Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
Unnamed: 0
int64
Dönemi
int64
Karar No
string
Esas No
string
İlk İnceleme Tarihi
string
Karar Tarihi
string
Künye
string
Dosya Sonucu (Karar Türü)
string
Başvuru Türü
string
Başvuran (Genel) - Başvuran (Özel)
string
Üyeler
string
Raportör
string
url
string
karar_metin
string
karar_no
string
esas_no
string
karar_tarihi
string
karar_turu
string
Resmi Gazete
string
Basın Duyurusu
string
Karşı Oy
string
Kararın Yürürlüğünde Erteleme
string
Farklı/Ek Gerekçe
null
Sınırlama
null
Sözlü Açıklama
null
temizlenmis_karar_metin
string
karar_metni_model_girdisi
string
ihlal_tespiti
int64
0
1,982
2025/92
2025/95
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Sarıkaya
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/92
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un basit yargılama usulünde itirazı düzenleyen 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptalini talep etmiştir. 4. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde basit yargılama usulüyle verilen hükümlere karşı itiraz edilmesi üzerine yargılamanın hangi mercii ve hâkim tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre verilen karara itiraz edilmesi üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa bu hâkim tarafından aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilecek hâkim tarafından duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. 5. Bakılmakta olan davada ise basit yargılama usulü uygulanmadığı gibi anılan usulle verilmiş bir karara itiraz üzerine genel hükümlere göre görülmekte olan bir dava da söz konusu değildir. İtiraz konusu kuralın konusunun basit yargılama usulüyle verilen kararlara itiraz üzerine izlenecek usule ilişkin olduğu da gözetildiğinde kuralın bakılmakta olan davada uygulanma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6. Açıklanan nedenle kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/92
2025/95
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/95 Karar Sayısı : 2025/92 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sarıkaya Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 10., 11., 36., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarından açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir: “ Basit yargılama usulünde itiraz Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.) (1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir. (2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır. (3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır. (4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. (5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. (6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. (7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.)Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir. ”
0
1
1,982
2025/72
2024/169
24/09/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/169, K.2025/72, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
Sulh Ceza Hâkimliği - Gaziosmanpaşa 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Derya ATAKUL
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/72
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025 - 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 3. 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması amacıyla kararlar alma yetkisi Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. 4. Anılan Kanun ve madde uyarınca alınan kararlara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ile bu tüzel kişilerin yetkilisi veya temsilcisi olan gerçek kişiler hakkında uygulanacak olan yaptırımlar ise Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasına göre Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması durumunda fiil 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılacaktır. B. İtirazın Gerekçesi 5. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması ya da yurda sokulması kabahatinin işlenmesi hâlinde yaptırımın maktu para cezası şeklinde belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın şartlarını değerlendiremediği, bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan ve korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasına imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 6. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir. 7. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). 8. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucu doğuran kamusal işlem ve eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur ( Tülay Arslan ve diğerleri [1. B], B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77). 9. Kural, 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması hâlinde ve bu fiil 5607 sayılı Kanun hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişinin eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs hâlinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezasıyla cezalandırılmasını öngörmek suretiyle mülkiyet hakkını sınırlamaktadır. 10. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. 11. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. 12. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 13. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 14. Kuralda hangi hâl ve şartlarda, kimlere, ne kadar idari para cezasının uygulanacağı herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik ölçütünü sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. 15. Kamu düzeni ve ekonomik istikrarın korunması açısından belirli kıymetlerin izinsiz olarak ülkeye sokulması ya da ülkeden çıkarılması, devletin kontrolü altında tutulması gereken bir faaliyettir. Devlet, bu tür malların serbest dolaşımını sınırlandırarak hem kendi ekonomik güvenliğini hem de vatandaşlarının refahını koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyi hedeflemektedir. Kuralla izinsiz olarak yapılan bu tür fiillerin doğrudan suç ya da kabahat oluşturmaması durumunda dahi ilgili kişilere idari para cezası uygulanarak caydırıcılığın sağlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu suretle kanun koyucu, mülkün kamu yararına kullanılmasını denetlemek için ekonomik değeri yüksek olan malların hareketini düzenleme ve izinsiz işlemleri yaptırıma bağlama yolunu tercih etmektedir. Bu itibarla Kanun’un 1. maddesinde belirtilen kıymetlerin yurda giriş ve çıkışının kontrol edilmesinde kamu yararının bulunduğu, dolayısıyla sınırlamanın meşru bir amaç taşıdığı açıktır. 16. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik , gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 17. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu Mohammad Atamleh ([GK], B. No: 2020/9691, 29/2/2024) kararında kuralda öngörülen idari yaptırımı Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden değerlendirmiş ve kuralın mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğuna karar vermiştir. 18. Anılan kararda bildirim koşulunu sağlamaya yönelik olan idari para cezası şeklindeki yaptırımın kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu, ayrıca kuraldaki fiilin suç olarak düzenlenmediği ve bu fiil için adli bir yaptırım da öngörülmediği, kabahat olarak düzenlenen fiile yaptırım olarak yalnızca idari para cezasının belirlendiği de gözönünde bulundurularak sınırlamanın gereklilik koşulunu sağladığı kanaatine varılmıştır ( Mohammad Atamleh , § 52). 19. Kararda orantılılık yönünden yapılan incelemede ise kuralın kabahatin işlendiğinin tespiti hâlinde somut olayın niteliğinden bağımsız olarak sabit oranda bir idari para cezasının uygulanmasını zorunlu kılmak suretiyle hâkime takdir yetkisi tanımadığı, öngörülen meşru amaca ulaşmada kullanılan aracın ilgililer bakımından katlanılabilir nitelikte olup olmadığını değerlendirmeye, müdahalenin ağırlığı ile gerçekleşen netice arasında bir orantısızlık bulunup bulunmadığını ve ulaşılan sonucun adil olup olmadığını belirlemeye izin vermediği belirtilerek kuralda öngörülen para cezasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir ( Mohammad Atamleh , §§ 57, 58). 20. İtiraz konusu kurala ilişkin olarak anılan kararda yapılan değerlendirmeden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Buna göre kuralın kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı, korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermemek suretiyle olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellediği gözetildiğinde kişilere aşırı bir külfet yüklediği sonucuna varılmıştır. 21. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 13 . ve 35 . maddelerine aykırı dır . İptali gerekir. İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 22. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 23. 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasının iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI KARŞIOY GEREKÇESİ Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının Anayasa Mahkemesince mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verilmesini müteakiben yeniden yargılama yapılmak üzere açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkeme iptali için başvurmuştur. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla 1567 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması ya da yurda sokulması kabahatinin işlenmesi halinde yaptırımın maktu para cezası şeklinde belirlenmesi nedeniyle mahkemelerin somut olayın şartlarını değerlendiremediği, bu itibarla hâkime takdir yetkisi tanımayan, dolayısıyla korunmak istenen meşru amaç ile mülkiyet hakkı arasında adil bir dengenin kurulmasına imkân vermeyen kuralın Anayasa’nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Sayın çoğunluk tarafından kabahati işleyen kişinin kusur derecesi, paranın kaynağı, korunmak istenen meşru amacın ne ölçüde zarar gördüğü gibi unsurları incelemeye imkân vermediği, olayın şartlarına göre müdahaleyi ölçülü kılabilecek farklı sonuçlara ulaşılmasını engellemekte olduğu, idari yaptırıma konu kabahatin koruduğu hukuki menfaatin ülkeye altın giriş çıkışını takip etmekten ibaret olduğu halde verilen sabit oranlı cezanın aşırı bir külfete yol açtığı, dolayısıyla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın orantılı olmadığı gerekçesiyle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 2020/3691 başvuru numaralı ve 29/02/2024 karar tarihli karşı oy gerekçemizde ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında iptal talebine konu kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği öngörülen müdahale amacıyla kişilere yüklenen külfetin orantılı olduğu, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere ilişkin güvenceler yönünden orantılı ve ölçülü olduğu düşünüldüğünden çoğunluğun iptali gerektiği yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir. Üye İrfan FİDAN Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/72
2024/169
06/03/2025
Esas - İptal
13/06/2025 - 32925
Var
Var
Var
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/169 Karar Sayısı : 2025/72 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G. Tarih – Sayı : 13/6/2025 - 32925 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 24/12/2008 tarihli ve 5827 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Bildirim ve izin şartına uyulmadan yurt dışına kıymetli maden çıkarılması nedeniyle verilen idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008- 5827/1 md.) Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. ... ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü Kanun’un 1. maddesi şöyledir: “Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954- 6258/1 md.) Kambiyo , nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.”
