text
stringlengths
4
7.85k
Esad kardeşiydi, ailece görüşüyorlardı, sonra katil olduğunu hatırladı.
Emevi Camiinde namaz kılacaktı, üç aya kalmaz Esad gidecekti, böyle diyordu, dört yılı aştı ne giden var, ne de gitmeye niyeti olan.
Sisi’yle görüşmeler yapıyordu, Ankara’da ağırlıyordu, sonra darbeci olduğunu söyledi.
Cemaatle can ciğer kuzu sarmasıydı, sonra paralel olduğunu itiraf etti.
Mehmetçiğe darbeci çamuru attı, sonra dönüp meğerse kumpasmış, yanlış yaptık, dedi.
PKK’yla çözüm masasında iştahla oturuyordu, sonra terörist olduğunu anladı.
Erdoğan hem kandırıldım dedi, hem de herkesi kandırdı.
Davutoğlu derseniz, onda gürültü var, görüntü yoktur.
Bitmedi.
5 Aralık’ta Musul’a zırhlı birlikler sevk ettiler.
Biz bunu olumlu bulduk, destek verdik.
Erdoğan çok geçmedi, 11 Aralık’ta Musul’dan çekilmenin söz konusu olmadığını kararlı yüz hatlarıyla ileri sürdü.
Davutoğlu durur mu, o da aynı havayla oynamaya başladı.
Ne oldu, 14 Aralık’ta Beşika Kampı’ndaki askeri birliğimizin bir bölümü Irak’ın kuzeyindeki Bamerni Kampı’na kaydırıldı.
Buna da yeniden tanzim denildi.
Yetmedi, geri adımlar durmadı.
Obama’nın 18 Aralık’ta Erdoğan’a bir telefonuyla AKP’nin yelkenleri suya indi, Dışişleri Bakanlığı Beşika Kampı’ndan çekilmenin süreceğini 19 Aralık’ta açıkladı.
Sormazlar mı adama; Musul bahanesiyle Beşika’ya gittiniz gitmesine de, niçin dönüyorsunuz?
Nedir sizi korkutan?
Sayın Erdoğan, Obama’ya soramadın mı; ABD, binlerce kilometre uzaklıktan gelip Irak’ta operasyon yapıyor da, Türkiye güvenliği ve soydaşlarının varlığı için sınırının hemen öte yakasına geçemeyecek midir?
Obama Irak’ın onurundan bahsediyor da, sen ve başında bulunduğun korkaklar kafilesi Türk milletinin onurunu müdafaa edemiyor musunuz?
Böyle bir devlet idaresinin inandırıcılığı nasıl olacaktır?
Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu millete yalan destanı yazıp, başkanlık sistemi ve yeni anayasa edebiyatı yaparken;
Kırım Rusların oldu. Hiçbir şey yapılamadı.
Kıbrıs Rumlara peşkeş çekildi, Doğu Akdeniz’de mevzi kaybedildi. Hiçkimsenin umurunda olmadı.
Türkmen Dağı Esad’ın eline kaldı. Hiçbir etkili tedbir alınamadı.
Kerkük peşmergeye, Musul IŞİD’e terk edildi. Geriye yalnızca Türkmenlerin acı dolu hikayeleri, yitirilmiş yurtları, dağıtılmış umutları, kaybolmuş hayatları bırakıldı.
21 Şubat’ta Süleyman Şah Türbesini nakliye kamyonuna yükleyip gece yarısı operasyonuyla kaçıran, buna da zafer, başarı diyen Erdoğan ve Davutoğlu milli vicdanda ebedi mahkumdur, ebediyete kadar lekelidir.
Çekile çekile nereye kadar gelinecektir?
Her diklenene, her tehdit savurana boyun bükersek, biz bu topraklarda nasıl yaşayacağız?
Erdoğan’a, bu çağın Selahattin Eyyubi’si diyerek yalakalık yarışına girenler merakı mı mazur görsünler, bunlar hiç mi tarih okumamışlar, hiç mi vicdanları sızlamamıştır?
Kaçmanın, tornistan yapmanın, u dönüşünün, anında çark etmenin ismi ne zamandır Selahattin Eyyubi olmuştur?
Unutmayınız, korkak her gün, cesur bir gün ölür.
İnsan sürgünden, zindandan, ölümden değil, sadece korkak olmaktan korkmalıdır.
