suretiyle bu sürecin şeffaf bir şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır. 119. Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan, kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirlerin alınacağının hükme bağlandığı ve anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceğinin belirtildiği gözetildiğinde istihbari nitelik taşımayan kişisel verilerle ilgili olarak şeffaflık, bilgilendirilme ve erişim sağlama güvencelerinin yanı sıra 7315 sayılı Kanun kapsamında elde edilen verilerin tamamının doğru ve güncel tutulmasının yasal çerçevesinin oluşturulduğu anlaşılmaktadır. 120. Kanun’un 9. maddesinde söz konusu verilerin güvenliğinin sağlanması bakımından tedbirler öngörülmüştür. Buna göre, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları, veri güvenliğine ilişkin önlemleri almakla yükümlü kılınmış, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulacağı, ilgili bilgi ve belgelerin, yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmeyeceği ve açıklanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Güvenlik soruşturmasını yapmakla görevli birimler bakımından kanun koyucu Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla özel bir tedbir öngörmüş, bu personelin, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamayacağı, log kayıtlarını değiştiremeyeceği veya silemeyeceği, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamayacağı veya yayın yoluyla duyuramayacağı, görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamayacağı ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremeyeceği ve güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin olarak gerekli tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır. 121. Ayrıca anılan Kanun’un 10. maddesiyle de güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel verilerin istihbari nitelik taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinip yok edileceği hüküm altına alınmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan, ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması verileri de iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Öte yandan bu verilerin tamamı, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. 122. Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında verilerin ancak sınırları belirli bir amaç doğrultusunda elde edilebileceği, buna göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak ve ancak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bilgi ve belge toplayıp veri araştırması yapabileceği hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre arşiv araştırması kapsamındaki veriler, anılan maddede sayılan verilerdir ve bu veriler mevcut kayıtlardan tespit edilir. Benzer şekilde 5. madde kapsamında güvenlik soruşturmasına ilişkin verilerin hangileri olacağı belirtilmiş, bu verilerin mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin kişinin görevine yansıyacak hususlara ilişkin olması gerekir ve bu veriler denetime elverişli yöntemlerle elde edilmelidir. 9. maddenin (3) numaralı fıkrasında da bu Kanun kapsamında elde edilen kişisel verilerin amacı dışında işlenemeyeceği ve aktarılamayacağı hüküm altına alınmıştır 123. Kanun’da arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin veri sahibi hakkında otomatik olarak sonuç doğurmasını engelleyen güvencelere yer verilip verilmediği de ele alınmalıdır. 124. Kanun’un 7. maddesinde arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen bilgileri değerlendirecek komisyon belirlendikten sonra öncelikle komisyona memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin iletileceği, komisyonun ise kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağı, mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgilerin mahkemelere sunulacağı düzenlenmiştir. 125. Kanun’un öngördüğü bu çerçeve, söz konusu verilerin atamama işlemine dayanak teşkil etmesi hâlinde yargı mercilerince yapılacak denetimin kapsamı bakımından önem arz etmektedir. Nitekim kanun koyucu yargı mercilerini de Kanun’un açıkça belirttiği şekilde kişiler hakkında arşiv araştırması ve/veya güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verilerin yorum içerip içermediğini, olgusal bir nitelik taşıyıp taşımadığını, nesnel bir biçimde ve gerekçeli olarak ortaya konulup konulmadığını, ayrıca bu tür verilerin ilgili kamu hizmeti veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir birim, proje, tesis veya hizmetin gerektirdiği nitelikler kapsamında olup olmadığını değerlendirmekle yükümlü kılmıştır. Böylece görevin gerektirdiği niteliklerle ilgisi olmayan bir verinin, arşiv araştırması veya güvenlik soruşturması bakımından sonuç doğurması Kanun’la öngörülen sistem içinde engellenmektedir. Kısacası öncelikle idare, bir verinin arşiv araştırması veya güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını sağlayıcı niteliğini açık biçimde ortaya koymakla yükümlü kılınmıştır. Yargı mercileri de Kanun’la öngörülen bu çerçeveyi ve idarenin gerekçelerini gözeterek verinin nitelik itibarıyla kişinin kamu görevi yapmasını, görevin gerektirdiği niteliklerle ilişkili olarak millî güvenlik ve kamu düzeni açısından sakıncalı hâle getirip getirmeyeceğini değerlendirmek zorundadır. Bu bakımdan kanun koyucunun, Kanun kapsamında elde edilen verilerin kişiler hakkında otomatik sonuç doğurmasını önleme noktasında güvenceler öngördüğü anlaşılmaktadır. 126. Ayrıca kişisel verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişiler 6698 sayılı Kanun kapsamında olduğundan ve arşiv araştırmasına ilişkin hususlar gerek anılan Kanun gerekse 7315 sayılı Kanun ile istisna tutulmadığından 6698 sayılı Kanun’un getirdiği güvencelerin arşiv araştırmasına konu veriler bakımından geçerli olduğu açıktır. 127. Bu itibarla, 7315 sayılı Kanun’da, kişiler hakkında bu Kanun kapsamında yapılacak veri araştırmasında amaca uygun olmayan uygulamaların önüne geçmek bakımından, elde edilen ve istihbari veri niteliğinde olmayan veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bu verilerin saklanma süresi ve bu verilerin doğru ve güncel tutulması ile silinmesi güvencelerinin sağlandığı, verilerin ancak toplanmasındaki amaç doğrultusunda kullanılabileceği ve verilerin güvenliğine ilişkin yeterli bir hukuki çerçeve çizildiği, elde edilen verilerin veri sahibi hakkında otomatik olarak sonuç doğurmasını engelleyen güvencelerin öngörüldüğü ve anılan Kanun ile 6698 sayılı Kanun’daki güvencelere aykırı hareket edilmesi hâlinde söz konusu işlemlere karşı yargı denetiminin açık olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu söylenemez. 128. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. 2. (ç) Bendi ve 6. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve… ” İbaresi a. Anlam ve Kapsam 129. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (ç) bendi, arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların mevcut kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir. 130. 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan dava konusu kuralla da g üvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. Kuralın atıfta bulunduğu 4. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtlar ise k işi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları, 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan karar ve kayıtlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgulardır. 131. Anılan Kanun’un 171. maddesi Cumhuriyet savcısının kamu davasını açmadaki takdir yetkisini düzenlemektedir. Bu kapsamda Cumhuriyet savcısı bazı şartlar altında kamu davasının açılmasının ertelenmesine de karar verebilmektedir. Bu yetkinin kullanılması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı fıkrası gereğince kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararların bunlara mahsus sisteme kaydedilmesi zorunludur. Söz konusu kayıtlar ise ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenebilir. 132. Maddenin (4) numaralı fıkrası uyarınca hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilenlerin belirlenen erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlememesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Bu itibarla kamu davasının açılmasının ertelenmesi, fail hakkında kamu davasının açılmasına yetecek şekilde suç işlediğine dair var olan şüphenin belirli bir süre denetime tabi olmak şartıyla askıya alınmasını öngörmektedir. 133. Kanun’un 231. maddesinin (13) numaralı fıkrasında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği; bu kayıtların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde bu maddede belirtilen amaç için kullanılabileceği hükme bağlanmıştır. 134. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde ayrıca kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların da arşiv araştırmasına konu edileceği öngörülmektedir. 135. 5271 sayılı Kanun’un 158. maddesinin (6) numaralı fıkrasında ihbar veya şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verileceği ve bu kararların kendine mahsus bir sisteme kaydedileceği, bu kayıtların ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebileceği düzenlenmiştir. 136. Anılan Kanun’un 172. maddesi uyarınca da Cumhuriyet savcısı soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. 137. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesinin (7) numaralı fıkrasında ise ön ödeme kapsamında kalan suçlarla ilgili olarak ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararlarının bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği, bu kayıtların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde bu maddede belirtilen amaç için kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır. 138. 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde kovuşturma sonucunda verilecek kararlar düzenlenmiştir. Kovuşturma, iddianamenin kabulüyle başlayan ve hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreci ifade etmektedir. Hükmün, kanun yolu süreçleri tamamlanarak, süresinde kanun yoluna başvurmamak suretiyle ve kanun yolu kapalı olması nedeniyle verildiği anda kesinleşmesi mümkündür. 139. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verileceği, hükmün ise beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı şeklinde olabileceği belirtilmiştir. 140. Bu itibarla dava konusu kurallar, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ile devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların da arşiv araştırması kapsamında elde edilecek ve değerlendirme merciine sunulacak bilgiler kapsamında olduğunu düzenlemektedir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 141. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallar uyarınca, kesinleşmiş mahkeme kararları kapsamında beraat kararı verilen olguların da değerlendirmeye alınacağı, bu durumun ise masumiyet karinesiyle bağdaşmadığı, memuriyete engel oluşturan suç ve cezaların kanunla zaten düzenlendiği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve HAGB hâllerinde, kanunda öngörülen şartların sağlanması durumunda kanun koyucunun bu kararların kişiler aleyhine sonuç doğurmamasının öngörüldüğü, ancak kuralla bu karar ve karara dayanak teşkil eden olguların arşiv araştırmasına konu edilmesi suretiyle kişilerin özel hayata saygı hakkına sınırlama getirildiği, kamu hizmetine girme hakkının engellendiği, Anayasa Mahkemesinin daha önce ihlal ve iptal kararı verdiği hususlarda söz konusu kararların sonuçları göz ardı edilerek düzenleme yapıldığı, bu yönüyle kuralların belirsiz olduğu ve meşru amacının bulunmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 10., 13., 38., 70. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 142. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir. 143. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde belirtilen kişi hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararları, 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ve kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgular, Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğinde olup bu tür kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama oluşturmaktadır. 144. Kurallar, hangi tür ve kapsamdaki kararların hangi araştırma çerçevesinde tespit edileceğini herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlemektedir. Ayrıca kuralların kapsamına aldığı yargısal kararların ceza yargılamasıyla ilgili olduğu açık olduğundan kişi hakkında hukuk yargılamasında ve idari yargıda verilen kararların arşiv araştırmasına konu edilmediği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 145. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi kapsamında belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 146. Bununla birlikte kuralların kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında çocukların korunması bakımından devlete birtakım yükümlülükler getiren Anayasa’nın 10., 41., 58., 61. ve 141. maddeleri yönünden de ele alınması gerekmektedir. 147. Anayasa’nın 10., 41., 58., 61. ve 141. maddelerinde devletin çocukların korunması, topluma kazandırılması ve yargılanmalarının özel hükümlere tabi tutulması konularında gerekli tedbirleri alacağı, teşkilat ve tesisleri kuracağı belirtilmek suretiyle bazı pozitif yükümlülükler öngörülmüştür ( Fatih Saraman , § 84). 148. Devletin çocukların korunmasıyla ilgili olarak anayasal düzeydeki anılan pozitif yükümlülükleri kapsamında hukukumuzda bazı kanuni düzenlemelere yer verildiği görülmektedir ( Fatih Saraman , § 85). 149. Bunlardan biri çocukların işlediği bir suç nedeniyle kamu hizmetinden sürekli olarak yasaklanamayacağı ilkesidir. 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinde kasten işlediği bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmuş ve fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olanların bir kamu görevini üstlenmekten sürekli olarak mahrum bırakılamayacakları hüküm altına alınmıştır ( Fatih Saraman , § 85). 150. Aynı şekilde 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 10. maddesinin (3) numaralı fıkrasında on sekiz yaşından küçüklerle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarının ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce istenebileceği düzenlenmiştir. Buna göre kişilerin on sekiz yaşından önce işlediği herhangi bir suça ait kayıtların idari makamlara bildirilmesi hukuken mümkün değildir ( Fatih Saraman , § 86). 151. Bu itibarla 7315 sayılı Kanun’da çocuklar yönünden bir düzenleme yapılmamış olsa dahi Anayasa’nın anılan hükümlerinden doğan yükümlülükler ile diğer kanunlarda öngörülen düzenlemelerin salt on sekiz yaşından önce işlenmiş bir suça ilişkin kayıtların arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında dikkate alınmasını önleyecek yeterli güvencelerin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu itibarla on sekiz yaşından önce işlenen fiillere ilişkin ceza mahkemesine ait karar ve kayıtların idari ve yargı mercilerince değerlendirilmesinde söz konusu anayasal yükümlülüklerin gözönünde bulundurulması, konuyu düzenleyen mevzuatın bir bütün olarak yorumlanması ve uygulanması gerektiği açıktır. 152. Öte yandan kuralların Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında da incelenmesi gerekmektedir. 153. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. ” denilmek suretiyle masumiyet karinesi güvence altına alınmıştır. 154. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz ( Kürşat Eyol [2.B] , B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26; Turgut Duman , §101). 155. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerin bir yönü de ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir ( Galip Şahin [1.B], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 40, Turgut Duman , § 104). 156. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir ( Galip Şahin, § 47; Turgut Duman , § 105). 157. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile dayanılması ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir ( Galip Şahin, § 48 Turgut Duman , § 106). 158. Arşiv araştırması kapsamında, kişi hakkında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde verilen kararlar ile sonuçlanmış veya devam eden soruşturma veya kovuşturmalara konu olguların, kişinin millî güvenlik ve kamu düzeni açısından risk yaratıp yaratmadığını değerlendirebilmek bakımından önem arz ettiği açıktır. Kişisel veri niteliğindeki bu tür bilgilerin değerlendirme komisyonu ve sonrasında atamaya yetkili amirce bir veri olarak ele alındığı, bu tür bilgilerin doğrudan kişi hakkında sonuç doğurmadığı, kişilerin arşiv araştırmasına konu verilere erişimi, onların düzeltilmesini talep edebilmesi gibi özel güvencelerin mevcut olduğu, arşiv araştırması sonucunda verilen kararların ise yargı denetimine açık olduğu gözetildiğinde kuralların masumiyet karinesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 159. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 20. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 20. ve 38. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 10. ve 153. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a), (b) ve (c) Bentlerinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 160. 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinde güvenlik soruşturmasının kapsamı belirlenmiştir. Buna göre güvenlik soruşturması arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin dava konusu; (a) bendi uyarınca görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, (b) bendi uyarınca yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, (c) bendi uyarınca da terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir. 2. (a) ve (b) Bentleri a. İptal Talebinin Gerekçesi 161. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilere erişmeye imkân verdiği, ancak hangi olgusal verinin hangi görevin ya da mesleğin gerekleriyle ilişkili olarak ele alınabileceği hususunda herhangi bir ölçüt getirmediği, ayrıca kişinin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin de araştırılacak konular arasında sayıldığı, bu kurumların hangileri olabileceğinin, bu hususların neye göre tespit edileceğinin ise belirlenmediği ve bu konuda nihai değerlendirme yetkisinin idareye bırakıldığı, kuralların her türlü kişisel veriye ulaşma imkânı tanıması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal ettiği, kuralda görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka ölçütlerin de dikkate alınmasının kamu hizmetine girme hakkı ile eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10., 13., 17., 20., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 162. Kurallarla, kişisel veri niteliğindeki bilgilere arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında ulaşılmasına imkân tanınması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir. 163. Kamu görevine alınacaklar veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecek kişilerin hizmetin gerektirdiği nitelikleri taşıyıp taşınmadıklarının değerlendirilmesi bakımından olgusal veri araştırmasının, ilgili meslek kanunlarına ve diğer alt mevzuatta yer alan şartlara göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Nitekim 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (2) numaralı alt bendinde, devlet memurları için aranan özel şartlardan birisi de kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (a) bendi bakımından kişinin görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak araştırılması gerekecektir. Bu kapsamda kanun koyucunun, soruşturmayı yapacak ve soruşturmayı talep edecek birimlere bu işlemin hangi kapsamda yapılacağıyla ilgili olarak bir çerçeve belirlediği, ilgili hizmeti veya kamu görevlerini düzenleyen kanun ve ikincil mevzuat çerçevesinde ise bu niteliklerin neler olduğu hususunun belirlenebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. 164. Anılan fıkranın dava konusu (b) bendinde ise güvenlik soruşturmasının konusunu oluşturan kişilerin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin belirlenmesinde esas alınması gerekenin yabancılarla olan her türlü temasın değil kamu görevi veya hizmeti yerine getirilirken veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir çalışma gerçekleştirilirken millî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit ve risk oluşturabilecek nitelikteki bağ veya ilişkinin olduğu açıktır. Nitekim kanun koyucu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin bu konuda yapacakları araştırma ve soruşturmaya ilişkin bir çerçeveyi Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörmüştür. 165. Öte yandan Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen verilerin istihbari nitelik taşımayanları bakımından çerçeve bir güvence sistemi belirlenmiş ve bu tür verileri gerek Kanun ve gerekse 6698 sayılı Kanun kapsamında öngörülen güvencelerden istisna tutmamıştır. 166. Bununla birlikte özellikle güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin bir kısmının istihbari nitelik taşıyabileceği açıktır. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamındaki düzenleme biçiminden de kanun koyucunun söz konusu Kanun kapsamında yürütülen faaliyetlerle istihbari nitelik taşıyan bilgilerin elde edilebileceğini öngördüğü ve bu hususa ilişkin düzenlemeler getirdiği anlaşılmaktadır. Nitekim anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlikle ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında bilgilerin elde edilebileceğine yer verilmiştir. Anılan fıkranın lafzı 6698 sayılı Kanun’un “ İstisnalar ” başlıklı 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi ile uyumludur. Dolayısıyla anılan Kanun’la öngörülen güvencelerin bu tür veriler bakımından istisna tutulduğu anlaşılmaktadır. 7315 sayılı Kanun ise bu tür verilere ilişkin olarak kendi sistematiği içinde öngördüğü bütün güvenceleri değil, kişilerin bu verilere erişimi ve buna bağlı güvencelerle araştırmayı yapan birimlerde olanlar bakımından verilerin silinmesi ve yok edilmesi güvencelerinden istisna tutmuştur. Zira anılan Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasında bu tür verilerin kişilere verilmeyeceği, 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla da sadece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan, ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait verilerin iki yılın sonunda silinip yok edileceği hüküm altına alınmaktadır. 167. Ancak kanun koyucu, güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen istihbari nitelikteki verilere ilişkin olarak Kanun’da öngördüğü güvence sisteminde 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği ilkesini korumuştur. Buna ek olarak güvenlik soruşturmasını yürütecek birimlerin kendilerine iletilen taleple bağlı oldukları, yalnızca görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin araştırılabileceği, değerlendirme komisyonlarına, kişilerin, memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak ve yorum içermeyen olgusal verilerinin iletileceği ve değerlendirme komisyonunun, kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunmak zorunluluğu istihbari veriler yönünden de korunmuştur. Ayrıca kanun koyucu, mahkemeler tarafından istenmesi hâlinde istihbari nitelikteki verilerin verilmesini engelleyecek bir düzenleme de getirmemiş, istihbari nitelik taşıyan verilerin de mahkemelerce istenmesi hâlinde verileceğini hüküm altına almıştır. 7315 sayılı Kanun’un güvenlik soruşturmasının kapsamını belirleyen ve usulüne ilişkin düzenlemeler de getiren 5. maddesinde, anılan maddede belirtilen verilerin mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edileceği hüküm altına alınarak salt istihbari nitelik taşıyan bir verinin kişi hakkında kullanılabilmesi için kişinin görevine yansıyacak bir yönünün bulunduğunun gösterilmesinin ve bu verinin özellikle yargı mercilerince denetlenebilir bir yolla elde edilmiş olmasının arandığı anlaşılmaktadır. 168. Bu doğrultuda dava konusu kurallar kapsamındaki kişisel verilerin hangileri olduğu, söz konusu verilerin hangi kural ve güvencelere tabi olduğu hususunda bir belirsizlik bulunmadığı ve kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna varılmıştır. 169. İstihbari olmayan nitelikteki veriler kapsamında Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi kapsamında belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 170. Öte yandan kişisel veri niteliğindeki bilgilerin millî güvenlik ve kamu düzeni gibi amaçlar doğrultusunda elde edildiği ve istihbari nitelik taşıdığı durumda olduğu gibi işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde anılan güvencelere istisna getirilebilir (benzer yönde bkz. AİHM, Joanna Szulc/Polonya , B. No: 43932/08, 12/11/2012, § 85; Leander/İsveç , B. No: 9248/81, 26/3/1987, §§ 47-68 ). Ancak böyle bir durumda da Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlükler yönünden öngörülen sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması esastır ( Bestami Eroğlu , § 145). Dolayısıyla, istihbari nitelikteki veriler bakımından getirilen sınırlamanın meşru amacının bulunup bulunmadığı ve ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 171. İstihbari nitelik taşıyan verilerin belirli güvencelerden istisna tutulmasındaki temel amaç şüphesiz bu tür verilerin niteliğine de uygun olarak gizli kalmalarının sağlanmasıdır. Bu bakımdan istihbari nitelikteki bu tür verilerin bazı güvencelerin kapsamı dışında bırakılmasında millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik meşru bir amaç bulunduğu söylenebilir. 172. İstihbarat faaliyetlerinin etkili olabilmesi bilhassa gizliliğin sağlanmasına bağlı olduğundan bu nitelikteki verilere ilişkin olarak bilgilendirilme, verilere erişme, bunu müteakip verilerin düzeltilmesini ve silinmesini talep etme güvencelerinden istisna tutulmaları ve olağan nitelikteki kişisel verilerden daha uzun süre saklanmalarına imkân verilmesini sağlayacak tedbirlerin öngörülmesi anılan meşru amaç doğrultusunda elverişli ve gerekli tedbirler olarak değerlendirilebilir. Aksinin kabulü, istihbari faaliyetle ulaşılmak istenen millî güvenlik ve kamu düzeni gibi amaçların gerçekleşmesini tehlikeye düşürebilir. 173. Güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen istihbari nitelik taşıyan verilerin kanun koyucu tarafından bazı güvencelere tabi kılındığı ise açıktır. Nitekim bu tür veriler ancak mesleğin gerektirdiği niteliklerle ilgili ise araştırılıp elde edilebilir ve elde edilme yöntemleri denetlenebilir olmalıdır. Ayrıca bu tür veriler nesnel olmalı ve olgusal nitelik taşımalıdır. Bu verilerin güvenlik soruşturması sürecinde değerlendirme komisyonlarınca kullanılabilmesi için gerekçeli bir şekilde yetkili birimlere yazılı olarak sunulması gerekir. Ayrıca bu tür veriler olumsuz etki edecek şekilde atama işlemine konu edildiğinde, atamama kararına karşı yargı yolu açıktır ve söz konusu verilerin yargılama sürecinde mahkemelerce istenmesi ve dolayısıyla tartışılması mümkündür. 174. Diğer yandan Kanun, arşiv araştırması veya güvenlik soruşturmasıyla elde edilen verilerin verileri toplayan birimlerce elde edildikleri anda bir sonuç meydana getirmelerini değil, aşamalı olarak Kanun’un öngördüğü sistematik içerisinde değerlendirilerek atamaya yetkili amirlere sunulmasını öngörmüştür. Kanun’un güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen verilerin tamamı bakımından geçerli kıldığı bazı güvenceler yönünden ise istisna getirilmediği açıktır. Nitekim, Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması, bu verilerin ancak işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılması, 9. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulması, ilgili bilgi ve belgelerin yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmemesi ve açıklanmaması, Kanun kapsamında elde edilen kişisel verilerin amacı dışında işlenememesi ve aktarılamaması gibi güvencelere yer verilmiş, bu tür güvencelere riayet edilmemesi hâlinde ilgililerin disiplin, kabahat ve ceza hukuku boyutu itibarıyla çeşitli yaptırımlara tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında kişi hakkında elde edilen istihbari nitelik taşıyan veri ancak elde edildiği amaçla ilgili olarak kullanılabilir. Kullanılması hâlinde ise yargı mercileri aracılığıyla da olsa kişinin bu veriden haberdar olması, onu tartışması ve hakkında sonuç doğurmamasını sağlayabilmesi mümkündür. 175. Bu kapsamda, kurallarla güvenlik soruşturmasıyla elde edilen ve istihbari nitelik taşıyan verilere ilişkin özel güvenceler yönünden istisnalar getirilmesinin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği söylenemez. 176. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 10., 17. ve 38. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 3. (c) Bendi a. İptal Talebinin Gerekçesi 177. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda yer alan eylem birliği, irtibat ve iltisak kavramlarının kapsam itibarıyla belirli olmadığı bu durumun ifade, örgütlenme özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi temel hak ve özgürlüklere yönelik orantısız sınırlama getirdiği, zira kural nedeniyle kişilerin etnik kökeninin ve din ve vicdan özgürlüğü kapsamında kalabilecek tercih ve eylemlerinin de güvenlik ve istihbarat raporlarına işlenebileceği, kuralda bu tür bilgilerin mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesine ilişkin belirliliğin bulunmadığı, dolayısıyla kuralın her türlü kişisel verinin elde edilmesine, görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka ölçütlerin de gözönünde bulundurulmasına imkân verdiği, bu durumun kamu hizmetine girme hakkı ile eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 17., 20., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 178. Dava konusu kural, kişinin terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini güvenlik soruşturması kapsamında öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getirmektedir. 179. Kuralda yer alan terör örgütü kavramı 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasında cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlarına yönelik olarak suç işlemek üzere kurulmuş örgütler olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla kuralda yer alan terör örgütü kavramının belirsiz ve öngörülemez olduğu söylenemez. 180. Kuralda bulunan bir diğer kavram olan suç işlemek amacıyla kurulan örgüt kavramının unsurları ise 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş olması , örgütün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması ve en az üç kişinin bulunması şeklinde belirtilmiştir. Dolayısıyla bu kavramın da belirli ve öngörülebilir olduğu açıktır. 181. Kurala konu ibarelerden biri de “ …eylem birliği,… ” ibaresidir. Anayasa Mahkemesi 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararında 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendine eklenen (l) numaralı alt bendinde yer alan terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmayı devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılacak fiiller ve hâller arasında sayılmasını öngören hükme ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede “ …eylem birliği,… ” ibaresinin belirsiz ve öngörülemez olmadığı sonucuna varmıştır. Anılan kararda, t erör örgütüyle eylem birliği içinde olmanın her bir terör eylemine göre farklılık gösterebileceği, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla gerçekleştirilen terör eylemleri ile devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla gerçekleştirilen eylemlerin, amacı gereği farklı şekilde gerçekleştirilebileceği, dolayısıyla belirtilen amaçlar çerçevesinde gerçekleştirilen eylemlerde kamu görevlilerinin ne tür bir eylem birliği içinde olacaklarının önceden belirlenmesinin zor olduğu, bu durumun kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklandığı, zira kanun kurallarının genel olmasının, somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklandığı, terör örgütleriyle eylem birliği içinde olma fiili somut olayın özelliğine göre kanuna dayalı olarak idare tarafından belirlenecek ise de idarenin bu işleminin mahkeme tarafından denetleneceği, dolayısıyla bu fiilin nihai olarak kapsamının kanuna dayalı olarak yargı kararıyla ortaya konulacağı belirtilmiştir (bkz. anılan karar § 186). 182. Dava konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararından ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır. 183. Kural uyarınca hakkında güvenlik soruşturması yapılan kişinin terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle irtibat ve iltisak içinde olup olmadığı da araştırılacaktır. Dolayısıyla belirlilik ve öngörülebilirlik bakımından irtibat ve iltisak içinde olmak şeklinde ifade edilen eylemlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. 184. Kuralda geçen iltisak içinde olma kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibat içinde olma kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır (AYM, E.2018/89, K.2019/84 , 14/11/2019, § 30). 185. Diğer yandan söz konusu kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur (AYM, E.2018/89, K.2019/84 , 14/11/2019, § 31, 32). 186. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır (AYM, E.2018/89, K.2019/84 , 14/11/2019, § 33) . 187. Bu itibarla kuralla güvenlik soruşturması kapsamına dâhil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 188. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen açıklamaları bu kural yönünden de geçerlidir. 189. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Hasan Tahsin GÖKCAN kuralda yer alan “ ... eylem birliği,... ” ibaresi yönünden bu görüşe katılmamıştır. Kuralın Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. D. 7315 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 190. 7315 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla değerlendirme komisyonunun oluşturulacağı hüküm altına alınmıştır. 191. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde değerlendirme komisyonunun Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulacağı belirtilmiştir. 192. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesinde oluşturulan değerlendirme komisyonunca yapılacağı düzenlenmiştir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 193. Dava dilekçesinde özetle; millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler ibarelerinin belirsiz olduğu, dolayısıyla bu kapsamda çalışacak personel hakkında yapılacak arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verilerin değerlendirilmesinin Anayasa’ya uygun olmayacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 48., 49., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 194. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 195. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözeterek kullanması hukuk devletinin gereklerindendir. 196. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere kamu yararı bireysel ve özel çıkarlardan ayrı ve bunlardan üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak belirlenmesi hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz 197. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise; bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. 198. Kural uyarınca millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkında gerçekleştirilen arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin değerlendirilmesi, bu kişilerin hizmet yapacağı alanla ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesinde oluşturulan değerlendirme komisyonunca yapılır. 199. 7315 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde genel olarak değerlendirme komisyonlarının kurum ve kuruluşlara göre nasıl oluşturulacağı ile ilgili çerçevenin belirlendiği anlaşılmaktadır. Millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir hizmetin hangi bakanlık ya da kurum ve kuruluşla ilgili olduğunun tespiti ve bu kurumların görev ve yetki alanlarının da genel olarak ilgili kanunlarda düzenlendiği gözetildiğinde kural kapsamındaki değerlendirme komisyonunun oluşumuyla ilgili olarak herhangi bir belirsizliğin bulunduğu söylenemez. 200. Millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde görev yapacak kişiler hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin hizmetin üretildiği alanla ilgili kamu otoritesinin bünyesinde oluşturulan birim tarafından değerlendirilmesinde söz konusu hizmetin sunumu, planlanması, güvenliği veya düzeni bakımından Anayasa’nın 5. maddesi kapsamında devlete yüklenen ödevler kapsamında yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olduğu açıktır. Ayrıca bu tür hizmetlerde özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışacak kişiler hakkında elde edilen verilerin hizmet bazında belli bir bütünlük içinde değerlendirilmesine imkân tanıması bakımından bu konuda yeknesaklığın sağlanmasına katkı sunacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna varılmıştır. 201. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. E. 7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” İbaresi ile (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 202. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesi kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeleri düzenlemektedir. 203. Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu fıkrada yer alan “ …i stihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır. 204. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği öngörülmüştür. 205. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu ikinci cümlesinde ise millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. 2. İptal talebinin Gerekçesi 206. Dava dilekçesinde özetle; güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin büyük bir çoğunluğunun istihbari nitelikte veriler olduğu, bu verilerin oluşturulma usullerinin hukuki ve nesnel olmadığı, dolayısıyla kişilerin aleyhine kullanılmalarının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı, kişilerin din ve vicdan özgürlüğünü ihlal eden yöntemlerle elde edilebildikleri, bu bilgilerin ilgilisine verilememesi nedeniyle doğruluğunun tartışılma imkânının bulunmadığı, özel hayat sınırları içindeki bu verilere ilişkin gerçek bir korumanın da sağlanmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13., 17., 20., 25. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 207. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir. 208. Kurallarda istihbari faaliyetlere konu olan ve millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerle ilgili olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında öngörülen tedbirler nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir 209. Anılan kurallarda yer alan “ …istihbari faaliyetler… ” ibaresinin soyut ve genel kavram olması kuralları belirsiz hâle getirmemekte olup bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır. Nitekim kanun kurallarının genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/9/2017, § 158). 210. Bu kapsamda 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu gibi ilgili kuruluş kanunlarında görev ve yetki verilen polis ve Millî İstihbarat Teşkilatı veya 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanun’la kurulup 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’la görev ve yetkileri belirlenen Mali Suçları Araştırma Kurulu gibi kamu kurum ve kuruluşları, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini ve ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilen kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Bu kanunlarda, söz konusu kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetkileri ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu görevler Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratının oluşturulmasını veya suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesini sağlamaya yöneliktir. Bu kapsamda anılan kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülecek önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler de düzenlenmiştir (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/9/2017, §§ 159-160). 211. Dava konusu kurallarda yer alan istihbari/istihbarat faaliyet kavramı ise güvenlik soruşturması kapsamında yürütülen istihbari nitelik taşıyabilecek faaliyetlerle ilgilidir. Nitekim kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak bakımından kişinin kamu görevi veya hizmetine uygun nitelikleri taşıyıp taşımadığının belirlenmesi için yapılan güvenlik soruşturması esnasında, istihbari nitelik taşıyabilecek verilerin de elde edilmesi mümkün olabilmektedir. Kanun koyucunun, bu kapsamdaki bir faaliyetin kim tarafından talep edilebileceği ve söz konusu faaliyeti kimin yerine getireceğine, hangi verilerin toplanabileceğine ve bunların hangi amaçla nasıl toplanacağına ilişkin olarak belirli bir çerçeveyi oluşturduğu anlaşılmaktadır. 212. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin “ Maddeye göre hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılan kişi, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler hariç olmak üzere kişisel verileri hakkında bilgilendirilecek, bu verilere erişebilecek, bunların düzeltilebilmesini ve silinmesini talep edebilecektir. Bu veriler sadece işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılacaktır./6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi Kanunun istisna hükümleri arasında sayılmıştır. Anılan bu düzenlemeye uygun olarak Kanunda da, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilmeyeceği öngörülmüştür. ” şeklindeki gerekçesi de gözönünde bulundurulduğunda istihbari faaliyete konu olan verilerden kastedilenin, kişinin kendisiyle ilgili, ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik kapsamındaki veriler olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında kalan kişisel veri niteliğindeki bilgilerin ilgilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen veriler olduğu, ayrıca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının kapsamını belirleyen Kanun’un 4. ve 5. maddelerine ilişkin olarak yapılan incelemede ise söz konusu kuralların herhangi bir belirsizlik içermediği sonucuna ulaşılmıştır. 213. Öte yandan dava konusu kurallar kapsamında, istihbari verilerin hangi güvencelerden istisna tutulduğu da Kanun’un lafzından açıkça anlaşılmaktadır. Bu yönüyle istihbari faaliyet kavramının belirli olduğu ve kuralların kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. 214. İstihbari faaliyet sonucu elde edilen verilerin ilke olarak kişilerle paylaşılmamasının haklı ve makul nedenlerinin olduğu, bu durumun istihbari faaliyetin niteliğinden kaynaklandığı, millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması, terör örgütleriyle ve istihbarat faaliyetleriyle mücadele, ekonomik güvenlik gibi pek çok hususun bu tür bilgilerin kişilerle paylaşılmamasının meşru nedenlerinin olduğu açıktır. 215. İstihbari nitelikteki veriler bakımından anılan Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç ve ölçülülük ilkesi kapsamında açıklanan gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. Bu itibarla kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçüsüz olduğu söylenemez. 216. Kuralların ayrıca Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekmektedir. 217. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesini oluşturan iddia ve savunma haklarını yargılamanın hakkaniyetini zedeleyecek düzeyde kısıtlayacak, bunların kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak kanun hükümlerinin Anayasa’nın anılan maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 440). 218. Anayasa'nın 36. maddesine “ …adil yargılanma… ” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmelerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan güvencelerden olduğunu ifade etmiştir. Bu itibarla anılan ilkelere uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir ( Mehmet Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 38, AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 441). 219. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması, taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması anlamına gelir ( Yaşasın Aslan [2. B], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Silahların eşitliği ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında dengenin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunmasını ifade etmekte olup bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delillerini sunma imkânı tanınmalıdır ( Yüksel Hançer [1. B.], B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18; AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 442). 220. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya katılımının sağlanması, gösterilen kanıtlardan ve sunulan görüşlerden bilgi sahibi olması, bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının kendilerine verilmesidir ( Taylan Özgür Tor , B. No: 2013/2454, 12/3/2015, § 43 ; Gökhan Büyükkahraman , [2. B.], B. No: 2019/17415, 2/2/2022, § 34). 221. Kamu güvenliği veya başkalarının haklarının korunması gibi haklı nedenlerin bulunması hâlinde hükme esas alınan kanıt ve belgelerin ilgili tarafa verilmemesi veya gösterilmemesi makul görülebilir. Ancak bu hâlde dahi hükme esas alınan belge kendisine verilmeyen tarafın savunma hakkında meydana gelen bu kısıtlamayı telafi edecek karşıt-dengeleyici imkânların söz konusu tarafa sağlanması gerekir. Bu bağlamda ilgili tarafın belge içeriğinden haberdar edilmesinin, buna karşı savunma ve itirazlarını mahkemeye sunabilme fırsatına sahip olmasının dengeleyici bir imkân olduğu söylenebilir ( Ayfer Atalmış , B. No: 2016/12198, 9/6/2020, § 35 ; Gökhan Büyükkahraman , § 35). 222. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda kişinin kamu görevine veya ilgili hizmete atanmaması hâlinde bu işleme karşı yargı yoluna başvurması mümkündür. Bu durumda istihbari nitelik taşıyan verilere yönelik dava konusu kurallarla getirilen güvencelere ilişkin istisnaların adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesi yönünden incelenmesi gerekir. 223. Anılan ilke bakımından yapılacak değerlendirmede ise yargılama sürecinde telafi edecek yöntemlerin bulunup bulunmadığı hususuna dikkat edilmelidir. 224. Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 10. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında istihbari nitelikteki verilerin de talep edilmesi hâlinde mahkemelere verileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla söz konusu bilgilerin ilgili tarafın talebi üzerine ya da mahkemelerce resen istenmek suretiyle yargılama kapsamında dava dosyasına sunulması zorunludur. Kanun, dava dosyasına giren bu verilerin veri sahibine gösterilmeyeceği, yargılama esnasında bu verilerin tartışılmayacağı yönünde sınırlayıcı bir hüküm de getirmemiştir. Dolayısıyla veri sahibinin yargılama esnasında istihbari nitelik taşıyan bu verileri görmesi ve bunları yargılamada tartıştırması mümkündür. 225. Bu bağlamda kanun koyucunun, söz konusu verilerin mahkemelerce değerlendirilmesine yönelik güvenceleri de öngördüğü anlaşılmaktadır. Nitekim Kanun kapsamında elde edilen verilerin atamanın veya alımın yapılacağı görevin gerektirdiği niteliklerle ilgisinin olması, yorum içermemesi ve olgusal bir temele dayanması, nesnel ve gerekçeli şekilde yazılı olarak ilgili mercilere sunulması gerekir. 226. Dolayısıyla kurallar kapsamında istihbari nitelikteki veriler ve millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerle ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep edebilmesi güvencelerinden istisna tutulmasında, bu nitelikteki verilerin yargılamaya konu edilmek suretiyle ilgili kişinin erişmesine, itiraz etmesine ve söz konusu bilgilerin doğruluğunu tartıştırmasına imkân tanınması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. 227. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 20. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. F. 7315 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 228. 7315 sayılı Kanun’un 10. maddesi kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin hükümleri düzenlemektedir. 229. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerin, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silineceği ve yok edileceği öngörülmüştür. 230. Maddenin (2) numaralı fıkrasına göre ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Anılan fıkrada yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 231. (3) numaralı fıkrada bu verilerle ilgili işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silme ve yok etme işlemi yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla mahkemelerin bu konudaki talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 232. Dava dilekçesinde özetle; güvenlik soruşturması kapsamında toplanan kişisel verilerin çoğunlukla istihbari nitelikte olduğu, herhangi bir hukuki kesinlik taşımayan, hazırlanışı itibarıyla öznel değerlendirmelere açık olan söz konusu verilerin silinme ve yok edilme güvenceleri kapsamı dışında bırakılmasının kişisel verilerin korunması ve kamu hizmetine girme haklarıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 17., 20., 25. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 233. 7315 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapan birimlerde bulunan ve istihbari faaliyete konu olmayan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması verilerinin iki yılın sonunda silinip yok edileceği düzenlenmektir. 234. Kural, istihbari faaliyete konu olmayan arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan birimlerde bulunan verilerin saklanma süresini ve bu sürenin sonunda verilerin silinip yok edileceğini düzenlemekte, güvenlik soruşturması kapsamında elde edilebilecek istihbari nitelik taşıyan verileri ise silme ve yok etme işleminden istisna tutmaktadır. 235. Buna göre arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan birimlerdeki istihbari nitelik taşımayan veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında ise dava açılması hâlinde bu verilerin, karar kesinleşmeden silinip yok edilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır. Bu bakımdan kuralın, konu ve süre yönünden herhangi bir belirsizlik içermediği açıktır. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan birimlerin de 7315 sayılı Kanun’da gösterilmiş olması nedeniyle istihbari nitelik taşıyan verilerin hangi birimlerde bulunanlarının silineceğinin düzenlendiği, bu kapsamda kuralın kanunilik ilkesini taşıdığı sonucuna varılmıştır. 236. İstihbari nitelik taşımayan verilerin belirli bir süre arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan birimlerde kalmasında meşru bir amacın olmadığı söylenemez. 237. Söz konusu verilerin belirli bir süre ilgili birimlerde saklanmasının kişilerin işlemler hakkında açabileceği davalara ilişkin olarak yürütülecek süreçler bakımından önem taşıdığı da açıktır. Nitekim kanun koyucu da bu durumları gözeterek dava açılması hâlinde verilerin, dava kesinleşmeden silinip yok edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bu bakımdan anılan sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiği açıktır. 238. Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacı bakımından bu tür verilerin belli bir süreyle sistemde saklanmasının elverişli ve gerekli olduğu, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde kamu hizmetine kabul edilip edilmeme bakımından verilen kararların yargı denetimine açık olduğu da gözetildiğinde kişilerin söz konusu verilere erişimi ve bunlarla ilgili bilgilendirilmesi hâlinde bu bilgilerin düzeltilmesiyle ilgili taleplerinin de olabileceği dikkate alındığında bu tür verilerin iki yıla kadar saklanmasının orantısız olduğu söylenemez. 239. Öte yandan kuralda istihbari nitelik taşıyan veriler bakımından bu tür verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin bir düzenleme öngörülmemiştir. Dolayısıyla bu tür verilerin saklanma koşulları ve akıbeti gibi konularda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. 240. Kuralda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerle ilgili olarak silinme ve yok edilme güvencesinden muaf tutulan istihbari nitelik taşıyan verilerin kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını karşıladığı anlaşılmaktadır. 241. İstihbari nitelik taşıyan verilerin silinme gibi kişisel verilere ilişkin bazı özel güvencelerden istisna tutulabileceği, kanun koyucunun bu tür verilerin saklanması yönündeki tercihinde meşru bir amacın bulunduğu açıktır. 242. İstihbari nitelik taşıyan verilerin silme ve yok etme işleminden istisna tutulmasının, başka bir ifadeyle istihbari nitelik taşıyan verilerin silinmemesinin kamu hizmetinin güvenli bir şekilde devamlılığı açısından gerekli olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kuralda öngörülen düzenlemenin meşru amaç bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kuralla istihbari faaliyetler kapsamında kalan kişisel verilerin söz konusu güvence kapsamı dışında bırakılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği söylenemez. 243. Öte yandan 6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında kalan kişisel veriler bu Kanun’un kapsamı dışında tutulmuştur. Buna karşın, 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında herhangi bir istisnaya yer vermeksizin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması esası kabul edilmiş ve bu verilerin, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılacağı hüküm altına alınmıştır. 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde belirtilen “ İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme ” güvencesinin 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla yapılan atıf gereği istihbari nitelik taşıyan veriler bakımından da geçerli olduğu açıktır. 244. Bu itibarla kural kapsamında istihbari faaliyete konu olan verilerin silinme ve yok edilme güvencelerinden istisna tutulmalarının, Kanun’da ve 6698 sayılı Kanun’da bu verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılması ayrıca bu verilerin öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi güvencelerinin öngörüldüğü gözetildiğinde ölçüsüz olduğu söylenemez. 245. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. G. 7315 Sayılı Kanun’un 12. Maddesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 246. 7315 sayılı Kanun’un 12. maddesinde devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü, iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ve meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları, araştırma ve soruşturmayı yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususların Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır. 247. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 5. maddesiyle gizlilik dereceleri, gizlilik dereceli belgelerin sınıflandırılması, oluşturulması, kullanım yerleri, muhteviyatı, güncelliği ve diğer hususların düzenlenmesi, 26/4/2022 tarihli ve 31821 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gizlilik Dereceli Belgelerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine bırakılmıştır. 248. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca gizlilik dereceli birim ve kısımlar ise kamu kurum ve kuruluşlarında anılan Yönetmelik hükümlerine göre çok gizli ve gizli gizlilik dereceli bilgi ve belgeleri oluşturan ve saklayan birim ve kısımlar olarak tanımlanmıştır. 249. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasına göre kamu kurum ve kuruluşları, gizlilik dereceli birim ve kısımları (1) numaralı fıkra gereğince belirler. Ancak tüm kamu kurum ve kuruluşlarının; teftiş ve denetim birimleri, personel birimleri, bilgi işlem birimleri ve özel kalem müdürlükleri gizlilik dereceli birimlerden sayılır. 250. Maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca kamu kurum ve kuruluşları tarafından (2) numaralı fıkra gereğince belirlenen gizlilik dereceli birim ve kısımlar Cumhurbaşkanlığına bildirilir. (4) numaralı fıkrada da Cumhurbaşkanlığına bildirilen birim ve kısımların (1) numaralı fıkra kapsamında olup olmadığı değerlendirildikten sonra uygun görülenlerin Cumhurbaşkanlığınca İçişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderileceği hüküm altına alınmıştır. 251. Anılan Yönetmelik’in 11. maddesinde ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında izlenecek yöntem düzenlenmiştir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 252. Dava dilekçesinde özetle; Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü alanlarda temel ilkeler, usul ve esaslar belirlenmeksizin düzenleme yapma yetkisinin yürütmeye bırakılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ve hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 20., 70., 124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 253. Anayasa’nın 7. maddesinde “ Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. ” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “ demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum ” olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir. 254. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 255. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 256. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 257. Kural, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının usul ve esaslarına ilişkin hususlar ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeleri Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmeliğe bırakmaktadır. 258. Gizlilik dereceli belgeler, birimler, hizmetler ve çalıştırılacak personelin kimler olacağı ile bu görev ve hizmetlere alınacak kişiler hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılma usul ve esasları, elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve korunması hususlarında 7315 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlarla temel ilke ve esasların belirlendiği, gerekli güvencelere ilişkin olarak belirli bir çerçeveye yer verildiği gözetildiğinde Cumhurbaşkanına yönetmelik çıkarma yetkisi verilen hususlara ilişkin olarak belirli bir kanuni çerçevenin oluşturulduğu anlaşılmaktadır. 259. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 2., 20., 70., 124. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 20., 70., 124. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. Ğ. 7315 Sayılı Kanun’un 13. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasıyla 1325 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 16. Maddenin, (4) Numaralı Fıkrasıyla 2692 Sayılı Kanun’un 7. Maddesine Eklenen On İkinci Fıkranın, (5) Numaralı Fıkrasıyla 2803 Sayılı Kanun’un 13. Maddesine Eklenen Yedinci Fıkranın ve (6) Numaralı Fıkrasıyla 4652 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 3. Maddenin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 260. 7315 sayılı Kanun’un “ Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler ” başlıklı 13. maddesi, pek çok farklı kanuna güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasıyla ilgili hükümler eklemekte veya mevcut hükümleri değiştirmektedir. 261. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasıyla 1325 sayılı Kanun’a ek 16. madde eklenmiştir. Söz konusu maddeyle Millî Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı düzenlenmiştir. 262. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı kuvvetleri Personel Kanunu’nun 11. maddesinde fakülte ve yüksek okulların ordunun muvazzaf subay kaynaklarından olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un 14. maddesi en az dört yıl süreli fakülte veya yüksekokulları başarı ile bitirenlerin anılan maddede sayılan şartlara ek olarak yönetmelikte öngörülen sınavlar ile uygulanacak temel askerlik eğitiminde başarılı olmak kaydıyla muvazzaf subay olarak nasbedileceklerini hüküm altına almaktadır. 263. 1325 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre de fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokullarından mezun olup da subay veya astsubay nasbedilmek için temel askerlik eğitiminin alınması gerekmektedir. 264. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (4) numaralı fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkrada Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı hüküm altına alınmıştır. 265. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (5) numaralı fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkrada, Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim öğrenim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı belirtilmiştir. 266. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (6) numaralı fıkrasıyla da 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddeye göre, Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile Akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı düzenlenmiştir. 267. Anılan Kanun’un 3. maddesinde Polis Akademisinin, emniyet teşkilatının memur, amir ve yönetici ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulduğu, Akademinin görevlerinden birinin de bu Kanun’da belirtilen amaç, nitelik ve Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve sorumluluklarına uygun olarak, mezuniyetten sonra verilecek görevleri yapabilecek, emrindeki personeli veya birimi eğitebilecek ve yönetebilecek düzeyde emniyet teşkilatına amir ve yönetici yetiştirmek olduğu, Akademinin bünyesinde ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim yapan polis meslek yüksek okulları ile polis meslek eğitim merkezlerinde polis memuru yetiştirilmesini sağlamak olduğu belirtilmiştir. 268. Buna göre dava konusu kurallarda geçen kurumlar adına, nam ve hesabına üniversite, yüksekokul, meslek yüksekokulu, enstitü gibi eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğretim görecekler hakkında öğrenciliğe kabul için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı anlaşılmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 269. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallar nedeniyle henüz hukuken çocuk sayılan veya çocukluk dönemini yeni tamamlamış bireyler hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması nedeniyle söz konusu kişilerin eğitim hakkından, dolayısıyla kamu hizmetine girme hakkından hukuka uygun olmayan nedenlerle mahrum bırakılacağı, bu suretle inançları, düşünce ve kanaatlerinin sorgulanacağı, kurallar kapsamındaki kişilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulmalarının eğitim öğrenim hakkını kullanan benzer kişilere göre aleyhlerine sonuçlar doğuracağı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 10., 24., 25., 26., 42. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 270. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 271. Dava konusu kurallarla, yükseköğretim öncesi ve yükseköğretim düzeyinde Millî Savunma Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Polis Akademisi nam ve hesabına eğitim göreceklerle ilgili olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı düzenlenmektedir. Söz konusu kişiler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağını düzenleyen kurallarla kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. 272. 7315 sayılı Kanun’da ve kurallarda arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının kapsamı, kimler tarafından ve nasıl yapılacağı, bu kapsamda elde edilen kişisel verilerin işlenmesi, kullanılması ve korunması hususlarında yeterli bir kanuni çerçevenin çizildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca kurallar, kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak hangi kurum ve kuruluşların nam ve hesabına ve hangi düzeyde eğitim ve öğrenim görecekler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağını tereddüde yer bırakmayacak şekilde düzenlemiştir. Bu itibarla kuralların kanunilik şartını sağladığı anlaşılmaktadır. 273. Millî savunma, millî güvenlik, kamu düzeninin tesisi gibi alanlarda hizmetin yerine getirilmesi sağlayacak nitelikte uzman kadroların oluşturulabilmesi bakımından söz konusu personelin yetiştirilmesi için hizmet verecek eğitim öğretim kurumlarına kabul edileceklerin, yükseköğretim kurumlarına alınacak diğer öğrencilerden farklı ve daha kapsamlı olarak araştırılmalarında kamusal bir yararın bulunduğu açıktır. Nitekim Anayasa’nın 5. maddesinde devlete yüklenen ödev doğrultusunda yerine getirilecek hizmetin niteliği, devletin bu öğrencilere yaptığı yatırım ve ayırdığı kaynaklar, söz konusu öğrencilerin diğer öğrencilerden farklı hukuki statüde (özlük hakları-mali haklar gibi) olması gözönünde bulundurulduğunda, millî savunma, millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması bakımından dava konusu kurallarda sayılan kurumlar adına eğitim öğrenim görecek kişiler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasında anayasal anlamda meşru bir amaç bulunduğu açıktır. 274. Anılan Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi kapsamında belirtilen gerekçeler uygun olduğu ölçüde bu kurallar yönünden de geçerlidir. 275. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 10., 42. ve 70. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10., 42. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 24., 25. ve 26. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. H. 7354 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “ …7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma… ” Bölümünün İncelenmesi 276. Dava konusu kuralın yer aldığı 7354 sayılı Kanun 10/10/2024 tarihli ve 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 36. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. 277. Açıklanan nedenle konusu kalmayan bölüme ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. I. 7078 Sayılı Kanun’un 39. Maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a Eklenen Ek 11. Maddenin B irinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” İbaresinin, 159. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (f) Bendinin, 160. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin ve (4) numaralı Fıkrasına Eklenen (h) Bendinin İncelenmesi 1. 1325 Sayılı Kanun’un Ek 11. Maddesinin B irinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” İbaresi a. 6771 Sayılı Kanun’la Yapılan Anayasa Değişikliğinin Yargısal Denetime Etkileri Hakkında Genel Açıklama 278. Dava dilekçesinde 7078 sayılı Kanun’la yapılan bir kısım düzenlemeyle ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiaları Anayasa’nın 8., 87., 104., 105., 124. ve 125. maddeleri çerçevesinde dile getirilmiştir. Anayasa’nın yürütme yetkisi ve görevi ile TBMM ve Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerinin düzenlendiği 8., 87. ve 104. maddeleri ve Cumhurbaşkanı’nın sorumluluk ve sorumsuzluk hâlinin düzenlendiği 105. maddesi, “ Yönetmelik ” kenar başlıklı 124. maddesi, yargı yolunun düzenlendiği 125. maddesi 9/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren 6771 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. 279. Dava konusu kuralların anayasallık denetiminde ölçü norm olarak değerlendirilebilecek anayasal hükümlerin iptal davasının açıldığı tarihten sonra yürürlükten kalkması veya değişikliğe uğraması nedeniyle kuralların ihdas edildiği ya da anayasal denetimin yapıldığı tarihte yürürlükte olanlardan hangisinin denetime esas alınacağının öncelikle değerlendirilmesi gerekir. 280. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında bir kuralın içerik bakımından Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi gereğince kural olarak denetimin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan anayasal normların ölçü norm olarak dikkate alınacağı, ancak anayasa yargısı denetimine tabi bir normun, ihdas edildiği dönemde geçerli olan yetki ve konu kuralları temel alınarak vücut bulması nedeniyle bu unsurlara ilişkin denetimin ise -yürürlükten kalkmış olsa dahi- o tarihteki anayasal normların esas alınarak yapılması gerektiği ifade edilmiştir (AYM, E.2022/82, K.2022/113, 28/9/2022, § 10; E.2018/122, K.2020/14, 19/2/2020, §§ 11, 12; E.2018/27, K.2020/49, 24/9/2020, § 6). 281. Dava konusu kuralların bir kısmı devletin yürütme yetkisi ile ilgili konularda düzenlemeler öngörmektedir. Kuralların ihdas edilmesi sürecinde yetki ve konu unsurları yönünden kapsam ve sınırlarının belirlenmesi ile ilgili olarak herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Dolayısıyla dava konusu kurallarla ilgili olarak içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılacağından denetim tarihindeki anayasal hükümlerin ölçü norm olarak dikkate alınması gerekmektedir. b. İptal Talebinin Gerekçesi 282. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla yürütmenin alanına giren konuda Cumhurbaşkanına düzenleyici işlem yapma yetkisinin tanındığı, Anayasa’nın 8. maddesinin önceki hâlinde yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak birlikte kullanılacağının düzenlendiği, Anayasa Mahkemesi kararlarında da bu yetkinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından ortaklaşa kullanılabileceğinin belirtildiği, kuralda ise söz konusu yetkinin kullanımının yalnız başına Cumhurbaşkanına bırakıldığı, bu durumun Anayasa’nın 6. maddesine aykırılık oluşturacağı, yine Anayasa’nın 124. maddesine göre Cumhurbaşkanının yönetmelik çıkarma yetkisi bulunmadığı hâlde kuralla bu imkânının tanındığı, Anayasa’nın Cumhurbaşkanını siyasal olarak karşı imza kuralı ile sorumsuz kıldığı, yürütme yetkisinin aslen sorumlu olan Bakanlar Kurulunda olduğu, kuralla verilen yetkinin Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler kapsamında değerlendirilemeyeceği, yönetmelik çıkarmanın idari işlem niteliğinde olduğu dikkate alındığında kuralla verilen yetkiye göre çıkarılan yönetmeliğe karşı dava açma imkânının da ortadan kaldırıldığı, Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’ye Bakanlar Kurulu ve bakanları denetleme yetkisinin verildiği, TBMM’nin bu yetkiyi Başbakanı denetleyerek kullandığı, kuralla bu yetkinin TBMM’nin elinden alındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 6., 8., 11., 36., 87., 104., 105. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 283. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir. 284. 1325 sayılı Kanun’un “ Milli Savunma Bakanlığı Görev ve Teşkilatı Hakkında Kanun ” biçimindeki adı, 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nin 23. maddesiyle “ Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar Ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ” şeklinde değiştirilmiştir. 285. Anılan Kanun’un ek 11. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine göre Millî Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin istihbarat hizmetleri MİT tarafından yürütülür. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde MİT’in, istihbarat istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıta içinde veya kıta dışında her türlü araştırmayı yapabileceği hükme bağlanmıştır. Fıkranın üçüncü cümlesi uyarınca ise bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Anılan cümlede yer alan “ …Cumhurbaşkanı… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 286. Kuralla, anılan maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesine ilişkin düzenleyici işlem niteliğinde olan ve MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliğin Cumhurbaşkanının onayıyla yürürlüğe gireceği öngörülmektedir. 287. Yürütme yetki ve görevini münhasır olarak yerine getiren Cumhurbaşkanının kendi görev alanıyla (Cumhurbaşkanlığı ve tüzel kişiliği olmayan bağlı kuruluşlar) ilgili olarak kanunların ve CBK’ların uygulanması amacıyla yönetmelik çıkarma yetkisine sahip olduğu açıktır (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, §§ 101-104). 288. Anayasa Mahkemesi 7078 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un ek 6. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “ ...İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından hazırlanıp Başbakanca... ” ibaresinin “ ...Cumhurbaşkanınca... ” şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kuralda geçen “ onaylama ” yetkisinin, onaylamanın işlemin oluşmasında kurucu bir unsur olduğunu ve Anayasa’da çıkarma olarak ifade edilen ibare ile aynı sonucu doğuran bir işlem niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 105). 289. Öte yandan Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği, 128. maddesinin ikinci fıkrasında da memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği güvenceye kavuşturulmuştur. Kuralda Cumhurbaşkanının onaylayacağı yönetmelikte düzenlenecek olan hususların MİT’in görev alanıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. 290. 2937 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında MİT’in ana hatlarıyla teşkilat birimlerinin düzenlendiği, 4. maddesinin birinci fıkrasında ise ayrıntılı olarak görev tanımlamasının yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla MİT birimlerinin görev yetki ve sorumluluklarının anılan hükümler çerçevesinde genel olarak tespit edildiği açıktır (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 263). 291. Kural uyarınca, MİT’in, güvenlik soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıta içinde veya kıta dışında her türlü araştırmayı yapabileceği, bu hususlara ilişkin usul ve esasların ise Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 1325 sayılı Kanun’a, 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla eklenen ek 16. maddeye göre, Millî Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. Öte yandan anılan Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri gözetildiğinde, MİT personeli hakkında yapılacak araştırma ve soruşturma işlemlerinin de söz konusu Kanun kapsamında gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu kapsamda Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin çerçevesinin de ilgili kanunlarla belirlendiği açıktır. 292. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması sonucu elde edilen verilere ilişkin olarak kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında 7315 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlarda temel ilke ve esaslar belirlenmiş ve gerekli güvencelere yer verilmiştir. 293. Dolayısıyla kural kapsamında MİT’e verilen yetkinin kullanılmasına yönelik usul ve esaslar ile bu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanına MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliği onaylama hususunda verilen yetkinin kanuni çerçevesinin çizildiği sonucuna varmak gerekir. 294. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralın Anayasa’nın 6., 8., 11., 20., 87., 104., 123. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle 6., 8., 11., 20., 87., 104., 123. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 36., 105. ve 125. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. 6191 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (f) Bendi ile Anılan Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (d) Bendi ve (4) Numaralı Fıkrasının (h) Bendi a. Anlam ve Kapsam 295. 6191 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sözleşmeli er olabilmek için aranan nitelikler belirtilmiştir. Anılan fıkranın dava konusu (f) bendinde ise güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanması, güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hâllerde ise arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması sözleşmeli er olmanın şartı olarak düzenlenmiştir. 296. Söz konusu Kanun’un 4. maddesinde ise gerekli şartları taşıyarak s özleşmeli er adayı olanların ön sözleşmeyle askerî eğitime alınacağı, askerî eğitimi başarı ile tamamlayanlarla dört yıldan fazla olmamak kaydıyla en az üç yıllık sözleşme yapılacağı, müteakip sözleşmelerin, bir yıldan az üç yıldan fazla olmamak şartıyla azamî yedi yıllık hizmet süresi sonuna kadar uzatılabileceği hükme bağlanmıştır. 297. Kurala göre kişilerin ön sözleşme ile er adayı olarak göreve başlamaları için ilke olarak arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanması gerekmektedir. Ancak kural kapsamında arşiv araştırması olumlu sonuçlananların güvenlik soruşturması henüz tamamlanmasa dahi göreve başlatılabilmeleri mümkündür. Güvenlik soruşturmasının ön sözleşme aşamasında olumsuz sonuçlanması hâlinde ise yine Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (d) bendi uyarınca sözleşmeli er adaylarının ön sözleşmeleri, süresinin bitiminden önce feshedilmektedir. Aynı şekilde anılan maddenin (4) numaralı fıkrasının dava konusu (h) bendinde ise güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde sözleşmeli erbaş ve erlerin sözleşmelerinin, sözleşme süresinin bitiminden önce feshedileceği hükme bağlanmıştır. 298. Dolayısıyla kişilerin ön sözleşme ile er adayı olarak göreve başlamaları için arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması yeterli görülmekle birlikte güvenlik soruşturmasının ön sözleşme aşamasında olumsuz sonuçlanması hâlinde kurallar kapsamında idarece ön sözleşmenin feshine karar verilebilecektir. Yine askerî eğitimini başarı ile tamamlayıp sözleşmeli er olarak atananların güvenlik soruşturmalarının olumsuz sonuçlanması durumunda da sözleşmelerinin feshi mümkün olacaktır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 299. Dava dilekçesinde özetle ; güvenlik soruşturmasında araştırılacak hususlarla ilgili temel ilkelerin belirlenmediği, bu kapsamda sözleşmeli er veya erbaş olmaya engel durumlar ile sözleşmenin feshini gerektiren hâllerin kurallarda öngörülmediği, kanunda genel çerçeve çizilmeden verilen yetkiye dayanılarak çıkarılan yönetmelikle söz konusu hususların düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bu durumun hukuk devleti ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı olduğu, kamu hizmetine girmede görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği, güvenlik soruşturmasında uygulanacak ölçütlerin nesnel, objektif, tarafsız ve zorunlu bir neden sonuç ilişkisi kurmaya elverişli olmadığı, bu durumda kişilere nesnel, eşit ve hakkaniyete uygun bir şekilde muamele edilemeyeceği, güvenlik soruşturmasında elde edilen bilgilerin tamamen idarenin subjektif değerlendirilmelerine bırakıldığı, bunun keyfi uygulamalara neden olacağı, güvenlik soruşturmasında kullanılan bilgilerin tamamının kişisel veri niteliğinde olduğu dikkate alındığında bu soruşturmanın tabi olduğu esas ve usullerin de kanunla düzenlenmesi gerektiği, özellikle güvenlik soruşturmasının temel unsurunu oluşturan istihbarat raporlarının hazırlanma sürecinin hukuki ve nesnel ölçütlerden uzak olduğu, bireylerin kişisel bilgilerden haberdar edilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme haklarının olduğu, 6698 sayılı Kanun’da yer alan güvencelerin güvenlik soruşturması için de uygulanabilir olduğu iddia edilse bile anılan Kanun’da istihbarı bilgilerinin istisna kapsamında olduğunun açıkça düzenlendiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7., 13., 20. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu 300. Kurallar, Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilecek sözleşmeli er olmak için güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanmasını, güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hâllerde ise arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanmasını, yine sözleşmeli er adaylarının ön sözleşmelerinin süresinden önce feshedilmesi ile sözleşmeli erbaş ve erlerin sözleşmelerinin süresinin bitiminden önce feshedilmesi için güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını şart olarak öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir. 301. 7315 sayılı Kanun’un; 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ” ibaresinin, 4. maddesinin (b), (c) ve (ç) bentlerinin ve 5. maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinin, 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin ve (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 302. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptalleri taleplerinin reddi gerekir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. V . YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 303. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. A. 1. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; a. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ”, “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” ibarelerine, b. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerine, c. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine, ç. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresine, d. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine, e. 8. maddesinin; i. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” ibaresine, ii. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine, f. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresine, g. 12. maddesine, ğ. 13. maddesinin; i. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddeye, ii. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkraya, iii. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkraya, iv. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddeye, 2. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; a. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresine, b. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendine, c. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendine ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendine, yönelik iptal talepleri 4/12/2024 tarihli ve E.2021/60, K.2024/200 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma…” bölümüne yönelik iptal talebi hakkında 4/12/2024 tarihli ve E.2021/60, K.2024/200 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 4/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VI. HÜKÜM A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; 1. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan; a. “ …gizlilik dereceli birimler ile… ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , b. “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler,... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , c. “...üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “…ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , b. (ç) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 3. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , b. i. (c) bendinde yer alan “ ... eylem birliği,... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , ii. (c) bendinin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 4. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 5. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 6. 8. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” ibaresinin, b. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 7. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 8. 12. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddenin, b. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın, c. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkranın, ç. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin , Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma…” bölümüne ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE , C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 2. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , 4/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Kanunun 4. maddesi ile bu maddenin b ve c bentlerinde arşiv araştırması kapsamında “kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. Öncelikle Kanunda öngörülen “arşiv araştırması”nın 3. madde uyarınca ilk defa veya yeniden memuriyete veya kamu görevine atanacaklar hakkında yapılacağına işaret etmek gerekir. Bu doğrultuda incelenen kurallarla bireyler hakkındaki aranma veya tahdit işlemlerinin tüm devlet kayıtlarından tespit edilerek araştırma dosyasına toplanması söz konusudur. Araştırmaya konu bilgiler bireylerin özel yaşamlarına ve kişisel verilerine ilişkin olduğundan kurallar ile Anayasa’nın 20. maddesinde özel yaşama saygı hakkı bağlamında güvence altına alınan kişisel verilerin korunması hakkına müdahale edilmektedir. 2. Ceza Muhakemesi Kanununa göre kişinin aranması, yakalama kararı veya ihzar denilen kararlar bakımından söz konusudur. Yani bir suç işlediği şüphesi ile ifadesine başvurulmak üzere çağrıldığında gelmediği durumda veya hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan kişi hakkında yakalama kararı verilecektir. Yine mahkemede tanık veya müşteki olanların çağrıya uymaması nedeniyle de yakalama/ihzar kararı verilebilecektir. Hatta kolluğun yakalama kararı verme yetkisi de oldukça geniştir (bkz. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, m. 5). Buna karşın düzenlemede kişi hakkındaki tahdit kararının hangi konuya ilişkin olduğu belirtilmemiştir. İlgili mevzuatta herhangi bir nedenle konulmuş olan tahditin sebebine, niteliğine bakılmaksızın arşiv araştırması kapsamında dosyasına aktarılması istenilmektedir. 3. Bilindiği üzere kişiler hakkındaki her türlü bilgi kişisel veri niteliğinde kabul edilmektedir (diğerleri arasında bkz. AYM 12.11.2015, E. 2015/32, K. 2015/102). Arşiv araştırmasına konu arama ve tahdit bilgileri de bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile kişisel verilerin korunması haklarına (Ay m. 20) müdahale teşkil etmektedir. Elbette anılan haklara sınırlama getirilebilir ve müdahale edilebilir. Ancak bu müdahalenin meşru sebebinin bulunması, demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olması da Anayasa’nın 13. maddesinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Bir kamu görevine girecek kimsede devletin genel olarak kamu görevinin ve özelde istihdam edileceği görevin gerektirdiği niteliklere özgü şartlar belirlemesi de kamu yararının bir gereğidir. Devletin bu araştırma ve soruşturmalarla istihdam edeceği veya belirli hizmetlerde bulunacak kimselerin Anayasa’ya ve anayasal hukuk düzenine saygı duyan dürüst bireyler olduğundan emin olmak istemesinde kamu yararının bulunduğu söylenebilir. Bu anlamda müdahalenin meşru amacının bulunduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte bir hukuk devletinde kamu görevine alınacak bireyler için aranacak koşulların belirli, öngörülebilir olması gerektiği gibi bu amaçla temel haklarına yapılacak müdahalenin ölçüsüz olmamasına, başka deyişle amaca elverişli olan en alt düzeyde müdahaleyi aşmamaya özen gösterilmesi gerekir. Öte yandan müdahalenin daha alt veya üst derecede olmasının belirlenmesi, korunmak istenen menfaat ile müdahale edilecek temel haklar arasındaki gereklilik boyutuna ilişkin bir ölçülülüğün gözetilmesini de zorunlu kılmaktadır. 4. Kanunun 3. maddesinde belirtildiği üzere gizlilik dereceli birimlerde görev yapacak olanlar, üst kademe yöneticileri ve milli güvenlik açısından önem arzeden birimlerde çalışacak kimseler bakımından gerek arşiv araştırması gerekse güvenlik soruşturmasından beklenen kamusal yarar daha üst düzeydedir. Bunlar bakımından devletin takdir alanının daha geniş olabileceği, müdahalenin daha üst düzeyde yapılabileceği söylenebilir. Ancak arşiv araştırması yalnızca bu grup için yapılmamakta, devletin yürüttüğü kamu hizmetinin istihdamında görev alacak her düzeydeki personeli kapsamaktadır. Bunlar hakkındaki müdahalenin demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu olup olmadığının belirlenmesinde daha alt düzeyde bir müdahale enstrümanının kullanılması yeterli olabilecektir. Buna karşın incelenen kurallarda, herhangi bir kamu görevinde istihdam edilecek bir kişinin arşiv araştırma dosyasına tabiri yerindeyse ilgili ilgisiz, gerekli gereksiz, hakkında ne bilgi varsa atılmaktadır. Dolayısıyla Kanunun 3. maddesinin ilk fıkrasındaki grup bakımından incelenen kuralların Anayasa’nın 20., 13. maddeleri bağlamında gerekli olmadığı ve iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. 5. Kanunun 5. maddesinin c bendinde güvenlik soruşturması kapsamında kişinin “Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği … içinde olup olmadığının” araştırılması öngörülmektedir. Okunduğunda kulağa mantıklı gibi görünen bu ibarenin esasında oldukça geniş ve sınırları belirsiz bir kapsamının bulunduğu görülmektedir. Bu düzenleme karşısında bir kimsenin herhangi bir saikle ve hiçbir suç veya terör örgütünün amaç ve eylemleriyle sempati kurmaksızın özgür düşüncesiyle yapacağı düşünce açıklamaları veya diğer eylemlerinin bu kapsamda görülmesi ve bir kamu görevine girmekten mahrum bırakılması söz konusu olabilecektir. Öte yandan eylem birliği kuralına dayalı olarak güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanan bir kimsenin yargı yoluna başvurmasının da bir sonuç doğurması mümkün olmayacaktır. Çünkü bu kural şeklen, kategorik olarak bir kimsenin eylemlerinin herhangi bir suç veya terör örgütünün eylemleriyle birlik arzetmesini soruşturmanın olumsuzluğu için yeterli görmektedir. Denetleyecek mahkemenin şeklen ortaya çıkan bu eylem birliğinin aslında masum bir anayasal hakkın kullanımı niteliğinde olduğunu ayırdetmesine imkan bulunmamaktadır. Dolayısıyla kural belirsiz olduğu gibi keyfiliğe karşı da bir güvence içermemektedir. Görüldüğü üzere esasında kural Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına müdahale oluşturmaktadır. Dahası bu müdahalenin meşru amacının bulunduğu kabul edilebilse dahi açıkladığımız nedenlerle kanunilik kriterini karşılamadığı gibi demokratik toplumda gerekli bir müdahale olarak da kabul edilemez. Bu nedenle Anayasa’nın 17., 13. maddeleri uyarınca iptal edilmesi gerekmektedir. 6. Kanunun 7. maddesinin 1 numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılacağı öngörülmektedir. Bu cümlenin maddenin bütünlüğü içerisinde yorumlanması gerekmektedir. Madde bir bütün olarak Değerlendirme Komisyonu’nun kuruluşunu ve görevlerini düzenlemektedir. Ne var ki gerek incelenen kuralda ve gerekse maddenin diğer fıkralarında Değerlendirme Komisyonu’nun, ilgili hakkındaki arşiv araştırması veya güvenlik soruşturması dosyasında yer alan bilgileri hangi kriterler etrafında değerlendireceği konusunda bir düzenleme yer almamıştır. Başka deyişle kuralda Komisyonun görevini yaparken esas alabileceği hiçbir kriter bulunmamaktadır. Bu durum ise uygulamanın ilgililerin sübjektif görüşleri etrafında yürümesine yol açacaktır. Bu nedenle keyfiliğe kapı açılmıştır. Karşı görüş olarak bunun ilgili kanun ve mevzuatta yer aldığı ve Komisyonun buna göre değerlendirme yapacağı ileri sürülebilir. Bununla birlikte incelenen Kanun ile arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının yapılmasına ilişkin bütün kurallar ilk kez ve özel olarak düzenlenmektedir. Komisyonun, ne derece var olduğu belirsiz diğer mevzuattaki kriterleri dikkate alacağının soyut olarak ileri sürülmesi bu gerekliliği karşılamaya yetmemektedir. Değerlendirmeye ilişkin temel kriterlerin kuralda yer almaması nedeniyle kamu görevine girme istemi bu nedenlerle reddedilen bireylerin açacakları davalarda mahkemelerin denetimi hangi yönden yapacakları da belirsiz hale gelmektedir. Açıkladığımız gerekçelerle kuralın belirsizliği ve keyfiliğe karşı güvenceler içermemesi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine aykırılık dolayısıyla iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. 7. Kanunun 12. maddesi ile arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasıyla ilgili usul ve esasların Cumhurbaşkanlığı tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenleneceği öngörülmektedir. Şüphesiz Anayasa’nın 124. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı’nın Kanunun uygulanmasını sağlamak amacıyla yönetmelik düzenleme yetkisi vardır, hatta bu Kanun özelinde bunun gerekli olduğu da söylenmelidir. Bununla birlikte konunun, Kanunun 7. maddesindeki kurala ilişkin iptal düşüncemizde sözü edilen gerekçeler etrafında ele alınması gerekir. Değerlendirme Komisyonu’nun ilgililer hakkındaki araştırma ve soruşturma bilgilerini hangi kriterlerle değerlendireceklerinin belirlenmemesi karşısında, bunun uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmeliğe bırakılması, özel yaşama saygı ve kişisel verilerin korunması hakkı ile kamu görevine girme hakkıyla ilgili olarak kanunda çerçevesi belirlenmeyen en temel konularda idareye düzenleme yetkisi verilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 7., 20., 70. maddelerine aykırılık nedenleriyle iptal edilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞI OY GEREKÇESİ 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…gizlilik dereceli birimler ile… ” İbaresi; 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi; (c) Bendi; ç) Bendinin; 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendi; 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında yer alan “ “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” İbaresi; 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesi ve 12. Maddesi hakkındaki çoğunluk görüşüne üyeler Yusuf Şevki Hakyemez, Selahattin Menteş ve Kenan Yaşar’ın karşıoylarında belirttikleri gerekçelerle katılmıyorum. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1.Mahkememiz çoğunluğunun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun aşağıda ele alacağım maddelerinin, 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Milli Savunma Bakanlığı Görev ve Teşkilatı Hakkında Kanun’a eklenen ek 11. maddede yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi, 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi ile (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendi ile ilgili gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde ulaştığı iptal isteminin reddi şeklindeki kanaatlere sıraladığım gerekçelerle katılmamaktayım. A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; a. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler ile… ” ibaresi: 2.İptali istenen ibarenin yer aldığı fıkrada kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimlerde istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı düzenlenmektedir. 3.Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı gizlilik dereceli birimlerde istihdam edilenler şeklindeki ibarenin kamu hizmetine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği noktasında bir kuşku bulunmamaktadır. Mahkememiz çoğunluğu bu ibare ile getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunla sınırlama konusunda belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşmıştır (§ 39). 4.Çoğunluk kararında bu sonuca ulaşılırken ilk olarak anılan fıkrada, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak kişiler tespit edilirken kurumlardan ve birimlerden hareket edildiği ancak bunun yanında dava konusu ibarelerle çalışılan kurum veya kuruluşu değil birimi esas alarak ikinci kategorideki kişilerin kimler olacağının düzenlenmekte olduğuna işaret edilmiştir. Dolayısıyla da dava konusu ibarelerin, kamu kurum ve kuruluşlarındaki gizlilik dereceli birimleri kapsadığı sonucuna ulaşılmıştır (§ 37). 5.Akabinde ise her kurum ve kuruluşun teşkilat yapısının farklı olabileceği gözetildiğinde kanun koyucunun hangi birimlerde çalışanlar hakkında güvenlik soruşturması yapılacağını tek tek belirlemesinin güçlüğünün ortada olduğuna işaret edilerek Kanun’da genel çerçeve çizildikten sonra bu belirlemenin teknik bir mesele olması ve güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye bırakılmasında sakınca bulunmadığı değerlendirilmiştir (§ 38). 6.Çoğunluk kararına göre; “Bu bağlamda Kanun’la oluşturulan sistemde gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu hususunda belirli bir çerçevenin çizildiği görülmektedir. Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu hususa ilişkin olarak konulan ölçüt bazı bilgi ve belgelere sahip olma ölçütüdür. Bu bilgi ve belgeler, kurum ve kuruluşlarda yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerdir. Bu tür bilgi ve belgeleri bulunduran birimler ise gizlilik dereceli birimlerdir” (§ 39). 7.Her ne kadar çoğunluk kararında dava konusu ibarenin önünde yer alan “ kurum ve kuruluşlarda yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ” ibaresinin belirliliği sağlamada kanuni dayanak olarak görüldüğü belirtilse de gerek kuraldaki düzenleniş biçimi ve gerekse hangi birimlerde çalışanların bu kapsamda olduğunu tek tek belirlemenin güçlüğü nedeniyle belirlemenin yürütmeye bırakılması şeklinde ortaya konulan gerekçe sorunludur. Zira ibarenin önünde yer alan yukarıda aynen alıntılanan ifadeler gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu noktasında Anayasa Mahkemesi kararlarında aranan standarttaki belirliliği karşılamaktan uzaktır. 8.Öte yandan bu Kanun’un uygulamasını göstermek amacıyla Cumhurbaşkanınca çıkarılan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik, “ Gizlilik dereceli birim ve kısımlar” başlıklı 6. maddenin (2) numaralı fıkrasında bu belirliliği sağlama noktasında aynen şu hükme yer vermiştir: “ Kamu kurum ve kuruluşları, gizlilik dereceli birim ve kısımları birinci fıkra gereğince belirler. Ancak tüm kamu kurum ve kuruluşlarının; teftiş ve denetim birimleri, personel birimleri, bilgi işlem birimleri ve özel kalem müdürlükleri gizlilik dereceli birimlerden sayılır”. 9.Görüldüğü üzere Yönetmelik hükmü, bir yandan gizlilik dereceli bazı birimleri Yönetmelik’te saymakta, ancak diğer taraftan ise Yönetmeliğin bu maddesinin birinci fıkrasındaki “Gizlilik dereceli birim ve kısımlar, kamu kurum ve kuruluşlarında Gizlilik Dereceli Belgelerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre ‘çok gizli’ ve ‘gizli’ gizlilik dereceli bilgi ve belgeleri oluşturan ve saklayan birim ve kısımlardır.” hükmü gereğince kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları belirleyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu Kanun’da yeterince belirlenmediği gibi Cumhurbaşkanınca çıkarılan Yönetmelik’le de tam olarak belirlenmemiş, Yönetmelik’te belirlenenlere ek olarak kamu kurum ve kuruluşlarınca da belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 10.İbarenin Anayasa’ya uygunluğunun denetimi noktasında kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren kuralın belirliliğinin mutlaka kanun hükümleri ile sağlanmasının gerekliliği, burada düzenlenen konunun güvenlik soruşturması gibi temel hak ve özgürlüklere müdahale potansiyeli daha yüksek bir konu olmasıyla doğrudan ilgilidir. 11.Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında vurgulandığı üzere bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekmektedir (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 41; E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 13). 12.Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). 13.Yine bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran kuralların Anayasa’ya uygunluğunu denetlerken Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında aranan kanunilik şartını oldukça katı biçimde uygulamaktadır. 14.Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere müdahale eden ve belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayan bir kanunun varlığı, Anayasa Mahkemesi içtihadında da vurgulandığı üzere yürütme ve yargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalmasını ve hukuk düzeninde Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan (bkz.: Şerafettin Can Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49) fevkalade önemli bir güvence konumundadır. 15.Bu açıdan bakıldığında kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralın belirliliği ve öngörülebilirliğinin kanun hükümleri ile sağlanması zorunludur. Buna rağmen dava konusu ibarenin yer aldığı fıkrada veya Kanun’un başka yerlerinde bu konuda Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında kanunilik şartını sağlayabilecek nitelikte bir belirliliğin ortaya konulduğunu söylemek mümkün değildir. 16.Gizlilik dereceli birimlerin belirliliğinin kanunla karşılanmamış olmasının en önemli sakıncası ise yürütmenin ve hatta yukarıda zikredilen Yönetmeliğin 6. maddesinin de verdiği yetki ile farklı idarelerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi olacakların kapsamını zamanla genişletebilmesi ve böylece kanun koyucunun hedeflemediği alanlara kadar bu uygulamayı yayabilme ihtimalidir. 17.Bu bağlamda çoğunluk kararındaki “ bu belirlemenin teknik bir mesele olması ve güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye bırakılmasında kanunilik ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamakta” (§ 38) olduğuna ilişkin gerekçe, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik güvencesini dışlayarak idarenin zamanla güvenlik soruşturmasının kapsamını öngörülemeyecek biçimde genişletmesine imkan sağlayacaktır. 18.Zira Anayasa Mahkemesi, tam da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi bağlamında hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ile ilgili bir konu olduğunda belirliliğin de mutlaka kanun hükümlerine dayalı biçimde sağlanması gerektiğini, bu konuda idareye belirliliği sağlama yetkisinin devredilmesinin kanunilik güvencesini işlevsiz bırakacağını ifade etmektedir (bkz.: Şerafettin Can Atalay (2) , § 49). Mahkememiz çoğunluğu bu belirlemenin güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye bırakılmasında kanunilik ilkesi yönünden sorun bulmamakla önceki içtihadıyla da açıkça çelişen biçimde temel hak ve özgürlüklerin idare tarafından kolaylıkla sınırlandırılabilmesine kapıları aralamış olmaktadır. 19.Dolayısıyla insan haklarının korunması noktasında bir güvence olması gereken Anayasa Mahkemesinin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi konusundaki yerleşik içtihadı ortada iken bu biçimdeki bir yorumla kuralı Anayasa’ya uygun bulması Mahkemenin işlevi ile de temelden çelişmektedir. Çoğunluk kararında kanunilik konusundaki hukuken sorunlu bu yaklaşım, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun aşağıda ele alacağım diğer maddelerinde de sıklıkla kendisini göstermektedir. Bu yaklaşım nedeniyle bu dosyada iptali gerektiği kanaatinde olduğum birçok kuralda Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik ilkesi ile ilgili oluşturduğu standart hiçbir anlam ifade edememiş olmaktadır. 20.Öyle ki bu dosyada Mahkememiz çoğunluğunun kanunilik konusundaki hukuken fevkalade sorunlu yaklaşımı, karşıoy yazdığım aşağıdaki diğer kurallarda da sıklıkla görüleceği üzere bir yandan Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisini aşarak denetlediği kanun hükümlerinin açık olan anlam ve kapsamını dahi değiştirebildiği bir aşamaya kadar gidebilmektedir. 21.Öte yandan yine çoğunluk kararındaki yaklaşım, kanunilikle ilgili olarak dava konusu kuralların belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayıp sağlamadığı ve temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren kurallarda kamu otoritelerinin kötüye kullanımlarına karşı güvencelere ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlemlere yer verilmesi zorunluluğunu arayan Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadından kolaylıkla sapılabildiğini göstermektedir. (Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki içtihadında kamu otoritelerinin kötüye kullanımlarına karşı güvencelere ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlemlere yer verilmesi zorunluluğunu ortaya koyan bazı kararları için bkz.: AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 169-173; E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 29; E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 14; Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 90; Ümit Karaduman, B. No: 2020/20874, 2/2/2022, §§ 64-72). 22. Dava konusu kuralların iptali isteminin reddi sonucuna ulaşma sürecinde Mahkememiz çoğunluk kararında gözlemlenen bu içtihadi çelişki, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik açısından sorunlu olduğu gibi kanunların Anayasa’ya uygunluğunun yargısal denetiminde Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan demokratik hukuk devletindeki varlık nedeni ile de bağdaşmamaktadır. 23.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik şartının sağlanamaması nedeniyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren dava konusu ibarenin Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. b.3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler… ” ibaresi: 24.Dava konusu ibare ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenlerin de güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı öngörülmektedir. Çoğunluk kararında Anayasa’nın 70. maddesindeki kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın kanunilik açısından sorun taşımadığı, meşru amacının bulunduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı belirtilmiştir. 25.Kanaatimizce de kuralda kanunilik noktasında bir sorun bulunmamaktadır. Dava konusu ibare açık biçimde kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak tüm öğretmenlerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulacağını düzenlemektedir. Kuralın meşru amacı ile ilgili bir Anayasa’ya aykırılıktan da bahsedilemez. 26.Bununla birlikte kuralın eğitim hizmeti bağlamında öğretmenlik mesleğinin önemine binaen çoğunluk kararında belirtilen meşru amaç olan eğitim öğretim hizmetlerinin belirtilen niteliklere uygun standartta verilebilmesi noktasında “gereklilik” koşulunu sağlamada bir yönü ile sorunlu olduğunu ifade etmek gerekir. 27.Elbette ki kanun koyucu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şeklindeki bir yükümlülüğü kamu hizmetine girecek kişiler için bir şart olarak öngörebilir. Kanun koyucunun hangi kamu hizmetlerinin bu kapsama alınıp hangilerinin kapsam dışında tutulacağı konusunda da geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. 28.Bununla birlikte bu konuda gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde güvenlik soruşturması kapsamına alınan kamu hizmeti ile ilgili olarak getirilen bu yükümlülüğün kamu hizmetine girme hakkını sınırlandırması nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerle çelişmemesi önem arz etmektedir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili çıkarılan bir kanunda Anayasa Mahkemesinin gerçekleştireceği denetimde odaklanması gereken husus bununla sınırlı olmak durumundadır. 29.İlk ve orta öğretimdeki çocukların ve gençlerin eğitim hizmetinden mevzuatta öngörülen standartta faydalanabilmesi noktasında kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerde aranacak şartların özel okullarda istihdam edilen öğretmenlerde de aynı şekilde bulunması gerektiği izahtan varestedir. Zira Anayasa’nın eğitim ve öğrenim hakkının düzenlendiği 42. maddesi de dikkate alındığında kamu veya özel okul ayırımı olmaksızın ilk ve orta dereceli okullardaki eğitimin müfredatı ve temel amacının farklı olmadığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle özel okullarda çalışan öğretmenlerin göreve alınması aşamasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulmazken, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenlerin, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasına tabi tutulması dava konusu kuralı ölçülülük ilkesinin alt ilkelerinden “gereklilik” yönü ile hukuken sorunlu hale sokmaktadır. 30.Dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şeklindeki bir uygulamanın sunulan kamu hizmetini esas alarak bu hizmetin sunumunda çalışacak tüm öğretmenlere uygulanması şeklindeki bir düzenleme ancak kuralın gereklilik koşulunu sağlayabilecektir. Nitekim çoğunluk kararında kuralın meşru amacı olarak ortaya konulan hususların (§§ 56-57) kamu veya özel ayrımı yapılmaksızın tüm öğretmenlerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bakımından aynı kurala tabi tutulmalarını gerekli kılmaktadır. 31.Anayasa’nın 42. maddesinde eğitim ve öğrenim hakkı ile ilgili olarak konumuz bağlamında eğitim ve öğretimin devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağı, devlet okullarında parasız olduğu ve özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esasların devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Dolayısıyla eğitim öğretim hizmeti bir bütün olmasına rağmen özel okullarda görev yapan öğretmenler bakımından güvenlik soruşturması yapılması gerekli görülmezken kamuda görev yapanların bu kapsama alınması, kanun koyucunun kamudaki öğretmenler bakımından güvenlik soruşturması yapılmasının gerekliliğini sorunlu hale getirmektedir. 32.Burada akla belki 7315 sayılı Kanun’la güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının sadece kamuda görev yapacak kişiler için öngörüldüğü hususu gelebilir. Ancak Kanun’un bu yaklaşımı benimsemediğini de belirtmek gerekir. Nitekim dava konusu ibarenin yer aldığı fıkrada statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı öngörülmektedir. 33.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle dava konusu ibarenin ölçülülük ilkesi bağlamında gereklilik koşulunu sağlamadığı için Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. c.4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “b” ve “c” bentleri: 34.Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırması konusu düzenlenmekte olup arşiv araştırması bağlamında (1) numaralı fıkranın “b” bendinde “k işinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının”, “c” bendinde ise “kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının” mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. 35.Dava konusu bentlerdeki “k işinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı” ve “kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığı” hususlarının kişisel veri olarak kabul edilmesi nedeniyle kuralların öncelikle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirdiği açıktır. Dolayısıyla Anayasa’ya uygunluk denetiminin de bu hak yönünden yapılması gerektiği şeklindeki çoğunluk kararına katılmaktayım. 36.Bu bağlamda kurallarla öngörülen sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında kanunla sınırlama şartını sağlayıp sağlamadığı önem arz etmektedir. 37.K işinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı şeklindeki düzenlemeye bakıldığında kuralın bu düzenleniş biçimi ile kişinin kolluk tarafından aranmasına sebebiyet veren tüm aramaları kapsamına aldığı anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yakalama araması, delil araması ve suç isnadına bağlı arama gibi farklı türde aramalar söz konusu olabilmektedir. Suç isnadına bağlı arama da farklı suçlara yönelik olarak söz konusu olabilir. Bunun gibi başka kanunlarda da arama ile ilgili düzenlemeler söz konusu olabilmektedir. Söz gelimi uygulamada sıklıkla karşılaşılan önleme araması ve hükmün infazı için arama da birer farklı arama türüdür. Dolayısıyla dava konusu kuralın bu yönü ile oldukça geniş bir kapsama sahip olduğu görülmektedir. 38.Oysa çoğunluk kararında Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca gerçekleştirilen kanunilik denetiminde kuralın belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliği ile ilgili bir sorun bulunmamıştır. Bununla birlikte çoğunluğun bu yaklaşımı dava konusu hükmün çoğunluk kararında belirtilenin aksine daha geniş bir kapsama sahip olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kanunilikle ilgili içtihadında ortaya koyduğu standartla çelişmektedir. 39.Bu açık standarda rağmen Mahkememiz çoğunluğu “k işinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı” biçimindeki hiçbir istisnaya yer vermeyen genel nitelikteki dava konusu hükmü “arşiv araştırmasıyla amaçlananın kişinin temel olarak kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından risk teşkil edip etmediğinin tespiti olduğu gözetildiğinde kuralla kişi hakkındaki her türlü aramanın değil bir suç soruşturması ve kovuşturması kapsamında bir aramanın var olup olmadığının tespitinin hedeflendiği anlaşılmaktadır.” (§ 99) şeklinde kabul etmiştir. 40.Denetlenen kanun hükmü açıkça genel bir ifade kullanmış ve madde gerekçesinde farklı bir açıklamaya yer verilmemiş iken Anayasa Mahkemesinin kuralı arşiv araştırmasının amacını ön plana çıkararak sadece suç isnadına bağlı arama şeklinde kabul etmesi açıkça kanun koyucunun iradesini değiştirmek anlamı taşımaktadır. Zira kanun koyucu kuralı sadece suç isnadı kapsamdaki bir arama olarak ihdas etmek amacı taşısaydı bunu pekala bu şekilde düzenleyerek ifade edebilirdi. 41.Önemle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya uygunluk denetimindeki yetkisi kuralın anlamını değiştirmek değil kuralı esas alarak denetlenen bu kuralın Anayasa’ya uygun olup olmadığını tespit etmektir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki yaklaşım Anayasa Mahkemesini adeta kural koyucu konumuna koymakta olup bunun Mahkemenin denetim yetkisinin kapsamı ile bağdaştırılması mümkün değildir. 42.Görüldüğü üzere esasında kuralda kanunilik bağlamında belirlilikle ilgili bir sorun bulunmamasına rağmen çoğunluk kararındaki yaklaşım kanunilik noktasında sorunludur. Denetlenen kuralın kendisi belirli, erişilebilir ve öngörülebilir bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla bu aşamadan sonra kuralın meşru amacı ve ölçülülük ilkesine uygunluğunun denetlenmesi gerekmektedir. 43.Kuralın, arşiv araştırmasının getirilmesindeki temel hedef bağlamında kamu düzeninin sağlanması şeklinde meşru bir amacı bulunmaktadır. Bununla birlikte ölçülülük ilkesi bağlamındaki denetimde, arşiv araştırması sürecinde hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm kolluk aramalarının mevcut kayıtlardan tespit edilmesinin elverişli bir araç olsa bile gereklilik ölçütü ile bağdaştırılmasının mümkün olmadığı açıktır. Zira suç isnadı dışındaki diğer aramaların ve hatta kategorik olarak suç isnadı altındaki tüm aramaların arşiv araştırması sürecinde ortaya konulması kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bağlamında gereksiz biçimde bazı kişisel verilerinin Değerlendirme Komisyonunun önüne getirilmesine sebebiyet verecektir. 44.Bu başlık altında ele alınan ikinci kural olan “c” bendinde de “b” bendindeki sorunun aynısı mevcuttur. Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “c” bendinde arşiv araştırması yapılan “kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının” mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. 45.Bu bentteki kuralın anlam ve kapsamına bakıldığında kuralın düzenleniş biçimi itibariyle hiçbir istisnaya yer vermemesi ve kategorik olarak kişi hakkındaki herhangi bir tahdit olup olmadığını kayıtlardan tespit etmeyi öngörmesi nedeniyle esasında bu bentte de kanunilik boyutu ile bir belirsizliğin olmadığı açıktır. Dolayısıyla arşiv araştırması sürecinde bu hükme göre kişi hakkındaki tüm tahdit işlemlerinin tespiti gerekmektedir. 46.Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluk kararında kuralın kanuniliği ile ilgili yapılan değerlendirmede bu kuralın anlamı da farklı biçimde ortaya konulmuştur. Tahdit işlemine ilişkin olarak kuralla getirilmiş herhangi bir sınırlama bulunmamasından hareketle tahdit işlemlerinin tamamının kural kapsamında kaldığı açık olmakla birlikte çoğunluk kararında arşiv araştırmasıyla kişinin milli güvenlik ve kamu düzeni açısından kamu görevini yerine getirmesi noktasında herhangi bir tehdit yaratıp yaratmadığının tespit edilebilmesi amaçlandığından kuralda yer verilen tahdit ifadesinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (§ 101). 47.Bu görüşe katılmak mümkün olmadığı ve kuralın kanunilik noktasında belirsiz olmadığı kanaatinde olduğumdan kuralın meşru amacı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir sınırlama boyutuyla yukarıda “b” bendinde yapılan değerlendirmelerin burada da geçerli olduğunu ifade etmek gerekir. Dolayısıyla dava konusu “c” bendi de arşiv araştırması sürecinde kişisel verilerin tümüne gerekli olmayan bir müdahalede bulunmaktadır. 48.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “b” ve “c” bentlerinin ölçülülük ilkesine uygun sınırlama koşulunu sağlamadıkları için Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. ç.4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ç” bendi ve 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresi: 49.Arşiv araştırması konusunun düzenlenmekte olduğu Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ç” bendinde “kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların” mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. 50.Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” şeklindeki dava konusu ibare ile de güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden aynı zamanda bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili oldukları hüküm altına alınmaktadır. 51.Dolayısıyla dava konusu bent ve ibarelere bakıldığında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılması sürecinde kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin beşinci ve 231. maddesinin on üçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların dikkate alınması ön plana çıkmaktadır. 52.Dava konusu bent ve ibarenin kapsamına bakıldığında burada düzenlenen bilgilerin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel verilerle doğrudan ilgili oldukları görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu kurallarla bu kapsamdaki kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik birer sınırlama niteliğindedir. 53.Dava konusu “ç” bendinde ilk olarak arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararlarının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. Kanun’da “kesinleşmiş mahkeme kararları” ile ilgili başka hiçbir belirleme yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkeme kararlarının içerisinde mahkumiyet kararları olabileceği gibi beraat kararları, düşme kararları, ceza verilmesine yer olmadığına dair karar veya başka kararlar da dahil edilebilir. Öte yandan yine kuralın düzenleniş biçimi itibariyle kişi hakkındaki sadece ceza davaları değil hukuk davaları ve hatta idari davaların da bu kapsamda görülmesi mümkündür. 54.Kanun’da hiçbir belirleme yapmaksızın arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş tüm mahkeme kararlarına yer verilmesi kanunilik noktasında ciddi sorunlara sebebiyet verebilecek, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına Anayasa’ya aykırı müdahalelere ve dolayısıyla farklı dönemlerde hak ihlallerine sebebiyet veren keyfi uygulamalara yol açabilecektir. 55.Bu bağlamda her ne kadar çoğunluk kararında, “ç” bendindeki tüm kurallardan da hareketle anılan bentte hangi tür ve kapsamda alınan kararların hangi araştırma çerçevesinde tespit edileceğinin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği ve söz konusu bendin kapsamına aldığı yargısal kararların ceza yargılaması ile ilgili olduğu açık olduğundan kişi hakkındaki adli ve idari yargıdaki kararların arşiv araştırmasına konu edilmediğinin anlaşılmakta olduğuna vurgu yapılarak kuralda kanunilik bağlamında bir sorun olmadığı sonucuna ulaşılmakta ise de (§ 144) bu görüşe katılmak mümkün değildir. 56.Bir önceki başlıkta denetlenen kurallarda da belirtildiği gibi burada da dava konusu ibaredeki açık hükme rağmen Anayasa Mahkemesi çoğunluğunun söz konusu bendin kapsamına aldığı yargısal kararların sadece ceza yargılaması ile ilgili olduğu biçimindeki yaklaşımı esasında kanun koyucunun iradesini değiştirmek ve böylece kural koyucu konuma geçmek anlamı taşımaktadır. Oysa kanun koyucu kuralı sadece ceza yargılaması biçiminde ihdas etme düşüncesinde olsaydı kuralın lafzını bu şekilde düzenleyebilirdi. 57.Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya uygunluk denetimindeki yetkisi denetlediği kuralın açık anlamını değiştirmek değil metin olarak yazılı kuralı esas alarak bu kuralın Anayasa’ya uygun olup olmadığını değerlendirmektir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki yaklaşımın Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin kapsamı ile bağdaştırılması mümkün değildir. 58.Dava konusu “ç” bendinde ikinci olarak arşiv araştırmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında alınan kararların da mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. Bahse konu 171. maddenin beşinci fıkrasında kamu davasının ertelenmesi düzenlenmektedir. 59.Bunun yanında aynı bentte üçüncü olarak yine arşiv araştırmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin on üçüncü fıkrası kapsamında alınan kararların da mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. 231. maddenin on üçüncü fıkrasında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı düzenlenmektedir. 60.Kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kesinleşmiş mahkumiyet kararları anlamına gelmediği açıktır. Bu açıklığa rağmen kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları esas alınarak arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması süreçlerinde olumsuz değerlendirme yapılmasının önünde bu yönü ile kişiler açısından bir güvence sayılabilecek hükme yer verildiği görülememektedir. 61.Oysa Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi ile ilgili içtihadında da bu boyutla ilgili ifade edildiği üzere temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran kanunun hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması yanında ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekmektedir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, § 153). 62. Bu yönü ile dava konusu “ç” bendinin ve “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin kanunilik yönü ile Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatindeyim. 63.Esasında dava konusu “ç” bendinde düzenlenen hususlar hem arşiv araştırması bağlamında kullanılacak hem de bu başlık altında denetlenen dava konusu ibarede “ç” bendine yapılan atıf nedeniyle bu hususlar güvenlik soruşturması sürecinde de göz önünde bulundurulacaktır. 64.Bu kapsamıyla düşünüldüğünde dava konusu ibarelerdeki kanunilik bağlamındaki sorunun daha önemli olduğu görülecektir. Zira arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması sürecinde hem kişi hakkında verilen kesinleşmiş her mahkeme kararı hem de kişi hakkında verilen kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları değerlendirmede dikkate alınacaktır. 65.Bir an için burada özellikle de dava konusu “ç” bendinin en sonunda “olgular” kavramına yer verilmesinden hareketle mahkeme kararlarının değil sadece olguların arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasında dikkate alınacağı yorumu akla gelebilirse de dava konusu kuralların düzenleniş biçimine bakıldığında bu görüşü savunmak mümkün değildir. 66.Birinci olarak dava konusu “ç” bendinin düzenleniş biçiminde kesinleşmiş mahkeme kararlarına, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yer verilmekte, sonrasında ise ayrıca kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturma kapsamındaki olgulara değinilmektedir. Dolayısıyla kuraldan “olgular”ın sadece kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturma kapsamında esas alınabileceği söylenebilir. 67.İkincisi ve daha da önemlisi ise dava konusu diğer ibare olan Kanun’un 6. maddenin (2) numaralı fıkrasındaki ibare güvenlik soruşturmasında “olgular”a değil doğrudan “karar”lara atıf yapmaktadır. Bu nedenle dava konusu kurallarda doğrudan mahkeme kararlarına dayalı biçimde güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yapılabileceği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. 68.Hal böyle olunca dava konusu kuralların aynı zamanda Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkeler yönü ile de incelenmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen ve masumiyet karinesi olarak da anılan ilke gereği suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamayacaktır. 69.Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması sürecinde dava konusu ibarelerde belirtildiği üzere kişi hakkında kesinleşmiş tüm mahkeme kararları ile kişi hakkında verilen kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararlarının dikkate alınması masumiyet karinesini ihlal edebilecektir. 70.Bilindiği üzere masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz ( Turgut Duman , B. No: 2014/15365, 29/5/2019, §101). 71.Masumiyet karinesinin konumuz bağlamında sağladığı önemli bir güvence ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirmektedir ( Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 40; Turgut Duman , § 104). 