1
2
1,982
2025/70
2024/1
18/01/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/1, K.2025/70, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
İcra Hukuk Mahkemesi - Trabzon 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ömer MENCİK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/70
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 2548 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptalini talep etmiştir. Anılan Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinin birinci fıkrasında miktar ve kıymeti belirli olan ilamlı ve ilamsız alacaklardan tahsil olunan paradan %2 oranında, miktarı belirli olmayan ilamların icrasında ise tahsil harcının yarısı oranında harç alınacağı öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde maktu harçların ilamın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınacağı düzenlenmiştir. İtiraz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise bu harçların borçluya yükletilemeyeceği ve icra takibine konu meblağın bir milyon liradan aşağı olması durumunda harç alınmayacağı hüküm altına alınmıştır. 4. Bakılmakta olan davanın konusunu işçilik alacağına ilişkin ilama dayalı olarak başlatılan icra takibinde tahsil edilen alacaktan alınan %2 oranında cezaevi yapı harcı oluşturmaktadır. Bu itibarla bakılmakta olan davaya konu icra takibinin ilamlı ve takibe konu alacağın da belirli olması nedeniyle kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve “ …ve kıymeti muayyen olmıyan ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. 5. Diğer yandan takibe konu alacak miktarının bir milyon liranın üzerinde (1.00 TL) olması nedeniyle kuralın ikinci fıkrasında yer alan “ …ve mahkûmunbih meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün de bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan ibarelere ve bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 6. Öte yandan kuralın birinci fıkrasının kalan kısmı bakılmakta olan davada uygulanan, miktarı belirli olan ilamlı icra takiplerinin yanı sıra uygulanma imkânı bulunmayan, miktarı belirli olan ilamsız icra takipleri ile miktarı belirli olmayan ilamlı icra takipleri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. 7. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın birinci fıkrasının birinci cümlesinin kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 8. Açıklanan nedenlerle 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “ …ve ilamsız… ” ve “ …ve kıymeti muayyen olmıyan ilamların icrasından tahsil harcının yarısı… ” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Birinci cümlesinin kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan “ …ilamlı… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, 3. İkinci cümlesinin esasının incelenmesine, B. İkinci fıkrasının; 1. …ve mahkûmunbih meblağ birmilyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Uygulanacak Kural Sorunu 10. 2548 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu ikinci cümlesi, değeri belirli olmayan ilamların icrasında alınan maktu cezaevi yapı harcına yönelik hüküm içermektedir. Bakılmakta olan davanın konusunu ise miktarı belirli olan bir alacakla ilgili olarak yapılan ilamlı icra takibi oluşturmaktadır. Bu itibarla anılan Kanun’un birinci fıkrasının itiraz konusu ikinci cümlesinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel Açıklama 11. Harç, devletin yüklendiği görevleri yerine getirebilmek için anayasal sınırlar içinde egemenlik yetkisine dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim gibi bir çeşit kamu geliridir. Ödenen vergiler bakımından vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın harç, bireylerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları (tapu, pasaport gibi) karşılığında bu hizmetlerin maliyetlerine katılmaları amacıyla kamu gücüne dayanılarak getirilen mali bir yükümlülüktür ( AYM, E.2011/28, K.2012/22, 16/2/2012; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012). 12. Ülkemizde farklı kanunlarla farklı türlerde harçlar düzenlenmiştir. Bu kapsamda öngörülen yargı harçları mahkeme ve icra harçlarından oluşmaktadır. İcra harçlarına 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 2548 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Cezaevi yapı harcı da 2548 sayılı Kanun’da düzenlenen yargı harçları kapsamında icra harcı olarak öngörülmüştür. 13. 492 sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise kanunda yazılı hâller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasında kanunlarda aksi belirtilmediği sürece bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu, bu masrafların ayrıca hüküm ve takibe gerek kalmaksızın borçludan tahsil olunacağı hüküm altına alınmıştır. 14. 2548 sayılı Kanun’da cezaevi yapı harcı açısından bu genel ilkeden ayrılarak söz konusu harçtan alacaklının sorumlu olduğu, icranın yapılmasına sebebiyet vermesi bağlamında haksız taraf konumunda olan borçluya bu harcın yükletilemeyeceği açıkça öngörülmüştür. C. İtirazın Gerekçesi 15. Başvuru kararında özetle; cebrî icranın doğrudan bir yargılama faaliyeti olmamakla birlikte bireylerin hakkı olan edimi elde etmelerini sağladığı, bu yola başvurulması durumunda taraflar açısından bazı mali yükümlülüklerin öngörüldüğü, bunların bir kısmının borcunu ödememek suretiyle uyuşmazlık çıkmasına neden olan borçluya yükletilerek alacaklı ile borçlu arasında hakkaniyete uygun bir dengenin kurulmaya çalışıldığı ancak itiraz konusu kurallar gereğince cezaevi yapı harcının tamamen alacaklıya yükletilmesinin hakkaniyete aykırı durumlara neden olduğu, genel bütçe kapsamında yapılması gereken ceza infaz kurumlarının adil bir vergilendirme sistemi kurulmadan alacaklıdan alınacak harçlarla yapılmasının vergi adaletiyle bağdaşmadığı, kurallarla mülkiyet hakkının da ihlal edildiği, yapılacak kesintiyle ilgili olarak alacağın niteliği hususunda da bir ayrımın öngörülmediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 16. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 17. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §§ 20-21). 18. Mülkiyet hakkı ; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır ( Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1.B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137). 19. Anayasa’nın “ Hak arama hürriyeti ” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında ise “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28). 20. Kararın icrası hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu oluşturmaktadır ( Filiz Fırat [1.B.] , B. No: 2014/10305, 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı kapsamında değerlendirilmektedir (AYM, E.2023/76, K.2023/155, 13/9/2023, § 20). 21. Kararın icrası hakkı özel hukuk ilişkilerinde devlete, borçlu aleyhine verilmiş bir kararda yer alan borcu alacaklıya ödeme sorumluluğu yüklememektedir. Özel kişiler aleyhine kurulan hükümlerde devletin yükümlülüğü erişilebilir, fiilen ve hukuken etkili bir cebrî icra sistemi kurmaktan ibarettir. A leyhine hüküm kurulan tarafın bu hükmün gereğini rızayla yerine getirmemesi durumunda lehine hak tanınan kişi devletin kurduğu cebrî icra mekanizmasının işletilmesi için başvuruda bulunarak kararın devlet eliyle uygulanmasını temin edebilir. Devletin yükümlülüklerinin bir gereği olarak oluşturulan cebrî icra sistemine erişilmesini güçleştiren veya imkânsız hâle getiren başvuru şartları ya da mali yükümlülükler kararın icrası hakkını ihlal edebilir. 22. Kurallarda kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı olarak başlatılan icra takibine konu alacağın tahsil edilen kısmından %2 oranında harç kesilmesi öngörülmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirildiği açıktır. Ayrıca söz konusu harcın icraya başvurmayı güçleştirmesi nedeniyle kuralla adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkına da sınırlama getirilmektedir. 23. Anayasa’nın 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 24. Bu kapsamda mülkiyet ve adil yargılanma haklarını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 26. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında da “ Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. ” denilerek verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 27. Kurallarda harcın konusunun, miktarının ve yükümlüsünün herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır. 28. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. 29. Anayasa’nın 36. maddesinde ise adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Ancak özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir ( AYM, E.2021/127, K.2022/85, 30/6/2022, § 60). 30. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa’da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam taşımamakta, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır ( Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74). 31. Ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşası devletin adalet faaliyetlerini yürütmek üzere yapılan kamu hizmetinin bir parçası olduğu açıktır. Söz konusu hizmetin yerine getirilmesi finansal kaynağın oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Harç da devletin yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için anayasal sınırlar içinde egemenlik yetkisine dayanarak çeşitli kaynaklardan elde ettiği vergi ve resim gibi bir çeşit kamu geliridir. Kurallarda öngörülen harcın anılan kamu hizmetinin finansmanına yönelik olarak bir gelir kalemi oluşturulması amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarla kamu hizmetlerinin, böylece devlete yüklenen ödevlerin yerine getirilmesi amaçlanmaktadır (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/119, K.2022/48, 21/04/2022, § 35). Bu itibarla kurallarla mülkiyet ve adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın kamu yararı amacına yönelik olduğu ve bu suretle meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır. 32. Bununla birlikte anılan haklara getirilen sınırlamanın aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. 