Search is not available for this dataset
text
stringlengths
50
177k
Cabiri'ye göre batı İbni Rüşd ile paradigmayı oluşturup bilgi teorisinin esaslarını yeniden inşa etti, İslam dünyası ise İbni Sina ve Gazali bakışını tercih ederek bugünkü krizi yaşıyor diye tespit etmekte.
Ancak Cabiri hiçbir zaman geleneksiz bir bilgi teorisi- epistemoloji inşasını savunmadı. Sadece bu yöntemin, "selefi Arap aklının" kırılmasını savundu.
Daha ötesi klasik fıkıh ve kelam geleneğinin görmezlikten geldiği insanlığın antik dönemden bu yana gelen kültürel mirasını çekinmeden sahiplenilmesi gerektiğini savunmakta.
İbni Rüşd'ün Gayb (görünmeyen) ve Şahadet ("zahiri") alemler arasındaki ilişkinin birbirinden bağımsız ve kendilerine özgü bakış açıları ile anlaşılması veya iman edilmesi hususunda vurguları önemlidir.
Zira İbni Rüşd, İbni Sina ve takipçilerini Gayb alemini felsefeyi metod olarak kullanarak açıklanması hususunda oldukça sert eleştirmişti.
İbni Rüşd felsefenin dinden bağımsız tutulmasını savunuyordu. Bu anlamda İbni Rüşd Aristocu Varlık felsefesinin, zaman ve devinim kavramları eksikliğinde yaratılışı ve Allah'ı açıklamada yetersiz kaldığını ifade etmişti.
Gazali de benzer şekilde filozofların yöntemlerinin dini hakikatleri açıklamadan aciz ve temelsiz olduğunu savunuyordu.
Gazali ve İbni Rüşdün en önemli ortak noktası Aklın tüm imkanları kullanılıp gücünün bittiği yerde tartışmasız Vahy'e müracaat hususunda fikir birliği idi.
Cabiri'nin bakış açısını da göz önüne aldığımızda, Endülüs felsefe geleneğinin üstünlüğü felsefenin belirli bir dönem çalışılan matematik ve tıp disiplini üzerine kurulmuş olmasıydı.
Doğuda ise felsefe, kelam geleneği üzerine konuşlanmıştı. Bu dönemde Basra'da gizli olarak faaliyetlerine başlayan (X. yüzyıl) İhvanı Safa düşünce okulu/platformunu20 da zikretmeyi ihmal etmemiz gerekiyor.
İhvanı safa hareketi maddi alem kadar manevi alemi de kategorize etmişler aralarındaki ilişkiyi zahirden başlayarak batına kadar modellemişlerdir.
Tasavvufu da oldukça etkileyen Şii İsmailiye mezhebiyle benzerliklerinden dolayı Şiilik ve İsmaililik ilesuçlanmışlardır. İbni Sina ve Gazali bu hareketten oldukça etkilenmişlerdir.
Yüzyıldan bu yana İslam dünyası yeniden İslami düşünceyi inşa edecek İbni Rüşdleri, Farabileri, Gazalileri üretemiyor.
Belki de onlar gibilerin hayat bulabileceği siyasal, toplumsal ve ekonomik zeminler veya daha önemlisi zihniyet hiç oluşamadı.
Genel mutabakat İslam düşüncesindeki gelişme ve yeterliliğin Endülüs'ün düşmesiyle birlikte sonlandığına ilişkindir.
Roger Garaudy, bunu tutucu Maliki fukahasının etkisindeki yöneten halifelerin adaletsizlikleri, ötekilere kötü davranmaları ve İslam entelektüellerini sindirmelerine bağlamakta.
Böylece sosyal yapı korumasız kalmış Murabıt ve Katolik işgalleri başarılı olmuştur.
İslam dünyasının açmazlarından biri de Aristo mantığının ve felsefi anlayışının aşılamamış olmasıdır. Aristocu belirsizlikler aleminde müphemlik21, ara geçişler veya gri alanlar yoktur.
Her şey ya ak ya da karadır. Bir bakıma Aristo mantığı felsefi Daltonizm-renk körlüğüdür.22
İbn Haldun, "Coğrafya kaderdir" demiş, belki de eksik söylemiş. Siyasi yönetim örgütlenme biçimi de kaderi belirleyen bir diğer husus olarak karşımızda durmakta.
