Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
audio
audioduration (s)
2
24.1
text
stringlengths
32
309
Size daha önce podcastlerimde Hitler'e suikast düzenleyen Elser'den ya da atom bombasının mucidi diyeceğimiz Adam Oppenheimer'den veya gelmiş geçmiş en büyük sihirbazlardan birisi olan Houdini'den bahsetmiştim. Açıkçası podcastleri hazırlamayı daha çok seviyorum çünkü sanırım kendimi daha özgür hissediyorum.
Yani suikastten ya da asansörlerin tarihinden bahsederken diğer yandan gelecek haftalarda size tuvaletlerin tarihinden bahsedeceğim mesela. Yani özgürden ziyade daha samimi hissediyorum aslında burayı.
Tabii bu durum siz sevdiğiniz sürece böyle olacak. Neyse kendi duygularım hakkında başka zaman konuşuruz.
Bu hafta yeni konuyu düşünürken neden ülkemizin ilginç karakterlerinden birisini işlemeyeyim diye düşündüm ve aklıma gelen en ilginç karakterlerden birisi Seyfi Dursunoğlu oldu. Yani daha çok bilinen adıyla Huysuz Virgin.
Evet bu haftaki konumuz gerçek adını az kişinin bildiği ki az önce saydıklarım değildi. 3 yıl önce kaybettiğimiz Huysuz Virgin'in kendi ağzından ilginç ve başarılıydı.
Bu hafta sonunda her şeyden daha çok ilginç ve başarılıydı. Umarım sıkılmadan dinlersiniz.
Seyfi 1 Ekim 1932'de Trabzon'da Selvi ve Mehmet Dursun çiftinin 7 çocuğunun 6.si olarak dünyaya geldiğinde ailesi ona Seyfettin adını vermişti. Evet gerçek adı ne Virgin ne de Seyfi idi.
Gerçek adı Seyfettin'di. Aslına bakarsak soyadı da Dursunoğlu değil.
Dursundu. Ancak sonradan Dursun olmuştu.
Gerçek adım Seyfettin Dursun. Kömürcü adı diye değiştirdim.
Seyfi Dursunoğlu yaptık. Gerçi bu sefer de kasap adı gibi oldu.
Diye anlatıyordu Seyfi adını buluşunu. 16 yaşındayken ailesinin son çocuğu dünyaya gelene dek ailede el bebek gül bebek büyütüldü.
O olunca değerim gün be gün azalmaya başladı diyordu. Trabzon'da manzarası güzel kalabalık bir evde geçiyordu hayatı.
Ama sokağa çıkmak yasaktı. Sadece pencereden uçurtma uçurmasına izin vardı.
Bu evde herkes her istediğini yapamazdı. Kuralları ve katı dışındaydı.
Seyfi Dursunoğlu bir röportajında Hafız babası Mehmet Bey Seyfi daha bebekken İstanbul'a iş kurmak için gitmişti.
Geçen birkaç yılın ardından onlar da İstanbul'a taşınmışlardı. Başlangıçta vefa semtinde oturmuşlardı.
Ama bir süre sonra beylerbeyinden bir ev alıp oraya taşındılar. Hatta emlakçı babası Mehmet Bey'e satın alabilecekleri evleri gösterirken
ki bunlardan birisi yalıymış Mehmet Bey yalıdan ziyade camiye yakın olan bir evi tercih etmişti.
Yani dinine bağlı bir adamdı. Çocukluğunu çok mutlu olarak anlatmasa da birçok anası vardı.
Hatta onlardan birisi şöyleydi. Ablamla evcilik oynardık.
Yemek yapmayı severdi. Ufak tencereleri vardı ama büyük ablam malzeme vermezdi evden.
Ablamın evi de çok güzeldi. O da bana derdi ki kasaba git.
De ki annem düştü bacağı morardı bir parça et istiyor onun üstüne koyacak. İyi gelirmiş de.
Yalancılığım orada başladı herhalde. Gider alır gelirdim ve ablam onu yemek yapardı.
Nasıl bir yemekti hatırlamıyorum ama oturur onu büyük bir iştahla yerdik diye anlatıyordu.
Babasının otoriter ve sert haline karşın annesi ise çok yumuşak başlı sessiz bir kadındı.
Yani Seyfi duygusal olarak her taraftan farklı şekilde besliyordu kendini. Çocuk geldi.
O yüzden şarkılar söylüyor taklitler yapıyordu. Gelecekte neler yapacağının sinyallerini veriyordu aslında.
Kardeşleri arasında en şanslılardan birisiydi. Çünkü dünyaya onlardan daha geç gelmişti.