Erdoğan ve Davutoğlu sıkıştı mı taviz limanına demirlemektedir.
Bu ikili dara düştü mü, pabucun pahalı olduğunu gördü mü, uydurulmuş onca mazerete bel bağlayarak fırıldak gibi dönmektedir.
Bunların önü açıktır, sirkte iyi cambaz olabilirler.
Bunların talihi yaver giderse, güldürü programlarında, komedi dizilerinde iyi ve bol kazançlı rol kapmalarında engel yoktur.
Bunların çiğnenmiş sözlerin, yutulmuş vaatlerin, sanal yiğitliklerin aktörü olarak da yıldızları parlayabilir.
Şansları bol olsun, bugün başlarlarsa bir seneye kalmaz hasılat rekoru kıracak işlere imza atabilirler.
Fakat bunlar bir tek Türkiye’yi layıkıyla yönetemezler, Türk milletine yeni ruh ve ufuk sunamazlar ve de asla sunamamışlardır.
Muhterem Milletvekilleri,
Türk dış politikası, yeni Türkiye parolasıyla un ufak olmuştur.
Bunun ağır faturasına tüm vatandaşlarımız katlanmaktadır.
Sayıları 2,5 milyonu bulan Suriyeli sığınmacıya, dişimizden tırnağımızdan arttığımız 9 milyar dolar civarında para harcanmıştır.
Bu aziz vatan AB’nin sığınmacı odasına rüşvetle dönüştürülmek istenmektedir.
Çevremizdeki denizlerde binlerce Suriyeli boğulmuştur.
Tam bir insani trajedi yaşanmaktadır.
Sokaklar Suriyeli dilencilerle dolup taşmaktadır.
Suriyelilerin ilave külfet ve maliyeti sosyal ve ekonomik hayatımızı tarumar etmektedir.
Bu yüzden işsizlik, huzursuzluk ve asayişsizlik daha da artmaktadır.
Son yurdumuzun bize ait olmadığı farklı yol ve yöntemlerle ima edilmekte, alttan alta fısıldanmaktadır.
Anadolu farklı farklı etnik ve kültürel kimliklerin toplanma yeri olarak projelendirilmektedir.
Tekrar söylüyorum, üstüne basa basa haykırıyorum; bu vatan bizlere ecdadımızın ve aziz şehitlerimizin can pahasına bıraktığı kutsal bir emanettir.
Ve burası ebedi Türk vatanıdır.
Hiçbir küresel mihrak, hiçbir hain emel bu gerçeği değiştiremeyecektir.
Görüyorsunuz, günlerdir Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin başta olmak üzere, teröristler her değerimize saldırı düzenlemektedir.
Öğretmenler çekilmekte, devletin kanadı kolu kırılmakta, vatan evlatları şehit düşmektedir.
Dün Bitlis’in Sehi Ormanları bölgesinde, önceden yerleştirilen el yapımı patlayıcı düzeneğinin PKK’lı teröristlerce infilak ettirilmesi sonucunda 1 Mehmedimiz şehit, 9’u da yaralanmıştır.
Yine dün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bir Mehmedimiz şehit düşmüştür.
18 Aralık’ta Cizre’de, 19 Aralık’ta Sur’da, 20 Aralık’ta bir kez daha Cizre’de teröristlerle çıkan çatışmada üç kahramanımız şehit olmuştur.
1 Kasım’dan bu tarafa 17 polisimiz 19 askerimiz bir hilal uğruna kara toprağa girmiştir.
Şırnak Cizre’de, PKK’lı katiller, evinin mevzi haline getirilmesine karşı çıkan 70 yaşındaki Selahattin Bozkurt’u öldürmüşlerdir.
Cizre’nin Nur Mahallesi’nde 8 aylık hamile Güler Yanalak isimli hanım kardeşimiz teröristlerce kurşunlanmıştır.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyor, hepimizin başı sağolsun diyorum.
Türkiye fikren, fiilen ve fiziken bölünmenin eşiğindedir.
Şu anda Türkiye’nin bir bölgesi kundaklanmakta, hainler tarafından yakılıp yıkılmakta, kırılıp dökülmektedir.
Her yere tonlarca bomba yığılırken istihbarat uyumuştur.
Sokaklara hendekler açılırken, hükümet uyuşarak seyretmiştir.
Barikatlar dikilmiş, evler silah ve cephaneliklerle doldurulmuştur.