72.Bununla birlikte dava konusu kurallarla arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması değerlendirme süreçlerinde haklarında önceden verilmiş olan ve cezai mahkumiyetle sonuçlanmayan mahkeme kararları ile herhangi bir kamu davasının ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bu kişiler aleyhine olumsuz kanaate ulaşma noktasında etkisi olabilecektir. 73.Hukuk düzeninde herkesçe de kabul edildiği üzere kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hiçbir şekilde kişinin mahkum olduğu anlamına gelmemektedir. Bu açıklığa rağmen dava konusu kurallar nedeniyle sırf bu biçimdeki kararların varlığı kişiler hakkında masumiyet karinesini ihlal edecek biçimde kamusal tasarruflarda olumsuz sonuç doğurabilecek işlemlere dayanak teşkil edebilecektir. 74.Zira Kanun’un hiçbir yerinde bu tür sakıncalı sonuçların ortaya çıkmasını engelleyecek, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması süreçlerinde idarenin masumiyet karinesini ihlal edebilecek uygulamalarına engel olabilecek bir güvenceye yer verilmemektedir. Bu durum kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınması şeklindeki masumiyet karinesinin önemli bir güvencesini anlamsız kılabilecektir. 75.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ç” bendi ve 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin kanunilik ilkesine uygun sınırlama koşulunu sağlamadıkları ve bazı yönleri ile masumiyet karinesine aykırılık taşıdıkları için Anayasa’nın 13., 20. ve 38. maddelerine aykırı olduklarından iptali gerekmektedir. d.5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “a” ve “b” bendi : 76.Güvenlik soruşturmasının kapsamının düzenlendiği 5. maddenin (1) numaralı fıkrasının “a” bendinde “ görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin”, “b” bendinde ise “yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin” mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi suretiyle güvenlik soruşturması yapılması öngörülmektedir. 77.Bu kurallarla da kişilerin özel hayatı bağlamında Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına müdahale edilmektedir. Burada öncelikle bu hakka müdahale eden kanunun Anayasa Mahkemesinin aradığı (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154) koşullara uygun belirlilik, öngörülebilirlik ve erişilebilirliği sağlayan niteliklere sahip olup olmadığına bakmak gerekir . 78.Çoğunluk kararında dava konusu kurallar kapsamındaki kişisel verilerin hangileri olduğu, söz konusu verilerin hangi kural ve güvencelere tabi tutulduğu hususunda bir belirsizlik bulunmadığı gerekçesiyle her iki ibarenin de kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır ( §§ 163-168). 79.Kanaatimizce dava konusu her iki ibare de belirsiz nitelikte olup bu ibarelerdeki belirsizlik bu hakkın kullanımı aşamasında öngörülemez sonuçlara yol açma ihtimalini bünyesinde taşımaktadır. Bu nedenle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını Anayasa’ya aykırı biçimde sınırlandırmaktadır. 80.Zira dava konusu “a” bendinde güvenlik soruşturması kapsamında kişinin “ görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verileri” araştırılarak tespit edilecektir. Bununla birlikte kuraldaki “görevin gerektirdiği nitelikler” in ne olduğuna ilişkin hiçbir belirleme bu maddede veya Kanun’da öngörülmüş değildir. 81.657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda memurların yaptıkları görevin gerektirdiği nitelikler elbette ki düzenlenmiştir. Ancak 7315 sayılı Kanun’da düzenlenen konu güvenlik soruşturması olup bu konu ile ilgili bir belirleme veya daha açık bir ifadeyle güvenlik soruşturması sürecinde görevin gerektirdiği nitelikler bağlamında nelere bakılması gerektiği hususu ile ilgili bir belirleme bu Kanun’da yapılmış değildir. Bu nitelikler Devlet Memurları Kanunu’nda da yer almış değildir. 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu güvenlik soruşturması konusunu düzenleyen özel bir kanun olduğuna göre bu belirlemenin Devlet Memurları Kanunu’nda yapılmasını beklemek zaten kanun tekniği açısından da uygun değildir. 82.Dolayısıyla böyle bir durumda uygulamada görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal veriler güvenlik soruşturmasının yürütülmesi sürecinde her bir idari birimin kendi inisiyatifine bırakılmış olacaktır. Bu bağlamda Kanun’da bir belirleme yapılmadığından her bir Değerlendirme Komisyonu pekala kendi belirlediği şartlara göre güvenlik soruşturmasını gerçekleştirebilecektir. Bu durum farklı konjonktürlerde ve farklı siyasi iktidarlarda idarelerin değişebilen tercihlerine göre fevkalade farklı uygulamalara ve dolayısıyla önemli hak ihlallerine yol açabilecektir. 83.Her ne kadar 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili olduğunu öngörmekte ise de bu düzenleme idarelerin takdirini engelleyebilecek bir güvence olarak görülemez. Zira hangi meslekte göreve ilişkin ne tür nitelik aranacağı belirlenmediği için farklı idareler kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verileri tamamen kendi yorumlamalarına göre farklı biçimde değerlendirebilecektir. Bu sorun ise tamamen Kanun’da bu konuya ilişkin bir belirleme yapılmamasından kaynaklanmaktadır. 84.Ek olarak, istihbarat kayıtlarında mevcut olan bilgilerin kapsamının oldukça geniş olabileceği düşünüldüğünde, idareye tanınan takdir yetkisinin genişliği daha açık biçimde kendisini gösterecektir. İstihbarat birimlerindeki bilgilerin kapsamının genişliği yanında çeşitliliği de dikkate alındığında dava konusu düzenlemedeki belirsizliğin uygulamada farklı zamanlarda fevkalade öngörülemez biçimde bu yetkinin kullanılması sonucunu doğurabilecek potansiyele sahip olduğunu akla getirmektedir. 85.Dava konusu “b” bendinde ise güvenlik soruşturması kapsamında kişinin “ yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiği” araştırılarak tespit edilecektir. “a” bendindeki Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesi sürecinde kanunilik bağlamında söz konusu olan sorunların burada daha bariz biçimde kendisini göstermekte olduğu ifade edilmelidir. Zira güvenlik soruşturması kapsamında yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğin araştırılıp tespit edilmesi konusunda hiçbir sınırlama veya belirleme ne 7315 sayılı Kanun’da ne de başka bir kanunda yapılmıştır. Bu nedenle “b” bendindeki düzenleme biçimi esas alındığında kişilerin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla kültürel, ekonomik, ticari, akademik, turistik, ailevi veya başka bir boyuttaki herhangi bir ilişiği kişilerin güvenlik soruşturması sürecinde dikkate alınıp değerlendirilebilecektir. 86.Bu yönü ile kural belirlilikten uzak olduğu gibi öngörülebilirliği de hiçbir şekilde sağlayamayan bir niteliğe sahiptir. Oysa günümüz dünyasında pek çok kişinin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla çok farklı düzlemlerde ilişkisi olabilmektedir. Küreselleşen dünyada gün geçtikçe artan bu yoğun etkileşime rağmen kuralda bu konuya ilişkin hiçbir çerçevenin çizilmemiş olması güvenlik soruşturmasının kişiler üzerinde idarelerin takdirine bağlı olarak “demokles’in kılıcı” biçiminde bir tehdit olarak durması sonucunu doğuracaktır. Bu sorun ise keyfi uygulamalara sebebiyet verebilecek şekilde düzenlenmiş olan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. 87.Bu bağlamda çoğunluk kararında dava konusu “b” bendinin anlamının “Anılan fıkranın dava konusu (b) bendinde ise güvenlik soruşturmasının konusunu oluşturan kişilerin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin belirlenmesinde esas alınması gerekenin yabancılarla olan her türlü temasın değil kamu görevi veya hizmeti yerine getirilirken veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir çalışma gerçekleştirilirken millî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit ve risk oluşturabilecek nitelikteki bağ veya ilişkinin olduğu açıktır” (§ 164) şeklinde ortaya konulması ise önceki başlıklarda da ifade ettiğimiz üzere kanun koyucunun kurala yönelik koyduğu anlamı ve kapsamı değiştirerek adeta yeni bir kural ihdas etmektedir. Bu biçimdeki yaklaşım anayasa yargısında Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamında kabul edilemez. 88.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “a” ve “b” bentlerinin kanunilik ilkesine uygun sınırlama koşulunu sağlamadıkları açıktır. Buna göre kuralların Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmaları nedeniyle iptali gerekmektedir. e.5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “c” bendi : 89.Güvenlik soruşturmasının kapsamının düzenlendiği 5. maddenin (1) numaralı fıkrasının “c” bendinde güvenlik soruşturmasının “ Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının ” mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi şeklinde yapılması öngörülmektedir. 90.Bu kuralla da kişinin özel hayatı bağlamında Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına müdahale edilmektedir. 91.Çoğunluk kararında terör örgütü, eylem birliği, irtibat ve iltisak kavramlarının anlam ve kapsamı ortaya konulduktan sonra dava konusu kuralla güvenlik soruşturması kapsamına dahil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği ve kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: §§ 179-187) . 92.Kanaatimizce dava konusu kuralın düzenleme amacı ve bağlamı dikkate alındığında t erör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olma noktasında “irtibat ve iltisak” kavramları belirlilik ve öngörülebilirlik boyutlarıyla sorunludur. Zira ifade etmek gerekir ki burada konuyu değerlendirirken kuralın düzenlenişi itibariyle güvenlik soruşturmasının istihbari bilgilere dayalı biçimde yapılacağını göz önünde tutmak gerekmektedir. 93.Bilindiği üzere 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılacağı belirtilmektedir. Aynı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “a” bendinde görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin de güvenlik soruşturmasında kullanılacağı açıkça öngörülmektedir. 94.Dolayısıyla güvenlik soruşturması sürecinde gerek bu soruşturmayı yapacak mahalli mülki idari amir yanında Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün yer alması ve gerekse güvenlik soruşturması sürecinde istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin değerlendirmede dikkate alınması önemli hak ihlallerinin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecektir. Bu biçimdeki sorunlar esasında bir yönü ile dava konusu kuralın düzenleniş biçiminden kaynaklanmaktadır. 95.Çoğunluk kararında, Anayasa Mahkemesinin bir kararına da atıfla irtibat ve iltisak biçimindeki kavramların içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesinin de mümkün olduğu, olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesinin kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucu olduğu ve terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumunun farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemeyeceğinden hareketle kanunilik noktasında kuralda bir sorun olmadığı ifade edilmiştir (bahse konu karar için bkz.: AYM, E.2018/89, K.2019/84 , 14/11/2019, §§ 31-33) . 96.Çoğunluğun atıf yaptığı kararda, 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında “terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların” noterliğe kabul edilemeyeceklerini hükme bağlayan kuralın denetiminde, bu kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesinin mümkün olduğu, bu kapsamda kuralın yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmemesi nedeniyle noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği ya da bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiğine değinilerek kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 37). 97.Mahkememiz çoğunluk kararında referans olarak gösterilen karardaki tespitler hukuken isabetli olmakla birlikte kanaatimizce 7315 sayılı Kanun bağlamında burada denetlenmekte olan irtibat ve iltisakla ilgili kanuni düzenleme atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararında denetlenmiş ve iptal istemi reddedilmiş noterlikle ilgili kuraldan daha farklıdır. Buradaki dava konusu kural yine irtibat ve iltisak konusunu düzenleyen ancak Anayasa Mahkemesinin denetleyip iptal ettiği başka bir kurala benzemektedir. Kanaatimizce o kurala ilişkin yapılan değerlendirme dava konusu kural açısından emsal niteliği taşımaktadır. 98.Anayasa Mahkemesinin oybirliği ile iptal ettiği bahse konu kuralda terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kapsamda olduğu Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından bildirilen yurt dışı bağlantılı gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak, kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde kamu ihalelerine katılamayacakları öngörülmekteydi. (Bkz.: 1/2/2018 tarihli ve 7071 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 29. maddesiyle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (g) bendi). 99.Anayasa Mahkemesi bu kararında kuralın terör örgütleriyle iltisaklı yahut irtibatlı olma bakımından Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimi esas almakta olduğuna dikkat çekerek bu yönde bir bildirim yapılması hâlinde belli bir süreyle de sınırlı olmayan biçimde kişilerin otomatik olarak kamu ihalelerine katılamaması veya ihale dışı bırakılması durumunun ortaya çıktığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca kuralın bu konuda yapılacak yargısal denetimin etkinliğini sınırlayabilecek şekilde düzenlendiğini ve yargısal süreçte ihaleye katılacak gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı olduğu konusunda ilgili kolluk biriminin bildiriminin bulunup bulunmadığıyla sınırlı bir denetim yetkisi verildiğinin anlaşıldığını belirterek (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 46) kuralda keyfilikleri önleyecek yasal güvence eksikliğinin doğuracağı soruna şu şekilde vurgu yapmıştır: “Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimin kural olarak ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu kapsamdaki değerlendirmeye esas alınan olay ve olguların istihbarî nitelikte olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle kamu ihalelerini gerçekleştiren idarelerce tesis edilecek işlemlerle ilgili yargısal denetim daha da önemli hâle gelmektedir. Ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu olmayan güvenlik kurumlarınca yapılacak değerlendirmenin otomatik sonuç doğurması ile idarelere ve idari işlemi denetleyecek mahkemelere gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapma yetkisinin verilmemesi, söz konusu bildirimlerin doğruluğunu denetleme ve gerçek duruma göre idari işlem tesis etme imkânını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Kanun’da anılan yetkinin kuralın getiriliş amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki olası keyfilikleri önleyecek yasal güvencelere de yer verilmediği görülmektedir.” (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 47). 100.Güvenlik soruşturması bağlamında denetlenmekte olan dava konusu kural da kanaatimizce Mahkememizin 2018/90 Esas sayılı kararındaki duruma çok fazla benzemektedir. Zira her iki kuralda da terör örgütleri ile irtibat ve iltisak içinde olma durumu belirlenirken Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün konuya ilişkin istihbari nitelikteki bilgileri esas alınarak bir değerlendirme yapılmakta olup bu biçimdeki istihbari bilgilere dayalı tesis edilen işlemlerin yargısal denetimi süreçlerinde keyfi kullanımları engelleyici yargısal güvencelere yer verilmemiş olması önemli bir eksikliktir. 101.Esasında bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde konumuz bağlamında ortaya koyduğu standart da kuralın Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesine göre kişinin devlete sadakat göstermeyeceğine yönelik kuşku kişisel değerlendirme ve kanaatlere değil somut ve maddi tespitlere dayanmalıdır. Bu çerçevede güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu elde edilen verilerin somut olmaması hâlinde bunlara dayanılarak güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak nitelenmesi keyfîliğe yol açabilir ve kuralın uygulanmasını öngörülebilir olmaktan çıkarabilir. Bu nedenle kişi hakkında yapılan tespitler gözetildiğinde atamasının yapılmayacağının başvurucu açısından öngörülebilir olup olmadığı ve kamu makamlarının yorumlarının keyfîlik taşıyıp taşımadığı değerlendirilmelidir ( Sebiha Kaya , B. No: 2018/34124, 20/5/2021 , § 53). 102.Nitekim Anayasa Mahkemesi memuriyete giriş sınavından başarılı sayılması akabinde güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle memuriyete alım işlemi sonlandırılan kişilerin bu işleme karşı idari yargıda açmış olduğu davalarda idari yargı mercilerince istihbari bilgilerin idari işlemi neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun hiçbir şekilde değerlendirilmeden ve davacıya bu bilgilerin içeriği ile ilgili hiçbir bilgi verilmeden iptal isteminin reddi ile sonuçlandırılmasını adil yargılanma hakkı bağlamında gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul etmektedir. 103.Bu konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi benzer birçok başvuruda istikrarlı biçimde başvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. (Bu konuda verilen birçok ihlal kararı içerisinden örnek olarak bazıları için bkz.: Osman Kılıç , B. No: 2019/26816, 28/2/2024; Keziban Karabulutlu , B. No: 2019/42860, 9/2/2023; Medet Küsek , B. No: 2019/24573, 31/1/2023; Erdem Dinler , B. No: 2019/35692, 8/2/2023; Ömer İşsever , B. No: 2019/37867, 8/2/2023; Mustafa Kıskaç , B. No: 2019/26668, 9/1/2024; İrfan Kaçmaz , B. No: 2018/3863, 1/2/2023; Gıyaseddin Özmen , B. No: 2019/41786, 30/3/2023; Mehmet Emin Adıgüzel , B. No: 2019/38833, 12/1/2023; Engin Uğur ve diğerleri , B. No: 2019/86, 11/5/2023; Zeynep Durmuş , B. No: 2019/39733, 15/3/2023; Abdulalim Bitkin , B. No: 2020/2017, 19/1/2023; Gülbahar Sırça , B. No: 2019/24988, 11/5/2023). 104.Anayasa Mahkemesinin bu kararlarında kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkı açısından güvenlik soruşturması aşamasında istihbari verilerin kullanımı ve bunların kişi hakkında tesis edilen işlemin dava konusu yapıldığı süreçte adil yargılanma hakkı ile ilgili doğurduğu sorunlara ilişkin yaptığı şu tespitler konumuz bağlamında denetlenen kuralın Anayasa’ya aykırılığını daha net biçimde anlamamıza yardımcı olabilecek niteliktedirler: “Bu nedenle, güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasına bağlı olarak atanmamaya dair tesis edilen işleme karşı açılan bir davada, davacının hangi sebeple güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak sonuçlandığının ve güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verinin kişinin yapacağı görevi neden olumsuz olarak etkilediğinin açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen bilgilerin neler olduğunu kararında belirtmesi ve söz konusu bilgiyi, davacının yerleştirildiği kurumu ve alacağı görevi gözönünde bulundurarak değerlendirmesidir. Burada önemli olan husus güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını doğuran tespitlerin davacının şahsından kaynaklanması ya da davacının şahsıyla güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olmasıdır. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi, keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. … Mahkeme kararından başvurucunun güvenlik soruşturmasının neden olumsuz olarak kabul edildiği anlaşılamamaktadır. Kararın dayanağı olan istihbari nitelikteki bilginin içeriğinde yer alan tespit aktarılmamış, bu nedenle de güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının davacının şahsına bağlı hangi nedenden kaynaklandığı kararda yer almamıştır. Bunun yanı sıra kararda güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen bilginin başvurucunun yapacağı göreve hangi nedenle olumsuz bir etki yaptığı da ortaya konulmamıştır. Öte yandan başvurucu hakkında yapılan tespitlerin neden başvurucu ile paylaşılmadığı kararda belirtilmediği gibi paylaşılmama nedeniyle savunma hakkında meydana gelen kısıtlamayı telafi edecek herhangi bir yolun denendiğine ilişkin açıklama da yapılmamıştır” Medet Küsek , B. No: 2019/24573, 31/1/2023, §§ 39, 41). 105.Dolayısıyla dava konusu kuraldaki düzenleniş biçiminde Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün istihbari bilgilerinin güvenlik soruşturmasında esas alınarak kişinin terör örgütleri ile irtibat ve iltisak içinde olma durumunun tespit edilmesi ve bunların kötüye kullanımına ilişkin yargısal güvencelere yer verilmemesi kişi açısından oldukça güvencesiz sonuçlar doğurma potansiyelini bünyesinde barındırmaktadır. Bu durum kişisel verileri koruma hakkına orantısız bir sınırlama getirmektedir. 106.Nitekim Anayasa Mahkemesi yine bireysel başvurularda güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması sürecine ilişkin başvurucuların açtıkları davalarda haklarında tesis edilen işlemde esas alınan istihbari bilgilerin kendilerine gösterilmeyip çelişmeli yargılanma hakkının güvencelerinden faydalanma imkanı sağlanmadan hükme esas alınmasını silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali olarak görmektedir. 107.Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasından bahisle vergi müfettişliğine atanmama işlemine karşı açılan davada sadece idarece sunulan bilgi ve belgeler uyarınca karar verilmesini ve hükme esas alınan bilgi ve belgelerin tebliğ edilmemesini somut yargılama sürecinde başvurucunun hükme esas alınan belgeleri inceleyip bu belgelere yönelik yorumda ve itirazda bulunabilmesi için pratik ve etkin imkânlardan yoksun kalması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmaz bularak adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir ( Rıdvan Batur , B. No: 2018/17680, 3/12/2020). 108.Benzer şekilde sözleşmeli subaylık ve muvazzaf astsubay temini sınavlarında başarılı olmasına rağmen güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu gerekçesiyle alım işlemleri sonlandırılan başvurucu hakkında elde edilen bilgilerin idare tarafından dava dosyasına sunulduğu ve mahkemenin de gizli ibareli olarak sunulan belgeleri esas almak suretiyle davanın reddine karar verdiği bir diğer başvuruda da ihlal kararı verilmiştir. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, bahse konu bilgilerin başvurucu tarafından incelenmesi imkânı sağlanmadan (ve yargılama sürecinde mahkemenin, gizli ibareli bilgi ve belgelerin başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması ya da benzeri haklı görülebilecek hususlar nedeniyle başvurucuya verilmediğini gösterecek hiçbir argüman ortaya konulmadan) başvurucuya hükme esas alınan gizli ibareli belgelere karşı savunma yapma imkânı verilmemesini silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali olarak görmüştür ( Bünyamin Uçar , B. No: 2017/32004, 3/6/2020. (Güvenlik soruşturmalarına ilişkin hiçbir bilgi ve belge başvuruya konu yargılamalar sırasında başvurucularla paylaşılmadan ve derece mahkemelerinin gerekçelerinde de güvenlik soruşturmalarının neden olumsuz olduğuna dair hiçbir bilgiye yer verilmeden sonuçlanan davalar üzerine yapılan bireysel başvurularda benzer yönde verilen bazı ihlal kararları için bkz.: Salih Düzgün ve diğerleri , B. No: 2018/32202, 7/10/2021; Tülay Yılmaz ve diğerleri , B. No: 2018/34721, 12/1/2022; Murat Değer ve diğerleri , B. No: 2019/3077, 29/3/2023; K.Ş., B. No: 2019/4752, 23/11/2021; Mehmet Kaya , B. No: 2019/36493, 18/1/2022). 109.Görüldüğü üzere buradaki sorun güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması gibi istihbari bilgilerin doğrudan esas alındığı süreçlerde karşımıza çıkmaktadır. Konumuz bağlamında istihbari bilgilere dayalı biçimde kişiler aleyhine sonuç doğuran idari bir işlemin tesisi ihtimali her zaman mevcuttur. 110.Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un iptali gerektiği kanaatinde olduğum diğer kurallarındaki Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri de dikkate alındığında irtibat ve iltisak içinde olma durumunun Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün etkin rol oynadığı bir değerlendirme sürecinde tespit edilmesi belirsizliği ve sübjektifliği daha da artırmaktadır. 111.Bundan dolayıdır ki bu süreçte etkin bir yargısal denetimin varlığı daha zorunlu bir hal almaktadır. Bununla birlikte kişinin irtibat ve iltisak içinde olma durumunun etkin bir yargısal denetime tabi tutulması, yukarıda Anayasa Mahkemesinin bu konularla ilgili yapılan bireysel başvuru incelemeleri sonucunda vermiş olduğu ihlal kararlarında da görüldüğü üzere her zaman mümkün olmayabilir. Kanun’da bu konuda etkin yargısal denetimi sağlayacak nitelikte güvencelere yer verilmemesi yukarıda zikredilen Anayasa Mahkemesi kararlarında görüldüğü şekilde uygulamada önemli hak ihlallerine sebebiyet verecektir. 112.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “c” bendinin yeterli güvenceler öngörmemesi nedeniyle kanunilik ilkesine uygun sınırlama koşulunu sağlamadığı için Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırılık gerekçesiyle iptali gerekmektedir. f. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi : 113.Dava konusu cümlenin de içinde yer aldığı Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesinde yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla bir değerlendirme komisyonu kurulacağı öngörülmekte olup, ikinci cümlede bu komisyonun oluşumu düzenlenmektedir. Dava konusu üçüncü cümlede ise milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. 114.Maddenin sonraki iki fıkrasında ise m emuriyet veya kamu görevlerine uygunluğun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletileceği ve Değerlendirme Komisyonunun kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağı ve mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgilerin sunulacağı hususlarına yer verilmiştir. 115.Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunda Değerlendirme Komisyonu ile ilgili yukarıda sıralanan bilgiler dışında maddede başka hiçbir husus düzenlenmiş değildir. Oysa güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının nasıl yapılacağı, değerlendirmenin ne şekilde gerçekleştirileceği, hangi şartların varlığı halinde olumsuz kanaate ulaşılacağı hususları bu konunun en önemli boyutudur. 116.Kanunilik ilkesi bağlamında Anayasa’ya aykırılığın söz konusu olmaması için bu Kanun’da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının farklı boyutlarıyla ilgili hususların detaylı biçimde düzenlenmesi gerekir. Zira güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili olarak kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik en yoğun hak ihlali iddiaları bu değerlendirme sürecinde ortaya çıkmaktadır. 117.Dava konusu kuralın Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve Anayasa’nın 48. maddesindeki çalışma ve sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği açık olduğuna göre burada ilk olarak bu haklara sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik koşulunu sağlayıp sağlamadığını değerlendirmek gerekmektedir. 118.Çoğunluk kararında kuralın belirsiz olmadığı ve Anayasa’ya aykırılık iddialarının reddi sonucuna ulaşılırken m illî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde görev yapacak kişiler hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin hizmetin üretildiği alanla ilgili bir kamu otoritesinin bünyesinde oluşturulan birim tarafından değerlendirilmesinin söz konusu hizmetin sunumu, planlanması, güvenliği veya düzeni bakımından Anayasa’nın 5. maddesi kapsamında devlete yüklenen ödevler kapsamında yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olduğuna vurgu yapılmış ve kuralın kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır (§§ 199-200). 119.Ancak Mahkememiz çoğunluğu dava konusu düzenlemeyi sadece Anayasa’nın 2. maddesi yönünden denetlemiş olup kuralın Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmediği kanaatine ulaşmıştır. 120.Öncelikle çoğunluk kararındaki denetimin bu yönü ile eksik olduğunu ifade etmek gerekir. Zira dava konusu kuralda belirtilen yerlerde istihdam edileceklerde değerlendirme komisyonunca arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının yapımı sürecinde değerlendirme komisyonunun çalışma usul ve esasları ile ilgili hiçbir kural bulunmadığı gibi çoğunluk kararında bu hususlar hiçbir şekilde Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesinde dikkate alınmış değildir. 121.Dolayısıyla değerlendirme komisyonunun yapacağı değerlendirme hem kişilerin Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına hem de Anayasa’nın 48. maddesindeki çalışma ve sözleşme özgürlüğüne müdahale teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesinin inceleme yöntemi boyutu ile düşünüldüğünde kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi sürecinde bunların hiçbir şekilde değerlendirilmemiş olması fevkalade önemli bir sorundur. 122.Zira, ifade etmek gerekir ki Anayasa’nın 2. maddesinden hareketle yapılan belirlilik denetimi ile Anayasa’nın 13. maddesi bağlamındaki belirlilik denetimi arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Esasında kuralın belirliliğiyle ilgili olarak Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında bir denetim yapılmamış olmasından denetlenen kuralla kişilerin Anayasa’nın 20. ve 48. maddelerinde güvence altına alınan haklarına müdahalede bulunulmadığının kabul edildiği anlamı çıkmaktadır. 123.Oysa dava konusu kural bahse konu haklara yönelik sınırlamada bulunmaktadır. Bu durum Mahkememiz çoğunluğunun dava konusu kuralı eksik bir Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tuttuğunu ortaya çıkarmaktadır. 124.Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce iptal ettiği güvenlik soruşturması ile ilgili düzenlemeyi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden (hatta temel haklarla ilgili maddeler yanında Anayasa’nın 128. maddesini de dahil ederek) incelemiştir. Esasında ilk dosyada denetlenip iptal edilen kural “Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” şeklinde iken burada denetlenen kural milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bağlamındaki değerlendirmenin ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılacağını öngörmektedir. 125.Dolayısıyla her iki kuralın da aynı şekilde bazı temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil ettiği açıktır. Buna rağmen bu dosyada Mahkememiz çoğunluğunun yöntemsel olarak önceki karardan farklı biçimde sadece Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında denetim yapması dava konusu kural karşısında temel hak ve özgürlükleri daha güvencesiz halde bırakma sonucunu doğurmaktadır. 126.Öte yandan çoğunluk kararındaki bu gerekçe, güvenlik soruşturması sürecindeki değerlendirmenin nasıl yapılacağı konusunda Kanun’un hiçbir belirleme içermediği açık olduğu halde idareye tanınan geniş takdir yetkisinde hiçbir sorun görmemektedir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki yaklaşım temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında önemli bir güvence olan “kanunla sınırlama” ile bağlantılı biçimde kanunun temel haklara yönelik sınırlamalarda konunun değişik boyutlarını da mutlaka belirleyecek nitelikte olması zorunluluğunu tamamen göz ardı etmektedir. 127.Nitekim Anayasa Mahkemesi, güvenlik soruşturması ile ilgili ilk düzenlemeyi 2019 yılında tam olarak belirttiğimiz bu sorunu da ön plana çıkararak konunun değişik boyutları ile ilgili belirlemelerin Kanun’da yapılmamış olmasına dayalı biçimde Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak şu gerekçelerle iptal etmişti: “Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Belirtilen hususlar gözetilerek kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından birtakım şartlar getirilmesi doğaldır. Bu şekilde aranan nitelikler kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Dolayısıyla kamu görevine atanmadan önce kişilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasını öngören kural kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme getiren kuralların kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak göstermesi ve olası kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri sağlaması gerekir. Kuralda güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılması memurluğa alımlarda genel şartlar arasında sayılmasına karşın güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğuna, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, hangi mercilerin soruşturma ve araştırmayı yapacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilen kullanılmasına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin kuralla sadece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması devlet memurluğuna alımlarda aranacak şartlar arasında sayılmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.” (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 170-172). 128. Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasını devlet memurluğuna alımlarda genel şartlar arasında sayan kuralı iptal ederken temel aykırılık gerekçelerinden birisi olarak elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin ilkelerin kanunda belirlenmemiş olmasına işaret etmiştir. 129.Konunun farklı boyutları ile ilgili daha detaylı düzenlemelere yer verilmiş olmasına rağmen -ki o düzenlemelerin dava konusu yapılanlarının çoğunda bu karşıoyda belirttiğim birtakım Anayasa’ya aykırılıklar bulunduğu kanaatindeyim- 7315 sayılı Kanun’da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sürecinde elde edilen verilerin ne şekilde kullanılacağı ve değerlendirileceği, değerlendirme kurulunun süreçte kişi ile ilgili olumlu veya olumsuz kanaate hangi şartların varlığı halinde ulaşacağı gibi hususlarda hiçbir kriter yer almamaktadır. Maddede sadece Değerlendirme Komisyonunun oluşumu net bir biçimde düzenlenmiştir. 130.Verilen iptal kararı sonrasında çıkarılan 7315 sayılı Kanun’da Değerlendirme Komisyonunun süreçte kişi ile ilgili olumlu veya olumsuz kanaate hangi şartların varlığı halinde ulaşabileceğinin belirlenmemiş olması sınırlandırılan hak ve özgürlükler açısından uygulamada önemli hak ihlallerine yol açabilecektir. Zira komisyonunun nasıl değerlendirme yapacağına ilişkin Kanun’da bir belirleme yer almaması hem farklı iktidarların ve idarelerin farklı yaklaşımlarla hareket etmesine hem de farklı konjonktürlerde farklı endişelerin ön plana çıkarılarak oldukça güvencesiz bir yaklaşımla kişiler hakkında olumsuz sonuçlara ulaşılmasına sebebiyet verebilecektir. Bu biçimdeki sakınca ise dava konusu kuralda veya Kanun’un başka maddelerinde idarenin keyfi müdahalelerini engelleyecek açıklıkta hükümlere yer verilmemesinden ve kuralın öngörülemez sonuçlara sebebiyet verebilecek şekilde düzenlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. 131.İşte tam da bu biçimdeki sakıncaların önlenmesi amacıyla Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihadında kanunilik ilkesi bağlamında belirlilik ve öngörülebilirlikle ilgili olarak temel hak ve özgürlüklerle ilgili k anuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereğine ısrarla vurgu yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesine göre kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). Oysa bu biçimdeki bir standart dava konusu kurallar bağlamında bakıldığında 7315 sayılı Kanun’da sağlanabilmiş değildir. 132.Dolayısıyla yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin kanunilik şartını sağlamadığı için Anayasa’nın 13., 20. ve 48. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. g.8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi: 133.Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelerin düzenlendiği Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınacağı öngörülmektedir. 134.Bu fıkradaki düzenleme biçiminden “istihbari faaliyete konu olan” nitelikteki kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında ise kişinin belirtilen güvencelerden faydalanamayacağı anlaşılmaktadır. Yani bu fıkra hükmüne göre kişinin istihbari faaliyetlere konu olan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep etme güvencesi söz konusu olmayacaktır. 135.Maddenin (3) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği düzenlenmiş olmakla birlikte dava konusu ikinci cümlede ise açıkça millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır. 136.Görüldüğü üzere dava konusu kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir. Dolayısıyla burada da kuralların Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde ilk olarak kanunilik şartının sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır. 137.Mahkememiz çoğunluğu 8. maddenin gerekçesini esas alarak ilk fıkradaki ibare ile üçüncü fıkradaki dava konusu cümleyi uyumlaştıracak biçimde istihbari faaliyete konu olan verilerden kastedilenin, kişinin kendisiyle ilgili ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik kapsamındaki veriler olduğu kanaatine ulaşarak kuralda bu yönü ile bir belirsizlik bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (bkz.: § 212) . 138.Dava konusu ibarenin düzenleniş biçimi ve yine (3) numaralı fıkranın açık hükmü karşısında bu kanaate katılmak zordur. Kanun koyucu gerekçede bu vurguyu yapmış olabilir ancak anayasa yargısında denetlenen kanun hükmünün anlamını belirlerken özellikle kanun metnine bakılır. Eğer kanun metninde bir belirsizlik ve muğlaklık varsa ancak bu durumda kanun maddesinin gerekçesinden hareketle kuralın anlamı ve kapsamı belirlenebilir. 139.Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesindeki dava konusu ibarelere bakıldığında, kuralın çoğunluk kararında ifade edildiği şekilde istihbari faaliyete konu olan verilerden kastedilenin sadece kişinin kendisiyle ilgili ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik kapsamındaki veriler olduğunun anlaşılması mümkün değildir. Zira Kanun’un (1) numaralı fıkrasındaki “istihbari faaliyete konu olmayan” şeklindeki dava konusu ibare bu biçimdeki yorumu imkansız kılacak açıklıkta bir düzenleme içermektedir. 140.Kaldı ki (1) numaralı fıkranın düzenlediği husus istihbari faaliyete konu olan kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme, bu verilere erişme ve bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep etme güvencelerinden yoksun bırakılma ile ilgilidir. (3) numaralı fıkranın dava konusu ikinci cümlesi ise farklı bir konu olarak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilememesi hususunu düzenlemektedir. Dolayısıyla ilk fıkrada düzenlenen konu kişisel verilerle ilgili bilgilendirilme, verilere erişme ve bunların düzeltilmesi ve silinmesi talepleri ile ilgili iken (3) numaralı fıkra sadece kişisel verilerin ilgili kişiye verilmesi konusunu düzenlemektedir. 141.Bu yönü ile bakıldığında çoğunluk kararındaki yaklaşım kuralın anlam ve kapsamını değiştirmekte olup bu biçimdeki bir değerlendirme Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi ile bağdaşmamaktadır. 142.Kuralların belirliliği ve kapsamı ile ilgili sorunlar yanında dava konusu kurallar nedeniyle istihbari faaliyete konu olan kişisel veriler noktasında kanunilik ilkesi bağlamında keyfi kullanımın önlenmesi ve kötüye kullanmalara karşı yeterli güvencelere yer verilmemesi bir diğer önemli Anayasa’ya aykırılık gerekçesidir. 143.Bununla birlikte burada önemli bir diğer Anayasa’ya aykırılık mevcuttur. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının kişisel verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etmeyi de kapsadığı açıkça belirtilmesine rağmen dava konusu kurallarla kişinin istihbari faaliyetlere konu olan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi talepleri şeklindeki güvencelerin karşılanmayacağı öngörülmektedir. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin bu açık hükmü karşısında dava konusu kuralların Anayasa’nın sözüne aykırı olduğunu ifade etmek gerekir. 144. (3) numaralı fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde sayılan bilgilerin kişiye verilemeyeceği öngörülerek 6698 sayılı Kanun’un güvencelerinin burada geçerli olmayacağının belirtilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bağlamında sorunludur. Zira millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler yine de kişisel veri olduğuna göre Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının “kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.” şeklindeki kapsamı dikkate alındığında yine aynı fıkradaki “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü gereğince bu konuda bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu açıktır. 145.Dolayısıyla Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının amir hükümleri ortada iken istihbari faaliyete konu olan kişisel verilerin ve yine millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerle ilgili kişisel verilerin korunmasını sağlayacak bir kanuni düzenlemeye yer verilmesi anayasal bir zorunluluktur. 146.Ek olarak bu verilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında değerlendirilmesi nedeniyle kişi hakkında hukuki sonuç doğurması mümkün olduğuna göre burada da idari işleme ilişkin muhtemel yargısal süreçlerde çelişmeli yargılama güvencelerinin sağlanmasını da mümkün kılacak düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir. Zira dava konusu kurallar açıkça bu kapsamdaki kişisel verilerin kişiye verilemeyeceğini hüküm altına almaktadır. Bunun gibi 2931 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun Ek. 1. maddesinin birinci fıkrasında da bu bilgilerin verilemeyeceğine dair “Millî İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez.” hükmü yer almaktadır. 147. Bireysel başvuruya konu yapılarak Anayasa Mahkemesinin önüne gelen örneklerde de görüldüğü üzere (örnek olarak bkz.: Salih Düzgün ve diğerleri , B. No: 2018/32202, 7/10/2021; Tülay Yılmaz ve diğerleri , B. No: 2018/34721, 12/1/2022; Murat Değer ve diğerleri , B. No: 2019/3077, 29/3/2023; K.Ş., B. No: 2019/4752, 23/11/2021; Mehmet Kaya, B. No: 2019/36493, 18/1/2022), bu konu ciddi adil yargılanma hakkı ihlallerine sebebiyet verebilmektedir. Bundan dolayıdır ki bu biçimdeki ihlalleri ortadan kaldıran ve dolayısıyla kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri içeren hususlara yer verilmemesi dava konusu kuralda kanunilik noktasında belirlilik ve öngörülebilirliği ayrıca daha sorunlu hale getirmektedir. 148.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi nin kanunilik şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. h.10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresi: 149.Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile ilgili hususları düzenleyen Kanun’un 10. maddesinin dava konusu ibarenin içinde yer aldığı (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait verilerin iki yılın sonunda silineceği ve yok edileceği öngörülmektedir. 150.Dolayısıyla dava konusu kuralda istihbari faaliyete konu olmayan verilerin saklanma süresi ve bu sürenin sonunda bu verilerin silinip yok edilmesi düzenlenmiştir. Kuralın düzenlenme biçiminden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen istihbari nitelik taşıyan verilerin silinip yok edilmesinin öngörülmediği anlamı çıkmaktadır. 151.Dava konusu ibare de kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama içermekte olduğundan bu ibarenin Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde ilk olarak kanunilik şartının sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır. 152.Anayasa’ya uygunluk denetiminde asıl üzerinde odaklanılması gereken husus istihbari faaliyete konu olan kişisel verilerin silinmemesi ve yok edilmemesi hususunda karşımıza çıkmaktadır. Zira bu nitelikteki verilerin de Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel veri olduğu konusunda şüphe bulunmadığına göre kişilerin bu verilerinin silinmesini talep etmesi ile ilgili hususları da içeren bir kanuni düzenlemenin varlığı kuralın Anayasa’ya uygunluk denetiminde önem arz etmektedir. 153.Bilindiği üzere 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun istisnalarını düzenleyen 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca “kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi” durumunda bu Kanun hükmü uygulanmamaktadır. Her ne kadar 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde “İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” güvencesi yer almakta ve 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesine atıf yapılmakta ise de bu maddede veya başka hiçbir kanunda istihbari faaliyete konu olan kişisel verilerin azami ne kadar süreyle saklanacağı, hangi koşulların gerçekleşmesi durumunda silinip yok edileceği ile ilgili bir hüküm yer almamaktadır. Dolayısıyla bu yönü ile istihbari faaliyete konu olan kişisel veriler Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasındaki güvenceden faydalanamayacaktır. 154.Gerçekten ülkenin milli güvenlik, kamu düzeni, milli savunma ve benzeri meşru amaçlarına binaen istihbari faaliyete konu olan kişisel verilerin diğer kişisel verilere göre daha farklı bir kategoride düzenlenmeleri ve bu bağlamda istihbari faaliyete konu kişisel verilerin daha uzun süre saklanması gerekli olabilir. Bununla birlikte Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bağlamında öngörülen güvencelerin bu veriler için de geçerli olduğu izahtan varestedir. 155.Hal böyle iken istihbari faaliyete konu kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile ilgili kanuni bir düzenlemenin olmaması ve bu konuda bir temel çerçevenin çizilmemiş olması bu verilerin ileriki zamanlarda kişilerin önüne çıkarılabilmesine neden olabilecektir. Zira bu biçimdeki bir güvence eksikliği bu verilerin sınırsız süreyle kayıtlarda kalmasına ve tekraren kullanılmasına yol açabilecektir. 156.Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin güvenlik soruşturması ile ilgili 2019 yılında verdiği iptal kararında yer verilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesinin Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmadığı şeklindeki gerekçe (bkz.: AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 170-172) kişisel verilerin korunması noktasında kanunda karşılanması gereken bu biçimdeki güvencelerin önemini daha net biçimde ortaya koymaktadır. 157.Ek olarak, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen istihbari nitelik taşıyan verilerin silinip yok edilmesini öngören bir kanuni düzenlemenin bulunmaması, bir önceki başlıkta denetlenen kuralda olduğu gibi burada da kuralın Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının kişisel verilerin silinmesini talep etmeyi de kapsadığını belirten hükmü karşısında Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı olduğunu ifade etmek gerekir. 158.Bu bağlamda kurala ilişkin çoğunluk kararında yapılan değerlendirmede, kuralda istihbari nitelik taşıyan veriler bakımından bu tür verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin bir düzenleme öngörülmediği ve dolayısıyla bu tür verilerin saklanma koşulları ve akıbeti gibi konularda herhangi bir belirleme yapılmamış olduğu belirtildiği halde kuralda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerle ilgili silinme ve yok edilme güvencesinden muaf tutulan istihbari nitelik taşıyan verilerin kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını karşıladığı sonucuna ulaşılmış (§§ 239-240) ve ardından kuralın meşru amacı ve ölçülülüğü ile ilgili değerlendirme aşamasına geçilmiştir. Görüldüğü üzere Mahkememiz çoğunluğu kuralın kanunilik incelemesinde Anayasa’nın sözüne uygunluğunu denetlememiştir. 159.Her ne kadar Mahkememiz yerleşik içtihadında millî güvenlik, kamu düzeni, devletin mali menfaatleri, suçların önlenmesi, ilgili kişinin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, istatistikî veya bilimsel araştırma gibi amaçlarla yapılan sınırlama ve müdahaleler bakımından kimi durumlarda işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde kişisel verilerin korunması hakkına yönelik sınırlama ve müdahaleler yönünden ortaya çıkan özel güvencelere istisna getirilebileceği belirtilmekteyse de bu durumlarda bile Anayasa’nın 13. maddesinde tüm temel hak ve özgürlükler yönünden öngörülmüş olan sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması gerektiği belirtilmektedir (bkz.: Bestami Eroğlu, [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 145). 160.Anayasa’nın 13. maddesindeki özel güvencelerden birisinin de kanunla yapılan sınırlamaların “Anayasanın sözüne” uygun olması gereğidir. Oysa Mahkememiz çoğunluk kararında dava konusu kuralın Anayasa’nın sözüne uygunluğu hiçbir şekilde değerlendirilmiş değildir. 161.Vurgulamak gerekir ki herhangi bir temel hak ve özgürlüklüğün sınırlandırılması demokratik toplum düzeninin korunması bakımından ne kadar gerekli olursa olsun Anayasa’ya uygun bir sınırlama olarak hukuk düzeninde yer alabilmesi için öncelikle bu sınırlamanın Anayasa’nın sözü ile çelişmeyen, belirli, öngörülebilir ve kamu otoritelerinin kötüye kullanımlarına karşı güvencelere yer veren bir kanun hükmüne dayalı biçimde gerçekleştirilmesi zorunludur. 162.Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının açık sözüne rağmen dava konusu ibare ile istihbari faaliyete konu olan verilerin silinme ve yok edilme güvencelerinden istisna tutulmasında bu yönüyle bir değerlendirme yapmamış ve dolayısıyla bir aykırılık tespitinde bulunmamıştır. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının, konumuz bağlamında, açıkça kişisel verilerin silinmesini talep etmeyi de kapsadığı ve Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının bir gereği kişisel verilerin korunmasına ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesini öngördüğü aşikardır. 163.Hal böyle iken Mahkememiz çoğunluğunun dava konusu kurala ilişkin ortaya koyduğu bu yaklaşımla gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminin eksik biçimde yapıldığı ve anayasa yargısı inceleme tekniği açısından fevkalade sorunlu olduğu ifade edilmelidir. 164.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan dava konusu “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin kanunilik şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. ı.12. maddesi: 165.Dava konusu bu maddede devletin güvenliğinin, ulusun varlığının ve bütünlüğünün iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususların Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmektedir. 166.Görüldüğü üzere dava konusu kural, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili farklı boyutları Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle detaylı biçimde düzenlemeyi amaçlamaktadır. Burada çıkarılacak yönetmelikte elbette ki 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu hükümleri dikkate alınacaktır. 167.Bununla birlikte bu maddenin Anayasa’ya uygunluk denetiminde ön plana çıkan temel mesele, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenecek konular olarak “gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması”, “güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları”, “değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları” ve “uygulamaya ilişkin diğer hususlar” ın temel çerçevesinin Kanun’da düzenlenmiş olup olmamasıyla ilgilidir. 168.Buradaki meselenin sadece sıradan bir yönetmelik çıkarma yetkisi verilmesinden daha farklı olduğu vurgulanmalıdır. Zira yönetmelik konusu olan hususlar doğrudan kişisel verilerin kullanımı ile ilgilidir. Ek olarak konu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması ile doğrudan ilgili olduğundan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlamalar getirme potansiyeli yüksek bir konu olduğu da burada dikkate alınmalıdır. 169.Bunun içindir ki 7315 sayılı Kanun’da kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile doğrudan ilgili olan hususlar ilk elden düzenlenmeden bunun yönetmeliğe bırakılması temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi ile çelişecektir. 170.Nitekim, yukarıda da zikredilmiş olmakla birlikte bu başlık altında denetlenen konunun önemine binaen tekraren vurgulamak gerekir ki, temel hak ve özgürlüklerle ilgili olduğunda kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). 171.Dolayısıyla buradaki konunun güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması gibi sübjektif değerlendirme yapılma ihtimali olan ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına bu yönü ile sınırlamalar getirebilen bir niteliğe sahip olması, kuralın Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında aranan kanunilik şartının oldukça katı biçimde uygulanmasını gerekli kılmaktadır. 172.Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere müdahale eden ve belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayan bir kanunun varlığı, Mahkememiz içtihadında da vurgulandığı üzere yürütme ve yargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalmasını ve hukuk düzeninde Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan (bkz.: Şerafettin Can Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49) fevkalade önemli bir güvence konumundadır. 173.Önemle vurgulamak gerekir ki, buradaki yönetmelikte düzenlenmesi öngörülen konularda olduğu gibi, temel hak ve özgürlüklerin kullanımını etkileyebilecek nitelikteki hususların kanun koyucu tarafından düzenlenmesi kişiler için özellikle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasına daha fazla ihtiyaç duyulabileceği zamanlarda önemli bir güvence olacaktır. 174.Yine farklı iktidarlar döneminde ortaya çıkabilecek farklı amaçlarla bu konuda idareler yönetmelik değişikliği ile daha rahat biçimde bu kapsamı genişletme yoluna başvurabilirler. Bu nedenle konunun temel hak ve özgürlüklere müdahale eden boyutlarının mutlaka kanunda düzenlenmesi önemli bir güvence olarak kabul edilmek zorundadır. 175.Öte yandan Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15). 176.Bununla birlikte Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir ifadeyle Anayasa’ya göre kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu, kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir (AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56). 177.Bu esaslar dahilinde dava konusu kurala bakıldığında “gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması”, “güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları”, “değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları” ve “uygulamaya ilişkin diğer hususlar” ın Kanun’da yeterli ölçüde belirlenmediği görülmektedir. 178.Her ne kadar 7315 sayılı Kanun’da hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının tanımı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapacak birimler, değerlendirme komisyonu, kişisel verilerin korunması, silinmesi ve yok edilmesi konularında detaylı birtakım düzenlemeler yer alsa da değerlendirme komisyonunun hangi kriterleri esas alarak bahse konu verileri ne şekilde değerlendireceği hususu başta olmak üzere birçok konudaki önemli hususlar Kanun’da belirlenmiş değildir. 179.Kanunilik ilkesinin gereklerini karşılamaması nedeniyle dava konusu 12. maddenin öngördüğü şekilde yönetmeliğin çıkarılması yasama yetkisinin devri anlamına geldiği gibi bu durum temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi ile de çelişmektedir. 180. Sonuç olarak, yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un dava konusu 12. maddesinin Anayasa’nın 7., 13., 20. ve 70. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir. i.13. maddesinin 1. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddesi, 2. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkrası, 3. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkrası, 4. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddesi: 181.Dava konusu kurallarla bu kurallarda zikredilen kurumlar nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı öngörülmektedir. 182. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’ nda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan bu kuralların da aynı gerekçelerle iptali gerektiği kanaatindeyim. B. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un; a. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresi: 183.Dava konusu kuralla güvenlik soruşturmasının uygulamasına ilişkin usul ve esasların maddede belirtilen esaslar dahilinde yönetmelikle belirleneceği öngörülmektedir. 184. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu ’nun “yönetmelik” başlıklı 12. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan bu kuralın da aynı gerekçelerle iptali gerektiği kanaatindeyim. b. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi ve 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendi: 185.Dava konusu kurallarla bu kurallarda öngörülen kapsamda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı öngörülmektedir. Ancak bahse konu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması 7315 sayılı Kanun’daki usul ve esaslara göre yapılacaktır. 186. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu ’nda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan bu kuralların da aynı gerekçelerle iptali gerektiği kanaatindeyim. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞI OY GEREKÇESİ 1. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun aşağıda belirtilen bazı fıkra ve ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına dair mahkememiz çoğunluğu kararlarına iştirak edilmemiştir. A. 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…gizlilik dereceli birimler ile… ” İbaresi; 2. Kuralla, kurum ve kuruluşlarda, gizlilik dereceli birimlerde çalıştırılacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılması öngörülmektedir. 3. Kanun’un 12. maddesinde devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması hususlarının Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğini öngörülmüştür. 4. Anayasa’nın 70. maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasında “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir ” denilmek suretiyle kamu hizmetine girme hakkı güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “ Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez ” denilmiştir. Anılan hak sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına almaktadır (AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48). 5. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde kamu hizmetine alınmanın mümkün olmayabileceği gözetildiğinde, arşiv araştırmasıyla birlikte haklarında güvenlik soruşturmasının da yapılacağı personeli belirten kuralla kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirildiği açıktır. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesine uyulması gerekmektedir. 6. Anayasa’nın anılan maddesine göre kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, anılan hakka sınırlama getirilebilmesinin ilk şartını oluşturmaktadır. 7. Bu itibarla kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 8. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 9. Gizlilik dereceli birimler ifadesinin kamu kurum ve kuruluşları bakımından kullanıldığı, söz konusu Kanun’un lafzından açıkça anlaşılamamaktadır. Nitekim Kanun’un “ Tanımlar ” kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “ kurum ve kuruluş ” ibaresinin, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasını talep eden kamu kurum ve kuruluşları ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren diğer kurum ve kuruluşu kapsayacağı hüküm altına alınmıştır. Gizlilik dereceli birimlerin belirlenmesi bakımından ise 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında konulan ölçüt bazı bilgi ve belgelere sahip olma ölçütüdür. Bu bilgi ve belgeler, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler dir . Bu tür bilgi ve belgeleri bulunduran birimler ise gizlilik dereceli birimler dir. 10. Anılan fıkrada bu çerçevede bir kapsam çizilmeye çalışılmışsa da bu birimlerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olabileceği, kurum ve kuruluşlarının hangi birimlerinin bu niteliğe sahip olabileceği gibi hususlarda öngörülebilirliği sağlayacak nitelikte ve açıklıkta bir belirleme yapılmamıştır. Nitekim yukarıda da işaret edildiği gibi bu bilgi, belge ve birimlerin tespiti Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmeliğe bırakılmıştır. 11. Öte yandan anılan fıkranın devamında Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında güvenlik soruşturmasının yapılacağı hususu açıkça ve ayrıca ifade edilmiş ve bu kurumlar yönünden bir belirleme zaten yapılmıştır. Böylece güvenlik ve gizlilik gerekçesiyle anılan bu kurumlar dışında kalan hangi kamu hizmetlerinin gizlilik derecesi statüsüne alınacağı daha da tartışmalı bir hale gelmektedir. 12. Bu itibarla gizlilik dereceli birimlerin ne tür birimler olabileceğine ilişkin nesnel ölçütlerin kanunla getirilmediği, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin bir sınırlamanın öngörülebilir bir yasal çerçeve çizilmeden, temel ilkeler belirlenmeden sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yönetmeliğe bırakılmasının öngörülmesi nedeniyle kuralın temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerekliliğiyle bağdaşmadığı anlaşılmaktadır. 13. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırıdır. B. 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler …” İbaresi; 14. Kural, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılmasını hüküm altına almaktadır. Kuralın kamu hizmetine girme hakkı bakımından sınırlama getirdiği açıktır. 15. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni düzenlemenin, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine uygun olması ve ölçülü olması gerekir. 16. Anayasa’nın anılan maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu kapsamda maddenin ikinci fıkrasına göre kamu hizmetine girme hakkına koşul belirlemek suretiyle getirilecek sınırlama görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir şarta bağlanamaz. Bu husus, anılan maddenin gerekçesinde “…Kamu hizmetine alınacak memur ve kamu görevlileri ile ilgili düzenlemede bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek hükümler getirilmiştir” biçiminde vurgulanmıştır (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 16). 