İslam dünyası asırlarca kelam, fıkıh ve tasavvuf ile idare ederken bunlarla birlikte bir ahlak felsefesi geliştiremedi, vicdanı hep ihmal etti.
Aristo'nun tartışmalı metafizik tanımı, belirttiğimiz gibi fiziğin matematik modelleme ile tanımlanmasından itibaren ortadan kalkmıştı. Artık mekanik bir evren ve yaşam akışı anlayışı vardı.
Einstein, Heisenberg ve filozof Bergson ile birlikte, mekanik ve matematik evren modeli yerini atom altı parçacıkların belirlediği sürekli değişen Kuantum evren modeline geçiş yapıyordu.
İster istemez bu yeni tanım da Bergson'un deyimiyle"Metafizik" tekrar yerini alıyordu.
1900'lu yılların başında Osmanlı'da kurulan ilk üniversite modeli Darülfünun'da bile ne yazık ki Dünya'nın kendi ekseni etrafında döndüğü Galileo teoremini (16'ncı yüzyıl) değil de sabit kaldığı tezini savunan Batlamyus (2'nci yüzyıl) teoremini okutuyordu.
Rivayet odur ki bugün bile bazı medreselerimizde ciltlerce kölelik hukuku okutulmaktadır.
Maalesef özellikle ülkemizde ve genelde İslam dünyasında geleneği yorumlayabilecek kodifiye edebilecek alim bulunduğunu pek söyleyemeyeceğiz.
Bugünkü kelam ve fıkıh anlayışı tarihin donduğuna, geçmiş ve geleceğe ilişkin sürekliliğinin olmadığına ilişkindir.
Taşra selefiliği, göreceli olarak tasavvuf anlayışı ve tarikatların içine bu anlamda sirayet etmiştir. Halbuki Endülüs ve Bağdat'ta İslam rönesansı döneminde felsefe ve tasavvufta bu böyle değildi.
Dünyada İslamcılık, demokrasi tecrübesini başaramadı. Birtakım ulema, demokrasiyi küfür olarak niteleyip sessiz kalıp pratikte faydalanma yolunu tercih ederken genelde de demokrasi ile entelektüel ve kavramsal bağ hiçbir zaman düşlenmedi.
İslamcılık pratikte fiziğin ve doğanın matematik modele indirgendiği acımasız iktidar mücadelelerinin ilkesizce verildiği modernitenin yeni paradigmasının ikinci el bir enstrümanı haline geldi.
Son 200 yıldır Osmanlı İmparatorluğu'nun başı çektiği gerileme ve ıslahat süreçlerine düşünsel, vicdani ve ahlaki problem olarak hiç bakılmadı.
İslam'a bir kısım ulemanın fıkıh mücadelesi bakışı dışında, hep dünyada ve ilgili ülkelerde somut iktidar mücadelesi olarak bakıldı.
İslamcılaşan dindarlar, cemaatler ve tarikatlar egemenliğe talip oldular, farkına varmadan gelenekten koptular.
Fazlurrahman'ın Kur'an'ın bir bütün olarak anlaşılması ve anlamlandırılması tezine katılıyorum. Fıkıh ve Kelamcıların bir kısmı Kur'an ve Hadis'teki bazı parçalar üzerinden sıklıkla çıkarımda bulunmuşlardır.
Bu ise din alimleri ve güç ilişkilerinde, moderniteye tez üretme konularında hep sorunlar çıkarmıştır. Bu sorunlar uygulamada bugünlere intikal etmiştir.
Kur'an ve hadislerdeki bütünlüğün anlamlandırılması için de, bir düşünce sistematiğine ihtiyaç vardır. Bu da katı selefi eğilimlilerin karşı olduğu "felsefe"dir.
İslam düşüncesi ve özgün felsefesi olmadan, temel bir bakış paradigması geliştirilemez. Tasavvuf ve Kelam bu süreci besleyebilir. Yöntem ise, post modern felsefi yaklaşımların tüm enstrümanları olabilir.