33. Kurallar gereğince icra daireleri tarafından alacaklıdan tahsil edilen harcın ceza infaz kurumu ile mahkeme binalarının inşası için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde kuralların anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır. 34. Öte yandan devletin kamusal ihtiyaçların karşılanması için Anayasa’nın 73. maddesi gereğince aldığı yetkiye dayanarak tek taraflı iradesiyle vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler getirme ve bunların usul ve esasına ilişkin şartlarını belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Vergilendirme ve harçlandırma devletin takdir yetkisinin geniş olduğu alanların başında gelmektedir. Bu itibarla ceza infaz kurumlarının ve mahkeme binalarının yapımı için gerekli olan finansman kaynağının ne tür kamu gelirleriyle oluşturulacağının takdiri yasama organına aittir. Dolayısıyla ceza infaz kurumları ile mahkeme binalarının inşasını için gerekli finansmanın bir kısmının sağlanması için kurallar kapsamında öngörülen harcın meşru amaç bakımından gerekli olmadığı söylenemez. 35. M ülkiyet ve adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamanın ölçülü olabilmesi için orantılılık ilkesi gereğince öngörülen sınırlama ile elde edilmek istenen meşru amaç arasında adil ve makul bir denge gözetilmelidir. Bu nedenle kurallarda öngörülen sınırlamanın kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireye katlanılması zor külfet yüklememesi gerekir. 36. Kurallarla öngörülen nispi harcın miktarının alacak tutarına göre değişeceği açıktır. 2004 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine göre alacaklının sorumlu olduğu bu harç dışında diğer icra harç ve masrafların tamamından borçlunun sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında %2 olarak belirlenen harcın makul ve kabul edilebilir düzeyde olduğu, alacaklılar açısından katlanılmaz ölçüde mali külfete sebep olmadığı anlaşılmaktadır. 37. Diğer yandan e konomik ve sosyal durumları itibarıyla icra giderlerini ödeme gücünden yoksun olan bireylerin söz konusu masrafları icranın başında ödemekle yükümlü tutulmaları, bireylerin ilama dayalı olarak icraya başvurmalarını imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Ancak kurallarda öngörülen harcın kıymeti belirli olan ilamlı takiplerde peşin olarak alınmadığı, takibin son aşamasında kesinti yapılmak suretiyle tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda öngörülen harcın bireylerin icraya başvurmalarını imkânsız hâle getirdiği veya önemli ölçüde zorlaştırdığı söylenemez. 38. Bu itibarla kurallarda öngörülen harcın icraya başvuran alacaklılara aşırı bir külfet yüklemediği, kurallarla ulaşılmak istenen kamusal yarar ile bireylerin menfaati arasındaki makul dengenin bozulmadığı ve mülkiyet ile adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamanın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır ( benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2011/28, K.2012/22, 16/2/2012 ). 39. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. IV. HÜKÜM 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinin; A. Birinci fıkrasının; 1. Birinci cümlesinde yer alan “…ilamlı…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 2. İkinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci fıkrasında yer alan “ Bu harçlar borçluya yükletilemez…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/70
2024/1
06/03/2025
Esas - Ret
03/06/2025 - 32919
null
null
null
null
null
null
anayasa mahkemesi kararı Esas Sayısı : 2024/1 Karar Sayısı : 2025/70 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 3/6/2025-32919 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Trabzon 1. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin Anayasa'nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: İlamlı icra takibine konu cezaevi yapı harcının alınması kararına karşı yapılan şikâyette itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 1. maddesi şöyledir: “ Madde 1- İcra dairelerince miktar ve kıymeti muayyen olan ilâmlı ve ilâmsız alacaklardan tahsil olunan paranın % 2'si ve kıymeti muayyen olmıyan ilâmların icrasından tahsil harcının yarısı nisbetinde harç alınır. Maktu harçlar ilâmın icraya konulduğu zaman peşin olarak alınır. Bu harçlar borçluya yükletilemez ve mahkûmunbih meblağ bir milyon liradan aşağı olursa bundan harç alınmaz. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükmü 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 15. maddesi şöyledir: “ Harçlar: Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur. ”
0
3
1,982
2025/69
2024/161
24/09/2024
06/03/2025
(AYM, E.2024/161, K.2025/69, 06/03/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Sulh Hukuk Mahkemesi - Elmadağ
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/69
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 24/9/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının iptallerini talep etmiştir. Anılan maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında söz konusu fıkranın (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmüştür. Bakılmakta olan davanın konusunun fıkranın (b) bendinde yer alan ortaklığın giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi olduğu gözetildiğinde arabuluculuğu dava şartı olarak düzenleyen fıkranın (a), (c), (ç) bentlerinin ve (b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla söz konusu bentlere ve ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 4. Ayrıca fıkranın birinci cümlesi ile (b) bendinde yer alan “ …ilişkin uyuşmazlıklar. ” ibaresi ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıkların yanı sıra fıkrada sayılan bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan diğer hükümler yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin “ …ortaklığın giderilmesine… ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir. 5. Öte yandan 6216 sayılı Kanun'un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “ İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı ” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 6. Söz konusu İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir. 7. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (3) numaralı fıkrasının “ …bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümünün Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan bölüme ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Açıklanan nedenlerle 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı fıkrasının; 1. (a) bendinin, (b) bendinde yer alan “ Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve... ” ibaresi ile (c) ve (ç) bentlerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibare ve bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkranın (b) bendinde yer alan “ …ortaklığın giderilmesine... ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, B. (3) numaralı fıkrasının; 1. Birinci cümlesinin “ ...bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. ” bölümüne yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 2. Kalan kısmının esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Kanun’un 18/B Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “ …ortaklığın giderilmesine… ” İbaresinin İncelenmesi 10. Anayasa’nın “ Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi ” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz. ” denilmiştir. 11. 6216 sayılı Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “ Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz. ” hükmüne yer verilmiştir. 12. İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptalini talep ettiği 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın giderilmesine... ” ibaresine yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 27/6/2024 tarihli ve E.2023/178, K.2024/125 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar 2/10/2024 tarihli ve 32680 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. 13. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme anılan kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten önce 5/9/2024 tarihinde itiraz yoluna başvurmuş ise de Anayasa Mahkemesinin aynı konuda işin esasına girerek verdiği ret kararı yayımlandığı için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz başvurusunun incelenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın anılan hükmünün amacı hem gereksiz başvuruları önleyerek Anayasa Mahkemesinin çalışma düzenini korumak hem de uygulamada sürekliliği sağlamaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, önceki kararın yayımlandığı tarihten sonra karar vermek durumunda ise başvurunun önceki kararın yayımlanmasından önce ya da sonra yapılıp yapılmadığı önem taşımaksızın itirazı reddetmek durumundadır (AYM, E.2023/19, K.2023/18, 16/2/2023, § 4; E.2021/109, K.2021/81, 4/11/2021, § 5). 14. Bu itibarla itiraz başvurusu açısından Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen şartların gerçekleştiği anlaşılmaktadır. 15. Açıklanan nedenle 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “ ...ortaklığın giderilmesine... ” ibaresi ne yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir. B. Kanun’un 18/B Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “ Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup… ” Bölümünün ve İkinci Cümlesinin İncelenmesi 1. Anlam ve Kapsam 16. Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinde sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, tarafların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmelerini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını sağlayan, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 4). 17. Anılan Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere uyuşmazlığın taraflarının kendilerini yeterince ifade etme imkânı buldukları ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk yönteminde arabulucudan beklenen, diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 5). 18. Arabuluculukta tarafların anlaşması hâlinde uygulanacak usul ve esasları düzenleyen Kanun’un 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasında varılan anlaşmanın kapsamının taraflarca belirleneceği, anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belgenin taraflar ve arabulucu tarafından imzalanacağı belirtilmiştir. 19. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin olarak şerh verilmesini talep edebilecekleri ve bu şerhi içeren anlaşmanın ilam niteliğinde belge sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 20. Maddenin (3) numaralı fıkrasında icra edilebilirlik şerhi verilmesinin çekişmesiz yargı işi olduğu, buna ilişkin incelemenin dosya üzerinden yapılacağı ve incelemenin kapsamının, anlaşma içeriğinin arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olduğu belirtilmiştir. 21. (4) numaralı fıkraya göre icra edilebilirlik şerhi alınmasının k anunlarda zorunlu kılındığı durumlar hariç olmak üzere taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde belge sayılır. 