17. Eğitim öğretim hizmetlerinin çocuk ve gençlerin hukukun üstünlüğünü benimsemiş, insan haklarına saygılı, demokratik ilke ve değerleri özümsemiş bireyler olarak yetiştirilebilmesi bakımından özel önemi olan bir kamu hizmeti olduğu açıktır. Bu itibarla öğretmenlerin, devletin insan kaynağının yetiştirilmesi hususunda önem taşıdıkları ve özel bir kamu hizmetini yerine getirdikleri yadsınamaz. Bununla birlikte eğitim öğretim hizmetleri, ilköğretim öncesi de dahil olmak üzere ilk ve orta dereceli eğitim ve öğretim kurumlarında devletin gözetim ve denetiminde olmak üzere, ancak özel kişiler aracılığıyla da sunulabilen bir hizmettir. Bu bakımdan devletin, eğitim öğretim hizmetleri bakımından yüksek düzeyde özel bir güvenlik yaklaşımını benimsediği söylenemez. Nitekim öğretmenlerin görev yaptıkları kamu kurum ve kuruluşlarında devletin milli güvenliği, kamu düzeni, savunma gibi alanlarda özel nitelikli belge ve bilgilere ulaşması ve bunları kullanabilmesi mümkün değildir. 18. Devletlerin, milli güvenliğin, milli savunmanın, kamu düzeninin, ekonomik ve sosyal düzen ve güven ortamının tesisi bakımından daha katı biçimde çeşitli güvenlik politikalarını benimsemesinin haklı ve meşru nedenleri olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak güvenlikçi politikalar her ne kadar bir bütün olarak devletin, toplumun ve anayasal düzenin korunmasını hedeflemekteyse de tek tek birey hak ve özgürlüklerini zedeleyici bir nitelik taşırlar. Bu durum toplamda demokratik toplumun varlığı, gelişimi ve kurumsallaşabilmesi bakımından derin sorunlar yaratabilir. Bu nedenle devletin ve anayasal düzenin korunması, terör örgütleriyle mücadele gibi oldukça meşru temellere dayanan ve kamu yararı gözeten düzenlemelerin demokratik toplumun temellerini sarsmayacak hassasiyetlerle hazırlanması elzemdir. Ağır güvenlikçi politikalar, demokratik tavrın, özgür düşünce ve ifade ortamının körelmesine, dolayısıyla toplumsal gelişmeye engel olabilir, bir korku toplumunun oluşumuna imkân verebilir. Bu tür güvenlik politikalarının toplumun geniş kesimlerini etkileyecek şekilde yaygınlaştırılmasının zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklanması halinde meşru kabul edilebileceği de açıktır. Ancak zorunlu bir ihtiyaç yoksa, temel hak ve özgürlüklere yönelik ağır müdahaleler nedeniyle demokratik toplumun temelleri zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. 19. Kamu görevine giriş bakımından 7315 sayılı Kanun kapsamında arşiv araştırmasının yapılacağı, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen genel ve özel şartlar ile 7354 sayılı Kanun kapsamında öngörülen şartların sağlanması gerektiği hususu göz önünde bulundurulduğunda kamu kurum ve kuruluşlarında öğretmenlik mesleğine kabulde güvenlik soruşturması yapılmasını gerekli kılacak nedenlerin var olduğu, dolayısıyla düzenlemenin zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklandığı söylenemez. 20. Bu bağlamda, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerin, bu hususta herhangi bir sınırlama öngörülmeksizin güvenlik soruşturması kapsamına alınmasını öngören kuralın, kamu hizmetine girme hakkı bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez. 21. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırıdır. C. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi; 22. Kural, arşiv araştırması kapsamında kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir. 23. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasındaki düzenleme ile ise kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. 24. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, kişinin insan onurunun korunması ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. 25. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri olup güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dâhil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınması, kaydedilmesi ve kullanılması özel hayata saygı hakkına sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 169). Bu itibarla kişinin kolluk kuvvetleri tarafından aranıp aranmadığına ilişkin bilginin de kişisel veri niteliğinde olduğu açıktır. Bu tür kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama öngörmektedir. 26. Kolluk kuvvetleri tarafından aranma, 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen, bir suç iddiası kapsamında çoğunlukla soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında savcının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenmiş olması, kişinin adresinin tespit edilememiş olması, yurt dışında bulunması gibi nedenlerle hakkında çıkarılan yakalama kararı kapsamında aranıyor olmasıdır. Anılan Kanun’a göre bu kapsamdaki bir zorla getirme usulünün sadece şüpheli ve sanık bakımından değil, çağrıya uymayan tanık, bilirkişi, mağdur, şikâyet eden hakkında da uygulanacak bir usul olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında bir mahkeme kararının ya da kanunda öngörülen bir yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla da kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması gerekli olabilir ve kişinin bu kapsamda aranıyor olması da mümkündür. 27. Kural, arşiv araştırmasına konu olacak kolluk tarafından aranma hâlinin hangi nedenlerle veya hangi suçlara ilişkin olacağı hususunda veya arama işlemine konu kişiler yönünden herhangi bir ayrım yapmamıştır. Bu durumda kişi hakkında suç şüphesine dayalı bir arama kararı olmasa bile herhangi bir nedenle alınmış arama kararlarına ilişkin tüm kayıtların idari mercilerce arşiv araştırmasına konu edilebileceği, aranma nedenleri bakımından bir kriter getirilmemiş olması veya bir çerçevenin çizilmemiş olması gözetildiğinde idarenin bu hususta farklı veya keyfi uygulamalarda bulunabilmesini mümkün kılmaktadır. 28. Bu itibarla kuralın açık, belirli ve öngörülebilir olma ve keyfi uygulamalara imkân vermeme özelliklerini taşımaması nedeniyle kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 29. Öte yandan kuralı ölçülülük yönünden değerlendirecek olursak 7315 sayılı Kanun’un, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen verilerin Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen özel güvenceleri gözetme noktasında titiz bir yaklaşım ortaya koyduğu söylenemez. Bu kapsamda Kanun’un özellikle, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen verilerin hangi hallerde araştırma ve/veya soruşturmanın olumsuz sonuçlanabileceğine ilişkin herhangi bir kriter getirmediği, bu hususta bir belirleme yapmadığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan incelemeye konu kural da dahil olmak üzere arşiv araştırması veya güvenlik soruşturması kapsamındaki diğer verilerin ne ölçüde sonuca etki edebileceğine ilişkin hiçbir çerçeve çizmeksizin bu husustaki takdirin tümüyle değerlendirmeyi yapacak idari birimlere bırakılmış olduğu açıktır. Bu itibarla idari merciinin, kişinin kolluk kuvvetleri tarafından arandığına ilişkin tespite dayalı olarak arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması yönünde karar almasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu kişisel veri tek başına kişi aleyhine sonuç doğurabilecek şekilde kullanılabilecektir. 30. Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından aranıyor olmasının görevin gerektirdiği niteliklerle bağdaşmaz bir durum olarak değerlendirilmesi hususu ilke olarak yasama organının takdirindedir. Ancak böyle bir durumda kolluk kuvvetleri tarafından aranma hâllerinden hangilerinin, hangi suçlar kapsamındaki aranma durumunun arşiv araştırmasına konu edilebileceği hususunun belirli ve öngörülebilir olması gerekir. Kuralda bu yönde bir belirliliğin sağlanmadığı görülmektedir. Öte yandan herhangi bir nedenle aranıyor olma halinin sonuca doğrudan etki etmemesi yönünde bir güvence getirilmediği durumda bu sefer, salt bu verinin sonuca etki etmemesini sağlayacak nitelikte bir talep hakkının bütün usulü güvenceleriyle birlikte sağlanması gerekmektedir. Bu bakımdan, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle başvurulacak yargı yolunda, yargı mercilerinin bu hususu özel olarak gözetmesini sağlayacak bir güvencenin de Kanun’la öngörülmediği açıktır. 31. Bununla birlikte özel güvencelere istisna getirilmesine neden olabilecek bir durumun var olup olmadığının de değerlendirilmesi gerekir. Kamu yararı ve kamu güvenliği gibi nedenlere dayalı olarak işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde kişisel verilerin korunması hakkına yönelik sınırlama ve müdahaleler yönünden ortaya çıkan özel güvencelere istisna getirilebilecektir. Ancak, kolluk kuvvetleri tarafından aranıyor olma durumu, hali hazırda kamu görevlileri bakımından kamu hizmetini yerine getirmeye doğrudan engel oluşturacak bir hâl olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla söz konusu kişisel veri bakımından özel güvencelerin göz ardı edilmesine gerektirecek zorunlu bir nedenin bulunduğu da söylenemez. 32. Ayrıca kolluk kuvvetleri tarafından aranma hâline ilişkin olarak Kanun’un koyduğu bir değerlendirme ölçütü bulunmaması nedeniyle bu hususun değerlendirme komisyonlarınca farklı şekillerde uygulanması da imkân dahilindedir. 33. Bu itibarla arşiv araştırmasının sonucunu ne ölçüde etkileyeceği hususunda herhangi bir değerlendirme ölçütü öngörmeyen kuralın, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvenceleriyle bağdaşmadığı ve ölçülü olmadığı anlaşılmaktadır. 34. Açılanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. D. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendi; 35. Kural kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının arşiv araştırmasına konu edileceğini düzenlemektedir. 36. Kuralda tahditle neyin kastedildiği tam olarak anlaşılamamakla birlikte kişi hakkındaki kısıtlama karar ve işlemlerine ilişkin bilgilerin kişisel veri olduğu açıktır. Bu tür verilerin toplanması ve arşiv araştırmasına konu edilmesi, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama niteliği taşımaktadır. 37. Hukuk sistemimizde tahdit işlemi 5682 sayılı Pasaport Kanunu’na göre idari bir işlemle yapılmaktadır. Yine 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine derhal bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilir. 38. Dolayısıyla hukuk sistemimizde, yargı kararları kapsamında bir güvenlik tedbiri olarak veya idari mercilerin kararlarıyla pasaport tahdit işlemleri yapılabilmektedir. 39. Bu itibarla tahdit işleminden kastedilenin ne olduğu ve kişi hakkındaki hangi tür tahdit işlemlerinin arşiv araştırmasına konu olup olamayacağını belirlemeyen kural kanunilik şartını sağlamamaktadır. 40. Öte yandan kuralın demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesi bakımından da 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin Anayasa’ya uygunluk denetimi kısmında demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesi bakımından belirtilen gerekçelerle kural Anayasa’ya aykırıdır. 41. Açılanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. E. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinin “ Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar…” Bölümü; 42. Dava konusu kural, arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların mevcut kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir. 43. Kişi hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararları ile 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar, Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğinde olup bu tür kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama oluşturmaktadır. 44. Kuralla, kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları bakımından beraat, düşme, ceza verilmesine yer olmadığı veya mahkûmiyet kararı veyahut da diğer yargı düzenlerine ait kesinleşmiş bir mahkeme kararı olup olmaması yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediği gibi hangi suçlar kapsamında kesinleşen kararların arşiv araştırmasına konu edileceği veya kesinleşmiş mahkeme kararları açısından değerlendirmeye esas olacak şekilde herhangi bir ölçüt benimsenmemiş ya da derecelendirme yapılmamıştır. Kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde sayılmayan kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararların da tek başına arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanmasının sebebi olmasının önünde engel teşkil edecek bir güvence de getirilmemiştir. Böylece arşiv araştırması kapsamında elde edilen verilerin kişi bakımından doğrudan sonuç doğurmasını engelleyecek, idarenin keyfi uygulamalarının önüne geçilmesini sağlayacak güvencelerin getirilmesi gerektiği gözetildiğinde kuralda, arşiv araştırmasına konu edilen hususların, araştırmanın olumsuz sonuçlanmasına ne ölçüde etki edeceği hususuna ilişkin herhangi bir ölçüte yer verilmediği görülmektedir. 45. Buna ek olarak kural, 18 yaşından küçükler hakkında suça ilişkin kayıtların da arşiv araştırmasına konu edilebileceği noktasında herhangi bir sınırlama içermemektedir. Anayasa Mahkemesi Fatih Saraman kararında, Anayasa’nın 10., 41., 58., 61. ve 141. maddeleri kapsamında devletin, çocukların korunması, topluma kazandırılması ve yargılanmalarının özel kurallara tabi tutulması konularında gerekli tedbirlerin alınması, teşkilat ve tesislerin oluşturulması bakımından bazı pozitif yükümlülüklerinin olduğuna işaret edilmiştir. Bu bakımdan, kişinin 18 yaşından önce-çocukluk dönemine ait suç kayıtlarının arşiv araştırmasına konu edilmesi noktasında da özel güvencelere bağlamındaki pozitif yükümlülükleri gözetir tedbirlerin alınmadığı anlaşılmaktadır (benzer yönde bkz. Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 87). 46. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denmek suretiyle masumiyet karinesi güvence altına alınmıştır. 47. Kural 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararların arşiv araştırmasına konu olmasını öngörmek suretiyle masumiyet karinesini saygı hakkını ilgilendirmektedir. 48. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz ( Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26; Turgut Duman , B. No: 2014/15365, 29/5/2019, §101). 49. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerin bir yönü de ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir ( Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 40, Turgut Duman , § 104). 50. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir ( Galip Şahin, § 47; Turgut Duman , § 105). 51. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile dayanılması ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir ( Galip Şahin, § 48 Turgut Duman , § 106). 52. Bu bağlamda arşiv araştırması kapsamında bu tür bilgilerin tespit edilmesi ve değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte masumiyet karinesinin zedelenmesine neden olacak sonuçların doğmasını engelleyecek nitelikte, yalnızca bu bilgilerin esas alınarak kişinin arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanmasının önleyecek veya bu bilgilerin ne ölçüde belirleyici olacağını belirlemek suretiyle idarenin keyfi uygulamalarını önleyecek güvencelere yer verilmesi gerekir. Kural bu tür güvenceler de içermemektedir. 53. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 20. ve 38. maddelerine aykırıdır. F. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinin Kalan Kısmı; 54. Dava konusu kuralla, kişi hakkında devam eden soruşturma ve kovuşturmaların yanı sıra nasıl sonuçlandığı hususunda herhangi bir ayrım da gözetilmeksizin sonuçlanmış tüm soruşturma veya kovuşturmalar kapsamındaki olguların arşiv araştırmasına konu edilmesi öngörülmektedir. 55. Kuralla, kanunlarda kendine mahsus sicile kaydedilen ve ancak belirli kişilerin görmesine izin verilen kayıtlara güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmaya yetkili mercilerin ulaşmasına izin verilmiştir. 56. Kanun, arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları bağlamında kovuşturmanın nasıl sonuçlanmış olduğu hususunda bir ayrım da gözetmeksizin kesin nitelikli bütün hükümlerin ve soruşturmanın nasıl sonuçlanmış olduğu hususunda bir ayrım yapmaksızın bütün kararların tespit edilip, değerlendirme komisyonlarına sunulacağını düzenlemiştir. Bunun dışında bu tür yargısal kararların nedenlerini oluşturan olay ve olguların herhangi bir ayrım da gözetilmeksizin arşiv araştırması kapsamında elde edilmesinin, demokratik toplum düzeninde zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği söylenemez. 57. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. G. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendi; 58. Kural, kişinin ataması yapılacağı görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat birimlerindeki olgusal verilerinin mevcut kayıtlardan tespit edilmesini düzenlemektedir. 59. Kamu görevine alınacaklar veya milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilenler bakımından hizmetin gerektirdiği niteliklerin taşınıp taşınmadığının değerlendirilmesi bakımından ilgili meslek kanunlarının ve diğer alt mevzuatta yer alan şartların belirlenmiş olduğu açıktır. Ancak kural, idari mercilerin söz konusu mevzuatla sınırlamamıştır. Bu durumda, görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin hangi bağlamda araştırılacağı hususu, bu araştırmanın yapılmasını isteyecek idari birimin takdirine bırakılmıştır. Ancak kanun koyucu, 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili olduğunu düzenlemektedir dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını talep eden kurum, görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili bilgi ve kayıtların elde edilmesini talep edebilecektir. Ancak bu hususta idare keyfi uygulamanın önüne geçecek nitelikte, örneğin ilgili meslek ve göreve ilişkin mevzuatın aradığı şartlar kapsamında bir kayıtla dahi sınırlandırılmamış, araştırmayı yapacak birimlere mesleki niteliklerle ilgili kayıtların neler olabileceği hususunda herhangi bir çerçeve belirlenmemiştir. 60. Kanun’un 7. maddesinde belirtilen, memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletileceği ve Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağına ilişkin ölçütlerin yeterli bir çerçeve çizdiği söylenemez. 61. Özellikle istihbarat kayıtlarında yer alabilecek bilgilerin kapsamının oldukça geniş olabileceği düşünüldüğünde, idareye tanınan yetkinin de çok geniş olduğu açıktır. Ayrıca bu tür bilgilerin ne ölçüde güvenlik soruşturmasının sonucuna etki edebileceği hususunun da düzenlenmemiş olduğu düşünüldüğünde kuralın hangi kişisel verilere ulaşılabileceği hususunda yeterli bir öngörülebilirliği sağlamadığı sonucuna varmak mümkündür. 62. Açıklanan nedenle kural Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kalan kısmı yönünden Anayasa’nın 13. ve 20. maddesine aykırıdır. H. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi; 63. Dava konusu kural, kişinin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini güvenlik soruşturması kapsamında öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getirmektedir. 64. Kuralda, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğin hangi kayıtlardan elde edileceğine ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durumda bu tür bilgilerin 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde belirtildiği gibi kolluk kuvvetleri ve istihbarat kayıtlarından elde edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. 65. Öte yandan kişilerin yabancı devlet kurumlarıyla ve yabancılarla ilişkileri eğitim, ticaret, turizm, bilimsel ve sanatsal faaliyet, ebeveyn, çocuk veya yakınların bakımı, bireysel eğitim hizmeti sunumundan faydalanma, özel hayat ve aile hayatı kapsamındaki ilişkiler gibi çok çeşitli alanlara ilişkin olabilir. Bu hususlara dair tutulabilecek kayıtlardan hangilerinin güvenlik soruşturmasına konu edileceği hususu kanunla belirlenmemiş veya bu hususta sınırlayıcı bir çerçeve oluşturulmamıştır. Bu itibarla kuralın kanunilik şartını sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 66. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. I. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (c) Bendi; 67. Dava konusu kural, kişinin terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini güvenlik soruşturması kapsamında öngörmektedir. 68. Kural kapsamındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri niteliğinde olup bu verilerin değerlendirilmesi ile güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanabileceği gözetildiğinde kuralla kamu hizmetine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği anlaşılmaktadır. 69. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. Anayasa’nın 13. maddesinde de temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. 70. Kanuni düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu ilke uyarınca kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin kuralların kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. 71. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. 72. Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sağlanan anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için bu hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve söz konusu hakkın kullanılabilmesine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenleme ile kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri, bilgi ve belgelerin resmî makamların keyfî müdahalelerine karşı korunması mümkün hâle gelebilir. 73. Kuralda güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğuna, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, Değerlendirme Komisyonunun bu verileri nasıl değerlendireceği ilişkin temel ilkeler belirlenmemiştir. 74. Kurala konu ibarelerden biri de “…eylem birliği,…” ibaresidir. K amu görevlilerinin terör örgütleri ile ne tür bir eylem birliği içinde olacağı hususu belirsizdir. Kuralla güvenlik soruşturması kapsamına dahil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği ve kuralın kanunilik şartını sağladığı söylenemez. 75. Açıklanan nedenle kural Anayasanın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır. J. 7315 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında yer alan “ “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” İbaresi; 76. Kural, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili kılmaktadır. 77. Aynı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde belirtilen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri bu ibare için de geçerlidir. K. 7315 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesi; 78. 7315 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla bir değerlendirme komisyonu oluşturulacağı hüküm altına alınmıştır. 79. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 80. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25). 81. Anılan maddeyle oluşturulacak değerlendirme komisyonlarının nasıl oluşturulacağı belirlenmiş ise de değerlendirmenin nasıl yapılacağı konusunda bir belirlilik yoktur. Kural, söz konusu kanunda belirtilen hizmetlerde çalışacak kişiler hakkında elde edilen verilerin hizmet bazında belirli bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesine imkân vermemektedir. Bu kapsamda görev yapacak kişiler bakımından oluşabilecek keyfi uygulamaların önüne geçebilecek bir çerçeve belirlenmemiştir. 82. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırıdır. L. 7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” İbaresi 83. Kuralla, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen, kişisel veri olduğu konusunda kuşku bulunmayan, kişinin istihbari faaliyetlere konu olan ve millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında kalan verilerine erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi talepleri, (1) numaralı fıkrada belirtilen, bu taleplerin karşılanmasına ilişkin tedbirlerin alınacağı yükümlülüğünün dışında tutulmuştur. 84. Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının kişinin açık rızasının bulunduğu durumların haricinde ancak kanunla sınırlanması mümkündür. 85. İstihbari faaliyet sonucu elde edilen verilerin kural olarak kişilerle paylaşılmamasının haklı ve makul nedenleri olabilir. Ancak 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilmeyeceği öncelikle hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla söz konusu alanlara ilişkin kişisel nitelikli veri kapsamında da olsa istihbari nitelikli verinin kişilere verilemeyeceği açıktır. 86. Öte yandan kuralın “ Maddeye göre hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılan kişi, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler hariç olmak üzere kişisel verileri hakkında bilgilendirilecek, bu verilere erişebilecek, bunların düzeltilebilmesini ve silinmesini talep edebilecektir. ” şeklindeki gerekçesi de göz önünde bulundurulduğunda, istihbari faaliyete konu olan kendisiyle ilgili kişisel veri kavramından millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetler kapsamında elde edilen bilgiler anlaşılmalıdır. Ancak bu tür bir yoruma kuralın lafzıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla dava konusu kuralda herhangi bir sınırlama yapılmaksızın her türlü istihbari bilginin ilgili kişiyle paylaşılmayacağı hükme bağlanmışken aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde sadece millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiyle paylaşılmayacağı hükme bağlanmak suretiyle bir belirsizliğe neden olunduğu ve bu itibarla kuralın kanunilik ilkesini sağlamadığı sonucuna varmak mümkündür. 87. Diğer taraftan, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili olmayan ve kişinin kendisi ile ilgili olan verileriyle ilgili bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerinin karşılanmamasının meşru amacının olmadığı açıktır. 88. Öte yandan kuralın meşru bir amacının var olduğunun kabul edilmesi durumunda da sınırlamanın demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacın karşılanması bakımından ölçülü olup olmadığını irdelemek gerekir. Kişinin millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik gibi hususlarla ilgisi olmayan istihbari nitelikteki kişisel verilerinin güvenlik soruşturmasına dayanak alınmasını engelleyecek güvence getirilmediği anlaşılmaktadır. Üstelik Kanun bu bilgilerin güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına ne ölçüde etki edebileceği hususunda bir ölçüt de getirmemiştir. Kişi bu nedenle kamu görevine hiç alınmayabilir. Buna karşın kişinin bu bilgilerin ne olduğu hususunda hiçbir şekilde bilgilendirilmemesi, bu verilere erişememesi, bunların düzeltilmesi veya silinmesi talebinde bulunamaması kişi üzerinde sürekli olarak ağır bir baskı ve külfet yaratacağı açıktır. Hiç şüphesiz bu tür istihbari yöntemlerle elde edilmiş verilerin kişilerin doğrudan hassas nitelikteki verilerine ilişkin olduğu ortadadır. 89. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde yapılacak yargısal denetimle bu bilgilerin somut olay bakımından irdelenmesi mümkün olabilecekse de bu yolla düzeltilmelerini güvence altına alan bir yoruma ulaşmayı sağlayan bir düzenleme de bulunmamaktadır. 90. Ayrıca 2937 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasında “ Millî İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez. ” hükmüne yer verilmektedir. Bu itibarla mevcut bir güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde, sonuca dayanak teşkil edebilecek 2937 sayılı Kanun kapsamında kalan bir bilginin yargı mercilerince dahi denetlenememesi mümkün olmayabilecektir. 91. Kaldı ki bu tür bilgilerin güvenlik soruşturmasına konu olması durumunda söz konusu bilgiyi güvenlik soruşturmasını gerçekleştiren ve değerlendiren mercilerin göndermesinin isteneceği ve bu hususta bir sınırlama getirilmemiş olduğu gözetildiğinde bu tür bilgilerin de yargılama sürecinde değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ileri sürülebilir ise de yargı mercilerince verilecek kararlar, otomatik olarak o bilginin düzeltilmesi sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle gereken her durumda sistemde mevcut olan bu bilgilerin tekrar tekrar kullanılması da söz konusu olabilecektir. Bu durumun ise kişinin üzerinde ağır bir külfet yaratacağı şüphesizdir. 92. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvencelerinin bulunduğu, söz konusu özel güvencelerin, verinin kişi hakkında otomatik olarak sonuç doğurma ihtimali olduğu durumda, kişinin veri ile çelişme imkânına ilişkin usul güvencelerinin sağlanması gerektiği, özellikle güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin istihbari nitelik taşıdığı ve güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına dayanak teşkil etmesi bakımından idarenin takdir yetkisinin herhangi bir şekilde sınırlanmadığı gözetildiğinde kuralın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvencelerini gözetir bir nitelik taşımadığı anlaşılmıştır. 93. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. M.7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (3) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesi; 94. Kural, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceğini hüküm altına almaktadır. 95. 180. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde kanunilik ve meşru amaç şartları bakımından belirtilen gerekçeler bu kura yönünden de geçerlidir. 96. Anılan Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait verilerin iki yılın sonunda silineceği ve yok edileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla istihbari faaliyete ilişkin kişisel veya kişisel olmayan veriler silme işlemine tabi değildir. 97. Kurala konu istihbari nitelikteki bilgiler ise sadece kişi ile doğrudan ilgili olmayan millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili bilgilerdir. Dolayısıyla bu tür bilgilerin kişiye verilmemesinin bilgilerin niteliği de gözetildiğinde makul karşılanabileceği söylenebilir. 98. Ancak güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde bu işlemin yargısal denetiminde kişi hakkında veri olarak kullanılan bu tür bilgilerin yanlış olduğunun ortaya çıkması hâlinde bu bilgilerin düzeltilmesine ilişkin bir güvence öngörülmediği gibi Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca istihbari nitelikteki bu veriler silme işlemine de tabi olmayacaktır. Bu durumda kişi ile uzak ilgisi olsa da kurala konu bilgilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapıldığı sistemlerde süresiz olarak kalacağı, istihbari yöntemlerle elde edildiği gözetildiğinde bu verilerin hassas nitelikli kişisel veri olabileceği, herhangi bir süre öngörmeksizin istihbarat kayıtları dışında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapan birimlerde de bu verilerin süresiz şekilde kalabileceği düşünüldüğünde kuralın demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvencelerini gözetir bir nitelik taşımadığı anlaşılmaktadır. 99. 184. Açıklanan nedenlerle kuralı Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. N. 7315 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” İbaresi; 100. Kural, kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin istisnaları düzenlemektedir. Buna göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Anılan fıkrada yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 101. Kuralla, ilgilisine ait veya kişiyle doğrudan ilgisi olup olmadığı önem taşımaksızın istihbari faaliyete konu verilerin silme ve yok etme işleminden istisna tutulduğu, bu hususta da farklı bir düzenleme getirilmediği anlaşılmaktadır. 102. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında, güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin ne suretle ve ne kadar süre ile saklanacağına, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânının olup olmadığına, bilgilerin bir müddet sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada izlenecek usulün ne olduğuna, yetkinin kötüye kullanımını önlemeye yönelik nasıl bir denetim yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı, dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir kanuni güvencelere yer verilmediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılık yönünde sonuçlara ulaşmıştır (örneğin AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/02/2020, § 133). 103. Bu itibarla kuralla öngörülen istihbari faaliyete konu ilgilisine ait verilerin silme ve yok etme işleminden istisna tutulması, silme ve yok etme işleminin bu veriler yönünden daha uzun bir süreye dahi tabi kılınmaması, bu verilerin sınırsız süreyle sitemde kalması ve tekrar kullanılabilir olması gözetildiğinde kuralın demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 104. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. O. 7315 Sayılı Kanun’un 12. Maddesi; 105. Kuralla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ilişkin olarak devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, söz konusu soruşturma ve araştırmanın usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmeliğe bırakılmıştır. 106. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. 107. Özellikle gizlilik dereceli belgeler, birimler, hizmetler ve çalıştırılacak personelin kimler olacağı hususu ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu elde edilecek verilerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin ölçüt ve ilkelerin kanunla belirlenmediği, verilerin tartışılması ve düzeltilmesi ile sistemde ne kadar süreyle kalacaklarına ilişkin güvencelerin yeterli ölçüde kanunla belirlenmediği anlaşılmıştır. 108. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişisel verilerin elde edilmesi, bu verilerin değerlendirilmesi sonucu kişilerin kamu hizmetine girme hakkı, çalışma hakkı ile memur ve diğer kamu görevlilerine ilişkin birtakım özel güvencelere yer veren Anayasa’nın 128. maddesi göz önünde bulundurulduğunda, bu alanları ilgilendiren hususlarda düzenleme yapma yetkisinin yürütmeye bırakılmasında kanunla belirlenmesi gereken çerçevenin daha katı biçimde yorumlanması gerektiği sonucuna varmak gerekir. 109. Bu itibarla kural yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanunilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. 110. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7., 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır. P. 7315 Sayılı Kanun’un 13. Maddesinin; (2) Numaralı Fıkrasıyla 31/7/1970 Tarihli ve 1325 Sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a Eklenen Ek 16. Maddenin, (4) Numaralı Fıkrasıyla 9/7/1982 Tarihli ve 2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. Maddesine Eklenen On İkinci Fıkranın, (5) Numaralı Fıkrasıyla 10/3/1983 Tarihli ve 2803 Sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. Maddesine Eklenen Yedinci Fıkranın, (6) Numaralı Fıkrasıyla 25/4/2001 Tarihli ve 4652 Sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na Eklenen ek 3. Madde; 111. Dava konusu kurallarla, yükseköğretim öncesi ve yükseköğretim düzeyinde Millî Savunma Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Polis Akademisi nam ve hesabına eğitim göreceklerle ilgili güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı düzenlenmektedir. 112. Kural kapsamındaki kişiler, haklarında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması nedeniyle eğitim hakkından, dolayısıyla kamu hizmetine girme hakkından hukuka uygun olmayan nedenlerle mahrum kalabileceklerdir. 113. Söz konusu kuralların kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. Bu düzenleme ile kişisel verilerin işlenmesi, kullanılması ve korunması hususlarında tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanuni çerçeve belirlenmemiş olup kuralların; belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu söylenemez. 114. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır. R. 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddede yer alan “...Cumhurbaşkanı...” İbaresi; 115. Dava konusu kuralla, anılan maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarının usul ve esaslarının belirlenmesine ilişkin düzenleyici işlem niteliğinde olan ve MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliğin Cumhurbaşkanının onayı ile yürürlüğe gireceği öngörülmektedir. 116. Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede " Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir. (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15). 117. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 118. Kural, özel hayata saygı hakkı kapsamında Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kalan pek çok hususu ilgilendiren alanlarda MİT tarafından hazırlanan yönetmeliğin Cumhurbaşkanının onayı ile yürürlüğe gireceğini düzenlemektedir. 119. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama yapma yetkisinin yürütmeye bırakılmasında kanunla belirlenmesi gereken çerçevenin daha katı biçimde yorumlanması gerektiği açıktır. Kuralla, anılan hakkın sınırlanması bakımından belirliliği sağlayabilecek nitelikte bir çerçeve çizilmediği sonucuna varmak gerekir. 120. Bu itibarla kural yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanunilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. 121. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 20. maddelerine aykırıdır. S . 7078 Sayılı Kanun’un; 159. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (f) Bendinin, 160. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin ve (4) numaralı Fıkrasına Eklenen (h) Bendi; 122. Kurallar, Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilecek sözleşmeli personelin ön sözleşme ile er adayı olarak göreve başlamaları için kural olarak arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanmasını gerekli kılmak, bu sürecin sonucunda yapılacak sözleşmeler bakımından güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını ise sözleşmenin süresinden önce feshi nedenleri olarak belirtmek suretiyle kişisel verilerin korunması hakkı ile kamu hizmetine girme hakkına yönelik sınırlama getirmektedir. 123. Anayasa Mahkemesi yine dava konusu olan 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (h) bendini “mülga 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Kanun uyarınca yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” yönünden incelemiş güvenlik soruşturması sonucunda kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesinin Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2022/33, K.2022/67, 01/06/2022, § 14). 124. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler ile… ” ve “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler,… ” ibarelerinin Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine uygunluk denetiminde açıklanan gerekçeler ile 4. maddesinin (b), (c) ve (ç) bentleri, 5. maddesinin (a), (b) ve (c) bentleri, 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi, 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. 125. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır. 126. Yukarıda açıklanan sebeplerle 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun dava konusu bazı fıkra ve ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına dair mahkememiz çoğunluğu kararlarına iştirak edilmemiştir. Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Kenan YAŞAR
2024/200
2021/60
04/12/2024
Esas - Ret
26/03/2025 - 32853
Var
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2021/60 Karar Sayısı : 2024/200 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : 26/3/2025 - 32853 İPTAL DAVALARINI AÇANLAR: 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili (E.2021/60) 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili (E.2022/47) 3. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 126 milletvekili (E.2018/95) İPTAL DAVALARININ KONUSU: A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; 1. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ”, “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” ibarelerinin, 2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinin, 3. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin, 4. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve… ” ibaresinin, 5. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, 6. 8. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresinin, b. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, 7. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin, 8. 12. maddesinin, 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddenin, b. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın, c. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkranın, ç. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin , B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ …7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma… ” bölümünün, C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” ibaresinin, 2. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin, 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin, Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 24., 25., 26., 38., 42., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMLERİ A. 7315 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesi şöyledir: “ Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar MADDE 3- (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır. ” 2. 4. maddesi şöyledir: “ Arşiv araştırması MADDE 4- (1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir .” 3 . 5. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması MADDE 5- (1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir. ” 4. 6. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler MADDE 6- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personel, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin gerekli tedbirler alınır. ” 5. 7. maddesi şöyledir: “ Değerlendirme Komisyonu MADDE 7- (1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır. (2) Memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal veriler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletilir. (3) Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunar. Mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler sunulur .” 6. 8. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler MADDE 8- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması esastır. Bu veriler, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılır. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemez. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilemez. ” 7. 10. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi MADDE 10- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. (3) Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. ” 8. 12. maddesi şöyledir: “ Yönetmelik MADDE 12- (1) Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir. ” 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. madde şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Ek Madde 16- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” b. (4) numaralı fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” c. (5) numaralı fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” ç. (6) numaralı fıkrasıyla 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir: “ Ek Madde 3- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” B. 7354 sayılı Kanun’un 5. maddesinin iptali talep edilen kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir : “ (1) Özel mevzuatında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, aday öğretmenliğe atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak, yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından mezun olma, 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Millî Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartları aranır. ” C. 7078 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. madde şöyledir: “ Ek Madde 11- (Ek: 15/8/2017-KHK-694/41 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/39 md.) Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin istihbarat hizmetleri Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından yürütülür. MİT, istihbarat istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıt’a içinde veya kıt’a dışında her türlü araştırma yapabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir .” 2. 159. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un; 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi şöyledir: “ (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/164 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/159 md.) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmış olmak; güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hallerde arşiv araştırması olumlu sonuçlanmış olmak . ” 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi şöyledir: “ d) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ” b. (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendi şöyledir: “ h) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ” II. İLK
İPTAL DAVALARINI AÇANLAR: 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili (E.2021/60) 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili (E.2022/47) 3. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 126 milletvekili (E.2018/95) İPTAL DAVALARININ KONUSU: A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun; 1. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …gizlilik dereceli birimler ile… ”, “ …kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,… ” ve “ …ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler… ” ibarelerinin, 2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinin, 3. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin, 4. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve… ” ibaresinin, 5. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin, 6. 8. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyetlere konu olmayan… ” ibaresinin, b. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin, 7. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “ …istihbari faaliyete konu olmayan… ” ibaresinin, 8. 12. maddesinin, 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddenin, b. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın, c. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkranın, ç. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin , B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ …7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma… ” bölümünün, C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “ ...Cumhurbaşkanı... ” ibaresinin, 2. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin, 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin, Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 24., 25., 26., 38., 42., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMLERİ A. 7315 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesi şöyledir: “ Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar MADDE 3- (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır. ” 2. 4. maddesi şöyledir: “ Arşiv araştırması MADDE 4- (1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir .” 3 . 5. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması MADDE 5- (1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir. ” 4. 6. maddesi şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler MADDE 6- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personel, hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin gerekli tedbirler alınır. ” 5. 7. maddesi şöyledir: “ Değerlendirme Komisyonu MADDE 7- (1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır. (2) Memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal veriler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletilir. (3) Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunar. Mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler sunulur .” 6. 8. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler MADDE 8- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması esastır. Bu veriler, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılır. (3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemez. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilemez. ” 7. 10. maddesi şöyledir: “ Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi MADDE 10- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. (3) Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanır. ” 8. 12. maddesi şöyledir: “ Yönetmelik MADDE 12- (1) Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir. ” 9. 13. maddesinin; a. (2) numaralı fıkrasıyla 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. madde şöyledir: “ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Ek Madde 16- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” b. (4) numaralı fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” c. (5) numaralı fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkra şöyledir: “ (Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” ç. (6) numaralı fıkrasıyla 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir: “ Ek Madde 3- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.) Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. ” B. 7354 sayılı Kanun’un 5. maddesinin iptali talep edilen kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir : “ (1) Özel mevzuatında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, aday öğretmenliğe atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak, yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından mezun olma, 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Millî Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartları aranır. ” C. 7078 sayılı Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı ; 1. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. madde şöyledir: “ Ek Madde 11- (Ek: 15/8/2017-KHK-694/41 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/39 md.) Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin istihbarat hizmetleri Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından yürütülür. MİT, istihbarat istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıt’a içinde veya kıt’a dışında her türlü araştırma yapabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir .” 2. 159. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un; 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi şöyledir: “ (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/164 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/159 md.) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmış olmak; güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hallerde arşiv araştırması olumlu sonuçlanmış olmak . ” 3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi şöyledir: “ d) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ” b. (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendi şöyledir: “ h) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak. ”
0
96
1,982
2024/223
2022/74
21/06/2022
25/12/2024
(AYM, E.2022/74, K.2024/223, 25/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR
Murat ÖZDEN
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/223
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/74 Karar Sayısı : 2024/223 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin değiştirilen 307. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinin, C. 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinin “ …kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” bölümünün, Ç. 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin, D. 16. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 13., 20., 104., 123., 127., 128. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/1 md.) Kütüphanecilik hizmetleri ile kültürel ve sanatsal faaliyetleri yerine getirmek üzere İstanbul İlinde doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşu olarak Rami Kışlası Müdürlüğü kurulmuştur. Rami Kışlası Müdürü mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 30 uncu maddesi uyarınca İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Müdürüne denktir. ” 2. 2. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın değiştirilen 307. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Din Öğretimi Genel Müdürlüğü MADDE 307 – (Değişik:RG-7/4/2022-31802-CK-98/2 md.) (1) Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … ç) İmam hatip ortaokullarında ve imam hatip liselerinde hafızlık eğitimine yönelik çalışmalar yürütmek, … ” 3. 8. maddesiyle (1) numaralı fıkrasına (k) bendinin eklendiği (1) numaralı CBK’nın 483. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Haberleşme Genel Müdürlüğü MADDE 483 - (1) Haberleşme Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … k) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/8 md.) Akıllı ulaşım sistemlerine yönelik ulusal stratejileri, hedefleri, mimarileri, ulusal ölçekte uyulması gereken teknik kriterleri belirlemek, eylem planlarını hazırlamak ve izlemek, yenilikçi akıllı ulaşım sistemleri projeleri geliştirmek, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, … ” 4. 12. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/12 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Denetim Hizmetleri Başkanı kadrosunda bulunan personel Rehberlik ve Teftiş Başkanı kadrosuna başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bölge liman başkanlıklarının kurulduğu merkezlerde Liman Başkanı ve Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanlar ile bağlı liman başkanlıklarında Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanların görevleri başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. (3) Mevzuatta bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıflar, kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılır. ” 5. 16. maddesi şöyledir: “ Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Denetim Hizmetleri Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Liman Başkanı 1 21 GIH Liman Başkan Yardımcısı 1 67 GIH Liman Başkan Yardımcısı 3 4 TOPLAM 92 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rehberlik ve Teftiş Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Bölge Liman Başkanı 1 21 GIH Bölge Liman Başkan Yardımcısı 1 21 GÎH Ulusal Deniz Emniyeti Başkam 1 1 GIH Ulusal Deniz Emniyeti Başkan Yardımcısı 1 1 TH Denizcilik Sörvey Mühendisi 6 41 TOPLAM 85 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rami Kışlası Müdürü 1 1 GIH Müdür Yardımcısı 1 5 TOPLAM 6 II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 21/6/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen CBK kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin; yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/128, K.2023/159, 28/9/2023, § 9). B. CBK’nın 1. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın 296. Maddesine Eklenen (2) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin İncelenmesi 4. (1) numaralı CBK’nın 296. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dava konusu ikinci cümlesi 3/10/2024 tarihli ve (164) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. 5. Açıklanan nedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. C. CBK’nın 2. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın Değiştirilen 307. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 6. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda imam hatip okullarında ve imam hatip liselerinde hafızlık eğitimine yönelik çalışmalar yürütmek Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretim Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmış ise de 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde bu Başkanlık bünyesinde kurulan Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında hafızlık yapmak isteyenler için Kur’an kursları ile Kur’an eğitim merkezleri açmanın, bu kurs ve merkezlerle ilgili iş ve işlemleri yürütmenin de sayıldığı, dolayısıyla anılan Kanun’da açıkça düzenlenen hususta CBK ile düzenleme yapıldığı, 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. maddesinde imam hatip liselerinin dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumu olarak tanımlandığı, anılan Bakanlığın hafızlık eğitimi vermek konusunda görevli kılınmadığı, hafızlık eğitiminin örgün eğitimin dışında sürdürülmesi gereken bir eğitim türü olduğu, CBK ile bu eğitimin örgün eğitimle görevli bir birimin bünyesine alınamayacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11. ve 104. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 7. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8. ve 11. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 8. Kuralla i mam hatip ortaokullarında ve imam hatip liselerinde hafızlık eğitimine yönelik çalışmalar yürütmek Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Dolayısıyla kural yürütme yetkisi ne ilişkin bir konuyu düzenlemektedir. 9. Kuralda hafızlık eğitiminin niteliğine ya da eğitimden yararlanabileceklere ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Kuralla söz konusu okullarda hafızlık eğitimine ilişkin çalışmalar yürütme konusunda Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görevli olduğu öngörülmektedir. Dolayısıyla kural Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir. 10. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasına göre “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. ” Ancak Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” denilmek suretiyle bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması yönünden CBK’larla düzenleme yapılmasına açıkça izin verilmiştir. 11. Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerinin Millî Eğitim Bakanlığının merkez teşkilatının kurulmasına ve teşkilat yapısının düzenlenmesine, görev ve yetkilerinin belirlenmesine ilişkin olduğu, dolayısıyla konunun Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenmesi açıkça hükme bağlanmış olan bakanlıklara dair yetki kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. 12. 633 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Kur’an-ı Kerim’in usulüne uygun okunmasına, anlaşılmasına, İslami ilimlerin öğrenilmesine yönelik çalışmalar yapmakla, bu alanlarda bilgi ve becerilerini geliştirmekle, hafızlık yapmak isteyenler için Kur’an kursları ile Kur’an eğitim merkezleri açmakla, din eğitimi almak isteyenler için kurslar düzenlemekle, bu kurs ve merkezlerle ilgili iş ve işlemleri yürütmekle görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre Diyanet İşleri Başkanlığı hafızlık yapmak isteyenler için Kur’an kursları ve eğitim merkezleri açabilecektir. 13. Dava konusu kural ise örgün eğitim kurumlarında verilecek hafızlık eğitimine ilişkindir. Bu nedenle dava konusu CBK kuralının kanunla açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 14. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 15. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı , bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 16. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanılarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal içtihatlar ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan, muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, § 24). 17. Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında hukuk devleti ilkesinin unsurları arasında yer alan hukuki güvenlik ilkesi kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlarken belirlilik ilkesi ise kanunlar gibi CBK’ların da hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, § 25). 18. Belirlilik ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil bunların CBK metninde kurallaştırılmasını gerekli kılar. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Buna karşılık söz konusu düzenlemelerin tamamının aynı CBK’da yapılması zorunlu olmayıp incelenen CBK dışındaki CBK’lar ya da kanunlarla yapılmış olması da belirlilik ilkesi açısından yeterli bulunmaktadır (AYM, E.2020/29, K.2022/155, 13/12/2022, § 39). 19. Hukuk devleti ilkesi gereği CBK’lar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade eder. CBK kuralının amaç unsuru bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kuralın kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2020/46, K.2023/149, 13/9/2023, § 20). 20. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı, Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği öngörülen konularda Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla CBK çıkarma yetkisine sahip olup düzenlemelerde kamu yararının bulunup bulunmadığını takdir etme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Anayasa’ya uygunluk denetiminde Cumhurbaşkanının kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek çıkarılmış olup olmadığı incelenebilir. Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (kanunlar yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2016/140, K.2017/92, 12/4/2017, §§ 6, 7; E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, §§ 10, 11). 21. Dava konusu kuralla Millî Eğitim Bakanlığının hangi biriminin hangi okullarda hangi konularda çalışmalar yürütülmesi konusunda görevli ve yetkili olduğu hususunun herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın belirsizlik içermediği sonucuna varılmıştır. 22. 6216 sayılı Kanun’un 39. maddesinin (4) numaralı fıkrasında “ İptal davalarında Mahkemece esasın incelenmesine karar verilmesi hâlinde, dava dilekçesi ile ekleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ile iptal davası açmaya yetkili siyasi parti gruplarına gönderilir. Bu makamlar, iptal davasıyla ilgili yazılı görüşlerini değerlendirilmek üzere Mahkemeye bildirebilirler. ” denilmektedir. CBK’ların gerekçelerine herhangi bir ortamda yer verilmemesi karşısında CBK kurallarının getiriliş amacının tespiti bakımından 6216 sayılı Kanun’un anılan hükmüne istinaden Cumhurbaşkanlığınca dosyaya sunulan görüş yazıları önem arz etmektedir (AYM, E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, § 40). 23. Cumhurbaşkanlığının dava konusu kuralların düzenlenme sebebine yer verilen görüş yazısında özetle kuralın örgün eğitime devam eden ve aynı zamanda hafızlık yapmak isteyen öğrencilerin hafızlık eğitimi ile hafızlık sonrası eğitim öğretim süreçlerinin etkin, verimli ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi amacına yönelik olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle kuralın Cumhurbaşkanının takdir yetkisi kapsamında kaldığı ve kamu yararı dışında düzenlendiği sonucuna ulaşılmasını gerektirecek bir yönünün bulunmadığı görülmektedir. 24. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Ç. CBK’nın 8. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın 483. Maddesininin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (k) Bendinin “ …kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” Bölümünün İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 25. Akıllı ulaşım sistemleri kavramı 22/10/2021 tarihli ve 31636 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Genel Müdürlüğü Görev, Yetki ve Sorumluluk Yönetmeliği’nin 4. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan maddeye göre akıllı ulaşım sistemleri kavramı “ ulaşım sistemlerinin sürdürülebilirliğini daha güvenli, daha akıllı ve çevreye duyarlı bir şekilde geliştirilen çeşitli teknolojilerin bir araya getirilmesini ” ifade etmektedir. 26. 25/10/2014 tarihli ve 29156 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Akıllı Ulaşım Sistemleri Strateji Belgesi’nde (2014-2023) akıllı ulaşım sistemleri uygulamalarında genel olarak yolcu, yol ve araç arasında gerekli haberleşmeyi sağlayan teknolojilerin kullanıldığı, bu teknolojilerin küresel konum belirleme sistemleri, kablosuz/mobil/kızılötesi iletişim teknolojileri, kapalı devre televizyon, çeşitli yakın mesafe iletişim teknolojileri ve sürücülere güvenli seyir için destek sağlayan algılama teknolojileri başlıkları altında toplanabileceği belirtilmiştir. 27. Bu kapsamda akıllı ulaşım sistemlerinin trafik ışıkları, elektronik denetleme sistemleri, toplu taşıma bilgilendirme sistemleri, otopark ve otoyollarda ücretin tahsilini sağlayan sistemler gibi kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetler yanında yol güzergâhı bilgilerini, araç paylaşımını, kısa süreli araç kiralamayı sağlayan uygulamaları da içeren, bu konuda sürekli gelişen bilgi altyapısını verimli ve etkin bir şekilde kullanmayı sağlayacak bir sistemler bütünü olduğu söylenebilir. 28. (1) numaralı CBK’nın 474. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde akıllı ulaşım sistemleri projelerinin geliştirilmesi, kurulması, kurdurulması, işletilmesi ve işlettirilmesi hususlarında, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyon içinde millî politika, strateji ve hedeflerin belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapmak ve belirlenen hedefleri uygulamak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının (Bakanlık) görevleri arasında sayılmıştır. 29. Anılan CBK’nın 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde de akıllı ulaşım sistemlerine yönelik ulusal stratejileri, hedefleri, mimarileri, ulusal ölçekte uyulması gereken teknik ölçütleri belirlemek, eylem planlarını hazırlamak ve izlemek, yenilikçi akıllı ulaşım sistemleri projeleri geliştirmek, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek Haberleşme Genel Müdürlüğünün (Genel Müdürlük) görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Dava konusu kural anılan fıkranın “ …kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” bölümüdür. 30. Buna göre Genel Müdürlük ulaşımda güvenliğin sağlanması, ulaşımın kolaylaştırılması ve ulaşımın çevreye olumsuz etkilerinin azaltılması hususlarında politika oluşturulması, ulaşıma ilişkin sorunların tespiti ve bu sorunlara ilişkin çözüm sunulması amacıyla veri yönetim merkezi kurma, kurdurma, işletme veya işlettirmekle görevlidir. Veri değerlendirme merkezinde kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen veriler kullanılacak ve değerlendirilecektir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 31. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural uyarınca bireysel araçlara ve araç sahiplerine ilişkin kişisel verilerin toplanmasının gerekebileceği, kişisel verilere yönelik hükümler öngören kuralın CBK ile düzenlenmesi yasak alana ilişkin olduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının çeşitli kanunlar gereğince topladığı verilerin Bakanlık teşkilatında yer almayan bir birime aktarılmasına yönelik hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, kişisel verilen işlenmesine ilişkin hususlar 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4. ve 6. maddelerinde açıkça düzenlendiğinden bu konuda CBK ile düzenleme yapılmasının mümkün olmadığı, kuralda hangi verilerin ne şekilde toplanacağı, işleneceği, kullanılacağı ve paylaşılacağının belirsiz olduğu, bu işlemlerin ancak ilgilinin açık rızasıyla yapılabileceği, kuralın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 8., 13., 20., 104., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 32. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 7., 8., 13., 20., 123. ve 127. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. a. Bölümde Yer Alan “ …kurdurmak,… ” ve “ …işlettirmek,… ” İbareleri 33. Kurallarda ilgili kurum, kuruluş veya kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurdurmak ve işlettirmek hususunda Genel Müdürlüğün görevli ve yetkili olduğu hüküm altına alınmaktadır. 34. Bu itibarla kurallar uyarınca Genel Müdürlük veri yönetim merkezini üçüncü bir kişiye kurdurabilecek ve işlettirebilecektir. 35. Anayasa’nın 47. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir. ” denilerek özel hukuk sözleşmeleri aracılığıyla gerçek veya tüzel kişilerin kamu hizmetlerinin sunumuna dâhil edilmelerine imkân tanınmıştır (AYM, E.2018/104, K.2020/39, 16/7/2020, § 78). Bununla birlikte hangi kamu hizmetlerinin ne tür özel hukuk sözleşmeleriyle gerçek kişilere veya özel hukuk tüzel kişilerine gördürüleceğinin kanunla belirlenmesi gerekmektedir. 36. Kamu hizmetlerinden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceğinin veya devredilebileceğinin Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiğinden ilgili kurum, kuruluş ve kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin -ulaşım güvenliğinin artırılması, ulaşımın kolaylaştırılması ile ulaşıma ilişkin sorunların tespiti ve çözüm sunulması amacıyla- kullanılması ve değerlendirilmesi için veri yönetim merkezinin kurdurulmasına ve işlettirilmesine imkân tanıyan düzenlemenin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine göre CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir ( benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, §§ 24-28, §§ 39-41). 37. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. İptalleri gerekir. Kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden kuralların ayrıca konu bakımından yetki yönünden aynı fıkranın birinci, ikinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. Kurallar, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden içerik yönünden incelenmemiştir. b. Bölümün Kalan Kısmı i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 38. Kural, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak ve işletmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek konusunda Genel Müdürlüğün görevli ve yetkili olduğunu düzenlemektedir. 39. Ulaşımda güvenliğin sağlanması ve ulaşımın kolaylaştırılması amacıyla veri yönetim merkezi kurma ve işletme, buna ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda anılan Genel Müdürlüğün görevli ve yetkili kılınmasını düzenleyen kuralın yürütme yetkisine ilişkin konular dan olduğu açıktır. 40. K işisel verilerin korunmasını isteme hakkı Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında anayasal güvenceye bağlanmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu ifade edilmiş; kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir . Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen ve “ Kişinin Hakları ve Ödevleri ” başlıklı İkinci Bölümü’nde yer alan kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir ( AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 74) . 41. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere “... adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler … ” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 42. 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesinde; kişisel verinin kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, anonim hâle getirmenin ise kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hâle getirilmesini ifade ettiği belirtilmiştir. 43. Kural; kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilere ilişkin olarak 6698 sayılı Kanun’a bir istisna getirmemektedir. Bu veriler ilgili kanunlarla verilen yetki veya ilgilinin açık rızasına dayalı olarak saklanacak ve işlenecektir. Kural da söz konusu kurum, kuruluş veya kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında toplanarak anonimleştirilen bu verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurma ve işletme hususlarında Genel Müdürlüğün görevli ve yetkili olduğunu öngörmektedir. 44. Bu kapsamda söz konusu veri yönetim merkezi tarafından kullanılacak ve değerlendirilecek verilerin anonim hâle getirilmiş veriler olduğu gözetildiğinde kuralın kişisel verilere ilişkin bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 45. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölüm’de yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili herhangi bir düzenleme içermediği anlaşılmaktadır. 46. Bakanlığın hizmet birimi olan Genel Müdürlüğün görev ve yetkilerinin Bakanlığın merkez teşkilatının kurulmasına ve teşkilat yapısının düzenlenmesine, görev ve yetkilerinin belirlenmesine ilişkin olduğu, dolayısıyla konunun Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenmesi açıkça hükme bağlanmış olan bakanlıklara dair yetki kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. 47. Öte yandan kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 48. Açıklanan nedenlerle kural , Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 49. Kuralın “… kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak,… ” bölümü ile kuralda yer alan “ …işletmek… ” ibaresine ilişkin olarak, hangi kurum, kuruluş veya kişilerce üretilen hangi bilgilerin hangi amaçla kullanılacağının ve değerlendirileceğinin, veri yönetim merkezinin hangi hizmet birimi tarafından kurulabileceğinin ve işletilebileceğinin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın bu yönüyle bir belirsizlik içermediği sonucuna varılmıştır. 50. Kuralın “ …bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” bölümüne ilişkin olarak da, (1) numaralı CBK’nın 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde Genel Müdürlüğün akıllı ulaşım sistemlerine ilişkin olarak hangi hususlarda görevli ve yetkili olduğunun, bu yetkisini hangi amaçlarla kullanabileceğinin açıkça belirtildiği, bu kapsamda kullanılacak yetkiye ilişkin genel çerçevenin düzenlendiği, bu yönüyle kuralda belirsizlik bulunmadığı ve uzmanlık gerektiren hususlara ilişkin olarak Genel Müdürlüğe usul ve esasları belirleme yetkisi verilmesinde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. 51. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. D. CBK’nın 12. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne Eklenen Geçici 1. Maddenin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 52. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin atanmasına ilişkin olduğundan münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, memuriyetin sona ermesine ilişkin hususların kamu hizmetine girme hakkı ile ilgili olması nedeniyle bu konuda CBK ile düzenleme yapılamayacağı, kuralla CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 53. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 54. Kural, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte denetim hizmetleri başkanı kadrosunda bulunan personelin rehberlik ve teftiş başkanı kadrosuna başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacağını, bölge liman başkanlıklarının kurulduğu merkezlerde liman başkanı ve başkan yardımcısı kadrosunda bulunanlar ile bağlı liman başkanlıklarında liman başkan yardımcısı kadrosunda bulunanların görevlerinin başka bir işleme gerek kalmaksızın sona ereceğini, mevzuatta bu CBK ile kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıfların kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılacağını öngörmektedir. 55. Teşkilat yapısındaki değişiklikler neticesinde kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarının ihdası veya iptali, başka bir deyişle kadro usulüne ilişkin düzenlemeler idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup idarenin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinin bir parçasını oluşturmaktadır (AYM, E.1965/32, K.1966/3, 4/2/1966; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, § 18; E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §17; E.2020/52, K.2023/223, 27/12/2023, § 118). 56. Anayasa Mahkemesi bakanlıkların kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu önceki kararlarında değerlendirmiştir. Anılan kararlarda bakanlıkların kadrolarının ihdası ve iptaliyle ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısına yönelik olması nedeniyle yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, dolayısıyla belirtilen hususların Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevler kapsamında yer almadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. ” şeklindeki hükmüyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-23; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-24; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-26). 57. Kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapısı içinde yer alan kadro unvanlarındaki değişikliklere bağlı olarak söz konusu kadrolarla ilgili olarak gerçekleştirilen atama veya göreve son verme işlemleri de idarenin teşkilat yapısıyla ilgili düzenlemelerin bir sonucudur (AYM, E.2021/131, K.2024/51, 22/2/2024, § 60). Dolayısıyla bakanlıkların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren dava konusu kural yönünden söz konusu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 58. Kural kapsamına giren konularda kanunla yapılan herhangi bir düzenlemeye rastlanmamıştır. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 59. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 60. Kural, denetim hizmetleri başkanı kadrosunda bulunan personelin rehberlik ve teftiş başkanı kadrosuna atanmış sayılmasına, bir kısım personelin görevinin sona ermesine, mevzuatta kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıfların kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılmasına ilişkin hususları düzenlenmektedir. Başka bir göreve atanan ve görevi sona eren personelin kadroları ile diğer hususlar açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 61. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. E. CBK’nın 16. Maddesiyle CBK’ya Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’nın Eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bölümlerinden Çıkarılmasının, Ekli (2) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek Anılan CBK’nın Eki (I) Sayılı Cetvel’in İlgili Bölümlerine Eklenmesinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 62. Dava dilekçesinde özetle; kamu görevlilerinin kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği, bu hususta CBK ile düzenleme yapılamayacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 63. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 128. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 64. Kural, Bakanlığa ait denetim hizmetleri başkanı, liman başkanı ve başkan yardımcısı kadrolarının iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümünden çıkarılmasını, rehberlik ve teftiş başkanı, bölge liman başkanı ve başkan yardımcısı, ulusal deniz emniyeti başkanı ve başkan yardımcısı, deniz sörvey mühendisi, Rami Kışlası müdürü ve müdür yardımcısı kadrolarının ihdasını ve bu kadroların (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesini öngörmektedir. 65. (98) numaralı CBK’nın 12. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 66. Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığının teşkilat yapısıyla ilgili düzenleme öngören dava konusu kuralda Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık bulunmamaktadır. 67. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 68. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır. b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 69. Kuralla Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlığına bazı kadrolar ihdas edilmiş ve Bakanlığa ait bazı kadrolar ise iptal edilmiştir. İhdas ve iptal edilen kadro ve sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kuralda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır. 70. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 71. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında ” Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 72. (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinde yer alan “ …kurdurmak,… ” ve “ …işlettirmek,… ” ibarelerinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibarelere ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 73. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 8. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinde yer alan “ …kurdurmak,… ” ve “ …işlettirmek,… ” ibarelerine yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, B. 1. 2. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin değiştirilen 307. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendine, 2. 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinin “…kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak,…” bölümü ile “…işletmek,…” ve “…bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek,” ibarelerine, 3. 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddeye, 4. 16. maddesiyle; a. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmasına, b. Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesine, yönelik iptal talepleri 25/12/2024 tarihli ve E.2022/74, K.2024/223 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddeye, bende, bölüme, ibarelere, eklemeye ve çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, C. 1. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın ikinci cümlesine yönelik iptal talebi hakkında 25/12/2024 tarihli ve E.2022/74, K.2024/223 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VI. HÜKÜM 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın ikinci cümlesine ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE, B. 2. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin değiştirilen 307. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinin konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, C. 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinin “…kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek,” bölümünün; 1. “…kurdurmak,…” ve “…işlettirmek,…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Kalan kısmının konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, Ç. 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin; 1. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, D. 16. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmasının; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin; a. Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, b. İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 25/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR KARŞIOY GEREKÇESİ 1. 98 numaralı CBK’nın 12. maddesiyle 1 numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. madde ile bazı unvanlı görevlilerin başka bir kadroya atanmış sayılmasına, bazı görevlerin sona ermesine ve birim ve yöneticilere ilişkin mevzuat atıflarına dair düzenlemeler yapılmıştır. 2. CBK’nın 16. maddesiyle de Ekli 1 ve 2 sayılı listelerdeki kadrolara ilişkin olarak listeden çıkarma ve ihdas düzenlemeleri yapılmıştır. 3. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair 29.12.2022 tarihli, 2020/54 E. – 2022/165, sayılı karara yazdığım karşıoydaki gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile mevcut görevlere ilişkin atanmış sayılma ve göreve son verilmesi biçimindeki, yine ekli listelerden kadro çıkarma-ihdas yönündeki kuralların yasak alanda düzenleme yaptığı ve kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim. Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN KARŞIOY GEREKÇESİ Daha önce benzer kurallar yönünden yazdığım karşıoy gerekçeleri dava konusu kurallar bakımından da geçerli olduğundan, kuralların konu yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırılık taşıdığı kanaatiyle çoğunluk kararına katılmadım. Üye Engin YILDIRIM KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz çoğunluğunun 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin ve 16. maddesinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ilişkin karara katılmamaktayım. 2. İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinde kadro ihdası ve mevcut bazı kadroların iptalini de içeren kadro ile ilgili hususlara ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. 3. Dava konusu kuralların “konu bakımından yetki” boyutu ile Anayasa’ya uygunluk denetiminde Mahkememiz çoğunluğunca Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasına bir aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşılsa da kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir. 4. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kadro ihdası konusunu düzenleyen bir kurala ilişkin Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği bir kararda bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği görüşünde olduğumdan Mahkememiz çoğunluğunun iptal isteminin reddi yönündeki kanaatine katılmamıştım (Bkz.: E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25, K. T.: 11/06/2020 §§ 6-22, 27-31, 33) . Aynı hukuki gerekçelerin kadro ile ilgili düzenlemenin yer aldığı dava konusu (98) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünde de geçerli olduğu kanaatindeyim. 5. Dolayısıyla E. S.: 2018/119, K. S.: 2020/25 sayılı kararın karşıoyunda yer verdiğim gerekçelerle 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. maddenin ve 16. maddesinin Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olması nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğum için çoğunluk görüşüne katılmamaktayım. Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ KARŞIOY GEREKÇESİ Mahkememiz çoğunluğu (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK); 12. ve 16. maddelerinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. 1. (98) numaralı CBK’nın; 12. Maddesiyle (1) Numaralı CBK’nın Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne Eklenen Geçici 1. maddesi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Denetim Hizmetleri Başkanı kadrosunda bulunan personelin Rehberlik ve Teftiş Başkanı kadrosuna başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacağını, bölge liman başkanlıklarının kurulduğu merkezlerde Liman Başkanı ve Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanlar ile bağlı liman başkanlıklarında Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanların görevlerinin başka bir işleme gerek kalmaksızın sona ereceğini ve mevzuatta bu CBK ile kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıfların, kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılacağını öngörmektedir. 2. (98) numaralı CBK’nın; 16. maddesi, Denetim Hizmetleri Başkanı, Liman Başkanı, Liman Başkan Yardımcısı kadrolarının iptal edilerek (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümünden çıkarılmasını, Rehberlik ve Teftiş Başkanı, Bölge Liman Başkanı, Bölge Liman Başkan Yardımcısı, Ulusal Deniz Emniyeti Başkanı, Ulusal Deniz Emniyeti Başkan Yardımcısı, Deniz Sörvey Mühendisi kadrosu ihdasını ve bu kadroların (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümüne eklenmesini, Rami Kışlası Müdürü ve Müdür Yardımcısı kadrolarının ihdasını ve bu kadroların (2) numaralı CBK’nın eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümüne eklenmesini öngörmektedir. 3. Çoğunluk görüşünde iptale konu kurallar ile yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 123. maddesi ve 106. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca teşkilat yapısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 4. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadro ihdasına ve iptaline yönelik hususlar bütçe hakkıyla ilgisi, başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel hak ve hürriyetlere ilişkin olması ve münhasıran kanunla öngörülen bir konu olması nedeniyle CBK ile düzenlenemez. Dolayısıyla bu yönde düzenleme yapan CBK hükümleri Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık teşkil eder. Bu gerekçelerle kadro ihdası ve iptali içeren dava konusu kurallar Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. 5. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine göre “ Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz ”. Anayasa’nın 128. maddesi gereğince kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilmesine, kadro ve pozisyonların dağıtılmasına ilişkin hususlar münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardandır. 6. Açıklanan gerekçelerle dava konusu kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanaati ile red yönündeki çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir. Üye Kenan YAŞAR
2024/223
2022/74
25/12/2024
Esas - İptal
12/03/2025 - 32839
null
Var
Var
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2022/74 Karar Sayısı : 2024/223 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin değiştirilen 307. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinin, C. 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinin “ …kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” bölümünün, Ç. 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin, D. 16. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 13., 20., 104., 123., 127., 128. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/1 md.) Kütüphanecilik hizmetleri ile kültürel ve sanatsal faaliyetleri yerine getirmek üzere İstanbul İlinde doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşu olarak Rami Kışlası Müdürlüğü kurulmuştur. Rami Kışlası Müdürü mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 30 uncu maddesi uyarınca İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Müdürüne denktir. ” 2. 2. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın değiştirilen 307. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Din Öğretimi Genel Müdürlüğü MADDE 307 – (Değişik:RG-7/4/2022-31802-CK-98/2 md.) (1) Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … ç) İmam hatip ortaokullarında ve imam hatip liselerinde hafızlık eğitimine yönelik çalışmalar yürütmek, … ” 3. 8. maddesiyle (1) numaralı fıkrasına (k) bendinin eklendiği (1) numaralı CBK’nın 483. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Haberleşme Genel Müdürlüğü MADDE 483 - (1) Haberleşme Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … k) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/8 md.) Akıllı ulaşım sistemlerine yönelik ulusal stratejileri, hedefleri, mimarileri, ulusal ölçekte uyulması gereken teknik kriterleri belirlemek, eylem planlarını hazırlamak ve izlemek, yenilikçi akıllı ulaşım sistemleri projeleri geliştirmek, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, … ” 4. 12. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/12 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Denetim Hizmetleri Başkanı kadrosunda bulunan personel Rehberlik ve Teftiş Başkanı kadrosuna başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bölge liman başkanlıklarının kurulduğu merkezlerde Liman Başkanı ve Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanlar ile bağlı liman başkanlıklarında Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanların görevleri başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. (3) Mevzuatta bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıflar, kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılır. ” 5. 16. maddesi şöyledir: “ Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Denetim Hizmetleri Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Liman Başkanı 1 21 GIH Liman Başkan Yardımcısı 1 67 GIH Liman Başkan Yardımcısı 3 4 TOPLAM 92 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rehberlik ve Teftiş Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Bölge Liman Başkanı 1 21 GIH Bölge Liman Başkan Yardımcısı 1 21 GÎH Ulusal Deniz Emniyeti Başkam 1 1 GIH Ulusal Deniz Emniyeti Başkan Yardımcısı 1 1 TH Denizcilik Sörvey Mühendisi 6 41 TOPLAM 85 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rami Kışlası Müdürü 1 1 GIH Müdür Yardımcısı 1 5 TOPLAM 6 II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 6/4/2022 tarihli ve (98) numaralı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin, B. 2. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin değiştirilen 307. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinin, C. 8. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 483. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (k) bendinin “ …kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, ” bölümünün, Ç. 12. maddesiyle (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmı’nın Onyedinci Bölümü’ne eklenen geçici 1. maddenin, D. 16. maddesiyle; 1. Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmasının, 2. Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin eki (I) Sayılı Cetvel’in ilgili bölümlerine eklenmesinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 13., 20., 104., 123., 127., 128. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 1. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın 296. maddesine eklenen (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ (2) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/1 md.) Kütüphanecilik hizmetleri ile kültürel ve sanatsal faaliyetleri yerine getirmek üzere İstanbul İlinde doğrudan merkeze bağlı taşra kuruluşu olarak Rami Kışlası Müdürlüğü kurulmuştur. Rami Kışlası Müdürü mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 30 uncu maddesi uyarınca İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Müdürüne denktir. ” 2. 2. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın değiştirilen 307. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Din Öğretimi Genel Müdürlüğü MADDE 307 – (Değişik:RG-7/4/2022-31802-CK-98/2 md.) (1) Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … ç) İmam hatip ortaokullarında ve imam hatip liselerinde hafızlık eğitimine yönelik çalışmalar yürütmek, … ” 3. 8. maddesiyle (1) numaralı fıkrasına (k) bendinin eklendiği (1) numaralı CBK’nın 483. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Haberleşme Genel Müdürlüğü MADDE 483 - (1) Haberleşme Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: … k) (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/8 md.) Akıllı ulaşım sistemlerine yönelik ulusal stratejileri, hedefleri, mimarileri, ulusal ölçekte uyulması gereken teknik kriterleri belirlemek, eylem planlarını hazırlamak ve izlemek, yenilikçi akıllı ulaşım sistemleri projeleri geliştirmek, kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce akıllı ulaşım sistemleri kapsamında üretilen verilerin kullanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla veri yönetim merkezi kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek, bu görevlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek, … ” 4. 12. maddesiyle (1) numaralı CBK’nın Altıncı Kısmının Onyedinci Bölümüne eklenen geçici 1. madde şöyledir: “ Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 1- (Ek:RG-7/4/2022-31802-CK-98/12 md.) (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Denetim Hizmetleri Başkanı kadrosunda bulunan personel Rehberlik ve Teftiş Başkanı kadrosuna başkaca bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bölge liman başkanlıklarının kurulduğu merkezlerde Liman Başkanı ve Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanlar ile bağlı liman başkanlıklarında Liman Başkan Yardımcısı kadrosunda bulunanların görevleri başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. (3) Mevzuatta bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kaldırılan birimlere ve bunların yöneticilerine yapılan atıflar, kaldırılan birimlerin görevlerini devralan birimlere ve yöneticilerine yapılmış sayılır. ” 5. 16. maddesi şöyledir: “ Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bölümlerinden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir. ” (1) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İPTAL EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Denetim Hizmetleri Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İPTAL EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Liman Başkanı 1 21 GIH Liman Başkan Yardımcısı 1 67 GIH Liman Başkan Yardımcısı 3 4 TOPLAM 92 (2) SAYILI LİSTE KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: MERKEZ İHDAS EDİLEN KADRONUN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rehberlik ve Teftiş Başkanı 1 1 TOPLAM 1 KURUMU: ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Bölge Liman Başkanı 1 21 GIH Bölge Liman Başkan Yardımcısı 1 21 GÎH Ulusal Deniz Emniyeti Başkam 1 1 GIH Ulusal Deniz Emniyeti Başkan Yardımcısı 1 1 TH Denizcilik Sörvey Mühendisi 6 41 TOPLAM 85 KURUMU: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA İHDAS EDİLEN KADROLARIN SINIFI UNVANI DERECESİ ADEDİ GIH Rami Kışlası Müdürü 1 1 GIH Müdür Yardımcısı 1 5 TOPLAM 6
1
97
1,982
2024/202
2023/123
26/07/2023
04/12/2024
(AYM, E.2023/123, K.2024/202, 04/12/2024, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - İstanbul Anadolu 16
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet CANPOLAT
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/202
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/123 Karar Sayısı : 2024/202 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/123) 2. Gaziantep 4. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/180) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen 134. maddesine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen; 1. Üçüncü fıkranın, 2. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendine 7343 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (g) alt bendinin, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir. OLAY: İhale alıcısı tarafından açılan ihalenin feshi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 1. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ İhalenin neticesi ve feshi: Madde 134 – (Değişik: 18/2/1965-538/63 md.) İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır. (Ek cümleler:24/11/2021-7343/27 md.) İhale alıcısının talebi üzerine icra dairesi, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hâllerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emreder. İlgili, ihtara rağmen kirayı veya belirlenen bedeli icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır. Bu şekilde depo edilen bedel, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödenir. (Değişik ikinci fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi, ihale bedeli üzerinden nispi harca tabidir. Bu harcın yarısı talepte bulunulurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan bu harç iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, talepte bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesi şarttır. Talebin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde genel hükümlere göre tazminat davasının açılmaması hâlinde hükmedilen para cezasının 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilir. Tahsil dairesi alınan teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep hâlinde teminat ilgilisine iade edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Ancak ihalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hâllerde duruşma yapılmadan da karar verilebilir. İcra mahkemesi; 1. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle, 2. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle, 3. İşin esasına girerek, talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm eder. … (Değişik fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. İhale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale icra müdürü tarafından iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenir. … ” 2. 492 sayılı Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendinin itiraz konusu (g) alt bendi şöyledir: “ g) (Ek:24/11/2021-7343/34 md.) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesi kapsamında satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde ihale bedeli üzerinden (Binde 68,31) (Bu harcın yarısı talepte bulunurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan harç ihalenin feshini isteyene iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir.) ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 2004 sayılı Kanun’un; 1. 111/b maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “ Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. ” 2. 118. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi ve malın teslimi: Madde 118 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/18 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. Satılan mal, ihale kesinleşmeden teslim olunmaz ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmez. ” 3. 130. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi: Madde 130 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/24 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. ” II. İLK İNCELEME A. E.2023/123 Sayılı Başvuru Yönünden 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 26/7/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. B. E.2023/180 Sayılı Başvuru Yönünden 2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 30/11/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. BİRLEŞTİRME KARARI 3. A. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen 134. maddesine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen; 1. Üçüncü fıkranın, 2. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) Sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (g) alt bendinin, iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2023/180 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2023/123 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2023/123 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 4. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ahmet CANPOLAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 5. 2004 sayılı Kanun’un 111/b maddesinin birinci fıkrası uyarınca haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. 6. Anılan Kanun’un 118. maddesinde taşınır malların satışında en fazla pey sürerek ihaleyi kazanan ihale alıcısının ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorunda olduğu, satılan malın; ihale kesinleşmeden alıcıya teslim edilmeyeceği ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmeyeceği belirtilmiştir. 7. Kanun’un 130. maddesinde de taşınmaz malın satışında ihaleyi kazanan ihale alıcısının satış bedelini ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde yatırmak zorunda olduğu öngörülmüş olup; 134. maddenin birinci fıkrasında taşınmaz kendisine ihale edilen alıcının o taşınmazın mülkiyetini iktisap edeceği fakat ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceğinin icra dairesi tarafından kararlaştırılacağı hükme bağlanmıştır. 8. İhale konusu hem taşınır hem de taşınmaz malın zilyetliğinin ihale alıcısına teslimi için gerekli olan ihalenin kesinleşmesi şartının gerçekleşmesi; ihalenin feshinin talep edilmemesine ya da fesih talebinin reddine karar verilmiş olmasına bağlıdır. İhalenin feshi, devletin cebrî icra organı tarafından yapılan ihale işleminde fesih sebeplerinden birisinin bulunduğu iddiasıyla icra mahkemesine yapılan şikâyettir. 9. İhalenin feshinin istenebileceği hâller 134. maddede açıkça sayılmamış, söz konusu hâllerin 11/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 281. maddesinde sayılan sebepleri de kapsadığı belirtilmiştir. Anılan maddede hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi hâlinde ihalenin iptalinin talep edilebileceği belirtilmiştir. Buna göre satışa hazırlık işlemleri öncesinde, hazırlık işlemlerinde, artırmanın ve ihalenin yapılmasında usulsüzlük, kanuna ve ahlaka aykırı bir şekilde ihaleye fesat karıştırılmış olması ve alıcının malın esaslı özelliklerinde yanıltılmış olması gibi durumlar ihalenin feshi nedenlerini oluşturabilir. 10. İhalenin feshine ilişkin düzenleme her ne kadar taşınmazların paraya çevrilmesine ilişkin hükümler arasında yer almakta ise de bu hükümlerin taşınır mallara ilişkin ihalenin feshi bakımından da geçerli olduğu hususunda uygulamada bir tereddüt bulunmamaktadır. B. Anlam ve Kapsam 11. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin ikinci fıkrasında ihalenin feshinin ancak satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler tarafından istenebileceği hükme bağlanmıştır. 12. Anılan maddenin itiraz konusu üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinin nispi harca tabi olduğu belirtilmiştir. İtiraz konusu fıkranın devamında da bu harcın yarısının talepte bulunulurken peşin olarak yatırılacağı, talebin kabulü hâlinde harcın başka kimseye yüklenmeyeceği ve istem hâlinde iade edileceği, talebin reddi hâlinde ise alınan harcın iade edilmeyeceği ve kalan kısmının talepte bulunandan tahsil edileceği belirtilmiştir. 13. 492 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendinin itiraz konusu (g) alt bendine göre bu nispi harcın oranı ihale bedelinin binde 68,31’idir. 14. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin dördüncü fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde de satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararlarına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesinin şart olduğu belirtilmiştir. 15. İtiraz konusu kurallar uyarınca, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri tarafından yapılan ihalenin feshi talepleri maktu harca tabi kılınarak bu kişiler teminattan bağışık tutulurken ihale alıcısı da dâhil olmak üzere pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar ve ihalenin feshi davasını açma yetkisi olmayanlar tarafından yapılan fesih taleplerinde ise nispi harç ve teminat gösterme zorunluluğu getirilmiştir. 16. Öte yandan anılan maddenin beşinci fıkrasının üçüncü cümlesinde icra mahkemesi tarafından fesih talebinin bu talepte bulunma yetkisi olmayan ihale dışı kişilerce yapılması, pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar tarafından yapılan talepten feragat edilmesi ve işin esastan reddedilmesi durumlarında feshi talep edenin ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edileceği öngörülmüştür. C. İtirazların Gerekçeleri 17. Başvuru kararında özetle; ihaleye katılarak en yüksek pey sürmek suretiyle ihaleyi kazanan ihale alıcısıyla; ihalenin feshi talebinde bulunacak diğer kişilerin aynı konumda olmalarına rağmen itiraz konusu kurallarla ihale alıcısı aleyhine farklı uygulamanın meydana getirildiği, kurallarda ihalenin feshini talep etmede ihale alıcısının kategorik olarak haksız ve kötü niyetli olarak kabul edildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1. 2004 Sayılı Kanun’un 134. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının ve 492 Sayılı Kanun’a Ekli (1) Sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” Başlıklı Bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” Başlıklı Fıkrasının “ 1. Nispi harç ” Başlıklı Bendine Eklenen (g) Alt Bendinin İncelenmesi 18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 19. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 20. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10). 21. Kişilerin davanın veya dava sürecindeki bir yargısal işlemin başında veya sonunda harç veya diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkının kullanımı yönünden belirli ölçüde caydırıcı bir etkiye sahip olacağı açıktır. Bu sebeple kişilerin yargılama harç ve giderleri ödemekle yükümlendirilmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder ( Abdullah Karataş [1. B.], B. No: 2019/4150, 3/2/2022, § 29). 22. Hacizli bir malın cebrî icra yoluyla satılmasından sonra ihaleye hazırlık aşamasında veya ihale sırasında birtakım usulsüzlükler yapıldığı iddiasıyla icra mahkemesine yapılan fesih istemi takip hukukuna özgü bir yoldur. Bu itibarla ihalenin feshi talebinin nispi harca tabi olduğunu öngören itiraz konusu kurallarla mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir. 23. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 24. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarda sıkça vurgulandığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp kurallarının keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 26. Harç yükümlülüğü öngören kurallarda harca esas değer, harcın oranı ve alınması usulünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 27. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2022/124, K.2023/135, 26/7/2023, § 16; E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 24; E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 288). 28. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74). 29. 2004 sayılı Kanun’un 118. maddesi ve 134. maddesinin birinci fıkrasında ihale konusu taşınır ve taşınmaz malların ihale kesinleşmedikçe ihale alıcısına teslim edilmeyeceği, anılan maddenin dokuzuncu fıkrasında ise ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedelinin alacaklılara ödenmeyeceği belirtilmiştir. İhalenin feshi talebinde bulunulmamasının ya da bu talebin reddine karar verilmesinin ihalenin kesinleşmesine doğrudan etki ettiği gözetildiğinde ihalenin feshinin talep edilmesinin borç ilişkisinin taraflarının mağduriyetlerine neden olabileceği açıktır. 30. Bu kapsamda ihaleye pey sürmek suretiyle katılanlara ve ihalenin feshi davasını açma yetkisi olmayanlara nispi harç bakımından farklı usul öngörülmesiyle ihalenin hukuki sonuçlarının bir an önce gerçekleşmesinin ve buna engel oluşturabilecek gereksiz başvuruların önüne geçilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim kuralın gerekçesinde de haksız ve kötü niyetli olarak yapılan ihalenin feshi taleplerinin önlenmesi amacıyla düzenleme yapıldığı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralların mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması bakımından anayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. 31. Mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 32. Kurallar kapsamında ihalenin feshi talebinde olağanın dışında nispi harç öngörülmesinin ihale sürecinin gereksiz başvurularla uzamasını önleme amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 33. Öte yandan anılan Kanun’un 134. maddesinin beşinci fıkrasında sayılan nedenlerle davası reddedilenlerin ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edileceği dikkate alındığında ayrıca harç yükünün artırılması tedbirinin de öngörülmesinin belirtilen amaç yönünden gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda ihalenin feshi davasında talebin reddi nedeniyle hükmedilen para cezasının sadece satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişiler aleyhine değil bu kişiler de dahil olmak üzere ihalenin feshi talebinde bulunan herkes aleyhine hükmedilebileceğinin altının çizilmesi gerekir. Dolayısıyla para cezasına hükmedilmesiyle sınırlı bir tedbirin alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerin haksız ve kötü niyetli olarak ihalenin feshi davası açmasını engellemeye tek başına yeterli olmayabileceğinin değerlendirilmesinin temelsiz olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla para cezasına ek olarak harç yükünün artırılması biçimindeki tedbirin de öngörülmesinin kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kaldığı ve gerekli olma koşulunu sağladığı kanaatine varılmaktadır. 34. Borç ilişkisinin taraflarının menfaatlerinin korunması ve ihale sürecinin gecikmeksizin sonuçlanması amacıyla takip hukukundaki genel hükümlerden ayrılmak suretiyle farklı düzenlemelerin öngörülmesi mümkündür. Bu kapsamda yapılan ihalenin hukuki sonuçlarının bir an önce doğmasını sağlamak ve buna engel oluşturabilecek gereksiz başvuruların önüne geçmek için ihalenin feshini isteyen tarafa ek bir mali yükümlülüğün getirilmesinin başlı başına mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama niteliğinde olduğu söylenemez. Ancak öngörülen bu ek mali külfetin ihale sürecinde hak ve menfaatlerinin ihlal edildiğini öne süren kişilerin dava açmasını önemli ölçüde zorlaştırmaması gerekir. 35. Kurallar uyarınca pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar tarafından ihalenin feshinin istenmesi durumunda ihale bedelinin binde 68,31’i oranındaki harcın tamamının değil yarısının peşin alınacağı, ihalenin feshi talebinin kabulü hâlinde peşin alınan kısmın iade edileceği ve ekonomik gücü olmayanların 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesi uyarınca adli yardım kurumundan yararlanabileceği gözönüne alındığında kurallarla pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlara aşırı bir külfet yüklendiği söylenemez. 36. Bu itibarla kurallar kapsamında s atış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi için öngörülen harç nedeniyle kişilerin mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 37. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralların Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. 2004 Sayılı Kanun’un 134. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi 38. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 39. Kural, ihalenin feshi talebinde teminat gösterme zorunluluğu öngörmek suretiyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir. 40. Teminat yükümlülüğü öngören kuralda teminata esas değer, teminatın miktarı ve alınması usulünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 41. Kural kapsamında ihaleye pey sürmek suretiyle katılanlar ve ihalenin feshi davasını açma yetkisi olmayanlar tarafından haksız ve kötü niyetli olarak yapılan ihalenin feshi taleplerinde teminat bakımından ek yükümlülüğün getirilmesiyle ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim kuralın gerekçesinde de haksız ve kötü niyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla düzenleme yapıldığı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın anayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu açıktır. 42. Mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren kuralın ölçülü de olması gerekir. İhalenin feshi talebini teminat şartına bağlayan kuralın söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 43. Teminat şartı haksız ve kötü niyetle yapılan fesih talepleri nedeniyle ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının önlenmesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Kanun koyucunun bu konuda alacağı tedbirleri belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde ilgililerin muhtemel zararlarının daha hafif bir sınırlama aracıyla giderilebileceği söylenemez. Bu itibarla kuralın haksız ve kötü niyetli olarak yapılan fesih talebi nedeniyle ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanması amacına ulaşmak bakımından gerekli olduğu anlaşılmaktadır. 44. Kural uyarınca pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar tarafından ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde ihale bedelinin yüzde beşi oranında alınması öngörülen teminatın nakit dışında teminat mektubu gibi farklı yöntemlerle de karşılanabileceği, ihalenin feshi talebinin kabulü hâlinde peşin alınan teminatın iadesine karar verileceği, ayrıca ekonomik gücü olmayanların 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinde düzenlenen adli yardım kapsamında teminattan geçici veya sürekli muaf tutulabilecekleri gözönüne alındığında, kuralla pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar için getirilen teminat şartının kişilere aşırı bir külfet yüklediği söylenemez. 45. Bu itibarla kural kapsamında s atış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi için öngörülen teminat şartı nedeniyle kişilerin mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 46. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır . Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. V. HÜKÜM A. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen 134. maddesine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen; 1. Üçüncü fıkranın, 2. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) Sayılı Tarife’nin “(A) Mahkeme Harçları” başlıklı bölümünün “III – Karar ve ilam harcı” başlıklı fıkrasının “1. Nispi harç” başlıklı bendine 7343 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (g) alt bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 4/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Mahkememiz sayın çoğunluğu tarafından, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan fesih taleplerinin nispi harca ve teminat gösterme zorunluluğuna tabi olduğunu öngören kuralların, kişilere aşırı bir külfet yüklemediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiştir. 2. Aşağıda belirtilen gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. 3. Kuralların esasına ilişkin açıklamalardan önce sınırlama sorununun açıklığa kavuşturulması zaruridir. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin ikinci fıkrasında ihalenin feshinin yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ve pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar tarafından istenebileceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kurallar ise ihale alıcısı tarafından açılan bakılmakta olan davaların yanı sıra ihale alıcısı dışında pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar ve ihalenin feshi davası açma yetkisi olmayanlar tarafından açılan ihalenin feshi davalarında uygulanma imkânı olan genel, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davaların konusu ise pey sürmek suretiyle ihaleye katılan ihale alıcıları tarafından ileri sürülen ihalenin feshi talebine ilişkindir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralların esasına ilişkin incelemenin “ihale alıcısı” yönünden yapılması gerekmektedir. 4. İtiraz konusu kurallar uyarınca, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri tarafından yapılan ihalenin feshi talepleri maktu harca tabi ve teminattan bağışık iken bunlar dışında kalan ihale alıcısı da dahil olmak üzere pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar ve ihalenin feshi davasını açma yetkisi olmayanlar tarafından yapılan fesih taleplerinin nispi harca ve teminat gösterme zorunluluğuna tabi olduğu anlaşılmaktadır. 5. 2004 sayılı Kanun’un 118. maddesinde ihale konusu taşınır malların, 134. maddesinin birinci fıkrasında ihale konusu taşınmaz malların ihale kesinleşmedikçe ihale alıcısına teslim edilmeyeceği, 134. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedelinin alacaklılara ödenmeyeceği belirtilmiştir. İhalenin kesinleşmesinin ihalenin feshi talebinde bulunulmamasına ya da fesih talebinin reddine karar verilmesine bağlı olduğu gözetildiğinde ihalenin feshinin talep edilmesi hem borç ilişkisinin taraflarının hem de ihale alıcısının mağduriyetlerine neden olabilir. 6. Hacizli bir malın cebri icra yoluyla satılmasından sonra ihaleye hazırlık aşaması veya ihalenin birtakım usulsüzlükler içerdiği iddiasıyla icra mahkemesine yapılan satış işleminin iptali talebini içeren ihalenin feshi istemi takip hukukuna özgü bir yoldur. Bu itibarla ihalenin feshi talebinin nispi harca ve teminata tabi olduğunu öngören itiraz konusu kurallarla mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir. 7. İtiraz konusu kurallar uyarınca haksız ve kötü niyetli olarak yapılan ihalenin feshi talepleri önlenerek, ihalenin hukuki sonuçlarının bir an önce doğmasının ve buna engel oluşturabilecek gereksiz başvuruların önüne geçilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. 8. İhalenin feshi talebini ihale alıcısı yönünden nispi harca bağlayan kuralların, ihale sürecinin gereksiz başvurularla uzamasını önleme şeklindeki meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğuna ilişkin çoğunluğun gerekçesine katılmaktayım. Bununla beraber ihale alıcısı tarafından yapılan ihalenin feshi taleplerinin kategorik olarak haksız ve kötü niyetli olduğunun kabulü ihale alıcısı yönünden ağır neticeler doğurabilir. Nitekim ihale alıcısı tarafından ileri sürülen fesih talebinin haklı bir nedene dayanması da mümkündür. Bu itibarla ihale alıcısının haklı nedenlerle yapmış olduğu fesih talepleri yönünden ihale bedeli üzerinden nispi harç yükümlülüğünün devam ediyor olması ihale alıcısına aşırı bir külfet yüklemektedir. 9. Açıklanan nedenlerle kuralların, “ihale alıcısı” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım. Üye Selahaddin MENTEŞ
2024/202
2023/123
04/12/2024
Esas - Ret
12/03/2025 - 32839
Var
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/123 Karar Sayısı : 2024/202 Karar Tarihi : 4/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/123) 2. Gaziantep 4. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/180) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen 134. maddesine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen; 1. Üçüncü fıkranın, 2. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendine 7343 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (g) alt bendinin, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir. OLAY: İhale alıcısı tarafından açılan ihalenin feshi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 1. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ İhalenin neticesi ve feshi: Madde 134 – (Değişik: 18/2/1965-538/63 md.) İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır. (Ek cümleler:24/11/2021-7343/27 md.) İhale alıcısının talebi üzerine icra dairesi, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hâllerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emreder. İlgili, ihtara rağmen kirayı veya belirlenen bedeli icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır. Bu şekilde depo edilen bedel, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödenir. (Değişik ikinci fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi, ihale bedeli üzerinden nispi harca tabidir. Bu harcın yarısı talepte bulunulurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan bu harç iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, talepte bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesi şarttır. Talebin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde genel hükümlere göre tazminat davasının açılmaması hâlinde hükmedilen para cezasının 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilir. Tahsil dairesi alınan teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep hâlinde teminat ilgilisine iade edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Ancak ihalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hâllerde duruşma yapılmadan da karar verilebilir. İcra mahkemesi; 1. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle, 2. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle, 3. İşin esasına girerek, talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm eder. … (Değişik fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. İhale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale icra müdürü tarafından iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenir. … ” 2. 492 sayılı Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendinin itiraz konusu (g) alt bendi şöyledir: “ g) (Ek:24/11/2021-7343/34 md.) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesi kapsamında satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde ihale bedeli üzerinden (Binde 68,31) (Bu harcın yarısı talepte bulunurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan harç ihalenin feshini isteyene iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir.) ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 2004 sayılı Kanun’un; 1. 111/b maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “ Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. ” 2. 118. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi ve malın teslimi: Madde 118 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/18 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. Satılan mal, ihale kesinleşmeden teslim olunmaz ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmez. ” 3. 130. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi: Madde 130 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/24 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: 1. İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/123) 2. Gaziantep 4. İcra Hukuk Mahkemesi (E.2023/180) İTİRAZLARIN KONUSU: A. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen 134. maddesine 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle eklenen; 1. Üçüncü fıkranın, 2. Dördüncü fıkranın birinci cümlesinin, B. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendine 7343 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (g) alt bendinin, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir. OLAY: İhale alıcısı tarafından açılan ihalenin feshi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri 1. 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir: “ İhalenin neticesi ve feshi: Madde 134 – (Değişik: 18/2/1965-538/63 md.) İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır. (Ek cümleler:24/11/2021-7343/27 md.) İhale alıcısının talebi üzerine icra dairesi, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hâllerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emreder. İlgili, ihtara rağmen kirayı veya belirlenen bedeli icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır. Bu şekilde depo edilen bedel, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödenir. (Değişik ikinci fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi, ihale bedeli üzerinden nispi harca tabidir. Bu harcın yarısı talepte bulunulurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan bu harç iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, talepte bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesi şarttır. Talebin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde genel hükümlere göre tazminat davasının açılmaması hâlinde hükmedilen para cezasının 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilir. Tahsil dairesi alınan teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep hâlinde teminat ilgilisine iade edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Ancak ihalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hâllerde duruşma yapılmadan da karar verilebilir. İcra mahkemesi; 1. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle, 2. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle, 3. İşin esasına girerek, talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm eder. … (Değişik fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. İhale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale icra müdürü tarafından iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenir. … ” 2. 492 sayılı Kanunu’na ekli (1) sayılı Tarife’nin “ (A) Mahkeme Harçları ” başlıklı bölümünün “ III – Karar ve ilam harcı ” başlıklı fıkrasının “ 1. Nispi harç ” başlıklı bendinin itiraz konusu (g) alt bendi şöyledir: “ g) (Ek:24/11/2021-7343/34 md.) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesi kapsamında satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde ihale bedeli üzerinden (Binde 68,31) (Bu harcın yarısı talepte bulunurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan harç ihalenin feshini isteyene iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir.) ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 2004 sayılı Kanun’un; 1. 111/b maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “ Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır. ” 2. 118. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi ve malın teslimi: Madde 118 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/18 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. Satılan mal, ihale kesinleşmeden teslim olunmaz ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmez. ” 3. 130. maddesi şöyledir: “ İhale bedelinin ödenmesi: Madde 130 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/24 md.) İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır. ”
