Unnamed: 0
int64 | Dönemi
int64 | Karar No
string | Esas No
string | İlk İnceleme Tarihi
string | Karar Tarihi
string | Künye
string | Dosya Sonucu (Karar Türü)
string | Başvuru Türü
string | Başvuran (Genel) - Başvuran (Özel)
string | Üyeler
string | Raportör
string | url
string | karar_metin
string | karar_no
string | esas_no
string | karar_tarihi
string | karar_turu
string | Resmi Gazete
string | Basın Duyurusu
string | Karşı Oy
string | Kararın Yürürlüğünde Erteleme
string | Farklı/Ek Gerekçe
null | Sınırlama
null | Sözlü Açıklama
null | temizlenmis_karar_metin
string | karar_metni_model_girdisi
string | ihlal_tespiti
int64 |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
0
| 1,982
|
2025/92
|
2025/95
|
22/04/2025
|
22/04/2025
|
(AYM, E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § …) Kopyala
|
İlk - Ret vd.
|
İtiraz
|
Asliye Ceza Mahkemesi
-
Sarıkaya
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Ahmet Hakan SOYTÜRK
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/92
|
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ
edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188
sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252.
maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen
(2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11.,
36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama
suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi
şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga:
2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden
Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı
itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü
veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması
hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir
ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede
yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk
derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından
duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca
hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır.
Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş
sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra
uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre
verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler
tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim
uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen
hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer
sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen
kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca
verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki
itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan
tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin
ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir.
Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için
mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın,
yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde
268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden
incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan
ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan
SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle
uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için
Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da
o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un basit
yargılama usulünde itirazı düzenleyen 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinin iptalini talep etmiştir. 4. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde basit
yargılama usulüyle verilen hükümlere karşı itiraz edilmesi üzerine yargılamanın
hangi mercii ve hâkim tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre verilen
karara itiraz edilmesi üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden
fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre
belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma
açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Tek asliye ceza
mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim
varsa bu hâkim tarafından aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet
komisyonu başkanınca görevlendirilecek hâkim tarafından duruşma açılacak ve
genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. 5. Bakılmakta olan davada ise basit yargılama usulü
uygulanmadığı gibi anılan usulle verilmiş bir karara itiraz üzerine genel
hükümlere göre görülmekte olan bir dava da söz konusu değildir. İtiraz konusu
kuralın konusunun basit yargılama usulüyle verilen kararlara itiraz üzerine
izlenecek usule ilişkin olduğu da gözetildiğinde kuralın bakılmakta olan davada
uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı
ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı
Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz
başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı
bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 22/4/2025 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/92
|
2025/95
|
22/04/2025
|
İlk - Ret vd.
| null | null | null | null | null | null | null |
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ”
| 0
|
1
| 1,982
|
2025/72
|
2024/169
|
24/09/2024
|
06/03/2025
|
(AYM, E.2024/169, K.2025/72, 06/03/2025, § …) Kopyala
|
Esas - İptal
|
İtiraz
|
Sulh Ceza Hâkimliği
-
Gaziosmanpaşa 1
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Derya ATAKUL
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/72
|
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025
- 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930
tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un
24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3.
maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve
izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen
idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu
kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun
hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki
yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk
Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede
yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması
mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve
kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî
para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar
ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi
her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her
türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim
ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar
ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN,
Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla
24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya
ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve
ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 1567 sayılı
Kanun'un 1. maddesiyle döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve
satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan
yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari
senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke
dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması
ve Türk parasının değerinin korunması amacıyla kararlar alma yetkisi
Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. 4. Anılan Kanun ve madde uyarınca alınan kararlara aykırı
hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ile bu tüzel kişilerin yetkilisi veya
temsilcisi olan gerçek kişiler hakkında uygulanacak olan yaptırımlar ise
Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Söz
konusu maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasına göre Kanun’un 1. maddesinde
yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması durumunda
fiil 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine
göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç
bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile
cezalandırılacaktır. B. İtirazın Gerekçesi 5. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı
kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması ya da yurda sokulması
kabahatinin işlenmesi hâlinde yaptırımın maktu para cezası şeklinde
belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın şartlarını değerlendiremediği,
bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan ve korunmak
istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasına
imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 7. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve
miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ”
denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,
ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını
kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). 8. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak
güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar
vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu
şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma
imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B], B. No:
2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,
semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder ( Recep
Tarhan ve Afife Tarhan [1. B], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca
kişinin mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucu doğuran kamusal işlem ve
eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur ( Tülay Arslan ve diğerleri [1.
B], B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77). 9. Kural, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması
veya yurda sokulması hâlinde ve bu fiil 5607 sayılı Kanun hükümlerine göre suç
veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişinin eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli
kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezasıyla
cezalandırılmasını öngörmek suretiyle mülkiyet
hakkını sınırlamaktadır. 10. Anayasa'nın
35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği
öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve
özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13.
maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 11. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ”
denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da
öngörülen nedenlere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak
kanunla sınırlanabilir. 12. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel
hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 13. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan
hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin
keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması
gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.
Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,
E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve
35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 14. Kuralda
hangi hâl ve şartlarda, kimlere, ne kadar idari para cezasının uygulanacağı
herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği
gözetildiğinde kuralın kanunilik ölçütünü sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 15. Kamu
düzeni ve ekonomik istikrarın korunması açısından belirli kıymetlerin izinsiz
olarak ülkeye sokulması ya da ülkeden çıkarılması, devletin kontrolü altında
tutulması gereken bir faaliyettir. Devlet, bu tür malların serbest dolaşımını
sınırlandırarak hem kendi ekonomik güvenliğini hem de vatandaşlarının refahını
koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyi hedeflemektedir. Kuralla izinsiz olarak yapılan
bu tür fiillerin doğrudan suç ya da kabahat oluşturmaması durumunda dahi ilgili
kişilere idari para cezası uygulanarak caydırıcılığın sağlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Bu suretle kanun koyucu, mülkün kamu yararına kullanılmasını denetlemek için
ekonomik değeri yüksek olan malların hareketini düzenleme ve izinsiz işlemleri
yaptırıma bağlama yolunu tercih etmektedir. Bu itibarla Kanun’un 1. maddesinde
belirtilen kıymetlerin yurda giriş ve çıkışının kontrol edilmesinde kamu yararının
bulunduğu, dolayısıyla sınırlamanın meşru bir amaç taşıdığı açıktır. 16. Anayasa’nın 13.
maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Anayasa’nın
anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük
ilkesi elverişlilik , gereklilik ve orantılılık olmak üzere
üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın
ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak
istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı
amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 17. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu Mohammad Atamleh ([GK], B. No: 2020/9691, 29/2/2024) kararında kuralda
öngörülen idari yaptırımı Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi
yönünden değerlendirmiş ve kuralın mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale
oluşturduğuna karar vermiştir. 18. Anılan kararda bildirim koşulunu sağlamaya yönelik olan idari para cezası şeklindeki yaptırımın kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu,
ayrıca kuraldaki fiilin suç olarak düzenlenmediği ve bu fiil için adli bir
yaptırım da öngörülmediği, kabahat olarak düzenlenen fiile yaptırım olarak
yalnızca idari para cezasının belirlendiği de gözönünde bulundurularak
sınırlamanın gereklilik koşulunu sağladığı kanaatine varılmıştır ( Mohammad
Atamleh , § 52). 19. Kararda orantılılık yönünden yapılan incelemede ise
kuralın kabahatin işlendiğinin tespiti hâlinde somut olayın niteliğinden
bağımsız olarak sabit oranda bir idari para cezasının uygulanmasını zorunlu
kılmak suretiyle hâkime takdir yetkisi tanımadığı, öngörülen meşru amaca
ulaşmada kullanılan aracın ilgililer bakımından katlanılabilir nitelikte olup
olmadığını değerlendirmeye, müdahalenin ağırlığı ile gerçekleşen netice
arasında bir orantısızlık bulunup bulunmadığını ve ulaşılan sonucun adil olup
olmadığını belirlemeye izin vermediği belirtilerek kuralda öngörülen para
cezasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir ( Mohammad
Atamleh , §§ 57, 58). 20. İtiraz konusu kurala ilişkin olarak anılan kararda
yapılan değerlendirmeden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Buna
göre kuralın kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı, korunmak
istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân
vermemek suretiyle olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı
sonuçlara ulaşılmasını engellediği gözetildiğinde kişilere aşırı bir külfet
yüklediği sonucuna varılmıştır. 21. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa'nın 13 . ve 35 . maddelerine aykırı dır . İptali gerekir. İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve
Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 22. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak
Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden
başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere
ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 23. 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasının
iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini
Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem
İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli
maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının Anayasa Mahkemesince
mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmesini müteakiben yeniden yargılama
yapılmak üzere açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan mahkeme iptali için başvurmuştur. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567
sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan
çıkarılması ya da yurda sokulması kabahatinin işlenmesi halinde yaptırımın
maktu para cezası şeklinde belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın
şartlarını değerlendiremediği, bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan,
dolayısıyla korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir
dengenin kurulmasına imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür. Sayın çoğunluk tarafından kabahati işleyen kişinin kusur
derecesi, paranın kaynağı, korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar
gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermediği, olayın şartlarına göre
müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellemekte
olduğu, idari yaptırıma konu kabahatin koruduğu hukuki menfaatin ülkeye altın
giriş çıkışını takip etmekten ibaret olduğu halde verilen sabit oranlı cezanın
aşırı bir külfete yol açtığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına getirilen
sınırlamanın orantılı olmadığı gerekçesiyle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın
13. ve 35. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 2020/3691 başvuru numaralı ve 29/02/2024 karar tarihli
karşı oy gerekçemizde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; mülkiyet hakkına
yapılan müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında iptal
talebine konu kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği öngörülen müdahale
amacıyla kişilere yüklenen külfetin orantılı olduğu, mülkiyet hakkı ile kamu
yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı, mülkiyet hakkına
yapılan müdahalelere ilişkin güvenceler yönünden orantılı ve ölçülü olduğu
düşünüldüğünden çoğunluğun iptali gerektiği yönündeki görüşüne iştirak
edilmemiştir. Üye İrfan FİDAN Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/72
|
2024/169
|
06/03/2025
|
Esas - İptal
|
13/06/2025
- 32925
|
Var
|
Var
|
Var
| null | null | null |
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025 - 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.”
| 1
|
2
| 1,982
|
2025/70
|
2024/1
|
18/01/2024
|
06/03/2025
|
(AYM, E.2024/1, K.2025/70, 06/03/2025, § …) Kopyala
|
Esas - Ret
|
İtiraz
|
İcra Hukuk Mahkemesi
-
Trabzon 1
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Ömer MENCİK
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/70
|
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı :
3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme
Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek
Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı
yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi
şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti
muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve
kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde
harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ
bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanunu’nun 15. maddesi
şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik:
3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı
yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm
ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde,
müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz
olunur. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM,
Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız
SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın
katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın
152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta
olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması
durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.
Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2548
sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptalini talep etmiştir. Anılan Kanun’un itiraz
konusu 1. maddesinin birinci fıkrasında miktar ve kıymeti belirli olan ilamlı
ve ilamsız alacaklardan tahsil olunan paradan %2 oranında, miktarı belirli
olmayan ilamların icrasında ise tahsil harcının yarısı oranında harç alınacağı öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın ikinci
cümlesinde maktu harçların ilamın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınacağı
düzenlenmiştir. İtiraz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise bu harçların
borçluya yükletilemeyeceği ve icra takibine konu meblağın bir milyon liradan
aşağı olması durumunda harç alınmayacağı hüküm altına alınmıştır. 4. Bakılmakta olan davanın konusunu
işçilik alacağına ilişkin ilama dayalı olarak başlatılan icra takibinde tahsil
edilen alacaktan alınan %2 oranında cezaevi yapı harcı oluşturmaktadır. Bu
itibarla bakılmakta olan davaya konu icra takibinin ilamlı ve takibe konu
alacağın da belirli olması nedeniyle kuralın birinci fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve
“ …ve kıymeti muayyen olmıyan ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ”
ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma
imkânı bulunmamaktadır. 5. Diğer yandan takibe konu alacak
miktarının bir milyon liranın üzerinde (1.00 TL) olması nedeniyle kuralın ikinci
fıkrasında yer alan “ …ve mahkûmunbih
meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün de bakılmakta olan davada uygulanma imkânı
bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan ibarelere ve bölüme ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 6. Öte yandan kuralın birinci fıkrasının
kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanan,
miktarı belirli olan ilamlı icra takiplerinin yanı sıra uygulanma imkânı
bulunmayan, miktarı belirli olan ilamsız icra takipleri ile miktarı belirli
olmayan ilamlı icra takipleri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. 7. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek
kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinin kalan kısmının esasına
ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ”
ibaresi ile sınırlı olarak yapılması
gerekir. 8. Açıklanan nedenlerle 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme
Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek
Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasının; 1. Birinci
cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve “ …ve kıymeti muayyen olmıyan
ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Birinci
cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin
anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, 3. İkinci
cümlesinin esasının incelenmesine, B. İkinci fıkrasının; 1. …ve
mahkûmunbih meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta
olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör
Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve
ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü: A. Uygulanacak Kural Sorunu 10. 2548 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının
itiraz konusu ikinci cümlesi, değeri belirli olmayan ilamların icrasında alınan
maktu cezaevi yapı harcına yönelik hüküm içermektedir. Bakılmakta olan davanın
konusunu ise miktarı belirli olan bir alacakla ilgili olarak yapılan ilamlı icra
takibi oluşturmaktadır. Bu itibarla anılan Kanun’un birinci fıkrasının itiraz
konusu ikinci cümlesinin bakılmakta
olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan cümleye
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel
Açıklama 11. Harç, devletin
yüklendiği görevleri yerine getirebilmek için anayasal sınırlar içinde
egemenlik yetkisine dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim
gibi bir çeşit kamu geliridir. Ödenen vergiler bakımından vergi mükelleflerinin
bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın harç,
bireylerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları
(tapu, pasaport gibi) karşılığında bu hizmetlerin maliyetlerine katılmaları
amacıyla kamu gücüne dayanılarak getirilen mali bir yükümlülüktür ( AYM, E.2011/28, K.2012/22, 16/2/2012; E.2011/16,
K.2012/129, 27/9/2012). 12. Ülkemizde
farklı kanunlarla farklı türlerde harçlar düzenlenmiştir. Bu kapsamda öngörülen
yargı harçları mahkeme ve icra harçlarından
oluşmaktadır. İcra harçlarına 2/7/1964 tarihli
ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 2548 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Cezaevi yapı
harcı da 2548 sayılı Kanun’da düzenlenen yargı harçları kapsamında icra harcı
olarak öngörülmüştür. 13. 492
sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu
olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olduğu
düzenlenmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise kanunda
yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan
alınmasına karar verileceği, 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin
birinci fıkrasında kanunlarda aksi
belirtilmediği sürece bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu, bu
masrafların ayrıca hüküm ve takibe gerek kalmaksızın borçludan tahsil olunacağı
hüküm altına alınmıştır. 14. 2548 sayılı
Kanun’da cezaevi yapı harcı açısından bu genel ilkeden ayrılarak söz konusu harçtan
alacaklının sorumlu olduğu, icranın yapılmasına sebebiyet vermesi bağlamında
haksız taraf konumunda olan borçluya bu harcın yükletilemeyeceği açıkça
öngörülmüştür. C. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; cebrî icranın doğrudan bir
yargılama faaliyeti olmamakla birlikte bireylerin hakkı olan edimi elde
etmelerini sağladığı, bu yola başvurulması durumunda taraflar açısından bazı mali
yükümlülüklerin öngörüldüğü, bunların bir kısmının borcunu ödememek suretiyle
uyuşmazlık çıkmasına neden olan borçluya yükletilerek alacaklı ile borçlu
arasında hakkaniyete uygun bir dengenin kurulmaya çalışıldığı ancak itiraz
konusu kurallar gereğince cezaevi yapı harcının tamamen alacaklıya yükletilmesinin
hakkaniyete aykırı durumlara neden olduğu, genel bütçe kapsamında yapılması
gereken ceza infaz kurumlarının adil bir vergilendirme sistemi kurulmadan
alacaklıdan alınacak harçlarla yapılmasının vergi adaletiyle bağdaşmadığı, kurallarla
mülkiyet hakkının da ihlal edildiği, yapılacak kesintiyle ilgili olarak
alacağın niteliği hususunda da bir ayrımın öngörülmediği belirtilerek
kuralların Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 17. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu
haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması
toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan
maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve
parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,
E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §§ 20-21). 18. Mülkiyet hakkı ; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların
koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,
semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet
Akdoğan ve diğerleri [1.B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu
bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde
tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun
bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137). 19. Anayasa’nın “ Hak
arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin
birinci fıkrasında ise “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir. ”
denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü,
kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan
en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 20.
Kararın icrası hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil
yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu
oluşturmaktadır ( Filiz Fırat [1.B.] , B. No:
2014/10305, 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın
dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını
sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı
olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı
kapsamında değerlendirilmektedir (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023,
§ 20). 21.
Kararın icrası hakkı özel hukuk ilişkilerinde devlete, borçlu aleyhine verilmiş
bir kararda yer alan borcu alacaklıya ödeme sorumluluğu yüklememektedir. Özel
kişiler aleyhine kurulan hükümlerde devletin yükümlülüğü erişilebilir, fiilen
ve hukuken etkili bir cebrî icra sistemi kurmaktan ibarettir. A leyhine hüküm kurulan tarafın bu hükmün gereğini rızayla
yerine getirmemesi durumunda lehine hak tanınan kişi devletin kurduğu cebrî
icra mekanizmasının işletilmesi için başvuruda bulunarak kararın devlet eliyle
uygulanmasını temin edebilir. Devletin yükümlülüklerinin bir gereği olarak oluşturulan cebrî icra
sistemine erişilmesini güçleştiren veya imkânsız hâle getiren başvuru şartları
ya da mali yükümlülükler kararın icrası hakkını ihlal edebilir. 22. Kurallarda
kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı olarak başlatılan icra takibine konu
alacağın tahsil edilen kısmından %2 oranında harç kesilmesi öngörülmek suretiyle
mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirildiği açıktır. Ayrıca söz konusu
harcın icraya başvurmayı güçleştirmesi nedeniyle kuralla adil yargılanma hakkı kapsamındaki
kararın icrası hakkına da sınırlama getirilmektedir. 23. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz. ”
denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun
ve ölçülü olması gerekir. 24. Bu kapsamda mülkiyet ve adil yargılanma haklarını
sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen
var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde
belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 25. Esasen temel hakları sınırlayan
kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan
hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin
sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).
Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen
kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi
ışığında yorumlanmalıdır. 26. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 73.
maddesinin üçüncü fıkrasında da “ Vergi, resim, harç ve benzeri malî
yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. ” denilerek
verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire
dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını
gerektirmekte; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin
düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile
yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 27. Kurallarda harcın konusunun,
miktarının ve yükümlüsünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde
açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir
ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı
anlaşılmaktadır. 28. Anayasa’nın 35.
maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla
sınırlanabileceği belirtilmiştir. 29. Anayasa’nın 36. maddesinde ise adil
yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Ancak özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı
sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın başka
maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel
sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir ( AYM, E.2021/127, K.2022/85, 30/6/2022, § 60). 30. Ayrıca adil yargılanma hakkı,
niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu
hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam taşımamakta,
bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı
teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin
düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi
bulunmaktadır. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar
getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi
bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa
Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No:
2016/14586, 10/11/2022, § 74). 31. Ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşası
devletin adalet faaliyetlerini yürütmek üzere yapılan kamu hizmetinin bir
parçası olduğu açıktır. Söz konusu hizmetin yerine getirilmesi finansal
kaynağın oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Harç da devletin yükümlülüklerini
yerine getirebilmesi için anayasal sınırlar içinde egemenlik yetkisine
dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim gibi bir çeşit kamu
geliridir. Kurallarda öngörülen harcın anılan kamu hizmetinin finansmanına
yönelik olarak bir gelir kalemi oluşturulması amacıyla getirildiği
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarla kamu hizmetlerinin, böylece devlete
yüklenen ödevlerin yerine getirilmesi amaçlanmaktadır (benzer bir değerlendirme
için bkz. AYM, E.2021/119, K.2022/48, 21/04/2022, § 35). Bu itibarla kurallarla
mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın kamu yararı
amacına yönelik olduğu ve bu suretle meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır. 32. Bununla
birlikte anılan haklara getirilen sınırlamanın aynı zamanda ölçülü olması
gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi
elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen
amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen
amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca
daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 33. Kurallar gereğince
icra daireleri tarafından alacaklıdan tahsil edilen harcın ceza infaz kurumu
ile mahkeme binalarının inşası için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanmasına
katkı sağlayacağı gözetildiğinde kuralların anılan meşru amaca ulaşma
bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 34. Öte yandan devletin kamusal
ihtiyaçların karşılanması için Anayasa’nın 73. maddesi gereğince aldığı yetkiye
dayanarak tek taraflı iradesiyle vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler getirme
ve bunların usul ve esasına ilişkin şartlarını belirleme konusunda takdir
yetkisi bulunmaktadır. Vergilendirme ve harçlandırma devletin takdir yetkisinin
geniş olduğu alanların başında gelmektedir. Bu itibarla ceza infaz kurumlarının
ve mahkeme binalarının yapımı için gerekli olan finansman kaynağının ne tür
kamu gelirleriyle oluşturulacağının takdiri yasama organına aittir. Dolayısıyla
ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşasını için gerekli finansmanın
bir kısmının sağlanması için kurallar kapsamında öngörülen harcın meşru amaç
bakımından gerekli olmadığı söylenemez. 35. M ülkiyet ve adil
yargılanma hakkına yönelik sınırlamanın ölçülü olabilmesi için orantılılık
ilkesi gereğince öngörülen sınırlama ile elde edilmek istenen meşru amaç arasında
adil ve makul bir denge gözetilmelidir. Bu nedenle kurallarda öngörülen
sınırlamanın kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya
çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireye katlanılması zor külfet yüklememesi
gerekir. 36. Kurallarla öngörülen nispi harcın miktarının alacak tutarına göre
değişeceği açıktır. 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesine göre alacaklının sorumlu olduğu bu harç dışında diğer icra
harç ve masrafların tamamından borçlunun sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu
durum karşısında %2 olarak belirlenen harcın makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, alacaklılar açısından katlanılmaz ölçüde mali külfete sebep
olmadığı anlaşılmaktadır. 37. Diğer yandan e konomik ve sosyal durumları itibarıyla icra giderlerini ödeme
gücünden yoksun olan bireylerin söz konusu masrafları icranın başında ödemekle
yükümlü tutulmaları, bireylerin ilama dayalı olarak icraya başvurmalarını
imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Ancak kurallarda
öngörülen harcın kıymeti belirli olan ilamlı
takiplerde peşin olarak alınmadığı, takibin son aşamasında kesinti yapılmak
suretiyle tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda öngörülen
harcın bireylerin icraya
başvurmalarını imkânsız hâle getirdiği veya önemli ölçüde zorlaştırdığı
söylenemez. 38. Bu
itibarla kurallarda öngörülen harcın icraya
başvuran alacaklılara aşırı
bir külfet yüklemediği, kurallarla ulaşılmak istenen kamusal yarar ile
bireylerin menfaati arasındaki makul dengenin bozulmadığı ve mülkiyet ile adil
yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır ( benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2011/28,
K.2012/22, 16/2/2012 ). 39. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 35.
ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın
reddi gerekir. IV. HÜKÜM 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme
Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek
Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci
fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde
yer alan “…ilamlı…” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 2. İkinci
cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci
fıkrasında yer alan “ Bu harçlar borçluya yükletilemez…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/70
|
2024/1
|
06/03/2025
|
Esas - Ret
|
03/06/2025
- 32919
| null | null | null | null | null | null |
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ”
| 0
|
3
| 1,982
|
2025/69
|
2024/161
|
24/09/2024
|
06/03/2025
|
(AYM, E.2024/161, K.2025/69, 06/03/2025, § …) Kopyala
|
Esas - Ret
|
İtiraz
|
Sulh Hukuk Mahkemesi
-
Elmadağ
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Muhammed Nuri ÖZGÜR
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/69
|
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B
maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış
suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra
edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu
kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37
md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce
arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre
ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira
ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve
ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti
Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması
halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan
sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin
icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla
ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma
belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk
mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından
yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli
olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile
usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya
kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin
şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü
uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya
taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin
taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu
müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin
mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi
senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM,
Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve
Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın
152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta
olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması
durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.
Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) ve (3)
numaralı fıkralarının iptallerini talep etmiştir. Anılan maddenin itiraz konusu
(1) numaralı fıkrasında söz konusu fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde
sayılan uyuşmazlıklar
bakımından arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmüştür.
Bakılmakta olan davanın konusunun fıkranın (b) bendinde yer alan ortaklığın
giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi
verilmesi olduğu gözetildiğinde arabuluculuğu dava şartı olarak düzenleyen
fıkranın (a), (c), (ç) bentlerinin ve (b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ”
ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma
imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu bentlere ve ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
reddi gerekir. 4. Ayrıca fıkranın birinci cümlesi ile (b) bendinde yer alan “ …ilişkin
uyuşmazlıklar. ” ibaresi ortaklığın giderilmesine ilişkin
uyuşmazlıkların yanı sıra fıkrada sayılan bakılmakta olan davada uygulanma
imkânı olmayan diğer hükümler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir.
Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının
esasına ilişkin incelemenin “ …ortaklığın giderilmesine… ” ibaresi ile
sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Öte yandan 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi
maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa
Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4)
numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun
olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye
geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 6. Söz konusu İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinde itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında
Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi
maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle
birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine İçtüzük’ün 49.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan
ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde
itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine
karar verileceği belirtilmiştir. 7. Yapılan incelemede
itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (3) numaralı fıkrasının “ …bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri
bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise
arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümünün Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle
aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği
anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan bölüme ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Açıklanan nedenlerle 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı
Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı
fıkrasının; 1. (a) bendinin,
(b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ”
ibaresi ile (c) ve (ç) bentlerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin
bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibare ve bentlere
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının
esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkranın (b) bendinde
yer alan “ …ortaklığın giderilmesine... ” ibaresi ile sınırlı olarak
yapılmasına, B. (3) numaralı
fıkrasının; 1. Birinci
cümlesinin “ ...bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından
taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun
görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümüne yönelik itiraz
başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 2. Kalan kısmının
esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN
İNCELENMESİ 9.
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 18/B
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “ …ortaklığın giderilmesine… ” İbaresinin
İncelenmesi 10. Anayasa’nın “ Anayasaya
aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin
dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red
kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun
hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz. ” denilmiştir. 11. 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ”
başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin
esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren
on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz
başvurusu yapılamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. 12. İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptalini talep
ettiği 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın giderilmesine... ” ibaresine yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 27/6/2024 tarihli ve E.2023/178, K.2024/125 sayılı
kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar
2/10/2024 tarihli ve 32680 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. 13. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme anılan kararın Resmî
Gazete’de yayımlandığı tarihten önce 5/9/2024 tarihinde itiraz yoluna başvurmuş
ise de Anayasa Mahkemesinin aynı konuda işin esasına girerek verdiği ret kararı
yayımlandığı için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz başvurusunun
incelenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın anılan hükmünün
amacı hem gereksiz başvuruları önleyerek Anayasa Mahkemesinin çalışma düzenini
korumak hem de uygulamada sürekliliği sağlamaktır. Dolayısıyla Anayasa
Mahkemesi, önceki kararın yayımlandığı tarihten sonra karar vermek durumunda
ise başvurunun önceki kararın yayımlanmasından önce ya da sonra yapılıp
yapılmadığı önem taşımaksızın itirazı reddetmek durumundadır (AYM, E.2023/19,
K.2023/18, 16/2/2023, § 4; E.2021/109, K.2021/81, 4/11/2021, § 5). 14. Bu itibarla itiraz başvurusu açısından Anayasa'nın
152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında öngörülen şartların gerçekleştiği anlaşılmaktadır. 15. Açıklanan nedenle 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın
giderilmesine... ” ibaresi ne yönelik itiraz başvurusunun
Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41.
maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. B. Kanun’un 18/B
Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “ Bu madde
kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin
alınması zorunlu olup… ” Bölümünün
ve İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 16. Arabuluculuk, 6325
sayılı Kanun’un 2. maddesinde sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve
müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, tarafların
birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmelerini
sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını sağlayan, tarafların
çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen,
uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla
yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır (AYM, E.2017/178,
K.2018/82, 11/7/2018, § 4). 17. Anılan Kanun’un 2.
maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere uyuşmazlığın taraflarının
kendilerini yeterince ifade etme imkânı buldukları ve çözümün bizzat taraflarca
üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin
işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde
taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da
menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen
arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha
kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/178,
K.2018/82, 11/7/2018, § 5). 18. Arabuluculukta
tarafların anlaşması hâlinde uygulanacak usul ve esasları düzenleyen Kanun’un
18. maddesinin (1) numaralı fıkrasında varılan anlaşmanın kapsamının taraflarca
belirleneceği, anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belgenin taraflar ve
arabulucu tarafından imzalanacağı belirtilmiştir. 19. Anılan maddenin (2)
numaralı fıkrasında tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen
anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin olarak şerh verilmesini talep
edebilecekleri ve bu şerhi içeren anlaşmanın ilam niteliğinde belge sayılacağı
hüküm altına alınmıştır. 20. Maddenin (3) numaralı fıkrasında icra edilebilirlik şerhi
verilmesinin çekişmesiz yargı işi olduğu, buna ilişkin incelemenin dosya
üzerinden yapılacağı ve incelemenin kapsamının, anlaşma içeriğinin
arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlı
olduğu belirtilmiştir. 21. (4) numaralı
fıkraya göre icra edilebilirlik şerhi
alınmasının k anunlarda
zorunlu kılındığı durumlar hariç olmak üzere taraflar ve avukatları ile
arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun
birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde belge sayılır. 22. Kanun’un 18/B
maddesinde arabulucuya başvurulmasının dava şartı olarak öngörüldüğü bazı
uyuşmazlıklar sayılmıştır. Buna göre k iralanan
taşınmazların 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre
ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira
ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların
paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, 23/6/1965
tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve
komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından dava açılmadan önce
arabulucuya başvurulması zorunludur. Anılan m addenin (2) numaralı fıkrasına göre
arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma
belgesi taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve
esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. 23.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin itiraz konusu bölümüne göre
maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk faaliyeti sonucunda
anlaşmaya varılması hâlinde düzenlenecek anlaşma belgesinin icra
edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu tutulmuştur. Söz konusu şerhin taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri
bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise
arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınması gerekmektedir.
Bu itibarla maddede sayılan uyuşmazlıklarda taraflar
ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde kabul edilmemiştir. 24. Anılan fıkranın itiraz
konusu ikinci cümlesinde ise taşınmazla ilgili
anlaşma belgesini inceleyen mahkemenin anlaşmanın içeriğini, arabuluculuğa ve
cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer
alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden
denetleyeceği; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep
edebileceği ve gerektiğinde duruşma açabileceği hüküm altına alınmıştır. 2. İtirazın
Gerekçesi 25. Başvuru kararında
özetle; taşınmazların devri ve paylaşılması
konusunda mevzuatta çok sayıda hüküm bulunması nedeniyle uygulamada
arabuluculuk anlaşma belgelerinin çoğunlukla mevzuata aykırı hükümler içerdiği,
bu anlaşma belgelerine icra edilebilirlik şerhi verilmesi taleplerinin
reddedilmesi gerektiğinden taşınmazların devri ve ortaklığın giderilmesinde
arabuluculuğun dava şartı olarak öngörülmesinin ve arabuluculuk anlaşma
belgelerine icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu tutulmasının dava
yoluna kıyasla daha fazla masrafa ve zaman kaybına neden olduğu, icra
edilebilirlik şerhi verilmesi talep edilen mahkemenin arabuluculuk anlaşma
belgesinde yer alan bazı hususlarda gerekli araştırmaları yapmasının mümkün
olmadığı, tüm bu hususların uygulamada sorunlara yol açtığı belirtilerek
kuralların Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu 26. 6216 sayılı
Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 141. ve
142. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ”
hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. 28. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Davaların
en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. ”
denilmiş ve usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilkeyle yargılama
maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı
yöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu ifade
edilmiştir. 29. Anayasa’nın 142. maddesinde “ Mahkemelerin kuruluşu,
görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. ”
hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel
ilkelerine ve Anayasa’da öngörülen kurallara bağlı kalmak koşuluyla, yargılama
usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. 30.
Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141.
maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin
Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil
yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın
tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması
bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu
nedenle Anayasa’da aynı konuya ilişkin bulunan farklı düzenlemelerin birlikte
uygulanmasını sağlayacak şekilde yorum yapılması gerekir. Bu bağlamda hukuk
sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde
bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde
davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi
makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak
kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete
uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir. Açıklanan bu hükümlere
uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142.
maddesi gereğince kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır (AYM, E.2017/120,
K.2018/33, 28/3/2018, § 20; E.2020/101, K.2021/95, 16/12/2021, § 23). 31. Hak arama özgürlüğü
açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükler
bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması aynı zamanda mahkemelerin
bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama,
aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin
güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek
sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, E.2022/89, K.2022/129,
26/10/2022, § 24; E.2022/140, K.2023/46, 9/3/2023, § 17). 32. Tarafların hak ve
menfaatlerinin özenli biçimde gözetildiği, etkili sonuçlar ortaya çıkarabilen
alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının geliştirilmesi Anayasa ile devlete
yüklenen yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesi ödevinin yerine
getirilmesi amacına yöneliktir. Nitekim uyuşmazlıkların yargı yetkisi
kullanılarak mahkemeler aracılığıyla çözülmesi esas olmakla birlikte her
uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş yükünün
artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabilir. Böyle bir
durumun tarafların menfaatlerine hizmet etmemesi de söz konusu olabilir (AYM,
E.2023/160, K.2024/77, 14/3/2024, §§ 22, 23). 33. Bu bağlamda yargı görevinin ağır iş yükü altında yerine
getirilmesinin zorlaşması karşısında yargının iş yükünün azaltılması, adalete
erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya
ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması amacıyla uyuşmazlıkların
çözümü için arabuluculuk gibi yöntemlerin uygulamaya konulması tercih
edilebilmektedir. Kanun koyucunun bu yönde düzenlemeler yapma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır. Bununla birlikte bu yetkinin anayasal sınırlar
içinde kullanılması gerekir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 16). 34. 6325 sayılı
Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda dava
açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak öngörülmesi
suretiyle bu uyuşmazlıkların arabuluculuk yöntemiyle olabildiğince hızlı ve az
giderle çözüme kavuşturulmasına ve yargının iş yükünün azaltılmasına katkı
sunulmasının amaçlandığı açıktır. 35. Anılan maddenin (2)
numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkrada sayılan uyuşmazlıklar bakımından
arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma belgesinin
taşınmazla ilgili kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar
gözetilmek suretiyle düzenleneceği öngörülmüştür. 36. Anayasa Mahkemesi önceki
kararlarında bazı uyuşmazlıkların hızlı ve az giderle çözüme kavuşturularak
yargının iş yükünün azaltılmasına katkı sunmak amacıyla ihdas edilen
arabuluculuk kurumunun Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir (ortaklığın
giderilmesini ilişkin uyuşmazlıklar yönünden bkz. AYM, E.2023/178, K.2024/125,
27/6/2024, §§ 21-31; bireysel veya toplu iş
sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iadeye
yönelik uyuşmazlıklar yönünden bkz. E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, §§
16-29). 37. Alternatif
uyuşmazlık çözüm yollarından biri olarak arabuluculuk kurumunun öngörülmesiyle
birlikte anılan kurumun işleyişiyle ilgili düzenlemelerin de kurumun ihdas
amacına uygun şekilde belirlenmesi, bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin
yargılamaların hızlı ve seri şekilde sona erdirilmesi amacını gerçekleştirmeye
elverişli olması gerekir. Aksi durum uzlaşmanın alternatif çözüm yolu olma
niteliğini işlevsiz hâle getirebilir. Alternatif çözüm yöntemlerinde de
devletin pozitif yükümlülüğü uyuşmazlıkların adalete uygun bir şekilde
sonuçlandırılması için gerekli güvencelerin oluşturulması zorunluluğunu ortadan
kaldırmamaktadır. 38. Maddenin (3)
numaralı fıkrasında, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan
uyuşmazlıklar için arabuluculuk kapsamında tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde anlaşmanın
içeriği, arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla
ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup
uyulmadığı yönünden inceleme yapmak üzere mahkemeye denetim yetkisi
verilmiştir. Böylelikle söz konusu uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin
ilam niteliğinde belge kabul edilmesi, mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda
talebi kabul etmesi ve icra edilebilirlik şerhi vermesi şartına bağlanmıştır.
Gerçekten de ortaklığın giderilmesi gibi genellikle çok taraflı olan
uyuşmazlıkların teknik hatalara ve ileride telafisi zor hak kayıplarının ortaya
çıkmasına elverişli olması nedeniyle daha uzun dava süreçlerini gerektiren
olumsuzlukların ortaya çıkmaması için bu anlaşmaların mahkeme denetimine tabi
kılınması gerekli olabilir. Bununla birlikte bu denetiminin kapsam ve
niteliğinin de arabuluculuk kurumunun ihdas amacını ortadan kaldırmaması gerekmektedir. 39. Maddenin (3)
numaralı fıkrasında mahkemenin anlaşmayla ilgili denetim faaliyeti belli
konularla sınırlandırılmış, mahkemeye bu kapsamda kurum ve kuruluşlardan bilgi
veya belge talep edebilme ve gerektiğinde duruşma açma yetkisi tanınmıştır.