İslam dünyasında ilerleme veya gerilemenin tamamen askeri ve siyasi güç egemenliğine göre endekslenmesi temel yanlışlardan birisidir.
Düşüncede reform anlayışının buna odaklanması bizi kendi açmazımıza hapsetmiştir. Düşünce evrenimizdeki reform çabalarının ret, inkâr veya ötekini ikna üzerine kurgulanması ayrı bir çıkmazı teşkil etmiştir.
Prof. Ahmet Kuru, kitabında, Müslüman tüccarların 11'nci yüzyıla kadar Müslüman alim ve filozofları desteklediklerini, ancak devlet merkezileştikten sonra, tüccarların özerkliklerini yitirdiklerini, böylece ulemanın tamamen devlete bağımlı kaldığını, bunun da fikir ve ticaret hayatında gerilemenin nedeni olduğunu söylü...
Bu anlamda İslam dünyasının servet sahipleri ve ulemalarının gerçek bir burjuva ve entelektüel olduklarını söylemek oldukça zorlaşıyor.
Yazının hulasası olarak aşağıdaki tespitleri muhatap hissedenlere sıralamak uygun olabilir
Yüzyıla kadar gayret edilen İslami bilgi mimarisi (epistemoloji) çalışmaları devam ettirilmeli tekamüle erdirilmeli.
Söz konusu hususları çoğaltmak, akademik dille detaylandırmak veya kitaba çevirmek çok daha uzun zaman alacaktır.
Bu yazı sadece konu başlıkları ve ilgili özetleri ile bile olsa vicdanları ve akılları biraz kurcalamak için yazılmıştır.
[1] Fıkıh bir dönem bütün ilimlerin adıydı. İmam Azam'ın tarifi ile de kişinin lehinde ve aleyhinde olanları bilmesiydi
[2] Larry Siedentop – inventing "Individual" The Origins of Western Liberalism
[7] İbnü'l-Arabî gibi âlemin zahirinin mülk, bâtınının melekût olduğunu söyleyen Necmeddîn-i Dâye melekûtu "eşyayı var kılan şey" olarak tanımlamış ve, "Her şeyin melekûtu O'nun elindedir" (Yâsîn 36/83) meâlindeki âyeti zikrederek eşyanın hakikatinin Cenâb-ı Hakk'ın kayyûmiyyet sıfatı olduğunu ve her şeyin onunla kāim ...
[8] Bir görüşe göre, Kur'an ve Sünnet'te evrenin yoktan/sonradan yaratıldığına dair açık bir nass bulmak mümkün değildir. Bazı ayetler ve hadisler yorumlanarak bu sonuç elde edilmiştir. Kur'an çok net bir şekilde âlemin yaratıcısının Allah olduğunu söyler ki zaten filozoflar da kelamcılar da bunu kabul ederler.
[10] Ahmet Yaşar Ocak, "Düşünce Hayatı (14.-17.Yüzyıllar)" , s.189. Şeyh Bedreddin Vâridat eseriyle felsefileşmiş tasavvufu temsil etmektedir. Eserinde Allah, nübüvvet, ahiret, cennet, cehennem, ruh, melek, kâinatın mahiyeti gibi İslâm felsefesi ve kelâmın temel konularında mistik yorumlarla birlikte akılcı filozof tav...
[11] 21 Ocak 1921'de Filistin'in Yafa şehrinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Saint Joseph Koleji'nde yaptı. 1949'da Indiana ve 1951'de Harvard üniversitelerinde felsefe alanında yüksek lisans yaptı. "Değerin Metafiziği ve Epistemolojisi" konulu doktora tezini 1952'de Indiana Üniversitesi'nde tamamladı. Daha sonra Ezher...
12] Harran İslam inancından önce Pagan, Sin, Yıldız-Gezegen Kültü, Sabiîlik, Gnostizm, Daysanizm gibi köklü bir kültür yapısı olan bölgede felsefî okullarda bir çok alim eserleriyle ön plana çıkmıştır.
[13] Christopher Knight ve Robert Lomas, The Hiram Key (Hiram Anahtarı) adlı kitaplarında Eski Mısır'ın masonluğun kökeninde çok önemli bir yeri olduğunu anlatırlar. Yazarlara göre Eski Mısır'dan çağdaş masonlara miras kalan en önemli düşünce ise, "kendi kendine var olan ve rastlantılarla evrimleşen evren" fikridir. Mı...