0
98
1,982
2024/206
2022/158
29/12/2022
05/12/2024
(AYM, E.2022/158, K.2024/206, 05/12/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/206
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2022/158 Karar Sayısı : 2024/206 Karar Tarihi : 5/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 3. maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresinin, B. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/B maddesinin yürürlükten kaldırılmasının, C. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un; 1. 4. maddesinin; a. Birinci fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. İkinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinde yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresinin, 2. 4. maddesine eklenen; a. Üçüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, b. Dördüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, iii. Üçüncü cümlesinde yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibarelerinin, Ç. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresinin, D. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin; 1. Değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça... ” ibaresinin, 2. Değiştirilen on birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...her türlü belge ve bilgiyi... ” ibaresinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 5., 6., 7., 8., 10., 12., 13., 17., 20., 21., 35., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 104., 123., 128., 135., 153., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un birinci ve beşinci fıkraları değiştirilen, bazı cümleleri yürürlükten kaldırılan, fıkranın ve ibarenin eklendiği 3/A maddesi şöyledir: “ Yatırım izni Madde 3/A- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.; Değişik: 18/6/2017-7033/78 md.) (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa veya yönetici şirkete başvurusu üzerine, yönetmelikte düzenlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket ve Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcılara, Bakanlıkça ön yer tahsisi yapılır. ÇED mevzuatına tabi faaliyetlerden “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilerek yatırımı kabul edilen faaliyetler hakkında gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilmeden önce başvuruda bulunan yatırımcının yatırımda kullanacağı sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Cumhurbaşkanınca belirlenen oran dâhilinde hesaplanan tutarı, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırması zorunludur. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutar bütçeye gelir kaydedilir. Bu tutar özel endüstri bölgelerindeki yatırımcılardan alınmaz. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde gerekli diğer tüm ruhsat, izin ve onaylar verilir. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcının bu maddede düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmesini takiben, Bakanlığın uygun görüşü üzerine yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikte irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcı irtifak hakkı veya kullanma izni verilmesinden itibaren yönetmelikte belirlenen süre ve esaslar çerçevesinde en geç beş yıl içerisinde yatırımını tamamlamakla yükümlüdür. Verilen sürede yatırımın gerçekleşmemesi durumunda gecikmenin gerekçeleri Bakanlıkça değerlendirilir ve gerekirse bu süre bir yıl uzatılabilir. Verilen ek süre içinde yatırımın gerçekleşmemesi hâlinde Bakanlığın talebi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca irtifak hakkı tesisi veya kullanma izni sözleşmesi feshedilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Atık suları ilgili deşarj standartlarında arıtarak belediye altyapısına veren endüstri bölgelerinden, belediyelerce atık su uzaklaştırma bedeli alınmaz. ” 2. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılan 3/B maddesi şöyledir: “ ÇED süreci MADDE 3/B- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.) Endüstri bölgesi ilân edilmiş yerlerde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişiler 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10 uncu maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftirler. Ancak bu faaliyetler yer tetkiki kararından muaftır. ÇED raporunun sunulması üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca, faaliyetin niteliğine bağlı olarak, ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluşan inceleme ve değerlendirme komisyonu kurulur. Raporun Çevre ve Orman Bakanlığına intikali tarihinden itibaren inceleme, değerlendirme ve nihai karar verme süreci en geç iki aydır. Bu süreye, faaliyet sahibinin raporu düzeltmesi için tanınan süre dahil değildir. Faaliyet sahibi, düzeltilmek üzere kendisine geri verilen raporunu onbeş gün içinde düzeltmek zorundadır. ” 3. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı, ibare ve bazı cümleleri değiştirilen, bazı cümle ve fıkraların eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Teşvik tedbirleri ve mülkiyet (Değişik başlık:20/10/2022-7419/5 md.) Madde 4- Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara yatırım teşvik kararnamesi çerçevesinde hangi teşviklerin verileceği ve verilecek tüm teşviklerin hangi yatırımlara ne şekilde ve ne ölçüde uygulanacağı hususlarında Cumhurbaşkanı yetkilidir. (Ek cümle:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara ilişkin olarak Cumhurbaşkanınca ek teşvikler belirlenebilir. Endüstri bölgeleri içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabilir. Bu şekilde kamulaştırılan taşınmaz mallar, tapuda Hazine adına tescil edilir. (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/5 md.) Bakanlıkça, kamulaştırılan bu taşınmaz malların kamulaştırma bedelleri Bakanlığın bütçesinden karşılanmış ise, bu taşınmaz mallar üzerinde sözleşmesinde belirtilen süre kadar yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedeli karşılığında, kamulaştırma bedeli yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından karşılanmış ise yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedelsiz olarak bağımsız ve sürekli irtifak hakkı tesis edilebilir. İrtifak haklarına ilişkin tüm işlemler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yapılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde; Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenler, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yatırımcılar tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenlerin mülkiyeti ise, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya bedelsiz olarak devredilebilir . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Altyapı harcamalarının yönetici şirket tarafından karşılandığı bölgelerde, Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yönetici şirket tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların mülkiyeti ise; altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete bedelsiz olarak devredilebilir . Yönetici şirket, mülkiyet devri yapılan alanları; bu Kanun hükümleri gereğince yatırım yapacağını taahhüt eden yatırımcılara Bakanlığın uygun görüşü üzerine parseller hâlinde veya işletme binaları da yapmak suretiyle kiraya verebilir veya tapuya geri alım şerhi konmak suretiyle satabilir. ” 4. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı ve bazı cümleleri değiştirilen ve fıkraların eklendiği 4/A maddesi şöyledir: “ İmar plânları ve altyapı (Değişik başlık:20/10/2022-7419/6 md.) Madde 4/A- (Ek: 22/6/2004-5195/5 md.; Değişik: 28/11/2017-7061/69 md.) (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri imar ve parselasyon plânları ile değişiklikleri yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanır. Onaylı imar ve parselasyon plânları ve değişiklikleri Bakanlık internet sitesinde ve valilikçe belirlenecek ilan yerlerinde bir hafta süre ile ilan edilir, itiraz olmaması hâlinde ilan süresinin sonunda yürürlüğe girer. İmar plânları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi sınırları içerisinde kapanan kadastral ve imar yolları ile parklar, her türlü sorumluluğu endüstri bölgesinin yönetilmesinden sorumlu şirkete ait olmak üzere Hazine adına tescil olunur. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapıya ilişkin etüt, harita ve projeler, ruhsat ve izinler ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları Bakanlık onayı ve denetimine tabidir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapı projelerinin kontrolü, arazi kontrolü ve bunlara ilişkin altyapı ve üstyapı inşaatlarının yapım kontrolü ve işletme aşamasındaki kontroller Bakanlık tarafından yapılır veya yaptırılır . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ruhsatsız veya ruhsata aykırılığı tespit edilen yapılar için 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler Bakanlıkça tesis edilir. Yapılara ilişkin yıkım kararı alınması hâlinde yıkım işlemi Bakanlığın talimatı üzerine valilik tarafından yapılır. Bu madde kapsamındaki idari para cezaları, Bakanlıkça verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri içerisinde yer alacak yatırımcılar Bakanlık tarafından onaylanan ruhsat, onay ve izinlere ilişkin harçlardan muaftır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) 3194 sayılı Kanunun mekânsal standartlar ve değer artış payına ilişkin hükümleri endüstri bölgelerinde uygulanmaz. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesinin ihtiyacına göre eğitim, ArGe, laboratuvar, enerji, lojistik, sağlık, güvenlik, kreş, park ve benzeri idari, ticari ve teknik hizmetlerin yer alacağı alanlar bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Yatırımcıların ihtiyacı olan elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz, arıtma tesisi, yol, haberleşme, spor tesisleri ve benzeri altyapı ve genel hizmet tesislerini kurma ve işletme, kamu ve özel kuruluşlardan satın alarak dağıtım ve satışını yapma, endüstri bölgelerinin yönetilmesi ve işletilmesinden sorumlu tüzel kişinin yetki ve sorumluluğundadır. Yatırımcılar elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlarını endüstri bölgesi tesislerinden karşılamak zorundadır. Endüstri bölgesinden sorumlu tüzel kişinin izni olmaksızın elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlar başka bir yerden karşılanamaz ve bu amaçla münferiden tesis kurulamaz. Ancak elektrik dağıtım lisansına sahip endüstri bölgelerinde serbest tüketici sınırını aşan yatırımcılar, tedarikçilerini seçme hakkını, endüstri bölgesine dağıtım bedeli ödemek kaydıyla kullanabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi, yatırımcıların elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla tüketim miktarına bakılmaksızın serbest tüketici sayılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ayrı şirket kurma şartı aranmaksızın endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi veya yatırımcılar kendi ihtiyaçları için elektrik üretim tesisleri kurma ve işletme hakkına sahiptir. Bu kapsamda endüstri bölgeleri sınırları içerisindeki elektrik üretim ve dağıtımına ilişkin faaliyetler, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yürütülür. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi ilan edilen alanda yatırımcılara ait elektrik ve/veya doğal gaz aboneliğinin bulunması hâlinde, doğal gaz dağıtımı ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ile, elektrik dağıtımı ise Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ) ve ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ve TEDAŞ’a ait olan dağıtım tesis bedelinin TEDAŞ’a ödenmesi kaydıyla yapılabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinde elektriğin dağıtım, üretim ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlığın görüşünü almak kaydıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından düzenlenir. Endüstri bölgelerinde doğal gazın dağıtım ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. ” 5. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un ikinci ve on birinci fıkraları değiştirilen ve on ikinci fıkranın eklendiği 4/D maddesi şöyledir: “ Yönetici şirket MADDE 4/D- (Ek: 18/6/2017-7033/79 md.) Bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu yönetici şirkete, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı odalar, yerel yönetimler, bankalar ve finans kurumları, bölgede sınai faaliyet yürüten yerli ve yabancı özel hukuk tüzel kişileri, konuyla ilgili vakıf, kooperatif ve dernekler, ilgili kamu kuruluşları ve ihracatçı birlikleri kurucu ya da sonradan ortak olabilirler. Yabancı özel hukuk tüzel kişileri 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yönetici şirkete iştirak edebilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerde başvuru sahibi tarafından; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda ise endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulur. Bölgedeki yönetici şirketin faaliyet ve uygulamaları Bakanlık tarafından denetlenir. Bakanlık, bölgede bu Kanunda belirtilen amacın dışında faaliyet gösteren yönetici şirketi uyarır ve belirli bir süre vererek amacına uygun faaliyette bulunulmasını ister. Bu sürenin sonunda, yönetici şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermediğinin tespit edilmesi durumunda, Bakanlık görevli mahkemeye başvurarak mevcut yönetici şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirilmesini, şirketin yönetimi için kayyım tayin edilmesini ve yönetici şirketin tasfiyesini ister. Mahkemece yönetici şirketin tasfiyesine karar verilmesi hâlinde, şirket ve yöneticilerin hak ve yükümlülükleri ile sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla yeni bir yönetici şirket kurulur. Bölgenin yönetilmesi ve işletilmesinden kaynaklanan giderler, bölge faaliyete geçene kadar kurucu ortakların yönetici şirkete taahhüt ettikleri sermaye payları ve bölgenin faaliyete geçmesini takiben yatırımcılardan alınacak katılım payları ile karşılanır. Katılım payları yönetmelikle belirlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket tarafından belirlenir ve Bakanlıkça onaylanır. Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde endüstri bölgelerindeki katılım payı üst limitlerini belirlemeye yetkilidir. Altyapıya yönelik giderlerin yönetici şirket tarafından karşılandığı endüstri bölgelerindeki, imar plânı ve parselasyon plânları ve değişiklikleri ile alt yapı ile ilgili etüd, harita, plân ve projeler yönetici şirketçe hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe girer. Yönetici şirket, kendisine ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların faaliyetlerine ilişkin verileri Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. Yönetici şirket, her yılın sonunda kendisinin ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların gerçekleştirdiği faaliyetlerin etki değerlendirmesini yapar ve bu konuda düzenlenen raporun bir örneğini Bakanlığa gönderir. Yönetici şirket, her türlü hesap ve işlemlerini yıllık olarak müteakip yılın ocak ayında ve gerekli görülen hâllerde her zaman yeminli mali müşavire inceletir. Yeminli mali müşavir, düzenlediği denetim raporunun birer örneğini yönetici şirkete ve Bakanlığa eşzamanlı olarak gönderir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, Bakanlığın talebi üzerine faaliyetleriyle ilgili her türlü belge ve bilgiyi Bakanlığa sunmakla yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yönetici şirket görevlilerine elli bin Türk lirasından iki yüz bin Türk lirasına kadar Bakanlıkça idari para cezası verilir. Verilen idari para cezaları, tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirketin kurulması, görev ve sorumlulukları, gelirleri ve benzeri hususlar yönetmelikle düzenlenir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi şöyledir: “ Çevresel etki değerlendirilmesi: Madde 10 – (Değişik: 26/4/2006-5491/7 md.) Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı Kararı ile.) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 29/12/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. AYIRMA VE ESASA KAYIT 2. 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 5 maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasına eklenen ikinci cümlenin , B. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’a 18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 79. maddesiyle eklenen 4/D maddesinin değiştirilen on birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ... her türlü belge ve bilgiyi... ” ibaresinin, iptaline ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2022/158 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 5/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. IV. ESASIN İNCELENMESİ 3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Genel Açıklama 4. Toplumun refah, huzur ve mutluluğunun sağlanabilmesi ancak ülkenin gelişmiş bir ekonomisi olmasıyla mümkün olabilmektedir. Ülkenin gelişmiş bir ekonomisinin olması ise sanayisinin gelişmesiyle bağlantılıdır. Ancak plansız sanayileşme kentleşme üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta; çevre sorunlarının ortaya çıkmasına, toplumun sosyal gelişmesinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. 5. Devlet, anılan olumsuzlukların ortadan kaldırılması, çarpık sanayileşmenin ve çevre sorunlarının önlenmesi, kentleşmenin yönlendirilmesi, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi amacıyla bazı sanayi bölgeleri oluşturmuştur. Bunların başında endüstri bölgeleri gelmektedir. 6. Kanun koyucu bu yerlerde yapılacak yatırım ve faaliyetlerin belirli bir düzen içinde yürütülebilmesini, öngörülebilir bir yapı oluşturulmasını bir ihtiyaç olarak değerlendirmiş ve bu alanda kanuni düzenleme yapmıştır. Bu bağlamda e ndüstri bölgelerinin kurulması, yönetim ve işletilmesine ilişkin esaslar 4737 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. 7. Anılan Kanun’un 1/A maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde endüstri bölgesi, ülke ekonomisini uluslararası rekabet edebilir bir yapıya kavuşturmak, teknoloji transferini sağlamak, üretim ve istihdamı artırmak, yabancı sermaye girişini hızlandırmak ve özellikle üretim maliyetleri açısından büyük ölçekli yatırımlar için uygun sanayi alanları oluşturmak üzere Kanun uyarınca kurulacak üretim bölgeleri olarak tanımlanmıştır. 8. Endüstri bölgelerinin kuruluşu ve ilanı Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (Bakanlık), kurum ve kuruluşların veya yönetici şirketin başvurusuna istinaden veya resen yer seçimi yapmak suretiyle endüstri bölgelerinin kurulması önerisinde bulunabilir. Bakanlıkça belirlenen alanlarda Cumhurbaşkanınca endüstri bölgelerinin kurulmasına izin verilebilir. Cumhurbaşkanının endüstri bölgelerinin kurulmasına dair kararları Resmî Gazete’de yayımlanır. 9. Maddenin ikinci fıkrasında ise endüstri bölgesi olarak ilan edilen alanlardaki özel mülkiyete konu arazilerin 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca Bakanlıkça kamulaştırılarak Hazine adına tescil edileceği ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından endüstri bölgesi olarak kullanılmak üzere Bakanlığa tahsis edileceği hüküm altına alınmıştır. 10. Üçüncü fıkranın birinci cümlesinde endüstri bölgesinin yatırıma hazır hâle getirilmesi için gerekli kamulaştırma bedeli ve etüt, harita, plan, proje dâhil altyapı ile ilgili tüm giderlerin öncelikle yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından veya Bakanlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanacağı belirtilmiştir. 11. Diğer yandan Kanun’da endüstri bölgelerinin yönetilmesi ve işletilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu kapsamda 3. maddenin yedinci fıkrasında endüstri bölgelerinin yönetiminin ve işletilmesinin, yönetici şirket tarafından yürütüleceği, sekizinci fıkrasında ise bölge sınırları içinde tek bir yatırımcının olması durumunda bu firmanın yönetici şirket olarak kabul edileceği öngörülmüştür. 12. 4/D maddenin sekizinci fıkrasında y önetici şirketin kendisine ve bölge içinde yer alan yatırımcıların faaliyetlerine ilişkin verileri Bakanlığa bildirmekle yükümlü olduğu, dokuzuncu fıkrasında yönetici şirketin her yılın sonunda kendisinin ve bölge içinde yer alan yatırımcıların gerçekleştirdiği faaliyetlerin etki değerlendirmesini yapacağı ve bu konuda düzenlenen raporun bir örneğini Bakanlığa göndereceği, onuncu fıkrasının birinci cümlesinde de yönetici şirketin her türlü hesap ve işlemlerini yıllık olarak müteakip yılın ocak ayında ve gerekli görülen hâllerde her zaman yeminli mali müşavire inceleteceği belirtilmiştir. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise yeminli mali müşavirin düzenlediği denetim raporunun birer örneğini yönetici şirkete ve Bakanlığa eş zamanlı olarak göndereceği hüküm altına alınmıştır. B. Kanun’un 3. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 3/A Maddesinin Dördüncü Fıkrasına Eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” İbaresinin İncelenmesi 1. Genel Açıklama 13. İrtifak hakkı, bir eşya üzerindeki kullanma ve yararlanma yetkisinin malikten başka bir kimseye sağlanmasını ifade eden sınırlı bir ayni haktır. Bu hak ile eşya sahibinin kullanma ve yararlanma hakları kısmen veya tamamen hak sahibi lehine sınırlanmaktadır. Başka bir deyişle malikin mülkü üzerindeki kullanma ve yararlanma haklarını kullanması irtifak hakkı sahibi lehine yasaklanmakta, bu hakların irtifak hakkı sahibi tarafından kullanılması öngörülmektedir. 14. 22/11/2001 tarihli ve 4721 s ayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704. maddesinde t apu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli hakların taşınmaz mülkiyetinin konularından birini oluşturduğu belirtilmiştir. Bu itibarla taşınmaz mallar üzerinde kurulacak irtifak haklarının bu kapsamda değerlendirilebilmesi için bağımsız ve sürekli bir hak niteliğinde olması gerekmektedir. Ayrıca anılan Kanun’un 998. maddesinde tapu siciline taşınmaz olarak nelerin kaydedileceği düzenlenmiştir. Buna göre araziler, taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler tapu siciline kaydedilebilecektir. 15. İrtifak hakkının sürekli olmasının ne anlama geldiği anılan maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Buna göre bir irtifak hakkına ilişkin süreklilik şartının gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreyle tesis edilmesi gerekmektedir. Hakkın bağımsızlığı ise hakkın tasarrufları kısıtlamayan ve izne tâbi kılınmayan bir niteliğe sahip olmasını ifade etmektedir. Nitekim 17/8/2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tapu Sicil Tüzüğü’nün “ Bağımsız ve sürekli haklar ” başlıklı 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bağımsız ve sürekli irtifak haklarının, süresiz veya en az otuz yıl süreli olan ve tasarrufları kısıtlanmayan ve izne tâbi kılınmayan haklar olarak nitelendirildiği görülmektedir. 16. Öte yandan anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında tapu kütüğüne taşınmaz olarak tescil edilen bağımsız ve sürekli hakların üçüncü kişilere devredilebileceği, mirasçılara geçebileceği ve üzerinde her türlü ayni veya kişisel hakkın kurulabileceği belirtilmiştir. 2. Anlam ve Kapsam 17. Endüstri bölgesinin kuruluşu ve ilanı sonrasında gerçekleşecek olan yatırım izni süreci 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa veya yönetici şirkete başvurusu üzerine ilgili yönetmelikte düzenlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket ve Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcılara Bakanlıkça ön yer tahsisi yapılır. 18. Maddenin ikinci fıkrasında ön yer tahsisi sonrasında yatırımcının yerine getirmesi gereken yükümlülüklere yer verilmiştir. Söz konusu fıkra uyarınca bu yükümlülüklerden ilki çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) mevzuatına tabi bir faaliyet yürütülecek ise ÇED olumlu kararı veya “ÇED gerekli değildir” kararının alınması, diğeri ise yatırımda kullanılacak sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Cumhurbaşkanınca belirlenen oran dâhilinde hesaplanan tutarın Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılmasıdır. 19. Anılan yükümlülüklerin yerine getirilmesi sonrasında dördüncü fıkraya göre Bakanlığın uygun görüşü üzerine yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikte irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. Anılan fıkrada yer alan “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 20. Bu itibarla kural, endüstri bölgesinde bulunan ve mülkiyeti kamuya ait olan veya kamuya geçen taşınmazlar üzerinde yatırımcılar lehine kurulacak irtifak haklarının bağımsız ve sürekli nitelikte olmasını öngörmektedir. 3. İptal Talebinin Gerekçesi 21. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural ile yönetici şirket veya yatırımcılar lehine tesis edilecek irtifak hakkının bağımsız ve sürekli olmasının öngörüldüğü, bu yerlerin kamu malı niteliğinde olduğu, irtifak hakkının sınırlı bir ayni hak olarak mülkiyet hakkının daraltılması sonucunu doğurduğu, bu nedenle anılan kamu malları üzerindeki irtifak hakkı tesisinin özelleştirme rejiminin kapsamında kaldığı, özelleştirme işlemlerinin ancak kamu yararı amacıyla yapılabileceği, irtifak hakkının bağımsız ve sürekli niteliğe haiz kılınmasının anılan yerlerde devletin el çekmesine, bunun da endüstri bölgelerinde yatırımların devamlılığının denetimsiz bırakılmasına neden olacağı, irtifak hakkı kuran işlemin sözleşme özgürlüğü kapsamında kaldığı, kuralda irtifak hakkı kurma sürecinin eşitlik ve rekabet ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini sağlayacak güvencelere yer verilmediği, bu durumun özel teşebbüslerin eşit şartlarda yarışarak söz konusu hukuki sürece katılamamalarına neden olacağı, bu durumun aynı zamanda haksız rekabete yol açacağı, irtifak hakkına konu arazilerin sahil şeridi, tarım arazisi, mera, tabiat varlığı ve orman sınırları içinde olabileceği gözetildiğinde kuralın anılan alanların bütünlüğünün bozulmasına ve daralmasına neden olabileceği, bu durumun ise devletin bu alanlara ilişkin Anayasa’dan kaynaklanan koruma yükümlülüğüyle bağdaşmadığı, bu yönüyle kuralın sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını ihlal ettiği, endüstri bölgelerindeki yerlerin bağımsız ve sürekli niteliğe haiz irtifak hakkı ile tahsis edilmesinin bu yerlerin değerinin muhafaza edilememesine, niteliğini kaybetmesine, verimli kullanılamamasına, belli özel teşebbüsler lehine uygulamaların yapılmasına ve böylece millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı, kuralın ayrıca uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 3., 5., 7., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 4. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 22. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. 23. Devlet, mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde -kamu yararını gözetmek ve Anayasa’nın özel maddelerinde yer alan güvence hükümlerini de dikkate almak kaydıyla- üstün yetkilerini kullanarak dilediği şekilde bir hukuki düzen tesis edebilir. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi gereğince yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 39; E.2016/49, K.2016/200, 28/12/2016, § 17). 24. Kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına çıkarıldığı açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusu olabilir (AYM, E.2021/14, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). 25. Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102). 26. Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2016/140, K.2017/92, 12/4/2017, §§ 6, 7; E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, §§ 10, 11; E.2022/50, K.2022/107, 28/9/2022, § 28). 27. 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin dördüncü fıkrasında kendisine endüstri bölgesinde ön yer tahsisi yapılan yatırımcılara, anılan maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yükümlülükleri yerine getirmesi şartıyla, tahsis yapılan alanda bağımsız ve sürekli nitelikte irtifak hakkının tesis edileceği veya kullanma izninin verileceği öngörülmüştür. 28. Endüstri bölgelerinde bulunan taşınmazlar üzerinde yatırımcılar lehine ön yer tahsisi sonrasında kurulacak irtifak hakkının bağımsız ve sürekli nitelikte olması, hakkın taşınmaz mülkiyetinin konusu olmasına ve tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilebilmesine imkân sağlayacaktır. Böylece irtifak hakkı, aleniyet kazanacak ve herkese karşı ileri sürülebilecektir. Aynı zamanda hakkın bağımsız ve sürekli nitelikte olması hukuki işlemlere konu olmasına da imkân sağlayacaktır. 29. 7419 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde “ … Teklif çerçevesinde, büyük ölçekli, stratejik ve entegre yatırımlar için uygun bir yatırım ortamı sağlayan endüstri bölgelerinin daha işlevsel hale getirilmesi, Ülke ekonomisine katkı sağlayacak, istihdam ve üretim merkezi olan sanayi alanlarının oluşturulması ve söz konusu alanlara nitelikli yatırımcıları hızlı bir şekilde çekmek amaçlanmaktadır… ” denmektedir. 30. Bu itibarla endüstri bölgelerinin kurulması, sadece yatırımcıların kişisel menfaatlerinin korunması amacını taşımamaktadır. Büyük ölçekli yatırımlar için uygun bir yatırım ortamı sağlayan endüstri bölgelerinin aynı zamanda istihdam ve üretim merkezleri olduğu gözetildiğinde bu yerlerdeki faaliyetlerin ülke ekonomisine katkıda bulunmayacağı söylenemez. Dolayısıyla bu bölgelerdeki yatırımların daha cazip hâle getirilmesine yönelik olan kuralın yatırımların artırılması suretiyle ülke ekonomisine katkı sağlayacağı gözetildiğinde kamu yararı amacını sağlamaya ilişkin olduğu açıktır. 31. Öte yandan irtifak hakkı kurulacak taşınmazların Hazine adına tapuda tescilli veya kamulaştırma suretiyle Hazine adına tescil edilecek taşınmazlar olduğu, bu itibarla devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kıyı ve sahil şeritlerini kapsamadığı açıktır. Bunun yanı sıra verimli toprak, tarım arazisi ile çayır ve mera, tabiat varlığı ve orman alanları yönünden ise kuralda bu nitelikteki yerlerde kendi mevzuatları çerçevesinde uygulama yapılmasını engelleyen bir istisna hükmü öngörülmemiştir. Dolayısıyla kuralda devletin söz konusu yerlerle ilgili olarak Anayasa’dan kaynaklanan koruma yükümlülüğüyle bağdaşmayan bir yön bulunmamaktadır. 32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 43., 44., 45., 63., 168. ve 169. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 43., 44., 45., 63., 168. ve 169. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 3., 5., 7., 10., 12., 13., 17., 47., 48., 56., 90., 166. ve 167., maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. C. Kanun’un 4. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 3/B Maddesinin Yürürlükten Kaldırılmasının İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 33. 4737 sayılı Kanun’un mülga 3/B maddesinde endüstri bölgeleri yönünden yürütülecek ÇED sürecine ilişkin bazı özel düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan mülga maddenin birinci fıkrasında endüstri bölgesi ilan edilmiş yerlerde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin 2872 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda oldukları ancak bu faaliyetlerin yer tetkiki kararından muaf olduğu hükme bağlanmıştır. 34. Mülga maddenin ikinci fıkrasında ÇED raporunun sunulması üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca faaliyetin niteliğine bağlı olarak ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluşan inceleme ve değerlendirme komisyonunun kurulacağı, raporun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ulaşma tarihinden itibaren inceleme, değerlendirme ve nihai karar verme sürecinin en geç iki ay olduğu, bu süreye, faaliyet sahibinin raporu düzeltmesi için tanınan sürenin dahil olmadığı ve faaliyet sahibinin düzeltilmek üzere kendisine geri verilen raporunu on beş gün içinde düzeltmesi gerektiği belirtilmiştir. 35. Dava konusu kuralla, anılan madde yürürlükten kaldırılmış; böylelikle endüstri bölgelerinde yürütülmesi gereken ÇED süreci bu konuda genel olarak düzenlemeler yapan 2872 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan ikincil mevzuata tabi kılınmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 36. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla yürürlükten kaldırılan maddenin endüstri bölgelerindeki ÇED izin sürecine ilişkin bazı özel düzenlemeler içerdiği, bu maddenin yürürlükten kaldırılmasıyla anılan sürecin genel hükümlere tabi kılındığı, endüstri bölgelerinin niteliği gereği özel hükümlere tabi olması gerektiği, kuralda temel çerçeve çizilmeden ÇED alınması süreciyle ilgili tüm yetkinin idareye bırakıldığı, söz konusu sınırsız takdir yetkisinin yatırımcılar arasında ayrımcı muamelelerde bulunulması sonucunu doğuracağı, ayrıca herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevre hakkının ayrıntılı bir şekilde kanunla düzenlenmesinin Anayasa’nın 13. maddesinin bir gereği olduğu, buna rağmen kuralla kanuniliği sağlayan maddenin yürürlükten kaldırılması suretiyle idareye tanınan sınırsız yetkinin kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı, bu durumun kuralın ilgili olduğu özel hayata ve konut dokunulmazlığına saygı hakları yönünden de geçerli olduğu, ÇED sürecinin etkin bir şekilde yürütülmesinin tabiat varlıklarının ve ormanların korunmasına da hizmet edeceği, mülga maddede yer alan komisyonun ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluştuğu, kuralla bu komisyonun kaldırılması nedeniyle katılımcı demokrasinin işletilmesinin de engellendiği, ulusal kalkınmayı sağlamak amacıyla kurulan endüstri bölgelerinde özel ÇED sürecinin işletilmemesinin bu yapıların ulusal kalkınmaya dengeli ve hızlı katkı sağlayamamasına, böylece millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı, ayrıca kuralın uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 3., 5., 7., 10., 13., 17., 20., 21., 43., 44., 45., 48., 56., 63., 90., 123., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 37. Anayasa’nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir./Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. ” hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre çevrenin geliştirilmesi, çevre sağlığının korunması ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür (AYM, E.2021/14, K.2023/173, 11/10/2023, § 26). 38. Dava konusu kural 4737 sayılı Kanun’un endüstri bölgeleri yönünden ÇED sürecine ilişkin bazı özel hükümler öngören 3/B maddesini yürürlükten kaldırmakta olup endüstri bölgelerinde yürütülmesi gereken ÇED sürecini genel hükümlere tabi kılmaktadır. Böylece endüstri bölgelerinde ÇED ile ilgili işlemler 2872 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayalı olarak çıkarılan ikincil mevzuata göre yürütülecektir. 39. Anılan Kanun’un 1. maddesinde bu Kanun’un amacının bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu hükme bağlanmıştır. Kanun’un “ Çevresel etki değerlendirilmesi: ” başlıklı 10. maddesinde ise gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin ÇED raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü olduğu, ÇED olumlu kararı veya “ÇED gerekli değildir.” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatının verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceği öngörülmüştür. 40. Kanun’un 2. maddesine göre ÇED, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade etmektedir. 41. ÇED sürecine ilişkin usul ve esaslar 10. madde gereğince çıkarılan 29/7/2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. Söz konusu Yönetmelik’te ekli listelerde ÇED uygulanacak projeler ile ön inceleme ve değerlendirmeye tabi projeler tek tek sayılarak gösterilmiştir. Anılan projeler içinde endüstri bölgelerinde faaliyette bulunacak birçok yatırım yer almaktadır. Dolayısıyla ekli listelerde yer alan konulara ilişkin alanlarda ÇED sürecinin yürütülmesi gerekecektir. 42. Kural, endüstri bölgeleri yönünden ÇED sürecinin yürütülmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Hatta 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin ikinci fıkrasında endüstri bölgelerinde yatırım yapmayı düşünen yatırımcıların yatırımlarının kabul edilmesi ÇED mevzuatına tabi faaliyetlerden ÇED olumlu kararı veya “ÇED gerekli değildir.” kararı verilmesi şartına bağlanmıştır. 43. Diğer yandan anılan Kanun’un 4/Ç maddesi uyarınca bir bölgenin özel endüstri bölgesi ilan edilmesi için yeni yatırıma ilişkin ÇED olumlu kararı veya “ÇED gerekli değildir.” kararının alınmış olması şartı aranmaktadır. Dolayısıyla endüstri bölgesinde yapılacak her tür yatırımların kabul edilmesi, ÇED mevzuatına tabi faaliyetler için bir ÇED sürecinin yürütülmesini gerektirmektedir. 44. Dolayısıyla kural, endüstri bölgesindeki faaliyet alanlarında izin, ruhsat ve lisans alınmasının öncesinde yürütülecek ÇED’le ilgili olarak mevzuatta öngörülen şartlarda herhangi bir değişiklik öngörmemektedir. Bu itibarla kuralın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 45. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 56. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 56. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 3., 5., 7., 10., 13., 17., 20., 21., 43., 44., 45., 48., 63., 90., 123., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Ç. Kanun’un 5. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin İkinci Fıkrasının Değiştirilen Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” İbaresinin İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 46. Dava dilekçesinde özetle; 7419 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 3., 5., 7., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 47. 4737 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde endüstri bölgeleri içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabileceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde ise bu şekilde kamulaştırılan taşınmaz malların, tapuda Hazine adına tescil edileceği hüküm altına alınmıştır. Fıkranın üçüncü cümlesinde de kamulaştırılan bu taşınmaz malların kamulaştırma bedelleri Bakanlığın bütçesinden karşılanmış ise bu taşınmaz mallar üzerinde sözleşmesinde belirtilen süre kadar yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedeli karşılığında, kamulaştırma bedeli yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından karşılanmış ise yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedelsiz olarak Bakanlıkça bağımsız ve sürekli irtifak hakkı tesis edilebileceği düzenlenmiştir. Anılan cümlede yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 48. Bu itibarla kural, endüstri bölgesinde bulunan ve mülkiyeti özel kişilere ait olmakla birlikte kamulaştırılmak suretiyle mülkiyeti kamuya geçirilen taşınmazlar üzerinde yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine kurulacak irtifak hakkının bağımsız ve sürekli nitelikte olmasını öngörmektedir. 49. 7419 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 50. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 3., 5., 7., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. D. Kanun’un 5. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 4. Maddesine Eklenen Üçüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” İbaresinin, İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” İbaresinin, Anılan Maddeye Eklenen Dördüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” İbaresinin, İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” İbaresinin ve Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” İbarelerinin İncelenmesi 1. Üçüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” , İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” , Dördüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” İbareleri a. Anlam ve Kapsam 51. 4737 sayılı Kanun’un 4. maddesinde endüstri bölgelerinde yer alan taşınmazların mülkiyetinin yatırımcılara veya yönetici şirkete geçmesine ilişkin düzenlemelere de yer verilmiştir. 52. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde endüstri bölgelerinde Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenlerin yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden yatırımcıya doğrudan satılabileceği öngörülmüştür. Söz konusu cümlede yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır. 53. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde kamulaştırma bedelinin yatırımcılar tarafından karşılanması suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenlerin mülkiyetinin yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya bedelsiz olarak devredilebileceği öngörülmüştür. Söz konusu cümlede yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresi dava konusu ikinci kuralı oluşturmaktadır. 54. Maddenin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde ise altyapı harcamalarının yönetici şirket tarafından karşılandığı bölgelerde Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların, altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden yönetici şirkete doğrudan satılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresi dava konusu üçüncü kuralı oluşturmaktadır. 55. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de kamulaştırma bedelinin yönetici şirket tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların mülkiyetinin ise altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete bedelsiz olarak devredilebileceği öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresi dava konusu dördüncü kuralı oluşturmaktadır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 56. Dava dilekçesinde özetle; satılacak veya devredilecek olan taşınmazların kamu malı olduğu, kamu mallarının yatırımcı veya yönetici şirkete satışının veya bedelsiz devrinin özelleştirme kapsamında kaldığı, özelleştirme işlemlerinin ancak kamu yararı amacıyla yapılabileceği, taşınmazların satışının veya bedelsiz devrinin anılan yerlerden devletin el çekmesi anlamına geleceği ve bunun da endüstri bölgelerinde yatırımların devamlılığının denetimsiz bırakılması sonucunu doğuracağı, kuralda geçen rayiç bedelin hesaplanma usulünde belirsizlik olduğu, satışa veya bedelsiz devre ilişkin işlemlerin sözleşme özgürlüğü kapsamında kaldığı, bir tür özelleştirme işlemini de ifade eden satış ve bedelsiz devir sürecinin eşitlik ve rekabet ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini sağlayacak güvencelere yer verilmediği, bu durumun özel teşebbüslerin eşit şartlarda yarışmasını önleyeceği ve haksız rekabete yol açacağı, anılan işlemlere konu kamu mallarının, kıyıları çevreleyen sahil şeridi, tarım arazisi, mera, tabiat varlığı ve orman sınırları içinde olabileceği gözetildiğinde dava konusu kuralların anılan alanların bütünlüğünün bozulmasına ve daralmasına neden olabileceği, devletin bu alanlara ilişkin olarak Anayasa’dan kaynaklanan koruma yükümlülüğü bulunmasına rağmen bu konuda kanunda herhangi bir çerçeve öngörülmediği, bu durumun sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı bakımından da geçerli olduğu, endüstri bölgelerindeki yerlerin satışının veya bedelsiz olarak devrinin, bu yerlerin değerinin muhafaza edilmesi ve verimli kullanılması imkânını ortadan kaldırdığı, bu yönüyle kuralın belirli özel teşebbüsler lehine uygulamaların yapılmasına ve böylece millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı, ayrıca kuralların uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 3., 5., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu i. Üçüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” İbareleri 57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir. 58. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ve temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Özel mülkiyete kamulaştırma yoluyla son verilebilmesi için kamulaştırmanın Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen usuli güvencelere uygun olarak yapılması gerekmektedir (AYM, E.2013/49, K.2013/125, 31/10/2013). 59. Kamulaştırmayı düzenleyen anılan maddenin birinci fıkrasında “ Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir ” denilmektedir. Buna göre, kamulaştırma ancak devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilir (AYM, E.2013/49, K.2013/125, 31/10/2013). 60. Dava konusu kurallarda, daha önce Bakanlıkça kamulaştırılarak mülkiyeti Hazineye geçen taşınmazların yatırımcılara devredilmesine imkân sağlanmış; yatırımcılara herhangi bir şekilde kamulaştırma yetkisi verilmemiştir. Dolayısıyla kurallarda kamulaştırmanın ancak devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabileceği yönündeki anayasal güvenceye herhangi bir aykırılık söz konusu değildir. 61. Diğer yandan Anayasa, ancak kamu yararına yönelik bir amaca tahsis edilmek şartıyla özel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmaza tek taraflı bir işlemle el konulmasını meşru görmektedir. Dolayısıyla kamulaştırma sonucu idarelerin mülkiyetine geçen taşınmazların kamu yararı amacına uygun bir hizmete tahsis edilmemesi durumunda malikin mülkiyet hakkından yoksun bırakılmasının hukuki meşruiyeti ortadan kalkmaktadır. Aksi takdirde kamu yararı amacı, taşınmazın kamulaştırılabilmesi için oluşturulması gereken bir gerekçeden öte hiçbir anlam taşımaz. Bu bağlamda Anayasa’nın, başlangıçta kamu yararı amacının varlığını yeterli gördüğü ve bir şekilde kamulaştırılan bir taşınmazın idarece istenildiği biçimde kullanılabilmesine izin verdiği düşünülemez ( AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). 62. Kurallar, endüstri bölgelerinde yer alan ve kamulaştırılan taşınmazların yatırımcılara üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılmasına veya bedelsiz olarak devrine imkân tanımaktadır. 63. Ülke ekonomisinin gelişmesini ve sanayileşmenin belirli bir düzen içesinde yürütülmesini sağlamak için kurulan endüstri bölgelerinde kalan özel kişilere ait taşınmazların kamulaştırılmasının -endüstri bölgelerinin kurulması gerekçesi dikkate alındığında- kamusal bir yarar taşıdığı açıktır. Diğer yandan yatırımcılara mülkiyet devrinin ise endüstri bölgesinde yatırımları cazip hâle getirmek suretiyle yatırımların artmasına katkı sağlayacağı ve böylece ülke ekonomisinin gelişmesine olumlu etkide bulunacağı gözetildiğinde kuralların kamu yararı amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. 64. Kamulaştırma ve mülkiyet devrinde başlangıçtaki kamu yararının varlığı kuralların Anayasa’ya uygunluğu için yeterli değildir. Bunun yanı sıra mülkiyet devri sonrasında taşınmazın devir amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak güvencelerin varlığı da gerekmektedir. Aksi takdirde yalnızca kamu yararı amacıyla kamulaştırılan taşınmazların mülkiyetini elde eden yatırımcıların bu taşınmazları istediği şekilde kullanılabilmelerine imkân sağlanmış olacaktır ki bu durum Anayasa’nın 46. maddesiyle bağdaşmaz. 65. 4737 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının yedinci cümlesinde endüstri bölgesi olarak belirlenen alanların hiçbir şekilde başka amaçla kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkranın sekizinci cümlesinde ise bu hususun tapu kütüğüne şerh edileceği öngörülmüş ve böylece taşınmazların niteliğinin aleniyet kazanmasına imkân tanınmıştır. 66. Diğer yandan söz konusu Kanun’un 3/A maddesinin birinci fıkrasına göre endüstri bölgesi olarak ilan edilen alanlarda öncelikle yatırımcı lehine ön yer tahsisi yapılmaktadır. Ön yer tahsisi sonrasında anılan maddenin ikinci fıkrasında öngörülen yükümlülüklerin de yerine getirilmesi şartıyla tahsis edilen yerde dördüncü fıkra uyarınca yatırımcı lehine bir irtifak hakkı kurulmaktadır. İrtifak hakkının kurulması sonrasında yatırımcının, beşinci fıkraya göre yatırımını beş yıl içinde tamamlaması gerekmektedir. Bu sürede yatırımın tamamlanmaması durumunda ise Bakanlıkça yatırımcıya bir yıl daha süre verilebilecek ve bu ek süre içinde de yatırımın tamamlanmaması hâlinde irtifak hakkının tesisine yönelik işlem iptal edilecektir. Bu hâlde kamulaştırılan taşınmaz ilgili yatırımcıdan alınacak ve yatırımda kullanılmak üzere yeni bir süreçle başka yatırımcılara tahsis edilebilecektir. 67. Bu süreç sonrasında yatırımın tamamlanması ve yatırımcının talep etmesi, Bakanlığın da uygun görüşünün alınması şartıyla kamulaştırılan taşınmaz Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince yatırımcılara devredilebilecektir. Dolayısıyla anılan düzenlemeler dikkate alındığında kamulaştırılan taşınmazlar sadece kamusal bir yarar taşıdığı kabul edilen yatırımlarda kullanılabilecektir. Bu itibarla yatırımcılara kamulaştırılarak devredilen taşınmazların kamusal yarar çerçevesinde kullanılmasını sağlayacak güvencelere yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla kuralların Anayasa’nın 46. maddesiyle bağdaşmadığı söylenemez. 68. Öte yandan anılan fıkra uyarınca devredilecek taşınmazlar arasında Hazineye ait taşınmazlarda bulunabilecektir. Hazineye ait bir taşınmazın özel kişilere devri, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi gereğince ancak kamu yararının varlığı hâlinde mümkündür. Mülkiyet devri öngören kurallarla yatırımcılara yatırım yaptıkları alanın mülkiyetini devralma imkânı tanınmakta ve bu suretle yatırım yapılması cazip hâle getirilmektedir. Nitekim kuralların gerekçesinde de “ Endüstri bölgelerinde yatırımların tamamlanması şartıyla yatırımcılarımıza, mülkiyet devri olanağı sağlanmaktadır. Böylece mülkiyet talep eden yatırımcılar için de endüstri bölgeleri cazip hale getirilmektedir. ” denilmektedir. Böylece sanayinin gelişmesine ve ülke ekonomisinin kalkınmasına katkısının olduğu gözetildiğinde Hazineye ait taşınmazların yatırımcıya devrini mümkün kılan kuralların kamu yararına yönelik oldukları açıktır. 69. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 46. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 3., 5., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. ii. Dördüncü Fıkranın Birinci Cümlesinde Yer Alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” İbareleri 70. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir. 71. Kurallar, altyapı harcamalarının yönetici şirket tarafından karşılandığı bölgelerde bulunan Hazine adına tescilli taşınmazlar ile özel kişilere ait olmakla birlikte bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılan taşınmazların, üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden yönetici şirkete doğrudan satılmasına ve bedeli yönetici şirket tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların mülkiyetinin de yönetici şirkete bedelsiz olarak devrine imkân tanımaktadır. 72. 7419 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4. maddesine eklenen üçüncü fıkranın birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ve ikinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 73. Diğer yandan anılan Kanun’un 1/A maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde anonim şirket şeklinde kurulması öngörülen yönetici şirketin, endüstri bölgesinin yönetilmesinden ve işletilmesinden sorumlu bir tüzel kişi olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla yönetici şirket sadece endüstri bölgesine ilişkin iş ve işlemler yürütebilecektir. 74. Bunun yanında Kanun’un 4/D maddesinin üçüncü fıkrasına göre yönetici şirketin faaliyet ve uygulamaları Bakanlık tarafından denetlenmektedir. Anılan maddenin dördüncü fırkasında da endüstri bölgesinde Kanun’da belirtilen amacın dışında faaliyet gösteren yönetici şirketin Bakanlıkça uyarılacağı ve yönetici şirkete belirli bir süre verilerek amacına uygun faaliyette bulunulmasının kendisinden isteneceği, bu sürenin sonunda yönetici şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermediğinin tespit edilmesi durumunda ise Bakanlığın görevli mahkemeye başvurarak mevcut yönetici şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirilmesini, şirketin yönetimi için kayyım tayin edilmesini ve yönetici şirketin tasfiyesini talep edeceği öngörülmüştür. Mahkemece yönetici şirketin tasfiyesine karar verilmesi hâlinde de şirket ve yöneticilerin hak ve yükümlülükleri ile sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla yeni bir yönetici şirket kurulacaktır. 75. Anılan hükümler gözetildiğinde kamulaştırılan taşınmazların yönetici şirket tarafından kamusal yarar çerçevesinde kullanılmasını sağlayacak güvencelerin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 76. Öte yandan yönetici şirkete devredilen taşınmazlar arasında mülkiyeti Hazineye ait taşınmazlar da bulunmaktadır. Hazineye ait arazilerin yönetici şirkete devrinin amacı da bölgenin cazip hale getirilerek sanayinin gelişmesinin ve ülke ekonomisinin kalkınmasının sağlanmasıdır. 77. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 46. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 3., 5., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2. Dördüncü Fıkranın Üçüncü Cümlesinde Yer Alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” İbareleri a. Anlam ve Kapsam 78. Dava konusu kurallar yönetici şirkete mülkiyet devri yapılan alanların yatırımcılara kiralanması veya satılması hususunda yetki tanımaktadır. Bu kapsamda 4737 sayılı Kanun’un 4. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde yönetici şirketin, mülkiyet devri yapılan alanları; bu Kanun hükümleri gereğince yatırım yapacağını taahhüt eden yatırımcılara Bakanlığın uygun görüşü üzerine parseller hâlinde veya işletme binaları da yapmak suretiyle kiraya verebileceği veya tapuya geri alım şerhi işlenmek suretiyle satabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibareleri dava konusu kuralları oluşturmaktadır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 79. Dava dilekçesinde özetle; yönetici şirket tarafından yatırımcılara kiraya verilen veya tapuya geri alma şerhi konulmak suretiyle satılan taşınmazların, yönetici şirkete Bakanlık tarafından devredilen taşınmazlar olduğu, bu taşınmazların Bakanlık tarafından yönetici şirkete devrine imkân tanıyan kuralların Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle anılan taşınmazların kamu malı niteliğini devam ettirdiği, dolayısıyla bunların satışına ve kiralanmasına dair sözleşmelerin özelleştirme kapsamında kaldığı, özelleştirme işlemlerinin ancak kamu yararı amacıyla yapılabileceği, taşınmazların satışının veya kiraya verilmesinin anılan yerlerin denetimsizliğine neden olacağı, satışa veya kiralamaya ilişkin işlemlerin sözleşme özgürlüğü kapsamında kaldığı, Kanun’da bir tür özelleştirme işlemini ifade eden satış ve kiralama sürecinin eşitlik ve rekabet ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini sağlayacak güvencelere yer verilmediği, bu durumun özel teşebbüslerin eşit şartlarda yarışmasını önleyeceği ve haksız rekabete yol açacağı, anılan işlemlere konu arazilerin sahil şeridi, tarım arazisi, mera, tabiat varlığı ve orman sınırları içinde olabileceği gözetildiğinde dava konusu kuralların anılan alanların bütünlüğünün bozulmasına ve daralmasına neden olabileceği, devletin bu alanlara ilişkin olarak Anayasa’dan kaynaklanan koruma yükümlülüğünün bulunmasına rağmen kurallarda bu konuda herhangi bir çerçeve belirlenmediği, bu durumun sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı yönünden de geçerli olduğu, endüstri bölgelerindeki yerlerinin satışının veya bedelsiz olarak devrinin, bu yerlerin değerinin muhafaza edilmesi ve verimli kullanılması imkânını ortadan kaldırdığı, bu yönüyle kuralın belirli özel teşebbüsler lehine uygulamaların yapılmasına ve böylece millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı, ayrıca kuralların uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 3., 5., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 80. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir. 81. Yatırımcılara satılacak veya kiralanacak taşınmazların daha önce mülkiyeti Hazineye ait olan veya özel kişilere ait olmakla birlikte kamulaştırılarak mülkiyeti Hazineye geçen taşınmazlar olduğu açıktır. 82. 7419 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4. maddesine eklenen üçüncü fıkranın birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ve ikinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibarelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. 83. Bunun yanında kurallarda taşınmazların ancak Bakanlığın uygun görüşü üzerine kiralanabileceği veya satılabileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla Bakanlığın taşınmaz kiralamaları ve satımı üzerinde bir denetiminin olduğu, kamu yararı dışında bir amaç taşıyan devirlerin Bakanlıkça engellenebileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca endüstri bölgesinde yer alan taşınmazların ancak yatırım amacıyla devredilebileceği, kira sözleşmesinin temelinin de bu amaç çerçevesinde gerçekleşeceği, yatırımcının bu amaca uygun davranmaması durumunda sözleşmenin feshedilerek taşınmazın yatırımcıdan alınabileceği açıktır. 84. Öte yandan kurallarda yatırımcıya gerçekleşecek satımın ancak tapuya geri alım şerhi koymak suretiyle mümkün olacağı öngörülmüştür. Bu nedenle yatırım yapılması şartıyla gerçekleşen satış sonrasında yatırımcının yatırım taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda tapudaki geri alım kaydı gereğince taşınmaz yatırımcıdan alınacak ve yatırım taahhüdünde bulunan yeni bir yatırımcıya kira sözleşmesi ve satış yoluyla tahsis edilebilecektir. 85. Dolayısıyla yatırımcılara kiralanan veya satılan taşınmazların kamu yararı çerçevesinde kullanılmasını sağlayacak güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. 86. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 46. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 3., 5., 10., 12., 13., 17., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. E. Kanun’un 6. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 4/A Maddesine Eklenen Dördüncü Fıkrada Yer Alan “ ...veya yaptırılır. ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 87. 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesinde endüstri bölgelerinde yürütülecek imar planları ile altyapı faaliyetlerine ilişkin bazı düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında endüstri bölgeleri imar ve parselasyon planları ile değişikliklerinin yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanacağı ve Bakanlık tarafından onaylanacağı, onaylı imar ve parselasyon planları ile değişikliklerinin Bakanlık internet sitesinde ve valilikçe belirlenecek ilan yerlerinde bir hafta süreyle ilan edileceği, itirazın olmaması hâlinde ilan süresinin sonunda yürürlüğe gireceği öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın üçüncü cümlesine göre imar planları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılacaktır. 88. Maddenin ikinci fıkrasında endüstri bölgesi sınırları içinde kapanan kadastral ve imar yolları ile parkların, her türlü sorumluluğu endüstri bölgesinin yönetilmesinden sorumlu şirkete ait olmak üzere Hazine adına tescil olunacağı hükme bağlanmıştır. 89. Üçüncü fıkrada endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapıya ilişkin etüt, harita ve projelerin, ruhsat ve izinler ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarının Bakanlık onayına ve denetimine tabi olması öngörülmüştür. 90. Dördüncü fıkrada ise endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapı projelerinin kontrolünün, arazi kontrolünün ve bunlara ilişkin altyapı ve üstyapı inşaatlarının yapım kontrolünün ve işletme aşamasındaki kontrollerin Bakanlık tarafından yapılacağı veya yaptırılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 91. Beşinci fıkrada da ruhsatsız veya ruhsata aykırılığı tespit edilen yapılar için 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemlerin Bakanlıkça tesis edileceği, yapılara ilişkin yıkım kararının alınması hâlinde yıkım işleminin Bakanlığın talimatı üzerine valilik tarafından yapılacağı ve madde kapsamındaki idari para cezalarının Bakanlıkça verileceği hüküm altına alınmıştır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 92. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural kapsamındaki kontrollerin idarenin denetim yetkisinin somut bir görünümü olduğu, denetim yetkisinin ise kolluk faaliyeti niteliğinde bir kamu hizmeti olduğu, yetki devri öngören kuralda yasal çerçevenin çizilmediği, temel ilke ve esasların belirlenmediği, bu durumun Bakanlığın denetim hizmetinden el çekmesine neden olacağı gibi denetlenecek kurumlar açısından da öngörülmez durumlara yol açacağı, denetime ilişkin yetki devrinin usul ve esaslarını belirleme yetkisinin tamamen Bakanlığın takdirine bırakıldığı, denetim sonrasında gerekli yaptırım ve işlemler konusunda da bir çerçevenin belirlenmediği, devletin yürütmekle yükümlü olduğu kolluk faaliyetinin kamu görevlileri yerine özel kişilere gördürülmesinin anayasal anlamda mümkün olmadığı, kuralın muhataplar arasında farklı uygulama yapılmasına engel olacak güvenceleri içermediği, bu durumun sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkına ilişkin olarak devletin Anayasa’dan kaynaklanan koruma yükümlülüğüne aykırı olduğu, genel çerçeve çizilmeksizin denetim yetkisinin devrinin, kontrol hizmetlerinin aksamasına, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın ortadan kalkmasına, endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapının, arazilerin ve işletmelerin niteliğinin kaybedilmesine ve bu suretle millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı, ayrıca kuralın uluslararası sözleşme hükümleriyle de bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 3., 5., 6., 7., 8., 10., 12., 17., 43., 44., 45., 48., 56., 63., 90., 123., 128., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 93. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Nitekim bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2019/106, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; E.2020/15, K.2020/78, 24/12/2020, § 10; E.2019/32, K.2021/54, 14/7/2021, § 25). 94. Belirlilik ilkesi; düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil bunların kanun metninde kurallaştırılmasını gerekli kılar. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin ortaya konulmasını ve çerçevenin çizilmesini ifade eder. Buna karşılık söz konusu düzenlemelerin tamamının aynı kanunda yapılması zorunlu olmayıp incelenen kanun dışındaki kanunlar ya da başka kanunlarla yapılmış olması da belirlilik ilkesi açısından yeterlidir (AYM, E.2020/11, K.2023/98, 18/5/2023, § 125). 95. Dava konusu kuralda kontrol faaliyetinin nasıl yürütüleceğine ilişkin bir düzenleme yer almamakla birlikte anılan işin özel kişilere gördürülmesi durumunda bunun hizmet alımı yoluyla sağlanacağı açıktır. Kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının mal veya hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usuller ise 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda düzenlenmiştir. 96. Anılan Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasında bu Kanun’a tabi idarelerin Kanun’a göre yapılacak ihalelerde saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumlu oldukları hükme bağlanmış olup endüstri bölgelerindeki bazı hususlara ilişkin kontrollerin gerçekleştirilmesi amacıyla yapılacak hizmet alımlarında da bu ilkelerin gözetilmesi gerektiği açıktır. Bu itibarla kuralın hem kişiler hem de idare yönünden belirli ve öngörülebilir olduğu anlaşıldığından kuralda belirsizlik bulunduğu söylenemez (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2020/34, K.2023/25, 16/2/2023, § 53). 97. Diğer yandan Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında “ Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. ” denilmektedir. Anılan hüküm gereğince, genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur. 98. Denetim faaliyeti, başlı başına icrai sonuç doğuran bir işlem veya karar niteliğinde değildir. Denetim sonucu düzenlenen raporlar, idari işlem kuramı uyarınca hazırlık işlemi niteliğinde olup bu raporların hazırlanması, denetlenen kişilerin hukukunda değişiklik yaratmamaktadır. Esasen icrai işlem, denetim sonucunda yetkili makamlarca alınan cezai ve idari kararlar ile başvurulan diğer hukuki tedbirlerdir. İcrai kararları almakla yetkili idari makam, hazırlık işlemi niteliğindeki denetim raporunda yer alan tespit ve değerlendirmelerle bağlı değildir. Bu nedenle ilke olarak icrai işlemler dışında denetim faaliyetinin özel kişilerden hizmet satın alınması yoluyla yürütülmesi Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez (AYM, E.2013/50, K.2015/38, 1/4/2015; E.2020/10, K.2020/67, 12/11/2020, § 28). 99. Kuralla Bakanlıkça yaptırılabilecek olan kontroller sonrasında gerekli yaptırım ve işlemlerin anılan maddenin beşinci fıkrası gereğince Bakanlık ve diğer idareler tarafından gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Kontroller sonucu hukuki ve idari tedbirleri uygulama yetkisinin idarede kalmaya devam ettiği gözetildiğinde teknik destek sağlamaktan ibaret olan ve hazırlık işlemi niteliğinde bir görev olduğu anlaşılan kontrol görevinin memur ve diğer kamu görevlisi niteliğinde olmayan üçüncü kişilere gördürülmesinin Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 100. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 3., 5., 6., 7., 8., 10., 12., 17., 43., 44., 45., 48., 56., 63., 90., 123., 166., 167., 168. ve 169. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. F. Kanun’un 10. Maddesiyle 4737 Sayılı Kanun’un 4/D Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasında Yer Alan “ ...veya Bakanlıkça… ” İbaresinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 101. Kanun’un 4/D maddesinin birinci fıkrasında yönetim şirketine kimlerin kurucu veya sonradan ortak olabileceği düzenlenmiştir. Anılan fıkraya göre Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı odalar, yerel yönetimler, bankalar ve finans kurumları, bölgede sınai faaliyet yürüten yerli ve yabancı özel hukuk tüzel kişileri, konuyla ilgili vakıf, kooperatif ve dernekler, ilgili kamu kuruluşları ve ihracatçı birlikleri yönetici şirkete kurucu ya da sonradan ortak olabilmektedir. Yabancı özel hukuk tüzel kişileri ise de 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yönetici şirkete iştirak edebilmektedir. 102. Anılan maddenin ikinci fıkrasında da yönetici şirketin nasıl kurulacağı düzenlenmiştir. Buna göre yönetici şirket, kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerde başvuru sahibi tarafından; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda ise endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulur. Söz konusu fıkrada yer alan “ ...veya Bakanlıkça… ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 103. Dava dilekçesinde özetle; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda il sınırları içinde sanayi odasının olmaması durumunda yönetici şirketi kuracak gerçek ve tüzel kişilerin belirlenmesi konusunda ticaret ve sanayi odasının yanı sıra dava konusu kuralla Bakanlığın da yetkili kılındığı ancak hangi hâllerde hangi merciin bu yetkiyi kullanacağının belirlenmediği, ayrıca Bakanlığın anılan yetkisini kullanırken tabi olacağı somut ve nesnel bir ölçüte de kuralda yer verilmediği, genel bir yasal çerçeve çizilmeksizin Bakanlığa söz konusu yetkinin tanınmasının ayrımcı işlemlerin yapılmasına neden olabileceği, Bakanlığa kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan ticaret ve sanayi odasının yerine karar alma imkânı tanıyan kuralın idari özerklik ilkesiyle bağdaşmadığı, ticaret ve sanayi odalarının idari ve mali özerkliğine aykırı olan kuralla yönetici şirketin piyasa gereklerine uygun ve adil bir şekilde belirlenmesi, endüstri bölgesinin etkin şekilde uzlaşma kültürü içinde yönetilmesi ve işletilmesi imkânının ortadan kaldırıldığı, bu durumun millî ekonominin zarara uğramasına neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 48., 123., 135., 166. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 104. 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin birinci fıkrasında kimlerin yönetim şirketi kurabilmek için ortak olabileceği belirlenmiştir. Bu kişilerin yönetici şirketi kurmak istemesi ise tek başına yetmemekte, başvuran kişiler arasından endüstri bölgelerinin kurulacağı il sınırları içinde varsa sanayi odaları yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen kişiler arasına girmek gerekmektedir. 105. Anılan fıkrada kimlerin kurucu ortak olacağı belirtilmiş ise de kurucu ortak olmak için talepte bulunanlar arasından Bakanlıkça kurucu ortak olarak kabul edileceklerin hangi ölçüte göre belirleneceği konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Kuralda kurucu ortak olarak belirlenecek kişilerde hangi nitelik ya da niteliklerin aranacağı hususundaki takdir yetkisi bütünüyle Bakanlığa bırakılmıştır (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 172). Dolayısıyla kuralda Bakanlığa tanınan yetkiyle ilgili genel çerçevenin çizilmediği, temel ilke ve esasların belirlenmediği anlaşılmaktadır. 106. Bu itibarla yönetici şirkete kurucu ortak olabilecek gerçek ve tüzel kişilerin seçimi konusundaki ölçütlere ilişkin yasal çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetki tanıyan kuralın belirlilik ilkesiyle bağdaştığı söylenemez. 107. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5., 7., 10., 48., 123., 135., 166. ve 167. maddeleri yönünden incelenmemiştir. V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 108. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 109. 7419 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça… ” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibareye ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 110. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 10. maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 4/D maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça... ” ibaresine yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, B. 1. 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresine, 2. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/B maddesinin yürürlükten kaldırılmasına, 3. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un; a. 4. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinde yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresine, b. 4. maddesine eklenen; i. Üçüncü fıkranın; (1). Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresine , (2). İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresine , ii. Dördüncü fıkranın; (1). Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresine, (2). İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresine , (3). Üçüncü cümlesinde yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibarelerine , 4. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresine, yönelik iptal talepleri 5/12/2024 tarihli ve E.2022/158, K.2024/206 sayılı kararla reddedildiğinden bu ibarelere ve yürürlükten kaldırmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 5/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII. HÜKÜM 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 3. maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/B maddesinin yürürlükten kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, C. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un; 1. 4. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinde yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 2. 4. maddesine eklenen; a. Üçüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin , ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin , Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, b. Dördüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin , iii. Üçüncü cümlesinde yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibarelerinin , Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, Ç. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, D. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE, 5/12/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞI OY Sayın Mahkemece çoğunluk tarafından benimsenen görüş uyarınca 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 10. maddesi ile değiştirilen 4737 sayılı Kanunun 4/D maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “veya Bakanlıkça” ibaresinin iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 4737 sayılı Kanunun 1/g maddesinde yönetici şirket “Bu Kanuna uygun ve anonim şirket olarak kurulan, bölgenin yönetimi ve işletilmesinden sorumlu şirket” olarak tanımlanmıştır. Yine aynı Kanunun 3. maddesinin ilk fıkrasında Bakanlığın, kurum ve kuruluşlar veya yönetici şirketin başvurusuna istinaden veya resen yer seçimi yapmak suretiyle endüstri bölgelerinin kurulması veya kurulu bölgelere ilave alan önerisinde bulunabileceği, Bakanlıkça belirlenen alanlarda, Cumhurbaşkanınca endüstri bölgelerinin kurulmasına veya alan ilavesine izin verilebileceği, belirlenen alanların Cumhurbaşkanlığına sunulmasından önce yönetici şirketin kurulmuş olmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. 4737 sayılı Kanunun 4/D maddesinin ilk fıkrasında yönetici şirketin hangi kurum ve kuruluşlar tarafından kurulacağı veya kurulmuş olan bir şirkete iştirak edebileceği düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre, “Bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu yönetici şirkete, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı odalar, yerel yönetimler, bankalar ve finans kurumları, bölgede sınai faaliyet yürüten yerli ve yabancı özel hukuk tüzel kişileri, konuyla ilgili vakıf, kooperatif ve dernekler, ilgili kamu kuruluşları ve ihracatçı birlikleri kurucu ya da sonradan ortak olabilirler. Yabancı özel hukuk tüzel kişileri 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yönetici şirkete iştirak edebilir”. 4737 sayılı Kanunun 4/D maddesinin ilk fıkrasında hangi tüzel kişilerin ya da kuruluşların yönetici şirkete kurucu veya daha sonra ortak olarak iştirak edebileceği belirtildikten sonra, 4/D maddesinin ikinci fıkrasında endüstri bölgelerinde yönetici şirketin kimler tarafından kurulabileceği sayılmıştır. Söz konusu hükme göre, “Yönetici şirket, kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerde başvuru sahibi tarafından; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda ise endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulur”. 4737 sayılı Kanunun 4/D maddesinin ilk iki fıkrası birlikte değerlendirildiğinde, endüstri bölgesi kurulması için öncelikle kurulması gereken yönetici şirket 4/D maddesinin ilk fıkrasında sayılan tüzel kişilerden ya da kurum ve kuruluşlardan talep gelmesi halinde bu kişiler, yani başvurucular tarafından kurulacaktır. Eğer Bakanlık resen endüstri bölgesi kurulmasını talep ederse, yönetici şirket endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odası, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlık tarafından belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulabilecektir. Bakanlığın resen kurmak istediği endüstri bölgesinin Cumhurbaşkanına sunulması öncesinde yönetici şirketin kurulması zorunlu olduğundan Bakanlığın bir şekilde kurucu olarak bir gerçek ya da tüzel kişiyi görevlendirmesi zorunlu olmaktadır. Kanunun 4/D maddesinin ilk fıkrasında kurucu ya da sonradan ortak olabilecek tüzel kişiler sayılmış olup, Bakanlığın kurucu olarak belirlediği tüzel kişi ilk fıkrada sayılanlardan biri olabilecektir. Maddenin ikinci fıkrasında endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içinde varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası ile Bakanlık arasında bir sıralama ya da öncelik belirtilmemiş olsa bile il sınırı içindeki sanayi ya da ticaret odası kurucu olmak isterse Bakanlık tarafından bunlara öncelik verileceği hükmün lafzi ifadesinden açıkça anlaşılmaktadır. Bakanlık tarafından kurulmak istenen bir endüstri bölgesinde Kanunun 4/D maddesinin ilk iki fıkrasında sayılan herhangi bir tüzel kişi veya kuruluş görev almak istemezse, teşebbüs özgürlüğü çerçevesinde Bakanlığın bu kişileri yönetici şirketi kurmakla görevlendirme hususunda zorlaması mümkün değildir. Bu durumda son çare olarak Bakanlığın yönetici şirketin kurulması için gerçek ya da tüzel kişiyi görevlendirmesi kaçınılmaz olmaktadır. Buradaki amaç yetki gasbı yapmak değil, soruna çözüm üretmektir. Nitekim Anayasa Mahkemesi 2020/46 E., 2023/149 K. sayılı kararında (R.G. Tarih - Sayı : 17/11/2023 – 32372), özel hukuk hükümlerine göre kurulacak şirketin sermayesini belirleme yetkisinin Bakan’a verilmesini anayasaya aykırı görmemiştir. Mahkeme söz konusu kararında, bu şirketlerin faaliyetlerinin özel hukuk hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilecek olduğu, tarafların hak ve yükümlülükleri ile sorumlulukları başta olmak üzere şirketin yahut ortaklığın kapsam ve mahiyetine ilişkin hususların kural olarak genel kanun niteliğindeki 6102 sayılı Kanun’a, mahiyetine uygun düştüğü ölçüde 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu gibi özel kanunlardaki düzenlemelere tabi olacağı, (Benzer yönde bkz. AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 49), ...kurulacak şirketin sermayesi ve kapsamı Bakan tarafından belirlenirken şirketin faaliyet konusunun ve yukarıda yer verilen kanuni mevzuat kapsamında işlemler tesis edileceği de dikkate alındığında kuralda Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında belirsizlik bulunduğu söylenemeyeceği (bkz. bu yönde AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 50) gerekçelerine yer vererek, kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olmadığına ve İptal talebinin reddi gerektiğine karar vermiştir. 4737 sayılı Kanun uyarınca yönetici şirket anonim şirket olarak kurulacak ve özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterecektir. Buna göre, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 337 vd. maddeleri uyarınca anonim şirket kurucusu olabilecek gerçek ya da tüzel kişilerin Bakanlık tarafından belirlenmesi mümkündür. Türk Medeni Kanunu uyarınca fiil ehliyetini haiz gerçek kişilerin, Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde anonim şirket kurmaları mümkün olduğundan yönetici şirketi kurmak için belirlenecek gerçek veya tüzel kişilerin niteliklerinin tekrardan Endüstri Bölgeleri Kanununda düzenlenmesi gerekli ya da zorunlu değildir. Kanunun 4/D maddesinin ikinci fıkrasında yönetici şirketin kurulması için Bakanlık tarafından gerçek ya da tüzel kişilerin belirlenmesi son çare olarak ve Bakanlığın resen başlattığı endüstri bölgesi projeleri için düzenlenmiş olup, bu anlamda teşebbüs özgürlüğüne bir sınırlama getirilmediği gibi, maddede herhangi bir belirsizlik de söz konusu değildir. Bu nedenlerle 4737 sayılı Kanunun 4/D maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “veya Bakanlıkça” ibaresi Anayasa’ya aykırı olmadığından söz konusu ibarenin iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/206
2022/158
05/12/2024
Esas - İptal
12/03/2025 - 32839
null
Var
Var
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2022/158 Karar Sayısı : 2024/206 Karar Tarihi : 5/12/2024 R.G.Tarih-Sayı : 12/3/2025-32839 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 3. maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresinin, B. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/B maddesinin yürürlükten kaldırılmasının, C. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un; 1. 4. maddesinin; a. Birinci fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. İkinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinde yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresinin, 2. 4. maddesine eklenen; a. Üçüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, b. Dördüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, iii. Üçüncü cümlesinde yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibarelerinin, Ç. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresinin, D. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin; 1. Değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça... ” ibaresinin, 2. Değiştirilen on birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...her türlü belge ve bilgiyi... ” ibaresinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 5., 6., 7., 8., 10., 12., 13., 17., 20., 21., 35., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 104., 123., 128., 135., 153., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un birinci ve beşinci fıkraları değiştirilen, bazı cümleleri yürürlükten kaldırılan, fıkranın ve ibarenin eklendiği 3/A maddesi şöyledir: “ Yatırım izni Madde 3/A- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.; Değişik: 18/6/2017-7033/78 md.) (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa veya yönetici şirkete başvurusu üzerine, yönetmelikte düzenlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket ve Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcılara, Bakanlıkça ön yer tahsisi yapılır. ÇED mevzuatına tabi faaliyetlerden “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilerek yatırımı kabul edilen faaliyetler hakkında gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilmeden önce başvuruda bulunan yatırımcının yatırımda kullanacağı sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Cumhurbaşkanınca belirlenen oran dâhilinde hesaplanan tutarı, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırması zorunludur. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutar bütçeye gelir kaydedilir. Bu tutar özel endüstri bölgelerindeki yatırımcılardan alınmaz. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde gerekli diğer tüm ruhsat, izin ve onaylar verilir. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcının bu maddede düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmesini takiben, Bakanlığın uygun görüşü üzerine yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikte irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcı irtifak hakkı veya kullanma izni verilmesinden itibaren yönetmelikte belirlenen süre ve esaslar çerçevesinde en geç beş yıl içerisinde yatırımını tamamlamakla yükümlüdür. Verilen sürede yatırımın gerçekleşmemesi durumunda gecikmenin gerekçeleri Bakanlıkça değerlendirilir ve gerekirse bu süre bir yıl uzatılabilir. Verilen ek süre içinde yatırımın gerçekleşmemesi hâlinde Bakanlığın talebi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca irtifak hakkı tesisi veya kullanma izni sözleşmesi feshedilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Atık suları ilgili deşarj standartlarında arıtarak belediye altyapısına veren endüstri bölgelerinden, belediyelerce atık su uzaklaştırma bedeli alınmaz. ” 2. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılan 3/B maddesi şöyledir: “ ÇED süreci MADDE 3/B- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.) Endüstri bölgesi ilân edilmiş yerlerde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişiler 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10 uncu maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftirler. Ancak bu faaliyetler yer tetkiki kararından muaftır. ÇED raporunun sunulması üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca, faaliyetin niteliğine bağlı olarak, ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluşan inceleme ve değerlendirme komisyonu kurulur. Raporun Çevre ve Orman Bakanlığına intikali tarihinden itibaren inceleme, değerlendirme ve nihai karar verme süreci en geç iki aydır. Bu süreye, faaliyet sahibinin raporu düzeltmesi için tanınan süre dahil değildir. Faaliyet sahibi, düzeltilmek üzere kendisine geri verilen raporunu onbeş gün içinde düzeltmek zorundadır. ” 3. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı, ibare ve bazı cümleleri değiştirilen, bazı cümle ve fıkraların eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Teşvik tedbirleri ve mülkiyet (Değişik başlık:20/10/2022-7419/5 md.) Madde 4- Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara yatırım teşvik kararnamesi çerçevesinde hangi teşviklerin verileceği ve verilecek tüm teşviklerin hangi yatırımlara ne şekilde ve ne ölçüde uygulanacağı hususlarında Cumhurbaşkanı yetkilidir. (Ek cümle:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara ilişkin olarak Cumhurbaşkanınca ek teşvikler belirlenebilir. Endüstri bölgeleri içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabilir. Bu şekilde kamulaştırılan taşınmaz mallar, tapuda Hazine adına tescil edilir. (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/5 md.) Bakanlıkça, kamulaştırılan bu taşınmaz malların kamulaştırma bedelleri Bakanlığın bütçesinden karşılanmış ise, bu taşınmaz mallar üzerinde sözleşmesinde belirtilen süre kadar yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedeli karşılığında, kamulaştırma bedeli yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından karşılanmış ise yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedelsiz olarak bağımsız ve sürekli irtifak hakkı tesis edilebilir. İrtifak haklarına ilişkin tüm işlemler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yapılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde; Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenler, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yatırımcılar tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenlerin mülkiyeti ise, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya bedelsiz olarak devredilebilir . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Altyapı harcamalarının yönetici şirket tarafından karşılandığı bölgelerde, Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yönetici şirket tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların mülkiyeti ise; altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete bedelsiz olarak devredilebilir . Yönetici şirket, mülkiyet devri yapılan alanları; bu Kanun hükümleri gereğince yatırım yapacağını taahhüt eden yatırımcılara Bakanlığın uygun görüşü üzerine parseller hâlinde veya işletme binaları da yapmak suretiyle kiraya verebilir veya tapuya geri alım şerhi konmak suretiyle satabilir. ” 4. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı ve bazı cümleleri değiştirilen ve fıkraların eklendiği 4/A maddesi şöyledir: “ İmar plânları ve altyapı (Değişik başlık:20/10/2022-7419/6 md.) Madde 4/A- (Ek: 22/6/2004-5195/5 md.; Değişik: 28/11/2017-7061/69 md.) (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri imar ve parselasyon plânları ile değişiklikleri yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanır. Onaylı imar ve parselasyon plânları ve değişiklikleri Bakanlık internet sitesinde ve valilikçe belirlenecek ilan yerlerinde bir hafta süre ile ilan edilir, itiraz olmaması hâlinde ilan süresinin sonunda yürürlüğe girer. İmar plânları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi sınırları içerisinde kapanan kadastral ve imar yolları ile parklar, her türlü sorumluluğu endüstri bölgesinin yönetilmesinden sorumlu şirkete ait olmak üzere Hazine adına tescil olunur. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapıya ilişkin etüt, harita ve projeler, ruhsat ve izinler ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları Bakanlık onayı ve denetimine tabidir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapı projelerinin kontrolü, arazi kontrolü ve bunlara ilişkin altyapı ve üstyapı inşaatlarının yapım kontrolü ve işletme aşamasındaki kontroller Bakanlık tarafından yapılır veya yaptırılır . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ruhsatsız veya ruhsata aykırılığı tespit edilen yapılar için 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler Bakanlıkça tesis edilir. Yapılara ilişkin yıkım kararı alınması hâlinde yıkım işlemi Bakanlığın talimatı üzerine valilik tarafından yapılır. Bu madde kapsamındaki idari para cezaları, Bakanlıkça verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri içerisinde yer alacak yatırımcılar Bakanlık tarafından onaylanan ruhsat, onay ve izinlere ilişkin harçlardan muaftır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) 3194 sayılı Kanunun mekânsal standartlar ve değer artış payına ilişkin hükümleri endüstri bölgelerinde uygulanmaz. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesinin ihtiyacına göre eğitim, ArGe, laboratuvar, enerji, lojistik, sağlık, güvenlik, kreş, park ve benzeri idari, ticari ve teknik hizmetlerin yer alacağı alanlar bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Yatırımcıların ihtiyacı olan elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz, arıtma tesisi, yol, haberleşme, spor tesisleri ve benzeri altyapı ve genel hizmet tesislerini kurma ve işletme, kamu ve özel kuruluşlardan satın alarak dağıtım ve satışını yapma, endüstri bölgelerinin yönetilmesi ve işletilmesinden sorumlu tüzel kişinin yetki ve sorumluluğundadır. Yatırımcılar elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlarını endüstri bölgesi tesislerinden karşılamak zorundadır. Endüstri bölgesinden sorumlu tüzel kişinin izni olmaksızın elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlar başka bir yerden karşılanamaz ve bu amaçla münferiden tesis kurulamaz. Ancak elektrik dağıtım lisansına sahip endüstri bölgelerinde serbest tüketici sınırını aşan yatırımcılar, tedarikçilerini seçme hakkını, endüstri bölgesine dağıtım bedeli ödemek kaydıyla kullanabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi, yatırımcıların elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla tüketim miktarına bakılmaksızın serbest tüketici sayılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ayrı şirket kurma şartı aranmaksızın endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi veya yatırımcılar kendi ihtiyaçları için elektrik üretim tesisleri kurma ve işletme hakkına sahiptir. Bu kapsamda endüstri bölgeleri sınırları içerisindeki elektrik üretim ve dağıtımına ilişkin faaliyetler, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yürütülür. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi ilan edilen alanda yatırımcılara ait elektrik ve/veya doğal gaz aboneliğinin bulunması hâlinde, doğal gaz dağıtımı ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ile, elektrik dağıtımı ise Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ) ve ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ve TEDAŞ’a ait olan dağıtım tesis bedelinin TEDAŞ’a ödenmesi kaydıyla yapılabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinde elektriğin dağıtım, üretim ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlığın görüşünü almak kaydıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından düzenlenir. Endüstri bölgelerinde doğal gazın dağıtım ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. ” 5. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un ikinci ve on birinci fıkraları değiştirilen ve on ikinci fıkranın eklendiği 4/D maddesi şöyledir: “ Yönetici şirket MADDE 4/D- (Ek: 18/6/2017-7033/79 md.) Bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu yönetici şirkete, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı odalar, yerel yönetimler, bankalar ve finans kurumları, bölgede sınai faaliyet yürüten yerli ve yabancı özel hukuk tüzel kişileri, konuyla ilgili vakıf, kooperatif ve dernekler, ilgili kamu kuruluşları ve ihracatçı birlikleri kurucu ya da sonradan ortak olabilirler. Yabancı özel hukuk tüzel kişileri 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yönetici şirkete iştirak edebilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerde başvuru sahibi tarafından; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda ise endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulur. Bölgedeki yönetici şirketin faaliyet ve uygulamaları Bakanlık tarafından denetlenir. Bakanlık, bölgede bu Kanunda belirtilen amacın dışında faaliyet gösteren yönetici şirketi uyarır ve belirli bir süre vererek amacına uygun faaliyette bulunulmasını ister. Bu sürenin sonunda, yönetici şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermediğinin tespit edilmesi durumunda, Bakanlık görevli mahkemeye başvurarak mevcut yönetici şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirilmesini, şirketin yönetimi için kayyım tayin edilmesini ve yönetici şirketin tasfiyesini ister. Mahkemece yönetici şirketin tasfiyesine karar verilmesi hâlinde, şirket ve yöneticilerin hak ve yükümlülükleri ile sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla yeni bir yönetici şirket kurulur. Bölgenin yönetilmesi ve işletilmesinden kaynaklanan giderler, bölge faaliyete geçene kadar kurucu ortakların yönetici şirkete taahhüt ettikleri sermaye payları ve bölgenin faaliyete geçmesini takiben yatırımcılardan alınacak katılım payları ile karşılanır. Katılım payları yönetmelikle belirlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket tarafından belirlenir ve Bakanlıkça onaylanır. Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde endüstri bölgelerindeki katılım payı üst limitlerini belirlemeye yetkilidir. Altyapıya yönelik giderlerin yönetici şirket tarafından karşılandığı endüstri bölgelerindeki, imar plânı ve parselasyon plânları ve değişiklikleri ile alt yapı ile ilgili etüd, harita, plân ve projeler yönetici şirketçe hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe girer. Yönetici şirket, kendisine ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların faaliyetlerine ilişkin verileri Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. Yönetici şirket, her yılın sonunda kendisinin ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların gerçekleştirdiği faaliyetlerin etki değerlendirmesini yapar ve bu konuda düzenlenen raporun bir örneğini Bakanlığa gönderir. Yönetici şirket, her türlü hesap ve işlemlerini yıllık olarak müteakip yılın ocak ayında ve gerekli görülen hâllerde her zaman yeminli mali müşavire inceletir. Yeminli mali müşavir, düzenlediği denetim raporunun birer örneğini yönetici şirkete ve Bakanlığa eşzamanlı olarak gönderir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, Bakanlığın talebi üzerine faaliyetleriyle ilgili her türlü belge ve bilgiyi Bakanlığa sunmakla yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yönetici şirket görevlilerine elli bin Türk lirasından iki yüz bin Türk lirasına kadar Bakanlıkça idari para cezası verilir. Verilen idari para cezaları, tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirketin kurulması, görev ve sorumlulukları, gelirleri ve benzeri hususlar yönetmelikle düzenlenir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi şöyledir: “ Çevresel etki değerlendirilmesi: Madde 10 – (Değişik: 26/4/2006-5491/7 md.) Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı Kararı ile.) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU: 20/10/2022 tarihli ve 7419 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un; A. 3. maddesiyle 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nun 3/A maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen “ ...bağımsız ve sürekli nitelikte... ” ibaresinin, B. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 3/B maddesinin yürürlükten kaldırılmasının, C. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un; 1. 4. maddesinin; a. Birinci fıkrasına eklenen ikinci cümlenin, b. İkinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesinde yer alan “ ...bağımsız ve sürekli... ” ibaresinin, 2. 4. maddesine eklenen; a. Üçüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, b. Dördüncü fıkranın; i. Birinci cümlesinde yer alan “ ...üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. ” ibaresinin, ii. İkinci cümlesinde yer alan “ ...bedelsiz olarak devredilebilir. ” ibaresinin, iii. Üçüncü cümlesinde yer alan “ ...kiraya verebilir... ” ve “ ...satabilir. ” ibarelerinin, Ç. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/A maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...veya yaptırılır. ” ibaresinin, D. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un 4/D maddesinin; 1. Değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “ ...veya Bakanlıkça... ” ibaresinin, 2. Değiştirilen on birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ ...her türlü belge ve bilgiyi... ” ibaresinin, Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 3., 5., 6., 7., 8., 10., 12., 13., 17., 20., 21., 35., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 104., 123., 128., 135., 153., 166., 167., 168. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sür ül erek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi tale bidir. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükümleri Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı; 1. 3. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un birinci ve beşinci fıkraları değiştirilen, bazı cümleleri yürürlükten kaldırılan, fıkranın ve ibarenin eklendiği 3/A maddesi şöyledir: “ Yatırım izni Madde 3/A- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.; Değişik: 18/6/2017-7033/78 md.) (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Bakanlığa veya yönetici şirkete başvurusu üzerine, yönetmelikte düzenlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket ve Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcılara, Bakanlıkça ön yer tahsisi yapılır. ÇED mevzuatına tabi faaliyetlerden “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilerek yatırımı kabul edilen faaliyetler hakkında gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilmeden önce başvuruda bulunan yatırımcının yatırımda kullanacağı sabit yatırım tutarının binde beşini geçmemek üzere Cumhurbaşkanınca belirlenen oran dâhilinde hesaplanan tutarı, Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırması zorunludur. Bakanlık Merkez Saymanlığınca tahsil edilen bu tutar bütçeye gelir kaydedilir. Bu tutar özel endüstri bölgelerindeki yatırımcılardan alınmaz. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) “ ÇED Olumlu ” kararı veya “ ÇED Gerekli Değildir ” kararı verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın on beş gün içinde gerekli diğer tüm ruhsat, izin ve onaylar verilir. (Mülga cümle:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcının bu maddede düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmesini takiben, Bakanlığın uygun görüşü üzerine yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikte irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Yatırımcı irtifak hakkı veya kullanma izni verilmesinden itibaren yönetmelikte belirlenen süre ve esaslar çerçevesinde en geç beş yıl içerisinde yatırımını tamamlamakla yükümlüdür. Verilen sürede yatırımın gerçekleşmemesi durumunda gecikmenin gerekçeleri Bakanlıkça değerlendirilir ve gerekirse bu süre bir yıl uzatılabilir. Verilen ek süre içinde yatırımın gerçekleşmemesi hâlinde Bakanlığın talebi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca irtifak hakkı tesisi veya kullanma izni sözleşmesi feshedilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/3 md.) Atık suları ilgili deşarj standartlarında arıtarak belediye altyapısına veren endüstri bölgelerinden, belediyelerce atık su uzaklaştırma bedeli alınmaz. ” 2. 4. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılan 3/B maddesi şöyledir: “ ÇED süreci MADDE 3/B- (Ek: 22/6/2004-5195/4 md.) Endüstri bölgesi ilân edilmiş yerlerde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişiler 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10 uncu maddesi uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftirler. Ancak bu faaliyetler yer tetkiki kararından muaftır. ÇED raporunun sunulması üzerine Çevre ve Orman Bakanlığınca, faaliyetin niteliğine bağlı olarak, ÇED mevzuatında belirtilen kuruluşların temsilcilerinden oluşan inceleme ve değerlendirme komisyonu kurulur. Raporun Çevre ve Orman Bakanlığına intikali tarihinden itibaren inceleme, değerlendirme ve nihai karar verme süreci en geç iki aydır. Bu süreye, faaliyet sahibinin raporu düzeltmesi için tanınan süre dahil değildir. Faaliyet sahibi, düzeltilmek üzere kendisine geri verilen raporunu onbeş gün içinde düzeltmek zorundadır. ” 3. 5. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı, ibare ve bazı cümleleri değiştirilen, bazı cümle ve fıkraların eklendiği 4. maddesi şöyledir: “ Teşvik tedbirleri ve mülkiyet (Değişik başlık:20/10/2022-7419/5 md.) Madde 4- Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara yatırım teşvik kararnamesi çerçevesinde hangi teşviklerin verileceği ve verilecek tüm teşviklerin hangi yatırımlara ne şekilde ve ne ölçüde uygulanacağı hususlarında Cumhurbaşkanı yetkilidir. (Ek cümle:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde yer alan yatırımlara ilişkin olarak Cumhurbaşkanınca ek teşvikler belirlenebilir. Endüstri bölgeleri içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabilir. Bu şekilde kamulaştırılan taşınmaz mallar, tapuda Hazine adına tescil edilir. (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/5 md.) Bakanlıkça, kamulaştırılan bu taşınmaz malların kamulaştırma bedelleri Bakanlığın bütçesinden karşılanmış ise, bu taşınmaz mallar üzerinde sözleşmesinde belirtilen süre kadar yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedeli karşılığında, kamulaştırma bedeli yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından karşılanmış ise yönetici şirket ve/veya yatırımcılar lehine bedelsiz olarak bağımsız ve sürekli irtifak hakkı tesis edilebilir. İrtifak haklarına ilişkin tüm işlemler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yapılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Endüstri bölgelerinde; Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenler, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yatırımcılar tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan yatırımcılar lehine irtifak hakkı tesis edilenlerin mülkiyeti ise, yatırımın tamamlanması şartıyla ve yatırımcının talep etmesi durumunda Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yatırımcıya bedelsiz olarak devredilebilir . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/5 md.) Altyapı harcamalarının yönetici şirket tarafından karşılandığı bölgelerde, Hazine adına tescilli taşınmazlar ile bedeli Bakanlığın bütçesinden karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete üzerindeki muhdesatın bedeli alınmaksızın rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir. Kamulaştırma bedeli yönetici şirket tarafından karşılanmak suretiyle kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilen taşınmazların mülkiyeti ise; altyapının tamamlanması şartıyla Bakanlığın uygun görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yönetici şirkete bedelsiz olarak devredilebilir . Yönetici şirket, mülkiyet devri yapılan alanları; bu Kanun hükümleri gereğince yatırım yapacağını taahhüt eden yatırımcılara Bakanlığın uygun görüşü üzerine parseller hâlinde veya işletme binaları da yapmak suretiyle kiraya verebilir veya tapuya geri alım şerhi konmak suretiyle satabilir. ” 4. 6. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un başlığı ve bazı cümleleri değiştirilen ve fıkraların eklendiği 4/A maddesi şöyledir: “ İmar plânları ve altyapı (Değişik başlık:20/10/2022-7419/6 md.) Madde 4/A- (Ek: 22/6/2004-5195/5 md.; Değişik: 28/11/2017-7061/69 md.) (Değişik cümleler:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri imar ve parselasyon plânları ile değişiklikleri yönetmelikle belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanır. Onaylı imar ve parselasyon plânları ve değişiklikleri Bakanlık internet sitesinde ve valilikçe belirlenecek ilan yerlerinde bir hafta süre ile ilan edilir, itiraz olmaması hâlinde ilan süresinin sonunda yürürlüğe girer. İmar plânları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi sınırları içerisinde kapanan kadastral ve imar yolları ile parklar, her türlü sorumluluğu endüstri bölgesinin yönetilmesinden sorumlu şirkete ait olmak üzere Hazine adına tescil olunur. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapıya ilişkin etüt, harita ve projeler, ruhsat ve izinler ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları Bakanlık onayı ve denetimine tabidir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerindeki altyapı ve üstyapı projelerinin kontrolü, arazi kontrolü ve bunlara ilişkin altyapı ve üstyapı inşaatlarının yapım kontrolü ve işletme aşamasındaki kontroller Bakanlık tarafından yapılır veya yaptırılır . (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ruhsatsız veya ruhsata aykırılığı tespit edilen yapılar için 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler Bakanlıkça tesis edilir. Yapılara ilişkin yıkım kararı alınması hâlinde yıkım işlemi Bakanlığın talimatı üzerine valilik tarafından yapılır. Bu madde kapsamındaki idari para cezaları, Bakanlıkça verilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgeleri içerisinde yer alacak yatırımcılar Bakanlık tarafından onaylanan ruhsat, onay ve izinlere ilişkin harçlardan muaftır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) 3194 sayılı Kanunun mekânsal standartlar ve değer artış payına ilişkin hükümleri endüstri bölgelerinde uygulanmaz. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesinin ihtiyacına göre eğitim, ArGe, laboratuvar, enerji, lojistik, sağlık, güvenlik, kreş, park ve benzeri idari, ticari ve teknik hizmetlerin yer alacağı alanlar bırakılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Yatırımcıların ihtiyacı olan elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz, arıtma tesisi, yol, haberleşme, spor tesisleri ve benzeri altyapı ve genel hizmet tesislerini kurma ve işletme, kamu ve özel kuruluşlardan satın alarak dağıtım ve satışını yapma, endüstri bölgelerinin yönetilmesi ve işletilmesinden sorumlu tüzel kişinin yetki ve sorumluluğundadır. Yatırımcılar elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlarını endüstri bölgesi tesislerinden karşılamak zorundadır. Endüstri bölgesinden sorumlu tüzel kişinin izni olmaksızın elektrik, su, doğal gaz ve benzeri ihtiyaçlar başka bir yerden karşılanamaz ve bu amaçla münferiden tesis kurulamaz. Ancak elektrik dağıtım lisansına sahip endüstri bölgelerinde serbest tüketici sınırını aşan yatırımcılar, tedarikçilerini seçme hakkını, endüstri bölgesine dağıtım bedeli ödemek kaydıyla kullanabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi, yatırımcıların elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla tüketim miktarına bakılmaksızın serbest tüketici sayılır. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Ayrı şirket kurma şartı aranmaksızın endüstri bölgelerinden sorumlu tüzel kişi veya yatırımcılar kendi ihtiyaçları için elektrik üretim tesisleri kurma ve işletme hakkına sahiptir. Bu kapsamda endüstri bölgeleri sınırları içerisindeki elektrik üretim ve dağıtımına ilişkin faaliyetler, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yürütülür. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgesi ilan edilen alanda yatırımcılara ait elektrik ve/veya doğal gaz aboneliğinin bulunması hâlinde, doğal gaz dağıtımı ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ile, elektrik dağıtımı ise Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ) ve ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin muvafakati ve TEDAŞ’a ait olan dağıtım tesis bedelinin TEDAŞ’a ödenmesi kaydıyla yapılabilir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/6 md.) Endüstri bölgelerinde elektriğin dağıtım, üretim ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlığın görüşünü almak kaydıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından düzenlenir. Endüstri bölgelerinde doğal gazın dağıtım ve işletme faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir. ” 5. 10. maddesiyle 4737 sayılı Kanun’un ikinci ve on birinci fıkraları değiştirilen ve on ikinci fıkranın eklendiği 4/D maddesi şöyledir: “ Yönetici şirket MADDE 4/D- (Ek: 18/6/2017-7033/79 md.) Bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu yönetici şirkete, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı odalar, yerel yönetimler, bankalar ve finans kurumları, bölgede sınai faaliyet yürüten yerli ve yabancı özel hukuk tüzel kişileri, konuyla ilgili vakıf, kooperatif ve dernekler, ilgili kamu kuruluşları ve ihracatçı birlikleri kurucu ya da sonradan ortak olabilirler. Yabancı özel hukuk tüzel kişileri 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yönetici şirkete iştirak edebilir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, kurum ve kuruluşlardan gelen taleplerde başvuru sahibi tarafından; Bakanlıkça resen yapılan çalışmalarda ise endüstri bölgesinin kurulacağı il sınırları içindeki varsa sanayi odaları, yoksa ticaret ve sanayi odası veya Bakanlıkça belirlenen gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulur. Bölgedeki yönetici şirketin faaliyet ve uygulamaları Bakanlık tarafından denetlenir. Bakanlık, bölgede bu Kanunda belirtilen amacın dışında faaliyet gösteren yönetici şirketi uyarır ve belirli bir süre vererek amacına uygun faaliyette bulunulmasını ister. Bu sürenin sonunda, yönetici şirketin amacı doğrultusunda faaliyet göstermediğinin tespit edilmesi durumunda, Bakanlık görevli mahkemeye başvurarak mevcut yönetici şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirilmesini, şirketin yönetimi için kayyım tayin edilmesini ve yönetici şirketin tasfiyesini ister. Mahkemece yönetici şirketin tasfiyesine karar verilmesi hâlinde, şirket ve yöneticilerin hak ve yükümlülükleri ile sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla yeni bir yönetici şirket kurulur. Bölgenin yönetilmesi ve işletilmesinden kaynaklanan giderler, bölge faaliyete geçene kadar kurucu ortakların yönetici şirkete taahhüt ettikleri sermaye payları ve bölgenin faaliyete geçmesini takiben yatırımcılardan alınacak katılım payları ile karşılanır. Katılım payları yönetmelikle belirlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket tarafından belirlenir ve Bakanlıkça onaylanır. Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde endüstri bölgelerindeki katılım payı üst limitlerini belirlemeye yetkilidir. Altyapıya yönelik giderlerin yönetici şirket tarafından karşılandığı endüstri bölgelerindeki, imar plânı ve parselasyon plânları ve değişiklikleri ile alt yapı ile ilgili etüd, harita, plân ve projeler yönetici şirketçe hazırlanır ve Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe girer. Yönetici şirket, kendisine ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların faaliyetlerine ilişkin verileri Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür. Yönetici şirket, her yılın sonunda kendisinin ve bölge içerisinde yer alan yatırımcıların gerçekleştirdiği faaliyetlerin etki değerlendirmesini yapar ve bu konuda düzenlenen raporun bir örneğini Bakanlığa gönderir. Yönetici şirket, her türlü hesap ve işlemlerini yıllık olarak müteakip yılın ocak ayında ve gerekli görülen hâllerde her zaman yeminli mali müşavire inceletir. Yeminli mali müşavir, düzenlediği denetim raporunun birer örneğini yönetici şirkete ve Bakanlığa eşzamanlı olarak gönderir. (Değişik fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirket, Bakanlığın talebi üzerine faaliyetleriyle ilgili her türlü belge ve bilgiyi Bakanlığa sunmakla yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yönetici şirket görevlilerine elli bin Türk lirasından iki yüz bin Türk lirasına kadar Bakanlıkça idari para cezası verilir. Verilen idari para cezaları, tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. (Ek fıkra:20/10/2022-7419/10 md.) Yönetici şirketin kurulması, görev ve sorumlulukları, gelirleri ve benzeri hususlar yönetmelikle düzenlenir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi şöyledir: “ Çevresel etki değerlendirilmesi: Madde 10 – (Değişik: 26/4/2006-5491/7 md.) Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı Kararı ile.) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir. ”
1
99
1,982
2024/185
2023/66
05/04/2023
05/11/2024
(AYM, E.2023/66, K.2024/185, 05/11/2024, § …) Kopyala
Esas - İptal
İptal
TBMM Milletvekilleri - Milletvekilleri
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/185
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/66 Karar Sayısı : 2024/185 Karar Tarihi : 5/11/2024 R.G. Tarih – Sayı : 21/2/2025 - 32820 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili. İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. Tümünün şekil ve esas bakımından Anayasa’nın 2., 5., 56., 63., 90., 104. ve 169. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptaline, B. Tümünün iptali talebinin uygun görülmemesi hâlinde; 1. 4. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin, b. (2) numaralı fıkrasının, 2. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (a) bendinin (5) numaralı alt bendinin, b. (b) bendinin (17) numaralı alt bendinin, 3. 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının, Anayasa’nın 13., 35., 46., 63. ve 104. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına, karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) şöyledir: “ ULUDAĞ ALAN BAŞKANLIĞI HAKKINDA CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ Kararname Numarası: 117 BİRİNCİ BÖLÜM Başlangıç Hükümleri Amaç MADDE 1- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin amacı; 18/1/2023 tarihli ve 7432 sayılı Uludağ Alanı Hakkında Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen Uludağ Alanının doğal sit alanları ve diğer korunan alanları ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Uludağ Alanında yürütülen faaliyetlerin düzenlenmesini sağlamak üzere Uludağ Alan Başkanlığının kurulması ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. Tanımlar MADDE 2- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde geçen; a) Bakan: Kültür ve Turizm Bakanını, b) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını, c) Başkan: Uludağ Alan Başkanını, ç) Başkanlık: Uludağ Alan Başkanlığını, d) Danışma Kurulu: Başkanlığa danışmanlık etmek ve tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan kurulu, e) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları: Uludağ Alan planları yürürlüğe girinceye kadar uyulacak esasları, f) Komisyon: Uludağ Alan Komisyonunu, g) Uludağ Alanı: 7432 sayılı Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında Başkanlığın yetkili ve görevli olduğu alanı, ğ) Uludağ Alan planları: 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlanan, Uludağ Alanının korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgede yer alan konaklama ile kış ve dağ turizmi tesislerinin yapılması, iyileştirilmesi, yenilenmesi ve geliştirilmesi, ulaşım yöntemleri ve altyapı tesislerinin tasarım esaslarının belirlenmesi konularında hedefleri, stratejileri ve kararları belirleyen her tür ve ölçekteki planları, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Başkanlık Teşkilatı Kuruluş MADDE 3- (1) 7432 sayılı Kanun ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Uludağ Alanı sınırları içerisinde bulunan Uludağ Alan Başkanlığı kurulmuştur. Başkanlığın görev ve yetkileri MADDE 4- (1) Başkanlığın görev ve yetkileri şunlardır: a) 7432 sayılı Kanunla Başkanlığa verilen görev ve yetkiler kapsamındaki her türlü iş ve işlemleri yürütmek. b) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde doğal sitler ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevler Uludağ Alanında Başkanlık tarafından yerine getirilir. Başkanlık teşkilatı MADDE 5- (1) Başkanlık; Başkan ve hizmet birimlerinden oluşur. (2) Başkanlığın en üst yöneticisi olan Başkan, Başkanlığın genel yönetim ve temsilinden sorumludur. (3) Başkan, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve diğer mevzuatta kendisine verilen yetki ve görevleri Bakana karşı sorumlu olarak kullanır ve yerine getirir. Başkan, Başkanlık hizmetlerini mevzuat hükümlerine, Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik plana uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla, Başkanlık birimlerine gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar. (4) Başkana izin, hastalık, yurtiçi ve yurtdışı görevlendirme ve görevde bulunmadığı diğer hâllerde öncelikle Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanı vekâlet eder. (5) Başkanlığın hizmet birimleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı. Hizmet birimlerinin görevleri MADDE 6- (1) Hizmet birimlerinin görevleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alan planlarını Komisyona sunmak üzere hazırlamak veya ilgili mevzuata göre hazırlatmak ve Komisyonca uygun bulunan planları Bakan Oluruna sunmak, meri planların uygulamasını denetlemek. 2) Uludağ Alan planlarına esas hâlihazır haritaları ve jeolojik/jeoteknik etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 3) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarını hazırlayarak Komisyona sunmak. 4) Komisyonun ve Danışma Kurulunun sekretarya hizmetlerini yürütmek. 5) Uludağ Alanındaki korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitini yapmak. 6) Uludağ Alanının korunması ve geliştirilmesine yönelik her türlü araştırma, projelendirme ve eylem planlarını hazırlamak ve bunların uygulama esaslarını belirlemek ve izlemek. 7) Uludağ Alanında yapılan uygulamaların Komisyonca uygun bulunan plan ve projelere uygunluğunu denetlemek. 8) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve Komisyon kararlarına aykırı uygulamaların giderilmesini sağlamak ve aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkma veya yıktırma işlemlerini yürütmek. 9) Uludağ Alanında 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamı dışındaki araştırma, sondaj, kazı ve diğer bilimsel araştırmaları ve etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 10) Uludağ Alanında 2863 sayılı Kanun kapsamında; kültür varlıklarını koruma bölge kurulu müdürlüklerine, koruma, uygulama ve denetim bürolarına ve çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüklerine verilen görev ve yetkileri yürütmek. 11) Uludağ Alanında bulunan Hazine taşınmazlarının satışı, trampası, kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemler hakkında görüş bildirmek. 12) Uludağ Alanında, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak her türlü plan, proje ve yatırımlara ilişkin izin taleplerini karara bağlamak ve uygulamaları 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre denetlemek. 13) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alanının tanıtımına yönelik yurtiçinde ve yurtdışında her türlü yazılı, görsel ve işitsel eserleri yapmak, yaptırmak, hizmete sunmak ve fikrî ve sınai haklarına yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 2) Uludağ Alanına ilişkin veri üretmek, ölçme, değerlendirme ve pazar araştırması yapmak, Bakanlıkça talep edilen bilgi, belge ve raporları hazırlamak. 3) Uludağ Alanı içindeki turizm faaliyetlerinin planlanması, geliştirilmesi ve teşvik edilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 4) Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Uludağ Alanında turizm amaçlı sportif faaliyette bulunacak turizm işletmelerinde aranacak nitelikleri belirlemek ve bu faaliyetleri denetlemek. 5) Uludağ Alanında gerçekleştirilecek turizm amaçlı sportif faaliyetler ile Uludağ Alanına ilişkin işletmecilik faaliyetlerini yapmak, yaptırmak, bunlara izin vermek ve bunları denetlemek. 6) Uludağ Alanında işletilen kış turizmi amaçlı mekanik tesisleri projelendirmek, düzenlemek ve denetlemek. 7) Uludağ Alanında, planların gerektirdiği her türlü hizmet ve faaliyetler ile koruma, yönetim, işletme, tanıtım, spor, eğlenme ve dinlenme hizmetleri için gerekli her türlü altyapı ve diğer tesisleri yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek ve bu işlemleri ilgili belediye başkanlıkları ile koordine hâlinde yürütmek. 8) 7432 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi çerçevesinde, Uludağ Alanı içinde yasaklanan fiillerin işlenmesi durumunda verilecek idari para cezalarına ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 9) Başkanlığa tahsisli taşınmazlar üzerinde, 7432 sayılı Kanunun amaç ve hedefleri doğrultusunda irtifak hakkı kurulmasına ilişkin işlemleri yürütmek. 10) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca Bakanlıkça talep edilen taşınmazların tahsisinin devrine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 11) Uludağ Alanındaki ormanlarda, makilik ve fundalıklarda ve diğer arazi kullanma şekillerinde, koruma ve çok yönlü faydalanmayı esas tutan fonksiyonel orman amenajman planlarına dayanılarak tabiat varlıklarının korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını sağlayacak teknik faaliyetler yürütmek. 12) Halkla ilişkiler, basın ve medya konusundaki iş ve işlemleri yürütmek. 13) Yürütülen hizmetlere ilişkin yıllık çalışma programı ve stratejik planlamaları yapmak. 14) Uludağ Alanında Başkanlık idari binalarının her türlü proje ve uygulamalarını yapmak veya yaptırmak. 15) Başkanlık personelinin eğitim ve özlük işlemlerini yürütmek. 16) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 15 inci maddesi, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve mali hizmetler birimlerine verilen görevleri yapmak. 17) Uludağ Alanı sınırları içinde ihtiyaç duyulması hâlinde yapılacak kamulaştırmaya ilişkin iş ve işlemleri yapmak. 18) Başkanlığın görev ve faaliyetleri ve idari ihtiyaçları ile ilgili mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, bakım, onarım, satın alma, kiralama, ulaşım, güvenlik, aydınlatma, ısıtma, belge yönetimi, demirbaş, arşiv, depolama ve sağlık giderleri ile ilgili tüm iş ve işlemleri yapmak. 