Nitekim maddenin gerekçesinde bu husus “ Düzenlemeyle anlaşma belgesinin icra
edilebilirliğine ilişkin şerh verecek mahkemeye içerik denetimi yapma yetkisi
verilmekte ve bu suretle tarafların hak ve menfaatlerinin korunması ile olası
hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır. ” şeklinde ifade edilmiştir. 40. Kanun koyucunun bir
yandan uyuşmazlıkların
çözümünü kolaylaştırmak, adalet yapısının işleyişini hızlandırmak amacıyla anılan
maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuğa başvurmayı dava şartı
olarak öngörürken diğer yandan yargılamaların adil bir şekilde yürütülmesi için
gerekli güvenceleri de oluşturması gerekir. 41. İtiraz konusu
kurallarla icra edilebilirlik şerhi alınması sürecinde anlaşmanın yargısal
denetime tabi tutulması öngörülmek suretiyle bazı uyuşmazlıklar bakımından
düzenlenecek anlaşma belgelerinin kanunlarda yer alan sınırlamalara uygun
olması ve icra edilebilir nitelik taşıması yönünden gerekli güvenceler
sağlanmıştır. 42. Öte yandan Kanun’un
18. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre arabuluculuk süreci sonunda
düzenlenecek anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin verilmesi çekişmesiz
yargı işi olarak öngörülmüş ve söz konusu incelemenin dosya üzerinden yapılması
esası benimsenmiştir. Böylece mahkemenin bu aşamadaki denetim faaliyetinin
hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır. 43. Dolayısıyla
Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda
arabulucuya başvurulması dava şartı olarak öngörülmüş, (3) numaralı fıkrada
anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin alınması zorunlu tutulmuştur.
Bununla birlikte sürecin hızlı bir şekilde tamamlanması ve sayılan
uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin kanunlarda yer alan sınırlamalara
uygun olarak düzenlenmesi için gerekli araçlar sağlanmış, arabuluculuk
sürecinin etkili hâle getirilmesi ve süreç sonunda düzenlenen anlaşma
belgesinin icra edilebilir nitelikte olması için Kanun’da yeterli güvencelere
yer verilmiştir. 44. Bu itibarla
kurallarda arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde
anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesi konusunda mahkemeye
tanınan denetim yetkisinin belli uyuşmazlıklara münhasır ve sınırlı olduğu,
dolayısıyla söz konusu denetimin kapsam ve nitelik itibarıyla davaya alternatif
çözüm yolu olarak öngörülen arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların hızlı, seri
ve adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılması amacına aykırı olmadığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda devletin yargılamaların gereksiz yere
uzamasının engellenmesi ve iş yükünün azaltılması yükümlülüğüne aykırı bir yön
bulunmamaktadır. 45. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi
gerekir. Basri BAĞCI ve Selahaddin MENTEŞ bu
görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 9., 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir. IV. HÜKÜM 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle
eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinde yer alan “…ortaklığın giderilmesine…” ibaresine
yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası
ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince
REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (3) numaralı
fıkrasının; 1. B irinci cümlesinin “ Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra
edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup…” bölümünün, 2. İkinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Basri
BAĞCI ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Karşı Oy 1.
Arabuluculuk uygulamasının temel amacı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanununun genel gerekçesinde, tarafların kendi iradeleriyle
uzlaşarak uyuşmazlığa son vermeleri ve mahkemelerin iş yüklerinin azaltılması
olarak ifade edilmektedir. 2.
Aynı gerekçe içerisinde arabuluculuk uygulaması uyuşmazlıkların basit ve kolay
yollarla halledilmesinin bir aracı olarak gösterilmektedir. 3.
Arabuluculuk uygulamasının dünya genelinde farklı tarzda uygulamalarının
varlığından bahsedilen söz konusu gerekçede ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk
seçenekleri arasından mevcut kanunda ihtiyarilik sisteminin tercih edildiği
vurgusu yapılmıştır. 4.
Zaman içerisinde uygulama genişletilerek belli türdeki davalar açısından
arabuluculuk dava şartı olarak kabul edilmek suretiyle zorunlu arabuluculuk
uygulamasına da geçilmiştir. Ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda
7445 sayılı Kanun ile bu kapsama alınmıştır. 5.
Şüphe yok ki kanun koyucu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin hayata
geçirilmesinde bunların kapsam ve muhtevalarının belirlenmesinde geniş bir
takdir yetkisine sahiptir. 6.
Bu takdir yetkisinin sınırlarını ise Anayasada yer alan kriterler
oluşturacaktır. İnceleme konusunun özelliği gereği Anayasanın 141. maddesinde
ifade edilen değerlendirme unsurları ön plana çıkmaktadır. 141. maddenin son
fıkrasında davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması
yargının görevi olarak ifade edilmektedir. 7.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri de yargıyı doğrudan ilgilendiren ve
dolayısıyla bu kapsamdaki standartlara tabi olan konulardandır. Bu bağlamda
getirilecek yöntemlerin yargının kısa sürede gerçekleşmesine ve mümkün olan en
az giderle yerine getirilmesine hizmet etmesi gerekmektedir. 8.
Arabuluculuk kurumu da genel olarak yargının daha çabuk ve daha az masrafla
işlemesine hizmet eden bir müessesedir. 9.
Bu kriterler çerçevesinde ortaklığın giderilmesi davalarında zorunlu
arabuluculuk uygulaması değerlendirildiğinde hukuki, teknik ve fiili birtakım
sorunların var olduğu ortaya çıkmaktadır. (Bu konu Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli 2023/178 Esas ve 2024/125 Karar
sayılı dosyasında yer alan muhalefet şerhinde irdelenmiştir.) 10.
Arabuluculuk uygulamasının yapısı gereği sonuçta uygulanabilir bir anlaşmaya
varılabilmesi için tüm tarafların konuya dahil olması ve olumlu görüş beyan
etmeleri gerekmektedir. 11.
Ortaklığın giderilmesi davalarında en zor konulardan bir tanesi taraf teşkili
olup bu safha kimi zaman aylar hatta yıllar alabilmektedir. Arabuluculuk
kararlarının oybirliğiyle alınma gerekliliği de tarafların tamamına ulaşılmasını
zorunlu kılmaktadır. Taraflardan sadece bir tanesine bile ulaşılamaması bütün
bir süreci bir anda boş çıkartabilmektedir. Hissedar sayısının çok olduğu
dosyalarda arabuluculuk vasıtasıyla sonuca ulaşılması neredeyse imkânsız olduğu
baştan belli olmasına rağmen hiçbir nicelik ayrımına gidilmeksizin bu yolun
zorunlu kılınması anlamsız bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. 12.
Diğer yandan tarafların bazılarının yurt dışında bulunmaları, vesayet veya
velayet altında olmaları gibi durumların ortaya çıkması da muhtemel olup bu
gibi hallerde fiili ve hukuki yeni sorunların doğurmasına neden olabilmektedir. 13.
Somut itiraz dosyasında konuyu Anayasa Mahkemesi önüne taşıyan itiraz Mahkemesi
mevcut dosyada velayet altında bulunan bir tarafın bir varlığından bahsederek
konunun birçok belirsizlikler içermek potansiyeline işaret etmektedir. 14.
Bu bağlamda velayet veya vesayet altında bulunan tarafların varlığı halinde
vesayet makamlarının devreye girerek ekstra kararların alınması zorunluluğu
ortaya çıkabilmektedir. 15.
Yürütülen süreç esnasında taraflardan birinin vefatı halinde arabuluculuk
sürecinin baştan yenilenmesi gibi bir sorun da ortaya çıkmakta olup, ortaklığın
giderilmesi davalarında ise bu mesele mirasçılarının işleyen sürece taraf olarak
dahil edilmesi ile giderilmekte iken arabuluculukta bu sorun ancak süreçlerin
baştan yinelenmesi suretiyle izale edilebilmektedir. 16.
Diğer taraftan taşınmazın ayni taksime uygun olup olmadığı konusu da ayrıca ve
teknik bir değerlendirmeyi gerekli kılan başka bir sorunlu alandır. Bir kısım
taşınmazların örneğin zeytinlik veya çaylık alanlar gibi yerlerin daha küçük
parçalara taksim edilebilmesi idari makamların vereceği kararlara bağlı olup
kısa süreler içerisinde bu idari tasarrufların gerçekleştirilmesi de mümkün
gözükmemektedir. 17.
Öte yandan ayni taksim yapılacak olan taşınmazların kimi zaman mahallinde
görülerek değerlendirilme yapılması gerekliliği ortaya çıkabilmektedir.
Sözgelimi taşınmaz üzerinde bina, tesis veya ağaçların bulunması durumunda
bunların ne şekilde taksim edileceği hususunda verilecek kararların taraf
iradelerine bırakılması kimi zaman mümkünün olmayacaktır. Bu gibi hallerde
arabulucunun fiili olarak mahallinde işlem icra etmesine ilişkin bir
düzenlemenin bulunmaması dahası yapılacak işlemlerin teknik bilgiyi gerekli
kılması nedeniyle bu konuda da belirliliğin olduğunu söylemek mümkün
gözükmemektedir. 18.
Taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilen
durumlarda satış memuru olarak görevlendirme yetkisinin kimde olduğu hususu da
belirgin değildir. Bu konuda oluşturulan idari bir görüş ile icra edilebilirlik
kararı veren sulh hukuk mahkemesinin memur görevlendirmesini de yapacağı ifade
edilse de 6375 sayılı Kanunun konuyu düzenleyen 18/B maddesinin 3. fıkrasında
buna dair bir hüküm bulunmamaktadır. 19.
Belirsizlik içeren diğer bir konuda icra edilebilirlik şerhinin verilmesinden
sonra ortaya çıkabilecek tavzih ihtiyaçlarını kim tarafından karşılanacağı
sorusunun yanıtsız olmasıdır. 20.
Süreç içerisinde tereddüt duyulan hususların ortaya çıkması halinde ilk akla
gelen sulh hukuk mahkemesinin bunlara açıklık getirmesi olacaktır. Sulh hukuk
mahkemesi süreç içerisinde sadece arabulucu himayesinde oluşturulan anlaşma
tutanağının icra edilebilir olduğuna dair şerh düşmek veya bu talebi reddetmek
dışında bir fonksiyon icra etmemektedir. 21.
Arabulucu ise görevini ifa etmek suretiyle süreçten ayrılmıştır. Bu haliyle
tavzih durumunun ortaya çıkması halinde kimin muhatap olacağı sorusu da ciddi
belirsizlikler içermektedir. 22.