[14] Mısır'da Kral Toth, Eski Yunan'da Hermes ve İslamiyet'te İdris Peygamber olarak bilinen Adem'in yedinci torunu binlerce yıldır bu kültürler ve dinler üzerinde önemli etkiler bıraktı.
[16] Rager Bacon'un anlayışına göre gerçeğin önünde engeller bulunmaktadır. Bu engellerin cehaletin nedenleri olduğunu savundu. Opus Majus adlı eserinde bunu dile getirdi. Bu engeller aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
[17] Osmanlı düşünce geleneği, felsefe, kelâm ve tasavvufun bir terkibi niteliği taşımaktadır. Fatih Sultan Mehmed'in Molla Câmî'ye "hakikati arayan gruplar" diye nitelediği felsefeciler, kelâmcılar ve sûfîlerin görüşlerini birlikte değerlendiren bir risâle yazdırması, bu üç bilimin de Osmanlı düşüncesi içindeki varlığ...
Konevi – Miftah'ul Gayb= Müşahede geleneğini merkezi alarak nazari geleneği yeniden yorumlayan ekberi geleneğin zirve metni Miftah'ul Gayb.
[19] Süleymaniye medreselerinin kuruluşundan II. Meşrutiyete kadar geçen zaman diliminde ise, l557'den 1908'e kadar medreseler duraklama, gerileme ve çökme dönemlerini geçirmişlerdir. Bununla birlikte bu dönemde, Tanzimat'tan sonra açılan ve vaiz yetiştirmek üzere kurulmuş bir ihtisas medresesi olan Medresetü'l-Vaizîn'...
[20] Bu grup ön yargısız bir yaklaşımla dinî, felsefî ve ilmî olmak üzere ulaşabildiği her tür bilgiyi kullanmıştır. Onlar için düşüncelerine temel olmada Kur'an ne kadar öneme sahipse Tevrat ve İncil de o kadar önemlidir. Din bilgisinde Hz. Peygamber'in veya Hz. Ali'nin sözü ne kadar önem taşıyorsa felsefede Sokrat, E...
[21] Şarkiyatçı Thomas Bauer'in tezi, Batılı modernliğin kesinlik "takıntısının" müphemlik kültürünü gitgide tahrip ettiğidir; bu süreçte İslâm "ilâhiyatlaşarak" katılaşmıştır. Bauer, neticede ister Selefi olsun, ister fundamentalist ister reformist, İslâmcılık ile Batılı modernizmin İslâm anlayışlarının benzeşir hale ...
[22] Bkz A. M. Al-Meraire Aristo'nun Mahkumları, Epistemic Institute Press, Los Angeles, 1984
Hakkında daha ayrıntılı: İslamİSLAM DÜNYASIdemokrasifelsefeROGER GARAUDYfıkıhkelamahlakVİCDANfilozofRene GeunontasavvufULEMAENDÜLÜSbağdatAristotelesİbn Haldunibni RüşdFATİH SULTAN MEHMETKATİP ÇELEBİMuhammed Abid el-CabiriReformislamcılıkahlak felsefesiAhmet Tarık Çelenk
12 Eylül'e giden süreçte yer alan en önemli olaylardan biri de bir katliama dönüşen 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarıydı. En yaygın söylem işçi sınıfı ve temsilcilerine yönelik provakasyon amacıyla suikast-katliam tertiplendiğiydi. Hızla yükseldiği iddia edilen sol-sosyalist dalgayı kırmak amacıyla gerçekleştirildiğinden em...
Şu keskin nişancı meselesi şu açıdan çok enteresan değil mi: Mitingi tertip eden hiçbir önemli kişiye yönelik bir saldırı yok ve daha da garibi uzun namlulu silahla bir ölüm vaki değil. Otelden kitlenin üzerine ateş açan keskin nişancılar ama özellikle de CIA ajanlarıyla süsleneni tam bir masal. Meydanda yaşanan 37 ölü...