Mesela abileri çok okumadı diye babası onu dönemin en iyi okullarından birisi olan
Fecriati Lisesi'ne göndermişti. Paralı bir okuldu burası ve
Seyfi ilk ve ortaokulu burada tamamladı. Bu okulda Zeki Müren ile arkadaştı.
Ancak Seyfi ortaokuldayken Müren lisedeydi ve okul müdürünün ortaokuluna girdi.
Ortaokul ve lisedelerin görüşmesine getirdiği yasakla pek güçlü bir arkadaşlık kuramamışlardı.
Tülay German, Meral Güneyman, Verda Erman, Hülya Tarcan, Zeynep Yaman Türk gibi ünlü isimlerin hocası
ayrıca oyuncu ve tiyatrocu Bedia Muaffet'in de eşi olan Ferdi Şitatser ayrıca Seyfi'nin de ilk piyano hocasıydı.
Yani bu kadar sayışımdan anlayın hocanın büyüklüğünü. Seyfi o okulda olduğu için çok şanslıydı.
Derste piyano çalanları hayran hayran izliyordu ve Ferdi Bey onun bu okulda olduğu için çok şanslıydı.
Ferdi Bey bu ilgisini anlamış, yeteneğini de keşfetmişti. Ücretsiz ders vermeye başladı Seyfi'ye.
Hocası ona tek el ders veriyor, Seyfi ona ertesi gün çift deli iade ediyordu. Hayli yetenekli olduğu belliydi.
Okulu yatılı olduğu için kimse bir şey de diyemezdi. Fakat yaz tatili geldiğinde piyano derslerine devam etmesi gerekiyordu.
Babasından sonra çıkıp derslere gidiyor, ardından babası eve gelmeden yetişiyordu. Ama bir gün yetişemedi ve babasından sonra geldi.
Hal böyle olunca dinine çabalıyordu. Çok bağlı olan baba Seyfi'nin notu kağıtlarını parçaladı ve onu din dersine gitmeye zorladı.
Seyfi'nin liseye geçeceği dönemde ablası bir subayla evlenmişti. Biraz tutumluydu.
Babasına para verip okula göndereceğine gel biz bunu asker yapalım hem yakışıktı da deniz subayı olsun diye teklif yapmıştı Seyfi için.
Bu fikir babasının aklına yatınca Seyfi istemeye istemeye tamam demek zorunda kalmıştı. Yakında sınavlar vardı.
Sürekli annesine dert yanıyordu sınava girmek istemediğine dair. Annesi de yanlış cevaplar verdiğine akıl vermişti.
Seyfi sınava girdi ve bilerek yanlış cevaplar verdi. Ama yeni eniştesi torpil yaptırarak bir şekilde ona sınavı kazandırdı.
Sınavı kazanan 90 kişiden 82. olmuştu. İstemeden başkasının hakkına tecavüz ettim diyordu gelecekte.
Okurken de hala gönülsüzdü. İlk seneyi bitir sene alacağız hadi ikinci sene derken üçüncü senenin sonuna gelmişti.
Buradan sonrası harbiyeydi ve oradan hiç çıkamayacaktı. O da kendi sorununu kendisi çözdü.
O dönem 4-5 dersten bilerek kalarak nihayet okuldan atılmayı başardı. Kurtulmuştu ya şimdi tam bir arı gibi çalışıyordu.
Ama ne çalışmak sınıf birincisi olmuştu. Diğer okuldan atılmanın sorumluluğunu hissettiği için ailesinin boynunu yere eğmemek adına yapıyordu bunu.
Ama aklında hep başka bir şey vardı. Çocukluğunda evde farklı müzik dinlemek yasaktı.
Klasik Türk müziği bile yasaktı. Sadece türkü dinleniyordu.
Tahmin ettiğiniz gibi Seyfi'nin nihai amacı sanatçı, tiyatrocu olmaktı.
Ailede açık görüşlü olduğunu düşündüğü bir kişi vardı. O da Seyfi'nin İzmir'deki amcasıydı.
Ama onun hakkında yanılıyordu. Bin bir bahaneyle babasından izin kopararak İzmir'e, amcasının yanına gitti.
Amcasına tiyatrocu olmak istediğini söylediğinde ise aldığı cevap şuydu. Ne diyorsun sen?
Bizim aileden tiyatrocu falan çıkmaz. Defol.
Biletini al ve geri dön demişti amcası. Ve Seyfi döndü.
Bir süre bu konuyu kimseye açmadı. Amcası bile ardında durmayacaksa hiç şansı yoktu.
Zamana bırakmaya karar verdi. Geçen yıllar ile birlikte İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi bölümüne kaydoldu.
Aslında biraz da kaydolmuş olmak için yaptı bunu. Çünkü okulun devam zorunluluğu yoktu.
Günler geçti, Seyfi dışarlarda gezdi, babası ise iflasın eşiğine geldi. Artık gezemezdi.