19) 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak. 20) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) Başkanlık hizmet birimlerinin çalışma usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Personel Başkanlık personeli MADDE 7- (1) Başkanlık hizmetleri, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 28 inci maddesine göre iş mevzuatı kapsamında istihdam edilen personel eliyle yürütülür. (2) Başkanlıkta 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 25 inci maddesine göre geçici görevlendirme yapılabilir. (3) Belli bir uzmanlık gerektiren iş ve hizmetler 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 31 inci maddesine göre vekâlet veya istisna sözleşmesi çerçevesinde gördürülebilir. Çalışma grupları MADDE 8- (1) Başkanlık görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışma ve proje grupları oluşturabilir. İhtiyaç duyulduğu hâllerde diğer kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanlar çalışma gruplarına dâhil edilebilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Çeşitli ve Son Hükümler Uygulanacak ortak hükümler MADDE 9- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde hüküm bulunmayan hâllerde, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “ Ortak Hükümler ” başlıklı Ellialtıncı Bölümü hükümleri uygulanır. Değiştirilen hüküm MADDE 10- (3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili olup yerine işlenmiştir.) Yürürlük MADDE 11- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 12- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 5/4/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. AYIRMA VE ESASA KAYIT KARARI 2. 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2023/66 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 5/11/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. IV. ESASIN İNCELENMESİ 3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör İsmail Emrah PERDECİOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 25/9/2024 tarihinde yapılan toplantıda Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri ERSOY, Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai UÇARMAK, Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa TUZCU, Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan AĞAR, İç Ticaret Genel Müdürü Adem BAŞAR, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni DİLBER, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdür Vekili Raif CAN, Hukuk Hizmetleri Genel Müdür Vekili Av. Ebubekir AYDOĞDU, İç Ticaret Genel Müdür Yardımcısı Soner KAYA, İç Ticaret Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mehmet KAYIŞ ile Elmadağ Avukatlık ve Danışmanlık temsilcisi Av. Dr. Ramazan ARITÜRK’ün sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. CBK’nın Tümünün Şekil Bakımından İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 4. Dava dilekçesinde özetle; hukuk devletinde her türlü resmî işlemin ve bu kapsamda CBK’ların gerekçeli olmasının hukukun genel ilkelerinden biri olduğu, CBK çıkarılırken öznel ve keyfî davranma riskinin önlenebilmesinin, CBK’ların uygulayıcılar tarafından yorumlanabilmesinin, CBK’ya dayanılarak çıkarılacak alt düzenlemelerin CBK’ya uygunluğunun sağlanabilmesinin ve CBK’ların anayasal denetiminin etkinliğinin artırılabilmesinin CBK’ların gerekçeli olmasına bağlı olduğu, Anayasa’da CBK’ların şekil bakımından denetimi öngörülmekle birlikte bu denetimin kapsamına ilişkin bir hüküm konulmadığından bu kapsamın Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenmesi gerektiği belirtilerek CBK’nın tümünün Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ve şekil bakımından iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 5. Dava dilekçesinde CBK’nın tümünün şekil bakımından Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’lara ilişkin şekil kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrası yönünden incelenmiştir. 6. CBK’nın tümünün şekil bakımından denetiminin kapsamı ve ilkeleri, Anayasa Mahkemesinin 13/12/2022 tarihli ve E.2022/98, K.2022/157 sayılı kararıyla belirlenmiştir. 7. Anılan kararda; CBK’ların şekil yönünden denetiminin kapsamına hangi hususların dâhil olduğuna, başka bir ifadeyle anılan denetimde CBK’nın hangi unsurlar yönünden denetleneceğine dair Anayasa’da açık bir hükme yer verilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesinin CBK rejimini düzenleyen anayasal hükümlerden hareketle CBK’nın maddi olarak varlık kazanabilmesi için gerekli anayasal unsurların neler olduğunu tespit etmesinin önünde bir engel bulunmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesinin “ Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. ” biçimindeki hükmünden CBK çıkarma yetkisinin bizzat Cumhurbaşkanı’na ait ve tek başına kullanılması gereken bir yetki olduğunun, dolayısıyla CBK’nın Cumhurbaşkanı dışında bir mercinin teklif, onay gibi herhangi bir işlemini ya da katılımını gerekli kılmayan, Cumhurbaşkanı’nın asli düzenleyici nitelikteki bir işlemi olduğunun anlaşıldığı değerlendirmesine yer verilen kararda CBK’ların şekil yönünden Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde incelenmesi gereken hususun CBK’nın Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılıp çıkarılmamış olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2022/98, K.2022/157, 13/12/2022, §§ 8, 9). 8. Söz konusu kararda ayrıca CBK’ların yorumlanmasında ve denetiminde kuralın getiriliş amacının, başka bir ifadeyle gerekçesinin bilinmesinin önem arz ettiği, zira bir normun ihdasına yol açan sebeplerin böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğuna dair gerekçelerin bizzat kural koyucunun kendisi tarafından ortaya konulmuş olmasının o kuralla ilgili anayasallık denetiminin daha sağlıklı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesine katkı sağlayacağının açık olduğuna dikkat çekilmiş; bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin CBK’ların şekil bakımından Anayasa’ya uygunluğunu inceleme yetkisinin CBK’ların gerekçelerinin bulunup bulunmadığı yönünden bir denetim yapılmasını kapsamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2022/98, K.2022/157, 13/12/2022, §§ 11, 12). 9. Dava konusu CBK açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 10. Dava konusu CBK’nın, CBK metninin Cumhurbaşkanının adı, soyadı ve unvanı belirtilerek Resmî Gazete’de yayımlandığı görülmektedir. Diğer yandan dava dilekçesinde de söz konusu CBK’nın Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılmadığı yönünde bir iddiaya yer verilmemiştir. Bu itibarla Cumhurbaşkanı tarafından çıkarıldığı anlaşılan CBK’nın maddi olarak varlık kazanabilmesi için gerekli unsurları taşıdığının kabulü gerekir. 11. Açıklanan nedenlerle CBK’nın tümü, şekil bakımından Anayasa’nın 104. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. B. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi 12. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/06/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13). C. CBK’nın Tümünün Esas Bakımından İncelenmesi 13. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “ Mahkemenin, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya aykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçelere dayanma zorunluluğu yoktur. Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başka gerekçeyle de Anayasaya aykırılık kararı verebilir. ” denilmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi iptal davalarında ve itiraz başvurularında yapacağı incelemede taleple bağlı bulunmaktadır. 14. Dava dilekçesinde CBK’nın tümü yönünden geçerli olabilecek bazı gerekçelere dayanılarak (117) numaralı CBK’nın tümünün, ayrıca konu ve içerik yönünden Anayasa’ya aykırı oldukları gerekçesiyle bazı madde, fıkra veya cümlelerin iptalleri talep edilmiştir. Bunun dışında CBK kurallarının her birinin ayrı ayrı Anayasa’ya aykırılığını ileri süren bir talebe yer verilmemiştir. Buna göre ayrıca dava konusu edilen kurallar dışında CBK, tümü yönünden incelenmiş; CBK’da düzenlenen her bir kurala ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmamıştır. Dolayısıyla CBK’nın tümü yönünden aşağıda ulaşılacak sonucun her bir CBK kuralı yönünden yapılacak inceleme neticesinde verilecek kararın sonuçlarını doğurmayacağının vurgulanması gerekir. 1. Genel Açıklama 15. Uludağ alanının, doğal sit alanları ve diğer korunan alanlar ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Uludağ alanında yürütülen faaliyetlere ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla ihdas edilen 18/1/2023 tarihli ve 7432 sayılı Uludağ Alanı Hakkında Kanun ile Uludağ alanı kapsamında Uludağ Alan Komisyonuna (Komisyon) ve Uludağ Alan Başkanlığına (Başkanlık) birtakım görev, yetki ve sorumluluklar verilmiştir. 16. Dava konusu CBK ile Başkanlığın kuruluşu gerçekleştirilmiş, görev ve yetkileri ile teşkilatı düzenlenmiştir. 17. Anılan CBK’nın 1. maddesinde CBK’nın amacının, 7432 sayılı Kanun’a ekli Harita ve Koordinat Listesi’nde sınırları belirtilen Uludağ alanının doğal sit alanları ve diğer korunan alanları ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Uludağ alanında yürütülen faaliyetlerin düzenlenmesini sağlamak üzere Başkanlığın kurulması ile görev ve yetkilerinin düzenlenmesi olduğu ifade edilmiştir. 18. Bu doğrultuda CBK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla 7432 sayılı Kanun ve CBK’da verilen görevleri yürütmek üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, Kültür ve Turizm Bakanlığı (Bakanlık) ile ilgili ve merkezi Uludağ alanı sınırları içerisinde bulunan Başkanlık kurulmuştur. 19. 7432 sayılı Kanun hükümleri ve CBK’nın belirtilen hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Uludağ alanının korunmasına ve yönetilmesine dönük iş ve işlemlerin yerine getirilmesinin ayrı idari teşkilat yapıları olarak özel olarak düzenlenmiş Komisyon ve Başkanlık ile ilişkilendirildiği, bu doğrultuda Uludağ alanında görev, yetki ve sorumluluğun bu kuruluşlara verildiği anlaşılmaktadır. 20. Bu bağlamda CBK’nın temel konusunun 7432 sayılı Kanun ile Uludağ alanının yönetimden sorumlu tutulan Başkanlığın kurulması, görev ve yetkilerinin belirlenmesi ile teşkilatının oluşturulması olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla CBK’da yer alan düzenlemelerin her biri esas itibarıyla idari yapı içinde böyle bir sisteme hukuki varlık ve işleyiş kazandırılması amacına hizmet etmektedir. 2. İptal Talebinin Gerekçesi 21. Dava dilekçesinde özetle; ekolojik, biyolojik, tarihi, kültürel yönlerden önemi itibarıyla millî park statüsüne alınmış bir alanda düzenlemeler öngören CBK’nın belli kişi ve gruplara menfaat sağladığı, kamu yararı amacı taşımadığı, geçmişte bu alanın turizm amacıyla kullanılmasına dönük tesis edilen işlemleri iptal eden yargı kararlarının yok sayıldığı, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulanan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiği, ayrıca bu durumun tarih, kültür ve tabiat varlıkları ve değerleri ile çevrenin ve kıyıların korunmasına dönük anayasal yükümlülüklerle bağdaşmadığı, 7432 sayılı Kanun ile aynı konuda düzenleme yapıldığı belirtilerek CBK’nın Anayasa’nın 2., 5., 56., 63., 90., 104. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. CBK’nın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 22. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden CBK’nın Anayasa’nın 5., 56., 63. ve 169. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 23. Dava konusu CBK’nın belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere bir kamu kurumunun kurulmasına yönelik düzenlemeler öngördüğü, bu itibarla yürütme yetkisine ilişkin bir hususu düzenlediği açıktır. 24. Amacı ve kapsamı itibarıyla CBK, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlere yönelik değildir. 25. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesinde Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa koyucunun bir konunun kanunla düzenlenmesini özel olarak öngörmesi bu alanın münhasıran kanunla düzenlenmesini istediği anlamına gelir. Bu kapsamda Anayasa bir konunun kanunla düzenleneceğini öngörmüşse bu konuda CBK çıkarılamaz. Bununla birlikte Anayasa’da CBK’larla düzenleneceği özel olarak öngörülen konulara ilişkin Anayasa hükümlerinin açıkça izin verdiği hususlarda CBK’larla düzenleme yapılabilir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020, § 19). 26. Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir ” denilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen idarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının kanunla düzenlenmesini gerekli kılar. Ancak Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasında kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı hükme bağlanmış, dolayısıyla kamu tüzel kişiliğinin CBK ile de kurulmasına açıkça izin verilmiştir ( AYM, E.2019/38, K.2022/148, 30/11/2022, § 17) . 27. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 12/6/2020 tarihli ve E.2019/105, K.2020/30 sayılı kararında da belirtildiği üzere anılan fıkrada yer alan “ …kurulur. ” ibaresinin CBK ile kurulan bir kamu tüzel kişiliğinin CBK ile düzenlenmesini de içerdiği anlaşılmaktadır. Zira Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasındaki koşullara bağlı olmak kaydıyla kamu tüzel kişiliğinin görevleri, yetkileri ve yapısı gibi unsurların CBK’yla düzenlenemeyeceğinin kabulü, kamu tüzel kişiliğinin CBK’yla kurulmasını mümkün kılan anayasal hükmü işlevsiz, dolayısıyla anlamsız kılabilecektir (AYM, E.2019/105, K.2020/30, 12/6/2020 § 45). 28. Bu itibarla bir kamu tüzel kişiliğinin kurulması ve düzenlenmesi Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesini ayrıca ve özel olarak öngördüğü konulardan olduğundan kamu tüzel kişisi niteliğindeki Başkanlığın kuruluşu ile görev ve yetkilerinin CBK ile düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 29. Öte yandan gerek dava konusu CBK gerekse 7432 sayılı Kanun, alan ile ilgili düzenlemeler öngörmektedir. Ancak CBK’nın düzenleme konusu alandaki iş ve işlemleri yürütmekle görevli ve yetkili idare olarak oluşturulan Başkanlığın kuruluş ve işleyişine ilişkindir. Buna karşılık Kanun, Uludağ alanının, doğal sit alanları ve diğer korunan alanlarla birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunmasına, yaşatılmasına, geliştirilmesine, tanıtılmasına, planlanmasına, yönetilmesine ve denetlenmesine ayrıca Uludağ alanında yürütülen faaliyetlere ilişkin usul ve esasların düzenlemesine ilişkindir. Dolayısıyla dava konusu CBK ile söz konusu Kanun’un düzenleme konularının farklı olduğu, aynı alanda hüküm ifade etmedikleri anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu CBK, kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin değildir (Benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2019/87, K.2022/158, 13/12/2022, § 27). 30. Açıklanan nedenlerle CBK’nın tümü, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. b. CBK’nın İçerik Yönünden İncelenmesi 31. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. 32. Hukuk devletinde kanunların ve CBK’ların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanunların ve CBK’ların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun ve yürütme organının hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir. 33. Dava konusu CBK’nın 7432 sayılı Kanun uyarınca Uludağ alanında görev ve sorumlulukları bulunan Başkanlığın kuruluş ve teşkilatlanmasının sağlanması ile görevlerinin belirlenmesi amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır. CBK’nın kamu yararı dışında özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucuna ulaşılmasına neden olabilecek bir yönü bulunmamaktadır. 34. Açıklanan nedenlerle CBK, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. CBK’nın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. Ç. CBK’nın 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendi ile (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi 1. İptal Talebinin Gerekçesi 35. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallardan (a) bendinin 7432 sayılı Kanun’la hâlihazırda düzenlenmiş konulara ilişkin olduğu; (2) numaralı fıkrayla ise doğal sit alanlarının korunması Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne ait bir yetki iken kurallarla Uludağ Millî Parkının içinde kalan doğal sit alanları bakımından bu yetkinin henüz uzmanlığı ve liyakati ispatlanmamış Başkanlık personeline devredildiği, bu durumun söz konusu alanların turizm rantına ve yapılaşmaya açılmasına, bu alandaki canlı varlığın tahrip edilmesine sebep olacağı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 63. ve 104. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu a. (1) Numaralı Fıkranın (a) Bendi i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 36. Dava dilekçesinde, konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 63. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 37. Dava konusu kural, 7432 sayılı Kanun ile Başkanlığa verilen görev ve yetkiler kapsamındaki her türlü iş ve işlemlerinin yürütülmesini Başkanlığın görev ve yetkilerinden biri olarak düzenlemiştir. 38. 7432 sayılı Kanun’un 3., 4., 5., 6., 7., 9., 10. ve geçici 1. maddelerinde Uludağ alanı sınırlarında uygulanacak iş ve işlemler bakımından Başkanlığa çok çeşitli görev ve yetkiler tanınmıştır. Bu çerçevede anılan Kanun hükümleri ile Başkanlığa verilmiş görev ve yetkiler bağlamında iş ve işlemlerin yürütülmesini Başkanlığın görevi olarak düzenleyen kuralın yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu anlaşılmaktadır. 39. Kural, 7432 sayılı Kanun’la Başkanlığa verilen görev ve yetkiler kapsamındaki her türlü iş ve işlemin Başkanlıkça yürütülmesini öngörmekten ibaret olup Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesindeki hak ve ödevlere ilişkin bir düzenleme içermemektedir. 40. (117) numaralı CBK’nın 3. maddesiyle kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurulan Başkanlığın görev ve yetkileriyle ilgili düzenlemelerin de CBK ile yapılması mümkündür. Bu bağlamda kuralın münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen bir konuya ilişkin olmadığı, Başkanlığın görev ve yetkisine yönelik düzenlemenin kanunla yapılmamasının Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 41. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden, karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 42. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 43. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 44. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. 45. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiği, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceği, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2019/94, K.2022/32, 24/3/2022, § 139). Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 47; E.2018/133, K.2021/79, § 52). 46. 7432 sayılı Kanun’un 3., 4., 5., 6., 7., 9., 10. ve geçici 1. maddelerinde Başkanlığın görev ve yetkilerine yer verilerek bu husustaki temel çerçevenin kanunla belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Başkanlığın görev ve yetkileri kapsamındaki her türlü iş ve işlemin Başkanlıkça yürütülmesini öngören kuralın belirsiz olduğu söylenemez. 47. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. b. (2) Numaralı Fıkra 48. Dava konusu kuralla, 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde doğal sitler ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevlerin Uludağ alanında Başkanlık tarafından yerine getirileceği düzenlenmektedir. 49. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. 50. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder. 51. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görevleri (1) numaralı CBK’nın 109. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, tabiat varlıkları ve doğal sit alanlarının tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak; (c) bendinde doğal sit alanlarının kullanılmasına ve yapılaşmasına yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak; (ç) bendinde, tabiat varlıkları ile koruma statüsü bulunan diğer alanların çakıştığı yerlerde koruma ve kullanma esaslarını ilgili bakanlıkların görüşünü alarak belirlemek ve bu alanların kısmen veya tamamen hangi idarelerce yönetileceğine karar vermek, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak ve onaylamak; (d) bendinde, orman alanları dışında yer alan korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları ve doğal sit alanlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen ilke kararlarına, onaylanan planlara uygun olarak kullanılmak üzere tahsisini gerçekleştirmek, uygulamaların tahsis şartlarına uygun olarak gerçekleşmesini izlemek ve denetlemek; (e) bendinde, tabiat varlıkları ve doğal sit alanlarına ilişkin olarak hâlihazır haritaları aldırmak, gerekli görülen projeleri yapmak, yaptırmak ve onaylamak, her türlü araştırma ve inceleme yapmak, yaptırmak, izlemek, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütmek, kullanım yasağı getirilen alanların kamulaştırma veya benzer yollarla kamunun eline geçirilmesini sağlamak, kontrol ve denetim yapmak, gerekli görülen alanların korunması ve kirliliğin önlenmesi amacıyla yatırım yapmak veya ilgili idarelerin yatırım projelerini desteklemek, bu alan ve bölgelerde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere ilişkin her türlü tasarrufta bulunmak, işletmek, işlettirmek ve kullanım izinlerini vermek, korunan alanlara ilişkin insan ve finansman kaynağı sağlamak, anılan Genel Müdürlüğün görevleri arasında sayılmıştır. Bu görevlerin genel itibarıyla tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile ilgili tespit, tescil, yönetim, planlama gibi görevler olduğu anlaşılmaktadır. 52. Kuralla tabiat varlıkları, doğal sit alanları ile ilgili olarak Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevlerin Uludağ alanında Başkanlık tarafından yerine getirilmesi öngörülmektedir. Buna göre Başkanlık Uludağ alanındaki tabiat varlıklarıyla ve doğal sit alanlarıyla ilgili olarak tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilana dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak; doğal sit alanlarına ilişkin kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek gibi anılan mevzuat hükümlerindeki görev ve yetkileri kullanabilecektir. 53. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ifade edildiği üzere korunması gereken taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitine, kullanılmasına, bu alandaki yapılaşmaya, nazım ve uygulama imar planlarına ilişkin meseleler ile bunların kişi hakları üzerindeki etkileri mülkiyet hakkı kapsamındadır (Pek çok karar arasından bkz. AYM, E.2019/87, K.2022/158, 13/12/2022, § 37). 54. Buna göre Başkanlığa, Uludağ alanındaki tabiat varlıkları, sit alanları ile bunlar üzerindeki yapılar üzerinde tasarrufta bulunma imkânı veren kural dayanak alınarak bu yerlerde alınacak muhtemel kararların kişilerin mülkiyet hakkını doğrudan etkileyebileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu yerlerde yapılacak iş ve işlemler, kişilerin maliki bulundukları arsa, arazi ve yapılar üzerindeki kullanım ve tasarruf biçimlerini kısmen veya tamamen değiştirme, yeniden düzenleme veya sona erdirme gibi mülkiyet hakkına müdahale teşkil edecek etkilere sahip olabilecektir. 55. Bu itibarla kural Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın İkinci Bölümü’nde yer alan kişi hak ve ödevlerinden mülkiyet hakkına ilişkin düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca CBK ile düzenleme yapılması yasak alanda kalmaktadır. 56. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırıdır. İptali gerekir. Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır. Kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden kuralın ayrıca konu bakımından yetki yönünden aynı fıkranın birinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. Kural, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden içerik yönünden incelenmemiştir. D. CBK’nın 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin (5) Numaralı Alt Bendinin ve (b) Bendinin (17) Numaralı Alt Bendinin İncelenmesi 1. (a) Bendinin (5) Numaralı Alt Bendi a. İptal Talebinin Gerekçesi 57. Dava dilekçesinde özetle; 7432 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla doğal sit alanlarının tescili, sınır değişiklikleri ve yeniden değerlendirmesine ilişkin kararları alma yetkisinin Komisyona verildiği, bu durumda doğal sit alanlarının tespiti bakımından Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığını yetkili kılan dava konusu kuralın kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olduğu, kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarını belirleme yetkisinin üçüncü kişilerin mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıdığından bu konuda CBK ile düzenlenme yapılmasının mümkün olmadığı, konunun münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35., 63. ve 104. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 58. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 63. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 59. Dava konusu kural, Uludağ alanında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitinin yapılmasını Başkanlığın hizmet birimlerinden olan Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığının görevi olarak düzenlemiştir. 60. (117) numaralı CBK’nın 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. 61. Buna göre Uludağ alanında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitinin yapılmasını Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığının görevi olarak öngören kural, mülkiyet hakkına yönelik bir düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca CBK ile düzenleme yapılması yasak alanda kalmaktadır. 62. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırıdır. İptali gerekir. Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır. Kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden kuralın ayrıca konu bakımından yetki yönünden aynı fıkranın birinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. Kural konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı görülerek iptal edildiğinden içerik yönünden incelenmemiştir. 2. (b) Bendinin (17) Numaralı Alt Bendi a. Anlam ve Kapsam 63. 7432 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasında Başkanlığın Uludağ alanı sınırları içinde kamulaştırma yapma yetkisi düzenlenmiştir. Anılan fıkraya göre Uludağ alanı sınırları içinde kalan yerlerdeki gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmaz mallar ile her türlü tesislerin, onaylı uygulama imar planına göre hazırlanacak projelerin gerçekleşmesi için gerekli görüldüğünde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre kamulaştırılmasında Başkanlık yetkilidir. 64. Dava konusu kural, CBK’nın 5. maddesinde Başkanlığın hizmet birimi olarak ihdas edilmiş olan Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığına, Uludağ alanı sınırları içinde ihtiyaç duyulması hâlinde yapılacak kamulaştırmaya ilişkin iş ve işlemleri yapma yetkisi tanımaktadır. b. İptal Talebinin Gerekçesi 65. Dava dilekçesinde özetle; kamulaştırma yetkisine ilişkin hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35., 46. ve 104. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu i. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi 66. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır. 67. 7432 sayılı Kanun’la Başkanlığa verilen kamulaştırma yapma yetkisine ilişkin iş ve işlemlerin yürütülmesinden sorumlu Başkanlık biriminin belirlenmesine ilişkin düzenleme öngören kuralın yürütme yetkisine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 68. 7432 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasıyla Başkanlığa, Uludağ alanı sınırlarında gerekli olması durumunda kamulaştırma yapma yetkisi tanınmış, söz konusu fıkrada bu yetkinin hangi bağlamda verildiği ve yetkinin kullanılmasında hangi usulün izleneceği de açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla Başkanlığın sahip olduğu kamulaştırma yetkisinin ve bu yetkinin kullanılmasına dair esasların söz konusu Kanun’da düzenlendiği anlaşılmaktadır. 69. Kural ise anılan kanuni düzenleme çerçevesinde Başkanlığa tanınan ihtiyaç duyulması hâlinde yapılacak kamulaştırma yapma yetkisinin gerçekleştirilmesi bağlamında gerekli iş ve işlemleri yürütmeye yetkili hizmet birimini belirlemektedir. Bu itibarla Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci cümlesindeki hak ve ödevlere ilişkin bir düzenleme içermemektedir (bu yönde bkz. AYM, E.2019/87, K.2022/158, 13/12/2022, §§ 96-102 ). 70. Dolayısıyla kamulaştırma usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme içermeyen kuralın münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna varılmıştır. 71. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kural kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin değildir. 72. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. ii. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi 73. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 74. Dava konusu kuralla Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığına verilen iş ve işlemleri yapma yetkisinin mahiyetine, sınırlarına yönelik çerçevenin 7432 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasında açıkça ortaya konulduğu görüldüğünden kuralın hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2019/87, K.2022/158, 13/12/2022, §§ 109, 110). 75. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 76. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu CBK’nın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. 1. 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasına, 2. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendine, yönelik yürürlüğün durdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B. 1. Tümüne, 2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine, 3. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (17) numaralı alt bendine, yönelik iptal talepleri 5/11/2024 tarihli ve E.2023/66, K.2024/185 sayılı kararla reddedildiğinden Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin tümüne, bu bende ve alt bende ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 5/11/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VI. HÜKÜM 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. Tümünün şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. 1. 4. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, b. (2) numaralı fıkrasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 2. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (a) bendinin (5) numaralı alt bendinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, b. (b) bendinin (17) numaralı alt bendinin konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, 5/11/2024 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR KARŞI OY Sayın Mahkemece çoğunluk tarafından benimsenen görüş uyarınca 117 sayılı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bazı maddelerinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçeler ile söz konusu Kararnamenin 4. maddesinin 2. fıkrası ve 6.maddesinin 1. fıkrasının a/5 bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan Sayın çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyorum. Kararname ile 7432 sayılı Kanun ve 117 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Uludağ Alanı sınırları içerisinde bulunan Uludağ Alan Başkanlığı kurulmuştur. Kararnamenin 4. maddesinde Başkanlığın görevleri sayılmış olup, söz konusu maddenin 2. fıkrasında 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde doğal sitler ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevlerin Uludağ Alanında Başkanlık tarafından yerine getirileceği belirtilmiştir. Kararnamenin 6. maddesinde hizmet birimlerinin görevleri belirtilmiştir. 6.maddenin 1. fıkrasının a/5 bendinde, Uludağ Alanındaki korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitini yapmak, hizmet birimlerinin görevi olarak sayılmıştır. Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Söz konusu fıkraya göre, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gibi Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Yine, Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. 2017 yılında Anayasanın 104. , 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasanın kabul ettiği bu düzenleyici kural koyma yetkisinin Anayasanın birçok maddesi ile çelişmesi ya da yorum ihtiyacının doğması halinde, kural olarak Anayasanın bir hükmünün diğer hükümlere göre önceliğinin olmadığı kabul edilecektir. Çelişkinin giderilmesi için yorum yapılırken, sonradan yürürlüğe konulan Anayasal düzenlemelerin amaçları göz önünde tutulmalıdır. Yine, istisnai bir düzenleme içeren hükmün dar yorumlanması teoride ve uygulamada genel kabul görmüş bir yorum ilkesi olduğundan Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında Kararname ile düzenlenemeyeceği belirtilen “münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” cümlesinin dar yorumlanması zorunludur. Bu çerçevede Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında “kanunla düzenlenen” değil “münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” ifadesi kullanıldığından, Anayasanın diğer maddelerinde kanunla düzenleneceği belirtilen hususların artık Kararname ile düzenlenemeyeceği gibi bir yorum yapılması ya da sonuç çıkarılması mümkün değildir. Anayasanın 106. maddesinin son fıkrasında “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir ” hükmüne yer verilmiştir. Anayasanın 123. maddesinde ise, “ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur ”. 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16. maddesiyle, Anayasanın 123. maddesinin son fıkrasında yer alan “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” ibaresi “kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” şeklinde değiştirilmiştir. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanına Kararname çıkararak Bakanlıkların kurulması ve teşkilat yapısının düzenlenmesi konusunda açık ve münhasır bir yetki verilmiş olup, Anayasanın 123. maddesinin son fıkrasındaki sadece kanunla kurulabilen kamu tüzel kişiliğinin yine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile de kurulabileceği kabul edilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde iptal talebi değerlendirildiğinde, Sayın çoğunluk tarafından, iptali talep edilen hükümlerin kişilerin mülkiyet hakkına sınırlama getirebileceği, bu nedenle Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca kararname ile düzenlenemeyen yasak alan içinde kaldığı, mutlaka kanunla düzenlenmesi gerektiği kabul edilerek hüküm iptal edilmişse de 117 sayılı Kararnamenin 4. maddesinin 2. fıkrası ve 6. maddesinin 1. fıkrasının a/5 bendi daha önce (1) sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmiş, herhangi bir kanuni düzenleme içermeyen konulara ilişkindir. Kararname ile düzenlenmeyecek konular, sadece kanunla düzenlenmesi gereken hususlara ilişkin değil, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlara ilişkin olmalı ya da açıkça kanunda bir düzenleme bulunmalıdır. Oysa somut olayda 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109. maddesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne verilen görevlerin Uludağ Alanı içinde Başkanlığa verildiği görülmektedir. Yani, mevcut bir kanuni düzenleme değiştirilmemekte, daha önce 1 sayılı Kararname ile bir Kuruma verilmiş görev, 117 sayılı Kararname ile Uludağ Alan Başkanlığı’na bırakılmaktadır. Kaldı ki, 7432 sayılı Uludağ Alanı Hakkında Kanun 1. maddesinde, Kanunun amacının; doğal ve turistik değerler açısından büyük öneme sahip Uludağ Alanının, doğal sit alanları ve diğer korunan alanlar ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Alanda yürütülen faaliyetlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtildikten sonra, aynı Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında Uludağ Alanındaki 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda belirtilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına yönelik yapılacak her tür plan, proje, uygulama, iş ve işlemler, Komisyon kararları uyarınca yürütüleceği düzenlenmiştir. 117 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 7432 sayılı Kanun’a atıf yapmamış, yani Kanun ile komisyona verilen görevleri Uludağ Alan Başkanlığı’na devretmemiş, sadece 1 sayılı Kararnamenin 109. maddesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne verilen görevlerin Uludağ Alan Başkanlığı’nca yerine getirileceğini belirtmiştir. Buna göre, 117 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4. maddesinin 2. fıkrası ve 6. maddesinin a/5 bendinde yer verilen konular daha önce kanuni düzenlemeye konu olmamış, kanuni düzenlemeyi değiştiren veya yetki devir içeren hükümler değildir. 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne verilen bazı görevlerin Uludağ Alan Başkanlığı’na ve yine bazı görevlerin de hizmet birimlerine bırakılması söz konusu olduğundan, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca, Kararname çıkarılamayacağı belirtilen konuların Kararname ile düzenlenmesi mevcut olmadığı gibi, Kanunda açıkça düzenlenen bir konuda da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış değildir. Bu nedenlerle 117 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4. maddesinin 2. fıkrası ve 6. maddesinin a/5 bendi Anayasaya aykırı olmadığından, söz konusu maddelerin iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye Ömer ÇINAR
2024/185
2023/66
05/11/2024
Esas - İptal
21/02/2025 - 32820
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2023/66 Karar Sayısı : 2024/185 Karar Tarihi : 5/11/2024 R.G. Tarih – Sayı : 21/2/2025 - 32820 İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili. İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. Tümünün şekil ve esas bakımından Anayasa’nın 2., 5., 56., 63., 90., 104. ve 169. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptaline, B. Tümünün iptali talebinin uygun görülmemesi hâlinde; 1. 4. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin, b. (2) numaralı fıkrasının, 2. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (a) bendinin (5) numaralı alt bendinin, b. (b) bendinin (17) numaralı alt bendinin, 3. 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının, Anayasa’nın 13., 35., 46., 63. ve 104. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına, karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) şöyledir: “ ULUDAĞ ALAN BAŞKANLIĞI HAKKINDA CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ Kararname Numarası: 117 BİRİNCİ BÖLÜM Başlangıç Hükümleri Amaç MADDE 1- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin amacı; 18/1/2023 tarihli ve 7432 sayılı Uludağ Alanı Hakkında Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen Uludağ Alanının doğal sit alanları ve diğer korunan alanları ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Uludağ Alanında yürütülen faaliyetlerin düzenlenmesini sağlamak üzere Uludağ Alan Başkanlığının kurulması ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. Tanımlar MADDE 2- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde geçen; a) Bakan: Kültür ve Turizm Bakanını, b) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını, c) Başkan: Uludağ Alan Başkanını, ç) Başkanlık: Uludağ Alan Başkanlığını, d) Danışma Kurulu: Başkanlığa danışmanlık etmek ve tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan kurulu, e) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları: Uludağ Alan planları yürürlüğe girinceye kadar uyulacak esasları, f) Komisyon: Uludağ Alan Komisyonunu, g) Uludağ Alanı: 7432 sayılı Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında Başkanlığın yetkili ve görevli olduğu alanı, ğ) Uludağ Alan planları: 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlanan, Uludağ Alanının korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgede yer alan konaklama ile kış ve dağ turizmi tesislerinin yapılması, iyileştirilmesi, yenilenmesi ve geliştirilmesi, ulaşım yöntemleri ve altyapı tesislerinin tasarım esaslarının belirlenmesi konularında hedefleri, stratejileri ve kararları belirleyen her tür ve ölçekteki planları, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Başkanlık Teşkilatı Kuruluş MADDE 3- (1) 7432 sayılı Kanun ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Uludağ Alanı sınırları içerisinde bulunan Uludağ Alan Başkanlığı kurulmuştur. Başkanlığın görev ve yetkileri MADDE 4- (1) Başkanlığın görev ve yetkileri şunlardır: a) 7432 sayılı Kanunla Başkanlığa verilen görev ve yetkiler kapsamındaki her türlü iş ve işlemleri yürütmek. b) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde doğal sitler ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevler Uludağ Alanında Başkanlık tarafından yerine getirilir. Başkanlık teşkilatı MADDE 5- (1) Başkanlık; Başkan ve hizmet birimlerinden oluşur. (2) Başkanlığın en üst yöneticisi olan Başkan, Başkanlığın genel yönetim ve temsilinden sorumludur. (3) Başkan, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve diğer mevzuatta kendisine verilen yetki ve görevleri Bakana karşı sorumlu olarak kullanır ve yerine getirir. Başkan, Başkanlık hizmetlerini mevzuat hükümlerine, Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik plana uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla, Başkanlık birimlerine gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar. (4) Başkana izin, hastalık, yurtiçi ve yurtdışı görevlendirme ve görevde bulunmadığı diğer hâllerde öncelikle Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanı vekâlet eder. (5) Başkanlığın hizmet birimleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı. Hizmet birimlerinin görevleri MADDE 6- (1) Hizmet birimlerinin görevleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alan planlarını Komisyona sunmak üzere hazırlamak veya ilgili mevzuata göre hazırlatmak ve Komisyonca uygun bulunan planları Bakan Oluruna sunmak, meri planların uygulamasını denetlemek. 2) Uludağ Alan planlarına esas hâlihazır haritaları ve jeolojik/jeoteknik etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 3) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarını hazırlayarak Komisyona sunmak. 4) Komisyonun ve Danışma Kurulunun sekretarya hizmetlerini yürütmek. 5) Uludağ Alanındaki korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitini yapmak. 6) Uludağ Alanının korunması ve geliştirilmesine yönelik her türlü araştırma, projelendirme ve eylem planlarını hazırlamak ve bunların uygulama esaslarını belirlemek ve izlemek. 7) Uludağ Alanında yapılan uygulamaların Komisyonca uygun bulunan plan ve projelere uygunluğunu denetlemek. 8) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve Komisyon kararlarına aykırı uygulamaların giderilmesini sağlamak ve aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkma veya yıktırma işlemlerini yürütmek. 9) Uludağ Alanında 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamı dışındaki araştırma, sondaj, kazı ve diğer bilimsel araştırmaları ve etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 10) Uludağ Alanında 2863 sayılı Kanun kapsamında; kültür varlıklarını koruma bölge kurulu müdürlüklerine, koruma, uygulama ve denetim bürolarına ve çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüklerine verilen görev ve yetkileri yürütmek. 11) Uludağ Alanında bulunan Hazine taşınmazlarının satışı, trampası, kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemler hakkında görüş bildirmek. 12) Uludağ Alanında, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak her türlü plan, proje ve yatırımlara ilişkin izin taleplerini karara bağlamak ve uygulamaları 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre denetlemek. 13) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alanının tanıtımına yönelik yurtiçinde ve yurtdışında her türlü yazılı, görsel ve işitsel eserleri yapmak, yaptırmak, hizmete sunmak ve fikrî ve sınai haklarına yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 2) Uludağ Alanına ilişkin veri üretmek, ölçme, değerlendirme ve pazar araştırması yapmak, Bakanlıkça talep edilen bilgi, belge ve raporları hazırlamak. 3) Uludağ Alanı içindeki turizm faaliyetlerinin planlanması, geliştirilmesi ve teşvik edilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 4) Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Uludağ Alanında turizm amaçlı sportif faaliyette bulunacak turizm işletmelerinde aranacak nitelikleri belirlemek ve bu faaliyetleri denetlemek. 5) Uludağ Alanında gerçekleştirilecek turizm amaçlı sportif faaliyetler ile Uludağ Alanına ilişkin işletmecilik faaliyetlerini yapmak, yaptırmak, bunlara izin vermek ve bunları denetlemek. 6) Uludağ Alanında işletilen kış turizmi amaçlı mekanik tesisleri projelendirmek, düzenlemek ve denetlemek. 7) Uludağ Alanında, planların gerektirdiği her türlü hizmet ve faaliyetler ile koruma, yönetim, işletme, tanıtım, spor, eğlenme ve dinlenme hizmetleri için gerekli her türlü altyapı ve diğer tesisleri yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek ve bu işlemleri ilgili belediye başkanlıkları ile koordine hâlinde yürütmek. 8) 7432 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi çerçevesinde, Uludağ Alanı içinde yasaklanan fiillerin işlenmesi durumunda verilecek idari para cezalarına ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 9) Başkanlığa tahsisli taşınmazlar üzerinde, 7432 sayılı Kanunun amaç ve hedefleri doğrultusunda irtifak hakkı kurulmasına ilişkin işlemleri yürütmek. 10) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca Bakanlıkça talep edilen taşınmazların tahsisinin devrine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 11) Uludağ Alanındaki ormanlarda, makilik ve fundalıklarda ve diğer arazi kullanma şekillerinde, koruma ve çok yönlü faydalanmayı esas tutan fonksiyonel orman amenajman planlarına dayanılarak tabiat varlıklarının korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını sağlayacak teknik faaliyetler yürütmek. 12) Halkla ilişkiler, basın ve medya konusundaki iş ve işlemleri yürütmek. 13) Yürütülen hizmetlere ilişkin yıllık çalışma programı ve stratejik planlamaları yapmak. 14) Uludağ Alanında Başkanlık idari binalarının her türlü proje ve uygulamalarını yapmak veya yaptırmak. 15) Başkanlık personelinin eğitim ve özlük işlemlerini yürütmek. 16) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 15 inci maddesi, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve mali hizmetler birimlerine verilen görevleri yapmak. 17) Uludağ Alanı sınırları içinde ihtiyaç duyulması hâlinde yapılacak kamulaştırmaya ilişkin iş ve işlemleri yapmak. 18) Başkanlığın görev ve faaliyetleri ve idari ihtiyaçları ile ilgili mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, bakım, onarım, satın alma, kiralama, ulaşım, güvenlik, aydınlatma, ısıtma, belge yönetimi, demirbaş, arşiv, depolama ve sağlık giderleri ile ilgili tüm iş ve işlemleri yapmak. 19) 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak. 20) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) Başkanlık hizmet birimlerinin çalışma usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Personel Başkanlık personeli MADDE 7- (1) Başkanlık hizmetleri, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 28 inci maddesine göre iş mevzuatı kapsamında istihdam edilen personel eliyle yürütülür. (2) Başkanlıkta 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 25 inci maddesine göre geçici görevlendirme yapılabilir. (3) Belli bir uzmanlık gerektiren iş ve hizmetler 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 31 inci maddesine göre vekâlet veya istisna sözleşmesi çerçevesinde gördürülebilir. Çalışma grupları MADDE 8- (1) Başkanlık görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışma ve proje grupları oluşturabilir. İhtiyaç duyulduğu hâllerde diğer kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanlar çalışma gruplarına dâhil edilebilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Çeşitli ve Son Hükümler Uygulanacak ortak hükümler MADDE 9- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde hüküm bulunmayan hâllerde, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “ Ortak Hükümler ” başlıklı Ellialtıncı Bölümü hükümleri uygulanır. Değiştirilen hüküm MADDE 10- (3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili olup yerine işlenmiştir.) Yürürlük MADDE 11- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 12- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. ” II. İLK
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132 milletvekili. İPTAL DAVASININ KONUSU: 25/1/2023 tarihli ve (117) numaralı Uludağ Alan Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin; A. Tümünün şekil ve esas bakımından Anayasa’nın 2., 5., 56., 63., 90., 104. ve 169. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptaline, B. Tümünün iptali talebinin uygun görülmemesi hâlinde; 1. 4. maddesinin; a. (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin, b. (2) numaralı fıkrasının, 2. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; a. (a) bendinin (5) numaralı alt bendinin, b. (b) bendinin (17) numaralı alt bendinin, 3. 7. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının, Anayasa’nın 13., 35., 46., 63. ve 104. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına, karar verilmesi talebidir. I. İPTALİ İSTE NEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI İptali talep edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) şöyledir: “ ULUDAĞ ALAN BAŞKANLIĞI HAKKINDA CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ Kararname Numarası: 117 BİRİNCİ BÖLÜM Başlangıç Hükümleri Amaç MADDE 1- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin amacı; 18/1/2023 tarihli ve 7432 sayılı Uludağ Alanı Hakkında Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen Uludağ Alanının doğal sit alanları ve diğer korunan alanları ile birlikte jeolojik ve biyolojik varlıklar, su ve benzeri kaynak değerlerinin korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması, planlanması, yönetilmesi ve denetlenmesi ile Uludağ Alanında yürütülen faaliyetlerin düzenlenmesini sağlamak üzere Uludağ Alan Başkanlığının kurulması ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. Tanımlar MADDE 2- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde geçen; a) Bakan: Kültür ve Turizm Bakanını, b) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını, c) Başkan: Uludağ Alan Başkanını, ç) Başkanlık: Uludağ Alan Başkanlığını, d) Danışma Kurulu: Başkanlığa danışmanlık etmek ve tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan kurulu, e) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları: Uludağ Alan planları yürürlüğe girinceye kadar uyulacak esasları, f) Komisyon: Uludağ Alan Komisyonunu, g) Uludağ Alanı: 7432 sayılı Kanuna ekli Harita ve Koordinat Listesinde sınırları belirtilen ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında Başkanlığın yetkili ve görevli olduğu alanı, ğ) Uludağ Alan planları: 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlanan, Uludağ Alanının korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgede yer alan konaklama ile kış ve dağ turizmi tesislerinin yapılması, iyileştirilmesi, yenilenmesi ve geliştirilmesi, ulaşım yöntemleri ve altyapı tesislerinin tasarım esaslarının belirlenmesi konularında hedefleri, stratejileri ve kararları belirleyen her tür ve ölçekteki planları, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Başkanlık Teşkilatı Kuruluş MADDE 3- (1) 7432 sayılı Kanun ve bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Uludağ Alanı sınırları içerisinde bulunan Uludağ Alan Başkanlığı kurulmuştur. Başkanlığın görev ve yetkileri MADDE 4- (1) Başkanlığın görev ve yetkileri şunlardır: a) 7432 sayılı Kanunla Başkanlığa verilen görev ve yetkiler kapsamındaki her türlü iş ve işlemleri yürütmek. b) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde doğal sitler ve tabiat varlıkları ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verilen görevler Uludağ Alanında Başkanlık tarafından yerine getirilir. Başkanlık teşkilatı MADDE 5- (1) Başkanlık; Başkan ve hizmet birimlerinden oluşur. (2) Başkanlığın en üst yöneticisi olan Başkan, Başkanlığın genel yönetim ve temsilinden sorumludur. (3) Başkan, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve diğer mevzuatta kendisine verilen yetki ve görevleri Bakana karşı sorumlu olarak kullanır ve yerine getirir. Başkan, Başkanlık hizmetlerini mevzuat hükümlerine, Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik plana uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla, Başkanlık birimlerine gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar. (4) Başkana izin, hastalık, yurtiçi ve yurtdışı görevlendirme ve görevde bulunmadığı diğer hâllerde öncelikle Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanı vekâlet eder. (5) Başkanlığın hizmet birimleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı. Hizmet birimlerinin görevleri MADDE 6- (1) Hizmet birimlerinin görevleri şunlardır: a) Alan Planlama ve Uygulama Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alan planlarını Komisyona sunmak üzere hazırlamak veya ilgili mevzuata göre hazırlatmak ve Komisyonca uygun bulunan planları Bakan Oluruna sunmak, meri planların uygulamasını denetlemek. 2) Uludağ Alan planlarına esas hâlihazır haritaları ve jeolojik/jeoteknik etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 3) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarını hazırlayarak Komisyona sunmak. 4) Komisyonun ve Danışma Kurulunun sekretarya hizmetlerini yürütmek. 5) Uludağ Alanındaki korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının tespitini yapmak. 6) Uludağ Alanının korunması ve geliştirilmesine yönelik her türlü araştırma, projelendirme ve eylem planlarını hazırlamak ve bunların uygulama esaslarını belirlemek ve izlemek. 7) Uludağ Alanında yapılan uygulamaların Komisyonca uygun bulunan plan ve projelere uygunluğunu denetlemek. 8) Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile meri planlara ve Komisyon kararlarına aykırı uygulamaların giderilmesini sağlamak ve aykırı uygulamaya konu yapı ve tesisleri yıkma veya yıktırma işlemlerini yürütmek. 9) Uludağ Alanında 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamı dışındaki araştırma, sondaj, kazı ve diğer bilimsel araştırmaları ve etütleri yapmak veya ilgili mevzuata göre yaptırmak. 10) Uludağ Alanında 2863 sayılı Kanun kapsamında; kültür varlıklarını koruma bölge kurulu müdürlüklerine, koruma, uygulama ve denetim bürolarına ve çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüklerine verilen görev ve yetkileri yürütmek. 11) Uludağ Alanında bulunan Hazine taşınmazlarının satışı, trampası, kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin verilmesi ve üzerlerinde irtifak hakkı kurulması, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, işletilmesi, işlettirilmesi, ön izin ve kullanma izni gibi işlemler hakkında görüş bildirmek. 12) Uludağ Alanında, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak her türlü plan, proje ve yatırımlara ilişkin izin taleplerini karara bağlamak ve uygulamaları 7432 sayılı Kanun hükümlerine göre denetlemek. 13) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. b) Alan Yönetimi, Altyapı ve İdari Hizmetler Grup Başkanlığı: 1) Uludağ Alanının tanıtımına yönelik yurtiçinde ve yurtdışında her türlü yazılı, görsel ve işitsel eserleri yapmak, yaptırmak, hizmete sunmak ve fikrî ve sınai haklarına yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 2) Uludağ Alanına ilişkin veri üretmek, ölçme, değerlendirme ve pazar araştırması yapmak, Bakanlıkça talep edilen bilgi, belge ve raporları hazırlamak. 3) Uludağ Alanı içindeki turizm faaliyetlerinin planlanması, geliştirilmesi ve teşvik edilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek. 4) Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Uludağ Alanında turizm amaçlı sportif faaliyette bulunacak turizm işletmelerinde aranacak nitelikleri belirlemek ve bu faaliyetleri denetlemek. 5) Uludağ Alanında gerçekleştirilecek turizm amaçlı sportif faaliyetler ile Uludağ Alanına ilişkin işletmecilik faaliyetlerini yapmak, yaptırmak, bunlara izin vermek ve bunları denetlemek. 6) Uludağ Alanında işletilen kış turizmi amaçlı mekanik tesisleri projelendirmek, düzenlemek ve denetlemek. 7) Uludağ Alanında, planların gerektirdiği her türlü hizmet ve faaliyetler ile koruma, yönetim, işletme, tanıtım, spor, eğlenme ve dinlenme hizmetleri için gerekli her türlü altyapı ve diğer tesisleri yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek ve bu işlemleri ilgili belediye başkanlıkları ile koordine hâlinde yürütmek. 8) 7432 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi çerçevesinde, Uludağ Alanı içinde yasaklanan fiillerin işlenmesi durumunda verilecek idari para cezalarına ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 9) Başkanlığa tahsisli taşınmazlar üzerinde, 7432 sayılı Kanunun amaç ve hedefleri doğrultusunda irtifak hakkı kurulmasına ilişkin işlemleri yürütmek. 10) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca Bakanlıkça talep edilen taşınmazların tahsisinin devrine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek. 11) Uludağ Alanındaki ormanlarda, makilik ve fundalıklarda ve diğer arazi kullanma şekillerinde, koruma ve çok yönlü faydalanmayı esas tutan fonksiyonel orman amenajman planlarına dayanılarak tabiat varlıklarının korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını sağlayacak teknik faaliyetler yürütmek. 12) Halkla ilişkiler, basın ve medya konusundaki iş ve işlemleri yürütmek. 13) Yürütülen hizmetlere ilişkin yıllık çalışma programı ve stratejik planlamaları yapmak. 14) Uludağ Alanında Başkanlık idari binalarının her türlü proje ve uygulamalarını yapmak veya yaptırmak. 15) Başkanlık personelinin eğitim ve özlük işlemlerini yürütmek. 16) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 15 inci maddesi, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve mali hizmetler birimlerine verilen görevleri yapmak. 17) Uludağ Alanı sınırları içinde ihtiyaç duyulması hâlinde yapılacak kamulaştırmaya ilişkin iş ve işlemleri yapmak. 18) Başkanlığın görev ve faaliyetleri ve idari ihtiyaçları ile ilgili mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, bakım, onarım, satın alma, kiralama, ulaşım, güvenlik, aydınlatma, ısıtma, belge yönetimi, demirbaş, arşiv, depolama ve sağlık giderleri ile ilgili tüm iş ve işlemleri yapmak. 19) 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak. 20) Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak. (2) Başkanlık hizmet birimlerinin çalışma usul ve esasları Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Personel Başkanlık personeli MADDE 7- (1) Başkanlık hizmetleri, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 28 inci maddesine göre iş mevzuatı kapsamında istihdam edilen personel eliyle yürütülür. (2) Başkanlıkta 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 25 inci maddesine göre geçici görevlendirme yapılabilir. (3) Belli bir uzmanlık gerektiren iş ve hizmetler 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 31 inci maddesine göre vekâlet veya istisna sözleşmesi çerçevesinde gördürülebilir. Çalışma grupları MADDE 8- (1) Başkanlık görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışma ve proje grupları oluşturabilir. İhtiyaç duyulduğu hâllerde diğer kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanlar çalışma gruplarına dâhil edilebilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Çeşitli ve Son Hükümler Uygulanacak ortak hükümler MADDE 9- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde hüküm bulunmayan hâllerde, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “ Ortak Hükümler ” başlıklı Ellialtıncı Bölümü hükümleri uygulanır. Değiştirilen hüküm MADDE 10- (3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili olup yerine işlenmiştir.) Yürürlük MADDE 11- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 12- (1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. ”
1
100
1,982
2024/218
2024/219
25/12/2024
25/12/2024
(AYM, E.2024/219, K.2024/218, 25/12/2024, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
İnfaz Hakimliği - Elbistan
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Mehmet AKTEPE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/218
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/219 Karar Sayısı : 2024/218 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elbistan İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçun işlenmesi nedeniyle ertelenmiş hapis cezasının infazı talebiyle yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 51. maddesinin itiraz konusu (7) numaralı fıkrası şöyledir: “ ( 7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü (İçtüzük) hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “ Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır. 4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir. 5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararla itiraz yoluna başvurduğu ancak gönderdiği belgeler arasında başvuru kararına ilişkin düzenlenen tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 2 5/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2024/218
2024/219
25/12/2024
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/219 Karar Sayısı : 2024/218 Karar Tarihi : 25/12/2024 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elbistan İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçun işlenmesi nedeniyle ertelenmiş hapis cezasının infazı talebiyle yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 51. maddesinin itiraz konusu (7) numaralı fıkrası şöyledir: “ ( 7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elbistan İnfaz Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçun işlenmesi nedeniyle ertelenmiş hapis cezasının infazı talebiyle yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 51. maddesinin itiraz konusu (7) numaralı fıkrası şöyledir: “ ( 7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir. ”
0