Sovyet ve Çin uzantısı sol-sosyalist örgütler arasındaki rekabetin öldürücü düzeyini gösteren Taksim'i dolayısıyla da işçi-emekçi mücadelesini ipotek altında alma fanatizmini gizlemek için 1977 olayları güzel bir numunedir. Taksim'i kontrol altında tutan Sovyetçi TKP çizgisindeki DİSK silahlı-sopalı binlerce görevliyi ...
Ölümlerin en çok yaşandığı Kazancı Yokuşu'nun önündeki kamyonetin DİSK yönetimi tarafından afiş ve pankart taşımak üzere kiralandığı, şoförü tarafından "meydana yakın olsun" diyerek oraya bırakıldığı neden yıllar boyunca saklanmıştı? Çünkü üretilen komplo teorisine bir malzeme kılmak için diğer bazı bilgiler gibi o kam...
Kestirmeden söylemek gerekirse: 1977'de Taksim Meydanı, emek mücadelesinin değil uzantıları aracılığıyla SSCB ve Çin'in yürüttüğü bir egemenlik mücadelesinin yansıması olarak konumlanmıştı. Olayların öncesinde olduğu gibi sonrasında da tarafların öncelikle birbirlerini suçlayıcı ve dışlayıcı beyanatlar vermesi de bu du...
Üniversitede okuyan hemen herkesin geçmişte şahit olduğu olaylar üzerinden bu meseleyi bir kez daha düşünmesi yeterince izah edici olacaktır. Sol-sosyalist kesimlerin üniversitelerde egemenlik mücadelesi vermek için en çok başvurdukları yöntem iç çatışmayı engellemek üzere İslamcı veya Ülkücü öğrencileri kışkırtmak ve ...
Gündem oluşturmak ve bulundukları ortamı fiili çatışmaya uygun bir atmosfere dönüştürmek hususunda pek mahir olan Türkiye'nin aydınlamacı-ilerlemeci solu-sosyalistleri istisnalar dışında hiçbir biçimde Kemalist ideolojiyle hesaplaşamadı tersine toplumun İslami kimliği ve kültürüne karşı Kemalist ideoloji ve sınıflarla ...
Kemalist tarih yazımında sansür veya manipülasyon olur da sol-sosyalist tarih yazımında olmaz mı? Toplumsal hafızanın şekillendirilmesine dair sergilenen bütün çabalar neticede bir iktidar mücadelesinin parçasıdır ve hiçbir siyasal ideoloji/örgüt bu mücadeleden kendini vareste tutamaz. Bütünüyle halk adına yürütülen bi...
Bütün bunlarla birlikte (kendi içlerindeki ayrışma ve çatışma devam etmesine rağmen) hem Sovyet yanlısı DİSK-TKP çizgisi hem de Çin yanlısı İP-Aydınlık çizgisi gelinen noktada ulusalcı-laik hassasiyetleri iyiden iyiye kabarmış bir halde AK Parti hükümetine ve temsil ettiği toplumsal kesimlere karşı Kemalist çizgiye az-...
35 yıldır ısrarla söylenen ve başka bir şey söylenmesine müsaade edilmeyen kanlı 1 Mayıs'ın bilmemiz, konuşmamız gereken hikâyesi bundan ibaret olsun istendi. Bundan ötürü dışına çıkılmaması gereken çerçeve şudur: Sol-sosyalist devrimcilerin halkın kurtuluşu için ortaya koyduğu fedakârlık emperyalist ABD ve işbirlikçi-...
Söylem düzeyinde oluşturulan bu tahakküm dolayısıyla, "Kahrolsun Şeriat, Mollalar İran'a" sloganıyla Uğur Mumcu suikastı sonrasında Kemalist devletin, Sivas olayları sonrası Doğu Perinçek liderliğindeki Kemalist Maocuların peşine takılan sol-sosyalist çözümlemenin doğruluğunu sorgulamaya sıra gelir mi bilinmez.
Peki, 28 Şubat sürecinde "Ne Şeriat, Ne Darbe!" gibi steril ve fırsatçı bir siyaset öngörüsüyle veya 27 Nisan sürecinde doğrudan Ergenekon cuntası tarafından organize edilen Cumhuriyet mitingleri sırasında "dinci-gerici AKP'nin düşürülmesi" için ellerini ovuşturarak bekleşirken sol-sosyalist siyasetin ahlaki pozisyonun...