22. Kanun’un 18/B maddesinde arabulucuya başvurulmasının dava şartı olarak öngörüldüğü bazı uyuşmazlıklar sayılmıştır. Buna göre k iralanan taşınmazların 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Anılan m addenin (2) numaralı fıkrasına göre arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma belgesi taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. 23. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin itiraz konusu bölümüne göre maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde düzenlenecek anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu tutulmuştur. Söz konusu şerhin taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınması gerekmektedir. Bu itibarla maddede sayılan uyuşmazlıklarda taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde kabul edilmemiştir. 24. Anılan fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde ise taşınmazla ilgili anlaşma belgesini inceleyen mahkemenin anlaşmanın içeriğini, arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetleyeceği; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebileceği ve gerektiğinde duruşma açabileceği hüküm altına alınmıştır. 2. İtirazın Gerekçesi 25. Başvuru kararında özetle; taşınmazların devri ve paylaşılması konusunda mevzuatta çok sayıda hüküm bulunması nedeniyle uygulamada arabuluculuk anlaşma belgelerinin çoğunlukla mevzuata aykırı hükümler içerdiği, bu anlaşma belgelerine icra edilebilirlik şerhi verilmesi taleplerinin reddedilmesi gerektiğinden taşınmazların devri ve ortaklığın giderilmesinde arabuluculuğun dava şartı olarak öngörülmesinin ve arabuluculuk anlaşma belgelerine icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu tutulmasının dava yoluna kıyasla daha fazla masrafa ve zaman kaybına neden olduğu, icra edilebilirlik şerhi verilmesi talep edilen mahkemenin arabuluculuk anlaşma belgesinde yer alan bazı hususlarda gerekli araştırmaları yapmasının mümkün olmadığı, tüm bu hususların uygulamada sorunlara yol açtığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 141. ve 142. maddeleri yönünden de incelenmiştir. 27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. 28. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “ Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. ” denilmiş ve usul ekonomisi olarak da adlandırılan bu ilkeyle yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu ifade edilmiştir. 29. Anayasa’nın 142. maddesinde “ Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. ” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve Anayasa’da öngörülen kurallara bağlı kalmak koşuluyla, yargılama usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. 30. Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını öngören Anayasa’nın 141. maddesi ile mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 142. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle Anayasa’da aynı konuya ilişkin bulunan farklı düzenlemelerin birlikte uygulanmasını sağlayacak şekilde yorum yapılması gerekir. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerekir. Açıklanan bu hükümlere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi gereğince kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 20; E.2020/101, K.2021/95, 16/12/2021, § 23). 31. Hak arama özgürlüğü açısından devletin gerçekleştirmesi gereken pozitif yükümlülükler bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin bir yargı teşkilatı kurması aynı zamanda mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, aleni yargılama gibi maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli usule ilişkin güvenceleri, davaların makul bir sürede ve usul ekonomisini gözeterek sonuçlandırılmasını da sağlaması gerekir (AYM, E.2022/89, K.2022/129, 26/10/2022, § 24; E.2022/140, K.2023/46, 9/3/2023, § 17). 32. Tarafların hak ve menfaatlerinin özenli biçimde gözetildiği, etkili sonuçlar ortaya çıkarabilen alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının geliştirilmesi Anayasa ile devlete yüklenen yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesi ödevinin yerine getirilmesi amacına yöneliktir. Nitekim uyuşmazlıkların yargı yetkisi kullanılarak mahkemeler aracılığıyla çözülmesi esas olmakla birlikte her uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş yükünün artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabilir. Böyle bir durumun tarafların menfaatlerine hizmet etmemesi de söz konusu olabilir (AYM, E.2023/160, K.2024/77, 14/3/2024, §§ 22, 23). 33. Bu bağlamda yargı görevinin ağır iş yükü altında yerine getirilmesinin zorlaşması karşısında yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması amacıyla uyuşmazlıkların çözümü için arabuluculuk gibi yöntemlerin uygulamaya konulması tercih edilebilmektedir. Kanun koyucunun bu yönde düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bununla birlikte bu yetkinin anayasal sınırlar içinde kullanılması gerekir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 16). 34. 6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak öngörülmesi suretiyle bu uyuşmazlıkların arabuluculuk yöntemiyle olabildiğince hızlı ve az giderle çözüme kavuşturulmasına ve yargının iş yükünün azaltılmasına katkı sunulmasının amaçlandığı açıktır. 35. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı fıkrada sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması hâlinde anlaşma belgesinin taşınmazla ilgili kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenleneceği öngörülmüştür. 36. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında bazı uyuşmazlıkların hızlı ve az giderle çözüme kavuşturularak yargının iş yükünün azaltılmasına katkı sunmak amacıyla ihdas edilen arabuluculuk kurumunun Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir (ortaklığın giderilmesini ilişkin uyuşmazlıklar yönünden bkz. AYM, E.2023/178, K.2024/125, 27/6/2024, §§ 21-31; bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iadeye yönelik uyuşmazlıklar yönünden bkz. E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, §§ 16-29). 37. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olarak arabuluculuk kurumunun öngörülmesiyle birlikte anılan kurumun işleyişiyle ilgili düzenlemelerin de kurumun ihdas amacına uygun şekilde belirlenmesi, bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin yargılamaların hızlı ve seri şekilde sona erdirilmesi amacını gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Aksi durum uzlaşmanın alternatif çözüm yolu olma niteliğini işlevsiz hâle getirebilir. Alternatif çözüm yöntemlerinde de devletin pozitif yükümlülüğü uyuşmazlıkların adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılması için gerekli güvencelerin oluşturulması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. 38. Maddenin (3) numaralı fıkrasında, aynı maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklar için arabuluculuk kapsamında tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde anlaşmanın içeriği, arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden inceleme yapmak üzere mahkemeye denetim yetkisi verilmiştir. Böylelikle söz konusu uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin ilam niteliğinde belge kabul edilmesi, mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda talebi kabul etmesi ve icra edilebilirlik şerhi vermesi şartına bağlanmıştır. Gerçekten de ortaklığın giderilmesi gibi genellikle çok taraflı olan uyuşmazlıkların teknik hatalara ve ileride telafisi zor hak kayıplarının ortaya çıkmasına elverişli olması nedeniyle daha uzun dava süreçlerini gerektiren olumsuzlukların ortaya çıkmaması için bu anlaşmaların mahkeme denetimine tabi kılınması gerekli olabilir. Bununla birlikte bu denetiminin kapsam ve niteliğinin de arabuluculuk kurumunun ihdas amacını ortadan kaldırmaması gerekmektedir. 39. Maddenin (3) numaralı fıkrasında mahkemenin anlaşmayla ilgili denetim faaliyeti belli konularla sınırlandırılmış, mahkemeye bu kapsamda kurum ve kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilme ve gerektiğinde duruşma açma yetkisi tanınmıştır. Nitekim maddenin gerekçesinde bu husus “ Düzenlemeyle anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verecek mahkemeye içerik denetimi yapma yetkisi verilmekte ve bu suretle tarafların hak ve menfaatlerinin korunması ile olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır. ” şeklinde ifade edilmiştir. 40. Kanun koyucunun bir yandan uyuşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmak, adalet yapısının işleyişini hızlandırmak amacıyla anılan maddede sayılan uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuğa başvurmayı dava şartı olarak öngörürken diğer yandan yargılamaların adil bir şekilde yürütülmesi için gerekli güvenceleri de oluşturması gerekir. 41. İtiraz konusu kurallarla icra edilebilirlik şerhi alınması sürecinde anlaşmanın yargısal denetime tabi tutulması öngörülmek suretiyle bazı uyuşmazlıklar bakımından düzenlenecek anlaşma belgelerinin kanunlarda yer alan sınırlamalara uygun olması ve icra edilebilir nitelik taşıması yönünden gerekli güvenceler sağlanmıştır. 42. Öte yandan Kanun’un 18. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre arabuluculuk süreci sonunda düzenlenecek anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin verilmesi çekişmesiz yargı işi olarak öngörülmüş ve söz konusu incelemenin dosya üzerinden yapılması esası benimsenmiştir. Böylece mahkemenin bu aşamadaki denetim faaliyetinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır. 43. Dolayısıyla Kanun’un 18/B maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurulması dava şartı olarak öngörülmüş, (3) numaralı fıkrada anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhinin alınması zorunlu tutulmuştur. Bununla birlikte sürecin hızlı bir şekilde tamamlanması ve sayılan uyuşmazlıklar bakımından anlaşma belgesinin kanunlarda yer alan sınırlamalara uygun olarak düzenlenmesi için gerekli araçlar sağlanmış, arabuluculuk sürecinin etkili hâle getirilmesi ve süreç sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilir nitelikte olması için Kanun’da yeterli güvencelere yer verilmiştir. 44. Bu itibarla kurallarda arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşmaya varmaları hâlinde anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesi konusunda mahkemeye tanınan denetim yetkisinin belli uyuşmazlıklara münhasır ve sınırlı olduğu, dolayısıyla söz konusu denetimin kapsam ve nitelik itibarıyla davaya alternatif çözüm yolu olarak öngörülen arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların hızlı, seri ve adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılması amacına aykırı olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurallarda devletin yargılamaların gereksiz yere uzamasının engellenmesi ve iş yükünün azaltılması yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. 45. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Basri BAĞCI ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır. Kuralların Anayasa’nın 9., 10. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. IV. HÜKÜM 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin; A. (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…ortaklığın giderilmesine…” ibaresine yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE OYBİRLİĞİYLE, B. (3) numaralı fıkrasının; 1. B irinci cümlesinin “ Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup…” bölümünün, 2. İkinci cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Basri BAĞCI ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 6/3/2025 tarihinde karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Karşı Oy 1. Arabuluculuk uygulamasının temel amacı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun genel gerekçesinde, tarafların kendi iradeleriyle uzlaşarak uyuşmazlığa son vermeleri ve mahkemelerin iş yüklerinin azaltılması olarak ifade edilmektedir. 2. Aynı gerekçe içerisinde arabuluculuk uygulaması uyuşmazlıkların basit ve kolay yollarla halledilmesinin bir aracı olarak gösterilmektedir. 3. Arabuluculuk uygulamasının dünya genelinde farklı tarzda uygulamalarının varlığından bahsedilen söz konusu gerekçede ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk seçenekleri arasından mevcut kanunda ihtiyarilik sisteminin tercih edildiği vurgusu yapılmıştır. 4. Zaman içerisinde uygulama genişletilerek belli türdeki davalar açısından arabuluculuk dava şartı olarak kabul edilmek suretiyle zorunlu arabuluculuk uygulamasına da geçilmiştir. Ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda 7445 sayılı Kanun ile bu kapsama alınmıştır. 5. Şüphe yok ki kanun koyucu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin hayata geçirilmesinde bunların kapsam ve muhtevalarının belirlenmesinde geniş bir takdir yetkisine sahiptir. 6. Bu takdir yetkisinin sınırlarını ise Anayasada yer alan kriterler oluşturacaktır. İnceleme konusunun özelliği gereği Anayasanın 141. maddesinde ifade edilen değerlendirme unsurları ön plana çıkmaktadır. 141. maddenin son fıkrasında davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevi olarak ifade edilmektedir. 7. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri de yargıyı doğrudan ilgilendiren ve dolayısıyla bu kapsamdaki standartlara tabi olan konulardandır. Bu bağlamda getirilecek yöntemlerin yargının kısa sürede gerçekleşmesine ve mümkün olan en az giderle yerine getirilmesine hizmet etmesi gerekmektedir. 8. Arabuluculuk kurumu da genel olarak yargının daha çabuk ve daha az masrafla işlemesine hizmet eden bir müessesedir. 9. Bu kriterler çerçevesinde ortaklığın giderilmesi davalarında zorunlu arabuluculuk uygulaması değerlendirildiğinde hukuki, teknik ve fiili birtakım sorunların var olduğu ortaya çıkmaktadır. (Bu konu Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli 2023/178 Esas ve 2024/125 Karar sayılı dosyasında yer alan muhalefet şerhinde irdelenmiştir.) 10. Arabuluculuk uygulamasının yapısı gereği sonuçta uygulanabilir bir anlaşmaya varılabilmesi için tüm tarafların konuya dahil olması ve olumlu görüş beyan etmeleri gerekmektedir. 11. Ortaklığın giderilmesi davalarında en zor konulardan bir tanesi taraf teşkili olup bu safha kimi zaman aylar hatta yıllar alabilmektedir. Arabuluculuk kararlarının oybirliğiyle alınma gerekliliği de tarafların tamamına ulaşılmasını zorunlu kılmaktadır. Taraflardan sadece bir tanesine bile ulaşılamaması bütün bir süreci bir anda boş çıkartabilmektedir. Hissedar sayısının çok olduğu dosyalarda arabuluculuk vasıtasıyla sonuca ulaşılması neredeyse imkânsız olduğu baştan belli olmasına rağmen hiçbir nicelik ayrımına gidilmeksizin bu yolun zorunlu kılınması anlamsız bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. 12. Diğer yandan tarafların bazılarının yurt dışında bulunmaları, vesayet veya velayet altında olmaları gibi durumların ortaya çıkması da muhtemel olup bu gibi hallerde fiili ve hukuki yeni sorunların doğurmasına neden olabilmektedir. 13. Somut itiraz dosyasında konuyu Anayasa Mahkemesi önüne taşıyan itiraz Mahkemesi mevcut dosyada velayet altında bulunan bir tarafın bir varlığından bahsederek konunun birçok belirsizlikler içermek potansiyeline işaret etmektedir. 14. Bu bağlamda velayet veya vesayet altında bulunan tarafların varlığı halinde vesayet makamlarının devreye girerek ekstra kararların alınması zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. 15. Yürütülen süreç esnasında taraflardan birinin vefatı halinde arabuluculuk sürecinin baştan yenilenmesi gibi bir sorun da ortaya çıkmakta olup, ortaklığın giderilmesi davalarında ise bu mesele mirasçılarının işleyen sürece taraf olarak dahil edilmesi ile giderilmekte iken arabuluculukta bu sorun ancak süreçlerin baştan yinelenmesi suretiyle izale edilebilmektedir. 16. Diğer taraftan taşınmazın ayni taksime uygun olup olmadığı konusu da ayrıca ve teknik bir değerlendirmeyi gerekli kılan başka bir sorunlu alandır. Bir kısım taşınmazların örneğin zeytinlik veya çaylık alanlar gibi yerlerin daha küçük parçalara taksim edilebilmesi idari makamların vereceği kararlara bağlı olup kısa süreler içerisinde bu idari tasarrufların gerçekleştirilmesi de mümkün gözükmemektedir. 17. Öte yandan ayni taksim yapılacak olan taşınmazların kimi zaman mahallinde görülerek değerlendirilme yapılması gerekliliği ortaya çıkabilmektedir. Sözgelimi taşınmaz üzerinde bina, tesis veya ağaçların bulunması durumunda bunların ne şekilde taksim edileceği hususunda verilecek kararların taraf iradelerine bırakılması kimi zaman mümkünün olmayacaktır. Bu gibi hallerde arabulucunun fiili olarak mahallinde işlem icra etmesine ilişkin bir düzenlemenin bulunmaması dahası yapılacak işlemlerin teknik bilgiyi gerekli kılması nedeniyle bu konuda da belirliliğin olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. 18. Taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilen durumlarda satış memuru olarak görevlendirme yetkisinin kimde olduğu hususu da belirgin değildir. Bu konuda oluşturulan idari bir görüş ile icra edilebilirlik kararı veren sulh hukuk mahkemesinin memur görevlendirmesini de yapacağı ifade edilse de 6375 sayılı Kanunun konuyu düzenleyen 18/B maddesinin 3. fıkrasında buna dair bir hüküm bulunmamaktadır. 19. Belirsizlik içeren diğer bir konuda icra edilebilirlik şerhinin verilmesinden sonra ortaya çıkabilecek tavzih ihtiyaçlarını kim tarafından karşılanacağı sorusunun yanıtsız olmasıdır. 20. Süreç içerisinde tereddüt duyulan hususların ortaya çıkması halinde ilk akla gelen sulh hukuk mahkemesinin bunlara açıklık getirmesi olacaktır. Sulh hukuk mahkemesi süreç içerisinde sadece arabulucu himayesinde oluşturulan anlaşma tutanağının icra edilebilir olduğuna dair şerh düşmek veya bu talebi reddetmek dışında bir fonksiyon icra etmemektedir. 21. Arabulucu ise görevini ifa etmek suretiyle süreçten ayrılmıştır. Bu haliyle tavzih durumunun ortaya çıkması halinde kimin muhatap olacağı sorusu da ciddi belirsizlikler içermektedir. 22. Tüm bunlara ek olarak, icra edilebilirlik şerhi alınmasının esaslı bir incelemeyi gerektirdiğini gözeten yasa koyucu Kanunun 18/B. maddesinin üçüncü fıkrasında sulh hukuk mahkemesine konuyu denetlemek, araştırmak ve gerektiğinde duruşma yapmak gibi yetkiler vermek suretiyle icra edilebilirlik şartı verilmesi aşamasını adeta müstakil bir dava süreci haline getirmiştir. 23. Konunun neredeyse esasını çözecek kadar emek ve zaman harcanmasına rağmen sonuçta icra edilebilirlik şerh verilmesinin reddine hükmedilmesi durumunda tüm süreç klasik yönteme dönmekte, daha vahimi ise baştan itibaren yapılan tüm işlemlerin yinelenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 24. Arabuluculuk sürecinde ortaya konulan iradelerin toplanan bilgi ve belgelerin sürecin akamete uğramasından sonra açılacak olan klasik bir ortaklığın giderilmesi davasında geçerli olacağına dair bir düzenleme olmaması nedeniyle de zaman ve emek kaybına neden olunması sonucu ortaya çıkmaktadır. 25. Bu gerekçelerle itiraz konusu kanuni düzenlemenin yeterince belirgin olmadığını ve yargılama süreçlerinde gider ve zaman kaybına sebebiyet verdiğini değerlendirdiğimizden kuralın iptali gerektiği kanaatiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir. Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Selahaddin MENTEŞ
2025/69
2024/161
06/03/2025
Esas - Ret
04/06/2025 - 32920
null
Var
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2024/161 Karar Sayısı : 2025/69 Karar Tarihi : 6/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 4/6/2025-32920 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen 18/B maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 9., 10., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir. OLAY: Kısıtlının paydaş olduğu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 18/B maddesi şöyledir: “ Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk MADDE 18/B- (Ek:28/3/2023-7445/37 md.) (1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar . c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar . ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar . (2) Arabuluculuk süreci sonunda tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi, taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslar gözetilmek suretiyle düzenlenir. (3) Bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınması zorunlu olup bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetler; bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilir ve gerektiğinde duruşma açabilir. (4) Anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmü uygulanır. (5) (Ek:7/11/2024-7531/26 md.) Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin anlaşma belgesinin taraflarından biri, icra edilebilirlik şerhi verilmesinden sonra tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir. Tapu müdürlüğünce taşınmaza ilişkin mevzuatta öngörülen gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra resmi senet düzenlenmeksizin tescil talebi yerine getirilir. ”
0
4
1,982
2025/101
2025/4