Tüm bunlara ek olarak, icra edilebilirlik şerhi alınmasının esaslı bir
incelemeyi gerektirdiğini gözeten yasa koyucu Kanunun 18/B. maddesinin üçüncü
fıkrasında sulh hukuk mahkemesine konuyu denetlemek, araştırmak ve gerektiğinde
duruşma yapmak gibi yetkiler vermek suretiyle icra edilebilirlik şartı
verilmesi aşamasını adeta müstakil bir dava süreci haline getirmiştir. 23.
Konunun neredeyse esasını çözecek kadar emek ve zaman harcanmasına rağmen
sonuçta icra edilebilirlik şerh verilmesinin reddine hükmedilmesi durumunda tüm
süreç klasik yönteme dönmekte, daha vahimi ise baştan itibaren yapılan tüm
işlemlerin yinelenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 24.
Arabuluculuk sürecinde ortaya konulan iradelerin toplanan bilgi ve belgelerin
sürecin akamete uğramasından sonra açılacak olan klasik bir ortaklığın
giderilmesi davasında geçerli olacağına dair bir düzenleme olmaması nedeniyle
de zaman ve emek kaybına neden olunması sonucu ortaya çıkmaktadır. 25.
Bu gerekçelerle itiraz konusu kanuni düzenlemenin yeterince belirgin olmadığını
ve yargılama süreçlerinde gider ve zaman kaybına sebebiyet verdiğini
değerlendirdiğimizden kuralın iptali gerektiği kanaatiyle aksi yöndeki çoğunluk
görüşüne iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Selahaddin MENTEŞ
|
2025/69
|
2024/161
|
06/03/2025
|
Esas - Ret
|
04/06/2025
- 32920
| null |
Var
| null | null | null | null |
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ”
| 0
|
4
| 1,982
|
2025/101
|
2025/4
|
16/01/2025
|
22/04/2025
|
(AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/04/2025, § …) Kopyala
|
Esas - Ret
|
İtiraz
|
Asliye Hukuk Mahkemesi
-
Kütahya 1
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Muhammed Nuri ÖZGÜR
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/101
|
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı
Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın
sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN
KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu
3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni
mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100
katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için
gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile
sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere
(a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise %
20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık;
tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının
(Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi
tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca
füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine
ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima
eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak
ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla
olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun
alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre,
olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı
üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer
alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi
tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve
birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde
tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu
birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde
zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte
işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi
şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her
alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI,
Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız
SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz
AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN
İNCELENMESİ 2.
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A.
Uygulanacak Kural Sorunu 3. Anayasa’nın 152.
ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan
mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin
iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali
talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural
ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte bulunan kurallardır. 4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 2330 sayılı Kanun’un nakdî
tazminatı düzenleyen 3. maddesinin iptali talep edilmiştir. Anılan maddenin
birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde söz konusu Kanun kapsamına
girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, y aşamak
için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve
desteğiyle sürdürebilecek şekilde malul olanlara, engelli hâle gelenlere ve
yaralananlara hangi oranda nakdî tazminat ödeneceği, (c) bendinde nakdî
tazminatın kanuni mirasçılara intikali hâlinde ödeme usulü, (d) bendinde kesin
raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması hâlinde avans ödenmesine ilişkin
hususlar düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise olağanüstü hâl durumunda nakdî
tazminat miktarının indirilmesi ve nakdî tazminata ilişkin hükümlerin
uygulanmaması konusunda Cumhurbaşkanının yetkili olduğu belirtilmiştir. 5. Bakılmakta olan davanın konusu kamu görevlisine 2330
sayılı Kanun uyarınca ödenen tazminatın idare tarafından ilgililerden rücuen
tahsiline ilişkindir. Bu itibarla maddenin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu fıkra ve bentlere ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel Açıklama 6. Haksız fiillerden doğan zararların
tazminine ilişkin usul ve esaslar 6098 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un
49. maddesinde k usurlu ve hukuka aykırı bir
fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına
alınmış, 51. ve devamı maddelerinde tazminatın belirlenmesine ilişkin hususlar
düzenlenmiştir. Buna göre haksız fiilden kaynaklanan
ölüm veya bedensel zarar durumunda ölenin yakınları ve bedensel zarara uğrayan
kişi, zararın tazmin edilmesini bu Kanun’un anılan hükümlerine göre haksız
fiilde bulunan kişiden talep edebilecektir. 7. Rücu davası başkasına ait bir borcu
yüklenerek yerine getiren kişinin malvarlığında oluşan kaybı zarara neden olan
kişiden talep ettiği bir dava türüdür. Haksız fiil nedeniyle uğranılan zararı
ödeyen kişi de ödediği bedelin haksız fiilde bulunan kişiden tahsil edilmesi
için rücu davası açabilir. Bu bağlamda haksız fiil nedeniyle meydana gelen
zararı karşılayan idarenin haksız fiilde bulunan kişiye karşı rücu davası
açması mümkündür. 8. Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyen
alacaklının dava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir.
Zamanaşımı süresi geçtikten sonra borçlu, borcu ifa ederse bu geçerli bir ifa
olmakla birlikte borçlunun bu borcu ifa etmeme imkânı da bulunmaktadır. Bir
başka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklı için sebepsiz
zenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama olarak da kabul edilmez ve
zamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davası
açamaz (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 11, 12). 9. Kanun’un 73. maddesinde rücu isteminin tazminatın tamamının
ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın
ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın
geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca 146. maddede kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her
alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiş olup bu süre genel
zamanaşımı süresi olarak kabul edilmektedir. C. Anlam ve Kapsam 10. 2330 sayılı Kanun’da; bu Kanun
kapsamında belli faaliyetlerde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya
da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhâl veya bu
yüzden maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu ölmeleri veya engelli
duruma gelmeleri hâlinde ödenecek nakdî tazminat ile birlikte bağlanacak
aylığın ve sayılan nedenlerle yaralanmaları durumunda ödenecek nakdî tazminatın
esas ve yöntemleri düzenlenmiştir. 11. Anılan Kanun’un 2. maddesinde Kanun
kapsamına giren kamu görevlileri ve diğer kişiler belirlenmiş, 3. maddesinde
ise bu kapsama girenlere ödenecek nakdî tazminata ilişkin usul ve esaslar
belirtilmiştir. 12. Kanun’un 3. maddesinde nakdî
tazminatın hesaplanma usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının
itiraz konusu (a) bendinde Kanun kapsamına
girenlerden; ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek devlet memuru brüt
aylığının (ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, (b) bendinde ise yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve
hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara
200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın %
25'inden % 75'ine kadar yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik
ve yaralanma derecesine göre nakdî tazminat ödeneceği belirtilmiş, söz
konusu bentleri bağlayan hükümde ise bu nakdî tazminatın tespitine esas
tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek devlet
memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt tutarı olduğu belirtilmiştir. 13. Bu
kapsamda Kanun’la, başvuruları aranmaksızın, idare tarafından resen harekete
geçilerek Kanun kapsamındaki kişilere itiraz konusu kural uyarınca belirtilen
tutarda nakdî tazminat ödenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ç. İtirazın Gerekçesi 14. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda nakdî
tazminatın hesaplanmasında esas alınacak tarihin belirlenmesine rağmen
tazminata karar verecek olan komisyona başvuru ve komisyonun karar verme
süresine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, tazminat miktarı karar tarihine
göre değişkenlik göstereceğinden başvuru ve karar süresine ilişkin
belirsizliğin nakdî tazminatın rücu edileceği üçüncü kişilerin sorumlu olacağı
miktarı öngörememelerine neden olduğu, kuralın bu yönüyle belirli ve
öngörülebilir olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 5.,
17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. Anayasa’nın 17. maddesinde “ Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve
vazgeçilmez haklarındandır. 16.
Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır.
Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınmış olan
yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkili
bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına
bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitif
yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda söz
konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını
gerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §
13). 17.
Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin yaşama hakkı ile maddi ve
manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere
yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkili
mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan
yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların
kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir
karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82,
K.2022/167, 29/12/2022, § 49). 18.
Ölüm veya cismani z arara uğrayan kişi bu ve
benzeri zararlarının giderilmesini zarara neden olan gerçek veya tüzel kişiden
talep edebilir. Ancak kanun koyucu kamusal nitelikteki bazı hizmetlerin
ifasındaki tehlike nedeniyle bu hizmetlerde ölenlerin yakınlarının veya yaralananların
zararının devlet tarafından karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapabilir.
Nitekim bazı görevlerin yerine getirilmesindeki tehlike gözetilerek 2330 sayılı
Kanun kabul edilmiş ve itiraz konusu kural kapsamında tazminatın hesaplanmasına
ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 19.
Haksız fiilden kaynaklanan bedensel zararın
tazminine ilişkin sistemin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamında olup bu konuda anayasal sınırlar içinde tazmin mekanizmasının
düzenlenmesi mümkündür. Kuralın da yer aldığı söz konusu Kanun, belli kamusal
nitelikteki görevleri üstlenen kişilerin görevleri nedeniyle uğradıkları
bedensel zararın hızlı ve etkin biçimde tazmin edilmesini amaçlamaktadır. 20.
Zarara uğrayan kişilere başvuru şartı aranmaksızın Kanun kapsamında nakdî
tazminatın ödenmesi öngörülmüştür. Ancak idarenin resen harekete geçmemesi
durumunda nakdî tazminat talep eden kişinin tazminatın ödenmesi için idareye başvurması, idarenin bu
talebi reddetmesi veya talebe cevap vermemesi hâlinde de 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre süresi içinde dava açması mümkündür. 21.
Kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, nakdî tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın
tazminat verilmesine dair karar tarihindeki ek gösterge dâhil en yüksek devlet memuru
aylığının brüt tutarı olduğu belirlenmek
suretiyle nakdî tazminat komisyonuna başvurunun gecikmesi veya komisyonun karar
alma sürecinin uzaması hâlinde paranın satın alma gücünde değer kaybına
uğraması önlenerek kişinin zararının etkin şekilde tazmin edilmesi
amaçlanmıştır. K aldı ki Kanun
kapsamında karşılanmadığı düşünülen zararların doğrudan haksız fiilde bulunan
kişilerden tazmin edilmesine de herhangi bir engel bulunmamaktadır. 22. Bu itibarla kamusal
nitelikte belli hizmetleri yerine getiren kişilerin zararlarının etkin şekilde
tazmin edilmesine ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Anayasa’nın 5. ve 17.
maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 23. Öte yandan nakdî tazminatın ödenmesine eylemleriyle
neden olan kişilere rücu edilmesine ilişkin bir düzenlemeye 2330 sayılı
Kanun’da yer verilmemiştir. Bununla birlikte idarenin ödediği tazminatı,
tazminat ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere genel hükümlere göre rücu
etmesi mümkündür. Başvuru kararında kuralda tazminatın hangi tarihte
ödeneceğine ilişkin olarak bir süre sınırı bulunmaması nedeniyle kuralın rücu
davasına muhatap olan üçüncü kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında
bırakılmalarına sebebiyet verdiği ileri sürüldüğünden kuralın rücuen tazminat
davaları yönüyle de incelenmesi gerekir. 24.
Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz. ” denilmek
suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde bir
temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir
şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla
sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının
korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. 25.
Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar
ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin
alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu
bulunmaktadır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla
yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla
yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Buna göre bir
yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için
etkin bir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradan
etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan
müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin
biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11,
K.2019/86, 14/11/2019, § 15; Hesna Funda
Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, §
72; Nihal Soydan [2. B.] , B. No:
2015/3112, 23/1/2019, § 35). 26. Alacağın süresinde ödenmemesi nedeniyle açılan dava
veya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakları
çatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerinin alacaklı ve borçlu
tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi gerekmektedir. Bununla
birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin
kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı
yönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki
tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan
biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir.
Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde
ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM,
E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, § 26). 27. Uzun yıllar
öncesine dayanan bir borcun ödendiğinin ya da sona erdiğinin ispat edilmesi,
ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkin hukuki işlemlere ait belgelerin saklanması
ve eski olguların mahkemelerce değerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerek
alacak hakkının talep edilmesi belirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuatta
öngörülen benzer itiraz ve dava açma süreleri aynı zamanda hukuk devletinin
gereklerinden olan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudan
ilgili olup düzenlemelerle anılan ilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır.
Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusunda hareketsiz kalması nedeniyle
alacağının tahsili için gerekli hukuki himayeden mahrum bırakmaktadır. Bu
şekilde borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek
uyuşmazlıklara karşı korunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altında
kalmasının önlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§
27, 28). 28. 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine göre
kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına
tabidir. 2330 sayılı Kanun’da nakdî tazminata hak kazanan kişinin ne kadar sürede idareye
başvurabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte genel zamanaşımı
süresinin bu alacak bakımından da geçerli olduğu açıktır. Nitekim Danıştay
içtihadında da nakdî tazminat talebiyle yapılacak başvurunun 6098 sayılı
Kanun’da yer alan on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde yapılması
gerektiği kabul edilmektedir (diğerleri arasından bkz. Danıştay 12. Dairesi, E.2019/7790, K.2021/4075,
17/6/2021; E.2019/7714, K.2020/944, 5/2/2020; Danıştay 11. Dairesi, E.2016/435,
K.2018/971, 20/2/2018; Danıştay 15. Dairesi, E.2013/2340, K.2015/1242,
3/3/2015). 29. Anılan Kanun’un 73.
maddesine göre rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu
kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın
tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Kişinin yerine getirdiği görev nedeniyle ölüm veya bedensel zararın idarece
doğrudan giderilmesini amaçlayan 2330 sayılı Kanun gereğince ödemeyi yapan
idarenin bu tazminatın ödenmesine neden olan kişiye karşı açacağı rücu
davasında da anılan zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Bu itibarla kuralın zarara neden olan kişilere karşı rücu
talebinin ileri sürülebileceği süre yönünden hukuki
güvenlik ve hukuki istikrar ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 30. Diğer yandan haksız
fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar her bir olayın somut
özelliklerine göre tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde belirlenmekte
olup haksız fiili nedeniyle tazminat ödenmesine neden olan kişinin sorumluluğu
ve bu kişiye rücu edilecek bedel kişinin neden olduğu zararla sınırlıdır.
Dolayısıyla rücu edilecek kişinin haksız eylemi nedeniyle sorumlu olduğu miktarı öngöremeyeceği de
söylenemez. 31. Bu itibarla haksız
fiiliyle tazminat ödenmesine neden olan kişiye yöneltilebilecek rücu davası
bakımından, zarara uğrayan kişinin on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde
idareye başvurması gerektiği, idarenin tazminatın ödenmesine neden olan kişiye
sorumlu olduğu miktarda rücu edebileceği ve bu alacak bakımından da 6098 sayılı
Kanun’un 73. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin geçerli olduğu
gözetildiğinde kuralın rücu davasına muhatap olan kişileri belirsiz bir süre
ödeme baskısı altında bıraktığı söylenemeyeceği, bu yönüyle kişilere ölçüsüz
bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır. 32. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri yönünden yapılan
değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40.
maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 3 /11/1980 tarihli ve
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin; A. B irinci fıkrasının; 1. (c) bendi ile
anılan fıkraya 7/6/1990 tarihli ve 3658 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen
(d) bendinin itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bentlere
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, B. İkinci
fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 22/4/2025 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/101
|
2025/4
|
22/04/2025
|
Esas - Ret
|
23/06/2025
- 32935
| null | null | null | null | null | null |
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ”
| 0
|
5
| 1,982
|
2025/93
|
2025/101
|
22/04/2025
|
22/04/2025
|
(AYM, E.2025/101, K.2025/93, 22/04/2025, § …) Kopyala
|
İlk - Ret vd.
|
İtiraz
|
Asliye Ceza Mahkemesi
-
Yalova 7
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Ahmet Hakan SOYTÜRK
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/93
|
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ
edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188
sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250.
maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle
şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah
ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250.
maddesinin itiraz konusu kuralın da yer
aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da
soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya
da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme
usulü uygulanmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan
ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan
SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ”
başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna
başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının
bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici
mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme
tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması
mümkün değildir. 3. 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın
mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa
Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş
ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun
veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından
esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin
itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla
başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/51 esasına
kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken
aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle bu
başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle anılan Kanun’un 41. maddesinin (2)
numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun Kanun’un 40.
maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi
gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı
ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer
alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin
iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları
gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/93
|
2025/101
|
22/04/2025
|
İlk - Ret vd.
| null | null | null | null | null | null | null |
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ”
| 0
|
6
| 1,982
|
2025/89
|
2025/13
|
16/01/2025
|
27/03/2025
|
(AYM, E.2025/13, K.2025/89, 27/03/2025, § …) Kopyala
|
Esas - İptal
|
İtiraz
|
İdare Mahkemesi
-
Rize
|
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
|
Şermin BİRTANE
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/89
|
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı :
26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670
sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine
aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama
cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu
kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur. I. İPTALİ
İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri
işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten
itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin
durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin
kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi
zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği
tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde
ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan
GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve
Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava
sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu
hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak
anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için
elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması,
iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak
kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 657
sayılı Kanun’un 127. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin
birinci fıkrasında; bu Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiil ve hâlleri
işleyenler hakkında, bu fiil ve hâllerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten
itibaren, uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması
cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma
cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin
cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Kuralın
ikinci fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği
tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde
ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Bu itibarla birinci
fıkrada memurlar hakkında verilecek disiplin cezalarına ilişkin soruşturma
zamanaşımı, ikinci fıkrada ise ceza zamanaşımı düzenlenmiştir. 4. Bakılmakta olan davanın konusu kınama
cezası verilmesine ilişkin işlemin idare mahkemesince iptal edilmesinden sonra idarece
aynı olaya dayalı olarak yeniden tesis edilen kınama cezasıdır. Bu itibarla
bakılmakta olan davada kuralın birinci fıkrasında öngörülen zamanaşımına
ilişkin bir uyuşmazlığın bulunmadığı gözetildiğinde bu fıkranın bakılmakta olan
davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan fıkraya ilişkin
başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 5. Diğer yandan kuralın ceza
zamanaşımıyla ilgili olan ikinci fıkrası tüm disiplin cezaları bakımından
geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davanın konusunun kınama
cezası olduğu gözetildiğinde kuralın ikinci fıkrasının esasına ilişkin
incelemenin “ kınama cezası ” yönünden yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenlerle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle
değiştirilen 127. maddesinin; A. Birinci fıkrasının itiraz
başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı
bulunmadığından bu fıkraya yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci fıkrasının esasının
incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ kınama
cezası ” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin
BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun
hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. Ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da
idarenin cezalandırma yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır.