Okulda da gönlü yoktu, bari askere gideyim dedi. Askerden geldiğinde ailesinin durumu aynıydı.
Seyfi de SSK'da memur olmuştu. Arada bir dönemin en ünlü mekanlarından olan kulüp 12'de takılıyordu.
Fakat yaşı ilerlese de ailesindeki otorite ve baskı hala devam ediyordu. Bir gün abisiyle büyük bir tartışma yaşadı ve söylediğine göre 25-30 yaşlarında evden ayrıldı.
Bir yılda iki ev değiştirdikten sonra en son Şişli'de bir bodrum kata taşındı. Evin hali, durumu onun için çok muhim değildi.
Tek kriteri kaloriferdi. Ve evi kaloriferliydi.
Onun için yeterliydi yani. Zaten içindeki huysuz vircini keşfedene dek bu bodrum katta yaşayacaktı.
Memurluktan kazandığı parayla geçinemiyordu. İkinci bir iş ararken bir terziyle tanıştı ve akşamları ek iş olarak terzilik yapmaya başladı.
Bu iş ona iyi gelmişti. Hatta dükkanda işi bitmeyince evde devam edebilmek için eve bir makine aldı.
Yoruluyordu ama çalışmaktan gocunmuyordu. Tüm bunları yaparken bir yandan da para biriktiriyordu.
Hatta bir dönem küçük çapta tefeciliğe bile girişmişti. Ve biriktirdiği paradan memur arkadaşlarına faizle borç veriyordu.
Seyfi işe gidip gelirken hep düşünüyordu. Terzimi olayım, ne olayım, bir şey olayım, bir şey yapayım, bu memuriyetten kurtulayım ama nasıl?
Bir gün bu borçlarla alakalı müdürünün söyledikleri de aklına takılmıştı. Sen memursun, ayda 100 lira borç yapıyorsun.
Ben müdürüm, ayda 500 lira borç yapıyorum. Yani zannetme ki müdür olduğun zaman olaylar düzelecek demişti müdürü.
Evinin sahibi de en iyisi zengin bir kadın bulup, evlen yoksa bu hayattan kurtulamazsın diye tavsiyeler veriyordu.
Hal böyle olunca bunları aklına öylesine kazımıştı ki memuriyetten ayrılıp bir şey yapmayı kafasına koydu. Yapması gereken işi sürekli şekillendiriyordu kafasında.
Becerebileceği bir şey ve fiziğini kaybettiğinde de hala geçerli olmalıydı bu iş. Aklına komedyenlik geldi.
Daha çocukken söylemeye başladığı kantolar, taklit ettiği roller neden olmasın da mühim olan ağzımdan çıkan laftır. Ömrümün sonuna kadar komedyen olmalıydı.
Olurum dedim diye anlatıyordu karar verdiği ana. Hala sosyal sigortalarda çalışmaya devam ediyordu.
Bir yandan da kararlarına bir adım yaklaşmak istiyordu. Kadın kılığına girerse memuriyetten beni kimse tanımaz diye düşünmüştü.
Çok genç yaşlarda şöhret olmak isterdim diye anlatıyordu yıllar sonra. Oysa ilk kez sahneye çıktığında 38 yaşındaydı.
Tesadüf kulüp 12'de Ramazan eğlenceleri yapılıyordu. Ve şöyle anlatıyordu o günü.
Belceha yazıcı diye bir hanım var. O beni ekibine alıyor.
Onun programının arasında çıkıyorum. Arkadaşla beraber kanta yapıyorum.
İçeri giriyorum. Kıyafet değiştiriyorum.
Çıkıyorum. Charleston yapıyorum.
Tekrar selam veriyorum. Peruğumu çıkarıp içeri giriyorum diyordu.
Ardından eski arkadaşı Zeki Müren'in onun oryantel dansını seyretmek istemesi üzerine Seyfi başka bir mekanda daha çıkmıştı.
O mekanda bazı ufak tatsız olaylar yaşansa da sonuç olarak eski arkadaşı ünlü Zeki Müren'e performansını sergileyebilmişti Seyfi.
Sonra Zeki Müren ile bir kahvaltıda bir araya geldiler. Ve şöyle anlattı o gün.
Sen ne kadar maaş alıyorsun Seyfi dedi. 395 lira dedim.
Zeki Müren güldü. Bir fenama gitti o gülmeye.
395 denir de 400 denmez. Ona gülüyor.
Fakat o kahkaha benim kafama çivi gibi çakıldı. Ve ondan sonra sanatçı olmaya karar verdim işte diyordu Seyfi.
Geçen günler eşliğinde bizimki neler yapabileceğini düşünmeye devam ediyordu. Kafasına koymuştu sanatçı olmayı.
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
Downloads last month
42