Silahlı propagandayı temel bir ilke kabul etmiş, şehir veya kırlarda kurtarılmış bölgeler inşa etmeyi hedef belirlemiş bir siyasetten bahsediyoruz. Onlarsa Taksim'de 20 bini silahlı İGD militanından, Maocuları meydana sokmamaya kararlı DİSK'ten, Sovyetçi revizyonistlere kan kusturarak da olsa meydana girmeye kararlı Ma...
Ajitasyon ve propaganda ile inşa ettikleri klişe söylem ve tahlillere ayran budalası gibi inanmamızı bekliyorlar. Darbe sürecinin hazırlanmasından kardeşkanı dökülmesine, provakasyon ve katliamlarda kullanılmış olmalarına kadar yakın tarihin kirli sayfalarının yazılmasında hiç ama hiç kendilerini gündeme getirmek istem...
Kemalist devletin İttihat ve Terakki'den devraldığı komitacı geleneğin Ali Şükrü Bey'in katledilmesiyle başlayıp İzmir Suikastı, Menemen Olayları, Dersim katliamı, Kürt sorunu ve irticaya karşı mücadele vs ile devam etmekte olan kirli bir tarihini unutmuş değiliz. Kirli ve karanlık sayfalardan müteşekkil Kemalist devle...
Hemen tüm sorunların adresi olarak ABD emperyalizmi, CIA, Kontrgerilla, MİT vs.den ibaret bir kötülük tarihine budalaca inanmamızı bekliyorlar. Ayran budalaları yok değil elbet. Ama tahmin edileceği üzere kendileri olmaktan vazgeçtikleri oranda itibarları sıfırın altına doğru seyreden ajitasyon ve propaganda kurbanı bu...
İmam-Hatip'in yapımına Spor Toto (şans oyunları) Sponsor oldu
Beykoz İmam Hatip'in yapımına Spor Toto sponsor oldu...
Beykoz Tokatköy'de inşa edilen İmam Hatip Ortaokulu'na Spor Toto sponsor oldu.
Beykoz Tokatköy İmam Hatip Ortaokulu'nun temeli 22 Ocak'ta atılmıştı. 7 bin m2 alan üzerine 24 derslikli inşa edilecek okulda yaklaşık bin öğrenci eğitim-öğretim alacak. Boğaziçi Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin alt kısmında yapımına başlanan yeni okulun tüm maliyeti Beykoz Belediyesi ve Spor Toto sponsorluğunda karşılana...
Kur'an-ı Kerim, hadis, siyer gibi derslerin verileceği, imam ve hatip yetiştirilecek okulun yapımına Spor Toto'nun da sponsor olması hemen yanında bulunan İHL öğretmen ve öğrenciler ile vatandaşların tepkisine neden oldu.
İmam Hatip Ortaokulu'nun hemen yanında bulunan İmam Hatip Lisesi'nde öğretmenlik yapan Ş.H. "İmam Hatip Okullarında, Allah'ın dini İslam'ı elimizden geldiği kadarıyla öğretmeye çalışıyoruz. Burada içkinin, faizin, zinanın ve kumarın haram olduğunu öğretiyoruz. Şimdi böyle bir yer haram para ile yapılmaya çalışıldığını ...
Ne cevap verebiliriz? En azından yapılanın tabela asılarak afişe edilmemesi lazım. İmam Hatip Ortaokulu inşaatında Spor Toto'nun tabelasını halk görünce, 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' diyor. Halkın İmam Hatip Okullarına karşı olumlu bakışı zedeleniyor. Bu yapılan, içki parası ile camii yapmak gibi bir şey. Haram...
Beykoz İmam Hatipliler Derneği (BİHMENDER) de konu hakkında tepkisini sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile dile getirdi. Yapılan açıklama ise şöyle; "Duyarlı Tokatköy sakinleri tarafından derneğimize gelen tepkiler üzerine gidip yerinde incelediğimiz, Tokatköy İmam Hatip Orta Okul inşaatının bir kumar oynatma ku...