İlgili kanunlarda öngörülen sürelerin geçmesiyle disiplin soruşturmasının
açılması ya da disiplin cezası verme yetkisi ortadan kalkmaktadır. Bu bakımdan
disiplin hukukunda zamanaşımı, belirli bir süre geçtikten sonra disiplin cezasının
verilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve kamu görevlilerinin süresiz olarak ceza
tehdidiyle karşı karşıya kalmaması için getirilen hukuki bir güvencedir (AYM,
E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 43; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 12). 9. Disiplin hukukunda soruşturma zamanaşımı ve ceza
zamanaşımı olmak üzere iki tür zamanaşımı söz konusudur. Disiplin cezası
verilmesini gerektiren fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren
kanunda belirtilen sürenin geçmesi nedeniyle disiplin soruşturması açılmasını
engelleyen zamanaşımına soruşturma zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihten
itibaren kanuni süresi içinde soruşturma açılmakla birlikte ceza verilebilmesi
için kanunda öngörülen sürenin geçirilmesiyle disiplin cezası verilmesini
engelleyen zamanaşımına ise ceza zamanaşımı denilmektedir. Kamu düzenine
ilişkin olan bu sürelerin idari makamlar ve yargı mercileri tarafından resen
gözetilmesi zorunludur (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 44; E.2023/5,
K.2023/45, 9/3/2023, § 13). 10. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin
birinci fıkrasında; disiplin cezalarına konu fiileri işleyenler hakkında bu
fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren uyarma, kınama, aylıktan
kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin
soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin
kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin
zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. 11. Anılan maddenin itiraz konusu ikinci
fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten
itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme
yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Kural, “ kınama cezası ”
yönünden incelenmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 12. Başvuru kararında özetle; itiraz
konusu kuralda disiplin cezalarının mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine
yeniden disiplin cezası verilmesinde uyulacak zamanaşımı sürelerine ilişkin
olarak herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, bu eksikliğin yorum
farklılıklarına ve yeknesak olmayan uygulamalara sebebiyet verdiği, ayrıca
eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 13. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 14. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine
açık olan devlettir. 15. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler
hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk
normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41,
K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 19). 16. İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları,
davaya konu işlemin hukuk âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur
ve aynı koşullar devam ettiği sürece bu konuda yeniden işlem tesis edilemez.
Disiplin cezasının eylemin sübut bulmadığı ya da zamanaşımı süresi geçtikten
sonra tesis edildiği gibi gerekçelerle iptal edilmesi üzerine aynı konuda
yeniden bir disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Ancak bazı iptal
kararlarının gerekçesi idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da
gerekli kılabilir. Örneğin iptal davasına konu bir disiplin cezasının dayanağı
olarak ileri sürülen eylemin niteliği gereği daha hafif bir cezayı gerektirdiği
gerekçesiyle verilen bir iptal kararı üzerine idari makamlar anılan gerekçe
doğrultusunda daha hafif olan cezanın verilmesi yoluna gidebilecektir. Yine
dava konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul
hükümleri yönünden hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal
kararları üzerine idare tarafından iptale neden olan hukuka aykırılıklar
giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis edilmesinin önünde hukuki
bir engel bulunmamaktadır (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 52; E.2023/5,
K.2023/45, 9/3/2023, § 20). 17. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin itiraz konusu
ikinci fıkrasında disiplin ceza zamanaşımı süresi iki yıl olarak
düzenlenmiştir. Kuralda disiplin cezasının idare mahkemesince yetki ve şekil
unsurları yönünden iptalinde olduğu gibi karar gerekçesinin idarece aynı konuda
yeni bir işlem tesisini mümkün kıldığı durumlarda uyulması gereken zamanaşımı
sürelerine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. 18. İdari düzenin korunması ve kamu hizmetinin düzgün
işlemesi amacıyla getirilen disiplin cezaları ile genel toplum düzenini koruyan
ceza hukuku alanındaki cezalar arasında cezanın amacı, veriliş usulü ve
sonuçları yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Anılan farklılıklar
zamanaşımının işleyişinde de kendini göstermektedir. Bu anlamda disiplin hukuku
bakımından disiplin cezası verme zamanaşımı, cezayı gerektiren fiilin işlendiği
tarih itibarıyla başlayan ve cezanın verilmesine kadar geçen sürece ilişkindir.
Anılan cezaya karşı hak arama özgürlüğü kapsamında idari ve yargısal mercilere
başvurulması, akabinde cezanın iptal edilmesi üzerine iptal kararı
doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis etmesine ilişkin sürecin
ise ayrı bir aşama olması nedeniyle disiplin ceza zamanaşımından bağımsız
olarak değerlendirilmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 56; E.2023/5,
K.2023/45, 9/3/2023, § 24). 19. Öte yandan iptal kararının gerekleri doğrultusunda
idarenin yeni bir disiplin cezası tesis ederken hiçbir süreyle sınırlı
tutulmaması da kabul edilemeyeceğinden idarenin yeni cezayı makul bir sürede
tesis etmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 57; E.2023/5,
K.2023/45, 9/3/2023, § 25). 20. Bu itibarla anılan Kanun’da belirtilen ceza
zamanaşımı süresi yargı kararından önce verilen ilk disiplin cezaları için
geçerli olup yargı kararı uyarınca yeni bir disiplin cezasının tesis edileceği
durumlarda idarenin vakit geçirmeden harekete geçmesi ve makul bir süre içinde
yargı kararını uygulaması gerekmektedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019,
§ 58; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 26). 21. Kuralda, disiplin cezalarına karşı idari yargıda
açılan davalarda verilen iptal kararlarının gerekçesinin idareye ilgili hakkında
başka bir disiplin işlemi tesis etme olanağı tanıması hâlinde idarece yeniden
işlem tesisi sırasında uyulması gereken zamanaşımı sürelerine ilişkin olarak
herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Başka bir deyişle bir disiplin
soruşturmasının başlatılması, elde edilen bulgular ve yapılan değerlendirmeler
sonucunda fiile uygun disiplin cezasının verilmesi, bu cezaya karşı dava
açılması üzerine mahkemece, yeni bir ceza verilmesini mümkün kılacak bir
gerekçeyle cezanın iptaline hükmedilmesi ve idare tarafından bu karara uygun
şekilde yeniden disiplin cezası tesis edilmesi şeklinde özetlenebilecek bir
sürecin nihai olarak ne kadar sürede tamamlanacağı 657 sayılı Kanun’da
düzenlenmemiştir. Bu yönüyle kuralın kınama cezasını gerektiren hâllerle ilgili
olarak, kamu görevlilerinin disiplinsizliğinin cezasız kalmaması şeklindeki
kamu yararı amacı ile kişilerin süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya
kalmasının önlenmesi yönündeki hukuki menfaat arasında adil dengeyi koruyacak
güvenceleri içermediği sonucuna varılmıştır. 22. Bu itibarla kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını
önleyecek nitelikte tedbirler içermeyen, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik
ilkeleriyle bağdaşmayan kural hukuk devleti ilkesini ihlal etmektedir. 23. Açıklanan nedenlerle kural “ kınama cezası ”
yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 24. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak
mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak
iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca
kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 25. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin ikinci fıkrasının
“ kınama cezası ” yönünden iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu
yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak
dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin ikinci fıkrasının “kınama cezası” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE , iptal
hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 27/3/2025 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
|
2025/89
|
2025/13
|
27/03/2025
|
Esas - İptal
|
26/06/2025
- 32938
| null | null | null | null | null | null |
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK
|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ”
| 1
|
7
| 1,982
|
2025/106
|
2025/118
|
07/05/2025
|
07/05/2025
|
(AYM, E.2025/118, K.2025/106, 07/05/2025, § …) Kopyala
|
İlk - Ret vd.
|
İtiraz
| "İcra Hukuk Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
| "Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
|
Hilal YAZICI
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/106
| "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/202(...TRUNCATED)
|
2025/106
|
2025/118
|
07/05/2025
|
İlk - Ret vd.
| null | null | null | null | null | null | null | "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/202(...TRUNCATED)
| "İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve(...TRUNCATED)
| 0
|
8
| 1,982
|
2025/60
|
2025/75
|
06/03/2025
|
06/03/2025
|
(AYM, E.2025/75, K.2025/60, 06/03/2025, § …) Kopyala
|
İlk - Ret vd.
|
İtiraz
| "İş Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
| "Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
|
Özge ULUKAYA
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/60
| "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
|
2025/60
|
2025/75
|
06/03/2025
|
İlk - Ret vd.
| null | null | null | null | null | null | null | "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
| "İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 say(...TRUNCATED)
| 0
|
9
| 1,982
|
2025/63
|
2025/72
|
06/03/2025
|
06/03/2025
|
(AYM, E.2025/72, K.2025/63, 06/03/2025, § …) Kopyala
|
İlk - Ret vd.
|
İtiraz
| "İş Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
| "Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
|
Muhammed Nuri ÖZGÜR
|
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/63
| "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
|
2025/63
|
2025/72
|
06/03/2025
|
İlk - Ret vd.
| null | null | null | null | null | null | null | "ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
| "İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 s(...TRUNCATED)
| 0
|
End of preview. Expand
in Data Studio
For citing:
@INPROCEEDINGS{11206864,
author={Erdoğanyılmaz, Cihan and Naç, Ali Yasir},
booktitle={2025 10th International Conference on Computer Science and Engineering (UBMK)},
title={Predicting Norm Control Decisions of the {Turkish} {Constitutional} {Court} Using {Explainable} {AI} Techniques},
year={2025},
pages={657-662},
abstract={The application of Natural Language Processing (NLP) to Legal Judgment Prediction (LJP) has gained significant momentum, yet most research in the Turkish legal domain has focused on individual applications to the Constitutional Court. This paper addresses a critical gap by tackling, for the first time, the prediction of norm control decisions, which involve the abstract constitutional review of legislation. We frame this as a binary classification task to predict annulment or rejection outcomes. A novel dataset was curated from publicly available court decisions and meticulously preprocessed to prevent data leakage. We establish a reasonable baseline performance using a Transformer-based model pre-trained on a large Turkish corpus and introduce a novel Explainable AI (XAI) approach to interpret these predictions by analyzing the model’s focus. This foundational work opens a new and challenging frontier for LJP research, focusing on a higher level of legal abstraction.},
keywords={Analytical models;Law;Explainable AI;Reviews;Computational modeling;Legislation;Focusing;Predictive models;Transformers;Natural language processing;Legal Judgment Prediction;Natural Language Processing;Transformer Models;Turkish Constitutional Court;Norm Control;Explainable AI},
doi={10.1109/UBMK67458.2025.11206864},
ISSN={2521-1641},
month={sep}
}
- Downloads last month
- 7