16/01/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/4, K.2025/101, 22/04/2025, § …) Kopyala
Esas - Ret
İtiraz
Asliye Hukuk Mahkemesi - Kütahya 1
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/101
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Uygulanacak Kural Sorunu 3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece 2330 sayılı Kanun’un nakdî tazminatı düzenleyen 3. maddesinin iptali talep edilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde söz konusu Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, y aşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteğiyle sürdürebilecek şekilde malul olanlara, engelli hâle gelenlere ve yaralananlara hangi oranda nakdî tazminat ödeneceği, (c) bendinde nakdî tazminatın kanuni mirasçılara intikali hâlinde ödeme usulü, (d) bendinde kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması hâlinde avans ödenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise olağanüstü hâl durumunda nakdî tazminat miktarının indirilmesi ve nakdî tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmaması konusunda Cumhurbaşkanının yetkili olduğu belirtilmiştir. 5. Bakılmakta olan davanın konusu kamu görevlisine 2330 sayılı Kanun uyarınca ödenen tazminatın idare tarafından ilgililerden rücuen tahsiline ilişkindir. Bu itibarla maddenin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu fıkra ve bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. B. Genel Açıklama 6. Haksız fiillerden doğan zararların tazminine ilişkin usul ve esaslar 6098 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 49. maddesinde k usurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmış, 51. ve devamı maddelerinde tazminatın belirlenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre haksız fiilden kaynaklanan ölüm veya bedensel zarar durumunda ölenin yakınları ve bedensel zarara uğrayan kişi, zararın tazmin edilmesini bu Kanun’un anılan hükümlerine göre haksız fiilde bulunan kişiden talep edebilecektir. 7. Rücu davası başkasına ait bir borcu yüklenerek yerine getiren kişinin malvarlığında oluşan kaybı zarara neden olan kişiden talep ettiği bir dava türüdür. Haksız fiil nedeniyle uğranılan zararı ödeyen kişi de ödediği bedelin haksız fiilde bulunan kişiden tahsil edilmesi için rücu davası açabilir. Bu bağlamda haksız fiil nedeniyle meydana gelen zararı karşılayan idarenin haksız fiilde bulunan kişiye karşı rücu davası açması mümkündür. 8. Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyen alacaklının dava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir. Zamanaşımı süresi geçtikten sonra borçlu, borcu ifa ederse bu geçerli bir ifa olmakla birlikte borçlunun bu borcu ifa etmeme imkânı da bulunmaktadır. Bir başka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklı için sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama olarak da kabul edilmez ve zamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davası açamaz (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 11, 12). 9. Kanun’un 73. maddesinde rücu isteminin tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca 146. maddede kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiş olup bu süre genel zamanaşımı süresi olarak kabul edilmektedir. C. Anlam ve Kapsam 10. 2330 sayılı Kanun’da; bu Kanun kapsamında belli faaliyetlerde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhâl veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu ölmeleri veya engelli duruma gelmeleri hâlinde ödenecek nakdî tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve sayılan nedenlerle yaralanmaları durumunda ödenecek nakdî tazminatın esas ve yöntemleri düzenlenmiştir. 11. Anılan Kanun’un 2. maddesinde Kanun kapsamına giren kamu görevlileri ve diğer kişiler belirlenmiş, 3. maddesinde ise bu kapsama girenlere ödenecek nakdî tazminata ilişkin usul ve esaslar belirtilmiştir. 12. Kanun’un 3. maddesinde nakdî tazminatın hesaplanma usulü düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının itiraz konusu (a) bendinde Kanun kapsamına girenlerden; ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek devlet memuru brüt aylığının (ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, (b) bendinde ise yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre nakdî tazminat ödeneceği belirtilmiş, söz konusu bentleri bağlayan hükümde ise bu nakdî tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt tutarı olduğu belirtilmiştir. 13. Bu kapsamda Kanun’la, başvuruları aranmaksızın, idare tarafından resen harekete geçilerek Kanun kapsamındaki kişilere itiraz konusu kural uyarınca belirtilen tutarda nakdî tazminat ödenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ç. İtirazın Gerekçesi 14. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasında esas alınacak tarihin belirlenmesine rağmen tazminata karar verecek olan komisyona başvuru ve komisyonun karar verme süresine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, tazminat miktarı karar tarihine göre değişkenlik göstereceğinden başvuru ve karar süresine ilişkin belirsizliğin nakdî tazminatın rücu edileceği üçüncü kişilerin sorumlu olacağı miktarı öngörememelerine neden olduğu, kuralın bu yönüyle belirli ve öngörülebilir olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 15. Anayasa’nın 17. maddesinde “ Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir ” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. 16. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınmış olan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5. ve 17. maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13). 17. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığına yönelen müdahaleleri önlemek, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da bu müdahalelerden doğan zararı tespit ve tazmin edecek etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların kişilerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 49). 18. Ölüm veya cismani z arara uğrayan kişi bu ve benzeri zararlarının giderilmesini zarara neden olan gerçek veya tüzel kişiden talep edebilir. Ancak kanun koyucu kamusal nitelikteki bazı hizmetlerin ifasındaki tehlike nedeniyle bu hizmetlerde ölenlerin yakınlarının veya yaralananların zararının devlet tarafından karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapabilir. Nitekim bazı görevlerin yerine getirilmesindeki tehlike gözetilerek 2330 sayılı Kanun kabul edilmiş ve itiraz konusu kural kapsamında tazminatın hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 19. Haksız fiilden kaynaklanan bedensel zararın tazminine ilişkin sistemin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup bu konuda anayasal sınırlar içinde tazmin mekanizmasının düzenlenmesi mümkündür. Kuralın da yer aldığı söz konusu Kanun, belli kamusal nitelikteki görevleri üstlenen kişilerin görevleri nedeniyle uğradıkları bedensel zararın hızlı ve etkin biçimde tazmin edilmesini amaçlamaktadır. 20. Zarara uğrayan kişilere başvuru şartı aranmaksızın Kanun kapsamında nakdî tazminatın ödenmesi öngörülmüştür. Ancak idarenin resen harekete geçmemesi durumunda nakdî tazminat talep eden kişinin tazminatın ödenmesi için idareye başvurması, idarenin bu talebi reddetmesi veya talebe cevap vermemesi hâlinde de 2577 sayılı Kanun hükümlerine göre süresi içinde dava açması mümkündür. 21. Kuralda nakdî tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, nakdî tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair karar tarihindeki ek gösterge dâhil en yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarı olduğu belirlenmek suretiyle nakdî tazminat komisyonuna başvurunun gecikmesi veya komisyonun karar alma sürecinin uzaması hâlinde paranın satın alma gücünde değer kaybına uğraması önlenerek kişinin zararının etkin şekilde tazmin edilmesi amaçlanmıştır. K aldı ki Kanun kapsamında karşılanmadığı düşünülen zararların doğrudan haksız fiilde bulunan kişilerden tazmin edilmesine de herhangi bir engel bulunmamaktadır. 22. Bu itibarla kamusal nitelikte belli hizmetleri yerine getiren kişilerin zararlarının etkin şekilde tazmin edilmesine ilişkin düzenlemeler içeren kuralın Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 23. Öte yandan nakdî tazminatın ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere rücu edilmesine ilişkin bir düzenlemeye 2330 sayılı Kanun’da yer verilmemiştir. Bununla birlikte idarenin ödediği tazminatı, tazminat ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilere genel hükümlere göre rücu etmesi mümkündür. Başvuru kararında kuralda tazminatın hangi tarihte ödeneceğine ilişkin olarak bir süre sınırı bulunmaması nedeniyle kuralın rücu davasına muhatap olan üçüncü kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında bırakılmalarına sebebiyet verdiği ileri sürüldüğünden kuralın rücuen tazminat davaları yönüyle de incelenmesi gerekir. 24. Anayasa’nın 35. maddesinde “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. 25. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklar ile ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 15; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; Nihal Soydan [2. B.] , B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35). 26. Alacağın süresinde ödenmemesi nedeniyle açılan dava veya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakları çatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerinin alacaklı ve borçlu tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi gerekmektedir. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, § 26). 27. Uzun yıllar öncesine dayanan bir borcun ödendiğinin ya da sona erdiğinin ispat edilmesi, ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkin hukuki işlemlere ait belgelerin saklanması ve eski olguların mahkemelerce değerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerek alacak hakkının talep edilmesi belirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuatta öngörülen benzer itiraz ve dava açma süreleri aynı zamanda hukuk devletinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudan ilgili olup düzenlemelerle anılan ilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusunda hareketsiz kalması nedeniyle alacağının tahsili için gerekli hukuki himayeden mahrum bırakmaktadır. Bu şekilde borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek uyuşmazlıklara karşı korunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altında kalmasının önlenmesi amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/90, K.2023/88, 4/5/2023, §§ 27, 28). 