audio
audio
sentence
string
Berber on iki gün yaşadı.
Ve benzeri her şeyi…
Bu saatte benim kapımın önünde beklemesinde herhalde bir maksadı olacaktı.
Olur olmaz lafa karışıyor, terslenince cevap vermeye kalkışıyordu.
Özür dilerim beyler.
Buldun.
Hayır, inanmıyorum.
Korkarım hayır.
Evet, evet, çok doğru! diye tasdik ediyordu.
Buraya bırakıyorum.
Karantina.
Avni bir hafta kadar bekledi, her kapı açılışında yüreği oynuyordu.
İstersen bir akşam da onları getiririz.
Hiç hoşuma gitmedi.
Tabii ki öyledir.
Süleyman Efendi Satılmış'ı, fikrini almaya lüzum görmeden kendisine hizmetçi seçmişti.
Bunları dinlerken Osman'ın yüzünü kaplayan sıkıntı ifadesi beni şaşırtmadı.
Arkadaşlar sağ olsun, hiçbir eğlenceyi bensiz yapmak istemezlerdi, sen olmayınca tadı çıkmıyor derlerdi.
Buna rağmen meçhul bir istikametten gayet hafif bir su şırıltısı geliyordu.
Seni gerçekten özledim.
Çıkıyorsun.
Göt!
Ama böyle ufak farklar üzerinde fazla durulmadı.
Onu buradan götürmeliyiz.
Bu yolda sırça köşk yükseldikçe yükselmiş, kat üstüne kat binmiş.
Bir şey soracaktım.
Halbuki yarı yoldaki kuru söğüt ağacını daha yeni geçmişti.
Bayılmışım.
Nerede yaşıyorsunuz?
Tam zamanı.
Vallahi şaka olsun diye yaptım ağabey, bıçağın ucuyla şöyle dokunuverdim, karnı boşmuş, girivermiş!
Ne yaptın böyle?
Benimle buluştuğun için sağ ol.
Ona ihtiyacın yok.
Ressam…
Gel benle.
Senin neyin?
Arada benim dükkana bir uğrardı.
Rifat gülmeye çalıştı: "Heyecanınızı anlıyorum ama, bunun ifadesi ağlamak değil, gülmek olmalıydı…"
Al istersen adresini vereyim.
Hacı Bey'in bir oğlu kolejde, bir oğlu tıbbiyedeymiş.
Defolup gidelim buradan.
Hayır, hiç sorun değil.
Melek kısaca: "Hayır!" diye cevap verdi.
Nabzına bak.
Hepsi benim hatamdı.
Lütfen sessiz olun.
Bununla ne demek istiyorsun?
O benim annemdi.
Benden de sana selam olsun…
Öyle olsa iyi olur.
Seni seveceğim
Şimdi başla.
Mektebi bitiremedik.
İncirden, zeytinden ne alırsa burda yer, burda bırakırdı.
Seni burada bekleyeceğim.
'Geri dönersem sağ dönmeyeceğim!' deyip yürümüş.
Şanslı günündesin.
Diğer iki hasta, adam vurmaktan on beşer seneye mahkum iki köylü idi.
Bu bir risk.
Allah mı?
Evde yatar durur! Hasta mı?
Bu bir tür şaka mı?
Sence bu ne anlama geliyor?
Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?
Ölmeye hazırlan!
Limandaki geminin vinç sesleri, denizde gidip gelen motörlerin gürültüsü kafamın uzak yerlerinde uğuldayıp duruyordu.
Garanti veriyorum.
Akşama kadar ne yapacaktım?
Bir ses.
Onu iyi tanırım.
Polis nerede?
Mahvettin.
Ne ayıp.
Benimle gelmelisiniz.
Aklımdan derhal iki lirayı eline sıkıştırarak oradan kaçmak geçti.
Boğuk bir sesle: "Aman doktor!" dedi.
Küçük bir sorunum var.
Vakit gece yarısına yaklaşmıştı.
Harekete geçin!
Bununla mı?
Burada çalıları söktüm, yüklendik, kasabada sattık; kalan odunlarla kömür yaktık, daha çok para etti.
Al paranı da bir ebeye git!
Eğlenceli olacaktır.
Biraz dayan.
Mayasız yoğurt tutmaz.
Bir sorunum var.
İşitilir, işitilmez bir sesle: "Beyefendi!" diye mırıldandı: "Beyefendi…"
Bir şey oluyor.
Aklınızda ne var?
Bu geniş karanlıktan, bu seslerden kaçmak…
Yarım saat mi?
Hatırım için.
Bugün bir resim yapmaya karar vermişti, bir şeyler bulmalıydı.
Orada kimse yoktu.
Eşyayı iki üç kere karıştırdıkları halde para bulamadılar.
Elleri titreyerek masanın üstündeki bardağı aldı, bir defada dikti.
Şurdan, Büyükköy'den bir Çerkez kızı aldı.
Edebilirsin.
Geçmiş olsun, rahatsız mısınız?