Konunun Beykoz'da imam hatiplere gönül verenler tarafından duyulmasıyla bütün gün ve gece boyunca derneğimize onlarca kişi tarafından hassasiyetlerini bildirir mesaj ve telefon araması ulaşmıştır. Konu ile ilgili olarak toplanan dernek yönetimi ve üyelerimiz bu durumun kabul edilemez olduğunu ve yetkililerden gerekli d...
1 B,C, ve D grubu Cami Görevlilerine Duyuru! 2 9500 Sözleşmeli Alım Mülakat Taban Puanları 3 MEB Engelli Öğretmen Alımı Yapacak 4 TDV'den İnsani Yardım 5 Cuma hutbesinde 'bağımlılık' vurgusu 6 Babam ateist' dedi ve ne imam ne de cemaat... 7 İHL ÖNLİSANS İÇİN AÇILAN BOŞ KADROLAR 8 4/B İMAM HATİP LİSESİ MEZUNLARINA AÇILA...
Kazandığım özgürlük sayısında düşüş oldu enflasyon yüzünden ve portföyde artık tasarruf yapmanın önemi giderek artıyor. Ne kadar tasarruf o kadar büyüme ve erken gelen refah demek.
Bir de bir dahaki aylarda portföye giriş çıkışlar olabilir. Belki biraz hisse azaltımı yapabilirim. Göreceğiz hep birlikte bakalım.
Sizin Ocak ayınız nasıl geçti? Portföylerinizde durum nasıl? Tasarruf edip de borsaya yatırım yapabiliyor musunuz?
portföyünüz genel anlamda hakkaten çok başarılı. bi şeyi merak ettim “Portföyde şu an bile hatalarım olsa da” demişsiniz, burda kastettiğiniz şirketler hangileri? karı %35 düşen arçelik ve ciddi satış baskısı yiyen ve ham madde fiyatlarının geri gelmesinden dolayı baskı yiyen soda mı acaba?
Teşekkür ederim öncelikle. Çimento ve Gül şirketimden pek memnun değilim çünkü sektör analizi yapmadığım için emlak durgunluğuna yakalandım.
Ayrıca yönetimlerinden de memnun değişim maalesef. Umarım daha hissedar ve değer odaklı olurlar. Genel kurula katılıp sorularımı sormak istiyorum 🙂 ama en kötü bilançolar gelirken de saymak istemiyorum. Çünkü adamlar belki algımla oynuyor olabilirler:)
Bu arada diğer şirketlerimden memnunun. Arçelik’i zaten hisseyi takip edebilmek için almıştım. Sorunum yok onla. Soda’da fabrikalar çalışıyor. Yatırımlar akıllıca diye düşünüyorum.
Öncelikle size bu uzun yolda başarılar diliyorum. Senelerce saçma sapan yatırımlarla vakit kaybeden bana da, twitter’da ilk fark ettiğim andan itibaren ilham kaynağı oldunuz. Kendimce belirlediğim 5 temettü ve 1 de büyüme potansiyelli hisse konusunda görüşlerinizi almak isterim. Temettü hisselerim AKSA, ISMEN, ECILC, E...
İşin hisse seçimi kısmını halletmişsiniz, geriye yem olmamak kalıyor. Bunun için de bol bol okumalı, sizi panikletmeyecek ihtiyacınız olmayan para ile yatırım yapmalısınız ve alımlarınızı zamana yaymalısınız ki ortalama bir maliyetiniz oluşsun.. Gerisi kendiliğinden gelir.
Beyaz yaka maaşa talim yaşamak durumunda olan bizlere finansal özgürlük yolunda örnek olduğunuz için çok teşekkür ederim. Ben de yaklaşık 2.5 senedir çalışma hayatındayım ve devamlı artan trendle şu an geldiğim noktada maaşımın yarısını biriktirmeyi başarıyorum. Birikim konusunda iyi olsam da yatırım hesabı açma dışınd...
2.5 senedir bir miktar birikim yaptım. Size sormak istediğim bu birikimin tümüyle hisse senedi mi satın almalıyım yoksa her ayki birikimin bir bölümüyle başlayıp kademeli artırarak alımlara bir yerden başlamalıyım? Siz her ay tüm birikiminizle hisse senedi mi alıyorsunuz tavsiyelerinizi öğrenmek isterim. Şu an bu birik...