28. 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. 2330 sayılı Kanun’da nakdî tazminata hak kazanan kişinin ne kadar sürede idareye başvurabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte genel zamanaşımı süresinin bu alacak bakımından da geçerli olduğu açıktır. Nitekim Danıştay içtihadında da nakdî tazminat talebiyle yapılacak başvurunun 6098 sayılı Kanun’da yer alan on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde yapılması gerektiği kabul edilmektedir (diğerleri arasından bkz. Danıştay 12. Dairesi, E.2019/7790, K.2021/4075, 17/6/2021; E.2019/7714, K.2020/944, 5/2/2020; Danıştay 11. Dairesi, E.2016/435, K.2018/971, 20/2/2018; Danıştay 15. Dairesi, E.2013/2340, K.2015/1242, 3/3/2015). 29. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Kişinin yerine getirdiği görev nedeniyle ölüm veya bedensel zararın idarece doğrudan giderilmesini amaçlayan 2330 sayılı Kanun gereğince ödemeyi yapan idarenin bu tazminatın ödenmesine neden olan kişiye karşı açacağı rücu davasında da anılan zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Bu itibarla kuralın zarara neden olan kişilere karşı rücu talebinin ileri sürülebileceği süre yönünden hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 30. Diğer yandan haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar her bir olayın somut özelliklerine göre tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde belirlenmekte olup haksız fiili nedeniyle tazminat ödenmesine neden olan kişinin sorumluluğu ve bu kişiye rücu edilecek bedel kişinin neden olduğu zararla sınırlıdır. Dolayısıyla rücu edilecek kişinin haksız eylemi nedeniyle sorumlu olduğu miktarı öngöremeyeceği de söylenemez. 31. Bu itibarla haksız fiiliyle tazminat ödenmesine neden olan kişiye yöneltilebilecek rücu davası bakımından, zarara uğrayan kişinin on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idareye başvurması gerektiği, idarenin tazminatın ödenmesine neden olan kişiye sorumlu olduğu miktarda rücu edebileceği ve bu alacak bakımından da 6098 sayılı Kanun’un 73. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin geçerli olduğu gözetildiğinde kuralın rücu davasına muhatap olan kişileri belirsiz bir süre ödeme baskısı altında bıraktığı söylenemeyeceği, bu yönüyle kişilere ölçüsüz bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır. 32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. IV. HÜKÜM 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin; A. B irinci fıkrasının; 1. (c) bendi ile anılan fıkraya 7/6/1990 tarihli ve 3658 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (d) bendinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 2. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, B. İkinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/101
2025/4
22/04/2025
Esas - Ret
23/06/2025 - 32935
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/4 Karar Sayısı : 2025/101 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G.Tarih-Sayı : 23/6/2025-32935 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 3 /11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 5., 17., 35., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: 2330 sayılı Kanun hükümlerince ödenen nakdî tazminatın sorumlularından rücuen tahsili için açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ A. İptali İstenen Kanun Hükmü Kanun’un itiraz konusu 3. maddesi şöyledir: “ Nakdi tazminat Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre, Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir. ” B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun; 1. 73. maddesi şöyledir: “ II. Rücu isteminde MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. ” 2. 146. maddesi şöyledir: “ I. On yıllık zamanaşımı MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. ”
0
5
1,982
2025/93
2025/101
22/04/2025
22/04/2025
(AYM, E.2025/101, K.2025/93, 22/04/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
Asliye Ceza Mahkemesi - Yalova 7
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Ahmet Hakan SOYTÜRK
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/93
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “ Başvuruya engel durumlar ” başlıklı 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “ İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır. ” denilmektedir. Anılan fıkra uyarınca aynı mahkeme tarafından aynı kurala ilişkin birden fazla itiraz başvurusunda bulunulması mümkün değildir. 3. 6216 sayılı Kanun’un “ Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi ” başlıklı 40. maddesinde ise Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiş ve anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır. 4. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin itiraz konusu kuralın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine birden fazla başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin E.2025/51 esasına kayıtlı ilk başvurunun diğer dava dosyaları için bekletici mesele yapılması gerekirken aynı kuralın iptali talebiyle tekrar başvuruda bulunulmuş olması sebebiyle bu başvurunun incelenme imkânı bulunmamaktadır. 5. Açıklanan nedenle anılan Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir. III. HÜKÜM 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) ve 40. maddesinin (4) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 22/4/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/93
2025/101
22/04/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/101 Karar Sayısı : 2025/93 Karar Tarihi : 22/4/2025 R.G. Tarih – Sayı : Tebliğ edildi. İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 250. maddesinin (13) numaralı fıkrasında yer alan “ …ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması… ” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 23., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Ruhsatsız olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un 250. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (13) numaralı fıkrası şöyledir: “ (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. ”
0
6
1,982
2025/89
2025/13
16/01/2025
27/03/2025
(AYM, E.2025/13, K.2025/89, 27/03/2025, § …) Kopyala
Esas - İptal
İtiraz
İdare Mahkemesi - Rize
Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Ömer ÇINAR Metin KIRATLI
Şermin BİRTANE
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/89
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK İNCELEME 1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/1/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür. 2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. 3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasında; bu Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiil ve hâlleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hâllerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren, uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Kuralın ikinci fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Bu itibarla birinci fıkrada memurlar hakkında verilecek disiplin cezalarına ilişkin soruşturma zamanaşımı, ikinci fıkrada ise ceza zamanaşımı düzenlenmiştir. 4. Bakılmakta olan davanın konusu kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin idare mahkemesince iptal edilmesinden sonra idarece aynı olaya dayalı olarak yeniden tesis edilen kınama cezasıdır. Bu itibarla bakılmakta olan davada kuralın birinci fıkrasında öngörülen zamanaşımına ilişkin bir uyuşmazlığın bulunmadığı gözetildiğinde bu fıkranın bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla anılan fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 5. Diğer yandan kuralın ceza zamanaşımıyla ilgili olan ikinci fıkrası tüm disiplin cezaları bakımından geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davanın konusunun kınama cezası olduğu gözetildiğinde kuralın ikinci fıkrasının esasına ilişkin incelemenin “ kınama cezası ” yönünden yapılması gerekir. 6. Açıklanan nedenlerle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin; A. Birinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, B. İkinci fıkrasının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin “ kınama cezası ” yönünden yapılmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. III. ESASIN İNCELENMESİ 7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Şermin BİRTANE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A. Anlam ve Kapsam 8. Ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da idarenin cezalandırma yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. İlgili kanunlarda öngörülen sürelerin geçmesiyle disiplin soruşturmasının açılması ya da disiplin cezası verme yetkisi ortadan kalkmaktadır. Bu bakımdan disiplin hukukunda zamanaşımı, belirli bir süre geçtikten sonra disiplin cezasının verilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve kamu görevlilerinin süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmaması için getirilen hukuki bir güvencedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 43; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 12). 9. Disiplin hukukunda soruşturma zamanaşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki tür zamanaşımı söz konusudur. Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren kanunda belirtilen sürenin geçmesi nedeniyle disiplin soruşturması açılmasını engelleyen zamanaşımına soruşturma zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihten itibaren kanuni süresi içinde soruşturma açılmakla birlikte ceza verilebilmesi için kanunda öngörülen sürenin geçirilmesiyle disiplin cezası verilmesini engelleyen zamanaşımına ise ceza zamanaşımı denilmektedir. Kamu düzenine ilişkin olan bu sürelerin idari makamlar ve yargı mercileri tarafından resen gözetilmesi zorunludur (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 44; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 13). 10. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin birinci fıkrasında; disiplin cezalarına konu fiileri işleyenler hakkında bu fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. 11. Anılan maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında ise disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Kural, “ kınama cezası ” yönünden incelenmiştir. B. İtirazın Gerekçesi 12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin cezalarının mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine yeniden disiplin cezası verilmesinde uyulacak zamanaşımı sürelerine ilişkin olarak herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, bu eksikliğin yorum farklılıklarına ve yeknesak olmayan uygulamalara sebebiyet verdiği, ayrıca eşitlik ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 13. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir. 14. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. 15. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 19). 16. İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, davaya konu işlemin hukuk âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur ve aynı koşullar devam ettiği sürece bu konuda yeniden işlem tesis edilemez. Disiplin cezasının eylemin sübut bulmadığı ya da zamanaşımı süresi geçtikten sonra tesis edildiği gibi gerekçelerle iptal edilmesi üzerine aynı konuda yeniden bir disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Ancak bazı iptal kararlarının gerekçesi idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da gerekli kılabilir. Örneğin iptal davasına konu bir disiplin cezasının dayanağı olarak ileri sürülen eylemin niteliği gereği daha hafif bir cezayı gerektirdiği gerekçesiyle verilen bir iptal kararı üzerine idari makamlar anılan gerekçe doğrultusunda daha hafif olan cezanın verilmesi yoluna gidebilecektir. Yine dava konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul hükümleri yönünden hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal kararları üzerine idare tarafından iptale neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis edilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 52; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 20). 17. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasında disiplin ceza zamanaşımı süresi iki yıl olarak düzenlenmiştir. Kuralda disiplin cezasının idare mahkemesince yetki ve şekil unsurları yönünden iptalinde olduğu gibi karar gerekçesinin idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün kıldığı durumlarda uyulması gereken zamanaşımı sürelerine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. 18. İdari düzenin korunması ve kamu hizmetinin düzgün işlemesi amacıyla getirilen disiplin cezaları ile genel toplum düzenini koruyan ceza hukuku alanındaki cezalar arasında cezanın amacı, veriliş usulü ve sonuçları yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Anılan farklılıklar zamanaşımının işleyişinde de kendini göstermektedir. Bu anlamda disiplin hukuku bakımından disiplin cezası verme zamanaşımı, cezayı gerektiren fiilin işlendiği tarih itibarıyla başlayan ve cezanın verilmesine kadar geçen sürece ilişkindir. Anılan cezaya karşı hak arama özgürlüğü kapsamında idari ve yargısal mercilere başvurulması, akabinde cezanın iptal edilmesi üzerine iptal kararı doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis etmesine ilişkin sürecin ise ayrı bir aşama olması nedeniyle disiplin ceza zamanaşımından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 56; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 24). 19. Öte yandan iptal kararının gerekleri doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis ederken hiçbir süreyle sınırlı tutulmaması da kabul edilemeyeceğinden idarenin yeni cezayı makul bir sürede tesis etmesi gerekir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 57; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 25). 20. Bu itibarla anılan Kanun’da belirtilen ceza zamanaşımı süresi yargı kararından önce verilen ilk disiplin cezaları için geçerli olup yargı kararı uyarınca yeni bir disiplin cezasının tesis edileceği durumlarda idarenin vakit geçirmeden harekete geçmesi ve makul bir süre içinde yargı kararını uygulaması gerekmektedir (AYM, E.2017/33, K.2019/20, 10/4/2019, § 58; E.2023/5, K.2023/45, 9/3/2023, § 26). 21. Kuralda, disiplin cezalarına karşı idari yargıda açılan davalarda verilen iptal kararlarının gerekçesinin idareye ilgili hakkında başka bir disiplin işlemi tesis etme olanağı tanıması hâlinde idarece yeniden işlem tesisi sırasında uyulması gereken zamanaşımı sürelerine ilişkin olarak herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Başka bir deyişle bir disiplin soruşturmasının başlatılması, elde edilen bulgular ve yapılan değerlendirmeler sonucunda fiile uygun disiplin cezasının verilmesi, bu cezaya karşı dava açılması üzerine mahkemece, yeni bir ceza verilmesini mümkün kılacak bir gerekçeyle cezanın iptaline hükmedilmesi ve idare tarafından bu karara uygun şekilde yeniden disiplin cezası tesis edilmesi şeklinde özetlenebilecek bir sürecin nihai olarak ne kadar sürede tamamlanacağı 657 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. Bu yönüyle kuralın kınama cezasını gerektiren hâllerle ilgili olarak, kamu görevlilerinin disiplinsizliğinin cezasız kalmaması şeklindeki kamu yararı amacı ile kişilerin süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmasının önlenmesi yönündeki hukuki menfaat arasında adil dengeyi koruyacak güvenceleri içermediği sonucuna varılmıştır. 22. Bu itibarla kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önleyecek nitelikte tedbirler içermeyen, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmayan kural hukuk devleti ilkesini ihlal etmektedir. 23. Açıklanan nedenlerle kural “ kınama cezası ” yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir. IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 24. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “ Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez .” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 25. 657 sayılı Kanun’un 127. maddesinin ikinci fıkrasının “ kınama cezası ” yönünden iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. V. HÜKÜM 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin ikinci fıkrasının “kınama cezası” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE , iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI
2025/89
2025/13
27/03/2025
Esas - İptal
26/06/2025 - 32938
null
null
null
null
null
null
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/13 Karar Sayısı : 2025/89 Karar Tarihi : 27/3/2025 R.G.Tarih-Sayı : 26/6/2025-32938 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ” II. İLK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Rize İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 12/5/1982 tarihli ve 2670 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değiştirilen 127. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir. OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ Kanun’un itiraz konusu 127. maddesi şöyledir: “ Zamanaşımı: Madde 127 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.) Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına, b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar. ”
1
7
1,982
2025/106
2025/118
07/05/2025
07/05/2025
(AYM, E.2025/118, K.2025/106, 07/05/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
"İcra Hukuk Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
"Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
Hilal YAZICI
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/106
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/202(...TRUNCATED)
2025/106
2025/118
07/05/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/118 Karar Sayısı : 2025/106 Karar Tarihi : 7/5/202(...TRUNCATED)
"İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve(...TRUNCATED)
0
8
1,982
2025/60
2025/75
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/75, K.2025/60, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
"İş Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
"Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
Özge ULUKAYA
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/60
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
2025/60
2025/75
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/75 Karar Sayısı : 2025/60 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
"İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli 6100 say(...TRUNCATED)
0
9
1,982
2025/63
2025/72
06/03/2025
06/03/2025
(AYM, E.2025/72, K.2025/63, 06/03/2025, § …) Kopyala
İlk - Ret vd.
İtiraz
"İş Mahkemesi \n - \n \n (...TRUNCATED)
"Kadir ÖZKAYA Hasan Tahsin GÖKCAN Basri BAĞCI Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Ş(...TRUNCATED)
Muhammed Nuri ÖZGÜR
https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2025/63
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
2025/63
2025/72
06/03/2025
İlk - Ret vd.
null
null
null
null
null
null
null
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2025/72 Karar Sayısı : 2025/63 Karar Tarihi : 6/3/2025 (...TRUNCATED)
"İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 73. İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 s(...TRUNCATED)
0
End of preview. Expand in Data Studio

For citing:

@INPROCEEDINGS{11206864,
  author={Erdoğanyılmaz, Cihan and Naç, Ali Yasir},
  booktitle={2025 10th International Conference on Computer Science and Engineering (UBMK)}, 
  title={Predicting Norm Control Decisions of the {Turkish} {Constitutional} {Court} Using {Explainable} {AI} Techniques}, 
  year={2025},
  pages={657-662},
  abstract={The application of Natural Language Processing (NLP) to Legal Judgment Prediction (LJP) has gained significant momentum, yet most research in the Turkish legal domain has focused on individual applications to the Constitutional Court. This paper addresses a critical gap by tackling, for the first time, the prediction of norm control decisions, which involve the abstract constitutional review of legislation. We frame this as a binary classification task to predict annulment or rejection outcomes. A novel dataset was curated from publicly available court decisions and meticulously preprocessed to prevent data leakage. We establish a reasonable baseline performance using a Transformer-based model pre-trained on a large Turkish corpus and introduce a novel Explainable AI (XAI) approach to interpret these predictions by analyzing the model’s focus. This foundational work opens a new and challenging frontier for LJP research, focusing on a higher level of legal abstraction.},
  keywords={Analytical models;Law;Explainable AI;Reviews;Computational modeling;Legislation;Focusing;Predictive models;Transformers;Natural language processing;Legal Judgment Prediction;Natural Language Processing;Transformer Models;Turkish Constitutional Court;Norm Control;Explainable AI},
  doi={10.1109/UBMK67458.2025.11206864},
  ISSN={2521-1641},
  month={sep}
}
Downloads last month
7