Erdoğan çözüm diyordu, terör örgütünün silah bırakacağını söylüyordu.
Biz hayal görmeyin, milleti aldatmayın, çözüm çözülmedir, PKK silah bırakmaz dedikçe, Erdoğan renkten renge giriyor, yüzü öfkeden kapkara kesiliyordu.
AKP’nin çözümü buzdolabında değil, hendektedir.
Sözde hendek siyaseti uydurup bununla ilgili lehte ya da aleyhte ahkam kesmek hızla mesafe alan bölücülüğe açıktan hizmettir.
Kaldı ki AKP’nin süreç ve barış masalı teröristlerin silah depolamasına yaramıştır.
Erdoğan da bunu ilk ağızdan itiraf etmiştir.
Çözüm diyenler şimdi söyleyiniz, cevap veriniz, bu hendekler kazılırken neredeydiniz?
Sözde akiller peki siz ne yapıyor, hangi delikten, hangi yalıdan, hangi melun hevesle terörü seyrediyordunuz?
Bir ara, durmadan konuşuyor, özgürlük nutku atıyor, demokrasi türküsü söylüyor, terörü bitiriyor, sorunları çözüyor, barışı getiriyordunuz.
Şimdi nerede gizleniyor, nerelerde keyif çatıyorsunuz?
Bu hendekler yeni kazılmadı.
Hendeklere ilk kazma yıkım projesiyle vuruldu.
Hendeklerin yayılması süreç ihanetiyle gerçekleşti.
Sur’dan Suriye, Cizre’den Cezire, Silopi’den savaş çıkartmak için yıllarca PKK el bebek gül bebek bakıma alındı, müzakerelerle güçlendirildi.
Şimdi Erdoğan çıkmış, “O evlerde, o binalarda, açtığınız o hendeklerde yok olacaksınız, oraya gömüleceksiniz” demektedir.
Davutoğlu da, “Hendekleri başlarında parçalayacağız” iddiasındadır.
Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz yaratıklar tarafından Cizre yakılmakta, Silopi kırılmakta, Sur Ayn el Arab’a dönüştürülmektedir.
Hastanelere roketler isabet etmekte, okullar bombalanmakta, camiler harabeye çevrilmekte, vatandaşlarımız göç etmektedir.
Terörden olumsuz etkilenen 21 ilimizde bu yılın ilk 10 ayında 11 bin 354 esnafımızın kapısına kilit vurduğu, kapanan şirket sayısının bin 549’a ulaştığı medyaya kadar yansımıştır.
Örgüt sözde mahkemeler kurmuş, hükümetin haberi olmamıştır.
Örgüt sözde şehitlikler açmış, hükümetin ruhu duymamıştır.
Alan almış, satan satmış, çözümün içinden hendek çıkmış, barikatlar dikilmiş, ne çelişkidir ki hükümet bile bile kulağının üstüne yatmıştır.
Bunlara rağmen, Erdoğan ve Davutoğlu hendeklere öfke saçacağına, nerede hata yaptık diye dönüp geçmişe bir türlü bakmıyor, bakamıyor.
Öcalan’ı takdirle karşılıyorum diyen Şırnak eski Valisi, bu hendeklerde senin payın vardır.
TBMM’de “Bu coğrafyada üç hedef vardı son dönemde: Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bir; İmralı, iki; Barzani, üç.” diyen AKP Milletvekili, bu hendeklerde senin izin vardır.
“Türk üst kimliği bölücüdür, Türk bayrağı değil, Türkiye ve devlet bayrağı diyelim” diyen zehirli dil, bu hendeklerde senin dahlin vardır.
“Türk diye bir ırk yoktur” diyen sefil zihniyet, sana söylüyorum, bu hendeklerde senin rızan, senin sözün, senin kapkara ümidin vardır.
Türk bayrağını tahrik unsuru gören, Ne Mutlu Türküm Diyene seslenişinden rahatsızlık uyan hainler, duyun bu milli çığlığı, hendekler önce vicdanınızda açılmıştır.
“Milliyetçilikle hesaplaşma zamanı” geldi diyen hele sen Davutoğlu, bilesin ki günahın büyüktür ve hendekler seninle anılacaktır.
İmralı canisini sütten çıkmış ak kaşık gösteren, gençliğinde namaz kılmasından oruç tutmasına kadar ballandıra ballandıra anlatan siyasi mevtalar hendeklere ilk kazmayı vuran asıl sizlersiniz.